Old age
176 theses under this subject heading
Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumları ve ilişkili faktörler
Bu araştırma, Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarının ve bu tutumları etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanarak kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma evrenini birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı sınıf tıp fakültesi öğrencileri olmak üzere toplam 623 kişi oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçilmeyerek tıp fakültesi öğrencilerinin %80'ine ulaşmak hedeflenmiş ve toplam 492 öğrenci (kız:259, erkek:229) araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın bağımsız değişkenleri olarak öğrencilerin sosyo-demografik özellikleri, yaşlı bireylere karşı duyulan duygu, düşünce ve davranışlarının oluşturduğu kişisel veri formu kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri olarak ise "Yaşlı Ayrımcılığı Tutum Ölçeği "(YATÖ) toplam ve alt boyut puanları kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde; ortalama, ortanca, standart sapma, yüzdelik sayılar, t testi, One-way Anova, Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testleri kullanılmıştır. Araştırma grubunun YATÖ toplam puan ortancası 83.00 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarını etkileyen YATÖ toplam puan ortalama ve ortancaları ile; sınıf düzeyi, şimdiye kadar yaşlı bireyler ile yaşama, mezun olduktan sonra yaşlı bireyler ile çalışmak isteme durumları arasındaki farkın anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak öğrencilerin yaşlı ayrımcılığına ilişkin olumlu tutuma sahip oldukları saptanmıştır. Araştırmada tıp fakültesi öğrencilerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarını etkileyen faktörlere yönelik öneriler geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yaşlı birey, yaşlanma, yaşlı ayrımcılığı, tıp fakültesi öğrencileri, yaşlı ayrımcılığı ve tutumlar.
Yaşlılık olgusunun sosyal güvenlik sistemi açısından incelenmesi
İnsanlığın hayat evrelerinden sonuncusu olan yaşlılık döneminde, kişiler belirli yaşam fonksiyonlarını kaybettikleri için mevcut sosyal risklere daha fazla maruz kalmaktadırlar. Özellikle çalışma hayatının sonlanması ya da çalışma hayatında eskisi kadar verimli olunamamasından kaynaklanan gelir kaybı ile yaşlanmanın getirdiği sağlık problemlerinin sonucu olarak sağlık harcamalarının artması ciddi bir maddi kayba yol açmakta dolayısıyla yaşam kalitesinin çalışma dönemine nazaran düşük olmasına neden olmaktadır. Ülkemizde 1950'li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan ve kişilerin yaşlılık döneminde de hayat standartlarının yüksek olması ile sosyal risklere karşı korunmasını sağlayan sosyal güvenlik sistemi; yaşlılık sigortası ile kişilerin yaşlılık dönemlerini güvence altına almaktadır. Yaşlılık sigortasından sağlanan temel hak yaşlılık aylığı bağlanması olup, yaşlılık aylığının bağlanması için de; sigortalı olmak, belirli bir yaşı tamamlamak ve belirli sürelerde sigortalılık süresi olmak üzere üç şartı gerçekleştirmek gerekmektedir. Emekli olarak yaşlılık aylığına hak kazanan bireyler yaşlılık aylığının yanı sıra; sağlık hizmetleri ve kamu görevlileri için emekli ikramiyesi, işçiler için kıdem tazminatı, kadrosuzluk tazminatı ve emlak vergisi muafiyeti gibi birçok hakka da sahip olmaktadır.
Esansiyel tremoru olan geriatrik bireylerde proksimal ve distal kas kuvvetinin üst ekstremite fonksiyonel becerilerileri ile ilişkisi
Bu çalışma Esansiyel Tremorlu (ET) yaşlı bireylerde proksimal ve distal kas kuvveti ile üst ekstremite fonksiyonelliği ve tremor şiddeti arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapıldı. Yaş ortalamaları 74.07±4.83 olan 40 ET tanılı yaşlı birey ve yaş ortalamaları 70.10±4.05 olan 40 tremor şikâyeti olmayan yaşlı birey dahil edildi. Dahil edilen bireylerin demografik bilgileri kaydedildi. Tremor şiddeti için Fahn-Tolosa-Marin Tremor Değerlendirme Ölçeği ile değerlendirildi. Üst ekstremitede fonksiyonel durumu değerlendirmek için Kol, Omuz sorunları Anketi, üst ekstremite fonksiyonel beceri için Dokuz Delik Peg testi kullanıldı. Kas kuvveti digital kas dinamometresi (Power Track II) ile değerlendirildi. Distal kas kuvveti Pinchmetre ile ölçüldü. Kavrama kuvveti Jamarmetre (Saehan SH5001) ile ölçüldü. Bilişsel durumu Standartize Mini Mental Test (SMMT) ile değerlendirildi. Depresyonu Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile değerlendirildi. Veri analizi sonucunda çalışma ve kontrol grubu arasında VKİ, dominant el, egzersiz alışkanlığı, sigara kullanımı ve eğitim düzeyleri bakımından benzerdi (p>0.05). Ancak ET'li bireylerin yaş ortalaması kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0.05). Kontrol grubundaki erkek olguların sayısı ET'li gruptan anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0.05). Tüm proksimal kas kuvvetleri ET'li grupta anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0.05). Tüm distal kas kuvvetleri ET'li grupta anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0.05). Bireylerin DASH, DDPT ve BDÖ sonuçları karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark bulundu. Çalışma grubunda ET'li bireylerin DASH skorlaması kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0.05). Tremoru olan bireylerde tremor şiddeti ile proksimal ve distal kas kuvvetleri incelendiğinde, tüm kuvvetlerle negatif yönlü anlamlı ilişki bulundu (p<0.05). Tremoru olan bireylerde tremor şiddeti ile DASH, DDPT ve BDÖ ilişkisi incelendiğinde, DASH ve BDÖ ile pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu (p<0.005). Ancak tremor şiddeti ile üst ekstremite fonksiyonelliği arasındaki ilişki benzerdir (p>0.05). Üst ekstremite fonksiyonelliği ile proksimal ve distal kas kuvveti ilişkisi incelendiğinde benzerdi (p>0.005). Sonuç olarak tremoru olan bireylerin proksimal ve dital kas kuvveti azalmış ve fonksiyonel el becerileri bozulmuştur
Feminist sosyal hizmet perspektifinden huzurevinde yaşayan kadınların deneyimleri
Bu çalışma, İstanbul'daki huzurevlerinde yaşayan kadınların anlatıları, algıları ve deneyimlerine odaklanmaktadır. Çalışma, yaşlı kadınların anlatılarından yola çıkarak huzurevine taşınma ve yerleşme süreçlerinde kadınların deneyimlerinin ve öznelliklerinin nasıl şekillendiğini ve dönüştüğünü keşfetmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, kadınların yaşlanma süreçlerinin toplumdaki farklı tahakküm ilişkilerinin ve eşitsizliklerin kesiştiği önemli bir alan olduğunu savunmakta ve bu tahakküm ilişkilerinin yaşlı kadınların yaşamlarını nasıl etkilediğini tartışmaktadır. Çalışma huzurevine gelme kararının alınması süreçlerini, ev ve aile alanının sembolik ve mekânsal olarak terkinin nasıl gerçekleştiğini, huzurevindeki gündelik yaşamı ve sosyal ilişkileri incelemektedir. Araştırma kapsamında İstanbul'da Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü'ne ve Darüşşafaka'ya bağlı huzurevlerinde ve özel huzurevlerinde yaşayan 22 kadınla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler NVivo nitel veri analiz programı yardımıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçları, toplumdaki huzurevlerine yönelik olumsuz düşüncelere karşın huzurevlerinin yaşlı kadınların güçlenmesine imkan sağlayan kuruluşlar olduğunu göstermektedir. Buna karşın toplumdaki huzurevlerine ilişkin önyargılar ve bilgi eksiklikleri huzurevlerine başvuruları ve huzurevlerine uyumu zorlaştırmaktadır. Araştırma ile huzurevlerinde yaşlıların haklarının korunması için savunuculuk çalışmalarına ve yaşlıların katılımını artırmaya dönük uygulamaların hayata geçirilmesi ihtiyacı olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın huzurevlerinde yaşayan yaşlı kadınlar için güçlendirici ve özgürleştirici feminist sosyal politikaların ve feminist sosyal hizmet uygulamalarının geliştirilmesine katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.
