Patients

458 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Örgütlenmenin yeni formları olarak sanal örgütlerde bilgi yönetimi: Çölyak hastalarının örgütlenmesi için model önerisi

Günümüzde bilgiye erişim, özellikle bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi ile birlikte hızlanmış ve toplum tarafından kabul edilen bir bilgi süreci oluşturmuştur. Bu durum her ne kadar hızlı bir iletişim imkânı sağlasa da doğru yönetilmediği takdirde sorunları da beraberinde getirmektedir. Sanal ortamlarda yapılan bilgi paylaşımları doğruluğu bilinmeyen, güncel olmayan, gizli olması gerekirken herkes tarafından görünür olan yanlış bilgi aktarımlarının oluşmasına sebebiyet verebilir. İfade edilen sorunlar bilginin doğru yönetilmesi ile çözülebilir düşüncesiyle, sanal örgütlerde bilginin etkin yönetimi adına bir model önerisinde bulunulmuştur. Çalışma bir durum çalışmasıdır. Farkındalığı çok fazla bilinmeyen çölyak hastalığı seçilmiştir. Çölyak dernekleri hem çölyak hastalarını örgütleyen, hem de toplumda farkındalık yaratan eylemlerde bulunan sivil toplum kuruluşudur (STK). Türkiye'de aktif faaliyet gösteren çölyak dernekleri ile derinlemesine görüşmeler yapılarak veri toplanmış ve toplanan verilerin analiz edilmesiyle elde edilen dokuz tema kavramlar dâhilinde incelenerek sanal örgütlerde bilgi yönetim modeli geliştirilmiştir. Model aynı zamanda dünya genelinde taramalar gerçekleştirilerek araştırma amaçlarına uygun bulunan yayınların betimsel analiz bulguları ile de desteklenmiştir. Sanal örgütlerde bilgi yönetim modeli, bulgular sonucu, üç temel katmandan oluşmuştur. İlki, bilgi yönetim süreci katmanı, ikincisi sanal örgüt katmanı ve üçüncüsü de hem sanal ortama hem de bilgi yönetim süreci katmanlarına destek ve kolaylaştırıcı unsurları barındıran stratejik unsurlar katmanıdır. Model literatürde karşılık bulan bilgi yönetim modellerinden farklı olarak sanal örgütlerin destek ve engelleri bağlamında ele alınarak açıklanmaya çalışılmıştır. Son olarak çalışmanın modeline uygun web temelli bir bilgisayar uygulaması geliştirilmiştir. Bilginin doğruluğu ve paylaşımının öncelikli düşünüldüğü bu uygulama ile çölyak hastalarının ihtiyacı olan doğru bilgiye erişimleri hızlı bir biçimde sanal ortam vasıtasıyla sağlanacaktır.

Bilgi yönetimiHastalarSanal örgütler+1
Murat Sakal
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocuğu koklear implant adayı ebeveynlerin gereksinimlerine dayalı bilgilendirme programı geliştirilmesi

Çocuklarda 1990'larda başlayan ve günümüze yaklaştıkça artış gösteren koklear implant (Kİ) uygulamaları, Ulusal Yenidoğan İşitme Tarama Programı'nın ülkenin her yanında işlerlik kazanmasıyla birlikte hem daha geniş kitlelere ulaşmakta hem de çocuğun Kİ yaşı düşmektedir. Küçük yaşlarda ameliyat olmaları gereken çocuklar için bu kararı ebeveynleri vermektedir. Ebeveynler için tanı sonrası karar vermeyle başlayan Kİ süreci birbirini izleyen bir dizi aşamadan oluşmaktadır: aday değerlendirme, ameliyat, işlemcinin açılması, işlemcinin programlanması, cihazın teknik bakımı ve işitsel-sözel eğitim. Tüm bu süreç ebeveynlere son derece karmaşık gelmekte ve onları zorlamaktadır. Ebeveynlerin süreç boyunca karşılaşacakları zorlukların üstesinden gelebilmeleri için süreç hakkında ayrıntılı olarak bilgilendirilmeleri gerektiği araştırmacılar tarafından tekrarlı olarak vurgulanmaktadır. Ne var ki, ulaşılabilen ulusal ve uluslararası alanyazında şu ana kadar ebeveynlerin süreçle ilgili bilgi gereksinimlerini karşılayacak gereksinim analizine dayalı, bütünlüklü, gerektiğinde bir grup ebeveyne aynı anda sunulabilen ve standart bir bilgilendirme programına rastlanmamıştır. Bu çerçevede araştırmanın temel amacı çocuğu Kİ adayı ebeveynlerin gereksinimlerine dayalı bilgilendirme programı geliştirmektir. Amacı gerçekleştirmek üzere araştırma süreci iki aşamalı planlanmıştır: (1) ebeveynlerin Kİ sürecindeki bilgi gereksinimlerini belirlemeye yönelik gereksinim belirleme aşaması ve (2) programın geliştirilmesi, uygulanması ve değerlendirilmesi aşaması. Yöntem olarak bu tür aşamalı çalışmalar için önerilen karma araştırma yönteminin tercih edildiği çalışmaya toplam 149 ebeveyn katılmıştır. Birinci aşama olan gereksinim belirlemede, Kİ ekip üyeleri (n = 6) ve çocuğu Kİ kullanıcısı olan ebeveynlerle (n = 7) nitel veri toplama tekniklerinden odak grup görüşme, farklı Kİ firma temsilcileri (n = 4) ile de yarı-yapılandırılmış görüşme yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler tümevarım anlayışıyla betimsel analize tabi tutulmuştur. Analiz sonucunda bilgi gereksinimlerine ilişkin üç ana tema ortaya çıkmıştır: (1) Programın gerekliliği, (2) Programın yapısı ve (3) Programın içeriği. Programda nelerin olması gerektiğini işaret eden 3. temanın 12 alt teması ise şöyledir: işitme kaybının etkileri, Ki süreci, ameliyat aşaması, işitsel-sözel eğitim aşaması, işitme ve dil gelişimi, çocuğun genel gelişimi, Kİ cihazı, koruma gereksinimleri, yasal haklar, ebeveynlerin psikolojisi, diğer ebeveynlerin deneyimleri, gelecek tedavi/teknoloji olasılıkları. Bu aşamada ayrıca görüşmelerden elde edilen verilere dayanılarak geliştirilen Koklear İmplanta İlişkin Bilgi İhtiyaçları Anketi (KİBA) çocuğu Kİ kullanıcısı 100 ebeveyne uygulanmıştır. Anket sonuçlarına nicel betimsel analiz yapılarak bulgular nitel bulgular ile harmanlanmıştır. Çalışmanın ikinci aşaması program geliştirme, uygulama ve değerlendirmedir. Programın geliştirilmesinde Taba-Tyler Modeli referans alınmıştır. Model çerçevesinde program geliştirme ve alan uzmanları eşliğinde programın amaçları, içeriği, öğretim strateji, yöntem ve teknikleri belirlenmiştir. Dört ana modülden (Kİ süreci, Kİ ile gelişim, Kİ cihazı, ebeveyn deneyimleri) oluşan program araştırmacı tarafından çocuğu Kİ adayı 32 ebeveyne uygulanmıştır. Uygulanan programın etkililiği ön test-son test-izleme testi kontrol grupsuz deneysel desen ile değerlendirilmiştir. Bu bağlamda yapılan İlişkili Örneklemler İçin ANOVA ve Eşleştirilmiş Örneklemler İçin t-Testi sonuçları, ön test ile son test ve izleme testi arasında son test ve izleme lehine anlamlı bulunmuştur. Dolayısıyla geliştirilen programın, kullanılan deneysel desenin ve örneklemin sınırlılıkları dahilinde, etkili olduğu değerlendirilmiştir. Son olarak, programın sosyal geçerlik düzeyini belirlemek üzere ebeveynlere Bilgilendirme Programı Memnuniyet Anketi (BİPMA) uygulanmış ve ankete verilen yanıtlar programın sosyal geçerliğinin son derece yüksek olduğunu göstermiştir. Çalışmanın bulguları, çocuğu Kİ adayı ebeveynlerin Kİ sürecinin tüm aşamalarında çok çeşitli bilgilere gereksinim duyduğunu, analiz temelli bu gereksinimlerini gözeterek geliştirilen bilgilendirme programının ebeveynlerin gereksinimlerini karşılamada etkili olduğunu ve ebeveynlerin programdan memnuniyet duyduklarını göstermiştir. Bu yönüyle programın yeni araştırmalar için bir ilk adım olması umulmakta ve uygulamada önemli bir eksikliği giderme potansiyeli olduğu düşünülmektedir

