Performance analysis
148 theses under this subject heading
Turkish banking sector performance analyses after the 2001 crisis
This thesis contributes to the weaknesses and strengths of the banking sector in Turkey. Performance analyses (DuPont analysis, CAMELS rating and Data Envelopment Analysis) are done by using quarterly data from 2001 to 2015. The effects and results of policies implemented after the 2001 crisis are investigated in line with solid banking sector construction for the European Union membership procedure; goals and targets of 10th Development Program and for the Istanbul International Finance Center project. In general, due to financial recovery maintained after the 2001 economic crisis, banking industry has shown improvements and has become stronger from the beginning of the millennium. In order to maintain more solid and sound sustainable system, successful policies must continue, especially in the banking sector asset quality and liquidity management areas. Also, supervisory transparency should be increased, even if it may embrace negative effects on financial actors. Even so, traditional ratio analyses are found to be consistent with advanced models. Managerial positions of banks in the sector are found in a good state, but it is observed that a requirement for adequate risk management department still continues as strong is an evidence on skimping hypothesis of NPL's. State owned deposit banks in the Turkish banking sector are performing better than their competitors but they are not in their best state in all measures. This should not mean that crowding out foreign banks out of the system would result in better overall assessment. Although the performance gap between the analyzed units have converged in time. Turkish banks are observed to have a lower performance in managing asset quality as well as vulnerability to market risk than foreign banks.
Borsa yatırım fonları ile A tipi yatırım fonlarının karşılaştırmalı performans analizi: Borsa İstanbul (İMKB) örneği
Türkiye tasarruf düzeyi açısından yalnızca gelişmiş ekonomilerin değil, benzer düzeyde bulunan gelişmekte olan ülke ekonomilerinin de altında bir noktada yer almaktadır. Yatırımcının güvenini kazanacak, risk ve getiri beklentilerini karşılayacak, yatırımcı profiline uygun farklı alternatifler sunacak yatırım araçlarının yaygınlaşması tasarruf düzeyinin gelişmesine katkıda bulunması muhtemel gelişmelerdir. Yatırım fonları ve borsa yatırım fonları Türkiye'de pek çok yatırım aracına göre yeni olmasına rağmen son yıllarda gösterdikleri gelişimle öne çıkmaktadır. Yatırım fonları ve borsa yatırım fonları farklı yatırımcı beklentilerine kolaylıkla cevap verebilecek yapıda olan ve özellikle küçük yatırımcının zorlandığı portföy yönetimi konusunda profesyonel yönetim avantajı sunan özellikli yatırım araçlarıdır. Bu iki yatırım aracının yadsınamaz benzerliklerinin yanı sıra önem arz eden farklılıkları da vardır. Çalışmanın amacı; gelişmekte olan bu iki yatırım aracına ilişkin derinlemesine bilgi vermenin yanı sıra A tipi yatırım fonları ve A tipi borsa yatırım fonlarının performanslarının kıyaslanmasını sağlamaktır. Bu amaçla 2008-2013 yılları arasında kesintisiz işlem gören toplam 28 adet A tipi hisse senedi ağırlıklı yatırım fonu ile 2 adet A tipi hisse senedi ağırlıklı borsa yatırım fonunun performansları farklı kriterlere göre ölçüm yapan teknikler kullanılarak analiz edilmiş ve sonuçlar yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: A tipi yatırım fonu, A tipi borsa yatırım fonu, performans ölçüm teknikleri, risk, getiri.
Elit düzeydeki hentbolcularda müsabaka öncesi ve sonrası reaksiyon zamanları ile müsabaka performansları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Temel motorik özellikler içerisinde yer alan reaksiyon sürati, hentbol oyununun hızlı oynanmasında ve müsabaka performansında gereklilik arz eder. Bu çalışmada hentbolcuların müsabaka öncesi (MÖ) ve sonrası (MS) reaksiyon zamanları arasındaki farklılıklar belirlenerek, müsabaka performansı arasındaki ilişki araştırıldı.Çalışmaya, antrenman yaşı en az beş yıl olan 48 erkek üniversiteli hentbolcu gönüllü olarak katıldı. MÖ ve MS reaksiyon ölçümleri Nelson Reaksiyon Cetveli ile alındı. Müsabakalar kameraya yardımıyla kayıt edilerek, video analizleri yapıldı, sporcu ve takım performans analizi Ulrich'in oyun değer skalası ile elde edildi. Verilerin analizinde SPSS paket programı kullanıldı. Bağımlı ve bağımsız grupların farklılıklarında student t testi kullanıldı. Reaksiyon zamanı ile müsabaka performansı arasında ilişkinin yönü ve gücü Pearson korelasyon analizi ile belirlendi. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak değerlendirildi.Araştırmada, MÖ ve MS reaksiyon zamanları karşılaştırıldığında, müsabaka sonrası galip durumda (MSG); (el, MÖ; 0.235 - MSG; 0.214, çift el, MÖ; 0.253 - MSG; 0.226), müsabaka sonrası mağlup durumda (MSM); (el, MÖ; 0.245 - MSM; 0.263, çift el, MÖ; 0.259 - MSM; 0.274, ayak, MÖ; 0.245 - MSM; 0.261) arasında galip ayrılan takımlar lehine anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0.05). Hentbolcuların reaksiyon zamanları ile müsabaka performansları artı değerleri (MP+) ile çift el reaksiyon zamanı (ÇERZ) arasında (r= 708, p=033), MP+ ile el reaksiyon zamanı (ERZ) arasında (r= -790, p=011), müsabaka performansı eksi değerleri (MA-) ile ERZ arasında (r=975, p=025), toplam müsabaka performansı artı değerler (TMP+) ile ayak reaksiyon zamanı (ARZ) arasında (r= 580, p= 038) anlamlı ilişkiler saptanmıştır (p<0.05).Sonuç olarak, sporcularda bireysel olarak reaksiyon zamanları en kısa olanların, oyun performanslarını (Vt=Vi) etkilemediği, takım olarak reaksiyon zamanları en kısa olan takımın Vt=Vi skorlarının da en yüksek olduğu, MS yorgunluğun reaksiyon zamanına etkisinde, MSG ölçümlerinin; MSM ve MÖ ölçümlerinden daha kısa olduğu görülerek, kazanma ve kaybetme duygusunun daha etkili olduğu söylenebilinir.Anahtar kelimeler: Hentbolcu, Reaksiyon Zamanı, Müsabaka Performansı, Müsabaka Analizi.
