Back pain
113 theses under this subject heading
Bel ağrılı olgularda sinir mobilizasyonun yürüme ve ayakta duruş parametrelerine etkisi
Bel ağrısı toplumda en çok görülen sağlık problemlerindendir. Ağrı, fonksiyonel yetersizlikler, yürüme ve denge bozuklukları bel ağrısında sık rastlanan semptomlardandır. Bel ağrısında sinir mobilizasyon tekniklerinin etkilerini araştıran randomize-kontrollü çalışma sayısı oldukça azdır. Bu çalışmanın amacı, bel ağrılı olgularda sinir mobilizasyonun yürüme ve ayakta duruş parametrelerine etkisini araştırmaktı. Çalışmamıza 20 bel problemi tanısına sahip çalışma grubu (yaş ortalaması 39.45±8.55 yıl), 21 bel problemi tanısına sahip kontrol grubu (yaş ortalaması 38.33±9.70 yıl) ve 19 sağlıklı kontrol grubu (yaş ortalaması 35.94±9.70 yıl) olmak üzere 60 olgu dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan olguların demografik özellikleri kaydedilmiş ve çalışma ve kontrol gruplarında, ağrı şiddetinin değerlendirilmesi için Vizüel Analog Skalası, düz bacak kaldırma testi açısı, fonksiyonel düzeyleri saptamak için Oswestry Özürlülük Skalası tedavi öncesi ve sonrası uygulanmıştır. Yürüme ve ayakta duruş parametrelerinin ölçümü için Zebris-FDM-2 platformu kullanılmıştır. Çalışma ve kontrol gruplarının vizüel analog skalası ve Oswestry özürlülük skalası ölçümlerinde tedavi öncesi ve sonrasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Çalışma ve sağlıklı kontrol gruplarının düz bacak kaldırma testi ölçümlerinde anlamlı artış olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sallanma ve çift destek fazı yüzdesi parametrelerinde üç grupta da ölçümler arasında anlamlı farklılık gösterdiği (p<0.05) fakat grupların birbirine üstünlüğünün olmadığı bulunmuştur(p>0.05). Çalışma sonucunda sinir mobilizasyonun ağrısız kalça fleksiyonu açısı ve fonksiyonelliğin arttırılması, ve ağrının azaltılmasında etkili bir yöntem olduğu gösterilmiştir. Sinir mobilizasyonu ile yürüme ve ayakta duruş parametrelerinde kazanımlar elde edilmiştir. Sinir mobilizasyon teknikleri bel ağrısının tedavisinde rutin olarak kullanılabilir. Farklı sinir mobilizasyon tekniklerinin değişik seans ve sayıda uygulanacağı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Laktasyon dönemindeki bayanlarda görülen boyun ve bel ağrı seviyelerinin incelenmesi
Çalışmamızda, laktasyon dönemindeki kadınların boyun ve bel ağrı seviyelerini ve ağrı seviyelerinin günlük yaşamlarına etkileri incelemeyi amaçladık. Çalışmaya İstanbul ilinde yaşayan, Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü, Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Laboratuvarına başvuran doğum sonrası 0-6 ay laktasyon döneminde olan 50 kadın dahil edildi. Olgularda sosyodemografik ve obstetrik özelliklerini belirleyen soru formu, Oswestry Bel Ağrısı Ölçeği ve Boyun Ağrı ve Disabilite İndeksi yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı. Verilerin istatistiksel değerlendirmesinde Tek Yönlü Varyans Analizi ve t testi kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen olguların %68'i 20-29 yaş aralığında, %32'si 30-40 yaş aralığında idi. Olguların yaş ortalamasının 28,48±4,21 olduğu belirlendi. Çalışmaya dahil edilen bireyler doğum sonrası ortalama 4,07±1,88 ayda idi. Kadınların %42'si doğum sonrası 0-3 ayda iken, %58'i 4-6 doğum sonrası ayda idi. Çalışmamızdaki kadınların %16'sı ideal kilonun çok üzerinde, %30'u ideal kilonun üzerinde, %54'ü ideal kiloda idi. Bireylerin vücut kitle indeks ortalamasının 25,81±3,68 olduğu belirlendi. Olguların eğitim durumları incelendiğinde % 14'ü ilköğretim, % 4'ü ortaokul, % 12'si lise, % 54'ünün lisans mezunu olduğu bulundu. Kadınların doğum şekilleri incelendiğinde %36'sı normal doğum, %64'ünün sezaryen ile doğum gerçekleştirdiği belirlendi. Çalışmaya dahil edilen olguların postpartum dönemde %10'unun düzenli egzersiz yaptığı, %80'inin egzersiz yapmadığı bulundu. Katılımcıların Oswestry total puan ortalamaları 26,20±13,09, Boyun ağrı ve disabilite indeksi total puan ortalaması 29,99±14,46 idi. Kadınların yaşları, eğitim durumları, postpartum egzersiz durumları ve vücut kitle indeksleri, ile Oswestry ağrı ölçeği total puanı ile Boyun ağrı ve disabilite indeksi total puan ortalaması arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. (p>0,05) Çalışmaya katılan bireylerde doğum sonrası 0-3 ay dönemde olanların Oswestry ağrı puanının, 4-6 ay döneminde olanların total puanlarından daha yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı. (p<0,05) Çalışmaya dahil edilen kadınların Oswestry Ağrı Ölçeği ve Boyun Ağrı ve Disabilite İndeksi total puan ortalamaları, ağrılarının günlük yaşamlarında hafif fonksiyonel kaybın olduğunu göstermektedir. Doğum sonrası aylar ilerledikçe gebeliğin izlerinin silinmesi ile bel ağrı seviyelerinin azaldığı buna paralel olarak günlük yaşamlarındaki fonksiyonel kaybın gerilediği bulundu.
Assessment of the level of disability among people suffering from lower back pain in Al-Qadisiya city/ Iraq
Background: Lower back pain is pain and discomfort that occurs below the costal margin and above the inferior gluteal flexors in adults of all ages. Disablement is most often caused by LBP worldwide and is connected with a significant social and economic burden. Objectives: This study aims to assess the level of disability for people with lower back pain and determine the relationship between the levels of disability for people with lower back pain and socio-demographic characteristics. Methods: The study was a descriptive study conducted on patients with lower back pain at Al-Diwaniyah Teaching Hospital, Al-Qadisiya City/ Iraq. Cankiri Karatekın University Scientific Research Evaluation Ethical Committee granted ethical approval and permission for the researcher to begin studying the thesis and to facilitate the researcher's task to obtain information from participants under Resolution (No:25, Date:21/4/2022). Also, obtaining permission from the Iraqi Ministry of Health on (No.: 22, Date: 3/25/2022). The study sample was 450 patients with the Level of Disability among People Suffering from Lower Back Pain in Al-Qadisiya City. The method used is to collect data from the study sample through questions directed to patients face-to-face about lower back pain. The sample was collected in (Diwaniyah Teaching Hospital in Al-Qadisiyah / Iraq) between 15.3.2022 - 15.10.2022). Study Questionnaire that Includes: The Socio-Demographic Form, The Quebec Back Pain Disability Scale, and The Oswestry Index for Low Back Pain and IPAQ. Results: Findings according overall from the Quebec Disability Scale for Back Pain indicate that (89.8 %) of patients were severe pain and disability level; findings according of over all of The Oswestry Disability Index indicate that (64.9%) of patients were severe disability level and findings according to the overall of The International Physical Activity Questionnaire indicate that the (56.9%) of patients were low activity levels level. In the current study, there was a statistically significant effect between the patient's age, educational status, occupation, previous illness, duration of diagnosis, weight, and people who lived with who with lower back pain. With a significance level of ≥0.05. Conclusion: Lower back pain is more common in people under age 65, male, and illiterate. Married couples, working people, and people with chronic diseases more often experience lower back pain. There were statistically significant differences between participants' age, educational status, occupation, previous disease, duration of diagnosis, weight, life, and marital status on the Quebec Back Pain Disability Scale.
