Otherness
116 theses under this subject heading
The disabled as other in Out of My Mind by Sharon Draper
In his famous book The Order of Things, Michel Foucault explores how the western mind identifies the self and the other in a binary opposition system and examines how relationships between different groups in social structures are affected by those identifications. The disabled people, as one of those differentiated groups, are also influenced by the juxtaposition and forced into otherness in society. In this study, a comprehensive thematological approach to Sharon Draper's latest and bestseller book Out of My Mind is provided. Our research consists of two parts: the first part relies on the critical theory concerning the traditional realist novel and the Russian critic Mikhail Bakhtin's definition and explanation of the Bildungsroman in order to reveal the thematic perspectives and narrative techniques used by Sharon Draper in her novel; in the second part, the author's way of textualizing and questioning the place of the disabled people in society is discussed through the view of the experience of the protagonist Melody. For this purpose, the concept of "episteme" is introduced, including the new perspectives that Michel Foucault brought to the concept in his work "The Order of Things" (1966), particularly with regard to the theory of "the self and the other". To this, Cripistemology is prompted as a new field of Epistemology, emphasizing the inadequacy of Epistemology to define the disabled. Finally, the thesis discusses the ways in which the contemporary societies marginalise disabled groups and place them into narrow templates as a result of the unconscious bulk of knowledge and for this; Out of My Mind by Sharon Draper provides various examples.
Okuldan işe başarılı geçişte bağlamsal ve psikososyal yordayıcılar
Bu araştırmada bağlamsal faktörlerin (ekonomik kısıtlılıklar ve ötekileştirilme deneyimleri) ve psikososyal kaynakların (genel öz yeterlik ve kariyer uyumluluğu) okuldan işe geçiş sürecindeki rolünün ele alınması amacıyla Çalışma Psikolojisi Kuramı temelinde geliştirilen okuldan işe geçiş modelinin bir bölümünün test edilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda ekonomik kısıtlılıklar, ötekileştirilme deneyimleri, genel öz yeterlik, kariyer uyumluluğu, algılanan gelecekteki istihdam edilebilirlik ve gelecekteki insana yakışır iş arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Bu araştırmanın katılımcıları 2022-2023 öğretim yılında uygun örnekleme yöntemiyle ulaşılan 762 son sınıf üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla Ekonomik Kısıtlılıklar Ölçeği, Yaşam Boyu Ötekileştirilme Deneyimleri Ölçeği, Genel Öz Yeterlik Ölçeği, Kariyer Uyum Yetenekleri Ölçeği-Kısa Formu, Algılanan Gelecekteki İstihdam Edilebilirlik Ölçeği ve Gelecekteki İnsana Yakışır İş Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada modeli test etmek ve değişkenler arasındaki ilişkileri incelemek için yapısal eşitlik modellemesi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda ekonomik kısıtlılıkların algılanan gelecekteki istihdam edilebilirliği ve gelecekteki insana yakışır iş algılarını yordadığı ancak psikososyal kaynaklar olan genel öz yeterlik ve kariyer uyumluluğunu yordamadığı tespit edilmiştir. Ötekileştirilme deneyimlerinin ise genel öz yeterliği, kariyer uyumluluğunu, algılanan gelecekteki istihdam edilebilirliği ve gelecekteki insana yakışır işi yordadığı görülmüştür. Modelde genel öz yeterlik değişkeninin ise sadece kariyer uyumluluğunu yordadığı saptanmıştır. Ayrıca kariyer uyumluluğunun algılanan gelecekteki istihdam edilebilirliği yordadığı ancak gelecekteki insana yakışır işi yordamadığı tespit edilmiştir. Son olarak çalışmada algılanan gelecekteki istihdam edilebilirliğin gelecekteki insana yakışır işi yordadığı saptanmıştır. Bu araştırmanın bulguları bağlamsal faktörlerin başarılı okuldan işe geçiş sürecinde önemli role sahip olduğunu gösterirken, aracı değişkenler olan psikososyal kaynakların bu ilişkide sınırlı düzeyde aracılığa sahip olduklarını göstermiştir.
Resimde benlik ve ötekilik bağlamında portre
Bu tezde, resimde "benlik" ve "ötekilik" bağlamında portre, multidisipliner bir yaklaşımla, temel tanımlar ve terminolojiden başlanılarak, sanat tarihindeki örnekleriyle birlikte, kavramın anlaşılmasına yardımcı olacak psikoloji, estetik ve dilbilim gibi diğer disiplinlerden de yardım alınarak incelenmektedir. Bu kavramların portre resmini ve görsel sanatların farklı mecraları aracılığıyla benlik ve ötekilik algımızı nasıl şekillendirdiğini keşfetmek için teorik ve pratik araştırma yöntemleri bir arada kullanılmıştır. Araştırmacının çalışmaları göz önünde bulundurulduğunda, bu araştırmada kadın sanatçıların eserlerine veya kadın sorunlarıyla ilgili eserlere yapılan vurgu dikkat çekicidir. Araştırma, seçilen örnek çalışmalar ve sanatçıların etkilerinin azınlıklar ya da toplumun belirli bir cinsiyete mensup kesimi ile sınırlı kalmadığını toplumun tüm üyeleri ve portrelerin çağdaş temsil biçimleri üzerinde de etki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Çalışma, "portre"yi daha geniş bir sanat tarihi kanonu içinde bağlamsallaştırıp, sosyo-politik ve kültürel faktörlerin bu türü nasıl etkilediğini ele almıştır. Çağdaş sanatçıların eserlerindeki genel değişimler örnek çalışmaları aracılığıyla analiz edilmiştir. Bu analiz aracılığıyla tez, çağdaş sanatçıların portrelerinde "benlik" ve "ötekilik", temsil ve iktidar arasındaki karmaşık gerilimi nasıl ele aldıklarını incelemektedir. Bu tez çağdaş portrelerdeki "benlik" ve "ötekilik" kavramlarını inceleyerek, sanatta temsil, kimlik ve kültürel çalışmalar hakkında süregiden tartışmalara katkıda bulunmaktadır. Bu tezin çağdaş portrelerdeki "benlik" ve "ötekilik" çerçevesindeki incelemelerinin, sanatta ve kültürel çalışmalarda süregiden tartışmalardan olan temsil ve kimlik meselelerine katkı sunması amaçlanmıştır.