Makroekonomik faktörlerin Borsa İstanbul sektör endekslerinin performanslarına etkisi üzerine bir çalışma
Bu çalışmanın amacı, borsa performansını etkileyen faktörleri sektörel bazda incelemek olarak belirlenmiştir. Çalışma kapsamında belirlenmiş olan makroekonomik değişkenlerin (enflasyon, faiz oranı, büyüme oranı, işsizlik oranı, ticaret dengesi, altın fiyatları ve kur değişimi), seçilmiş olan sektör getiri endeksleri (banka, hizmet, gayrimenkul yatırım ortaklığı, gıda içecek, tekstil deri) üzerindeki etkileri araştırılmıştır. 2007-2015 yılları arasında oluşan yıllık değerler, Türkiye İstatistik Kurumu, Merkez Bankası, Borsa İstanbul ve özel yatırım acentelerinden toplanmış ve bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki ilişkiler ise korelasyon ve regresyon analizleri ile tespit edilmiştir. Her bir bağımlı değişken ayrı ayrı incelenmiş olup; alınan değerlerin hepsi, yıllık değişim oranına çevrilerek aynı türden verilerin analize tabi tutulması sağlanmıştır.Regresyon analizi sonuçlarına göre, tüm sektör getiri endekslerinin negatif veya pozitif olmak üzere bir şekilde makroekonomik değişkenlerden etkilendiği görülmüştür. Özellikle kur değişiminin, tüm sektörlerin getiri endeksleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve negatif bir etkisi olduğu bulunmuştur. Kur değişikliklerine benzer bir şekilde,araştırma kapsamında incelenen ve sektör getiri endeksleri üzerinde oldukça önemli etkisi olan bir başka değişken ise büyüme oranıdır. Gerçekten de gayrimenkul yatırım ortaklığı, gıda içecek, banka ve tekstil deri sektörleri getiri endeksleri, büyüme oranı değişkeninden pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde etkilenmektedir. Banka sektörü getiri endeksi, makroekonomik faktörlerden en fazla etkilenen endeks olarak ortaya çıkmıştır. Buna göre, banka sektörü getiri endeksi kur değişiminden negatif, enflasyon oranı ve büyüme oranından ise pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde etkilenmektedir. Anahtar Kelimeler: Borsa, Borsa Performansı, Sektör Getiri Endeksleri, Makro Ekonomik Değişkenler
An empirilcal-the case of comparison of company's place in computer sector with value based performance analysis model
World wide economic developments force businesses to work in more complex and competitive business environments. The most important way to overcome this challenge is through the creation of sustainable added value. Businesses can only provide superior value with added value. In this context, value-based performance measurement methods are at the forefront. EKD is the most widely accepted performance measurement method because it is both easy to implement and clear and understandable. In this study, it is aimed to show how the business activities contribute to the value of the business as a result of the integration of the EKD method with the TOPSİS method by considering the information sector traded in the Borsa İstanbul (BİST), which tends to create the most added value. As a result of EKD values reached in practice, TOPSİS method is applied from performance measurement techniques to order EKD values.It has been tried to measure the net operating profit after tax (VSNFK), the basic steps of EKD, and the contribution of the invested capital and weighted average capital cost (AOSM) to achieve EKD value. EKD value is formed in the result of the study made; it was observed that the post-tax net operating profit and the invested capital had a positive relationship with the EKD value and weighted average capital cost has a negative relation. Although it is believed that the invested capital is positive in general, it is important to provide returns. The results were interpreted in the direction of the findings, suggestions and criticisms were made and important findings were obtained in terms of proper financial management and performance Evaluation. Keywords: Value Based Performance Measurement, Economic Value Added, TOPSİS, BİST Technology Companies.
İnsan kaynakları yönetiminde personel güçlendirmenin örgüt performansı üzerindeki etkileri
Günümüz piyasalarında işletmelerin ayakta durabilmeleri ve işletme hedeflerine ulaşabilmeleri için insan kaynaklarını etkili ve doğru kullanmaları çok önemlidir. Personel ve personel güçlendirme kavramları insan kaynaklarının etkili kullanımında önemli birer ekipman olup, işletmelerde yapılan bu alandaki çalışmalar her geçen gün önemini arttırmaktadır.Öte yandan geliştirilen bu stratejiler ve bu alanda yapılan akademik çalışmaların büyük bölümü örgüt performansı üzerinden yürütülmektedir. Artık günümüzde işletmeler daha çok örgütler halinde düşünülerek, örgüt içerisi iletişim, performans artışı, kalite artırımına yönelik çalışmaların büyük çoğunluğu örgüt performansına yöneliktir.Yapılan bu çalışmada, personel güçlendirme ve örgüt performansı arasındaki ilişki deneysel olarak incelenmiş olup, bu ilişkinin insan kaynakları yönetimi üzerinde bazı etkileri ortaya konmuştur. Her iki kavram da insan kaynakları yönetimi açısından ele alınarak, bu iki kavram arasında olası değerlendirmenin şekli, yönü ve alınabilecek stratejik durumların analizi yapılmıştır. Araştırmanın kavramlar bölümünde insan kaynakları yönetimi ile ilgili genel kavramların verilmesi ve konu ile ilgili literatür bilginin verilmesi amaçlanmış olup, bu amaçla yapılan kaynak taraması sonucunda personel kavramı, personel yönetimi kavramı ve bu kavramların alt bileşenleri verilmiştir.
Garp linyitleri işletmesi mekanize sistem performans ve maliyet analizleri
Ülkemizin en önemli sorunlarından birisi, yeraltında bulunan doğal kaynakların etkin ve verimli bir biçimde üretimine ilişkin problemlerle karşılaşılmasıdır. Enerji hammaddesi olarak önemli bir yere sahip olan kömür, kullanım olanaklarının artması sonucu, gerek ekonomik gerek işletmecilik açısından daha çok önem kazanmıştır. Bu amaçla tez çalışmasında, ülkemizde devlet eliyle mekanize sistemle üretim yapan tek işletme olan, Garp Linyitleri İşletmesi Müessesesi bünyesinde bulunan Ömerler Yeraltı İşletmesinin mekanize sistem performansı ve maliyet analizleri yapılmış, çıkan veriler doğrultusunda değerlendirmelerde bulunulmuştur.Performans analizleri hem klasik hem de modern yöntemlere göre yapılmıştır. Yapılan performans ölçüm sonuçlarına göre mekanize sistemin performansına direkt etki eden duruş süreleri ortaya konmuştur. Duruş süreleri ile performans indeksi arasındaki ilişkiye çoklu lineer regresyonla bakılmış; korelasyon katsayısı (r) 0,907 ve belirlilik katsayısının (R2) 0,823 değerlerini aldığı görülmüştür. Bu sonuca göre, duruş süreleri ile performans indeksi arasında kuvvetli bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Bu duruş süreleri incelendiğinde; bant ve zincirli konveyörlerde ortaya çıkan duruşların öne çıktığı görülmüştür. Bunları kesici makine ve tahkimat duruş süreleri takip etmiştir.Performans analizinden sonra maliyet analizi de yapılmıştır. Yapılan analiz sonucunda Enflasyon oranına göre yapılan düzeltme yapılmış ve 2009 yılında çıkması gereken maliyet 60,66 TL/ton, gerçekleşen 153,37 TL/ton olmuştur. Buda 2,5 kat daha fazla maliyet demektir. 2010 yılında üretim 266.000 ton seviyesine ulaşılmış ve böylece maliyet düşürülmüştür. Buna rağmen, 2010 yılı maliyeti 128,260 TL/ton olarak gerçekleşmiş, oluşması gereken maliyete göre %94 fazla gerçekleşmiştir.1997-2010 tarihleri arasında oluşan maliyetlere bakıldığında; 2002 yılında oluşan küçük bir düşüş dikkate alınmazsa 2004 yılına kadar artış, 2005-2007 yılları arasında düşüş, daha sonra ise yine artış görülmektedir. Oluşan maliyetlerde en büyük faktörün işçilik maliyetinden kaynaklandığı görülmektedir. Bu kalemdeki artış direk olarak maliyeti etkilemektedir.1997 yılında kurulan mekanize sistemle 5 pano üretimini tamamlamış, 6. Panonun üretimi devam etmektedir. Yapılan bu analizlerin sonucunda, sistemin bu özellikle kullanım ömrü olan 10. yılın sonunda (2007) eskidiği, bu yıldan itibaren üretim maliyetinde hızlı bir artış olduğu görülmüştür.Sonuç olarak, sistemde ya tam bir revizyon yapılması gerektiği ya da devamlı arıza yapan ekipmanların değiştirilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır.
