Archaeological settlement

134 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Urartu Krallığı'nın Van Gölü Havzası'ndaki tarımsal faaliyetleri ve ürünlerinin depolanması

Urartu Krallığı, MÖ 9-7. yüzyıllar arasında Van Gölü Havzası merkez olmak üzere Anadolu'da kurulmuş olan önemli krallıklardan biridir. Urartu krallarının izlemiş olduğu genişleme politikaları gereği çok fazla seferler düzenlemiş ve krallığın sınırlarını batıda Fırat Irmağı, doğuda İran Azerbaycan'ı, kuzeyde Ermenistan'a kadar genişletmişlerdir. Urartu Devleti hüküm sürdüğü bölgelerde insanların her türlü ihtiyacını karşılamak için önemli yatırımlar yapmıştır. Bunların başında verimli ovaların yakınına kaleler inşa edilmesi gelmektedir. Kale yakınlarındaki ovaları daha verimli hale getirmek için de su kanalları inşa etmişlerdir. Bu sayede ovalarda tarımsal ve hayvansal faaliyetler daha verimli yapılabilmiştir. Urartu Devleti'nin merkezini oluşturan Van Gölü Havzası, oldukça dağlık bir coğrafyaya ve sınırlı sayıda tarım arazisine sahipti. Van Gölü Havzası'nın bu özelliği tarımsal faaliyetler için olumsuz bir koşul oluşturmaktaydı. Bu nedenle, Urartu Devleti tarımsal faaliyetlerini artırmak için önemli politikalar izlemiştir. Bu politikaların başında kısa ve kurak geçen yaz aylarında tarım arazilerini sulamak için su bentleri, göletler ve kanalların inşası gelmektedir. Bu politikalar sayesinde Urartular, kurak arazileri sulu hale getirerek verimli hasat dönemleri yaşamışlardır. Bu tarım arazilerine, seferlerde esir alınarak göç ettirilen insanlar, tarımsal faaliyetlerde çalıştırılmak üzere yerleştirilmiş olmalıdır. Böylelikle bu insanların öncelikle barınma sorunu ortadan kaldırılmış, daha sonra da tarım arazilerinin yakınlarında istihdam edilerek gerekli insan gücünün karşılanmış olduğu tahmin edilmektedir. Urartular tarımsal faaliyetlerde kullanılmak üzere tarım aletlerinin üretimine de ayrıca önem vermişlerdir. Tarım aletlerinin büyük çoğunluğu demirden yapılmıştır. Ancak demirin çabuk korozyona uğraması nedeniyle, çok az sayıda tarım aleti günümüze kadar gelebilmiştir. Bel küreği, orak, dirgen (şene), saban ve çapalar Urartuların kullanmış oldukları tarım aletlerinden bazılarıdır. Bu tarım aletleri incelendiğinde Urartular tarlanın sürülmesinden, hasatın yapılmasına kadar olan süreçte kullanılacak bütün tarım aletlerini belirli bir düzen içerisinde kullanmış oldukları anlaşılmaktadır. Çivi yazılı belgelerden edinilen bilgilere göre söz konusu Urartu tarım aletleri devlet tarafından çiftçilere dağıtılmıştır. Urartuların tarımsal faaliyetlerden elde ettikleri ürünlerin büyük bölümünü tahıllar (buğday, arpa, akdarı vs.) oluşturmaktaydı. Bu ürünleri baklagiller (Nohut, mercimek vs) izlemekteydi. Ayrıca çeşitli meyveler (elma, armut, üzüm, kiraz vs) de yetiştirilmekteydi. Urartular bunların içiresinde özellikle üzüme önem vermişlerdir. Üzüm bağları ve meyve bahçeleri kurduklarına dair yazıtlar bulunmaktadır. Urartu Krallığı, sulu tarımın yapılabileceği arazilere kanallar yardımı ile su taşımışlardır. Yapmış oldukları kanalların bazılarının günümüzde de kullanıldığı görülmektedir. Bunlardan en önemlisi Minua Kanalı'dır. Gürpınar'dan Tuşpa'ya su taşıyan bu kanal Van Ovası'nın güney kesiminin su ihtiyacını büyük ölçüde karşılamıştır. Urartular sulama faaliyetleri için kanallar, bentler ve göletlerden yararlanmalarının yanında, doğal su kaynaklarını da ustaca kullanmışlardır. Urartular, tarımsal faaliyetlerde elde edilen tarım ürünlerini inşa ettikleri depolarda muhafaza etmişlerdir. Urartu Devleti kaleler kurarken alt yapının içerisinde saray, tapınak vb. kamusal binalarla beraber depo yapılarının inşasını da planlamışlardır. Urartuların Van Gölü Havzası'nda Çavuştepe, Ayanis, Yukarı ve Aşağı Anzaf, Yoncatepe, Toprakkale gibi kalelerin ovaların yakınlarına kurulması tarımsal faaliyetlere önem verdiklerini göstermektedir.

Arkeolojik yerleşimDepolamaDepolama koşulları+7
Erdal Özgüner
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Urartu yazıtları ile tasvir sanatında kale ve tapınaklar

Bu çalışmada, bugüne değin ortaya çıkarılmış Urartu yazıtları ile Urartu tasvirli eserler üzerinde karşılaşılan Urartu kale ve tapınakları değerlendirilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızda yer alan yazıtlarda genel olarak yapıların inşası ve hangi kral döneminde yapıldığı dile getirilmiştir. Fakat ne yapının inşasında kullanılan malzemeden ne de mimari yapının detayları hakkında herhangi bir bilgi verilmemiştir. Tasvirli eserlerde kale tasvirline en ince ayrıntısına kadar yer verilmiştir. Tasvirli eserlerin bazılarında taş temelin uygulandığı görülmektedir. Genel olarak kale tasvirlerinde koruma kuleleri betimlenmiş ancak bazı örneklerde ise betimlenmemiştir. Kale kapıları çift kanatlı olarak işlenmiş, bunu belirtmek için de bir taraf çizgilerle taranmıştır. Kapının hemen üzerinde yer alan kuşakta süs amaçlı zikzaklar yer almaktadır. Genel olarak kale duvarları üzerinde koruma amaçlı yapılmış dendaneler yer almaktadır. Bazı örneklerde dendanelerin alt kısımlarına gözetlemek için pencere açıklığına yer verilmiştir. Ön cephe tasvirlerinin bazılarında pencere açıklığına rastlanılmaktadır. Tespit edilebilen tapınak tasvirleri iki örnekle sınırlıdır. Kale tasvirlerine oranla daha sade bir şekilde işlenmişlerdir. Kule tipli olarak yapılmış tapınak tasvirlerinde kapı, çift kanatlı olarak işlenmiştir. Urartu devletiyle çağdaş olan Asur devletinin sanatına yansımış Urartu kaleleri ile Urartu tasvir sanatına yansımış kale tasvirlerine bakıldığında ortak özellikler taşıdığı göze çarpmaktadır. Ancak Asur örneklerinde Urartu tasvirlerine oranla daha az ayrıntı yer almaktadır.

