Sect history
150 theses under this subject heading
İslam düşüncesinde tecdid kavramı ve Tanzimat dönemine yansımaları
İslam düşüncesinde bilhassa modern dönemde yoğun olarak gündeme gelen dini yenileme olgusu, tecdid, ıslah, ihya gibi çeşitli kavramlarla ifade edilmektedir. Bu kavramlardan en yaygın ve erken dönem kullanımı bu konuda hadis rivayeti bulunmasından hareketle tecdid kavramıdır. Bu çalışmada tecdid kavramı özelinde İslam düşüncesinde ortaya çıkan dini yenileme anlayışları incelenmektedir. Araştırmada, etimoloji ve semantik biliminin yardımıyla tecdid kavramı tanımlanmakta ve erken dönemden itibaren İslam düşüncesindeki anlaşılma biçimleri tespit edilmektedir. Tecdid rivayetinin; dolayısıyla kavramın dini yenileme bağlamında erken dönemde özellikle Şafiî mezhebi çevresinde gündeme alınması ve 'sünnetlerin ihyası bid'atlerin ortadan kaldırılması' olarak ifade edilmesi, meselenin mezhepler tarihi açısından değerlendirmesini gerektirmektedir. Buradan hareketle çalışmada, Şâfiîlik, Hanbelîlik ve Mâlikîlik çerçevesinde geleneksel-muhafazakâr din anlayışı; Hanefîlik ve Mu'tezile mezhebi örnekleriyle de akılcı-hadarî din anlayışı tetkik edilmektedir. Dinin yenilenmesi bağlamında tecdid kavramından hareketle klasik dönemde gelenekçi-muhafazakâr din anlayışının yaklaşımı tespit edilebilmektedir. Akılcı Hadarî din anlayışının kavram özelinde meseleye yaklaşımının örneği ise modernleşme dönemi olan Osmanlı Devleti'nin Tanzimat döneminde görülmektedir. Dinin ve devletin Tanzimat esaslarının tatbik edilmesiyle tecdid edileceği görüşündeki üst düzey ulema ve devlet erkanının yaklaşımı, kavramın dini yenileme bağlamında modernleşme döneminde Hanefî-Mâtürîdî çevrede anlaşılma biçiminin bir örneğini sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: İlahiyat, İslam Mezhepleri Tarihi, Tecdid, Dinî Yenilenme, Tanzimat, Şâfiî Mezhebi, Hanefîlik
İslamî hareketlerde kadının rolü: Zeynep Gazali örneği
Mısır merkezli kurulan İhvan-ı Müslimin teşkilatı, İslam dünyası ve dini hareketler bağlamında uluslararası arenada kendisine yer edinmiş önemli bir organizasyondur. Bu teşkilatın kadınlara yönelik algıları/tutumları ve Müslüman kadınların bu hareket içerisindeki rolü, İslam dünyasında toplumsal rollerin cinsiyet üzerinden anlaşılması açısından önemlidir. Buradan hareketle İhvan-ı Müslimin teşkilatının kadınlara yönelik tutumları ve Müslüman kadınların bu teşkilat içerisindeki rollerini Zeynep Gazali örneğinde analiz etmek bu çalışmanın temel amacını ifade etmektedir. Özellikle, Gazali'nin Mısır İslam toplumu ve İhvan-ı Müslimin içerisinde ne denli etkin olduğunu anlamak ve hangi alanlarda bu etkinin ortaya çıktığını görmek, onun kadınlara yönelik faaliyetleri ve ortaya koymuş olduğu düşüncelerinin akademik bir bakış açısıyla incelenmesini hak etmektedir. Onun kadın konusundaki yaklaşımlarını dini, siyasi ve sosyal boyutuyla ortaya çıkarmak hem İhvan'ın hem de Mısır'ın toplumsal ve dini yapısını anlamak için bizlere önemli bir perspektif sunmaktadır. Bu bağlamda Gazali'nin hayatı, belirli alanlardaki düşünceleri ve sosyal faaliyetleri detaylı bir şekilde ele alınmış, İhvan-ı Müslimin'in Müslüman kadınlara bakış açısı kapsamlı bir şekilde değerlendirilmiştir. Araştırma, üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, İhvan-ı Müslim'in tarihi arka planı ele alınmış, kurucusu Hasan el-Benna'nın rolü ve teşkilatın kadınlara yönelik ilk yapılanmaları incelenmiştir. İhvan teşkilatında kadınların rolünün anlaşılması için Müslüman Kız Kardeşler Teşkilatı'nın kurumsal amaçları incelenmiştir. İhvan-ı Müslimin'in kadınları toplumsal faaliyetlere ne derece ve nasıl dahil ettiği ve teşkilatın kadın üyelerin özel ve kamusal alanda hangi sınırlamalarla değerlendirdiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, Zeynep Gazali'nin hayatı detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Gazali'nin doğumu, eğitimi, gençlik yılları ve aktivist dönemine dair geniş bir perspektif sunulmuştur. Ayrıca, Gazali'nin fikrini etkileyen öncü şahsiyetler ve eserleri üzerinde de detaylı bir şekilde durulmuştur. Ayrıca Gazali'nin bireysel yaşamı çerçevesinde düşünsel gelişimi ve zihni temelleri etraflıca incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Zeynep Gazali'nin dini, siyasi, kadın ve aile hayatına dair düşünce dünyası ile sosyal faaliyetleri analiz edilmiştir. Çalışmanın kaynakları arasında, Zeynep Gazali'nin kendi eserleri başta olmak üzere, Gazali hakkında Türkiye'de, Batı literatüründe ve İslam dünyasında yapılan çalışmalar ve kendisi ile yapılan röportajlar bulunmaktadır.