Bankalarda kredi riski yönetimi performans analizi ve veri zarflama analizi yöntemi ile uygulama
Bankalar faaliyetleri sebebiyle çok çeşitli risklerle karşılaşmaktadır. Bankaların karşılaştığı riskler ne kadar çeşitli olsa da esas faaliyet konusu olan kredi verme işlevi gereği en büyük risk unsuru olarak kredi riski görülmektedir. Kredi riskini ölçmek artık üretilen yazılımlar ve yapılan uygulamalarla çok daha basit hale gelmiştir. Kredi riski ölçümünde kullanılan yöntemlerin güvenilirliliği de yıllar içerisinde yaşanan tecrübeler ve stres testleri yardımıyla ölçülebilmektedir.Kredi riskini yönetmek her bankanın doğal bir faaliyetidir. Ancak kredi riski yönetiminin başarılı olup olmadığı da ölçülmesi gereken başka bir başarı kriteridir. Kredi riskini yönetmek daha çok finansal metrik içermeyen bir uygulamadır. Ancak kredi riski yönetiminde başarılı olan bir bankanın aktif kalitesi de yüksek olacaktır. Bu sebeple çalışmamızın uygulama aşamasında yöntem olarak seçtiğimiz veri zarflama analizi yönteminde girdi ve çıktı olarak aktif kalitesini ölçen oranlar kullanılmıştır.Çalışmamızın birinci bölümünde kredi riski yönetimi kavramı açıklanmaya çalışılmış, kredi riski yönetiminin amaçları ve temel unsurları üzerinde durulmuş ve son olarak da bankalarda kredi riski yönetiminin organizasyonu ele alınmıştır.İkinci bölümde çalışmamıza temel oluşturan kredi riski yönetiminin performans analizinin finansal ve finansal olmayan metrikleri yer almaktadır.Üçüncü bölümde ise kamu sermayeli, özel sermayeli ve Türkiye'de kurulmuş yabancı sermayeli bankaların 2005-2010 yılları arası verileri kullanılarak veri zarflama analizi yöntemiyle kredi riski yönetim performansları analiz edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Bankalarda Kredi Riski Yönetimi, Performans Analizi, Veri Zarflama Analizi, Kredi Riski Yönetimi Performans Analizi.
Türkiye kayak milli takımları alp disiplini ve kuzey disiplini sporcularının antropometrik ve fizyolojik özelliklerinin karşılaştırılması
Alaeddinoğlu, V. Türkiye Kayak Milli Takımları Alp Disiplini ve Kuzey Disiplini Sporcularının Antropometrik ve Fizyolojik Özelliklerinin Karşılaştırılması. Dumlupınar Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Beden Eğitimi ve Spor Anabilim Dalı programı, Yüksek Lisans Tezi, Kütahya. 2012 Bu çalışmanın amacı Türk Kayak Milli Takımlarında yer alan genç erkek kayakçıların antropometrik ve fizyolojik özelliklerinin araştırılmasıdır. Sporcuların patlayıcı güç, dayanıklılık ve vücut yağ yüzdelerinin araştırılmasıdır.Bu araştırmaya 15-30 Kasım 2011 tarihleri arasında düzenlenen Milli Takım Güç Geliştirme kampına seçilen 15 Kuzey Disiplini (Kayaklı Koşu), 13 Alp Disiplini sporcusu katılmıştır. Ölçümler alınırken Kayak Milli Takım antrenman programına bağlı olarak antropometrik ve fizyolojik parametreleri karşılaştırılmıştır. Alınan ölçümlere göre Kayaklı Koşu kayakçılarının yaş ortalaması 19,5±2,3, Alp Disiplini kayakçılarının yaş ortalaması 20,5±3,5 olarak belirlendi. Kayaklı Koşu kayakçılarının ağırlık değerleri 67,1±5,1 kg, Alp Disiplini kayakçılarının ağırlık değerleri 66,8±10,1 kg olarak belirlendi. Yapılan ölçümlerde Kayaklı Koşu kayakçılarının boy ortalaması 173,7±6,76 cm, Alp Disiplini kayakçılarının boy ortalaması 173,7±6,59 cm olduğunu gösterdi. Fizyolojik değerlendirmelerde göğüs bölgesi yağ değeri Alp Disiplini sporcularının 6,29±1,01 mm, Kayaklı Koşu sporcularının 5,79±2,08 mm olarak bulundu. Biceps Yağ ölçümlerinde Alp Disiplini kayakçılarının 4,3±0,38 mm, Kayaklı Koşu kayakçılarının 3,2±1,13 mm olarak bulundu.Yapılan fizyolojik ölçümlerde uyluk çevre ölçümü Alp Disiplini kayakçılarının 51,8±2,64 cm, Kayaklı Koşu kayakçılarının 49,7±5,52 cm olarak bulunmuştur.Elde edilen veriler SPSS 17,00 programıyla iki grup arasındaki farklılıkları belirlemede ?=0.05 anlamlılık düzeyinde bağımsız iki grup için t-test uygulandı. Ayrıca deneklerden alınan ölçümlerin standart sapmaları ve ortalamaları analiz edilerek değerlendirildi. Sonuçların anlamlılık derecesi P<0,05 ? 0,01 seviyelerinde kabul edilmiştir.Araştırma sonucu iki dal arasında antropometrik ve fizyolojik farkların olduğu görülmüştür. Bu farkların iki dalın antrenman ve yarışma koşullarının farklılığından kaynaklandığı düşünülmektedir.Test sonuçları, Kuzey ve Alp Disiplini dallarının faktörlerine bağlı olarak grupların patlayıcı güç, dayanıklılık, ve vücut yağ yüzdeleri arasında önemli farklar olduğunu gösterdi. Bu çalışmada elde edilen bulgular; antrenman programlarının Kayak Disiplinlerinin patlayıcı güç, dayanıklılık ve vücut yağ yüzdeleri üzerinde etkili olduğunu göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Alp Disiplini, Kuzey Disiplini (Kayaklı Koşu), Slalom, Sprint Yarışları, Performans, Antropometri, Fizyoloji.
Türk ticari bankacılık sektöründe reklam harcamalarıyla bankacılık performansı arasındaki ilişki
Ekonomide para ve kredi politikasının vazgeçilmez araçlarından olan ticari bankalar, mali piyasalar içinde yer alan ve kar amacı güden en önemli kuruluşlar olduklarından, tüketicileri; ürettikleri hizmet ve ürünleri konusunda bilgilendirip, bunları satın almaya teşvik etmektedirler. Dolaysıyla karlarını artırmak için reklamı bir aracı olarak kullanırlar. Yapılan reklam faaliyetleri ise harcamalara neden olmaktadır. Bu nedenlere bağlı olarak ticari bankaların yaptıkları reklam harcamalarıyla performansları arasındaki ilişki araştırmamıza konu olmuştur. Bu çalışmada; ticari bankacılık sektöründe reklam harcamalarıyla performansları arasındaki ilişki panel veri seti oluşturularak incelenmiştir. Veri setinde ticari bankaların performansı; aktif karlılığı ve özsermaye karlılığı bağımlı reklam harcamaları ise bağımsız değişkenler olarak tanımlanmıştır. Panel verinin önce durağanlığı birim kök testleri aracılığıyla sınandıktan sonra değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişki Pedroni testiyle ve değişkenler arasındaki nedensellik ise Granger testi ile ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ticari Bankacılık, Performans, Reklam Harcaması.