Arkeolojik alanlarArkeolojik yerleşimKaleler+6
Hasan Şenel
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Urartu Dönemi kemik eserleri

Paleolitik Dönem'den Orta Çağ'a kadar takı, dokuma aletleri, silahlar, tarım aletleri, kozmetik kutuları gibi çoğu ürünün vazgeçilmez malzemesi olan kemik/boynuz, tarihsel süreçteki gelişim aşamasının tespit edilebildiği hammaddeler arasındadır. Eski Çağ insanlarının avladıkları hayvanlardan ve doğadaki leşlerden topladıkları kemik ve boynuzları birçok alanda değerlendirilmiştir. MÖ 9-7. yy.'da başkent Tuşba merkez olmak üzere kurulan Urartu Krallığı maden, taş, fildişi ve kemik işlemeciliğinde oldukça önemli sanat eserleri bırakmıştır. Bu hammeddeler arasında özellikle kemik ve boynuz Urartu Dönemi'nde kullandıkları el aletleri ve geliştirdikleri tekniksel verileri hakkında bilgi vermektedir. Kemik ve boynuzun yarı organik bir madde olması nedeni ile işlenmesi sırasında geliştirilen tekniklerin tespiti oldukça önemlidir. Urartu Dönemi'ne ait incelenen 120 eser tipolojik çeşitlilik, işleme teknikleri gerekse çevre kültürlerle olan sanatsal etkileşimin gözlemlendiği önemli eserlerdir. Kemik ve boynuzdan boncuklar, dokuma aletleri, gemler, figürinler, kakmalar, mühürler, sürmelikler gibi çok sayıda eser üretilmiştir. Ancak şimdiye kadar kemik eserler ile ilgili kapsayıcı bir çalışmanın yapılmamasına karşın, kemik ve boynuzun Urartu Dönemi'nin sıkça kullanılan hammaddeleri arasında yer aldığı açıkça görülmektedir. Urartu Dönemi kemik eserleri tipolojik, teknik özellikler ve çevre kültürlerle olan benzer örnekler açısından değerlendirilmiştir. İncelenen eserler, Urartu Dönemi'nin farklı bir zanaat kolu olan kemik ve boynuz işlemeciliğinde ileri bir seviyede olduklarını göstermektedir. Hatta Anadolu'da MÖ 4. Binden itibaren süregelen bazı eserlerin Urartulu zanaatkârlar tarafından hala kullanılması son derece ilginç veriler arasıdnadır. Orta Çağ'dan günümüze kadar kullanımı süren bu maddeler, günümüzde hala tarak, baston kakmacılığında sıkça kullanılan bir hammaddedir.

Arkeolojik eserlerArkeolojik yerleşimGeç Assur Dönemi+5
Dilara Demirtaş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yazılı belgeler ve tasvirli eserler ışığında Yeni Assur Krallığı'nda libasyon

Libasyon, tanrı veya tanrıçaya adanmış bir sıvının zemine veya belirli bir noktaya dökülmesi ile yapılan içki sunumu anlamına gelir. Libasyon, törenin yapıldığı mekânda kutsal kabul edilen bir takım yerlerin önüne, yanına veya üzerine uygulanmaktadır. Yeni Assur dini yaşamında birçok dinsel tören ile birlikte libasyonun da önemli bir yerinin olduğu anlaşılmaktadır. Yeni Assur görsel sanatında kabartmalar ve mühürler üzerinde işlenmiş sahnelerde libasyon törenleri de işlenmiştir. Bu tasvirlerde libasyon erkekler (kral ve veliaht) tarafından uygulanmaktadır. Söz konusu bu figürler aynı zamanada libasyondan sorumlu din görevlileri olmalıdır. Libasyon ritüellerinde kâse ve çömlek gibi kaplar kullanılmıştır. Bu kaplar kendi içinde malzeme, üslup ve yapım tekniği olarak farklılıklar göstermektedir. Kaplardaki bu durum libasyon ritüelinin yapılma amacının çeşitliliğini bağlanabilir. Arkeolojik verilerden Yeni Assurluların libasyon törenlerini, av sonrası, askeri seferler sonrası ve tapınak inşası gibi özel durumlarda düzenledikleri anlaşılmaktadır. Ancak şimdilik elde her ne kadar bu konu ile ilgili arkeolojik veri bulunmasa da Yeni Assurlular'ın çağdaşı Urartu'da olduğu gibi libasyonu muhtemelen baharın gelişi, tarımsal faaliyetler ve ölü gömme törenlerinde de düzenlemiş olmalıdırlar. Yeni Assur'da libasyon üzerine cevaplanmayı bekleyen birçok soru vardır. Bu sorulara açıklık getirebilmek ancak bu konu ile ilgili bilgi veren arkeolojik kaynakların ortaya çıkarılması ile mümkün olacaktır. Yeni Assur'un egemenlik kurduğu coğrafyada bilimsel çalışmalar devam etmektedir. Nitekim bu çalışmalar neticesinde elde edilecek verilerin Yeni Assur'da libasyon ritüeli konusuna da açıklık ve yeni öneriler getireceği düşüncesindeyiz.

ArkeolojiArkeolojik eserlerArkeolojik yerleşim+6
Emrullah Aşan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Urartu Döneminde Gürpınar Ovası sulama sistemleri

Urartular, M.Ö. 9.-7. Yüzyıllar arasında Doğu Anadolu, Transkafkasya ve Kuzeybatı İran'da egemenlik sürmüşlerdir. İlk başlarda göçebe olan halk yerleşik hayata geçip kentler inşa etmişlerdir. Urartu Devletinin kurulduğu bölgenin büyük bir bölümü sıradağlar ve vadilerle birbirinden ayrılmış yaylalarla kaplıdır. Buralarda kışlar soğuk ve uzun, yazlar ise kurak ve kısa geçmektedir. Besin ihtiyaçlarını karşılamak için ise tarımsal faaliyetlere önem vermişlerdir. Urartu merkezlerinde yapılan arkeolojik kazılarda ele geçen tarım aletleri, tarım ürünleri, tarımsal faaliyetlerde kullanılmak üzere inşa edilen bentler ve sulama kanalları tarımsal faaliyetlere verdikleri önemi ortaya koymaktadır. Urartu coğrafyasında yağışın azlığı ve su kaynaklarının kısıtlı olmasından dolayı tarımsal arazilerin daha verimli olabilmesi için devlet eliyle bentler, göletler ve kanallar inşa ederek tarım arazilerinin daha iyi sulanabilmesi sağlanmıştır. Söz konusu bu tarım arazilerinin en önemlilerinden biri de Gürpınar Ovası'dır. Gürpınar Ovası, başkent Tuşpa'nın 22 km. güneybatısında yer almaktadır. Bu ova etrafında birçok Urartu yerleşim alanları bulunmaktadır. Bunlar içinde en önemlisi olan Çavuştepe Kalesi, Gürpınar Ovası içinde bulunan Bol Dağı silsilesinin batı ucunda kurulmuştur. Kale üzerinde görülen büyük depo odaları buranın bir tarım merkezi olduğunu göstermektedir. Çavuştepe Kalesinde bulunan İrmuşini Tapınağı'nın doğu yüzünde yer alan inşa yazıtında, Kral II. Sarduri tarafından Gürpınar Ovası'nın ortasından geçen Hoşap (Gugunai) Çayı'ndan bir kanal açtığından bahsetmektedir. Söz konusu yazıttan yola çıkarak kalenin güney tarafında iki adet kanal yapısı tespit edilmiştir. Bu kanallardan bir tanesi kalenin hemen güney yamacından, diğeri ise ovanın güneyinden geçmektedir. Bu kanalların inşa yazıtında da belirtildiği gibi oldukça kurak olan bölgenin sulanması için yapıldığı bilinmektedir. Bu ovadan yürütülen tarımsal faaliyetler sonucunda elde edilen tarım ürünleri Çavuştepe Kalesindeki depolarda muhafaza edilmiştir. Günümüzde bile Gürpınar Ovası bir tarım merkezi durumundadır. Anahtar Kelimeler : Çavuştepe, Gürpınar, Urartu, Sulama, Tarım Sayfa Sayısı :93 Tez Danışmanı : Prof. Dr. Rafet ÇAVUŞOĞLU

Arkeolojik alanlarArkeolojik kazılarArkeolojik yerleşim+5
Oktay Ok
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hakkari'de Urartu izleri

