History

532 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Tâhirülmevlevî'nin tarih risaleleri üzerine bir inceleme

Tâhirülmevlevî, 1877 yılında İstanbul'da doğmuş bütün hayatını İstanbul'da geçirmiş ve 1951'de vefat etmiştir. Çok yönlü aydın bir kişiliğe sahip olan Tâhirülmevlevî, ailesinin de desteği ile çocukluk yaşlarından itibaren iyi bir eğitim almıştır. Aile çevresinden dolayı Mevleviliğe küçük yaşlarda ilgi duymaya başlamış; zamanla Mevlevîlik, manevi hayatında en belirleyici unsur olmuştur. Kendisini dil konusunda geliştirerek zamanla Arapça ve Farsçada devrinin en iyi çevirmenlerinden biri olmuştur. Edebiyat alanında öne çıkmış, bunun yanında özellikle İslâm tarihçiliği alanında sayısız eserler vermiştir. Uzun yıllar Darüşşafaka, Kuleli Askeri Lisesi ve Maltepe Askeri Lisesininde öğretmenlik yapmıştır. Hayatı boyunca kendini ilmî açıdan sürekli geliştirmiştir ve öğrendiklerini başkalarına aktarmayı düstur edinmiştir. Tarihçilik alanındaki çalışmalarında, Hz. Muhammed dönemi olayları açıkça öne çıkmaktadır. Hz. Muhammed'in getirdiği dinin insanlık için ne kadar büyük bir kıymete haiz olduğunu göstermek için Arap toplumunun cahiliye dönemindeki inanışlarını, ibadetlerini; insanlığa, akla ve vicdana aykırı uygulamalarını ayrıntılı bir şekilde ele almıştır. I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşında, güçlü kalemi ile halka ve askere moral olmuş; işgalci devletlere karşı ağır ifadelerle tepkisini göstermiştir. Tâhirülmevlevî, yaptığı çalışmaları ve örnek şahsiyeti ile kendi döneminde önemli bir boşluğu doldurmuştur.

Hz. Muhammed DönemiMevlevilikRisale+3
Emel Bal
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihsel yapıların derinliği: Fernand Braudel ve Annales Okulu'nun yenilikçi bakış açısı

Fernand Braudel'in tarih felsefesi ve Annales Okulu'nun yenilikçi metodolojisi üzerine odaklanan bu tez, Braudel'in uzun süre (longue durée) yaklaşımını incelemeyi hedeflemektedir. Braudel, tarihi sadece kısa vadeli olaylarla değil, coğrafi ve sosyal yapılar gibi uzun vadeli değişimlerle ele alarak tarihin daha kapsamlı bir perspektifle anlaşılmasını savunur. Bu bağlamda Braudel, zamanı üç katmanda analiz eder: uzun süre (coğrafi zaman), konjonktür (sosyal zaman) ve olay süresi (bireysel zaman). Uzun süre, iklim ve coğrafi yapılar gibi değişimlerin yavaş ve kalıcı etkilerini incelerken; konjonktür, ekonomik ve toplumsal yapılar arasındaki ilişkileri ortaya koyar. Olay süresi ise savaşlar, devrimler ve siyasi olaylar gibi kısa vadeli değişimlere odaklanır. Braudel'in bu üç katmanlı zaman anlayışı, tarihçilerin olayları ve yapısal değişimleri daha geniş bir bağlamda ele almalarına olanak tanır. Annales Okulu'nun kurucuları Lucien Febvre ve Marc Bloch'un etkisiyle Braudel, tarih yazımında coğrafya ve ekonomi gibi disiplinler arası yaklaşımları benimsemiştir. Bu tez, Braudel'in tarih anlayışının somut örneklemelerle nasıl uygulandığını ve tarih felsefesinin günümüzdeki geçerliliğini tartışır. Braudel'in "Akdeniz ve Akdeniz Dünyası" ve "Maddi Uygarlık" gibi eserleri üzerinden yapılan analizler, onun tarih yazımına getirdiği yeniliklerin modern tarihçilik üzerindeki etkilerini vurgular. Tez, Braudel'in metodolojik çerçevesini ve uzun süre kavramını kullanarak tarihsel olayların ve yapısal süreçlerin daha derinlemesine anlaşılmasına katkıda bulunmayı amaçlar.

Annales Tarih OkuluTarihTarih metodolojisi
Gülşah Şahin
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İslam tarihi kaynaklarında Abdullah İbn-i Sebe ve faaliyetleri

Yemenli bedevî kabileler, hicrî ilk asırda meydana gelen siyasî hâdiselerde etkin rol oynamışlardır. Özellikle Hz. Ebû Bekir dönemindeki ridde olaylarında ve Hz. Osman döneminin sonlarına doğru meşru halifeye karşı yapılan isyan hadîselerinde bu rol belirgin olarak görülmektedir. Kendisi de Yemenli bir Yahudi olan Abdullah b. Sebe, Hz. Osman'ı hilafetten indirmek ve vahdet-i İslam'ı parçalamak için harekete geçmiştir. İbn-i Sebe, Hz. Osman'a karşı yapılan darbe teşebüsünün organize edicisi ve baş aktörüdür. İbn-i Sebe, gittiği İslam beldelerinde Hz. Osman'ın muhalifleriyle bir araya gelmiş ve onun valilerini eleştirmiştir. İbn-i Sebe'nin başı çektiği muhalefet zamanla bir isyan hareketine dönüşmüş ve neticede meşru halife Hz. Osman zulmen şehit edilmiştir. İbn-i Sebe, yaydığı İslam dışı fikirlerle İslam birliğini parçalamayı hedeflemiştir. Hz. Ali'nin hilafeti dönemi de Abdullah b. Sebe ve Sebeiyye Fırkasının yönetimde etkinliğinin arttığı bir zamandır. Abdullah b. Sebe ve Sebeiyye Fırkası; Cemel Harbinde Hz. Ali ve Cemel Ashabı sulh kararı almışken, gizli bir gece planıyla iki tarafı savaşa tutuşturmuştur. Abdullah b. Sebe'nin ortaya attığı "Rec'at, vasî, hulûl" gibi fikirler daha sonra yaygınlaşarak bugünkü Şîi inancının temel umdelerini oluşturmuştur. Bu sebeple Abdullah b. Sebe'nin ve onun fikirlerinin iyi bilinmesi, Şîi inancının mahiyetinin daha net anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Alan yazındaki tarihi kaynaklar dikkatlice incelendiğinde Sünnî hem de Şîi âlimlerin Abdullah b. Sebe'nin varlığı ve faaliyetleri hususunda görüş birliği içinde olduğu ve Abdullah b. Sebe ile ilgili rivâyetlerin tek kaynağı tarihçi Seyf b. Ömer olmadığı görülmektedir. Bu araştırmayla, tartışmalı bir konu olan İbn-i Sebe'nin tarihsel varlığı tarihsel kayıtlara dayalı olarak ispat edilmekte ve faaliyetleri hakkında nesnel bir inceleme yapılmaktadır.