Yersel sayısal video yayını sisteminde dikgen sıklık bölümlü çoğullama performans analizi
Katı oksit yakıt hücreli enerji üretim sistemlerinin alternatif kriterlere göre performans analizi
Katı oksit yakıt hücreli enerji üretim sistemleri, konvansiyonel sistemlere göre daha verimli ve çevresel açıdan daha duyarlı olmaları nedeni ile 21. yy'ın enerji üretim sistemleri olarak öngörülmektedir. Bu yeni teknolojiye dayanan enerji üretim sistemlerinin performans karakteristiklerini araştırmanın ve geliştirmenin en kolay, ucuz ve etkin yolu modelleme ve simülasyon çalışması yapmaktır. Bu çalışma, katı oksit yakıt hücreli enerji üretim sistemlerinin performanslarını ve bu performanslar üzerinde çeşitli işletme ve dizayn parametrelerinin etkisini analiz etmeye imkan tanıyan termodinamik modeller oluşturmayı amaçlamaktadır. Katı oksit yakıt hücreli enerji üretim sistemlerini oluşturan komponentler ayrı ayrı ele alınmış ve elektrokimyasal, kimyasal ve termodinamik prosesler göz önünde bulundurularak matematiksel modelleri oluşturulmuştur. Öncelikle çalışmanın temelini oluşturan tüpsel bir katı oksit yakıt hücresinin ohmik, aktivasyon ve konsantrasyon polarizasyonlarını içeren elektrokimyasal model sunulmuştur. Daha sonra metanı hidrojene dönüştürebilen katı oksit yakıt hücre modülü geliştirilmiştir. Çeşitli komponentlerin (reküperatör, gaz türbini, atık ısı kazanı) katı oksit yakıt hücre modülüne entegresi ile ısı ve elektrik üretimi yapabilen farklı sistemler tasarlanmış ve matematiksel olarak modellenmiştir. Sistem konfügürasyonları bir bilgisayar yazılım programında kodlanarak bilgisayar modelleri oluşturulmuş ve verilen belirli şartlarda simülasyonları gerçekleştirilmiştir. Simülasyon sonuçları literatürdeki deneysel veriler ile karşılaştırılarak geliştirilen modellerin güvenirlikleri gösterilmiştir. Net güç çıktısı, I. kanun verimi, ekserji çıktısı, ekserji kaybı, ekserji verimi gibi kriterler sistemlerin performanslarını değerlendirmek için kullanılmıştır. Ayrıca, ekserjitik performans katsayısı olarak adlandırılan ve birim ekserji kaybı başına elde edilen toplam ekserji değerini ifade eden yeni bir kriter, oluşturulan yakıt hücreli sistemlerinin performanslarını değerlendirmek için uygulanmıştır. Sonuç olarak, tasarlanan modeller sayesinde katı oksit yakıt hücreli enerji üretim sistemleri alternatif performans kriterlerine dayalı olarak değerlendirilebilmekte, enerjitik ve ekserjitik açıdan en uygun işletme ve dizayn parametrelerinin belirlenmesinde bir açılım sağlanabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Tüpsel katı oksit yakıt hücresi, elektrokimyasal model, polarizasyonlar, performans analizi, ekserji, ekserjitik performans katsayısı, gaz türbini, kojenerasyon, hibrit sistemler
Statik elektrik makinelerinde farklı oranlarda silisyum içeren saclar kullanılarak makinenin performans parametrelerinin incelenmesi
Bu çalışmada metalurji ve malzeme mühendisliği ile elektrik mühendisliğinin uzmanlık alanlarından incelemeler yapılarak hem ekonomik hem de verim konularında önemli kayıplar görülen transformatör performansları incelenmiştir. Performansı etkileyen silisli saclar, üretim koşulları ve transformatör tipleri, transformatör çalışma şekilleri ve performans hesaplamaları analitik olarak incelenmiştir. Dört ana bölümden oluşan çalışmada tüm literatür bilgisi ve incelemeler kayıpların giderilmesini hedefleyerek ayrıntılı olarak açıklanmıştır.Birinci bölümde elektriksel çeliklerin üretim prosesleri, çeşitleri ve elektriksel özelliklerini incelememizde faydalı olacak temel elektriksel bazı kavramların tanımlamaları yapılmıştır. Özellikle genel tanımlamalardan sonra üretilen silisli saclardaki mikroyapı ve üretim koşullarına bağlı olarak ortaya çıkan elektriksel kayıplar açıklanmıştır.İkinci bölümde ise elektriksel kayıplarda asıl ele alacağımız statik elektrik makinası olan transformatörün yapısı, çalışma prensibi ve kullanım alanları hakkında genel bilgiler verilmiştir. Bu bölümde özellikle üretim, performans ve kullanım açısından bir fazlı transformatörler incelenmiştir.Üçüncü bölümde bir önceki bölümde anlatılan bir fazlı transformatörlerin genel özelliklerinin yanında deneysel kısımlardaki verim hesaplamalarında ihtiyaç duyacağımız analitik formüller ve hesaplama yöntemleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Analitik ifadelerin yoğunluğu dolayısıyla ve konunun anlaşılabilirliği açısından en basit analitik ifadeden en son elde ediceğimiz verim formülüne kadar tüm analitik ifadeler adım adım metalurjik faktörlerle irdelenerek açıklanmaya çalışılmıştır.Son bölüm olan dördüncü bölüm ise deneysel çalışmalara ayrılmıştır. Analitik ifadeleri ve genel özellikleri önceki bölümde anlatılmış olan üç farklı gerilim değerine sahip tranformatöre verim testleri uygulanmıştır ve transformatörde kullanılan sacın önemine değinilmiştir. Elektriksel kayıpların önlenmesi sonucu ülkemiz kazancı belgelerle açıklanmış ve çalışma referansların tanıtılmasıyla sona ermiştir.
TBDY-2018'e göre tasarlanmış planda A1 ve A3 düzensizliği bulunan betonarme bir binanın performans analizi
Deprem, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de insanlığı tehdit eden bir doğa olayıdır. Gelişen teknoloji ile birlikte bu afete karşı önlemler alınmaya çalışılsa da can güvenliğini sağlamak adına depreme karşı dayanıklı yapı tasarlamak büyük önem arz etmektedir. Bu bağlamda, depreme dayanıklı bina tasarımının gerçekleştirilmesi ile ilgili belirli kuralların ve uygulama esaslarının yer aldığı deprem yönetmelikleri oluşturulmuştur. Tez çalışması kapsamında, 1 Ocak 2019 tarihi itibariyle ülkemizde yürürlüğe giren Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği-2018 (TBDY-2018) esas alınmıştır. Bina tasarımında genel anlamda doğrusal-elastik hesaba dayalı dayanıma göre tasarım prensipleri kullanılmaktadır. Buna karşın, binaların gerçek davranışını yansıtan ve doğrusal olmayan analiz yöntemlerinin kullanıldığı şekildeğiştirmeye göre tasarım, binaların deprem yükleri altında performans seviyelerini belirlemek adına önem arz etmektedir. TBDY-2018'de deprem yer hareketi etkisi altındaki gerçek bina davranışının tahmin edilmesini gerektiren yüksek binalar, sismik izolasyonlu binalar gibi önemli binaların tasarımı ve mevcut binalarda şekildeğiştirmeye göre tasarım zorunlu kılınmıştır. Bu tür binalarda dayanıma göre tasarım bir ön tasarım yöntemi olarak benimsenmiştir. Bu kapsamda, söz konusu tez çalışmasında, TBDY-2018 esasları uyarınca dayanıma göre tasarımı yapılmış, bünyesinde A1-burulma düzensizliği ve A3-planda çıkıntı düzensizliği bulunduran, taşıyıcı sistemi boşluksuz perde ve çerçevelerden oluşan 10 katlı