Refugees
623 theses under this subject heading
Gazetelerdeki Suriyeli sığınmacı temsili: Öne çıkarma ve çerçeveleme yaklaşımları ile içerik analizi
Bu çalışmada, siyasal iletişim literatüründe tanımlandığı üzere öne çıkarma (priming) ve çerçeveleme (framing) yaklaşımları temel alınarak Suriyeli sığınmacıların Türkiye'deki yaygın gazetelerdeki temsili incelenmiştir. Örneklem olarak, literatürdeki gazetelerin ideolojik mesafe tasnifi ve tiraj verileri esas alınmak kaydıyla Hürriyet, Yeni Şafak ve Sözcü gazeteleri sırasıyla ana akım (main stream), hükümet yanlısı (pro – government) ve muhalif (opposition) olarak belirlenmiştir. Gazetelerin basılı yayınları yerine daha fazla veri imkanı sağladığı düşünüldüğünden internet sitelerindeki 2016 yılını kapsayan Suriyeli sığınmacılar ile ilgili haberleri veri olarak alınmış ve içerik analizi metoduyla incelenmiştir. Araştırma sırasında elde edilen bulgulardan anlaşılmıştır ki, gazeteler konuyla ilişkili haberlerini hükümet gündemine (agenda) göre yapmaktadır. Dolayısıyla vakasal (episodic) çerçevelemenin (framing) hakim olduğu haberlerde gazeteler ideolojik mesafelerine yakın tonlama ile haberlerini aktarmaktır. Söz konusu durum Suriyeli sığınmacıların gündemlerinin (agenda) ön planda olmamasından dolayı hem hükümet açısından farkına varılmamış bir durum için çözüm üretememesine hem de kamuoyunun konuya dair farkındalığının oluşmamasına neden olmaktadır. Ayrıca çalışmada, gazetelerin duygusal bakış açısı katmak üzere insan odaklı (human – interest) çerçeveleme kullandığı ve kendi haberlerinde bile Suriyeli sığınmacılara yönelik terimsel bir karmaşıklık olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Medya - Gazeteler, Suriyeli Sığınmacılar, Temsil, İçerik Analizi, Öne Çıkarma (Priming) - Çerçeveleme (Framing).
Suriyeli sığınmacı algısı ve Türkiye'de milliyetçilik: Ekşi Sözlük örneği
Bu tezde Ekşi Sözlük'teki Suriyeli sığınmacı algısı ve bunun sebepleri incelenmiştir. Çalışmaya kontrol değişkenlerini tespit etmek için bir literatür taraması ile başlanmış ardından tezin temel argümanlarına geçilmiştir. Bu çalışmanın temel hipotezi sığınmacılara yönelik olumsuz tutumların temel sebebinin Billig'in 'Banal Milliyetçilik' kavramını da kapsayacak şekilde milliyetçilik olduğudur. Hem kolayca fark edilen milliyetçilik yani 'Dalgalanan Milliyetçilik' hem de günlük hayatta kolay fark edilmeyen banal milliyetçilik milliyetçiliğin tespitinde kullanılacaktır. Ayrıca tezde milliyetçilikten olumsuz tutuma giden süreç de Allport'un 'Günah Keçisi' kavramı, Sosyal Kimlik Teorisi ve Young'ın 'Maskülen Koruma Mantığı' kavramı yardımıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Hipotezlerin testi için içerik ve söylem analizi metotları kullanılmıştır. Sonuçların analizi göstermiştir ki sığınmacılara yönelik olumsuz tutumların temel sebebi milliyetçiliktir ve milliyetçilikten olumsuz tutuma giden süreçte sığınmacıları günah keçisi haline getirme, toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin vurgular ve yerleşik halka sahte bir mağduriyet yaratma son derece önemlidir.
Hannah Arendt'in "Haklara sahip olma hakkı" kavramı çerçevesinde Türkiye'deki Suriyelilerin çalışma hakkı
Bu tezin amacı; mültecilik ve çalışma hakkı kavramlarını Hannah Arendt'in "haklara sahip olma hakkı" kavramı çerçevesinde incelemektir. Bir mültecinin, Arendt'in İnsanlık Durumu adlı eserindeki insan tanımında olduğu gibi bir canlılık (vita activa) gösterme ihtimalinin, o mültecinin çalışma hakkına sahip olmasına bağlı olduğu düşünülmektedir. Çalışma hakkına sahip olan mülteciler, kamusal alanda görünür olabileceklerdir. Buradaki asıl soru, bu görünürlüğün ne kadar mümkün olabildiği ve ulus devletlerin buna ne ölçüde izin verdiği üzerine kuruludur. Bu tezde de bu sorudan hareketle mülteciler ve çalışma hakkına sahip olma hakkı arasındaki ilişkinin Türkiye'deki Suriyeliler üzerinden test edilmesi amaçlanmıştır. İlk olarak Hannah Arendt'in vita activa ve haklara sahip olma hakkı kavramlarının teorik arka planı açıklanmıştır. Bir sonraki bölümde ise uluslararası hukukta bu hakkın nasıl düzenlendiği yine Arendtçi bir yaklaşımla incelenmiş ve ulus devletlerdeki uygulama örneklerine bakılmıştır. Son bölümde ise Türkiye'deki hukuki düzenlemeler çerçevesinde mültecilik kavramına ve Suriyeliler özelinde çalışma hakkına odaklanılmıştır. İncelenen hukuki metinler ve uygulama örnekleri göstermiştir ki insan hakları olarak kabul edilen temel haklar aslında ulus devletin yarattığı bir kategori olan vatandaşlık haklarıdır. Kendi ülkelerini terk etmek zorunda kalan mülteciler çoğu zaman sahip oldukları bu hakları da terk etmek zorunda kalmaktadırlar. Anahtar Kelimeler: Haklara Sahip Olma Hakkı, Çalışma hakkı, Mültecilik, Suriyeliler, Türkiye
