Breast neoplasms

623 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel olarak oluşturulmuş meme tümörlerinde kuersetin'in poliamin metabolizması üzerine etkileri

Meme kanseri dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türü ve kanser sebepli ölümlerin önde gelen nedenidir. Putresin, spermidin ve spermin memeli hücrelerinde bulunan başlıca üç poliamindir. Poliaminler hücre büyümesi ve çoğalması için gerekli moleküllerdir. Yüksek poliamin düzeylerinin kanserle ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, deneysel olarak meme tümörü oluşturulmuş farelerde kuersetinin serum ve tümör dokusunda birer poliamin olan putresin, spermidin ve spermin düzeylerine etkisini incelemektir. Çalışmada 50 adet erkek Balb/c cinsi fare kullanıldı. Sağlıklı kontrol ve tedavi, tümör kontrol, tedavi 1 ve 2 olmak üzere 5 deney grubu oluşturuldu (n=10). Tümör kontrol, tedavi 1 ve 2 gruplarındaki farelerin sol bacak içlerine subkutan yolla 200µL Ehrlich assit tümör hücresi enjekte edilerek meme kanseri modeli oluşturuldu. Sağlıklı ve tümör kontrol grubuna sadece çözücü sıvı uygulanırken, sağlıklı tedavi ve tedavi 1 grubuna 10 mg/kg, tedavi 2 grubuna 30 mg/kg kuersetin 14 gün boyunca intraperitoneal yolla enjekte edildi. Tümör dokusu ve serumda putresin, spermidin ve spermin düzeyleri yüksek performanslı sıvı kromatografisi yöntemiyle ölçüldü. Tümör kontrol grubunda sağlıklı kontrol grubuna kıyasla serum putresin, spermidin ve spermin düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulundu. Her iki tedavi grubunda tümör dokusu ve serum putresin, spermidin ve spermin düzeyleri tümör kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulundu. Tedavi grubu 2'de daha belirgin olmak üzere tedavi gruplarının histopatolojik görüntüsünde tümör kontrol grubuna göre belirgin bir iyileşme gözlendi. Sonuç olarak çalışmamız, deneysel olarak meme tümörü oluşturulmuş farelerde kuersetinin serum ve tümör dokusunda artan putresin, spermidin ve spermin düzeylerini azaltarak antikanser etkiye sahip olabileceğini göstermiştir. Anahtar kelimeler: Meme kanseri, putresin, spermidin, spermin, kuersetin

FarelerKuersetinMeme kanseri+5
Furkan Serin
Trakya University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Mastektominin benlik saygısı ve cinsel yaşam kalitesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Aygün Topuz, E. Mastektominin Benlik Saygısı ve Cinsel Yaşam Kalitesi Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi. Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Yüksek Lisans Tezi, Tekirdağ, 2019. Araştırma, mastektominin benlik saygısı ve cinsel yaşam kalitesi üzerine etkilerini belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak planlandı.Çalışmada, mastektomi ameliyatı geçirmiş meme kanserli kadınlar ile meme kanseri tanısı almayan sağlıklı kadınlar değerlendirildi. Araştırmanın örneklemini, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Onkoloji Birimine başvuran 50 hasta kadın ve sağlıklı 50 kadın oluşturdu. Veriler Sosyodemografik Bilgi Formu, Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBS), Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği (CYKÖ) kullanılarak toplandı.Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, SPSS 21.0 İstatistik paket programı kullanıldı. Kategorik parametrelerin karşılaştırılmasında Pearson Ki-Kare testi ve Fisher Exact test, parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında t testi, ikiden fazla grup durumunda tek yönlü (one way) Anova testi ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Bonferroni testi kullanıldı. Ölçekler arası karşılaştırmalarda Pearson Korelasyon Analizi, bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkene etkisini incelemek için ise Lineer Regresyon Analizi kullanıldı. Sonuçlar % 95 güven aralığında, p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi.Çalışmamızda ki meme kanserli kadınların yaş ortalaması 38,00 ± 9,718 olup, tanı anında bulundukları yaş ortalaması 39,600 ± 8,864 tür. Meme kanserli olguların çoğunluğunun ilkokul mezunu (%34) ve aylık geliri orta olan (%74) bireylerden oluştuğu görüldü. Kadınların "benlik saygısı" ortalaması 1,180 ± 1,997, "vücut algısı" ortalaması 85,700 ± 15,332, "cinsel yaşam kalite ölçeği" ortalaması 63,380 ± 21,432 olarak saptandı. Vücut algısı ile benlik saygısı arasında pozitif yönde (r=0,509; p=0,000<0,05), cinsel yaşam kalitesi ile benlik saygısı arasında negatif yönde (r=-0,499; p=0,000<0,05), cinsel yaşam kalitesi ile vücut algısı arasında negatif yönde (r=-0,516; p=0,000<0,05) anlamlı ilişki bulunduğu belirlendi.Çalışma bulgularına göre; meme kanserli bireyler psikososyal yönden bütüncül değerlendirilerek, mastektomi sonrası bireylerin beden algısı ve cinsel yaşamı izlenmeli, sağlık çalışanları tarafından gerekli psikolojik destek sağlanmalıdır. Mastektomi sonrası yapılan meme onarımı işlemlerinin sosyal güvence kapsamında ele alınması için çalışmalar yapılması önerilmektedir.

BenlikBenlik saygısıCinsel ilişki+7
Esra Aygün Topuz
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Meme kanseri dokusundan elde edilen tümör infiltran lenfosit (TIL)'lerin in vitro ortamda çoğaltılması ve fenotiplerinin saptanması

Bu çalışma Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde metastazik olmayan, erken evre meme kanseri teşhisi konmuş hastalardan alınmış olan tümör dokusu üzerinde tümör infiltran lenfositlerin (TIL) in vitro ortamda IL-2 ile çoğaltılıp, flow sitometri testi ile immünofenotipik özelliklerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaca ulaşabilmek için öncelikle Genel Cerrahi Bölümü tarafından alınan tümör taşıyan meme, mastektomi sonrası Patoloji Birimi'ne getirilir. Patolog tarafından tespit edilen tümörden alınan 2-3 mm çapında bir parça mekanik parçalama sonrasında, T hücre artışına neden olan bir sitokin olan rekombinant IL-2 ile besiyerinde kültüre edilmiştir. Tümörün çalışıldığı ilk günü takip eden 7. ve 14. günlerde tümörden genişleyen TIL'lerin genişleme oranı flow sitometrik yöntemlerle incelenmiştir. Sonuç olarak yapılan bu çalışma ile adoptif T hücre tedavisinin meme kanserli hastalarda ileriye yönelik bir immünoterapi yöntemi olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır.

Lenfositler-tümör enfiltre ediciMeme neoplazmlarıNeoplazmlar+2
Sinem Buluş
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mesane kanserinde nardilisin-1 düzeyinin araştırılması

Mesane kanseri (MK), mortalite ve morbidite ile ilişkili bir genitoüriner sistem hastalığıdır. MK taramasında sistoskopi sıklığını azaltmak için ideal bir tümör belirteci henüz bulunamamıştır. Son yıllarda nardilisin meme, mide ve özofagus gibi kanser hücrelerinde yüksek oranda eksprese edildiği ve hücre büyümesini desteklediği gösterilmiştir. Bu çalışmada amacımız mesane kanseri tanı ve takibinde serum nardilisin düzeylerinin rolünü araştırmaktır. Çalışma 49 mesane kanserli hasta ve 34 sağlıklı kontrolden oluşturuldu. MK'li hastalarda serum nardilisin-1 düzeyi kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek saptandı (p=0.000). Aynı zamanda serum nardilisin-1 düzeyleri risk değerlendirmesi ve patolojik evresi yüksek olan hastalarda anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0.032 p=0.044 sırasıyla). Çoklu tümör varlığında ve tümör büyüklüğü >3 cm olan hastalarda da anlamlı olarak artış gösterdi (p=0.040 p=0.013 sırasıyla). ROC analizinde eğri altında kalan alan nardilisin-1 için 0,748 (p=0,000) bulundu. MK'de sistematik inflamasyon belirteçleri (CRP, NLO ve SII) anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,000, p=0.000, p=0.000 sırasıyla). Aynı zamanda nardilisin-1 düzeyleri ile CRP ve CAO oranı arasında pozitif korelasyon saptandı (r=0,315 p<0.05 r=0,291 p<0.05). Sonuç olarak serum nardilisin-1 düzeyi mesane kanseri tanısında ve progresyonun izlenmesinde kullanılabilecek potansiyel bir biyobelirteç olabileceğini göstermektedir.