Doğu Anadolu'da MÖ 1. Binyılın ilk yarısında güçlü bir uygarlık kuran Urartu Krallığı, batıda Fırat Nehri, kuzeyde Aras vadisi, doğuda Urmiye Gölü'nün doğu kıyıları güneyde ise Güney Torosları içerisine alan coğrafyada hüküm sürmüştür. Belirli özelliklere sahip krali yerleşimler ile eyalet merkezi olabilecek yerel karakterli yerleşimlerle ifade edilebilen Urartu izlerine Hakkâri'de diğer bölgeler kadar sık rastlanmamaktadır. Bunda Hakkâri'nin araştırmaya uygun olmayan ortamı rol oynamaktadır. Çalışmamızda Hakkâri'de ortaya çıkarılan kaleler, kaya mezarları ve küçük buluntu tipleri üzerinde Urartu izleri araştırılmıştır. Kaya mezarlarının Hakkâri bölgesinde görülmesi buranın eyalet merkezi olarak var olduğunun açık delillerindendir. Çalışmamız boyunca Hakkâri ve çevresinde yapılan yüzey araştırmaları ve köylülerden edinilen veriler sayesinde Urartu Krallığı'nın bölgedeki konumu belirlenmeye çalışılmıştır. Zengin bir kültür birikimi bulunan Hakkâri'nin yerleşim tarihini 5000 yıl geriye götürmek mümkündür. Birçok medeniyete ve topluma ev sahipliği yapmış olan Hakkâri'nin bu eski tarihinden günümüze önemli kalıntılar kalmıştır. Hakkâri Bölgesi'nde bugüne kadar yapılan arkeolojik çalışmalarda tespit edilen Kaya üstü resimleri, Erken Demir Çağı'na tarihlenen oda mezarlar ve Hakkâri Stelleri bölgenin Arkeolojik geçmişine ışık tutmaktadır. Ancak bölgede sınırlı sayıda yapılmış olan bilimsel çalışmalarda Urartu izlerine dair bir bilgi verilmemiştir. MÖ 2000'lerin başında, içine Hakkâri Bölgesi'ni de alan Doğu Anadolu'nun yüksek rakımlı yaylalarında yaşayan topluluklar ile ilgili ilk bilgiler, Asur yazıtlarında yer almaktadır. Asur kralı I.Salmanassar'ın MÖ XIII. yüzyıla tarihlenen (MÖ 1274-1244) bir yazıtında bazı ülkelerin Asur krallığıyla savaştığından söz edilmektedir ve bu yazıtta Uriatri kelimesi etnik bir insan topluluğunun adı olmayıp Asurların dilinde " dağlık bölge" anlamına gelmekte ve bu bölge içinde Hakkâri yer almaktadır.

ArkeolojiArkeolojik alanlarArkeolojik yerleşim+3
Ömer Tanyürek
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

II. Rusa önemi kalelerinde görülen mimari süslemeler

Tez çalışmamızın amacı, II. Rusa Dönemi'nde görülen mimari süsleme öğelerini teknik ve stilistik açıdan irdelemektedir. Bu bağlamda ilk olarak Urartu Krallığı'nda süslemelerin yapıldığı materyaller ele alınmış ve süslemeleri ile ön plana çıkan yapılar tasvir edilmiştir. Böylelikle mimari süsleme öğelerinin II. Rusa Dönemi'ne gelene kadar geçirdiği değişim süreci daha açık görülebilecektir. Daha sonra ise II. Rusa Dönemi'nde inşa edilmiş olduğu bilinen beş kale ele alınarak konumları, kazı ve araştırma tarihleri, mimari yapıları gibi genel bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda Karmir-Blur, Bastam, Toprakkale, Adilcevaz-Kef ve Ayanis Kaleleri ele alınan kalelerdir. Söz konusu kalelerin mimari süslemelerinde fresk, kabartma, kazıma, oyma, kakma ve aplike olmak üzere çeşitli teknikler kullanıldığı anlaşılmıştır. Büyük bir bölümü ünik eserlerden oluşan bu verilerin Urartu Krallığı'nın erken dönemlerinde görülmemiş olması, bizi söz konusu kralın uygulamış olduğu farklı politikaya yöneltmiştir. Mimari süslemeler hakkında elde edilen bu veriler, olasılıkla kralın uygulamış olduğu barış politikasının bir sonucu olarak değişim göstermiştir. Krallığın her döneminde yoğunlukla etkileşim içerisinde oldukları Yeni Assur Krallığı, bu dönemde de kendini oldukça hissettirmektedir. Bu sebeple elde edilen mimari süsleme öğelerinin etkilenmiş olduğu Yeni Assur sanatı ile karşılaştırmalar yapılarak, motif ve figürlerin yansımaları incelenmiştir. Tezin hazırlanma sürecinde Urartu mimari süslemelerinde kullanılan teknikler hakkında kaynakların az olması, interdisipliner araştırmalar yapmaya yönlendirmiştir. Ancak Urartu sanatı için bu kapsamda bir çalışma yapılmasının da gerekliliği öneri olarak sunulmuştur. Yanı sıra II. Rusa'nın barış politikası sürecinde özellikle Yeni Assur ve Urartu Krallıkları arasında ki etkileşimin boyutları ve ne yönde olduğu üzerine yapılacak çalışmalar da bu dönemi aydınlatacaktır.

Arkeolojik alanlarArkeolojik eserlerArkeolojik yerleşim+5
Hazal Ocak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cevizcioğlu Çiftliği nekropolü insan iskelet kalıntılarının paleodemografi ve ölü gömme gelenekleri açısından incelenmesi

Anadolu' da Hellenistik-Roma Dönemi çalışmaları genellikle kentlere ve materyal kültüre odaklanmıştır. Bu çalışma Hellenistik-Roma Dönemine tarihlendirilen Cevizcioğlu Çiftliği insan iskelet kalıntılarından yola çıkarak kırsal yerleşimlere dair ölüm uygulamaları ve demografik verilerin elde edilmesi amaçlanmıştır. Cevizcioğlu Çiftliği Nekropolü'nün yaşam tabloları ve gömü uygulamalarındaki farklılıklar Nekropolün Hellenistik, Roma ve Geç Roma şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Üç dönem için cinsiyet oranlarının 1/1 oranına yakın olduğu belirlenmiştir. Ancak dönemler arası ölüm oranlarının farklılaştığı ve Hellenistik Dönem ölüm oranlarının diğer dönemlerden yüksek olduğu görülmüştür. Roma Dönemi ve Geç Roma Dönemi'nde bebek ve çocuk temsil oranları az olmakla birlikte Anadolu'nun geneliyle uyumludur. Ancak Hellenistik Dönem bebek ve çocuk temsiliyeti açısından düşük oranlara sahiptir. Bu bulgu erişkin olmayan bireylerin ayrı mekanlara defnedilmiş olabileceğini düşündürtmektedir. Cevizcioğlu Çiftliği Nekropolü kadın ve erkeklerinin gömü biçimleri açısından farklık göstermediği belirlenmiştir. Ancak, her iki cinsiyet mezar hediyeleri açısından farklılık göstermektedir. Kadın mezarlarına toprak ürünler erkek mezarlarına ise cam malzemeden hediyeler konulmuştur. Mezar hediyelerindeki farklılık sadece cinsiyetler açısından değil aynı zamanda yaş gruplarında da farklılık göstermektedir. Örneğin, bebek ve çocuklara figürün ve çıngırak konduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak Hellenistik-Roma Dönemi'ne tarihlenen nekropollerin bir bütün olarak değerlendirilmemesi, Roma Dönemi'nin de kendi içinde bölümlenerek ele alınması gerektiği görülmüştür. Anahtar Sözcükler Paleodemografi, ölü gömme gelenekleri, Hellenistik-Roma, Geç Roma, mezar hediyeleri, bebek-çocuk ölümlüğü