Kapitalist zamanın dışında: Queer yaşlılık ve queer zaman
Gündelik hayatı düzenlemenin temel araçlarından olarak zaman, sermayenin çıkarına uygun biçimde disipline edilmektedir. Kapitalist değerler etrafında örgütlenen çağdaş zaman rejimi, baskıcı bir disiplin aracı olarak işlev görmektedir. Zamanlama, hız, tempo gibi unsurları düzenleyen sistem, zamansal normları üretmektedir. Bu bağlamda şeylerin doğru ve yanlış zamanına ilişkin fikirler, yaşam seyrine dair toplumsal beklentiler de ortaya çıkmaktadır. Sermayenin hedeflerine hizmet etmeyenler, kapitalist başarı ölçütlerini karşılamayanlar ise değersiz bir konuma itilmektedir. Bu kesimlerin başında yaşlılar gelmektedir. Verimlilik, bireycilik, rekabet ve hız gibi değerlerin teşvik edildiği neoliberal kapitalist zamanda yaşlıların bir değer üretmediği, sistemin devamlılığına katkı sağlamadığı düşünülmektedir. Yaşlı nüfus, toplum için ekonomik bir yük olarak değerlendirilmektedir. Yaşlıların kendilerine yatırım yapmaları, başarılı bir şekilde yaşlanarak değerlerini artırmaları ve kendileri için uygun görülen performansı sergilemeleri beklenmektedir. Çalışmanın amacı günümüz yaşlılık deneyimini kapitalist zaman bağlamında analiz ederek buna alternatif bir tahayyül ortaya koymaktır. Bu alternatif tahayyül, queer teori ve pratikten yararlanılarak oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu tez çalışmasında başarı ve verimlilik baskısına karşı queer bir varoluş öne çıkarılmaktadır. Yaşlılık dönemini belirleyen anlatı ve beklentilerin ötesinde, queer değerler üzerine inşa edilmiş bir yaşamın imkanı üzerine kavramsal bir tartışma yürütülmüştür. Anahtar Sözcükler Yaşlanma, yaşlılık, queer teori, queer zaman, kapitalizm, kapitalist zaman
Toplumsal cinsiyet bağlamında yalnız yaşayan yaşlı kadınların sorunları ve yaşam deneyimleri: Kocaeli ili örneği
Bu araştırma yalnız yaşayan yaşlı kadınların yaşam deneyimlerini, sorunlarını ve gereksinimlerini ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilen bu çalışmanın öznelerini Kocaeli'nde ikamet eden 65 yaş ve üzeri yalnız yaşayan yaşlı kadınlar oluşturmuştur. Görüşmecilere kartopu örneklem yöntemiyle ulaşılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak 15 yalnız yaşayan yaşlı kadınla yüz yüze derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin analizi MAXQDA 12 nitel veri analiz programı yardımıyla çözümlenmiştir. Analizin gerçekleştirilmesinin ardından yalnız yaşayan yaşlı kadınların geçmiş yaşam deneyimlerinde maruz kaldığı toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yalnız yaşama deneyimlerini zorlaştırdığı görülmüştür. Yaşlılık dönemine dezavantajlı olarak giren görüşmecilerin yalnız yaşama deneyiminin, yaşlılık dönemine özgü sorunların, yaş ayrımcılığının baş etmekte zorlandıkları ortaya çıkmıştır. Geleneksel cinsiyet ve yaşlılık rollerinin içselleştirilmesi görüşmecilerin yaşam deneyimlerini etkileyen önemli bir faktör olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda yalnız yaşayan yaşlı kadınların toplumsal katılımını destekleyen ve baş etme pratiklerinin geliştirilerek kadınların güçlenmesine yönelik sosyal politika ve feminist sosyal hizmet uygulama önerileri sunulmuştur.
Evde yaşayan yaşlı bireylerin yerinde yaşlanma deneyimleri ve sosyal hizmet gereksinimleri: Ankara ili örneği
Araştırmanın temel problemi, Ankara ili örneğinde evde yaşayan 65+ yaş grubu yaşlı bireylerin yerinde yaşlanma deneyimlerinin, yaşadıkları zorlukların ortaya konulması ve sosyal hizmet gereksinimlerinin belirlenmesidir. Araştırmanın amacı, evde yaşamını sürdüren yaşlı bireylerin destek ve bakım ihtiyaçları ile ilgili yaşadıkları sorunları ortaya çıkarmak ve yerinde yaşlanma kapsamında bu sorunların giderilmesine ilişkin sosyal hizmet gereksinimlerini belirlemektir. Araştırmada evde yaşayan yaşlı bireylerin deneyimleri ve sosyal hizmet gereksinimleri ekolojik sistem yaklaşımı bağlamında ele alınmıştır. Nitel araştırma deseni ile yapılan çalışmada fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Ankara ilinde yaşayan 16 kadın ve 14 erkek toplam 30 yaşlı bireye kartopu örneklem yoluyla ulaşılmış; yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Veriler tematik analize tabi tutulmuş; "yerinde yaşlanma deneyimleri" ile "yerinde yaşlanma destek sistemleri ve sosyal hizmet gereksinimleri" isimli iki tema altında sunulmuştur. Araştırma bulgularına göre, yaşlı bireyler alışkın oldukları evlerinde mümkün olduğunca uzun süre yaşamak istemektedirler. Evde yaşama tercihlerini, evin fiziksel koşullarının uygunluğu, çevredeki mekânların ulaşılabilirliği, iletişim ve ulaşım imkânları, sosyokültürel aktivitelere katılım, teknoloji kullanma becerisi ile evine yüklediği anlam belirlemektedir. Ayrıca, yaşlı bireylerin ihtiyaçlarına ilişkin enformel ve formel destek sistemlerinin çeşitliği ve kalitesi evde yaşama tercihlerini belirleyen diğer unsurlardır. Yaşlı bireyler kamu kurumları tarafından verilen hizmetlere güven duymakta, yerinde yaşlanmaya ilişkin evde sağlık ve bakım hizmetlerinden yararlanmaktadırlar. Yaşlı bireyler sosyal destek ve evde bakım hizmetlerini mahalle bazında açılacak gündüzlü merkezlerden almak istemektedirler. Araştırmada evde yaşayan yaşlı bireylerin yerinde yaşlanma deneyimleri ve sosyal hizmet gereksinimleri sosyal hizmet disiplini bakış açısı ile sosyokültürel ve ekonomik boyutlarıyla ele alınmıştır. Yaşlı bireylerin özellikleri, ihtiyaçları ve tercihleri dikkate alınarak alternatif hizmet modellerine ilişkin sosyal politikaların oluşturulması ve uygulanması için önerilerde bulunulmuştur.
