Radiation
169 theses under this subject heading
Hipokampüs korumalı tüm beyin radyoterapisinde farklı plan parametrelerine göre oluşturulan farklı volumetrik ark terapi (VMAT) planlarının dozimetrik karşılaştırılması
"Hipokampüs korumalı tüm beyin radyoterapisinde farklı plan parametrelerine göre oluşturulan farklı volumetrik ark terapi planlarının dozimetrik karşılaştırılması", Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Sağlık Fiziği Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Edirne, 2025. Giriş ve Amaç: Bu çalışmada tüm beyin radyoterapisi alan 20 hastada hipokampüs korumalı profilaktik kranial ışınlama için Volumetrik Ark Terapi tekniği ile hazırlanan sanal tedavi planlarında hedef volüm ve kritik organların (lensler, optik sinirler, optik kiazma ve hipokampüs) dozimetrik karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi A.B.D 'nda tedavi görmüş tüm beyin radyoterapisi alan 20 hastaya ait planlama tomografileri elde edilip retrospektif olarak değerlendirildi. Yapılan planlarda doz kriterleri RTOG 0933 protokolüne göre belirlenerek 30Gy doz 10 fraksiyonda verilecek şekilde belirlendi. Sanal planlar için tüm beyin, hipokampüs ve kritik organların konturları yapıldı. Hipokampüse 3 mm marj verilerek hipokampüs için planlanan riskli organ volümü hipokampüs oluşturuldu. Planlama organı risk hacmi hipokampus 2mm marj verilerek tüm beyin hacminden çıkarılarak kalan tüm beyin planlama hedef hacmi oluşturuldu. Her hasta için, farklı gantri, kolimatör ve masa açılarına sahip altı farklı volumetrik ark terapi planı optimize edildi. Çalışmamızda her hasta için 3 eşmerkezli (coplanar) ve 3 eş merkezli olmayan (non-coplanar) olmak üzere toplamda 6 farklı volumetrik ark terapi planı oluşturulmuştur. Planlarda hedef hacmin ve kritik organların RTOG 933 kriterlerine göre belirlenen limitlerde doz almasına dikkat edildi. Bulgular: Her 6 planın verileri incelendiğinde hipokampüs, sağ ve sol optik sinir, optik kiazma, sağ ve sol göz, sağ ve sol lens dozlarının kritik doz sınırlarını aşmadığı görülmüştür. Hipokampüs korumalı 3 eşmerkezli (coplanar) volumetrik ark terapi planlarında hipokampüs için Dmin ortalama değerleri plan sırasına göre 914,49Gy, 960,95Gy ve 976,67 Gy iken 3 eş merkezli olmayan (non-coplanar) volumetrik ark terapi planlarında 916,14 Gy, 942,04Gy ve 924.98Gy olarak bulunmuştur. Dmaks ortalama değerleri ise sırasıyla 3 eşmerkezli (coplanar) volumetrik ark terapi planlarında 1443,29Gy, 1457,60Gy ve 1525,82Gy iken 3 eş merkezli olmayan (non-coplanar) volumetrik art terapi planlarında sırasıyla 1388,38Gy, 1380,45Gy ve 1381,13Gy olarak bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda non-coplanar olan özelliklere sahip volumetrik ark terapi planlarında diğer planlara göre daha düşük hipokampüs D%100 dozları elde edilmiştir. Ancak sonuçlar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Hipokampüs Dmaks dozları incelendiğinde ise benzer şekilde non-coplanar volumetrik ark terapi planlarındaki dozlar diğer co-planar planlara göre anlamlı şekilde daha düşük olarak bulunmuştur Tüm planlar değerlendirildiğinde non-coplanar tedavi planlarının hem hedef volüm dozlarında hem de hipokampüs olmak üzere riskli organ dozlarında avantaj sağladığı görülebilir. Ancak yüksek tedavi süresi ve yüksek Monitör unit değerleri göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar kelimeler: Radyoterapi, hipokampüs koruma, volumetrik ark terapi, tüm beyin radyoterapisi
İstanbul Avrupa yakası'nın gama doz değerlerinin ölçülmesi ve kanser risk potansiyelinin araştırılması
Dünyanın birçok noktasında yoğunlaşan radyasyon zonları bulunmaktadır. Bu radyasyonun sebepleri doğal olaylar veya insanlar tarafından yapılan radyoaktivite aktivitesinin bir sonucudur. Canlılar bu radyasyondan doğrudan etkilenir ve doğal ortamlarda alınan radyasyon çevresel radyasyonun bir sonucudur. Karasal alanlarda gözlenen radyasyon, dünyanın varoluşundan bugüne kadar bulunan U-238, Th-232 ve K-40 gibi radyonüklidlere bağlıdır. Kütle Aktivite Konsantrasyonu ise yerden bir metre yüksekte havanın absorpladığı doza karşılık gelen radyasyon şiddetidir. Doğal radyasyın kayaşlarda, toprakta ve yapı taşlarında bulunsa da, özellikle fay hatlarının geçtiği güzergahlardaki kayaçlarda radon gazı bulunabilir. Bu fay zonlarında bulunan yeraltı veya yer üstü suları ile topraklarda radyoaktivite konsantrasyonları yüksek olabilmektedir. Özellikle granitik kayalar ve yapraksı tortul kayaların bünyesinde radon gazı bulunabilmektedir. Granitik kayaçların ve bu kayaçlardan türeyen alüvyonlarda radon kaynaklarını oluşturmaları, granitlerin de yüksek uranyum ve toryum içeriği, bu bölgelerdeki toprak gazında U-238 doğal bozunum ürünü RADON ve Th-232 doğal bozunum ürünü olan radonun izotopu olan TORON'un (Rn-220) aktivite seviyelerinin ölçülmesi önem kazanmaktadır. Yerküreden salınan radon gazının seviyesi bölgeye, zamana, yerden yüksekliğe ve meteorolojik şartlara bağlı olarak değişebilmektedir. Atmosfer basıncının düşük olduğu dönemlerde atmosfere doğru yayılan RADON ortamon radyoaktivitenin artmasına neden olmaktadır. Havadan yaklaşık 8 kat daha ağır olan RADON yerden 1 m yükseğe kadar olan havada bol miktarda bulunmaktadır. Radyasyon bakımından zengin olan bu ortamda yaşayan canlıların sağlığı önemli risklerle karşı karşıyadır. Bunun dışında canlılar yapay radyasyon bakımından da ciddi sorunlar yaşayabilmektedir.