Abdullah b. SebeSebeiyyeTarih+2
Ahmet Alar
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Japonya'nın Doğu Asya'daki güç mücadelesi (1868-1912)

Bu tezin temel amacı, Japonya'nın 1868-1912 yılları arasındaki Doğu Asya'daki güç mücadelesinde üstlendiği rolü analiz etmek ve bu dönemde yaşanan küresel değişimlerin Japonya üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Çalışma, Meiji Restorasyonu ile başlayarak Japonya'nın feodal yapısının sona erdiği ve modern bir ulus-devlete dönüştüğü süreci inceleyecektir. Bu bağlamda, Japon toplumundaki yapısal ve kültürel dönüşümler ile Batılı devletlerle ve bölge ülkeleriyle yaşanan siyasi ve askerî rekabetler ele alınacaktır. Tez, Japonya'nın 1868 yılında Meiji Restorasyonu ile başlattığı modernleşme sürecinden, 1912 yılında İmparator Meiji'nin ölümü ve İmparator Taisho'nun tahta çıkışına kadar uzanan dönemi kapsamaktadır. Söz konusu zaman dilimi içerisinde Japonya'nın Doğu Asya'daki güç dengeleri içindeki yükselişi ve bu sürecin küresel düzlemdeki etkileri değerlendirilecektir. Tezde, Japonya'nın siyasi, askerî, iktisadi ve kültürel dönüşüm süreci ile birlikte bu dönüşümün Doğu Asya'daki güç dengelerine yansımaları ele alınacaktır. Bu çerçevede, Meiji dönemine geçişi anlamak adına Tokugawa Şogunluğu (Bakufu) dönemi ile bu rejimin sona ermesine neden olan Boshin Savaşı'na da yer verilecektir. Japonya'nın Çin ve Kore gibi bölge ülkeleriyle olan siyasi ve askerî ilişkileri, toprak talepleri, sınır çatışmaları ve emperyal hedefleri, çalışmanın önemli inceleme alanlarını oluşturmaktadır. Bununla birlikte, 1904-1905 Rus-Japon Savaşı gibi kritik dönüm noktaları da Japonya'nın bölgesel ve küresel güç konumunu belirlemesi açısından detaylı biçimde analiz edilecektir. Ayrıca, Japonya'nın modernleşme çabaları kapsamında gerçekleştirdiği ekonomik reformlar, eğitim politikaları, toplumsal dönüşümler ve Batı ile kurduğu ilişkiler de tezin temel inceleme başlıkları arasında yer alacaktır. Anahtar Kelimeler: Doğu Asya, Rus-Japon Savaşı, I. Çin-Japon Savaşı, Meiji Dönemi, Shimonoseki Antlaşması, Kanagawa Antlaşması

Askeri tarihAsyaDoğu Asya+3
Ege Tanıl
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Arapça kaynaklara göre I. Haçlı Seferi

Haçlı Seferleri, dünya tarihini derinden etkileyen ve ortaya çıkışlarından itibaren sonuçları günümüze kadar uzanan önemli bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. 11. yüzyıl Avrupası'nın siyasi ve toplumsal yapısı bu seferlerin çoğunlukla dini amaçlı girişimler şeklinde anlatılmasına yol açsa da gerçekte ekonomik ve sosyal güdüleyiciler belirleyici olmuştur. Avrupa'nın Doğu'ya yönelen bu askeri hareketliliği, bölgedeki tarihsel gidişatı büyük ölçüde değiştirmiştir. Süreç, 1095 yılında Fransa'da toplanan Clermont Konsili'nde Papa II. Urbanus'un Haçlı Seferi çağrısında bulunmasıyla başlamıştır. Çağrı öncelikle şövalyelere yönelik olmakla birlikte, seferlere katılacak olan tüm Hristiyanlara çeşitli vaatlerde bulunulmuştur. Katılımcılara hem hac yapma fırsatı sunulmuş hem ekonomik sıkıntılardan kurtulabilecekleri umudu verilmiş, hem de işledikleri günahların tamamen affedileceği müjdesi duyurulmuştur. Ayrıca, ahirette daha önce duymadıkları mükâfatlarla ödüllendirilecekleri de söylenmiştir. Bu söylem kısa sürede tüm Avrupa'da yankı bulmuş ve geniş halk kitleleri Haçlı ordusuna katılmak için büyük istek göstermiştir. Çağrının ardından, 1096 yılının Ağustos ayında ilk Haçlı kafilesinin yola çıkacağı duyurulmuştur. Ancak ilk dalga, çoğunlukla savaş tecrübesi olmayan halktan oluştuğu için kısa sürede dağılmıştır. Buna karşılık, ikinci dalga daha donanımlı ve tecrübeli askerlerden meydana gelmiş ve bu durum Doğu'da çeşitli Haçlı kontluklarının kurulmasıyla sonuçlanmıştır. Hatta bu kontlukları sürdürebilmek adına Bizans İmparatoru'na verdikleri sözleri göz ardı etmekten çekinmemişlerdir. Bu eser, I. Haçlı Seferi'ne ilişkin bu bilgileri Arapça kaynaklar ve bu kaynakların müelliflerinin perspektifi üzerinden ele alarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

ArapçaEserHaçlı Seferleri I+3
Semih Tokoğlu
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Tek Parti Döneminde Siirt (1923-1950)

Bu tezin amacı 1923-1950 yılları arasında Siirt'in siyasi ve sosyoekonomik durumunu incelemektir. 1923 ile 1950 yılları arasında Siirt ilindeki yaşamı daha iyi idrak edebilmek adına, bu tez Siirt'in o yıllardaki demografik özelliklerini, idari yapısını, eğitime erişim imkanlarını, ekonomik hayatını, merkezi hükümetle ilişkilerini, önemli kişilerini ve Siirt ve yöresinde gerçekleşmiş bazı ayaklanmalarını Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet dönemlerinin daha geniş siyasi ve sosyoekonomik koşulları çerçevesinde ele almıştır. Siirt'in 1923-1950 arasındaki dönemine dair akademik literatürün taranmasının yanı sıra, bu yıllar arasında Siirt hakkında yazılmış devlet raporlarının, yapılmış nüfus etütlerinin ve çeşitli arşiv kaynaklarının incelenmesine dayanan bu araştırma Siirt ilinin bahsi geçen zaman dilimindeki özellikleri hakkında bazı çıkarımlarda bulunulmasını sağlamıştır. Siirt, Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet dönemlerinde sosyoekonomik olarak geri kalmış Güneydoğu Anadolu şehirlerinden biridir. Bahsi geçen yıllarda, eğitim ve iktisat alanlarında merkezi hükümet her ne kadar yenilikler yapma yoluna başvurmuş olsa da, bu teşebbüsler Siirt ilinin sosyoekonomik açıdan gelişmesini sağlamaya yeterli olmamıştır. Siirt'in nüfusu zamanla artmış olsa da, 19. yüzyılın sonuna kadar Siirt ve yöresinde yaşadığı bilinen Ermeni ve Hıristiyanların 20. yüzyılın ilk çeyreğinden sonra Siirt ilinde yaşamadıkları görülmektedir. Bu yüzden Siirt ve yöresi inanç bakımından homojen bir karakter kazanmıştır. Ayrıca, Siirt ili ve yöresinde aşiret sistemine dayanan geleneksel yaşam varlığını sürdürmüştür. Bu durum, Cumhuriyet idarecilerinin yaratmak istediği çağdaş ulus-devlet yapısının dışında kalmış ve merkezi hükümet ile Siirt ve yöresindeki halk arasında problemler çıkarmıştır. Siirt ve çevresinde Osmanlının yabancılar tarafından işgal edilmesine karşı çıkılmış ve Milli Mücadele hareketi desteklenmiştir. Ancak, Cumhuriyet kurulduktan sonra Siirt ve yöresinde Ankara hükümetine karşı tepkiler ortaya çıkmıştır. Bu tepkiler zaman zaman silahlı ayaklanmalar olarak kendilerini göstermişlerdir. Bu durum karşısında, Ankara hükümetleri, Siirt'i de içine alan bölgede güvenliğe yönelik politikalara yönelmiştir. Silah toplama, yasak bölge oluşturma, Genel Müfettişlik uygulamasına yönelik politikalar bunların başında gelmektedir. Uygulanan bu politikalar Siirt ve çevresini etkileyerek yeni olayların çıkmasına neden olmuştur. Ortaya çıkan problemler Cumhuriyet'in ilk 15 yılında tam anlamıyla çözülememiştir. Anahtar Kelimler: Siirt, Siirt'in Siyasi Durumu, Siirt'in Eğitim Durumu, Siirt'in İktisadi durumu, Çemil Çeto, Siirt Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Siirt Halkevi, Birinci Umumi Müfettişlik, Silah Toplama, Yasak Bölge, İskân Kanunu, Mahmut Soydan,Ömer Atalay, Siirt Gazetesi, Halil Hulki Aydın, Rıfat Bakır.