Bel ağrısı olan bireylerin yaşam kalitesinin değerlednirilmesi
Bu çalışma, Bel Ağrısı Olan Bireylerin Yaşam Kalitesinin Değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipteki bu araştırma 20 Aralık 2022 - 28 Şubat 2023 tarihleri arasında Irak'ın Bağdat kentindeki Bağdat tıp merkezine bel ağrısı tanısı ile başvuran 100 kişiyle gerçekleştirilmiştir. Veriler, araştırmacılar tarafından hazırlanan soru formu ve WHOQOL-BREF (World Health Organization Quality of Life Instrument- Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği) ile toplandı. Verilerin analizinde, ölçek ve alt boyut toplam skorlara ait değerlendirme ortalama±standart sapma, medyan ve min.-maks. olarak verildi. Sosyodemografik ve klinik bilgilerden elde edilen kategorik değişkenlerin frekans ve yüzde değerleri verilerek tanımlayıcı istatistikler yapıldı. Sürekli veri tipinde, gruplar arası karşılaştırmada normal dağılımda bağımsız t testi, normal dağılım olmayanda Mann-Whitney U testi uygulandı. İkiden fazla grubun karşılaştırılmasında normal dağılım olmadığı için Kruskal-Wallis testi kullanıldı ve anlamlılık durumunda ikili karşılaştırmalar için post hoc test Bonferroni analizi uygulandı. "p"değerinin 0,05'in altında olduğu durumlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Araştırma bulgularına göre, bel ağrısı olan bireylerin yaşam kalitesi düzeyini eğitim, gelir düzeyi ve çalışma durumu değişkenleri anlamlı olarak etkilemiştir (p≤0,05). Yaş, cinsiyet ve medeni durum değişkenleri anlamlı farklılık yaratmamıştır (p≥ 0,05). Ağrının şiddeti fiziksel rol işlevselliğinin sürdürülmesinde önemlidir. Çalışmanın sonuçları, literatürün genelinde vurgulandığı gibi bel ağrısının doğrudan yaşam kalitesi üzerinde olumsuz etkisinin olduğu gerçeğini bazı değişkenlerin eşliğinde ortaya çıkarmıştır. Bel ağrısı ile yaşayan bireylerin yaşam kalitesine yönelik başta ağrı olmak üzere diğer destekleyici bakım ve tedavilerin geliştirilerek uygulanması hastalığın seyri bakımından önemlidir. Bel ağrısının yaşam kalitesi üzerinde etkisinin değerlendirilmesi bireylerin gündelik yaşam fonksiyonlarının sürdürebilmelerinin sağlanması ve ortaya çıkabilecek risklerin önlenmesi bakımından önemlidir.
Hastane çalışanlarında tükenmişlik sendromunun bel ağrısı, boyun ağrısı, ruhsal durum ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma hastane çalışanlarında tükenmişlik sendromunun bel ağrısı, boyun ağrısı, ruhsal durum ve yaşam kalitesi ile ilişkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışma toplamda 235 hastane çalışanı olan bireyi içerdi. Çalışmaya alınan tüm bireylerin ayrıntılı sosyodemografik verileri kaydedildi. Bel ve boyuna ait ağrı şiddeti ölçümleri (Vizüel Analog Skalası/VAS), tükenmişlik düzeyinin belirlenmesi (Maslach Tükenmişlik Ölçeği/MTÖ) değerlendirmeleri yapıldı. Aynı zamanda bireylerin boyun ağrısı ile ilişkili özür durumu (Boyun Özür Göstergesi/BÖG), bel ağrısı ile ilişkili özür durumu (Oswestry Skalası), ruhsal durum (Beck Depresyon Ölçeği/BDÖ) ve yaşam kaliteleri (SF-36) değerlendirmeleri yapıldı. Çalışmamızın sonuçları yaş ve cinsiyetin tükenmişlikle ilişkili olmadığını göstermiştir (p>0.05). Medeni durum, eğitim durumu, meslek, hizmet yılı, haftalık çalışma saati ve iş memnuniyetinin tükenmişlikle ilişkili olduğu sonucuna vardık (p<0.05). Bel/boyun ağrı şikayeti bulunan hastane çalışanlarında tükenmişlik düzeyinin ağrısız çalışanlara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğunu saptadık (p<0.05). Duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı düzeyleri ile BÖG, Oswestry Skalası, BDÖ ve SF-36 değerlendirme sonuçları arasında anlamlı bir korelasyon bulundu (p<0.05). Bu çalışma bel/boyun ağrı şikayeti bulunan hastane çalışanlarında tükenmişlik düzeyinin ağrısız çalışanlara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğunu ve bu çalışanlarda TS' nin özür, ruhsal durum ve yaşam kalitesi ile ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Bu nedenle ağrı şikayeti olan hastane çalışanlarında tükenmişlik durumunun da değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Bel ağrısı, boyun ağrısı, hastane çalışanı, tükenmişlik sendromu, MTÖ
Kronik bel ağrılı hastalarda balneoterapinin ağrı düzeyine etkisi
Bu çalışmanın amacı kronik bel ağrılı hastalarda balneoterapinin ağrıya etkisini değerlendirmektir. Araştırmaya başlamadan önce Gaziantep Üniversitesi Etik Kurulundan, çalışmanın yapılacağı her iki hastaneden ve çalışmaya alınacak olan hastalardan gerekli izinler alındı. İki kurumun fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezlerine Mart 2017-Haziran 2017 tarihleri arasında yatan hastalarla, kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Araştırmanın örneklem sayısı power analizi yapılarak belirlendi ve çalışma toplam 61 kronik bel ağrısı olan hasta ile tamamlandı. Araştırmanın verileri, hasta özelliklerini içeren soru formu, 'Vizuel Analog Skala (VAS) ve 'Oswestry Disability Ölçeği ile toplandı. Ölçeğin toplam skoru 0-50 arasında değişmektedir. Toplam skor arttıkça fonksiyonel yetersizlik düzeyi de artmaktadır. Kronik bel ağrısı tanısı olan hastalar balneoterapi ve fizik tedavi alan müdahale grubu ve sadece fizik tedavi alan kontrol grubu olarak iki gruba ayrıldı. Balneoterapi alan müdahale grubundaki hastalar üç hafta boyunca, her gün 20 dakika süreyle, 40 derece sıcaklıktaki termo-mineralli suyun bulunduğu havuzlara tüm vücutları girecek şekilde balneoterapi tedavisi aldı. Aynı zamanda müdahale grubu eş zamanlı olarak yine üç hafta süreyle haftanın beş günü toplam 15 seans fizik tedavi aldı. Sadece fizik tedavi alan kontrol grubuna ise üç hafta boyunca haftanın beş günü toplam 15 seans fizik tedavi uygulandı. Tüm hastalara; tedavilerinin başında soru formu, Oswestry ölçeği, VAS ağrı skalası; tedavilerinin sonunda ise Oswestry ölçeği, VAS ağrı skalası tekrar uygulandı. Araştırmadan elde edilen değerlendirilmesinde t testi, Paired samples t testi, Pearson Ki-Kare testi, Mann Whitney-U, Kruskall Walls ve Fisher Exact testleri kullanıldı. Araştırma kapsamına alınan ger iki gruptaki hastaların tedavi öncesi gruplar arasında VAS puan ortalamaları açısından anlamlı bir farklılık (p=0,788) yokken, tedavi sonrasındaki farkın anlamlı olduğu saptandı. Yine her iki grubun tedavi öncesi Oswestry skoru ortalaması açısından aralarında anlamlı bir fark yokken (p>0,05), tedavi sonrasındaki fark anlamlı bulundu. Sonuç olarak bu çalışmada rutin olarak uygulanan fizik tedavi programına eklenen balneoterapinin, hastaların ağrı düzeylerinde ve fonksiyonel yetersizliklerinde olumlu etki yarattığı saptandı. Elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda kronik bel ağrısı olan hastaların mevcut tedavileri ile birlikte balneoterapi almaları önerilebilir.
Süpermarket çalışanlarında bel, boyun ağrısı ve psikolojik durum değerlendirilmesi
Bu araştırma süpermarket çalışanlarında bel/boyun ağrısı ve psikolojik durumu sorgulamak, katılımcıların markette çalışma süreleri ve çalıştıkları birim arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. 50 süpermarket çalışanı homojen olarak gruplandırılarak çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcıların değerlendirilmesinde, Demografik Bilgiler Anketi, Oswestry Bel Ağrısı Anketi, Boyun Ağrı Değerlendirme Anketi, Beck Depresyon Ölçeği ve katılımcıların ağrı şiddetini değerlendirmek için de Vizüel Analog Skalası (VAS) kullanılmıştır. Katılımcıların %22'sinde bel ağrısı, %16'sında ise bel ve bacak ağrısının birlikte bulunduğu belirlenmiştir. Katılımcıların %42'si farklı niteliklerde boyun ağrısı tariflemiştir. Boyun ağrı anketi puanı ortalamaları: 9,04 (min:0,max:58) dür. Katılımcıların Beck Depresyon Ölçeği skor ortalamaları normal psikolojik durum aralığındaydı. Çalışanların bel ağrısı VAS ortalamaları: 2,3 (min:0, max:10) iken, Oswestry Bel Ağrı Anketi ortalamaları, hafif fonksiyonel yetersizlik olarak nitelendirilen aralıktaydı (ort. 4,56). Katılımcıların ortalama yaş değerlerinin 29,5 olup genç aralığında, ortalama olarak hafif fonksiyonel yetersizlik sonucunun çıkması iş yüküne bağlı olabilmektedir. Bu durumda ağrının mekanik yük/travmaya maruz kalmakla ilişkilendirildiği birçok literatür bilgisiyle uyumludur. Uygun olmayan pozisyon ve postürlerde yük taşımaya bağlı patolojileri önlemek amacıyla çalışanlar bu konuda uyarılmış ve uygun egzersizler hakkında koruyucu ve tedavi edici amaçlı bilgilendirilerek, güçlü boyun, sırt, bel ve abdominal kaslarının omurgayı korumadaki önemi vurgulanmıştır. Bireylerin markette çalışma yılları ile Vücut Kütle İndeksi (VKİ) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu görülmektedir. Ki-kare testine göre bel ağrısı lokalizasyonu ile metabolik rahatsızlık, ağrının iş performansını etkileme durumu ve ilaç kullanımı arasında anlamlı sonuç gözlenmiştir. Araştırmamızın ergonomi ve fizyoterapi alanında yapılabilecek çalışmalara ışık tutacağı öngörülmektedir.
