Otherisation

50 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessEN

Between state and religion: The marginalization of Aliya Madrasa students in Bangladesh

This sociological and anthropological work traces Aliya madrasa students' vulnerability in contemporary Bangladesh. Madrasa education has been at the center of contentious political debate in Bangladesh since independence in 1971. After independence, secularism was introduced as the central pillar of the constitution and applied to build a secular nation. Meanwhile, religious especially madrasa education was antagonized, politicized, and perceived as communalist, antinational, and primitive. For this reason, Aliya madrasa education was marginalized, not even recognized by the secular state until 1985. After being recognized partially in 1985, when Aliya madrasa students started to enter public universities and government jobs, the public university authority, with the blessing of the state, which is historically dominated by the authoritarian secular discourse, began to put several extra conditions for admission of madrasa students. As a consequence of these extra conditions, hundreds of thousands of madrasa students were denied admission in public universities, and rejected from a government job for their educational background. Nevertheless, this secular state-sponsored historically constructed alienating discourse has cost madrasa students the opportunity to get government jobs. They are subjected to violence in public universities and the public sphere, stigmatized as antinational and communal elements. In order to study the above phenomenon, this research draws up the trajectory of otherisation and ostracization of madrasa students in contemporary Bangladesh and tries to connect historical trajectories with their lived experiences through a genealogical and anthropological approach. This thesis aims to contribute to the sociological and anthropological discussion of the Bangladeshi secular state, violence, discrimination, and the Aliya madrasa.

DiscriminationBangladeshStigmatization+6
Ruhul Amın
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Özel gereksinimli bireylere sahip ailelerin toplumsal alanda karşılaştıkları sorunlar: Van kent merkezi örneği

Bu tezin konusu engelli bireylere sahip ailelerin toplumsal alanda karşılaştıkları sorunlar ve maruz kaldıkları sosyal dışlanma olgusudur. Toplumun dezavantajlı grubunu oluşturan engelliler; eğitim, sağlık, ekonomi, ulaşım, toplumsal kabul gibi alanlarda çeşitli bariyerlerle karşılaşmaktadır. Engelli bireylerin ve ailelerin karşılaştıkları güçlüklerin ortadan kaldırılması ve çözüm üretilmesi gerekmektedir. Araştırma kapsamında Van Kent Merkezinde ikamet eden engelli bireylerin aileleri ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. 30 aile üyesi ile gerçekleştirilen nitel görüşme sonucunda ailelerin engelli bireye sahip olmalarından dolayı yaşadıkları problemler incelenmiştir. Nitel araştırma yaklaşımıyla yürütülen çalışmada, veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Çalışmanın kuramsal temelini, sosyal model üzerinden Sosyal Dışlanma ve İnsan Hakları Modeli oluşturmaktadır. Engellilik olgusu çalışmada sosyal çevre ve engelli bireylerin hakları üzerinden ele alınmıştır. Çalışmanın bulgular kısmında elde edilen veriler incelendiğinde, engelli bireye sahip ailelerin toplumsal alanda farklı sorunlar yaşadıkları ve bunların da özellikle sosyal dışlanma, sosyal uyum ile birlikte; yalnızlık, ötekileştirilme, sosyal aktivitelere zaman ayıramama ve gelecek kaygısı gibi sorunlar oldukları görülmüştür.

Engelli haklarıSosyal dışlanmaToplumsal sorunlar+1
Murat Akdağ
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İran'da uygulanan politikalar bağlamında Türk kadınının kimlik ve dil aktarım sürecindeki rolü

Kültürel ve dilsel çeşitliliği ile bir toplumsal mozaiğe benzetilen İran'da, 1925 yılında Rıza Pehlevi'nin tahta geçmesiyle başlayan modern ulus devlet inşası sürecinde tek dil, tek millet politikasıyla Fars kimliğinin ve dilinin egemenliği sağlanmıştır. İran'ın kimlikle ilgili savları milli birliğin tamamlanması ve korunması için, etnik gruplar arasındaki farklılıkların ortadan kaldırılmasını amaçlamış ve bu doğrultuda Farsça, kökeni yüzyıllar öncesine dayandığı iddia edilen bir İranî kimliğin tanımlanmasında ve meşru kılınmasında özel bir rol oynamıştır. Buradan hareketle, bu araştırma İran'daki Türk kadınlarının kimlik tanımlamasını ve değerlendirmesini, kültürel aktarım sürecinde anadili tanımlamasını, değerlendirmesini ve aktarımdaki rollerini incelemeyi amaçlamaktadır. Modern İran devletinin inşasında, resmi eğitim sistemi önemli bir rol üstlenmiş ve bir homojenleştirme politikası olarak resmi eğitim yalnızca Farsça dilinde verilmiştir. Nitel yöntemle tasarlanmış bu çalışmada, katılımcıların Farsça eğitim deneyimleri ve uygulanan politikaların Türk kimliğinin kazanılmasına yönelik etkileri yarı yapılandırılmış mülakatlar ile incelenmiştir. Tahran, Tebriz ve Hoy şehirlerinde farklı yaş gruplarına mensup 68 kadınla üç kuşağın deneyimlerini kapsayacak görüşmeler yapılmış, verilerin analizi için Braun ve Clarke'ın tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre farklı grupları içinde barındıran ülkede, sadece Farsların kültürel miraslarının milli kimlik inşasının merkezine alınması, toplumda bir hiyerarşik düzene ve ilişkiye yol açmıştır. Bu yeni düzende Fars kimliği üstün ve egemen kimlik olarak görülürken; Türk kimliği ezilen konumuna itilmiştir. Millet inşası sürecinde uygulanan asimilasyon gibi çeşitli politikalar etkisinde Türk kadınlarının "kimlikleri parçalanmış", anadilleri özellikle eğitim sistemi vasıtasıyla "dilsel soykırıma" uğramış, kimlikleri ve dilleri "dehümanizasyon" politikasıyla ötekileştirilmeye maruz kalmıştır.

AsimilasyonDilKadınlar+7
Hajar Kabırı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Othering nature in the Australian novel: Postcolonial ecocritical reading of Kate Grenville's The Secret River and Kim Scott's That Deadman Dance

This thesis aims to discuss the destructive impact of British imperialism on colonised lands and its inhabitants through Kate Grenville's The Secret River (2005) and Kim Scott's That Deadman Dance (2010) within the scope of postcolonial ecocriticism theory. The anthropocentric discourses of the colonial mind-set not only controlled the social, cultural, and economic aspects of the colonies, but also dominated their natural environments and destroyed the balance of their ecosystem. Anthropocentrism, which is an ideology that has a tendency to 'other' natural environments by claiming the superiority of humans, justified the colonisers' manipulation of nature in order to gain economic profit. Pertaining these issues, postcolonial ecocriticism theory aims to analyse the impact of European imperialism and the anthropocentric discourses on non-white people and their environments. Within this context, Australia, as a settler colony, provides powerful material on this subject. Both the Australian land and the Aboriginal people were relentlessly subjected to the anthropocentric discourses and the colonial ideologies. Both The Secret River and That Deadman Dance emphasise the human induced hazards to nature, which stem from the settlers' desire for economic profit. Kate Grenville, as a white Australian, illustrates the settler side of history and the errors in her ancestors' ideologies. Kim Scott, on the other hand, highlights the Aboriginal side of history as an Australian Noongar himself. Although the ancestries of these two novels' authors are different, their main concern is similar. It is emphasised in both of the novels that the white settlers, biologically and environmentally expanded through hunting, agriculture, clearing forests, planting foreign seeds and infectious diseases, while disturbing the balance of Australia's nature for the sake of their own economic and political advantages, which eventually led to the 'othering' of nature and its inhabitants.