BebeklerBilgi toplamaBilgilendirme+6
Nurdan Cankuvvet
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran 18-65 yaş arası hastaların erişkin periyodik sağlık muayeneleri ve taramalar hakkında bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, 1.6.2022-1.12.2022 tarihleri arasında çeşitli şikayetler ile polikliniğimize başvuran 255 hasta ile yapılmıştır. Hazırlanan anket formu, yüz yüze görüşme yöntemi ile doldurularak veriler toplanmış; bu sayede katılımcıların erişkin periyodik sağlık muayeneleri ve taramalar hakkındaki bilgi düzeylerini değerlendirmek ve bilgi düzeylerinin sosyodemografik özellikleriyle ilişkisini ortaya koymak amaçlanmıştır. Katılımcıların %61,6'sı (n=157) kadın, %38,4'ü (n=98) erkek; yaş ortalamaları ise 31,5±12,3 olarak bulundu. Katılımcıların %87,8'inin (n=224) kronik hastalığı bulunmazken, %12,2'sinin (n=31) kronik hastalığı bulunmaktaydı. Katılımcıların %32,2'si (n=82) sigara; %35,7'si (n=91) ise alkol kullanıyordu. Katılımcıların toplam bilgi düzeyi puanı ortalaması 14,3±3,0 bulundu. Lise ve altında öğrenim düzeyine sahip olanlar katılımcıların %21,2'sini (n=54) oluştururken, üniversite ve üstünde bu oran %78,8 (n=201) idi. Üniversite ve üstü öğrenim düzeyine sahip olanların bilgi düzeyleri istatiksel anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,001). Katılımcıların %22'si (n=56) sağlık çalışanıydı. Sağlık çalışanlarının bilgi düzeyi puanı, sağlık çalışanı olmayanlara göre istatistiksel anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,001). Katılımcıların yaşları ve beden kitle indeksleri ile bilgi düzeyleri arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmasına rağmen; ilişki düşük düzeydeydi. Diğer parametreler ile bilgi düzeyi puanı arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Sonuç olarak; katılımcıların bilgi düzeyi yüksekti. Ancak çalışmamızın sınırlılıkları göz önünde bulundurulduğunda, bu konuda literatürde daha fazla çalışmanın yer alması gerektiği düşüncesindeyiz.

Aile hekimliğiBilgi düzeyiEskişehir+4
Kürşat Şamil Kuru
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

TÖTM acil servisine başvuran hastaların değerlendirilmesinde modifiye erken uyarı skoru ve mainz acil değerlendirme skoru kullanımının hasta prognozunu öngörmedeki etkinliği

Giriş ve Amaç: Son yıllarda, acil servisler ve yoğun bakım birimlerinde kritik hastaların taburculuk ve hastalık ciddiyetinin değerlendirilmesinde kullanılabilecek skorlama sistemlerine olan ilgi giderek artmaktadır. Bu çalışmada amacımız acil servise başvuran hastaların hastalık ciddiyetlerini belirleme ve hastaneye yatırılan hastaların sonlanımlarını öngörmede MEES ve mEWS sistemlerinin etkinliğini araştırmaktır.Materyal ve Metot: 01 Ocak ? 15 Şubat 2011 tarihleri arasında, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Acil Servisi'ne herhangi bir yakınma ile başvuran ve acil serviste müdahale edilen veya gözlem altında tutulan tüm hastalar arasından hastaneye yatışı gerçekleştirilen 1051 hasta çalışma evrenimizi oluşturdu. Çalışmaya alınan hastaların yaşının, cinsiyetinin, triaj kategorisinin, acil servise başvuru saatlerinin, mEWS ve MEES parametrelerinin herhangi bir kliniğe yatırıldığında yatış yerlerine ve mortalitelerine göre etkileri araştırıldı. İstatistiksel verilerin analizinde windows için SPSS paket programının 16.0 nolu versiyonu kullanıldı. Veriler ortalama, standart sapma (SD), ve yüzde olarak özetlendi. Risk faktörlerinin hesaplanması amacıyla univariate ve multivariate analizler kullanıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalamaları 58±19'du ve bunların 467'si (%44) kadın, 584'ü (%56) erkekti. Hastaların 21'i (%2) triaj 1 kategorisi, 646'sı (%61) triaj 2 kategorisi ve 384'ü ise (%37) triaj 3 kategorisindeydi. Bu hastaların 341'i (%32) yoğun bakıma, 710'u ise (%68) herhangi bir sevise yatırıldı. Çalışmaya alınan 1051 hastadan 935'i (%89) hastaneden taburcu edilirken, 116 hasta (%11) hastanede ex oldu. Hastaların mortalitelerine göre GKS, AVPU ve mEWS değerleri istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.0001).Hastaların mortalitelerine göre delta MEES değerleri istatistiksel olarak anlamsız olarak bulundu (p<0.127). Yapılan multivariate analizde hastaların mortalitelerini belirlemede hasta yaş grupları, GKS ve mEWS değerleri ve yatış yerlerini belirlemede ise yaş grupları, GKS ve AVPU değerleri etkin faktörler olarak bulundu.Sonuç: Çalışmamızın sonuçları mEWS değerlendirmesinin acil serviste kullanımının hasta prognozunu ön görmede ve hastaların yatacağı birimlerin belirlenmesinde etkin ve güvenilir bir araç olduğunu desteklemektedir. Aynı zamanda acil servislerde kolayca kullanılabilen GKS ve AVPU değerlerinin de güvenilir yol göstericiler olduğunu ortaya koymuştur. Diğer yandan MEES değerleri acil servislerde kullanım için uygun bulunmamıştır.

Acil durumlarAcil servis-hastaneAcil servis-psikiyatri+7
Feride Sinem Akgun
İnönü University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Müzik terapinin cerrahi yoğun bakım hastalarının yaşam bulgularına etkisi

Bu araştırmanın amacı müzik terapinin cerrahi yoğun bakım hastalarının yaşam bulgularına etkisini incelemektir.Yarı deneysel olarak yapılan araştırma, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi (TÖTM) genel cerrahi yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini; YBÜ'de yatışının üzerinden 24 saat geçen, en az bir gün YBÜ'de yatacak, araştırmaya katılmayı kabul eden, 18 yaş ve üzerinde, Glaskow koma skorlamasına göre 5 ve üstü bilinç düzeyine sahip olan hastalar oluşturmuştur. Örneklemini ise; yapılan güç analizi sonrası genel cerrahi YBÜ'ne yatan 202 hasta oluşturmuştur. Veri toplamada, hasta tanıtım formu ve girişim öncesi ve sonrası yaşam bulgularını içeren form kullanılmıştır. Hastalara genel cerrahi YBÜ'ne kabulünün 2. gününde müzik terapi öncesi hasta tanıtım formu ve girişim öncesi yaşam bulguları (nabız, sistolik ve diastolik basınç, oksijen satürasyon değerleri) kayıt formu uygulanmıştır. Uygulanan müzik terapiden sonra hastalara girişim sonrası yaşam bulguları kayıt formu uygulanmıştır. Veriler; tanımlayıcı istatistik ve eşleştirilmiş t testi ile değerlendirilmiştir.Hastaların müzik terapi öncesi yüksek olan nabız, sistolik ve diastolik kan basıncında müzik terapi sonrası düşme; müzik terapi öncesi düşük olan oksijen saturasyonda ise müzik terapi sonrası yükselme bulunmuştur. Bu sonuçlar müzik terapinin etkinliğini göstermektedir.Anahtar kelimeler: YBÜ, Müzik terapi, Yaşam bulguları, Hasta, Hemşirelik

CerrahiDiastolHastalar+5
Bilsev Araç
İnönü University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Karaciğer nakli uygulanan hastalarda yorgunluğun yaşam kalitesi üzerine etkisi