Arkeolojik yerleşimHelenistik DönemNekropol+4
Gökhan Çakan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Çanak çömlek öncesi Neolitik Dönem'den Demir Çağı sonuna kadar dikilitaşlar ve steller

Tez çalışmamızın ana amacı Trakya Bölgesi ve adalar haricinde, günümüz Türkiye sınırları içerisindeki dikilitaş ve stellerin ilk ortaya çıkışları, dikilmiş oldukları yerler, gelişimleri, benzerlikleri ve farklılıklarının ortaya konmasıdır. ÇÇÖN Dönemden Demir Çağı sonuna kadar olan süreç oldukça geniş bir zaman aralığını kapsamaktadır. Bu nedenle kronolojik bir sıralamayla günümüz coğrafi bölgeleri başlığı altında, arkeolojik kazı çalışmaları ve tekil buluntu yerlerine göre tüm dikilitaşlar ve steller incelenmiştir. Ham maddesi sadece taş olan dikilitaşlar Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Dicle Vadisi ve Fırat Havzası'nda, ÇÇÖN Dönemde öncülleri olmadan yaklaşık eş zamanlı olarak birdenbire ortaya çıkmıştır. Bunlar form ve yüzeylerinin işlenişleri açısından farklılıklar göstermektedir. ÇÇN Dönem, ETÇ ve OTÇ'de de varlıklarını sürdüren dikilitaşların en geç örnekleri GTÇ'de tespit edilmiştir. ÇÇÖN Dönemden sonra dikilitaşların yüzeylerinde herhangi bir tasvir olmaksızın anikonik olarak işlendikleri anlaşılmaktadır. Stellerin en erken örnekleri ETÇ'de görülmektedir. Ham maddesi kil ve taş olmak üzere iki gruptadır. Kilden şekillendirilen steller sadece İç Ege Bölgesi'nde mevcuttur ve ETÇ ile sınırlı kalmaktadır. Ham maddesi taş olan ve çeşitli formlarda şekillendirilen steller ETÇ'den Demir Çağı sonuna kadar varlıklarını sürdürmüştür. Steller anikonik ve ikonik olmak üzere iki ana grupta değerlendirilmektedir. Ayrıca yüzeyleri yazıtlı olanlar da mevcuttur. Dikilitaşlar ve steller ataların, tanrı ve tanrıçaların ruhlarının yaşamış olduğu ebedi ikametgâhlar olduğu gibi, kimi durumda da tanrı ve tanrıçaları temsil etmektedir. Ayrıca steller kralların kahramanlıklarının anlatıldığı, propagandalarının yapıldığı anıtlar olarak da karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte sadece mezar taşı işlevine sahip dikilitaş ve steller de mevcuttur. Bu amaç için hazırlanan dikilitaşlar sadece anikoniktir. Steller ise hem ikonik hem de yazıtlı olmak üzere ayrılmaktadır. Stellerin yüzeyindeki tasvirler sayesinde farklı kültürler arasındaki etkileşimler anlaşılmaktadır. Ayrıca yazıtlarla da diplomatik ilişkilerin ortaya konduğu gibi, savaş ve barış zamanları ve imar faaliyetleri belirlenebilmektedir. Tüm bu veriler Türkiye'nin zengin kültür mozaiğini ÇÇÖN Dönemden Demir Çağı sonuna kadar dikilitaşlar ve steller aracılığıyla bize yansıtmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dikilitaş / Stel, Neolitik Çağ, Kalkolitik Çağ, Erken-Orta ve Geç Tunç Çağı, Demir Çağı.

Arkeolojik eserlerArkeolojik yerleşimDemir Çağı+7
Süheyla Zımmermann
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Arkeolojik çağlarda Anadolu ve çevre kültürlerde Arp – Lir çalgılarının oluşum ve gelişim süreci

Dünyanın en eski Lir ve Arp çalgıları, milattan önce yaklaşık 2450 yılına tarihlenen ve Mezopotamya'da bulunan Ur şehrindeki mezarlarda yapılan kazılar sırasında ele geçmiştir. Bundan birkaç yüzyıl sonra Anadolu'da görülen çalgılar, güneyde Mısır'a, doğuya, Helen ve Roma kanalıyla da batıya yayılmışlardır. İlk dönem büyük sayılabilecek bir morfolojik yapıya sahipken, sonraki dönemde iyice büyümüş ve özellikle demir çağında ise küçülerek kolay taşınır ve çalınır hale dönüşmüştür. Milattan önce son bin yıl içindeki bu süreç ve sonrasında Lirler farklı çalgılara dönüşerek ortadan kalkarken, Arplar ise kendi içinde gelişimini yaparak bugünkü modern haline ulaşmıştır. Lirler, organolojik olarak büyük- küçük olarak ayrılabildiği gibi simetrik ve asimetrik olarak ta ikiye ayrılarak incelenebilirler. Arplar ise açık ya da kapalı olarak iki farklı yapıda olduğu gibi, aldığı şekle göre açılı, köşeli ya da dairesel gibi çeşitli isimler almışlardır.

AnadoluArkeolojik yerleşimArp+7
Mehmet Şahin
Hacettepe University · Institute of Fine Arts
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

MÖ 547-494 yılları arasında İonia'nın siyasi, ekonomik ve kültürel durumu

Bu tez çalışmasında, İonia'da MÖ 547/546 yılında başlayan Pers egemenliği ile MÖ 594 yılları arasında İonia İhtilali ile sonuçlanan süreç içerisinde İonia kentlerinde siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan izlenebilen gelişmeler incelenmiştir. İlk bölüm, Pers dönemi öncesi İonia kimliği ve bölgedeki Lydia hegemonyasının İonia üzerindeki etkilerine ve İonia, Lydia ilişkilerine odaklanmaktadır. İkinci bölümün konusunu Yakın Doğu'da güçlenen Pers İmparatorluğu'nun Lydia Krallığı'na son vermesi ile bölgede başlayan Pers egemenliği altında İonia'da izlenen ilk gelişmeler oluşturmuştur. Üçüncü bölüm beş başlık altında incelenmiştir. İlk başlıkta, Geç Arkaik Dönem içerisinde İonia'nın Pers satraplık yapılanması altındaki konumu, İonia'da tiranlık yönetimleri, demokrasi (isonomia) arayışları, erken Pers yönetim mekanizması ve İonia kentlerinin siyasi durumu tartışılmıştır. İkinci başlıkta MÖ 6. yüzyılın ikinci yarısında İonia'da var olan savunma sistemleri, kutsal alanlar, tapınaklar, konut alanları, nekropolisler ve diğer veriler arkeolojik bulgular ışığında kent bazında ayrıntılı olarak incelenmiştir. Üçüncü başlık altında, İonia ekonomisinin ana unsurlarını oluşturan tarım ve ilişkili endüstriyel etkinlikler, ticaret ve paralı askerlik kurumu Arkaik Dönem içerisindeki gelişimleri ile birlikte irdelenmiş, İonia ekonomisinde meydana gelen değişiklikler nümizmatik veriler ışığında tartışılmış, Pers vergi politikaları ve Pers İmparatorluğu'nun varlığı ile birlikte ticaretin yönünde bir değişiklik olup olmadığı sorgulanmıştır. Dördüncü başlıkta İonia kentlerinde bilimsel düşüncenin ortaya çıkışı ve İonia felsefesi Arkaik Dönem içerisindeki gelişimi ile birlikte incelenmiştir. Beşinci başlık altında İonia seramik ve heykel sanatının genel gelişimi ve bu alanda Pers varlığı ile birlikte gerçekleşmiş olabilecek etkileşimin izleri aranmaya çalışılmıştır. Dördüncü bölümde ise MÖ 499 yılında başlayan ve MÖ 494 yılında sonuçlanan İonia İhtilali süreci ayrıntılı olarak tartışılmış ve ihtilalin nedenleri sorgulanmıştır. Çalışmanın son bölümü ise sonuçtan oluşmaktadır.

Arkeolojik alanlarArkeolojik yerleşimKültür+3
Özlem Şimşek Özer
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

M.Ö. 1. Binde Anadolu'da ölüm ritüelleri ve kadın

Ölüm, insanın kendine özgü niteliği olan kültürü ile birlikte, zaman içinde farklı bir şekilde değerlendirilen ve tepki verilen bir olay haline gelmiştir. Kültürü oluşturan, elbette ki çevre koşulları aracılığıyla uyum sağlanan doğa ve insandır. Ancak içinde kültürün şekillendiği toplumu oluşturan bugünün insanıyken, kültürü oluşturan tarafın her zaman önceki nesiller olduğu da unutulmamalıdır. Dolayısıyla yemek, giyim, ya da ölü gömme olsun, herhangi bir kültürün oluşumu sırasında devreye giren faktörlerin ortaya çıkarılması için, bugünün değil, geçmişin insanlarının davranışlarının neden ve sonuçları anlaşılmalıdır. Bu nedenle bu çalışmada, arkeolojik çalışmaların yapıldığı yerleşimlerde yaşayan toplumun genelinde, özel olarak kadının ölüm olgusu içinde nasıl bir yerde durduğunun araştırılması yoluyla, Anadolu'daki kadının yaşadığı süreç, ölü gömme gelenekleri üzerinden anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu amaçla ölüm olgusunun M.Ö. 1. bin yıl içinde kadının üzerinden değerlendirilmesi sürecinde ikonografik, etnografik, antropolojik, epigrafik, mitolojik ve arkeolojik veriler kullanılmıştır. Kültürün oluşum serüveni içinde uzun bir süre rol almış yerlerden biri olan ve dünyada doğrudan doğu ve batı kültürleri arasındaki birleştirici konumuyla kimlik kazanmış Anadolu'da, kadına ilişkin yapılmış bilimsel araştırmaların azlığı, dikkat çekicidir. Yunanistan ile Mezopotamya olarak da değerlendirilen Yakın Doğu kültürleri içinde kadına yönelik yapılmış olan araştırmaların çeşitliliği, Anadolu'daki kadınlara ilişkin çalışmaların yetersizliği ile büyük bir tezat oluşturmaktadır. Anadolu'nun da bir parçası olduğu coğrafyanın bir bütün olarak algılanmasında büyük bir boşluk yaratan bir eksikliğin doldurulmaya çalışılması amacıyla bu tez oluşturulmuştur. Çalışmanın Giriş bölümünde öncelikle takip edilen yol aktarılmış; Arkeoloji biliminde takip edilen geleneksel yöntemlere yöneltilen temel eleştirel yaklaşımlara değinilmiş; bu eleştirel yorumlar üzerinden, çalışmanın yordamınca konunun işleyişine katkısı olacağı düşünülen yaklaşımlar paylaşılmıştır. Bu konu irdelenirken, 1980'lerde gelişmeye başlayan Yeni Arkeoloji akımının izlediği yolun, eldeki mevcut çalışmanın izleyeceği yolu en kapsamlı şekilde açıkladığı görülmüş, bu akımın aydınlatmayı amaçladığı konuları ele alış tarzı, bu araştırmanın yazarı tarafından da takip edilmiştir. Sonraki bölümde ise ölüm kavramı ve insanlardaki ölüm algısı üzerinde durulmuştur. Gömülerde yaş, cinsiyet ve sosyal kimliğe dair ipuçlarının birlikte değerlendirildiği demografik özelliklerle mezara ilişkin maddi ölçütler dikkate alınmıştır.

ArkeolojiArkeolojik yerleşimKadınlar+3
Özge Yıldız Aydoğan
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aigai (Aiolis) kuzey kapısı

Kent kapıları bir kentin savunma hattının hem en büyük zaafı hem de en vazgeçilmez öğesi olmuştur. Aigai Antik Kenti'nin ana kapılarından biri olan Kuzey Kapısı da tez çalışması kapsamında ele alınarak kent planlamasındaki konumu, mimarisi ve tarihlemesi üzerine incelenmiştir. Bu kapsamda savunma sistemi içerisinde kapıların konumlandırılmaları, tipolojik ve biçimsel farklılıkları, Kuzey Kapısı'nın analojik değerlendirmesi ekseninde benzer kent kapılarının varlığı araştırılmıştır. Tüm veriler sonucunda kapının kullanım evreleri, tarihlemesi ve planlaması ile stilistik özellikleri ortaya çıkarılmıştır.

AigaiArkeolojik alanlarArkeolojik kazılar+7
Gülen Ceyda Eroğlu
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Antandros yamaç ev mozaik altı sondaj buluntuları

MS Geç 3.yy ile MS Erken 4.yy arasına tarihlenen Antandros Roma Villası'nda, 2004-2006 yıllarında gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları sırasında evin portiko ve apodyteriumunun mozaik tabanları altından malzemeler ele geçmiştir. Evin önceki evrelerine dair fikir sahibi olmak ve kuruluş evresini seramiklerle yeniden değerlendirebilmek adına, elde edilen buluntuların tez kapsamında çalışılmasına karar verilmiştir. Aynı yıllar içerisinde Roma Villası'nın, 15 No'lu Mekan ve fırın olarak kullanılan 14 No'lu Mekan (Erken dönem praefurniumu) içerisinde, evin ikinci kullanım evresine ait olan tabanlar açığa çıkarılmıştır. Evin ikinci kullanım evresinin başlangıcını saptayabilmek adına bu tabanların bir bölümü kaldırılmış ve altından ele geçen malzemeler yine tezin içerisinde değerlendirme altına alınmıştır. Söz konusu dört mekanın taban altından ele geçen 887 adet malzemeden 153 adeti tez kapsamı içerisine dahil edilmiştir. Geri kalanları, istatiksel verilerde kullanılmıştır. Buluntular ilk olarak bezeme ekollerine göre, bezemesiz parçalar ise formlarına göre gruplara ayrılıp değerlendirmeye alınmıştır. Bezeme ekollerine göre ayrılan seramikler içinde bir adet ele geçen Doğu Yunan seramiği, gri seramiklerle beraber en erken buluntu grubunu oluşturmaktadır. Bunun dışında, Kırmızı Figürlü Seramik, Basit Firnisli Seramik, Batı Yamacı Seramiği, Kalıp Yapımı Kaseler de önce bezeme stiline göre gruplandırılmış, sonrasında formlarına göre ayrılarak değerlendirilmiştir. Bezemesi bulunmayan, İnce Cidarlı Seramikler (Thin Walled Ware), pişirme kapları, gri seramikler, servis kapları, amphoralar ve sikkeler söz konusu diğer buluntu gruplarını oluşturur. Portiko ve apodyterium altından ele geçen malzemeler değerlendirildiğinde, en erken örnekler, MÖ Geç 8.yy'a aittir. En geç örnekler ise, Yamaç Ev'in kuruluş evresini destekler nitelikte MS 3.yy'ı göstermektedir. Diğer yandan 14 No'lu Mekan içerisinde, taban altından ele geçen sikke, alandaki ikinci kullanım evresini MS 356-361 yıllarından sonrasına taşımaktadır.

AntandrosArkeolojik alanlarArkeolojik yerleşim+3
Ecem Baysu
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Eski Smyrna'da konut mimarisi ve gelişimi

Günümüzde İzmir'in Bayraklı ilçesinde yer alan Eski Smyrna antik kenti Tunç Çağı'ndan Klasik dönem sonuna kadar yerleşim gören bir kenttir. Eski Smyrna'nın Konut Mimarisi ve Gelişimi adlı çalışma da, Eski Smyrna'nın Tunç Çağından Klasik dönem sonuna kadar geçen süreç içerisinde konut mimarisinin gelişimi ve Ege Dünyasındaki antik kentler ile plan, yapı tekniği ve fonksiyon açısından karşılaştırmalar yapılarak konutlar incelenmiştir. Çalışmanın amacı, Eski Smyrna'nın Tunç Çağı'ndan Klasik dönem sonuna kadar konut mimarisine ışık tutabilmek ve Ege Dünyası içerisindeki yeri ve diğer antik kentler ile karşılaştırmasını yapabilmektir. Bu amaçlar doğrultusunda yapılan çalışma Eski Smyrna Konut Mimarisi ile ilgili yapılan kazı çalışmaları ile bilimsel yayınlar ve güncel veriler neticesinde yeni ortaya çıkarılan öneri ve görüşleri tarafsız bir bakış açısıyla ele almaktadır. Kentin konut mimarisi incelendiğinde Oval Ev ve Çifte Megaron gibi döneme öncelik yapmış örneklerin mevcut olmasının dışında genel hatlarıyla tüm dönemler incelendiğinde dönemlerin genel özellikleri ve diğer antik kentlerin mimarisi ile uyum göstermektedir. Deniz Kavimleri göçü ile birlikte Ege Havzasının iki yakası arasında kültürel etkileşim kaçınılmaz olmuştur. Bu durumun sivil mimariye de yansıdığını net bir şekilde görmekteyiz. Eski Smyrna kent planına bakıldığında Hippodamik bir kent planı görülmemektedir fakat Kuzey-güney doğrultulu bir Ana Cadde ve o caddeye dik gelen sokaklar sistemi olduğunu net bir şekilde görmekteyiz bununla birlikte konutlarında belli bir sistemde parsellere ayrılarak inşa edildiği düşünülmektedir

A Mediterranean SocietyArkeolojik alanlarArkeolojik yerleşim+5
Gamze Akuzman
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Beycesultan ve Laodikeia örneklerinden hareketle kazı alanlarındaki arkeolojik koruma olgusunun değerlendirilmesi

Arkeolojik kazılarda açığa çıkarılan kalıntılar gömü ortamındaki stabil koşulların aksine açık havadaki atmosferik şartlardan hızla etkilenerek bozulmaya başlarlar. Bu noktada ortaya çıkan bozulma reaksiyonlarının tamamı suyun varlığında kendini göstermektedir. Su atmosferik gazlarla etkileşime geçtiğinde meydana gelen asit formdaki ikincil ürünler yağışlarla kalıntı yüzeylerine taşınarak kimyasal bozulmalara neden olurken, artan sıcaklığın etkisiyle suyun buharlaşması veya soğuk havada donması sonucunda ise kalıntılarda geri dönüşü mümkün olmayan fiziksel bozulmalar kendini göstermektedir. Beycesultan Höyüğü ve Laodikeia Antik Kenti'nde bunun gibi hızla gelişen bozulma mekanizmalarına karşı "Basit Koruma" veya "Önleyici Koruma" adını verdiğimiz oldukça etkili koruma çözümleri geliştirilmiştir. Ana materyal olarak kazı toprağının kullanıldığı uygulamalar sayesinde kalıntılar özellikle donma-çözünme, ıslanma-kuruma ve tuz kristalizasyonu gibi döngüsel devam eden bozulma hadiselerden etkilenmeden geçici olarak korunabilmektedir. Arkeolojik alanlarda açığa çıkarılan kompleks nitelikli yapıların kalıcı ve sürdürülebilir biçimde korunması ise daha kapsamlı bir çabayı zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda Laodikeia Kilisesi örneğinde olduğu gibi anıtı oluşturan yapısal unsurların belgelenerek kayıt altına alınması ve özgün malzeme özelliklerinin ayrıntılı analizlerle ortaya koyulması oldukça önemlidir. Onarımlarda özgün yapıyla uyumlu geleneksel malzemelerin kullanılması ve yapılan uygulamaların tersinir olması gereklidir. Yıkıntı vaziyetteki mimari öğelerin ayağa kaldırılmasında anastylosis esasına bağlı kalınması ve zorunlu haller dışında yeni malzeme kullanımının tercih edilmemesi büyük önem arz etmektedir. Statik noksanlıkların tamamlanmasında çimento veya sentetik imitasyonlar yerine doğal taş uygulamalarından faydalanılmasına ve fikirsel sunum kaygısıyla gerçekleştirilen tümlemelerde ise uygulama alanının sınırlı tutulmasına özen gösterilmelidir. Çalışmalarda ayrıca anıtın tarihi kimliği ile farklı evre ve olaylara ilişkin izlere zarar verecek müdahalelerden kaçınılmalıdır. Anıt üzerinde kalıcı koruma örtüsü gibi sürdürülebilir koruma önlemlerinin alınması durumunda yalın strüktürdeki tasarımlar tercih edilerek ziyaretçilerin ve kalıntı grubunun arkeolojik sahadan soyutlanmasının önüne geçilmelidir.

ArkeolojiArkeolojik eserlerArkeolojik kazılar+7
Çağrı Murat Tarhan
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Antik kaynaklar ve arkeolojik buluntular ışığında Mylasa

"Antik Kaynaklar ve Arkeolojik Buluntular Işığında Mylasa" adlı bu tez çalışmasında, günümüzde Muğla Milas ilçesi sınırları içerisinde kalan Mylasa kenti arkeolojik verileri tek bir başlık altında toplanmıştır. Öncelikle okuyucunun genel bir fikir sahibi olabilmesi için antik çağda Karia bölgesi, tarihi ve coğrafyası Mylasa'dan önce ele alınmış sonrasında antik çağda Mylasa tarihine ve coğrafyasına değinilmiştir. Antik yazarların Mylasa'dan bahsettiği bölümler üzerinde durulmuştur. Sonrasında Mylasa kenti, günümüzde hala görülebilen veya tahrip olmuş olsa da yayınlarda yer alan arkeolojik verileri ile anlatılmıştır. Bu veriler tapınaklar, surlar, nekropolisler, anıt mezarlar, su yapıları, tiyatro, gymnasium, hamam, Mylasa sikkeleri ve Mylasa çevresindeki diğer yapılar olarak kategorilere ayrılmış ve kategoriler içerisinde zamansal sıralama ile okuyucuya aktarılmıştır ve Mylasa kenti üzerinde bilinen arkeolojik veriler kent planı üzerinde verilmiştir. Olası kent yerleşimi üzerine öneriler sunulmuştur. Tezdeki temel amaç Mylasa kentinin kültür varlıklarını tek bir kaynak altında toplayıp, bu kültürel zenginliği genel olarak yorumlamak ve kentin önemini vurgulamaktır.

Arkeolojik alanlarArkeolojik eserlerArkeolojik yerleşim+3
Gökhan Bulut
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Antandros nekropolü Geç Roma yerleşimi