Australian literatureAustralian novelEcocriticism+4
Elif Şahin
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Ötekiliğin dinsel kimlik ve cinsel kimlik çerçevesindeki izdüşümleri

Dinsel ve cinsel kimlik üzerinden bireylerin birbirlerine göre ötekiliğini ve ötekileştirme davranışını konu edinen bu çalışmada, Alevilik, Sünnilik, eşcinsellik, düzcinsellik kapsamında ötekiliğin ve ötekileştirilme pratiklerinin bireyler tarafından anlamlandırılma ve deneyimlenme biçimleri ele alınmıştır. Bu doğrultuda bireylerin dinsel ve cinsel kimlikler çerçevesinde 'öteki' ile ilişki kurmaya yönelik yaklaşımları değerlendirilmiştir. Nitel araştırma yönteminin benimsendiği bu çalışmada kartopu örnekleme tekniği ile ulaşılan Alevi-eşcinsel, Alevi-düzcinsel, Sünni-eşcinsel ve Sünni-düzcinsel şeklinde kategorize edilen 20 katılımcı ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışma verileri, tematik analiz ile değerlendirilmiştir. Bu çerçevede çalışma, benimsenen kimlik üzerinden 'öteki' olmayı, ötekileştiren ve ötekileştirilenin gözünden anlamaya çalışmıştır. Ulaşılan temalar doğrultusunda, bireylerin birbirine göre ötekiliğini ve ötekileştirme davranışını belirleyen unsurların bu kimliklere atfedilen anlamlar doğrultusunda geliştirilen stereotipler olduğu söylenebilir. Alevi katılımcılar, en çok dini pratiklerinin farklılığı üzerinden oluşan stereotipler aracılığıyla etiketlenmektedir fakat Sünni katılımcıların bu farklılığa ve din mefhumuna atfettiği anlamlar, onların Alevi bireyler ile çeşitli toplumsal bağlamlarda ilişki kurmasını önler nitelikte değildir. Eşcinsel bireylere yönelik ötekileştirici yaklaşımın temelinde ise toplumsal cinsiyet normları üzerinden gerçekleşen stereotipler bulunmaktadır ve bu bağlamda bilhassa düzcinsel erkek katılımcılar, eşcinsel bireyler ile ilişki kurmaktan kaçınmaktadır. Alevi-düzcinsel, Alevi-eşcinsel ve Sünni-düzcinsel katılımcıların kendi ötekiliğini anlamlandırma ve kabullenme sürecinde ise benimsenen dinsel ve/veya cinsel kimliğin toplumdaki farklılığına atfedilen anlamlar etkili olmaktadır ve bu anlamları katılımcılar, ilişki kurdukları diğer ötekiler aracılığıyla sosyalizasyon sürecinde öğrenmektedir. Farklılığa atfedilen anlamların niteliği, katılımcıların kimliklerini çevresinden gizleme eğilimi göstermesine neden olabilmektedir. Bu bağlamda Alevi katılımcılar açısından ötekileştirici pratiklerin denetimi için belirli bir dönem dinsel kimliği gizlemek bir tercih olsa da bilhassa yetişkinlik döneminde ötekileştirici pratiklere rağmen kimliklerini gizlemek istememektedirler. Eşcinsel katılımcılar ise cinsel kimliklerinin farklılığının belirleyici olmadığı ilişkiler kurmak istedikleri için kimliklerini sınırlı bir çevrede dışa vurmaktadırlar. Anahtar Sözcükler Ötekilik, ötekileştirme, cinsel kimlik, dinsel kimlik, Alevilik, Sünnilik, eşcinsellik, düzcinsellik.

AlevilikCinsel kimlikDini kimlik+5
Aylin Arslan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Being the other: multiculturalism, diaspora and search of identity in Diana Abu-Jaber's novels

In relation to the inevitable result of Colonialism, as in the case of other ethnic groups, immigrants with Arab roots have also been expected to be assimilated into the mainstream, Anglo-American society, disregarding their rooted culture and social values. Diana Abu-Jaber, as a Jordanian American novelist and professor at Portland State University, accentuates upon the themes of multiculturalism, diaspora and search of identity in her novels whilst elaborating the psyche of in-between identities. Protagonists in Abu-Jaber's novels struggle to reinvent their own selves whilst trying to preserve their both Arab and American identities. Abu-Jaber puts forward the claim that exiles must reinvent their selves by embracing the duality of Arab American identity without being disloyal to either. Within this context, the thesis study aims to explore the dilemma between the old and the new identity as the inevitable result of multicultural structure and diaspora, in Abu-Jaber's two significant novels, Arabian Jazz (1993) and Crescent (2003). Another concern is to introduce Diana Abu-Jaber to Turkish readers as an influential novelist of the Postcolonial and Arab American literature. In this context, this thesis evaluates the identity problem in Abu-Jaber's two novels, within the frame of the Postcolonial theory. Regarding the results of Colonialism, an analysis is intended to be carried out about the Western perception of the East, and the complexity of identity in Mahjar literature, including how exiles could digest the "hyphen" and reconstruct the concept of "home" by centering upon Edward W. Said's critical theory, Orientalism, and alluding to the ideas of other significant pillars of the Postcolonial theory.

Abu-Jaber, DianaAmerican literatureDiaspora+5
Hande Dağ Erdoğan
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adana Akıncılar Mahallesi Çingene/Roman kültürünün aktarımında dans ve eşlik unsurlarının etkileri