Kırılganlığın sosyal komponentinin geriatrik sendromlarla ilişkisi
Kırılganlığın sosyal komponenti yakın tarihte önemini daha iyi kavramaya başladığımız ve geriatrik popülasyonda birçok olumsuz durum ile bağlantılı olan bir kavramdır. Sosyal kırılganlık yaşam boyunca bir veya daha fazla temel sosyal ihtiyacın karşılanamaması ya da karşılanamama riski olarak tanımlanabilir. Sosyal ağlara yetersiz katılım, destek eksikliği algısı veya sosyal ihtiyaçların karşılanması için önemli olan kaynakları kaybetme veya kaybetme riski, sosyal kırılganlık kavramının sınırları içerisindendir. Çalışmamızın hedefi sosyal kırılganlık kavramını daha iyi anlayabilmek ve kapsamını belirleyebilmektir. Bu amaçla 136 tane ayaktan hasta sosyal kırılganlık açısından taranmış ve kapsamlı geriatrik değerlendirme ile incelenerek BİA ve kas USG ölçümleri yapılmıştır. Çalışmamızda 41 (%30,1) hastada sosyal kırılganlık tespit edilmiştir. Tek değerli değişken analizine göre sosyal kırılganlıkla yaşayan geriatrik bireylerde; yaş ortalaması, yalnız yaşama, astım veya KOAH hastası olma ve evli olmama oranı anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür. Sosyal kırılgan popülasyonda GYA, EGYA, MNA-SF skorlarının anlamlı derecede daha düşük olduğu SARC-F, FRAIL, Modifiye Fried ve Edmonton skorlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur. Çalışmamızda sosyal kırılgan hastalarda anlamlı olarak; daha düşük yürüme hızı, daha uzun 5 defa otur kalk süresi ve daha uzun zamanlı kalk ve yürü süresinin görüldüğü ve daha yüksek oranda yardımcı cihaz (baston ve yürüteç) kullanımının olduğu bulunmuştur. BİA ölçümlerinde ise sosyal kırılgan grupta faz açısı değerinin anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür. Çalışmamızda iki farklı model kullanılarak lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Yaş, cinsiyet, yalnız yaşama, ilaç sayısı, Edmonton testine göre kırılganlık faktörlerinin dahil edilip incelendiği çoklu regresyon analizi modeline göre yaş, cinsiyet ve ilaç sayısının sosyal kırılganlık riskini arttırmadığı; yalnız yaşamanın sosyal kırılganlık riskini 5,1 kat arttırdığı(%95GA: 1,812-14,546, p=0,002) ve Edmonton testine göre kırılganlık varlığının sosyal kırılganlık riskini 4,7 kat arttırdığı görülmüştür(%95 GA:1,758-12,655 p=0,006). Yaş, cinsiyet, yalnız yaşama, ilaç sayısı, Modifiye Fried indeksine göre fiziksel kırılganlık varlığı faktörlerinin dahil edilip incelendiği ikinci modelde ise yaş ve cinsiyetin sosyal kırılganlık riskini arttırmadığı; yalnız yaşamanın sosyal kırılganlık riskini 5,2 kat arttırdığı (%95GA: 1,871-14,735, p=0,002), ilaç sayısında her bir adet artışın sosyal kırılganlık riskini %19 arttırdığı(%95GA:1,041-1,361, p=0,011) ve Modifiye Fried indeksine göre fiziksel kırılganlık varlığının sosyal kırılganlık riskini 4 kat arttırdığı görülmüştür(%95 GA:1,499-10,753, p=0,006). Bulgularımız, hasta değerlendirirken birçok olumsuz durum ile birlikteliğini tespit ettiğimiz ve literatürde yeterli sayıda olmayan sosyal kırılganlık kavramının göz ardı edilmemesi gerektiğini göstermektedir. Bu yaklaşım sosyal kırılganlık ile birlikte görülebilecek komplikasyonların önlenmesinde faydalı olabilir. Anahtar Kelimeler: Sosyal kırılganlık, geriatrik sendromlar, kapsamlı geriatrik değerlendirme, yaşlı erişkin.
65 yaş ve üzeri tip 2 diabetes mellituslu bireylerde kırılganlık ve kapsamlı geriatrik değerlendirme
Diyabet ve kırılganlık yaşlanmayla birlikte sıklığı artan ve genellikle birbirine eşlik eden iki medikal durumdur. Yaşlı yetişkinlerdeki diyabet hastalarının prognozu ve uygun tedavi hedefleri, kırılganlık varlığı ve derecesine göre büyük ölçüde farklılık gösterir. Özellikle tip 2 Diabetes Mellitus (DM) ile yaşayan yaşlı yetişkinler hipoglisemiye daha yatkın olup, düşme, kırık, hastaneye yatış, kardiyovasküler olay ve tüm nedenlere bağlı ölümler gibi olumsuz sonlanım noktalarına karşı daha savunmasızdır. Çalışmanın amacı, diyabetik yaşlı bireylerde kırılganlık ve diğer geriatrik sendromların prevalanslarının değerlendirilmesi ve DM ile olan ilişkilerinin incelenmesidir. Çalışmaya HÜTF Hastanesi Geriatri Bilim Dalı polikliniğine başvuran 373 hasta dahil edildi. Hastaların poliklinik muayeneleri sırasında kapsamlı geriatrik değerlendirmeleri gerçekleştirildi. Kırılganlık varlığı iki farklı model, Klinik Kırılganlık Skalası (CFS) ve Fried Fiziksel Kırılganlık Ölçeği (FFKÖ) ile değerlendirildi. Ayrıca hastaların kas kütle ve performanslarına yönelik ultrasonografi ve Biyoelektrik İmpedans Analiz (BIA) ölçümleri yapıldı. Değerlendirilen 373 hastada FFKÖ'ye göre kırılganlık prevalansı %18,2, pre-kırılganlık prevalansı %56, CFS'ye göre kırılganlık prevalansı %57,4 olarak tespit edildi. Diyabetik hastalarda kırılganlığa diğer geriatrik sendromların da eşlik ettiği ve kırılgalığın diyabet süresi ve hipoglisemi riski ile ilişkili olduğu gösterildi. Kırılganlıkla yaşayan bireylerde önerilen glisemik hedeflerin altında olacak şekilde uygunsuz sıkı kan şekeri kontrolü yapıldığı gözlemlendi. USG ve BIA verileri ile kırılganlık arasında korelasyon saptandı. Çalışma sonucu olarak klinik pratikte diyabeti olan yaşlı bireylerin değerlendirilmesinde ve tedavi hedeflerinin belirlenmesinde kırılganlık kavramının göz önünde bulundurulmasının önemi vurgulandı.
