Polymers
114 theses under this subject heading
Muğla ilinde rekreasyonel amaçlı kullanılan bazı kumlu plajlardaki mikro ve makro plastiklerin bolluk ve çeşitliliklerinin belirlenmesi
Bu çalışma kapsamında, Muğla ilinde rekreasyonel amaçlı kullanılan 8 farklı plajdaki (Ölüdeniz Kumburnu Plajı, Sarıgerme Plajı, İztuzu Plajı, İçmeler Plajı, Aktur Plajı, Akyaka Plajı, Bitez Plajı ve Yahşi Plajı) mikro ve makro plastiklerin renk, şekil, boyut ve polimer yapılarına göre miktarları ve olası kaynaklarının araştırılması amacıyla 2 farklı sezonda (yaz ve kış) alınan plaj kumu örnekleri incelenmiştir. Kum örnekleri 50×50 cm2 alana sahip bir quadrat kullanılarak kesitin, yüzeyden ~ 3-4 cm derinliğe kadar olan kısmından yaklaşık 3 kg kum örneği alınarak laboratuvara taşınmıştır. Kum örneklerinden mikro ve makro plastiklerin ekstraksiyon işlemleri uluslararası standartlara göre gerçekleştirilmiş ve mikroplastikler mikroskop altında incelenerek renk, şekil ve boyut gruplarına göre sayımları yapılmıştır. Ayrıca tespit edilen mikroplastiklerin polimer tipleri Zayıflatılmış Toplam Yansıma – Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektrometresi (ATR-FTIR) ile belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, yaz sezonunda maksimum mikroplastik miktarı Ölüdeniz Kumburnu Plajı'nda (360 ± 237,66 partikül kg-1 ka), makroplastik miktarı ise Aktur Plajı'nda (11,80 ± 6,37 partikül kg-1 ka) tespit edilmiştir. Kış sezonunda ise maksimum mikro ve makro plastik miktarları Aktur Plajı'nda belirlenmiştir (mikroplastikler için 358,33 ± 397,24 partikül kg-1 ka, makroplastikler için 12,50 ± 16,01 partikül kg-1 ka). Yaz ve kış sezonunda belirlenen mikroplastikler toplam üzerinden değerlendirilmiş olup iki sezonda da şekil yönünden fibril, renk yönünden ise mavi renkli partiküllerin yoğunlukta olduğu tespit edilmiştir. Makroplastikler için ise iki sezonda da şekil yönünden fragment, renk açısından ise beyaz renkli partiküllerin yoğunlukta olduğu ortaya konmuştur. Boyut yönünden mikroplastikler, 0,1 µ - 1 mm ve 1 mm - 5 mm olmak üzere iki farklı boy grubunda incelenmiş ve iki örnekleme sezonunda da 1 mm - 5 mm boy aralığındaki mikroplastiklerin yoğun olduğu belirlenmiştir. ATR-FTIR ile yapılan analizler sonucunda iki sezonda da düşük yoğunluklu polietilen (DYPE) ve ataktik polipropilen (aPP) türlerinin yoğunlukta olduğu saptanmıştır. Elde edilen veriler Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) ile haritalandırılmış ve istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. İstasyon gözetmeksizin iki sezon arasında mikroplastikler yönünden istatistiksel olarak farklılık bulunmamıştır. Ancak, yaz sezonunda Ölüdeniz Kumburnu Plajı ile diğer tüm plajlar arasında mikroplastikler açısından anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Kış sezonunda ise Aktur Plajı ile Ölüdeniz Kumburnu Plajı dışındaki diğer tüm plajlarla arasında anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Ayrıca kış mevsiminde rüzgâr hızı ile plajlardaki mikroplastik birikimleri arasında pozitif ve anlamlı bir korelasyon tespit edilmiştir. Mevcut çalışmanın gerçekleştirildiği alan, yüksek nüfuslu şehirlerden, sanayi bölgelerinden ve büyük ticari limanlardan uzak önemli bir turizm merkezidir. Bu bağlamda buradaki mikroplastik kirliliğini etkileyebilecek en önemli unsurlar yaz döneminde turizm faaliyetleri sonucunda artan nüfus, atıksu arıtım tesislerinin deşarj suları, dalga, rüzgâr ve nehirlerle taşınımdan kaynaklandığı düşünülmüştür.
Manyetik poli (egdma-n-vinilkaprolaktam) рartiküllerin salisilik asit adsorpsyonunun araştırılması
Aspirinin etken maddesi asetilsalisilik asit'tir ve steroid olmayan ağrı kesiciler grubuna ait bir ilaçtır. Ağrı kesici, ateş düşürücü ve kan sulandırıcı özellikleri vardır. Aspirinin ham maddesi olan salisilik asit ve türevleri söğüt gibi bazı bitkilerin yaprak ve kabuklarında bulunur. Salisilik asit antiseptiktir ve bazı gıdalara koruyucu olarak ta katılır. Bu çalışmada, süspansiyon polimerizasyon tekniği ile manyetik polimerik mikropartiküller sentezlenmiştir. Polimerizasyonda kullanılan manyetik malzeme, süperparamanyetik ve biyouyumlu özelliklerinden dolayı demir (II, III) oksit (Fe3O4) olarak seçilmiştir. Bu polimerizasyon yöntemi iki fazda gerçekleşti. Dispersiyon fazı stabilizörün saf suda çözünmesiyle hazırlanıp, organik fazda gözenek oluşturucu özelliği nedeniyle toluen tercih edilmiştir. Bu fazda başlatıcı, çapraz bağlayıcı ve monomer karıştırılarak homojen bir karışım elde edilmiştir. İki faz da kapalı bir polimerizasyon reaktöründe manyetik karıştırıcı kullanılarak karıştırılacak ve polimerizasyon reaksiyonu gerçekleştirildi. Salisilik asit, adsorpsiyon yöntemi ile sentezlenmiş manyetik polimerik partiküllere yüklendi. Salisilik asit adsorpsiyonu üzerine, konsantrasyon, sıcaklık ve zaman parametrelerinin etkileri araştırıldı. Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), gözlemleri parçacıkların partikül olduğunu gösterdi. Bu partiküller üzerine salisik asit adsorpsiyonu başarılı bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Geliştirilmiş manyetik polimerik partiküller, ilaç salınımı için potansiyel bir aday olup, inflamasyonun bulunduğu bölgeye ilaç salınımı için salisilik asit taşıyıcısı olarak kullanılabilir.