Araştırma, karaciğer nakli uygulanan hastalarda yorgunluğun yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak planlandı ve yapıldı.Araştırmanın evrenini Mayıs 2004 - Mayıs 2009 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi (TÖTM)'nde karaciğer nakli uygulanan 189 hasta oluşturdu. Örneklemini ise 1 Mart - 31 Ağustos 2009 tarihleri arasında TÖTM Genel Cerrahi polikliniğine nakil sonrası kontrole gelen ve rastlantısal olasılıksız örnekleme yönetimi ile seçilen 76 hasta oluşturdu. Veriler; Hasta Bilgi Formu, Yorgunluk İçin Görsel Benzerlik Skalası ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde Sayı, Yüzde Oranları, Bağımsız Gruplarda t Testi, Mann Whitney U, Kruskall Wallis ve Pearson Korelasyon analiz testleri kullanıldı.Araştırmaya katılan hastaların yarısından fazlası 30-49 yaş grubunda (%53.9), çoğunluğu erkek (%78.9), evli (%75) ve çekirdek ailede (%88.2) yaşamaktaydı. Hastaların, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyutlarından en yüksek puanı mental sağlık alanında en düşük puanı ise mental rol alanında aldıkları saptandı. Hastaların Yorgunluk İçin Görsel Benzerlik Skalası toplam puan ortalamasının orta, alt boyutta yer alan yorgunluk düzeyinin düşük, enerji düzeyinin ise yorgunluk düzeyinden daha yüksek ve iyi düzeyde olduğu belirlendi. Geliri giderinden fazla olan ve kadavradan nakil yapılan hastaların yorgunluk düzeylerinin daha düşük, 30-49 yaş grubundaki hastaların enerji düzeylerinin daha yüksek olduğu görüldü. Hastaların yorgunluk puanları ile SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyut (fiziksel işlev, fiziksel rol, ağrı, genel sağlık algısı, yaşamsallık, sosyal işlev, mental rol mental sağlık) puanları arasında negatif yönde önemli düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu ve yorgunluk puanları arttıkça yaşam kalitesi puanlarının düştüğü belirlendi.Sonuç olarak, bu çalışmaya katılan karaciğer nakli uygulanmış hastaların yorgunluk düzeylerindeki artışın yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilediği belirlendi.Anahtar Kelimeler: Karaciğer Nakli, Yorgunluk, Yaşam Kalitesi, Hemşirelik, Hasta

HastalarHemşirelikKaraciğer nakli+2
Ayça Çolakdalcı
İnönü University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında dindarlık ve öznel iyi oluş

Kronik hastalıklar tıbbi girişimlerin sonuçsuz kaldığı, hastanın öz bakım ve sorumluluk düzeyini yükseltmek ve işlevselliğini artırmak için periyodik takip ve destek bakım gerektiren durumlardır. Kronik hastalıklardan birisi olan kronik böbrek yetmezliği de toplumda önemli yer tutan ciddi bir sağlık sorunudur. Sağlık hizmeti, bakım ve tedavi masrafları yönünden kişileri hızla fakirlik sınırının altına düşürebilmektedir. Bu hastalarda beden imajı değişikliği, yaşam tarzında bozulma, öz-güvende azalma, üzüntü, öfke, çaresizlik, sürekli ağlama, ümitsizlik, endişe, içe kapanma, aile ve iş yaşantısında rol kaybı, bağımlı olma endişesi, sosyal izolasyon ve ölüm korkusu gibi psiko-sosyal problemler ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle öznel iyi oluşun esasını oluşturan daha çok olumlu duygulanım, daha az olumsuz duygulanım ve yaşam doyumu hastalar için oldukça zor görülmektedir. Bu bağlamda söz konusu olumsuzluklarla baş etmede ve hastanın öznel iyi oluşunu artırmada dinin etkili bir arabulucu olarak işlev görebileceği varsayılmıştır. Bir alan araştırması olan bu doktora tezinin genel amacı da betimsel bir yaklaşımla sosyo-psikolojik metotlardan faydalanarak, hemodiyaliz tedavisi gören kronik böbrek yetmezlikli hastaların dindarlık ve öznel iyi oluş düzeylerini belirlemek ve dindarlık düzeyleri ile öznel iyi oluşları arasındaki ilişkiyi tespit etmeye çalışmaktır. Dinî başa çıkma yaklaşımlarının katılımcıların öznel iyi oluşlarına etkisine ilişkin bulguların psikolojik perspektiften yorumlanması da bu incelemenin amaçları arasındadır. Buna göre, konuyla ilgili yirmi üç hipotez geliştirilmiş ve araştırma sonucu ulaşılan bulgulardan hareketle söz konusu hipotezler test edilmiştir. Araştırmanın örneklemi T.C. Sağlık Bakanlığı, Hitit Üniversitesi Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Çorum İlçe Diyaliz Ünitelerinde tedavi gören hastalardan tabakalı rastgele örnekleme yöntemiyle belirlenen 205 kişiden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan hastaların % 54,1'i (111 kişi) erkek, % 45,9'u (94 kişi) da kadındır. Veri toplama aracı olarak araştırmanın kıstaslarına göre belirlediğimiz demografik özelliklerin bulunduğu "Kişisel Bilgi Formu", katılımcıların dindarlık ve öznel iyi oluş düzeylerini belirlemeye yönelik 5'li Likert tipi "Dindarlık Envanteri" ve "Öznel İyi Oluş Ölçeği" kullanılmıştır. Ayrıca araştırmaya katılan örneklem dağılımına uygun olarak ölçüt örnekleme yöntemiyle seçilen 20 kişilik grupla görüşmeler yapılmış, yapılan görüşmelerde katılımcılara önceden belirlenen sorular yöneltilerek cevapları kaydedilmiştir. Ses kayıtlarının deşifresinden elde edilen veriler veri setleri halinde tanzim ve tasnif edilmiş, daha sonra da NVivo 9.0 programı yardımıyla temalara ayrılmış ve yorumlanmıştır. Araştırmanın nicel verilerinin analizinde t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), pearson momentler çarpımı korelâsyon analizi, basit doğrusal regresyon analizi gibi istatistiksel analiz teknikleri kullanılmıştır. Varyans analizi sonucunda elde edilen F değerinin anlamlı bulunduğu durumlarda farkların kaynağını saptayabilmek amacıyla varyansların homojen olduğu gruplarda Scheffe ve LSD testi, varyansların homojen olmadığı gruplarda da Tamhane's T2 testi kullanılmıştır. Araştırmada hata payı üst sınırı en az 0.05 olarak alınmıştır. Çalışmada nitel ölçüm yoluyla elde edilen bulgular yer yer nicel ölçüm araçlarıyla elde edilen verilerin yorumlanmasında kullanılmıştır. Araştırma sonucunda demografik değişkenler ile dindarlık, demografik değişkenler ile öznel iyi oluş arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık ve ilişkilerin olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, her iki yöntemle elde edilen bulgulara göre; katılımcıların dindarlık düzeyi ile öznel iyi oluş düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişkinin bulunduğu ve dindarlığın öznel iyi oluştaki varyansın % 31,9'unu açıkladığı saptanmıştır. Bulgular dindarlığın öznel iyi oluşun anlamlı ve önemli bir yordayıcısı olduğunu göstermiştir. Olumlu dinî başa çıkma yöntemlerinin örneklem tarafından sıklıkla kullanıldığı ve dinî motifli olumlu başa çıkma yaklaşımlarının hastanın öznel iyi oluşu üzerinde pozitif yönlü katkısının olduğu da araştırmanın bulguları arasındadır. Anahtar Kavramlar: Hemodiyaliz, Dindarlık, Öznel İyi Oluş, Dinî Başa Çıkma, Mutluluk, Yaşam Doyumu.

Din psikolojisiDindarlıkHastalar+3
Nevzat Gencer
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin ve hukuki boyutunun adli bilimler açısından değerlendirilmesi

İşyerinde şiddet her geçen gün dünya çapında yaygın ve endişe verici bir olgu halini almaktadır. Sağlık kurumları şiddetin yaşandığı yerlerin en başında gelmektedir. Sağlık çalışanları sözel ve fiziksel şiddetten psikososyal ve cinsel şiddete kadar farklı çeşitlerde şiddete maruz kalmaktadır. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin oluşmasında hasta ve hasta yakınlarından, sağlık çalışanlarından, mevcut yasalardan, sağlık sistemi ve sağlık yöneticilerinden kaynaklı etkenler bulunmaktadır. Ülkemizde bu önemli sorunun önlenmesine yönelik yeni stratejilerin geliştirilebilmesi için öncelikle problemin gerçek boyutunun ve özelliklerinin saptanması gerekmektedir. Oysa ülkemizde bu büyük problemin çözümü tam anlamıyla bilinmemektedir. Literatürdeki araştırmalarda ise genellikle sorunun hasta veya sağlık çalışanı gibi tek boyutuna odaklanılmıştır. Bu çalışmada sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin azaltılması ve/veya ortadan kaldırılabilmesi için hastaların ve sağlık çalışanlarının görüşleri doğrultusunda sağlık yöneticilerine ve mevcut yasalara yeni çözüm önerileri sunmak amaçlanmaktadır. Bu çalışmada hasta, sağlık çalışanı ve yasalar birlikte değerlendirilerek çözüm önerileri çok boyutlu olarak sunulmaktadır. Sağlık çalışanları ve hastaların konu hakkındaki düşünceleri anket yöntemiyle elde edilmiş ve veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir.