Çingeneler/Romanlar, yüzyıllar öncesinden Hindistan'dan dünyanın birçok farklı noktasına, neredeyse her yerine, göç ettikleri düşünülen topluluklardır. Ülkemize de göçler gerçekleştiren bu topluluk renkli görünen kişilikleri ve çoğunlukla sundukları eğlenceli hayatlarıyla söz konusu oldukları kadar aynı zamanda ötekileştirilmeye de maruz kalmışlardır. Yaşam tarzları, kimi zaman eğlenceli kimi zaman onları dışlanmaya maruz bırakan hayatları çeşitli çalışmalara konu edinilmiştir. Bu çerçevede düşünüldüğünde, araştırmanın problemini içerisinde bulundukları tüm toplumlar tarafından ötekileştirmeye maruz kalan, kendilerinin de kapalı gruplar olmaları sebebiyle ötekileştirme sürecini karşılıklı hale getirdikleri etnik bir grup olarak ele aldığımız Çingene/Romanlar ve kültürel alanlarını nasıl muhafaza edebildikleri oluşturmaktadır. Bu çalışma da Adana Akıncılar Mahallesi'nde yaşayan Çingene/Roman grupları üzerinden müzikleri ve danslarıyla eğlence sektöründe oldukça bilinen bu grubun danslarının kültürel bir aktarım unsuru olduğunu ve kültürün devamlılığının sağlanmasında önemli bir rol oynadığını, kültürel bellek ve belleğin yaşatıldığı mekânlar çerçevesinde göstermeyi amaçlamaktadır. Araştırma sahası Adana İli Akıncılar Mahallesi olarak sınırlandırılmış ve sadece bu bölgede yaşayan Çingene/Roman grupları üzerinden çıkarım ve yorumlamalarda bulunulmuştur. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomenoloji modelinden yararlanılmış; katılımlı gözlemlerde bulunulmuş, derinlemesine ikili görüşmeler gerçekleştirilmiş; saha süreci sonrasında alınan araştırmacının ses kayıtlarından saha notları oluşturulmuş, verilerin toplanmasında araştırma grubunun izni dâhilinde video kayıtları alınmış ve düğün ritüellerinin performans çözümlemeleri yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulardan hareketle; dansın, müziğin ve bu sanatları icra edenlerin Akıncılar Çingene/Roman grubu üzerinde kültürel bir muhafaza ve bir aktarım unsuru olduğu görülmüştür. Günlük yaşamlarında kendileri gibi olmayanlardan Çingene/Roman grubunu ayırmanın zor olduğu, dansların ve danslara eşlik eden unsurların bu ayrımın yapılabilmesinde önemli roller oynadığı sonucuna varılmıştır. Kültürlerini yaşatabildikleri yer olarak düğünler gibi törensel buluşmaların varlığının büyük önem taşıdığı, kültürel alanların kadın ve erkekler tarafından birlikte inşa edildiği, müzik ve dans repertuarlarında yer alan ithal ürün varlıklarının tespit edilmesi sebebiyle sanıldıklarının aksine tamamen dışa kapalı bir grup olmadıkları, aktarım sürecinde çocukların büyük rollerinin olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.

AdanaDansDans etme+4
Ebru Akkuyu
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Entegrasyon ve ötekileşme bağlamında ikinci ve üçüncü kuşak Türk ailelerinde kimlik ve din: Hessen (LDK) örneği

Son yüzyılın ikinci yarısından sonra sanayileşmenin artması ve İkinci Dünya Savaşı'nın etkisi ile birlikte ortaya çıkan çalışan insan gücü eksikliğini gidermek isteyen ülkeler; diğer ülkelerden işçi alımına gitmiş, Türkiye'den de Almanya'ya işçi göçü böylelikle başlamıştır. Almanya'ya yalnız gelen Türk işçileri, aile birleşimi sonrası misafir işçi kimliğinden sıyrılarak kendi kültür ve değerleri ile yaşayan bir toplum kimliği oluşturdular. Bu durum, Türk ailelerini öteki olarak bulunmanın yanında dini, etnik ve ailevi kimliklere olan aidiyetleri korumanın zor olduğu bir ortama alışmak zorunda bırakmıştır. Türkler; ailevi bağların güçlü, dini hayatın da etkin yaşandığı bir ortamdan yabancı, hâkim kültür içerisine gelerek bir kimlik ve kültür karmaşası yaşadılar. Bundan dolayı da uyum ve ötekileşme gibi sorunsallar ile karşılaştılar. Din ve aile gibi kurumların kimlikleri bütünleştirici ve inşa edici etkisi sayesinde bu problemleri aşmaya çalışmışlardır. Bu çalışmanın konusu, Almanya'da yaşayan ikinci ve üçüncü kuşak Türk ailelerinin kimlik ve din algılarını entegrasyon ve ötekileşme bağlamında araştırmaktır. Bu nedenle Almanya'nın Hessen eyaletine bağlı Lahn Dill Kreis bölgesinde yaşayan ikinci ve üçüncü kuşak Türk ailelerini kapsayan bu çalışma nitel araştırma yöntemine uygun olarak ''fenomenoloji'' deseni üzerinden yürütülmüştür. Bu nedenle ''Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu'' yaklaşımı üzerinden, 56 kişi ile mülakatlar gerçekleştirilerek çalışmanın verileri elde edilmiştir. Türk ailelerin her iki kuşağı da etnik, dini ve ailevi kimliklerini genel anlamda korumuşlardır. Ailevi bağların korunmaya çalışılması, Türkiye ile iletişimin bir sebep ile devam etmesi ve kimliklerin özgürce yansıtıldığı cami gibi mekânlara olan ilgi, gelecek açısından umut verici gözükmektedir. Ancak Türklerin uyum için özverili olmasına rağmen gördükleri etnik ve dini ayrımcılığın; dini yaşamlarını, kimlik algılarını ve Almanya'ya olan uyum süreçlerini olumsuz etkilemiştir.

AileAlmanyaBütünleşme+7
Muhammed Özdemir
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ötekine bakışın Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerine etkisi

İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren öteki hep olagelmiştir. Dünyada cereyan eden olaylar sonucu değişen koşullar, değişen düşünceler, inanç, ideoloji ve dinler ötekiyi de değiştirmiş, ya da ötekilere yeni ötekiler eklemiştir. İnsanlar kendisine düşman gördüğünü ya da menfaatleriyle örtüşmeyen durumlarda karşısındakini öteki olarak görmüş ve tanımlamıştır. Öteki anlayışı ya da ötekine bakış, sadece insanların fikir çatışmalanyla kalmamıştır. Tarihsel süreç incelendiğinde görüleceği gibi, insanlık tarihinde bir çok savaşlar olmuş, devletler ve milletler ortadan kalkmıştır. I. Dünya Savaşı esnasında Sovyet Rusya'da gerçekleştirilen devrim, diğer dünya devletlerini tehdit eder boyuta ulaşmış, Hitler'in Nazizmiyle II.Dünya Savaşında, milyonlarca insan yaşamını yitirmiştir. Bu gelişmeler sonuçta yeni ötekileri ortaya çıkarmıştır. Dünya değişik bloklara ayrılmış, NATO ve VARŞOVA PAKTI gibi yeni yapılanmalar ortaya çıkmıştır. I. Dünya Savaşı'na kadar en önemli bir güç olan ve Avrupa'nın ötekisi olan Osmanlı İmparatorluğu devrini tamamlamış ve yerini Türkiye Cumhuriyeti 'ne bırakmıştır. Öteki bakış, sadece bu gelişmelerle kalmamış, toplumsal yaşamda da sosyo - kültürel değişikliklere de yol açmıştır. Özellikle, küreselleşmenin hız kazanması, telekomünikasyon ve bilgi teknolojisindeki gelişmeler sonucu dünyada ortak bir kültür oluşmaya başlamıştır. Bu ortak kültürün paydasını ; insan haklan, demokrasi ve adil gelir paylaşımı gibi değerler almaya başlamıştır. Dünyada Savaş ve savaşların sonucunda ortaya çıkan felaketleri yaşamak istemeyenler, bireysel ve toplumsal güvenliği kurumlaştırmak, dünya barışının sürekliliğini sağlamak için toplumsal, bölgesel, kıtasal örgütlenme arayışlarına giriştiler. Bu arayışlardan biri de Avrupa Birliği 'dir.Türkiye de küresel alandaki bu yeni örgütsel gelişmelere kayıtsız kalması düşünülemezdi.Bu yüzden Türkiye'nin 1950'li yılların sonunda AET ile başlayan Avrupa ideali, 2000'li yıllarda AB olarak devam etmektedir. Ancak, 50 yıllık bu süreçte Türkiye de AB'yi bir Hıristiyan kulübü ve dünyanın ötekilerini sömürecek bir güç olarak algılayan düşünce yanında; Kopenhag kriterleri ekseninde demokrasi, insan hak ve hürriyetleri bireysel ve kurumsal özelliklerin standardını yükseltecek bir araç olarak gören düşünce de mevcuttur. Bu araştırma, işte bu çerçevede Türkiye'de Ötekine bakışın değişimini ve niteliğini Türkiye - AB ilişkileri ekseninde sorgulamayı; yeni bir ilişkinin kurulması için gereken sağlıklı bir alt yapı oluşturmak için katkı sağlamayı amaçlamaktadır.