الآراء المذهبية العقدية لابن بطة في كتابه الشّرح والإبانة
The Hanbali school, attributed to Ahmad ibn Hanbal, while being one of the four Sunni schools of jurisprudence, is also distinguished by its unique theological and political views. Ibn Batta al-Akbari (d. 387/997), is one of the leading scholars of the Hanbeli and played a significant role in disseminating and strengthening this school through his students who learned from him, in addition to his numerous works, most notably his book al-Sharh wal Ibanah 'ala Usûl al-Sunnah wal Diyanah (The Explanation and Clarification of the Principles of the Sunnah and Religion). In this Book, Ibn Batta discusses the Hanbali school's theological views and supports them with evidence from the Quran, Sunnah, and the sayings of the early scholars. He also adopts a sharp style in refuting heretical beliefs and sects that he considers deviant, particularly the Shia, Kharijites, Mu'tazila, Jahmiyya, and Murji'a. He directs scathing criticism at prominent figures in these sects, such as Ma'bad al-Juhani, Gaylan al-Dimashqi, Ja'd Ibn Dirham, Jahm Ibn Safwan, Abu Hanifa, Bishr al-Marisi and Qarabisi. This thesis provides an overview of the Hanbalis and their scholars, as well as the life of Ibn Batta and the political and cultural context at his time. It focuses on Ibn Batta's theological and jurisprudential views, as well as his opinions on other schools of thought and figures. This analysis is conducted using the methodology of the history of Islamic sects, aiming for an unbiased presentation.
İbâdî fıkhının tarihsel gelişimi (Umman örneği)
Fitne dönemi sonrasında ortaya çıkan ve Hâricîlerin Ehl-i sünnete en yakın fırkası olarak bilinen İbâdiyye mezhebi gerek fiziksel uzaklığı gerek düşüncelerinin farklılığı dolayısıyla detaylı olarak araştırılmamıştır. İslam dünyasında yapılan çalışmalarda mezkûr mezhebin itikadî boyutu araştırma konusu olmuş; ancak fıkhî/amelî boyutu yeterince araştırılmamıştır. Halbuki İbâdiyye mezhebinde azımsanmayacak derecede geniş bir fürû fıkıh literatürü bulunmaktadır. Bu literatürün oluşumu mezhebin kurucu imamı Câbir b. Zeyd (v.93) ile İslam tarihinin erken dönemlerinde başlamıştır. Mezhep; Umman, Libya, Tunus, Cezayir, Zengibar gibi günümüz İslam coğrafyasının farklı yerlerinde varlığını devam ettirdiği için literatür oluşumu da günümüze kadar devam etmiş ve hali hazırda da devam etmektedir. Yukarıda zikrettiğimiz araştırma eksikliğinden ötürü, bu çalışmada öncelikle mezhebin günümüzdeki temsilcisi konumunda olan en çok Umman hakkında ve İbâdiyye mezhebinin doğuşu ile itikadi görüşleri hakkında bilgiler verilmiştir. Akabinde ise İbâdî fıkhını tanıtıcı bilgilere yer verilmiştir. Bu bağlamda önce İbâdî fıkhının kurucu isimleri, mezhebin fıkıh usulü anlayışı ve farklı fürû görüşleri ele alınmıştır. Müteakip bölümde ise İbâdiyye mezhebinin fıkhî boyutunun tarihsel süreçte geçirdiği merhaleler, her asırda yaşamış İbâdî fukaha ve onların kaleme aldıkları fıkıh eserleri incelenerek tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu yöntemle hem İbâdî fıkıh literatürüne dair bilgiler edinilmiş hem de mezhebin fıkıh tarihi incelenerek İbâdî fıkhının teşekkül süreci ve bu süreçte etkili olan durumlar ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır.
Şia'da İmâmet teorisi ve Küleynî'nin el-Kâfî adlı eserinin hüccet bölümünde geçen ortak ve âmme raviler
Bu çalışmada, İmamiyye Şia'sı hakkında kısaca bilgi verdikten sonra bu mezhebin en önemli itikadî meselesi olan imâmet teorisi işlenecektir. İmamiyye'nin bu teoriyi delillendirmek için başvurduğu âyet ve hadisler ile bu nasları nasıl yorumladıkları üzerinde durulacaktır. Küleynî'nin oldukça kapsamlı bir başlık altında İmâmet teorisine delil olarak gösterilen rivâyetlere yer verdiği el-Kâfî'si, İmamiyye'nin bu meseledeki delillerini bir arada görme imkânı vermesi yönüyle önemli bir eserdir. Bu sebeple çalışmamızda el-Kâfî'nin "Kitâbu'l-huccet" bölümü hakkında da bilgi verilecek ve söz konusu bölümde geçen ortak ve amme râvîlerin biyografisi incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Mezhep, Şia, İmâmet, Râvî, Ortak, Amme.
Beyhakî'nin el-Hilâfiyyât adlı eserinde Hanefîlere yönelik tenkitleri
Beyhakî, el-Hilâfiyyat adlı eserinde Hanefî ve Şâfiîlerin ihtilaf ettikleri meselelere dair hadisleri bir araya getirmiştir. Söz konusu hadisleri sened ve metin açısından değerlendiren Beyhakî, Şâfiîlerin kullandıkları hadislerin sıhhatine vurgu yaparken Hanefîlerin istidlalde bulundukları hadislerin amele elverişli olmadıklarını göstermeye çalışmıştır. Bu araştırmada, Hanefîleri "hadisten anlamayan" ve "kendi mezhebine göre rivayet eden" gibi sözlerle itham eden Beyhakî'nin ilgili kitabındaki tenkitler tespit edilmiş ve ayrı başlıklar altında değerlendirilmiştir. Ayrıca araştırmanın ilk bölümünde farklı açılardan ele alınan eserin, hilâf literatüründeki yeri ortaya konmaya çalışılmıştır.
El-İbaziye'de (Doğu'da Umman'dan Batı'da Kuzey Afrika'ya kadar) hicri 1. yüzyılın ortasından 3. yüzyıla kadar siyasi ve fikri hareketler
İbaziye mezhebi, Hicri 1. yüzyılın ortasından 3. yüzyılın sonlarına kadar Doğu'da Umman'dan Batı'da Kuzey Afrika'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada önemli siyasi ve fikri hareketlere sahne olmuştur. Erken dönem İslam tarihinde ortaya çıkan bu mezhep, farklı bölgelerdeki siyasi yapılar ve toplumsal hareketlerle yakın ilişki içinde bulunmuştur. İlk dönem liderlerinin faaliyetleri ve bu dönemdeki mezhepsel ayrışmalar, İbaziye'nin şekillenmesinde kilit rol oynamıştır.İbaziye mezhebinin yayılma sürecinde, yerel otoritelerle ilişkiler, siyasi mücadeleler ve bu mücadelenin fikir dünyasına yansımaları incelenmektedir. Mezhebin teolojik ve hukuki görüşlerinin gelişimi, bu dönemdeki diğer İslami akımlarla olan etkileşimleriyle birlikte değerlendirilmiştir. Çalışma, söz konusu dönemde İslam dünyasının siyasal ve entelektüel dinamiklerine ışık tutmaktadır.