Manyetik poli(etilen glikol dimetakrilat-n-izopropilakrilamid) partiküllerinin sitikolin adsorpsiyonunun araştırılması
Manyetik poli(etilen glikol dimetakrilat-N-izopropil akrilamid) [m-poli(EGDMA-N-IPAAm)] partiküllerinin sentezi, manyetik özelliğin kazandırılabilmesi amacıyla Fe3O4 nanopartikülleri kullanılarak süspansiyon polimerizasyonu metoduyla gerçekleştirildi. Elde edilen partiküllerin karakterizasyonu için elemental analiz, taramalı elektron mikroskopisi, Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi, Brunauer-Emmett-Teller analizi ve elektron spin rezonans spektroskopisi teknikleri çalışıldı. m-poli(EGDMA-N-IPAAm) partiküllerinin yapısında %3,30 oranında azot tespit edildi. Partiküllerin spesifik yüzey alanı 64,57 m2/g, g faktörü 1,75 olarak belirlendi. Karakterizasyon sonuçları, elde edilen polimerik partiküllerin manyetik özelliğe sahip olduğunu göstermektedir. m-poli(EGDMA-N-IPAAm) partiküllerinin potansiyel bir ilaç taşıyıcısı olarak uygunluğu araştırıldı. Bunun için model ilaç olarak sitikolin seçildi. İlacın partiküllere yüklenmesi adsorpsiyon yöntemiyle gerçekleştirildi ve adsorpsiyona etki eden sıcaklık, zaman ve başlangıç konsantrasyonu parametreleri incelendi. Sıcaklık etkisinin değerlendirilmesinde, adsorpsiyon kapasitesinin en yüksek olduğu sıcaklığın 25 ºC olduğu ve sıcaklık artışının adsorpsiyon kapasitesini düşürdüğü gözlemlendi. Elde edilen adsorpsiyon verilerine Langmuir ve Freundlich izoterm modelleri uygulandı ve m-poli(EGDMA-N-IPAAm) partiküllerinin sitikolin adsorpsiyonunun Langmuir izotermine uyduğu belirlendi. Adsorpsiyon kinetiğinin incelenmesi için yalancı birinci dereceden, yalancı ikinci dereceden ve partikül içi difüzyon kinetik modelleri kullanıldı ve adsorpsiyon sürecinin yalancı birinci dereceden kinetik modeline uyduğu görüldü.
Polimer çarpışma kutularının darbe yüklemesi altındaki mekanik davranışlarının deneysel olarak incelenmesi
Günümüzde otomobil sayısının artmasıyla birlikte yolculuk esnasında meydana gelen trafik kazaları da artış göstermektedir. Olası kaza durumunda hem araç hem de yolcu güvenliğini sağlayabilmek amacıyla araçta aktif ve pasif güvenlik elemanları kullanılmaktadır. Pasif güvenlik elemanlarından biri olan çarpışma kutuları, kaza anında ortaya çıkan çarpışma enerjisini sönümleyerek güvenliği sağlamaktadır. Son zamanlarda kullanım alanları giderek artan polimer malzemeler, otomobillerde de hafifliği ve özellikle de yakıt tasarrufu konusunda sağladığı üstün özelliklerle sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada, mühendislik polimerlerinden biri olan takviyesiz polyamid PA66 ve %35 oranında cam elyaf takviyeli PA66-GF35 malzemesi ile hazırlanan kübik yapıya sahip çarpışma kutuları deneysel olarak incelenmiştir. İncelemeler sonucunda takviyeli çarpışma kutusunun takviyesiz olana kıyasla daha yüksek dayanıma sahip olduğu görülmüştür. Boş çarpışma kutuları ile poliüretan köpük ve 301 paslanmaz çelik sac takviyesi yapılmış çarpışma kutularının, mekanik performansını karşılaştırmak amacıyla düşürme testleri yapılmıştır. Yapılan testler sonucunda cam elyaf takviyeli çarpışma kutusunun takviyesiz olana göre daha fazla enerji sönümlediği görülmüştür. Poliüretan köpük takviyesinin cam elyaf takviyeli çarpışma kutularında pek etkisi olmadığı, takviyesiz kutuda ise deformasyon davranışı ve enerji emilimi yönünden avantajlar sağladığı sonucuna varılmıştır.
Endüstriyel atıkların geotekstil tüp kullanılarak susuzlaştırılması ve depolanması davranışının deneysel araştırılması
Yüksek su muhtevasına sahip endüstriyel atıkların, bertarafı veya yeniden kullanılması için son yıllarda geotekstil tüplerin kullanımı yaygınlaşmıştır. Geotekstil tüpler ile susuzlaştırma uygulamalarında, susuzlaştırma kalitesini artırmak için doğal veya yapay polimerler ve lifler kullanılmaktadır. Bu çalışmada endüstriyel bir atık olan Seyitömer termik santrali uçucu külü seçilmiştir. Polimerlerin ve liflerin uçucu külün susuzlaştırılması üzerine etkisini incelemek için anyonik ve katyonik polimerler ve polipropilen sentetik bir lif kullanılarak bulanıklık, sedimantasyon ve filtrasyon deneyleri yapılmıştır. Polimer kullanımı filtrasyonu ve zemin çökelme hızını belirgin derecede hızlandırdığı görülmüştür. Etkili polimer ve dozu kullanıldığında bulamaç yüzde yedi yüze kadar daha hızlı şekilde susuzlaşmıştır. Polimer kullanımı susuzlaşma verimini artırırken filtre kek hacmini de artırmaktadır. Etkili polimer ve dozunun belirlenmesinde bulanıklık deneyi etkili ve hızlı bir yöntem olsa da tek başına yanıltıcı olduğu, mutlaka sedimantasyon ve filtrasyon deneyleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği görülmüştür. Sentetik lif ilavesi, bulamacın çökelmesini hızlandırmış, düşey yönde filtrasyonu artmışken iki boyutlu filtrasyonda toplam filtrasyon üzerinde belirgin bir etki göstermediği belirlenmiştir. Tabakalı filtrasyon deneyi ile tekrarlı doluma imkân veren geotekstil tüpün 4 defa etkili şekilde kullanıma uygun olduğu, 4'ten fazla filtrasyonda da kullanıldığında susuzlaştırmaya devam ettiği belirlenmiştir. Yapılan bu çalışmada, bir boyutlu filtrasyon deneyinin hız bakımından incelenmesi yanıltıcı sonuçlar verebilmesine rağmen, filtre kekinin davranışını gözlemlemek için mutlaka yapılması gerektiği belirlenmiştir. Bulanıklık, sedimantasyon ve iki boyutlu filtrasyon deneyinin ise birbiriyle uyumlu sonuçlar verdiği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Geotekstil Tüp, Filtrasyon, Polimerler, Sentetik Lif, Susuzlaştırma.