Avrupa BirliğiHristiyanlıkÖtekileşme+2
Murat Anıl
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni Türk edebiyatı tahkiyeli metinlerinde Çingeneler

Yeryüzünde neşet ettikleri bilinen ilk zamanlardan, son yüzyıla değin süregelen göçler ile geniş coğrafyalara yayılan ve farklı milletlerle karşılaşan Çingeneler, toplumlar tarafından daima "yabancı, öteki, dokunulmaz, dışarıdaki" gibi yerleşik algılara maruz kalmışlardır. Sosyal kimliklerin farklı ülkelerde etnik köken, lisan veya din üzerinden belirlenmesine mukabil, Çingeneler dışa çoğunlukla kapalı sosyal hayatları ve kendilerine has yaşayış tarzlarıyla kimliklerini korumuşlar ve kendilerini bu farklılıkları üzerinden –yani ötekilik üzerinden- var etmişlerdir. Özellikle dini açıdan, girdikleri toplumun yaygın inançlarına uyum sağlamış gözüken Çingeneler, özde her türlü otoriteden ayrı, "özgür" bir tavır sergilemişlerdir. Geniş bir coğrafyaya yayılmalarından ötürü kendi aralarında yaşayış tarzı itibariyle çeşitli farklılıklara rastlansa da; doğuştan getirdikleri bir takım maharetleri ve sahip oldukları özgür ruhu hiç bırakmamaları, seçtikleri mesleklerde ve göçebe yaşamlarında ortak paydalar oluşturmuştur. Çingeneleri konu alan anlatıların karakteristiğinde, toplumdan yalıtılmış şekilde, göçebe yaşayan Çingenelerin, kendilerinden olmayan insanlarla karşılaşması ve diyaloğa girmesi bulunur. Aradaki etkileşim arttığında, toplum içindeki yerleşik ön yargılar kendini hissettirmeye başlar. Bu tavırların izlerini, yazarların dilinde ve eserlerin içindeki anlatıcılarda, karakterlerin davranışlarında gözlemek mümkündür. Yeni Türk Edebiyatı roman ve hikayelerine bakıldığında doğrudan Çingeneleri konu edinen yaklaşık otuz eser görülür. Bu eserlerin ekserisinde toplumumuzun Çingenelere olan hakim bakış açılarına, genelde olumsuz taraflarıyla, farklı dozlarda yer verilir. Bazılarında olumlu bir tavır sergilenirken, çok az bir kısmı okurda tarafsız bir izlenim uyandırır. Ahmet Mithat Efendi'nin 1886'da yazdığı Çingene romanından, Berna Durmaz'ın 2013 yılında yayımlanan Bir Fasit Daire adlı öykü kitabına kadar, yaklaşık yüz otuz yıllık dönemde yazılmış otuz eserin incelenmesi, Türk edebiyatında ve toplumunda Çingenelere olan tavrı bütüncül bir bakış açısıyla görmeye imkan verecektir. Anahtar Kelimeler: Çingeneler, Yeni Türk Edebiyatı, Öteki, Göçebelik

Edebi eserlerEdebi metinlerGöçebelik+5
Abdullah Ömer Kiracı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

İktibas dergisinde ümmet

This study focuses on the community project in İktibas journal, which defines itself as radical Islamist. It would be a proper choice to examine this community project under the headline of ummahism. Just like the most similar community project of nationalism, ummahism arises from the need and search for a new community in the modern world. Again like nationalism, ummahism has three main goals: defining the community, distinguishing the other, and describing the state. Therefore, this study will examine how the concept of the ummah as a community is perceived, how the other of ummah is determined, and what kind of a state this ummahist community project was developed to constitute a ground for. İktibas is chosen as the core of this study; because, its founder Ercümend Özkan is the first radical Islamist throughout the Turkish Republican history who carried out a series of actions that aimed at overthrowing the regime and reestablishing the caliphate. For the same reason, only the issues of the journal published when Özkan was alive (1-193) were included in the scope of the study. Key Words: İktibas, Ummah, Nation, Us versus Other, Islamic State, Democracy, Laicism, Contemporary Islamic Political Thought

LaicismNationModern İslam thought+5
Ayşe Ayten Bakacak
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

J. M. Coetzee's Foe: Giving voice to silenced Susan and Friday

J.M. Coetzee offers in Foe a questioning of the colonialist and patriarchal realities and their effects on individuals, fighting back against these constructed realities as a postmodernist, postcolonial and feminist questioning. Coetzee's Foe is written largely as a reworking of Robinson Crusoe with its deliberate aim of rejecting the conventional narrative form of Defoe's novel. Robinson Crusoe is accepted to be the progenitor colonialist novel written in the eighteenth century silencing the Other.Coetzee's novel tries to decompose the monologic discourse which denies the existence of other voicesby rewriting Defoe's well-known text which Coetzee's novel is in direct dialogue with using a marginalized female narrator, Susan Barton as a mouthpiece.The aim of this thesis is to study J.M. Coetzee's Foe as a postmodernist novel which problematizes the concept of representation and which gives voice to the silenced other by re-telling the story from the mouth of his female narrator Susan Barton and tongueless Friday.

NovelOtherisationEnglish literature+1
Pelin Yarımca
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Popüler tarih yazımında Yunan-Rum imajı (1940-1960)