C reaktif proteinKanser hastalarıMeme hastalıkları+4
Fatma Koç
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Meme kanseri hastalarda maresin-1 düzeyi ile kaşeksi ilişkisinin araştırılması

Kanser, vücuttaki hücrelerin kontrolsüz bölünüp çoğalmasıyla meydana gelen, çevresel ve genetik faktörlerden etkilenen karmaşık bir rahatsızlıktır. Meme kanseri kadınlarda en çok görülen kanser türü olup, kanser türlerindeki akciğer kanserinden sonra en sık ölüm sebebi olarak belirtilmiştir. Maresin-1, inflamasyon geriletilmesindeki makrofaj mediatörü ( macrophage mediator in resolving inflammation) kelimelerinin baş harflerinden türetilen ve inflamasyonun çözülmesinde makrofaj-derive bir mediatör olarak tanımlanmaktadır. Maresinler çoklu doymamış yağ asidi (PUFA) metabolitlerinin özelleştirilmiş ön-çözücü aracıları (SPM) sınıfının çeşitli diğer üyelerine benzeyen güçlü anti-enflamatuar, koruyucu, ön çözücü ve iyileştirici özelliklere sahiptir. Çalışmamızda amacımız meme kanseri hastalarda Maresin-1 düzeylerini inceleyerek, kanser kaşeksisi arasında ilişki olup olmadığını saptamak böylece kaşeksi için yeni bir biyobelirteç olabilirliğini değerlendirmektir. Çalışmaya 13 kaşektik (BMI<18) meme kanseri, 30 kaşektik olmayan (BMI >18) meme kanseri ve 29 sağlıklı normal kilolu kontrol grubu olarak alındı. Kaşektik meme kanseri hastalarda Maresin-1'in düzeyi, kaşektik olmayan meme kanseri ve sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0,003). Kaşektik meme kanseri hastalarda BMI, kaşektik olmayan ve sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük saptandı (p=0,000). Sonuç olarak, maresin-1 ve kaşeksi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Kaşektik meme kanseri hastalarda maresin-1 düzeyinin yükseltilerek hastada inflamasyon ve ağrının azaltılabileceği düşünülmektedir. Kaşekside maresin-1 rolünün takibi ve kesin rolünü bulmak için ayrıntılı araştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Kanser tedavisi, meme kanseri, maresin-1.

BeslenmeBeslenmeKaşeksi+4
Ferhan Çevik
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Histopatolojik meme kanseri görüntülerinin derin öğrenme yöntemleri ile sınıflandırılması

Görsel verilerin işlenmesi son yıllarda özellikle medikal alanda sıklıkla kullanılmaktadır. Yapay zekânın bir alt dalı olan derin öğrenme yöntemleri, görüntü işleme yöntemleri ile birlikte kullanılarak; doku analizi ve hastalıkların otomatik sınıflandırılması başta olmak üzere birçok alanda başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. Derin öğrenme, bir dönem mevcut donanımların yetersiz kalması sebebiyle durgunluk noktasına gelmiş fakat 2000'li yıllar ile birlikte tekrar popüler bir alan olmaya başlamıştır. GPU gelişmeleriyle birlikte sığ yapay sinir ağlarından derin yapay sinir ağlarına geçiş yapılmıştır. Katmanlar arasında gerçekleşen geri yayılım algoritmaları sayesinde büyük veri kümelerindeki gizli ve ayırt edici özellikler keşfedilmektedir. Bu da yapay sinir ağlarının ve derin öğrenme yöntemlerinin etkinliğini ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmada BreakHis veri setinde yer alan histopatolojik meme kanseri görüntüleri, görüntü işleme ve derin öğrenme yöntemleri kullanılarak sınıflandırılmıştır. Aynı zamanda literatürde yapılan çalışmalar da incelenmiştir. Tezin amacı, özellikle kadınlarda son yıllarda oldukça sık rastlanan meme kanseri hastalığının erken ve doğru teşhisi için otomatik bir yöntem sunulmasıdır. Bu sayede gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde tıp uzmanlarına alacakları kararlarda destek olacak nitelikte bir çalışma ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Görüntü İşleme, Yapay Zekâ, Derin Öğrenme, Yapay Sinir Ağları, Histopatolojik Görüntüler, Meme Kanseri.

Derin öğrenmeGörüntü işlemeHistopatoloji+3
Gizem Irmak
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Wwox aracılı miR-182 regülasyonunun meme kanseri hücrelerinde cisplatin direnci ile ilişkisinin CRISPR/CAS9 knockout yöntemi ile araştırılması

Tez projesinin amacı Wwox ifade etmeyen TNBC hücre hattında (MDA-MB-231) gelişen cisplatin direncinin miR-182 regülasyonuna bağlı olup olmadığını açıklığa kavuşturmaktır. Bu amaçla bir onkomiR olduğu bilinen miR-182'nin CRISPR yöntemi ile knockout ya da alternatif bir yöntem olarak düşündüğümüz miRNA inhibitörleri ile knockdown edilmesiyle cisplatinin etkisinin araştırılması hedeflenmiştir. miRNA knockout deneylerinde sıklıkla kullanılmayan fakat günümüzde gen tedavisi çalışmalarında sıklıkla kullanılan CRISPR knockout için miR-182 gen bölgesine spesifik rehberRNA'lar (gRNA) tasarlandı. Agoroz jelde knockout oluşumunu doğrulayacak bir indel (insersiyon/delesyon) gözlemlenmedi. Amacımızı gerçekleştirmek için alternatif bir yöntem olarak belirlediğimiz anti-miR (mikroRNA inhibitörü) kullanılarak knockdown yapılması kararlaştırıldı. Anti-miR182 inhbitörü MDA-MB-231 hücrelerine lipofektamin RNAimax ile transfekte edildi. cDNA sentezi ile Gerçek Zamanlı PZR yapılarak miR-182 geninin knockdown edildiği gösterildi. Anneksin V ile apoptoz testi gerçekleştirildi. Anti-miR182 ve cisplatin uygulanan hücrelerin hücrelerin %20,02'sinin apoptozda olduğunu %20,10'unun ise geç apoptozda olduğunu saptadık. Anti-miR182 ve cisplatin uygulanmayan hücrelerin %11,71'i apoptozda, %18,37'sinin geç apoptozda olduğunu saptadık. Ardından flow sitometri ile hücre döngüsü analizi çalışmaları yapıldı. miR-182 inhibitörü ve cisplatin uygulanan hücrelerde cisplatin ve anti-miR182 uygulanmayan MDA-MB-231 hücrelerine göre G2 fazında %12,23 oranında daha fazla artış saptandı. Sonuçlar, Wwox ifade etmeyen TNBC hücrelerindeki cisplatin direnci ve miR-182 arasındaki bu olası ilişkinin meme kanseri tedavisinde cisplatin direnci için yeni bir gen tedavisi stratejisinin geliştirilmesinde kullanabileceğini önermektedir.