DoktorlarHastalarHastaneler+1
Eda Yaşar
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyo-psikolojik bir şifa fenomeni olarak dua: Yozgat örneği

Sağlık-hastalık olgusu ve bireylerin bu konudaki algısı ile dua ilişkisinin incelendiği bu çalışmada, araştırma yapılan alanda, mevcut sosyo-kültürel yapı içinde hastalık-dua-şifa arasındaki ilişkiyi sosyolojik yöntemlerle açıklamak üzere bireylerin dua tutumlarını sekülerlik olgusu bağlamında açıklamak ve Din Sosyolojisi çalışmalarına katkı sağlamak amaçlanmıştır. Sağlık Sosyolojisi ve Din Sosyolojisi konularının kesiştiği bir araştırma modeli içeren bu çalışma 3 ana bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölümünde kavramsal ve kuramsal bilgilere yer verilmiş olup hastalık ve sağlık olgusu sosyolojik yönü ile incelenmiştir. Araştırmanın kuramsal bölümü sekülerlik teorileri ile açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde araştırma metodolojisi açıklanmıştır. Araştırmanın uygulama bölümünde Şifa Fenomeni Olarak Dua Ölçeği geçerlik-güvenirlik çalışmasını yapmak amacı ile Yozgat Şehir Hastanesine 15 Şubat-15 Nisan 2019 tarihleri arasında müracaat eden ayaktan hastalar üzerinde bir uygulama yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini 18-65 yaş arasında olan 489 ayaktan hasta oluşturmaktadır. Veriler Yozgat Şehir Hastanesinde basit rastlantısal örnekleme yöntemiyle seçilmiş katılımcılarla yüz yüze görüşmeye dayalı anket tekniğiyle toplanmıştır. Anket, araştırmacı tarafından çalışmanın teorik bölümü ile bağlantılı olan ve uzman görüşü alınarak hazırlanan sorulardan oluşturulmuştur. Anketin kapsam geçerliği, pilot çalışma, yapı geçerliği ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Verilerin analizinde SPSS Programı kullanılmıştır. Araştırmada "Şifa Fenomeni Olarak Dua Ölçeği" yapı geçerliliğini kontrol etmek için Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmıştır. AFA'de örneklem grubu uygunluğu yeterliliği Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) katsayısı ile Barlett Sphericity testleri ile test edilmiştir. Faktör analizi için Varimax dik döndürme tekniği uygulanmıştır. Madde Test Toplam Korelasyonu ve madde ayırt edicilik değerleri test edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda 8 faktörlü, 53 maddeli bir ölçek elde edilmiştir. 8 faktörden meydana gelen ölçeğin toplam verilerle uyum derecesini belirlemek amacı ile DFA yapılmıştır. Yapılan DFA sonucuna göre RMSEA GFI, AGFI, RMR ve SRMR değerlerinin kabul edilebilir uyumda, CFI, NNFI, NFI değerlerin ise mükemmel uyum kriterleri içerisinde olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar açıklanan faktör yapısının doğrulandığını göstermektedir. Cronbach's Alpha = 0,890 değeri ile güvenilir bir ölçüm aracı olarak belirlenmiştir. Örneklem grubunun, demografik değişkenlere göre dua etme tutumlarında farklılaşma olup olmadığını anlamak için belirlenen 12 hipotez test edilmiş olup araştırmanın kavramsal ve kuramsal çerçevesine dayanılarak ortaya atılan düşüncenin elde edilen bulgularla desteklenip desteklenmediği ortaya konulmuştur. Ulaşılan verilerin istatistiksel analizi, t-testi (Independent-Samples T Tests), Varyans Analizi (Analysis of Variance, ONE-WAY-ANOVA) testleriyle ile yapılmış olup, gruplar arasındaki farkların kaynağının belirlenmesi için Post-Hoc analizlerinden Scheffe analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucuna göre; Katılımcıların duayı şifa olarak görme düzeylerinde cinsiyetlerine, medeni durumlarına, yaş, eğitim, dini inanışını tanımlama şekline, kronik hastalığı olma durumuna, yakınlarında kronik hastalığı olma durumuna, dua etme sıklıklarına, hastaneye gitme sıklıklarına, sağlık durumlarını tanımlama şekillerine, dua etmenin kişiyi etkileme şekline göre sekülerlik tutumlarında farklılaşmalar olduğu saptanmıştır. Anahtar Kavramlar: Dua, Hastalık, Sekülerlik, Şifa, Yozgat

Din sosyolojisiDuaHastalar+5
Muradiye Varol
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üçüncü basamak bir hastanenin aile hekimliği polikliniğine başvuran hastaların kırsal ve kentsel bölgede yaşamalarına göre geleneksel ve tamamlayıcı tıp konusundaki bilgi ve tutumları

Giriş ve Amaç: İnsanlık tarihi boyunca değişmeyen öncelikli amaçlardan biri sağlıklı olmaktır. Toplumların, modern tıptaki gelişmelerden önce, sağlık için uyguladıkları yöntemleri içinde yaşadıkları coğrafyaya, kültürlerine veya inançlarına göre şekillendirdikleri görülür. Dünyada ve ülkemizde, konvansiyonel tıp dışı yöntemlere olan talep artmıştır. Bu çalışmada, Çorum ilinde kentsel ve kırsal bölgede yaşayan halkın, yaygınlığı giderek artan geleneksel ve tamamlayıcı tıp yöntemleri ile ilgili bilgi ve tutumlarını araştırmak, bunu etkileyen faktörleri ortaya koyabilmek ve buradan elde edilen verilerle halk sağlığına ve literatüre katkı sağlayabilmektir. Gereç ve Yöntem: T.C. Sağlık Bakanlığı Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi aile hekimliği polikliniğine başvuran 18-65 yaş arası bireylerin kentsel ve kırsal yaşam bölgelerine göre gruplandırılarak 10 Mart – 31 Mart 2021 tarihleri arasında katılımı ile kesitsel-tanımlayıcı bir çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara yüz yüze anket yöntemi ile çalışma ekibi tarafından oluşturulmuş geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) konusundaki bilgi ve tutumları sorgulayan anket uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamıza toplam 385 kişi katıldı. Katılımcılardan 277 (%71,9) kişi kentsel bölgede yaşayan katılımcılardan, 108 (%28,1) kişi kırsal bölgelerde yaşayan katılımcılardan oluşmaktaydı. Kentsel bölgede yaşayan katılımcıların yaş ortalaması 40,59±11,95 yıl, kırsal bölgede yaşayan katılımcıların yaş ortalamaları 41,01±14,61 yıl idi. En az bir veya daha fazla GETAT yönteminin duyulması, kentsel bölgede %92,1 (n=255) kırsal bölgeye göre %76,9 (n=83) daha yüksek saptanmıştır (P<0,001). En sık duyulan yöntemlerin kentsel bölgede sülük tedavisi (Hirudoterapi) %79,1, kırsal bölgede %62 masaj terapisinin olduğu görülmüştür. Bu duruma etkili faktörler olarak, her iki bölgede de daha yüksek eğitim düzeyine sahip olunması ve aylık gelirin daha iyi olması arasında istatistiksel anlamlı ilişki olduğu saptandı. GETAT yöntemi uygulatılmasında ise yaşam bölgeleri arasında istatistiksel anlamlı fark olmamakla birlikte, kentsel bölgede yaşayan 255 kişiden 130'u (%51,0), kırsal bölgede yaşayan 83 kişiden 36'sı (%43,4) en az bir veya daha fazla GETAT yöntemi uygulattıklarını belirtmiştir (P=0,229). Her iki bölgede de masaj terapisinin en sık uygulatılan uygulama (kentsel bölgede %27,1, kırsal bölgede %21,3) olduğu görülmüştür. Kentsel bölgede yaşayanlar GETAT yöntemlerini en sık sırasıyla; %62,5 internet, %54,3 televizyon, %50,8 arkadaş çevresinden duyduklarını belirtirken, kırsal bölgede yaşayanlarda ise en sık %63,4 televizyon, sonrasında %48,8 ile internet ev %47,5 ile arkadaş çevresinden duyduklarını belirtmişlerdir. Katılımcıların GETAT yöntemlerini uygulatmayı düşündüğünde en sık danışacağı kişiler; kentsel bölgede %84,3, kırsal bölgede %89,5 ile aile hekimleri olduğu gözlendi. Sonuç: Kentsel ve kırsal bölgede yaşayanlar arasında GETAT yöntemleri farklılık gösterebilmektedir. Bu farklılıkta eğitim durumu ve aylık gelir durumu etkili faktörler olarak saptanmış olsa da sosyokültürel etkinin ve yaşam alanına özgü faktörlerin etkisi de bulunmaktadır. Anahtar kelimeler: Aile Hekimliği, Geleneksel ve Tamamlayıcı tıp, Kentsel, Kırsal