Doğal kauçuklarda çapraz bağ yoğunluğunun statik ve dinamik özellikler üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Bu tez kapsamında doğal kauçuk (NR) esaslı parçalarda vulkanizasyon pişirici sistemlerinden biri seçilerek, pişirici oranlarının çapraz bağ yoğunluğuna ve dolayısı ile parçanın statik ve dinamik özelliklere etkisi üzerine çalışılmıştır. Malzeme geliştirme çalışmaları için öncelikle NR kauçuk esaslı reçete formülasyonları tasarlanmıştır. Bu tasarımda kükürtlü pişirici sistemi kullanılarak başlangıçta etkili sistem, yarı etkili sistem ve konvansiyonel sistem olmak üzere 3 farklı reçete çalışması yapılmıştır. Çalışmaya Semi-EV sistem ile devam edilirken sıcaklığın, vulkanizasyon üzerindeki etkisini incelemek amacıyla bir kauçuk reçetesi 140°C, 150°, C, 160°C ve 170°C olmak üzere farklı sıcaklıklarda üretilmiştir. Vulkanizasyonun 160 °C 'de optimum seviyede olduğu kabul edilerek elde edilen numunelerde, çapraz bağ oluşumu ve yoğunluğunun tespiti için şişme (swelling) deneyi yapılmıştır. Swelling deneyi ile elde edilen veriler Flory Rehner denklemi kullanılarak, kauçukların çapraz bağ yoğunlukları hesaplanmıştır. NR karışımlarının vulkanizasyon özelliklerinin belirlenmesi için reometre testi yapılmıştır. Dinamik özelliklerin belirlenmesi için 13 mm çapında ve 6 mm kalınlığında test butonları, mekanik özelliklerin belirlenmesi için 2 mm kalınlığında standart test plakaları hazırlanmıştır. Test plakalarından; yoğunluk, sertlik, çekme mukavemeti ve kopma uzaması, yırtılma kuvveti testi yapılmıştır. Test butonlarından, dinamik ve statik sertlik ölçümleri alınmıştır. Deney ve test numuneleri incelendiğinde ilk üç deneme karışımından göstermiş olduğu iyi mekanik özelliklerinden dolayı semi-EV sistem ile reçete tasarımlarına devam edilmesi gerektiği tespit edilmiştir. Diğer kauçuk karışımlarında 160°C'de TBzTD, MBTS, TMTD, MBT ve CBS hızlandırıcıların farklı oranlarda kullanılmasıyla statik ve dinamik özellikleri incelenmiştir. Mekanik özellikler ve dinamik özelliklerden çıkan sonuçlara göre optimum sonuçları veren karışım NR 8 karışımı olmuştur.
Fosfor ve azot içeren güç tutuşur polimerlerin sentezi, karakterizasyonu, %100 pamuklu kumaşlara aplikasyonu ve yanma davranışlarının incelenmesi
Fosfor ve azot içeren vinil imidazole ve vinil fosforik asit monomerlerinin kopolimerizasyonu ile çözücü kullanmadan kütle polimerizasyon yöntemi sentezi ile gerçekleştirilmiştir. Kopolimerizasyon için gerekli olan reaksiyon koşullarını, başlatıcı ve monomer oranı ön denemeler ile belirlenmiştir. Kumaştaki tutuşma süresi göz önüne alınarak farklı miktarlarda güç tutuşur polimer içeren solüsyonlar hazırlanmıştır. Güç tutuşur polimerin kumaş üzerindeki maksimum kendini sönümleme etkinliğini saptamak için farklı sıcaklık, derişim ve fiksatör denemeleri yapılarak deney optimizasyonu belirlendi. Sentezlenen malzemenin kumaşa aplikasyonu için sıcak ve soğuk emdirme, plazma, çektirme ve merserizasyon işlemleri denenmiştir. En iyi sonuç 90 oC sıcaklıkta merserizasyon yöntemi ile elde edildi. Elde edilen polimerin yapı analizi için FT-IR ve 31P NMR analiz yöntemleri kullanıldı ve yeni bir madde sentezlendiği kanıtlandı. Sentezlenen güç tutuşur polimer ile işlem yapılmış Pamuklu kumaşların karakterizasyonları için SEM-EDX analizinden yararlanıldı. Elde edilen görüntülerde kumaş liflerinin kopmadığı görülmüştür. LOİ testinde de bu durum doğrulanmıştır. Böylelikle sentezlenen güç tutuşur polimerin tekstil materyallerindeki başarısı ortaya konulmuştur.
Carlıtz tipli (𝓹,𝓺)-Genocchi polinomları
Bu tez altı bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde, Genocchi polinomlarından, 𝓆 analizden, (𝓅,𝓆) analizden ve tezin içeriğinden kısaca bahsedildi. İkinci bölümde, 𝓆-benzeri ve (𝓅,𝓆)-benzeri ile ilgili temel bilgiler verilmiş olup daha sonra Bernoulli, Euler, Genocchi sayıları ve polinomları ile ilgili temel tanımlar ve özellikler ifade edildi. Üçüncü bölümde, (𝓅,𝓆)-Bernoulli, (𝓅,𝓆)-Euler ve (𝓅,𝓆)-Genocchi polinomları ile ilgili ve özellikle (𝓅,𝓆)-Genocchi polinomu üzerine tanımlar ve teoremlere değinildi. Dördüncü bölümde, Carlitz tipli (𝓅,𝓆)-Genocchi polinomları ve Carlitz tipli (ℎ,𝓅,𝓆)-Genocchi polinomlarına ait temel tanımlara ve özelliklere yer verildi. Beşinci bölümde, edindiğimiz tanımlardan ve teoremlerden yola çıkılarak, Carlitz tipli yüksek mertebeden (𝓅, 𝓆)-Genocchi polinomları ve Carlitz tipli yüksek mertebeden (ℎ, 𝓅, 𝓆)-Genocchi polinomları ile ilgili temel tanımlar ve özellikler ele alınıp incelendi ve Carlitz tipli yüksek mertebeden (𝓅, 𝓆)-Genocchi polinomları için simetrik özellik ile ilgili bağıntılar verildi. Tezin son bölümünde ise incelemiş olduğumuz çalışmalar sonuca bağlanıldı.
Işığa-duyarlı akıllı ilaç taşıyıcı sistemler: DNA-polimer ve protein-polimer konjugatlarının sentezi ve karakterizasyonu
Son zamanlarda özellikle kanser gibi önemli hastalıkların tedavisi için yeni metodların geliştirilmesine yönelik artan ihtiyaç sebebiyle, konvansiyonel ilaçların yerine daha etkili olabilecek ve hastaları daha az yan etkiyle tedavi edebilme potansiyeline sahip akıllı ilaç taşıyıcı sistemler geliştirilmektedir. Bu sistemler genellikle çeşitli polimerlerle oluşturulan nanoparçacıkların içine uygun ilaçların yüklenip hastalıklı bölgeye uygun hedeflendirmenin yapılarak ilacın tüm vücuda yayılmadan sadece istenilen bölgeye uygulanabileceği şekilde tasarlanmaktadır. Bu amaçla oluşturulacak taşıyıcı sistemlerin sentezinde uygun çözücüler içinde kendiliğinden birleşme özelliğine sahip amfifilik konjugatların kullanılması bu sistemlerin kolaylıkla elde edilmesine olanak sağlamaktadır. Amfifilik yapıları oluşturmak için hidrofobik ve hidrofilik iki blok çeşitli konjugasyon yöntemleriyle bir araya getirilir. Bu yapılar tamamen sentetik polimerlerle hazırlanabilirken canlı ortamla uyumlu olmaları sebebiyle günümüzde hidrofilik blok olarak biyomakromoleküller daha yaygın olarak çalışılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada fotoaktif bir molekül olan kumarin içeren metakrilat monomeri ile tersiyer bütil akrilat monomerinin ATRP ile polimerizasyonu sonucu hidrofobik bir polimer bloğu elde edilmiştir. Hidrofilik blok olarak ise iki ayrı biyomakromolekül kullanılmıştır. İlk olarak 22 bazlı tek zincirli bir oligonükleotit ile hidrofobik polimerin CuAAC "click" reaksiyonu vasıtasıyla konjugasyonu yapılmış ve bu konjugatın karakterizasyonu için FT-IR, DLS ve UV ölçümleri alınmıştır. Bir diğer hidrofilik blok olarak ise BSA proteini kullanılmıştır. Hidrofobik polimer ile BSA'nın CuAAC "click" reaksiyonu vasıtasıyla konjuge edilmesinden sonra elde edilen konjugatın karakterizasyonu FT-IR, DSC, SDS-PAGE, UV ve floresans ile yapılmıştır. Daha sonra konjugatların distile su içerisinde misel oluşumu sağlanmış ve DLS ölçümleri ile bu misellerin parçacık boyutları belirlenmiştir. Miseller UV ışık altında (350 nm) 1 saat aydınlatılarak tekrar DLS ölçümleri yapılmış ve parçacık boyutlarındaki değişim gözlenmiştir.
