Psychosocial effects
50 theses under this subject heading
Gürültülü çalışma ortamının çalışanlar üzerindeki psikososyal etkilerinin incelenmesi: Tekstil sektöründe ampirik bir çalışma
Tekstil sektörü çalışma şartları göz önüne alındığında gürültü düzeyinin yüksek olduğu ortamları barındırdığı bilinmektedir. Bu araştırma nicel araştırma yöntemlerinden faydanılarak genel tarama modeliyle oluşturulmuştur. Uşak ili Tekstil sektöründe faaliyet gösteren işletmede gürültü ile ilgili risklerden korunmalarına dair yönetmelik esaslarına uygun olarak Doğrudan Ölçüm yöntemi ve çalışanların gürültü maruziyetini değerlendirmek amacıyla nicel veri toplama aracı olan anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Günümüz sanayi ve tekstil sektöründe çalışan bireylerin sayısındaki artış hızının yüksekliği; çalışma ortamında çevresel risk etmenlerine bağlı olarak fizyolojik ve psikososyal sorunların çalışanlar üzerinde etkili olduğu görülmektedir. İşletmede yapılan ölçümlerden edinilen bulgular incelendiğinde ise 97.08 dB(A) seviyesine çıkan değerler bunu kanıtlar derecededir. Bu mevcut gürültü düzeyi çalışanda geçici ve kalıcı işitme kayıplarına, performans düşüklüğüne ve verimin düşmesine sebep olabilecek ciddi zararlar ortaya çıkarabilmektedir. Bu bulgular incelendiğinde gürültü düzeyinin yüksekliğinden kaynaklı ortaya çıkarabilecek rahatsızlıklar, çalışanda bıraktığı etki ve meslek hastalıklarının iş sağlığı ve güvenliği kapsamında psikososyal etkiler doğrultusunda değerlendirilmesi gereken önemli bir konu olduğu görülmektedir. Bu amaçla yapılan çalışma, gürültünün çalışanlarda oluşturacağı ii psikolojik etkilerin önüne geçmek amacıyla iş sağlığı ve güvenliği kanununu esas alarak gerekli tespitleri ve önerileri sunmaktadır.
Ceza infaz kurumlarındaki yetişkin hükümlülerde yineleyen fiziksel şiddet suçu davranışını yordayan psikolojik değişkenler
Bu çalışmanın amacı, fiziksel şiddet suçundan (yaralama ve/ya öldürme) ilk kez hapis cezası infaz edenlerle yineleyen (mükerrer) şekilde infaz edenler arasındaki psikososyal değişkenleri karşılaştırmak ve fiziksel şiddet suçundan yineleyen şekilde infaz etmeyi yordayan değişkenleri belirlemektir. Andrews ve Bonta'nın (2010) tanımladığı Tehlike (Risk) – Gereksinim (İhtiyaç) – Duyarlılık (TGD) Modeli kriminojenik gereksinimleri kapsayacak şekilde oluşturulan Demografik Bilgi Formu, bu tez kapsamında Türkçeye uyarlanan Suça Yönelik Tutumlar ve İlişkiler Ölçeği, UPPS Dürtüsel Davranış Ölçeği, Suçu Destekleyen Düşünceler Ölçeği, Tahliye Sonrası Gelecek Beklentileri Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılarak Ankara, Zonguldak, Eskişehir ve Kırşehir'deki kapalı ve açık ceza infaz kurumlarındaki 529 yetişkin erkek hükümlüden veri toplanmıştır. Fiziksel şiddet suçundan ilk kez hapis cezası infaz eden bireyler, yineleyen gruba göre anlamlı olarak daha az 18 yaş öncesi şiddet deneyimi, ailede alkol kullanımı ve suç öyküsü, ceza infaz kurumu öncesi alkol ve madde kullanımı, disiplin cezası, suç davranışında bulunmuş arkadaş sayısı, antisosyal niyet, güç yönelimi, heyecan arayışı, sıkışıklık, aileden ve arkadaştan algılanan sosyal destek bildirmiştir. Yineleyen suç davranışını yordayan değişkenler incelendiğinde ilk kez suç davranışında bulunma yaşı ve bugüne kadarki toplam şiddet suçu sayısının istatistiksel açıdan anlamlı yordayıcılar olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca yapılan aracı model analizlerine göre, heyecan arayışı ve yineleyen fiziksel şiddet suçundan hapis cezası alma arasında güç yönelimi anlamlı bir aracılık etkisine sahiptir. Salıverilme sonrası gelecek beklentileriyle ilgili yapılan regresyon analizlerine bakıldığında: salıverilme sonrasına ilişkin algılanan tehlike, gelecek endişesini; aileden algılanan sosyal destek ve güç yönelimi salıverilme sonrası başa çıkma güvenini; gelecek endişesi, suç davranışında bulunan kişilere yönelik tutum, suçu mantıksallaştırma, heyecan arayışı ve disiplin cezası sayısı ise salıverilme sonrasına ilişkin algılanan tehlikeyi anlamlı olarak yordamaktadır. Araştırmanın sınırlılıkları göz önünde bulundurularak, elde edilen bulguların suç davranışının yinelenmesini önleyici iyileştirme çalışmalarına ve politikalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Harmanlanmış e-öğrenme ortamı bilgi sistem kalitesinin öğrencilerin psikososyal algılarına etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, harmanlanmış e-öğrenme ortamlarında, bilgi sistem kalitesinin öğrencilerin ortama yönelik psikososyal algılarına etkisini incelemektir. Bu amaçla, harmanlanmış e-öğrenme ortamının, öğrencilerin psikososyal algılarına etkisini test etmek için Walker (2003) tarafından geliştirilen uzaktan eğitim öğrenme ortamları ölçeğinin Türkçe versiyonu DELES-TR (Özkök vd, 2009) ve Dağhan ve Akkoyunlu (2016) tarafından Türkçe'ye uyarlanan bilgi sistemleri başarı modeli (DeLone ve McLean, 2003; Chang, 2013) ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, uluslarararası statüye sahip yarı özel bir devlet üniversitesinde lisans ve yüksek lisans öğrenimi gören 536 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri 2017-2018 öğretim yılı güz döneminde toplanmıştır. Kurulan hipotetik model yapısal eşitlik modeli ile sınanmıştır. Araştırma bulgularıyla, Moos'un (1976) sosyal ortam kuramı temel alınarak kurulan hipotetik model doğrulanmıştır. Araştırma sonucunda, hizmet kalitesi, bilgi kalitesi ve sistem kalitesinin öğretmen desteği, öğrenci etkileşimi ve işbirliği, bilgi kalitesi, özgün öğrenme, aktif öğrenme ve öğrenci özerkliği değişkenlerini doğrudan açıklayabildiği ve ortaya çıkan modelin geçerli, güvenilir ve iyi bir uyum sağladığı görülmüştür. Araştırma modeline göre; öğretmen desteği değişkeninin %51'inin ve öğrenci etkileşimi ve işbirliği değişkeninin %20'sinin hizmet kalitesi değişkenince açıklanabildiği, kişisel ilgi değişkeninin %79'unun, otantik öğrenme değişkeninin %72'sinin ve aktif öğrenme değişkeninin %42'sinin bilgi kalitesi değişkenince açıklanabildiği, öğrenci özerkliği değişkeninin ise %47'sinin sistem kalitesi değişkenince pozitif ve anlamlı açıklanabildiği görülmüştür.