Göçün güvenlikleştirilmesi: Almanya'da AFD'nin yükselişi ve Suriyeli mülteci krizi
Bu çalışmada Almanya'da 2013 yılında kurulan Almanya için Alternatif (Alternative für Deutschland- AfD) adlı aşırı sağ partinin 2015 yılı itibariyle kendi politik gündeminde Suriyeli göçmenleri ve Müslüman azınlıkları bir güvenlik meselesi olarak söylem düzeyinde nasıl inşa ettiği ele alınmıştır. Bu noktada partinin 2015 yılı itibariyle kuruluş çizgisindeki neoliberal, Avrupa şüpheci parti kimliğinden çıkarak milliyetçi ve göçmen karşıtı çizgiye taşındığı süreç tartışılmıştır. Bu çalışma partinin kadrosunda ve politik kimliğinde meydana gelen bu dönüşümün AfD'nin politik meşruiyeti ve başarısını pekiştirmede mülteci krizini bir güvenlik meselesi olarak kodlaması ve onu politik araç haline getirmesi konusuna odaklanmaktadır. AfD'nin göçmenleri ve Müslümanları bir tehdit olgusu olarak işaret etmesi, partinin kitleleri örgütlemede ve kendi politik iktidarını güçlendirmede önemli bir enstrüman olmuştur. Öyle ki, bu durum eyalet parlamentolarındaki seçim başarılarıyla başlayarak 2017 ulusal parlamento seçimlerinde Federal Meclis'e girebilmesiyle de doğrulanmıştır. Partinin göçmen karşıtı söylemi, onun artan siyasal başarısının ve meşruiyetinin temel itici gücünü oluşturmuştur. Anahtar Kelimeler: Almanya, AfD, Suriyeli Mülteci Krizi, Göçün Güvenlikleştirilmesi.
Güvenlik yönetişimi ve insan güvenliği ilişkisi: Türkiye'deki Suriyeli sığınmacılar örneği
Bu tezde 2011'den itibaren Türkiye'ye gelen Suriyelilerin güvenlik ihtiyaçlarının Türkiye, Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından giderilme kapasiteleri değerlendirilmektedir. Türkiye'deki Suriyelilerin güvenlikleri değerlendirilirken insan güvenliği yaklaşımı; aktörler arasındaki konu üzerine işbirliğini açıklamak için güvenlik yönetişimi yaklaşımı kullanılmıştır. Çalışmada, "Türkiye'deki Suriyelilerin insan güvenliğine göre yaşamaları için Türkiye'nin, BM ve AB ile kurduğu yönetişim ilişkileri nelerdir?" araştırma sorusuna odaklanılmıştır. İlk olarak, Güvenlik Çalışmaları yazınında İnsan Güvenliği ve Güvenlik Yönetişimi yaklaşımlarının kullanılması ve aktörler tarafından uygulamaları incelenmiştir. Ardından, Türkiye'nin iltica sisteminin belirlenmesine BM ve AB'nin etkileri, Suriyelilerin Türkiye'ye gelmelerinden önce ve sonrası dönemlerde karşılaştırılmış ve Suriyeliler için uygulanan güvenlik yönetişim ilişkileri tespit edilmiştir. Son olarak da, aktörler arasındaki yönetişim ilişkilerinin Suriyelilerin korkudan ve yoksunluktan arınma özgürlüklerini gerçekleştirme kapasiteleri değerlendirilmiştir
Getto ve örgüt kültürü: İstanbul'daki Suriye gettoları örneği
Çalışmada ilgili yazında eksik bırakılan 'getto ve örgüt kültürü' ilişkisinin İstanbul'daki Suriyeli gettolar özelinde, yüz yüze mülakatlar aracılığıyla incelemesi amaçlanmaktadır. Çalışmada İstanbul'da yaşayan Suriyeli nüfusunun yoğun olarak ikamet ettiği Fatih, Sultangazi ve Sultanbeyli ilçelerindeki gettolarda (i) gettolaşma olgusunun olup olmadığı incelenmekte (ii) gettoların örgüt kültürünün temel özelliklerini taşıyıp taşımadığı analiz edilmekte ve (iii) gettoların örgüt kültürü Parsons AGIL Modeli (1937), Peters ve Waterman'ın Mükemmellik Modeli (1995) ve Hofstede Modeli'ne (1980;1991;2011) göre değerlendirilmektedir. Analiz sonuçları Fatih ve Sultangazi ilçelerinin bazı mahallelerinde gettolaşmanın oluştuğunu, Sultanbeyli ilçesinde ise oluşmadığını göstermektedir. Fatih ve Sultangazi ilçelerinin ilgili mahallelerindeki örgütlerin, Suriyeli kültürünü taşımaya devam ederek benzerlik gösterdikleri dikkati çekmiştir. Sultanbeyli ilçesinde ise diğer ilçelerden farklı olarak gettolardaki Suriyelilerin yalnızca kendi kültürlerini devam ettirmedikleri, Türk kültürünü de benimsemeye başladıkları bulgusuna erişilmiştir. Fatih ve Sultangazi ilçelerinde yer alan Suriyeli örgütlerin kültürü Parsons AGIL Modeli (1937) ve Peters ve Waterman Mükemmellik Modeli (1995)'ne göre değerlendirildiğinde benzerlik gösterirken, Sultanbeyli ilçesi bu ilçelerden farklılaşmaktadır. Hofstede Modeline göre üç ilçe modelin tüm sınıflamalarında benzerlik göstermektedir.