Acil servis hemşirelerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumları
Araştırma,acil servis hemşirelerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evreni Türkiye Acil Hemşireleri Derneği sosyal medya hesabına üye olan 1296 hemşire olarak belirlenmiş olup, araştırma örneklemini ise Aralık 2020- Ocak 2021 tarihleri arasında ulaşılabilen ve anketleri tam olarak cevaplayan toplam 249 hemşire oluşturmuştur. Veriler''Kişisel Veri Toplama Formu'' ve ''Yaşlı Ayrımcılığı Tutum Ölçeği'' kullanılarak, internet üzerinde toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmıştır.Araştırma sonuçlarına göre acil servis,%80,7'sinin yaşlı hastalara bakım verirken güçlükle karşılaştığı ve %72,5'inin gerontoloji hemşireliği eğitimi almadığı saptanmıştır. Araştırmada acil servis hemşirelerinin yaşlı ayrımcılığı tutum ölçeğinin toplam puan ortalamasının 86,271±9,043, yaşlıların yaşamını sınırlama alt boyut puan ortalamasının 37.574±4,150, yaşlıya yönelik olumlu ayrımcılık alt boyut puan ortalamasının 29,816±6,089 ve yaşlıya yönelik olumsuz ayrımcılık alt boyut puan ortalamasının 18.81±3.794 olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, acil servis hemşirelerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin olumlu tutuma sahip olduğu saptanmıştır.
65 yaş üzeri bireylerde algılanan sosyal destek ile depresyon ve bilişsel beceriler arasındaki ilişki
Amaç: Bu araştırma yaşlıların algıladıkları sosyal destek ile depresyon ve bilişsel beceriler arasındaki ilişkinin incelenmesini amaçlamıştır. Yöntem: Araştırma örneklemini Kocaeli'ndeki 8 adet Semt Konağından, 65 yaş üzeri bireyler oluşturmaktadır. 61 kadın, 68 erkek olmak üzere 109 kişi araştırmaya katılmıştır. Veri toplama aşamasında örneklem grubuna sırasıyla, Gönüllü Olur Formu, Sosyodemografik Bilgi Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ), Geriatrik Depresyon Ölçeği (GDÖ) ve Standardize Mini Mental Test (SMMT) uygulanmıştır Bulgular: Araştırmanın bulguları incelendiğinde araştırmaya katılan kişilerin depresyon düzeyi ile bilişsel beceri ve algılanan sosyal destek arasında negatif yönde ve anlamlı bir ilişki gözlenmiştir. Kişilerin depresyon düzeyi arttıkça algılanan sosyal destek ve bilişsel becerilerde azalma olduğu gözlenmektedir. Sonuç: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, depresyonun bilişsel beceriler üzerindeki etkisinin algılanan sosyal destek tarafından sağlandığı gözlenmektedir. Bunun yanında sosyodemografik özelliklere göre de 65 yaş üstü bireylerin algıladıkları sosyal destek, depresyon ve bilişsel becerileri istatiksel olarak anlamlı fark göstermiştir. Elde edilen tüm bulgular literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, algılanan sosyal destek, depresyon, bilişsel beceri
Geriatrik bireylerde kinezyofobinin denge, günlük yaşam aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Kinezyofobinin artması yaşam kalitesini, günlük yaşam aktivitelerini ve dengeyi olumsuz etkileyebilmektedir. Kinezyofobi yaşam kalitesini ve dengeyi etkileyen en önemli faktörlerdendir.Buna bağlı olarak çalışmadaki amacımız, geriatrik bireylerde kinezyofobinin denge, günlük yaşam aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisini incelemektir. Buna yönelik yapılan çalışma Aralık 2021- Mayıs 2022 tarihleri arasında Acar Kliniğe gelen ve dahil edilme kriterlerine uygun 65 yaş üstü (Yaş ortalaması 73,48) 50 bireyden oluşmuştur. Veriler SPSS istatiksel analiz ile değerlendirmeye alınmıştır. Çalışmaya katılanlara Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), Berg Denge Ölçeği (BDÖ), Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, SF-36 (Kısa Form 36) ve Sosyo-Demografik Form ile değerlendirme yapılarak aralarındaki ilişki analiz edilmiştir. İncelemenin Sonucunda; • Yaş ile Kinezyofobi arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki vardır (p<0,05). Dolayısıyla Yaş arttıkça Kinezyofobi düzeyide artmaktadır. Ayrıca çalışmamızda Geriatrik bireyin yaşıyla Denge Ölçeği, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Yaşam kalitesi arasında negatif ve anlamlı bir ilişki vardır (p<0,01). Bu nedenle yaş arttıkça Denge, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve yaşam kalitesi ölçeğinin ortalamaları azalmaktadır. Çalışmamızdan çıkan bir başka önemli sonuç ise Kinezyofobinin Denge Ölçeği, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Yaşam Kalitesi ölçeğiyle negatif ve anlamlı bir ilişkisi olduğudur (p<0,01). Bu sonuç ile Kinezyofobi düzeyi arttıkça Denge Ölçeği, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Yaşam kalitesi ölçeğinin ortalamalarının azaldığı ve Kinezyofobinin olumsuz etkisi olduğu görülmüştür. Çalışmamızdaki bir başka önemli tespit ise Denge düzeyi arttıkça Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Yaşam kalitesi ölçeğinin ortalamalarının arttığı ve olumlu yönde etki ettiğidir. Dolayısıyla bunların arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki vardır (p<0,01). Sonuç olarak bu çalışmadaki verilerden çıkan sonuçların birbirleriyle ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Geriatrik bireylerde kinezyofobinin denge, günlük yaşam aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi üzerinde olumsuz etkisi olduğunu göstermiştir. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda elde edilen veriler hipotezlerimizi desteklemiştir. Anahtar Kelimeler : Denge, Yaşam Kalitesi, Yaşlılarda Kinezyofobi.
