Malnutrition
84 theses under this subject heading
Lobektomi uygulanan akciğer kanserli hastalarda preoperatif nütrisyonel değerlendirmenin peroperatif ve postoperatif sürece etkisi
Çalışmamızda, lobektomi planlanan akciğer kanserli hastalarda preoperatif dönemdeki nütrisyonel durumun, hastane yatış süresi, intraoperatif ve postoperatif komplikasyonlar ile postoperatif oral alım üzerine etkilerini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışma, etik kurul onayı ve hastalardan alınan sözlü ve yazılı onam sonrası, akciğer kanseri tanısı ile lobektomi uygulanacak, 18 yaş üzeri, ASA sınıflaması I-II-III olan 63 hastada gerçekleştirildi. Preoperatif dönemde antropometrik ölçümler (kavrama gücü, orta kol çevresi), vücut kitle indeksi (VKİ), laboratuvar testleri albümin, prealbümin, kreatinin, lenfosit sayısı, C-reaktif protein (CRP)], nütrisyonel risk taraması 2002 (NRS-2002), mini nütrisyonel değerlendirme (MNA) tarama testi, nütrisyonel risk indeksi (NRI), Glasgow prognostik skoru (GPS), prognostik nütrisyonel indeks (PNI) ve neoadjuvan kemoterapi alıp almadığı değerlendirilerek kayıt altına alındı. İntraoperatif dönemdeki hemodinamik değişiklikler ve komplikasyonlar, postoperatif yoğun bakım ve hastane yatış süreleri, oral alıma başlama ve hedef kaloriye ulaşma süreleri ile erken dönem komplikasyonlar kaydedildi. Postoperatif komplikasyon gelişen olgularda preoperatif NRI değerinin bağımsız bir risk faktörü olduğu saptandı. Bu olgularda hastane yatış süreleri de anlamlı olarak uzundu. Orta kol çevresi, CRP değeri ve postoperatif uzamış hava kaçağı komplikasyonunun olması hastane yatış süresi için bağımsız risk faktörleriydi. VKİ, orta kol çevresi ve prealbümin değerleri ile hastane yatış süresi arasında negatif yönde, CRP değeri ile ise pozitif yönde korelasyon bulunduğu tespit edildi. Sonuç olarak, akciğer kanserli hastalarda preoperatif dönemde yapılacak olan nütrisyonel değerlendirme ile gelişebilecek komplikasyonlar ve hastane yatış süresi hakkında önemli bilgiler elde edilebileceği, uygun nütrisyonel destek planı ile olası risklerin azaltılabileceği kanaatindeyiz.
Kistik fibrozis dışı bronşektazi tanılı hastalarda malnütrisyonun alevlenme üzerine etkisi
Kistik fibrozis dışı bronşektaziler (KFDB); kronik öksürük, balgam ve bronşial enfeksiyon semptomlarının eşlik ettiği kalıcı anormal bronşial genişlemelerdir. Malnütrisyon, KFDB'de yetersiz besin alımı, inflamasyona ikincil artmış protein/enerji ihtiyacına bağlı gelişebilir ve alevlenme sıklığını arttırabilir. Çalışmamızın amacı KFDB hastalarında malnütrisyonun alevlenmeler üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Araştırmamıza 01.01.2020-31.08.2021 tarihleri arasında BUÜ Göğüs hastalıkları polikliniğine başvuran ICD-10 kodu J47 olan stabil dönemdeki 86 hasta dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, semptomları, SFT parametreleri, VKI, Charlson ve BACI komorbidite indeksleri, BSI, HADS, yorgunluk ağırlık skorları, bioimpedans analiz ve antropometrik ölçümleri, Toraks BT L1 kesiti iskelet kas alanı tespit edildi. NRS-2002 skoru, yıllık alevlenme sayıları arasındaki korelasyonlar ve hastane yatışları değerlendirildi. Çalışmamızda olgular NRS-2002≥3 olma durumlarına göre değerlendirildiğinde VKI, BSI, lenfosit ve hemoglobinde değerlerinde, FFMI, üst kol çevresi, baldır çevresi, SMI değerlerinde azalma ve CRP, hastaneye son 1 yıl içinde yatış değerlerinde artış ile istatistiksel anlamlılık izlendi. Alevlenme sıklığı ≥3 olan olguların FEV1 ve FVC, hemoglobin değeri, paraspinal kas alanında azalma; platelet sayısı, balgam semptomu varlığı, hastane anksiyete skoru, BSI değerinde ise artma ile istatistiksel anlamlılık izlendi. Hastaların alevlenme durumlarının ≥2 olduğu durumda FEV1, FVC'de ve dominant el kavrama testinde (DEKT) azalma; öksürük, balgam varlığında ve BSI değerinde artış ile istatistiksel anlamlılık izlenmiştir. Lojistik regresyon analizinde BSI skorundaki her bir birim artışın son bir yıl içerisinde 2 ve üzeri alevlenme geçirme riskini 1.04 kat; 3 ve üzeri alevlenme geçirme riskini 1,05 kat arttırdığı saptandı. DEKT'deki her bir birimlik artışın son 1 yıl içerisinde 2 ve üzeri alevlenme geçirme riskini %2 azalttığını; erkek cinsiyet varlığının malnütrisyon riskini %19 oranında düşürdüğü, FFMI deki 1 birim artışın malnütrisyon riskini %6 oranında azalttığını, CRP'deki bir birim artışın ise malnütrisyon riskini 1,01 kat arttırdığı saptandı. Çalışmamızın sonuçları ışığında KFDB yönetiminde günlük pratikte sıkça kullanabildiğimiz basit ve tekrarlanabilir tetkiklerin alevlenme ve malnütrisyon riskini öngörmede yol gösterici olacağını düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: alevlenme, malnütrisyon, bronşektazi
Acil cerrahi girişim uygulanan geriatrik hastalarda preoperatif kırılganlık ve malnütrisyonun postoperatif takip, tedavi ve hastane yatış süresine etkisi
Geriatrik hastalar arasındaki fiziksel farklılıklar hastane yatış süreçlerinde de farklılıklara yol açar. Çalışmamızda; 65 yaş ve üzeri, acil cerrahi girişim uygulanan hastalarda, preoperatif kırılganlık ve malnütrisyonun; postoperatif takip, tedavi ve hastane yatış sürecine etkisini saptamayı amaçladık. Çalışma, etik kurul onayı ve hastalardan alınan yazılı onam sonrası acil cerrahi girişim uygulanacak 65 yaş ve üzeri 150 hastada gerçekleştirildi. Hastalara preoperatif dönemde FRAİL Kırılganlık Ölçeği ve Mini Nutrisyonel Değerlendirme Testi- Kısa Formu (MNA-SF) uygulandı. Postoperatif 30 günlük sürede hastane yatış süreçleri incelendi. Bu süreçte hastaların toplam yatış süreleri, tekrar opere edilme sayıları, tekrar hastaneye başvuruları, postoperatif yoğun bakım (YB) takibi gerekliliği, postoperatif komplikasyon gelişimi ve mortaliteleri incelendi. Çalışmamızda kırılganlık ve malnütrisyon düzeyleri artan hastalarda uzamış hastane yatış süresi (p<0,001, p<0,001), postoperatif YB takibi gereksinimi (p<0,001 p=0,001), tekrar opere edilme sıklığı (p=0,001, p=0,003), postoperatif komplikasyonlarda (p<0,001, p<0,001) ve mortalitede artış (p<0,001, p<0,001) istatistiksel olarak anlamlı olarak fazla idi. Yeniden hastane başvuru kırılganlık düzeyiyle anlamlı artış gösterirken (p=0,002), malnütrisyon düzeyi yeniden başvuruyu etkilememişti (p=0,141). Sonuç olarak; preoperatif kırılganlık ve malnütrisyon durumlarının, acil cerrahi girişim uygulanan geriatrik hastaların hastane yatış sürecine olumsuz etkileri olabileceğini saptadık. Preoperatif kırılganlık ve malnütrisyon durumlarının rutin olarak belirlenmesinin opere edilecek geriatrik hastalarda tedavi sürecinde faydalı olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Kırılganlık, malnütrisyon, hastane yatış süreci
Sarkopenisi olan ve olmayan geriatrik bireylerde fonksiyonel kapasitenin ve geriatrik sendromların varlığının değerlendirilmesi
Giriş ve amaç: Sarkopeni ve diğer geriatrik sendromlar ortak risk faktörlerine sahiptir. Hangi hastada hangi sendromun gelişebileceğini önceden tahmin etmek ve bireye dayalı önleme-tedavi seçenekleri geliştirmek açısından önemlidir. Bu çalışmada sarkopeninin diğer geriatrik sendromlarla ilişkisini incelemeyi amaçladık. Gereç ve yöntem:Bu kesitsel çalışma, 04.08.2022 ile 01.09.2022 tarihleri arasında, Gaziantep Üniversitesi Hastanesi Geriatri Bilim Dalı polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri sarkopenisi olan 79 hasta ve bu hastalarla yaş, cinsiyet ve eğitim açısından eşlenmiş sarkopenisi olmayan 153 hastaolmak üzere toplam 232 hasta üzerinde yapıldı. Sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro Wilk testi ile test edilmiştir. İki bağımlı ölçümün karşılaştırılmasında normal dağılan değişkenlerde Eşleştirilmiş t testi, normal dağılmayan değişkenlerde Wilcoxen testi kullanılmıştır. Analizler SPSS 22.0 windows versiyon paket programı ile yapılmıştır. P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular:Hastaların yaş ortalaması 72 idi, %34.1'inde sarkopeni mevcuttu, kadın-erkek oranı: 1.6 idi. Yaş ortalaması, cinsiyet, sigara kullanımı, alkol kullanımı, yaşadığı ortam, medeni durum ve eğitim seviyeleri açısından gruplar arasında anlamlı farklılık yoktu. Egzersiz oranı sarkopenik grupta daha düşüktü (p=0.016). Sarkopenik grupta üst-orta kol çevresi, yürüme hızı, el kavrama gücü ve SMMİ değerleri sarkopeni olmayan gruba göre anlamlı olarak düşüktü (p<0.05). Sarkopenik grupta GYA, İADL, Tinetti, SMMT ve MNA skorları anlamlı olarak daha düşüktü (p<0.05), TUG skoru anlamlı olarak daha yüksekti (p<0.05), ilaç sayısı ve Yesavage depresyon skorları açısından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Düşme riski açısından her iki grup arasında anlamlı fark vardı (p<0.05). Sonuç:Çalışmamızda egzersizin sarkopeniden koruyucu olabileceği gösterildi. Sarkopenik hastalarda kognitif bozukluk, malnütrisyon, günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılık, denge bozukluğu ve düşme gibi geriatrik sendromlar daha fazlaydı. Sarkopeniyi sadece kas kütlesinde ve kas gücünde azalma olarak değerlendirmemeli, ayrıca fonksiyonel kapasiteyi gösteren diğer geriatrik sendromlar açısından kapsamlı geriatrik değerlendirme yapılmalıdır. Sarkopeniye yol açan faktörlerin kontrol altına alınarak önlenmesi hastaların fonksiyonel kapasitesinin artmasına ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılığın azalmasına yardımcı olacaktır. Bu açıdan, malnütrisyon, demans ve kırılganlık gibi durumların tedavisi sonrası sarkopenide değişimi gösteren çalışmaların yapılması faydalı olacaktır.