BilgiBilgi düzeyiHastalar+4
Hülya Yılmaz Başer
Hitit University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

12 haftalık hareket eğitiminin bunama (Demans) hastalarının bazı fiziksel ve bilişsel gelişme düzeylerinin etkisinin araştırılması

Bu araştırmanın amacı; 12 haftalık düzenli hareket eğitiminin Bunama (Demans) hastalarının bazı fiziksel ve bilişsel gelişim düzeyine etkisinin araştırılmasıdır.Araştırmada; Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Polikliniğine gelmiş ve Bunama (Demans) tanısı konulmuş, spor yapmaya herhangi bir engeli olmayan ve anlama yetisine sahip ve gönüllü olan yaş ortalaması 72±9,2 (yıl) olan 17'si bayan ve 6'sı erkek olmak üzere 23 hasta kullanılmıştır.Araştırmada kullanılan deneklere; düzenli olarak yapılması gereken 12 haftalık egzersiz programı anlatılmış ve hareket eğitimi verilmiştir. Hastalara uygulanan egzersiz programların haftalık takipleri yapılarak, her dört haftada bir hastaların durumu göz önünde bulundurularak egzersiz programı güncellenmiştir.Hastaların gelişim düzeylerinin belirlenmesi için; uygulanan 12 haftalık hareket eğitimi öncesi ve sonrası; bazı fiziksel (kilo, boy, bel ve kalça) ve fizyolojik testler (kan basıncı, dinlenik nabız), işlevsel testler (sandalyeye otur-eriş, otur kalk, sırt kaşıma, 10 sn tek bacak üstünde durma), yürüme ve denge testi, bilişsel testler (stroop testi ve standardize mini mental testi) uygulanmıştır. Bu testlerin ilk ve son ölçümleri arasındaki farkın belirlenmesinde ise; ?=0.05 anlamlılık düzeyinde eşleşmiş t-testi uygulanmıştır.Hastalara uygulanan; Fiziksel ve Fizyolojik, İşlevsel Uygunluk, Smmdt ve Stroop ön ve son testleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (P>0.05). Ancak yürüme ve denge testi toplamında ve sol tek bacak denge ölçümlerinde anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05).Sonuç olarak; bunama hastalarına uygulanan 12 haftalık hareket eğitiminin, hastaların bazı fiziksel, fizyolojik, işlevsel ve bilişsel düzeylerinde azda olsa pozitif gelişme görülürken istatistiki olarak bir farklılık olmadığı ortaya çıkmıştır. Ancak hastaların yürüme ve dengelerinde pozitif bir gelişme olduğu görülmüştür.Bu nedenle bunama hastalarına yapılacak düzenli egzersizlerin hastalığın getirdiği olumsuz etkilerin azalmasına ve özellikle yürüme ve dengelerinin gelişimine önemli katkısının olduğu söylenebilir.

DemansDemans-vaskülerEgzersiz+3
Betül Moralı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Hastanelerde kalite arttırma çalışmaları, Kütahya SSK Hastanesinde ISO 9001 : 2000 kalite yönetim sistemi uygulamasının hasta memnuniyeti üzerindeki etkileri

ÖZET Bu çalışma üç bölümde, tasarlanmıştır. Birinci bölümde sağlık hizmetleri ve sağlık işletmelerinin tanımı ve özelliklerinden bahsedilmektedir. Sağlık hizmeti tedavi ve bakım hizmeti olarak tanımlanmakta ve birlikte sunulan iki aynı hizmet olarak anlatılmaktadır. Türkiye'deki sağlık sistemi ve uygulamalarından örnekler verilmektedir. Sağlık işletmelerinde geleneksel yönetim modelleri ve bu modellerin eksiklikleri ortaya konmaya çalışılmaktadır. İkinci bölümde sağlık işletmelerinin çağdaş, verimli, var olan şartlarda, kaliteli sağlık hizmetini verebilmesi için uygun görülen yönetim modellerin; İSO 9000 Standartları ve Kalite Güvence Sistemleri, İSO 9000:2000 Kalite Yönetim Sistemi, JCAHO Akreditasyon Sistemi, Toplam Kalite Yönetimi tanımlanmakta ve bu yönetim modellerinin uygulanma şartlan tartışılmaktadır. Kalite yönetim modellerinden birinin uygulanması halinde kalite artışı ve buna bağlı olarak da hasta/müşteri memnuniyetinin artacağı savunulmaktadır. Üçüncü bölümde ise Kütahya SSK Hastanesinde kalite arttırma/Kalite Yönetim Sistemine geçiş çalışmalarından bahsedilmekte sonuçlan hasta memnuniyeti ölçüm anketiyle değerlendirilmektedir.

Hasta memnuniyetiHastalarHastaneler+7
Kısmet Serçe
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık hizmetlerinde hasta-hekim iletişiminin karar verme sürecine etkisi Gaziantep ili örneği

İletişim ve sağlık, insanlar için talep edilen ve istenen bir durumdan ziyade zorunluluk halidir. Tam da bu nedenle çalışmanın odaklandığı yeri göstermesi bakımından önemlidir. Hekim ve hasta ilişkisi bu zorunluluk esası üzerinden ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla araştırmanın konusu hekim-hasta iletişimidir. Çalışmanın amacı hekim ile hasta arasındaki iletişimin, hekimin karar verme süreçlerine olan etkisini belirlemektir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kapsamında yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmaya Gaziantep'te görev yapan 10 hekim katılmıştır. 5'i demografik bilgileri öğrenmek üzere 11 soru sorulmuştur. Elde edilen verilerle 7 temaya ulaşılmıştır. Gaziantep'te hekim olmak, hekim-hasta arasındaki ilk iletişim, hekimin karar verme süreçlerine tıbbi geçmişin etkisi, hekimlerin karar verme süreçlerinde hasta ve yakınlarının etkisi, hekimlerin iletişimdeki problemleri, ideal bir hekim-hasta ilişkisine yönelik görüşler ve hekimlerin hasta ve sağlık sisteminden beklentileri şeklinde temalar ön plana çıkmıştır. Hekimlerin, iletişim noktasında hastalardan beklentisinin olmasının yanında özeleştiride bulundukları tespit edilmiş bunun yanında sağlık sisteminin düzenlenmesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesine yönelik talepleri ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Hekim- hasta iletişimi,karar verme süreçleri, sağlık iletişimi, kişiler arası iletişim, Gaziantep

Doktor-hasta iletişimiDoktor-hasta ilişkileriDoktorlar+7
Sabri Sever
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 salgını süresince hasta ve yakınlarının şikâyetlerindeki değişikliklerin retrospektif analizi

Sağlık hizmetlerinin başlıca hedefleri; sunulan sağlık hizmeti kalitesini arttırmak, toplumun her yerine ve tüm bireylerine eşit, etkili, kaliteli sağlık hizmeti sunmak, hasta memnuniyetini yükseltmek, sağlık hizmetlerinin verimliliğini ve etkinliğini daha yüksek seviyelere ulaştırmaktır. Sağlık sektöründe sunulan hizmetin kalitesini belirlemek için hizmet kalitesini oluşturan bileşenleri incelemek gereklidir. Hizmet kalitesini etkileyen faktörler; ortamın fiziksel özellikleri, hizmetin zamanlaması, hizmetin alındığı kişinin konusunda uzman olması, hizmetin sürekliliği, güvenilir ve doğru olmasıdır. 31 Aralık 2019'da Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Çin Ülke Ofisi, Çin'in Hubei eyaletinin Wuhan şehrinde etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakalarını bildirmiştir. 7 Ocak 2020'de etken daha önce insanlarda tespit edilmemiş yeni bir koronavirüs (2019- nCoV) olarak tanımlanmıştır. Daha sonra 2019-nCoV hastalığının adı Covid-19 olarak kabul edilmiş, virüs SARS-CoV'e yakın benzerliğinden dolayı SARS-CoV-2 olarak isimlendirilmiştir. Ülkemizde Covid-19 ile ilgili çalışmalar 10 Ocak 2020'de başlamış ve 22 Ocak 2020'de T.C. Sağlık Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu ilk toplantısı gerçekleştirilmiş, alınan önlemler ile ilk Covid-19 vakası 11 Mart 2020 tarihinde ülkemizde görülmüştür. Bu çalışma Mart 2019 ile Kasım 2019 ve Mart 2020 ile Kasım 2020 tarihleri arasında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi (UÜTF) hastanesine yönelik yapılmış olan şikâyet başvurularının araştırılması ve Covid-19 pandemisi döneminde şikâyet nedenlerinde farklılık görülüp görülmediğinin belirlenmesi amacıyla yapılmış olup böylece gerekli tedbirlerin alınabilmesi amaçlanmıştır. Araştırmamızda 2019 yılı için 840, 2020 yılı için 668 toplamda 1508 veri incelenmiştir.vi Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP) kapsamında artık hastaların beklentileri de artmıştır. Hasta memnuniyetinin arttırılması, ancak mevcut olan aksaklıkların değerlendirilmesi ve aksaklıklarla ilgili olarak düzenlemelere gidilmesi ile sağlanabilir.