Hidroelektrik enerji santrallerindeki gürültü düzeyinin çalışanlar üzerine psikososyal etkilerinin araştırılması
Gürültü, çalışanların sağlığını etkileyen önemli bir fiziksel risk etmenidir. Bu çalışma, Artvin ilinde, Hidroelektrik Enerji Santrallerinde (HES), gürültünün çalışanlar üzerine psikososyal etkilerinin araştırılması amacıyla kesitsel olarak planlanmıştır. Araştırma, Artvin'deki HES'lerde çalışan toplam 110 kişide yapılmıştır. Veriler, gürültü ölçümü, kan basıncı ölçümü, kalp atımı ölçümü yapılarak; kişisel bilgi formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL-BREF TR) ve Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DASS-42) kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, örneklemin gürültü ölçüm ortalaması 72.3 ± 0.8 dB(A) olarak ölçülmüştür. En fazla gürültüye maruz kalan grup teknik personel olarak belirlenmiştir. Çalışanların kan basınçları ve kalp atım sayıları normal sınırlar içindedir. Gürültü seviyesine ile DASS-42 ölçeği alt boyutlar arasında farklılık görülmemiştir. WHOQOL-BREF (TR) ölçeği alt boyutları ile gürültü arasında farklılık görülmemekle beraber gürültü ile yaşam kalitesi arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Anahtar kelimeler: HES, gürültü, yaşam kalitesi, depresyon, anksiyete, stres
Halk oyunlarının üniversite öğrencileri üzerine psiko-sosyal etkileri
11 ÖZET Günümüzde Türk Halk Oyunlarının yerini ve önemini kavramayan kurum ve kuruluş yok gibidir. Fakat bu kurumlar Türk Halk Oyunlarının kültürü aktarma tarihi sosyal anlamda aksettirme gibi işlevlerini gelecek nesillere aktarırken tam bir bütünlük arz edememektedirler. Şöyle ki: Kimileri halk oyunları etkinliklerini sadece eğlence ağırlıklı yönüyle ele alırken, kimileri arkadaş ve çevre edinme, seyahat etme, değişik yerleri görme gibi yönleriyle tanımaktadırlar. Halk oyunları kültürel ve sosyal bütünleştiricilik görevi görürken, gelişmiş ülkeler kalkınmada kültürün önemini fark edip, bu konuda çalışmalarım geliştirip derleyerek, sağlıklı kültür politikaları üreterek gelişmelerini hızlandırmışlardır. Ülkeler arasındaki rekabet bugün şekil değiştirmiştir. Sömürgeciliğin şekli ve muhtevası değişmiştir. Teknolojik alanda ileri seviyede olan ülkelerin, hem maddi hem de manevi alanda gelişmekte olan ülkeleri baskı altında tutmaları sömürgeciliğin devamının kanıtıdır. Bu ülkelerin teknolojiden çok ürün satmaları bunun ispatlayıcısıdır. Türkiye sosyo-kültürel değişme sürecinde bir yandan dış dünyaya entegre olmaya çalışırken, bir yönden de kendi kültürel değerlerini koruyup geliştirme gayreti içinde olmalıdır. Halk oyunlarımızm iyi analiz edilmesi derlenmesi ve arşivlenmesi son derece uzmanlık isteyen bir konudur. Halk oyunlarımızm gelecek nesillere aktarımında öğreticilerin bu konuyu daha iyi değerlendirmesi, öğrencilerin ise, bunun şuurunda olması gerekir. Toplum üzerinde bir takım etkilere sahip olan halk oyunları, üniversite gençliği üzerinde de fizyolojik, psikolojik, sosyolojik ve kültürel alanlarda etkiler bırakmaktadır. Üniversiteler, yarınlara emanet edilen ülkenin geleceğe açılan kapılarıdır. Parçadan bütüne teorisinde halk oyunları faaüyetlerinin, üniversite öğrencilerinin üzerinde etkileri dikkate değer bir araştırma konusudur. Bu nedenle yaptığımız araştırma da " halk oyunlarının üniversite öğrencileri üzerinde psiko-sosyal etkileri " konusunu değerlendirmeye çalıştık.Ill Araştırmamız, Antalya ilinde yapılan üniversiteler arası 2001 halk oyunları yarışmasına katılan 226 öğrenci (128 Erkek - 98 Bayan) üzerinde yapılmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde, SPSS for Windows 9.01 paket programı kullanılmış. Elde edilen bilgilerin frekans ve present değerleri alınarak aritmetik ortalamaları yorumlanmıştır. Çalışmamızda Halk Oyunları faaliyetlerine katılan üniversite öğrencilerinin tamamı halk oyunları kültürünün bir öğesi olarak görmektedir. Faaliyetlere katılanların % 48.2'sinin severek, % 3 8.1 'inin boş zamanlan değerlendirmesinde etkili olduğunu düşündüklerinden, % 27.4'ünün toplumda yer edinme, % 30.5'inin kültür farklılıklarını görme, % 54.4'ünün değişik kültürleri tanıma, % 27.4'ünün ise öz güvenlerini geliştirme oldukları yapılan anket değerlendirilmesinde ulaştığımız sonuçlardır.
Bosna Hersek'te din değiştirme ve dini dönüşümde psiko-sosyal etkenler (Tuzla örneği)
"Bosna Hersek'te Din Değiştirme ve Dini Dönüşümde Psiko-Sosyal Etkenler (Tuzla Örneği)" konulu çalışmada, başlangıçtan bugüne kadar ana hatlarıyla din değiştirmenin ve dini dönüşümün tarihsel gelişimi ve günümüzdeki durumu ele alınmıştır. Bosna'da, geçmişte olduğu gibi günümüzde de dini değişim ve dönüşüm problemleri devam etmektedir. Halen insanlara, dini değişim ve dönüşüm konusunda psikolojik ve sosyolojik baskılar yapılmakta, Bosna'da da dini değişim ve dini dönüşüme yönelik propagandalar tüm hızıyla devam ettirilmektedir. Bosna Savaşı'nın kaçınılmaz bir sonucu olarak birçok insanın yakınını veya yaşamını kaybetmesi, birçok şehir ve kasabanın yıkılması, insanların evlerinden ve yurtlarından olması gibi nedenler, dini değişim ve dönüşüm ile ilgili propaganda yapan bu grupların faaliyetlerinde ve istedikleri sonuçları elde etmelerinde etkili rol oynamıştır. Yine savaşın bir sonucu olarak, tüm olumsuzlukları ile insanların dini bilgisizlikleri de bu durumun oluşmasına zemin hazırlamıştır. İslam'dan başka dine geçilmesi adına yapılan bu propagandalar, İslam adı altında farklı akımları da ortaya çıkarmıştır. Buna sebep olan pek çok etken vardır. Araştırmamızdaki amaç, Bosna Hersek'in belli bir bölgesinde dini dönüşümü araştırırken, aynı zamanda tarihteki din değişime de değinmek ve yaşanan tecrübelerin psiko-sosyal etkenlerini ortaya çıkartmaktır.