Ötekinin bilgisi: Weber'de Avrupa-merkezciliğin yapısökümü
Avrupa-merkezcilik, Batı'nın tarihsel biçimde ayrı bir gelişim izleyerek dünyanın geri kalanından her anlamda ayrıcalıklı konumda olarak ayrıldığını savunmaktadır. Batı metafiziği, başlangıcından beri yaşamın logos-merkezci biçimde kavram karşıtlıklarıyla yeniden düzenlendiği bir yapıdadır. Logos-merkezci biçimde hâkikat arayışına düşen Batı düşünce geleneği bu nedenle gerçeğin rasyonalite uğruna gizlendiği, kurduğu karşıtlıklarla işleyen ayrım stratejileriyle gerçeğin, hâkikat arayışı uğruna feda edildiği bir düşünce geleneği olmuştur. Avrupa'nın dünyanın geri kalanı karşısında üstünlüğünü inşa eden Avrupa-merkezci düşüncenin temelinde yatan bu ayrım, kurulan biz-öteki karşıtlığının özellikle Batı-Doğu ayrımı bağlamında moderniteyle birlikte yeniden üretilmiştir. Antik Yunan'dan itibaren ontolojik ve epistemolojik olarak Avrupa'yı üstün bir konuma yerleştiren Avrupa-merkezcilik, Aydınlanma, Rönesans, Reform, Sanayi Devrimi ve Fransız Devrimi sonrasında yaşadığı değişimleri modernite söylemi etrafında kendi üstünlüğünü inşa etmek için kullanmıştır. Batı düşüncesine egemen olan rasyonalite saplantısı, Avrupa-merkezci söylemin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Dolayısıyla dünyanın Avrupa-merkezci düzenlenmesi çerçevesinde inşa edilen biz ve ötekiler ise, modernite söyleminin temel kabulleri ekseninde kurulmuştur. Bu çalışma, Avrupa-merkezci biz ve öteki ayrımının tarihsel olarak nasıl inşa edildiğini gözeterek, sosyolojinin kurucu isimlerinden Weber'in "Protestan Ahlâkı ve Kapitalizmin Ruhu" ile "Ekonomi ve Toplum" adlı eserleri üzerinden Avrupa-merkezciliğin yapısökümünü gerçekleştirmiştir. Seçilen eserler kapsamında sosyal eylem, yönetim, kapitalizm, din, şehirleşme olgularının eleştirel bir okumayla yapısökümü gerçekleştirilmiştir. Derrida'nın yapısökümcü okuma yönteminin kullanıldığı çalışmada, logos-merkezci biçimde kurulan kavramsal karşıtlıkların ifşa edilmesi, Batı-Doğu kategorik ayrımını yeniden üreten kavram karşıtlıklarının ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Merkezsiz bir okuma yapabilmek adına yapısökümle ortaya çıkarılan kavram karşıtlıkları, karşıtlıkları kuran stratejiler bağlamında da yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda, Weber'in Avrupa-merkezciliğin yeniden üretimindeki rolü gerçekleştirilen yapısökümcü analiz bağlamında değerlendirilmiştir.
Sevim Burak Edebiyatı'nda "kültürel özne" ve "öteki" kavramının tezahürlerinin incelenmesi ve bir örnek eserde reji uygulaması
Bu sanat çalışması raporunda, yazdığı toplumsal arka planlı bireysel öyküleriyle ve yenilikçi sanat anlayışıyla 1950-1970 yılları arasında Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı'nın dikkat çeken isimlerinden biri olan Sevim Burak'ın renkli dünyasına ayna tutulmuş, "İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar" adlı oyunu seçilerek reji uygulaması yapılmıştır. Bu inceleme boyunca kendimize çizdiğimiz yol ise "kültürel özne" ve "öteki" kavramlarının Burak'ın örtük anlatımında kendini gösteren tezahürlerini takip etmek olmuştur. Burak'ın metinlerinde yer alan dışlanmış, ötekileşmiş karakterlerin duyulmayan sesleri, dilin kırılmasıyla, parçalanmasıyla eserlerinde görünürleşip hissedilmektedir. Gerçeğin düşten ayırt edilemediği, zaman ve uzamın belirsizleştiği, geçmiş ve geleceğin iç içe geçtiği eserler ortaya koyan Burak, yaşadığı düzeni böyle eleştirmiş ve ortaya çıkardığı yapıtlarla "öteki"nin temsili olmuştur. Burak'ın sanatının tüm bu öze ve biçime ilişkin özellikleri göz önünde bulundurulduğunda şunu söyleyebiliriz ki yazarın serbest bir bilinç akışıyla meydana getirdiği dili anlamak, oyunlarında kullandığı kültürel metaforları çözümlemekten ve kendi yaşamının yansımaları olan eserlerinin tümünü birlikte değerlendirmekten geçer. Biz de çalışmamız boyunca yazarın sıra dışı dili aracılığıyla "öteki"nin görmezden gelinen sesini açığa çıkarmayı ve bu görünürlüğü reji uygulamamıza yansıtmayı hedefledik. Sanat çalışması raporumuzun odak noktasını oluşturan "İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar" oyununun hem teorik, hem de uygulamalı çalışmasını yaparak, yazarın kendini kolay kolay ele vermeyen dünyasını çözümlemeye çalıştık. Bu yolda hareket noktası olarak benimsediğimiz psikanalitik yaklaşım ise bize her kaybolduğumuzda yolumuzu buldurmuş, hem öz hem de biçim anlamında yaratıcılığımızı desteklemiştir.