betonarme bir binanın performans değerlendirilmesi yapılarak şekil değiştirmeye göre tasarımı tamamlanmıştır. Tez çalışmasında, ilk olarak dayanıma göre tasarım kapsamında, binanın doğrusal-elastik davranışını esas alan üç boyutlu (3D) nümerik modeli ETABS programında oluşturulmuştur. Kolon ve kirişler çubuk eleman, perde ve döşemeler ise kabuk eleman olarak modellenmiştir. Doğrusal-elastik analizde kullanılan etkin kesit rijitlik çarpanları ilgili kesitlere atanmıştır. TS498'de belirtilen yük kabullerine göre döşeme ve kirişlere yük ataması yapılmıştır. Binanın kat kütleleri programa hesaplatılarak serbest titreşim analizi (modal analiz) gerçekleştirilmiş; binanın X, Y ve burulma doğrultularındaki hâkim titreşim periyotları, mod şekilleri ve kütle katılım oranları belirlenmiştir. TBDY-2018'de tanımlı olan elastik ivme spektrumu ve kat kütleleri ile birlikte ek dışmerkezlik etkileri de dikkate alınarak eşdeğer deprem yükü yöntemi uygulanmıştır. Dışmerkezlik etkileri ile X ve Y doğrultularındaki deprem yer hareketlerinin yönleri dikkate alınarak sekiz farklı kombinasyon oluşturulup düzensizlik, göreli kat ötelemeleri, ikinci mertebe etkileri ve devrilme momenti kontrolleri yapılmıştır. Binada A1 burulma düzensizliği ve A3 planda çıkıntı bulunması düzensizliklerinin yer aldığı tespit edilmiştir. Devrilme momenti kontrollerinin sağlanamaması üzerine yapı davranış katsayısında (R) düzeltme yapılmıştır. Burulma düzensizliği katsayısı oranında dışmerkezlik etkileri artırılmış ve eşdeğer deprem yükü yöntemi binaya tekrar uygulanmıştır. Yalnızca düşey yüklerin bulunduğu tasarım kombinasyonu ile birlikte depremin X ve Y bileşenlerinin aynı anda etkimesi durumlarını gözönüne alacak şekilde oluşturulan toplamda 65 yük kombinasyonu için en olumsuz durumu veren yükleme değerine göre kolon, kiriş ve perde elemanların boyut ve donatı miktarları belirlenmiştir. Binanın serbest titreşim modlarının kütle katılım oranlarının X, Y ve burulma doğrultularında yeterli katılımı sağlayamadığından dolayı binaya ayrıca mod birleştirme yöntemi de uygulanmıştır. Mod birleştirme yöntemi ile de yük kombinasyonları oluşturulup tasarım gerçekleştirilmiş ve dayanıma göre tasarım sonlandırılmıştır. Şekildeğiştirmeye göre tasarım kapsamında, binanın doğrusal olmayan davranışı esas alan nümerik modeli yine ETABS programıyla oluşturulmuştur. Malzeme açısından doğrusal olmama durumunu dikkate alabilmek adına kiriş ve kolonlarda yığılı plastisite; perdelerde ise yayılı plastisite kullanılmıştır. Kirişlerin uçlarına M3 eğilme mafsalı, kolonlara iki eksenli eğilme ve normal kuvvet etkileşimini dikkate alabilen P-M2-M3 mafsalı, perdelerde ise kritik perde yüksekliği boyunca bünyesinde doğrusal olmayan beton ve donatı çeliği gerilme-şekildeğiştirme bağıntılarının tanımlanabildiği kesit hücreleri atanmıştır. Kolon ve kiriş kesitlerinin moment-eğrilik ilişkilerinin oluşturulması için XTRACT programından faydalanılmıştır. Moment-eğrilik ilişkileri iki doğrulu olarak idealleştirilerek doğrusal olmayan analize esas olacak etkin kesit rijitlikleri ile göçme öncesi (GÖ) ve kontrollü hasar (KH) performans sınırları için plastik dönme değerleri hesaplanmıştır. Kolonlarda moment-eğrilik ilişkileri oluşturulurken dikkate alınacak eksenel yük doğrusal olmayan düşey yük analiziyle belirlenmiştir. Perde elemanlarında kullanılan kesit hücrelerine atanan parabolik pekleşen donatı ve Mander sargılı-sargısız beton modelleri TBDY-2018'den alınmıştır. X ve Y yönünde kütle katılım oranlarının düşük olması sebebiyle binaya sabit tek modlu itme analizi yöntemi uygulanmamış; Zaman Tanım Alanında Doğrusal Olmayan Analiz (ZTA) yöntemi uygulanmıştır. Analizde kullanılacak yatay deprem ivme kayıtları, tasarıma esas deprem yer hareketi düzeyine uygun deprem büyüklüğü, kaynak mekanizması, yerel zemin grubu ve faya olan mesafelere göre Pacific Earthquake Engineering Research Center (PEER) veritabanında bulunan gerçek deprem ivme kayıtlarından seçilmiştir. TBDY-2018'de yer alan basit ölçeklendirme yöntemi PEER veritabanı tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda, on bir deprem ivme kayıt takımının bileşenlerinin elastik ivme spektrum ordinatlarının karelerinin toplamının karekökü alındıktan sonra ortalamalarından oluşan spektrumdaki ivme değerlerinin, tasarıma esas elastik spektrum ivme ordinatlarının 1.3 katından büyük olması esas alınmıştır. Zaman tanım alanında doğrusal olmayan analizin başlangıç adımı olarak doğrusal olmayan düşey yük analizi tanımlanmıştır. Bu analiz sonucu oluşan deformasyon ve rijitlik durumları esas alınarak yer hareketinin her iki bileşeni aynı anda binaya belirlenen ölçek katsayısı ile çarpılarak etki ettirilmiştir. Analizlerde Rayleigh sönümü kullanılmış olup sınır periyotlar için belirli yaklaşımlar yapılmıştır. Sonuç olarak, on bir adet yer hareket çifti, doğrultuları değiştirilerek binaya etki ettirilmiş, toplamda 22 adet zaman tanım alanında doğrusal olmayan analiz yapılmıştır. Yeni yapılacak binanın deprem yer hareketi karşısında performansını belirlemek adına, ZTA'dan elde edilen istem büyüklüklerinin zaman serisi sonuçlarının en büyük değerlerinin ortalamaları dikkate alınmıştır. Bazı istem değerleri için, doğrusal olmayan analiz için hesaplanan bu değerler ile mod birleştirme yöntemi ile hesaplanan değerler karşılaştırılmıştır. Hesaplamalar sonucunda, TBDY-2018 uyarınca Dayanıma Göre Tasarımda belli oranda hasar oluşumuna izin verilmiş olsa da A1 ve A3 türü düzensizliğe rağmen kolon ve kiriş olarak çalışan elemanların yaklaşık %85' i Sınırlı Hasar Bölgesi' nde kalmıştır. Perde elemanlarda plastikleşmenin zemin kat düzeyinde sınırlı kaldığı ve şekildeğiştirmelerin bütün depremler için yönetmelik hasar sınır değerinin altında kaldığı belirlenmiştir. Mod Birleştirme yöntemi ile bulunan sonuçlar karşılaştırıldığında, tepe yerdeğiştirmelerinin doğrusal olmayan analizde her iki yönde de ortalama %70 oranında daha fazla çıktığı, göreli kat ötelemeleri değerlerinin iki yöntem için de yönetmelik sınır değerleri altında kaldığı, taban kat kesme kuvvetlerinin doğrusal olmayan analiz sonuçlarında yaklaşık 3 katı kadar fazla olduğu gözlemlenmiştir. Bütün olarak bakıldığında, TBDY-2018 esaslarına göre tasarlanan söz konusu binanın tasarım deprem yer hareketi olan DD-2 altında Kontrollü Hasar performans düzeyinde olduğu, ancak Belirgin Hasar Bölgesi' ne geçen çok az sayıda elemanın bulunması nedeniyle oldukça güvenli tarafta kalan bir performans sergilediği söylenebilir. Özellikle perdelerin sınırlı hasar performans seviyesinde kaldığı düşünüldüğünde perde tasarımında daha düşük donatı oranlarının kullanılabilmesine olanak doğmaktadır.