Demografik yapıSiirtSiyasi partiler+4
Barış Aslan
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

XIX. yüzyılın ikinci yarısında Siirt sancağının idari ve sosyo-ekonomik durumu

Osmanlı Devleti'nde XIX. yüzyılın ikinci yarısında Tanzimat Fermanı'nın ilanıyla birlikte başlayan yenileşme hareketi taşrada da uygulamaya konulmuştur. Bu dönemde Osmanlı Devleti'nde yeni bir düzen oluşturulmaya çalışılmış ve buna bağlı olarak çeşitli mevzuat çalışmaları yapılarak uygulamaya konulmuştur. Siirt Sancağı da bu gelişmelerden etkilenmiş ve başta sancak merkezi olmak üzere kazalarda çeşitli gelişmeler meydana gelmiştir. Çalışmamızda bahse konu olan dönemde Siirt'te yapılan bürokratik atamalar, şehir hayatı, toplumsal ilişkiler ve kültürel hayat başta arşiv belgeleri olmak üzere devlet ve vilayet salnameleri incelenerek ortaya konulmuş, Siirt'in Osmanlı Devleti'ndeki son yüzyılı Cumhuriyet dönemine kadar aydınlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte Siirt'in adının kaynağı ve anlamı, coğrafyası ile Osmanlı Devleti hâkimiyetine girinceye kadar geçirdiği tarihsel süreç; birinci bölümde Siirt'in idari yapılanması; ikinci bölümde Siirt'in sosyal hayatı; üçüncü bölümde iktisadi hayat ele alınmıştır.

19. yüzyılKent tarihiOsmanlı tarihi+6
Abdurrezzak Çelik
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkçenin tarihî sözlükleri

"Türkçenin Tarihî Sözlükleri" adlı bu çalışmada Türkçenin bilinen ilk sözlüğü olan "Divânü Lugâti't-Türk"ten 1928 Harf Devrimi'ne kadar yazılmış, dillerinden biri Türkçe olan sözlükler ele alınmıştır. Çalışmanın amacını, kapsamını, materyal ve yöntemini açıklayan giriş bölümünden sonra sözlük, sözlükçülük ve Türkiye'de sözlükçülük hakkında bilgiler verilmiştir. Türkçenin tarihi sözlükleri ele alınırken yazıldıkları dile, coğrafyaya, şekline veya konusuna göre herhangi bir sınıflamaya tabi tutulmadan yazıldığı yıla göre kronolojik olarak sıralanmıştır. Sözlüğün adı başlıkta gösterilmiştir. Sözlükleri tanıtırken öncelikle sözlük ve yazarı hakkında tanıtıcı bilgi verilmiş daha sonra sözlük konu ve içerik yönünden ayrıntılı olarak tanıtılmıştır. Bu tanıtımlarda sözlüğün adı, hangi dillerde yazıldığı, yazılış tarihi, yazılış amacı, düzeni, içeriği, sözlük üzerine yapılmış akademik yayınların künyesi, sözlüğün nüsha ve baskıları hakkında bilgi verilmiştir. Böylece Türkçenin söz varlığı hazinesi olan sözlüklerle ilgili bilgiler bir araya getirilerek söz konusu değerli söz varlıkları tanıtılmaya ve kayıt altına alınmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sözlük, sözlükbilim, Türkçe, tarihi sözlükler, Türkçenin tarihi sözlükleri.

DilbilgisiDilbilimSözlük+5
Gülbahar Uğur
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çıldır Eyâleti Mamervan Sancağı 2770 numaralı Nüfus Defteri'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi

Osmanlı dönemi araştırmalarının en önemli kaynakları hiç şüphesiz Devlet Arşivleri Başkanlığına bağlı Osmanlı Arşivleri'nde bulunmaktadır. Arşivde bulunan Nüfus Defterleri başta şehir tarihi olmak üzere birçok araştırma sahası için önemli veriler barındırmaktadır. Yeniçeri Ocağı 1826 yılında kaldırıldı. Daha sonra yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusu kurulmuştur. Kurulan ordunun asker ihtiyacını karşılamak amacıyla ülke genelindeki askerliğe elverişli erkek nüfusun potansiyelini belirlemek için 1831 yılında ülke genelinde nüfus sayımına başlanmıştır. Her ne kadar nüfus sayımına 1831 yılında başlanmışsa da çalışmamıza konu olan Mamervan Sancağı'nın bağlı olduğu Çıldır Eyaleti'nde nüfus sayımı ancak 1835 yılında tamamlanabilmiştir. Bu gecikmenin en büyük sebebi de ulaşım ve sayımı yapacak yetişmiş personel eksikliğidir. 2770 numaralı Çıldır Eyaleti Mamervan Sancağı Nüfus Defteri olan bu çalışmamızda, nüfus defterinden elde ettiğimiz bilgilerden hareket ederek karyelerin sayısı, her karyede yaşayan kişilerin isimleri, fiziksel özellikleri, mesleki bilgileri, kullandıkları ünvanların değerlendirmeleri yapılmıştır. Tez çalışmamız giriş bölümünden başlamış olup birinci bölüm, ikinci bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın metodu ve çerçevesi üzerinde durulmuştur. Bu tezimiz birinci bölümde defterde yer alan nüfus kayıtları birçok yönden değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Bu bölümde Çıldır Eyaletinin Mamervan Sancağı köylerinin nüfus verileri deftere bağlı kalınarak ortaya konulmuştur. İkinci bölümde ise ilgili defterin transkripsiyonu yapılmıştır. Sonuç kısmında ise defterden elde edilen veriler ışığında genel bir değerlendirme yapılmıştır.