COVID-19 pandemi sürecinde yaşlı politikası ve yaşlılar üzerindeki etkileri: Ankara ili Keçiören örneği
Covid-19 virüsünün ortaya çıkması ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilanı ile birlikte tüm dünya sağlık alanında büyük bir problemle karşılaşmıştır. Covid-19 sağlık alanında ortaya çıkmasına karşın sosyal, kültürel, politik, ekonomik, eğitim, ulaşım gibi birçok alanda etkisini göstermiş ve hayatın olağan akışını etkilemiştir. Yaşlı bireyler ise Covid-19 virüsünün ölümcül etkisi bakımından dezavantajlı grup olarak öne çıkmıştır. Pandemi ile mücadele kapsamında otorite tarafından alınan kararlar sonucu yaşlılara yönelik uygulanan yaşlı politikalarının, yaşlılar üzerindeki etkileri hakkında araştırma bu konunun amacını oluşturmaktadır. Bu çalışmada pandemi politikalarından etkilenen yaşlı grup üzerinde derinlemesine inceleme yapılarak nitel araştırma metodu uygulanmıştır. Araştırmada pandemi sürecinde yaşlı politikası ve yaşlılar üzerinde etkilerinin anlaşılabilmesi amacı ile yarı yapılandırılmış görüşme formu ile veri toplanmış ve toplanan verilerin içerik analizi yapılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular, Sosyopsikolojik Etki, Sokağa Çıkma Kısıtlaması, Evde Hayat, Sosyokültürel Etki, Dijital Entegrasyon, Ekonomik Etki, Kısıtlamalar ve Ayrımcılık ve Pandemiye Farklı Bakış başlıkları altında sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Pandemi, Yaşlı, Yaşlı Politikası
Parçalanmış ve tam aileye sahip ergenlerin yaşam doyumu düzeyleri ile yaşam kalite düzeylerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada, parçalanmış ve tam aileye sahip ergenlerin yaşam doyumu düzeyleri ile yaşam kalite düzeyleri karşılaştırılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Adana ilinde Seyhan, Çukurova, Sarıçam ve Yüreğir ilçelerinde 19 liseye devam eden 9., 10. 11., ve 12. sınıflardan 232 kız ve 141 erkek ergen oluşturmuştur. Bu örneklemde 186 öğrenci parçalanmış aileye, 193 aile ise tam aileye sahip olduğu gözlenmiştir. Çalışmaya katılan ergenlerin yaş ortalaması 16.19, standart sapması ise 1.18'dir.Araştırmada veri toplamak amacıyla Yaşam Doyumu Ölçeği (Diener, 1985) ve WHOQOL- Brief Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin çözümlenmesinde Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Varyansların homojenliği Levene Testi ile belirlenmiştir. Araştırmada anlamlılık düzeyi .05 olarak kabul edilmiştir.Araştırmadan elde edilen sonuçlar, parçalanmış aileye sahip ergenlerin yaşam doyumları ve fiziksel alan dışında tüm üç alanda (psikolojik, sosyal ilişkiler ve çevre yaşam kalitesi) yaşam kalitelerinin tam aileye sahip ergenlere oranla anlamlı bir biçimde farklılaştıklarını göstermiştir.
Müslüman olan Almanlar üzerine psiko-sosyal bir inceleme
Bu çalışmanın amacı, mülakat yönteminden yararlanarak Almanya'da din değiştirip Müslüman olan kişilerin bu davranışının altında yatan psiko-sosyal nedenleri ortaya koymaktır.Din değiştirme genel bir ifadeyle, bir insanın kendi dinini terk ederek başka bir dine geçmesidir. Dünyaya gelen insanların büyük çoğunluğu, içerisinde doğup büyüdüğü toplumun dinini benimserken birtakım kişiler de atalarından miras aldıkları dinlerini değiştirme yolunu seçmektedirler. Hangi dinde olursa olsun din psikolojisi açısından din değiştirme, hem değişimi yaşayan birey açısından hem de sosyal çevre ve toplumun olayı algılayışı ve vakıaya gösterdiği tepki açısından incelenmeye değer bir konu olarak görülmektedir.Bu çalışmada Almanya'da Müslüman olan 20 kişiyle yaptığımız mülakatlarda elde ettiğimiz bulgulardan hareketle din değiştirme olgusunun gerçekleştiği süreci ve din değiştirmenin psiko-sosyal nedenlerini ortaya koymaya çalıştık. Birinci bölümde din değiştirme ve dinsel değişim kavramları incelenerek araştırmanın teorik çerçevesi çizilmiştir. Bununla birlikte Almanya'da dinî hayatla ilgili kısa bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde araştırma süreci ve yönteminden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde din değiştirme öncesi süreç irdelenerek mülakatlardaki bulgular yorumlanmış, bu konudaki çalışmalarla ilgili karşılaştırmalar yapılmıştır. Dördüncü bölümde ise din değiştirme sonrası yaşanan değişime değinilmiştir.Sonuç olarak din değiştirme, bireyin öznel dünyasında, kendi şartlarında gerçekleşen bir olgudur. Din değiştiren bazı kişilerin hayatı derinden değişirken bazılarının çok sığ bir değişim yaşadığı tespit edilmiştir.