Yaşlılarda yüksek doz intramusküler kolekalsiferol ile oral kolekalsiferolün vitamin D düzeyleri ve fiziksel performans üzerine etkileri
Amaç: Vitamin D eksikliği veya yetersizliği olan yaşlılarda yüksek doz intramusküler ve oral kolekalsiferolün Vitamin D düzeyleri, kas kuvveti ve fiziksel performans üzerine etkilerini değerlendirmektir.Gereç ve Yöntem: Huzurevinde yaşayan 65 yaş ve üzeri ambulatuvar 116 kişi değerlendirildi. Çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan 66 hastanın demografik ve tanımlayıcı verileri sorgulandı. Serum 25(OH)D seviyesi ? 10 ng/ml eksiklik, 10-29 ng/ml arası yetersizlik olarak alındı. Vitamin D eksikliği/yetersizliği bulunan bireyler 600,000 IU kolekalsiferolün uygulanma şekline göre İM ve Oral gruplara randomize edildi. Kolekalsiferol tedavisi sonrası hastalar 6. ve 12. haftalarda takip edildi. Biyokimyasal tetkikleri başlangıç, 6. ve 12. haftalarda yapıldı. Başlangıç ve 12. haftada MicroFET3 manuel kas gücü ölçüm cihazı ile kuadriseps kas gücü ölçümü ve Kısa Fiziksel Performans Testi (SPPB) ile fiziksel performansları değerlendirildi.Bulgular: Bireylerin (n=116) % 37,1'inde (n=43) eksiklik, % 57,8'inde yetersizlik (n=67) bulundu. Yalnızca % 5,2 (n=6) kişide vitamin D seviyesi yeterliydi. Çalışmaya alınan hastaların (n=66) % 42,4'ünde (n=28) eksiklik, % 57,6'sında (n=38) yetersizlik mevcuttu. Kolekalsiferol tedavisi sonrası her iki grupta 6. ve 12. haftalarda vitamin D seviyelerinde anlamlı artış tespit edildi. 12. haftadaki artış İM grupta Oral gruptan anlamlı olarak daha yüksekti (p=0,003). Kolekalsiferol tedavisi sonrası kuadriseps kas gücü ve fiziksel performans skorlarında 12. haftada anlamlı iyileşme saptandı. Ancak kuadriseps kas gücü, fiziksel performans testleri ve Vitamin D seviyeleri arasında korelasyon gösterilemedi.Sonuç: Vitamin D eksikliği yaşlılarda, özellikle huzurevlerinde yaşayanlarda sık görülmektedir. Vitamin D nöromusküler fonksiyonlarda önemli rol oynadığından 65 yaş ve üzeri bireyler optimal düzeylerin sağlanması açısından öncelikli olarak değerlendirilmelidir. Özellikle yaşlılarda günlük tedavilere uyumun düşük olması nedeniyle vitamin D'nin periyodik olarak yüksek dozda uygulanması güvenilir ve etkin bir tedavi seçeneğidir.Anahtar sözcükler: Vitamin D, yaşlılar, kas gücü, fiziksel performans
Katılım bankacılığının Türkiye'deki uygulamalarının performans analizi açısından değerlendirilmesi
Ekonomilerde kritik öneme sahip olan bankacılık sektörü için etkin ve verimli çalışmak büyük önem arz etmektedir. Ekonomilerde son yıllarda yaşanan küresel krizler faizli işlem yürüten bankalara olan güveni azaltmıştır. Faizli işlem yapmak istemeyen yatırımcılarında atıl kaynaklarını harekete geçirip ekonomik sisteme dâhil etmek istemesi insanları farklı banka alternatiflerine itmiştir. Katılım bankaları da mevduat bankalarına alternatif olarak ülkemizde 1983 yılında Özel Finans Kurumları adıyla kurulmuştur. Türkiye'de yıllar itibariyle gelişme gösteren katılım bankaları son on yılda %17 büyüme göstermiştir. Katılım bankalarının aktif büyüklüğü de % 6 seviyelerine ulaşmıştır. Bankacılık sektörünün önemli bir unsuru haline gelen katılım bankalarının kaynaklarının etkin ve verimli kullanıp kullanmadığı çalışma da tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda Türkiye'de faizle çalışan ticari bankalar ile katılım bankalarının 2011-2015 yılları arasındaki etkinlik performansı Veri Zarflama Analizi ile ölçülmüştür. Malmquist TFV endeksi ile toplam faktör verimliliği ve etkinlik düzeylerinin yıllara göre değişimi ölçülmüştür. Yapılan analiz sonucunda katılım bankalarının mevduat bankalarına göre kaynaklarını daha etkin ve verimli kullandığı tespit edilmiştir.
Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı erişkin acil servisi maliyet analizi (Bireysel performans ve havuz sisteminin karşılaştırılması)
AMAÇ: Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Erişkin Acil Servisi'nin 01.01.2014-31.12.2017 yılı idari, mali ve tıbbi verilerinin kullanılarak acil serviste havuz sistemi ve bireysel performans uygulamasını karşılaştırmayı hedefledik. MATERYAL VE METOD: Acil Tıp Anabilim Dalı'na bağlı olarak çalışan Erişkin Acil Serviste 01.01.2014 ile 31.12.2017 tarihleri arasında faturalandırılan tüm hizmetler ve bu süre içinde belgelenmiş olan tüm gelirler ve giderler çalışmaya alındı. Verilerin analizinde Geleneksel Maliyet Analizi yöntemi kullanılarak; acil servis birim hasta maliyeti hesaplandı. Veriler Microsoft Office Excel programı kullanılarak analiz edildi. BULGULAR: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Erişkin Acil Servis'in 01.01.2014-31.12.2017 yılı personel brüt maaş hariç toplam geliri 28.772.620,91 TL, toplam gideri 28.424.209,47 TL olarak hesaplandı. Personel maaşları merkezi bütçeden ödendiğinden brüt maaşların dâhil edilmediği maliyet hesaplamasında 2014 yılında 25.831,54 TL zarar, 2015 yılında 137.780,99 TL kar, 2016 yılında 148.427,62 TL zarar, 2017 yılında 384.889,61 TL kar edilmiş dört yıllık toplamda 348.411,44 TL kar elde edilmiştir. Dört yıllık toplam maliyetin ortalama olarak % 48,11 i gibi yüksek bir oranını personel giderleri oluşturmaktadır. SGK tarafından hasta başına hastaneye ödenen ortalama birim gelirin (muayene ücreti ve hastalara yapılan tüm girişimsel işlem ücretleri dâhil) ortalaması 47,12TL olarak hesaplanmıştır. Acil servis personel brüt maaş hariç birim hasta maliyetinin ortalaması 46,62 TL olarak hesaplanmıştır. Birim hasta başına düşen personel katkı payı maliyeti ortalaması 22,51 TL olarak tespit edilmiştir. SGK tarafından 2014-2017 yıllarında ödenen acil birim muayene fiyatı acil hastalar için 15,50 TL'dir. TARTIŞMA VE SONUÇ: Sağlık hizmetleri sunumu, finans desteği, hizmet sürecinde tedarik unsurları gibi çok boyutlu ve kapsamlı aşamaları olan bir bütündür. Tüm işletmeler gibi hastaneler de birer sağlık işletmesidir. Temelde kar amacı gütmeyen sağlık kuruluşları olmakla birlikte sağlık kurumları hizmet sunumlarında sahip oldukları kaynakları verimli bir şekilde maliyet etkin kullanmak durumundadırlar. Performansa göre döner sermaye gelirlerinden ek ödeme sistemi hem maliyet etkinliği açısından daha güçlü hem de gerçek anlamda çalışan personeli ödüllendirme ve işe motive etmeye yardımcı bir sistem gibi görünmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Acil servis, Maliyet, Maliyet analizi, Peformansa Dayalı Ek Ödeme Sistemi
Sürtünme tipi sönümleyicilerin yapısal davranış üzerindeki etkisi
Bu tez çalışmasında, iki farklı okul yapısının sürtünme tipi sönümleyicili ve sönümleyicisiz olmak üzere performansları değerlendirilmiştir. Aynı zamanda ABAQUS CAE programında teorik deneysel olarak tasarlanan bir doğrusal sürtünme tipi sönümleyicinin yapısı ve davranışı incelenmiştir. Tez çalışması altı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, sismik tasarımda geleneksel yaklaşımın dışına çıkıldığında karşımıza çıkan enerji tüketim sistemlerinin önemi, çalışmanın arka planı, amacı ve kapsamında olarak sunulmuştur. İkinci bölümde, yapıların deprem etkilerinde korunması ve deprem performanslarının arttırılması amacıyla kullanılan enerji tüketim sistemleri ve lif takviyeli polimerler hakkında bilgiler verilmiştir. Depremler sırasında sıkça karşılaşılan enerji kesintisinden dolayı herhangi bir güç kaynağına ihtiyaç duyulmayan pasif enerji tüketim sistemleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde, teze konu olan sürtünme tipi sönümleyicilerin literatürdeki çalışmalarına yer verilmiştir. Ayrıca ABAQUS CAE programında tasarlanan doğrusal sürtünme tipi sönümleyicinin kararlı ve dikdörtgene yakın histeretik eğrisi sergilenmiş ve yapısında bulunan sürtünme plakaları, dış plakalar, boşluklu plaka ve cıvatalardaki gerilme konturları raporlanmıştır. Sürtünme tipi sönümleyicilerin en önemli parametrelerinden biri olan kayma yükünün hesabının sönümleyici üzerindeki hangi parametrelere bağlı olduğuna değinilmiştir. Sürtünme tipi sönümleyicinin ETABS programında yapıya entegresi konusunda bilgiler verilmiş. Rijitlik ve kayma yükü gibi sönümleyici parametreleri açıklanmıştır. Ardından ETABS programında on bir deprem ivme kaydıyla yapılan zaman tanım alanında doğrusal olmayan analizlere, yapı elemanlarında kullanılan doğrusal olmayan davranış modellerine ve malzeme modellerine değinilmiştir. Çalışmadaki her iki yapıda da yayılı plastik davranış modeli olan fiber plastik mafsal modeli kolon elemanları için kullanılmıştır. Kiriş elemanlarında ise yığılı plastik mafsal modeli kullanılmıştır. Performans analizi için TBDY 2018'de belirtilen şekil değiştirme ve plastik dönme sınırları bu bölümde açıklanmıştır. Dördüncü bölümde geometrisi kareye yakın okul yapısı, beşinci bölümde ise geometrisi dikdörtgen okul yapısı için elemanların hangi hasar bölgelerinde kaldığı, kat yer değiştirmeleri, kat ötelemeleri, kat kesmeleri, kat ivmeleri, sönümleyicilerin enerji sönüm yüzdeleri ve sönümleyicilerin analiz sonucu elde edilen histeretik eğrileri sunulmuştur. Dördüncü ve beşinci bölümdeki yapılar sönümleyicili ve sönümleyicisiz olmak üzere karşılaştırılmıştır. Altıncı bölümde sonuçlar ve önerilere yer verilmiştir. Altıncı bölümü referanslar ve özgeçmiş kısmı takip etmektedir.