Bu çalışma, geçmişten bugüne Türkiye ve Yunanistan açısından iki ülkenin birbirine bakış açısı oluşturmasında etkili olan etmenlerin hangileri olduğu araştırılmıştır. İncelenen tarihsel süreç 1940 ve 1960 arası ile sınırlı tutulmuştur. Bu süre zarfında yayınlanan, belirlenmiş bazı gazete ve dergilerde yer alan Yunanistan, Yunanlar-Rumlar ve Kıbrıs hakkındaki haberler, yazılar ve karikatürlerin, incelenmesiyle Türkiye'de popüler tarih yazımında Yunan-Rum imajının nasıl ve hangi olaylar çerçevesinde şekillendiğine ışık tutulmaya çalışılmıştır. Çalışmada popüler tarih dergileri, gazeteler ve gazetelerde çıkmış karikatürlerde Yunan-Rum kimliğinin güncel siyasi gerginliklerin etkisiyle ötekileştirildikleri görülmüştür. Gazetelerde Kıbrıs Meselesi ve Yunanistan'ın Enosis tezine atfen çizilen karikatürlerin Yunan-Rum imgesini nasıl tasvir ettiği üzerinde ayrıca durulmuştur. Karikatürlerin kimlik imajını yansıtmada cümlelerden daha etkili ve iğneleyici oldukları görülmüştür. Edebiyat eserlerinin kapsamını ilk basımı 1940-1960 tarih aralığında gerçekleşmiş olan ve içinde Yunan-Rum imajı barındıran eserler olmaları gibi özellikleri belirlemiştir. Sonrasında eserlerin yapısökümcü (deconstructive) bir yöntemle okumaları gerçekleştirilmiştir. Edebiyat eserleri bölümünde, "Aynı ideolojik görüşün temsilcileri arasında 'Yunan-Rum'a bakışta ortak bir yaklaşım var mıdır? Öyle ise "öteki"ne bakış ile ideolojiler arasında bir bağlantı kurulabilir mi?" türünden sorulara yanıtlar aranmıştır. Elde edilen bulgulardan ulaşılan çıkarım Yunan-Rum'a bakışta olumsuz bir ön yargının ağır bastığıdır. Ulus devletler, "öteki"nin her zaman tehlike ve tehditle birlikte algılanması politikasına tarih yazımı aracılığıyla destek sağlar.Türkiye Popüler tarih yazımı araçları üzerinden hazırlanan bu tezde olumsuz Yunan-Rum imajının kolektif hafızadaki canlılığını koruduğu gözlenmiştir.

AlgıDergilerGazeteler+7
Gülden Çiçek
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yabancı ile bir arada yaşama ve ötekileştirme: Mardin halkının bakışından Suriyeli sığınmacılar

2011 yılında başlayan Suriye'de meydana gelen iç karışıklar sonucu Suriye halkının çok önemli bir kısmı komşu ülkelere iltica etmek zorunda kalmıştır. Suriyeli mültecilerin en çok iltica ettikleri ülke olan Türkiye'deki kayıtlı Suriyeli sayısı Ağustos 2019 tarihi itibarıyla toplam 3 milyon 643 bin 870 kişidir. Dolayısıyla, Türkiye'de neredeyse nüfusun %5'lik bir kısmına tekabül edecek sayıda Suriyeli mülteci bulunmaktadır. Türkiye'deki Suriyelilerin belli bir kısmı çeşitli illerde devlet tarafından kurulan sığınmacı kamplarında yaşamlarını sürdürmeye çalışırlarken önemli bir kısmı da kamp dışında yerleşik halk ile iç içe yaşamaktadır. Başlangıçta misafir olarak kabul edilen ve tanımlanan Suriyeli sığınmacıların aradan geçen sekiz yıllık süre sonrasında yavaş yavaş Türkiye'de yerleşik hale gelmeye başlaması hiç şüphesiz yerli ile yabancı arasındaki başlangıçtaki ilişkilerin de değişmesine neden olmaktadır. Zira, misafirlikten yerleşikliğe geçiş aynı zamanda yabancının yerli toplum tarafından zaman zaman birçok konuda günah keçisi olarak ilan edilmesini ve dolayısıyla ayrımcı ve dışlayıcı söylem ve davranışlarla karşılaşmalarını daha olası hale getirmektedir. Bu anlamda, Türkiye'ye gelen sığınmacıların etkileşimleri sonucunda yerel halkın tutumlarında oluşabilecek dışlama veya ayrımcılık temelindeki pratikler yaygınlaşabilmektedir. Dolayısıyla, Türkiye'de siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda derinlemesine etkiler yaratan bu kitlesel göçün ve misafirlikten yerleşikliğe doğru evrilen sürecin yerleşik halkta nasıl etkiler yarattığı ve yerel halkın perspektifinden Suriyeli sığınmacıların başlangıçtan farklı olarak artık nasıl karşılandığının incelenmesi önemlidir. Bu çerçevede, araştırmanın konusunu Suriyeli sığınmacılar özelindeki göçler sonucunda gerçekleşen toplumsal etkileşimlerin özellikle algısal boyutta yarattığı gerilimler, bunların yerel halkın gündelik toplumsal pratiklerine nasıl yansıdığı ve dış göçle gelen dezavantajlı nüfusa yönelik olası olumlu veya olumsuz algıların biçimlenmesinde rol oynayan faktörler veya dinamikler oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle, uzunca bir zamandır yoğun bir Suriyeli sığınmacı akınıyla karşılaşan Türkiye'de sığınmacılara yönelik inşa edilen tutumların somut söylemlere ve eylemlere yansıma biçiminin sosyolojik olarak değerlendirilmesi araştırmanın/tezin merkezi noktasını oluşturmaktadır. Bu bağlamda, araştırmada, Türkiye'ye yönelen bu göç hareketleri sonucunda sığınmacılarla ilgili yansıyan negatif yöndeki çok sayıdaki gündelik etkileşimin, haberin veya deneyimin yerel halkta "karşıt konum kimliklerinin oluşması"na ve dolayısıyla bir "karşı grup yabancılaştırması"na yol açıp açmadığı veya bu süreçte nasıl bir etkiye sahip olduğunun irdelenmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, Suriyeli sığınmacılarla yerel halkın gündelik karşılaşmalarının ve etkileşimlerinin yüksek olduğu sınır bölgesi yerleşim yerlerinden biri olan Mardin ili araştırmanın evreni olarak seçilmiştir. Mardin'deki Suriyeli sığınmacı nüfusu Mardin ilinin toplam nüfusunun %10,55'ini oluşturmaktadır. Suriyeli sığınmacıların toplam nüfusa oranı bakımından Mardin Türkiye'de yedinci en çok Suriyeli barındıran il durumundadır. Çalışmada nitel metodolojiye uygun olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla derinlemesine görüşmeler yapılmış ve katılımlı gözlem tekniği ile ampirik veriler elde edilmiştir. Teorik örnekleme ve maksimum çeşitlilik örnekleme tekniklerinin kullanıldığı bu çalışmada demografik çeşitlilik göz önünde bulundurulmakla beraber yeteri veri elde edilene kadar görüşmeler devam ettirilmiş ve toplamda 36 katılımcıyla alan araştırması tamamlanmıştır. Dolayısıyla, araştırma, genel olarak yerel halk arasında Suriyeli sığınmacılar özelinde yabancı göçmelere yönelik algıların hangi yönde olduğu ve sığınmacılara yönelik inşa edilen tutumların somut söylemlere ve eylemlere yansıma biçiminin nitel verilere dayalı olarak sosyolojik eksende sınır bölgesi olan Mardin ili örneği üzerinden değerlendirilmesini kapsamaktadır. Nitekim, bu araştırma ile yerlinin bakış açısından yabancı ile yerli arasındaki ilişkilerin detaylı olarak ortaya konulması ve henüz ne zamana kadar Türkiye'de kalacakları belli olmayan Suriyeli sığınmacıların uzun vadede Türkiye'de kalmaları ve yerleşik hale gelmeleri durumunda ileride ilişkilerin ne yönde şekilleneceğinin öngörülmesi noktasında katkı sağlaması hedeflenmiştir.