The influence of ehli Sunnah and Shia conflict on the historiography of sects in hijri fourteenth century (The case of Tabarî and Ya'qubî))
The Impact of Sunni-Shiite Conflict in the Codification of History in the Fourth Century AH and the Difference of Historical Analysis of the Al Fitna Al Kubra (Great Sedition) Al Tabari and Al Yaqubi as examples The study dealt with the position of two prominent historians who lived in the third and fourth centuries AH, namely Al Tabari (310 AH) from a Sunni perspective and Al Yaqubi (292) from a Shiite perspective. The study examined their social, cultural and political backgrounds. It also explains the different characteristics of the image of Al Fitna Al Kubra to them. A study dating to the great sedition in the fourth century AH represented by the Shiite Al Yaqubi and the Sunni Al Tabari, as authorized references to monitor the events of the Great Fitna. Perhaps such studies shed light on the value of the first historical sources in the period of Al Fitna Al Kubra. A question could be asked about the credibility of these sources and the value of their narratives, to state that these narratives do not represent authentic accounts of the period I am talking about, but rather belong to a later period and represent the whims of this later period and its trends. This approach enables us to deepen our understanding of the events of the great sedition on the one hand, and to identify more accurately its historians on the other. The research tackles the issue of conflict through the search for the Sunni- Shiite conflict and its impact in the fourth century AH, which represents the founding period for the emergence of movements and movements in an era of chaos and unrest, especially the Abbasid family struggle with the anti-Shiite movements (Shiite opposition). The research concludes that the conflict was inevitable, and that the nature and circumstances of the conflict enabled the Shiites to adopt a policy of secret and organizational action. The policy of the state has changed from the policy of openness to a security policy with the Shiite movements, a policy stemming from the concept of preserving the security and the state entity, which was adopted by the Umayyad and Abbasid states. The methodology of the research proceeded according to the following plan: The nature of the study came as introduction with three chapters, followed by the conclusion and the most prominent results, followed by supplements containing scientific indexes adopted by the research. A brief overview of the methodology of the research plan and its most important sources and references are presented. It followed by an overview of the Sunni-Shiite conflict, in which it follows the impact of the great strife in the emergence of the difference and its inception. The first chapter is a historical presentation of the events of Great Fitna. Chapter II is devoted to the study of the political and military conflict between the Abbasid Sunni state on the one hand and the Qaramites and the Fatimids on the other. The third chapter came to look for the impact of the Sunni-Shiite conflict, in the codification of history in the fourth century AH and the difference of historical analysis of the Great Sedition. I have concluded the discussions in the chapters of this thesis. I have nothing to add but to refer the reader to the chapters and research, to read, to be able to find further outcome. Key Words: Sects, Fourth Century AH, Sunni-Shiite, Al Tabari and Yaqubi Quantity of Page: 470 Scientific Director: Assoc. Prof. Dr. Mehmet KESKİN
اٌّلا ػجذالله اٌج١زٛارٟ ٚوزبثٗ ٔبدٞ الإعلاَ فٝ ػٍُ اٌىلاَ
al-Bitevâtî is an Islamic scholar who lived in the thirteenth century AH. Like the Islamic scholars before him, he wrote a book called "Nadî al-Islam fîI'lm al-Kalam" in the field of faith. However, this work has not been edited as far as we know and there is no academic study on it. In this thesis, both the life and the work of al-Bitevatî are discussed. In addition, the content of the manuscript was evaluated by making an edited critique. While the critique of the editions of the manuscript was made, information about the hadiths, verses, sects and special names in the manuscript were given. Our thesis consists of an introduction three parts. In the first chapter, the life of the author is discussed. In the second part, the author's main views such as Accident and fate, husun and kubuh, prophethood and Risalet, Miracle and miracle, Angels and Jinn, Faith, events of the Hereafter and so on have been discussed and examined. The place of the author's views on these issues, including Asharism, of which he is a leading member, has been determined in Islamic thought. In the third part, two copies of the manuscript were compared and the editions were criticized. The non-critical editions of the work were also evaluated and their differences with the manuscripts were noted. The verse, hadith, place name, special names, denomination names and closed expressions found in the Manuscript are emphasized in the footnote. Key Words: Sects, al-Kalam, al-Bitevâtî, Nadî al-Islam fîI'lm al-Kalam.