Geriatrik sendromlara sahip bireylerde ilaç uyumunun değerlendirilmesi
Geriatrik sendromlar 65 yaş üstü hastalarda sık görülen sorunlardır. Bununla birlikte, yaşlı hastalarda çoklu ilaç kullanımına neden olan kronik hastalıklar daha sık görülmektedir. İlaç uyumsuzluğu hastalık kontrolünü güçleştiren birçok kötü sonuca neden olabilirken sağlık sistemine maliyet, hastaneye tekrarlayan yatışlar ve primer hastalığın ilerlemesi gibi ek yükler getirebilir. Bu nedenle yaşlı hastalarda ilaç uyumunun değerlendirilmesi önemlidir. Çalışmamızda, geriatri polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri toplam 200 birey katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 70.62±4.72 ve %60'ı kadındı. Hastaların ortanca ilaç uyum bildirim ölçeği (İUBÖ) skoru 24 olarak bulunmuştur. Hastalar farklı özelliklere göre gruplandığında kadınlarda erkeklere göre ve depresyon tanısı olan hastalarda olmayanlara göre İUBÖ anlamlı olarak daha düşük olarak bulunmuştur (sırasıyla p=0.018 ve p<0.001). Korelasyon analizine göre İUBÖ ile GDS, FRAİL ve inkontinans ölçeği arasında negatif korelasyon saptanırken (sırasıyla r= -0.345, p<0.001; r= -0.141, p=0.024; r= -0.185 p=0.004) EQ-5D indeks skoru ve SMMI (sırasıyla r=0.271 p<0.001; r=0.162, p=0.011) ile pozitif korelasyon saptanmıştır. Yaş, SMMI, hastalık sayısı, ilaç sayısı, MNA, GDS, MMSE toplam skoru, İnkontinans yaşam kalitesi ölçeği, FRAİL skoru, EQ-5D indeks skoru, Tinetti toplam skoru, yürüme hızı, zamanlı kalk yürü test süresi ve el kavrama gücünün dahil edildiği doğrusal regresyon analizinde SMMI, MNA ve GDS değişkenlerinin İUBÖ skoru için bağımsız öngörücüler olarak bulunmuştur (sırasıyla p = 0,042, B: 1,892; p = 0,003, B: 1,14; ve p = 0,001, B: - 0,134). Çalışmamızın sonucunda düşük kas kütlesi, malnütrisyon ve depresyon tanılarının düşük ilaç uyumu için risk faktörleri olduğu sonucuna varılmıştır ve geriatrik sendromlara sahip her yaşlı bireyin ilaç uyumu açısından değerlendirilmesinin önemini vurgulamıştır.
Prepubertal çocuklarda betatrofin ile nutrisyonel ve metabolik durumun ilişkisi
Amaç: Beslenme bozuklukları tüm dünyada sıklığı giderek artan önemli bir halk sağlığı problemidir. Beslenme bozuklukları çocukluk çağında çok sayıda komorbiditeye sebep olmakla beraber erişkin yaş grubunda da pek çok sistemik hastalığın ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Bu çalışmadaki amacımız ; primer protein-enerji malnütrisyonu ve obezitesi olan çocuklarda, yağ dokusunda enerjinin harcanması ve depolanmasında önemli bir rol oynadığı düşünülen yeni adipokinlerden biri olan Betatrofin (β-Trofin) düzeyini, normal çocuklardaki β-Trofin düzeyi ile kıyaslamak ve hastaların beslenme ve biyokimyasal parametreleri ile arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmamızdaki spesifik tanılı bir hastalığı olmayan çocukların obez, malnutre ve normal grupta olmalarında rol oynadığını düşündüğümüz β-Trofin hakkında bilgi edinerek ileride bu peptidin malnütrisyon ve obezite tedavisinde kullanılabilmesine yardımcı olmayı amaçladık. Yöntem ve Gereçler: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğimize Haziran 2019 ve Aralık 2020 tarihleri arasında başvuran 2 ila 12 yaş arası, nörolojik, gastrointestinal, metabolik, endokrin, enfeksiyon hastalığı olmayan, ergenliği başlamamış (prepubertal), rölatif tartılarına göre obez, malnutre ve normal olan toplam 142 çocuğun antropometrik ölçümleri yapıldı. Çocukların rutin kan tetkikleri alındı. Kan örneklerinden artan kan örnekleri İnsan β-Trofin ELISA kiti ile çalışılmak üzere serum jelli tüpe 2 ml olacak şekilde ayrıldı ve çalışma gününe kadar uygun şartlarda saklandı. Bulgular: Çalışmamız yaşları 2 yaş-12 yaş, ortalama yaşı 7,69±3,04 yıl olan toplam 142 çocuk üzerinde yapılmıştır. Çocukların 71'i (%50) erkek; 71'i (%50) kızdı. Çalışmada çocuklar rölatif tartıya göre üç grup olacak şekilde ayrılmış olup %31,7 'si (n=45) malnütre, %33,1'i (n=47) normal ve % 35,2'si (n=50) obez şeklinde incelendi. Malnütre, obez ve normal grupların yaş dağılımları arasında gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Gruplara göre β-Trofin ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Malnütre grupta Ferritin ile Betatrofin arasında ise pozitif yönde (Ferritin arttıkça Betatrofin artmakta) istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (r=0,307; p<0,05). Normal rölatif tartıya sahip çocuklarda oluşan grupta ise MCHC ile Betatrofin arasında negatif yönde (MCHC arttıkça Betatrofin düşmekte) istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (r=-0,385; p<0,01). Aynı zamanda normal rölatif tartıya sahip çocuklarda oluşan grupta Betatrofin ile T4 ölçümleri arasında negatif yönde (T4 arttıkça Betatrofin düşmekte) istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (r=-0,550; p<0,01). Obez grupta ise Betatrofin ile insülin ölçümleri arasında negatif yönde (insülin arttıkça Betatrofin düşmekte) istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (r=-0,328; p<0,05). Ayrıca obez grupta Betatrofin ile HOMA-IR ölçümleri arasında negatif yönde (HOMA-IR arttıkça Betatrofin düşmekte) istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (r=-0,340; p<0,05). Diğer biyokimyasal değişkenlerin hiçbiri ile normal,obez ve malnütre çocukların Betatrofin değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır (p>0,05). VII Obez, malnutre ve normal çocuklarda total kolesterol, HDL ve glukoz düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Trigliserit ölçümleri ise obez, malnütre ve normal çocuklarda anlamlı farklılık göstermiş olup (p<0,01); obez grubun trigliserit ölçümleri malnütre ve normal gruplardan istatistik olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır(p=0,031). Normal ile malnütre olguların trigliserit ölçümleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=1,000). İnsülin değerleri ise gruplara göre anlamlı farklılık göstermiş olup (p<0,01); obez grubun insülin ölçümleri malnütre ve normal olgulardan istatistik olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,001; p=0,001). Normal ile malnütre olguların insülin ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,733). HOMA-IR ölçümleri gruplara göre anlamlı farklılık göstermiş olup (p<0,01); obez grubun HOMA-IR ölçümleri malnütre ve normal olgulardan istatistik olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,001; p=0,001). Normal ile malnütre olguların HOMA-IR ölçümleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,511). Ferritin değerleri gruplara göre anlamlı farklılık göstermiş olup (p<0,05); obez grubun Ferritin ölçümleri malnütre ve normal olgulardan istatistik olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,020; p=0,039). Normal ile malnütre olguların Ferritin ölçümleri arasına istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p=1,000). Sonuç: Gruplara göre β-Trofin ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Malnütre çocuklarda β-Trofin düzeyleri ile ilgili bilgiler oldukça sınırlı olup çalışmamızda normal kilolu ve obez çocuklar ile kıyaslandığında β-Trofin seviyelerinin daha düşük olduğu tespit edilmiş ancak istatistiksel olarak anlamlı bulunamamıştır. İnsanlarda β-Trofin ile enerji homeostazı, glukoneogenez ve lipid metabolizması arasındaki ilişki konusunda bilgiler sınırlıdır ve çocukluk dönemi protein enerji malnütrisyonunda bu peptitlerin seviyeleri ile aralarındaki oranları belirleyen yayımlanmış bir çalışma bulunmamaktadır. Spesifik tanılı bir hastalığı olmayan bu çocukların iştah artması ve azalmasında rol oynadığını düşündüğümüz β-Trofin hakkında bilgi edinmek ileride β-Trofinin malnütrisyon ve obezite tedavisinde iştah düzenleyici olarak kullanılabilmesine temel oluşturacaktır. Anahtar Kelimeler: Obezite, malnutrisyon, β-Trofin, Çocukluk çağında beslenme bozuklukları, adipokinler.