Kavram olarak ötekiye göre Sevim Burak'ın tiyatro metinlerinin incelenmesi
Kavram olarak öteki; insanın doğası gereği bir başka insana ihtiyaç duyması, insanın sosyal bir varlık olması gereği, yaradılışı icabı ortaya çıkmaktadır. İnsanlık tarihi boyunca başta Antik Yunan Filozofları olmak üzere öteki kavramına sayısız düşünür yaklaşım getirmektedir. Öteki kavramı felsefe, din, sosyoloji, psikoloji, antropoloji başta olmak üzere sosyal bilimlere konu olmaktadır. Araştırma boyutu bir yana dursun; öteki kavramı ötekileştirme boyutuna geçtiği an itibariyle; tavır ve anlam değiştirerek insana yakışmayan bir pencereyle ırkçılık boyutuna varabilmektedir. 20. Yüzyıla kadar bu anlam değişikliği toplumların siyasi yapıların bir parçası olarak kalmaktadır. Bu ayrımın olumsuzluğuna değinen belki de en önemli kişi Levinas olmaktadır. Irkçılık bir yana dursun; öteki kavramı, cinsel ayrımcılığa da gidebilen bir başlık olmaktadır. Yine 20. Yüzyıla kadar ayrımcılığın koyu şekliyle cinsel ayrımcılık; toplumlarda gözlenebilmektedir. Öteki kavramına değinen yerli yazarlardan biri de 20.yüzyılda farklılığıyla öne çıkan Sevim Burak olmaktadır. Sevim Burak yazın hayatına getirdiği yeni bakış açısı, imgelem gücünü ortaya koyması, anlamın yetmediği noktalarda gerek bilinç akışı tekniğiyle gerek anlamı güçlendirmek için kullandığı fotoğraf ve sembollerle dikkat çeken bir yazar olmaktadır. Sevim Burak yazdığı 3 oyun metniyle öteki kavramını bir başka boyuta taşımaktadır. Sahibinin Sesi isimli eser; bir kalp gibi ötekileştirmeyi konu edinmektedir. Söz konusu eserde Bilal Bağana isimli karakter evlilik dışı ilişki yaşadığı Zembul Allahanati başta olmak üzere bütün mahalleyi ötekileştirmektedir. Yazarın bir diğer ötekileştirmeye konu olabilecek eseri Everest My Lord olmaktadır. Everest My Lord birincil olarak amacı anlama yenilik getirmek olmasına rağmen; eserin geçtiği mekânın demokrasi kürsüsü bulunan Hyde Park olması durumuyla ötekileştirme karşısında tavır alan bir eser olmaktadır. Yazarın yazdığı bir diğer oyun metni İşte Baş, İşte Gövde, İşte Kanatlar olmaktadır. Söz konusu eser İstanbul'da Kuzguncuk semtinde geçmektedir. Burada 1940'lı yıllarda olduğu tahmin edilebilecek, iki mahalleli kadının hikayesi anlatılmaktadır. Bu eserde geçtiği semt itibariyle ötekileştirme karşıtı; kozmopolit bir yapıyı savunan bir pozisyondadır. Yazarın 3 eseri içinde tavrının, duruşunun ötekileştirme karşıtı olduğu söylenilebilir. Anahtar Kelimeler: Öteki, Özne Nesne İlişkisi, Ben Ve Başkası, Sevim Burak, Oyun İnceleme
Kürt romanında Türk imgesi
Yazıldığı dönemin ve toplumun izlerini taşıyan edebi eser, ilişkili olduğu toplumun kolektif hafızasından hareketle içerisinde başka anlamlar da barındırır. Edebi eser ve toplumun bu açık ve görünür olan ilişkisinden dolayı toplum içinde var olan fikirlerin anlaşılmasında edebi üretimlere bakmak doğru yollardan birisidir. Bu durumda, edebi eserin üretildiği sosyo-tarihsel koşulların dikkate alınması temel faktörlerden bir tanesidir. Her yeni dönem kendisiyle birlikte belirli baskın yönelimler getirmektedir. Böyle belirli bir dönemde üretilmiş eserler de o dönemin öne çıkan özelliklerini yansıtmaktadır. Bu tezde, içinde bulunduğu edebi gelenek açısından önem arz eden; Erebê Şemo'nun Şivanê Kurmanca (Kürt Çoban-1935), Mahmut Baksi'nin Gundikê Dono (Dono Köyü-1988), Mehmed Uzun'un Bîra Qederê (Kader Kuyusu-1995), Abbas Abbas'ın Şivanê Berxan (Kuzu Çobanı-2004), Bavê Nazê'nin Miriyê Heram (Necis Ölü-2009) ve Rênas Jiyan'ın Bacanên Pelçiqî (Ezilmiş Domatesler-2017) adlı Kürt romanlarında Türk karakterlerin nasıl ele alındığı ve öteki olarak Türk imajının nasıl oluşturulduğu incelenmiştir. İncelenen romanlarda Türk imajının anlaşılabilmesi için; "öteki", "kimlik", "kolektif kimlik" ve "imge" kavramlarına başvurulmuş ve söz konusu kavramların inceleme konusu edilen edebi eserlerde ne anlama geldiği tartışılmıştır. Romanlar, edebiyat sosyolojisi bağlamında metnin yorumlanmasını sağlayan nitel araştırma yöntemi kullanılarak incelenmeye çalışılmıştır. Türk imajının, tezde incelenen romanlar bağlamında ortak noktaları olduğu gibi dönem ve romanın temasına göre belirli farklıklar sergilediği de görülmüştür. İncelenen romanlarda bütünlüklü ve aynı doğrultuda şekillenen mono-tipik bir Türk imgesi söz konusu olmasa da genelde gözlenen temsillerin birbirine yakın olduğu sonucuna varılmıştır. Belirlenen kategorilere göre imajlar benzerlik ve farklılıklarına göre değerlendirilmiştir.
Self-other model of narcissistic depression: The mediating role of rejection sensitivity and self-compassion between vulnerable narcissism and depressive inclinations
Theoretical accounts support that vulnerable narcissist's efforts to avoid rejection in order to increase contingent and oscillating self-worth facing downwards in majority of times are the forerunner and maintaining representative agents of his or her depression. Vulnerable narcissism, depression, self-compassion, and rejection sensitivity have been distinctly examined and found to be associated in various research. However what is missing is a demonstration of those previously recognized associations in a structural model. The present study investigated those associations using structural equation modeling (SEM). Data from 519 participants were collected using Google Forms online software. Participants completed online versions of Demographic Form, Pathological Narcissism Inventory, Beck Depression Inventory II, Rejection Sensitivity Scale, and Self-compassion Scale. Both the measurement and the structural model provided a good to acceptable fit to the data. Results regarding to correlation analyses provided support for the significant level of associations between study variables. Results regarding to path analyses showed that 22 % of the variance in the self-compassion and 28 % of the variance in the rejection sensitivity was explained by vulnerable narcissism. Lisrel verified the indirect effect of vulnerable narcissism on depressive inclinations through partially mediator role of of self-compassion. On the other hands, depressive inclination was not found to be contingent on rejection sensitivity. Model explained % 45 of the total variance in depressive inclinations. The results have been discussed in consideration of literature. Implications for future research and for clinical practices have also been provided.
Levinas'ta fenomenoloji ve başkalık
İnsanın dünyada başka insanlarla bir arada olmasının anlamı nedir? Ben, kendine yabancı olan başkasını nasıl kavrar ve onunla nasıl bir ilişkiye girer? Bu ilişkiler ağı sonucunda oluşan toplumsallığının etik ve metafizik açıdan bir incelemesi mümkün müdür? Emmanuel Levinas, 20. yüz yılın en çalkantılı dönemi olan İkinci Dünya Savaşı sırasında bu meseleleri ele almış Yahudi kökenli Fransız filozoftur. Fenomenolojik gelenekten miras aldığı düşünceyi, bu soruları cevaplamak için bir yol olarak benimsemiş ve etik temelli felsefesine doğru yol almıştır. Bu çalışmada Edmund Husserl'le başlayan fenomenolojik yöntemin, Martin Heidegger tarafından potansiyellerinin keşfedilmesiyle Levinas'ın önüne açılan etik alanın imkanı meselesi ele alınmıştır. Bunu yaparken kavramlar fenomenolojinin etik dönüşümü sorunsalı bağlamında incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: fenomenoloji, yönelimsellik, Levinas, başkalık, başkası, arzu, sonsuzluk, etik, yüz.