Evli bireylerin birlikte ebeveynlik yeterliliklerini yordayan değişkenlerin CHAID analizi ile incelenmesi
Bu araştırmanın amacı evli bireylerin birlikte ebeveynlik yeterliliklerini etkileyen psikososyal değişkenleri belirlemektir. Çalışmada 304'ü kadın ve 75'i erkek olan toplam 379 gönüllü ebeveyn yer almıştır. Katılımcılar, evli ve çocuk sahibi bireylerden oluşmaktadır. Çalışmada veriler; Birlikte Ebeveynlik Yeterlilikleri Ölçeği (BEYÖ), Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği (TCAÖ), Evlilik Doyumu Ölçeği (EDÖ), Beş Faktör Kişilik Ölçeği (BFKÖ) ve araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu (DBF) aracılığıyla toplanmıştır. Evli bireylerin birlikte ebeveynlik yeterliliklerini yordayan psikososyal değişkenlerin (yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, yaşanılan yerleşim yeri, çocuk sayısı, çocukların cinsiyeti, ortalama gelir, algılanan sosyoekonomik düzey, toplumsal cinsiyet algısı, evlilik doyumu ve kişilik özellikleri) belirlenmesinde CHAID (Ki-kare otomatik etkileşim tespiti) analizi kullanılmıştır. Çalışma kapsamındaki tüm veriler çevrim içi olarak toplanmıştır. CHAID analizi sonuçları; evlilik doyumu, eğitim, çocuk sayısı, sorumluluk, uyumluluk, cinsiyet, toplumsal cinsiyet algısı, uyumluluk, yaş ve ebeveyn gelir düzeyi değişkenlerinin birlikte ebeveynlik yeterliliklerini anlamlı olarak yordadığını göstermiştir. Bu değişkenlerin tahmin edici önem değerleri incelendiğinde evlilik doyumu ve ebeveyn eğitim düzeyi önem değeri en yüksek değişkenler olarak dikkat çekerken, ebeveyn yaşı ve gelir düzeyi ise önem değeri en düşük değişkenlerdir.
The psychosocial, political, economic, sociocultural and educational impacts of migration on Syrian migrants and host communities
This study had been conducted in order to give information about the Syrian War, its development, chronological events and its psychosocial, political, economic, sociocultural, and educational impacts of Migration on Syrian Migrants and Host Communities. There are several components of the Migration process and those had been explained and discussed specifically. It had been examined important concepts which are relevant to the topic and the theory of the Theorist Ravenstein had been explained with examples for being able to comprehend this movement more efficiently. He studied the laws of migration; "migration and distance", "migration and steps", "diffusion and absorption", "migration chains", "direct migration", "the difference between rural- and city-settlers" and "the difference between male and female". As Ravenstein analyzed and studied on the main components of migration, it is strongly intertwined with this study and the method. The main reason for conducting this study was the lack of studies and information of several impacts, especially psychosocial and sociocultural impacts of migration on Turks and Syrians. The importance of this study is that analyzing and comprehending these impacts provides a ground for solving problems and ensuring a peaceful environment for everyone. Moreover, it had been shared a detailed survey which had been translated to English, Turkish and Arabic and the results of the survey had been discussed one by one efficiently. Many Turks and Syrians from different backgrounds had shared their feedbacks about several statements about the past and current situation, thoughts and expectations for Syrians and Turks who are living together in Turkey. These feedbacks are beneficial to comprehend, analyze and find solutions regarding the general process. The results showed that both societies had been affected by this migration process and especially the integration process should be developed in order to ensure a more prosperous and peaceful standard of living.
Çevresel ve sosyo-psikolojik faktörlerin organik gıda tüketim niyeti üzerine etkileri
Dünya nüfusundaki artış, bu artıştan kaynaklanan aşırı tüketim ile doğaya verilen zarar insan yaşamının sürdürülebilirliği önündeki en önemli tehditlerdir. İnsanların çevreye zarar veren davranışlarını değiştirmeleri, azaltmaları veya yeni davranışlar benimsemeleri sürdürülebilir bir yaşam için kaçınılmazdır. Sürdürülebilir üretim ve tüketim şekillerinin benimsenmesi ile mevcut nesillerin ihtiyaçları karşılanırken doğal kaynakların muhafaza edilmesi ve gelecek nesillere aktarılabilmesi sağlanacaktır. Nüfus artışı ile gıdaya yönelik artan talep, tarım faaliyetlerinin çevre üzerindeki doğrudan ve dolaylı olumsuz etkilerinin artmasına sebep olmuştur. Sürdürülebilir tarım uygulamaları ile çevreye verilen zararın azaltılması ve gıda ürünlerinin kalitesinin artması mümkündür. Bu çalışmanın amacı çevresel ve sosyo-psikolojik faktörlerin, sürdürülebilir tarım uygulamalarının çıktısı olan, organik gıda tüketimine yönelik tüketici niyeti üzerine etkilerinin ortaya konmasıdır. Araştırmanın modeli, çevreci davranışı açıklamada kullanılan Norm-Aktivasyon Modeli (Schwartz, 1977) ile Planlı Davranış teorisinin (Ajzen, 1985, 1991) birleştirilmesi ve modele çevreci değerler, çevresel bilgi sosyal etki ve alışkanlıklar değişkenlerinin eklenmesi ile oluşturulmuştur. Sosyal etkinin kişinin sahip olduğu çevresel bilgi ile davranışlarının çevresel sonuçlarına yönelik farkındalığı arasında düzenleyici etkisi araştırılmıştır. Karma veri toplama yöntemi kullanılan bu çalışmada, derinlemesine görüşmeler ve telefon görüşmeleri aracılığıyla uygulanan nitel araştırma bulguları ve ilgili alan yazın çalışmaları, organik gıda tüketimine yönelik tutum ve davranış arasında yer alan boşluğa dikkat çekmiştir. Bu bulgulardan yola çıkarak nicel araştırma kapsamında organik gıda tüketim niyeti incelenmiştir. Çevrimiçi anket uygulaması ile 682 tüketiciden veri toplanmış, veriler Smart PLS programı kullanılarak yapısal eşitlik modellemesi ile test edilmiştir. Analiz sonuçları tutum, alışkanlık, norm ve algılanan davranışsal kontrol faktörlerinin organik gıda tüketim niyeti üzerinde anlamlı etkileri olduğu görülmüştür. Altruistik, biyosferik ve ben merkezi değerlerin, davranışların sonuçlarının farkındalığı üzerine anlamlı etkisi olduğu saptanmıştır. Çevresel bilginin insan sağlıyla ilişkilendirilmesi durumunda kişilerin, davranışlarının çevresel etkilerine yönelik farkındalık sahibi olduğu tespit edilmiştir. Yapısal eşitlik modeli analizi sonucunda sosyal etki değişkenin çevresel bilgi ve davranışların çevresel sonuçlarına yönelik farkındalık değişkenleri arasında düzenleyici etkisinin olmadığı görülmüştür. Anahtar kelimeler: Sürdürülebilirlik, sürdürülebilir tüketim, organik gıda tüketim niyeti, planlı davranış teorisi, norm aktivasyon modeli, niyet