Toplumsal cinsiyet algısı ve benlik saygısı ile yaşlanma kaygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada 18 – 65 yaş arası bireylerin toplumsal cinsiyet algıları ve benlik saygıları ile yaşlanma kaygısı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 18-65 yaş arası 410 yetişkin bireyden veri toplanmıştır. Veriler online platformlarda toplanmıştır. Araştırmada Sosyo – Demografik Bilgi Formu, Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği (TCAÖ), İki Boyutlu Benlik Saygısı Ölçeği (İBBSÖ) ve İlişkisel Yaşlanma Kaygısı Ölçeği (İYKÖ) kullanılmıştır. Elde edilen veriler IBM SPSS – 25 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Bu doğrultuda analizler için normal dağılım mevcutsa Pearson Korelasyonu, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü ANOVA normal dağılım mevcut değilse Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Ayrıca toplumsal cinsiyet algısı, benlik saygısı ve yaşlanma kaygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson Korelasyon; yordayıcılık analizlerinde doğrusal ve çoklu doğrusal regresyon analizleri uygulanmıştır. Çalışma sonucunda benlik saygısı puanları ile ilişkisel yaşlanma kaygısı puanları, kişisel içselleştirilmiş yaşlanma kaygısı puanları ve yaşlılara karşı kolektif yakınlık puanları arasında negatif yönlü ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bireylerin toplumsal cinsiyet algısı ile kişisel içselleştirilmiş yaşlanma kaygısı puanları ve ilişkisel yaşlanma kaygısı puanları arasında bir ilişki saptanmamıştır. Toplumsal cinsiyet algısı ile yaşlılara karşı kolektif yakınlık puanları arasında ise pozitif yönlü ilişki bulunmuştur. Bunlara ek olarak toplumsal cinsiyet algısı ve benlik saygısının bireylerin kişisel içselleştirilmiş yaşlanma kaygısı, ilişkisel yaşlanma kaygısı ve yaşlılara karşı kolektif yakınlık puanlarını bir bütün olarak yordadığı tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular ilgili yerli ve uluslararası araştırmalar ile tartışılmıştır. Mevcut değişkenleri bir arada inceleyen başka bir çalışmaya rastlanmaması sebebiyle çalışmanın, gelecekte gerçekleştirilecek toplumsal cinsiyet algısı, benlik saygısı ve yaşlanma kaygısı konularıyla ilgili araştırmalara yol gösterici bir nitelikte olduğu söylenebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yaşlanma Kaygısı, Toplumsal Cinsiyet, Benlik Saygısı
Türkiye'de yaşlılık olgusu yaşlılara ilişkin tutumların kültürel temelleri üzerine bir alan araştırması Van-Muğla örneği
Bu çalışmanın konusu hem dünyada hem de Türkiye'de değişen nüfus yapısı ve artan yaşlı nüfus oranıyla birlikte önemli bir toplumsal gerçekliği içinde barındıran yaşlılık ve yaşlanma olgusudur. Yaşlılık, takvimsel yaşın artması sonucu bireyde görülen fiziksel, bilişsel ve sosyal düzeyde fonksiyonel yetersizlik ve düşüşlerin görülmesidir. Yaşadığımız çağda bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ilerlemesi ve önem kazanması toplumun demografik yapısını da değiştirmiştir. İnsan ömrünün uzaması ve doğum oranlarının düşmesi, giderek Türkiye'deki yaşlı nüfusunu arttırmıştır. Bu nedenle diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye de hızla yaşlanan ülkeler arasına girmiştir. Araştırma, Türkiye'nin doğusu olarak nitelendirilen ve daha çok geleneksel tutum ve değerleri ile öne çıkmış Van ili ile Batı ili olarak kabul edilen görece modern, seküler bir yaşam tarzının hâkim olduğu Muğla ilinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Türkiye'nin iki önemli ili olan Van ve Muğla'da yaşayan bireylerin kültürel düzeyde yaşlılığa bakış açıları, yaşlılığa yükledikleri anlamlar, yaşlı bireylere ilişkin algı ve tutumlarını ele almayı amaçlamıştır. Araştırma kapsamında Türkiye'deki yaşlılara yönelik algı ve tutumlar nicel ve nitel veriler üzerinden incelenmiştir
Yerinde yaşlanma bağlamında yaşlıların konut ve çevresinden beklentileri: Afyonkarahisar kenti örneği
21. yüzyıl demografik anlamda küresel değişimlerin en somut biçimde yaşandığı bir dönemdir. Özellikle demografik yaş yapısındaki değişimler yaşlılığın görüldüğü toplumlara göre yeni bir boyut ve anlam kazanmaktadır. Yaşlıların sosyoekonomik, toplumsal ve mekânsal ihtiyaçlarına yönelik akademik çalışmaların önemi giderek artmaktadır. Dünyadaki toplam nüfus içindeki 65 yaş ve üzeri nüfusun oranı 1990 yılında %6, 2019 yılında ise bu oran %9,1'dir. Türkiye toplam yaşlı nüfus oranı 2019 yılında %9,1, Afyonkarahisar kentsel yaşlı nüfus oranı %6,6 ve kırsal yaşlı nüfus oranı %8,3'tür. Yaşlılıkla ilgili çok sayıda ulusal ve uluslararası literatür olduğu anlaşılmaktadır. Ulusal literatürde yer alan çalışmaların ağırlıklı olarak kırsal yaşlanmaya yönelik yapılan çalışmalar olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma, Afyonkarahisar kent merkezindeki 65 yaş ve üzeri yaşlı bireylerin yaşadığı konut ve çevresinden beklentilerini yerinde yaşlanma bağlamında tespit etmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, kentsel yaşlanma ve yerinde yaşlanma bağlamında birey-çevre-mekan ilişkisini ortaya koyan az sayıdaki çalışmalardan biridir. Araştırmanın amacına yönelik çeşitli hipotezler oluşturulmuştur. Hipotezleri test etmek amacıyla kent içerisinde belirlenen örneklem sahasındaki yaşlı nüfusa anket yapılmıştır. Çalışmada keşfedici/açımlayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Faktör analizi sonucunda konut olanakları, konut büyüklüğü, konut türü, tuvalet ve banyo kullanımı konuttan beklentiyle ilgili boyutları oluşturmuştur. Erişilebilirlik, yaşlılıkla ilgili hizmetlere yakınlık, sosyoekonomik yapı, çevresel faktörler, sosyal ağ ve ilişkiler konut çevresinden beklentiyle ilgili boyutları oluşturmuştur. Yalnız yaşama, medeni durum ve hanehalkı büyüklüğü, yaşıların konut büyüklüğüne yönelik bakış açılarını farklılaştırmıştır. Eğitim düzeyi değişkeni yaşlıların konut çevresindeki çeşitli hizmetlere erişilebilirlik, sosyoekonomik yapı, sosyal ağ ve ilişkilere yönelik beklentilerinin farklı olduğunu göstermiştir. Aylık gelir seviyesi, konut çevresindeki sosyal ağ ve ilişkilere karşı yaşlıların bakış açısının farklılaşmasını sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Yerinde Yaşlanma, Konut ve Konut Çevresi, Afyonkarahisar
Yalnız yaşayan yaşlıların yaşlılık algıları, yaşam deneyimleri ve gereksinimleri
Yalnız yaşayan yaşlıların, aileleriyle ve kurum bakımında kalan yaşlılara göre farklılaşan sorun ve gereksinimlerinin olduğunu, onlara göre daha dezavantajlı olduklarını fakat bu dezavantajlarını giderecek hizmetlerin olmadığını ortaya koyan yeterli sayıda çalışmanın olmayışı ile bu nüfus grubuna yönelik mevcut politika ve sosyal hizmetlerin yetersizliği bu çalışmanın problemidir. Bu çalışmayla yalnız yaşayan yaşlıların yaşlılık algılarını, yalnız yaşam nedenlerini, gündelik rutinlerini, sahip oldukları ilişkilere yönelik değerlendirmelerini keşfetmek ve yaşamlarındaki deneyimlerden hareketle gereksinimlerini tespit edip bu gereksinimleri giderecek hizmetlerin geliştirilmesi için politika ve sosyal hizmet önerileri sunmak amaçlanmıştır. Niteliksel araştırma yöntemiyle yürütülen bu çalışmada fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları amaçlı örneklem yoluyla belirlenmiştir. Bu çalışma kapsamında Ankara'da ikamet eden farklı sosyodemografik özelliklere sahip 35 yalnız yaşayan yaşlıyla yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Tümevarımsal tematik analiz tekniğinin kullanıldığı bu çalışmanın analiz sürecinde MAXQDA Plus 2020 paket programından yararlanılmış ve beş temaya ulaşılmıştır. Araştırma bulguları "Yaşlılığa İlişkin Değerlendirmeler", "Yalnız Yaşama İlişkin Düşünceler", "Gündelik Yaşam Deneyimleri", "İlişkiler" ve "Politika Önerileri" isimli beş tema altında sunulmuştur. Bu çalışmada yalnız yaşayan yaşlıların sahip oldukları dezavantajlara rağmen yalnız yaşama motivasyonlarının çok yüksek olduğu, sosyal izolasyon ve yalnızlığa maruz kaldıkları ve gündelik yaşam döngüsü içinde birçok noktada destek gereksinimlerinin olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca sosyodemografik özelliklerin, bir diğer ifade ile sahip olunan sosyal, kültürel ve ekonomik sermayenin, yalnız yaşayan yaşam deneyimlerini etkilediği ve bundan ötürü yalnız yaşayan yaşlıların kendi içlerinde tek tip bir grup olmadığı ortaya çıkarılmıştır. Araştırma sonucunda yalnız yaşayan yaşlıların maruz kaldıkları dezavantajları giderecek, maruz kaldıkları yalnızlığı azaltacak ve sahip oldukları sosyodemografik özelliklere göre farklılaşan gereksinimlerini karşılamaya yardımcı olacak öneriler geliştirilmiştir.