The role of external actors in the securitisation of asylum and migration in the EU and their impacts on the EU's normative power
The European Union's prominence in international relations with its unique structure has been associated with the concept of normative power. This thesis examines the change in a normative power of the EU by focusing on the policies of securitization of migration and externalization of migration management within the scope of cooperation with third countries. Thesis presents three different case studies by examining normativity through the Mobility Partnership between the EU and Morocco, the Memorandum of Understanding between Italy and Libya, and the readmission agreement and statement between Turkey and the EU. These cases are analyzed with the explaining outcome process-tracing method, one of the qualitative research methods. This study shows that the EU's securitization and externalization policies give third countries bargaining power and political maneuverability, and as a result, the EU takes more protective border measures in migration management with third countries and underestimates the human rights dimension of migration, thus a cyclical securitization is formed by moving away from its normative power. Keywords: European Union, Normative Power, Securitization, Externalization, Migration Management
Social norms and gender equality: Analysing Syrian refugee inflows to Turkey
This study investigates the impact of 3.7 million inflows of Syrian refugees on social norms and the gender roles of native women in Turkey by treating the arrival of Syrian refugees as a quasi-natural experiment. I argue that this mass migration can affect the patriarchal norms in Turkey and gender role attitudes of Turkish women by changing the female employment dynamics and overall cultural diffusion. Using 2008, 2013 and 2018 Turkey Demographic and Health Survey data sets, this study relies on an instrumental variables strategy with a distance-based instrument. Our estimates show that refugee inflows negatively impacted both the labor market outcomes and gender role attitudes of native women. These outcomes support the labor market channel where a decline in financial freedom of women weakens their bargaining power in the household and makes them more submissive to social & gender norms. However, we also find a contradicting result showing a decrease in the tolerance levels of Turkish women for domestic violence which proves that although refugee inflows increased the imposed gender role attitudes, native women exhibits a strong attitude against intimate partner violence.
Examining the relation between attending the language courses and well-being of the attending refugees
The purpose of this study is to examine the relation between attending a language course and well-being of the attending refugees. The study adopts a mixed-methods approach, including both qualitative and quantitative data collection and analysis methods. The study participants consist of adult refugees attending a Turkish language course. Data collection is done through semi-structured interviews and standardised scales measuring well-being and resilience. The theoretical and conceptual framework of the study provides an overview of forced migration, international legal frameworks, migration and asylum in the context of Türkiye, migration network theory and the impact of forced displacement on forced migrants. Furthermore, the literature on well-being and resilience is extensively reviewed, covering their definitions, components and associated factors. The thematic analysis of the data has identified multiple themes that offer an insight to the participants' experience of being a refugee in relation to their well-being and resilience with the quantitative data collected through the scales. As a result it was concluded that attending a language course did have a positive effect on the well-being of the participants.
The formal participation of Syrians to the employment in Ankara and attitudes of local people toward Syrians – An experimental design
Despite a significant Syrian population in Turkey, the proportion of Syrians with work permits is low. Promoting their legal employment is necessary for economic benefits, prevention of radicalization, and their right to work. However, given negative attitudes toward Syrian refugees in Turkey, it's crucial to examine how formal employment affects these attitudes. The study employed Contact Theory and Realistic Group Conflict Theory (RGCT) to examine the impact of formal employment of Syrians on attitudes toward them, considering workplace contact and workplace competition. An experimental survey with eight vignettes, varying across three variables with two levels each, was administered to 240 local workers in Ankara's industrial areas. The study found that formal employment is linked to positive attitudes (lower social distance) and lower threat perception, consistent with Contact Theory, while workplace competition is linked to negative attitudes (higher negative emotions) and higher threat perception, consistent with RGCT. However, no significant results were found for hypothesized workplace contact and interactions of manipulations. Also, threat perception was found as a partial mediator in the association between competition and attitudes, and as a full mediator between formal employment and attitudes.
The associations between collective narcissism and the solidarity-based collective action intentions of the local community on behalf of Syrians: The moderating role of in-group image threat
This thesis investigates the relationship between collective narcissism (CN) and the local community's intentions to engage in solidarity-based collective action (SBCA) on behalf of Syrian refugees in Türkiye, focusing on the role of in-group image threat. The hypotheses were tested using an online survey and with an experimental setup embedded in the survey. The data was analyzed based on the responses of 319 participants (210 Female, 105 Male, Mage =22.4) who identified themselves as Turkish since the study's independent variable is Turkishness-based national collective narcissism. The results revealed that higher CN scores were associated with lower intentions for SBCA. Findings also showed that under the in-group praise condition, participants demonstrated a significantly greater willingness to engage in SBCA compared to those under the in-group criticism condition. However, although the manipulation of in-group image threat had a significant impact on SBCA intentions, it did not moderate the relationship between CN and SBCA intentions. Consistencies or differences with previous studies and potential reasons for the discrepancies were discussed. Contributions and potential limitations were also presented.