GöçlerGöçmenlerMardin+4
Fatima Doğan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk edebiyatıyla ötekileştirme(me): Bir eylem araştırması

Bu çalışma ortaokul 6. sınıf öğrencilerinin öteki ve ötekileştirmeye yönelik olumsuz algılarını ortaya çıkarmak ve bu olumsuzluğu gidermek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada yöntem olarak nitel araştırma yöntemi benimsenmiş ve eylem araştırması tekniği kullanılmıştır. Öncelikle uygulama yapılacak grup ve kontrol grupları belirlenmiştir. Uygulama öncesinde belirlenen grupların ötekileştirmeye yönelik algılarını ortaya koymak için anket ve yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanmıştır. Ön anket ve yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulandıktan sonra uygulama grubuna önceden uzmanların görüşü alınarak belirlenen, ötekileştirme temalı beş kitap okutulmuştur. Kitap okuma sürecinin ortasında ara kontrol için uygulama grubu ile odak grup görüşmesi yapılmıştır. Kontrol grubuna ise herhangi bir uygulama veya ara kontrol yapılmamıştır. Uygulama grubunun kitap okuma sürecini tamamlamasının ardından başlangıçta uygulanan anket ve yarı yapılandırılmış gözlem formu her iki gruba tekrar uygulanmıştır. Sonuç olarak uygulama grubu ve kontrol grubunun ötekileştirme algılarında değişiklik oluşup oluşmadığı karşılaştırılmış ve çocuk edebiyatı ürünlerinin ötekileştirme algısına etkisi ölçülmüştür. Elde edilen veriler ışığında araştırma yapılan uygulama grubunun ötekileştirme algısında olumlu yönde değişiklik olduğu söylenebilir. Çocuk edebiyatı ürünleri ötekileştirme algısının değişiminde etkili olduğu söylenebilir. Yaşanılan savaşlar, felaketler ve birçok olumsuzluk sonucunda yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalan ve başka yerlerde "öteki" hâline gelen insanlar düşünüldüğünde bu çalışmanın günümüzün önemli bir sorunu olan ötekileştirme algısının değişiminde etkili olabileceği düşünülmektedir.

Edebi eserlerEdebi metinlerKitaplar+5
Behiye Buse Meriç
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Erkeklik söylemleri ve ötekileştirilenlerin gündelik pratikleri

Bu çalışma erkeklik söylemlerinin gündelik hayat pratikleri içinde nasıl inşa edildiğine dair yapılan bir araştırmanın sonucunda ortaya çıkmıştır. Öncelikle toplumsal cinsiyet çalışmaları üzerine kuramsal yaklaşımlar incelenmiştir. Toplumsal cinsiyet çalışmalarının başat sorunsalı olan gündelik davranış kodlarının oluşmasında biyolojik ve kültürel yaklaşımlar ele alınmıştır. Erkeklik çalışmalarının sosyolojinin içinden ve toplumsal cinsiyet tartışmalarından nasıl ortaya çıktığı çalışılmıştır. Kuramsal tartışmaların izleğinde bir hegemonya olarak erkeklik söyleminin nasıl üretildiğini karşılaştırmalı olarak ele alan bu çalışmanın olgusal araştırma kısmında farklı erkeklik söylemlerinin anaakım ve anaakım dışında nasıl belirdiği üzerinde durulmuştur. Normatif beklentiler, kültürel kodların gündelik hayata uygulanması ve anaakım erkekliğin söylemsel analizi üzerinden gündelik pratikler irdelenmiştir. Sosyolojik kimliklerin, toplumsal hayatta bazı göstergelerle ve imgelerle desteklendiği yaptığımız derinlemesine görüşmeler üzerinden analizlerle incelenmiştir. Türkiye'de ve dünyada erkeklik alanı görece yeni bir sosyolojik çalışma nesnesidir. Anaakım erkeklik rollerine göre hareket edenler ve hareket etmeyenler olarak incelediğimiz söylem öbekleri benzerlikler ve farklılıklar göstermiştir. Erkeklik rolleri, farklı alt-kültürlerin oluşumu, kimlik inşası ve erkeklik söyleminin yaygınlığı öne çıkan sosyolojik bulgulardır. Anahtar kelimeler: Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi, Erkeklik Çalışmaları, Gündelik Hayat Çalışmaları, Habitus, Hegemonya, Söylem Analizi

ErkeklikGünlük yaşamSosyolojik analiz+3
Mustafa Yaşargün
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Ötekileştirilme, sömürü ve gündelik hayat taktikleri bağlamında göçmenler: Düzce örneği

Türkiye özellikle 2011 yılından itibaren yaşadıkları iç savaş nedeniyle ülkelerini terk eden Suriye ve Irak kökenli mültecilerin ve yaşadıkları ekonomik sıkıntılar ve siyasî istikrarsızlıklar nedeniyle göç eden İran, Afganistan ve Pakistan kökenli kimselerin sığındıkları bir ülke olmuş ve dünyada en fazla sığınmacı barındıran ülke haline gelmiştir. Ankara ve İstanbul gibi metropol kentlere yakın olan Düzce ilinde tarım, hayvancılık, sanayi, inşaat ve hizmet sektöründe çalışacak iş gücü açığı bulunması, bu şehri iç göçlerin yanı sıra Suriye, Irak ve Afganistan kaynaklı dış göçlerin de yöneldiği ve göçmenlerin çalışmak ve ikamet etmek için tercih ettiği bir yer haline getirmiştir. Göç alan diğer yerler gibi Düzce'ye gelen göçmenler de sığınma amacıyla veya çalışma niyetiyle ya da Avrupa'ya geçmek için geçici olarak kalma gayesiyle gelebilmektedirler. Amaçları ne olursa olsun bu göçmenler hayatlarını devam ettirebilmek için çalışmak zorunda kalmakta ve genellikle enformel sektörlerde vasıfsız olarak, emek yoğun ve düşük ücretli işlerde çalışarak emek sömürüsüne ve ötekileştirilmeye maruz kalmaktadırlar. Bu çalışma, Türkiye'nin kuzey batısında yer alan Düzce iline sığınma amaçlı göç eden geçici koruma altındaki Suriyeli göçmen erkeklere, uluslararası koruma altında olan Iraklı göçmen erkeklere ve çalışma amaçlı ya da sığınma amaçlı düzenli/düzensiz olarak gelen Afgan göçmen erkeklere ötekileştirme, sömürü ve gündelik hayat taktikleri bağlamında odaklanmaktadır. Bu şekilde bir taraftan Düzce'deki sığınmacı erkeklerin iş bulma sırasında, çalışma hayatlarında ve gündelik hayatlarında yaşadıkları ötekileştirilme ve sömürü ortaya çıkartılırken, diğer taraftan da yaşadıkları zorluklar karşısında onların hayata tutunma taktiklerine, gündelik hayat sosyolojisi kuramları çerçevesinde bakılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda Lefebvre'nin gündelik hayat teorisi, De Certau'nun "gündelik hayatın keşfi"ndeki strateji ve taktik kavramları ve sembolik etkileşimci yaklaşım kuramcılarının görüşleri, yeni toplumsal normlara ve günlük yaşama dair adetlere muhatap kalan düzenli/düzensiz sığınmacıların durumu yorumlanırken dikkate alınmıştır. Ayrıca bulunduğu ve hayatını sürdürdüğü yeri muhtelif sebeplerle terk edip yabancısı olduğu bir mekânda ve ortamda yaşamak durumunda kalan insanları göç etmeye sevk eden sebepler üzerinde durulmuş, göç kararı vermek, göç hareketine dâhil olmak ve varılan yerde yeni bir hayat kurmak sürecinde sığınmacıları etkileyen etmenler ve sığınmacıların karşı karşıya kaldığı tehditler ve fırsatlar tespit edilmeye çalışılmış ve bunlar karşısında sığınmacıların kullandığı taktikler anlatılmıştır.