Lojistik regresyon ve farklı sınıflama modellerinin performanslarının karşılaştırılması
Sağlık alanında sınıflama modelleri hastalıkların seyrinin tahmin edilmesinde ve tanı koymada sık kullanılan modellerdir. Bu modeller arasında en sık kullanılan ve en iyi bilineni Lojistik regresyon(LR) dur ancak son yıllarda kullanımı artan sınıflama modellerinin performansları konusunda henüz yeterli bilgiye sahip değiliz. Bu tezde kullanılan Karar Ağacı(KA), Random Forest(RF), Destek Vektör Makineleri(DVM) ve Naive Bayes(NB) sınıflama modelleri yanıt değişkenin iki değerli ve açıklayıcı değişkenlerin kategorik ve/veya sürekli olabildiği modellerden seçilmiştir. Bu tezde, LR yöntemi ile diğer yöntemlerin farklı örnek büyüklüğü, prevelans, açıklayıcı değişken tipi ve tanımlayıcılık katsayısı durumunda, etkileşim terimlerini bulunduran ve etkileşim terimlerini bulundurmayan 2 farklı model ile veri setleri üretilerek sınıflama modellerinin performanslarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca literatürden alınan 12 gerçek veri seti için performansları karşılaştırılmıştır. Genel olarak etkileşim terimlerini bulundurmayan modelde NB yönteminin performansı diğer yöntemlerden daha yüksek ve LR yöntemi ile benzer sonuçlar verdiği gözlenmiştir. Etkileşim terimlerini bulunduran modelde, düşük örnek büyüklüğünde NB yönteminin diğer yöntemlerden daha iyi performans göstermiştir. Orta ve büyük veri setlerinde DVM ve RF yöntemlerinin daha iyi performans göstermektedir. Bunula birlikte KA ve DVM yöntemleri düşük prevalans, düşük tanımlayıcılık katsayısı ve küçük örnek büyüklüğünde sınıflama yapamadığı durumların çok fazla olduğu(%50) gözlenmiştir. Gerçek veri setleri analizlerde DVM ve RF yöntemleri daha iyi performans gösterdiği gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Lojistik Regresyon, Prevalans, doğrusallık, Karar Ağacı
Manisa kent merkezi birinci basamak sağlık çalışanlarının; Kanser tarama performansları ve ilişkili faktörler
Amaç: Manisa kent merkezinde birinci basamak sağlık çalışanlarının kanser taramaları hakkında bilgi, tutum ve davranışları ile birlikte algıladıkları performanslarını değerlendirerek tarama kapsayıcılık oranlarının iyileştirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma Manisa Şehzadeler ve Yunusemre ilçelerine bağlı aile sağlığı merkezlerinde (ASM) 2018-2019'da yürütülmüş kesitsel tipte bir araştırmadır. Çalışmada 101 aile hekimi (AH) ve 94 aile sağlığı elemanına (ASE) ulaşılmış olup katılım oranı %87,8'dir. Bağımlı değişkenleri; sağlık çalışanlarının serviks, meme ve kolorektal kanser taramaları ile ilgili algılanan performansları ve toplam algılanan kanser tarama performanslarıdır. Bağımsız değişkenleri; sosyodemografik özelikleri, mesleki bilgileri, kanser tarama programları hakkında bilgi, tutum ve davranış özellikleri ile coğrafi bölge, kanser taramaları altyapı özellikleridir. Tanımlayıcı analizlerde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmış, tip 1 hata düzeyi 0,05 olarak alınmıştır. Kategorik verilerde Ki-kare testi ve Fisher'in kesinlik testi, sürekli verilerde ise bağımsız gruplarda T Testi uygulanmıştır. İleri analizlerde ise lojistik regresyon analizi ile %95 güven aralığında tahmini rölatif riskler hesaplanmıştır. Bulgular: Algılanan toplam tarama performansı riski; geliri giderinin altında olanlarda 2,9 (%95 GA 1,2-7,0), gaitada gizli kan (GGK) testi tutumu olumsuz olanlarda 3,6 (%95 GA 1,6-7,9), kentsel bölgede 14,9 (%95 GA 2,2-99,5) ve yarı kentsel bölgede çalışanlarda 23,8 (%95 GA 3,1-184,3) kat yetersiz bulunmuştur. Sonuç: Her üç kanser taraması için algılanan performansta kentsel ve yarı kentsel bölgelerde, GGK'ya karşı olumsuz tutumda ve gelirin giderden az olması durumunda yetersizlik riski artmaktadır. Öneriler: Birinci basamak sağlık çalışanlarının gelir algıları, fiziksel koşulları ve yazılım sistemleri iyileştirilmeli, kentsel ve yarı kentsel bölgelerdeki kanser taramaları ile ilgili sorunlar saptanmalıdır. Anahtar kelimeler: Birinci basamak, kanser taramaları, algılanan performans
Telli, vurmalı ve yaylı enstrüman kullanan müzisyenlerde palmar deri rezistansının el becerisi ve ince motor kavrama üzerine etksinin araştırılması
Çalışma müzisyenlerde palmar deri rezistansının el becerisi ve ince motor kavrama kuvvetleri ile ilişkisinin araştırılması amacı ile yapıldı. Çalışmaya 18-45 yaşları arasında 33'ü kadın, 39'u erkek toplam 72 katılımcı dahil edildi. Katılımcıların palmar deri rezistansı multimetre ile, İnce motor kavrama kuvveti pinchmetre ile ölçüldü. El becerisi ölçümü için 9 delikli peg testi uygulandı. Palmar deri rezistansı düşük ve yüksek olan kişilerin el becerileri ve ince motor kavrama kuvvetleri karşılaştırıldı. Dominant ve dominant olmayan tarafta palmar deri rezistansı düşük olan ve yüksek olan grupların el becerileri arasında anlamlı fark bulundu (p<0,05). Palmar deri rezistansı düşük olanların el becerisinin daha iyi olduğu gözlendi. İnce motor kavrama kuvvetleri arasında anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Bu çalışmada değerlendirilen parametrelerin ilişkisine bakıldığında, el becerisi ve palmar deri rezistansı arasında zayıf ilişki olduğu tespit edildi. Palmar deri rezistansının dominant tarafta ince motor kavrama kuvveti çeşitlerinden sadece lateral kavrama ile zayıf ilişkili olduğu görüldü. İkili kavrama (bipod kavrama) ve üçlü kavrama ile ilişkili olmadığı saptandı. El becerisinin dominant tarafta sadece lateral kavrama ile zayıf ilişkisinin olduğu görüldü. Sonuç olarak, palmar deri rezistansının müzisyenlerde performansı etkileyen bir kriter olduğu, mesleki rahatsızlıklara yönelik risk faktörlerinin belirlenmesinde, tedavi planı oluşturulmasına katkı sağlayabilecek, objektif veriler elde edebileceğimiz elektrofizyolojik bir ölçüm yöntemi olarak dikkate alınması gerektiği görüşündeyiz. Anahtar Kelimeler: Palmar Deri Rezistansı, Müzisyenler, Kavrama, El Becerisi, Performans, Fizyoterapi
Azerbaycan bankacılık sisteminin performans analizi: Veri Zarflama Yöntemi uygulaması