الكاكائية تاريخهم وعقائدهم "أقليم كردستان نموذجاً"
The Kâkâiyye Sect is one of the sects characterized by esoteric and closed-mindedness. Even today, many people do not know about the members of this sect and their beliefs. Kâkâiyye is essentially a sect of Kurdish origin and a religious and sofi character that Sanctifying Hz. Ali. Members of the sect continue their lives in countries such as Iraq, Iran, Pakistan, Afghanistan, Azerbaijan, India and Russia. In this study, the history and beliefs of this religious group are generally emphasized. However, the issue of Kâkâiyye living in the Iraqi Kurdish Region has been studied in detail. The thesis consists of an introduction, two parts and a result. In the first chapter, the naming of Kâkâiyye, its history, origin and basic beliefs are discussed with an overview. In the second part, Kâkâiyye in Northern Iraq Kurdish Region has been examined. The birth of this religious group in this region, its history, beliefs and worship, religious hierarchy, customs and traditions, relations with other religions and sects and its current situation are discussed. The study has been completed with a result, bibliography and an appendix containing pictures. Keywords: Sect, Kâkâiyye, History, Faith, Northern Iraq, Kurdish إن هذه الطائفة (الكاكائية) تعدُّ من الطوائف التي تتميز بالباطنية والانغلاق، وهذه الطائفة تمتدُ جذورها الى ما قبل قرون عديدة وطائفة كهذه كان ولابدّ أن تكون معلومةً بين مجتمعاتنا إلا أنهم أُهمشُوا عبر التاريخ، لذا اردتُ بهذا البحث إظهار ماتيسر لي من معلومات عنهم وعن عقيدتهم وأسس دينيهم، وأن من أساسيات دينهم أن لايُظهِرَ الكاكائي شيئاً أو معلومة عن عقيدته ولهذا السبب يصعب على كثير منّا أن نتعرف عليهم، والكاكائية طائفة دينية كوردية تصوفية قديمة منتشرة في كثير من المناطق ومنها (العراق، ايران، تركيا، سوريا، باكستان، افغانستان، اذربيجان، هندستان، روسيا..) وإن اغلبية الكاكائيين يقطنون في إيران ويسمّون بـ(اهل الحق، يارسان)، أما بالنسبة لكاكائية العراق فيطلقون عليهم تسمية (الكاكائيين، الصارلية، قلم الحاج) وهي مأخوذة من كلمة (كاكه) اي بمعنى (أخ) بالكوردية و(الاخيّة) باللغة العربية، وفي تركيا يسمونهم بـ(علي الإلهي)، وهم تؤمن بإله واحد وهو (الله) متأثرين بإلامام علي (رضى الله عنه) ويعدّون انفسهم اتباعه ويعتقدون بأن روح الله في جسد الإمام علي (رضى الله عنه) وهم يقدسونه تقديساً عظيماً، ويؤمنون بتناسخ الاوراح ويعدّ التناسخ عند الكاكائية ركناً اساسياً من اركان دينهم ومن صفاتهم إطالة الشوارب، بحسب المصادر التاريخية فإن جذور هذه الديانة تمتد الى الديانة (الميثرائية والزرادشتية)، هذه النحلة تؤمن بالكتب السماوية وليس لهم نبي او رسول، مؤسس هذه الطائفة هو (السلطان اسحاق بن عيسى البرزنجي) المولود عام (716ه ــــــ 1317م) في قرية برزنجة التابعة لمحافظة السليمانية، ويعد زيارة قبر المذكور حَجّاً لهم لكن هناك رأي آخر يذكره بعض الكاكائية على أن مؤسس الكاكائية هو (عَمرُو بن لهب) الذي يُدعى بــــ(بهلول قطب العارفين) في القرن الثاني للهجرة وليس السلطان اسحاق وانما هو مجدد الطريقة ليس الاّ، أمّا بالنسبة لكتابهم المقدس فهي بعنوان (سَرَنْجامْ)، ويتكون الرسالة من ثلاث فصول، الفصل ألاول نبذة مختصرة عن تاريخ وعقائد الكاكائية في العالم والفصل الثاني تاريخهم بشكل مفصل "اقليم كردستان نموذجاً" أما الفصل الثالث عقائدهم في اقليم كردستان بشكل مفصل. الكلمات المفتاحية: الطائفة، العادات، التاريخ، الإيمان، شيمال العراق، الكردية
Nusayrîlikte mezhebe kabul töreninin tarihi ve sosyolojik tahlili
Nusayrîlerde sırrın verileceği kişilerle ilgili ciddi şartların ve süreçlerin olduğu bilinmektedir. Dine giriş törenleri gerek inancın devamlılığının sürmesi, gerekse mensubiyetin getirdiği toplumsal bağların sağlanması noktasında oldukça önemlidir. Burada öne çıkan kavram din amcalığıdır. Din amcalığı kurumu bireyin dine girişinde olgunluğunu ve sırrı muhafaza edip edemeyeceğini ölçen, kişiye Nusayrî öğretilerini ve kültürünü kazandıran kurumdur. Dine girecek bireyler ile biyolojik olarak bir bağları olmayan din amcaları, dini kültürün kazandırılmasını sağlarlar. Mezhebin genel yapısına hâkim olan gizlilik ve takîyye anlayışı, bireyi kendi etnik grubu içerisinde hayata hazırlarken, kendilerinin dışındaki grup ve topluluklara karşı da asosyal ve toplumun genelinden uzak kişiler haline getirebilmektedir. Dolayısıyla karmaşık ve toplumun genelinden kopuk, çift kişilikli bireyler ortaya çıkmaktadır. Burada araştırmaya ihtiyaç olan konu Nusayrilik'te mezhebe kabul şartlarının neler olduğu, bu şartların değişik dönemlerde nasıl uygulandığı, ne gibi değişimler ve esnemeler yaşadığıdır. Bu merasimlerin dini ve tarihsel süreç içerisinde nasıl şekillendiği ve nasıl uygulandığı konumuzun temelini oluşturmaktadır. Ayrıca mezhep içerisinde karşılaşılan farklı uygulamalar ve temellendirmelere de çalışmamızda yer verilmeye gayret edilmiştir. Genel olarak üç merhalede gerçekleşen bu merasimi bizatihi yaşamış olan, daha sonra Sünnî İslam'a geçmiş veya hala mezhep içerisinde kalarak şeyh konumuna kadar yükselen, hatta din amcalığı yapmış kişilere ulaşarak görüşmeler yapılmış, birinci ağızlardan öğrendiğimiz bilgiler de çalışmada yer bulmuştur. Bütün bunların sonunda Nusayrîler'de mezhebe kabul törenleri, amcalık kurumu, sosyal ağlar, sivil örgütlenme, sosyal hareketler ve kültürel nitelikleriyle sosyolojik bir değerlendirmede bulunulmuştur.