Türkiye'de 60 yaş üzeri sığınmacıların gereksinimleri ve yaşlılık deneyimleri
Bu çalışma Türkiye'ye göç etmiş yaşlı sığınmacıların göç süreci ve sonrası deneyimlerini, sorunlarını ve gereksinimlerini; Türkiye'deki refah hizmetlerinin bu kişilerin sorun ve gereksinimlerini karşılayabilme durumunu analiz etmektedir. Araştırma, derinlemesine görüşmelerin yapıldığı betimsel bir analiz çalışmasıdır. Araştırmada veri toplama tekniği olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Bulgular araştırmacının görüşmeler sırasındaki gözlemleri ve konuya ilişkin diğer çalışmaların bulgularıyla birlikte değerlendirilmiştir. Araştırmanın katılımcıları 10 kadın ile 6 erkekten oluşan 60 yaş üzeri farklı köken ülkelerden Türkiye'ye göç etmiş yaşlılardır. Araştırmada sığınmacıların farklı köken ülkelerden seçilmesinin nedeni göç olgusunu farklı ülke kökenli yaşlılar açısından değerlendirerek konuya geniş bir bakış açısı kazandırmaktır. Araştırma bulguları katılımcıların tamamının göç sonrası barınma sorunları ve ekonomik yetersizlik yaşadıklarını, buna bağlı olarak tümünün çocukları ve diğer aile üyelerine bağımlı durumda olduklarını; bazı katılımcıların göç süreci ve sonrasında sağlık sorunlarının ortaya çıktığını, göç sonrasında bütünleşme ve uyum konusunda farklı stratejiler geliştirdiklerini göstermektedir. Türkçe bilme düzeyi fark etmeksizin yaşlı sığınmacıların tamamının dil ile ilgili sorunlarını çocukları, torunları ve diğer yakınları aracılığıyla aşmaya çalıştıkları görülmüştür. Göç deneyiminin travmatikliğine bağlı olarak yaşlıların ileriye dönük plan ve düşünceleri, yaşam doyumları ve değerlendirmeleri değişmektedir. Yaşlı sığınmacıların ileriye dönük plan ve düşünceleri aile üyeleriyle birlikte yaşamak, kök aile üyeleriyle birleşmek ve Türkiye'de kalmak yönündedir. Bulgular değerlendirildiğinde katılımcıların refah hizmetlerine erişim sorunları yaşadıkları ve Türkiye'deki refah hizmetlerinin yaşlı sığınmacıların gereksinimlerinin karşılanması noktasında yetersiz kaldığı görülmüştür.
Yaşlı bireylerde düşme davranışını etkileyen faktörlerin incelenmesi
Bu çalışmada sağlıklı yaşlı bireylerde yaşlanma ile birlikte artan düşmelerin risk faktörlerini ve bu faktörlerin birbirleriyle olan ilişkilerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmaya 65 yaş ve üzerinde olan 50 katılımcı (18 erkek, 32 kadın) dahil edilmiştir. Katılımcılar Tinetti Düşme Etkinlik Ölçeği, Yaşlı Bireylerde Düşme Davranışları Ölçeği, Mini Mental Test, Geriatrik Depresyon Ölçeği, Whoqol-Old Yaşam Kalitesi Ölçeği, İşitme Engeli Ölçeği-Yaşlı, Mini-Bestest: Denge Değerlendirme Ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Bu çalışmada MMT İle DDÖ-Seviye Değerlendirme alt boyutu arasında negatif korelasyon bulunmuştur. MMT-Kayıt Hafızası ile FES arasında negatif korelasyon bulunmuştur. MBT ile FES arasında negatif korelasyon bulunmuştur. MMT ile DDÖ arasında negatif korelasyon bulunmuştur. Whq-OLD ile FES arasında negatif korelasyon bulunmuştur. GDÖ ile FES arasında negatif korelasyon bulunmuştur. GDÖ ile DDÖ arasında negatif korelasyon bulunmuştur. İEÖ ile FES arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. Sonuç olarak denge yeteneği azaldıkça bireylerin daha fazla koruyucu davranışlar sergilediği, daha fazla düşme korkusu yaşadığı sonucuna varılmıştır. Son bir yıl içerisinde düşme hikayesi olan bireylerin denge puanları daha düşük gözlenmiştir. Ayrıca kadınların erkeklerden daha çok sakınma davranışı gösterdiği ve farkındalık davranış puanlarının daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Düşme korkusu, işitme engel seviyesi ve yaşam kalitesi ile anlamlı derecede ilişkili bulunmuştur. Sonuçlar düşmenin risk faktörlerinin çoklu değerlendirilmesinin düşmeyi önleme programlarına faydalı olacağını göstermektedir. Denge sisteminin iyileştirilmesinde, koruyucu düşme davranışlarının önlenmesinde ve düşmelerin azaltılmasında vestibüler- postural egzersizlerin kombinasyonu önemli bir yer tutmaktadır.