Göçün toplumsal cinsiyeti: Suriyeli kadın mülteciler örneği
2011 yılında Arap Baharı olarak nitelendirilen olayların sonucunda Suriye'de iç karışıklıklar başlamış kısa süre sonra bu karışıklıklar büyük bir iç savaşa dönüşmüştür. Yaşanan iç savaşın bir sonucu olarak insanlar kitleler halinde öncelikle sınır komşusu olan ülkelere sığınmışlardır. Türkiye, savaştan kaçan insanları açık kapı politikası uygulayarak sınırları içerisine almış ve bugün en çok Suriyeli mülteci bulunan ülke konumuna gelmiştir. Savaş sonrası göçlerin herkes için zor olduğu bilinmektedir. Ancak erkeklerin yaşadıkları sorunlara ek olarak kadın mülteciler toplumsal cinsiyet normları sebebiyle daha fazla ve sistematik sorunlarla yüzleşmektedir. Bu sebeple; çalışmada, göç sürecinde kırılgan durumları daha çok kırılganlaştıran sorunlarla karşılaşan Suriyeli mülteci kadınlara odaklanılmıştır. Çalışmanın amacı Suriyeli mülteci kadınların sorunlarını görünür kılmaktır. Yapılan çalışmada alanyazın taraması sonucu elde edilen kaynaklar doküman içerik analizi ile incelenerek toplumsal cinsiyet teorisi ile birlikte yorumlanmış, çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonucunda, toplumsal cinsiyet normları ve mültecilik durumu birleştiğinde, Suriyeli mülteci kadınların her birinin birden fazla ve iç içe geçen sorunlarla yaşamak durumunda kaldıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Göç, Göç Teorileri, Suriyeli Mülteci Kadın, Toplumsal Cinsiyet, Türkiye Göç Politikası
Genç Suriyeli mültecilerin sosyal uyum ve sorunlarına ilişkin bir alan araştırması: İstanbul Arnavutköy örneği
Ortadoğu'da halk hareketleri sonucunda yaşanan siyasi ve idari gelişmeler, sivil unsurlar açısından sosyal güvenlik sorunları ve ekonomik riskler doğurmuştur. Can güvenliği noktasında insanların endişeleri ve korkuları ortaya çıkınca psikolojik olarak göç etme kararı almak zorunda kaldılar.Türkiye'ye kara sınırı bulunan Suriye'de bu iç savaş sonucunda yerleşik halk kitlesel gruplar halinde yaşam alanlarına yakın ve güvende olduklarını düşündükleri komşu ülkelere sığınmışlardır. Şüphesiz bu yoğun göç faaliyetlerinden en çok etkilenen ülke Türkiye olmuştur. Bu yoğun göç hareketliliği sonucunda hedef ülkede ve mültecilerin toplumsal hayatında kaçınılmaz olarak birtakım sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda araştırmanın temel amacı İstanbul ili Arnavutköy ilçesinde ikamet eden genç suriyeli mültecilerin sosyal uyumlarına ışık tutmak, yaşamlarında karşılaştıkları sosyal, ekonomik, kültürel sorunları belirlemek ve bu yoğun mülteci grubunun sahip olduğu demografik özellikler ve güncel durumlarını ortaya çıkarmaktır. Ayrıca alan araştırması sonucunda ulaşılan bilgilerin göç yönetimi ile ilgili kurum ve kuruluşların yapacakları çalışmalara katkı sağlaması bir diğer önemli amaç olduğu belirtilmelidir.
Sığınmacı refakatsiz çocukların korunması ve temsili
Sığınmacı refakatsiz çocukların sayısı gün geçtikçe artış göstermektedir. Çocuklar, farklı nedenlere bağlı olarak gerçekleşen göçlerden en çok olumsuz etkilenenlerdir. Refakatsiz çocukların maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılanması ve her türlü istismardan korunması BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne taraf devletlerin yükümlülüğündedir. Sığınmacı refakatsiz çocukların sığınma, barınma, eğitim, sağlık gibi temel insani haklardan mahrum kalmalarının en önemli nedenlerinden biri onları temsil edecek ve her koşulda çocuğun yüksek yararını gözetecek temsilcilerinin olmamasıdır. Çocuğun temel insani hakları elde etmesi bakımından hukuki temsili, sığınma başvurusunu yaptığı andan uluslararası korumaya ilişkin işlemlerin tamamlanmasına kadar olan süreçte kritik öneme sahiptir. Refakatsiz çocukların hukuki temsili, Sözleşme'nin tarafı her devlet tarafından farklı içeriklerde düzenlenmiştir. Türkiye'de refakatsiz çocukların hukuki temsili, Türk Medeni Kanunu ve Çocuk Koruma Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu çalışmada esas olarak Türk hukukuna göre sığınmacı refakatsiz çocukların hukuki temsili ve korunması ele alınmaktadır. Bu kapsamda öncelikle uluslararası hukukta sığınmacı refakatsiz çocuklar incelenmektedir. Daha sonra Türk hukukuna göre bu çocukların korunması ve hukuki süreçlerinin düzgün işleyebilmesi için gerekli olan hukuki temsilleri değerlendirilmektedir. Ayrıca bu çalışmada sığınmacı refakatsiz çocukların hukuki temsili ve korunmasına ilişkin uygulamada karşılaştıkları sorunlar yer almaktadır. Bu sorunlara yönelik çözüm önerileri de sunulmaktadır. Son olarak sığınmacı refakatsiz çocukların hukuki temsilciye olan ihtiyaçlarının önemini ortaya çıkarmak amacıyla bu çocuklara yönelik hem uluslararası hem de Türk hukukunda verilen kararlar incelenmektedir.