Kronı̇k mekanı̇k bel ağrısında yüksek yoğunluklu lazer, kı̇nezyolojı̇k bantlama ve ultrason tedavı̇lerı̇nı̇n etkı̇nlı̇klerı̇nı̇n karşılaştırılması
Amaç: Kronik mekanik bel ağrısı sık görülen, toplumu ilgilendiren bir sağlık sorunudur. Yüksek yoğunluklu lazer tedavisi (HILT) fizik tedavide son yıllarda kullanılmaya başlanan bir fizik tedavi ajanıdır. Çalışmamızda kronik mekanik bel ağrısında HIL T , terapötik ultrason(USt) ve kinezyolojik bantlama tedavilerinin etkinliğinin karşılaştırılması amaçlandı. Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Polikliniğine Haziran 2017 ile Kasım 2017 tarihleri arasında tedavi için başvuran ve kronik bel ağrısı olan 60 hasta alınmıştır. Poliklinik başvuru sırasına göre hastalar randomize edilerek, 20'şer HILT, USt ve kinezyobant tedavisine alınarak 3 grup oluşmuştur. Hastalara tedavi öncesi ve tedavi sonrası Visüel Analog Skala, Revize Oswestry Bel Ağrısı Skalası(ROBAS), Rolland Morris Engellilik Anketi(RMEA), Lomber Eklem Hareket Açıklığı Ölçümleri(EHA) ve Modifiye Schober Testleri uygulandı. Bulgular: Tedavi grupları birbiriyle karşılaştırıldığında değerlendirilen klinik bulgular, ölçekler bakımından istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Gruplar kendi içinde tedavi öncesi ve tedavi sonrası karşılaştırıldığında V AS, ROBAS, RMEA, Lomber EHA Ölçümleri, Modifiye Schober değerlendirmelerinde istatistiksel anlamlı iyileşme saptandı(p<0.05). Sonuç: Çalışmamızda kronik mekanik bel ağrısında HILT, USt ve kinezyobant etkinlikleri karşılaştırıldığında, birinin diğerine üstünlüğü bulunmamıştır. Her bir tedavinin kronik bel ağrısında kısa dönem tedavisinde etkili olduğu gösterilmiştir. Bu tedavi yöntemlerinin etkinliklerini karşılaştıracak daha geniş hasta sayısını içeren ve daha uzun takip süreli, randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.
Bir üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerde bel ağrısının fonksiyonel yetersizlik düzeyi ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi
Bel ağrısı, toplum genelinde yaygın olarak görülen, yaşam kalitesini ve fonksiyonel sağlık düzeyini olumsuz olarak etkileyen önemli sağlık problemlerinden biridir. Hemşirelik, bel ağrısı oluşumu açısından çeşitli risk faktörlerine sıklıkla maruz kalınan meslekler içerisinde yer almaktadır. Bu araştırma, hemşirelerde bel ağrısının, fonksiyonel yetersizlik düzeyi ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde görev yapan tüm hemşireler oluşturmuştur. Örneklem seçimine gidilmemiş evrenin tümü örnekleme alınmıştır. Örneklem 514 hemşireden oluşmuştur. Araştırma öncesi, Ç.Ü. Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu ve araştırmanın yapıldığı hastane Başhekimliği'nden gerekli izinler alımıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu, Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Form 36, Oswestry Bel Ağrısı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 16.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, hemşirelerin %85,4'ünün hayatlarının bir döneminde bel ağrısı çektiği, %57,8'inin ise halen devam eden bel ağrısı olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin yaşam kalitesi ölçeğinin (KF-36) alt ölçek puan ortalamalarının Fiziksel Fonksiyon 68,26±24,48; Ağrı 59,59±23,17; Sosyal Fonksiyon 58,22±23,12; Ruhsal Sağlık 57,40±17,91; Genel Sağlık Algısı 49,77±19,19; Canlılık 47,73±20,41; Fiziksel Rol Güçlüğü 28,21±20,71 ve Emosyonel Rol Güçlüğü 27,04±11,93 olduğu; en yüksek puan ortalamasını Fiziksel Fonksiyon ve en düşük puan ortalamasını Emosyonel Rol Güçlüğü alt ölçeklerinden aldıkları saptanmıştır. Bel ağrısı olan hemşirelerin Emosyonel Rol Güçlüğü alt ölçek puan ortalamalarının bel ağrısı olmayan hemşireler ile aynı olduğu ve KF-36'nın diğer alt ölçek puan ortalamalarının bel ağrısı olmayan hemşirelerin puan ortalamalarına göre daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Bel ağrısı olan hemşirelerin Oswestry Bel Ağrısı Ölçeği'den aldıkları puan ortalamalarının 11,09±6,18 olduğu; hemşirelerin çoğunluğunda hafif yeti yitimi olduğu; fonksiyonel düzeylerinin yaş, beden kitle indeksi, ekonomik durum, çalışılan birim, çalışılan birimden memnuniyet, günlük egzersiz süresi, yüksek topuk giyme, hayatın herhangi bir döneminde bel ağrısı yaşama ve mevcut bel ağrısı olma durumlarına göre farklılık gösterdiği saptanmıştır (p<0,05). Çalışmanın sonunda hemşirelerin yaşam kalitelerinin ve fonksiyonel düzeylerinin artırılmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Bel ağrısı, Fonksiyonel yetersizlik, Hemşire, Yaşam kalitesi
Kronik bel ağrılı hastalarda lomber erektör spina kas tonusunun değerlendirilmesi ve klinik parametrelerle ilişkisi
Amaç: Kronik bel ağrılı hastalarda erektör spina kasının biyomekanik özelliklerini değerlendirmek ve klinik parametrelerle ilişkisini göstermek. Gereç ve Yöntem: Ocak-Haziran 2016 tarihleri arasında polikliniğimizde kronik lomber strain tanısı konan 70 hasta (MBA grubu) ve spondiloartropati tanısı konan 68 hasta (IBA grubu) olmak üzere toplam 138 kronik bel ağrılı hasta ve bel ağrısı olmayan 42 kontrol çalışmaya alınmıştır. Myotonometri cihazı ile (MyotonPro) lomber ve torakal erektör spina kasından tonus, sertlik ve elastisite ölçümleri yapıldı. Hasta gruplarında spinal metrik ölçümler, ağrı, özürlülük ve genel sağlık durumunu değerlendiren anketler uygulandı. Bulgular: Demografik özellikler açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. Lomber bölgeden yapılan ölçümlerden elastisite ve sertlikte gruplar arasında anlamlı fark mevcut olup elastisite hasta grubunda kontrol grubuna göre daha az, sertlik ise daha fazla idi. Ancak MBA ve IBA grupları arasında anlamlı fark yoktu. Tonusta en yüksek değerler IBA grubunda ölçülmesine rağmen gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. Torakal bölgeden yapılan ölçümlerde üç değerde de gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Cinsiyete göre yapılan değerlendirmede lomber myotonometrik ölçümlerde kontrol grubunda tonus ve sertlik (sağ) erkeklerde daha fazla, elastisite (sol) kadınlarda anlamlı olarak daha az idi. MBA grubunda elastisite ve tonus erkeklerde daha fazla bulunurken sertlikte anlamlı farklılık bulunmadı. IBA grubunda tonus, sertlik ve elastisite (sağ) erkeklerde kadınlardan daha fazla saptandı. Sonuç: Her iki hasta grubunda lomber erektör spina kası sertliğinde artma, elastisitesinde ise azalma tespit edilmiştir. Ağrının orjininden bağımsız olarak (inflamatuar veya mekanik kökenli), primer tedaviye ilaveten, artan sertliğe yönelik olarak benzer tedavi stratejileri uygulanabilir. Bu tedavi yöntemlerinin etkinliğini objektif olarak değerlendirmede myotonometrik ölçümlerin kullanılabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bel ağrısı, erektör spina kası, myofasial sertlik, myotonometri, spondiloartropati.