Alerji ve immünolojiGenetikMeme hastalıkları+5
Hülya Dönmez
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meme kanseri nedeniyle opere edilen hastalarda postoperatif analjezi amacıyla yapılan erektör spina plan bloğunun nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı üzerine etkisinin karşılaştırılması

Kadın meme kanseri tüm dünyada en sık tanı konulan kanserdir. Meme kanseri cerrahisi sonrası görülen nüks ve metastazın, konağın immün yanıtıyla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Anestezik ajanlar, cerrahi stres yanıtı modüle ederek veya doğrudan immün sistem hücrelerinin fonksiyonlarını bozar. Çalışmamızda Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı 'nda meme kanseri cerrahisi geçiren hastalarda postoperatif analjezi için kullandığımız yöntemlerden nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar ve erektör spina plan bloğunun, stres yanıt biyobelirteçleri olan nötrofil/lenfosit oranı ile platelet/lenfosit oranı üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Çalışmamıza 18-75 yaş arası, tek taraflı meme kanseri cerrahisi planlanan, kadın cinsiyette ve çalışmaya katılmayı kabul eden 100 olgu dahil edildi. Bu olgular analjezi yöntemine göre, erektör spina plan bloğu yapılanlar (Grup E) ve nonsteroid antiinflamatuar ilaç uygulananlar (Grup N) şeklinde 50 'şer kişilik 2 gruba ayrıldı. Hastaların operasyon öncesi ve postoperatif 2. saatte alınan hemogram örneklerinde beyaz küre, lökosit, lenfosit, trombosit, hemoglobin, hematokrit, ortalama gövde hacmi ve ortalama trombosit hacmi değerleri kaydedildi. Çıkan sonuçlara göre preoperatif ve postoperatif nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı değerleri hesaplanarak kaydedildi. Hastaların postoperatif 0., 2., 4. ve 6. saat vizüel analog skala puanları kaydedildi. Her iki grupta beyaz küre, lökosit, nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı postoperatif dönemde istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunurken, lenfosit, trombosit, hemoglobin ve hematokrit değerleri anlamlı düşük bulundu. Gruplar arası laboratuvar parametrelerinin preoperatif ve postoperatif ölçüm değişimleri kıyaslandığında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Postoperatif 0., 2., 4. ve 6. saat VAS skorları Grup E 'de istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu. Postoperatif 0. saate göre 4. ve 6. saat VAS skoru değişimi, Grup N 'de istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Sonuçta meme kanseri cerrahisinde postoperatif analjezi yönetiminde erektör spina plan bloğu ve nonsteroid antiinflamatuar ilaç kullanımı kıyaslandığında, nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı üzerine etkilerinin birbirlerine üstünlük sağlamadığı, ancak etkin ağrı kontrolü için erektör spina plan bloğunun üstün olduğu kanısına vardık.

AnaljeziAğrıAğrı-postoperatif+7
Kübra Şahin Karadil
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üçlü negatif meme kanseri hastalarında neoadjuvan kemoterapiye yanıt ve prognoz ile FHIT ifadesi arasındaki ilişkinin araştırılması

Meme kanseri dünya genelinde kadınlarda en sık görülen ve ölüm oranı en fazla olan kanser türüdür. Üçlü negatif meme kanseri (TNBC), en agresif ve prognozu kötü meme kanseri alt tipidir. Östrojen, progesteron ve HER2 reseptörü ifadesi olmadığından hedefli bir tedavi tanımlanmamıştır. Bu nedenle bugün sadece kemoterapiyle tedavi edilebilmektedir. Neoadjuvan tedavi ile nüks riskinin azaltılması, cerrahi müdahale şansının artırılması, cerrahi sonrası komplikasyon riskinin azaltılması ve hayat kalitesinin artırılması sağlanmaktadır. TNBC neoadjuvan kemoterapiye en iyi tümöral, nodal ve patolojik tam yanıt pCR veren alt gruplardan biridir. Bu çalışmanın amacı TNBC hastalarında Fhit ifadesinin hem neoadjuvan kemoterapiye yanıt hem de klinik patolojik verilerle ilişkisini araştırmaktır. FHIT, FRA3B frajil bölgede olup tümör baskılayıcı gendir. Meme kanserinde sıklıkla Fhit ifade kaybı görülmektedir. Çalışmaya TNBC'li 50 hasta dahil edildi. Parafin bloklu preparatlarda Fhit ifadesi immünohistokimyasal (IHC) olarak değerlendirildi. İfade yüzdeleri ve skorları, klinik patolojik ve sağkalım verileri ile karşılaştırıldı. Fhit ifade kaybının görüldüğü hastalarda, T evresinin arttığı belirlendi ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,003). Çalışmamızda Fhit ifadesinin TNBC'de, T evresi dışındaki klinik patolojik ve prognostik faktörlerle anlamlı ilişkisi bulunmadı (p>0,05). Ancak Fhit ifade kaybının genel sağkalım üzerine negatif korelasyonda prognostik belirteç olabileceği gösterildi. Fhit ifade kaybıyla TNBC ilişkisinin daha net ortaya konulabilmesi için ileri çalışmalar gerekmektedir. Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlar literatürle uyumlu olup yeni verilerle alana katkı sağlayacak ve bu konudaki gelecekteki araştırmalara ışık tutacak niteliktedir.

Gen ifadesiKemoterapi-kanser-bölgesel perfüzyonMeme hastalıkları+6
Nur Banu Satık
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Meme kanserli hastalarda çevresel kanda T lenfosit fonksiyonel değişimleri

Meme kanseri dünyada olduğu gibi ülkemizde de tüm kadın kanserleri içinde en sık olarak gözlenen kanserdir. Bağışıklı sisteminin hastalık sürecindeki prognostik rolü son yıllarda giderek önem kazanmaktadır. Kanser hastalarında tümör ve bağışıklık sistemi arasındaki etkileşimi değerlendirme için periferik kandaki T lenfositlerin alt gruplarından faydalanılabilir. Bizde erken evre meme kanserinde periferik kanda T lenfosit alt gruplarının durumunu değerlendirmeyi amaçladık. Bu nedenle, neoadjuvan kemoterapi alan 47 meme kanserli olgunun başlangıç periferik T lenfosit alt grupları ile tedavi yanıtı (en iyi objektif yanıt-EIOY) arasındaki ilişkiyiaraştırtık. Çalışmamızdaolguların başlangıç CD3, CD4 ve CD8 mutlak sayısı ile EİOY arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Ayrıca EİOY'ı etkileyen diğer faktörler incelediğimizde CD4/PD1 ekspresyonu yüksek olan hastalarda, tedavi yanıtı kötü olarak bulundu (OR:0.212 %95 CI: 0,061-0,735, p=0.015). Benzer şekilde CD8/PD1 expresyonu yüksek olanlarda objektif yanıt oranı anlamlı olarak düşük saptandı. (OR: 0,250 %95 CI: 0,073-0,858, p=0,028). Sonuç olarak, meme kanserinde periferik kandaki T lenfositlerin alt grup dağılımları hem tedavi yanıtına hem de hastalıkla ile ilişkili sağkalıma etkisi olabileceği gösterilmiştir.

LenfositlerMeme hastalıklarıMeme neoplazmları+3
Tarkan Yetişyiğit
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Opere edilecek meme kanseri hastalarında postoperatif analjezi amacıyla yapılan erektör spina plan bloğu ve buna eklenmiş pektoralis sinir bloğunun etkinliğinin karşılaştırılması