19. yüzyılErzurum-Tortum-NarmanKars-Ardahan-Çıldır+5
Selman Sevinç
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

612 Numaralı Ayniyat Defteri'nin (s. 1-56) transkripsiyon ve değerlendirilmesi

Ayniyat Defteri Osmanlı Devleti'nde XIX. yüzyılda sadaretten nezaretlere, çeşitli dairelere ve vilayetlere yazılan tezkirelerin suretlerinin kaydedildiği defterlerdir. Bu tezkirelerin çoğunun müsveddelerini Devlet Arşivleri Başkanlığının bir alt kolu olan Osmanlı Arşivindeki Bâbıâli Evrak Odası vesikaları arasında bulmamız mümkündür. Arşivde Hicri 1227-1313 Miladi 1812-1895 yılları arasında bu türden toplam 1719 defter mevcuttur ve bu defterler tarih alanında araştırma yapmak isteyen araştırmacılar için önemli belgelerdir. Bu defterler sayesinde XIX. yüzyıldaki eyaletlerin durumu, Osmanlı müesseselerinin ve bürokrasisinin işleyişi hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmamız mümkündür. "Rusya Meselesi" adıyla tasnif edilen 612-618 numaralı Ayniyat Defterleri 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan Kırım Savaşı'na kadar olan dönemdeki olaylar ile ilgilidir. Bu defterlerden ilki olan 612 Numaralı Ayniyat Defteri'nin 1-56. sayfalarının transkripsiyon ve değerlendirilmesinin yapıldığı bu tez çalışmasında savaşın ilk yılında (Eylül-Ekim 1828) ordunun ihtiyaçları konusunda değişik yerlere gönderilen hükümlerin analizi yapılmaya çalışılmıştır. Defterde yer alan hükümler devletin Doğu ve Batı cephelerindeki askeri ihtiyaçları nasıl karşılanmaya çalıştığına dair önemli veriler sunmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde konu ve konu ile ilgili literatür değerlendirilmiştir. Diğer kısımda ise defterin fiziki durumu ve muhtevası analiz edilmiştir. Tezin birinci bölümünde 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan önceki Osmanlı-Rus ilişkileri hakkında kısa bilgi vererek 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı'na zemin hazırlayan durumlar ve 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı ile ilgili bilgi verilmiştir. İkinci bölümde 612 Numaralı Ayniyat Defteri'nin değerlendirilmesi yapılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise defterin transkripsiyonu yer almaktadır.

Tarih
Sevcan Özbay
Samsun Üniversity
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Yakın dönem siyasi tarihinin karikatür üzerinden analizi: Karagöz 1922-1939

Basın ve iktidar (egemen güç) arasındaki ilişki karşılıklı bir ilişkidir ve birbirini besleyen bir niteliğe sahiptir. İktidar kendi hegemonik gücünü basın yoluyla pekiştirirken basın da varlığını muhafaza etmek için iktidarın gücünden beslenmektedir. Başka bir ifadeyle basın iktidarın söylemini dile getiren ve yeniden inşa eden bir işleve sahiptir. Bir basın aracı olan gazeteler ve gazetelerdeki karikatürler de bu amaca hizmet etmektedir. Muhalif basının varlığı söz konusu olsa da bu durum, genel itibarıyla kaçınılmazdır. II. Meşrutiyet'in ilanının akabinde yayın hayatına başlayan uzun soluklu siyasi, mizahi bir halk gazetesi olan Karagöz, bir basın aracı olarak bünyesinde barındırdığı ve arşivlerde tamamıyla muhafaza edilmiş tüm yazılı ve görsel verisiyle yakın dönem Türkiye siyasi tarihi için kayda değer bir tanıklığa sahiptir. Bu çalışma, Türkiye Cumhuriyeti'nin 1922-1939 yılları arasında yaşamış olduğu siyasi gelişmeleri, değişim ve dönüşümü Karagöz gazetesi karikatürleri, karikatürlerin söylemi üzerinden konjonktürel olarak güç/iktidar ilişkisi çerçevesinde (egemen ya da muhalif) çarpıcı örneklerle sunmayı ve o dönemin panoramasını bugünün okuyucusunun gözleri önüne sermeyi amaçlamaktadır. Karagöz'ün gelişim serüvenini anlayabilmek adına mizahın ve karikatürün kuramsal çerçevesi ve tarihsel gelişiminin serüveni anlatılmakta, akabinde gazetenin Türk mizah ve karikatürü içindeki yeri değerlendirilmektedir. Süreli yayınlar ve yayınlandıkları dönemle ilişkisini değerlendirmek ve ilgili literatüre katkı sağlamak üzere gazetenin teknik özellikleri, baskı sayısı, okuyucu profili, ebatları, neşredildiği günler, abonelik şartları, yazarçizer kadrosu, karikatürlerde işlenen konu başlıkları gibi teknik detaylara değinilmektedir. Sonuç olarak Türkiye siyasi tarihinin 1922-1939 yıllarının iç ve dış meselelerine ait konular ve o konular üzerine yaşanan tartışmalar genel hatlarıyla okuyucuya sunulmaktadır. Bu bilgiler ışığında Karagöz karikatürleri ve alt yazıları, söylem ve göstergebilimsel yöntemle analiz edilmektedir.

Cumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihiKaragöz gazetesi+7
Ayşe Bedir
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avanzâde Mehmed Süleyman'ın Trablusgarb ve Devlet-i Aliyye-İtalya Vekâyiʻ-i Harbiyesi adlı eserinin transkripsiyon ve tahlili (1911-1912)

XX. yüzyılda, Avanzâde Mehmed Süleyman hekim, edebiyatçı, gazeteci, tarihçi gibi birbirinden farklı kimlikler altında ve farklı konularda 130'a yakın eser kaleme almıştır. Avanzâde eserlerini halkı aydınlatmak ve bilgilendirmek amacıyla hazırlamıştır. Avanzâde Mehmed Süleyman bu tavrını 1911 yılında meydana gelen Trablusgarb Savaşı'nda da devam ettirmiştir. Avanzâde Mehmed Süleyman, halkı hem devam eden savaş hakkında bilgilendirmek hem de Osmanlı'ya savaş ilan eden İtalya ve işgal edilmek istenen Trablusgarb hakkında bilgi vermek adına Trablusgarb ve Devlet-i Aliyye-İtalya Vekâyiʻ-i Harbiyesi (1911-1912) adlı eserini yayımlamıştır. Bu tezde Trablusgarb Savaşı için önemli vesikalar içeren Avanzâde'nin bu çalışması ele alınmış, eserin transkripsiyon ve tahlili yapılmıştır. Eserin ihtiva ettiği bilgilerin daha iyi idrak edilebilmesi için Trablusgarb Savaşı ana hatlarıyla anlatılmıştır. Anahtar Sözcükler: Avanzâde Mehmed Süleyman, Trablusgarb ve Devlet-i Aliyye-İtalya Vekâyi' i Harbiyesi, Osmanlı, İtalya, Trablusgarb.