FRP sargılı dikdörtgen kesitli betonarme kolonların yük taşıma kapasitelerinin farklı davranış modellerine göre irdelenmesi
Bu çalışmada lifle kuvvetlendirilmiş polimerlerle kuşatılmış dikdörtgen kesitli betonarme kolonların eksenel yük taşıma kapasitelerinin bulunması konu edilmiştir. İkinci bölümde ülkemiz için yeni sayılabilecek bir malzeme olan FRP'nin temel özellikleri anlatılmış, bu özellikler fiziksel ve mekanik özellikler olarak iki kısımda incelenmiştir. Üçüncü bölümde FRP ile kuşatılmış betonarme kesitlerdeki kuşatılmış kolon basınç dayanımının bulunmasını sağlayan matematiksel modellerin anlatılmasının ardından literatürde yer alan deneysel çalışmalar üzerinde bu modellerin önerdiği bağıntılar uygulanmış, sonuçlarının deneysel sonuçlarla uyumlu olup olmadığı incelenmiş, ve deneysel sonuçlara en yakın sonuçları veren matematiksel model belirlenmeye çalışılmıştır. Dördüncü bölümde literatürde yer alan ve eksenel yük taşıma kapasitesini veren iki analitik bağıntı irdelenmiştir. Bu bağıntılardaki kuşatma basıncının hesabı için bir önceki bölümde deneysel sonuçlara en yakın sonuçları veren matematiksel model kullanılmıştır. Örnekler üzerinde deneysel sonuçlarla analitik sonuçlar karşılaştırılmış ve kuşatma basıncını tarif eden iki bağıntıdan deneysel sonuçlara daha yakın sonuçlar veren bağıntı belirlenmiştir. Ardından Yapay Sinir Ağları genel hatlarıyla anlatılmış, 14 adet parametre yardımıyla bulunan FRP ile kuşatılmış kesitlerin eksenel yük taşıma kapasitesini veren bağıntının (Maalej, M., Tanwongsval S., Paramasivam P., 2002) daha az parametre ile belirlenebilmesi için hassasiyet değeri en yüksek olan parametreler; etkin parametreler araştırılmıştır. Üretilen 50 veri seti yardımıyla Yapay Sinir Ağları modellenmiş, eğitilmiş ve test edilmiştir. Üretilmiş model kullanılarak elde edilmiş hassasiyet analizleriyle 8 adet parametre belirlenmiş ve bu parametrelerin eksenel yük taşıma kapasitesinin bulunması için yeterli olup olmadıkları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Lifle Kuvvetlendirilmiş Polimerler, Eksenel Yük Taşıma Kapasitesi, Yapay Sinir Ağları.
Çevre dostu polimerlerin kalsiyum oksalat kristalizasyonuna etkisi
Kalsiyum oksalat monohidrat (COM) birçok seker fabrikasındaki radyatör borularda kabuk olusturan baslıca elementlerden biri olarak bilinmektedir. Buharlastırıcılarda yapılan derisiklendirme islemi esnasında bu bilesenin olusumu, buharlastırıcının ısı transfer katsayısını düsürür. Meydana gelen sert ve yoğun birikintilerin giderilmesi için kullanılan yöntemler pahalı ve yetersizdir. Az çözünen tuzların kristalizasyonu biyolojik sistemlerde de çok önemli bir yer tutmaktadır. ?drar tası olusumu insanlık tarafından bilinen en eski hastalıklardan biridir. Kalsiyum oksalat üriner bölgedeki patolojik kristal olusumunun ana bilesenini olusturur. Tıp alanında çalısanlar bu bilesenlerin kristalizasyonuna büyük ilgi duymaktadır. Bu çalısmada sulu çözeltideki kalsiyum oksalat monohidrat (CaC2O4.H2O, COM) kristal büyümesine çevre dostu polimerlerin etkisi incelenmistir. Katkı maddesi olarak çevre dostu bir polimer olan inülinin karboksimetilasyon isleminden geçmis ve üç farklı karboksilat grubuna sahip olan türevi, karboksimetilinülin kullanılmıstır. Üç farklı karboksilat grup sayısına sahip olan polimerlerin COM kristalinin büyüme hızına etkisi çözelti iletkenliğinin zamanla değisimi ile belirlenmistir. Kristalizasyonun önlenmesinde, polimer konsantrasyonu ve karboksilat grup sayısının önemli parametreler olduğu saptanmıstır. Anahtar Kelimeler: Kalsiyum oksalat kristalizasyonu, inülin, inhibitörler, polimerler.
Restoratif dental malzemelerde yüzey-polimer etkileşimlerinin moleküler modellenmesi
Polimerlerin toksisitesinin incelenmesinde yeni kültür modelinin geliştirilmesi
Tıbbın çeşitli alanlarında kullanılan polimerlerin klinik öncesi, toksisite ve biyouyumluluğu in vivo ve in vitro kültür modellerinde tayin edilmektedir. Mevcut hücre kültürleri polimerlerin bu özelliklerinin tayin edilmesinde her zaman yüksek duyarlılık göstermediği gibi, pahalı, yapılması zor ve zaman alıcıdır.Bu sebeple bu çalışmanın amacı, polimerlerin toksisitesi, biyouyumluluğu ve ayrıca organizmada bulunması muhtemel enfeksiyon ajanları ile (protozoan) etkileşimi hakkında bilgi verebilecek daha duyarlı, hızlı, ekonomik ve yapılması daha kolay yeni bir kültür modeli geliştirmek olmuştur.Deneyler, insan meme kanser hücresi (MCF7), fare fibroblast hücresi (L-929) ve yeni önerilen Leishmania promastigot kültürü (Ep39) üzerinde yapıldı. Farklı molekül ağırlıklarındaki ve konsantrasyonlardaki poliakrilik asit (PAA) ve polietilen glikol (PEG) kullanıldı. Hücrelerin morfolojik özellikleri mikroskopik olarak, canlılıkları ise 3-(4,5-dimethylthiazol-2-yl)-2,5-diphenyltetrazolium bromide (MTT) yöntemi ile incelendi. Sonuçların istatistiki değerlendirilmesi SPSS programı ile (student's t-test) yapıldı.Sonuçlar PAA'nın toksik ve PEG'in non-toksik etkisinin yeni kültür modelinde, klasik kültür modelleri olan MCF7 ve L929'dan istatistiki olarak farklı olmadığını gösterdi. Farklı polimerlerin değişik konsantrasyonlarının kültürde promastigot hareketliliğine olan etkisinin incelenmesi, polimerlerin toksisitesinin çok kısa sürede (bir kaç saat) tayinine olanak sağladı.Aynı zamanda bu yeni kültür modelinde, vücutta bulunması muhtemel protozoa enfeksiyonları ile polimer etkileşimi sonrası, enfeksiyöz ajanlarda oluşabilecek değişimlerin incelenmesi gösterdi ki; PAA ile 48 saat inkübasyon Ep39 hücrelerinde MCF7 ve L-929 gibi toksik etki oluşurken, inkübasyon süresi artırıldığında, Ep39 hücrelerinin canlılığını oldukça arttırdığı tespit edildi (p<0,05).Bu çalışmada ilk kez olarak; tek hücreli, hareketli, ökaryotik ve kültürü oldukça kolay yapılan Leishmania protozoanlarının, toksik ve non-toksik gruptan olan polimerlerin toksisitesinin incelenmesinde kullanımının uygun olduğu, önerilen yeni kültür modelinin polimerlerin toksisitesininin birkaç saatte incelenmesine imkan sağladığı, ayrıca polimer toksisitesinin tayin edilmesinde kullanılan klasik kültür modellerinden farklı olarak yeni kültür modeli kullanılarak vücutta polimerler ile enfeksiyon ajanlarının (protozoa) etkileşiminin önceden tayin edebileceği gösterildi.
