Malnutrition

107 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Kemoterapi alan hastalarda tat alma değişikliği ve malnütrisyon riski

Bu çalışmayla; kemoterapi alan hastalarda tat alma değişikliği ve malnütrisyon riskinin incelenmesi amaçlandı. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi İç Hastalıkları Kliniği ve Günübirlik Kemoterapi Ünitesi'ne Aralık 2016-Temmuz 2017 tarihleri arasında başvuran ve kemoterapi alan hastalar arasından, çalışmaya katılmaya gönüllü olanlar çalışmanın örneklemini (n=200) oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Kemoterapi Alan Hasta Tanıtımı Formu", "Kemoterapiye Bağlı Tat Alma Değişikliği Ölçeği (K-TADÖ)" ve "Malnütrisyon Evrensel Tarama Aracı (MUST)" kullanıldı. Formlar yüz yüze görüşme tekniği ile araştırmacı tarafından dolduruldu. Verilerin değerlendirilmesinde KolmogorovSmirnov dağılım testi, Pearson Ki-Kare testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan hastaların %59'unun erkek, yaş ortalamasının 58,22±12,63 olduğu saptandı. En sık karşılaşılan kanserler arasında ilk sırada akciğer (%23) kanserinin olduğu bulundu. Çalışmaya katılan hastalarda kullanılan kemoterapi protokollerinin %17'sinin sisplatin/karboplatin, %15'inin eloxatin, 5 Fu, folinik asid ve %12'sinin paklitaksel/doxetakselden oluştuğu saptandı. Hastaların K-TADÖ alt boyutlarına göre karşılaştırıldığında; yaş, cinsiyet, tanı grupları, kemoterapi protokolleri, kilo kaybı ve ağız kuruluğunda anlamlı fark bulundu (p<0,05). K-TADÖ alt boyutlarından "Fantoguzi ve paraguzi" ve "Genal tat alma değişiklikleri" alt boyutları ile MUST arasında anlamlı fark olduğu görüldü. Tat alma değişikliği yaşayan hastaların malnütrisyon riskinin yüksek olduğu sonucuna varıldı. Araştırma sonuçları doğrultusunda, tat alma değişikliği ve malnütrisyon riskinin yönetiminde; tat değişikliğine gerekli önemin verilmesi, bu konu üzerine daha geniş çalışmaların yapılması ve diyet danışmanlığı planlanması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Kanser, kemoterapi, malnütrisyon, tat alma değişikliği

Beslenme incelemeleriKanser hastalarıMalnütrisyon+5
Didem Çetin
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında gastrointestinal semptomların beslenme durumu ve biyokimyasal parametreler ile ilişkisi

Bu çalışmada, hemodiyaliz (HD) tedavisi alan hastalarda görülen gastrointestinal (Gİ) semptomların beslenme durumu ve biyokimyasal parametrelerle olan ilişkisi incelendi. Çalışma örneklemini Bandırma Devlet Hastanesi Diyaliz Ünitesinde tedavi görmekte olan 88 HD hastası oluşturdu. Çalışma kapsamındaki hastaların beslenme durumlarının değerlendirilmesinde antropometrik ölçümlerden boy uzunluğu, kuru vücut ağırlığı, bel çevresi, üst-orta kol çevresi (ÜOKÇ), triceps deri kıvrım kalınlığı (TDKK) ölçüldü. Ayrıca 3 günlük besin tüketim kayıtları, Subjektif Global Değerlendirme - Diyaliz Malnütrisyon Skoru (SGD - DMS), Malnütrisyon İnflamasyon Skoru (MİS) kullanıldı. Biyokimyasal parametreler için hasta dosyalarına kayıt edilen kan analiz sonuçlarından yararlanıldı. Gİ semptomları ise Gastrointestinal Semptom Derecelendirme Ölçeği (GSDÖ) kullanılarak belirlendi. Hastaların SGD - DMS'ye göre beslenme durumları incelendiğinde 34 (%38,6)'nün hafif / orta malnütrisyonlu; MİS'e göre ise 46 (%52,3)'sının hafif / orta malnütrisyonlu olduğu tespit edildi. Hastaların antropometrik ölçümleri ile hem SGD - DMS ve hem de MİS puanları arasında istatistiksel olarak p<0,05 düzeyinde önem bulundu. Özellikle ÜOKÇ değerleri ile MİS puanı arasında çok yüksek düzeyde önemli korelasyonun varlığı belirlendi (p<0,001). Hastaların biyokimyasal parametrelerinden olan kreatinin, albümin ve ürik asit değerleri ile hem SGD - DMS ve hem de MİS puanları arasında istatistiksel olarak önemli düzeyde ilişki bulundu (P<0,05). Total protein değerleri ise sadece MİS puanı ile önemli ilişkiye sahip olduğu belirlendi (p<0,05). Ayrıca kreatinin ve albümin değerleri ile MİS puanı arasında istatistiksel olarak önemli bir ilişki bulunduğu tespit edildi (p<0,001). GSDÖ'ye göre, çalışmaya katılan HD hastalarında görülen Gİ semptomlarının başında hazımsızlık gelirken, ikinci sırada konstipasyon yer aldı. HD hastalarının karın ağrısı semptomları ile hem SGD – DMS ve hem de MİS puanları arasında istatistiksel önem bulunduğu belirlendi (p<0,001). Ayrıca toplam GSDÖ puanı ile SGD - DMS arasında p<0,05 düzeyinde istatistiksel öneme rastlanıldı. Bazı biyokimyasal parametreler (serum albümin, sodyum ve kalsiyum) ile Gİ semptomları arasında da önemli ilişki bulunduğu tespit edildi (p<0,05). Hastaların diyetle aldıkları E vitamininin ortalamaları ile karın ağrısı semptomu arasında istatistiksel olarak öneme rastlanıldı (p=0,009). Yapılan tez çalışmasının sonucunda HD hastalarında yetersiz beslenme oranının son derece yüksek olduğu ve bunun da Gİ semptomları ile ilişkili olduğu belirlendi. Hastaların Gİ semptom şiddetlerinin artmasıyla birlikte yetersiz beslenme skorlarının da arttığı görüldü. Ayrıca diyetle alınan E vitamini düzeyinin azalmasının karın ağrısı semptomlarının şiddetinin artmasıyla ilişkili olabileceği düşünüldü. HD hastalarının genel sağlık durumlarının iyileştirilmesi için beslenme durumlarının sıkı bir şekilde takip edilmesi gerektiği kanısına varıldı. Bu bakımdan hastaların antropometrik ölçümleri, biyokimyasal parametreleri, beslenme durumlarını yansıtan skorlama yöntemleri ve hastaların Gİ semptomları gibi farklı belirteçlerin değerlendirilmesi HD hastalarına uygulanan tedaviye katkı sağlayacaktır.

Belirti ve semptomlarBeslenme durumuBeslenme incelemeleri+6
Ramazan Mert Atan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Akciğer kanserli hastalarda metabolik durumun immün sistem üzerine etkileri

bu çalışma akciğer kanserli hastaların metabolik durumlarının immün sistem üzerine etkisini görmek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Çalışma, Mayıs 2017- Şubat 2018 tarihleri arasında Tekirdağ ilinde bulunan üniversite hastanesinde akciğer kanseri tanısı ile başvuran 57 hasta ile yürütülmüştür. Veriler Hasta Tanılama Formu, Antropometrik Ölçümler, Nutritional Screening-2002 (NRS-2002) Tarama Aracı kullanılarak ve hasta dosyasından biyokimyasal belirteçlere, flow sitometrilerine bakılarak elde edilmiştir.. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis, ANOVA, ki-kare, kullanılmıştır. Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması 61,3±7,95 yıl olup, %75,4'ü erkekti. Hastaların %71,9'unda istemsiz kilo kaybı vardı. Son üç aydaki kilo kaybı ortalaması 3,47±5,03 kg, son altı aydaki kilo kaybı ortalaması 3,63±5,79 kg , %12,3'ün iştahı kötüydü. Hastaların % 8,8'inin BKİ ≤ 20 kg/m²'in altındaydı. NRS 2002 skor ortalamaları 2,35±1,12 idi ve %45,6'sında malnütrisyon riski mevcuttu. Erkek cinsiyette olma, sukamöz tip akciğer kanseri tanısı olma, sosyal güvencenin bulunmaması ve her gün et balık tüketme durumunun IgG düzeyini etkilediği ve daha yüksek olduğu görülmüştür (p˂0,05). Ayrıca sosyal güvencesi olmayan hastaların son altı aydaki kilo kaybının daha fazla olduğu, BKİ'nin ve kol çevresinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir (p˂0,05). İştahı kötü olan hastaların NRS 2002 skorunun anlamlı derecede yüksek olduğu (p˂0,05); her gün sebze/meyve tüketenlerin albümin düzeyini ve lenfosit alt tiplerinden T helper ( cd3/cd4), T sitotoksik (cd3/cd8), doğal öldürücü lenfositleri (cd3-/cd56) etkilediği (p˂0,05); her gün et/balık tüketenlerin son üç aydaki kilo kaybını anlamlı fark yarattığı ve kilo kaybının daha az olduğu bulunmuştur (p˂0,05). Kemoterapi sayısının sağ el ikinci ölçüm ile sol elin birinci ve ikinci ölçümlerini etkilediği görülmüştür (p˂0,05). Anahtar Kelimeler: Kanser, akciğer kanseri, immün sistem, malnütrisyon.

AkciğerAkciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmları+3
Derya Mercan İbiş
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ortopedi ve travmatoloji servisinde yatan hastalarda beslenme durumunun saptanarak, makromineral alımının beslenmeye bağlı komplikasyonlara ve hastanede yatış süresine etkisinin incelenmesi

Bu çalışma Ortopedik tanı almış olan hastaların; beslenme ve makromineral alım düzeylerinin hastanede kalış süresi ve oluşan komplikasyonlarla ilişkisinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma örneklemini Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Servisi'ne yatışı yapılan, ortopedik rahatsızlık tanısı almış 85 hasta oluşturmuştur. Çalışmaya dahil edilen hastalara; demografik bilgilerini, antropometrik ölçümlerini, beslenme durumları ve alışkanlıklarını belirlemek amacıyla yüz yüze görüşme yöntemi ile bir anket uygulanmıştır. Ayrıca katılımcıların Besin Tüketim Sıklık Anketi ile beslenme durumları; NRS 2002 değerlendirilmesi ile nütrisyon riski tespit edilmiştir. Hastalarda %17,7 femur kırığı, %12,9 tibia/fibula kırığı, %12,9 ayak/bilek kırığı, %14,1 kol kırığı, %23,5 artroskopik cerrahi, %10,6 diz protez ve %8,3 kalça protez teşhisi konmuştur. Hastaların %47,1'inde hastaneye yatıştan sonra komplikasyonlar görülmüş olup; potasyum tüketimi arttıkça iştah kaybı ve ishal görülmesinin azaldığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Protez hastalarında artroskopik cerrahi hastalarına göre hemoglobin (HGB) düşüklüğü istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla olduğu saptanmıştır (p=0,001). Hastaların %94,12'si NRS 2002 Skoru 3'ün altında, %5,88'i NRS 2002 skoru 3 ve üzerinde ve risk altında olup; beslenme durumu risk altında olan hastaların istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla hastanede kaldığı tespit edilmiştir (p<0.05). Erkek hastalar kadın hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla enerji, protein, yağ ve karbonhidrat tüketmektedir (p<0,001). Erkek hastaların Ca, P, K, Fe tüketimi kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazladır (p<0,001). Bu çalışmada Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji servisinde bulunan kadın hastaların günlük Ca ve Fe ihtiyacını genel anlamda karşılayamadığı görülmektedir. Elde edilen sonuçlara göre diyetisyen tarafından planlanan beslenme programı, hastanede yatışın kısalmasına ve malnütrisyonun önlenmesine katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Beslenme, Malnütrisyon, Komplikasyon, Ortopedi