Kronik fasiyal dermatozların (akne vulgaris, rozase ve seboreik dermatit) psikososyal sonuçlarının karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Kronik fasiyal dermatozlar (akne, rozase, seboreik dermatit) nedeniyle oluşan psikososyal stres, altta yatan patolojik sürece katkıda bulunur. Hastayı her ikisi için de değerlendirmek en uygun yaklaşımdır. Bu çalışmanın amacı akne, rozase ve seboreik dermatitli hastalardaki psikososyal etkilenmeyi değerlendirmektir. Materyal ve Metod: Akne, rozase, seboreik dermatit tanılı hastalar ve kontrol grubu; Dermatoloji Yaşam Kalitesi İndeksi (DYKİ), Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ) ve Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği (SGKÖ) ile değerlendirildi. Kronik fasiyal dermatozlu hastalar kontrol grubuyla ve ayrıca tüm gruplar kendi içerisinde ikili olarak karşılaştırıldı. Hastalık şiddeti, süresi, eğitim düzeyi ile psikososyal etkilenme arasında korelasyon analizleri yapıldı. Bulgular: Kronik fasiyal dermatozu olan 420 hasta (164 akne, 134 rozase, 120 seboreik dermatit) ve 124 kontrolden alınan veriler analiz edildi. Tüm hasta gruplarında kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek DYKİ, HADÖ ve SGKÖ skorları saptandı. Rozase hastaları en yüksek DYKİ ve SGKÖ skorlarına ve en yüksek anksiyete prevalansına (%37,3) sahipti. Depresyon ise en sık seboreik dermatitli hastalarda (%41,5) görüldü. HADÖ, SGKÖ skorları her iki cinsiyette benzer olmasına rağmen, yaşam kalitesindeki bozulma kadınlarda anlamlı olarak daha fazlaydı. Hasta gruplarında hastalığın şiddeti, süresi, eğitim düzeyi ile ölçek sonuçlarında zayıf düzeyde anlamlı korelasyonlar saptandı. Tartışma ve Sonuç: Yüz bölgesindeki kronik dermatozlar hayatı tehdit etmemekle birlikte, duygudurum ve yaşam kalitesi üzerinde negatif etkilere yol açabilmektedir. Çalışmamız, kronik fasiyal dermatozu olan hastaların psikososyal olarak etkilendiğini ortaya koymaktadır. Kronik fasiyal dermatozların psikososyal sonuçlarının tanınması ve tedavisi hasta stresinin azaltılmasında, hasta uyumunun güçlendirilmesinde ve tedavi başarısının artırılmasında önemli rol oynayacaktır.
Does social context impact the well-being consequences of unemployment?
This thesis aims to examine the role of the social context on the psychosocial cost of unemployment in Turkey by using the Life Satisfaction Survey in 2013. Previous studies find that increasing unemployment in one's social context weakens the work norms and alleviates the burden of unemployment on individuals. In this study, we define four measurements for contextual unemployment: the province-level unemployment rates, the average percentage of unemployed in one's age & education group, and the number of unemployed in one's household. We apply multilevel regression analysis and ordered probit techniques. The results show that contextual unemployment soothes the negative impact of unemployment on the unemployed. The second major finding is that the negative impact of personal unemployment is diminished, the more unemployment is prevalent at the household level. Besides, the social norm hypothesis works especially for unemployed females in Turkey.
Dental estetiğin psikososyal etkisi anketinin Türkçe uyarlaması: Geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
Bu çalışmanın amacı erişkin hastalarda Dental Estetiğin Psikososyal Etkisi Anketinin (PIDAQ) Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğini araştırmaktır. Anket, yaş aralığı 18-62 (yaş ortalaması 33.60 ± 11.68) olan 220 kişiye uygulanmıştır. Cronbach alfa katsayıları, test toplam test korelasyonları hesaplanmıştır. Ayrıca doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizleri uygulanmıştır. PIDAQ'ın Türkçe uyarlaması için Cronbach alfa güvenilirlik katsayısı 0.930 olarak bulunmuştur. Düzeltilmiş madde korelasyonu 0.349 ile 0.799 arasındadır. Ölçeğin yapısı Kikare/df, CFI, SRMR ve RMSEA kriterleri için doğrulanmıştır. Bu çalışma PIDAQ'ın Türkçe uyarlamasının protetik tedavi ihtiyacı bulunan erişkin hastalarda psikososyal etkiyi ölçebileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Dental estetik, PIDAQ, Psikososyal etki, Geçerlilik, Güvenilirlik
İşsizliğin psiko-sosyal etkileri
ÖZET İkinci Dünya Savaşı sonrasının nispi refah ortamındaki tüm ülkelerde görülen ve 1950'li yıllardan 19601ı yılların başına kadar devam eden hızlı nüfus artışı beraberinde işsizlik oranının artmasına neden olmuştur. Bugün işsizlik, sadece gelişmekte olan ülkelerde değil, gelişmiş ülkelerin de önemli sorunları arasında yer almaktadır. Ülkemizde de işsizlik oranı yüksek olduğu gibi, yaygın ve sürekli bir nitelikte taşımaktadır. Fakat ülkemizde işsizliğin boyutları konusunda kesin rakamlar söylemek mümkün değildir. Bunun nedeni ise işsizlikle ilgili yapılan araştırmaların yeterli olmamasından kaynaklanmaktadır. İşsizlik, yalnızca salt bir ekonomik sorun değil, aynı zamanda toplumsal ve sosyal bir sorundur. Bu nedenle, sosyal ve kültürel bir çevre içerisinde ele alınmalı ve değerlendirilmelidir. İşsizliğin birey üzerindeki özellikle kişilerin davranışlarına bağlı olarak yaratabileceği olumsuz sonuçlan da göz ardı edilmemelidir. İşsizlik gelir yoksunluğu nedeniyle bir yönüyle fakirliğe yol açarken, diğer yönüyle de bireyler üzerinde sosyo-psikolojik etkileriyle sosyal dışlanmaya neden olur. Sosyal ilişkileri bozar ve geniş toplumsal sistem içinde bireyin sosyal kimliği ve rolünü tehdit altına alır. İşsizlikten direkt etkilenmeyen işsiz bireyin ailesi ve yakın çevresi de bu durumdan zarar görür. Bu tez ile, işsizliğin birey üzerinde meydana getirdiği sosyo-psikolojik etkileri belirlemek amaçlanmıştır. Bu amaç çerçevesinde işsizlere çeşitli sorular sorulmuş ve alman cevaplar arasında irtibat kurularak işsizliğin toplumsal etkileri konusunda sonuçlar elde edilmeye çalışılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, işsizliğin çözümüne yönelik çeşitli öneriler sunulmuştur.