Dine bakış açısını şekillendirmede mezheplerin rolü
Müslümanlar, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in vefatını takiben din konusunda açıklayıcı ve yönlendirici, siyaset konusunda da hayatın her alanına hükmeden bir otoritenin yokluğu ile bir boşluğa düçâr olmuşlar ve muhtelif konularda görüş ayrılıklarına düşmüşlerdi. İhtilaf ettikleri konuların başında hilâfet meselesi geliyordu. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in hilâfetleri döneminde bu konu gündem teşkil etmemiş olsa da Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerinde potansiyel şiddetine kavuşmuş, sonuç itibariyle iki halîfenin de şehit edilmelerine kadar varan kanlı olaylara yol açmıştır. Savaşlar, inanç boyutuyla ilgili ihtiyaçlar, politikalar, fikirler ekseninde yaşanan tüm ihtilaflar neticesinde insanların gruplaşarak etraflarında toplandıkları, din adına görüş beyan eden, bazen hakikati söyleyen, bazen de hakikat tekelciliği yapan fırkalar, yani mezhepler doğmuştur. Gerek mezhepsel alamda gerekse dinî bir boyutu olan herhangi bir şekilde gruplaşmalar, önceden olduğu gibi içinde bulunduğumuz asırda ve kıyamete kadar da devam edecektir. Kimi zaman gerçekten hakikatin peşinde, Allah'ın istediği bir yaşam düzeni doğrultusunda hareket geliştiren gruplar, kimi zaman da rant, çıkar ve siyâsî gayelerle örgütleşen yapılar karşımıza çıkabilecektir. Müslüman toplumların, bu anlamdaki tarihsel tecrübeleri göz ardı etmeden kararlar vermesi elzemdir. Biz bu çalışmamızda, bahse konu olan mezheplerin ya da grupların hangi ortamda hangi şekilde doğup gelişme gösterdiklerini, dîni anlayış tarzlarını, dînin kendisi olarak görülmeleri sorununu, dinin siyâsi bir araç olarak kullanılıp istismar edilmesi hususunu konu edindik.
Şehbenderzâde Filibeli Ahmet Hilmi'nin Tarih-i İslam kitabının İslam Mezhepler Tarihi ve kelam açısından incelenmesi
Siyasî ihtirasların etkisinde kalan tarihçilerin büyük bir kısmı maalesef İslam tarihini objektif bir şekilde değerlendirememişlerdir. Şehbenderzâde Filibeli Ahmet Hilmi Bey, siyasî ihtirasların etkisinde kalan tarihçilerin, zahirî vazifeler, batınî faziletler, ahlak, irfan ve içtimaî vaziyet gibi birbirinden ayrı değerlendirilmesi gereken bahisleri birbirleriyle karıştırdıklarını belirtmiş ve Tarih-i İslam isim eserinde, bu minvalde gelişen tarih kültürünün İslam toplumlarını ciddi bir şekilde etkisi altına aldığını ifade etmiştir. Ahmet Hilmi Bey'e göre bu etki, İslam toplumları arasındaki ihtilafları ortadan kaldırmak ve sorunları çözmek yerine daha da çıkmaza sürüklemiş; nitekim tarihi süreç içerisinde İslam toplumları arasında ayrışma ve bunun neticesinde taassup kaçınılmaz olmuştur. Ahmet Hilmi Bey, İslam Mezhepler Tarihi'nin de siyasî ihtiraslardan nasibini aldığını ve yanlış temel üzerine bina edildiğini belirtmiştir. Bu düşüncesini İslam'ın en büyük iki mezhebi olan Ehl-i Sünnet ile Şîa arasındaki ihtilafları ele alarak desteklemeye çalışmıştır. Ayrıca Ahmet Hilmi Bey, Müslümanların yanlış temel üzerine inşa ettikleri tarih ilminin müsteşrikler tarafından istismar edildiğini, Hollandalı müsteşrik Dozy üzerinden örneklendirmeye çalışmıştır. Anahtar Kelimeler: Mezhepler Tarihi,Tarih-i İslam, Filibeli Ahmet Hilmi, Dozy, Mezhep
İbadetlerde kıyas (el-Mühezzeb örneği)
İbadetlerde kıyas konusu, Ebû İshâk eş-Şîrâzî (ö. 476/1083)'nin eseri el-Mühezzeb çerçevesinde incelenmiştir. Tezimizin amacı Şâfiî mezhebi açısından ibadetlerde kıyas yapmanın mümkün olup olmadığını; mümkün ise bunun hangi hâl ve şartlarda gerçekleştiğini somut örneklerle ortaya koymaktır. Tezin amacı doğrultusunda ilk önce Ebû İshâk eş-Şîrâzî'nin hayatı için tabakat kitaplarına bakılmıştır. Konunun iyi anlaşılabilmesi için ibadet ve kıyas kavramları için usul eserlerine özellikle Ebû İshâk eş-Şîrâzî'nin Luma'ı üzerinde durulmuştur. Çalışmada usul eserlerinde kıyas yömteminin alanı ile ilgili olarak yapılan tartışmalara değinilmiştir. Bu çerçevede mezheb müctehidlerinin görüşlerine bakılmıştır. el-Mühezzeb'de geçen kıyas örnekleri incelenmiştir. El-Mühezzeb'in ibadetler bölümünde kıyas yönteminin nasıl ve hangi ifadelerle kullanıldığı tezde araştırma konusu edilmiştir. Tezin hedefi doğrultusunda, Şâfiî mezhebinde muamelatta olduğu gibi ibadetler sahasında da kıyasın kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Ancak namazın sayısı, rekâtları, zekâtın oranı gibi ibadetlerde akılla kavranılamayan hususlarda, kıyasın gerçekleşmeyeceği de ortaya konmaya çalışılmıştır.