Meme kanseri, kadın cinsiyette çok sık tespit edilen bir kanser çeşidi olup cerrahi sonrası akut ağrı ve özellikle de akut ağrının kalıcı ağrıya dönüşmesi postoperatif dönemin en ciddi sorunudur. Bu çalışmada, meme kanseri cerrahisinin yapılacağı hastalarda postoperatif analjeziyi etkin kılmak, ağrının kronikleşmesini engellemek, ağrı skorlarında düşüşü sağlamak, opioid tüketimini ve opioidlere bağlı gelişen yan etkileri azaltmak amaçlanmıştır. Meme kanseri cerrahisi uygulanan 50 hasta (Kadın cinsiyet, 18-75 yaş, hematolojik hastalığı olmayan) çalışmaya dahil edildi. Hastalar erektör spina plan bloğu uygulananlar ve erektör spina plan bloğuna eklenmiş pektoralis sinir bloğu uygulananlar olarak ikiye ayrıldı. Her iki grupta da bloklar preoperatif dönemde 20 ml %0,25 bupivakain kullanılarak uygulandı. Hastaların hepsine ameliyat için genel anestezi verildi ve postoperatif dönemde de tramadol ile hasta kontrollü analjezi (HKA) (tramadol 300 mg, 100 cc serum izotonik içine 3mg/cc olacak şekilde konuldu, 3 cc/saat infüzyon, bolus doz 5 cc, kilitli kalma süresi 4 saat olacak ve 24 saat takılı kalacak şekilde) uygulandı. Tüm hastalara ekstübasyon öncesi tenoksikam yapıldı. HKA'dan tramadol talebine rağmen istirahat vizüel analog skala (VAS) skoru >4 olduğunda ek analjezik olarak iv parasetamol uygulandı. Ölçüm olarak, hastaların ameliyat sonrası postoperatif bakım ünitesi (PABÜ) 30. dakika, 1, 2, 4, 8, 12 ve 24. saatlerdeki VAS skorları, HKA ile opioid kullanımına bağlı bulantı, kusma, antiemetik ihtiyacı, kabızlık, kaşıntı, idrar retansiyonu, ağız kuruluğu gibi yan etkilerin olup olmadığı, 0-4 saat, 4-8 saat, 8-24 saat aralıklarında ve totalde; kullanılan tramadol bolus dozu miktarı, bolus ve infüzyon toplam doz miktarı ve ek analjezik olarak yapılan parasetamol miktarı kullanıldı. Erektör spina plan bloğuna eklenmiş pektoralis bloğu grubunda VAS skorları, postoperatif 24 saatlik tramadol tüketimi, opioid kullanımına bağlı gelişen yan etkiler ve ek analjezi gereksinimi erektör spina plan bloğu grubuna göre istatiksel olarak da anlamlı şekilde daha düşük bulundu. Çalışmamızda multimodal analjezinin bir parçası olarak ultrasonografi eşliğinde uygulanan erektör spina plan bloğuna eklenmiş pektoralis sinir bloğunun meme kanseri cerrahisi yapılan hastalarda postoperatif akut ağrı üzerine etkili bir analjezi sağladığı gösterilmiştir.

AnaljeziMeme hastalıklarıMeme neoplazmları+3
Damla Azat
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Aile Hekimliği polikliniğine başvuran 18 yaş üstü kadın hastaların meme kanseri ve tarama yöntemleri hakkındaki bilgi düzeyi ve davranışlarının değerlendirilmesi

Polikliniğine başvuran 18 yaş üstü kadın hastaların meme kanseri ve taramaları hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek, kadınlarda farkındalık oluşturmak, bilgi seviyelerini yükseltmek ve meme kanseri taramalarına olan katılımın artmasını sağlamaktır. Çalışmamız, tanımlayıcı ve kesitsel analitik tipte olup 01.01.2023 ile 01.06.2023 tarihleri arasında aile hekimliği polikliniğine başvuran 18 yaş üzeri 252 kadın hasta ile görüşülmüş ve katılımcılara 47 soruluk bir anket uygulanmıştır. Veri analizleri, SPSS 25.0 kullanılarak yapılmıştır. Tüm analizlerde p<0.05 istatistiki açıdan anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmamıza katılan kişilerin yaş otaması 34,43±12,15'tir. Katılımcıların %59,1'inin evli, %77,4'ünün üniversite mezunu, %58,3'ünün çalışan kişiler olduğu görülmüştür. Katılımcılardan %60,3'Ü KKMM yaptığını, %32,5'İ KMM yaptırdığını ve 40 yaş üstü olanların %60,5'i MMG çektirdiğini belirtmiştir. Katılımcıların büyük çoğunluğu MK'nın kadınlarda en sık görülen kanser olduğunu, erken tanınabildiğini ve tedavi edilebildiğini bilmiştir. Katılımcıların MK belirtilerine dair bilgileri MK risk faktörlerine yönelik bilgilerine oranla daha yüksek bulunmuştur. Meme kanseri hakkında bilgi almış olmanın, MK ve tarama yöntemlerinin bilinme ve uygulanma durumunu anlamlı şekilde artırdığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak meme kanseri hakkında kadınları bilinçlendirmek ve taramalara katılım oranlarını artırmak için; hekimler tarafından her muayenede bilgi verilip hatırlatılması, tüm ülkede düzenli eğitim programları planlanması ve bu konuda daha etkili bir takip sistemi oluşturulması gerektiğini düşünmekteyiz.

Bilgi düzeyiDavranışKadınlar+5
Büşra Osmanoğlu Ata
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meme kanserinde shear wave elastografi değerleri ile manyetik rezonans görüntüleme bulgularının karşılaştırılması ve meme kanseri alt tipleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı, meme kanserinde shear-wave elastografi (SWE) ile elde edilen elastisite değerlerini meme manyetik rezonans görüntüleme (MRG) bulguları ile karşılaştırmak ve meme kanseri alt tipleri ile olan ilişkisini değerlendirmektir. Mart 2023 - Mart 2024 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi'ne başvuran, histopatolojik olarak meme kanseri tanısı almış 140 kadın hasta (toplam 147 lezyon) çalışmaya dahil edilmiştir. B-mod ultrasonografi ve SWE ölçümleri biyopsi öncesinde yapılırken, preoperatif evreleme amacıyla MRG tetkiki uygulandı. Lezyonlar histolojik ve moleküler olarak sınıflandırılmıştır. Hastaların yaşları, morfolojik ve kinetik MRG parametreleri, ADC değerleri ve elastisite (Emean ve Emax) değerleri değerlendirilmiştir. Lezyonların ortalama Emean değeri 106,7 kPa, ortalama Emax değeri ise 161,8 kPa olarak bulunmuştur. Tümör boyutu ve hacmi ile elastisite değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon saptanmıştır (p < 0.05). Tip 2 kontrastlanma kinetiği gösteren lezyonların elastisite değerleri Tip 3'e göre daha yüksek bulundu (p: 0.029 ve p: 0.044). Heterojen- periferik kontrastlanan lezyonlarda elastisite değerleri anlamlı olarak daha yüksek idi (p < 0.05). Perifokal ödem varlığında, elastisite değerleri perifokal ödem bulunmayan vakalara göre daha yüksek çıkmıştır (p: 0.05, p: 0.009). Spiküle-düzensiz kenarlı kitlelerde elastisite değerleri daha yüksek saptandı (p: 0.004, p: 0.033). T2 ve T3 evresindeki tümörlerde, T1 evresine kıyasla Emean değerinin istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek olduğu görülmüştür (p: 0.03). Meme kanseri moleküler alt tipleri ile elastisite arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p > 0.05). SWE ile elde edilen elastisite değerleri, meme kanserinin morfolojik ve kinetik özellikleri ile ilişkilidir ancak meme kanseri alt tipleri ile elastisite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.

Manyetik rezonans görüntülemeMeme neoplazmları
Burcu Kübra Arslan
Tekirdağ Namık Kemal University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Neoadjuvan kemoterapi sonrası rezidü meme kanserinde tümör mikroçevresi ve nükssüz sağ kalımındaki ırksal farklılılar

Neoadjuvan kemoterapiden (NAK) sonra rezidü östrojen reseptörü pozitif (Estrogen Receptor,ER+) meme kanseri olan Siyahi kadınlar, Beyaz kadınlara kıyasla daha düşük sağkalıma sahiptir ve meme kanseri sonuçlarında ırksal eşitsizlik görülmektedir. Irksal sağ kalım eşitsizliğini açıklayabilecek faktörlerden biri tümör mikroçevresindeki değişiklikler olabilmektedir. Bu tez çalışmasının hipotezi, "Rezidü ER+/ İnsan Epidermal Büyüme Faktörü Reseptör 2 negatif (Human Epidermal Growth Factor Receptor 2 negative, HER2-) meme kanseri olan hastalarda nükssüz sağ kalımdaki (Distant Recurrence-Free Survival, DRFS) ırksal eşitsizlik, neoadjuvan kemoterapi sonrası tümör mikroçevresindeki artmış pro-metastatik bileşenlerden (makrofaj, mikrovaskülerite, kanser kök hücresi ve tümör mikroçevresi metastaz (Tumor Microenvironment of Metastasis, TMEM) kapısından yoğunluğu) kaynaklanmaktadır". TMEM kapıları (Pan-Mena eksprese eden tümör hücresi, CD68 makrofajlar ve CD31 endotel hücreleri) ve SOX9 eksprese eden kanser kök hücreleri (KKH'ler) için 183 invaziv duktal karsinom örneğini (96 Siyahi kadın, 87 Beyaz kadın) boyadık. Tüm kohortta ve ER+/HER2- alt tipinde Siyahi hastalarda TMEM kapı skoru ve makrofaj yoğunluğu daha yüksekti. TMEM kapı skoru genel olarak bağımsız bir prognostik faktördü. Mikrovasküler yoğunluk ve KKH'lerde ırksal bir farklılık yoktu. Sonuç olarak, NAK sonrası rezidüel kanserli hastalarda yüksek TMEM kapı skoru düşük sağkalım için bağımsız bir prognostik risk faktörüdür. Irksal farklılık, rezidü ER+/HER2- meme kanseri olan Beyaz hastalara kıyasla Siyahi hastalarda kemoterapiye daha belirgin bir pro-metastatik yanıttan kaynaklanıyor olabilir.