Alzheimer tanısı almış hasta yakınlarının anksiyete ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Alzheimer zihnin hafıza ve bir takım bilişsel işlevlerinde kayıplara neden olan nöropsikiyatrik bir hastalıktır ve halk arasında ''erken bunama'' olarak isimlendirilir. Alzheimer hastalığının kendine has bir takım evreleri vardır ve her evre hasta için farklı bir takım işlevlerdeki kayıpları kendisiyle beraber getirmektedir. Böylece Alzheimer hastalığı süreç içerisinde artan ve ağırlaşan bir bakım yükünü de beraberinde getirmektedir. Bu araştırma içerisinde Alzheimer tanısı almış hasta yakınlarının bu bakım yükü yaşam kalitesi ve anksiyete bağlamında incelenmiştir. Yaşam kalitesi her ne kadar net bir biçimde tanımlanabilecek bir kavram olmasa da kaliteye işaret eden bir takım değişkenlerin aranması ile bir özet yapılabilmektedir. Bu bağlamda fizyolojik ve ruhsal olarak iyi hissetme, sosyal çevre ile iyi ilişkiler geliştirebilme yaşam kalitesine gönderme yapan olgulardır. Bununla beraber anksiyete olumsuz özellikleriyle diğer duygulanımlardan ayrılan, kaygı ve bulantı olarak da ifade edilen bir psikolojik olgudur. Bu araştırmada Alzheimer tanısı almış hasta yakınları örneklem olarak alınmış, bu örneklem üzerinde Beck Anksiyete ve Yaşam Kalitesi ölçekleri uygulanmıştır. Elde edilen veriler uygun istatistiki program aracılığıyla analiz edilmiş olup bulgular SPSS 15.0 programı ile ANOVA testi uygulanmış ve örneklem üzerinde yaşam kalitesi ile anksiyete arasında bir anlamlılık aranmıştır.
İlköğretim okullarında motivasyon araçları hakkında öğretmen görüşleri ve doyum düzeyleri üzerine bir alan araştırması: Silivri örneği
Bu araştırma öğretmenlerin motivasyon araçları hakkındaki düşünceleri ve doyum düzeyleri üzerine yapılmış bir alan araştırması olup, öğretmenlerin motivasyon araçları hakkındaki düşünceleri ve doyum düzeyleri farklı değişkenlere göre belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmanın okul idarecilerinin öğretmenleri işe güdülemede daha gerçekçi değerlendirmeler yapmalarında faydalı olabileceği düşünülmüştür. Araştırmacı tarafından uyarlanarak geliştirilen, beşli Likert tipi, Motivasyon Araçları Doyum ve Görüş anketi, İstanbul ili Silivri ilçesinde sekiz ilköğretim okulunda toplam 216 öğretmene uygulanmış ve toplanan verilerin analizinde Mann Whitney-U testi, Kruskal Wallis-H testi, aritmetik ortalama ve standart sapma değerleri ile T-testi, F-testi, Tukey Testi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Üç temel başlık altında toplanan motivasyon araçları hakkında elde edilen veriler gösteriyor ki öğretmenler en çok ekonomik motivasyon araçlarına önem vermektedir. Örgütsel ve yönetsel motivasyon araçlarına da psiko-sosyal araçlara nazaran ortalamanın üzerinde önem vermişlerdir. Diğer bir bulguda, kadınların motivasyon araçları hakkındaki görüşlerinin erkeklerden daha olumlu olduğudur. Bunun yanında yüksek okul mezunu olan öğretmenlerin motivasyon araçlarının kullanımından duydukları doyum düzeyleri ise üniversite mezunu olanlardan daha yüksektir. Ayrıca ev sahibi olan öğretmenlerin de motivasyon araçlarının kullanımından duydukları doyumun ev sahibi olmayan öğretmenlerden daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Motivasyon araçlarının kullanımından duyulan doyum düzeylerini sınıflandıracak olursak en çok doyum duyulan motivasyon araçlarının psiko-sosyal araçlar olduğu, bunu genel ortalamaya yakın bir değerle örgütsel ve yönetsel araçların izlediği, en az doyum hissedilen motivasyon araçlarının ise ekonomik araçlar olduğunu söylenebilir.Anahtar Kelimeler: Motivasyon, Motivasyon Araçları, Görüş Ölçeği, Doyum Ölçeği, Öğretmen
16-24 yaş arası dönemde gençlerin kıyafet seçiminde psikolojik ve sosyolojik etkenler
Bu çalışmada 2010-2012 yılları arasında Türkiye'de İstanbul'un Göztepe, Taksim ve Florya semtlerinde yaşayan alım gücü yüksek gençler arasında yapılan anket sonuçlarına dayanarak, 16-24 yaş arası gençlerin kıyafet seçiminde etkili olan psikolojik ve sosyolojik faktörler analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda örneklem grubundan yola çıkarak alım gücü yüksek 16-24 yaş grubuna giren gençlerin kıyafet seçimine etki eden faktörlerin neler olduğu ve bu faktörlerin öncelik dereceleri belirlenmeye çalışılmıştır. İlave olarak lise ve üniversitede okuyan öğrencilerin alışveriş ve moda ile ilgili düşünceleri arasındaki farklar da incelenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda öncelikle 16-24 yaş arası gençlere uygulanan bir anket oluşturulmuştur. Örneklem grubunda yer alan gençler tarafından anket sorularına verilen cevaplar paralelinde, anılan yaş aralığındaki gençlerin kıyafet seçimlerine etki eden faktörler belirlenmeye çalışılmıştır.Araştırmada ölçekler aracılığıyla toplanan verilerin analizi SPSS V16.0 programı ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda verilerin analizinde parametrik olmayan Ki Kar , Mann Whitney U, yöntemleri kullanılmıştır.
Türk Hukuku ve uluslararası sözleşmeler çerçevesinde boşanmanın çocuklar yönünden hukuki sonuçları
Boşanma; eşleri olduğu kadar, çocukları da çeşitli şekillerde etkileyen bir olgudur. Zira, boşanma nedeniyle, çocuklar için en ideal ortam olduğu kabul edilen aile birliği bozulmaktadır. Bu durumun, çocuklar üzerinde birtakım olumsuz psikolojik etkiler yaratması kaçınılmazdır. Boşanma; çocuklar üzerindeki diğer bir etkisini de, doğurduğu hukuki sonuçlar bakımından göstermektedir.Eşler; evlilik birliği içinde, çocukların velâyetine, birlikte sahip olurlar. Dolayısıyla, onların bakımı, korunması ve eğitimi gibi konularda da eşit hak ve yükümlülüklere sahiptirler. Boşanma sonucunda ise; ana babanın, çocuklarla olan kişisel ve mali ilişkileri, mahkeme kararıyla, yeniden düzenlenir. İşte, yeniden düzenlenecek olan bu hususlar; boşanmanın, çocuklar yönünden doğurduğu hukuki sonuçları ifade etmektedir. Bu sonuçlar, asıl olarak; çocukların velâyetinin bırakılması, çocuklarla kişisel ilişki kurulması ve bakım (iştirak) nafakasıdır.Son zamanlarda, çocuk hakları konusunda kabul edilmiş olan uluslararası hukuki düzenlemelerin, çocuğu, insan hakları objesi olmaktan çıkarıp; hakların süjesi, yani bizzat sahibi haline getirdiği görülmektedir. Bu düzenlemelerin en önemlisi olan ve ülkemizin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, temel bir ilke olarak, ?çocuğun yüksek yararı? ilkesini kabul etmekle, bu iddiayı desteklemektedir.Anayasamızın 90. maddesinin son fıkrasında, 2004 yılında yapılan değişiklik sonucunda; usulüne uygun yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla, kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda, milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı kabul edilmiştir. Böylece, ulusal kaynakların yanı sıra; çocuklarla ilgili konularda, iç hukukumuza aktarılmış olan uluslararası hukuki düzenlemelerin de incelenmesi, kaçınılmaz olmaktadır. Boşanma da çocuğun haklarını yakından ilgilendiren bir konu olduğundan; boşanmanın, çocuklarla ilgili hukuki sonuçları, hem ulusal, hem de uluslararası hukuk boyutunda değerlendirilmelidir.Anahtar Kelimeler: Boşanma, Çocuk, Velâyet, Kişisel İlişki, Bakım (İştirak) Nafakası.
Sosyal bir fenomen olarak intihar-Batman ili örneği (1995-2002)
Her toplumun büyük toplumsal dönüşüm ya da olağan dışı bir durum olmadıkça durağan kalan, kendine özgü bir "toglunısal. intihar oranı" vardır. İntihadar, nedenleri her şeyden önce toplumsal olan olgulardır. Topluma nüfuz eden intihar dürtüleri vardır. Bunların kaynağı birey değil, toplumdur ve bunlar intiharların gerçek nedeni ya da belirleyicisidir. Buna göre intiharların gerçek nedenleri, toplumdan topluma, gruptan gruba, dinden dine değişen toplumsal güçlerdir. Bunlar tek tek bireyden değil, gruptan doğar. Bununla birlikte artma eğilimi gösteren intihar olaylarının nedenlerini ve intihara götüren süreci anlayabilmek için, sorunun özellikle sosyolojik boyutlarım uygun tekniklerle ortaya çıkaracak detaylı ve derin araştırmalara ihtiyaç vardır. İntiharları sosyal, kültürel, ekonomik vb. nedenler hazırlamakta ve psikolojik faktörler bitirmektedir. Bu çalışma 1995-2002 tarihleri arasında yaklaşık 7 yıllık bir süreçte Batman'da meydana gelen intihar ve intihar girişimi olaylarının nedenlerini ve intihara götüren süreci anlayabilmek için gerçekleştirilmiştir. İnceleme sonuçlarına göre; ölümle sonuçlanan intihar ve intihar girişimleri Batman'da yıllar içinde artmıştır. İntihan ölümle sonuçlananların yansım, intihar girişiminde bulunanlann ise %81'ini kadınlar oluşturmaktadır. İntihan ölümle sonuçlanan veya girişimde bulunanlann büyük çoğunluğu genç yaş kategorisinde yoğunlaşmaktadır. Bu insanlann bir çoğu kırsal kökenli, alt sosyoekonomik düzeydeki kişilerden oluşmaktadır. İntihan ölümle sonuçlananlarda eğitim düzeyi ilkokul mezunu ve daha düşük düzeydekilerin toplam oram % 75 'i bulmaktadır. Nedenler arasında ise ekonomik sorunlar, aile geçimsizliği vs. öne çıkmaktadır. Denilebilir ki cinsiyet açısından kadınlarda aile ve toplum baskısı, erkeklerde ise ekonomik sorunlar önem arz etmektedir.
Suçlu çocuklarla ilgili kurumların incelenmesi ve bu kurumlarda verilen psiko-sosyal hizmetlerin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de çocuk suçlarının yıllar itibariyle gelişimini incelemek ve suçlu çocuklara dönük olarak çocuk mahkemelerinde verilen psiko-sosyal hizmetleri değerlendirmektir. Bu kapsamda 1999-2001 yıllan arasında çocukların işlediği suçların niteliği ve değişimi ile sunulan piko-sosyal hizmetlerin etkililiği araştırılmıştır. Çalışmada özel durum araştırması yöntemiyle veri toplama tekniklerinden doküman, yarı yapılandırılmış görüşme metodu ve kısa bilgi formu kullanılmıştır. Doküman metodu yöntemi ile Devlet İstatistik Enstitüsü ve Adalet Bakanlığı verilerinden yararlanılmıştır Bu kapsamda İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Adalet Bakanlığı, DGM, ACM, AC, ASC, SC, İC, T ve ÇM ilgili istatistiksel sonuçlar kullanılmıştır. Psiko-sosyal hizmetlerin etkiliğini belirlemek amacıyla seçilen kişiler içinde beş hakim, bir savcı, beş avukat, beş uzman, beş polis bulunmaktadır. Bu kişilerden özel durum araştırması yöntemi ve yan yapılandırılmış görüşme metodu ile bilgiler toplanmıştır. Araştırmada aynı zamanda 30 suçlu çocuk belirlenmiş ve psiko-sosyal hizmetlere ilişkin değerlendirmeleri belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen bilgiler nicel ve nitel yöntemlerle analiz edilmiştir. Nicel yöntemlerle suçların yıllar itibariyle gelişimi ve suçlu çocukların psiko-sosyal hizmetlerin etkililiği konusundaki görüşleri araştırılmıştır. Nitel yöntemlerle de suçlu çocuklarla ilgili olan personelin psiko-sosyal hizmetleri değerlendirmesi incelenmiştir. Araştırma Sonucunda 1999-2001 yıllan arasında suçlu çocukların sayısında belirgin bir artış olduğu gözlendi. Araştırmada elde edilen diğer bulgular dikkate alındığında, psiko- sosyal hizmetlerin yeterli düzeyde sunulmadığı belirlendi. Bu bulgular hem psiko-sosyal hizmetleri sunan personelin sayı olarak yetersizliğiyle hem de bu hizmetlerin etkililik düzeyinin düşük olmasıyla ilgilidir. DC
Ortodonti hastalarında objektif tedavi ihtiyacı, öz-benlik saygısı ve sosyoekonomik durumun tedavi beklentileri ve memnuniyeti üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Ortodonti hastalarında objektif tedavi ihtiyacı, öz-benlik saygısı ve sosyoekonomik durumun tedavi beklentileri ve memnuniyeti üzerindeki etkisinin değerlendirilmesidir. Birey ve Yöntem: Çalışmamıza 2019 Mayıs - 2019 Aralık ayları arasında kliniğimize başvuran tedaviye yeni başlayan, ortodontik tedavisi devam eden ve tedavisi biten 15 yaş ve üzeri 453 hasta dahil edilmiştir. Hastalara Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı A.D. ile birlikte hazırlanan bir anket formu ve İki Boyutlu Benlik Saygısı Ölçeği ile Dental Estetiğin Psikososyal Etkisi Ölçeği (PIDAQ) uygulanmıştır. Verilerin analizi IBM SPSS Statistics 25.0 paket programında yapılmıştır. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 19,4±6,2 yıldır. Hastaların %65,8'i kadın (n=297), %34,2'si erkek (n=155)tir. Hastaların aylık ortalama hane geliri 6910 ± 6731 TL dir. Hastaların %74,8'i kendi isteği ile tedaviye karar vermiştir. Tüm hastaların %93,8'i düzgün ve güzel dişler ağız sağlığını iyileştireceğini, % 61,8'i okul/iş hayatını daha başarılı hale getireceğini, %86,1'i sosyal ilişiklerinde başarıyı artıracağını düşünmektedir. Hastaların %98,1'i ortodontistinin tedavi esnasında nazik davrandığını bildirmiştir. Hastaların %33,6'sı tedavi ücretlerini yüksek bulmaktadır. Hastaların %95'i tedaviyi kendine uygun bulmuştur. İki Boyutlu Benlik Saygısı Ölçeği' ne göre kendini sevme alt grubunda ortalama 31,63 puan elde etmişlerdir. Yani hastaların benlik saygısı yüksektir. Öz yeterlilik alt grubunda ise ortalama 27,94 puan almışlardır. Hastaların beğendikleri bedensel özelliklerinin sayısı ile kendini sevme ve öz yeterlik puanları arasında pozitif yönlü korelasyon vardır. Dental Estetiğin Psikososyal Etkisi Ölçeği (PIDAQ) puanlarına göre sosyal etki ve psikolojik etki puanları ile cinsiyet arasında ilişki saptanmıştır. Her iki alan puanı da erkeklerde kadınlardan daha düşüktür. Yani dental estetikten psikolojik olarak daha az olumsuz etkilenmektedirler. PIDAQ puanları ile beğenilen bedensel özellik sayısı ve İki Boyutlu Öz Benlik Saygısı Ölçeği puanları arasında negatif korelasyon mevcuttur. PIDAQ ile Kendini Sevme alt grubu arasında güçlü bir negatif korelasyon bulunmaktadır. Tedavi aşamalarına göre PIDAQ puanları arasında anlamlı farklar mevcuttur. Tedavisi biten hastaların puanları en düşüktür. Yani dental estetiğin yaşam kalitesi üzerindeki etkisi daha azdır. Sonuç: Araştırmaya katılan hastaların sosyoekonomik olarak orta, yüksek duruma sahip olduğu gözlenmiştir. Araştırmamıza katılan hastaların objektif tedavi ihtiyacı değerlendirildiğinde %36,4'ü engelleyici malokluzyona sahip ve tedavi görmesi şarttır. Tedavisi biten hastalar aldıkları ortodontik tedaviden oldukça memnundur. Çalışmamıza katılan hastaların büyük çoğunluğu genel olarak fiziksel görünümlerinden memnundur. Araştırmaya katılan hastaların benlik saygıları yüksek bulunmuştur. PIDAQ ölçeğine göre erkeklerde dental estetiğin yaşam kalitesine etkisi daha azdır. PIDAQ puanları ile beğenilen vücut özellik sayısı ile negatif korelasyon bulunmuştur. Öz benlik saygısı yüksek olan bireylerde PIDAQ puanları daha düşüktür. Yeni başlayan hasta grubunda dental estetiğin yaşam kalitesi üzerine etkisi en fazladır. Anahtar Kelimeler: Benlik saygısı, dental estetiğin psikososyal etkisi, PIDAQ, DAI, ortodontik tedavi ihtiyacı
COVID-19 olan hastalara bakım veren hemşirelerin deneyimlerinin ve biyo-psikososyal açıdan nasıl etkilendiklerinin incelenmesi
Bu araştırma, covid-19 olan bireylere bakım veren hemşirelerin deneyimlerinin ve biyo-psikososyal açıdan nasıl etkilendiklerinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı ve niteliksel tipte bir araştırmadır. Çalışmanın evrenini, Ankara'da özel bir hastanede covid-19 tanısı alan hastalara bakım veren yoğun bakım servisinde ve covid servisinde çalışan 30 hemşire oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini veri doygunluğu doğrultusunda amaçlı örneklem yöntemiyle seçilen ve görüşmeyi kabul eden 15 hemşire oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, Katılımcılar Sosyo-Demografik Bilgi Formunu doldurduktan sonra Yarı-Yapılandırılmış Form kullanılarak yapılan bireysel görüşmeler ses kayıt cihazı ile kayıt edilmiştir. Görüşmeler araştırmacılar tarafından yürütülmüştür. Görüşmeler gelen yanıtların tekrarlanmaya başladığı, yeni bilgi ve kavramların gelmediği noktaya kadar sürdürülmüş ve 15 hemşire ile tamamlanmıştır. Görüşmeler ortalama 40 dakika sürmüştür. Verilerin analizinde içerik analiz yöntemi yöntemi kullanılmış ve uzman görüşü alınmıştır. Veri analizi sonucunda covid-19 olan hastalara bakım veren hemşirelerin deneyimleri ve biyo-psikososyal açıdan nasıl etkilendikleri, güçlükler ve güçlenme olmak üzere 2 tema, bu temaların altında 6 alt tema ve 15 kategori belirlenmiştir. Belirlenen temalar güçlükler ve güçlenme temalarıdır. Araştırma kapsamında görüşülen hemşirelerin covid-19 tanısı alan hasta bakımında, birçok güçlük yaşadıkları ve olumlu-olumsuz duygular hissettikleri, kullandıkları kişisel koruyucu ekipmanlarla ilgili sorunlar yaşadıkları, fiziksel gereksinimleri gideremediklerini, KKE kullanımına bağlı cilt problemleri yaşadıklarını belirtmişlerdir. Hemşireler covid-19 hastasına bakım vermenin aile içi ilişkilerinde bozulmalar yarattığını, toplum tarafından, kurum içindeki meslektaşları tarafından ve aile bireyleri tarafından dışlanmaya maruz kaldıklarını belirtmişlerdir. Son olarak covid-19 tanısı alan hastalara bakım vermenin sosyal çevresiyle olan ilişkilerinde bozulmalar meydana getirdiğini belirtmişlerdir. Araştırmamıza katılan hemşireler tüm bu yaşanan zorluklara rağmen covid-19 olan hastaya bakım vermenin ve pandemi sürecinde yer almanın onlarda meslek doyumunu arttırdığını ifade etmişlerdir. Kendilerini önemli değerli hissettiklerini ve gurur duyduklarını belirtmişlerdir. Pandemi döneminde çalışmanın kendilerinde birçok konuda farkındalık yarattığını belirtmişlerdir.