Beslenme durumuKomplikasyonlarMalnütrisyon+3
Beydanur Nizam
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İç hastalıkları servislerinde hospitalize edilen hastaların malnütrisyon, kırılganlık ve komorbid hastalıklar açısından değerlendirilmesi ve kısa dönem sağkalım üzerine etkisinin incelenmesi

Malnütrisyon ve kırılganlık, hastanede yatan hastalarda sık görülmekte ve artmış komplikasyonlara, uzamış hastane yatışlarına, artan mortalite ve rehospitalizasyona sebep olmaktadır. Çalışmamızın amacı yatan hastaların malnütrisyon, kırılganlık ve komorbid hastalıkları açısından taranması, bu durumlarla ilişkili faktörlerin ortaya konması ile bu durumların hastanede yatış süresini, kısa dönem sağkalıma etkilerini ve yeniden hastaneye yatış süreçlerini öngörmesi açısından incelenmesidir. Çalışmamıza HÜTF Hastanesi İç Hastalıkları servislerinde akut hastalık nedeniyle izlenen 50 yaş ve üzeri 134 yatan hasta dahil edildi. Katılımcıların demografik, klinik ve laboratuvar özellikleri, komorbiditeleri, malnütriyon, kırılganlık durumları, uzamış hastane yatışı (>10 gün), ilk 3 ve 6 aylık rehospitalizasyon, ölüm oranları değerlendirildi. Malnütrisyon için Mini Nütrisyonel Değerlendirme Kısa Form (MNA-SF), Nütrisyonel Risk Taraması-2002 (NRS-2002) tarama testleri ve Global Leadership Initiative on Malnutrition (GLIM) kriterleri, kırılganlık için FRAIL skalası ve klinik kırılganlık skalası (CFS) kullanıldı. Kas kuvvetini ölçmek ve sarkopeni riski açısından kas fonksiyonlarını saptamak için ise el kavrama kuvveti (HGS) ölçümü yapıldı. Malnütrisyon ve kırılganlık ölçeklerinin hastane yatış süresi ve 3-6 aylık rehospitalizasyon veya ölümü öngördürücü prognostik özelliği ROC analizi ile incelendi. Anlamlı "cut-off" değeri varlığında testin duyarlılık ve özgüllüğü hesaplandı. Parametrelerin genel sağ kalım ile ilişkisi log-rank testi kullanılarak incelendi. Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 67,2 ± 10,4 olup, hastaların %55.2'si 65 yaş ve üzerindeydi. Hastaların %91.8'inde en az bir komorbid hastalık mevcut olup, en sık görülen komorbidite %61.2 ile hipertansiyondu. MNA- SF ortalama puanı 9 ± 2,5 olup, %33,6 hasta malnütrisyon kategorisinde, NRS-2002 için ise %44 hasta 3 puan ve üzerindeydi. Hastalar GLİM kriterlerine göre değerlendirildiğinde %44,8 hastada malnütrisyon (%29,9'u evre 1, %14,9'u evre 2) saptandı. MNA-SF, NRS-2002 ve GLIM kriterleri ile nütrisyonel durumun bozuk saptanmasının uzamış hastane yatışı (>10 gün) (p:0,043, p:0,014, p:0,023) ve ilk 3-6 aylık rehospitalizasyon ve ölüm oranları ile ilişkili olduğu görüldü (p<0.001). FRAİL skalasına göre %53,7 hasta, klinik kırılganlık skalasına göre ise %59 hasta kırılganlıkla yaşayan olarak değerlendirildi. FRAIL skalası ve CFS'ye göre kırılgan olmak, ilk 3 aylık rehospitalizasyon ve ölüm oranları ile ilişkili olarak bulundu (p:0,027, p:0,007). Malnütrisyon ve kırılganlık için kullandığımız metotların her biri 6 aylık genel sağ kalım ile ilişkili bulundu. Ayrıca baldır çevresinde azalma ve düşük el sıkma kuvveti olması da taburculuk sonrası ilk 3-6 aylık rehospitalizasyon ve ölümle anlamlı ilişkili bulundu. Malnütrisyon ve kırılganlığın akut hastalık sebebiyle yatırılan hastalarda yatış esnasında taranması ile erken tedavi ve müdahale imkanı oluşacaktır. Bu durumun gelecekteki olası komplikasyonların, olası yeniden hastane yatışlarının ve mortalite riskinin önlenmesinde etkili olabileceğine dair kanıtlar ortaya konulmuş oldu.

KomorbiditeKırılganlıkMalnütrisyon+4
Abdurrahman Sadıç
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tıbbi beslenme tedavisi alan ve almayan kanser hastalarının beslenme ve yaşam kalitesi durumlarına göre değerlendirilmesi

Bu araştırmada, İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü'nde tedavi görmekte olan tıbbi beslenme tedavisi alan ve almayan kanser hastalarının beslenme ve yaşam kalitesi durumlarına göre değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 18 yaşından büyük, işitme ve anlama sorunu olmayan tıbbi beslenme tedavisi alan ve almayan 50'şer hasta olmak üzere 100 kanser hastası alınmıştır. Hastaların demografik ve antropometrik verileri, beslenme durumları ve yaşam kaliteleri incelenmiştir. Beslenme durumu 2 günlük besin tüketim kaydı ve Nütrisyonel Risk Taraması (NRS-2002), yaşam kalitesi ise The European Organization for Research and Treatment of Cancer Quality of Life Core Questionnaire (EORTC QLQ-C30) yaşam kalitesi ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya alınan hastaların %60'ı erkek, %69'u evli, %45'i ilkokul mezunudur. Tıbbi beslenme tedavisi alan hastaların, tıbbi beslenme tedavisi almayan hastalara göre beslenme durumları incelendiğinde günlük enerji, karbonhidrat, protein alımlarının, yaşam kalitesi skorları incelendiğinde semptom skoru, fonksiyonel skoru, fiziksel fonksiyon, rol fonksiyon skorları, yorgunluk, bulantı-kusma, ağrı, iştah kaybı ve konstipasyon semptom skorlarının ve NRS-2002'ye göre malnütrisyon risklerinin anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak; tıbbi beslenme tedavisi alan ve almayan kanser hastalarında tıbbi beslenme tedavisi alan hastaların her ne kadar enteral beslenme desteğiyle enerji ve protein alımları yüksek olsa da malnütrisyon riskinin devam ettiği ve bu durumun yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediği belirlenmiştir. Kanser hastalarının beslenme durumu hastalığın tanısının konulması takiben değerlendirilmeli; onkoloji alanında uzmanlaşmış diyetisyenlerden beslenme danışmanlığı almalı ve beslenme durumunun yaşam kalitesi üzerindeki olumlu etkileri konusunda bilgilendirilmelidir.

BeslenmeBeslenme tedavisiKanser hastaları+3
İlknur Hacıoğlu
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hastaneye yatan 0-6 yaş çocuklarda malnütrisyon durumunun tespit edilmesi ve malnütrisyona etki eden faktörlerin incelenmesi

Amaç: Bu çalışma ile, hastaneye yatan çocuklarda malnütrisyonun tespit edilmesi ve buna etki eden faktörlerin incelenmesi böylelikle erken tarama ile malnütrisyon tesbiti ve koruyucu önlemlerin alınmasının etkinliğinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmaya 16.02–12.06.2020 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi Çocuk Hastanesi'nde farklı servislerde yatışı gerçekleştirilen 0-6 yaş arası toplam 300 hasta alınmıştır. Hastalara yüzyüze görüşme yöntemiyle sosyo-ekonomik ve demografik verilerin yer aldığı anket formu ve strongkids tarama yöntemi uygulandı. Tüm hastaların vücut ağırlığı, boy uzunluğu, baş çevresi (3 yaşın altında) üst orta kol çevresi ve triseps deri kıvrım kalınlığını içeren antropometrik ölçümleri alındı. Verilerin Analizi:Verilerin tanımlayıcı istatistiklerinde ortalama, standart sapma, medyan en düşük, en yüksek, frekans ve oran değerleri kullanılmıştır. Değişkenlerin dağılımı kolmogorov simirnov test ile ölçüldü. Nicel bağımsız verilerin analizinde mann-whitney u test kullanıldı. Nitel bağımsız verilerin analizinde ki-kare test, ki-kare test koşulları sağlanmadığında fischer test kullanıldı. Analizlerde SPSS 27.0 programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 300 hastanın %58'ini erkek, %42'sini kız hasta oluşturmaktadır. Doğumdan sonra bebeklerin ilk beslenmesi % 81.7 ile anne sütü olmuştur. Doğumu takiben ilk 1 saat içinde anne sütü alanların oranı %78'dir. Çalışmada hastaların akut malnütrisyon oranı %14, kronik malnütrisyon oranı %20,6 olarak bulunmuştur. Akut ve kronik malnütrisyonu olan çocukların doğum ağırlıkları anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Yapılan bu çalışmada tüm antropometrik ölçüm sonuçlarının akut ve kronik malnütrisyonu olan çocuklarda olmayanlara göre anlamlı olarak daha düşük olduğu görülmüştür (p<0.05). Akut ve kronik malnütrisyonu olan her iki grup hastanın normal kıvamlı besin tüketimlerinin anlamlı oranda düşük olduğu tespit edildi (p<0.05). Kronik malnütrisyonu olan grupta 1 öğünde beslenme süresinin anlamlı olarak daha uzun sürdüğü belirlendi (p<0.05). akut ve kronik malnütrisyonu olan her iki grubun da anlamlı oranda iştahsızlıkları olduğu bulundu (p<0.05). Çalışmaya katılan hastaların besin tüketim sıklığına bakıldığında; hayvansal kaynaklı gıda tüketiminin akut ve kronik malnütrisyonlu grupta anlamlı şekilde daha düşük olduğu görüldü (p<0.05). Çalışmada yer verilen Strongkids tarama testine göre hastaların %55.3'ünün orta, %8'inin yüksek malnütrisyon riskine sahip olduğu belirlendi. Hasta grubunda malnütrisyonlu olgulara rağmen yatış tanılarında malnütrisyon tanısının yer almadığı görüldü. Sonuç: Tarama testleri ve antropometrik ölçümlerle yatan hastalarda hızla malnütrisyonun değerlendirilmesi erken tanı ve tedavisini mümkün kılarak mortalite ve morbiditeyi azaltmak adına büyük önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: protein enerji malnütrisyonu, kronik malnütrisyon, strongkids

MalnütrisyonProtein enerji malnütrisyonuYatan hastalar+1
Burcu Özen Yeşil
Haliç University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Orta-ağır malnütrisyonlu hastalarda pankreas enzim replasmanının tedavideki etkinliği