Meme hastalıklarıMeme neoplazmlarıMikroçevre+6
Burcu Karadal
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Doksorubisin uygulanan üçlü negatif meme kanserinde taurin in tümör büyüklüğü ve metastaz üzerine etkisi

Üçlü Negatif Meme Kanseri (TNBC) östrojen, progesteron reseptörü ve insan epidermal büyüme faktörü reseptörü-2 eksikliğiyle karakterizedir. Yüksek metastatik potansiyele ve kötü prognoza sahiptir ve bundan dolayı tedavisi diğer meme kanseri türlerine göre daha zordur. Kemoterapi temel tedavi yöntemi olarak uygulanmaktadır. Doksorubisin (Dox) meme kanseri tedavisinde yaygın olarak kullanılan kemoterapi ajanlarından biridir. Ancak çeşitli dokularda toksik etkilere neden olmaktadır. Bundan dolayı oluşacak toksik etkileri minimuma indirebilecek ve tedaviye yanıtı artırabilecek ajanların kullanımı büyük önem taşımaktadır. Taurin (Tau) birçok memeli dokusunda bulunan anti-oksidan, anti-kanser işlevlere sahip hücre içi serbest β aminoasitidir. Kanser hücrelerinde apoptoza neden olduğu, tümör büyümesini inhibe ettiği gösterilmiştir. Çalışmamızda TNBC'de taurinin doksorubisinin apoptotik ve anti-metastatik rolü üzerine etkisini araştırmayı amaçladık. Bu araştırmada 6-8 haftalık 34 adet BALB/c dişi fareler kullanıldı. TNBC hücreleri (4T1) subkutan sol meme içerisine enjekte edilerek solid tümörler oluşturuldu. 21 gün boyunca, Taurin (100 mg/kg i.p.) günlük uygulanırken, Dox (4 mg/kg i.p.) 5 günde bir uygulandı ve 22. gün hayvanlar sakrifiye edildi. Hayvan ağırlıkları her gün, tümör çapı ve hacmi 3 günde bir ölçüldü. Deney sonunda akciğer ve tümör dokuları tartıldı. ELISA ile tümör dokularında apoptotik ve metastatik protein düzeyleri belirlendi ve histopatolojik inceleme yapıldı. Protein düzeylerinde değişiklik olmamakla birlikte Dox'un akciğer dokusunda tümör hücre yayılımını, mikrovaskülarizasyonu ve nodül oluşumunu azalttığı, tümör dokularında ise apoptozu indüklediği gözlendi. Sonuç olarak taurinin Dox'un anti-kanser rolüne etkisi sınırlı olmakla birlikte Dox'un normal dokular üzerindeki toksik etkilerini azaltması açısından taurin faydalı olabilir. Anahtar kelimeler: Taurin, Doksorubisin, Üçlü Negatif Meme Kanseri, Apoptoz, Metastaz Bu çalışma Hacettepe Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) Koordinasyon Birimi tarafından desteklenmiştir (Proje no: THD-2021-19181).

ApoptozisDoksorubisinMeme hastalıkları+4
Esra Gedikli
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Stattic ve/veya Paclitaxel'in üçlü negatif meme kanseri üzerine etkileri

Üçlü negatif meme kanseri (TNBC), agresif seyirli, metastaz yapan kötü prognozlu bir meme kanseri türüdür. Bu çalışmada, TNBC tedavisinde kullanılan Paclitaxel'in tek başına ve/veya Sinyal Transdüser ve Transkripsiyon Aktivatörü 3 (STAT3) inhibitörü Stattic ile birlikte uygulanmasının in vitro ve in vivo antiproliferatif ve in vivo antimetastatik etkisi araştırıldı. 4T1 TNBC hücre hattı üzerine Stattic ve/veya Paclitaxel'in farklı konsantrasyonlarının hücre canlılığı üzerine etkileri 3-(4,5-dimetiltiazol-2-il)-2,5-difeniltetrazolium bromid (MTT) testiyle, fosfo-STAT1/STAT1 ve fosfo-STAT3/STAT3 seviyeleri ELISA yöntemiyle belirlendi. In vivo deney modeli dişi BALB/c fareye 4T1 hücrelerinin meme dokusuna subkutan uygulanmasıyla oluşturuldu. Deney gruplarına SF, DMSO ve Stattic gün aşırı, Paclitaxel üç günde bir intraperitonal uygulandı. Vücut ağırlıkları ve tümör çapları üç günde bir ölçüldü. 21 gün sonra sakrifiye edilen farelerin akciğer ve tümör dokusundaki fosfo-STAT1/STAT1, fosfo-STAT3/STAT3, TAS, TOS, iNOS ve VEGF seviyeleri ELISA ile belirlendi ve histopatolojik inceleme yapıldı. Gruplar arasındaki fark Kruskal-Wallis testiyle P<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Stattic uygulaması her hücre canlılığını doz bağımlı olarak (zamandan bağımsız) azalttı (P<0,05). Stattic ve Paclitaxel uygulaması canlı hücre miktarını doza ve zamana bağlı olarak additif etki ile azalttı. Uygulama süresinin artması ile STAT3 yolağından bağımsız, STAT1 yolağındaki değişimlere bağlı olarak canlı hücre miktarı etkilendi. İn vivo çalışmalarda gruplar arasında vücut ağırlıkları, tümör çapı, tümör ağırlığı ve vücut sıcaklığı arasında anlamlı fark yoktu. Paclitaxel ve/veya Stattic uygulamaları tümör dokusunda STAT3, STAT1, iNOS, OSI ve VEGF seviyelerinde fark oluşturmazken, akciğer dokusunda STAT3 seviyesindeki artış trendine paralel olarak iNOS, OSI ve VEGF seviyeleri de arttı. Birlikte uygulama STAT1 yolağını etkileyerek akciğere metastazı artırdı.

Enzime bağlı immünosorbent testiMeme hastalıklarıMeme neoplazmları+4
Adnan Berk Dinçsoy
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Meme kanserli hastalarda diyetle alınan ileri glikasyon son ürünlerinin inflamasyon ve oksidatif stres belirteçleriyle ilişkisinin değerlendirilmesi