Göçmen karşıtı tutum ve davranışlar üzerine bir inceleme: Şanlıurfa örneği
Bu çalışma, Suriye'den Türkiye'ye yaşanan göç tecrübesinde en çok etkilenen illerden biri olan Şanlıurfa halkının, Geçici Koruma Kapsamındaki Suriyelilere yönelik tutum ve davranışlarını incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada Gruplararası Tehdit Teorisi tartışılmakta ve bu teorinin Şanlıurfa şehrinde geçerliliği etnik faktörler üzerinden test edilmektedir. Mevcut literatüre bakıldığında Avrupa ve Amerika tecrübesi üzerinden bir bilgi birikimi görülmektedir ve bu tecrübenin istisnaları olsa da çoğu noktada birbirine zıt kültürler üzerinden yaşanmıştır. Bu durum, gelen göçmenlerin yabancı olarak değerlendirilmesine, algılanan tehdidin ve dolayısıyla göçmen karşıtlığının artmasına neden olabilmektedir. Ancak Şanlıurfa ili sakinleri, daha önce gelen Suriyeli göçmenlerle birçok açıdan yakın bir kültüre sahiptirler, ortak bir tarih ve sınırı paylaşmaktadır ve hatta çoğunlukla akrabalık bağları bulunmaktadır. Ancak kentte yükselen göçmen karşıtlığı hem yerel medyaya hem de yapılan araştırmalara yansımaktadır. Bu çalışma, derinlemesine görüşme tekniği ile nitel bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Araştırma için seçilen örneklem, görüşmecilerin göç sonrası dönüşümü nasıl algıladıklarını öğrenmek için Şanlıurfa'da göç öncesi dönemden bu yana ikamet eden sakinler arasından seçilmiştir. Bulgular, etno-kültürel ortaklıktan bağımsız olarak tehdit algısının göçmen karşıtlığında etkili olduğunu göstermektedir. Sahada hem sembolik hem de 'gerçekçi' tehdit algılarına dair anlatılar birlikte aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Etno-Kültürel, Göç, Göçmen Karşıtlığı, Öteki, Tehdit Algısı, Yabancı Düşmanlığı.
Emek, özne ve ötekilik
Discussions on labour commonly limited with certain areas like economics and politics. In this regard, labouring on something most generally implies that subject who work on it is coherent with the acceptable rules of the socio-economic and political system. In this view, subject is considered as the constitutive part of the labouring. A subject who use the reason knows how this rational order works, and acts accordingly. Thus, what is done by him/her accepted as labour. However, subject could not be simply taken as the constitutive part of the labouring because the labour is emerged in between the subject and the texture of the life. The meaningful act is the result of the reciprocity between them. Subject by himself could not control over what they do. There is always a part that is 'unthematizable' which gives labour its' meaningful character. To refer this veiling part of the human labour, I will think over the concept of the other as the part that is not fully graspable by the human mind. In that sense, the aim of this dissertation is to examine the concept of labour in more broad context by considering it as a tension between subject and the other.
Küreselleşme sürecinde sanatta ötekilik
Bu çalışma, Güncel Sanat pratiğindeki yeni yönelimlere dikkat çekmek ve küreselleşme sürecinde gündeme gelen bir dizi sorunu, kültürel, kimliksel ve politik etkenler ekseninde irdeleyerek, Batı dışındaki dünyanın sanat alanında temsil bulma/görünür olma biçimlerine odaklanacaktır. Bu süreçte beliren alternatif varoluş biçimleri/tarzları ve temsiliyet modelleri üzerinde durulacaktır. Batılı ölçeklerde çalışan ve benzer formatlarda işleyen yapılara karşı ne tür alternatif yollar mevcut ya da nasıl bir karşı koyuş alanı oluşturulmaya çalışılıyor sorusu ise Doğulu, Orta Doğulu vb. sanatçıların küresel sisteme nasıl entegre olduğu ya da kendi kendini nasıl oryantalize ettiği meselesi üzerinden tartışılacaktır. Bu şekilde, küresel ekonomi ve kültür alanının çalışma tarzı da inceleneceğinden dolayı bir çözümleme sunmak da mümkün olabilecektir. Bu önermenin sunulabilmesi için belirli kavramların irdelenmesi ve bazı dönemlerin mercek altına alınması bir gerekliliktir. Bu doğrultuda belirli bir çerçeveyi oluşturup günümüze kadar gelen süreci ve bundan sonrasını yansıtabilmeyi başarabilmek için Post-kolonyalizm, Batıcılık ve Self-Orientalism, Post-fordizm gibi kavramlar üzerine odaklanılacaktır. Bu kapsamda, Küreselleşme-Küyerelleşme (Globalisation–Glocalisation) sürecindeki temsiliyet sorununa yönelerek, Batı dışındaki coğrafyalarda üreten ya da batıda eğitim alarak kendilerini uluslararası sanat pazarında görünür kılma çabası güden sanatçıların yaklaşımlarının hangi açılardan irdelenebileceği üzerinde durulacaktır. Bu sayede küreselleşmenin doğurduğu günümüz sanat politikalarına ilişkin sonuçlara; eleştirel, uzlaşımsal, müzakereci stratejiler üzerinden odaklanabilmek mümkün olacaktır.
Siyahi kahramanın yolculuğunda beyaz ırkın rolü
Amerika Birleşik Devletleri'nde derin bir geçmişe sahip olan siyahilere yönelik ötekileştirme ve ayrımcılık Hollywood filmlerinin de konusu haline gelmiştir. ABD politik ve sosyal hayatında siyahilere yönelik ötekileştirme ve ayrımcılık, sinemaya yansırken, ayrımcılıkla mücadele eden siyahinin, giriştiği bu mücadeleyi çoğunlukla beyaz bir kurtarıcı yardımı ile kazandığı görülmektedir. Filmin kahramanı yolculuğunu tamamlarken bu yolculuğun başarı ile sonuçlanmasını sağlayan beyaz bir kurtaracıdır. Bu çalışmada "Kahramanın Sonsuz Yolculuğu" yöntemi ile, 2000'li yıllardan sonra çekilen, siyahilere yönelik ötekileştime ve ayrımcılığı konu alan Akademi ödüllü The Help (2012, Taylor), 12 Yıllık Esaret (Mcqueen, 2014), Fences (Washington, 2016) ve Green Book (Farelly, 2018) filmleri üzerinden siyahi kahramanların dönüşümünde beyaz kurtarıcının rolü incelenmektedir.