Belirti ve semptomlarCOVID 19Hasta hakları+3
Hilal Mutlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hukuku açısından bölünmüş hastaneye kabul sözleşmesi

Bu çalışmada uygulamada sıklıkla karşılaşılmaya başlanan bölünmüş hastaneye kabul sözleşmesi incelenmektedir. Sözleşme hasta, hekim ve özel hastane üçgeninde meydana gelen akdi ilişkilerden oluşmaktadır. Taraflar arasında çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümüne ışık tutması amacıyla sözleşmenin taraflarının aralarındaki ilişki, ilişkilerin hukuki nitelikleri, tarafların akdi yükümlülükleri ve sona erme halleri öğretide yer alan görüşler ve yargı kararları ile birlikte ele alınmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Hasta, Hekim, Özel Hastane İşletmecisi, Sözleşme, Hukuki Nitelik, Yükümlülük, Yükümlülüklerin İhlali.

Hasta kabulHastalarHastaneler+6
Tuğçe Kılıçgil Çiçek
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Son dönem Osmanlı doktorlarından Dr. Ali Rıfat'ın Cihâz-ı Hazmî Hastalıkları adlı eserinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi

Bilinen insanlık tarihi boyunca, çeşitli sebepler aracılığıyla meydana gelen hastalıklar neticesinde sağlık alanında faaliyetlerde bulunulmuş ve bu alandaki birikim gelişerek günümüze kadar ulaşmıştır. Sağlık unsuru canlıların hayatını sürdürmesi bakımından en elzem ihtiyaçların başında gelmektedir. Bu ihtiyacın karşılanması adına eski zamanlardan bu yana uygulanan tekniklerin günümüzde de aynen veyahut da geliştirilmiş biçimiyle kullanıldığını bu çalışmaya kaynak eserde de görmekteyiz. Bu çalışmada sindirim sistemi çerçevesinde bulunan organlar ile ilgili hastalıklardan, bu hastalıkların bulaşma yollarından, oluştuğu vakit kişide meydana getirdiği belirtilerden, hastalığı tanımlamak adına uygulanan tekniklerden, tedavi sırasında uygulanan yöntemlerden, eserde bahsedilen hastalıklardan korunmak adına uygulanacak kural ve alınacak önlemlerden bahsedilmektedir. Dr. Ali Rıfat'ın bu eseri sayesinde XIX. ve XX. yy. da genel olarak sağlık alanında kullanılan yöntemlerden haberdar olarak; bu alandaki literatür eksikliğinin görüldüğü tıp tarihine kazandırmak ve günümüz sağlık tarihi alanı çalışanlarına bir nebze de olsa katkı sağlaması çalışmanın asıl amacını oluşturmaktadır. Bu çalışmayı icra ederken oluşturulan sözlük de yine sağlık alanında çalışma yapacak olan araştırmacılara fayda sağlaması düşüncesi ile hazırlanmıştır. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde Türklerin eski dönemlerinden Cumhuriyet devrine kadar olan faaliyetleri hakkında kısaca olmak üzere bilgi sunulmuş, ikinci bölümde eserin transkripsiyon yapılmış hali verilmiş olup üçüncü bölümde ise eserde işlenilen dönem ile günümüzde bahsedilen alanda kullanılan teknikler hakkında karşılaştırmada bulunulmuştur.

Ali RıfatDoktorlarHastalar+7
Kübra Baykara
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Son dönem Osmanlı doktorlarından Dr. Besim Ömer'in "Mi'de, Tegaddî ve Hazma Dâ'ir Kavâ'id-i Sıhhîye" adlı eserinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi

Tıp; Eski Yunan ve Roma dönemlerinde, MÖ V. yüzyılda bir bilim dalı olarak gelişmeye başlamıştır. İlk dönemlerden itibaren kabul gören tıbbî kaidelerden birisi de tıp bilimi ile beslenme arasında doğrudan ilişki olduğudur. Beslenme olgusu insanın yaşına, cinsiyetine, yaşadığı coğrafi bölgeye hatta dinine göre değişiklik göstermiştir. Osmanlı Dönemi'nde de beslenme, hazm ve sıhhi kurallar bu olgular üzerinde yoğunlaşmıştır. Osmanlı tıbbı; koruyucu hekimliğin ön planda olduğu ve genel olarak insanları hastalıktan koruma, hastalıklara devâ bulabilmenin ötesinde geleneksel uygulamalar hakkında geniş bilgi yelpazesi sunmuştur. Çalışmamızda son dönem Osmanlı doktorlarından Besim Ömer'in "Mi'de, Tegaddî Ve Hazma Dâ'ir Kavâ'id-i Sıhhîye" adlı eseri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Söz konusu eserde beslenme, hazm ve sıhhi kurallardan yoğun olarak bahsedilmekte olup bu konular hakkında önemli bilgiler bulunmaktadır. Çalışmamız üç bölümden oluşmakta olup birinci bölümde geçmişten günümüze besin ve beslenmenin tarihsel süreci hakkında bilgilere yer verilmiş, ikinci bölümde sindirim sistemi hastalıkları ve hıfzıssıhha konularına değinilmiş, üçüncü bölümde ise eserin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Tıbbı, Besim Ömer, Mide Tegaddi ve Hazma Dair Kavaid-i Sıhhiye.

Besim Ömer PaşaDoktorlarHastalar+5
Bahar Kaya
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankara Şehir Hastanesi nöroloji ve tıbbi onkoloji polikliniklerine başvuran hasta ve hasta yakınlarının evde sağlık hizmetleri hakkında bilgi düzeyi