Geriatri polikliniğinde sık gözlenen reçeteleme kaskadlarının belirlenmesi
Reçeteleme kaskadları, hastalara daha önce reçete edilen ilaçların meydana getirdiği advers ilaç olaylarını tedavi etmek için yeni bir ilaç reçete edildiğinde ortaya çıkmakta ve özellikle yaşlı hastalar için istenmeyen olaylar dizisine yol açabilmektedir. Bu çalışmanın amacı geriatri polikliniğinde reçeteleme kaskad sıklığı ve ilişkili faktörlerin belirlenmesidir. 15 Kasım 2015- 15 Kasım 2020 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin geriatri polikliniğine başvuran, en az iki ilaç kullanan ve ≥60 yaş olan hastaların önceki tüm poliklinik ziyaret(ler)ini kapsayan tıbbi kayıtlardaki reçeteleme kaskadları, bir klinik eczacı tarafından geriye dönük olarak değerlendirilmiştir. Dahil edilen toplam 435 hastanın (%64,4 kadın) Charlson-Komorbidite İndeksi (CKİ) değeri yüksek (≥2 skor) ve yaş ortancası (aralık) 79 (63-99) yıl olarak bulunmuştur. Toplam ilaç sayısı ortancası (aralık) reçeteleme kaskadı olmayan hastalarda 8 (6-9), reçeteleme kaskadı olanlarda ise 10 (8-12) olarak saptanmıştır (p<0,001). Toplamda 208 (%47,8) hastada kaskad ilişkili bir durum tespit edilmiştir. Kaskadlarla ilişkili en yaygın ilaç gruplarının, anti-demans ilaçları (%9,6), kalsiyum kanal blokerleri (%9,0) ve lipid düzenleyici ajanlar (%8,7) olduğu saptanmıştır. Çok değişkenli lojistik regresyon analizine göre reçeteleme kaskadları ile; toplam ilaç sayısı (p=0,001, OR=1.18), CKİ (p=0,03, OR=0,81), geriatri kliniğine ilaç ilişkili başvuru varlığı (p<0,001, OR:11,20), geriatri dışı bir kliniğe ilaç ilişkili başvuru varlığı (p<0,001, OR=7,72) ve Katz günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık indeksi (p=0,003, OR=3,41) önemli ölçüde ilişkili bulunmuştur. Bu çalışmada yaşlı hastaların reçeteleme kaskadı açısından risk altında olduğu, reçeteleme kaskadı ile çeşitli ilişkili faktörlerin olduğu ve reçeteleme kaskadlarının tespiti açısından klinik eczacıların multidisipliner ekip içinde yer almalarının önemli olduğu sonucuna varılmıştır.
Geriatrik bireylerde zeybek çalışmalarının bazı motorik özellikler üzerine etkisi
Bu araştırmada, 12 haftalık zeybek oyunlarının yaşlıların denge, kuvvet ve esneklik becerileri üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında 18 gönüllü araştırmaya dahil olmuştur. Çalışma grubu, Edirne Valiliği huzurevinde yaşayan 18 yaşlı birey olup, egzersiz grubunda 9, kontrol grubunda 9 yaşlı birey gönüllü katılım göstermiştir. Deney ve kontrol grubu ön test ve son test fiziksel ölçümlerinden sırasıyla; boy, vücut ağırlığı, denge, kuvvet ve esneklik ölçümleri alınmıştır. Verilerin analizi SPSS 26 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Deney ve kontrol grupların karşılaştırılması için bağımsız gruplarda t testi analizinden faydalanılmıştır. Verilerin normal dağılım gösterip göstermedikleri belirlenmesi amacıyla Shaphiro wilk testi uygulanıp sonrasında verilerin normal dağılım göstermeleri üzerine T testi, eşleştirilmiş T testi analizleri yapılmıştır. Araştırma sonucuna göre 12 haftalık Zeybek oyunu çalışmalarına katılan yaşlı bireylerin denge, kuvvet ve esneklik değişkenlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklara rastlanmıştır (p<0,05). Araştırma bulguları uygun egzersiz programlarının 65 yaş ve üstü yaşlı bireylerin günlük yaşam aktivitelerini artırmada olumlu yönde etkilediği görüşünü desteklemektedir.
Astım hastalarında östaki disfonksiyonun değerlendirilmesi
Bu araştırmada temel amacımız, astım hastalığı bulunan kişilerin zamanla östaki disfonksiyonu olup olmadığını gözlemlemektir. Bu çalışma Van eğitim araştırma hastanesinde göğüs tüm şikayetleri ile hastalıkları polikliniğine astım semptomları için başvurup yapılan klinik muayenede astım tanısı olan hastalara odyoloji kliniğinde akustik immitansmetri ve östaki fonksiyon testleri uygulanmıştır. 26 kadın 14 erkek kişinin katıldığı çalışmamız da cinsiyet dağılımları bakımından gruplar arası fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,014). Kontrol grubunda erkek oranı (%62,5) hasta grubu oranına (%35,0) göre anlamlı yüksektir. Yaş değişkeni bakımından grup ortalamaları bakımından (Hasta grubu: 40,6±14,77 ve Kontrol grubu: 36.68±11,49) istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktur (p=0,189). ETDQ7 skoru bakımından grup ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0,003). Hasta grup ortalaması (14,58±7,11) kontrol grubu ortalamasından (10,68±3,22) istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak ; EFT değerlendirmesi bakımından gruplardaki disfonksiyon dağılımları arası fark istatistiksel olarak anlamlı değildir.
Hafif kognitif bozukluğu olan yaşlı sürücülere yönelik iki farklı ergoterapi müdahalesinin sürüş becerileri üzerine etkisi-randomize kontrollü çalışma
Torpil, B., Hafif Kognitif Bozukluğu Olan Yaşlı Sürücülere Yönelik İki Farklı Ergoterapi Müdahalesinin Sürüş Becerileri Üzerine Etkisi-Randomize Kontrollü Çalışma. Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü Ergoterapi Programı, Doktora Tez, Ankara, 2020. Bu çalışma, Hafif Kognitif Bozukluğu (HKB) olan yaşlı sürücülerde sürücü simülasyon müdahalesiyle bilişsel rehabilitasyon müdahalesinin sürüş becerileri üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmamız, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü Eğitim ve Araştırma Ünitelerine başvuran 34 HKB tanılı yaşlı sürücü dâhil edildi. 34 katılımcı basit rastgele randomizasyon tekniğiyle iki gruba ayrıldı. Katılımcıların yaş, cinsiyet, eğitim durumu, ehliyet yılı, kaza durumu/sayısı/cinsi, araç kullanma durumu ve haftada kaç kere kullandığı ile ilgili sosyodemografik bilgileri alındıktan sonra LOTCA-G, İz Sürme Testi (İST) A-B, Labirent Testi, Sıralı Adım Vurma Testi (SAVT), Sürücü Becerileri Ölçeği (SBÖ), Sürücü Davranışları Ölçeği (SDÖ) ve simülasyon üzerinde literatürden faydalanılarak oluşturulan bir kontrol listesi ile sürüş becerileri değerlendirildi. Değerlendirme sonrası her iki gruba da 12 hafta haftada 2 gün 45 dakikalık seanslardan oluşan müdahale programı uygulandı. İki grupta da Temel Trafik Eğitimi verildikten sonra simülasyon müdahale grubunda simülasyon üzerinde sürüş becerileri çalışıldı, bilişsel rehabilitasyon müdahale grubunda ise LOTCA-G'nin alt başlıklarına göre belirlenen bilişsel müdahale programı uygulandı. İlk değerlendirmede iki grup arasında istatistiksel olarak herhangi bir fark bulunmadı (p>0,05). Müdahaleler sonrasında her iki grupta da sürüş becerilerinin anlamlı bir şekilde geliştiği belirlendi (p<0,05). LOTCA-G'de oryantasyon, görsel-uzaysal algı, dikkat konsantrasyon ve İST A-B, Labirent testi, SAVT ve SDÖ'nün Sıradan İhlaller maddesinde herhangi bir fark bulunmamıştır (p>0,05). LOTCA-G'de diğer parametrelerde bilişsel rehabilitasyon, SBÖ ve SDÖ'de diğer parametrelerde simülasyon müdahalesinin daha etkili olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Bu iki müdahalenin sürücü becerileri üzerinde olumlu etkilerinin olduğu belirlenmiş olup her iki müdahalenin de HBB'li yaşlılarda sürücü rehabilitasyonunda kullanılabileceği bulunmuştur.