İki farklı uyarıcıya duyarlı polimer jellerin sentez ve karakterizasyonu
Günümüzde uyarıcılara duyarlı polimer jeller, endüstriyel uygulamalar için düşük enerji ihtiyaçlarına bağlı olarak ayırma proseslerinde kullanılan klasik yöntemlere akematiflerdir. Uyarıcı olarak sıcaklığa duyarlı ve sıcaklık değişimine cevap verebilen jeller redoks başlatıcı sistemleri kullanılarak, hidrofilik ve akrilat bazlı monomerlerin düşük sıcaklık polimerizasyonlan ile hazırlanmaktadır. Sıcaklığa duyarlı olup 33-34 °C sıcaklık aralığında şişen ve büzülen N-isopropilakrilamid polimeri, değişik polimerizasyon yöntemleri ile blok veya partikül formunda elde edilebilmekte fakat türevlendirilebilecek fonksiyonel gruplar içermemektedir. Bu çalışmada, N-isopropilakrilamid (Nipa), 2-hidroksimetilmetakrilat (Hema), akrilik asit (AA), akrilarnid (AAm) monomerleri kullanılmış, böylelikle elde edilen jellere fonksiyonel gruplarda sokulmuştur. Potasyum persülfat (KPS)-Tetiametüetilendiamin (TEMED) redoks başlatıcı sistemi monomer karışımlarına uygulanarak, düşük sıcaklık polimerizasyonu ile sıcaklığa duyarlı Nipa esaslı poli(Nipa-AA), Poli(Nipa-Hema), hem sıcaklığa hem de pH a duyarlı Poli(Nipa-Hema-AAm) jelleri elde edilmiştir. Çapraz bağlayıcı olarak N,N,N,N- Metilenbisakrilamid (MBAM) kullanılmıştır. Sentezlenen jellerin farklı karakterdeki çözelti sistemlerindeki sıcaklığa ve pH a bağımlı şişme ve büzülme davranışları ve denge absorpsiyonlan zamanın fonksiyonu olarak incelenmiştir. Çözelti sistemleri olarak; su, etil alkol-su, N^-DrmetiJasetamid (NDMAM), N,N-Dimetilasetamid-su, etil asetat - su, pH=4 ve pH=10 tampon çözeltileri kuUamlmışur. Jellerin bileşimindeki monomerlerin oram, çapraz bağlayıcı miktarı ve akrilik asidin nötralizasyon derecesi değiştirilerek absorpsiyonda, şişme ve büzülme davranışındaki değişimleri ve jelin bileşiminin çözelti sistemlerindeki ayırma davranışına etkisi incelenmiştir. Polimerizasyon koşullarının ve ayırmadaki davranışının incelenmesi amacıyla ortamda kullanılan seyreltici polietilen glikol (PEG) derişimi ve molekül ağırlığı değiştirilmiştir. Ortamda seyreltici olarak PEG200, PEG1500 ve PEG4000 kullanılmış, jelin geçiş davranışına ve ayırma faktörüne etkisi incelenmiştir. Sıcaklığa duyarlı olan poli(Nipa-Hema) jellerinin, NDMAM-su çözelti sisteminde çözelti bileşimine duyarlılık gösterdiği belirlenmiştir. Bu jellerin etil alkol-su çözelti sisteminde etil alkole seçimli davrandığı ve jelin bileşiminin seçicilik davranışını etkilediği belirlenmiştir. Jelin sentezlenmesi esnasında ortamda bulunan PEG'in molekül ağırlığının poli(Nipa-Hema) jellerinin şişme ve büzülme davranışını etkilediği görülmüştür. Sıcaklığa duyarlı olan poli(Nipa-AA) jellerinin, etil alkol-su çözelti sistemindeki seçimlilik davranışının akrilik asidin nötralizasyon derecesinden etkilendiği görülmüştür. Poli(Nipa-AA) jellerinin etil asetat-su çözeltüerinin çözelti büeşfminde değişime neden olmamıştır. Akrilik asidin nötralizasyon derecesinin bu jellerin şişme ve büzülme davranışını etkilediği görülmüştür. Sıcaklık ve pETa duyarlı olan poli(Nipa-Hema-AAm) jellerinin etil alkol-su çözelti sisteminde etil alkole, etil asetat-su çözelti sisteminde ise suya seçimlilik gösterdikleri, jel bileşiminin ve polimerizasyon sırasında ortamda kullanılan PEG' in jelin seçicilik davranışını etkilediği görülmüştür. IX
Akrilik ve vinil esaslı sistemlerde adsorbon polimerlerinin sentez ve karakterizasyonu
Bu çalışmada süspansiyon polimerizasyonu tekniği kullanılarak metil metakrilat ve etilen glikol dimetakrilat'ın farklı bileşimlerinden küresel kopolimer tanecikleri, elde edildi. Polimerizasyon sisteminde farklı karakterdeki iki çözücü toluen ve siklohekzan kullanıldı. İstenilen büyüklükte taneciklerin oluşturulması ve gözenekliliğe etki eden parametreler, deney şartlarının optimizasyonu ile belirlendi. Kopolimerizasyon esnasında ve daha sonra çözücünün ekstraksiyonu, yıkama, kurutma gibi işlemlerin gözenekliliğe olan etkisi deneysel veriler ile belirlendi. Karşıt bağlayıcı etilen glikol dimetakrilat miktarını ve monomerin içinde çözünmüş olduğu çözücünün karakterini değiştirmekle polimerin gözenekliliğine etki edildi. Oluşturulan taneciklerin boyutları, tanecik büyüklük dağılımları, gözeneklilikleri, gözenek büyüklük dağılımları, yoğunlukları, ağırlıkça ve hacimce şişme oranlan çeşitli teknikler kullanılarak belirlendi. Toluen kullanılan durumda polimer taneciklerindeki mikroküreler arasında yarıçapları 2 ile 10 nm arasında değişen gözeneklerin oluştuğu belirlendi. Çözücü olarak siklohekzan kullanılan durumda ise polimer taneciklerinde yarıçapları 10 nm den lOOOnm'ye kadar değişen geniş bir büyüklük dağılımına sahip gözenekler gözlendi. Gözenek boyutundaki değişimler, mikroküreler arasındaki boşluklara ve kopolimer tanecikleri oluşumu sırasında taneciklerin yığılmalarına bağlandı ve sonuçlar tartışıldı. Süspansiyon polimerizasyon tekniğinde, kullanılan süspansiyon ajanı türü ve miktarı, karıştırma hızı, karıştırıcı ve reaktör şekli, organik ve inorganik fazların oranı gibi parametrelerin ise adsorpsiyon kabiliyetine sahip bu taneciklerin özelliklerini etkilemek yanında daha çok şekil ve boyut gibi fiziksel özellikerini etkilediği görüldü.