DüzceGöçmenlerGünlük yaşam+4
Fatma Kızılelmas
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gaziantep'te öğretmenlerin gözünden yerli ve Suriyeli ilişkilerinde önyargılar ve toplumsal mesafe

Öğretmenlerden oluşan bir grupla yapılan derinlemesine görüşmelere dayanan araştırmanın neticesi olan bu çalışma, önyargılar ve ötekileştirme bağlamında Gaziantep'te yerli halkın Suriyeli göçmenlerle kurdukları ya da kaçındıkları toplumsal teması ele almaktadır. Diğer birçok çalışmada da ortaya çıkan çok sayıda kalıpyargı (stereotip) ve önyargı bir kez daha teyit edilmektedir. Bu çalışmayı ayıran yönü ise, bu tutumların arkasında yatan faktörlere daha çok odaklanmasıdır. Bu vesileyle, tarihi miras, cinsiyet kimliği, sınıfsal konum, mesleki ve ideolojik kaygılar gibi faktörlerin ötekileştirme arkasındaki rolleri sorunsallaştırılmıştır. Nihayetinde, kişinin önyargılı ve empatik duruşları üzerinden ötekileştirmeye dair bir işlemsel model ortaya konmaya çalışılmıştır.

EmpatiGaziantepKalıp yargılar+7
Ümran Açıkgöz
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Batı basınında simge ve semboller bağlamında İslamofobi ve ötekileştirme sorunları

Tragedyalar, Haçlılar, oryantalistler ve karikatürler aracılığıyla ötekileştirilen Doğu toplumu ve İslam medeniyeti, şimdi ise simge ve sembollerin istilasına uğramış ve sosyo-psikolojik soykırıma maruz bırakılmıştır. Simge ve semboller; görsel bir öğrenme modeli sunması, pratikliği, etkisi ve açık uçlu özellikleri itibariyle basın-yayın organlarının önemli bir subliminal mesaj kaynağıdır. Batı dünyası söz konusu bu durumu kadim İslamofobik ve oryantalist gayeleri için bulunmaz bir yöntem olarak değerlendirmiş ve bu sembolleri istismar etmiştir. İslamofobik Batı zihniyetinin fail, basının ise araç olduğu bu olay örgüsünde simgeler ve semboller birer nefret malzemesi hâline getirilmiştir. Almanya ve Polonya gibi iki farklı sosyo-politik ve dini alt yapıya sahip Batı ülkesine ait 8 basın yayın organında toplamda 17 farklı İslamofobik sembol tespit edilmiştir. Bu sembollerin ortak yönü ise İslam'ı ve Müslümanları içeren sözde olumlu veya olumsuz haberlerde mükerreren kullanılmaları ve farklı birçok dijital mecraya da kolayı satın aldırıyor olmalarıdır. Kullanılan bu 17 sembolün bir başka ortak yönü ve özelliği ise popüler kültürde korku, panik ve endişe içeren görsel niteliklere sahip olmaları ve birçok platformda da bu şekilde konumlandırılmalarıdır. 11 Eylül saldırılarının ardından radikalize ve terörize edilmek istenen Doğu-İslam dünyasına yönelik bu sembollerin kullanılmasının ve teşhir edilmesinin amacı ise İslamofobiyi küresel anlamda tahkim etmek ve Müslümanları ötekileştirmektir.

BasınBasın tarihiBatı basını+5
Hasan Hüseyin Kara
Kastamonu University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Anaakım medyada öteki mekânların temsili: Haber metinlerinde gecekondu ve varoş imgelerinin inşa edilmesi

Gerek toplumsal yapı içerisinde hâkim algıya göre gerekse de medyada yaygın kullanıldığı haliyle kenar mahalleler, kenara itilmiş, ötelenmiş, hâkim söylemden dışlanmış, suçla, ahlaksızlıkla, anarşizmle özdeşleştirilen mekânsal oluşumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Modern kentlerin düşünsel arka planına ve maddi yaşamdaki tezahürlerine denk düşmeyen mekânlar ve sakinleri, egemen olana aykırılık gösteren her tür yapıda olduğu gibi dışlanma ve ötekileştirmeye maruz kalmışlardır. Daha çok yoksulluk ve güvenlik gerekçesiyle yapılan göçlerle modern kentlere yerleşen, çoğunluk itibariyle işsiz ve görece eğitimsiz olan bu kitlelerin ?modern? yaşama biçimine sahip olmamaları ve buna direnç göstermeleri, kenar mahalleli olarak tanımlanmalarına neden olmuştur.Medyanın, toplumsal kesimleri haberlerde ele alış biçimi öteden beri tartışma konusu olagelmiştir. Farklı toplumsal kesimler anaakım medyada eşit biçimde temsil edilmedikleri gibi, bazıları negatif anlamlar yüklü bir biçimde temsil edilmektedirler. Bunların başında gelen kenar mahallelilik vurgusu ve bu vurguya çoğu zaman yüklenen negatif anlamlar anaakım medyanın demokratik ve tarafsız bir yayıncılık anlayışından uzak olduğunu göstermektedir. Medyanın geneline baktığımızda ve özellikle anaakım medya olarak Hürriyet Gazetesi tarafından yaratılan gecekondulu ve kenar mahalleli kimliğinin pek çok olumsuz imgeyle bir arada anıldığı söylenebilir. Bunların başında gelen suç, uyuşturucu, şiddet ve fuhuş gibi kimi olumsuzlukların göç yoluyla gelen insanlar ile beraber şehre taşınan, dolayısıyla o insanlara ait ve onlar tarafından kitleselleştirileceği düşünülen sapkınlıklar, zaaflar olduğuna dair yaygın bir temsil bulunmaktadır. Modern kentlerin kenarında kalan gecekondu ve varoşlarda yaşayanlar anaakım medyada uyuşturucu, fuhuş ve gayrimeşru ilişkiler ağlarıyla çevrili bir biçimde yansıtıldıkları gibi yaşadıkları mekânlar da söz konusu olumsuz hallerin merkezi olarak takdim edilmektedir. Egemen söyleme ters gelen her türlü davranış ve uygulama, sistemi tehdit eden unsurlar olarak sunulmakta, modern yaşama biçimini kabul etmeyen her türlü yapı ?sorunlu? olarak görülmektedir. Ya modern yaşama biçimini kabul ederek ?norma uygun? davranacak ya da önce zihinlerde başlayan ve sosyal hayatta acımasızca kendini gösteren kategorileştirme yoluyla belli kalıplara sokulacak, belli tanımlamalarla isimlendirilecek, adeta ?cüzamlı? muamelesi görecektir. Medyanın ?dili? bu anlamda insan hak ve hürriyetlerini esas almaktan, demokratik ve adil olmaktan uzak, bir arada yaşama kültürüne zarar veren, ayrıştırıcı, kin ve nefreti körükleyici bir dildir. İnsana her şeyden önce insan olduğu için değer vermeyi yayın felsefesi haline getirmeyen bir medya ortamında adil ve eşitlikçi bir temsil beklenemeyeceği açıktır.Anahtar Sözcükler1. Kenar Mahalle2. Çatışma3. Kent4. Ötekileştirme5. Şiddet