Lacan ve resimde arzunun kayıp nesnesi
İnsanın arzu nesnesiyle ilişkisi ruhsal yapısının şekillenmesinde önemli rol oynar ve bu ruhsal yapı yaşamı derinden etkiler. Dolayısıyla insanı anlamanın yolu ruhsal yapıyı anlamaktan geçer. Burada psikanaliz, ruhsal yapıdan hareketle insana ait olanı anlamaya çalışırken sanat ise yine ruhsal yapıdan hareketle insana ait olanı anlatmaya çalışır. Nitekim ruhsal yapı, her iki disiplinin kesiştiği nokta olmaktadır. Lacan'a göre yaşamın ilk aylarında özne dünyayı imgeler aracılığıyla algılar. Ardından özne bir kimlik sahibi olacağı "ayna evresine" girer. Başlangıçta ayna karşısında kendi imgesini tanıyamayan çocuk geçen zamanla birlikte kendini tanır ve buna bağlı olarak ego sahibi olmaya başlar. İmgesel dönemin ardın çocuk dil aracılığıyla yasayla karşılaşır. Bu yasa Öteki'nin yasasıdır ve Lacan buna "simgesel düzen" adını verir. Çocuk burada yaşayacağı dünyanın kurallarıyla karşılaşır. Ayrıca simgesel düzenin dışında kalan ve dil öncesi döneme ait yaşantıların oluştuğu gerçek düzendeki etkiler de yaşama dokunur. Dolayısıyla sanatçı bilinç dışının bu etkilerini derinden hisseder ve yer yer yapıtında anlatmaya çalışır. Çalışmamızda sanat ve psikanalizin kesiştiği nokta olan ruhsal yapıyı şekillendiren arzu nesnesinin adı geçen sanatçıların yapıtlarındaki iz düşümleri renk, biçim, teknik, üslup, konu gibi ögeler üzerinden incelenecektir. Lacan'a göre Öteki'nin arzusunu arzulamanın, imkansızın peşine düşmenin ve arzunun o kayıp nesnesinin ruhsal dünyada yarattığı etkiler imgesel, simgesel ve gerçek bağlamında incelenecek, bununla birlikte bu durumun sanat yapıtlarındaki yansımaları analiz edilecektir. Nitekim bu çalışmada insanın ruhunu anlamaya yönelik bir kuram ortaya koyan Jacques Lacan'ın, kullandığı Öteki'nin bakışı, objet petit a, arzu nesnesi, bakış, Baba'nın yasası, kaygı, skoptik dürtü, tukhe ve automaton gibi kavramları ve bunların ruhsal dünyaya etkileri bağlamında bu etkilerin sanat yapıtında renk, biçim, teknik, konu gibi iz düşümlerle kendini göstermesi yer almaktadır. Sanat yapıtı oluşma sürecinde ruhsal dünyadan beslenir ve doğrudan izleyicinin ruhuna temas eder. Neticede psikanalist insanı anlamaya çalışırken sanatçı yapıt aracılığıyla onu anlatır. Anahtar Kelimeler: İmgesel, Simgesel, Gerçek, Öteki, Objet petit a, Yasa, Bilinç dışı, Fallus, Kastrasyon, Sanat, Estetik.
Venedik Taciri oyunundaki Shylock karakteri üzerinden tiyatroda öteki olma
Tolstoy'un sanatı ve özellikle tiyatroyu tanımlarken ifade ettiği gibi tiyatro bir yanılsama sanatıdır. Oyuncu bir karakter yaratırken bir yanılsama yaratmak için ötekinden faydalanır. Aristoteles ise insanın taklitten hoşlandığını öne sürer. Taklit edebilmek için bir başka unsura da gerek vardır. Bu da doğal olarak bir ötekiyi ortaya çıkarır. Öteki, sanatın her alanında yer alan, sanatçının faydalandığı en önemli taklit unsurudur. Bilindiği üzere, öteki olmadan sanat olmaz. Öteki, bazen taklit edilen sanat eseri, bazen de sanat eserini değerlendiren katılımcı veya seyircidir. Bu durum, bütün kavramların birbiri ile bütünleşik bir halde olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, öteki kavramından yola çıkılarak, William Shakespeare' in Venedik Taciri oyunundaki Yahudi Tefeci Shylock karakteri üzerinden, tiyatroda öteki olma kavramı incelenmiştir. Ayrıca; farklı öteki olma kavramları, oyunun ortaya çıktığı dönemin koşulları, oyunun hikayesi ve oyundaki Shylock karakterinin dini, ahlaki yapısı ve adalet anlayışı üzerinden çeşitli kaynaklardan faydalanılarak anlatılmıştır. Çalışmanın amacı ise; William Shakespeare' in Venedik Taciri oyunundaki Yahudi Tefeci Shylock karakteri üzerinden, öteki olma kavramının tiyatrodaki yerini ortaya çıkartmak ve bu bağlamda alanda çalışma yapacak olanlara da kaynak oluşturması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Tiyatro, Öteki, Shylock, Shakespeare
Ötekine dair anlatıların kimlik inşasındaki rolü: Van'a bağlı Alaköy'de toplumsal bellek çalışması
Bu tez çalışmasında, sözlü kültür ve anlatının toplumsal işlevinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Düşünme ve ifade etmenin sözlü aktarıma dayalı olduğu kültürlerde anlatı, toplumsal benliğin kurucu unsuru ve aynı zamanda değişim göstererek devamlılığını sürdüren bir mekanizma olarak iş görmektedir. Tez çalışmasında savunulan bu görüşe göre; anlatılar, dayandıkları fikirler ve söylemler aracılığıyla toplumların kimliklerini yeniden üretmektedir. Toplumların "ben kimim?" sorusuna verdiği cevap, geçmişten bugüne hatırda kalanların anlatılarından ortaya çıkmaktadır. Van ilinin Tuşba ilçesine bağlı Alaköy'de yaşayan insanların, köyün geçmişine dair neler hatırladıkları, önceki kuşaklardan onlara neler aktarıldığı ve bunları nasıl anlattıkları bu tezin temel problemidir. Bu amaçla, yapılan etnografik saha araştırması ve sözlü tarih görüşmelerine dayanarak, Alaköy'de yaşayan insanların köyün geçmiş hayatına ilişkin anlatıları ve anlatılarında kullandıkları söylemler incelenmiştir. Böylelikle, Alaköy örneğinde, geçmişte bir arada yaşayan ve ortak bir kültürü paylaşan farklı kimlikten insanların, geçmişi hatırlama ve unutma pratiklerinin kimlik ekseninde nasıl bir değişim gösterdiği belirlenmiştir. Köyde yaşayan insanların sözlü anlatıları; kimliğin inşasında belirleyici rolü olan toplumsal belleğin, farklı kimlikten insanların birbiriyle kurduğu ilişkilere bağlı olarak şekillendiğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak bu durum, toplumsal belleğin de tıpkı toplumun kendisi gibi dinamik olup, durumsal ve zamansal olarak sürekli değişim gösteren bir olgu olduğunun bir göstergesidir.