Akrilik asit esaslı süper absorban jellerle ilgili çalışmalar
ÖZET Bu çalışmada, invers süspansiyon polimerizasyonu tekniği kullanılarak tanecikli yapıda ve tarım toprağım şartlandırmak üzere akrilik esaslı süper absorban polimerler sentezlendi. Söz konusu süper absorban polimerler, monomerlerin sulu çözeltisinin sürekli organik faz içinde dağıtılması ile elde edildi. invers süspansiyon polimerizasyonu, siklohekzan içinde çapraz bağlayıcı /monomer oranı belirlenmiş kısmen nötralize edilmiş akrilik asidin sulu çözeltisi kullanılarak gerçekleştirildi. Süspansiyonu sağlamada sorbitan monostearat kullanıldı. Süper absorban polimerlerin davranışlarına etki eden parametrelerin etkisini incelemek için; başlangıç monomer ve çapraz bağlayıcı konsantrasyonu, nötralizasyon derecesi, çözelti fazının ilave hızı, başlatıcı miktarı ve cinsi, sürfaktan miktarı ve cinsi, sıcaklık, karıştırma hızı, karıştırıcının tipi, organik fazın cinsi ve miktarı denenerek optimum şartlar sağlandı. Akrilik asitin, nötralizasyonu için NaOH ve KOH, ikinci bir monomer olarak 2-hidroksi etilmetakrilat, reaksiyona girmeyip gözenek oluşturucu olarak polietilen glikol (PEG 200, PEG 1000, PEG 4000), çapraz bağlayıcı olarak N,N'-metilendiakrilamid, ayrıca ikinci bir monomer ve çapraz bağlayıcı olarak etilen glikoldimetakrilat, başlatıcı olarak potasyum persülfat, organik faz olarak siklohekzan ve gazyağ, sürfaktan olarak da sorbitan monostearat kullanıldı. Elde edilen absorban polimerlerin, suyu absorplama kapasiteleri ve absorplama hızları gibi karakteristik özellikleri tayin edildikten sonra toprak ve bitki üzerindeki denemeleri yapıldı. EGDM (etilen glikoldimetakrilat)-sodyum akrilat esaslı polimerin en iyi absorpsiyon kapasitesine (193.4883 g/lg), HEMA-sodyum akrilat ve PEG 4000-sodyum akrilat esaslı polimerlerin de en iyi su absorplama hızlarına (sırasıyla lgr polimer 43.1744 g/ 85 s - 88.995 g/ 105 s) sahip olduğu görüldü. Bitkiler üzerindeki, denemelerde de EGDM- sodyum akrilat esaslı polimerin en iyi sonucu verdiği tespit edildi.
Perfloropolieter-poli(bütilen-etilen-2,2-dimetil propilen) terefitalat blok kopolimer sentezi ve yüzey karakterizasyonu
Polietilen terefitalat temelli malzemelerin yüzey enerjilerinin düşürülmesi amacı ile yüzey kaplama malzemesi olarak kullanılabilecek perfloropolieter-poli(butilen-etilen-2,2-dimetil-propilen) terefitalat blok kopolimeri sentezlenmiş ve geliştirilen polimerin yüzey özellikleri karakterize edilmiştir. Sentez sırasında polimerdeki perfloropolieter kayıplarını engellemek amacı ile polikondensasyon yöntemi yanında reaktif ekstruzyon yöntemi ile sentez metodu geliştirilmiş ve perfloropolieter kayıpları büyük oranda engellenmiştir. Bu çalışmada uygulanan reaktif ekstruzyon yöntemi ile sentezde perfloropolieter kayıpları büyük oranda azaltılmış olmasına karşın, polikondensasyon yönteminin reaktif ekstruzyon yöntemine göre polimerin yüzey enerjisinin düşürülmesinde daha etkin olduğu saptanmıştır.
Çam odunu tozu içeren geri dönüştürülmüş polipropilen ve farklı katkılar ile hazırlanan hibrit kompozitlerin özelliklerinin değerlendirilmesi
Son yıllarda atıkların geri dönüştürülmesi ve yeniden kullanılmasına yönelik çalışmalar hızla artmaktadır. Hem ekolojik hem de ekonomik faydalar, geri dönüştürülmüş malzemelerin daha fazla kullanılmasına yol açmaktadır. Plastik endüstrisinde yaygın olarak kullanılan polimerlerden biri de polipropilendir. Geri dönüştürülmüş polimerler, teknik özelliklerinin azalması nedeniyle otomobil, tekstil ve ambalaj gibi sektörlerde yüksek oranlarda kullanılamamaktadır. Bu nedenle geri dönüştürülmüş malzemelerin özelliklerinin iyileştirilmesi ve plastik malzemelere doğal katkılar ekleyerek plastik miktarını azaltmaya yönelik çalışmaların yapılması ile yeni malzemelerin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı çam odunu tozu ve talk içeren geri dönüştürülmüş polipropilen (R-PP) ile plastik ektrüzyon yöntemi üretilen odun plastik kompozitlerin içerisine farklı oranlarda kalsiyum karbonat eklenerek elde edilen hibrit kompozitlerin özelliklerinin incelenmesidir. Çalışmanın sonucunda polipropilen ve doğal çam odunu tozu ile plastik miktarını azaltarak daha çevreci kompozitler üretilmesi ve kalsiyum karbonat ile otomotivde kullanabilecek özelliklere sahip hibrit kompozitlerin sektöre kazandırılması hedeflenmiştir. Kompozitlerin üretimi ekstrüzyon ve enjeksiyon olarak iki aşama ile üretilmiştir. İlk olarak, talk içeren geri dönüştürülmüş polipropilen ve mikronize çam odunu tozu çift vidali ekstrüder ile homojen olarak karıştırılıp granül hale getirilip kompozit üretimi yapılmıştır. İkinci aşamada ise üretilen kompozitin içerisine kalsiyum karbonat (ağırlıkça %5-20) eklenerek enjeksiyonlu kalıplama yöntemi ile şekillendirilmiştir. Üretilen hibrit kompozitlerin çekme, eğilme, darbe testi, yük altında eğilme sıcaklığı (HDT), Vicat yumuşama sıcaklığı, yoğunluk, eriyik akış indeksi ve diferansiyel taramalı kalorimetre (DSC) tayini yapılarak özellikleri incelenmiştir. Bu çalışmalar sonucunda çam odunu tozu ilavesinin kompozitlerin viskozite ve yoğunluğunu arttırdığı tespit edilmiştir. Çam odunu tozu ve kalsiyum karbonat katkısının çekme mukavemeti, kopma gerilmesi, eğilme modülü ve eğilme mukavemetini arttırırken kopma noktasındaki birim uzama ve darbe dayanımını düşürdüğü görülmüştür. Kompozitlerin termal dayanımlarının odun tozu ilavesiyle iyileştiği ve erime sıcaklıklarının değişmediği belirlenmiştir.