Kronik bel ağrısı olan hastalarda ağrı inançları, ağrı ile baş etme becerilerinin girişimsel tedavi yanıtına etkisi
Kronik Bel Ağrısı Olan Hastalarda Ağrı İnançları, Ağrı ile Baş Etme Becerilerinin Girişimsel Tedavi Yanıtına Etkisi Amaç: Bu çalışmanın amacı ağrı polikliniğinimize başvuran kronik bel ağrılı hastaların ağrı inançlarını, ağrıyla baş etme becerilerini tespit ederek girişimsel tedavi yanıtına etkisi olup olmadığını araştırmaktır. Böylece günümüzde kronik ağrı tedavisinde önem kazanan non-farmakolojik yöntemlerin kullanımına ve kişiye özel tedavi planı geliştirme sürecine katkıda bulunulması hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya hastanemiz algoloji polikliniğine kronik bel ağrısı sebebiyle başvuran, kriterleri karşılayan, bilgilendirilmiş gönüllü onam formunu imzalayan 72 hasta dahil edildi. Hastalara ilk gelişlerinde sosyodemografik veri formu doldurtuldu. Ağrı İnançları Ölçeği (AİÖ) ve Ağrıyla Baş Etme Ölçeği (ABÖ) uygulandı. Ağrı skalası olarak hastaların VAS değerleri kaydedildi ve Kısa Form Mcgill Ağrı Anketi (SF-MPQ) uygulandı. VAS ve Kısa Form Mcgill Ağrı Anketi hastalara işlemden önce, işlemden sonra 1. saat ve işlemden sonra 2. hafta olmak üzere 3 kez uygulandı. Bütün hastalara girişimsel tedavi olarak DRG-RF (Dorsal Root Ganglion-Radyofrekans Ablasyonu) uygulandı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 54,0 ±13,5 olarak saptandı. Hastaların % 63,9' ü kadın %36,1'i erkek idi. Hastaların girişimsel tedavi öncesi ve sonrası 1. saatteki VAS ve McGill ağrı skoru değerleri arasında anlamlı azalma saptandı (p<0,05). Girişimsel tedaviden sonraki 1. saat ve 2. hafta VAS ve McGill değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Hastaların ağrı skorundaki azalma tedaviden fayda gördüklerini gösterdi. Ağrı inançları organik alt boyut ve psikolojik alt boyut puanları benzerdi. Organik alt boyut puanı arttıkça girişimsel tedavi sonrası 2. hafta McGill ağrı skorunun azaldığı görüldü. Organik inançlar puanının psikolojik inançlar puanına göre işlem başarısı ve ağrı şiddetinin azalması üzerine daha etkili olduğu belirlendi. Ağrıyla baş etme alt gruplarından ''kendi kendine başa çıkma'' puanının ise diğer gruplara göre daha yüksek olduğu görüldü. Ağrıyla başa çıkma ''Tıbbi çare arama'' alt boyutuyla girişimsel tedavi sonrası 1. saat McGill ağrı skoru arasında anlamlı korelasyon tespit edildi. Tıbbi çare arama yöntemini seçen hastaların tedavi sonrası ağrı skorunun arttığı, girişimsel tedaviden fayda görmedikleri tespit edildi. Hastaların yaşlarıyla girişimsel tedavi sonrası 1. saat VAS değerleri arasında ters yönlü korelasyon tespit edildi. Hastaların yaşı arttıkça tedavi sonrası ağrı şiddeti azalmaktadır. Ağrıyla baş etmek için erkekler kadınlara oranla daha fazla ''kendi kendine başa çıkma'' yöntemini seçmiştir. Erkekler kadınlara göre ağrıyla kendi kendine başa çıkarak daha iyi ağrı kontrolü sağlamaktadırlar. Bekarlar ağrıyla baş etmek için daha fazla ''Çaresizlik'' yöntemini seçmiştir. Bekarlar ağrıyla baş etmede evlilere göre daha yetersizdir. Sonuç: Bu çalışmada ağrı inançları organik inançlar puanının psikolojik inançlar puanına göre tedaviden fayda görme ve ağrı şiddetinin azalması üzerine daha etkili olduğu belirlendi. Ağrıyla baş etme yöntemi olarak "Tıbbi çare arama" yöntemini seçen hastaların tedavi sonrası ağrı şiddetinin arttığı, girişimsel tedaviden fayda görmedikleri tespit edildi. Erkekler kadınlara göre daha fazla "Kendi kendine başa çıkma" yöntemini seçerek daha iyi ağrı kontrolü sağlamaktadırlar. Kronik bel ağrısı tedavisine ihtiyaç duyan bireylerin ağrı inançları alt boyutlarının ve ağrıyla baş etme becerilerinin belirlenerek tedavi planının kişiselleştirilmesi, maliyet etkinlik oranını ve hasta–hekim memnuniyetini arttıracak; ağrı tedavisinde hızlı ve başarılı sonuçlar alınmasını sağlayacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Bel ağrısı, Girişimsel tedavi, Ağrı inançları, Ağrıyla baş etme becerileri.
Kronik bel ağrılı hastalarda klasik fizik tedavi ajanları ile ekstrakorporeal şok dalga tedavisinin (ESWT), ağrı, disabilite, fonksiyonel durum ve depresyon üzerine etkinliğinin karşılaştırılması: Prospektif randomize kontrollü çalışma
Giriş ve Amaç: Bel ağrısı; toplumdaki her bireyin hayatının bir döneminde %84 gibi yüksek bir oranda karşılaşabildiği bir yakınmadır. Kronik bel ağrısı (KBA) ise bel ağrısı şikayetinin 12 haftadan daha uzun sürmesi olarak tanımlanmaktadır. Kronik bel ağrısı toplumda ciddi oranda sakatlık sebebidir. Kronik bel ağrısında farmakolojik ajanlar, terapötik egzersizler, fizik tedavi ajanları, lokal girişimsel tedaviler, cerrahi uygulamalar ve bu tedavilerin kombinasyonları tedavi yöntemleri olarak kullanılmaktadır. Son dönemde ESWT'nin de Kronik bel ağrısı (KBA) tedavisinde etkili olduğunu gösterir çalışmalar yayınlanmaktadır. Bu çalışma KBA tedavisinde klasik fizik tedavi ajanları (TENS+ hot pack+ultrason) ve rESWT'nin klinik etkinliğinin karşılaştırılması amacıyla randomize kontrollü olarak planlandı. Materyal ve Metod: En az 3 aydır bel ağrısı olan, kronik bel ağrısı tanısı almış 18- 65 yaş arası kadın ve erkek hastalar alındı. 91 hasta kapalı zarf usulü 2 gruba randomize edildi. klasik fizik tedavi ajanları grubuna dağıtılan 44 hastaya TENS hot pack, ultrason tedavisi verildi. ESWT (Ekstrakorporeal şok dalga tedavisi) grubuna dağıtılan 47 hastaya en az 2 gün arayla toplam 5 seans 2-3 haftada bitecek şekilde ESWT tedavisi verildi. Tüm hastalara egzersiz programı verildi. ESWT grubundaki 2 hasta ilk seanstan sonra ağrı nedeniyle tedaviye devam etmedi. Her iki gruptan toplam 19 hasta 3.ay kontrollere gelmedi. Değerlendirmeler tedavi öncesi, tedavi sonrası ve 3. Ay tekrarlandı. Depresyon düzeylerini belirlemek amacıyla Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), özürlülük derecesini belirlemede Oswestry Disabilite İndeksi(ODİ), Sağlık Değerlendirme Anketi (SDA) dolduruldu. Bireylerde ağrı durumunu sorgulamak için, Vizüel Analog Skalası (VAS) ve Algometre kullanılarak basınç-ağrı eşiği ölçümü yapıldı. Bulgular: Her iki grup yaş, cinsiyet, eğitim durumu, vücut kitle indeksi ve hastalık süresi açısından istatistiksel olarak benzer bulundu. Her iki grubun tedavi öncesi VAS skorları, SDA toplam skorları, Oswetry skorları, ağrı eşiği düzeyleri ve Beck Depresyon Skorları arasında istatistiksel anlamlı farklılık yoktu. VAS skorlarında her iki gruptada tedavi sonrası skorların öncesine göre düştüğü görülse de düşme miktarı ESWT grubunda daha yüksekti. Aynı şekilde tedavi sonrası oswetry skorları da her iki grupta tedavi öncesine göre anlamlı seviyede düşerken, düşüş miktarı ESWT grubunda daha yüksekti. Tedavi sonrası ağrı eşiği düzeylerinin klasik fizik tedavi ajanları grubunda tedavi öncesine göre değişiklik göstermediği izlenirken, ESWT grubunda her bir nokta için anlamlı seviyede yükselme olduğu gözlendi. Beck Depresyon Ölçeği'nden alınan skorlarda da benzer şekilde ESWT grubunda tedavi öncesi ve sonrası skorlar arasında anlamlı farklılık olduğu izlendi. Sonuç: ESWT'nin bel ağrılarında ağrı düzeyi, fonksiyonel durum, depresyon belirtileri ve ağrı eşiği konusunda klasik fizik tedavi ajanları üstün olduğu görülmüştür. Grupların ilk gelişte birbirleriyle benzer özellikler göstermesine rağmen ESWT tedavisinin üstün etkisi hem kişilerin beyanına dayalı ölçeklerle yapılan ölçümlerde hem klinik testlerle elde edilen objektif kriterlerle ortaya konulmuştur. Bu açıdan ESWT'nin klinik pratik açısından sunduğu imkanların değerlendirilmesi gereklidir. ESWT ile ilgili yapılan klinik araştırmaların çok sınırlı olduğu göze çarpmaktadır. Çalışmadan elde ettiğimiz klinik bulguların ESWT ile ilgili literatüre ciddi bir katkı sunduğunu düşünüyoruz. Çalışmada sunulan bulguların doğrulanması amacıyla daha ileri düzeyde, daha geniş hasta gruplarıyla yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.