Jean Paul Sartre'da ben'in öteki ile ilişkisi
Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm), temelde insanın kendi değerlerini kendinin oluşturabileceğini, geleceğini yine kendisinin kurabileceğini savunan bir felsefe akımıdır. Martin Heidegger, Karl Jaspers, Gabriel Marcel ve Maurice Merleau-Ponty gibi filozoflarca temsil edilen varoluşçuluk, felsefi bakımdan temellerini Nietzsche, Kierkegaard ve Husserl gibi düşünürlerden alarak nihayetinde Jean Paul Sartre ile kurama dönüşmüştür. Varoluş felsefesi ile kendi çağının ötesine de damga vuran Jean Paul Sartre felsefesinin temel çıkış noktasını, insan varlığı ile öteki nesnelerin varlığı arasındaki farklılığın incelenmesi oluşturur. İnsan varlığı, diğer nesnelerde olduğu gibi varoluşundan önce belirlenmiş bir öze sahip değildir. Tanrıtanımaz Sartre'a göre, Tanrı yoksa insanın Tanrı tarafından önceden belirlenmiş bir özü de yoktur ve bu bağlamda insan herhangi bir şey gibi "orada olarak" var olsa da diğer şeylerden farklı olarak bir bilince sahiptir ki bu bilinç sayesinde o önce var olur ve ardından özgür seçimleri ile kendi özünü belirler. Bu nedenle insan özgürlüğe mahkûmdur. Özgür seçimleri ile kendinde varlığın dışına çıkarak kendi için varlığa evrilen insan, "benlik" sahibi olur. Birey olmanın koşulu, toplumun değer yargılarına göre değil bireyin özgür seçimlerine göre yaşamadır ve Sartre bu otantik varoluşların dışında varoluş sergileyen insanların başkalarıyla yapışkanlık içerisinde yaşadığını ve başkaları arasında kendine yabancılaşan otantik insanın bundan bulantı duyduğunu belirtir. Ben'in Öteki ile ilişkisini varoluş felsefesinde önemle konumlandıran Sartre'a göre, benim özgürlüğümü ve özsel içeriği olmayan otantik varoluşumu engelleyeceği ve herkesin Öteki'nden sakladığı gizli bir şeylerinin olması sebebiyle ben ile öteki ilişkisi olanaksızdır. Tezde, konuyla ilgili ön bilgilerin serimlenmesi ardından tezin esas konusu olan Ben'in Öteki ile İlişkisi sorunsallaştırılıp Sartre felsefesinin, kendisi için varlığın özgürlüğü, sorumluluk, yabancılaşma, hiçlik, özgürlüğe mahkûm oluş, özgürlüğün sınırları, iç daralması ve kendi kendine sorumluluk, beden, bakış kavramları temelinde irdelenecektir.
Kent dönüşümlerinin 1980 sonrası Türk sinemasında temsili: Beyoğlu örneği
Bu çalışmada, kentsel mekân ve öteki kavramları çerçevesinde, kent dönüşümlerinin Beyoğlu örneklemi üzerinden sinemada nasıl temsil edildiği incelenmektedir. Türk Sineması için İstanbul gerek doğal fon olarak gerekse toplumsal değişimlerin göstergesi olarak her zaman önemli bir konumda yer almaktadır. Toplumsal dönüşümleri en etkili biçimde yansıtan sanat olma özelliği gösteren sinemada, kentin temsili ise toplumun içerisinde bulunduğu siyasal, kültürel ve ekonomik yapıya göre değişim göstermektedir. Siyasi politikalar sonucunda toplumsal süreçte yaşanan sosyo-ekonomik değişimler, kentsel mekanları da dönüşüme uğratmaktadır. İstanbul'un en eski yerleşim bölgelerinden biri olan Beyoğlu, içerisinde her dönem farklı 'öteki' kimliklerini barındırması ile toplumsal dönüşümün yansımalarını en fazla yaşayan mekân olma özelliği ile karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle tezde araştırılmak üzere Beyoğlu'nun farklı dönemlerini ele alan üç film seçilmiş ve incelenmiştir. Güz Sancısı filmi ile ötekileştirilen gayrimüslimler, Muhsin Bey filmi ile göç ile ortaya çıkan ve elit tabaka tarafından hor görülen arabesk kültür ve Gece, Melek ve Bizim Çocuklar filmi ile toplumsal normlara uymayan travestiler, eşcinseller, hayat kadınları ile toplum tarafından öteki olarak adlandırılan cinsel kimlikler değerlendirilmiştir. Tezde, nitel veri analiz türlerinden biri olan betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Amaçlı örneklem ile seçilen filmler incelenmiş ve elde edilen veriler önceden belirlenmiş temalara göre özetlenip yorumlanmıştır. Lefebvre ve Harvey'in kente dair görüşleri araştırmanın kuramsal çerçevesini oluşturmakta ve analiz kısmından önce mekan ve öteki kavramları açıklanarak, bu kavramlar çerçevesinde veriler ,temalara uygun şekilde yorumlanmıştır. Sonuç olarak siyasi politikaların toplumsal örgütlenmeye, kültür ve cinsiyet politikalarına ve bu olguların sonucunda yerleşim alanları olan kentsel mekanlara nasıl etki ettiği araştırmanın kapsamını oluşturmaktadır.