Suriyeli öğrencilerin Türk eğitim sistemine entegrasyonu projesi kapsamında geçici eğitim merkezlerinde görev yapan dil öğreticilerinin dil öğretirken karşılaştıkları sorunlar ve çözüm önerileri
Bu araştırmanın temel amacı ülkemizde geçici eğitim merkezlerinde Suriyeli öğrencilere eğitim veren dil öğreticilerinin karşılaştıkları sorunları tespit edip bu sorunlara çözüm önerileri getirmektir. Suriyeli öğrencilerin Türk eğitim sistemine entegre olma yolunda önemli bir görev üstlenen geçici eğitim merkezlerinde görev yapan dil öğreticilerinin sorunlarını tespit edip bu sorunlara çözüm üretmek yapılacak dil öğretiminin daha verimli gerçekleşmesini sağlayacaktır. Çalışmanın gerçekleştirildiği geçici eğitim merkezlerinde öğrenciler 1 ve 4. sınıf arasında öğrenimlerine devam etmekte olan öğrencilerdir. Geçici eğitim merkezlerinde öğrenimlerini tamamlayan öğrenciler, eğitim ve öğretimlerine Türk öğrenciler gibi normal okullarda devam etmektedir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırma modeli olarak tarama modeli seçilmiştir. Çalışmada, belirlenen geçici eğitim merkezlerinde görev yapan dil öğreticilerine 12 sorudan oluşan açık uçlu ölçek uygulanmıştır. Veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda geçici eğitim merkezlerinde görev yapan dil öğreticilerinin dil öğretirken karşılaştıkları sorunların genel olarak; dilin fonetik yapısından kaynaklandığı, öğrencinin Suriye'de almış olduğu eğitimi Türk eğitim sistemiyle özdeşleştirmeye çalıştığı, öğrencilerdeki hazırbulunuşluluğun ve duyuşsal boyutun farklı olması ve materyal eksikliklerinin bulunması dil öğreticilerinin dil öğretirken en çok karşılaştıkları problemler olarak görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Geçici Eğitim Merkezi, Dil Öğretimi, Dil Öğreticileri
Ortaokullardaki mülteci öğrencilere yönelik öğretmen ve öğrencilerin tutumlarının incelenmesi
Bu araştırma, ortaokullardaki mülteci öğrencilere yönelik öğretmen ve öğrencilerin tutumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, 2017-2018 eğitim-öğretim yılında Gaziantep ili Şahinbey ilçesinde bulunan toplam 97 ortaokulda görev yapan 3645 öğretmen ve yine bu okullarda öğrenim gören 85518 ortaokul öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise, basit seçkisiz random (rastgele) yöntemiyle seçilen Gaziantep ili Şahinbey ilçesindeki 27 ortaokulda görev yapan 814 öğretmen ve bu okullarda öğrenim gören 1218 öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada öğretmenler için "Mülteci Öğrenci Tutum Ölçeği" ve öğrenciler için ise "Mülteci Öğrencilere Yönelik Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada, verilerin analizinde betimsel istatistik tekniklerinden frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, bağımsız örneklem t-testi ve ANOVA testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin, ortaokullardaki mülteci öğrencilere yönelik tutumlarının "iyi düzeyde" olduğu saptanmıştır. Buna ilaveten, öğretmenlerin mülteci öğrencilere iyimser yaklaştıkları, anlayışlı oldukları, kendilerini onların yerine koyarak onları anlamaya çalıştıkları ve yaşadıklarından dolayı onlara önyargısız yaklaşarak adil davrandıkları tespit edilmiştir. Bununla birlikte, mülteci öğrencilerin dil farklılığı öğretmenler için sorun oluşturduğu, bu durum mülteci öğrencilerin sınıfa uyumlarını zorlaştırdığı ve öğretmenlerin mülteci öğrencilerin eğitiminde kendilerini yeterli görmedikleri belirlenmiştir. Araştırmaya katılan ortaokul öğrencilerinin, sınıfındaki mülteci öğrencilere yönelik tutumlarının "orta düzeyde" oldukları ancak "iyi düzeyde" olmadıkları tespit edilmiştir. Ortaokulda öğrenim gören öğrenciler, mülteci öğrencilerin Türkçe'yi öğrenmelerinden mutlu oldukları, onlara bir yabancı gibi davranmadıkları, aynı dine mensup olmanın gereği olarak onlara yardımcı oldukları, mülteci öğrencilerin derslerinde başarılı olmaları kendilerini mutlu ettiği ve onlara Türkiye'yi tanıtmaktan da memnun oldukları saptanmıştır. Buna karşın, ortaokul öğrencilerinin ileriki eğitim-öğretim hayatlarında, okulda ve okul dışı günlük hayatlarında mülteci öğrencilerle arkadaşlık etmeye çok istekli olmadıkları ve benzer şekilde sınıf içinde yapılan eğitsel etkinliklerde mülteci öğrencilerle aynı grupta yer almak istemedikleri ortaya çıkmıştır. Ortaokul öğrencilerinin, mülteci öğrencilere yönelik tutumları, araştırmada kullanılan bağımsız değişkenlerinde; cinsiyete göre anlamlı farklılıkların olduğu, sınıf düzeyine göre anlamlı farklılıkların olmadığı, sınıfında mülteci olma veya olmama durumuna göre anlamlı farklılıkların olduğu tespit edilmiştir.