Giriş: ESH gün geçtikçe dünya ve ülkemiz için önemi artan bir konudur. Kronik hastalıkların görülme sıklığının artması, nüfusun yaşlanması, evde bakım teknolojilerinin gelişmesi, hastanelerden erken taburculuk imkanlarının gelişmesi ESH'ye ihtiyacı arttırmaktadır. ESH alan kişi/aile sayısı artış gösterse de halen yeterli düzeyde ve verimlilikte çalışılamamaktadır. Bu araştırma ile amacımız hasta ve hasta yakınlarının ESH hakkındaki farkındalığını arttırmak, konu hakkındaki bilgi düzeylerini görmek ve eğer varsa bilgi eksikliklerinin giderilmesi için uygun planlama yapılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, Ocak 2020 ve Mart 2020 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Nöroloji polikliniklerine başvuran hasta ve hasta yakınlarına anket dağıtılarak yapılan kesitsel bir çalışmadır. 330 hasta/hasta yakını çalışmaya dahil edilmiştir. Veriler SPSS Statistics 20 programı kullanılmış ve istatistiksel anlamlılık sınırı olarak p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 44.58 idi. Eğitim durumları incelendiğinde %49,24 (n:162) ile en çok üniversite ve üzeri eğitimli katılımcılarımız vardı. Katılımcıların %54,88'inin (n:180) geliri giderine eşit olduğu görüldü. Katılımcılarımızın çoğunluğu %68,08 (n:224) ile hasta yakını idi. Katılımcıların %45,6'sı (n:47) Onkoloji, %54,4'ü (n:56) Nöroloji kliniğinde tedavi görmekte idi. Katılımcılarımızın çoğu ESH'yi duymuştu (%79,7). ESH'yi duyan katılımcılar en çok sağlık personeli sayesinde (%58) ESH'den haberdar olduklarını söylerken, ikinci sırada %40,3 TV, radyo, internetten duyduklarını belirttiler. Aile hekimlerinin daha önce evde sağlık hizmeti konusunda bilgi verdiği kişiler katılımcıların %43,2'si (n:142) idi. Katılımcıların %27,6'sı (n:91) evde sağlık hizmetlerinden yararlandıklarını belirtti. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan katılımcıların en sık (%29,7) ilaç raporu nedeniyle ESH'den yararlandığı görüldü. Katılımcıların %87,2'si (n:272) ihtiyaçları olduğunda ESH'den yararlanmak istediklerini belirtti. ESH'den kimler yararlanabilir sorusuna doğru cevap yüzdeleri yüksekti. Katılımcıların ESH'den beklentileri incelendiğinde; en çok beklenti %81,81 (n:270) oranı ile hastaların ilaçlarının reçete edilmesi ve ilaç raporlarının evde sağlık tarafından düzenlenmesi iken en düşük beklenti diş hekimi muayenesi yapılması [%26,97 (n:89)] idi. Katılımcılar ESH'yi hangi kurumlardan alabileceklerini ve nasıl başvuracaklarını biliyorlardı. Katılımcılara ESH'nin verdiği hizmetler hakkında fikirlerini sorduğumuzda; en az doğru yanıt verilen önerme %36,36 (n:120) oranıyla ESH "Acil durumlara müdahale eder" ifadesi idi. İkinci en az doğru yanıt %38,18 oranıyla ESH "Ağız ve diş sağlığı hizmetleri verir" önermesi oldu. ESH hakkında verilen çeşitli önermelere verilen cevaplarda "ESH aynı gün eve gelir" önermesinde doğru, yanlış ve bilmiyorum cevap oranları birbirine yakındı. Diğer önermelere doğru cevap oranları yüksekti. Anket sonuçlarını ESH'den yararlananlar ve yararlanmayanlar olarak kıyasladığımızda bir çok alanda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık görüldü. ESH'den yararlanmak katılımcıların bilgi düzeyini arttırmıştı. Ekonomik durumun ve eğitim düzeyinin ESH hakkında bilgi düzeyinde fark yaratmadığı görüldü. Aile hekiminden ESH hakkında daha önce bilgi alan ve almayan katılımcıları kıyasladığımızda, ESH hakkında aile hekiminden bilgi almış olanların bilgi düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artmış olduğu görüldü. Tartışma ve Sonuç: Katılımcıların geneline baktığımızda evde sağlık hizmetleri konusunda fikir sahibi olduklarını gördük. Ekonomik durum ve eğitim düzeyine göre bir çok alanda fark olmadığını gördük. Eğitim düzeyine göre istatistiksel olarak anlamlı fark görülen alanların çoğunluğunda ilköğretim mezunu katılımcılar daha bilgili olarak görüldü. İlköğretim mezunu katılımcıların ESH'ye daha çok ihtiyaç duyma ihtimalleri vardır. ESH'den yararlanan katılımcıların ve aile hekiminden ESH hakkında bilgi almış olanların bilgi düzeyleri ESH'den yararlanmayanlar ve aile hekiminden ESH hakkında bilgi almamış olanlara göre daha yüksekti. Bu sonuç ESH hakkında eğitimler verilmesinin önemini göstermektedir. Aile hekimlerinin ESH hakkında bilgilendirdiği katılımcıların bazı önermelerde bilgi düzeylerinin düşüklüğü sağlık personellerinin de ESH hakkında bilgi düzeylerinin yeterli oranda olmadığını düşündürdü. Hasta ve hasta yakınları kadar sağlık personellerinin de ESH hakkında eğitimlere tabi tutulması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, Ankara şehir hastanesi, Evde sağlık hizmetleri, Nöroloji, Onkoloji

Aile hekimliğiAnkaraEvde sağlık hizmetleri+6
Didem Demirdöven
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların işlem öncesinde yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında eğitimin önemi

Araştırma, ilk defa koroner anjiyografi uygulanacak hastaların işlem öncesinde yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında eğitimin öneminin değerlendirilmesi amacıyla deneysel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 01.03.2017- 17.04.2017 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'nda yatan, gönüllü olarak araştırmaya katılmayı kabul eden, ilk kez anjiyografi olacak ve herhangi bir iletişim sorunu, psikiyatrik veya mental hastalığı bulunmayan 100 hasta oluşturmuştur. Araştırmaya katılmayı kabul eden katılımcılar 50 kişilik deney ve 50 kişilik kontrol grubuna yaş cinsiyet ve eğitim durumu gibi özelliklerin benzer olması bakımından randomize olmayacak şekilde (homojen biçimde) ayrılmıştır. Veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından hazırlanmış "Gönüllü Bilgilendirme ve Onam Formu", araştırmacı tarafından literatüre dayanarak hazırlanan "Hasta Tanıtım Formu", Spielberger ve arkadaşları tarafından 1970 yılında geliştirilen ve N. Öner tarafından 1985 yılında Türk toplumuna uyarlaması yapılan "Durumluk - Sürekli Anksiyete Ölçeği (State - Trait Anxiety Inventory) ( STAI-I, STAI-II)", araştırmacının literatüre dayanarak hazırladığı "Koroner Anjiyografi İşlemi Hasta Bilgilendirme Kitapçığı" kullanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 programı, Shapiro Wilks testi, Student t testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar testi Ki-Kare testi, Continuity (Yates) Düzeltmesi ve Fisher Kesin Ki-Kare testi kullanıldı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Verilerin analiz sonuçlarına göre; sürekli anksiyete düzeyine ait veriler incelendiğinde, kadınların sürekli anksiyete puanlarının, hem deney grubunda (p:0,001; p<0,01) hem de kontrol grubunda erkeklerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p:0,008; p<0,01). Mesleklere göre deney grubunda sürekli anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Ancak kontrol grubunda; mesleklere göre sürekli anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılıklar bulunmuştur (p:0,004; p<0,01). Farklılığın hangi meslekten kaynaklandığını saptamak amacıyla yapılan değerlendirmeler sonucunda; özel sektör çalışanı olanların sürekli anksiyete puanlarının, çalışmayan (p:0,034) ve emeklilerden (p:0,001) anlamlı şekilde yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05; p<0,01). Durumluk anksiyete düzeyine ait veriler incelendiğinde, her iki grupta da eğitim öncesi durumluk anksiyete puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmazken (p>0,05), eğitim sonrasında deney grubunda 47,06±9,88 olan durumluk anksiyete puan ortalaması 36,16±6,51'e kadar gerileyerek büyük bir düşüş gerçekleşmiştir. Kontrol grubunda ise; eğitim öncesinde 41,44±10,76 olan durumluk anksiyete puan ortalaması 41,40±10,68 seviyesine gelmiştir. Eğitim sonrasında kontrol grubunun durumluk anksiyete puan ortalamasında anlamlı bir değişme olmazken, deney grubu ve toplam katılımcıların durumluk anksiyete puan ortalamalarında beklenilen sonuca ulaşılmış ve istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş gerçekleşmiştir (p:0,004; p<0,01). Kontrol grubunun eğitim öncesi sürekli anksiyete puan ortalaması, deney grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p:0,008; p<0,01). Çalışmadaki bulguların değerlendirilmesiyle elde edilen sonuçlara dayanarak, koroner anjiyografi uygulanacak hastalara işlem öncesi verilen eğitimin hastaların yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında olumlu etkisi olduğu belirlenmiştir. Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların gereksinimleri belirlenerek, hasta eğitimini de kapsayacak hemşirelik yaklaşımının planlanması önerilmiştir.

AnjiyografiAnksiyeteCerrahi-kardiyovasküler+6
Deniz Çetin
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisi sırasında değişik derecelerde etkilenen hastaların taburculuk sonrası tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Tüm dünyayı etkisi altına alan ve küresel bir salgına dönüşen COVİD-19 sadece bir solunum yolu hastalığı değildir. Çalışmamızda COVİD-19 pandemisi sırasında hastalıktan farklı derecelerde etkilenen bireylerin taburculuk sonrası tutum ve davranışlarında meydana gelen değişiklikler değerlendirilmiştir. Bu çalışma ile uzun yıllar devam edecek gibi görünen COVİD-19'a karşı kişisel ve toplumsal hazırlığımızı zinde tutmak için gerekli önlemleri almak ve yeni çalışmalara katkı sunmak amaçlanmıştır. Acil Servisine 03.2020-05.2020 tarihleri arasında başvuran Covid-19 tanısı almış 18 yaş ve üzeri hastalar dahil edilerek yapılmıştır. Pandemi dönemi önlemleri kapsamında çalışmaya katılmayı kabul eden kişilerle telefonda birebir görüşülerek bilgi alınmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında hazırladığımız "Sosyodemografik Bilgi Formu'' ve ''Pandeminin Kişisel ve Sosyal Etkileri Anketi''kullanılmıştır. Covid-19 tanısı konulan hastaları hastanede yatırılanlar veya evde izolasyona alınarak tedavi olanlar olarak 2 grupta topladık ve sonuçları karşılaştırdık. Acil Servise 03.2020-05.2020 tarihleri arasında başvuran ve COVİD-19 tanısı konulan toplam 453 hasta bulunuyordu. Bunlardan 44'ü yoğun bakımda olmak üzere toplam 353'ü hospitalize edilmişti, 100 hasta ise evde izolasyona alınmıştı. Süreç içerisinde 35 hasta ölmüştü. Verileri tam olmayan, iletişim kurulamayan ve çalışmaya dahil olmak istemeyenler ayrıldığında toplam 125 hasta ile çalışma tamamlandı. Hastaların %57'si erkekti, %44.8'i 18-30 yaş grubundaydı ve %66'sı non-hospitalize idi. COVİD-19 pandemisi sosyal hayat, mesleki yaşantı, eğitim ve sağlık sisteminde önemli değişikliğe neden olmuştur. İnsanlarda gıda ve temizlik malzemesi stoklamaya (%54.4) iten bu süreçte katılımcıların %36'sında sosyal ortamlardan kaçınma isteği gelişmiştir. Hastaların %46'sı bulaş korkusu ile artık toplu taşıma kullanmamaktadır. İyileşen hastaların %82.4'ünde herhangi bir nedeni olmaksızın kontrol amaçlı acil servislere başvurduğu belirlendi. Psikolojik olarak oluşan anskiyeteden kaynaklı sağlık sistemin meşgul edilmesi, sağlıklı beslenme çabası (%80.8), hasta olmadığı halde ilaç kullanım isteği (%52.8), sürekli yorgun hissetmek (%40.8) ve uyku düzeni bozukluğu (%51.2) gelişmiştir. Buna rağmen katılımcıların sadece %24'ü psikolojik destek almıştır.