Tarihsel ve kültürel boyutlarıyla Bingöl'de alevilik
Tarih boyunca birçok tanımı ve yorumu yapılan Alevîliği ele alan bu çalışmada; çıkış noktası olarak İslamın ilk yılları ele alınmıştır. Tarihi süreç içinde farklı tepkimeler sonucunda günümüze kadar ulaşan süreç neticesinde oluşan olaylar ve olaylara verilen tepkiler akademik tarafsızlık ilkesine bağlı kalınarak ele alınmıştır. Çalışmanın ana konusu olan bölge Alevîlerinin nereden geldikleri, nasıl yerleştikleri, demografik yapıları, inanç ve ibadetleri, farklı kültürlerle etkileşimleri ve inançlarının sosyal yaşamlarına etkileri ele alınmıştır. Çalışma; Kârer bölgesi merkeze alınarak bölge Alevîleri hakkında bilinen doğru ve yanlışların alana inilerek, klasik ve yakın çağ kaynaklarına dayandırılarak bilim dünyasına sunulması sürecini içermektedir. Anahtar kelimeler: Alevî, Alevîlik, Bektâşîlik, Şiâ, Bingöl
Ebu'l-feth muhammed eş-Şehristânî'de Mu'tezile ve kolları
Fetihler sonucu ülke topraklarının genişlemesi, değişik kültürlerle olan münasebetler, batı dünyasındaki felsefi eserlerin tercüme edilmesi Müslümanların farklı düşünmelerine ve ihtilâfların artmasına neden oldu. Mu'tezile mezhebi, Hicrî ikici asrın başlarında ortaya çıkmış, dördüncü asrın sonlarına kadar varlığını korumuştur. Bu zaman zarfında İslam coğrafyasında epey yankı uyandıran Mu'tezile hakkında iyi ya da kötü pek çok şey söylenmiştir. Tezimizin asıl konusu Ebu'l Feth Muhammed eş-Şehristânî'de Mu'tezile ve Kollarıdır. Tezimiz bir giriş ve iki ana bölümden oluşmaktadır. Girişte, Mu'tezile'nin doğuşu ve gelişmesi üzerinde durduktan sonra, birinci bölümde Mu'tezile mezhebinin fırkalarına değindik. Yani Ebu'l Feth Muhammed eş-Şehristânî'de Mu'tezile ve Fırkalarının nasıl değerlendirildiğini ve bu fırkaların özelliklerini, farklılıklarını izâh etmeye çalıştık. İkinci bölümde Mu'tezile mezhebinin kelâmî görüşlerini açıkladık. İslam Mezhepleri Tarihi içerisinde bu kadar öneme sahip olan Mu'tezile, Şehristânî'nin dikkatini çekmiş, bu vesileyle çalışma alanına girmiş ve bu mezhep hakkında çok detaylı ve önemli bilgileri kaleme almıştır.
Şâfiî mezhebinde Ashâbü'l-vücûh
Bu çalışma Şâfiî mezhebinde ashâbü'l-vücûh müctehidleri konusunu ele almaktadır. Bununla beraber ashâbü'l-vücûh kavramı, ashâbü'l-vücûhun ortaya çıkışı ve hangi müctehidler oldukları tespit edilmeye çalışılarak, Şâfiî mezhebindeki bu müctehidlerin ilmî mertebeleri ve konumları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ashâbü'l-vücûh konusu klasik eserler bağlamında ele alınmıştır. Ashâbü'l-vücûh müctehidleri Şâfiî fıkhında büyük bir öneme sahiptirler. Çünkü bu müctehidlerin İmam Şâfiî'den itibaren var oldukları kabul edilmektedir. Dolayısıyla Şâfiî mezhebinin ortaya çıkışı ve gelişimi başta olmak üzere konumları ve ortaya koydukları görüşleriyle Şâfiî mezhebinde büyük bir rol ve etkiye sahip olmuşlardır. Şâfiî fıkhında büyük önem arz eden bu müctehidler, ilmi tabaka bakımından mutlak müntesip müctehidden sonra gelen, mezhep imamının usulüne bağlı kalan ve görüşleri mezhepte vech olarak kabul edilen müctehidlerdir. Sayı bakımından büyük bir tabaka olan bu müctehidlerin görüşlerinin hangisinin dikkate alınacağı konusu ise belli kurallara tabi tutulmuştur. Anahtar Kelimeler: Şafii, Vech, Ashâbü'l-Vücûh, İctihad.
Mustafa Öz'ün hayatı, eserleri ve İslam mezhepleri tarihi alanındaki yeri
"Mustafa Öz'ün Hayatı, Eserleri ve İslam Mezhepleri Tarihi Alanındaki Yeri" konulu çalışmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın önemi, konusu ve amacını, araştırmanın metodu ve kaynaklarını kısa bir şekilde ele aldık. Birinci bölümde, geçmişten günümüze İslam Mezhepleri Tarihi'nin seyrini ana hatlarıyla işlemeye çalıştık. İkinci bölümde ise "Mustafa Öz'ün Hayatı, Eserleri ve İslam Mezhepleri Tarihi Alanındaki Yeri"ni ayrıntılı bir şekilde incelemeye çalıştık. Ayrıntılı bir şekilde işlememizin nedeni hayatını bilime adamış mümtâz bir şahsiyetin daha yakından ve doğru bir şekilde tanıtılmasına ve bu vesile ile sonradan gelecek nesil öğrenci ve akademisyenlere yol gösterme, yüksek istifâde yönünden katkı sağlamaktır. Sonuç bölümünde ise bu çalışmamız ile elde ettiğimiz bulguları ve vardığımız kanaatleri sunduk.
Ahmet Turan'ın hayatı, eserleri ve İslam mezhepleri tarihi alanındaki yeri
"Ahmet Turan'ın Hayatı, Eserleri ve İslâm Mezhepleri Tarihi Alanındaki Yeri" konulu çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Ahmet Turan, Hatay'ın Dörtyol ilçesinin Payas nahiyesinde doğmuştur. Paris Sorbonne Üniversitesi'nde doktora çalışmasını bitirdikten sonra 1982 yılında Ondokuz Mayıs Üniversitesi'ne atanmıştır. İslam Mezhepleri Tarihi alanında yazmış olduğu 'Yezidiler' ve 'Les Nusayrîs de Turquie dans la Region d'Hatay (Antioch)' isimli kitaplar, yaptığı yenilikler arasındadır. Ayrıca İslam Mezhepleri Tarihi alanında danışmanlığını yaptığı doktora öğrencilerine Türkiye'de yaşayan dini akımlar ve gruplar üzerine yaptırdığı saha çalışmaları alana sağladığı bir diğer katkıdır.
Ebu Yakub el-Vercelânî (ö. 570/1175) ve ibâdîyye
İslâm Tarihi'nin erken dönemlerinde ortaya çıkan ve şiddetle özdeşleştirilen Havârîc hareketi, Müslümanlar tarafından fazla teveccüh görülemediği için günümüze kadar ulaşamamıştır. Havârîc'in günümüze kadar gelen tek kolu İbâdîyye'dir. Çalışmamızda İbâdîyye'nin önemli âlimlerinden olan Ebû Ya'kūb Yûsuf b. İbrâhîm es-Sedrâtî el-Vercelânî'yi (ö. 570/1175) yazdığı eserleri aracılığıyla detaylı bir biyografisini araştırarak, İbâdîyye fırkasındaki önemini ortaya koymak olacaktır. Bu çalışma aynı zamanda İbâdîyye hakkında yapılan çalışmalara bir katkı sunarak, İbâdîyye'nin kendi kaynaklarından doğru bir şekilde ortaya konulmasını sağlamış olacaktır.