Mis D.M, Orta-Ağır Malnütrisyonlu Hastalarda Pankreas Enzim Replasmanının Tedavideki Etkinliği, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Uzmanlık Tezi, Van, 2019. Amaç: Bu çalışmada, Dünya Sağlık örgütü (DSÖ) sınıflamasına göre orta-ağır malnütrisyon tanısı almış hastalara uygun beslenme rejimi ile birlikte pankreas enzim replasman tedavisinin (PERT) kilo alımı üzerinde etkili olup olmadığını araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: 1 Kasım 2018 – 1 Şubat 2019 tarihleri arasında Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Gastroenteroloji ve Genel Çocuk polikliniklerine ayaktan başvuran, orta-ağır malnütrisyon tanısı alan 3 ay-17 yaş arası 45 çocuk (22 kız, 23 erkek) çalışmaya alındı. Hastaların demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri ve laboratuvar verileri incelendi. Yaşlarına ve kilolarına uygun beslenme rejiminin yanında birinci gruba sadece hiperkalorik mama, ikinci gruba ise hiperkalorik mamanın yanında 2000 U lipaz /kg/gün dozunda PERT verildi. Hastaların ilk ve ikinci ay muayenelerinde antropomerik ölçümler yapıldı, fekal elastaz, desnutrin ve ghrelin seviyeleri çalışılarak PERT'in kilo alımı ve laboratuar değerleri üzerinde etkili olup olmadığı değerlendirildi. Bulgular: 45 hastanın 22si kız (%48,8), 23'ü erkek (%51,2) idi. Hiçbir hastamızda ek hastalık yoktu. Hastaların tamamında pankreas yetmezliği görüldü. Hastaların ilk ve iki aylık tedavi sonrası değerleri karşılaştırıldığında PERT grubundaki hastaların daha iyi kilo aldığı ancak istatiksel anlamlı fark yaratmadığı görüldü. Fekal elastaz, desnutrin ve ghrelin düzeyleri arasında da iki grup arasında anlamlı değişiklik olmadı. Sonuç: Malnutrüsyonun önemli halk sağlığı sorunlarından biri olmayı sürdüğü günümüzde yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi hala önemini korumaktadır. PERT üzerinde düşünülen bir seçenek olmakla birlikte bu konuda literatür sınırlıdır. Bildiğimiz kadarıyla çalışmamız bu konuda yapılan hasta grubunun en fazla olduğu ve PERT süresinin en uzun tutulduğu çalışmadır. Malnütre hastalarda PERT verilmesinin klinik ve biyokimyasal etkilerini incelediğimiz çalışmamızda PERT verilen grubun daha iyi kilo almakla birlikte anlamlı fark yaratmadığı, biyokimyasal belirteçler üzerinde beslenme desteğinden farklı bir sonuç çıkarmadığı görülmüştür.

ElastazEnzim replasman tedavisiEnzimler+3
Mevsim Demir Mis
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Yenidoğan hastalarda ilaç kaynaklı sorunlar

Hastaneye yatışı yapılan yenidoğanlarda ilaç kaynaklı sorunların daha yüksek olmasının, kullanılan ilaçların çeşitliliği ve hastaların yaş, ağırlık ve tanılarındaki farklılıklar ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu tez çalışmasında, Hacettepe İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesine (YYBÜ) Şubat 2020-Haziran 2021 tarihleri arasında yatışı yapılan hastaların tüm tedavi basamaklarında tespit edilen ilaç kaynaklı sorunların (yan etki, ilaç etkileşimi ve ilaç hatası) risk matrisi kullanarak risk (olasılık ve şiddet) analizini gerçekleştirme, yapay zekâ teknolojisini kullanarak hasta odaklı bir yaklaşımla bu sorunların gerçekleşmeden tahmin edilmesini sağlayan modeller geliştirme ve bu modeller ile optimal farmakoterapinin uygulanması ile klinisyenlerin uyarı yorgunluğunu ve işyükünü azaltma amaçlanmıştır. Aynı zamanda YYBÜ'nden taburcu olan hastalarda malnütrisyon belirteci ekstrauterin büyüme geriliği (EUBG) varlığını tahmin eden bir başka modelin daha geliştirilmesi amaçlanmıştır. Toplam 412 hastanın dahil edildiği çalışmada, 98 (%23,8) hastada saptanan 49 farklı ilaç kaynaklı yan etkiden 6'sı (%12,25) objektif risk analizine göre yüksek riskli bulunmuştur. Bununla birlikte 125 (%30,4) hastada potansiyel ilaç etkileşimi ve bu hastaların 38'inde (%30,3) klinik anlamlı belirteçlere sahip ilaç etkileşimi görülmüştür. Ayrıca 75 farklı klinik anlamlı ilaç etkileşiminden 4'ü (%5,33) yüksek riskli bulunmuştur. İlaç hatalarına bakıldığında ise hastaların 174'ünde (%42,2) hekim kaynaklı (reçeteleme ve monitörizasyon), 235'inde (%57,0) hemşire kaynaklı (hazırlama ve uygulama) en az bir hata türü saptanmıştır. Çalışmaya prospektif olarak dahil edilen hastalar, R programı (caret paketi) kullanılarak 10-kat çapraz doğrulama yöntemi ile randomize olarak 70:30 oranında bütün modellerde train ve test seti olarak ayrılmıştır. Elde edilen yan etki, ilaç etkileşimi, ilaç hatası ve malnütrisyon modellerinin doğru tahmin performansını gösteren AUC değerleri sırasıyla 0,862, 0,929, 0,920 ve 0,884 olarak saptanmıştır. Sonuç olarak elde edilen risk analizleri ve yüksek performanslı tahmin modelleri ile klinik pratikte kullanılmak üzere geliştirilen web araçlarının; EUBG (http://www.softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER/), yan etki (http://softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER_Adverse_Effect/), ilaç etkileşimi (http://www.softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER_Drug_Interaction/) ve ilaç hatası (http://softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER_Medication_Error/) varlığını tahmin etmede kullanılmaya başlanmasıyla bu sorunların en aza indirileceği tahmin edilmektedir.

Bebek-yenidoğmuş hastalıklarıBebeklerMakine öğrenmesi+7
Nadir Yalçın
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lokal ileri baş boyun kanserinde prognozu öngören bir parametre olarak sarkopeninin değerlendirilmesi

Baş boyun kanserleri (BBK) dünya genelinde yıllık 890.000'den fazla yeni vaka ve 450.000'den fazla ölümle önemli bir sağlık sorunudur. Hastaların çoğunda lokal ileri evrede (Lİ- BBK) tanı konup cerrahi, radyoterapi ve sistemik tedaviyi (kemoterapi) (KRT) de içeren multidisipliner bir yaklaşım gerekmektedir. Baş boyun kanseri hastalarında hem kansere bağlı inflamasyon hem KRT ile malnutrisyon ve sarkopeni gelişmektedir. Değiştirilemeyen birçok prognostik faktör (örn. yaş, komorbiditeler ve cerrahinin türü) olmakla beraber, iyileştirilebilecek bir faktör olarak sarkopeni son dönemde birçok araştırmaya konu olmaktadır. Sarkopenik bir hastanın değerlendirilmesi maliyetli ve zaman alıcı olduğundan, radyoterapi modalitesinden önce rutin olarak yapılan hastanın planlama servikal BT'leri, ek radyasyon maruziyeti veya hastaya yük olmadan sarkopeniyi değerlendirmek için etkili bir yöntem olarak ortaya çıkmıştır. Biz bu çalışmamızda, ileri evre BBK'li hastalarda sarkopeninin nüks ve sağkalım üzerindeki prognostik değerini araştırmayı amaçladık. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Medikal Onkoloji Bilim Dalı'na 2014 ve 2018 yılları arasında başvurmuş Lİ- BBK tanısı alan primer veya postoperatif KRT ile tedavi edilen tüm hastalar dahil edilmek üzere retrospektif olarak tarandı. C3 vertebra seviyesinde iskelet kası indeksi (İKİ) ölçüldü ve daha sonra özel bir denklemle L3 İKİ'ne dönüştürüldü. Çalışmaya Lİ- BBK 123 hasta (110 erkek, %89.4) alındı. Medyan yaş 61 (31-87) di ve %34.1'si 65 yaş veya üzerindeydi. En sık görülen alt tip laringeal karsinomlardı (%63.4), bunu oral kavite (%19.5) ve ardından hipofarenks (%8.1) izledi. Hastaların büyük çoğunluğunda Evre IV (69 hasta – %56.1), ardından evre III (n = 44, %35.8) ve evre II (n =10, %8.1) hastalık vardı. Çok değişkenli analizlerde, yüksek ECOG performans skoru (HR: 1.96, 95% GA (1.10-3.46), p=0.021), yüksek Charlson komorbidite indeksi (CCI) (HR:1.91, 95% GA (1.03-3.54), p=0.039) tedavi öncesi sarkopeni (HR: 2.60, 95% GA (1.38-4.87), p=0.003) varlığı, düşük hastalıksız sağkalım (DFS) ile ilişkiliydi. Sarkopeni varlığında genel sağkalım (OS) anlamlı derecede daha düşüktü (HR: 2.86, %95 GA (1.40-5.85), p=0.004). Sarkopenik olanlarda radyoterapi ilişkili toksisitelerden mukozit (OR=2.96; %95 GA (1.24-7.04), p= 0.014), disfaji (OR= 3.60; %95 GA (1.56- 8.31), p= 0.003), kserostomi (OR= 2.57; 95% GA (1.10-6.38), p <0.05) daha sık görüldü. Çalışmamız RT için çekilen simülasyon BT ile yapılmış sarkopeni analizindeki (C3) düşük kas kitlesinin daha kısa DFS, OS ile ilişkili olduğunu ve kötü prognostik gösterge olarak kullanılabileceğini gösterdi. Bu hastalarda KRT öncesi ve sonrasında yakın nutrisyon takibi değerlidir.

Kafa ve boyun neoplazmlarıKas distrofileriKas-iskelet sistemi+3
Enes Erul
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakımdaki COVİD-19 hastalarında koenzim Q10 plazma düzeyinin klinik etkilerinin incelenmesi

COVID 19 pandemisi dünya genelinde etkilerini sürdürmektedir. Hastalığın klinik prognostik risk faktörlerinin araştırılması ve tedavi arayışları halen devam etmektedir. Koenzim Q10 membran stabilitesinin sağlanmasında, enerji dönüşümünde ve ATP üretiminde rol oynayan önemli bir antioksidan maddedir. Literatürde kritik COVID-19 hastalarında koenzim Q10 düzeyinin hastalık seyri ve sağkalımla ilişkisini gösteren çalışmalar oldukça kısıtlıdır. Çalışmamızda yoğun bakımdaki kesin tanı veya şüpheli COVID-19 hastalarında koenzim Q10 düzeyinin klinik ve prognostik etkilerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Etik kurul onayı alındıktan sonra, çalışmaya 1 Ocak 2021 – 1 Ocak 2022 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesi'ne kabul edilen COVID-19 veya şüpheli 18 yaş üstü hastalar dahil edildi. Hastalar COVID-19 pozitif veya negatif olmak üzere iki gruba ayrıldı. COVID-19 negatif grup için kriterler; hastadan üst üste gönderilen 4 PCR sonucunun negatif gelmesi ve solunum yetmezliği, genel durum bozukluğu, gastrointestinal semptomlar gibi yatış sırasındaki semptomlarının başka bir klinik durumla açıklanabilir olması olarak kabul edildi. Hastalara ait demografik veriler, komorbiditeler, başvuru semptomları, COVID-19 PCR sonuçları, APACHE-II ve SOFA skorları, yatış süreleri, laboratuvar sonuçları, koenzim Q10 düzeyleri, mekanik ventilasyon gereksinimi, vazopressör ihtiyacı ve mortalite bilgileri prospektif olarak kaydedildi. Koenzim Q10 düzeyinin; klinik bulgular, hastane içi morbidite ve mortalite ile ilişkisi istatistiksel yöntemlerle incelendi. Hastaların 96'sı COVID pozitif, 62 tanesi negatif gruptaydı.Yatışta koenzim Q10 düzeyi ile ilişkili faktörler araştırıldığında, kadınlarda ortanca koenzim Q10 düzeyinin erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu görüldü (1.28 ve 1.18, p=0.035). Malignite (p=0.008), nörolojik hastalık (p=0.038) ve malnütrisyon (p=0.001) düşük koenzim Q10 düzeyleri ile ilişkili bulundu. Yatışta koenzim Q10 düzeyi ile vazopressör tedavi, mekanik ventilasyon, RRT ve mortalite arasında ilişki olmadığı gösterildi. Ek olarak, malnütrisyon varlığının YBÜ`de mortalite riskini 3 kat artırdığı gösterildi (HR: 3, %95 CI: 1.6-5.4, p<0.001). Çalışmamızda COVID-19 pozitif ve negatif gruplar arasında, koenzim Q10 düzeyi ile ilişkili herhangi bir demografik ve klinik faktör saptanmadı. Bu hasta grubunda plazma koenzim Q10 düzeyinin tek başına mortalite ve morbiditeyi öngördüren faktör olamayacağı gösterildi. Bununla birlikte düşük koenzim Q10 düzeyinin malnütrisyonun önemli bir komponenti olduğu ve malnütrisyonun mortalite için anlamlı bir risk faktörü olabileceği unutulmamalıdır.

COVID 19KoenzimlerMalnütrisyon+2
Merve Göknur Soysal Kaya
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakımda yatan hastalarda malnütrisyon taraması için kullanılan NRS-2002, M-NUTRIC skorları ve GLIM kriterleri ile mortalite arasında ilişkinin belirlenmesi

Yoğun bakım hastalarında halen ideal bir malnütrisyon risk tarama aracı bulunmamaktadır. Bu çalışmada kritik hastalarda NRS-2002, m-NUTRİC skorları ve GLİM kriterleri ile malnütrisyonun taranması ve yüksek riskli hastalarda malnütrisyon ile mortalite arasında ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 15.05.2022-31.08.2022 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Hastanesi, İç Hastalıkları YBÜ'ye yatan 106 hasta dahil edilmiştir. Çalışma popülasyonunun %59,4'ü erkek olup ve medyan yaşı 64 idi. NRS-2002 skoruna göre 71 (%67), m-NUTRIC skoruna göre 54 (%50,9) hasta malnütrisyon açısından yüksek riskli bulunmuştur. GLIM kriterlerine göre ise 72 (%67,9) hastada malnütrisyon saptanmıştır. Üç tarama skoruna göre malnütre olan ve olmayan hastalarda yoğun bakım mortalitesi, hastane mortalitesi, 28 günlük mortalite ve 90 günlük mortalite değerlendirilmiştir. Kaplan-Meier sağkalım analizlerinde her üç tarama skoruna göre malnütre olan hastalarda 28 günlük mortalite ve 90 günlük mortalite anlamlı bulunmuştur. Yoğun bakım mortalitesini öngörmek için yapılan ROC analizlerinde NRS-2002 ve m-NUTRIC anlamlı saptanmıştır (p=0,002 ve <0,001). Hastane mortalitesini, 28 günlük mortaliteyi ve 90 günlük mortaliteyi tahmin etmek için ROC eğrisinde ise her üç skor anlamlı bulunmuştur. m-NUTRIC skorunun bizim popülasyonumuzda <5 puan kesme değerinde en iyi sensitivite ve spesifite ile yoğun bakım, hastane, 28 günlük ve 90 günlük mortaliteyi ön gördüğü belirlenmiştir. Aynı zamanda her üç skora göre malnütre olan hastalarda hedef kaloriye ulaşma ile birlikte 28 günlük mortalite riskinin azaldığı gösterilmiştir. Kritik hastalarda malnütrisyon taraması için NRS-2002 ve m-NUTRİC skorlarının kullanımı uygundur. Bizim çalışmamızda GLIM kriterleri de mortaliteni öngörmek için anlamlı bulunmakla birlikte kullanımını önerebilmek için yoğun bakım hastalarında daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

BeslenmeBeslenme bozukluklarıKritik hastalık+4
Muzhgan Gulıyeva
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hospitalize hastaların disfaji, malnütrisyon & sarkopeni tarama testleri ile değerlendirilmesi

Disfaji, sarkopeni, malnütrisyon ve kırılganlık yaşlılık döneminin önde gelen sorunlarından olmakla birlikte hastaneye yatan hastalarda sık görülmekte ve sonlanım üzerine olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Hastaların büyük kısmının öncelikli belirttiği şikayeti bulunmadıkça bu tablolar ikinci plana bırakılmaktadır. Bu çalışmanın amacı hastaneye yatan hastaların belirtilen sendromlara yönelik prevalanslarını ortaya koymak ve ilişkili faktörleri tanımlamaktır. Çalışmaya HÜTF Hastaneleri İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı (ABD) ve Genel Cerrahi ABD yataklarına kabul edilmiş olan 414 hasta dahil edildi. Hastalar başlangıçta belirtilmiş sendromlar açısından Türkçe validasyonları yapılmış tarama testleri ile değerlendirildi. Test sonuçlarına göre ve kabul edildikleri servislere göre kategorize edilen hastalar ilişkilendirilerek prevalans ve lojistik regresyon analizleri yapıldı. Değerlendirilen 414 hastada ortalama ±SD yaşının 55.14 (±17,07) olduğu ve disfaji prevalansının %43,5, malnütrisyon riskinin %54,8, olası sarkopeni prevalansının %69,5 ve kırılganlık prevalansının %38,4 olduğu görüldü. Regresyon analizinde disfaji riskinin erkek cinsiyet, kırılganlık ve malnütrisyon riski ile ilişkili olduğu görüldü. Malnütrisyon riski için geriatrik yaş, multimorbidite varlığı, disfaji varlığı, olası sarkopeni ve kırılganlık durumlarının bağımsız ilişkili faktörler olduğu gösterilen çalışmada olası sarkopeni için cerrahi dışı servis yatışı, erkek cinsiyet, nütrisyonel risk varlığı ve kırılganlık durumları bağımsız ilişkili faktörler olarak tanımlandı. Kırılganlık için ise geriatrik yaş, cerrahi dışı servis yatışı, hipertansiyon, malignite varlığı, disfaji, nütrisyonel risk varlığı ve olası sarkopeni bağımsız ilişkili faktörler olarak tanımlandı. Yüksek prevalans ile görülen bu sendromların hastaneye yatan her hastanın yatışında değerlendirilmesi ve riskli görülen hastalara erken nütrisyonel ve fiziksel desteğin sağlanmasının olası komplikasyonları önleyebileceği düşünüldü. Olası sarkopeni prevalansının literatür verilerinin üstünde olması nedeniyle ileri çalışmalarla desteklenmesinin uygun olacağı düşünüldü.

Hastaneye yatırmaKas distrofileriKırılganlık+3
Engin Çeşmeci
Hacettepe University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Roy Adaptasyon Modeli'ne dayalı taburculuk eğitiminin palyatif bakım hastaları ile bakım vericilerinin yaşam kalitesi ve uyumuna etkisi

Giriş: Palyatif bakım hastalarında perkütan endoskopik gastrostomi (PEG) ile beslenme sürecinde baş etme yöntemlerinin geliştirilmesinde, yaşam kalitesinin artırılmasında ve psikososyal uyumun sağlanmasında hemşirelerin eğitici rolü önemlidir. Amaç: Araştırma malnütrisyon saptanan ve PEG ile beslenen palyatif bakım hastaları ve bakım vericilerine Roy Adaptasyon Modeli'ne (RAM) dayalı verilen taburculuk eğitiminin, yaşam kalitesine ve uyum süreçlerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Ön test-son test randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirilen araştırmanın evrenini Kasım 2023-Ekim 2024 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin palyatif bakım kliniğinde yatarak tedavi gören 176, örneklemini ise araştırma dahil edilme ölçütlerine uyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü 66 hasta ve bakım vericisi oluşturdu. Araştırmada deney grubundaki bireylere RAM'e dayalı taburculuk eğitimi araştırmacı tarafından verilirken, kontrol grubundaki bireylere klinikte uygulanan taburculuk eğitimi verildi. Veriler; Bireysel Özellikler Formu, Nütrisyonel Risk Tarama Testi-2002, Avrupa Kanser Araştırma ve Tedavi Organizasyonu Yaşam Kalitesi Ölçeği (EORTC QLQ-C30), Yaşlılarda Uyum Güçlüğünü Değerlendirme Ölçeği (YUGDÖ), Nütrisyonel Takip Formu, Telefon ile Danışmanlık Takip Formu, Baş Etme ve Uyum Süreci Ölçeği (BUSÖ), Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Formu-Türkiye (WHOQOL-BREF-TR) ve PEG ile Beslenmeye Yönelik Bilgi, Giriş: Palyatif bakım hastalarında perkütan endoskopik gastrostomi (PEG) ile beslenme sürecinde baş etme yöntemlerinin geliştirilmesinde, yaşam kalitesinin artırılmasında ve psikososyal uyumun sağlanmasında hemşirelerin eğitici rolü önemlidir. Amaç: Araştırma malnütrisyon saptanan ve PEG ile beslenen palyatif bakım hastaları ve bakım vericilerine Roy Adaptasyon Modeli'ne (RAM) dayalı verilen taburculuk eğitiminin, yaşam kalitesine ve uyum süreçlerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Ön test-son test randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirilen araştırmanın evrenini Kasım 2023-Ekim 2024 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin palyatif bakım kliniğinde yatarak tedavi gören 176, örneklemini ise araştırma dahil edilme ölçütlerine uyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü 66 hasta ve bakım vericisi oluşturdu. Araştırmada deney grubundaki bireylere RAM'e dayalı taburculuk eğitimi araştırmacı tarafından verilirken, kontrol grubundaki bireylere klinikte uygulanan taburculuk eğitimi verildi. Veriler; Bireysel Özellikler Formu, Nütrisyonel Risk Tarama Testi-2002, Avrupa Kanser Araştırma ve Tedavi Organizasyonu Yaşam Kalitesi Ölçeği (EORTC QLQ-C30), Yaşlılarda Uyum Güçlüğünü Değerlendirme Ölçeği (YUGDÖ), Nütrisyonel Takip Formu, Telefon ile Danışmanlık Takip Formu, Baş Etme ve Uyum Süreci Ölçeği (BUSÖ), Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Formu-Türkiye (WHOQOL-BREF-TR) ve PEG ile Beslenmeye Yönelik Bilgi, Tutum ve Davranış Formu ile toplandı. Araştırma süresince bireyler hastaneye kabul, taburculuk öncesi ve taburculuk sonrası 3. ayda olmak üzere üç kez değerlendirildi. Bulgular: Hastaların %53'ü erkek ve yaş ortalaması 79,58±7,62 yıl idi. Taburculuk eğitiminin zamana göre deney grubundaki hastalarda EORTC-QLQ-C30 puan ortalamalarını fonksiyonel güçlükler boyutunda yükselttiği, semptom alt boyutunda düşürdüğü, YUGDÖ toplam puan ortalamalarını düşürdüğü belirlendi (p<0,01). Bakım vericilerin %66,7'si kadın ve yaş ortalaması 55,48±13,67 yıl idi. Deney grubundaki bakım vericilerin WHOQOL-BREF-TR toplam puan ortalamalarının, BUSÖ toplam/alt boyut puan ortalamalarının, PEG ile beslenmeye yönelik bilgi, tutum ve davranış puanlarının kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç: RAM'a dayalı verilen taburculuk eğitiminin hastaların ve bakım vericilerin yaşam kalitesi ve sürece uyumlarını olumlu etkilediği belirlendi. Daha uzun süreli takiplerle taburculuk eğitiminin etkilerinin sürekliliğinin değerlendirilmesi önerilebilinir.

Enteral beslenmeHasta eğitimiHospis ve palyatif bakım hemşireliği+4
Elif Tuğba Uygun
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hospitalize yaşlı hastalarda hastane içi morbidite ve mortaliteyi öngörmede kapsamlı geriatrik değerlendirmenin rolü

Kapsamlı geriatrik değerlendirme geriatrik hasta değerlendirmesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Hastaların morbidite ve mortalitesini öngörmede rol oynadığı bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı Hacettepe Hastanesi Erişkin Hastanesi dahiliye servislerinde yatan 65 yaş ve üzeri hastaların morbidite ve mortalite üzerinde rol oynayan faktörleri değerlendirmektir. Çalışmada hastaların enfeksiyon durumları, yatış sürecindeki düşme, gelişen bası yarası, deliryum gelişimi, yoğun bakım ünitesine devredilmesi ve yatış süreleri değerlendirildi. Hastaların demografik verileri, antropometrik ölçümleri, alışkanlıkları, mevcut hastalıkları, kullandıkları ilaçları kaydedildi ve hastalar geriatrik sendromlar açısından değerlendirildi. Çalışmaya 113 hasta dahil edilmiştir. Hastalar mini nutrisyonel değerlendirme testi, günlük yaşam aktiviteleri ve entrumental günlük yaşam aktiviteleri ölçekleri, geriatrik depresyon ölçeği, klinik kırılganlık ölçeği ve mini mental durum değerlendirme testi ile nutrisyonel, fonksiyonel ve bilişsel açıdan değerlendirildi. Çalışmaya katılan 113 hastanın 58'i (%48,7) kadın, kalan 55'i (%51,3) erkekti. Hastaların yaşları 65 ile 94 arasında değişmekteydi ve ortalamaları 74,0±7,1'di. Hastalar acil servisten tedavilerinin devamı için veya poliklinikten elektif yatış nedeniyle dahiliye servislerine yatırılan hastalardı. Hastalar yatışlarının ilk üç günlerinde değerlendirildi. Hastaların mini nutrisyonel değerlendirme testinden aldıkları puandaki artış ile (p=0,043; r=0,191) ve; vücut kitle indeksi değeri (p=0,063; r=0,176) kol (p=0,026; r=0,209) ve baldır çevresi (p=0,016; r=0,226) ölçümlerindeki artış ile yatış süresinin kısaldığı gözlemlendi. Son bir yılda olan kilo kaybının yatış süresini uzattığı saptandı (p=0,009; r=0,248). İnfluenza aşısı olunmasının yatış süresini azalttığı gösterildi (p=0,041). Fonksiyonel ve bilişsel kapasite ile ve hastaların mevcut komorbiditeleri, sigara ve alkol kullanımı, laboratuvar değerleri ile yatış süresi arasında ilişki gösterilemedi. Hastaların yatış sebeplerinden ve mevcut komorbiditelerinden bağımsız olarak malnutrisyonun ve polifarmasinin yatış süresinde etkili olduğu saptandı. Sonuçlara göre beş ve üzeri ilaç kullanmak, on günden uzun süreli yatma ihtimalini yaklaşık 3 kat azaltmaktadır (%95GA=0,132-0,823). Hastada malnutrisyon olmaması, hastanın malnutrisyon açısından riskli olması ve/veya malnutrisyonunun olmasıyla kıyaslandığında hastanın on günden uzun süre yatma ihtimali 2,9 (%95 GA:1,296-6,869) kat daha yüksek olmaktadır. Hasta sayısının az olması nedeniyle mortalite, düşme, bası yarası, deliryum ve yoğun bakım ünitesine devir üzerine değerlendirme yapılamadı. Bu çalışmada polifarmasi yatış süresi üzerinde iyi prognostik bir etkiye sahip olsa da, bu konuyla ilgili daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Yatan her geriatrik hastada nutrisyon durumunu ve ilaç sayısını değerlendirmek çok önemlidir ve prognozla ilişkilidir.

GeriatriHastanelerMalnütrisyon+4
Cansu Ayhan Şeker
Hacettepe University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gastrointestinal kanserli hastalarda preoperatif dönemde beslenme durumunun ve malnutrisyonun değerlendirmesinde farklı yöntemlerin karşılaştırılması

Bu araştırma Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama Araştırma Hastanesi'nde Şubat-Ağustos 2011 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırma, gastrointestinal sistem kanserlerinden tanı almış, henüz ameliyat olmamış, 19 yaş ve üzeri, hastanede yatan 28'i kadın (%34,6) ve 53'ü erkek (%65,4) toplam 81 gönüllü hasta üzerinde yapılmıştır. Çalışmanın amacı; gastrointestinal sistem kanserlerinden tanı almış hastaların beslenme durumunu Nütrisyonel Risk İndeksi (NRİ), Nütrisyonel Risk Tarama-2002 (NRS-2002) ve Subjektif Global Değerlendirme (SGD) gibi farklı üç yöntemle saptamak, bu yöntemleri kıyaslamak ve ameliyat öncesi gastrointestinal sistem kanserli hastaların malnütrisyon durumunu değerlendirmektir. Hastalara uygulanan anketin ilk bölümünde bireylerin sosyodemografik özellikleri, tanıları, beslenme alışkanlıkları, yemek pişirme yöntemleri, kullanılan yağ çeşidi, besin tüketim sıklığı ve ASA (Amerikan Anesteziyoloji Derneği) skorları sorgulanmıştır. İkinci bölümde antropometrik ölçümler alınmış, üçüncü bölümde rutinde yapılan hastane kayıtlarında yer alan biyokimyasal veriler kayıt edilmiş ve dördüncü bölümde Nütrisyonel Risk İndeksi hesaplanmış, Nütrisyonel Risk Tarama-2002, Subjektif Global Değerlendirme gibi yöntemler uygulanmıştır. Hastaların yaş ortalaması 55,65±12,22 yıl olup, erkeklerde 57,1±12,9, kadınlarda 53±10,5'tir. Bireylerin beden kütle indeksi (BKİ) yönünden dağılımı incelendiğinde, erkeklerin %20,8'i ve kadınların %21,4'ü zayıftır (BKİ<18,5). Beslenme değerlendirme yöntemlerine göre, NRS-2002'de malnütrisyon riski olmayan 13 kişi iken (%16), malnütrisyon riski olan kişi sayısı 68'dir (%84). NRİ değeri 100'den büyük olan 16 kişi iken (%19,8), hafif malnütrisyon riski olanların sayısı 2 (%2,5), orta malnütrisyon riski olanların sayısı 25 (%30,9), ağır malnütrisyonu olanların sayısı 38 kişidir (%46,9). SGD A grubunun sayısı 12 (%14,8), SGD B grubu sayısı 19 (%23,5), SGD C grubu 50 kişidir (%61,7). Yöntemler birbiri ile kıyaslandığında; SGD referans olarak alınırsa yöntemler içerisinde NRS-2002 tarama aracının NRİ'ne göre daha güçlü bir uyuma sahip olduğu görülmektedir. GİS kanserli hastalarda kapsamlı bir nütrisyonel değerlendirme çok zaman aldığı için uygun değerlendirme yöntemlerinin sağlık kuruluşlarında ve hastanelerde düzenli olarak yapılmasına ilişkin protokoller oluşturulmalıdır.

BeslenmeBeslenme durumuBeslenme incelemeleri+6
Ezgi Semahat Arı
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çölyak hastalığı olan çocuklarda beslenme durumunun değerlendirilmesi

Çölyak hastalığı genetik olarak yatkın bireylerde, glutene maruziyet sonucu gelişen otoimmün aracılı, ince bağırsak mukozasının hasarı sonucu oluşan bir hastalıktır. Çölyak hastalığının tek tedavisi yaşam boyu glutensiz diyet tedavisidir. Buğday, arpa ve çavdar glutenin ana kaynaklarıdır. Bu çalışmanın amacı, çölyak hastalarının beslenme durumunu saptamak, antropometrik ölçümlerini ve glutensiz özel ürün tercihlerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme ünitesinde Çölyak hastalığı tanısı ile izlenen 6-18 yaş arası ek bir sağlık sorunu olmayan 120 hasta katılmıştır. Bireylere genel özellikleri, antropometrik ölçümlerini, geriye dönük 24 saatlik besin tüketim kayıtları ve glutensiz ürün besin tüketim sıklıklarını değerlendirmeye yönelik anket formu uygulanmıştır. Enerji, makro ve mikro besin ögeleri alımı geriye dönük 24 saatlik besin tüketim kayıtları kullanılarak hesaplanmış ve gereksinimler beslenme rehberlerine göre kıyaslanmıştır. Yirmidört saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı BEBİS 7.2, antropometrik ölçümler WHO AntroPlus ve istatistiksel analiz SPSS 22.0 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 11,49±3,76 yıldır. Araştırma kapsamına alınan hastaların %30'u erkek, %70'i kızdır. Hastaların tanıda en sık başvuru nedenleri büyüme ve gelişme geriliği (%37,5), diyare (%30,8), konstipasyon (%8,3)'dur. Hastaların tanı yaşı ortalama 7,3±4,2 yıldır. Hastaların %29,5'inin yaşa göre vücut ağırlığı Z skoru malnütrisyon, %15,8'inin yaşa göre boy uzunluğu Z skoru bodur olarak saptanmıştır. Hastaların enerji gereksinimini karşılama yüzdesi ortalama %77,9±26,7 olarak bulunmuştur. Hastaların besin tüketim kaydından alınan verilere göre diyetlerinde posa, B1 vitamini, kalsiyum ve demir alımının yetersiz olduğu gösterilmiştir. Glutensiz ürünlerin ve tahılların ortalama tüketim miktarları, glutensiz ekmek 108,6±110,5 g/gün, pirinç 34,3±27,3 g/gün, patates 102,6±79,2 g/gün, glutensiz un 12,6±2,5 g/gün, düşük proteinli ekmek 67,4±65,5 g/gündür. Ancak hastalar amarant, kinoa, kurubaklagil unu tüketmemektedir. Toplam enerji alımının %24,8±14,8'i glutensiz özel ürünlerden karşılanmaktadır. Hastaların %95,8'i bu ürünleri süpermarketlerden, %3,3'ü internetten, %0,9'u derneklerden edinmektedir. Bu çalışmanın sonucunda çölyak hastalığı olan hastaların beslenme durumlarını değerlendirmenin gerekliliği vurgulanmıştır. Çölyak hastalığı alanında uzmanlaşmış bir diyetisyen tarafından hastalara besin ögesi yetersizliklerini önlemek amacıyla ayrıntılı diyet eğitimi verilmelidir. Diyette düşük proteinli glutensiz özel ürünler yerine, karbonhidrat, posa, yağ asidi, vitamin ve mineral içeriği açısından daha iyi kaynaklar olan alternatif tahıllar kullanılmalıdır. Çölyak hastalarında obezite, malnütrisyon, anemi, vitamin-mineral yetersizlikleri gibi komplikasyonların önlenmesinde ve tedavisinde beslenme tedavisi ve glutensiz diyet eğitimi önemlidir.

BeslenmeBeslenme durumuBeslenme incelemeleri+4
Damla Yıldırım
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankara'da aile hekimlerinin yaşlılarda malnütrisyon konusunda bilgi düzeyi, farkındalık ve yaklaşımlarının araştırılması

Yaşlılarda malnütrisyon genç erişkinlere göre daha sık görülmektedir ve fark edildiğinde ileri seviyede olup çeşitli morbiditelere ve mortaliteye neden olmakta, tedavi sürecinin uzaması nedeniyle de ülke için ciddi ekonomik kayba yol açmaktadır. Çalışmamızın amacı yaşlılarda malnütrisyonu erken tanıyarak morbidite ve mortalitenin azaltılabilmesi için toplumun yakın iletişimde olduğu, en hızlı ve kolay ulaşabileceği aile hekimlerinin bilgi ve tutumu hakkında bir anket aracılığıyla(EK 1) fikir edinip bu konuda farkındalık oluşturmaktır. Çalışmamıza Ankara İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı ASM lerde çalışan aile hekimleri dahil edildi. Aralık 2018-Mart 2019 tarihleri arasında toplam 500 hekime ulaşıldı, 240 kişi çalışmaya katılmayı kabul etti, soruların %10'undan fazlasına cevap vermeyenler çalışma dışı bırakılarak 226 hekim çalışmaya dahil edildi. Bunların %15'i uzman hekimdi. Ulaşılan hekimlerin 65 yaş üstü kayıtlı hasta sayısı, Ankara'daki 65 yaş üstü nüfusun %18,5'ini oluşturmaktaydı. Uzmanların %32,4'ünün, pratisyenlerin ise %42,2'sinin 65 yaş üstü nüfusta malnütrisyonu rutin değerlendirdiği tespit edildi. Malnütrisyon değerlendirmesi sırasında en çok kilo kaybı (%84,1) ikinci sırada ise halsizlik (%67,3) semptomunun sorgulandığı görüldü. Hekimlerin %94,2'sinin herhangi bir tarama testi kullanmadığı, %75,2'sinin antropometrik ölçüm yöntemlerinden kilo takibine göre malnütrisyon durumuna karar verdiği tespit edildi. Hekimlerin %69'unun malnütrisyonu tespit ettiğinde hastaları bir üst merkeze yönlendirdiği, %39,4'ünün diyet önerilerinde bulunduğu görüldü. Hekimlerin sadece %17,7'sinin sarkopeni durumunu rutin değerlendirdiği ve değerlendirenlerin %60'ının üst orta kol çap ölçümününü kullandığı görüldü. Hekimlerin %10,2'sinin nüfusuna kayıtlı popülasyonda huzurevi hastaları olduğu ancak huzurevi hastası olan ve olmayan hekimlerin malnütrisyon ve sarkopeni durumunu değerlendirme oranlarının farklı olmadığı görüldü (p>0,05). Anahtar Kelimeler: Geriatri, malnütrisyon, farkındalık, aile hekimleri

Aile hekimliğiAnkaraBeslenme+6
Mustafa Kutluhan Yurdakonar
Hacettepe University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Yaşlı parkinson hastalarında sarkopeni ile malnütrisyon ilişkisi

Parkinson hastalığı (PH), Alzheimer hastalığından sonra en sık görülen ikinci nörodejeneratif ve ilerleyici hastalıktır. Tipik olarak 55-65 yaşları arasında gelişir ve insidans ortalama 60 yaş civarında artar. Parkinson hastalarında görülen titreme, hareketin yavaşlaması ve kaslarda kasılma, hareket edememe, uzuvlarda kasılma, tutarsız yürüyüş ve kamburluk gibi motor ve uyku bozuklukları, kabızlık, koku duyusunun kaybı, depresyon, cinsel işlev bozukluğu ve anksiyete gibi motor olmayan semptomlar ile kullanılan ilaçların yan etkisi bu hastalarda malnütrisyon ve sarkopeni sıklığının artmasına sebep olabilmektedir. Ancak bu konuda literatürde yeterli ve net veri bulunmamaktadır. Bu nedenle bu çalışmanın amacı yaşlı Parkinson hastalarında sarkopeni ve malnütrisyon sıklığını saptamak, sarkopeni ile malnütrisyon ilişkisini inceleyerek, bu hasta grubunun hem hastalık şiddeti ve hem de yutma bozukluğu riskinin sarkopeni ve malnütrisyon ile ilişkili olup olmadığını araştırmaktır. Bu amaçla Haziran 2018-Mart 2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Polikliniğine başvuran 60 yaş üstü PH tanısı olan 89 hasta (ort. yaş 68,9±6,4 yıl, %42,7 kadın, %57,3 erkek) çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalara genel hasta bilgi formu doldurularak, malnütrisyon açısından Mini Nütrisyonel Değerlendirme (MNA) testi, yutma bozukluğu riski açısındn EAT-10 testi, fiziksel aktivite durumunun değerlendirilmesi için yaşlılarda fiziksel aktivite (PASE) anketi, hastalık şiddeti açısından Hoehn-yahr skalası doldurularak, antropometrik ölçümleri ( boy uzuluğu, vücut ağırlığı, baldır çevresi (BÇ), üst orta kol çevresi), yürüme hızı, el sıkma gücü ve vücut kompozisyonu ölçümleri yapılmıştır. Sarkopeni tanımlaması açısından EWSGOP 2 kriterleri kullanılmıştır. Veriler SPSS 22.0 paket programıyla değerlendirilmiştir. Hastaların MNA' ya göre %5,6'sı malnütrisyonlu, %43,8'i malnütrisyon riski altında ve %50,6'sı normal beslenme durumuna sahip olarak bulunmuştur. Hastaların %87,7'si sarkopenik değilken, %12,3'ü şiddetli sarkopenik olarak saptanmıştır. Hastalarda sarkopeni ile malnütrisyon arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0,001). Hastalık şiddeti ile sarkopeni ilişkili olarak bulunmuşken, malnütriyonla ilişki saptanmamıştır. Yutma bozukluğu riski %48,3 oranında görülmekle birlikte yutma bozukluğunun ne sarkopeni ne de malnütrisyon ile ilişkisi bulunmamıştır. Faz açısının sarkopeniyi gösterme yeterliliği açısından kesme puanı değeri %53,3 sensivite ve %93,2 spesifite ile <4,5○ olarak belirlenmiştir (p=0,001). PH de hastalığın erken dönemlerinde sarkopeni ve malnütrisyonun farkında olunarak gerekli tarama ve değerlendirmelerin yapılması riskli hastaların saptanması, özellikle vücut ağırlığı kaybı sorgulaması, el sıkma gücü, BÇ ve beden kütle indeksi (BKİ) düşüklüğü gibi risk faktörleri önlem alınması açısından önemlidir.

BeslenmeBeslenme değerlendirmesiGeriatri+4
Merve Yılmaz
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk immünoloji-romatoloji servisine yatan hastalarda malnütrisyonun değerlendirilmesi

Giriş: Hastalık ilişkili malnütrisyon dinamik ve multifaktöriyel bir süreç olup inflamasyon, yetersiz beslenme ve artmış enerji ihtiyacı ile yakın ilişkilidir. Hastalık ilişkili malnütrisyon son yıllara kadar yeterince üzerinde durulmamış bir konu olup nütrisyonel anormallikler pediatrik hastalarda önemli derecede morbidite ve mortaliteye yol açmaktadır. Pek çok çalışma hastanede yatan çocuklarda %6-51 malnütrisyon prevalansı olduğunu göstermektedir. Hastaneye yatan başta malignite hastaları, kardiyak, nörolojik, enfeksiyon hastaları ile yoğun bakım hastaları olmak üzere pek çok hasta grubunda malnütrisyon ile ilgili çalışmalar olmasına karşın Çocuk İmmünoloji ve Romatoloji hastaları ile ilgili malnütrisyon çalışmaları oldukça kısıtlıdır. Amaç: Bu çalışmada Çocuk İmmünoloji-Romatoloji Servisi'ne yatan çocuk hastalarda malnütrisyon prevalansını tespit etmeyi; hastanede yatış süresi, eşlik eden klinik durum (ateş varlığı, Akut Faz Reaktan yüksekliği) varlığı ile verilen tedavilerin malnütrisyon sürecine olan etkisini incelemeyi; mevcut olan pek çok malnütrisyon sınıflaması (WHO, Gomez, Waterlow, Wellcome) ve malnütrisyon skorlamasını (PeDİSMART, STAMP, PYMS) birbirleri ile karşılaştırıp hastalığa (Primer İmmün Yetmezlik (PİY) /Romatoloji) ve koşullara (tekrarlayan yatış/ uzun süren yatış) göre en uygun olan sınıflama ve skorlamayı seçmeyi, malnutriyonu olan hastalara müdahele edip özellikle uzun yatışlarda görülen hastane kaynaklı malnütrisyonların önüne geçip tedavi etmeyi amaçladık. Olgular ve Metod: Prospektif özellikteki çalışmaya Nisan 2017-Haziran 2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Çocuk İmmünoloji ve Romatoloji Servisi'ne yatırılarak izlenen 1 ay-18 yaş arası 371 hasta alındı. Her hastanın yatış esnasında ateş, ishal/kusma, steroid kullanma, oral aft, bronkopnömoni, TPN alma, nazogastrik sonda ile beslenme, albümin alma, enteral ürün kullanma, intravenöz (i.v.) hidrasyon alma, intravenöz demir/eritrosit alma, insülin kullanma, metformin kullanma durumunun ve fizik muayenede ödem bulgusunun olup olmadığı kaydedildi. Girişte kan alınan hastaların nütrisyonel parametreleri (protein, albumin, hemogram, demir, TDBK, Ferritin) kaydedildi. Olguların hastaneye yatış-çıkışları esnasında ve iki haftadan uzun süre yatanlarda haftada bir olmak üzere; vücut ağırlığı, boy, orta kol çevresi ve triseps deri kıvrım kalınlığı aynı doktor (S.G.) tarafından aynı araçlarla ölçüldü. Her hasta için yatışta WHO, Gomez, Waterlow, Wellcome sınıflamaları ve PeDİSMART, STAMP, PYMS malnütrisyon skorlamaları yapıldı. Malnütrisyon skorlamarı 2 haftadan uzun yatanlar için haftada bir tekrarlanıp çıkışta hem malnütrisyon sınıflamaları hem de malnütrisyon skorlamaları tekrar uygulandı. Tekrarlayan yatışlar için mevcut uygulamalar her yatışta tekrar uygulandı. Hasta ve hasta yakınlarından onam formu alındı ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurul onayı alındı. Bulgular: Çocuk İmmünoloji Romatoloji Servisi'ne yatan 371 hastada %1.9 morbid obezite, %5.7 obezite, %14.8' aşırı kilo, %7.8 zayıflık, %4.3 ciddi zayıflık, %65.5 normal VKI saptandı. 371 hastanın %16.4' ünün vücut ağırlığı, %15.6' sının boyunun 3 persentil ve altı; %5.9 'unun vücut ağırlığı, %3.8 'inin boyu 97 persentil ve üstü saptandı. Hastane malnütrisyonu kriteri olarak hastanın çıkış ölçümleri ile giriş ölçümleri karşılaştırıldığında VKI z skorunda 0.25 SDS' den daha fazla azalma olması kabul edildi. 371 hastanın 50' sinde (%13,5) çıkış esnasında yapılan ölçümlerde yatış VKI z skoruna göre 0.25 SDS 'den fazla sapma olduğu görülüp hastane malnütrisyonu geliştiği tespit edildi. Hastane malnütrisyonu gelişen 50 hastanın ortalama yatış gün sayısı 13± 11,2 gün olup minimum 3 gün maksimum 57 gün olarak tespit edildi. İki haftadan uzun yatan 85 hastanın 16'sında (%19'u) çıkış VKI z skorlarında girişe göre 0.25 SDS' den fazla düşme olduğu görülüp hastane malnütrisyonu geliştiği saptanırken en uzun yatan ilk 10 hastada belirgin olmak üzere, iki haftadan uzun yatan hastaların %67' sinde kilo alımı olduğu görüldü. Kilo alımı olan hastaların %23'ünün hastaneye yatış esnasında VKI z skorunun -2 SDS altında olduğu görüldü. Bu durum uzamış yatışlarda hastane malnütrisyonu görülme sıklığının arttığını göstermekle beraber hastalarda malnütrisyonun erkenden tespit edilip zamanında nütrisyonel müdahele yapılmasıyla malnütrisyonu düzeltmede başarılı olunduğu görüldü. PİY tanılı hastaların Waterlow' a göre %21'inde akut, %17'sinde kronik, %9' unda kronik zemininde akut malnütrisyon; Gomez' e göre hastaların %23.8'inde hafif, %10.5'inde orta, %8'inde ağır malnütrisyon tespit edilerek hastaların yarısına yakınında malnütrisyon olduğu görüldü. PİY hastalarının girişte PeDİSMART skorlamasına göre %74 düşük risk, %17.4 orta risk, %8.5 yüksek malnütrisyon riski; STAMP skorlamasına göre %51.3 düşük risk, %30.6 orta risk, %18 yüksek malnütrisyon riski; PYMS skorlamasına göre %55 0 puan, %13.7 1 puan, %31.2 2 puan ve üzeri aldı. Romatoloji hastalarında yapılan ölçümlerin sonucunda Gomez' e göre hastaların %25.2' si hafif, %9.3'ü orta, %1.6' sı ağır malnütrisyonlu tespit edilerek hastaların yaklaşık 3'te birinde malnütrisyon saptandı. Waterlow' a göre hastaların %28'inde akut, %12.6'sında kronik, %5'inde kronik zemininde akut malnütrisyon tespit edildi. Yaklaşık 3'te 1'inde malnütrisyon olduğu saptanan romatoloji hastalarının girişte PeDİSMART skorlaması yapıldığında %88 düşük risk, %10.4 orta risk, %1.6 yüksek malnütrisyon riski; STAMP skorlaması yapıldığında %67 düşük risk, %23.7 orta risk %9.3 yüksek malnütrisyon riski; PYMS skorlaması yapıldığında %71 0 puan, %12 1 puan, %17' si 2 puan ve üzeri aldı ve malnütrisyon riski var olarak değerlendirildi. Tekrarlayan yatışlarda PİY hastaları için PeDİSMART ve STAMP skorlamasının, Romatoloji hastaları için ise PYMS skorlamasının daha uygun olduğu görüldü. İki haftadan uzun yatan hastalarda her iki hasta grubu için de PYMS skorlamasının diğer malnütrisyon skorlamalarına göre daha kullanışlı olduğu görüldü. PİY tanılı hastalarda Wellcome ve Gomez sınıflamasına göre malnütrisyonu olanların tekrarlayan yatış satısının yüksekliği anlamlı bulunurken Romatoloji hastalarında anlamlı farklılık görülmedi. WHO ve Waterlow sınıflamaları ile servise tekrarlatan yatış sayısı arasında ne Primer İmmün Yetmelik tanılı hastalarda ne de Romatoloji hastalarında anlamlı ilişki bulunmadı. PYMS skorlamasında Kwashiorkor dan itibaren malnütrisyon skorunun sabit kaldığı, PeDİSMART'ın da hastalarda ödem görülmeye başladıktan sonra malnütrisyonu saptamada yetersiz kaldığı ve skorlama puanının düştüğü görülürken STAMP skorlamasının Wellcome ile paralellik göstererek malnütrisyon tablosu ağırlaştıkça yüksek puan vermeye devam ettiği görüldü. PYMS, STAMP ve PeDİSMART skorlamalarının Gomez Skorlaması ile uyumlu olup, akut malnütrisyonu saptamada yeterli iken; Waterlow ile uyumlarının kronik malnütrisyonda bozulduğu ve kronik malnütrisyonu saptamada yetersiz kaldığı saptandı. Sonuç: Bu çalışmada Çocuk İmmünoloji-Romatoloji hastalarında malnütrisyon prevalansını tespit etmek, hastanede yatış süresi, eşlik eden hastalık, klinik durum ve verilen tedavilerin malnütrisyon sürecine olan etkisini incelemek ile mevcut olan pek çok malnütrisyon sınıflaması (WHO, Gomez, Waterlow, Wellcome) ve malnütrisyon skorlamasını (PeDİSMART, STAMP, PYMS) birbirleri ile karşılaştırıp hastalığa ve koşullara göre en uygun olan malnütrisyon tespit yöntemini seçmeye çalıştık. Çalışmamızda Çocuk İmmünoloji-Romatoloji Servisi' ne yatan tüm hastalarda Waterlow 'a göre % 21.3 oranında akut, % 17.5 oranında kronik malnütrisyon saptandı. Servise yatan tüm hastalarda % 13.5 hastane malnütrisyonu geliştiği saptanmış olup ortalama yatış sürelerinin 13 gün olduğu görüldü. Bu durum iki haftayı bulan yatışların hastane malnütrisyonu gelişimi için risk oluşturduğunu düşündürdü. Literatürde PİY hastaları ile Romatoloji hastalarını malnütrisyon açısından karşılaştıran ya da malnütrisyon sınıflamaları (WHO, Gomez, Waterlow, Wellcome gibi) ile malnütrisyon skorlamalarını (PeDİSMART, PYMS, STAMP gibi) karşılaştıran bir çalışma olmayıp, bizim çalışmamızda PİY hastalarının yarısına yakınında; Romatoloji hastalarının ise yaklaşık 3' te birinde malnütrisyon olduğu ve malnütrisyon skorlamalarının akut malnütrisyonu saptamada yeterli iken kronik malnütrisyonu saptamada malnütrisyon sınıflamalarına göre yetersiz kaldığı görüldü. PİY hastalarının yarısına yakınında malnütrisyon varken; kilo kaybını ve nütrisyonel destek gereksinimini tahmin etmede PeDİSMART'ın duyarlılığı %52, STAMP' in duyarlılığı % 97, PYMS 'nin duyarlılığı ise % 89 oldu. Romatoloji hastalarının yaklaşık 3'te 1'inde malnütrisyon varken kilo kaybını ve nütrisyonel destek gereksinimini tahmin etmede PeDİSMART' ın duyarlılığı % 37, STAMP 'in duyarlılığı % 99, PYMS' nin duyarlılığı % 88 olarak saptandı. İki haftadan uzun yatışlarda her iki hasta grubu için de diğer skorlamalara göre PYMS' nin daha uygun olduğu; tekrarlayan yatışlarda ise PİY hastaları için PeDİSMART ve STAMP uygunken Romatoloji hastaları için PYMS skorlamasının daha uygun olduğu görüldü. Modern malnütrisyon skorlamalarının yanında, skorlamaların kronik malnütrisyonu saptamadaki yetersizlikleri ve malnütrisyonun sınıflandırılabilmesi (hafif/ orta/ ağır; akut/ kronik/ kronik zemininde akut ya da düşük ağırlıklı/ marasmus/ kwashiorkor) adına malnütrisyon sınıflamalarının da kullanıma devam edilmesi gerektiği görüldü. Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlara göre hastaneye yatan hastalarda hastane malnütrisyonu gelişimi açısından dikkatli olunması; malnütrisyon tespitinde WHO, Gomez, Waterlow, Wellcome sınıflamalarını kullanırken bir yandan da hastaya ve koşullara (tanı, yatış süresi tekrarlayan yatış sayısı gibi) en uygun olan malnütrisyon skorlamasının seçilmesi; böylece hem hastada var olan malnütrisyonun hızlı tespiti ile ilerlemesini erkenden önlemeyi hem de skorlamaların yönlendirmesi ile hastaların düzenli kontrolünü sağlayarak klinik gidişatını yakından takip etmeyi ve malnütrisyonu düzeltmeyi öneriyoruz. Anahtar sözcükler: primer immün yetmezlik, romatoloji, pediatri, malnütrisyon, hastane malnütrisyonu

Alerji ve immünolojiMalnütrisyonPediatri+4
Sebla Güneş
Ege University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında nütrisyonel belirteçlerin ve vücut kompozisyonunun değerlendirilmesi

Bu çalışma, hemodiyaliz hastalarında beslenme durumunu değerlendirmek, yetersiz beslenme ile vücut kompozisyonu ve biyokimyasal parametreler arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla yapılmıştır. İzmir'de bir diyaliz merkezinde yapılan bu kesitsel çalışmaya, yaşları 18-75 yıl arasında değişen 102 (51 kadın ve 51 erkek) kronik hemodiyaliz hastası katılmıştır. Çalışmaya katılan hastaların kişisel bilgileri, hastalık ve tedavilerine ait bilgileri, rutin biyokimyasal tetkikleri, vücut kompozisyon monitörü sonuçları alınmış, antropometrik ölçümleri ve Subjektif Global Değerlendirme (SGD) yapılmıştır. Çalışmanın verileri SPSS 20.0 programında değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde yüzdelik, ortalama, standart sapma, Independent Samples t- testi, Mann-Whitney U testi ve Pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda, hastaların yaş ortalamaları 57.7±11.9 yıl, diyaliz tedavisi alma süreleri 88.5±71 ay olarak hesaplanmıştır. Subjektif Global Değerlendirme'ye göre hastaların %17.7'sinin orta veya şiddetli derecede malnutrisyonlu olduğu saptanmıştır. Beden Kütle İndeksi sınıflamasına göre hastaların %3.9'u zayıf, %38.2'si normal kilolu, %37.3'ü hafif şişman ve %20.6'sı obez olarak bulunmuştur. İyi beslenmiş ve malnütrisyonlu hastaların trigliserid, total kolesterol, LDL, bikarbonat, ürik asit ve URR düzeyleri arasında anlamlı fark bulunurken (p<0.05), albumin, total protein, hemoglobin, kreatinin düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Malnütrisyonlu hastaların, iyi beslenmiş hastalara göre BKİ, yağ doku indeksi (FTİ), vücut yağ oranı, adipoz doku kütlesi, üst orta kol çevresi ve triseps deri kıvrım kalınlığı daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Malnütrisyon ile diyaliz süresi ve yaş arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Bu sonuçlara göre, hemodiyaliz hastalarının nütrisyonel durumunun bazı antropometrik ölçümler ve biyokimyasal parametrelerle ilişkili olduğu görülmüştür. Malnütrisyon gelişimi açısından risk altında olan bu hastaların beslenme durumlarının takibinin önemli olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz; Beslenme Durumu; Malnutrisyon; Subjektif Global Değerlendirme

BeslenmeBeslenme durumuBiyokimyasal olaylar+3
Ayşenur Alçiçek
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran geriatrik yaş grubundaki hastalarda malnütrisyon ve kırılganlık ölçeklerinin laboratuvar parametreleri ile karşılaştırılması

Amaç: Yaşlı hayat kalitesini etkileyen, yaşlılığın getirdiği problemlerin de temelini oluşturan tanım geriatrik sendromlardır. Geriatrik sendromlar içinde, kırılganlık ve malnütrisyonun, morbidite ve mortalite artışında, uzamış hastane kalış sürelerinde, sağlık harcamalarında ve yaşlı bakım ihtiyacının artmasında en önemli faktörler olduğu düşünülmektedir. Bu çalışma ile malnütrisyonu ve kırılganlığı değerlendirmede kullanılan ölçeklerin yanında, objektif, ulaşılabilir ve tekrarlanabilir laboratuvar tetkiklerinin kullanımının, klinik sonlanımları erken öngörmesini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Erişkin Acil Servisi'ne 01.09.2022 – 01.11.2022 tarihleri arasında başvuran, 65 yaş ve üzeri 106 hasta ile prospektif tek merkezli bir çalışma yaptık. İleri düzeyde alzheimer/demansı olan, aktif tedavi (KT, RT) alması gereken malignitesi olan, immobil olan ve multiple travma hastaları çalışmaya dahil edilmemiştir. Hastaların demografik bilgileri, kullandıkları ilaçları, alkol/sigara alışkanlıkları ve komorbid hastalıkları sorgulandı ve Charlson Comorbidity Index (CCI) hesaplandı. Hastaların kırılganlık durumları için Modifiye Kırılganlık İndexi (mFI), FRAILTY Index (FI) ve Klinik Kırılganlık Skoru (CFS) ölçekleri hesaplandı ve malnütrisyon durumlarını belirlemek için Mini Nütrisyonel Değerlendirme Kısa Form (MNA-SF) kullanıldı. Tüm hastalarda prealbümin, demir, açlık insülin, HgA1c, B12 vitamini ve parathormon (PTH) parametrelerinin de olduğu kan parametreleri çalışıldı. Hastaların klinik sonlanımları acil servisten taburculuk, servis ve yoğun bakıma yatış ile 30 günlük mortalite olarak değerlendirildi. Gruplar arası karşılaştırmalarda kategorik değişkenler için ki-kare veya Fisher'in kesin ki-kare testi, sürekli değişkenler için Student's t testi ya da tek-yönlü varyans analizi ile post-hoc Tukey testi, normal dağılmayan ve sıralı değişkenler için Mann Whitney U veya Kruskal Wallis varyans analizi kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 106 hastanın MFI, FI ve CFS skorlarına göre farklı kırılganlık oranları tespit edildi (sırası ile %10.4, %67.9 ve %87.7). MNA-SF'ye göre hastaların %18.9'u malnütre ve %47.2'si malnütrisyon riskli saptandı. CCI skoru arttıkça hastane yatış süresinin uzadığı (p<0.001) ve servise yatış olasılığının arttığı (p=0.011) saptandı. Kırılganlık ve malnütrisyon arttıkça yatış sürelerinin uzadığı ve kötü prognozun arttığı, hemoglobin, prealbümin, albümin ve total protein değerlerinin azaldığı saptandı (p<0.05). Malnütre hastalarda açlık insülinin (p=0.001) azaldığı, kırılganlarda ise vitamin B12'nin yüksek olduğu saptandı. Taburculuk, hastane yatışı veya mortalite öngörmede prealbüminin, albüminin, total proteinin ve hemoglobinin azalmış olmasının yol gösterici olduğu görüldü. Bunlara ek olarak, vitamin B12 (p=0.026), d-dimer (p=0.024), PTH (p=0.033), nötrofil lenfosit oranı (NLR) (p=0.017) ve kreatininin (p=0.001) değerlerinin artışları ile kalsiyum (Ca) değerinin azalmasının (p=0.018) hastaların klinik sonlanımlarını olumsuz etkilediği saptandı. Sonuç: Acil servise başvuran geriatrik hastalarda kırılganlık ve malnütrisyon skorları ile kolayca ulaşılabilir olan albümin, prealbümin ve total protein gibi kan parametrelerinin kombine kullanımı, hastaların klinik sonlanımlarını öngörmede yardımcı olabilmektedir. Prognoz değerlendirmesi açısından, kullanılan skorlamalar arasındaki farktan dolayı, tek başına skor kullanmak yerine, kan parametreleri ile kombinasyon modelleri planlanabilir. Böylece, sağlıklı yaşlı popülasyonunun artmasına, yaşlı morbidite ve mortalitesinin azalmasına, sağlık hizmeti kaynaklarının daha verimli kullanılmasına katkı sağlanılmış olur. Çalışmamızın bu nedenle kırılgan ve malnütre yaşlı popülasyonla yapılacak gelecek çalışmalara yardımcı olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Kırılganlık, Malnütrisyon, Kırılganlık Ölçekleri, Geriatrik Sendromlar, Total protein

Acil servis-hastaneAcil tıpBeslenme+6
Merve Özlem Dibek
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

3-17 yaş akut ve kronik malnütrsiyonlu hastalarda el kavrama gücünün değerlendirilmesi

Giriş: Malnütrisyon, vücut kütlesi ve fonksiyonlarında olumsuz etkilere yol açan bir beslenme bozukluğudur ve çocuklarda erişkinlere göre daha ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Yetersiz beslenmede, tüm vücut protein konsantrasyonları ve hücre kütlesi azalır, proteolitik mekanizmalar uyarıldıkça protein sentezi azalır. Kas fonksiyonu tüm vücut proteini, vücut hücre kitlesi, kol kas kütlesi göstergesi olan üst orta kol çevresi (ÜOKÇ) ve vücut kitle indeksi ile ilişkilidir. El kavrama gücü (EKG), hastanın protein-enerji malnütrisyonundan etkilenen işlevsel yeteneğini ölçmek için standart bir yöntemdir ve malnütrisyonun saptanması için nesnel bir belirteç olarak kullanılabilir. Amaç: Pediatrik malnütrisyonda erken tanının tedaviye ve eşlik edebilecek birçok morbiditeye olumlu etkisi vardır. Bu çalışmada pediatrik malnütrisyonu tanımlamada el kavrama ve parmak kavrama gücünün kullanılabilirliğini ve malnütrisyona yönelik beslenme düzenlenmesi yapılan hastalarda tedaviye yanıtın kısa ve orta-uzun vadede ölçülebilirliğinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmamızda ek olarak el kavrama gücü ve parmak kavrama gücünün antropometrik ölçümler ve nutrisyonun laboratuvar belirteçleri ile ilişkisinin tanımlaması amaçlandı. Gereç ve Yöntemler: Pamukkale Üniversitesi Çocuk Gastroenteroloji polikliniğine ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerine başvuran 3-17 yaş malnütrisyonu olan hastalar ve aynı yaştaki sağlıklı kontrol grubu prospektif olarak değerlendirildi. Hastaların ve sağlıklı kontrol grubunun antropometrik ölçümleri (boy, vücut ağırlığı, vücut kitle indeksi (VKİ), boya göre ağırlık, orta kol çevresi, triceps deri kıvrım kalınlığı ölçümü (TDKK)) ve baskın el ve baskın olmayan el için 3'er ölçüm el kavrama gücü ölçümü (NHANES protokolüne göre), parmak kavrama gücü ölçümleri ve kan, idrar tetkikleri alındı. Uygun ve yeterli enteral beslenme açısından tedavisi düzenlenen malnütrisyonu olan grubun 2. ve 8. haftada el kavrama ve parmak kavrama gücü ölçümleri alındı. Sekizinci haftada ek olarak antropometrik ölçümleri ve laboratuvar tetkikleri tekrarlandı. Bulgular: Çalışmamıza 55 malnütrisyonlu çocuk ve 50 sağlıklı kontrol grubu dahil edildi. Vücut ağırlığı, VKİ, VKİ SDS, üst orta kol çevresi ve triceps deri kıvrım kalınlığı ölçümleri hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşüktü (p<0,05). Hasta grubunun baskın elde EKG ortalama değerlerinin ortalaması 13,52 ± 7,71 kg, kontrol grubunun 16,92 ± 8,48 kg olarak saptandı. Hasta grubunun baskın olmayan elde EKG ortalama değerlerinin ortalaması 12,51 ± 7,11 kg, kontrol grubunun 16,75 ± 8,63 kg olarak saptandı. Hasta grubunun baskın olmayan elde parmak kavrama gücü ölçüm ortalama değerlerinin ortalaması 3,26 ± 1,49 kg, kontrol grubunun 3,96 ± 1,56 kg olarak saptandı. Bu ölçümlerde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark mevcuttu. Laboratuvar tetkiklerinde albümin, trigliserid, VLDL, 25hidroksi vitamin D3 ve ribonükleaz aktivitesi düzeyleri hasta grubunda düşük, fibronektin düzeyi ise yüksek saptanmıştır (p<0,05). Malnütrisyon grubunda beslenmesi düzenlenen hastaların ilk ölçümlerinden ortalama 16,8±5,43 gün ve 80,63 ± 33,94 gün sonrasında tekrarlanan antropometrik ve kas gücü ölçümlerin arasında başlangıç değerleri ile istatistiksel anlamlı fark saptandı. Sonuç: Çocuklarda malnütrisyonun tanısında ve beslenme düzenlenmesinin erken dönemde yeterliliğinin takibinde el dinamometresi ve pinçmetre kullanımının fayda sağlayacağını düşünmekteyiz.

BeslenmeBeslenme bozukluklarıEl kavrama kuvveti+2
Mehmet Emin Yıldız
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Malnütrisyon tanılı hastalarda enfeksiyon sıklığı ve hastaneye yatış sıklığının değerlendirilmesi

Amaç: Malnütrisyon, büyüme ve gelişme için gerekli olan besin öğelerinin yetersiz veya dengesiz alınması durumunda ortaya çıkan önemli bir sağlık sorunudur. Ayrıca enfeksiyonların hem sıklığını hem de şiddetini arttırabilmektedir. Çalışmamızda çocuk hastalarda malnütrisyon ile enfeksiyon ve hastaneye yatırılma sıklıkları arasındaki ilişkinin araştırılmasını amaçladık. Yöntem: Çalışmaya Ocak 2019-Aralık 2019 tarihleri arasında Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran 252 hasta dâhil edildi. Çalışma retrospektif olarak planlandı. Hastaların 126'sında malnütrisyon mevcutken (Grup 1) diğer 126'sında malnütrisyon yoktu (Grup 2). Hastaların yaş, cinsiyet, vücut ağırlığı, boy uzunluğu, yakınmaları, enfeksiyon sıklığı ve dağılımı, hastaneye yatış sıklığı ve süreleri incelendi. Malnütrisyonun enfeksiyon sıklığı, hastaneye yatış sıklığı ve süresi üzerindeki etkileri incelendi. Bulgular: Grup 1'deki hastaların %98,4'ünde ve Grup 2'deki hastaların %86,5'inde son bir yılda en az bir kez enfeksiyon hastalığı öyküsü vardı. Grup 1'deki hastaların %25,4'ü, Grup 2'deki hastaların %12,7'si hastaneye yatırıldı. Grup 1'deki hastaların yatış süresi 1,79 ± 3,68 (ortanca değer 0,0 gün), Grup 2'deki hastaların 0,68 ± 1,98 (0,0 gün) olarak bulundu. Enfeksiyon sıklığı, hastanede yatış sıklığı ve süresi Grup 1'deki hastalarda daha yüksek bulundu (p<0,05). Sonuç: Tüm vücut sistemlerini etkiyerek çocukların büyüme ve gelişmesini etkileyen malnütrisyon aynı zamanda enfeksiyon hastalıklarının gelişmesine ve hastanede yatış sıklığı ve sürelerinde artışa neden olabilen çok önemli bir faktördür. Malnutrisyonun erken tanınması ve önlenmesi ile maliyetli enfeksiyon hastalıklarının sıklığı ve şiddetinin azalacağı, bu nedenle olan hastaneye yatışların ve ebeveyn iş gücü kayıplarının önüne geçilebileceği kanısındayız. Anahtar kelimeler: Malnütrisyon, Enfeksiyon Hastalığı, Hastanede Yatış

BeslenmeEnfeksiyonlarHastalık+3
Kemal Can Balıkçı
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00

Related subjects