COVID 19Hasta davranışıHastalar+3
Gökhan Tansel
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşire hasta ilişkilerinde iletişim problemi ve nedenleri hakkında hemşire görüşleri Ç.Ü. Balcalı Hastanesi

Bu çalışmanın amacı Ç.Ü. Balcalı Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin hastalarla ilişkilerinde yaşadıkları iletişim problemlerinin nedenleri hakkında görüş, öneri ve beklentilerini belirlemektir. Bu amaçla veri toplama aracı olarak anket geliştirilmiştir. Araştırmamn çalışma grubunu Ç.Ü. Balcalı Hastanesi'nde görevli 464 hemşireden rastlantısal olarak seçilmiş 145 hemşire (%3 1 'oranında) oluşturmaktadır. Verilerin çözümlenmesinde Ki2 testi uygulanmıştır. Sonuç olarak, hemşireler hastalarla ilişkilerinde iletişimlerinin genelde olumlu düzeyde olduğunu ifade etmişlerdir. Bulgulara baktığımızda hemşirelerin hastalara karşı genel tavır ve yaklaşmıları ile bireysel özellikleri arasında farklılıklar bulunduğu görülmüştür. Hemşire hasta ilişkisinde iletişimi engelleyen etkenlerin başında kliniklerin fazla kalabalık olması ve bu durumun neden olduğu etkenler yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Hemşire hasta ilişkisi, hemşirelikte iletişim, hemşire hasta ilişkisinde iletişim engelleri.

HastalarHemşirelerİletişim+1
Nesrin Evren Balıkçı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2001
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mide ve kolorektal kanserli hastalarda serum CA 72-4 ve CEA değerlerinin karşılaştırılması

-38- ÖZET Çalışmamızda, mide ve kolorektal kanserli hastalarda, yeni bir tümör belirleyicisi olan CA 72-4'ü CEA ile kıyaslamayı amaçladık. Mide kanserli 35, kolorektal kanserli 48 hasta ve ayrıca kontrol grubu olarak sağlıklı 7 kişide, serum CA 72-4 ve CEA düzeylerine bakıldı. Yüksek serum CA 72-4 değeri (>5 U/ml) mide kanserli hastaların %42.9'unda (15 hasta), kolorektal kanserli hastaların % 18. 75 'inde (9 hasta), yüksek serum CEA değeri ise mide kanserli hastaların % 45.7'sinde (16 hasta), kolorektal kanserli hastaların % 54.2'sinde (26 hasta) tespit edildi. Kontrol serumların tümünde serum CA 72-4 değeri 3 U/ml'nin altında bulundu. Mide kanserli hastaların %63'ünde (22 hasta), kolorektal kanserli hastaların %58.3'ünde (28 hasta) serum CA 72-4 veya CEA değerleri yükselmiş olarak bulundu. Yalnızca yüksek serum CA 72-4 değeri, mide kanserli hastaların %17.1'inde (6 hasta), kolorektal kanserli hastaların %4'ünde (2 hasta), yalnızca yüksek CEA değeri mide kanserli hastaların % 20' sinde (7 hasta), kolorektal kanserli hastaların %40'mda (19 hasta) bulundu. Mide kanserli hastaların %37'sinde, kolorektal kanserli hastaların %41.7'sinde serum CA 72-4 ve CEA değerlerinin her ikisi de normal sınırlarda bulundu. Mide kanserli hastalarda serum CA 72.4 ile CEA değerleri arasında orta derecede bir korelasyon (r = 0.69) olduğu, kolorektal kanserde ise bu iki belirleyici arasında herhangi bir korelasyon olmadığı (r < 0) bulunmuştur. Mide kanseri tanısı için serum CA 72-4 ve CEA düzeylerinin her ikisine birden bakılmasının sensitiviteyi artıracağı, kolorektal kanserde ise CA 72-4 sensitivitesinin çok düşük olması nedeniyle bu iki behrleyicinin simültane olarak çalışılmasının kolorektal kanser tanısına pek fayda sağlamayacağı sonucuna varıldı.

Antijenler-tümör assosiye karbonhidratHastalarKarsinoembriyonik antijen+3
Mustafa Kibar
Çukurova University
1993
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Genel cerrahi hastalarında ameliyat sonrası derin ven trombozunun önlenmesinde düşük moleküler ağırlıklı heparin etkinliği

Bir proflaktik ajan olarak, DMAH (Nadroparin Kalsiyum)'nin post operatif DVT 'daki etkinliği ve güvenirliliği kontrol hasta grubu ile karşılaştırılarak değerlendirildi. Çalışmaya katılan 393 hastadan 195'ine günde tek doz 7500 anti Xa Ü Nadroparin Kalsiyum uygulanırken, 198'ine ise herhangi bir mekanik veya farmokolojik proflaksi uygulanmadı. Hastalar post operatif olarak DVT'un klinik bulguları açısından izlendiler ve post operatif 7. günde renkli doppler incelemeye tabi tutuldular. Nadroparin kalsiyum verilen 195 hastadan 5'inde (%2.6), kontrol grubundaki 198 hastadan ise 28'inde (%14.1) DVT gelişti(P< 0.01). Post operatif olarak Nadroparin kalsiyum uygulanan grupta 2 hastada (%1), kontrol grubunda ise 1 hastada (%0.5) yara hematomu gelişti. Bu çalışmanın sonuçları, genel cerrahide risk altındaki hastalarda, günde tek doz olarak uygulanan DMAH (Nadroparin kalsiyum)'ın post operatif DVT'nun önlenmesinde etkin ve güvenilir olduğunu göstermiştir.

CerrahiHastalarHeparin+2
Kayhan Gürbüz
Çukurova University
1995
00
Master'sOpen AccessEN

The relationship between coping strategies and anxiety and depression levels of diabetic patients

Background: The study aimed to find out the prevalence of anxiety and depression among diabetic patients and their coping strategies. Also, the relationships between anxiety, depression, coping strategies, socio-demographic and illness-related data were investigated. Method: The study was descriptive. The sample consisted of 180 Iraqi adults with type 1 and type 2 diabetes. The anxiety and depression were measured with HADS scale and coping strategies were measured with the COPE scale. Multiple linear regression was used to test the relationship between coping strategies and both anxiety and depression. Result: The results showed that the prevalence of mild anxiety was the highest (44.4%), followed by moderate anxiety (24.4%), and severe anxiety (5%). With regard to depression, 35.6% of participants had mild depression, 19.4% had moderate depression, and 4.4% had severe depression. Anxiety and depression were more common among patients with type 1 diabetes, patients between the ages of 18 and 29, patients with long duration of diabetes, and those with a low monthly income. Depression was more common among females and patients who lived in urban areas. Those with lower levels of education also have higher levels of anxiety. There is a negative relationship between positive coping strategies (active coping and seeking support strategies) and both anxiety and depression. In contrast, there is a positive relationship between negative strategies (non-problem-focused coping and substance abuse) and both anxiety and depression. Therefore, there seems to be a need to pay attention to the psychological aspects of diabetic patients and educate them about coping strategies.

AnxietyCoping strategiesCoping+4
Sarmad Ahmed Khaleel Khaleel
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00

Related subjects