Araştırma Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi'nde Mart 2020-Ocak 2022 tarihleri arasında vaka-kontrol çalışması olarak planlanıp yürütülmüştür. Vaka grubunu ilk kez meme kanser tanısı almış 19-64 yaş arası meme kanserli kadınlar (n:32) ve kontrol grubunu (n:32) vaka grubunu ile benzer yaşlarda olan yetişkin kadınlar oluşturmuştur. Bu çalışmanın amacı; yeni tanı almış meme kanserli kadınların diyetle aldığı ileri glikasyon son ürünlerinin (dCML) cerrahi öncesi (T1), kemoterapi öncesi (T2), kemoterapinin altıncı ay (T3) ve on ikinci ayında (T4) serum toplam antioksidan kapasite, inflamatuvar durum, oksidatif stres ve DNA hasarı belirteçleriyle olası ilişkisinin incelenmesidir. Meme kanserli bireylerin T1 dönemine ait bulguları kontrol grubuyla karşılaştırılmıştır Bireylerin genel özellikleri, antropometrik ölçümleri, vücut bileşim analizleri ve rutin biyokimyasal bulguları anket formuna kaydedilmiştir. Serum örneklerinde karboksi metil lizin, ileri glikasyon son ürünleri reseptörü, ileri glikasyon son ürünlerinin çözünür reseptörü, tümör nekrozis alfa, interlökin-1 beta, interlökin-6, malondialdehit (MDA), protein karbonil, 8-hidroksi-2′-deoksiguanozin, total antioksidan kapasite, total oksidan durum ve oksidatif stres indeksi (TOS) düzeyleri belirlenmiştir. Bireylerden birbirini takip eden 3 günlük besin tüketim kaydı alınmıştır. Günlük enerji, makro ve mikro besin ögeleri ile dCML miktarı hesaplanmıştır. Ayrıca meme kanserli kadınların bulguları moleküler alt tip olan insan epidermal büyüme faktörü reseptörü 2 (HER2) durumuna göre karşılaştırılmıştır (HER2+ n:14 ve HER2- n:18). Meme kanserli kadınların T1, T2, T3 ve T4 dönemlerinde dCML miktarı sırasıyla 10002,6±4212,6, 9110,5±3913,9 ve 9325,4±530,3 KU'dur. Kontrol grubunun dCML alımı (11052,6±726,8 KU) meme kanserli kadınlara (8974,7±601,2 KU) göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p=0,031). Diyetle CML alım miktarı enerji alımına göre tekrar değerlendirildiğinde ise meme kanserli kadınlar (5900,2±2661,6 KU/1000 kkal) ile kontrol grubunun (6452,3±1723,5 KU/1000 kkal) dCML alımı benzer bulunmuştur (p=0,328). T1 döneminde HER2- grubun dCML alımı (7689,4±2527,6 KU/gün) HER2+ gruba göre (9974,4±3713,1 KU/gün) anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p=0,048). Meme kanserli kadınlarda T1, T2 ve T4'te dCML ile serum CML, inflamatuvar veya oksidatif stres biyobelirteçleri arasında anlamlı bir korelasyon bulunmamıştır. T3'te dCML ile serum MDA düzeyleri arasında pozitif yönde zayıf korelasyon gösterilmiştir (rho=0,355, p=0,046). HER2 moleküler alt tipinde ise yalnızca T3 döneminde dCML ile serum biyobelirteçleri (HER2+: TOS ve OSİ, HER2-: MDA) arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki belirlenmiştir. Sonuç olarak bu çalışmada meme kanserli kadınlarda dCML ile serum inflamasyonu ve oksidatif stres biyobelirteçleri arasında sınırlı bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Meme kanserli kadınlarda diyetle alınan ileri glikasyon son ürünlerinin miktarının azaltılmasına yönelik beslenme önerileri geliştirilmelidir.

BeslenmeBiyobelirteçlerMeme hastalıkları+6
Şenay Burçin Alkan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Akciğer kanseri ve sol meme radyoterapisinde kardiyak altyapı marjlarının oluşturulması ve tedavi planı optimizasyonu

Torasik ışınlamalarda koroner arterler (CA) istemsiz olarak radyasyona maruz kalır ve akabinde kardiyovasküler toksisiteler oluşabilir. Bunu önlemek için CA'nın güvenlik marjları (SM)'nı doğru bir şekilde oluşturmanın ve aldıkları dozları belirlemenin önemi son yıllarda anlaşılmıştır. Bu nedenle çalışmanın ilk kısmında; kanser olmayan hastalardan alınan elektrokardiyografi kapılı intravenöz kontrastlı bilgisayarlı tomografi (CT) çekilerek oluşturulan kardiyak CT'ler üzerinden, CA (sol koroner arter; LCA, sol anterior desendan arter; LAD, sirkumfleks arter; Cx, sağ koroner arter; RCA) bölümlere ayrılarak, çapları ve yer değiştirmeleri (d) ölçülmek suretiyle SM elde edilmiştir. Çalışmanın ikinci kısmında ise; hesaplanan bu SM kullanılarak önceden tedavileri yapılmış olan akciğer kanseri (LC) ve sol meme kanseri (LBC) hastalarının tedavi planlarına, LAD'ın konturu eklenerek optimizasyon (Op)'a dahil edilmesi sonucunda ortaya çıkan yeni tedavi planları (NTP), standart tedavi planları (STP) ile karşılaştırılmıştır. LCA, LAD1 ve RCA2'nın maksimum d radyal, Cx2 ve LAD2'nin maksimum d kranyokaudal yönde olurken, diğer kısımlarda bir genelleme yapılamamıştır. SM (mm), sagittal, transversal ve vertikal eksenlerde; nefes tutturularak oluşturulan planlama CT'lerde, LAD1 (üst bölüm) 10, 6, 4; LAD2 (orta bölüm) 2, 2, 5; LAD3 (alt bölüm) 4, 8, 6; internal hedef hacimli veya serbest nefeste oluşturulan planlama CT'lerde, LAD1 9, 5, 4; LAD2 2, 1, 4; LAD3 3, 7, 5 olarak bulunmuştur. NTP'de; hedeflerin ve diğer kritik organların aldıkları dozlarda anlamlı bir fark gözlenemezken, LC vakalarında; LAD V15 Gy, kalp ortalama doz, LBC vakalarında LAD V15 Gy, kalp V25 Gy, kalp V10 Gy anlamlı bir şekilde düşmüştür. Dolayısıyla, LAD'ın SM verilerek Op'a dahil edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıDoz-cevap ilişkisi-radyasyon+7
Eylem Dalgıç
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kolda lenfödem semptom şiddeti ve distres ölçeği'nin kültürel adaptasyonu, güvenirlik geçerliği, lenfödem semptomları ve ödem değerlendirmeleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma, meme kanseri cerrahisi geçiren kadınlarda, Kolda Lenfödem Semptom Şiddeti ve Distres Ölçeği'nin (Lymphedema Symptom Intensity and Distress Survey- Arm, LSIDS-A) Türkçeye adapte edilmesi, güvenirliğinin ve geçerliğinin araştırılması ve hastaların bildirdiği semptomların varlığı ve şiddeti ile ödem değerlendirmeleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya, meme kanseri tedavilerini tamamlayan 120 kadın (yaş ortalaması= 52.610.7 yıl) dahil edildi. LSIDS-A'nın Türkçe versiyonunun güvenirliği, iç tutarlılık ve test-tekrar test analizleri ile incelendi. Yapı geçerliğinin belirlenmesi için doğrulayıcı faktör analizi yapıldı. Ölçeğin kriter geçerliği, Lenfödem Fonksiyon, Özürlülük ve Sağlık Ölçeği–Üst Ekstremite (Lymph–ICF–UL), Üst Ekstremite Lenfödemi Yaşam Kalitesi Ölçeği (ULL–27) ve Kol, Omuz ve El Sorunları Hızlı Anketi (Quick–DASH) ile değerlendirildi. Eş zamanlı geçerlik, Türkçe LSIDS-A'nın toplam/alt boyut puanları ve biyoempedans spektroskopi puanı (L-Dex) arasındaki korelasyonlar ile belirlendi. LSIDS-A-Tr'nin iç tutarlılığının güçlü/çok güçlü düzeyde olduğu (Cronbach alfa= 0.87 – 0.91) bulundu. Ölçeğin toplam puan ve alt boyut puanlarının test-tekrar test güvenirliği çok güçlü (Sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC)=0.91–0.95; p=0.001) düzeydeydi. Türkçe LSIDS-A'nın verilerinden elde edilen faktör yapısının orijinal ölçeğin faktör yapısı ile uyumlu olduğu bulundu. LSIDS-A-Tr'nin toplam puanı ile Lymph-ICF-UL (r=0.84), ULL-27 (r=0.83) ve quick-DASH (r=0.74) ölçeklerinin toplam puanları arasında orta veya güçlü düzeyde ilişki olduğu bulundu (p=0.001). Sadece LSIDS-A-Tr yumuşak doku alt boyut puanı ile L-Dex puanı arasında anlamlı bir ilişki vardı (r=0.46; p<0.01). Şişlik, ağırlık, gerginlik ve ağrı semptomları ile objektif ödem değerlendirmeleri arasında pozitif yönde anlamlı korelasyonlar olduğu tespit edildi (r= 0.24–0.52, p<0.05). Evre 0 ve Evre 1 olan hastalar ile karşılaştırıldığında, subjektif lenfödem semptomların varlığının ve/veya şiddetinin Evre 2 olan hastalarda daha yüksek olduğu bulundu. Sonuç olarak, LSIDS-A-Tr, lenfödem semptomlarının değerlendirilmesinde geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Bu ölçek, klinikte ve araştırmalarda meme kanseri ile ilişkili lenfödem semptomlarının kapsamlı olarak değerlendirilmesinde kullanılabilir. Subjektif lenfödem semptomları ile objektif ödem değerlendirmeleri arasında anlamlı ilişkinin bulunması, klinikte bu hastalarda subjektif semptomların da kapsamlı olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Belirti ve semptomlarGüvenilirlik ve geçerlilikHastalık şiddeti indeksi+4
Aysel Özge Kemer
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Meme kanserinde IL-1β ile tetiklenen epitelyal-mezenkimal dönüşümde hücre iskeleti dinamiklerinin incelenmesi