Savaş nedeniyle Suriye'den göç etmiş tek ebeveyn olan annelerin dayanıklılığı
Bu araştırmada savaş nedeniyle Suriye'den göç etmiş tek ebeveyn olan annelerin dayanıklılıklarını incelemek amaçlanmıştır. Bu amaçla yapılan araştırma nitel desendedir. Araştırmanın çalışma grubunu zorunlu göç sonrası Ankara iline yerleşen tek ebeveynli ailelerdeki anneler oluşturmaktadır. Suriye'den göç eden 10 anneye ölçüt ve kartopu örnekleme yöntemleri ile ulaşılmıştır. Çalışma grubuna dahil edilme ölçütleri savaş nedeniyle Ankara'ya göç etmek ve tek ebeveyn olmak olarak belirlenmiştir. Katılımcıların yaşları 23 ile 60 arasında değişmekte ve ortalama katılımcı yaşı 41'dir. Araştırma kapsamında gerçekleşen görüşmelerde araştırmacı tarafından hazırlanan Yarı-Yapılandırılmış Görüşme Formu ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Veriler tematik analiz yöntemiyle analiz edilmiş ve toplam iki ana tema ile yirmi iki alt temaya ulaşılmıştır. Ana temalar "Dayanıklılığı Artıran Faktörler" ve "Dayanıklılığı Azaltan Faktörler" olarak isimlendirilmiştir. Araştırma bulguları annelerin dayanıklılığını etkileyen koruyucu faktörleri ve risk faktörlerini ortaya koymuştur. Anneler ekonomik zorluklar, sosyal destek eksikliği, kadınlara yönelik tacizkar tutumlar, geçmiş travmatik yaşantılar, dil engeli, ebeveynlik stresi gibi faktörleri dayanıklılık için risk faktörü olarak değerlendirmişlerdir. Annelerin içsel ve dışsal kaynaklarla kendilerine baş etme biçimleri geliştirmeleri, sosyal desteğe sahip olmaları, toplumsal cinsiyet eşitliğini deneyimlemeleri, temel ihtiyaçlarının karşılanması, kültürel değerlerin korunabilmesi, çocukların varlığı gibi faktörler ise annelerin dayanıklılıkları için koruyucu faktör olarak ifade ettikleri faktörlerdir. Araştırma sonucunda ulaşılan bulgular alan yazın ışığında tartışılmıştır.
Kırım Savaşı'nın kökenleri (1848-1853)
Bu çalışma, 1848 yılında başlayan isyanlarla Britanya, Fransa ve Rusya arasındaki 1815 yılında geliştirilen koalisyonun (Viyana Sistemi) çözülmesini ve gelişen olaylarla Osmanlı Devleti'ne karşı Rusya'nın başlattığı Kırım Savaşı'nın kökenlerini ele almaktadır. Birinci bölümde, 1815'de gelişen Viyana Sistemi'nin neden çalışamaz hale geldiği ve bunun sonucunda Rusya ve Britanya'nın rekabetinin tetiklendiği değerlendirilmektedir. İkinci bölümde ise bunun sonucu olarak 1848'de Avrupa'da başlayan isyanlardan ve nihayetinde Osmanlı İmparatorluğu'na etkilerinden bahsedilmektedir. Üçüncü bölümde İngiltere, Fransa, Rusya ve Osmanlı devletlerinin siyasi çekişmeler ve Kutsal Yerler Meselesi konusundaki anlaşmazlıklar ele alınmaktadır. Dördüncü bölümde ise Karadağ sorunu ve Prens Menşikov'un misyonu ile savaşın nihai sebepleri ortaya konmaya çalışılmaktadır.
Gerçekliğin yeniden inşası: Gruplar arası tehdit algısı bağlamında sanal gerçeklikle empatinin değişimlenmesinin sosyal mesafe düzeyi ve yardım etme davranışı üzerindeki etkisi
Empati, başkalarının duygularını anlama ve paylaşma yeteneğidir. Geleneksel perspektif alma yöntemlerini kullanan çalışmalar, gruplar arası tehdit algısı yüksek olduğunda empatide beklenen artışın olmadığını ortaya koymaktadır. Sanal gerçeklik, empatiyi teşvik etmede yeni bir araç olarak kullanılmaktadır ve geleneksel yöntemlere kıyasla daha etkilidir. Sanal gerçeklik, üç boyutlu ortamlarla etkileşime girmeyi sağlayan bir teknolojidir. Bu tez çalışması kapsamında yürütülen ön çalışmanın sonuçları, sanal gerçekliğin hem düşük hem de yüksek tehdit algısına sahip bireylerde empatiyi değişimlemede başarılı olduğunu göstermiştir. Sosyal mesafe, insanların diğer sosyal grupların üyelerini kabul/reddetme seviyesidir. Başka bir bireye fayda sağlama amacı taşıyan gönüllü eylemler ise yardım etme davranışı olarak tanımlanmaktadır. Gruplar arası tehdit algısı ve empati arttıkça yardım etme davranışı da artarken sosyal mesafe düzeyi azalmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı gruplar arası tehdit algısı bağlamında sanal gerçeklikle değişimlenen empatinin sosyal mesafe düzeyi ve yardım etme davranışı üzerindeki etkilerini incelemektir. Çalışmanın ilk aşamasında 266 üniversite öğrencisi, Gruplar Arası Tehdit Algısı Ölçeği kullanılarak Suriyeli mültecilere yönelik tehdit algılarına göre düşük ve yüksek olarak iki gruba ayrılmıştır. İkinci aşamada 160 katılımcı deney kapsamında oluşturulan üç koşuldan birine seçkisiz olarak atanmıştır. "Sidra'nın Üzerindeki Bulutlar" videosu, Sanal Gerçeklik Kamp koşulunda sanal gerçeklikle; Ekran Kamp koşulunda ise bir bilgisayar ekranından sunulmuştur. Sanal Gerçeklik Uzay koşulunda da sanal gerçeklikle uzay görüntülerinden oluşan bir video izletilmiştir. Ardından Sosyal Mesafe Ölçeği aracılığıyla katılımcıların sosyal mesafe düzeyleri ölçülmüş ve bir yardım kampanyasına bağışladıkları gerçek para miktarı incelenmiştir. Bu amaçla 3 (empati) x 2 (tehdit algısı) çok değişkenli varyans analizi (MANOVA) yapılmıştır. Bulgular, tehdit algısı yüksek olan katılımcıların; sosyal mesafe düzeyinin daha yüksek olduğunu ve daha az para bağışladıklarını göstermiştir. Bununla birlikte, sanal gerçeklik; sosyal mesafe düzeyinin azalmasını ve bağış miktarının artmasını sağlamıştır. Empati; tehdit algısı düşük olduğunda, sosyal mesafe değişkeninde, tehdit algısı yüksek olduğunda ise bağış miktarında herhangi bir farklılığa yol açmamıştır.