Kronik bel ağrılı bireylerde eksternal odaklı dinamik denge eğitiminin ağrı fonksiyonellik ve denge üzerine etkilerinin incelenmesi
Kronik bel ağrılı (KBA) bireylerde denge, fiziksel performans, fonksiyonel parametreler olumsuz etkilenmektedir. Dikkat odağı egzersizlerinin etkileri denge ve performans açısından çeşitli popülasyonlarda araştırılırken bel ağrılı bireylerde dikkat odağı talimatlarının denge, performans üzerine etkilerini inceleyen çalışmaya rastlanmamıştır. Amacımız KBA'lı bireylerde eksternal dikkat odağı talimatları uygulanan dinamik denge egzersizlerinin denge, fiziksel performans ve fonksiyonel durum üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Bu çalışmaya gönüllü 48 birey katıldı. Çalışma sürecini tamamlamayarak 4 kişi çalışmadan ayrıldı.44 katılımcı randomize eksternal odak (EO) grubu (n=22) ve kontrol grubu (KG) olarak iki gruba ayrıldı. Bir araştırmacı tarafından haftada 3 seans, 8 hafta boyunca her iki gruba geleneksel fizyoterapi yöntemleri ve dinamik denge egzersizleri uygulandı. EO grubuna dinamik denge egzersizleri sırasında EO talimatları verildi. KG'ye ise aynı dinamik denge egzersizleri sırasında internal odak (İO) talimatları verildi. Tedaviden önce ve sonra ağrı (Görsel Analog Skalası), eklem hareket açıklığı, fonksiyonel düzey (Oswestry Özürlülük İndeksi), uyku kalitesi (Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi), kinezyofobi (Tampa Kinezyofobi Ölçeği), denge (Biodex Balance System), fiziksel performans (Fiziksel Performans Test Bataryası (FPTB), postür (Spinal Mouse Cihazı), propriosepsiyon (repozisyonlama testi) parametreleri değerlendirildi. Propriosepsiyon dışında tüm parametrelerde grup içi karşılaştırmalarda her iki grupta da anlamlı iyileşme kaydedildi (p<0,05). Tedavi sonrası değerler karşılaştırıldığında gruplar arası dinamik overall, dinamik a-p, fiziksel performans testlerinden 50 adım yürüme, 5 dk yürüme, 10 tekrarlı fleksiyon, ağırlıkla öne uzanma testinde, postür, spinal mobilite ve postüral dayanıklılık değerlerinde EO grubu KG 'ye göre iyileşme daha fazla bulundu (p<0,05). Çalışmanın sonuçları KBA'lı bireylerde eksternal odaklı denge egzersizlerinin dinamik denge, düşme riski, stabilite sınırları, fiziksel performans, postür, spinal mobilite, postüral dayanıklılık üzerinde etkili olduğunu göstermektedir.
Kronik bel ağrılı hastalarda fasyal tedavinin etkinliğinin araştırılması
Çalışmamız, nörolojik defisiti olmayan kronik bel ağrılı (KBA) hastalarda fasyal tedavinin etkinliğini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya KBA teşhisi konulan 55 hasta katıldı. Hastalar rastgele kontrollü çalışma yöntemi ile çalışma ve kontrol grubu olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Çalışma grubuna, klasik fizyoterapi (Hotpack, mikro dalga diatermi, vakum enterferans, egzersiz) uygulamasına ek olarak, 5 aşamalı fasyal mobilizasyon tedavisi uygulandı. Kontrol grubuna ise sadece klasik fizyoterapi uygulandı. Tüm bireyler tedavi öncesi ve tedavi sonrası ağrı (Vizüel Ağrı Skalası-VAS), esneklik (otur uzan testi ve Modifiye Schober testi), fonksiyonel düzey (Oswestry Bel Ağrısı Anketi) ve kinezyofobi (Tampa Kinezyofobi Ölçeği) açısından değerlendirildi. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası gruplar kendi içinde karşılaştırıldığında, hem çalışma grubunda hem de kontrol grubunda ağrı, esneklik ve fonksiyonel düzeyde iyileşme olduğu (p<0.05) gözlendi. Gruplar karşılaştırıldığında ise, fonksiyonel düzey ve kinezyofobi dışındaki tüm parametrelerde çalışma grubu lehine anlamlı fark olduğu saptandı (p<0.05). Çalışmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında; kronik bel ağrılı hastalarda fasyal mobilizasyon yönteminin klasik fizyoterapiye göre ağrı ve esneklik üzerinde daha etkili olduğu görüldü. Bundan sonraki çalışmalarda ve fizyoterapi rehabilitasyon uygulamalarında fasyal tedavinin klasik fizyoterapiyle birlikte kullanılmasının, hastalarda daha çabuk iyileşmeye ve fonksiyonel sonuçlara yol açacağı görüşündeyiz. Anahtar Kelimeler: Bel ağrısı, fasyal mobilizasyon, lumbal bölge, fizyoterapi, rehabilitasyon, klasik fizyoterapi
Bel fıtığı ameliyatı olan hastaların ağrı ve korku kaçınma düzeylerinin belirlenmesi
Çalışmanın amacı, beyin cerrahi kliniklerinde yatan, bel fıtığı ameliyatı olan hastaların ağrı ve korku kaçınma düzeylerini belirlemektir. Araştırma 2016 Kasım ve 2017 Mayıs ayı tarihleri arasında gerekli kurumsal izinler alınarak Gaziantep Şehitkâmil Devlet Hastanesi ve Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin Cerrahi Klinikleri' nde gerçekleştirilmiş, tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Hastanelerin Beyin Cerrahi Kliniklerinde yatan 92 gönüllü hastayla araştırma yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında "Sosyo-Demografik Veri Formu", "Görsel Kıyaslama Ölçeği" ve "Korku Kaçınma Tutumları Anketi" kullanılmıştır. Verilerin istatiksel analizi SPSS.21, istatistiksel yazılım programında yapıldı. Verilerin analizinde bağımlı bağımsız değişkenlerin karşılaştırılmasında sayı yüzdelik, t testi, Kruskal Wallis, Mann-Whitney U kullanıldı. Kadın hastaların erkeklere oranla korku kaçınma ve ağrı oranlarının düzeylerinin daha yüksek olduğu bulundu (p<0.01). Bedensel aktivite gerektiren işlerde çalışan hastaların korku kaçınma davranışlarının daha fazla olduğu, 16 yıl ve daha fazla süredir bel ağrısı yaşayan hastaların mesleki iş kaynaklı korku kaçınma düzeylerinin, 11-15 yıldır bel ağrısı yaşayan hastaların fiziksel aktivite kaynaklı korku kaçınma düzeylerinin diğer gruplara oranla daha fazla olduğu bulundu (p<0.05). Travma yaşayan hastaların mesleki iş kaynaklı korku kaçınma düzeylerinin, travma yaşamayan hastaların fiziksel aktivite kaynaklı korku kaçınma düzeylerinin daha fazla olduğu bulundu. Korku kaçınma ölçeği toplam puan ortalamasının travma yaşayan hastalarda daha yüksek olduğu, ağrı oranının ise travma yaşamayan hastalarda daha yüksek olduğu bulundu. Ağrı ile korku kaçınma davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesine göre ağrının en fazla fiziksel aktivite kaynaklı korku kaçınma ile ilişkisi vardı. Ağrı ile korku kaçınma toplam ve alt boyutları arasındaki ilişkinin anlamlı olmadığı saptandı. Sonuç olarak, bel fıtığı ameliyatı olan hastalarda, fonksiyonel kayıpların varlığı ile hastaların tüm yaşamlarının olumsuz yönde etkilenmesi ve yaşam kalitesinin azalacağı düşüncesi gelişebilmektedir. Hastalarda bedensel aktivitenin ağrıyı artıracağı korkusu ile birlikte sınırlı şekilde davranma ve bu nedenle aktiviteden kaçınma davranışı oluşabilir ve bazen hastalar ağrı yaşama korkusu nedeniyle de hareketten kaçınabilirler. Anahtar sözcükler: bel fıtığı, bel fıtığı ameliyatı, korku kaçınma tutumu, cerrahi sonrası ağrı
Kronik bel ağrılı hastalarda spinal dekompresyon tedavisinin ağrı ve fonksiyona etkisinin araştırılması