Finansal sistem içerisinde toplamış olduğu tasarrufları sermayeye dönüştürebilme özelliğine sahip bankacılık sistemi, Azerbaycan'da finansal aracılık boyutuyla finansal sistemin en önemli halkası durumundadır ve ekonomik sistemin etkili ve dayanıklı olarak sürdürülmesi açısından stratejik bir rol oynamaktadır. Nitekim bankacılık sisteminin performansı, günümüz teknolojik ilerlemeler paralelinde gelişen rekabet yoğunluğu içerisinde gücü ve sağlamlığı açısından giderek ön plana çıkan bir unsur olmakla birlikte, ekonomik büyümeye yardımcı olabilmesi, finansal buhran riskini azaltabilmesi gibi olumsuzlukların önlenebilmesi açısından da hayati bir önem taşımaktadır. Azerbaycan Bankacılık Sistemi (ABS), 2008-2017 yıllarını kapsayan dönemde özellikle dışsal faktörlerin etkisiyle belirli dalgalanmalar yaşamış ve buna bağlı olarak kapsamlı rehabilitasyon süreci geçirmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, ABS'de yer alan bankaların sahip olduğu özellikleri göz önünde bulundurarak, istenilen mal ve hizmetlerin (çıktıların) elde edilmesi sürecinde kaynaklarını (girdilerini) hangi seviyeye kadar (ne kadar etkin) kullandıklarının tespit edilmesi ve buna bağlı olarak bankaların sürdürülebilir büyüme politikalarını hayata geçirebilmeleri sürecindeki performanslarının değerlendirilmesidir. Bu maksatla çalışmada etkinlik ve verimlilik analizleri yapılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, kavramsal ve tarihsel gelişime ilişkin bilgiler verilmiş, dünyada ve Azerbaycan'da yakın geçmişte yaşanan ekonomik gelişmeler ve kriz ve konulan ekonomik hedeflere ulaşmak için uygulanan finansal sistem yapılanmaları üzerinde durularak ABS'nin bugün gelinen konumu belirlenmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde, ABS'nin yapısal özellikleri ve günümüz Azerbaycan bankacılık sisteminin performansı açısından genel durumu incelenmiştir. Son bölümde ise, 2008-2017 yıllarını kapsayan dönemde parametrik olmayan bir yaklaşım olan Veri Zarflama Analizi kullanılarak, çeşitli etkinlik ölçüleri tahmin edilmiştir. Toplam Faktör Verimliliğini değerlendirmede, Malmquist Endeksi kullanılmıştır. Çalışmada ayrıca, Panel Veri ve Panel Logit modelinden yararlanılarak bankaların etkinliği üzerinde etkili olan bankaya özgü faktörlerin etkisi irdelenmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, inceleme döneminde, teknik, saf teknik, ölçek etkinliklerinde önemli bir etkinlik kazanımı elde edilememiştir. Çalışmanın diğer sonuçlarına göre ise ABS'de teknik etkisizliğin temel kaynağı, saf teknik etkisizlikten çok ölçek etkisizliği olmuş; analize dahil edilen bankaların büyük bir çoğunluğu ölçeğe göre azalan getiriden kaynaklanan ölçek etkisizliğine sahip oldukları görülmüştür. Bununla birlikte, bankaların etkinlikleri sahiplik yapısı ve ölçeğe göre farklılıklar göstermiştir. Ayrıca çalışma kapsamında ele alınan dönem içerisinde, etkinlik artışından çok teknolojik ilerlemeye bağlı verimlilik artışı elde edilmiş; uzun ve kısa dönemlerde aktif karlılığı (ROA) ve özsermaye karlılığı (ROE) rasyolarının içsel belirleyicilerden kaynaklanan (likidite riski, sermaye yeterlilik oranı, aktif büyüklüğü ve emeğin fiyatı) negatif ve anlamlı bir etkiye sahip oldukları görülmüştür. Azerbaycan Bankacılık Sistemi, Bankacılık Sisteminin Etkinliği, Performans Analizi, Veri Zarflama Analizi, Malmquist Verimlilik Endeksi
İzmir Seferihisar Depreminde betonarme yapılarda meydana gelen hasarlar ve sebepleri
30 Ekim 2020 tarihinde, merkezi Seferihisar açıklarında Kuşadası ile Sisam adası arasında normal fay zonunda, büyüklüğü Kandilli Rasathanesine göre 6,9; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'na göre ise 6,6 olan bir deprem meydana gelmiştir. Sisam Fayı üzerinde 30-35 km uzunluğunda bir kırık oluşmuştur. Bu deprem kuvvetli olan yer hareketi etkisi ile İzmir'den başlayıp geniş bir coğrafyada hissedilmiştir. Ana depremin ardından 1700 artçı sarsıntı meydana gelmiş ve bunun sonucunda İzmir'de can ve mal kayıpları oluşmuştur. Bu depremde; İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından açıklanan raporda 116 can kaybı, 1034 yaralı olduğu bildirilmiştir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın açıkladığı verilere göre; 103 bina yıkılmıştır. Bunun yanı sıra, toplam 9500 hasarlı bina tespit edilmiş ve bunların 700'ü ağır, 814'ü orta, 7889'u hafif hasarlıdır. İzmir'in ilçelerinden olan Bayraklı, Bornova, Buca, Kemalpaşa ve Menderes bölgelerindeki binalar yıkılmış ve bunun yanında maddi ve manevi kayıplar yaşanmıştır. Bayraklı ilçesi en ağır hasarı almıştır. Bu tez çalışması, kapsamında ağır hasar alan Bayraklı ilçesindeki betonarme binalar incelenmiş ve hasar alma sebepleri açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca, depremde ağır hasar alan betonarme bir bina Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği koşullarına göre ele alınmış, yapının mevcut ve nümerik sonuçları karşılaştırmalı olarak sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Deprem, İzmir, Betonarme, Yapı, Bayraklı, Hasar, Performans Analizi 2022, 95 Sayfa
Teknik direktörlerin müsabaka öncesi ve devre arası maç konuşmalarının profesyonel futbolcuların performanslarına etkisi (profesyonel futbolcu görüşleri üzerine nitel bir araştırma)
Araştırmanın amacı, teknik direktörlerin müsabaka öncesi ve devre arası maç konuşmalarının profesyonel futbolcuların performanslarına etkisini profesyonel futbolcu görüşlerine göre incelemektir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden olgubilim deseni kullanılmıştır. Araştırma gurubunu, amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenen, Türkiye profesyonel futbol liglerinden; süper ligden 4 profesyonel futbolcu, 1. ligden 4 profesyonel futbolcu, 2. ligden 4 profesyonel futbolcu ve 3. ligden 4 profesyonel futbolcu olmak üzere toplamda 16 profesyonel futbolcu oluşturmuştur. Araştırmada verileri toplamak için araştırmacı tarafından uzmanlar eşliğinde hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Görüşmeler kulüp binalarının toplantı salonlarında yapılmıştır. Görüşmeler ses kayıt cihazıyla kayıt altına alınmıştır. Bunun yanında araştırmacı tarafından görüşmeler anında notlar da tutulmuştur. Araştırmada, elde edilen verilerin analizinde içerik analizi kullanılmıştır. Görüşme kayıtları yazılı metne çevrilmiştir. Elde edilen veriler kodlanmış, temalar bulunmuş, temalar üzerinden bulguların tartışma ve yorumlaması yapılmıştır. Araştırmada; "güven-inanç, sorumluluk, övgü, bireysel farklılıklar, analiz, bireysel ve toplu konuşmalar, teknik direktörün duygusal ve fiziksel durumu, süre, tecrübe/kariyer, teknik direktörün kişiliği, iletişim/ilişki, yapıcı ve yıkıcı konuşmalar" temaları bulunmuştur.