Assessment of nutritional status among the elderly people attending primary health care centers in Al-Diwaniyah city
Malnutrition greatly affects the elderly due to various reasons such as physiological and functional changes that occur with age, lack of financial assistance and inadequate access to food. The aim of this study was to evaluate the nutritional status of elderly people attending primary health care centers in Al-Diwaniyah city, Iraq, in addition to medical problems such as infectious and non-communicable diseases, malnutrition increases the health problems of the elderly. The Study Design is a cross-sectional study. This study, which was conducted at primary health care centers in Al-Diwaniyah city, Iraq, from (25/3/2022) to (20/ 8/2022). The Study Sample the study consisted of elderly people aged 50-85 years who went to primary health care centers in the city of Al-Diwaniyah. Sample size calculator by used G* power program and the sample size consisted of 157 elderly people. The questionnaire used in this study is Mini Nutritional Assessment scale (MNA). Data analysis by used IBM SPSS 26 package program was used to analyze the data collected in the study, Frequency analysis , T-Test and ANOVA analysis , While creating the research report, 95% confidence interval (p<.05) was used for the significance level. The result of this study show that During the course of the present study data analysis and logical discussion and interpretation of result the study concludes that Most of the respondents are from the age group (60-69) and most of them are married, as well as the work status was not working, Family Monthly Income was Income equals expenses, and more than half of the sample get a Presence of Health Insurance. There is a significant statistical relationship between age, marital status, marriage age, education level, family monthly income, presence of children, Long Lived Place and Mini Nutritional Assessment Scale (MNA). Recommendation of this study is Increase the health awareness of the elders about consuming healthy food through application of educational activity such as meetings in primary health care, seminars, distribution of folders and leaflets in cooperation with primary health care providers. Establishing local NGO for care and support of older adults in the province involving members from health care providers, civil activist's volunteers, academics, social workers and lawyers to advocate and to protect them.
Identifying changeable elements of malnutrition in adult cancer patients
Background: Malnutrition and weight loss are frequent problems in patients with malignant disease, affecting prognosis, length of hospital stay, quality of life, and survival. Objective: To assess the nutritional status of patients with gastrointestinal cancer. Methods: The study used a descriptive and cross-sectional design, and was carried out among 140 patients with gastrointestinal cancer in Al-Amal National Hospital, Oncology Hospital, Gastroenterology and Hepatology Teaching Hospital in Baghdad, Iraq through the period of 2020-2021. Results: The study results indicate that 49.3% of patients are at risk of malnutrition, 30% of patients have normal nutritional status, and 20.7% of patients are malnourished. There is a significant statistical relationship between the MNA of patients with social status at p-value 0.005, economic status at p-value 0.016 and family history of cancer at p-value 0.029. Conclusion: It was determined that patients with cancer are at risk of malnutrition. They need frequent nutritional status assessments at regular periods. Providing good care for patients will enhance their nutritional status and prevent health. Key Words: Malnutrition, Cancer, MNA, Nutritional Screening
Geriatrik hastalarda malnütrisyon ve düşme riski arasındaki ilişki
Bu çalışmada yaşlıların malnütrisyon düzeyi ve malnütrisyona bağlı düşme riskinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Nisan-Temmuz 2017 tarihleri arasında bir devlet hastanesinde yatmakta olan 65 yaş ve üstü 300 hasta oluşturdu. Araştırma için gerekli izinler alındı. Bu çalışmada, araştırmacılar tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, İtaki Düşme Riski Ölçeği, Mini Nütrisyonel Değerlendirme (MNA) ve Sübjektif Global Değerlendirme (SGD) Testi kullanıldı. Veriler her bir bireyle yüz yüze görüşme tekniğiyle ortalama 30 dakikada toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde; sayı-yüzde, ki-kare testi,Independent t test,One-way Anovave Pearson korelasyon analizikullanıldı. Yaşlıların %52,3'ü 65-74, %36'sı 75-84 ve %11.7'si 85 yaş üzerindedir. Yaşlıların %94.3'ünün kronik en az bir hastalığı vardır.MNA sonuçlarına göre yaşlıların; %46,3'ünün riskli grupta ve %15'inin malnütre olduğu belirlendi. Toplam MNA puanı ortalaması 17.93±4.89olarak ölçüldü. İtaki puanı ortalaması 26.30± 4.58 olarak hesaplandı. Malnütrisyon durumu ile düşme riski arasında anlamlı ilişki vardır (p<0.05). En az bir kronik hastalığı bulunan yaşlılarda düşme riski ortalaması 26.25±4.20 olarak bulundu. Düşme riskinin en çok 27.57±4.93 ile KBY hastalarında olduğu, daha sonra sırası ile KAH ve KY hastalarında düşme riskinin daha yüksek olduğu saptandı. Hemşireler yaşlı hastaları iyi tanımlamalı, uygun önlemleri almalı, yaşlı hasta ve bakımvericisine düşme riski hakkında bilgi vermeli ve bakımını bu doğrultuda planlamalıdır. Anahtar Kelime: Düşme, Hemşirelik, Malnütrisyon, Yaşlı.
Hastanede yatan yaşlılarda beslenme durumunun belirlenmesi ve tarama testlerinin etkinliklerinin karşılaştırılması
Yaşlanma; embriyo döneminde başlayan biyolojik, kronolojik, psikolojik ve sosyal boyutları olan karmaşık ve birikimli bir süreçtir. Yaşlılık ve yaşlanma kavramları kimi zaman karıştırılır. Ancak bu kavramlar arasında farklılıklar mevcuttur, farklı şeyleri ifade etmektedirler. Yaşlanma bir süreç iken, yaşlılık bir dönemdir. Ülkemizde ve dünya da gelişen sağlık olanakları sayesinde, yaşlı nüfusun artmasının yanı sıra yaşlılık dönemi sorunları da giderek önem kazanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından 65 yaş ve üzeri grup olarak tanımlanan yaşlı nüfus, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde yılda yaklaşık %5'lik bir artış göstermektedir. Yaşamın her döneminde olduğu gibi yaşlılık döneminde de yeterli ve dengeli beslenmenin önemi büyüktür. Yaşlılık döneminde beslenme durumu hastalıkların gelişmesi ve seyri açısından çok önemli bir role sahiptir. Yaşlanma ile birlikte kırılganlık ve engellilik artar, bunun sonucunda beslenme durumu olumsuz yönde etkilenir, yiyecek tüketimi azalır ve malnütrisyon durumu ortaya çıkar. Hastalıkla ilişkili malnütrisyon gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için önemli bir sağlık sorunudur. Bu çalışmada hastanede yatan yaşlılarda malnütrisyon durumunun belirlenmesi ve malnütrisyonun tespitinde kullanılan 3 metodun etkinliğinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada Ahi Evran Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yatan 80 erkek, 127 kadın birey olmak üzere 60 yaş ve üzeri toplamda 207 bireyde MNA, NRS-2002 ve MUST beslenme değerlendirme testleri uygulanmıştır. Yaşlı bireylerin beslenme durumları incelendiğinde MNA'ya göre %57.5'inin beslenme sorunun olmadığı, %33.3'ünün malnütrisyon riski altında olduğu, %9.2'sinin ise malnütrisyonlu olduğu tespit edilmiştir. NRS-2002'ye göre bireylerin %66.7'sinin malnütrisyon riski yok iken, %33.3'ünde malnütrisyon riski var olarak tespit edilmiştir. MUST'a göre ise bireylerin %63.3'ünün malnütrisyon riski yok, %25.6'sının malnütrisyon riski altında, %11.1'i malnütrisyonlu olarak bulunmuştur. Anahtar kelime: Antropoloji, beslenme, MNA, MUST, NRS-2002, yaşlılık
1-12 yaş arası malnütrisyonlu çocuklarda anemi sıklığının retrospektif incelenmesi
Malnütrisyon, bir ya da birden fazla besin maddesinin yetersiz alınımı sonucunda vücut dengesinin bozulması ile karakterize olan bir durumdur. Tüm çocuk ölümlerinin %45'i malnütrisyonla ilişkilidir. Malnütrisyona akut solunum yolu enfeksiyonu, diyare, kızamık, sıtma gibi hastalıklar eşlik ettiği zaman çocuklarda ölüm riskini arttırdığı ortaya çıkmıştır. Malnütrisyonun çocuklar üzerinde; enfeksiyonlar, hipoglisemi, devamlı ya da tekrarlayan diyare, hafif-orta-ağır dehidratasyon, anoksi, kalp yetmezliği, vitamin ya da minarel eksikliği gibi birçok komplikasyonu bulunmaktadır. Bunun yanında en önemli komplikasyonlarından bir tanesi de anemidir. Anemi; hemoglobin, hematokrit ya da eritrosit değerlerinin yaşa göre normal kabul edilen ortalama değerlerinin, 2 standart sapmanın altında olmasıdır. Anemi çocukluk çağı mental ve fiziki gelişimi açısından önemli bir etkiye sahip olduğu için hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için küresel bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırma tanımlayıcı bir araştırma olup 1 - 12 yaş arası malnütrisyonlu çocuklarda anemi sıklığının incelenmesi amacıyla retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları servisinde 31 Mayıs 2018 - 31 Mayıs 2021 tarihleri arasında yatırılarak takip edilen 1-12 yaş arası değişen toplam 450 (%54 erkek, %46 kız) malnütrisyonlu çocuk araştırmaya dahil edilmiştir. Hastalar yaş gruplarına göre 1-2 yaş (12-23 ay), 2-5 yaş (24-59 ay), 5-9 yaş (60-107 ay), 9-12 yaş (108- 143 ay) ve12 yaş (144-156 ay) olmak üzere 5 gruba ayrılmıştır. Olguların malnütrisyon tespitinde hem rölatif tartı hem de Gomez Sınıflaması kullanılmıştır. Hastalar Gomez sınıflamasına göre hafif, orta ve ağır malnütrisyon olmak üzere üç dereceye ayrılmıştır. Bu sınıflandırmada çocuğun yaşa göre ağırlığı %90 ve üzeri ise beslenme durumu normal, %75 - %89 arasında ise hafif malnütrisyon, %60- %74 arasında ise orta malnütrisyon, %60'dan az ise ağır malnütrisyon olarak tespit edilmiştir. Malnütrisyonu tespit edilen çocuklar Dallman Kriterleri'ne göre anemi varlığı yönünden değerlendirilmiştir. Gomez sınıflamasına göre hastaların %87,3 hafif, %10,9 orta ve %1,8 ağır malnütrisyon olarak tespit edilmiştir. Malnütrisyonu tespit edilen hastaların % 28'inde anemi tespit edilmiştir. Hem malnütrisyonu hem anemisi olan hastaların %35.7'sinde DEA, %1,60'ında vitamin B12 eksikliği görülürken folat eksikliği görülmemiştir. Malnütrisyonla beraber görülen aneminin büyüme ve gelişmenin hızlı olduğu çocukluk döneminde ortaya çıkması çocuk sağlığını olumsuz etkilemektedir. Çocuklarda malnütrisyon tespit edilerek komplikasyonu olan aneminin varlığı yönünden değerlendirilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Malnütrisyon, nütrisyon, anemi, çocuk
Malnütrisyonlu hastalarda dışkıda fekal elastaz ve kalprotektin düzeyi, mortalite ve morbiditeye etkisi
Amaç: Bu çalışmada, malnütrisyonu olan hastaların Gomez ve Waterlow sınıflamaları ve demografik özelliklerine göre sınıflandırılması, hastalardan alınan dışkı örneklerinde fekal kalprotektin ve fekal elastaz düzeylerine bakılarak, mortalite ve morbiditeyle ilişikisinin gösterilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu tez çalışmasına Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı servislerinde yatmakta olan ve Çocuk Gastroenteroloji ve Hepatoloji Polikliniği' ne ayaktan başvuran malnütrisyon tanılı 144 hasta ve 23 sağlıklı çocuk dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, laboratuvar verileri incelendi. Hasta ve kontrol grubunda ki çocukların dışkıda fekal elastaz ve fekal kalprotektin tayini yapılarak mortalite ve morbidite üzerine etkisi araştırıldı. Bulgular: 144 hastanın 70'i kız (% 48,6), 74'ü erkek (% 51,4) idi. Hastaların 44'ü (% 30,6) kistik fibrosis, 51'i (% 35,4) primer malnütrisyon, 12'si (% 8,3) çölyak, 5'i (% 3,5) inflamatuar barsak hastalığı tanılı idi. Sekonder malnütrisyonlu kalan hastaların sayısı 32 (% 22,2) idi. Hastalar bu tanılara göre gruplara ayrıldı. Primer malnütrsiyon tanılı hastaların fekal elastaz düzeyi kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulundu, fekal kalprotektin düzeyleri arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Bütün hasta gruplarında fekal elastaz düzeyi kontrol grubundan anlamlı düzeyde düşüktü. Sonuç: Malnütrisyon hala çocuklarda önemli bir morbidite ve mortalite nedeni olup özellikle beş yaş altı çocuk ölümlerinin neredeyse yarısını (% 45) oluşturmaktadır. Bizim çalışmamızda annelerin eğitim süresi ile waterlow sınıflaması arasında negatif ilişki saptandı. Anne sütü alma süresi ile malnütrisyon arasında anlamlı ilişki saptandı. Araştırmamızın süresi kısa ve kaybedilen hasta sayısı çok düşük olduğundan dolayı baktığımız parametrelerin mortalite üzerine etkisini saptamak için çalışma grubunun daha uzun süreli takibi gerekmektedir. Malnütrisyonlu olgularda kontrol grubuna göre fekal elastaz düzeylerinin anlamlı düşük saptanması bu olgularda sekonder gelişmiş pankreatik yetmezlik açısından pankreatik enzim gerekliliğini gösterebilmektedir. Anahtar Sözcükler: Malnütrisyon, Fekal Elastaz, Fekal Kalprotektin, Kistik Fibrosis
Yoğun bakımdaki hastalarda hastane mortalitesini tahmin etmek için NRS-2002 ve M-NUTRIC skor'un kullanımı
Malnütrisyon değerlendirirken birçok tarama testi kullanılabilir ancak bugüne kadar yoğun bakımda kullanılmak üzere altın standart tarama aracı bulunmamaktadır. ASPEN yoğun bakımlarda NRS-2002 ve m-NUTRIC kullanımını tavsiye etmektedir. Bu çalışmada yoğun bakım ünitesinde takip edilen hastalarda NRS-2002 ve m-NUTRIC skoru kullanılarak malnütrisyonun taranması, malnütrisyonla hastane mortalitesi arasındaki ilişkinin belirlenmesi, kritik hasta grubunda hangi tarama testinin daha uygun olduğunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. 01.06.2023-31.10.2023 tarihleri arasında Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi EAH, Genel YBÜ'de yürütülen prospektif çalışmaya 24 saatten daha uzun süre kalan, 18 yaşından büyük toplam180 hasta dahil edilmiştir. Hastaların %48,3'ü (n=87) kadın, %51,7'si (n=93) erkek, yaş aralığı 24 ile 96 arasında değişmekte ve medyan yaş 72±16,7 idi. Hastaların medyan NRS-2002 puanı 5 (0-7), medyan m-NUTRIC puanı ise 5 (1-9) idi. NRS-2002' ye göre %58,3 (n=105) hastada ve m-NUTRIC skoruna göre %53,9 (n=97) hastada malnütrisyon açısından yüksek risk saptandı. NRS-2002 ve m-NUTRIC skoruna göre yüksek riskli (puan≥5) olan hastalarda mortalite oranı düşük riskli olan gruptan anlamlı (p<0,05) olarak daha yüksekti. Mortalite tahmininde NRS-2002 5 cut off değerinin anlamlı [Eğri altı alan 0,694 (0,617-0,772)] etkinliği gözlenmiştir (duyarlılık % 77.8, özgüllük % 61.1) idi. m-NUTRIC 5 cut off değerinin anlamlı [Eğri altı alan 0.672 (0.593-0.752)] etkinliği gözlenmiştir (duyarlılık %71.1, özgüllük %63.3) di. NRS-2002 ve m-NUTRIC skorları hastane mortalitesini öngörmede benzer performansa sahipti. Her iki beslenme skoru da yoğun bakımda malnütrisyon taramasında ve mortaliteyi öngörmede kullanılabilir. Bu konuda daha geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: NRS-2002, m-NUTRIC, yoğun bakım, beslenme, malnütrisyon, mortalite
Hemodiyaliz tedavisi alan hastaların beslenme durumlarının değerlendirilmesinde biyoempedans yöntemi yeterli midir?
Amaç: Bu çalışmada amaç, biyoempedans analiz (BIA) yönteminin hemodiyaliz tedavisi alan hastaların beslenme durumlarının değerlendirilmesinde güvenilirliğinin test edilmesidir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki bu çalışma, iki devlet hastanesi ve bir özel hemodiyaliz merkezinde hemodiyaliz tedavisi alan 166 hasta ile yürütüldü. Araştırmada veriler, hasta tanıtım formu, Malnutrisyon Inflamasyon Skoru (MIS) ve biyoempedans temeline dayalı Çoklu Vucüt Analiz Cihazı ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel analizler, t testi, Mann-Whitney U, ki kare, Wilcoxon, ROC analizi ve ikili logistik regresyon analizleri yapıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 51,57±13,01 (21-66) yıl olup büyük çoğunluğu (%53,6) idi. Hastalarının beden kütle indeksi (BKI) ortalaması 24,4 kg/m2 olup %54,8'nin beslenme durumunun iyi olduğu belirlendi. Erkek hastaların albümin, kas kütlesi ve BKI' leri kadın hastalardan daha yüksek ve bu değerler cinsiyete göre farklı idi. Beslenme durumu iyi olan hastalar ile malnutre olan hastalar arasında hemoglobin, albümin, demir bağlama, tanita yağ yüzdesi, tanita yağ kütlesi, tanita kas kütlesi ve beden kütle indeksi ölçümleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu belirlendi. Receiver Operating Characteristics (ROC) analizi bulguları BİA parametrelerinin malnutrisyonu öngörmede tanısal karar verdirici olduğunu gösterdi. Sonuç: Araştırma sonuçları, biyoempedans analiz yönteminin hemodiyaliz tedavisi alan hastaların beslenme durumlarının değerlendirilmesinde güvenilir bir yöntem olduğunu gösterdi.
Bir hastanenin polikliniklerine başvuran yaşlı bireylerin beslenme durumunun taranması ve sıvı tüketiminin belirlenmesi
Bu araştırma yaşlı bireylerin beslenme durumunun taranması ve sıvı tüketiminin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma Gaziantep ilinde bulunan bir özel hastanenin polikliniklerine başvuran 65 yaş ve üzeri 200 yaşlı (93 erkek, %46,5, 107 kadın, %53,5) birey üzerinde yürütülmüştür. Bireylere uygulanan anket formunda demografik bilgiler, beslenme alışkanlıkları/besin tüketim sıklığı, Mini Nütrisyonel Araştırma (MNA) ve antropometrik ölçümler yer almaktadır. Yaşlı bireylerin yaş ortalamaları benzerdir (p=0,884; p>0,05). Hipertansiyon (erkek %35,5, kadın % %65,4) ve diyabet(erkek %34,2, kadın % 52,3) özellikle kadınlarda en çok görülen hastalıklar olarak saptanmıştır. İki grup arasında diyabet ve hipertansiyon hastalıkları açısından anlamlı bir fark bulunmazken diğer hastalıklar ile istatistiksel olarak çok anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,000; p<0,01). Türkiye Beslenme Rehberi'ne (TÜBER)'e göre erkekler alınması gereken enerjinin %92,4'ünü kadınlar ise enerjinin %97,4'ünü karşılamıştır. Enerjinin karbonhidrattan (erkeklerde %45,36±7,76, kadınlarda %46,33±7,05) ve proteinden gelen oranı (kadınlarda %18,48±2,00 erkeklerde %18,80±1,89) önerilen düzeyde, yağdan gelen oranı (erkeklerde %36,02± 6,70, kadınlarda %34,88±6,37) önerilenin üzerinde olduğu saptanmıştır. Yaşlı bireylerde (kadın %40,2, erkek %45,1) toplam iki cinsiyette %42,6'sı ise önerilen düzeyin altında su tükettiği bulunmuştur. Beden Kütle İndeksi (BKİ) sınıflamasında erkeklerin %36,0'sının fazla kilolu, kadınların %49,5'inin şişman olduğu saptanmıştır. Yaşlı bireylerin cinsiyete göre BKI değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0,000; p<0,01). Kadınların %51,7'si, erkeklerin ise %48,3'si MNA puanına göre normal (12-14 puan) nütrisyonel duruma sahip olduğu, erkeklerin %35,7'si, kadınların %64,3'ü malnütrisyon riski (8-11 puan) altında olduğu saptanmıştır. Cinsiyete göre nütrisyonel durum arası bir fark bulunmamıştır (p=0,229; p>0,05). Bu çalışmada sonuç olarak, yaşlıların beslenme ve sıvı tüketimleri açısından bazı sorunları olduğu saptanmıştır, buna yönelik olarak yaşlı beslenmesi konusunda gerekli politikaların geliştirilmesi ve bu konuda yaşlıların bilinçlendirilmesi sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: yaşlı, sıvı tüketimi, malnütrisyon, Mini Nütrisyonel Araştırma (MNA)
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde (Diyarbakır-Şanlıurfa-Mardin) görev yapan aile hekimliği çalışanlarının ve 0-5 yaş çocuğu olan ebeveynlerin 0-5 yaş arası çocuklarda malnütrisyon, beslenme ve ek gıdaya geçiş ile ilgili bilgi, tutum-davranış ve farkındalık düzeylerinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Malnütrisyon; nütrisyonel yetersizliğe bağlı, önlenebilen veya tedavi edilebilen, normal vücut kompozisyonundaki değişiklikler olarak tanımlanmaktadır. Sıfır-beş yaş çocuklarda anne sütü alırken ve anne sütü sonrası ek gıda alırken besin kaynaklarına yeteri kadar erişememe ve günlük enerji ihtiyacının karşılanamaması, beslenme yetersizliği olarak da bilinen malnütrisyona yol açmaktadır. Amacımız bu çalışma ile aile hekimliği çalışanlarının ve 0-5 yaş çocuğu olan ebeveynlerin 0-5 yaş arası çocuklarda malnütrisyon, beslenme ve ek gıdaya geçiş ile ilgili bilgi, tutum-davranış ve farkındalık düzeylerinin değerlendirilmesi, sonrasında aile hekimliği çalışanlarına verilecek eğitim ile bilgi, tutum-davranış ve farkındalığın artırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, gerekli izinlerin alınmasının ardından Şubat 2020 tarihinde Şanlıurfa'da Diyarbakır, Mardin ve Şanlıurfa'dan katılan fikir liderleri eğitimi ve toplantısı ile başladı. Aile hekimliği çalışanları ile Mart 2020'de Şanlıurfa ve Mardin'de toplantılar yapıldı. Toplantılarda katılımcılara eğitim öncesi onamları alındıktan sonra Aile Hekimliği Çalışanları Malnutrisyon anketi uygulandı. Sosyodemografik bilgi anketi ve iowa ölçeği, 0-5 yaş arası çocuğu olan ebeveynlere hem çevrimiçi hem de yüz yüze görüşmelerle, çalışmamıza katılan aile hekimliği personeli tarafından uygulanmıştır. Toplanan veriler bilgisayara girilerek uygun istatistik programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 59'u hekim 15'i ebe hemşire olmak üzere 74 aile hekimliği çalışanı ile, 0-5 yaş arası çocuğu olan 314 ebeveyn katılmıştır. Aile hekimliği çalışanlarının mesleklerinden ortalama memnuniyet düzeyleri 6,37±1,98 (min:1 max:10) saptanmıştır. Aile hekimliği çalışanlarına göre kendi birimlerine bağlı nüfustaki 0-5 yaş çocuk grubundaki malnütrisyon tahmini ortalaması yüzde 8,07±8,90 olarak saptanmıştır. Aile hekimliği çalışanlarının % 79,7'si (n:59) şu anda bağlı oldukları kurumlarda herhangi bir zamanda en az bir defa da olsa 0-5 yaş grubu çocuklarda malnütrisyon tespit ettikleri saptanmıştır. Aile hekimliği çalışanlarının yaşları arttıkça malnütrisyon saptama oranı artmaktadır (p=0,019). Malnütrisyon saptadığını belirten katılımcılar her bir çocuk hasta takip/muayenesi için daha fazla zaman ayırmaktadırlar. Malnütrisyon saptadıklarını belirten katılımcıların tahmini yüzdeleri gerçek verilere daha uygun olarak saptanmıştır. Malnütrisyon saptamak için herhangi bir yöntem kullandıklarını (özellikle persentil takibi) belirten aile hekimliği çalışanlarının malnütrisyon saptama oranı daha fazladır. Çalışmamızın ikinci kısmına katılan annelerin % 14'ü (n:44) okuryazar değil, % 41,1'i (n:129) ilköğretim mezunu, % 44,9'u (n:141) lise ve üzeri eğitime sahiptirler. Çocukların % 82,2'sinin (n:258) ilk bir saat içinde emzirildiği, % 86'sının (n:270) doğumdan hemen sonra ilk besin olarak anne sütü aldığı belirlendi ve % 48,7'sinin (n:153) normal doğumla dünyaya geldiği saptanmıştır. Çalışmamıza katılan ebeveynlerin bebek beslenmesi ile ilgili toplam tutum puanı ortalaması 64,01±7,14 (min:34, max:84) olarak saptanmıştır. Bebek beslenmesi tutum ölçeği puanına göre anne ve babaların eğitimi arttıkça emzirmeye eğilim artmaktadır (sırasıyla p<0,001, p=0,013). Ayrıca anne ve babaların çalışma durumlarına göre de anlamlı farklılık saptanmış olup memurların emzirmeye daha yatkın oldukları saptanmıştır (sırasıyla p=0,001, p=0,001). Ailelerin aylık gelir düzeyi arttıkça anne sütü ile beslenmeye yatkınlık artmaktadır (p<0,001). Ayrıca sezaryenle doğum yapan ebeveynlerin emzirmeye daha yatkın oldukları saptanmıştır (p=0,001). Sonuç: Malnütrisyon dünya çapında ve özellikle de çocuklar arasında süregelen önemli bir problemdir. Birinci basamak sağlık çalışanları beş yaş altı çocuklarla oldukça sık karşılaşmaktadırlar. Birinci basamak sağlık çalışanlarının, çocuklarda beslenme ve malnütrisyon konularına hakim olmaları ile bu yaş grubundaki malnütre çocukların erken tanı ve tedavisi yapılabilecektir. Çocukların sağlıklı gelişimleri için aile hekimliği çalışanlarının büyümenin izlemi ve anne sütü ile beslenme konusunda oldukça dikkatli ve ebeveynlere karşı oldukça eğitici olmak durumundadırlar. Ayrıca anne babaların eğitim düzeylerinin yükseltilmesinin bebek beslenmesine yönelik farkındalıklarını ve tutumlarını geliştireceği düşünülmektedir. Birinci basamakta aile hekimlerine düşen en büyük rol, aile eğitimine katkıda bulunmak, bebek beslenmesi ve malnütrisyon konusunda ailelerin bilgi beceri ve tutumlarını geliştirmek ve bu sayede daha sağlıklı toplumlar oluşmasına katkıda bulunmaktır.
Manisa huzurevinde kalan yaşlıların beslenme durumunun değerlendirilmesi
Amaç: Manisa'da huzurevinde kalan yaşlıların malnütrisyon sıklığını belirlemek ve beslenme durumunu etkileyen faktörleri açıklamaktır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel bir çalışma yapılmıştır. Manisa merkezde bulunan Manisa Belediyesi Muammer Cider Huzurevi, Manisa Huzurevi Vakfı ve Manisa Salihli Özel Lidya Sardes Bakım ve Rehabilitasyon merkezinde kalan 82 yaşlı birey üzerinde çalışma yapılmıştır. Araştırmanın verileri oluşturulan anket formu aracılığıyla, yüz yüze görüşülerek toplanmıştır Anket formu bireylerin sosyo-demografik özellikleri, sağlık durumları, antropometrik ölçümleri, beslenme alışkanlıklarını sorgulayan sorular içermektedir. Bireyler Mini Beslenme Değerlendirme (MNA) testi, KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri ölçeği, kırılganlık ölçeği ve geriatrik depresyon ölçeği kısa formuyla değerlendirilerek veriler toplanmıştır. Veriler; ortalama, standart sapma, ve frekanstan oluşan tanımlayıcı istatistikler, kategorik değişkenler için ki-kare testi ve çok değişkenli analizler için lojistik regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan yaşlıların %61'ini erkek, %39'unu kadındır. Katılımcıların yaşları ortalamalası; 74.95±8.27'dir. Bireylerin %52,4' ünde beslenme sorunu yoktur, %46.3'ü malnütrisyon açısından riskli, %1,2' sinde ise malnütrisyon bulunmaktadır. Kadınların %46.9'u, erkeklerin %48,0'ı malnütrisyon açısından risklidir. Sosyodemografik özellikler ile malnütrisyon arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Hipertansiyon, nörolojik hastalık varlığı, son üç ayda kendini yorgun hissetme durumu, acile başvurma sayısı ve depresyonun malnütrisyon ile ilişkisinde anlamlı fark vardır. Katz göre bağımlı veya kısmen bağımlı bireylerin %64,0'ünde malnütrisyon riski varken, bağımsız bireylerde bu oran %40,4'tür. Kırılgan yaşlı olarak belirlenenlerde malnütrisyon sıklığı (%80.0) prefrail (%46.9) ve normal (%12.5) yaşlılardan daha yüksek olarak saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Yaşlılarda malnütrisyonu önlemek için düzenli olarak beslenme taraması yapılması ve beslenme durumuna etki eden faktörlerin çok yönlü ele alınması gerekmektedir.
Kanser hastalarında nutrisyonel desteğin yaşam kalitesi üzerine etkileri
Çalışmamızda kanser hastalarında nütrisyonel desteğin yaşam kalitesi üzerine etkilerinin araştırılması, beslenme yetersizliğinin tanınması ve en kısa zamanda giderilmesi ve yaşam kalitesini arttırarak yaşam süresini uzatacak yerleşik bir sistem kurmak amaçlanmıştır. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Tıbbi Onkoloji Polikliniği'ne başvuran kanser tanısı almış ve kemoterapi almakta olan 459 hastaya NRS 2002 nütrisyon durum skalası uygulanarak 59 hastada malnütrisyon saptanmıştır. Hastaların yaş ve cinsiyetleri ile birlikte evre, primer hastalık, metastaz yeri ve operasyon bilgileri alındı. Antropometrik ölçümler kapsamında boy ve kilo ile birlikte sağ ve sol kol ortası çevresi bilgileri dört başvuruda da kaydedildi. Hastaların yaşam kalitelerini değerlendirmek üzere EORTC QLQ-30 Yaşam Kalitesi Ölçeği, anksiyete ve depresyon düzeylerini ölçmek üzere Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen olgularda boy kilo ölçümünü ve beslenme düzeyini baz alan NRS 2002 nütrisyon durumu skalası ile malnütrisyon varlığına ve şiddetine karar verildi. Çalışmada elde edilen verilerin değerlendirilmesinde "IBM SPSS Statistics 22.00" programı kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen hastaların %12'sinde malnütrisyon saptanmış olup çalışma %35,6'sı (n=21) kadın, %64,4'ü (n=38) erkek toplam 59 gönüllü hastanın katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 57,93±12,60 yıl olarak bulunmuştur. Evre 4 kanser tanısı alan hastaların oranı %45,7 ile birinci sıradadır. Primer hastalık olarak %27,3 ile mide kanserinin çoğunlukta olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte %47,7 ile çoğunlukla lenf nodu metastazları görülmüş, metastaz görülen olguların %6,8'inde ise multiorgan tutulumu saptanmıştır. Hastaların %71,2'si opere edilmiş, %16,9'u ex olmuştur. Hastaların antropometrik ölçümleri karşılaştırıldığında kadın ve erkeklerde sağ sol kol çevresi ölçümü, VKİ, vücut ağırlıklarında her kontrolde artış gözlenmiş olup, ikili artış miktarı kıyaslamalarında genel olarak başlangıç ve 3. kontroller arasında anlamlı yükselmeler saptanmıştır. CRP ölçümlerinde sadece 1. ve 2. kontrol ölçümleri arasındaki yükselme, albümin ölçümlerinde ise sadece 1. ve 3. karşılaştırmadaki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Hastaların NRS 2002 skorlarında, alımın yeterliliği, protein ve kalori gereksinimi, fonksiyonel durum, semptom skalasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. Hastaların anksiyete ve depresyon puanları tüm kontrollerde giderek azalmış olup en fazla düşüş 3.kontrol sonucunda saptanmıştır. İstatistiksel olarak anksiyete durumunda anlamlı düşüş başlangıç, 1. ve 2. kontrol ile 3. kontrol kıyaslamalarında gözlemlenmiştir. Depresyon durumu değerlendirilmesinde ise başlangıç ve 2. kontrol ölçümleri ile 3. kontrol ölçümlerinin karşılaştırması sonucu istatistiksel olarak anlamlı düşüş gözlenmiştir. Tüm bu veriler sonucunda yetersiz beslenme; yaşam kalitesi, anksiyete düzeyi, tedavi süreci, kanser evresi, hastanede kalış süreci, kemoterapi tolerasyonu vb. gibi bir çok durumu olumsuz yönde etkilemektedir. İleri yaştaki hastalar aktivite, beslenme gibi temel ihtiyaçları karşılamada halihazırda yetersiz ve bağımlı halde iken, hastalığın getirmiş olduğu yük ve tedavi yan etkileri beslenmeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Bunun yanında, beslenme bozuklularına bağlı katabolik durumlar da gelişebilmektedir. Kontrollerinde hastaların semptomlarına yönelik önlemler alınarak malnütrisyon riski değerlendirilip beslenme desteğinin sağlanması yaşam kalitesini artırmaktadır.