Çalışmamız Kronik bel ağrılı hastalarda ağrıyı, engelliliği azaltmada ve yaşam kalitesini arttırmada Spinal Dekompresyon tedavsinin etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 18-65 yaş arası 39 bel ağrılı bireyler randomize olarak kontrol ve çalışma grubuna alındı. Tedaviler öncesinde, ortasında ve sonunda; McGill Melzack Ağrı Anketi (MPQ), Algometre Basınç Ağrı Eşiği Değerlendirmesi, Oswestry Özürlülük indeksi (OÖİ), Modifiye Schober testi, El Parmak Ucu Zemin Testi (EPZM), Düz Bacak Kaldırma Testi (DBKT), SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği değerlendirmeleri yapıldı. Çalışma grubunda ilk iki hafta 5 gün, ikinci 2 hafta 3 er gün, son iki hafta ise 2 gün olmak üzere 6 hafta süren Spinal Dekompresyon tedavisi, tens stimulasyonu, sıcak uygulaması ve US uygulanırken, kontrol grubuna 6 hafta boyunca, tens uygulaması, ultrason ve sıcak uygulama yapıldı. Çalışmamızda, tedavi süresince grupları kendi içlerinde değerlendirdiğimizde; MPQ sonuçları her iki grupta da tedavi ortasından itibaren benzer biçimde azaldı (p<0,05). Çalışma grubunda tedavi ortasından itibaren belirlenen noktalardaki ağrı hassasiyeti daha çok azalmaya başlarken; kontrol grubunda bu gelişme tedavi sonunda görüldü (p<0,05). Çalışma grubunda EPZM ve DBKT değerleri tedavi ortasından itibaren gelişme gösterirken tedavi sonunda her iki grupta da gelişmeler benzerdi. (p<0,05). OÖİ ve M. Schober sonuçları da her iki grupta benzer olarak azaldı (p<0,05). SF-36 alt parametrelerinde Genel Sağlık Algısı dışında (p>0,05) tüm parametreler her iki grupta da gelişme gösterdi (p<0,05). Genel Sağlık Algısı alt parametresi değeri ise hem tedavi ortasındaki hem tedavi sonundaki değerlendirmede çalışma grubunda gelişme gösterdi (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmada ise çalışma grubunda tedavi ortasında olumlu gelişmeler görülse de tedavi sonunda her iki grupta da sonuçlar benzerdi (p>0,05). Çalışma sonunda; Spinal Decompresyon tedavisinin kronik bel ağrısı tedavisinde ağrıya erken müdehalede etkili olacağının kanaatindeyiz
Kronik bel ağrılı kadınlarda dansla tedavinin denge, düşme, vücut farkındalığı ve fonksiyonellik üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışma dansla tedavinin kronik bel ağrılı hastalarda denge, düşme, vücut farkındalığı ve fonksiyonellik üzerine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya katılan 40 kadın hasta dansla tedavi (45,70±11,32 yıl) ve kontrol grubu (46,50±7,16 yıl) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Dansla tedavi grubundaki hastalara 8 hafta boyunca haftada 3 gün farklı dans türlerinin koreografilerinden hasta grubuna uygun olarak bireyselleştirilmiş dansla tedavi programı uygulandı. Kontrol grubu ise klasik egzersiz tedavisi programına alındı. Tüm katılımcılara programlarının başında, ortasında ve sonunda değerlendirme yapıldı. Değerlendirmede demografik bilgileri alındıktan sonra hastaların bilateral bacak uzunluk ölçümü, lumbar fleksiyon, ekstansiyon, sağ lateral fleksiyon ve sol lateral fleksiyon gonyometrik ölçümleri ve bel ve kalça çevre ölçümleri alındı. Hastalara ağrıyı değerlendirmek için McGill Ağrı Ölçeği Kısa Formu, fonksiyonelliği ölçmek için Oswestry Disabilite İndeksi, vücut farkındalığını değerlendirmek için Vücut Farkındalık Oran Anketi, algılanan sağlık düzeyini değerlendirmek için Nottingham Sağlık Profili Anketi, kinezyofobiyi ölçmek için Tampa Kinezyofobi Ölçeği ve yaşam kalitesini ölçmek için Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği- Kısa Form (WHOQOL-BREF) uygulandı ve düşme riskini değerlendirmek için "Zamanlı Kalk Yürü" testi ve dengeyi değerlendirmek için Y denge testi yapıldı. Tedavilerin sonunda her iki gruptan da tedavi memnuniyetlerini 11'li likert soruda (0= hiç memnun kalmadım, 10= çok memnun kaldım) belirtmeleri istendi. Tedaviler tamamlandığında kontrol grubunda da dansla tedavi grubunda da değerlendirilen tüm parametrelerde iyileşme saptandı (p<0,05). Ancak dansla tedavi programı eklem hareket açıklığını, fonksiyonelliği, vücut farkındalığını, yaşam kalitesini, algılanan sağlık düzeyini, dengeyi arttırmada ve ağrıyı, kinezyofobiyi ve düşme riskini azaltmada klasik tedavi grubuna göre daha etkili bulundu (p<0,05). Tedavi memnuniyetleri incelendiğinde ise dansla tedavi grubu hastalarının kontrol grubu hastalarına göre tedavi programlarından daha memnun oldukları saptandı (p<0,05). Dansla tedavi eğitiminin kronik bel ağrılı hastalarda dengeyi, vücut farkındalığını, fonksiyonelliği iyileştirmede ve düşme riskini azaltmada etkili bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceği sonucuna varıldı.
Non-spesifik kronik bel ağrılı hastalarda uyku hijyeni, solunum ve stabilizasyon egzersizlerinin ağrı, uyku kalitesi ve kaygı düzeyi üzerine etkisi
Bu çalışma non-spesifik kronik bel ağrısı olan bireylere verilen uyku hijyeni eğitimi, solunum egzersizleri ve kor stabilizasyon egzersizlerinin ağrı, uyku kalitesi ve kaygı düzeyi üzerine olan etkilerini araştırmak ve kor stabilizasyon eğitimine ek olarak verilen uyku hijyeni eğitimi ve solunum egzersizlerinin sözü geçen parametreler üzerine ek bir katkı sağlayıp sağlamadığını araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızda dahil edilme kriterlerine uyan non-spesifik kronik bel ağrılı bireyler, basit rastgele yöntemlerle üç gruba ayrıldı. 1.grup TENS ve yüzeyel ısı uygulanan klasik fizyoterapi grubu (KFT), 2. grup TENS, yüzeyel ısı ve stabilizasyon egzersizleri uygulanan lumbar stabilizasyon egzersizleri grubu (LSE) ve 3. grup, TENS, yüzeyel ısı, stabilizasyon-solunum egzersizleri ve uyku hijyeni eğitimi uygulanan uyku hijyeni solunum egzersizleri grubudur (UHSE). LSE ve UHSE grubu toplam 3 haftalık tedavi ve egzersiz aldılar. Ağrı şiddeti 9 ayrı bölgeden (boyun, omuz, sırt, dirsek, el/el bileği, bel, kalça, diz, ayak bileği) Vizüel Ağrı Skalası ve McGill Melzack ağrı soru formu ile, özürlülük Oswestry Özürlülük İndeksi, uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ve Stop-Bang anketi, uykululuk Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ), yorgunluk Yorgunluk Şiddet Ölçeği ve kaygı Spielberger'in Sürekli-Durumluk Kaygı Envanteri (STAİ) ile değerlendirildi. Değerlendirmeler başlangıçta, 3 haftalık tedavi sonrasında ve 8. haftada yapıldı. Başlangıca göre eğitim sonrası LSE ve UHSE gruplarında ağrı ve engelliliğin KFT grubuna göre anlamlı düzeyde azaldığı (p<0.05); ancak bu grupların birbirleri arasında fark olmadığı bulundu. PUKİ skorlarında gruplar arası karşılaştırmada LSE ve UHSE gruplarının uyku kalitesini artırmada KFT grubuna göre daha etkili olduğu (p<0.05); ancak birbirlerine üstünlüklerinin olmadığı tespit edildi (p>0.05). Eğitim başlangıcına göre eğitim sonrası değerlendirmelerde UHSE grubu uykululuk skorlarını azaltmada etkili bulunurken (p<0.05), KFT ve LSE grupları EUÖ skorlarını azaltmada etkili bulunmadı (p>0.05). STAİ durumluk değerlerindeki azalma, KFT grubunda tüm karşılaştırma zamanlarında anlamlı bulunmazken (p>0.05), LSE ve UHSE gurubunda eğitim sonrası anlamlı bulundu (p<0.05). Sonuç olarak, LSE ve UHSE grubu 3 ve 8. haftalık periyotta ağrı, uyku kalitesi ve kaygı seviyelerini düzeltmede KFT grubuna göre anlamlı sonuçlar verdi (p<0.05). LSE ve UHSE grubu kısa dönemde uyku kaygı ve ağrı seviyelerini düzeltmede birbirine üstün değildi (p>0.05). Gelecekte nonspesifik kronik bel ağrılı bireylerde farklı tedavi yöntemleriyle karşılaştırmalı çalışmaların yapılmasını ve tedavi programlarına solunum egzersizleri ve uyku hijyeni eğitiminin eklenmesini önermekteyiz.
Kronik ağrılı hastalara uygulanan farklı egzersiz eğitimlerinin egzersize uyum, klinik ve ekonomik açıdan değerlendirilmesi
Bu çalışma kronik ağrılı hastalarda farklı egzersiz eğitimlerinin klinik ve maliyet etkinliği ile verilen egzersizlere hastaların uyumlarını incelemek amacıyla 519 hasta ile gerçekleştirildi. Hastalar ev egzersizi, fizyoterapist eşliğinde egzersiz ve takipli ev egzersiz grupları olmak üzere 3 gruba ayrılarak, toplam 10 seans boyunca geleneksel fizik tedavi uygulaması yapıldı. Hastalara egzersizler, ev egzersiz grubuna broşür şeklinde, fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubuna uygulamalı olarak, takipli ev grubuna ise fizyoterapist eşliğinde egzersiz eğitimi verildikten sonra günlük kısa mesaj (SMS) gönderilerek egzersizler hatırlatılacak şekilde önerildi. Tedaviden sonra da egzersizlerine devam etmeleri söylendi. Tüm gruplar ekonomik, klinik, yaşam kalitesi, egzersize uyum ve memnuniyet açısından tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedaviyi takiben üç ay sonrası olmak üzere üç kez değerlendirildi. Ekonomik değerlendirme kapsamında maliyet fayda analizi (QALY- Kaliteye ayarlanmış yaşam yılı (Quality adjusted life years) ve maliyet etkililik oranı (İMEO) kullanıldı. Klinik değerlendirme için Oswestry Özürlülük İndeksi (ODI) ve Boyun Özürlülük İndeksi (NDI)'nden faydalanıldı. Yaşam kaliteleri EuroQol Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği (EQ-5D-5L) ile değerlendirildi. Egzersize uyum için tarafımızca hazırlanan ve 5 (beş) sorudan oluşan ölçek kullanıldı. Memnuniyetin değerlendirilmesinde bireylerden 0-100 arasında puan vermeleri istendi. Her üç grup da üç ay sonra kontrol için hastaneye çağrılarak 5 soruluk ölçek hastalara yöneltildi ve verilen egzersizlerin nasıl yapıldığının tespiti gerçekleştirildi. Fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubunun, tedavi sonrası sağlık durumu, üç ay sonraki sağlık durumu ve tedavi sonrası QALY açısından diğer iki gruba göre daha iyi olduğu belirlendi (p<0,05). Üç ay sonraki QALY ölçümlerinde ise sonuçların benzer olduğu görüldü (p>0,05). Fizyoterapist eşliğinde egzersiz ile takipli ev egzersizi gruplarında QALY kazançları aynı olup takipli ev egzersizi grubu ve fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubu, ev egzersiz grubuna göre çok maliyet etkili olarak bulundu. Ev egzersiz grubunda yapılan egzersizlerin doğruluğu diğer gruplara göre daha kötüydü. Egzersizlerin doğruluğu takipli ev egzersizi grubunda fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubundan daha iyi olduğu belirlendi (p<0,05). Tedaviden memnuniyeti ise tüm gruplarda benzerdi (p>0,05). Sonuç olarak fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubu diğer gruplara göre maliyet etkili olarak bulundu. Hastalara verilen egzersizlerin fizyoterapistler tarafından iyi anlatılmasının ve egzersizlerin belli aralıklarla takip edilmesinin egzersize uyumu artıracağı ve hem klinik hem de ekonomik açıdan yarar getireceği sonucuna varıldı.
Kronik bel ağrısı olan bireylerde reformer pilates ve multi-gravitasyonel süspansiyon temelli egzersizlerin ağrı, endurans, denge, engellilik ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışma, reformer pilates ve multi-gravitasyonel süspansiyon temelli egzersizlerin kronik bel ağrısı şikayetine sahip bireylerde, ağrı, endurans, denge, engellilik ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Gaziantep'te yaşayan 25-60 yaş aralığında kronik bel ağrısı olan 60 birey çalışmaya katıldı. Bireyler kapalı zarf randomizasyon yöntemi ile reformer pilates grubu (n=20, ortalama yaş; 31,85±8,89 yıl, vücut ağırlığı; 67,75±18,75 kg, boy; 166,15±10,85 cm, VKİ; 24,27±4,39 kg/m2), multi-gravitasyonel süspansiyon temelli egzersiz grubu (n=20, ortalama yaş; 29,90±6,70 yıl, vücut ağırlığı; 60,85±12,72 kg, boy; 164,00±6,49 cm, VKİ; 22,58±4,14 kg/m2) ve ev egzersizi kontrol grubu (n=20, ortalama yaş; 30,40±8,21 yıl, vücut ağırlığı; 67,80±14,49 kg, boy; 165,25±6,74 cm, VKİ; 24,76±4,66 kg/m2) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Egzersiz eğitimleri 4 hafta boyunca haftada 2 kez olacak şekilde (10 dk ısınma, 30 dk egzersiz eğitimi, 10 dk soğuma) uygulandı. Katılımcıların ağrıları VAS ile çalışma öncesi, 1., 2., 3. hafta ve sonrası olmak üzere toplam 5 kez değerlendirildi. Enduransları ise gövde anterior fleksör testi, gövde posterior ekstansör testi, sırt üstü köprü testi, sağ ve sol yan köprü testi ile değerlendirildi. Bireylerin statik dengeleri tek bacak üzerinde durma testi ile, dinamik dengeleri Star Excursion Denge testi ile, bel ağrısına bağlı engellilikleri Oswestry Engellilik Anketi ile ve yaşam kalitesi WHOQOL-Bref ile değerlendirildi. Tüm gruplarımızda McGill, VAS, denge ve endurans testleri skorları, Oswestry ve WHOQOL skorları çalışma boyunca iyileşti (p<0,05). McGill anket skorunda hamak grubu ev egzersiz grubuna, Oswestry engellik anketi skorunda ise diğer iki gruba göre daha az gelişme gösterdi (p<0,05). Sağ Star Excursion Denge testinde; hamak ve reformer grubundaki anterior ve posterior denge ev grubuna göre, posteromedial ve posterolateral dengede ise reformer grubu ev egzersiz grubuna göre daha fazla gelişti. Lateral dengede ise hamak grubu ev grubuna göre daha fazla gelişti (p<0,05). Sol Star Excursion Denge testinde; hamak ve reformer grubu anterior dengesi ev grubuna göre daha çok gelişti. Posterior ve lateral dengede ise reformer grubu ev egzersiz grubuna göre daha fazla gelişme gösterdi. Anteromedial dengede ise hamak grubu ev grubuna göre daha fazla gelişim sağladı (p<0,05). Sağ statik dengede reformer ev grubuna göre daha fazla gelişim gösterirken, solda reformer grubu hem ev grubuna hem de hamak grubuna göre statik dengeyi daha fazla geliştirdi (p<0,05). Yüz üstü plank skoru reformer grubunda hamak grubuna nazaran daha fazla artış gösterdi (p<0,05). Sırt üstü köprü sağ taraf skoru ise ev grubunda diğer gruplara kıyasla daha az artış sağladı (p<0,05). Mekik testi skoru hamak ve reformer grubunda ev egzersiz grubuna göre daha fazla gelişme kaydetti (p<0,05). Kronik bel ağrısının ve engelliliğin azaltılmasında öncelikli olarak reformer ve ev egzersiz programlarına yer verilebilir. Denge ve enduransın gelişimi yönünden bireysel bazlı egzersiz programlarında reformer pilates ve hamak yogası birbirleri yerine tercih edilebileceği görüşüne varıldı. Anahtar Kelimler: Reformer pilates, multi-gravitasyonel süspansiyon temelli egzersiz (hamak yogası), kronik bel ağrısı
Çalışan kronik bel ağrısı olan bireylerde biyopsikososyal temelli egzersiz modeli ve core stabilizasyon egzersiz eğitimlerinin etkinliğinin incelenmesi
Bu çalışma kronik bel ağrılı hastalarda Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı eğitiminin, core stabilizasyon egzersiz eğitimi ve konvansiyonel tedaviye göre etkinliğinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya katılan 49 bel ağrılı hasta, Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı grubu, core stabilizasyon egzersiz grubu ve konvansiyonel tedavi grubu olmak üzere üç gruba ayrıldı. Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı grubuna dahil olan hastalara 12 hafta boyunca, haftada 3 kez ağrıda bilgi yönetimi, fonksiyon odaklı gövde stabilizasyon egzersizleri, dans terapi ve otantik hareketler ve cinsellikte bilgi yönetimini içeren Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı tedavi protokolü uygulandı. Core stabilizasyon egzersiz eğitimi grubuna, 12 hafta boyunca, haftada 3 gün konvansiyonel tedavi ve sonrasında M. Transversus abdominis ve M. Multifidus kas aktivasyonu içeren core stabilite egzersizleri uygulandı. Konvansiyonel tedavi grubuna ise haftada 3 gün 12 hafta süresinde Konvansiyonel TENS, US ve hotpack uygulaması yapıldı ve buna ek ev egzersiz programı veridi. Çalışmaya katılan tüm hastalara tedaviye başlamadan önce ve tedavinin bitiminde değerlendirme yapıldı. Demografik bilgileri alınan hastalara, ağrı değerlendirmesi için McGill Ağrı Ölçeği Kısa Formu, basınç ağrı eşiği ölçümü için algometre (J-Tect Baseline), fonksiyonel durum değerlendirmesi için Oswesrty Disabilite İndeksi, kinezyofobi değerlendirmesi için Tampa Kinezyofobi Ölçeği, biyopsikososyal durum değerlendirmesi için Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı- Biyopsikososyal ölçeği, iş motivasyon ölçümü için Çok Boyutlu İş Motivasyon Ölçeği uygulandı. Tedaviler tamamlandığında Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı grubunun, biyopsikososyal durum ve kinezyofobi değerlerinde core stabilizasyon egzersiz grubu ve konvansiyonel tedavi grubuna göre daha fazla iyileşme tespit edildi (p<0,05). Ağrı durumu, basınç ağrı eşiği, fonksiyonellik ve iş motivasyonu değerlerinde ise tedavi sonrasında Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı grubu ve core stabilizasyon egzersiz grubunda benzer değişimler saptanmış olup konvansiyonel tedavi grubuna göre daha fazla iyileşme gözlenmiştir. Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı eğitiminin kronik bel ağrısı olan hastalarda ağrıyı, kinezyofobiyi azaltmada, biyopsikososyal durumu, fonksiyonelliği ve basınç ağrı eşiğini artırmada etkili bir yaklaşım olarak kullanılabileceği sonucuna ulaşıldı. Bu sonuç, biyopsikososyal temelli egzersiz modeli olan Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımının, kronik bel ağrısı olan bireylerde etkileri üzerine uluslararası literatüre katkı sağlaması yönünde yorumlandı.