Aidiyet ve sınır kavramlarının sanattaki yansımaları
Aidiyet kavramı bireyin kim olduğunu tanımlar. İlişkinlik anlamına gelen aidiyet, kişinin kendini ifade etmesinde, toplumda yer bulmasında önemli rol oynamaktadır. Bireysel aidiyetin oluşması için mekansal aidiyetin düzenlenmiş olması gerekmektedir. Birey ve mekan ilişkisinde, mekanın kişiye ait birleşenlerinin olması, yer kimliğini oluşturur. İnsanlar tarih boyunca birçok nedenden dolayı bulundukları yerden ayrılmak durumunda kalmışlardır. Bu ayrılma durumunun aidiyet ve mekân ihtiyacı üzerindeki etkisi/sonuçları gözle görülür boyutta önemlidir. Toplumsal hiyerarşinin etkilerini modern çağda görmek mümkündür. Tüm dünyada, bir sınıflandırılma biçimi olan hiyerarşi, toplumda bir düzen ve uyum sağlama amacındadır. Toplumdaki üyelerin sorumluluklarını alan ve bir uyum oluşturan hiyerarşik yapı, günümüzde bozulmalar yaşamış; sınırlar, göç, mültecilik, kimlik ve aidiyet gibi kavramların zedelenmesine yol açmıştır. Sınır, iki ülkenin coğrafi bitiş noktalarını belirleyen ayrımdır. Fiziki sınırların önemi, insani duyguların önüne geçtiğinde, aidiyet duygusunun gelişimini engellemiştir. Tez içerisinde modern çağda fiziki sınırların, insan hallerini nasıl etkilediğini, aidiyetin ne olduğunu, göç ve göçebelik hallerinin sanatçılar tarafından nasıl ele alındığı incelenmiştir. Tez çalışmasında sınır kavramı üzerinden, sanatçıların bu noktada neler yaptıkları araştırılmıştır. Aidiyet kavramının üzerine yapılan sorgulamalar sonucunda, sınırların ne olduğu üzerine hem uygulamalı hem yazınsal araştırmalar incelenmiştir.
Yabancılık ve ötekilik tahayyülleri üzerine kuramsal tartışmalar
Bu çalışma kavramsal ve kuramsal olarak öteki ve yabancı kavramlarına odaklanmaktadır. Çalışmada ötekiliğin modernizm, ulus-devlet, öznelik gibi ilişkili bir şekilde çalışıldığı birçok makaleye yer verilmiştir. Daha sonrasında Herbert Mead'in, Sosyal Kimlik Kuramcılarının ve Jürgen Habermas'ın ötekilik düşüncelerine yer verilmiştir. Öteki kavramının esnekliğinden dolayı kavramın birçok kullanım biçimlerini görmek bakış açısı sağlamaktadır. Ayrıca ötekiliğin sosyalleşme süreci, grup bilinci ve ulus-devlet haliyle ilişkiselliğini belirtmek kavramın kullanım alanlarını göstermektedir. Yabancı kavramına dair ise Richard Sennett'in, Zygmunt Bauman'ın, Robert Ezra Park'ın ve Georg Simmel'in görüşlerine yer verilmiştir. Bu kuramcılar, yabancı kavramını öteki kavramından farklı olarak çeşitli düzeylerde kullanmışlardır ve ayrıca yabancı kavramını kuramsal/terimsel anlamıyla somutlaştırmışlardır. Çalışma, öteki ve yabancı kavramlarının kategori, temsil ve kalıp yargı kavramlarıyla kurulan arka planına değinmiş sonrasında da alanda var olan lisansüstü çalışmalarda öteki ve yabancı kavramlarının kullanım biçimlerine yer vermiştir. Dolayısıyla bu çalışmada kategori, temsil ve kalıp yargı kavramlarının öteki ve yabancı kavramlarının benzerlikleri olduğu üzerinde durulmaktadır. Daha sonrasında ötekiliğe ve yabancılığa dair literatürde var olan çalışmalara odaklanarak kavramların ne olduğu üzerine bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak ise öteki ve yabancı kavramlarının farklılıklarına değinilmiştir. Bu farklılıklar yabancının egemen olmayan olması, ötekiye göre daha keskin sınırlarla etkileşimlere dahil olduğu gibi sonuçları ortaya çıkarmıştır. Bu çalışmayla kavramların taşıdığı anlamların farklılıklarına değinilmek istenmiştir. Yapılan kuramsal tartışmayla birlikte sosyal bilimler alanında öteki ve yabancı kavramlarının sınırlarına dair bir çalışma gerçekleştirilmiştir.
Ötekiliğin dinsel kimlik ve cinsel kimlik çerçevesindeki izdüşümleri
Dinsel ve cinsel kimlik üzerinden bireylerin birbirlerine göre ötekiliğini ve ötekileştirme davranışını konu edinen bu çalışmada, Alevilik, Sünnilik, eşcinsellik, düzcinsellik kapsamında ötekiliğin ve ötekileştirilme pratiklerinin bireyler tarafından anlamlandırılma ve deneyimlenme biçimleri ele alınmıştır. Bu doğrultuda bireylerin dinsel ve cinsel kimlikler çerçevesinde 'öteki' ile ilişki kurmaya yönelik yaklaşımları değerlendirilmiştir. Nitel araştırma yönteminin benimsendiği bu çalışmada kartopu örnekleme tekniği ile ulaşılan Alevi-eşcinsel, Alevi-düzcinsel, Sünni-eşcinsel ve Sünni-düzcinsel şeklinde kategorize edilen 20 katılımcı ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışma verileri, tematik analiz ile değerlendirilmiştir. Bu çerçevede çalışma, benimsenen kimlik üzerinden 'öteki' olmayı, ötekileştiren ve ötekileştirilenin gözünden anlamaya çalışmıştır. Ulaşılan temalar doğrultusunda, bireylerin birbirine göre ötekiliğini ve ötekileştirme davranışını belirleyen unsurların bu kimliklere atfedilen anlamlar doğrultusunda geliştirilen stereotipler olduğu söylenebilir. Alevi katılımcılar, en çok dini pratiklerinin farklılığı üzerinden oluşan stereotipler aracılığıyla etiketlenmektedir fakat Sünni katılımcıların bu farklılığa ve din mefhumuna atfettiği anlamlar, onların Alevi bireyler ile çeşitli toplumsal bağlamlarda ilişki kurmasını önler nitelikte değildir. Eşcinsel bireylere yönelik ötekileştirici yaklaşımın temelinde ise toplumsal cinsiyet normları üzerinden gerçekleşen stereotipler bulunmaktadır ve bu bağlamda bilhassa düzcinsel erkek katılımcılar, eşcinsel bireyler ile ilişki kurmaktan kaçınmaktadır. Alevi-düzcinsel, Alevi-eşcinsel ve Sünni-düzcinsel katılımcıların kendi ötekiliğini anlamlandırma ve kabullenme sürecinde ise benimsenen dinsel ve/veya cinsel kimliğin toplumdaki farklılığına atfedilen anlamlar etkili olmaktadır ve bu anlamları katılımcılar, ilişki kurdukları diğer ötekiler aracılığıyla sosyalizasyon sürecinde öğrenmektedir. Farklılığa atfedilen anlamların niteliği, katılımcıların kimliklerini çevresinden gizleme eğilimi göstermesine neden olabilmektedir. Bu bağlamda Alevi katılımcılar açısından ötekileştirici pratiklerin denetimi için belirli bir dönem dinsel kimliği gizlemek bir tercih olsa da bilhassa yetişkinlik döneminde ötekileştirici pratiklere rağmen kimliklerini gizlemek istememektedirler. Eşcinsel katılımcılar ise cinsel kimliklerinin farklılığının belirleyici olmadığı ilişkiler kurmak istedikleri için kimliklerini sınırlı bir çevrede dışa vurmaktadırlar. Anahtar Sözcükler Ötekilik, ötekileştirme, cinsel kimlik, dinsel kimlik, Alevilik, Sünnilik, eşcinsellik, düzcinsellik.