Performance of sbs polymer and olive pomace as modified bitumen in hot mix asphalt
This study explored using olive pomace (OP) waste as biomass for bitumen modification, comparing it with widely used styrene butadiene styrene (SBS) modified bitumen in terms of performance and cost. Both OP and SBS binders underwent conventional and rheological experiments. Modified asphalt binders were created by adding OP (4-30% by weight) and SBS (4-4.5% by weight) to pure B 50/70 penetration bitumen. Test results showed similar effects, reducing penetration and temperature sensitivity while increasing the softening point. Critical ratios were found at 19% for OP and 4% for SBS. Optimal bitumen contents were determined via the Marshall method, using pure B 50/70 bitumen, 19% OP, and 4% SBS for Hot Mix Asphalt (HMA) mixtures. Marshall stability tests revealed OP-modified bitumen's increased elasticity at high temperatures, especially with 19% OP addition, making it a potential alternative to 4% SBS in overall performance. In conclusion, OP can serve as a corrective additive in asphalt modification, improving pavement performance while minimizing environmental damage caused by waste materials.
Medikal uygulamalarda kullanılabilecek uçucu yağ içeren modifiye polivinil alkol (PVA) esaslı hidrojellerin sentezi ve karakterizasyonu
Hidrojeller; yüksek su tutma kapasiteleri, yumuşak doku benzeri elastik yapıları ve biyouyumlu özellikleri sayesinde medikal uygulamalarda yara örtüsü, doku mühendisliği iskeleleri ve kontrollü ilaç salım sistemleri gibi çok sayıda alanda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu amaca yönelik sıklıkla tercih edilen polivinil alkol (PVA), hidrofilik yapısı, kimyasal kararlılığı ve toksik olmaması ile dikkat çekmektedir. Ancak sınırlı fonksiyonel gruba sahip olması, çapraz bağlanabilirliğini ve çok yönlü kullanım potansiyelini kısıtlamaktadır. Bu kapsamda, PVA'nın kimyasal olarak maleik anhidrit (MA) ile modifiye edilmesi sayesinde reaktif gruplar kazandırılmış ve böylece hem UV ışık ile çapraz bağlanabilirliği hem de fonksiyonelliği artırılmıştır. Bu tez çalışmasında, modifiye edilen maleatlanmış PVA (PVA-MA), biyolojik esaslı jelatin ile 3:1 oranında karıştırılarak, N,N′-Metilenbisakrilamid (MBAm) ve etilen glikol dimetakrilat (EGDMA) gibi çapraz bağlayıcılar eşliğinde UV ışığı altında kürlenerek hibrit hidrojel sistemleri sentezlenmiştir. Ardından, bu yapıya farklı oranlarda (%4, %7, %10, %13, %18) lavanta uçucu yağı ilave edilerek sistemin hem antimikrobiyal hem de emülsiyon yapılı hidrojel formu oluşturulmuştur. Böylece bu çalışmada, klasik hidrojel yapılarla birlikte hidrofobik uçucu yağ fazını kapsülleyebilen, çift fazlı ve terapötik etkili emülsiyon hidrojellerin geliştirilmesi de hedeflenmiştir. Üretilen hidrojellerin morfolojisi, termal kararlılığı, şişme değerleri ve antibakteriyal etkinlikleri incelenmiştir. Sonuç olarak, bu tez çalışması yalnızca klasik hidrojel sistemlerinin ötesine geçerek, emülsiyon yapılı, çift fazlı, uçucu yağ yüklü hidrojel sistemlerinin tasarlandığı ve karakterize edildiği yenilikçi bir yaklaşım sunmaktadır. Elde edilen sistemlerin, özellikle biyomedikal alanda antibakteriyel yara örtüleri olarak kullanılabilecek potansiyele sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, UV ile çapraz bağlanması sayesinde, endüstriyel üretime uygun, çevre dostu ve hızlı kürlenebilen bir malzeme sistemi geliştirilmiştir.
Nitril grupları içeren metakrilamit polimerlerinin sentezi ve karakterizasyonu
Bu çalışmada, N,N'-dipropiyonitril metakrilamit (DPMAAm) monomeri 0-5 oC'de trietilamin yanında N,N'-iminodipropiyonitril ile metakriloilklorürden sentezlendi. Monomerin yapısı FTIR, 1H-NMR ve 13C-NMR spektroskopik teknikleri kullanılarak karakterize edildi. DPMAAm'nin stiren (St) ve p-klormetilen stiren (ClM-St) ile değişik oranlardaki kopolimerleri 1,4-dioksan çözeltisinde %1 oranında AIBN başlatıcısı kullanılarak 70 oC'de %10'un altındaki dönüşümlerde hazırlandı. Kopolimer bileşimleri elementel analiz ile belirlendi. Monomer reaktivite oranları Fineman-Ross (F-R) ve Kelen-Tüdös (K-T) lineer metotlarıyla ve lineer olmayan değişkenlerdeki hata metodu modeli bilgisayar programı RREVM ile hesaplandı. Kopolimerlerin FTIR, 1H-NMR ve 13C-NMR spektrumları yorumlandı. Polimerlerin yumuşama sıcaklıkları DSC ile ve termal kararlılıkları TGA ile belirlendi.
Fetal cell-free DNA tayinine yönelik genosensör çalışması
21. yüzyılın laboratuvar teknolojisi olan biyosensörler klasik yöntemlere kıyasla sahip oldukları avantajlar sebebiyle yoğun ilgi görmektedir. Genetik analizlerde kullanılan biyosensörlere genosensör adı verilmektedir. Genosensörler rutin genetik analizler ile karşılaştırıldığında, polimeraz zincir reaksiyonuna (PCR) ve jel elektroforezi gibi zaman alıcı ve maliyetli işlemleri gerektirmemektedir. Bu çalışmanın amacı, maternal kandaki "cell-free" fetal DNA'dan paternal mutasyon tayini için nanopolimer bazlı genosensör ile yeni bir prosedür geliştirmektir. Kuvars-kristal mikrobalans (QCM) ve biyosensör teknolojilerini kullanılarak β-talasemi IVS1-110 mutasyonun analizine uygulanmıştır. Bu amaçla, mutasyona ait problar genosensör elektrodu üzerine Poli Hema-MAC nanopolimeri aracılığıyla bağlandı ve daha sonra örnekler tespit amacıyla çalışma hücresine eklendi. Genosensörün optimizasyon, karakterizasyon, duyarlılık ve özgüllük çalışmaları yapıldı. Geliştirilen biyosensör, yüzeyine bulunan proba özgül olarak fetüsün paternal mutasyon varlığını ortaya koyabilmektedir. Rutinde kullanılan geleneksel yöntemlerle karşılaştırıldığında, daha düşük maliyetli, hızlı sonuç verebilen, özgüllüğü ve saptama etkinliği yüksek olarak bulunmuştur.