Meme kanseri mikroçevresinde, proinflamatuvar bir sitokin olan interlökin (IL) -1β'nın varlığı gösterilmiştir. IL-1β hücre sağ kalımını, proliferasyonunu, adezyonu, invazyonu ve migrasyon mekanizmalarını destekler. İnflamasyonun kronikleşmesine ve devamlılığına katkıda bulunur. Bu durum kanser progresyonunu ve epitelyal-mezenkimal dönüşümü (Epitelial-Mezenkimal Transition, EMT) destekler. EMT'nin ve metastazın gerçekleşebilmesi için hücrelerin hareket kabiliyeti kazanması önemlidir. Hareket yeteneği hücre iskeleti elemanlarının ifadesi ve fonksiyonel etkileşimi ile gerçekleştirilir. Aktin, vinkülin, vimentin gibi konvansiyonel hücre iskeleti elemanlarının yanı sıra Capping protein regulatory, ARp2/3, MyosinILinker (CARMIL) proteinleri de hücrenin aktin iskeletin düzenlenmesinde görev alır. CARMIL proteinlerinin hücre hareket yeteneği dolayısıyla da EMT ve metastaz için elzem olduğu söylenebilir. Bu bilgiler ışığında meme kanseri hücrelerinde IL-1β ile uyarılmış EMT'nin CARMIL protein düzeyi ve hücresel dağılımı ile ilişkili olabileceğine dair bir hipotez oluşturulmuştur. İnsan meme kanseri MCF-7 hücre hattı epitelyal morfolojide, MDA-MB-231 ise mezenkimal morfolojide bulunur. Bu hücreler tümör mikroçevresini taklit edebilmek amacıyla önceden MatrigelTM veya fibronektin ile kaplanmış yüzeylerde yetiştirilmiş ve IL-1β ile muamele edilerek EMT uyarılmıştır. Elde edilen sonuçlar immünfloresan boyamalar ve qRT-PCR yöntemleri ile analiz edilmiştir. Hücrelerin CARMIL3 ve vinkülin ifade düzeylerinin mezenkimal hücre karakterine bağlı olarak değiştiği ve odak sayılarının arttığı görülmüştür. CARMIL3 mRNA düzeylerindeki artışın meme kanserinde erken metastaz ya da kısmi EMT durumunun bir belirteci olabileceğine dair bulgular elde edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışmada CARMIL proteinlerinin IL-1β ile uyarılan EMT'de, hücre mezenkimal karakteri ile ilişkisi ve IL-1β aracılı inflamatuvar yanıtların kanserin ilerlemesi üzerine etkisine dair gözlemler yapılmıştır.

Hücre iskeletiMeme hastalıklarıMeme neoplazmları+4
Hatice Toprak Doğramacı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Meme kanseri hücreleri tarafından üretilen fibronektinin miyeloid hücre karakteri üzerine etkisi

Bazal-benzeri meme kanseri (BBMK) inflamasyonu düzenleyici karaktere sahiptir ve yüksek düzeyde miyeloid hücre infiltrasyonu gösterir. Tümör dokusunu oluşturan hücre-dışı matriks bileşenleri, özellikle fibronektin (FN), miyeloid hücrelerin farklılaşmasına katkıda bulunur. Tümördeki makrofajlar STAT3 transkripsiyon faktörünün katkısı ile immün baskılayıcı karakter kazanır. Tümör-ilişkili makrofajlar (TAM), tümörde inflamatuvar mikroçevrenin oluşumuna katkı sağlar. Elastaz-2 FN'i özgül bölgelerden keserek TLR4 reseptörünü uyarabilen EDA bölgesinin ortaya çıkmasını sağlar. Bu tez çalışması, BBMK hücrelerinden üretilen faktörlerin miyeloid hücrelerdeki STAT3 aktivitesini ve tümör mikroçevresindeki inflamatuvar karakterde önemli rol oynayan interlökin-1β (İL-1β) üretimini düzenlediği ve FN/FN-EDA, elastaz ve TLR4 ekseninin meme kanserinde inflamasyonun devamlılığını sağladığı hipotezine dayanmaktadır. Analizlerde periferik kan monositleri ve immatür miyeloid hücre modeli olarak miyeloid lösemi hücre hatları kullanıldı. Bu hücrelerde fenotipik (CD11b, CD11c, CD14, CD40) ve fonksiyonel (reaktif oksijen türlerinin üretimi, kemotaksis ve fagositoz kapasitesi, CD4+ T hücre çoğalmasının uyarılması) farklılaşma parametreleri değerlendirildi. BBMK hücre süpernatanları ile inkübe edilen miyeloid hücrelerde STAT3 aktivasyonu TLR4 düzeyleri, İL-1β ve elastaz-2 üretimi araştırıldı. STAT3 aktivasyonu sonrasında miyeloid hücrelerin İL-1β, TLR4, elastaz-2 ve NF-kappa B aktivitesini uyarma düzeyi değerlendirildi. Pro-inflamatuvar sitokinler varlığında meme kanseri hücrelerinde total FN ve FN-EDA düzeyleri test edildi. FN-EDA'nın TLR4 ve NF-kappa B aktivitesine etkisi incelendi. BBMK hücrelerinden salgılanan faktörler miyeloid hücrelerde fenotipik ve fonksiyonel olgunlaşmayı uyardı. Kemotaksis kapasitesi artan miyeloid hücrelerde BBMK hücrelerinden salgılanan faktörlerin STAT3 aktivitesini uyardığı belirlendi. Yüksek STAT3 aktivitesine sahip miyeloid hücrelerde İL-1β salım kapasitesi arttı. İL-1β ile uyarılan BBMK hücrelerinde total FN ve FN-EDA izoformunun arttığı gözlemlendi. FN-EDA konsantrasyonu arttırılan BBMK hücre süpernatanlarının monositlerden İL-1β üretimini etkili bir şekilde desteklendiği görüldü. Yüksek düzeyde FN-EDA içeren ortamda BBMK hücrelerinden ve monositlerden salgılanan faktörlerin NF-kappa B aktivitesini uyardığı tespit edildi. İL-1β üretimi ve NF-kappa B aktivitesi üzerindeki etkinin STAT3 aktivasyonuna bağlı olarak gerçekleştiği belirlendi. BBMK hücrelerinden salgılanan FN-EDA'nın ve rekombinant FN-EDA varlığında yüksek düzeyde elastaz-2 içeren PMN lökosit süpernatanlarının TLR4 ve NF-kappa B aktivitesini uyarmadığı görüldü. Sonuç olarak, BBMK ve monositler arasında tümör mikroçevresindeki kronik inflamasyonu destekleyen, STAT3/İL-1β/FN molekülleri aracılığı ile pozitif bir geri-besleme mekanizmasının olabileceği yönünde bilgilere ulaşılmıştır. BBMK'de STAT3, İL-1β ve FN'in hedeflenmesi inflamatuvar mikroçevreyi kanser tedavisine elverişli hale getirebilir. BBMK için tedavi stratejileri geliştirilirken bu pozitif geri-bildirim mekanizmasının varlığı dikkate alınmalıdır.