Düşme sonucu kırığı olan yaşlı bireylerin ve sağlıklı yaşlı bireylerin ruhsal durumlarının karşılaştırılması
Düşmeler yaşlılığa özgü bir durum olmamasına rağmen görülme sıklığı yaşla birlikte artan, yaşlı bireylerde mortalite ve morbiditeye neden olan önemli bir sağlık sorunudur. Bu çalışma düşme sonucu kırığı olan yaşlı bireylerin ve sağlıklı yaşlı bireylerin ruhsal durumlarının karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı karşılaştırmalı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, 02 Mayıs-31 Ekim 2022 tarihleri arasında Adana Seyhan Devlet Hastanesi Ortopedi Servis'inde düşmeye bağlı kırık nedeniyle yatarak tedavi gören 65 yaş üzeri hastalar ve aynı hastanede yatan hastasını ziyarete gelen 65 yaş üstü sağlıklı bireyler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini, kırığı olan grubunda yer alan 146 yaşlı birey ve kırığı olmayan grupta yer alan 150 yaşlı birey oluşturmaktadır (n= 296). Araştırma verilerinin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu (KBF)", bireylerin ruhsal belirtilerinin ne düzeyde olduğunu saptamak amacıyla ''Belirti Tarama Testi (SCL-90-R) ve bilişsel durumlarını değerlendirmek için "Standardize Mini Mental Test (SMMT)" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, pearson ki-kare testi, pearson korelasyon testi, student's t testi, ANOVA ve post hoc test olarak scheffe testi kullanılmıştır. Bu çalışmada kırığı olan yaşlı bireylerin SCL-90-R Kişilerarası duyarlılık alt boyutu puan ortalamaları ve "Araz Düzeyleri" sağlıklı bireylere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Kırığı olan yaşlı bireylerin SMMT toplam, Yönelim, Hatırlama, Lisan puanları sağlıklı bireylere göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Kırığı olan yaşlı bireylerde yaş, yatış süresi ve düşme sayısı ile SCL-90-R arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Kırığı olan yaşlı bireylerde yaş ve düşme sayısı ile SMMT arasında negatif yönlü, anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Kırığı olan yaşlı bireylerde SCL-90-R ile SMMT arasında negatif yönlü, anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Hem kırığı olan ve hem de sağlıklı kadınlarda SCL-90-R puan ortalaması erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Hem kırığı olan ve hem de sağlıklı grupta okur yazar olmayan bireylerin SCL-90-R puan ortalaması anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Gelirim giderden az kırığı olan yaşlı bireylerin SCL-90-R puan ortalaması geliri gidere denk olan bireylere göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda kırığı olan yaşlı bireylerin kişilerarası becerilerini arttırmaya yönelik hemşire müdahalelerinin planlanması ve yaşlı bireylerin oryantasyon, yönelim, zihinsel ve dil becerilerini korumaya ve geliştirmeye yönelik hemşirelik müdahalelerimin uygulanması önerilmektedir.
Sağlık alanında öğrenim gören öğrencilerde yaşlılara yönelik olumlu tutum geliştirme müdahalelerinin etkisi: Meta analiz çalışması
Dünyada yaşlı nüfusun artışı yaşlı bireylerin sağlık bakım gereksinimlerinin artışını da beraberinde getirmektedir. Sağlık hizmeti sağlayıcılarıyla karşılaşma olasılıkları yüksek olan bu popülasyonun kaliteli sağlık hizmeti alması, sağlık profesyonellerinin yaşlılara karşı olumlu tutumlara sahip olmasıyla ilişkilidir. Bu nedenle sağlık profesyonellerinin eğitim sürecinde yaşlılara karşı olumlu tutumları geliştirmelerini sağlayan programlara ihtiyaçları vardır. Bu çalışma, sağlık alanında öğrenim gören öğrencilerde yaşlılara yönelik olumlu tutum geliştirme müdahalelerinin etkisini belirlemeyi amaçlamaktadır. Meta analiz yöntemiyle gerçekleştirilen bu araştırma için taranan çalışmaların dahil etme kriterleri; sağlık alanında lisans veya ön lisans programlarında öğrenim gören öğrencilerle yapılan, yaşlılara karşı olumlu tutumları geliştirmeyi amaçlayan, yaşlılara karşı tutumları geçerli ve güvenilir ölçüm araçlarıyla ölçen, randomize kontrollü ve düşük düzeyde yanlılık içeren non-randomize kontrollü çalışmalar, Türkçe ve İngilizce dilinde Ocak 2002 - Temmuz 2022 yılları arasında yayınlanan makaleler, araştırma raporları ve tezlerdir. 15 Haziran 2022-31 Temmuz 2022 tarihleri arasında 8 veri tabanında (APA PsycInfo, CINAHL Complete, "Cochrane Central Register of Controlled Trials" (CENTRAL), Medline Complete, ProQuest Dissertations ve Theses Global, Scopus, TR Dizin, WOS Core Collection ve Ulusal Tez Merkezi) tarama yapılmıştır. Tarama ile elde edilen çalışmaların başlık ve özetlerinin konu ile uygunluk açısından değerlendirilmesi, dahil etme-dışlama kriterlerine göre tam metin incelemesi ve yanlılık açısından değerlendirilmesi iki bağımsız değerlendirici tarafından üç aşamada tamamlanmıştır. Çalışmaların yanlılık değerlendirmesi Cochrane yanlılık değerlendirme araçları ile yapılmıştır. Yapılan tarama sonucunda 14101 çalışmaya ulaşılmıştır. Tarama işleminden sonra duplikasyon nedeniyle 3882 çalışma çıkarılmıştır. 10219 çalışma başlık ve özete göre değerlendirilmiş ve 125 çalışma tam metin değerlendirmesine alınmıştır. Veri tabanı taramasından sonra referans taraması yapılmış ve bulunan 3 çalışma da yanlılık değerlendirmesi yapılmak üzere alınmıştır. Sonuç olarak 26 makale yanlılık değerlendirmesine dahil edilmiş ve 13 çalışma meta analize dahil edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde Comprehensive Meta Analysis (CMA) paket programı kullanılmıştır. Etki büyüklüğü için Hedges g, heterojenlik testi için Q istatistiği ve I2 değerleri incelenmiştir. Yayın yanlılığı için Orwin's fail-safe N değeri, Kendall's tau ve Egger's regresyon analizi ile yöntemleri kullanılmıştır. Yayın yanlılığı önem düzeyi p<0,05 alınmıştır. Yayın yanlılığı huni grafiği ile etki büyüklüğü orman grafiği ile sunulmuştur. Yapılan meta analiz sonucunda yaşlılara yönelik olumlu tutum geliştirme müdahalelerinin etki büyüklüğü 0.422 (%95 GA: 0.013: 0.830) istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.043). Yaşlılara yönelik olumlu tutum geliştirme müdahalelerinin etkisinin incelendiği 13 çalışmada etkinin orta düzeyde deney grubundan yana olduğu görülmektedir. Literatürde yaşlılara yönelik olumlu tutum geliştirmeyi amaçlayan fazla sayıda çalışma bulunmakla birlikte yüksek düzeyde kanıt elde etmek için iyi tasarlanmış, metodolojik kalitesi yüksek çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır.