Problem behavior
124 theses under this subject heading
Psikolojik kontrolün belirleyicilerinin ve gelişimsel sonuçlarının aile sistem yaklaşımıyla incelenmesi: Çok düzeyli bir modelleme
Araştırmanın başlıca hedefi psikolojik kontrol uygulamalarını derinlemesine incelemektir. Bu amaç kapsamında araştırmada odak noktası farklı olan iki çalışma mevcuttur. Birinci çalışmanın temel amacı, anne babalardan algılanan psikolojik kontrolün belirleyicilerini incelemektir. İkinci çalışmanın temel amacı ise psikolojik kontrolün ergenlerdeki gelişimsel sonuçlarını araştırmaktır. Birinci çalışmada anne babaların, ergenlerin ve aile bağlamının özellikleri bir modelleme kapsamında psikolojik kontrolün belirleyicileri olarak incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi 17 farklı şehirde yaşayan 307 aileden oluşmaktadır. Her aileden anne (Ort. = 41.30, S = 4.24), baba (Ort. = 45.01, S = 4.58), büyük kardeş (Ort. = 16.17, S = 1.60) ve küçük kardeşin (Ort. = 12.54, S = 1.70) katılımıyla toplam 1228 kişiye ulaşılmıştır. Çok düzeyli modelleme analizi sonuçlarına göre, anneden algılanan psikolojik kontrolü yordayan değişkenler; ergenin doğum sırası, problem davranışları ve akademik işlevselliği ve annenin uyumsuz mükemmeliyetçiliğidir. Babadan algılanan psikolojik kontrolü yordayan değişkenler ise ergenin doğum sırası, problem davranışları ve ev ortamı kaosudur. İkinci çalışmada psikolojik kontrolün kardeşlerin problem davranışları üzerindeki yordayıcı rolü bir modelleme kapsamında incelenmiştir. Araştırma modelinde psikolojik kontrolün iki düzeyinin (genel psikolojik kontrol ve farklılaşan psikolojik kontrol) problem davranışlarla ilişkileri, ergen ve aile bağlamı özellikleriyle birlikte incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi birinci çalışmayla aynıdır ancak farklı değişkenlerle veri temizliği işlemi yapılması nedeniyle 303 aileden oluşmuştur. Çok düzeyli modelleme analizi sonuçlarına göre ergenlerin dışa yönelim problemlerini yordayan özellikler; anne modelinde farklılaşan psikolojik kontrol, genel psikolojik kontrol ve ev ortamı kaosu iken baba modelinde farklılaşan psikolojik kontrol ve ev ortamı kaosudur. Ergenlerin içe yönelim problemlerini yordayan özellikler anne ve baba modellerinde ortak olarak ergenin cinsiyeti ve ailenin gelir düzeyidir. Birinci çalışma (i) psikolojik kontrol uygulamalarında ergenin uyum sorunlarının önemli bir belirleyici olduğunu, (ii) belirleyicileri her iki ebeveyn için de incelemek gerektiğini ortaya koymaktadır. İkinci çalışma ise psikolojik kontrolün sonuçlarını; (i) ebeveynliğin ailedeki genel düzeyi ile kardeşe özgü düzeyini ayrıştırarak, (ii) anne ve babalarda, (iii) aile sisteminin diğer özellikleriyle birlikte incelemenin önemini göstermektedir. Anahtar Sözcükler Psikolojik kontrol, ebeveynliğin belirleyiciler, problem davranışlar, çok düzeyli analiz, ergenlik dönemi
Ergenlerin problemli internet kullanım davranışları ile yaşam doyumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Çağımızda gelişen teknoloji insanların ilgisini çekmeyi başarmıştır. Bilgisayar, cep telefonu ve internet sosyal etkileşimde dünya çapında bir çığır açmıştır. İnsanların ihtiyaçlarını giderirken, bilinçsiz kullanımlar neticesinde olumsuzluklara yol açabilmektedir. Genç yaşta problemli internet kullanımı insanların gelişimini olumsuz etkilemektedir. Aşırı ve kontrolsüz kullanımlar sonucu bireyin kendi ve çevresi ile alakalı yaşadığı sorunlar yaşam doyumunu da etkilemektedir. Bu araştırmada, ergenlerdeki problemli internet kullanımı davranışları ile yaşam doyumları arasındaki ilişki incelenmiştir. Temel olarak araştırma nicel yöntemle gerçekleştirilmiştir. Nicel veri toplama aracı olarak Ceyhan, E., Ceyhan, A.A. & Gürcan, A.'nın , (2007) geliştirdiği ''PİKO-E (Problemli İnternet Kullanımı Ölçeği) ve Diener, Emmans, Lorsen ve Giffin'in (1985) Yaşa Doyum Ölçeği'' kullanılmıştır. Araştırma örneklemi, 2014–2015 eğitim-öğretim yılı içerisinde Güngören ilçesinde ortaöğretimde okuyan 294 öğrencidir. İzzet Ünver Lisesi ve Sultan Alpaslan Anadolu İmam Hatip Lisesi ortaöğretim okullarına devam eden birinci(9), ikinci (10), üçüncü (11) ve dördüncü (12) sınıfta okuyan öğrencilerle, Kişisel Bilgi Formu, PİKO-E (Problemli İnternet Kullanımı Ölçeği) ve Yaşa Doyum Ölçeği aracılığla veriler elde edilmiştir. Araştırmada, veriler Spss 17 istatistik programı kullanılarak korelasyon, t-testi, F-testi, ANOVA ve TUKEY testi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucuna göre, internet kullanım süresi ve okuduğu sınıf arttıkça problemli internet kullanımının arttığı, sosyo-ekonomik düzeyleri yüksek öğrencilerin, evde internet kullanan öğrencilerin ve kardeş sayısı az olan öğrencilerin yaşam doyumlarının diğerlerine göre daha yüksek olduğu anlaşılmıştır. Problemli internet kullanımı ve yaşam doyumu ile ilgili okullarda öğrencilerin benlik saygılarını olumlu ya da olumsuz etkileyen deneysel araştırmalar yapılması sağlanmalıdır. Okul rehber öğretmeni öğrencilerin kişilik özelliklerinin, ana baba tutumlarının, sosyal çevrelerinin yaşam doyumlarını etkilemesi nedeniyle belirli periyodlarla çalışmalar yaparak öğrencilerin yaşamlarıyla ilgili riski en az düzeye düşürmede fayda sağlamaları önerilebilir. Yaşam doyumunun yapıcı ve destekleyici yaklaşımla, rehberlik etkinlik ve oturumlarının düzenlenmesi fayda sağlayabilir. NAHTAR SÖZCÜKLER: Problemli internet kullanımı, Ergen, Yaşam doyumu, İnternet Kullanımı.
Ergenlerde anne baba algısı uyum düzeyi ve problemli internet kullanım ilişkisinin incelenmesi
Teknolojinin hızla ilerlemesi ile birlikte internetin kullanımı da hayatın vazgeçilmez gerekliliklerinden biri olmuştur. Özellikle risk grubu olarak ergenlerde internet kullanım sıklığı ve buna bağlı olarak problemli internet kullanımı her geçen gün artmaktadır. Bu çalışmada problemli internet kullanımı ile ergenlerin anne baba algısı ve uyum düzeyi arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını araştırmak amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini 2016- 2017 eğitim ve öğretim yılında İstanbul ili Avcılar ilçesinde liselerde eğitim gören 9. 10. 11. ve 12. sınıf 400 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma da Kişisel Bilgi Formu, Robbins Anne Baba Algı Ölçeği, Reynolds Ergen Uyum Envanteri, Problemli İnternet Kullanım Ölçeği kullanılmıştır. Problemli İnternet Kullanımı artarken Anne Baba Algısı azalmaktadır. Problemli İnternet Kullanımı ile Anne Baba Algısı arasında zayıf ve ters ilişki bulunmuştur.
13 - 18 yaş aralığındaki ergenlerde, problemli internet kullanımı, öz anlayış ve iletişim becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Problemli ve patolojik internet kullanımının yetişkinlerin işlevselliğini engellediğine, ergen ve çocukların ise psiko-sosyal gelişiminde, akademik başarılarında ve ilişkilerinde sıkıntılar oluşturabileceğine işaret eden araştırmalar artmaktadır. Problemli internet kullanımının sebeplerinden biri, iletişimdeki verimsizliğin, ilişki kurma ve şekillendirme ihtiyacındaki gençleri, internet gibi kolay ulaşılabilir alternatif araçlara fazla yönlendirmesi olabilir. Bu ihtimalin boyutlarını işaret etmek için, problemli internet kullanımıyla öz anlayış ve iletişim becerileri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma, 62 (% 38.8) kız ve 98 (%61.2) erkek, 160 kişilik bir örneklem grubunda gerçekleştirilmiştir. Problemli internet kullanımı ve iletişim becerileri değeri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (t158=-1,305; p>,05). Öz anlayış ve problemli bilgisayar kullanımı arasındaki ilişki ise anlamlı bulunmuştur (t158=3,205; p<,01). Öz anlayış ile normal bilgisayar kullanımı pozitif ve problemli bilgisayar kullanımı negatif korelasyondadır.
Okul çağı çocuklarında cinsiyet açısından obsesif kompulsif bozukluk belirtileri arasındaki farkların incelenmesi
Bu çalışmanın amacı bir eğitim kurumuna devam eden ilkokul çağı çocuklarında; cinsiyetler arasında OKB belirtileri açısından farklılıkların ve çocuklardaki OKB belirtileri ile davranışsal sorunların ilişkisinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi bir ilkokulda eğitim gören 98 kız ve 72 erkek olmak üzere toplam 170 çocuk ve ebeveynlerinden oluşmaktadır. Çocuklardaki obsesyon ve kompulsiyonlar "Boyutsal Yale Brown Obsesif Kompulsif Belirti Ölçeği (BY-BOKÖ)" ile davranışsal sorunlar "4-18 Yaş Çocuk ve Ergenler İçin Davranış Değerlendirme Ölçeği (ÇEDDÖ/4-18)" ile değerlendirilmiştir. Bulaşma, diğer (batıl inanç, uğurlu uğursuz sayılar v.b.) ve toplam OKB belirti puanlarının kız çocuklarında erkek çocuklarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu belirlenmiştir.Cinsel ve dini, zarar verme, simetri/sıralama /tekrar ve biriktirme belirti grupları açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Toplam OKB belirtileriyle içe yönelim, dışa yönelim ve toplam problem davranış sorunları arasında pozitif yönlü anlamlı düzeyde bir ilişki saptanmıştır. Çalışmamızın sonuçları okul çağı çocuklarında OKB belirtileri açısından cinsiyetler arasında bazı farklar olduğunu ve OKB belirtileri ile problem davranışlar arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Çalışmamızın sonuçları, okul çağı çocuklarında OKB semptomlarının taranmasının ve davranışsal sorunlarla birlikte değerlendirilmesinin önemine dikkat çekmektir.
Problemli ı̇nternet kullanımı, psı̇kolojı̇k esneklı̇k süreçlerı̇ ve yaşam doyumu ı̇lı̇şkı̇sı̇
Problemli internet kullanımı; çevrimiçi faaliyetlerde kontrolün yitirilmesi ve internetin hedeflenenden daha uzun süre ve net bir amaç olmaksızın kullanılmasını ifade eder. Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinde problemli internet kullanımı, psikolojik esneklik süreçleri ve yaşam doyumu ilişkisini incelemektir. Araştırmanın örneklemi, 18-35 yaşları arasında 218 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Katılımcılara, Demografik Bilgi Formu, Problemli İnternet Kullanımı Ölçeği (PİKÖ), Kabul ve Eylem Formu-II (KEF-II), Bağlamsal Benlik Ölçeği (BBÖ), Değer Odaklı Yaşam Ölçeği (DOYÖ) ve Yetişkin Yaşam Doyumu Ölçeği (YYDÖ) uygulanmıştır. Veriler Spearman korelasyon analizi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis-H testi ve bootstrap tekniğini temel alan regresyon analizi aracılığıyla analiz edilmiştir. Analizden elde edilen bulgular, kadın katılımcılarda problemli internet kullanımının ve yaşantısal kaçınma düzeyinin anlamlı derecede fazla olduğunu göstermektedir. Korelasyon analizi bulgularına göre, problemli internet kullanımı ile kabul, bağlamsal benlik ve yaşam doyumu arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler bulunmaktadır. Ayrıca, yaşam doyumu ile kabul, bağlamsal benlik, değerlerle temas ve değer odaklı eylemler arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler mevcuttur. Aracı değişken analizi bulguları, problemli internet kullanımı ve yaşam doyumu ilişkisinde kabul ve bağlamsal benliğin aracı etkisinin bulunduğunu göstermektedir. Elde edilen bulgular, literatürde yer alan çalışmalar ışığında tartışılmıştır.
Ebeveyn erken dönem uyumsuz şemalarının çocuğun problem davranışları ile ilişkisinde ebeveyn bağlanma stilinin aracı etkisi
Bu araştırmanın temel amacı, annelerin erken dönem uyumsuz şemalarının çocuğun problem davranışları ile ilişkisinde ebeveyn bağlanma stilinin aracı etkisini incelemektir. Buna ek olarak annenlerin erken dönem uyumsuz şemaları, annelerin bağlanma stilleri ve çocukların problem davranışları değişkenleri sosyo-demografik verilere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırma örneklemini 4-6 yaş döneminde çocuğu olan 211 anne oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan annelere Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri – II (YİYE-II, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3), Güçler ve Güçlükler Anketi (4/17) Ebeveyn Formu (GGA) ve Sosyo-Demografik Bilgi Form uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, annenin zedelenmiş otonomi şema alanı ve çocuk problem davranış ilişkisinde annenin kaygılı bağlanma stili aracı etki göstermezken kaçıngan bağlanma stilinde kısmi aracılık etkisi görülmüştür. Annenin kopukluk ve reddedilmişlik şema alanı ve çocuk problem davranış ilişkisinde annenin kaygılı ve kaçıngan bağlanma stili kısmi aracılık etkisi göstermektedir. Annenin zedelenmiş sınırlar şema alanı ve çocuk problem davranış ilişkisinde annenin kaygılı ve kaçıngan bağlanma stili tam aracı etki göstermektedir. Annenin diğeri yönelimlilik şema alanı ve çocuk problem davranış ilişkisinde annenin kaygılı ve kaçıngan bağlanması kısmi aracılık etkisi göstermektedir. Ayrıca annelerin yüksek standartlar şema alanının çocuk sayısı ve öğrenim düzeyi değişkenlerine göre, zedelenmiş sınırlar şema alanının annenin yaşı ve çocuğun yaşı değişkenlerine göre, diğeri yönelimlilik şema alanının çocuğun yaşı değişkenine göre ve anne kaçıngan bağlanma stilinin anne öğrenim düzeyine göre, çocuk problem davranışlarının ise annenin öğrenim düzeyi ve annenin yaşı değişkenlerine göre anlamlı bir farklılaşma gösterdiği görülmüştür. Araştırma sonuçlarının çocukların problem davranışlarının ortaya çıkmasında ebeveynlerin erken dönem uyumsuz şemalarının, bağlanma stillerinin ve diğer risk faktörlerinin değerlendirilebilmesine katkı sağlamasının yanı sıra elde edilen bulguların ebeveyn psiko-eğitim programlarına da kaynak oluşturulabileceği düşünülmektedir.
Çocuklarda problemli medya kullanımı ve etkileyenfaktörler
Bu çalışma, 4-11 yaş grubu çocuklarda problemli medya kullanımı ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı kesitsel olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Şanlıurfa ilinde yer alan iki hastanenin çocuk kliniklerine başvuran 400 ebeveyn oluşturmaktadır. Veriler, Tanımlayıcı Özellikler Soru Formu, Problemli Medya Kullanım Ölçeği-Kısa Formu, Güçler-Güçlükler Anketi ve Çocuklarda Uyku Alışkanlıkları Anketi kullanılarak toplanmıştır. Veriler MANOVA ve Regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya alınan ebeveynlerin %88.5'i anne, %35.5'i 30-35 yaş grubundadır. Çocukların %59.3'ü erkek, %41.8'si 4-7 yaş, %58.3'ü 7-11 yaş grubunda yer almaktadır. Çocukların Problemli Medya Kullanım ölçeği puan ortalaması 2.7±1.03, Güçler-Güçlükler Anketi puan ortalaması 17.0 ± 4.7, Çocuklarda Uyku Alışkanlıkları Anketi puan ortalaması 46.9 ± 7.7 olarak elde edilmiştir. Çocukların günlük medya kullanım süresi ortalama 2.9 ± 1.4 saattir. Ebeveynlerin %45'i çocuğun huzursuzluğunu gidermek, %44'ü oyun için medya araçlarını kullandığını bildirmiştir. Çocukların cinsiyeti, karne derecesi ve medya aracına verdiği tepki ile problemli medya kullanım puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık elde edilmiştir. Uyku sorunu ve güçlük puanı arttıkça problemli medya kullanım puanı artmaktadır. Çocuklarda problemli medya kullanımının etkilerine yönelik ebeveynlere eğitimlerin verilmesi ve müdahale çalışmalarının yapılması önerilmektedir.
Çocukların problemli internet kullanımı ve depresyon düzeyleri ile annelerin psikolojik sağlamlığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada çocuklarda problemli internet kullanımı ile depresyon düzeyleri ve annelerin psikolojik sağlamlıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışma İstanbul ilindeki 384 üçüncü, dördüncü sınıf öğrencisi ve annesi ile yürütülmüştür. Çocuklara "Sosyodemografik Bilgi Formu, Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği", annelere "Sosyodemografik Bilgi Formu, Aile- Çocuk İnternet Bağımlılığı Ölçeği, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği" uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, çocuklardaki depresyon ile annelerin psikolojik sağlamlıklarının çocukların problemli internet kullanımı ile ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada kadınların psikolojik sağlamlıkları, çocukların depresyon düzeyleri ve internet bağımlılıkları çeşitli değişkenlere göre farklılık göstermektedir. Elde edilen korelasyon ve regresyon bulguları sonucunda, annenin psikolojik sağlamlıklarının çocukların internet bağımlılıklarını negatif ve anlamlı olarak yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Depresyonun ise internet bağımlılığını pozitif yönde anlamlı yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre devam eden pandemi sürecinde yapılan çalışmada çocuklarda artan internet kullanımı ile ilgili çalışma yapılmasının önemine, internet bağımlılığı değerlendirilirken depresyonun da göz önünde bulundurulmasına ve annelerin psikolojik sağlamlıklarının çocukların ruhsal iyi oluşlarındaki etkisine dikkat çekilmiştir. Anahtar Kelimeler: Problemli İnternet Kullanımı, Depresyon, Psikolojik Sağlamlık
Turizm sektöründe müşterinin olumsuz davranışını etkileyen faktörler: 4, 5 yıldızlı otellerde bir araştırma
Bu çalışmanın amacı turizm sektöründe özellikle otelcilik alanında karşılaşılan müşterinin olumsuz davranışlarını hangi faktörlerin etkilediğini belirlemeye çalışmaktır. Bu amaç doğrultusunda müşterinin olumsuz davranışlarını etkilediği ifade edilen; çalışanın algılanan olumsuz davranışları, algılanan hizmet tatminsizliği, sosyal istenirlik ve müşterinin geçmişteki olumsuz davranışları arasındaki ilişki ölçülmektedir. Çalışmanın amacına uygun olarak belirlenen hipotezleri test etmek için kullanılacak veriler, nicel araştırma tekniklerinden birincil veri toplama yolu olan anket yöntemi ile toplanmıştır. Bu amaçla, 4 veya 5 yıldızlı otellerde konaklamış olan 396 müşteriyle anket gerçekleştirilmiştir. Anket sonucunda sorulara verdikleri cevaplar ile olumsuz müşteri davranışı gösterdiğini kabul eden 233 müşterinin verileri analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda çalışanın algılanan olumsuz davranışlarının, müşterinin olumsuz davranışı üzerinde etkisi bulunmamaktadır. Çalışanın algılanan olumsuz davranışları algılanan hizmet tatminsizliğini olumlu yöne etkilemektedir. Algılanan hizmet tatminsizliğinin müşterinin olumsuz davranışlarını artırmaktadır. Diğer taraftan algılanan hizmet tatminsizliğinin, çalışanın olumsuz davranışları ile çalışanın algılanan olumsuz davranışları arasında bir aracılık rolü bulunmamaktadır.
Sosyal medya bağımlılık düzeyi ile temel psikolojik ihtiyaçlar arasındaki ilişkinin incelenmesi: Üniversite öğrencileri üzerinde bir araştırma
İnternet kullanım istatistiklerine göre; dünya genelindeki internet kullanıcılarının sayısı her geçen gün hızla artmaktadır. Çoğunluğunu Y ve Z kuşağı olarak tanımlanan genç nüfusun oluşturduğu internet kullanıcılarının, yarısından fazlası aynı zamanda bir sosyal medya hesabı da kullanmaktadır. Kişilerin sosyal medya kullanımları, sağlıklı veya bağımlılık derecesinde olabilmektedir. Sosyal medya uygulamalarının kullanımında son on yılda meydana gelen hızlı artış, bu uygulamaların bağımlılığa yol açmasına yönelik endişeleri de beraberinde getirmiştir. Literatürde, sorunlu internet kullanımlarından biri olarak kabul edilen sosyal medya bağımlığı; "Sosyal medyaya karşı aşırı düşkün olmak, sosyal medyayı kullanmak için güçlü bir istek duymak veya kontrol edilemeyen güçlü bir motivasyonla sosyal medyada oturum açmak ve kişinin bu aktiviteye harcadığı zamanın onun diğer sosyal faaliyetlerini, çalışma hayatını, kişilerarası ilişkilerini bozması" olarak tanımlanmaktadır. Kişinin sosyal medyayı sağlıklı ya da bağımlılık derecesinde kullanıp kullanmadığı konusundaki konumu, onun sosyal medya kullanımıyla karşılamaya çalıştığı ihtiyaçlara ve sosyal medyanın bu ihtiyaçlarını nasıl karşıladığına göre değişmektedir. Bu nedenle, insanları sosyal medyaya aşırı düşkün olmaya iten güdü ve psikolojik doyumun ne olduğu konusu araştırmacıların dikkatini çekmiştir.Bu araştırmada, internet kullanım oranının yüksek olduğu yaş grubunda yer alan üniversite öğrencilerinin, sosyal medya bağımlılık düzeyi ile temel psikolojik ihtiyaçlarının karşılanma düzeyi arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma verilerinin toplanması için üniversitede lisans eğitimi gören 178'i kız ve 330'u erkek olmak üzere toplam 508 öğrenci örneklem olarak seçilmiştir. Araştırma örnekleminden, nicel araştırma yöntemlerinden anket tekniği ile birincil veriler toplanmıştır. "Sosyal Medya Bağımlılık Ölçeği-Yetişkin Formu", "Üniversite Öğrencileri Temel İhtiyaçlar Ölçeği'' ve "Kişisel Bilgi Formu" ile elde edilen veriler SPSS 22.0 programıyla analiz edilmiştir.Araştırmada sosyal medya bağımlılığı; sanal tolerans ve sanal iletişim alt boyutları ile birlikte ele alınmıştır. Araştırma sonucuna göre, üniversite öğrencilerinin %17,9'unun sosyal medya bağımlısı olduğu bulunmuştur. Tüm katılımcıların sosyal medya bağımlılığının derecesi ise orta düzeyde (2.84) bulunmuştur. Sosyal medya bağımlılığının sanal iletişim alt boyutu, sanal tolerans alt boyutuna kıyasla daha yüksek ortalamaya sahip değişken olmuştur. Üniversite öğrencileri, sosyal medyaya giriş için çoğunlukla taşınabilir cihazları kullanmaktadır. Öğrencilerin sosyal medyayı günlük kullanım sürelerine bakıldığında; %48'inin günde 1-3 saat aralığında, %36'sının günde 4-6 saat aralığında ve %8,7'sinin günde 7 saat ve üstünde sosyal medya kullandıkları görülmektedir. Sosyal medya kullanımları büyük çoğunlukla akşam ve gece saatlerindedir. COVID-19 sürecinde öğrencilerin %83'ünün sosyal medya kullanım sürelerinde önemli artış yaşanmış ve bu durum bağımlılık düzeylerinde de artışa neden olmuştur. Sosyal medya bağımlılığı; cinsiyet, yaş, kardeş sayısı, eğitim alınan sınıf düzeyi, sosyal medyanın gün içindeki kullanım zamanı, günlük kullanım süresi, ne kadar zamandır kullanıldığı ve COVİD-19 sürecine göre farklılaşmaktadır. Üniversite öğrencilerinin sosyal medya bağımlılık oranlarıyla ilgili elde edilen bu veriler, onların yardım müdahalesine ihtiyaç duyduklarına işaret etmektedir.Araştırmanın bağımsız değişkeni olan temel psikolojik ihtiyaçlar; sevgi-ait olma, eğlence, güç ve özgürlük olmak üzere dört boyutta ele alınmıştır. Üniversite öğrencileri, genel olarak psikolojik ihtiyaçlarının yeterince karşılandığını düşünmektedir. En yüksek oranda karşılanan psikolojik ihtiyaç; sevgi-ait olma ihtiyacı iken en düşük oranda karşılanan psikolojik ihtiyaç güç ve özgürlük ihtiyacı olmuştur. Temel psikolojik ihtiyaçların karşılanma düzeyi; ailenin aylık toplam geliri, öğrencilerin aylık harcanabilir geliri (harçlık vb.), yaş, kardeş sayısı, kardeşler arasındaki yaş sırası, eğitim alınan sınıf, sosyal medyanın gün içindeki kullanım zamanı ve günlük kullanım süresine göre farklılaşmaktadır. Araştırmanın ana konusu olan sosyal medya bağımlılığı ile temel psikolojik ihtiyaçların karşılanma düzeyi arasındaki ilişkiye bakıldığında, bu iki değişken arasında negatif yönlü ve düşük dereceli bir ilişki olduğu görülmektedir. Bazı temel psikolojik ihtiyaçların yeterince karşılanması sosyal medya bağımlılığını azaltırken, yeterince karşılanmaması ise artırmaktadır.
Üniversite öğrencilerinin sosyal medya bağımlılık düzeylerinin davranış ve uyum problemleri ile ilişkisi
Sosyal medya;bireylerin(ergen,genç,yaşlı)gündelik haytatta ulaşım sağlayabileceği,her anında aktif olabileceği,hayatlarının her kısmını(kültürel,sosyal,ekonomik,siyasal)etkileyecek bir platform haline gelmiştir.Hem bireyin istek ve ihtiyaçları için hem de zorunluluk sebebiyle kullanılan sosyal medya bir çeşit bağımlılığa ortam oluşturabilmektedir.Problemli sosyal medya kullanımı konusunda en riskli gruplardan biri üniversite öğrencileri olduğundan,bu grup araştırma grubu olarak seçilmiştir.Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin sosyal medya bağımlılık düzeyleri ile davranış ve uyum sorunları ilişkisini tespit etmekdir. Araştırmanın örneklemi 2020-2021 eğitim-öğretim yılında İstanbul Gelişim Üniversitesi Psikoloji bölümünde öğrenim gören 163 öğrencidir.Örnekleme seçiminde basit rastgele örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada sosyal medya bağımlılığına ait veriler"Sosyal Medya Bağımlılığı-Yetişkin Formu"(Şahin&Yağcı,2017),davranış ve uyum problemlerine ait veriler ise "Uyum Ölçeği-Üniversite Formu"(Prof.Dr.Adnan Kulaksızoğlu,Uzm.Bülent Dilmaç,Dr.Halil Ekşi,Uzm.Mustafa Otrar)ile toplanmıştır.Demografik değişkenler(Yaş,Cinsiyet,Sınıf Düzeyi,Akademik Başarı,Not Ortalaması,Sosyal Medya Kullanım Süresi)'e ilişkin verileri toplamak için ise "Kişisel Bilgi Formu"kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama araçları ile elde edilen verileri toplamak için ise "Kişisel Bilgi Formu"kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama araçları ile elde edilen verilerin çözümlenmesi "SPSS STATİSTİCS 25.00"paket programı kullanılarak bilgisayar ortamında gerçekleştirilmiştir.Verilerin analizi için Mann Whıtney U testi,Kruskall Wallis Testi,İkili Karşılaştırma Yöntemi kullanılmıştır.Boyutlar arasındaki ilişkinin incelenmesi için Sperman Korelasyonu kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda sosyal medya bağımlılığının demografik değişkenlerden yaş,yıllık kullanım süresi,günlük kullanım süresine farklılaştığı tespit edilmiştir.Bununla birlikte sosyal medya bağımlılık düzeyleri yüksek ve çok yüksek olan grubun çok düşük bağımlılığı olan gruba göre daha fazla oranda uyum sorunu yaşadığı görülmüştür.
Ergenlerde problemli internet kullanımı ve benlik saygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Araştırma ergenlerde problemli internet kullanımı ile ilgili özelliklerin, problemli internet kullanımı ve benlik saygısı arasındaki ilişkinin incelemesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırmada ölçekler yardımıyla toplanan bilgiler nicel veri analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırma, İstanbul ili Uğur Okulları Güngören Kampüsünde eğitim gören 613 lise öğrencisi arasından çalışmaya katılmayı kabul eden 459 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulguları değerlendirildiğinde, erkeklerin (n=129) benlik saygılarının kız ergenlerden (n=330) daha yüksek olduğu saptanmıştır. (p=0,001). Bir diğer ulaşılan sonuç, ebeveynleri birlikte olan ergenlerin (n=411) benlik saygılarının ebeveynleri boşanmış ya da ayrı yaşayanlara (n=48) göre daha yüksek olduğudur (p=0,046). Öte yandan yüksek sosyo- ekonomik imkânlara sahip olan ergenlerin (n=40) benlik saygılarının yüksek, düşük gelirli olanların (n=33) ise benlik saygılarının düşük olduğu bulunmuştur (p<0,001). Problemli internet kullanımı farklı değişkenlere göre incelenmiş ve problemli internet kullanımının en fazla 17-18 yaş grubunda (n=170, p<0,001) ve lise 4. sınıfta (n=146, p<0,001) görüldüğü saptanmıştır. Araştırmanın bir diğer sonucu ise, ekonomik durumu orta düzeyde olanların problemli internet kullanımının daha fazla olduğudur (n=40, p=0,007). Benlik saygısı ile problemli internet kullanımı arasında pozitif ilişki görülmüş, benlik saygısı arttıkça problemli internet kullanımının da arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç: Çalışma bulgularımız bütün olarak değerlendirildiğinde ekonomik durum ve ebeveyn birlikteliğinin benlik saygısını etkilediğini ve problemli internet kullanımı açısından 17-18 yaş grubunu ile sosyo-ekonomik durum olarak orta düzey gelire sahip olanların riskli grup olduğunu söylemek mümkündür.
4-6 yaş arasındaki çocuklarda sosyal yetkinlik düzeyleri ve davranış problemleri arasındaki ilişkinin demografik verilere göre incelenmesi
Çocuğun sosyal gelişiminde en etkili evre olan okul öncesi dönem, sosyal yetkinlik davranışlarının da gelişebilmesi yönünden oldukça önemlidir. Çocuğun toplum içinde yaşadığı sorunlar ve bu sorunların çözümlenme yollarında, çevresindeki aile ve akranlarıyla kurduğu iletişim şekillerinde, davranışlarının şekillenmesinde, kişiliğinin oluşumunda sosyal yetkinlik düzeyi ona rehberlik etmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, 4-6 yaş arasındaki çocuklarda sosyal yetkinlik düzeyleri ve davranış problemleri arasındaki ilişkinin demografik verilere göre incelenmesidir. Araştırmada 88 kız ve 42 erkek olmak üzere 130 çocuk seçilmiştir. Araştıma İstanbul ilinde Bahçelievlerdeki anaokullarını kapsamaktadır. Araştırma kapsamında veri toplama aracı olarak, Sosyal yetkinlik ve davranış değerlendirme ölçeği ve Okul Sosyal Davranış Sorunları Tarama Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonunda sosyal yetkinlik ile sosyal yeterlik, kişiler arası ilişkiler, öz denetim becerisi ve akademik beceriler arasında orta düzey ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca Sosyal yetkinlik ile olumsuz sosyal davranışlar, saldırgan sinirli davranışlar ile antisosyal/agresif ve yıkıcı talepkar davranışlar davranışlar arasında orta düzey ve negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu kapsamda okul psikolojik danışmanları öğrencilerin erken gelişim özelliklerini, olumlu benlik algılarını ve farkındalıklarını geliştirebilmeleri için çocuklara ve ailelerine eğitim programları planlayabilir.
Genç erişkinlerde problemli sosyal medya kullanımının narsisistik kişilik özellikleri ve psikolojik belirtilerle ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı genç erişkinlerde problemli sosyal medya kullanımı, narsisistik kişilik özellikleri ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın veri toplama tekniği çevrimiçi anketler yoluyla yapılmıştır. Araştırmaya 387 kişi katılmıştır. Araştırmada kullanılan anketler, katılımcılara sosyal medya uygulamaları ve e-posta yoluyla iletilmiştir. Katılımcılardan alınan veriler, SPSS 25.0 paket yazılımına girilmiş olup, araştırmacı tarafından karşılaştırmalı ve ilişkisel analiz yöntemleri uygulanmıştır. Araştırmada katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Narsisistik Kişilik Envanteri ve Kısa Semptom Envanteri uygulanmıştır. Kullanılması ölçeklerin ve örneklemin sağladığı veriler normal dağılım gösterdiği için Bağımsız Örneklem t Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Korelasyonu ve Doğrusal Regresyon Analizi uygulanmıştır. İlişki saptanan değişkenlerle Çoklu Regresyon Analizi yapılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, kadın ve erkeklerin narsisistik kişilik özellikleri bakımından anlamlı düzeyde farklı olmadığı sonucu elde edilmiştir. Ayrıca, Kadın ve erkeklerin narsisistik kişilik özellikleri toplam puanlarında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Kadınların SMBÖ meşguliyet, duygu durum, tekrarlama ve çatışma alt boyut puanları erkek katılımcılara kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Kadınların Kısa Semptom Envanteri (KSE) anksiyete, depresyon, olumsuz benlik, somatizasyon ve hostilite alt boyut puanları erkeklere kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Diğer sosyodemografik değişkenler arasındaki aile ile ilişkiler değişkenine göre, ailesiyle ilişkisinin kötü olduğunu belirten katılımcıların KSE alt boyutlarında anlamlı düzeyde daha yüksek puan aldıkları görülmüştür. Yalnızca somatizasyon alt boyutunun ailesiyle ilişkilerinin iyi olduğunu belirten katılımcılarda daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sosyal medya uygulamalarından Instagram'ı kullandığını belirten katılımcıların Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (SMBÖ) alt boyutlarından anlamlı düzeyde daha yüksek puanlar aldığı bulunmuştur. Katılımcılar arasında sosyal medyada video paylaşmayı tercih edenlerin NKE toplam puanının fotoğraf, ileti ve diğer türde paylaşım yapanlara kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ayrıca, internet kullanım amacı fotoğraflara bakmak ve internet günlüğü olan katılımcıların SMBÖ alt boyutlarından anlamlı düzeyde daha yüksek puan aldıkları görülmüştür. Sosyal medya bağımlılığı, narsisistik kişilik özellikleri ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkiye yönelik bulgular incelendiğinde, sosyal medya bağımlılığının narsisistik kişilik özellikleri ve psikolojik belirtiler ile pozitif yönlü ve anlamlı ilişkisi olduğu saptanmıştır. Sosyal medya bağımlılığını yordayan değişkenlere yönelik bulgulara göre, anksiyete, depresyon, somatizasyon ve olumsuz benlik alt boyutlarının sosyal medya bağımlılığını anlamlı düzeyde yordadığı sonucu elde edilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçların problemli sosyal medya kullanımı ile ilişkili olan psikolojik faktörler ve risk faktörü olabilecek durumların değerlendirilmesi bakımından önemli olduğıu ve literatüre katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Gelecekte yapılacak araştırmalarla bulguların desteklenebileceği ve literatüre katkı sunulabileceği düşünülmektedir.
Okul öncesi dönem çocuklarının davranış problemleri ve ebeveynlerinin yaşam pozisyonları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmada okul öncesi dönem çocuklarının davranış problemleri ve ebeveynlerinin yaşam pozisyonları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini 2019-2020 eğitim ve öğretim yılında Ankara Altındağ İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bağımsız anaokullarına ve ilkokulların anasınıflarına devam eden 3-6 yaş dilimi içerisindeki 4109 çocuk ve onların ebeveynleri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise % 5 hata payı ile 387 çocuk ve onların ebeveynleri oluşturmuştur. Araştırma verileri Aile Bilgi Formu, Okul Öncesi ve Anaokulu Davranış Ölçeği ve Yaşam Pozisyonları Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Gruplar T Testi, Mann Whitney-U Testi, Kruskal Wallis-H Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Kolmogorov-Smirnov, Shapiro-Wilk testleri, Bonferroni Çoklu Karşılaştırma Testi, Pearson Korelasyon Katsayısı ve Çoklu Regresyon kullanılmıştır. Okul Öncesi ve Anaokulu Davranış Ölçeğinin toplam içe yönelim ve dışa yönelim davranış problemleri puanları ile Yaşam Pozisyonları Ölçeği alt boyutlarından Ben İyiyim, Sen İyisin puanları arasında negatif; Ben İyi Değilim, Sen İyisin ve Ben İyi Değilim, Sen İyi Değilsin puanları arasında ise pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Son olarak, Okul Öncesi ve Anaokulu Davranış Ölçeği puanlarının Yaşam Pozisyonları Ölçeği alt boyut puanlarının yordamasına ilişkin regresyon analizi sonuçlarında ise Ben İyiyim, Sen İyisin (negatif etki) ve Ben İyi Değilim, Sen İyi Değilsin (pozitif etki) puanlarının davranış problemleri puanlarını yordamada istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu görülmektedir. Bu kapsamda araştırma bulguları ilgili literatür çerçevesinde tartışılarak yorumlanmış ve önerilerde bulunulmuştur.
Özel yetenekli öğrencilerin davranış problemlerinin ve öğretmenlerin bu davranışlarla baş etme yöntemlerinin belirlenmesi
Özel yetenekli öğrenciler eğitim-öğretim sürecini olumsuz etkileyen bazı davranış problemleri sergilemektedirler. Bu araştırmada Bilim ve Sanat Merkezlerinde eğitim alan özel yetenekli öğrencilerde gözlemlenen davranış problemlerinin neler olduğu ve bu davranış problemleriyle başa çıkmada öğretmenlerin kullandıkları yöntemlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmada nitel araştırma desenlerinden durum çalışması kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Samsun Rotary Kulübü Bilim ve Sanat Merkezi'nde görev yapmakta olan öğretmenler ve burada eğitim alan özel yetenekli ilkokul ve ortaokul öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmada veriler yapılandırılmış görüşmeler ve sınıflarda yapılan gözlemler aracılığıyla toplanmış; içerik analizi ile analiz edilmiştir. Ayrıca elde edilen verilerin yorumlanmasında araştırmacı günlüklerinden yararlanılmıştır. Öğretmenler, sınıflarında en çok karşılaştıkları davranış problemlerinin dinlememe-başkalarının sözünü kesme ve çok soru sorma olduğunu; davranış problemleriyle başa çıkmada en çok rehberlik servisi ve aileyle iş birliği yaptıklarını belirtmişlerdir. Sınıf gözlemlerinde en çok karşılaşılan davranış problemlerinin sınıfta gürültü yapma, sınıfta izinsiz hareket etme olduğu; öğretmenlerin sınıflarda davranış problemleriyle baş ederken en çok doğru davranışa yönlendirme tekniğini kullandıkları görülmüştür. Elde edilen sonuçlar tartışılarak uygulamaya ve ileri araştırmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Okul öncesi öz-düzenleme programı'nın çocukların özdüzenleme, problem davranış ve sosyal becerilerine etkisi
Araştırmanın amacı; çocukların öz düzenleme becerilerinin desteklenmesi amacıyla "Okul Öncesi Öz-düzenleme Programı" geliştirilmesi ve programın çocukların özdüzenleme becerileri, problem davranışları ve sosyal becerilerine etkisinin incelemesidir. Araştırma, "İç İçe Karma Desen'de (The Embedded Design)" gerçekleştirilmiş; nicel boyutu ön-test son-test kontrol gruplu yarı deneysel desen, nitel boyutu ise temel nitel araştırma olarak tasarlanmıştır. Çalışma grubunu; Ankara ili Altındağ ve Mamak ilçelerinde dört anasınıfında eğitim gören 26'sı deney, 26'sı kontrol grubu 52 çocuk ve deney grubundaki iki öğretmen oluşturmaktadır. Nicel veriler MANOVA ve bağımlı örneklemler için t testi, nitel veriler ise tümdengelim yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırmada deney grubunda 7 hafta, hafta 3 gün olmak üzere 21 oturumdan oluşan program uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçlarında; Öz-düzenleme becerilerinde deney ve kontrol grubu ön-test son-test puanlarında anlamlı farklılık görülmüştür. Deney ve kontrol gruplarının özdüzenleme becerileri son-test puanlarında deney grubu lehinde anlamlı farklılık görülmüştür. Nitel bulgular incelendiğinde programın, çocukların davranışlarında dikkat, duygu ve davranış düzenleme alt boyutlarında etkili olduğu ve nitel bulguların nicel bulguları desteklediği görülmüştür. Problem davranışlar ön-test ve son-test puanlarında deney grubunda anlamlı farklılık görülürken, kontrol grubunda anlamlı farklılık görülmemiştir. Deney ve kontrol gruplarının problem davranışlara yönelik son-test puanlarında deney grubu lehine anlamlı farklık bulunmuştur. Nitel bulgular incelendiğinde çocukların problem davranışlarında azalma olduğu ve nitel bulguların nicel bulguları desteklediği sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal becerilerde deney ve kontrol grubu ön-test ve son-test puanlarında anlamlı farklılık görülmüştür. Deney ve kontrol grubundaki çocukların sosyal becerilerine yönelik son-test puanlarında ise deney grubu lehinde anlamlı farklılık bulunmuştur. Nitel verilerden çocukların sosyal becerilerinde gelişme olduğu ve nitel bulguların nicel bulguları desteklediği sonucuna ulaşılmıştır.
Psikolojik ve davranışsal kontrolün ergenin davranış problemleri ile ilişkisi: Ergenin ebeveyn kontrolüne ilişkin değerlendirmelerinin aracı rolü
Araştırmanın temel amacı, annelerin kontrol uygulamaları ile ergenin davranış problemleri arasındaki ilişkiyi açıklayan mekanizmaları incelemektir. Bu bağlamda, ilk olarak psikolojik ve davranışsal kontrol uygulamaları ile davranış problemleri arasındaki ilişkide ergenin bu uygulamalara yönelik bilişsel ve duygusal değerlendirmelerinin aracı rolü araştırılmıştır. İkinci olarak, sözü edilen ilişki örüntüsünde ebeveyn sıcaklığının, ergenin mizacının ve kontrol uygulamalarına yönelik meşruluk algısının düzenleyici rolü incelenmiştir. Üçüncü olarak, tüm bu ilişki örüntülerinin ergenin cinsiyetine göre farklılaşıp farklılaşmadığı araştırılmıştır. Araştırmaya Ankara il merkezindeki ortaokul (7. ve 8. sınıflar) ve liselerde (9. sınıflar) öğrenimlerine devam eden 689 ergen (Ort. = 13.95; S = .94, %59.7'si kız) ve annesi katılmıştır. Hem ergenlere hem de annelere psikolojik ve davranışsal kontrol uygulamalarına, ebeveyn sıcaklığına ve ergenin içe ve dışa yönelim problemlerine ilişkin ölçekler uygulanmıştır. Bunlara ek olarak, ergenler psikolojik ve davranışsal kontrol uygulamalarına yönelik değerlendirmeleri ve meşruluk algıları ile olumsuz duygulanım mizaç özelliklerini bildirmişlerdir. Araştırma bulguları, ergenlerin psikolojik kontrol uygulamalarına yönelik değerlendirmelerinin, psikolojik kontrol ile içe ve dışa yönelim problemleri arasında kısmi aracı rol oynadığını göstermiştir. Bu ilişkinin ergenin olumsuz duygulanım mizaç özelliğinden bağımsız olduğu ancak anneden algılanan sıcaklığa ve bu uygulamalara yönelik meşruluk algısına göre farklılaştığı bulunmuştur. Bununla birlikte, ergenlerin davranışsal kontrol uygulamalarına yönelik değerlendirmelerinin, davranışsal kontrol ile içe ve dışa yönelim problemleri arasında tam aracı rol oynadığı ortaya konmuştur. Bu ilişkinin ebeveyn sıcaklığından, ergenin mizacından ve bu uygulamalara yönelik meşruluk algısından bağımsız olduğu gösterilmiştir. Ergenin cinsiyetinin ele alınan ilişkilerde düzenleyici bir rol oynamadığı bulunmuştur. Araştırma bulguları, psikolojik kontrol uygulamalarının sıklığı arttıkça daha olumsuz değerlendirildiğine buna bağlı olarak davranış problemlerine yol açtığına işaret etmektedir. Annelerini daha sıcak ve psikolojik kontrol uygulamalarını daha meşru algılayan ergenlerin, bu uygulamaların artışına daha duyarlı oldukları söylenebilir. Ayrıca, davranışsal kontrol uygulamalarının sıklığı arttıkça daha az olumsuz değerlendirildiği ve davranış problemlerini engellemede etkin olduğu ifade edilebilir. Bu sonuçlar, diğer kültürlerde elde edilen araştırma bulguları ve farklı kuramlar çerçevesinde tartışılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin siber zorbalık ve siber mağduriyet düzeylerinin problemli internet kullanım düzeyleri ve demografik değişkenlere göre incelenmesi
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin problemli internet kullanım düzeyinin siber zorbalık ve siber mağduriyet düzeylerini yordama gücünü belirlemek; cinsiyet, sınıf düzeyi, anne ve babanın eğitim düzeyi ve ailenin gelir düzeyine göre öğrencilerin siber zorbalık düzeyi ve siber mağduriyet düzeyinde bir değişim olup olmadığını incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 2017-2018 eğitim öğretim yılında Ege Üniversitesinin farklı fakültelerinde öğrenim gören 863 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Yenilenmiş Siber Zorbalık Envanteri, Problemli İnternet Kullanımı Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde, Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi ve Çok Değişkenli Varyans Analizinin (MANOVA) parametrik olmayan versiyonu olan Kruskall Wallis-H tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırma bulguları, siber zorbalık ve siber mağduriyetin üniversite öğrencileri arasında yaygın bir problem olduğunu ortaya koymuştur. Öğrencilerin siber zorbalık ve siber mağduriyet düzeyleri cinsiyet ve ailenin gelir düzeyine göre anlamlı düzeyde farklılık gösterirken sınıf düzeyi ve babanın eğitim düzeyine göre anlamlı düzeyde farklılık göstermemektedir. Annenin eğitim düzeyine göre ise siber zorbalık düzeyleri anlamlı düzeyde farklılık gösterirken siber mağduriyet düzeyleri göstermemektedir. Buna ek olarak, problemli internet kullanımının alt ölçekleri olan sosyal fayda ve internetin olumsuz sonuçları siber zorbalık ve siber mağduriyeti yordarken diğer alt ölçek olan aşırı kullanım yordamamaktadır. Bulgular, ilgili alanyazın temelinde tartışılmış ve bazı öneriler sunulmuştur.
Lise öğrencilerinin temel psikolojik ihtiyaçları ile problemli internet kullanımları arasındaki ilişkide yaşam doyumunun aracılık rolü
Bu araştırmanın amacı, veri toplama araçları olan ölçeklerden ve alanyazından elde edilen bilgiler ışığında lise öğrencilerinin temel psikolojik ihtiyacı ile problemli internet kullanımı arasındaki ilişkide yaşam doyumunun aracı rolünü incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, Öz-Belirleme Kuramı çerçevesinde temel psikolojik ihtiyaçlar ile problemli internet kullanımı arasındaki ilişkide yaşam doyumunun aracı rolüne ilişkin kurulan model test edilmiştir. Bu çalışma, ilişkisel tarama modeline dayanan betimsel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini 2018-2019 eğitim öğretim yılı içerisinde İzmir ilinin Bornova, Konak ve Karabağlar merkez ilçelerindeki Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı resmi Anadolu liselerinde öğrenim gören 9., 10., 11. ve 12. sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Araştırma kapsamında seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden uygun/kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemi seçilmiştir. Çalışmanın örneklem grubu, 796'sı kız ve 522'si erkek öğrenci olmak üzere 1318 lise öğrencisinden oluşmuştur. Bu araştırmada veriler Problemli İnternet Kullanımı Ölçeği-Ergen Formu, Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu ile elde edilmiştir. Ayrıca Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeğinin lise öğrencileri üzerinde geçerlik ve güvenirlik çalışması araştırmacı tarafından gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde koşullu süreç analizi yapılmıştır. Sonuç olarak, öncelikle Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeğinin lise öğrencilerine yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu saptanmıştır. Bunun dışında temel psikolojik ihtiyaçların problemli internet kullanımını negatif yönde ve yaşam doyumunu pozitif yönde anlamlı düzeyde yordadığı, ayrıca yaşam doyumunun da problemli internet kullanımını negatif yönde anlamlı düzeyde yordadığı tespit edilmiştir. Öz-Belirleme Kuramı kapsamında lise öğrencilerinde temel psikolojik ihtiyaçlar ile problemli internet kullanımı arasındaki ilişkide ise yaşam doyumunun kısmi aracılık rolüne sahip olduğu saptanmıştır. Özetle, araştırma sonuçları kurulan modeli doğrulamıştır. Elde edilen bulgular alanyazın dikkate alınarak tartışılmış ve yorumlanmıştır. Ailelere, okul psikolojik danışmanlarına ve araştırmacılara bazı öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: İnternet, Problemli İnternet Kullanımı, Psikolojik İhtiyaçlar, Yaşam Doyumu.
36-66 aylık çocukların sosyal yeterlilik ve davranışlarının incelenmesi: Kapadokya örneği
Bu araştırmada 36-66 aylık çocukların sosyal becerileri, problem davranışları ile sosyal yeterlilik ve davranışları çeşitli değişkenler açısından incelenerek; sosyal beceri, problem davranış ile sosyal yeterlilik ve davranışları arasındaki ilişkinin ve yordayıcılık düzeylerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırmada, nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Kapadokya Bölgesi sınırları içerisinde yer alan (Nevşehir, Niğde, Aksaray, Kayseri Kırşehir illeri) MEB'e bağlı anaokulları ve anasınıflarındaki gönüllü katılımı sağlanan 44 öğretmen, sınıflarında bulunan her bir çocuk için ölçme araçlarını doldurmuş, toplamda 594 okul öncesi dönem çocuğu çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından geliştirilen ve çocukların sosyo-demografik özelliklerini tespit etmek amacıyla kullanılan "Kişisel Bilgi Formu", Merrell (1994) tarafından geliştirilen, Özbey ve Alisinanoğlu (2009) tarafından geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılan "Sosyal Beceri Ölçeği" ve "Problem Davranış Ölçeği" olmak üzere iki bağımsız ölçekten oluşan "Anaokulu ve Anasınıfı Davranış Ölçeği", LaFreniere ve Dumas tarafından 1996 yılında geliştirilen ve araştırmacı tarafından Türk kültürüne uyarlaması yapılan "Sosyal Yeterlilik ve Davranış Değerlendirme-30" ölçeği kullanılmıştır. SYDD-30 ölçeği için Cronbach Alpha genel güvenilirlik katsayısı α= .889 olarak hesaplanmış olup; "Kızgınlık / Saldırganlık" boyutu için Cronbach Alpha α= .867, "Sosyal Yeterlilik" boyutu için Cronbach Alpha α= .831, "Sosyal Kaygı" Cronbach Alpha α= .648 değerleri elde edilmiştir. Ayrıca SYDD-30 ölçeğinin özgün formunun faktör yapısının Türk çalışma grubunda doğrulanıp doğrulanmayacağını belirlemek üzere doğrulayıcı faktör analizi yapılmış, üç boyut ve toplam 30 maddeden oluşan SYDD-30 ölçeğinin (on maddelik "Kızgınlık / Saldırganlık" boyutu, on maddelik "Sosyal Yeterlilik", on maddelik "Sosyal Kaygı" boyutu) birinci düzey faktöriyel yapısı LISREL 9.1 (Scientific Software International) programı kullanılarak test edilmiştir. Bu geçerlilik ve güvenilirlik analizleri sonucunda araştırmada kullanılan SYDD-30 ölçeğinin geçerli ve güvenilir olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 20 paket programı kullanılmış; frekans ve yüzde dağılımları alınmış, bağımsız örneklemler t-testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma bulguları sonucunda; sosyal beceri, problem davranış, sosyal yeterlilik ve davranış düzeyleri bakımından cinsiyet, yaş, anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi, aile gelir düzeyi ve kardeş sayısı değişkenlerine göre bazı anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. 36-66 aylık çocukların sosyal beceri ve problem davranışları arasında orta düzeyde, negatif ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sosyal beceri ve SYDD-30 ölçeğinin boyutları olan kızgınlık / saldırganlık, sosyal yeterlilik ve sosyal kaygı puanları arasında anlamlı ilişkiler olduğu görülmektedir. Ayrıca problem davranış ve SYDD-30 ölçeğinin boyutları olan kızgınlık / saldırganlık, sosyal yeterlilik ve sosyal kaygı puanları arasında anlamlı ilişkiler olduğu saptanmıştır.
Ergenlerde duygu düzenleme ve stresle baş etme psiko-eğitim programının problemli internet kullanımına etkisi
Bu araştırmada, bilişsel davranışçı yaklaşıma dayalı Duygu Düzenleme ve Stresle Baş Etme Psiko-eğitim Programının ortaöğretime devam eden ergenler üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu oluşturmak amacıyla; 2021-2022 eğitim öğretim yılında ortaöğretimde öğrenim gören 154 kadın, 132 erkek olmak üzere toplam 286, 9., 10. ve 11. sınıf öğrencilerine Problemli İnternet Kullanım Ölçeği (PİKÖ)-Ergen, Ergenler İçin Başa Çıkma Ölçeğinin (EBÇÖ), Ergenler İçin Duygu Düzenleme Ölçeği (EİDDÖ) ve Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Ölçek sonuçlarına göre problemli internet kullanımı yüksek olan, psiko-eğitim programına katılmak için gönüllü olan ve çalışma grubu için gereken ölçütlere uygun ergenlerle yapılan bireysel görüşmeler neticesinde çalışma grupları oluşturulmuştur. Deney grubuna 15 ve kontrol grubuna 15 ergen atanmıştır. Deney grubuna, 10 oturumdan oluşan ve haftada bir kere olmak üzere araştırmacı tarafından hazırlanmış olan duygu düzenleme ve stresle baş etme psiko-eğitim programı uygulanmış, kontrol grubuyla ise bir işlem yapılmamıştır. Elde edilen veriler SPSS 21.0 istatistik programıyla analiz edilmiştir. Verilerin normal dağılım göstermemesi sebebiyle verilerin çözümlenmesinde nonparametrik karşılaştırmalardan Mann Whitney U ve Wilcoxon istatistik analizleri kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, Duygu Düzenleme ve Stresle Baş etme Psiko-eğitim Programı ergenlerin problemli internet kullanımı tüm ölçek ve alt boyutlarının tamamında (internetin olumsuz sonuçları, aşırı kullanım, sosyal fayda/sosyal rahatlık) anlamlı farklılığın olduğu ve ergenlerin problemli internet kullanımlarının azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte uygulanan psiko-eğitim neticesinde edinilen bulgular incelendiğinde duygu düzenleme alt boyutlarının tümünde (içsel işlevsel duygu düzenleme, içsel işlevsel olmayan duygu düzenleme, dışsal işlevsel duygu düzenleme, dışsal işlevsel olmayan duygu düzenleme) anlamlı farklılık görülmüş ancak ergenlerin içsel işlevsel duygu düzenleme düzeylerinin araştırmanın hipotezinin aksine düşüş görülmüştür. Araştırma bulguları incelendiğinde bir diğer sonuç da psiko-eğitim programı sonrası ergenlerin stresle başa çıkma alt boyutlarından kaçınan başa çıkma alt boyutunda anlamlı düzeyde azalma görülmüştür. Stresle başa çıkma diğer alt boyutları olan olumsuz başa çıkma ortalama düzeyleri azalmış ve aktif başa çıkma ortalama düzeyleri artmasına karşın anlamlı bir farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Psiko-eğitim programının tamamlanmasından 4 ay sonra tüm ölçeklerde yapılan son test ve izleme ölçümlerinde anlamlı bir farklılığın olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre Duygu Düzenleme ve Stresle Baş Etme Psiko-eğitim Programının, ergenlerin problemli internet kullanımlarının azalmasında anlamlı etkiye sahip bir psiko-eğitim programıdır.
Özel gereksinimli öğrencilerin ev ortamında sergiledikleri problem davranışlar ve ebeveynlerin kullandıkları önleyici stratejilerin belirlenmesi
Bu araştırmanın amacı, özel gereksinimli bireylerin ev ortamında sergiledikleri problem davranışlar ve ebeveynlerin kullandıkları önleyici stratejilerin belirlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda Konya ilinde farklı yaş ve engel gruplarına dahil olan çeşitli özel eğitim okullarında eğitim gören ve ev ortamında problem davranış sergileyen 12 erkek ve 8 kız toplam 20 öğrenci belirlenmiştir. Araştırmamızın çalışma grubunu bu öğrencilerin ebeveynleri oluşturmaktadır. Çalışmamızda nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım tercih edilmiştir. Ebeveynlerin ev ortamında sergilenen problem davranışlara ilişkin görüşlerinin alınabilmesi ve kullandıkları önleyici stratejilerin belirlenebilmesi için yarı yapılandırılmış görüşme formu ve örnek olay kullanılarak veriler toplanmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formuna ait verilen analizi betimsel analiz ile ve örnek olay görüşme formuna ait verilerin analizi içerik analizi yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular incelendiğinde özel gereksinimli öğrencilerin ev ortamında sergiledikleri problem davranışların en çok saldırganlık/vurma davranışı olduğu belirlenmiştir. Ev ortamında sergilenen diğer davranışlar ağlama, aşırı yeme, bağırma, çevresine/eşyalara zarar verme, soyunma, korkma ve kendine zarar verme davranışları olarak belirlenmiştir. Bu davranışların genel olarak günde 5 defadan fazla ve 15-60 dakika arasında süreyle sergilendiği belirlenmiştir. Bu problem davranışların işlevlerine ilişkin görüşleri incelendiğinde en çok nesne veya etkinliğe ulaşma işlevi olduğu belirlenmiştir. Ev ortamında sergilenen problem davranışlarda aile üyelerinin öyleydi strateji olarak en çok seçerek sunmayı tercih ettikleri belirlenmiştir. Sonrasında ise sırayla; ortamdan uzaklaştırma ve fiziksel engeller koyarak problem davranışı önlemeyi tercih ettikleri belirlenmiştir. Ev ortamında sergilemeyen problem davranışlarda aile üyelerinin davranışa müdahale olarak en çok görmezden gelme olacak şekilde sırasıyla; ceza vermek çocukların istediklerini verme (problem davranışın işlevini yerine getirme), ortamdan uzaklaşma davranışını sergiledikleri belirlenmiştir. Ev ortamında sergilenen problem davranışlarda aile üyelerinin davranış sonrasında müdahale olarak pekiştireç vererek problem davranışın tekrar etme süresini uzatmayı tercih ettikleri belirlenmiştir. Ev ortamında sergilenen problem davranışların aile yaşantısının olumsuz etkilediği ailenin kendisini toplumdan soyutlamayı tercih ettiği ve kendilerini yorgun hissettikleri belirlenmiştir. Katılımcıların ev ortamında sergilenen problem davranışları içeren örnek olaylarda kullanılması gereken önleyici stratejilere ilişkin en çok önerdikleri stratejinin seçenek sunma olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların ev ortamında sergilenen problem davranışları içeren örnek olaylarda kullanılması gereken davranış sonrası müdahale yöntemlerine ilişkin önerdikleri yöntemler; görmezden gelme, ortamdan uzaklaşma, problem davranışların işlevini yerine getirmeme ve ceza yöntemleri olarak belirlenmiştir. Katılımcıların ev ortamında sergilenen problem davranışları içeren örnek olaylarda kullanılması gereken davranış sonrası müdahale yöntemlerine ilişkin önerileri; problem davranışın işlevini yerine getirme ve alternatif pekiştireç vererek sakinleştirme yönünde olmuştur. Kazanç olarak özel gereksinimli öğrencilerin en çok sergiledikleri problem davranışların diğer ortamlarda sergilenen problem davranışlarla benzerlik gösterdiği belirlenmiştir. Katılımcılarının problem davranışlara yönelik önleme müdahale stratejilerinde yeterince bilgi sahibi olmadıkları belirlenmiştir. Ayrıca katılımcıların kullandıkları ve önerdikleri stratejilerin genel olarak örtüşmediği belirlenmiştir. Bilgi düzeyi yüksek olan ebeveynlerin ise stratejileri uygulamada sorun yaşadıkları dikkat çekmiştir.