Avanzade Mehmed SüleymanOsmanlı-İtalya SavaşıTarih+4
Ayhan Küçükefe
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Sultan Abdülaziz'in 1863 Mısır seyahati

Bu tezin temel konusu Sultan Abdülaziz'in 3 Nisan-5 Mayıs 1863 tarihinde gerçekleşen Mısır seyahatinin nedenlerini ve sonuçlarını araştırmaktır. Gezinin daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla ikinci Mehmed Ali Paşa kriziyle beraber Osmanlı İmparatorluğu ile Mısır eyaleti arasındaki ilişkiler genel bir çerçeve içinde incelenir. 1854 yılında Abbas Hilmi Paşa ve 1856 yılında Said Paşa Süveyş Kanalı Kumpanya'sına Süveyş Kanalı'nın yapımı için imtiyazlar verir. Kanalın yapımında Tanzimat Fermanı'ndan itibaren yasaklanan angarya usulünün kullanılacak olması ve kumpanyanın açılacak tatlı su kanalları çevresindeki arazileri dilediği gibi kullanabilecek olmasından Osmanlı padişahı imtiyaz metinlerini onaylamaz. Bundan dolayı Abbas Paşa döneminde düzelmeye başlayan ilişkiler tekrar gerginleşir. Süveyş Kanalı meselesinden ötürü büyük devletlerde bu meseleye müdahale ederler ve mesele hakkında fikirlerini paylaşırlar. 1860-1863 tarihleri arasında Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere ve Fransa arasında bu sorun belli aralıklarla tartışılır. 1863 yılında Abbas Paşa'nın ölümüyle İsmail Paşa Mısır valisi olur ve Sultan Abdülaziz'e bu sorunu çözmek için başvurur. Mısır üzerindeki politikalarda tek geçerli mercii olduğunu büyük devletlere göstermek isteyen Sultan Abdülaziz 1863 yılının Nisan ayında Mısır Seyahatine çıkar. Bir ay sürecek seyahatte Sultan Abdülaziz Mısır'ın yanında İzmir, Çanakkale ve Gelibolu'ya da ziyaret eder. İstanbul'a dönüşünden sonra İsmail Paşa bu sorunun çözümü için Bâbıâli'ye başvurur. Bâbıâli bu sorunu hem kendi içinde tartışarak hem de büyük devletlerle mütalaa ederek 2 Ağustos'ta Süveyş Kanalı'nın tatlı su kanallarının yapımının yanında kumpanyanın uyması gereken kuralları da belirler. Bu tezde yukarıda kısaca anlatılmaya çalışılan olay arşiv belgelerine ve araştırma kaynaklarına dayanılarak açıklanmaya çalışılır.

Mehmed Ali PaşaMısırSeyahat+4
Sinan Kaya
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Menâkıb-ı İbrâhim-i Gülşenî ışığında İbrahim Gülşenî'ye bağlı bir Akkoyunlu kazaskeri: Kadı İsa Savecî

Bu çalışma Sultan Yakub dönemi (1478-1490) Akkoyunlu Sarayı'nda kazasker olarak görev yapan Kadı İsa Savecî'nin ( ö. 1491) bir portresini ortaya koymayı hedeflemiştir. Bu, Kadı İsa hakkında oldukça sınırlı bilgiler içeren dönemin kronikleri ve tezkireleri ile Menâkıb-ı İbrâhim-i Gülşenî'nin karşılaştırmalı olarak okunması ile mümkün hale gelmiştir. İbrahim Gülşenî Uzun Hasan döneminde geldiği Tebriz'de onun itimadını kazanarak Akkoyunlu Sarayı'nda himaye görmeye başlamış, artan itibarı sonucunda bir takım resmî görevler üstlenmiş ve Halvetî şeyhi Dede Ömer Ruşenî ile tanıştıktan sonra onun müridi ve gözde halifesi olmuştur. Kadı İsa ise Akkoyunlu Sarayı ile ilişkileri güçlü olan Savecî ailesine mensup ilim ehli bir şahsiyet olarak Sultan Yakub'un şehzadeliği döneminde onun hocası olmuş, Yakub'un tahta geçmesi ile birlikte ömrünün sonuna kadar devam ettireceği kazaskerlik görevini üstlenmiş, saraydaki konumu ve saygınlığı gün geçtikçe artmıştır. Kadı İsa'nın Gülşenî'ye olan bağlılığı kazasker olmasında Gülşenî'nin etkisini öğrendiği zaman başlamıştır. Gülşenî'nin Kadı İsa ile ilişkisinin temelinde ise mürşidi Ruşenî'nin Kadı İsa'yı kendisine emanet etmesi yatmaktadır. Ruşenî saray ve çevresinde etkili olan Ehl-i sünnet karşıtı fikirlerden oldukça rahatsızdır ve Sultan Yakub ve devlet erkanının Ehl-i sünnet çizgisinde tutulmasını istemektedir. Bunun için öncelikle Kadı İsa'nın Halvetîyye tarikatına mensubiyeti sağlanmalıdır. Menâkıb'a göre Gülşenî'nin Akkoyunlu Sarayı'ndaki misyonunun Ruşenî'nin ona yüklediği Kadı İsa'yı tarikat içinde tutarak Ehl-i sünnet inancı üzere bulunmasını sağlamak olduğu anlaşılmaktadır. Yine Menâkıb'da nakledilen hikayelerden Şiî-Safevî siyasî oluşumunun güç kazandığı bu dönemde Ehl-i sünnet çizgisi dışındaki fikirlerin karşı kampa itilme sürecinin belirgin hale geldiği, Ruşenî ve dolayısıyla Gülşenî'nin bu sürece katkı sağladıkları sonucunu çıkarmak mümkündür. Diğer taraftan dönemin kaynaklarının aksine Menâkıb'daki bilgiler Kadı İsa'nın Akkoyunlu Sarayı'ndaki diğer güç odakları ile rekabet halinde bulunduğunu, Sultan Yakub döneminin son yıllarında elde ettiği yetki gücüne kazaskerlik süresi boyunca sahip olmadığını göstermektedir. Kadı İsa Sultan Yakub'un son yıllarında elde ettiği mutlak yetkiyi kullanarak Akkoyunlu Devleti'nin toprak düzeni ile ilgili bir reform girişiminde bulunmuştur. İçlerinde Gülşenî'nin de bulunduğu saray içi ve dışından muhalif seslerlerin yükselmesine sebep olan bu girişim Kadı İsa'nın sonunu getirmiştir. Kadı İsa Sultan Yakub'un ölümünden bir ay sonra Ocak 1491'de saraydaki en güçlü rakibi Sufî Halil tarafından asılarak idam edilmiştir.

AkkoyunlularKadıKadı İsa Saveci+6
Sibel Çavuşoğlu
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Murathan Mungan'ın eserlerinde tarihin işlevi

Bu tez çalışması, Murathan Mungan'ın tarihsel kurmaca eserlerinin birer alternatif tarih anlatısı olarak okunabileceğini göstermeyi amaçlıyor. Murathan Mungan, şiir ve öykülerinde tarihsel malzemeden çokça faydalanır. Bunun sebebi, onun kurmaca dışı metinlerine bakılarak anlaşılabilir. Mungan, özellikle deneme yazılarında tarih karşıtı bir söylem oluşturur. Tarihin, geçmişe dair hakikatleri yansıtmada yetersiz olduğunu sıklıkla dile getirir. Çünkü geçmiş, bir daha geri dönülmemek üzere yaşanmış ve bitmiştir. Geçmişte yaşananlarla ilgili söylenen her söz, söyleyenin bir yorumu olabilir ancak. Bunun yanında, Murathan Mungan tarih kavramını nesnellikle ilişkisi bakımından da sorgular. Ona göre, geçmişi aktarmada en büyük güce sahip olan iktidarın ve bir birey olarak tarihçinin kimliği, geçmişin eksiksiz bir şekilde, yaşandığı gibi aktarılmamasında doğrudan etkilidir. Mungan, tarihteki tüm bu eksiklikleri gidermede edebiyatı bir alternatif tarih aracı olarak kullanır. Tarihi edebiyatla günceller. Onun tarih konulu eserlerine, güncelleme kavramı çerçevesi içinden bakılırsa olası ve nitelikli bir okumanın kapısı aralanabilir.