Öteki kavramı bağlamında radikal demokrasi üzerine
Çeşitli nedenlerle birbirinden farklı olarak kategorize edilen kimlikler "öteki"ne işaret etmektedir. Çalışmada gerek cinsiyet, gerek ırk, gerek din-dil vb. farklılıkların -ötekilerin- birbirlerini ortadan kaldırmadan siyasete dâhil olmalarının olanağı sorgulanacaktır. Kimliksel farklılıkların bir arada bulunduğu, tektipleştirici değil çoğulcu anlayışı egemen kılan siyaset anlayışının zemini tartışılacaktır. Ötekiyle siyasal alanda bir arada olma sorunu bugün liberal demokrasinin siyaset anlayışıyla çözümsüz kalmaktadır. Çünkü liberal demokrasi modernizmin "evrenselleştirme" projesinden beslenerek ötekinin aynılaştırılması düşüncesine varır. Postmodernizmin "büyük anlatılar"a karşı tutumu ise ötekinin evrensel olarak değil, farklılık olarak anlaşılmasını mümkün kılar. Postmodern bir yaklaşım olarak radikal demokrasi, ötekini göz önünde bulunduran siyasetin imkânı sorununa çözüm getirebilecek verimli bir alan olarak görülebilir. Ancak radikal demokrasinin kendi içerisindeki fikir çatışmaları, ötekini hesaba katan bir siyasetin nerede konumlandırılması gerektiği sorusunu doğurur. Sözü edilen çatışma Habermasçı müzakere anlayışı ile Schmittçi antagonizma kavramı arasındadır. Her iki düşünür de siyasette çoğulcu anlayışı benimseyerek, siyasal alanın ötekini barındırması gerektiğini savunur. Fakat Habermas modernizmin evrensellik anlayışını sürdürerek radikal demokrasiden uzaklaşıp liberal demokrasiye yaklaşmıştır. Schmitt ise Habermas'tan farklı olarak çatışmaya dayanan bir siyaset tasarımı ortaya koyar. Fakat Schmitt'in antagonizmaya dayanan siyaset anlayışı ötekini yok etme riskini barındırır. Bu bakımdan her iki yaklaşımın da çıkmazlarının olduğu bu nedenle bunları kapsayıp aşacak farklı bir bakışa ihtiyaç duyulduğu düşünülmektedir. Siyasal alanda ötekiyle bir arada olmanın zemini olarak iki görüşten de beslenen, ancak onlardan farklı bir anlayışı dile getiren ve böylece çalışmamızın odak noktasını oluşturan temel, Mouffe ve Laclau'nun 1985'te yayımlanan Hegemonya ve Sosyalist Strateji kitabında kuramsallaştırdıkları radikal demokrasi anlayışıdır.
Being the other: multiculturalism, diaspora and search of identity in Diana Abu-Jaber's novels
In relation to the inevitable result of Colonialism, as in the case of other ethnic groups, immigrants with Arab roots have also been expected to be assimilated into the mainstream, Anglo-American society, disregarding their rooted culture and social values. Diana Abu-Jaber, as a Jordanian American novelist and professor at Portland State University, accentuates upon the themes of multiculturalism, diaspora and search of identity in her novels whilst elaborating the psyche of in-between identities. Protagonists in Abu-Jaber's novels struggle to reinvent their own selves whilst trying to preserve their both Arab and American identities. Abu-Jaber puts forward the claim that exiles must reinvent their selves by embracing the duality of Arab American identity without being disloyal to either. Within this context, the thesis study aims to explore the dilemma between the old and the new identity as the inevitable result of multicultural structure and diaspora, in Abu-Jaber's two significant novels, Arabian Jazz (1993) and Crescent (2003). Another concern is to introduce Diana Abu-Jaber to Turkish readers as an influential novelist of the Postcolonial and Arab American literature. In this context, this thesis evaluates the identity problem in Abu-Jaber's two novels, within the frame of the Postcolonial theory. Regarding the results of Colonialism, an analysis is intended to be carried out about the Western perception of the East, and the complexity of identity in Mahjar literature, including how exiles could digest the "hyphen" and reconstruct the concept of "home" by centering upon Edward W. Said's critical theory, Orientalism, and alluding to the ideas of other significant pillars of the Postcolonial theory.
From Mudros to Lausanne: How Ahmed Emin's perception of the "Other" changed?
Ahmet Abdullah Saçmalı, ?From Mudros to Lausanne: How Ahmed Emin?sPerception of the `Other? Changed?This thesis explores an eminent liberal journalist, Ahmed Emin (Yalman)?s changing perceptions of the ?other? in the armistice period (1918-1923). Throughout the work, how Ahmed Emin perceives non-Muslim Ottomans, non-Turkish Muslims and the Western powers, as well as the alteration of his receptions are analyzed through both qualitative and quantitative methods based on content analysis. Furthermore, having in addition to the analysis of his articles published in two newspapers Vakit and Vatan in Istanbul during the armistice period, his narration and reconstruction of the past events in his memoirs, one of which was composed in English, are also included in the comparative analysis. The consequence of the studies carried out within this thesis shows that along with the continuous elements in his writings, such as his almost unchanging liberal-Westernist ideology, Ahmed Emin?s opinions and stance were subject to change in accordance with the transformations in the conjuncture, and especially with the shifts in power configurations.Keywords: Ahmed Emin Yalman, Istanbul, Mudros Armistice, Turkish independence war, Lausanne Peace Treaty, armistice period, change, other, mandate question, late Ottoman and modern Turkish history, history of press, memoirs, reconstruction of the past.