IŞİD (Irak-Şam İslâm Devleti) örgütünün teolojik zihniyet analizi ve temel kaynakları
Araştırmanın konusu, çağdaş dönemde İslâmî referansları istismar ederek küresel ölçekte olumsuz bir imaj oluşturan IŞİD örgütüdür. IŞİD, İslâm coğrafyasının farklı bölgelerinde süregelen siyasi istikrarsızlıklar ve iç çatışmaların bir ürünü olarak ortaya çıkmış; Irak ve Suriye'de ele geçirdiği topraklarda bir "İslâm Devleti" tesis ettiğini iddia etmiştir. Örgüt, İslâm'ın temel kaynakları olan Kur'ân ve Sünnet'i mezhebi usullerden bağımsız biçimde, kendi ideolojik amaçlarına uygun olarak yorumlamış; böylelikle dini metinleri selefî-cihadî anlayışla yeniden anlamlandırmıştır. İnanç sistemi bakımından Selefî–Hanbelî çizgiye dayanan IŞİD, tevhîd ilkesini merkezi konuma yerleştirerek bu ilkeye muhalif gördüğü tüm anlayış ve uygulamaları "şirk" ve "irtidat" olarak nitelemiştir. "El-Velâ ve'l-Berâ" prensibini, mü'minlere mutlak dostluk ve kâfirlerle kesin ayrışma şeklinde yorumlayarak hem gayrimüslimleri hem de kendi yorumuna uymayan Müslümanları hedef haline getirmiştir. Fıkhî alanda, şer'î hükümleri harfiyen uyguladığını ileri süren örgüt, klasik İslâm hukukunu tarihsel bağlamından kopararak aşırı biçimde yorumlamış; intihar eylemlerini "istişhâd operasyonu" adıyla yüceltmiş, kölelik ve cariyelik kurumlarını ihya etmeye kalkışmış, had cezalarını ise propaganda unsuru olarak kullanmıştır. Nübüvvet anlayışında kendisini "peygamberi yöntemi ihya eden tek yapı" olarak tanımlayan IŞİD, kıyamet hadislerine dayanarak bir kurtuluş mitolojisi inşa etmiş; İstanbul ve Roma'nın fethini ilâhî vaadin gerçekleşmesi olarak yorumlamıştır. Siyasi açıdan ise örgüt, modern ulus-devlet sistemini, demokrasiyi ve laikliği reddederek 2014'te ilan ettiği hilâfetle Sykes – Picot düzenini geçersiz saymış; ümmetin tek bir devlet çatısı altında birleşmesini ilâhî kaderin tecellisi şeklinde yorumlamıştır. IŞİD, Selefî düşüncenin aşırı uç bir yorumuna dayanarak tevhid, cihad, hilâfet ve hâkimiyet kavramlarını ideolojik bir zeminde yeniden tanımlamış; bu yönüyle Batıyla beraber kendilerinin dışındaki Müslüman topluluk ve yorumlara da cephe alarak eşi görülmemiş ölçüde dışlayıcı ve yıkıcı bir örnek teşkil etmiştir.
Fioreli Joachim'in apokaliptik düşünceleri ve 13. yüzyıl tarikatlarına etkileri üzerine tartışmalar
Dini yoksulluk tartışmaları XII ve XIII. yüzyıllarda Orta Çağ Avrupası'nın gündemindeki en önemli maddelerden biriydi. Gerek mevcut dönemin ekonomik gelişmeleriyle gerekse Hıristiyanlığın onlara yüklediği ahlaki misyonla alakalı olarak inananlar, İsa'nın havarilere öğütlediği gibi yoksul bir hayat sürmeleri gerektiğini düşündüler ve böylece kitleler halinde katı bir yoksulluk anlayışını benimsediler. Bu durum kimi zaman Kilise'nin bu insanlara yönelik sert tepkilerine ve yaptırımlarına sebep oldu. XIII. yüzyılın başlarında, zamanın ruhuna uygun olarak Kilise'nin izniyle kurulan Fransisken Tarikatı, dini yoksulluk anlayışının belki de en önde gelen temsilcisiydi fakat kendi aralarında yoksulluğun ne derecede yaşanması gerektiği problemini çözememişlerdi. Bu durum zaman içerisinde Fransiskenler arasında yoksulluk üzerinden yoğun tartışmalara ve bölünmelere sebep oldu. Kilise'nin duruma müdahil olmasıyla birlikte tartışma tarikatın dışına taştı ve Fransiskenler ile Kilise arasında bir çatışmaya dönüştü. Bu tartışmalar ve çatışmalar sırasında yoksulluğun katı bir biçimde yaşanması gerektiğine inanan Fransisken frerlerin en büyük motivasyonu Hıristiyan toplumunu beklediklerine inandıkları Şabat Çağı düşüncesiydi. Bu düşüncenin temelinde ise XII. yüzyılda yaşamış, Fioreli Joachim (1135-1202) adında bir keşiş vardı. Kitabı Mukaddes'in gizli anlamını çözmeye çalışan bir müfessir olan Joachim, ölümünden yaklaşık elli yıl sonra kendini Fransiskenler ve Kilise arasındaki mücadelenin tam ortasında bulmuştu. Anahtar Sözcükler: Apokaliptisizm, Eskatoloji, Kehanet, Ruhani Fransiskenler, Yoksulluk, Kilise, Hıristiyanlık
Vehhâbîliğin Selefî alt yapısı