Gündelik hayatta yerel ve mülteci kadınların annelik deneyimleri: Ankara-Sincan örneği
Gündelik hayat içinde yer alan olaylar, durumlar, insanlar ve nesnelere kısacası her şeye anlamlar yüklenir. Bu anlamlar toplumun tüm kesimleri tarafından kabul edilmez ya da benimsenmez. Kişinin çevresini anlamlandırmak için girdiği kategorilendirme süreci, bireylerin sosyal etkileşimi yapılandırmasını, bireyleri farklılaştırmasını ve biçimlendirmesini sağlar (Coşgun, 2004: 23-24). Bu süreçte oluşturulan "grup içindekiler"- "grup dışındakiler" ayrımı en çok gündelik hayatta "öteki" yani grup dışında tanımlananla karşılaşma anlarında ortaya çıkar. Bu tip karşılaşmalar göç süreçlerinde ve sonrasında oldukça belirgin bir şekilde gözlemlenmektedir. Göç zorunlu olsun ya da olmasın kişinin yaşadığı yeri, çevreyi, şehri, ülkeyi geride bırakması ve yeni bir yere yerleşme çabası kişiyi olumsuz etkileyen bir durumdur (Şakar, 2019: 30). Gündelik hayat pratiklerinin tamamıyla bozulması, rutinlerin, alışkanlıkların terk edilen yerle birlikte geride bırakılamaması, toplumsal, ekonomik, kültürel değişimler kişinin bir anda yeni geldiği yere adapte olamamasına ve uyum sorunları yaşamasına sebep olmaktadır. Göçle birlikte gelenlerin yerleşiklerle etkileşime geçtikleri gündelik hayat aktiviteleri, hem gelenler hem geldikleri yerde yaşayanlar için karşılıklı uyum süreçlerini beraberinde getirir. Mülteci kadınların toplumsal uyum sorunlarını ekonomik sıkıntılar, sosyal izolasyon ve dil problemi olarak üç ana başlıkta toplayan literatür kadınların bu sıkıntılarla başa çıkma, yeni bir hayat kurma motivasyonlarının altında annelik deneyimlerinin önemli bir rolü olduğunu göstermektedir. Bu motivasyonun temel sebebi ise anneliğin inşa ediliş ve anlamlandırılış şeklidir. Kadın deneyimlerinin önemli bir parçası olarak ele alınan annelik deneyimleri, annelik sürecini ve annelik yapmayı, yaygın toplumsal cinsiyet sistemleri tarafından organize edilen ve toplumsal bir bağlamda yer alan sosyal etkileşimler ve ilişkiler olarak görülmektedir. Annelik deneyimlerinin çeşitliliği tek tip bir annelikten bahsetmenin zorluğunu göstermektedir. Bu nedenle farklı kültürlerin karşılaştığı, etkileşime geçtiği (geçmek zorunda kaldığı) durumlarda aynı kültür içinde bile çeşitlilik gösteren annelik deneyiminin bu karşılaşma anlarında nasıl bir rol oynadığı önemlidir. Tüm bu farklı kadınlık, annelik ve göç deneyimleri çerçevesinde tezin konusunu mülteci ve yerel kadınların gündelik hayatlarında annelik deneyimlerinin neler olduğu oluşturmaktadır.
The impact of Syrian refugees on the Turkish housing market
This thesis aims to analyze the impact of Syrian refugees on the Turkish housing market for the period 2009 and 2019. In order to evaluate how the housing market was affected, Survey of Income and Living Conditions (SILC) micro-level data retrieved from TurkStat was used. In addition to the analysis using rents and perceived rents, an index variable called Housing Quality Index (HQI) was defined and included in the analysis. Türkiye's mass refugee influx is heterogeneous across regions, and this rare situation allows for a quasi-experimental research design. The difference-in-differences (DiD) strategy was followed with a number of modifications. Then, the potential endogeneity problem was discussed, and an instrumental variable was introduced. The analysis indicates that rents increased by 1.19% for a 1% increase in the migrantto-native ratio in the short run while the increase in perceived rents is 1.43% in the short run. The impact on rents and perceived rents are calculated as 0.66% and 0.89% in the long run, leading us to believe the impact slowly diminishes in the long run. The analysis was repeated on different types of housing units to understand if different cohorts were affected differently by the migration.High-quality housing units were affected more by immigration in the short run while low-quality houses were affected more in the long run. The impact on the natives with low education is significant in both the short run and the long run. In the short run, the development level of the region is found to be a significant determinant of the impact of migration on the housing market. Less developed regions are affected more by the migration. This effect disappears in the long run. Additionally, an analysis using the Housing Quality Index showed there was no decrease in the housing quality of the natives due to migration.