PEEK ve PEKK materyallerinin kompozit ile bağlantısına eroziv asitelerin etkisinin değerlendirilmesi
PEEK ve PEKK Materyallerinin Kompozit ile Bağlantısına Eroziv Asitlerin Etkisinin Değerlendirilmesi Bu çalışmanın amacı PEEK-kompozit ile PEKK-kompozit bağlantılarının karşılaştırılması ve intrensek, ekstrensek kaynaklı asitlerin bu bağlantıya etkisinin araştırılmasıdır. Her bir grup için PEEK (bredent, BioHPP Almanya) ve PEKK (Cendres Metaux, Fransa) disklerden farklı çözeltilere (distile su, hidroklorik asit, sitrik asit) daldırılmak üzere 5x5x13mm boyutlarında 10 ar adet örnek hazırlanmıştır. Tüm örnekler 0,2MPa basınç altında 10sn Alüminyum oksit tozuyla kumlanmış, Visio.link(bredent, Almanya) primer uygulanıp 320sn polimerize edilmiştir. Tüm örneklerin yüzeyine Crea.lign kompozit (bredent, Almanya) uygulanmış, 360sn polimerize edilmiştir. 1 litre %5'lik (pH 2.13) sitrik asit çözeltisi, 1 litre distile su içerisine 10 gram sitrik asit (ISOLAB Laborgeräte GmbH, Germany) ilave edilerek ve 1 litre 0,06M (pH 1,2) hidroklorik asit çözeltisi, 5ml hidroklorik asit (pH 0,6) ile 1 litreye kadar distile su karıştırılarak hazırlanmıştır. Çözeltinin pH'sını belirlemeden önce pH metrenin (526/538 pH metre, WTW, Almanya) pH'sını 4,01 ve 7,0 olan tamponlarla kalibre edilmiştir. Çözeltilere 37◦C'de günde 6 kez 5er dk toplam 8 gün daldırılan örnekler makaslama bağlanma dayanımı testiyle kırılmıştır. SEM-EDS verileri incelenmiştir. Grupların karşılaştırılması 2 yönlü ANOVA, Mann Whitney U testi ve takibinde Kruskal Wallis testi ile yapılmıştır. (α=0,05) En yüksek bağlanım değeri PEKK kontrol grubunda (15,6±0,6) elde edilirken en düşük ise PEEK hidroklorik asit (8,2±1,0) grubunda elde edilmiştir. PEKK in kompozitle bağlanım dayanımı BioHPP den yüksek çıkmıştır, Hidroklorik asit ve sitrik asit bağlanma dayanımını azaltmaktadır. Anahtar kelimeler: Poliarileterketon, Sitrik Asit, Hidroklorik Asit, Bağlanma dayanımı
Sıvı kristal-polimer membranların biyolojik ve mekanik özelliklerinin incelenmesi
Bu tez çalışmasında, polimer matrisli sıvı kristal esaslı kompozit membranlar hazırlanarak antimikrobiyal ve mekanik özellikleri incelenmiştir. Kompozit membranları oluşturan sıvı kristal malzemelerin özelliklerine bakıldığında; maddenin katı halden sıvı hale geçişi sırasında farklı fazlarda oluşan ve en az beş karbonlu yapıya sahip organik malzemeler oldukları bilinmektedir. Moleküler diziliş olarak katıların düzenli haline benzerken fiziksel olarak sıvı malzemeler gibi akışkanlık özelliği gösterebilirler. Kendi aralarında iki ana sınıfa yarılan sıvı kristallerden termotropik sıvı kristaller sıcaklığın bir fonksiyonu olarak faz değiştirirler ve genellikle elektronik kitap, ekran gibi teknolojik uygulamalarda kullanılırken; sıcaklığın yanı sıra suda çözünmelerine bağlı olarak faz değişimi gösteren liyotropik sıvı kristaller insan DNA'sı, kolesterol ve lipidlerin yapılarında bulunurlar. Daha çok biyolojik ve medikal alanda kullanılan liyotropik sıvı kristaller bir baş ve kuyruk kısma sahip olmalarından dolayı 'amfifil molekül' olarak da adlandırılırlar. Membran uygulamalarında sıkça karşılaşılan sıvı kristaller biyolojik uygulamalar için kullanılan polimer malzemelerle de kompozit oluşturarak kullanılabilmektedir. Son yıllarda yapılan araştırmalarla birlikte polimer matrisli sıvı kristal kompozit membran çalışmalarının arttığı görülmektedir. Bu tez çalışmasında da literatürde bulunan çalışmalardan farklı olarak; sıvı kristal – polimer membran oluşumunun yanı sıra sisteme Antikoagülant Sitrat Dekstroz (ACD) ve Sinemik Aldehit (CA) katkı maddeleri eklenerek oluşturulan membranların biyolojik özellikleri üzerindeki etkileri incelenmiştir. Katkı madde miktarının, üretilen sıvı kristal – polimer mebranlarının antimikrobiyal özellikleri üzerine etkisinin incelenebilmesi amacıyla, optimum katkı madde konsantrastrasyonları belirlenerek üretilen membranların, su tutma kapasiteleri, yüzey temas açısı ölçümleri ve tromboplastin adsorplama ölçümleri gibi biyolojik değerlendirmeleri yapılmıştır. Yüksek fibrinojen seviyesine sahip olmasından dolayı insan kanı ile ortak özelliğe sahip olan tavşan kanından elde edilen tromboplastin ve tavşandan elde edilen albümin ile membranların biyouyumlulukları incelenmiştir. Yapılan testler sonucunda, kütlece 5:5 oranında sıvı kristal ve polimer içeren membranlardaki CA katkı maddesinin kütlece konsantrasyonu arttıkça su tutma kapasitesinin azaldığı fakat yüzey temas açısının arttığı görülmüştür. Katkı maddesinin kütlece konsantrasyonu arttıkça tromboplastinin yüzeye yayıldığı görülmüş olup, kan pıhtılaşma indekslerinde (BCI) ise en yüksek BCI değerine kütlece %3 CA içeren örneğin sahip olduğu görülmüştür. ACD katkı maddesi içeren numunelere bakıldığında ise su tutma kapasitesi ile yüzey temas açısı ölçümlerinin benzerlik gösterdiği görülürken en yüksek BCI değerine kütlece %2 ACD katkı maddesi içeren örneğin sahip olduğu görülmüştür.