Lomber radiküler ağrısı olan hastalarda intramüsküler glukokortikoid enjeksiyonunun etkinliği
Amaç: Lomber radiküler ağrısı olan hastalarda intramüsküler betametazon enjeksiyonunun ağrı, disabilite, yaşam kalitesi ve ikincil olarak da elektronöromiyografi (ENMG) bulguları üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Temmuz 2022-Haziran 2023 tarihleri arasında radiküler bel ağrısı olan 98 hasta değerlendirildi. Çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan 60 hasta iki gruba randomize edildi. Standart tedaviye ilaveten glukokortikoid grubuna (GC) intramüsküler yolla betametazon enjeksiyonu, plasebo grubuna (PB) izotonik %0,9 sodyum klorür enjeksiyonu yapıldı. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası 1.hafta, 1.ay ve 3.ayda değerlendirildi. Değerlendirme yöntemleri olarak Vizüel analog skala (VAS), Oswestry disabilite indeksi (ODI), Nottingham sağlık profili (NHP) ve ENMG uygulandı. Bulgular: GC grubunda tüm klinik parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme görüldü. Üçüncü ayda VAS ve NHP-Ağrı alt skalası skorlarında her iki grupta istatistiksel olarak anlamlı düzelme görülmüş (p<0,001) olup, bu değerlerin zaman içerisindeki değişiminin gruplar arası karşılaştırılmasında GC grubu lehine anlamlı fark bulunmuştur (sırasıyla p=0,015 ve p=0,044). ODI, NHP-Enerji ve Fiziksel Mobilite alt skalaları ve NHP-Total skorlarında her iki grupta zaman içerisinde istatistiksel olarak anlamlı düzelme görülmüş olup (p<0,05), zaman içerisindeki değişimlerinin gruplar arası karşılaştırılmasında anlamlı fark bulunmamıştır. NHP-Emosyonel Reaksiyon, Uyku ve Sosyal İzolasyon alt skalalarında GC grubunda istatistiksel olarak anlamlı düzelme görülürken (p<0,05), PB grubundaki değişim anlamlı değildir. ENMG'de başlangıçta görülen fibrilasyon potansiyelleri her iki grupta da kaybolmuş olup gruplar arası karşılaştırılmasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Sonuç: Lomber radiküler ağrı tedavisinde intramüsküler tek doz glukokortikoid uygulaması ağrı, disabilite ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkiler sağlamıştır. Özellikle ağrı skorları üzerindeki etkileri plaseboya göre üstün bulunmuştur. ENMG bulguları üzerine plaseboya üstünlüğü gösterilememiştir ve bu konuda ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar sözcükler: bel ağrısı, elektronöromiyografi, glukokortikoid, intramüsküler enjeksiyon, lomber radiküler ağrı
Kronik bel ağrısı olan hastalarda pulse magnetik alan tedavisinin etkinlik ve güvenirliği
Bu çalışma kronik bel ağrılarında pulse magnetik alan tedavisi ve konvansiyonel fizik tedavinin etkinliğini karşılaştırmak amacı ile yapılmıştır. Çalışmaya kronik mekanik bel ağrısı olan, 18–65 yaş arası 62 hasta alındı. 31 kişilik iki gruba ayrılan hastalar 3 hafta süreyle, haftada 5 gün tedaviye alındı. Birinci gruba 30 dk 38.0 mT yoğunluğunda pulse manyetik alan (0-166 Hz frekansında), ikinci gruba 20 dk hotpack, 20 dk TENS (50-100 frekansında ve sabit akımda, akım şiddeti hastanın tolere edebileceği dozda),5 dk Ultrason, 1 Mhz frekansında, 1.5 w/cm2 yoğunluğunda uygulandı. Tüm hastalara lomber stabilizasyon, fleksiyon, ekstansiyon, mobilizasyon ve germeden oluşan egzersiz programı verildi. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ay vizuel analog skala(VAS), Roland Morris Engellilik Anketi(RMEA), Revize Oswestry Bel Ağrısı Skalası(ROBAS), lomber fleksiyon, ekstansiyon, lateral fleksiyon eklem hareket açıklığı, lomber schober ölçümleri ile değerlendirildi. Çalışmaya alınan gruplar arasında yaş, boy, vücut ağırlığı, vücut kitle indeksi değerleri açısından anlamlı fark bulunmadı. Her iki grupta tedavi öncesine göre tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ayda VAS ağrı skorlarında (p< 0.05), Roland Morris Engellilik Anketi skorlarında (p< 0.05), Revize Oswestry Bel Ağrısı Skalası skorlarında (p< 0.05) anlamlı bir azalma tespit edilirken, gruplar arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. Lomber fleksiyon, ekstansiyon, lateral fleksiyon eklem hareket açıklığı ve lomber schober ölçümlerinde (p< 0.05) anlamlı bir artış gözlenirken, gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmadı. Sonuç olarak kronik bel ağrısında, pulse manyetik alan tedavisinin klinik ve fonksiyonel iyileşme sağladığı ve konvansiyonel tedavi kadar etkili olduğu gösterildi. Anahtar kelimeler: Kronik Mekanik Bel Ağrısı, Pulse Elektromanyetik Alan, Konvansiyonel Tedavi
Refleksolojinin doğum eylemi üzerindeki etkisi
Doğumda yaşanan ağrı deneyimi , kadının hayatı boyunca yaşadığı en şiddetli ağrılardan biridir. Doğum ağrısı ve doğuma bağlı yaşanan stres sonucunda anne ve fetüs sağlığı olumsuz olarak etkilenmektedir. Bu ağrı doğal bir sürecin parçası olması, belirli bir sürede sınırlı kalması ve annenin kendi isteğiyle bu ağrılara katlanması doğum ağrısını diğer ağrı türlerinden farklı kılmaktadır. Doğum ağrısının kontrolü gebenin yaşadığı anksiyete ve gerginliğin azalmasını sağlayacaktır. Bu çalışma, doğum ağrısının yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemlerden refleksoloji uygulamasının normal vajinal doğum yapan kadınlarda doğum ağrısı, anksiyete, doğum eyleminin süresi ve doğum memnuniyeti üzerine olan etkisinin belirlenmesi amacıyla randomize kontrolllü çalışma olarak yapılmıştır. Refleksoloji ve kontrol grubunda 30'ar kişi olmak üzere toplam 60 kadın çalışmaya katılmıştır. Verilerin toplanmasında tanımlayıcı bilgi formu, Visuel Analog Skala (VAS), Durumluluk kaygı ölçeği (STAI FORM TX-I ) ve Doğum Memnuniyet Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde, Shaphiro wilk testi, Ki-kare, Mann-Whitney U testi ve Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Deney grubundaki gebelere doğumun birinci evresinde uygun pozisyon verilerek, doktor gözetiminde; önce sağ ayaktan başlanıp her bir ayağa 5 dk toplamda her iki ayağa 10 dk masaj yapılmış sonra refleks bölgelerine her bir ayağa 20 dk olmak üzere toplamda 40 dk basınç uygulanarak sinir noktaları uyarılarak refleksoloji tekniği uygulanmıştır. Kontrol grubunu hastanenin rutin tedavi, bakım ve uygulamalarının yürütüldüğü gebeler oluşturmuştur. Doğumun ikinci evresi kontrol grubunda ortalama 30,83 dk, deney grubunda ise 27,33 dk sürmüştür. Doğumun üçüncü evresi kontrol grubunda ortalama 11,67 dk, deney grubunda ise 8,83 dk sürmüştür. Kontrol ve deney gruplarının ikinci ve üçüncü evrelerinin uzunluğu ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0.05). Deney grubunun VAS puanı ortalamaları kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur(p<0.05). Doğumun birinci evresinde gebelerin ağrı ve anksiyetisini azaltmada, doğum memnuniyetini arttırmakta refleksoloji uygulamasının etkin olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Anksiyete, Doğum, Doğum memnuniyeti , Refleksoloji