Transnational social fields of Ethiopian migrants in Turkey
Using the lens of transnational social fields of migration, this thesis examines and scrutinizes motivations, adaptations, transnational practices, and the lived experiences of Ethiopian migrants in Turkey and returnees in Ethiopia. The present day Ethiopian migration to Turkey is intricately associated with the broader domains of transnationalism such as economic, social, cultural, political fields, as well as historical processes in which Ethiopian migrants engaged in their daily activities. The thesis empirically and theoretically examines a fundamental and salient research question: how do Ethiopians, as individuals and group, perceive, act, and interact in the transnational social fields (most often unequally distributed) while living in Turkey and after returning home? The thesis is carried out based on the existing knowledge of socio-cultural anthropology of migration, multi-sited ethnographic research and qualitative approach. Tools such as participant observation and a variety of interviews were employed to collect data from a group of Ethiopian educatıon and labor migrants living in Turkey (Ankara and Istanbul) and returnees in Ethiopia (Addis Ababa). The research findings reveal that Ethiopians in Turkey maintained two ways of connection: adaptation/integration to the Turkish society and transnational attachment to homeland but with different level of adaptation, and transnational experiences & practices. The social fields in which Ethiopians engaged in transnational practices, the fields that they constructed, reconstructed, and maintained between host and home countries are unequally distributed as they do not have the same experiences, capacity, skills, opportunities, and legality to play. As Ethiopians moved to Turkey with varying motivations and aims, they did so return home with varying motivations, transnational experiences and capital. Returnees, adding new ones, maintained transnational practices that they created while living in Turkey, and with the capital and experiences they accumulated in Turkey and brought with them, they acted as agents of social change in their homeland.
Türkiye'deki Suriyeli göçmelerin girişimcilik deneyimleri: Gaziantep örneği
Bu araştırmada Suriye'deki iç savaş sonrasında yaşadıkları toprakları terk ederek Türkiye'ye göç eden Suriyeli göçmenlerin girişimcilik deneyimleri incelenmiş ve bu konuya ilişkin literatürde yer alan boşluğun doldurulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, Suriyeli göçmenlerin girişimcilik deneyimleri, onların göç öncesi Suriye'deki yaşam deneyimlerini, göç süreçlerini ve Türkiye'deki girişimcilik deneyimlerini kapsayacak şekilde, göç teorileri ve girişimciliğe ilişkin yaklaşımların yardımı ile analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda, Türkiye'nin Gaziantep şehrinde gıda sektöründe çalışan 30 erkek Suriyeli göçmen girişimcinin (mikro ölçekli) girişimcilik deneyimlerine odaklanılmıştır. Araştırma kapsamında, Suriyelileri zorunlu göç etmeye sürükleyen siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel ve tarihsel faktörler ele alınmış ve Suriyeli göçmenlerin göç deneyimlerine ve göç sonrası Türkiye'deki toplumsal ve ekonomik hayattaki yaşam deneyimlerine araştırma bulgularında yer verilmiştir. Suriyeli göçmenleri girişimci olmaya yönlendiren nedenlerden, sektör tercihlerine, işletmeleri açarken kullanılan sermaye kaynaklarından, işletmelerin sürdürülmesinde kullanılan ortaklık ilişkilerine kadar farklılaşan deneyimler araştırmada incelenmiştir. Ek olarak işletmelerdeki çalışan ve müşteri profilleri, işletmelerin istihdam tercihleri, pazar yapıları ve işletme başarısına etki eden hususlara ilişkin bulgulara da ulaşılmıştır. Ayrıca işletmelerde karşılaşılan güncel sorunlara ve girişimcilik deneyimi ile ilişkili olarak katılımcıların savaş sonrası geri dönme ve Türk vatandaşlığına kabul edilme düşüncelerine ilişkin özgün bulgulara da ulaşılmıştır. Araştırma sonucunda, 2011 yılında yaşanan iç savaşın bireylerin yaşamlarındaki kırılmalara neden olduğu ve zorunlu göçün kaynağında yer alan en belirleyici faktör olduğu görülmüştür. Farklılaşan göç deneyimleri sonrasında, Türkiye'ye göç eden Suriyelilerin yaşam deneyimlerinin ve ekonomik hayata katılım deneyimlerinin farklılaştığı araştırma bulgularına yansımıştır. Ayrıca, Suriyeli göçmenler tarafından işletilen bu mikro ölçekli girişimlerin katılımcıların sosyal refahlarını arttırma konusundaki pozitif etkilerinin yanı sıra, Türkiye'de yeni bağlar ve ağların kurulmasına katkı sağlayarak ev sahibi ülke ile olan bağları güçlendirdiği değerlendirilmiştir. Ek olarak, Suriyeli göçmenlerin girişimcilik deneyimlerinin ev sahibi ülkedeki hayatlarına yeni bir başlangıç yapmaları için imkân sunduğu, bu nedenle girişimcilik deneyimlerinin geri dönüş tercihlerinde de etkili olduğu değerlendirilmiştir. Hukuki ve idari alandaki eksiklikler ve işletmelerin ekonomik alanda yaşadıkları farklı sorunlara rağmen, Suriyeli göçmen girişimcilerin kendilerine özgü bir etnik pazar inşa ettikleri bulgusuna ulaşılmıştır.
Regional economic effects of refugees: Turkish case
The conflicts in Syria started at year 2011 and series of events resulted with a massive amount of people to migrate some other countries. Turkey hosts the highest number of Syrian refugees in the World, about 3.6 million people. This high number of refugee inflow has affected Turkey in many ways and this study aims to focus on the economic aspect of this incident. At the first phase of the movement, refugees were preferring to stay within regions that are close to Syria. Since the amount of people that has been intake was massive compared to the regions and cities they had settled, the inflow had some economic consequences particularly on employment rates, preferences, price levels and foreign trade. In the economic theory price level, employment and foreign trade are prominent factors for economic growth. Therefore, this study is concerning the changes in these parameters to have an opinion about the effects of refugees on the regional economy of Turkey at the regions where refugees are concentratedly settled. In the empirical analysis Difference-in-Differences estimation methodology has been used. According to the estimation results, inflationary effects of refugees have been found to be statistically significant for rental prices but not for other concerned fundamental consumption goods. Employment results of the estimation suggest that the refugees' effect is negative on the natives' employment. The foreign trade aspect of the results has been found to be positive only on export.