BasınGazetelerGecekondular+5
Ömer Faruk Yıldız
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Bilimsellik, karşı söylem ve düşünce tarzı bağlamında oksidentalizm

Bu tezin amacı, oksidentalizmin bir düşünce tarzı mı, bir karşı söylem mi, bir bilim mi olduğu sorusu altında oksidentalizmin mevcut durumunu aktarmak ve konuya farklı bakış açıları getirerek ilgili literatürü bir nebze de olsa genişletebilmektir.Bu amaç doğrultusunda, birinci bölümde, oksidentalizmin önceli olan oryantalizm konusu Avrupa-merkezcilik ve ötekileştirme ışığında incelenerek oksidentalizmin gerekliliği vurgulanmıştır. İkinci bölümde, öncelikle oksidentalizmin tanımı, konusu, kapsamı, amacı ve yöntemi ele alınarak oksidentalizm kavramının içi doldurulmaya çalışılmış, daha sonra ise oksidentalizm konusundaki farklı görüşler aktarılmıştır. Oksidentalizmin bir düşünce tarzı mı, bir karşı söylem mi, bir bilim mi olduğu sorgulandıktan sonra, konuya yönelik eleştirilerle çalışma neticelendirilmiştir.Amaca ulaşmak için literatür taraması yapılmış ve elde edilen bilgiler kendi düşüncelerimizle harmanlanmaya çalışılmıştır.Bu çalışma, Doğu'nun oksidentalizme olan gereksinimini açıkça ortaya koymuştur. Çünkü oksidentalizm, Doğu'nun özgürleşme hareketinin adıdır. Halihazırda özgür olduğunu düşünmek bilincin Batılılaştığının bir göstergesidir. Oksidentalizmin zirve noktası ise, Doğulu `ben'in ortaya konduğu, özümsendiği, geliştirildiği ve bir söylem olarak ortaya konulduğu bir tüzel kurumluktur.

AvrupaBilimsel düşünceOksidentalizm+1
Abdullah Metin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Beden eğitimi öğretmenlerinin ötekileştirme ve soyutlanma durumlarının incelenmesi ve sebeplerinin belirlenmesi

Bu araştırmanın amacı, beden eğitimi öğretmenlerinin ötekileştirme ve soyutlanma durumlarının incelenmesi ve sebeplerinin belirlenmesidir. Araştırmada karma yöntem araştırmalarından açımlayıcı sıralı desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu nicel araştırma bölümünde 87 beden eğitimi öğretmeni, nitel araştırma bölümünde ise bu 87 kişiden seçilen 11 beden eğitimi öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri nicel ve nitel olmak üzere iki farklı şekilde toplanmıştır. Nicel veriler "Beden Eğitimi-Ötekileştirme ve Soyutlanma (BEÖSÖ) Ölçeği" ile nitel veriler ise yarı yapılandırılmış görüşmeler ile toplanmıştır. Araştırmada nicel verilerin analizinde SPSS programı kullanılmıştır. Analiz teknikleri olarak ise t-testi ve ANOVA testleri kullanılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Nicel bulgulara bakıldığında, araştırmaya katılan beden eğitimi öğretmenlerinin düşük düzeyde ötekileştirme ve soyutlanma düzeyine sahip oldukları söylenebilir. Ayrıca beden eğitimi öğretmenlerinin ötekileştirme ve soyutlanma düzeylerinin; cinsiyete, medeni duruma, mesleki tecrübe yılına, görev yaptıkları görev yerine, yaşlarına, eğitim durumlarına ve idari görev yapıp yapmadıklarına göre farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ötekileştirme ve soyutlanma düzeyleri yüksek çıkan öğretmenlerle yapılan görüşme sonuçlarına göre ise; öğretmenlerin ötekileştirme sebepleri olarak; derse önem verilmemesi ve kültürel sebepleri belirtikleri sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin soyutlanma sebepleri olarak ise zümre davranışları, fiziki soyutlanma, beden eğitimi dersine önem verilmemesi ve ders dışı aktivitelere destek verilmemesi gibi sebepleri belirtikleri bulgusuna ulaşılmıştır.

Beden eğitimiBeden eğitimi ve spor dersiSoyutlama+2
Gökhan Taş
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Educational Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun romalarında ötekileşme sorunu

Ontolojik karakterli bir özgürlük sorunu olan ötekileşme, kişilerin ya da toplumların var oluşunun temeli olan kendilik değerlerini yitirmeleriyle ortaya çıkan felsefi, sosyolojik ve psikolojik bir sorun olarak modern dünya insanının önemli problemlerindendir. Kişi ve/ya toplumların kendilik sınırlarını belirleyen değerlerinden kopmasıyla ortaya çıkan ötekileşme sürecinde değer yitimi; kişinin değerlerinden uzaklaşması, onları önemsememesi, küçümsemesi ve yok sayıp yok etmeye çalışması aşamalarıyla ortaya çıkar.Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun romanlarında, bireysel ve toplumsal bağlamda ele alınan ötekileşme sorunu; roman kişilerinin, Tanzimat'tan Cumhuriyet sonrasına uzanan süreçlerde modernleşme çabalarını yanlış algılayıp hayata da sorunlu geçirmeleriyle ortaya çıkan yabancılaşma serüvenleri olarak ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Ötekileşme, Yabancılaşma, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Değer Yitimi, Modernleşme

Karaosmanoğlu, Yakup KadriRomanTürk romanı+1
Nesibe Didem Nakipler
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

İzlek açısından Aslı Erdoğan anlatıları

Çalışmamızda günümüz yazarlarından Aslı Erdoğan'ın anlatılarını izlek açısından incelemeye çalıştık. Geleceğe kalacak 50 yazar arasında gösterilen Aslı Erdoğan çeşitli türlerde eserler vermiştir.Çalışmamızı iki bölüm halinde inceledik. Birinci bölümde yazarımızın yaşamı, edebi kişiliği ve dünyasının yazarın anlatılarına etkisini inceledik. Anlatılarıyla ilgili kısa bilgiler vererek anlatılarını tanıtmaya çalıştık.İkinci bölümde Aslı Erdoğan 6 anlatısı izleksel açıdan incelenmeye çalışılmış temalar belirlenmiştir. Toplamda 8 kitabı olan yazarın incelenmeyen iki anlatısı köşe yazılardan derlediği kitaplarıdır. Bu nedenle değerlendirmemiz esnasında incelenmemiştir.

AnlatıEdebiyatErdoğan, Aslı+3
Sena Tekin Bağcı
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00

Related subjects