Mungan, MurathanTarihTürk edebiyatı+1
Erhan Kıvanç
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Husserlian phenomenology as a critique of empiricist methodology in history

Historians associate the discipline of history with empiricist methodology and thus positivist attitude dominates historical research. On the other hand, philosophers in the phenomenological tradition and later researches in that genre have often discussed and debated the theoretical aspect of the discipline of history from a metaphysical perspective and hence the potentials of phenomenology with regards to the epistemological dimension of history has remained unexplored. This study aims at demonstrating the scope, relevance, and potentials of phenomenological tradition with regards to the epistemological aspect of the discipline of history from the perspective of Husserlian phenomenology by critiquing the dominant empiricist methodology. To investigate that, unlike previous works, this study incorporates both Comte's positivism and Mill's psychologism in its analysis and critique of empiricism. It draws on Husserl's concept of pure logic, consciousness and intentionality, and life-world from his two major works Logical Investigations and Crisis and relates with the theory and methodology of the discipline of history. The research demonstrates that empiricism limits our understanding of the historical experience and argues that phenomenology can elucidate the underlying foundations of the discipline of history and widen the scope of historical research.

ExperimentalismPhenomenologyHusserl phenomenology+4
S M Toha Salım
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

221/1 Numaralı Urfa Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi

Osmanlı Devleti taşra yönetiminde önemli bir yere sahip olan adli ve mülki işleri idare eden yöneticilere kadı denilmektedir. Osmanlı Devleti'nde kadılar şer'i ve örfi yargı görevlerinin yanı sıra devletin askeri, dini konularında da geniş yetkilere sahiptiler. Kadıların mahkemelerde verdikleri kararların yazılı olduğu defterlere "şer'iyye sicili" denilmektedir. Kadı sicilleri resmi bir evrak niteliğine sahip olup, güvenilir tarihi kaynaklar kabûl edilir. Şeriyye sicilleri dönemin gündelik hayatını, ekonomisini ve sosyo-kültürel yapısını inceleyen araştırmacılar için son derece kıymetli birer belge niteliği taşımaktadır. "221/1 Numaralı Urfa Şer'iyye Sicili'nin Transkripsiyon ve Değerlendirilmesi'' adlı tez çalışmasında sicilin ilk 212 sayfalık bölümü esas alınmaktadır. Transkripsiyon çalışması iki ana bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş kısmında Kadı Sicilleri tanıtılarak Osmanlı kadılık teşkilatı hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde 221/1 numaralı Urfa Şer'iyye Sicili'nin tanıtımı, sicile konu olan davaların içerikleri, sicilde geçen şahıs isimleri, bölgede bulunan mahalle, nahiye ve köy adları ve transkripsiyonda takip edilen metoda yer verilmiştir. İkinci bölüm ise "221/1 Numaralı Defterdeki Davaların Özeti ve Transkripsiyonu" adını taşımakta olup davaların özetleri ve metin trasnkriptleri yapılmıştır. Çalışmanın sonuç kısmında ise genel bir değerlendirilme yapılarak incelenen sicil defterindeki bilgiler ışığında Urfa şehrinin dini, sosyal, kültürel ve iktisadi yapısı hakkında bilgi verilmiştir.

Kadı sicilleriTarih
Zeynep Değirmenci
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İmparator Herakleios döneminde Bizans (610-641)

Kartaca Eksarhı Herakleios'un oğlu olan Herakleios, İmparator Phokas'ın (602-610) tedhiş rejimine karşı ayaklandı. Mısır eyaletinin desteğini de alarak Kuzey Afrika birliklerinden oluşan bir filonun başında 3 Ekim 610'da Konstantinopolis'e varan Herakleios, Bizans tahtına oturdu. İmparator Herakleios Bizans tahtına çıktığında devlet sıkıntılı günler geçiriyordu. Aslında I. Justinianos (527-565)'un saltanatından sonra ortaya çıkan bu sıkıntılar halefleri sebebiyle daha da kötü bir hâl aldı. Bu kötü gidişatı durdurmak ve devleti tekrar ayağa kaldırmak için İmparator Herakleios köklü reformlarla işe başladı. Ekonomisini kilise aracılığıyla düzeltti. Ardından devlet açısından en önemli olan şeye orduya yöneldi. Bunun için Anadolu toprağı üzerinde "thema"lar (askerî eyalet) sistemini kurdu. Herakleios, thema ordusunu oluşturduktan sonra ilk olarak Sâsânîlerin üzerine giderek 625'de Hazarların da desteği ile Armenia bölgesinden Suriye'ye kadar ilerledi. Sâsânîlerle savaş devam ettiği esnada Avarlar, 626 yılında Konstantinopolis surları önünde göründü. Fakat Bizans için önemli olan bu iki tehdit bir yanda Herakleios, bir yanda ise Patrik Sergios ve halk tarafından savuşturuldu. 628'de savaş sona erdiğinde imparatorluk, Sâsânî ve Avar tehdidinden tamamen kurtulmuş bulunuyordu; fakat bu huzurlu devre kısa sürdü. Pek az sonra başlayan ve bütün tarihin akışını değiştiren İslâm fetihleri Bizans'ın doğuda kazandığı başarıları silip götürdü. İslâm ordularıyla mücadele sırasında hasta olan Herakleios 641 yılında öldü. Herakleios'un ölümünü kısa bir aile çatışması takip etti. Sonunda duruma torunu II. Konstans (641-668) hâkim oldu.

Bizans DönemiBizans İmparatorluğuBizanslılar+3
Burcu Karakuş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mutlağın bilgisi olarak Hegel'in tarih tasarımı

Franzsız Devrimi'nin ardından toplumsal alandaki büyük değişiklikler felsefi düşüncenin üzerinde de oldukça önemli etkiler bırakmıştır. Bu açıdan kendi tarihinden en çok etkilenen filozoflardan biri de Georg Wilhelm Friedrich Hegel olmuştur. Hegel'in tarih tasarımına ilişkin ortaya koyduğu görüşler bütüncül bir perspektifle tüm felsefi düşüncesini de belirlemiştir. Tanınma ilişkisinin bir sonucu olarak ilerleyen tarih, Hegel anlatımında, hem bilincin hem kamusal alanın hem de devletlerin oluşmasına neden olmuştur. Bu açıdan bakıldığında temel metinlerinden Tinin Fenomenolojisi bilincin tarihsel ilerleyişini diyalektik bir süreç içinde anlatır. Yine önemli kavramlarından biri olan kapsayarak aşma (Aufhebung) ile bilincin özbilincinç kazanmasından başlayan dışsallaşma süreci mutlak bilgiye varana kadar ilerler. Hukuk Felsefesi metninde ise tarihin ilerleyişini kamusal alanının düzenlenmesine olanak sağlayan hukuk kurallarının nasıl belirleneceğini ve tarihin ilerlemesi sonucunda nasıl bir devlet düzeninde yaşanılacağını anlatır. Tarih Felsefesi metninde ise Hegel, devletlerin kendi çağları içindeki tarihsel ilerleyişini anlatır. Hegel'in diyalektik yönteminden hareketle ortaya koyduğu bu görüşleri genel olarak iki çerçevede incelemek mümkündür. Bunlardan ilki tarihin ilerleyen yapısının en nihayetinde bir noktada sonlanacağını ileri süren tarihin sonu tezidir. Tarihin sonu tezine sahip olan Kojeve, Markisist bir perspektif içinde Hegel'in tarih anlayışını yorumlarken; yine aynı bakış açısına sahip olan Fukuyama, tarihin sonu tezini liberal bir perspektifler değerlendirir. Diğeri ise diyalektik süreçle tanınma ilişkisinin, çatışmanın hiçbir zaman bitmemesinde dolayı, tarihin ilerlemesine devam edeceğini ileri süren sarmal model bir tarihsel yaklaşımı içerir. Sarmal model tarihsel yaklaşımında ise varoluşçu bir perpektif içinde tarihin sürekli devindiğini söyleyen Hyppolite ile yine Marksist bir perspektifle tarihin ilerlemeye hep devam edeceğini ileri süren Marcuse'un düşünceleri yer alır. Hegel'in düşüncesinde de söz konusu olan tarihsel yaklaşımlarda da tüm bu süreçler ise diyalektik bir bakış açısında ele alınır.