Antandros Nekropolü Geç Roma Yerleşimi adlı çalışmada, bir Troas kenti olan Antandros'un Nekropol alanı üzerine yer alan Geç Roma Yerleşimi'ne ait 10 adet yapı ve bu yapıların içerisinden ve çevresinden ortaya çıkartılan 2001-2011 yıllarına ait buluntular yapılarla birlikte incelenmiştir. Çalışmanın amacı yerleşimde ortaya çıkarılan yapıların işlevlerini anlamak, yerleşimin hangi dönemler arasında kullanıldığını saptamaktır. Bu amaçlar doğrultusunda yapılan çalışmada ele geçen buluntular mekanlarla birlikte değerlendirildiğinde yerleşimin M.S. 325 ile M.S. 541 yılları arasında kullanıldığı anlaşılmıştır. Kullanım dönemleri üç evreye ayrılmıştır. Mekanların içinden ve çevresinden sikkeler, DSA, DSB, DSC (Çandarlı), Foça, Kıbrıs ve Açık Renk Seramikler, amphoralar ve kandiller açığa çıkarılmıştır. Yerleşimde seramik buluntular devam etmesine rağmen M.S. 5. yüzyılın ortalarından itibaren sikkelerin ortadan kalkma nedenleri sorgulandığında takasa dayalı ekonomi ve başarısızlıkla sonuçlanan Kuzey Afrika Seferi karşımıza çıkar. DSA ve DSB seramikleri yerleşimin nekropol alanı olarak kullanıldığı döneme aittir. Yerleşim tabakalarıyla ilişkili olan seramikler DSC (Çandarlı) seramikleriyle birlikte başlayıp arkasından Foça seramikleriyle devam etmektedir. Çandarlı seramikleri ve Foça seramikleri arasında bulunan kronolojik boşluk yerleşimde sikkeler yardımıyla doldurulmuş durumdadır. Yerleşimin tepe noktası ise M.S. Geç 4. yüzyıl - 5. yüzyılın ortalarına denk gelmektedir. Yerleşimin terk edilme nedeni ise M.S. 541'e tarihlenen, Kuzey Afrika Kökenli Justinian Vebası olmalıdır. Nüfusun yaklaşık yarısının kaybedildiği felaketin ardından geriye kalanlar daha güvenli gördükleri sur içi yerleşimlere taşınmışlardır.

AntandrosArkeolojik alanlarArkeolojik yerleşim+5
Evren Açar
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Tripolis Antik Kenti Roma Dönemi heykeltraşlık eserleri

Söz konusu tezde antik kentten 2007-2009 yılları arasında yapılmış bilimsel çalışmalar esnasında çıkarılmış olan heykeltraşlık eserleri çalışılmıştır. Kentin en parlak dönemini Roma İmparatorluk Döneminde yaşamıştır. Ele geçmiş olan heykeltraşlık eserlerinin dokümantasyonu yapılmış ve Stilistik açıdan sergiledikleri özellikler incelenmiştir.

ArkeolojiArkeolojik alanlarArkeolojik eserler+5
Utku Baran Ertan
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

M.Ö. 2. binde Eskiyapar'ın Orta Kuzey Anadolu arkeolojisi'ndeki yeri

Eskiyapar'ın Orta Kuzey Anadolu Arkeolojisi'ndeki Yeri ele alındıktan sonra, Asur Ticaret Kolonileri ve Eski, Orta ve Hitit İmparatorluk Dönemlerinde (M.Ö. 1950-1500 /Orta Tunç Çağı- M.Ö. 1500-1200 /Geç Tunç Çağı) çevrede yer alan arkeolojik 16 merkezle kültürel, siyasi ve ekonomik bağlantıları araştırılmış, bu çerçeve içinde arkeolojik ve filolojik tüm veriler değerlendirilmiştir. Bölgede yer alan Boğazköy, Alaca Höyük, Hüseyindede, İnandıktepe, Boyalı Höyük, Fatma Ören, Doğantepe, Dündartepe, İkiztepe, Maşat Höyük, Oymaağaç, Ortaköy ve Oluz Höyük, gibi başlıca yerleşimlerin ve ayrıca Ferzant/Büğet, Kazankaya ve Osmankayası mezarlık alanlarının, arkeolojik verileri ile karşılaştırmalar yapılarak Eskiyapar'ın bu bölgedeki yeri ve önemi ele alınmıştır. Bölge arkeolojisi için önemli sorunlardan biri olan M.Ö.3. Bin yılda M.Ö.2. Bin yıla kesintisiz kültürel devamlılık ve gelişim süreci Eskiyapar'ın ortaya koyduğu veriler ışığında değerlendirilmiştir. Dolayısıyla bölgede kültürel bir anahtar rolüne sahip Eskiyapar Höyüğü arkeolojik buluntuları ve sonuçları ile bölge arkeolojisine kalıcı sonuçlar sağlamıştır. Eskiyapar'da bir önemli gelişme olan Asur Ticaret Koloni Çağı'ndan Eski Hitit Döneminde doğru olan sürecin arkeolojik materyal yardımı ile net olarak sergilenebilmesi olmuştur. Eskiyapar'ın yer aldığı coğrafyadaki Asur Ticaret Koloni Çağı devamlılık safhası, Eski, Orta ve İmparatorluk Dönemlerindeki arkeolojik verileri ışığında bölge arkeolojisi içinde bir bütün olarak değerlendirilmiş ve bölgedeki diğer yerleşimlere katkıları ortaya konulmuştur. Eskiyapar'ın bu süreçte gelişim ve dönüşüm süreci arkeolojik veriler kapsamında çözümlenmeye çalışılmıştır Diğer taraftan bu tez çalışması Orta Kuzey Anadolu arkeolojisi kapsamında yapılacak olan çalışmalar için rehber olmuştur. Ayrıca Çorum, Çankırı, Tokat, Samsun ve Amasya bölgesinde ortaya çıkartılan önemli yerleşim yerlerinin Eskiyapar'ın sunduğu bilgiler kapsamında ele alınmış olup, arkeolojik ve filolojik malzemenin yapılan dikkatli analizleriyle, hedef bölgede bu dönem arkeolojisi için tamamlayıcı, yenileyici ve daha önemlisi çözümleyici sonuçlar sağlamıştır. Birbirine komşu olan bu yerleşim yerlerinin kültürel ve coğrafik iletişim örgüsü güncel kaynaklar yoluyla arkeoloji dünyasına sunulmuştur.

Arkeolojik kazılarArkeolojik yerleşimAsur Ticaret Kolonileri Çağı+7
Öznur Otlu
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Attouda'nın kentleşme süreci

Attouda kenti, antik dönemde Karia ve Phrygia Bölgesi'nin arasındaki doğal sınırı oluşturan Salbakos Dağı'nın kuzey yönündeki doğal bir tepe ve yamaçlarına kurulmuştur. Kentin kurulduğu bu topografya, sarp yamaçlar ve derelerle çevrili oluşu sayesinde güçlü bir savunma avantajı sunmuştur. Söz konusu kentte MÖ 7. ve 6. yüzyıllara tarihlenen arkeolojik bulgulara ulaşılmış, Roma İmparatorluk Dönemi'nde Carminii Ailesi'nin katkıları ve Salbakos Dağı'ndaki mermer ocakların kullanılmaya başlanmasıyla birlikte en parlak dönemini yaşamıştır. Bu döneme ait mimari, epigrafik ve nümismatik veriler, Attouda'nın ekonomik ve siyasi anlamda belirli bir özerkliğe sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bu tez kapsamında, Attouda'nın tarihsel gelişimi ve dini yapısı detaylı bir şekilde araştırılmış, kent içerisinde yer alan kaya oyma ve tonozlu yapılar, mimari bloklar incelenmiştir. Ayrıca kent içerisinde ve nekropolis alanlarında tespit edilen tümülüsle ilişkili phallos, örgü tekne mezarlar, mermer lahit parçaları, pişmiş toprak silindirik lahitler, mezar stelleri, kaya oyma ve tonozlu mezar yapıları kullanılan malzeme, işçilik kalitesi ve mimari özellikler doğrultusunda değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler neticesinde, Attouda toplumunda farklı ekonomik sınıflara mensup bireylerin varlığı ve bu sınıflar arasındaki toplumsal ayrışmanın somut biçimde izlenebildiği ortaya konmuştur. Attouda'nın teraslar üzerine inşa edilmiş olması, kentin mimari ve dini açıdan çok katmanlı bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Baş tanrıça Meter Adrastos'a adanmış kutsal alanlar ile territoriumu içerisinde yer alan Karoura köyündeki Men Karou Tapınağı kentin dini önemini belirtirken, Doğu Roma İmparatorluk Dönemi'nde Hierapolis'e bağlı yardımcı piskoposluk merkezi olması ve Selçuklu Dönemi, I. Alaeddin Keykubad Dönemi'nde Mecnun Dede Türbesi'ne ev sahipliği yapması, Attouda'nın tarihsel sürekliliğinin somut göstergeleri arasında yer almaktadır.