Çocukluk çağı beyin felçli hastaların değerlendirilmesi: Haberci belirtiler, komplikasyonlar, risk faktörleri
Amaç: Bu çalışma, serebral palsili hastalarda eşlik eden komorbidite ve komplikasyonların birbirileri ve diğer risk faktörleri ile ilişkilerini belirlemek amacıyla Ocak 2019-Aralık 2020 tarihleri arasında yapıldı. Gereç ve Yöntem: Ocak 2019-Aralık 2020 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Nöroloji Polikliniği'nde düzenli takibe gelen serebral palsi tanılı 66 hasta bu çalışmaya alındı. Tüm hastaların demografik bilgileri, doğum ağırlığı, gestasyonel yaşı, prenatal, natal ve neonatal öyküsü, yürüme yaşı, komplikasyonlarla ilgili öyküsü, anne-baba akrabalığı bilgisi ailelerden ayrıntılı anamnez alınarak kaydedildi. Serebral palsi etyolojisi, serebral palsi tipi, motor-mental gerilik şiddeti, mevcut komplikasyonlar belirlendi. Tüm bilgiler yapılandırılmış hasta kayıt föyleri kullanılarak kayıt altına alındı. Hastayı çalışmaya almadan önce her aileden aydınlatılmış onam formu alındı. Bulgular: Çalışmaya toplam 66 hasta alındı. Bunlardan 29'u kız (%43,9), 37'si erkek cinsiyetinden idi (%56,1). Hastaların yaş dağılımı 2,25-17,9 yaş aralığında idi (8±4.1). Çalışmaya alınan hastaların 23'ünde (%34,8) gebelik komplikasyonu, 39 hastada (%59,1) perinatal anoksi, 48 hastada (%72,7) YDYBÜ'de yatış, 34 hastada (%51,5) yenidoğan döneminde mekanik ventilasyon, 24 hastada (%36,4) yenidoğan döneminde konvülsiyon, 25 hastada (%37,9) yenidoğan döneminde sarılık ve 25 hastada (%37,9) yenidoğan döneminde enfeksiyon öyküsü bulundu. Hastaların 57'sinde (%86,3) spastik tip (22 hastada hemiplejik (%33,3), 7 hastada diplejik (%10,6), 28 hastada tetraplejik (%42,4)), 5 hastada (%7,6) diskinetik tip, 4 hastada (%6,1) karışık tip SP saptandı. Hastaların 3'ü (%4,5) 2 yaşından önce, 18'i (%27,3) 2-5 yaş aralığında, 7'si (%10,6) 5 yaşından sonra yürümeye başladığı öğrenildi, 38'i (%57,6) değerlendirme anında yürüyemiyordu. 29 hastada (%43,9) patolojik refleksler müspet, 37 hastada (%56,1) menfi idi. 13 hastada (%19,7) hastanın vücut ağırlığından ve motor bozukluğun ağırlığından dolayı paraşüt cevabı değerlendirilemedi, değerlendirilen hastaların 27'sinde (%40,9) paraşüt cevabı pozitif bulundu. Hastaların GMFCS seviyelerine göre dağılımı: 11 hastada (%16,7) seviye I, 14 hastada (%21,2) seviye II, 5 hastada (%7,6) seviye III, 9 hastada (%13,6) seviye IV, 27 hastada (%40,9) seviye V idi. Çalışmaya alınan hastalarda SP'ye en sık eşlik eden komorbidite/komplikasyonlar zeka geriliği (s:51, %77.3), epilepsi (s:49; %74,2) ve konuşma bozukluğu (s:48; %72,7) idi. 14 hastada (%21,2) davranış bozukluğu bulundu. Hastaların 16'sında (%24,2) GÖR, 23'ünde (%48,5) malnütrisyon vardı. Diğer önemli komplikasyonlardan olan kronik akciğer hastalığı 12 hastada (%18,2), ortopedik bozukluk 16 hastada (%24,2) bulundu. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre; SP'nin multifaktoryel bir hastalık olduğunu, en sık eşlik eden komplikasyonların/komorbiditelerin zeka geriliği, epilepsi ve konuşma bozukluğu olduğunu, SP'ye eşlik eden komplikasyonların/komorbiditelerin kendi aralarında anlamlı neden-sonuç ilişkileri içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: Davranış bozukluğu, epilepsi, GMFCS, görme bozukluğu, işitme bozukluğu, malnütrisyon, serebral palsi, zeka geriliği.
Serebral palsili çocuk hastaların beslenme ve antropometrik durumları ile bunlara etki eden faktörler
Amaç: Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Çocuk Nöroloji Polikliniği'nde izlenen serebral palsili hastaların antropometrik ve laboratuvar ölçümleri ile beslenmeye etki eden faktörlerin belirlenmesi ve beslenme açısından farkındalığın arttırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Nöroloji Polikliniği'nde 20.12.2018 ile 20.12.2020 tarihleri arasında, serebral palsi tanısı ile izlenen, 2-18 yaş 100 hastanın antropometrik ölçümleri, klinik ve laboratuvar bulguları ile eşlik eden problemler ve malnütrisyon durumları kaydedildi. Bulgular: Olguların yaşı; 8,74±4,36 (2,5-18) yıl, erkek/kız oranı 1.22 ve %40'ı prematür, %60'ı matür, %42'si <2500 g, %58'i ≥ 2500 g doğmuştu. Ağır grupta sezaryen daha sıktı. Olguların %51'i spastik, %31'i diskinetik tip primer motor bozukluğa, %67'si kuadriplejik, %28'i diplejik/hemiplejik tip motor tutuluma sahipti. Olguların %61'i ağır mental retarde ve magnetik rezonans görüntülemede en sık periventriküler lökomalazi-serebral atrofi görüldü. Olguların %46'sında dirençli epilepsi görüldü. Dünya sağlık örgütü kriterlerine göre ağırlık, boy, baş çevresi, vucut kitle indeksi z-skorları ile ağır grupta farklı oranlarda malnütrisyon saptandı ve olguların %73'ü beslenmek için bir bakıcıya bağımlıydı. Ağır grupta yüksek vitamin-D ve B12, hafif grupta ise yüksek serum demir bağlama kapasitesi ve fosfor saptandı. Olgular %30-80 oranlarında ko-morbid problemlere sahipti. Sonuç: Serebral palside antropometrik parametreler etkilenmekte ve çoğunlukla malnütrisyon gelişmektedir. Hastalığın ağırlığı arttıkça, eşlik eden ko-morbid tablolar da artmaktadır. Motor bozuklukların ön planda olduğu serebral palside öğrenme güçlüğü, mental gelişim düzeyleri ve nütrisyon durumları değerlendirilmelidir. Anahtar kelimeler: Serebral palsi, malnütrisyon, obezite, epilepsi
Hatay'da bir Devlet Hastanesi Çocuk Polikliniğine başvuranların nutrisyonel durum ve antropometrik özelliklerinin değerlendirilmesi üzerine bir araştırma
Amaç: Bu araştırmada amaç, yoğun göç alan, kültür ve eğitim durumu yönünden çeşitlilik gösteren Hatay ili Altınözü ilçesinde bir devlet hastanesi çocuk polikliniğine başvuran 0-72 ay çocukların nutrisyonel durumlarını ve beslenme sorunlarını saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı- kesitsel tipte planlanmış araştırma; Hatay Altınözü Devlet Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini belirtilen hastanenin Çocuk Polikliniğine başvuran 0-72 ay arası çocuklar oluşturmuştur. Veriler için araştırmaya katılmaya gönüllü olan çocukların anneleri ile görüşülmüştür. Evreni bilinmeyen örneklem hesabı ile %50 prevalans, %95 güven aralığı ve %5 hata payı ile gereken örneklem sayısı 385 olarak hesaplanmıştır. Ancak araştırmanın yürütüldüğü Kasım 2021-Şubat 2022 tarihleri arasında araştırmaya 300 çocuk dahil edilmiştir (n=300). Araştırmada katılım hızı %77,9'dur. Veriler literatür doğrultusunda hazırlanmış veri toplama araçları ile yüz yüze toplanmıştır. Araştırmanın verileri SPSS 22.0 Windows programında tanımlayıcı istatistikler (sayı-yüzde dağılımı, aritmetik ortalama, standart sapma vb.) ile sunulmuştur. Persentil hesaplamaları yaşa ve cinsiyete göre boy ve kilo için hesaplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan annelerin %15,3'ü çocuğunu obez/fazla kilolu şeklinde değerlendirirken, %65,4'ünün zayıf olarak gördüğü bulunmuştur. Kendi çocuğunun büyümesini ideal çocuk olarak görenlerin oranı %18,7'dir. Doğum ağırlığı 2500 gram ve altı olan çocukların oranı %19'dur. Boy ve kilo persentil değeri %50'inin altında olanların oranı sırasıyla %57,7, %61,7 bulunmuştur. Araştırma kapsamındaki 5 yaş altı çocukların (n=235) %15,4'ünde kol çevresi değerine göre malnutrisyonu olduğu saptanmıştır. Sonuçlar: Hatay ili Altınözü ilçesinde 0-72 ay çocuklarda kilo-boy persentil değerlerine göre büyüme- gelişme geriliği riski olan çocuklar yüksek orandadır. Annelerin de çocuklarını görseller üzerinde de zayıf olarak değerlendirdikleri bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Çocuk, antropometrik ölçüm, beslenme, malnütrisyon, nutrisyon, 0-72 ay, üst kol çevresi.