AkılFelsefeHegel, Georg Wilhelm Friedrich+2
Ilgım Yıldır
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Demokrat Parti'nin dış göç siyaseti (1950-1960)

Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasıyla onun tarihî mirası üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'dan birçok konuda olduğu gibi göç meselesini de devralmıştır. Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin temellerini uluslaşma politikası, vatandaşlar arasında bir ulusal kimlik oluşturma ve etnik/dinî ayrılıkları azaltmayı amaçlayarak atmıştır. Bunun için de farklı etnik ve dinî unsurlardan kurtulup aynı dil, din ve etnik yapıya sahip insanları Türkiye'ye göçe teşvik etmiştir. Bu dönemde özellikle Balkanlardaki Türkler Anadolu'ya göç etmiş ve bu göçlerle savaşlarda yaşanan kayıpları telafi etmek, ekonomik hayatı canlandırmak amaçlanmıştır. II. Dünya Savaşı'ndan sonra yaşanan kitlesel göçler, dünya genelinde birçok ülkede etkili olmuştur. Türkiye'ye bu süreçte Bulgaristan'dan göçmenler gelmiş, gelen göçmenlere yönelik politika ve uygulamalarla göçle başa çıkılmaya çalışılmıştır. Bulgaristan'dan çok sayıda göçmenin gelmesi, Türkiye için büyük bir insanlık dramı olmuştur. Bu göç, genellikle Türk azınlığına yönelik politik ve ekonomik nedenlerle gerçekleşmiştir. Türkiye'nin bu göçmenleri iyi bir şekilde karşılaması ve onları iskân etmesi, uzun yıllar süren göçmen iskânlarıyla deneyim kazanmış yöneticilerin ve önceki politik uygulamaların bir birikimidir. Türkiye, bu tür büyük göç dalgaları sonrasında, göçmenleri uygun bir şekilde iskân etme ve topluma adapte etme konularında başarılı bir politika izlemiştir. Göçmenlerin topluma entegrasyonu, dil öğretimi, mesleki eğitim ve istihdam gibi konularda atılan adımlar, Türkiye'nin göçmen politikalarının bir parçası olmuştur. Bu süreçler, Türkiye'nin kültürel çeşitliliği kucaklamasına ve göçmenleri aktif bir şekilde topluma dâhil etmesine katkı sağlamıştır. Türkiye'ye 1923 yılında başlayan bu göçler, 14 Mayıs 1950'de iktidara gelen Demokrat Parti Dönemi'nde de devam etmiştir. Biz de bu çalışmamızda 1950-1960 yılları arasında iktidarda olan Demokrat Parti Dönemi'nde Türkiye'ye gerçekleşen göçleri ele alacağız. Bu göçler, Bulgaristan, Yugoslavya, Yunanistan, Türkistan ve Macaristan'dan yapılmıştır. Bu ülkelerden yapılan göçlerin temel sebepleri arasında -önceki yıllarda da olduğu gibi- ülkede yaşanan siyasi, ekonomik ve etnik zorluklar bulunmaktadır. Çalışmamızda Demokrat Parti'nin Türkiye'ye gelen bu göçmenleri yerleştirme politikaları, özellikle Doğu Türkistan'dan gelen Kazak Türklerinin adaptasyon süreci ve 1956 Macar İhtilali sonrası yaşanan göçlerle göçmenlerin sorunları incelenecektir. Türkiye'nin demografik yapısını etkileyen bu göç dalgalarının, göçmenlerin ekonomik, kültürel ve sosyal adaptasyonunu nasıl etkilediğine de değinilmiştir.

Tarih
Özlem Karapınar Gök
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Celaleddin es-Süyûtî ve tarihçiliği

Bu çalışmada, İslam düşünce tarihinde önemli bir yere sahip çok yönlü bir âlim olan Celâleddin es-Süyûtî'nin (859-911/1445-1505) hayatını ve özellikle tarihçilik yönünün incelemesi amaçlamaktadır. Tez, Süyûtî'nin biyografisini, yetiştiği Memlük toplumunun siyasi, sosyal ve ekonomik yapısını ve onun tarih ilmine yaklaşımını kapsamaktadır. Çalışma, Süyûtî'nin tarih alanında kaleme aldığı eserleri ayrıntılı analiz ederek, onun özgün tarihçilik yöntemlerini ve İslam tarih yazıcılığına katkılarını ortaya koymayı hedeflemektedir. Araştırmada nitel yöntem benimsenmiş olup, birincil kaynaklar olarak Süyûtî'nin kendi eserleri ve otobiyografisi, ikincil kaynaklar olarak ise konuyla ilgili diğer akademik çalışmalar incelenmiştir. Tezin bulguları, Süyûtî'nin sadece hadis ve tefsir gibi dini ilimlerde değil, aynı zamanda önemli bir tarihçi olduğunu göstermektedir. Onun tarih eserleri, kronolojik bir yaklaşımla kaleme alınmış olup, özellikle Hulefâ-yi Râşidîn dönemine geniş yer verilmiştir. Süyûtî'nin rivayetlere eleştirel yaklaştığı ve farklı kaynakları sentezleyerek bilgiye ulaştığı tespit edilmiştir. Ayrıca onun tarih anlayışında nasların merkezi bir rol oynadığı ve olaylara kendi değer yargıları çerçevesinde yaklaştığı belirlenmiştir. Sonuç olarak tez, Süyûtî'nin İslam medeniyetinin anlaşılmasındaki rolünü, tarih anlayışını ve tarih yazıcılığındaki yerini kapsamlı bir şekilde değerlendirmektedir. Onun eserlerinin dönemin sosyal ve kültürel yapısını yansıttığı ve günümüzde de değerini koruyan temel kaynaklar arasında yer aldığı sonucuna varılmıştır. Bu çalışma, Süyûtî'nin tarihçiliğine dair oluşan boşluğu doldurarak alana önemli bir katkı sunmayı da hedeflemektedir.