Yüce Kur'an, insanları ortak paydada buluşmaya davet etmekle birlikte parçalanıp bölünmemeyi emretmektedir. İnsana bahşedilen aklın kullanılmasını öğütlemektedir. Birtakım dinî gruplar bilgiyi yeterince fonksiyonel bir hale getirememekte, geçmişte kalan olguları kutsallaştırmakta, derin kimlik krizleri yaşamaktadır. Çalışmamızda incelemeye çalıştığımız Selefilik, dönemsel olarak farklı tanımlamalar ile açıklanmıştır. Genel olarak, sahâbe, tâbiîn ve tebe-i tâbiîn neslinin dinî anlayışını ifade eden bu kavram ideolojik olarak farklı boyutlar edinmiştir. Bazı selefîler, bu ilk üç nesli kutsallaştırmıştır. Aynı zamanda gelenekçi bakış açısıyla bu ilk üç nesil ile birlikte dinin tamamlandığını iddia etmiş ve dinî anlamda yeniliklere karşı çıkmıştır. Selefilik, mezhep olmamakla birlikte dinî zihniyeti ve akımı ifade eden bir kavramdır. Dinî metinleri anlama ve yorumlama çabaları içerisinde olan literalist okumayı savunan Selefîlik, tutucu ve muhafazakâr bir anlayış ile akılcı düşünceyi öteleyip kendine özgü sistem meydana getirmiştir. Selefilik, ilk üç neslin dinî anlayışnı ve metodunu benimseyen İbn Teymiyye (öl. 728/1328) ve talebesi İbn Kayyım el-Cevziyye (öl. 751/1350) ile düşünce sistemi haline gelmiştir. Daha sonra gelen ve modern asırda çokça tartışılan dinî gruplar, kendi kaynaklarında sürekli ilk üç nesle atıf yapmış ve bu nesillerde olmayan uygulamalara karşı çıkılmıştır. Dinî alan kısıtlanarak radikal düşünce tarzları ön plana çıkmıştır. Çeşitli Müslüman coğrafyalarda ortaya çıkan şiddet, savaş ve geri kalmışlık gibi durumlar vardır. Bundan dolayı bu coğrafyalardaki dinî grupların karakteristik özellikleri ve dinî anlayışları incelenmesi gereken önemli bir olgudur. 18. yy'da Muhammed b. Abdulvehhâb (öl. 1206/1792) liderliğinde Necd bölgesinde İslam'ı tekrar diriltme gayesiyle ortaya çıkan Vehhâbîlik, 1744 yılında yapılan Dir'iye antlaşması ile siyâsî bir evreye girmiştir. Vehhâbîliğin yayılma sürecinde emr'i bi'l ma'ruf ve'n-nehyi'l ani'l-münker, bid'at, şirki ortadan kaldırma, tevhidi yayma gibi ilkeler önemli yapı taşları olmuştur.
Doğuşundan günümüze Vehhâbîliğin geçirdiği evreler
Vehhâbîliğin temelleri 1744 yılında Muhammed b. Suûd ile Muhammed b. Abdülvehhâb arasında imzalan Dir'iye İttifakı ile atılmıştır. Günümüze gelene kadar birçok evreden geçmiş ve varlığını devam ettirmeyi başarabilmiştir. Bu minvalde ilk olarak Vehhâbîliğin zuhurunu etkileyen görüşler ve faktörleri ele alınarak incelenmiştir. Yani Selefîlik, Harîcilik, Zahirîlik, Ahmed b. Hanbel ve Hanbelîlik, İbn Teymiyye ve görüşleri incelenmiştir. Yine bu çerçevede Hicaz bölgesinin ve özelde Vehhâbîliğin temellerinin atıldığı Necid bölgesinin siyasî, coğrafî, dinî ve Sosyo-kültürel yapısına değinilmiştir. Konunun daha iyi anlaşılması ve Vehhâbîliğin düşünce yapısının idrak edilmesi adına İbn Abdülvehhâb'ın hayatı ve görüşlerine vurgu yapılmıştır. İbn Abdülvehhâb ve Muhammed b. Suûd'un Dir'iye İttifakı ile güçlerini birleştirmesi, Vehhâbîliğin ritüellerini yerine getirerek mezhepleşme sürecini oluşturmuş, Suûd ailesi için de bu hareket siyasî bir zafer elde etmesine vesile olmuştur. Bu antlaşma neticesinde Vehhâbîlerin mezhebi teşekkül etmeye ve yayılmaya fırsat bulmuş, Suûd ailesi de bölgede ilk devletleri olan Birinci Suûd Devleti'ni kurmuştur. Tabi bu devletin kurulmasının en büyük sebeplerinden birisi Osmanlı Devleti'nin o dönemlerde içinde bulunduğu durum olmuştur. Dinî fanatizmin hat safhada olduğu bu devlet yapılanmasında Vehhâbîler, Hicaz bölgesinin kontrolünü ele geçirerek mezheplerinin pratikleri olan, özellikle bid'atlarla mücadele ve insanları tevhide davet etme bağlamında birçok faaliyet yürütmüşlerdir. Bu faaliyetleri yürütürken sergiledikleri aşırı tavırların oluşturduğu yaralar neredeyse günümüzde hâlâ sarılamamıştır. Osmanlı Devleti'nin Birinci Suûd Devleti'ne son vermesi Vehhâbîleri ve Sûudîleri kısmi olarak sindirmiş olsa da akıllarında ki düşünceleri yok etmeye vakıf olamamıştır. Ardından kurulan Suûdi -Vehhâbî devleti de uzun süre varlığını devam ettiremeyerek son bulmuştur. Akabinde çıkan Ⅰ.Dünya Savaşı'ndan faydalanarak kurulan Suûdi Devletlerinin üçüncüsü olan ve günümüzde Suûdi Arabistan Krallığı olarak bilinen devlette aynı şekilde Suûdi -Vehhâbî ittifakıyla kurulmuştur. Bu çerçevede devletin kuruluşuna çok büyük katkı sağlayan İhvan teşkilatı incelenmiştir. Akabinde petrolün bulunması ve devlette olan değişikliklere değinilmiştir. Günümüze kadar Vehhâbîlik ve fanatizminde nasıl değişiklikler olmuş, Suûdi ve Cihadî Selefîlik gruplanmaları nasıl oluşmuş, bu gruplar neyi savunmuş ve neler yapmış gibi hususlara kısaca değinildikten sonra, çalışmamız Vehhâbîliğin Türkiye'ye girişi ve Türkiye'de yürüttüğü faaliyetler hakkında kısaca verilen bilgilerin nihayetinde son bulmuştur.