ElastazFibronektinlerMakrofajlar+5
Gürcan Tunalı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meme kanserli olgularda immunohistokimyasal belirteçler ile meme manyetik rezonans görüntülemede ADC (apparent diffusion coefficient) değerlerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı meme kanserli hastalarda MRG'de ADC değerleri ile immunohistokimyasal belirteçler arasındaki ilişkinin belirlenmesi, immunohistokimyasal ve reseptör durumuna göre sınıflanan hastalarda tümörün T2 A intensitesi, kenarları, boyutları gibi morfolojik özellikleri, lenf nodu tutulumu, multifokalitesi, multisentrisitesi, derecesi, kontrastlanma paterni gibi parametreler ile alt tipler arasındaki farkların ortaya konmasıdır. Bu çalışmaya Ocak 2010-Haziran 2018 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalında meme biyopsisi yapılıp, patoloji sonucu invazif meme karsinomu ile uyumlu gelen ve ameliyat öncesi meme MRG'de kitlesel kontrastlanma gösteren 141 hasta dahil edildi. Hastalar reseptör durumuna göre alt gruplara, hormon reseptör durumu, derecesine ve Ki-67 indeksine göre moleküler alt tiplere ve patolojik ana alt tiplere ayrılarak tümörün derecesi, kontrastlanma paternleri, hastanın yaşı, kitlenin tarafı, lenf nodu tutulumu, ADC değerleri, BI-RADS sınıflaması, bilateralite, multifokalite, multisentrisite, kenar, şekil, T2A intensitesi gibi parametreler bu alt tipler için değerlendirildi. Üçlü negatif tümörlerde ADC değerleri Luminal A ve Luminal B tümörlerden yüksek bulundu. Üçlü negatif tümörlerde ADC değeri ER+, PR+, HER 2- tümörlerden yüksek bulundu. ADC değeri üçlü negatif tümörlerden daha düşük bulunan ER +, PR+, HER 2 – grupta lenf nodu tutulumu da daha düşük bulundu. Üçlü negatif tümörlerde halkasal boyanma ve iyi sınır özelliği diğer gruplara göre daha sık görüldü. Sonuç olarak ADC değerleri tümörün seyri ve tipi hakkında bilgi verebilir .

Difüzyon katsayısıManyetik rezonans görüntülemeMeme neoplazmları+2
Duygu İmre Yetkin
Hacettepe University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Doksorubisin ve elakridar içeren PLGA/silika hibrit nanopartiküllerin formülasyonu ve meme kanserindeki etkinliğinin değerlendirilmesi

Doksorubisin kanser tedavisinde tek başına etkili olmasına rağmen, P-glikoprotein (P-gp) substratı olması etkinliğini sınırlamaktadır. Gelişen bu ilaç direncinin aşılması amacıyla çeşitli yaklaşımlar geliştirilmiştir. Bunlardan biri P-gp substratı antikanser ilacın, P-gp substratı olan başka bir madde ile birlikte uygulanmasıdır. Bu amaçla kullanılan inhibitörlerden olan Elakridar, BCRP (meme kanseri direnç proteini) ve P-gp'yi inhibe etmesinden dolayı üzerinde en sık araştırma yapılan inhibitörlerden biri olmuştur. Gelişen ilaç direncinin aşılmasında umut vadeden bir diğer yaklaşım ise antikanser ilacın nanopartiküler ilaç taşıyıcı sistemler içerisine yüklenmesi ve bu sistemlerin kanser hücrelerinde bulunan reseptörlere hedeflendirilmesidir. Bu tez kapsamında mezoporlu silika nanopartiküllerine doksorubisin yüklenerek kanser hücrelerine yüksek seviyede penetre olabilen küçük boyutta (~50 nm), folik asit ile aktif olarak hedeflendirilmiş nanopartiküller hazırlanmıştır. Hazırlanan bu nanopartiküller, pasif hedeflendirilme ile istenilen dokuda birikmenin sağlanması ve kanda kalış sürelerinin uzatılması amacıyla P-gp inhibitörü olan elakridar ile birlikte PLGA-PEG'den oluşan ikinci bir polimerik sisteme yüklenmiştir. Geliştirilen bu ilaç taşıyıcı sistem detaylı olarak karakterize edilmiş; sitotoksisiteleri, hücre içine alımları ve mekanizmaları T47-D, ZR-75-1 ve EMT6/AR1(doksorubisine dirençli) meme kanseri hücre hatları kullanılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen nano ilaç taşıyıcı sistem doksorubisin çözeltisine ve piyasadaki ticari nanoilaç olan Caelyx®'e göre belirgin derecede daha iyi sonuç vermiştir. Anahtar Kelimeler: PLGA hibrit nanopartikül, elakridar, mezoporlu silika nanopartikülleri, meme kanseri, aktif ve pasif hedeflendirme

DoksorubisinFarmasötik teknolojiMeme neoplazmları+6
Hayrettin Tonbul
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mastektomi sonrası radyoterapi uygulanan sol meme kanserli hastalarda alan içinde alan (FIF), volümetrik ayarlı ark terapi (VMAT) ve yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) yöntemlerinin değerlendirilmesi

Mastektomi uygulanmış sol meme maling tümörlü 20 hastada; Alan içinde Alan (FİF), Yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) ve volümetrik ayarlı ark terapi (VMAT) tekniği kullanılmıştır. Meme dokusu ve risk altındaki organların almış olduğu dozlar, doz hacim histogramı (DVH) yardımı ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 20 hastaya ait bilgisayarlı tomografi görüntüleri tek bir radyasyon onkoloğu tarafından konturlandı. Her hasta için 3 farklı teknik ile yapılan tedavi planında 6 MV enerji kullanıldı. Doz dağılımı olarak 50Gy/25 Fr tercih edildi. Mastektomi sonrası görüntülenen mevcut doku, CTV, kalp, ipslateral akciğer, kontrolateral akciğer ve kontrolateral meme konturlanmıştır. Planlamalar Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Kiniğinde Varian cihazına bağlı radyoterapi network sistemi olan Eclipse 13.7 kullanılarak hazırlanmıştır. Alan içinde alan (FİF) yönteminde eş merkez ve demet açıları kullanılarak yüksek doz alan bölgeleri düşürmek amacı ile ek alt alanlar eklendi. Yoğunluk ayarlı radyoterapi planlama tekniğinde (IMRT) ise aynı eş merkez noktası ilk-son açılar alan içinde alan (FIF) yöntemindeki plana sadık kalınarak hazırlandı. Volümetrik ayarlı ark terapide (VMAT) yarım ark tekniği uygulandı. Hedef hacim PTV için Dort, Dmax, Dmean, CI değerleri ve kritik organlar için (kalp, ip-akciğer, karşı akciğer ve karşı meme Dort, Dmax, (%) (V5, V10, V20, V25 ve V30) dozları incelendi. Araştırma bulgularına göre PTV Dmax değeri en yüksek IMRT'de (56,65) bulunmuştur (p=0,042). Kalp için Dmax en düşük IMRT'de tespit edilmiştir (p=0,001). Akciğer Dmax en düşük IMRT'de (45,48) bulunmuştur (p<0,001). Sol akciğer için Dmax en düşük IMRT 'de (45,529 tespit edilmiştir (p<0,001). Supra, aksilla, sağ akciğer ve karşı memede dozlar arasında istatistiksel anlamlı fark görülmemiştir. Akciğerde V5 en düşük VMAT 'de, V20, V25, V30 ise IMRT 'de anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p<0,01). Kalp dozları V20, V25 ve V30 değerleri IMRT'de tekniğikullanıldığında anlamlı olarak değişiklilik göstermiştir (p<0,001). Bu araştırma sonucunda 20 hasta planında elde edilen istatistiksel anlamlı bulgular ışığında, hedef dokudaki istenilen doz dağılımı ve akciğer, kalp kritik organlarını yüksek doz radyoterapiden korumak açısından IMRT tekniğinin daha olumlu etkileri olduğu önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, FIF, IMRT, VMAT

Doz-cevap ilişkisi-radyasyonMastektomiMeme+6
Nurgül Gülmez
İstanbul Aydın University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00

Related subjects