MısırTarih
Murat Arga
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Viranşehir kazası Temettü'ât Defterleri

Tanzimat Dönemi, Osmanlı Devleti'nin batılılaşma sürecinde her açıdan yeniden yapılanma sürecinin başlangıç noktasıdır. Bu dönemde özellikle mali alanda büyük değişimler yaşanmış ve siyasi, sosyal ve kültürel alandaki gelişmeler de göze çarpmıştır. Bu dönemde diğer alanlarda olduğu gibi, uygulanan vergi sisteminde de çeşitli düzeltme ve düzenlemelere gidilmiştir. Çeşitli isim ve şekillerde alınan vergilerin bir kısmı kaldırılarak, herkesin ödeme gücünü esas alan ?temettü vergisi? yürürlüğe konularak uygulanmaya başlanmıştır. Bu verginin kaydedilip tutulduğu defterlere de ?Temettü'ât Defterleri? adı verilmiştir. Türk tarihi açısından her anlamda önemli bir yere sahip olan Temettü'ât Defterleri, vergi mükellefi kişilerin isimleri, sahip oldukları gayrimenkulleri ve diğer gelirleri ile birlikte bunların vergi miktarları gibi önemli bilgileri içermektedir. Tüm hanelerin tek tek ayrıntılı bir şekilde ele alınarak oluşturulan Temettü'ât Defterleri, tutulduğu bölgenin sosyo-ekonomik yapısını açıkça göz önüne sermektedir.Bu çalışma, 1844?1845 (H. 1260?1261) yılında Viranşehir Kazası divanlarına bağlı karyelerin sosyal ve ekonomik yapısını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma, dönemin sosyo-ekonomik yapısını ana hatlarıyla ele alan ve en önemli kaynaklardan biri olan Temettü'ât Defterleri'nden faydalanılarak hazırlanmıştır. 1844- 1845 (H.1260- 1261) yılına ait Viranşehir Kazası'nın sosyo-ekonomik yapısı bu defterlerden incelenmiştir. Çalışmamızda Viranşehir Kazası'nın, 37 divan ve 120 karyesi incelenmiş ve incelenen bu yerlerin tahmini toplam nüfusunun da 6350 kişi civarında olduğu görülmüştür.XIX. yüzyıl ortalarında Viranşehir kazası divanlarına bağlı karyelerinin tarım ve hayvancılığa dayanan ekonomik yapısı dikkat çekmektedir. Halkın büyük bir çoğunluğu çiftçilik ve hayvancılık ile geçimini sağlamaktadır. Ayrıca kazanın merkez divanı ve diğer divanlara bağlı karyelerin toplam ekili alanları, nadasa bırakılmış alanları, üretilen tarım ürünleri, yetiştirilen hayvan çeşitleri ve sayıları, sahip olunan arı kovanı miktarı vb. faaliyetleri hakkında detaylı bilgi edinilmiştir.Viranşehir Kazası Temettü'ât Defterleri'nde kazanın vergi yükü ile ilgili bilgilere de ulaşılmıştır. Halktan vergü-yi mahsûsa, a'şâr (öşür) ve adet-i ağnam vergisi alınmaktadır. Böylece halkın sosyo-ekonomik durumu ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Viranşehir, Temettü'ât, Sosyo-ekonomik Yapı, Nüfus ve Vergi

DefterlerSosyoekonomik yapıTarih+2
Yasemin Yılmaz
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Uşak yerel gazetelerinin demokrasi ve vatandaşlık kavramları açısından incelenmesi (1949-1990)

Çalışmamızda gündelik hayatın hafızası olan gazetelerin incelenmesi aracılığıyla demokrasi, vatandaş ve vatandaşlık gibi kavramların Uşak ilindeki algılanışı ve bu kavramların konu alanlarının kapsamında olan aktiviteler yer almıştır. Gazetelerde yer alan demokrasi, demokrat, demokratik ve vatandaş, vatandaşlık kavramları tarihi süreçteki toplumsal durumu yansıttığı için önemlidir. Günümüze kadar olan süreçte Uşak'ta gazeteler ile ilgili yapılan çalışmaların sınırlı oluşu alanla ilgili bilimsel boşluğun doldurulması gereğini doğurmaktadır. Uşak'taki yerel gazeteler, gazetelerde yer alan yazılar ve haberler çalışma konumuzu içermektedir. Dönemin içerisinde demokrasi, demokrat, demokratik ve vatandaş, vatandaşlık ile ilgili çok fazla haber ve yazı bulunmaktadır. Çalışmamızın konusu, Uşak'ta basının gelişimi ve matbaanın başlangıcıyla günümüze kadar olan süreçte toplumun demokrasi, demokrat, demokratik ve vatandaş, vatandaşlık kavramlarına olan ilgisini gazetelerde yer alan yazı ve haberler aracılığıyla tespit etmektir. 1949?1990 yılları arasında Uşak'taki yerel gazetelerde yer alan demokrasi, demokrat, demokratik ve vatandaş, vatandaşlık ile ilgili haber ve yazılar kategorize edilerek tarihi süreç içerisinde incelenmiş. Gazetelerde yer alan demokrasi, demokrat, demokratik ve vatandaş, vatandaşlık başlıklı ve içerikli yazı ve haberler çıkartılarak kategorize edilmiş ve gazetelere göre bu kavramların kullanım sıklığı ortaya çıkarılmıştır. Böylelikle gazetelerde yer alan haber ve yazılarda vatandaş, vatandaşlık ve demokrasi, demokrat, demokratik kavramına olan ilgi ortaya çıkarılmıştır.Anahtar Kelimeler: Gazete, Demokrasi, Vatandaş, Vatandaşlık, Basın, Kavram, Uşak, Yerel, Türkiye, Tarih,

BasınDemokrasiE-Türkiye+5
Ferdal Köse
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

İlköğretim sosyal bilgiler öğretmenlerinin ders içi yerel tarih konusundaki faaliyetleri Uşak ili örneği

Bu çalışma Milli Eğitim Bakanlığı'nın Sosyal Bilgiler dersinde yer alan yerel tarih konularının İlköğretim Sosyal Bilgiler öğretmenleri tarafından anlatılıp anlatılmadığını bulmak amacıyla yapılmıştır.Araştırmada ilk etapta kısa bir şekilde Sosyal Bilgiler dersinin tanımı ve amacı açıklanmıştır. Daha sonra yerel tarih, yerel tarihin gelişimi, faydaları ve sınırlılıkları, İlköğretim Sosyal Bilgiler dersinde yer alan yerel tarih konuları üzerine yoğunlaşılmıştır. Yerel tarih konularının öğretimi ve işlenişi konusunda İlköğretim Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin görüşlerini belirlemek amacıyla yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanmıştır ve İlköğretim Sosyal Bilgiler öğretmenlerine uygulanmıştır.Araştırma kapsamında Uşak ili merkez ve ilçelerinde görev yapan 123 Sosyal Bilgiler öğretmeninden 15 Sosyal Bilgiler öğretmenine yarı yapılandırılmış mülakat uygulanmıştır. Araştırmaya katılan Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin mülakat sorularına verdikleri cevaplar kodlama yoluyla kategorilere ayrılarak analiz edilip yorumlanmıştır.Bu tez konusu Uşak Üniversitesi BAP. Koordinasyon Birimi tarafından 2012/TP008 nolu proje olarak desteklenmiştir.Anahtar Kelimeler: Yerel Tarih, Sosyal Bilgiler Dersi, İlköğretim Sosyal Bilgiler Öğretmenleri, Eğitim.

Ders programlarıSosyal bilgilerSosyal bilgiler dersi+5
Mehmet Oran
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00

Related subjects