Periton diyalizi hastalarında klinik gidiş ve sonlanım
Amaç: Periton diyalizi açılan ve takip edilen hastaların beslenme ile ilişkili CONUT ve GNRI skorları ile anemi, fosfor düzeyi, albümin gibi inflamatuvar belirteçlerle beraber mortalite ve morbidite üzerindeki etkileri ve güncel literatür verileri ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda veriler Dahiliye Nefroloji Bilim Dalında periton diyalizi ünitesinde 2011-2021 yılları arasında takip edilen hastalardan önceden başka bir RRT almamış ve transplant olmamış 97'sinin takip ve tedavi özellikleri hastanemizde kullanılan bilgisayar otomasyon sistemi ve hastalara ait dosyaların taranmasıyla elde edilmiştir. Hastaların laboratuvar değerleri ile CONUT ve GNRI skorları hesaplanarak sonlanım açısından ilişkisi incelenmiştir. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 60.7±13.1 yıl olup exitus olan hastalarda ortalaması daha yüksek ve sonlanım açısından bakıldığında istatiksel olarak anlamlı bulundu. Exitus olan hastalarda DM, KKY ve PHT, HD'e devam eden hastalarda ise HT daha yüksek yüzdede saptanmış olup istatiksel olarak anlamlı bulundu. GNRI skoru sonlanım açısından istatiksel anlamlı çıkmıştır. CONUT skoru ise ortalama değer olarak yüksek saptanmasına karşın istatiksel anlamlı çıkmamıştır. CONUT ise peritoniti olan hastalarda ortalama olarak yüksek ve istatiksel anlamlı çıkmıştır. Sonuç: PD yapan hastalarda beslenme yeterliliği önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Hastaların morbidite ve mortalitelerinin tahmin edilmesi ve beslenmelerinin değerlendirilmesinde birtakım skorlar kullanılmaktadır. Literatürde de gösterildiği gibi CONUT ve GNRI skoru daha geniş hasta gruplarında çalışılarak bu konuda bize yol gösterici olabilir.
Huzurevi ve ev ortamında yaşayan yaşlılarda malnütrisyon ve sarkopeni görülme sıklığının antropometrik ölçümlere ve fonksiyonel yeterliliklere göre değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırmada huzurevi ve ev ortamında yaşayan yaşlılarda malnütrisyon ve sarkopeni görülme sıklığının antropometrik ölçümlere ve fonksiyonel yeterliliklere göre değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma eşleştirilmiş vaka kontrol çalışmasıdır. Araştırmanın örneklemini Turgutlu ve Akhisar huzurevlerinden 78 kişi, Turgutlu ve Akhisar Aile Sağlığı Merkezlerinden 156 kişi olmak üzere, 65 yaş üstü toplam 234 yaşlı oluşturdu. Araştırmanın verileri tanıtıcı özellikler formu, Mini Nütrisyonel Değerlendirme testi ve Barthel İndeksi ile toplandı. Ayrıca araştırmacı tarafından yaşlı bireylerin el kas gücü ölçümü, deri kıvrım kalınlığı ölçümü, kilo, boy, üst orta kol çevresi, baldır çevresi, bel çevresi ölçümleri yapıldı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma ve ki-kare kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 74,82±7,62 (Min=65, Maks=97) olup büyük çoğunluğu erkek idi (%73,1). Huzurevinde kalan yaşlıların %43,6'sı malnütrisyon riski altında ve %2,6'sı malnütrisyonlu; ev ortamında kalan yaşlıların ise %53,2'si malnütrisyon riski altında ve %3,2'si de malnütrisyonlu olarak değerlendirildi. Huzurevindeki yaşlıların %71,8'inde, ev ortamındaki yaşlıların %63,5'inde sarkopeni saptandı. Huzurevinde yaşayan yaşlıların beden kitle indeksleri ve erkek huzurevi sakinlerinin kol çevresi ile malnütrisyon durumu arasında; ev ortamında yaşayan yaşlıların malnütrisyon ve sarkopeni durumları ile fonksiyonel yeterlilikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanırken (p<0,05), diğer değişkenler arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Sonuçlar: Çalışma sonucunda her iki grupta da malnütrsiyon ve sarkopeni oranı oldukça yüksekti. Yaşlılarda malnütrisyon ve sarkopeninin erken dönemde tanılanması için tarama testleri ile yaşlıların düzenli aralıklar ile değerlendirilmesi önerilir. Key words: JWH-018, synthetic cannabinoid, hemodynamics, behavior, rat, histopathology, oxidative stress, apoptosis
Gastrointestinal sistem kanserli hastalarda beslenme durumunun postoperatif mortalite ve morbiditeye etkisi
Hastaların vücut fonksiyonlarını etkileyen, ameliyat sonrası morbidite ve mortalite ile yakından ilişkisi bulunan önemli faktörlerden birisi kişinin beslenme durumudur. Nutrisyonel durumun ortaya konması ve eksikliklerin giderilmesi prognoz üzerine pozitif yönden etkili olacağı bilinen bir gerçektir. Hastanede yatan kişilerde malnutrisyon gelişme olasılığı biliniyor olmasına rağmen, halen hastaların beslenme durumları tam olarak saptanamamaktadır. Malnutrisyon tanısında kullanılan altın standart kabul edilen bir yöntem olmamakla beraber birçok laboratuar ve tarama yöntemleri sıklıkla kullanılmaktadır. Bunlar arasında Beden Kitle İndeksi, Subjektif Global Değerlendirme ve NRS-2002 sayılabilir. Özellikle gastrointestinal maligniteye bağlı olarak cerrahi planlanan hastalarda nütrisyon durumu yapılacak cerrahinin sonuçlarında anahtar bir role sahiptir . NRS ve SGD değerleri malnütrisyon ve majör abdominal cerrahi komplikasyonları açısından prediktif olabilir. Bu yüzden nütrisyon durumunun değerlendirilmesi ve tedavi edilmesi, postoperatif morbidite ve mortalite oranlarının azalmasını, hastanede yatış süresinin kısalmasını, yaşam kalitesinin artmasını ve maliyet oranlarının azalmasını sağlayabilir. Çalışmamızda NRS ve SGD tarafından ağır malnutrisyonlu hastaların belirgin olarak daha yüksek postoperatif mortalite ve morbiditeye sahip olduğu saptandı. Bu çalışmalar ışığında preoperatif dönemde nutrisyonel statünün saptanması ; gereken hastalara destek verilmesi postoperatif komplikasyon oranlarının ve mortalitenin azalmasına katkı sağlayacaktır.