Arkeolojik yerleşimKaybolan yerleşimlerKentsel arkeoloji+2
Armağan Özkan
Pamukkale University · Arkeoloji Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

MÖ. I. binyılda Kıta Yunanistan ve Anadoluda figürin üretimi

Bu çalışmada, şimdiye kadar yapılmış olan yayınlardaki figürin üretimyle ilgili verilerin toplanarak bir bütün halinde bilim dünyasına sunulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda figürinler ve üretimlerine dair yapılmış detaylı ve tekil çalışmalar bir arada değerlendirilerek sunulmuştur. Bu çalışmanın kapsamı kil esas alınarak üretilmiş figürinleri oluşturmaktadır. Çalışmanın konusu olan figürinlerin tarihsel süreç boyunca gelişimleri incelenmiştir. İnceleme alanı Prehistorik Dönem'den başalayarak, Minos Dönemi ve ilerleyen süreç içerisinde Hellenistik Dönem sonuna kadar olup tüm dönemde meydana gelen teknik, tipolojik ve stilistik gelişimlerini oluşturmaktadır. Araştırmacılar, figürin üretim sürecini bir kent veya teknik özellik ya da dönem incelemesi olarak ele almışlardır. Bu şekilde ele alınan kentlerde üretim nasıl ilerlemiş, teknik ne şekilde gelişmiş ve dönem ilerlerken kendi içinde nasıl şekillenmiş bunun bilgisinin verilmesi amaçlanmıştır. Ele alınan çalışmalarda her biri ayrı ayrı aktarılmak istenen bilgilerin derlenip bir bütün olarak sunulması açısından tez çalışmasının önemini ortaya koymaktadır.

Antik YunanAntik figürlerAntik Çağ+5
Şahika Kaya
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi ve arkeolojik veriler ışığında Besni

Çalışma sahasını oluşturan Besni ilçesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin, Orta Fırat bölümünde yer alan Adıyaman iline bağlıdır. Antik dönemde Kommagene bölgesinin sınırları içerisinde yer alan Besni yöresi, zengin su kaynaklarına ve verimli ovalara sahiptir. Bu nedenle yapılan araştırmalar dahilinde Besni bölgesinin Prehistorik dönemlerden günümüze kadar yerleşim görmüş olduğu ortaya çıkmıştır. Besni ve çevresinde su kaynaklarının oluşturduğu akarsu boylarında yükselen sarp kayalık yamaçlarında çok sayıda doğal mağaralar bulunmaktadır. Paleolitik Çağ insanının barınmasına elverişli bu bölgede, Paleolitik döneme ait ilk araştırmalar 1937-1938 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Besni bölgesinde Paleolitik Çağ'a ait aletlerin tespit edilmesi, Eski Çağ tarihi açısından önem arz etmektedir. Besni'nin, Eski Çağlarda ticaret ve askeri yolların kesiştiği kavşak bir noktada yer alması bu bölgeyi stratejik açıdan önemli kılmıştır. Bölgede bulunan antik yol ağlarının kalıntıları, Asur Koloniler Çağ'ından itibaren inşa edilmiş Osmanlı Devleti dönemine kadar kullanılmıştır. Besni bölgesi, doğu-batı arasında köprü niteliği taşıdığından dolayı birçok kültürün etkisinde kalmıştır. Bölgede yürütülen kazı ve yüzey çalışmaları sonucunda ilçenin güneyindeki Keysun ve Fal Ovalarında çok sayıda höyük, ilçenin sarp, kayalık yamaçlarında ve yerleşim alanlarına yakın bölgelerinde Geç Hellenistik ile Roma kültürüne ait çok sayıda nekropol alanları, kaya mezarları tespit edilmiştir. İlçenin Üçgöz köyünde, Şambayat beldesinde ve Zormağara gibi yerlerde Geç Hellenistik ve Roma kültürünü yansıtan tümülüsler saptanmıştır. Ayrıca Bölgenin Demir Çağı ve Geç Hellenistik dönemlerine ışık tutan yazılı kaynaklar bulunmuştur.

Adıyaman-BesniArkeolojiArkeolojik alanlar+7
Ziya Bayhan
Hatay Mustafa Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi ve arkeolojik veriler ışığında Altınözü

Çalışma sahasını oluşturan Altınözü, Hatay'ın güneydoğusunda bulunmaktadır. Türkiye-Suriye sınırının 52 km'lik kısmını oluşturan Altınözü'nün sınırlarını, büyük oranla doğusunda bulunan Asi Nehri ve Kuseyr Platosu oluşturmaktadır. Altınözü'nün güneybatısında Yayladağı ilçesi, doğusunda Suriye ve Asi Nehri, kuzeyinde Amik Ovası, batısında ise Habib-i Neccar Dağı bulunmaktadır. Altınözü'nde yapılan ilk bilimsel çalışmalar, 1954 yılında Paleolitik Dönem çalışmaları şeklinde gerçekleşmiştir. Altınözü ilçesinde yapılan çalışmalar bölgenin, Kalkolitik ve Tunç Çağı ile birlikte Hellenistik ve Roma dönemlerinde de hareketli bir yerleşim alanı olarak kullanıldığı ortaya çıkarmıştır. Yapılan yüzey araştırmaları sonucunda Altınözü'nde önceden tespit edilmiş 15 höyük, 2 nekropol alanı, 1 kale, 3 kaya mezarı, 34 adet yerleşim alanı tespit edilmiştir. 2021 ve 2022 yılları arasında Altınözü'nde tarafımızca yüzey araştırmaları gerçekleştirilmiştir. Yapmış olduğumuz yüzey araştırması sonucunda 1 adet höyük, 1 adet nekropol alanı ve 4 adet yerleşim yeri tespit etmiş bulunmaktayız. Yapmış olduğumuz araştırmada elde edilen sonuçlar önceki araştırmalarda bulunanlarla birlikte değerlendirilmiştir. Tespit edilen merkezlerin çoğu Kalkolitik, Tunç, Demir Çağı, Hellenistik, Roma, Bizans ve İslami Döneme tarihlendirilmiştir. Ayrıca bu bölge Amik Ovası'na göre daha kırsal ve yüksek bir bölge olduğundan Amik Ovası'nın aksine çok fazla çalışma gerçekleştirilememiştir. Dolayısıyla gerçekleşecek olan çalışmalar kırsal bölgenin yerleşmeleri hakkında bilgilerimizi arttıracaktır. Altınözü'nde tespit edilen höyüklerin çoğu Pazar Deresi etrafında verimli sulak alanda konumlanmıştır. Bölgede bulunan höyükler önemli yol ağları, tarım arazileri, su kaynaklarının etrafında ve coğrafyayı kontrol altında tutan stratejik konumlarda bulunmaktadır. Yüzey araştırmaları sırasında tespit edilen höyüklerde bulunan keramikler, bölgenin Eski çağ tarihi için oldukça önemlidir. Kalkolitik Dönem, Tunç Çağı, Hellenistik ve Orta Çağ'a tarihlendirilen keramikler bölgenin zengin bir geçmişi olduğunu kanıtlar niteliktedir. Yapmış olduğumuz tez çalışmasının, Türkiye-Suriye sınırında bulunan Altınözü'nün Eski Çağ tarihine ışık tutarak, bölge tarihinin aydınlatılmasına yardımcı olacağının kanaatindeyiz. ANAHTAR KELİMELER Eski Çağ, Hatay, Kuseyr Platosu, Altınözü, Yüzey Araştırması

ArkeolojiArkeolojik yerleşimEski Çağ+5
Betül Dağlı
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Related subjects