Sinkrotron merkezi çalışanların radyasyon kaynaklı güvenlik tedbirlerine olan farkındalıklarının değerlendirilmesi
Bu çalışma kapsamında, parçacık hızlandırıcılarına dayalı ışınım kaynakları olan sinkrotron ışınımı (SI) merkezindeki radyasyon işçilerinin farkındalığı değerlendirilmiştir. Serbest elektronlardan elektromagnetik ışıma meydana gelmesi bilinen bir gerçektir. Bu bölümde ışınım yayımlanma mekanizması ve şartlarının anlaşılması ve kavranmasına yönelik bir takım yaklaşımlar ifade edilmiştir. Elektronların bir foton soğurması ya da yayımlaması için gerekli şartlar değerlendirilmiştir. Aynı zamanda sinkrotron kullanım alanları ve iş güvenliği açısından bu merkezlerde meydana gelen problemler üzerinde durulmuştur. Bu etkenler göz önüne alınarak sinkrotron terimi ve merkezleri hakkındaki kapsamlı bir çalışma yapılmıştır. Bu çalışma Türkiye ile birlikte on farklı ülkede bulunan sinkrotron merkezlerinde çalışmakta olan 125 radyasyon işçisinin katılımı ile radyasyon güvenliği farkındalığını ölçmek için anket çalışması yapılmıştır. Çalışma içerisinde sinkrotron ışını hakkında temel bilgiler verilmiştir. Sinkrotronun ışınım özellikleri, sinkrotron tesislerinin genel yapısı ve özelliklerinden bahsedilmiştir. Aynı zamanda, tesis özellikleri kapsamında yükseklik, parlaklık özelliği, ayarlanabilirlik, kutuplanabilirlik, kısa atma sürelerine yer verilmiştir. Sinkrotron kullanım alanları, Dünya'da ve Türkiye'de Sinkrotron merkezleri hakkında genel bilgi verilmiştir. Sinkrotron merkezlerinin iş güvenliği açısından değerlendirilmesinden söz edilmiştir. Sinkrotron merkezlerinin çok fazla kullanım alanı olmasına karşın radyasyona yayma tehlikesi de bulunduğundan dolayı radyasyon terimi açıklanmış ve sinkrotron merkezleri, radyasyon terimi arasındaki bağlantı tez içerisinde ifade edilmiştir. Çalışmamız, sinkrotron merkezlerinden meydana gelen problemleri ele alması ve çözüm odaklı ilerlemesi açısından literatüre ışık tutacaktır.
Menenjiom hastalarının stereotaktik radyaoterapi (SRT) tekniği ile iki farklı algoritma kullanarak yapılan tedavi planlarının dozimetrik karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, intrakranial menenjiom tedavisinde CyberKnife(CK) ve Linak tabanlı Radyocerrahi yöntemlerinin kritik organ dozları ve MU,CI, HI, CI%50 parametreleri açısından karşılaştırılmasıdır. Bu dozimetrik çalışmaya, CK cihazında ve Rapidark cihazında volumetrik-module ark terapi (VMAT) tekniği ile iki farklı streotaktik radyoterapi tedavi planlaması yapılan 20 menenjiom hastası alınmıştır. Hedef hacimler ve risk altındaki organlar (OAR) ise, sırasıyla PTV ve beyin sapı, gözler, lensler, optik kiazma, kohlea, optik sinirler olarak belirlenmiştir. MU, CI, HI ve CI%50 hesaplanmıştır. Rapidark cihazında 6 MV enerji,AAA algoritması,çift ark VMAT tekniği kullanılarak, 600 MU/dk doz hızı ile ECLİPS tedavi planlama sisteminde planlanma yapılmıştır. CK cihazında ise 6 MV enerji, Ray Tracing algoritması ile SRT tekniği kullanılarak 1000 MU/dk doz hızı ile MULTİPLAN tedavi planlama sisteminde planlanma yapılmıştır. Her bir hasta için doz dağılımları elde edilmiştir. Hedef ve OAR maksimum doz değerleri, PTV'nin HI,CI,CI%50 ve MU değerleri iki farklı tedavi planında karşılaştırılmıştır. Her hasta için yapılan planlarda PTV Dmax, HI ve MU için multiplan-eclips planlama sistemleri arasındaki fark eclips planlama sistemi lehine anlamlıydı (p<0,05). Maksimum OAR dozları arasındaki farklara bakıldığında; beyin sapı, sol-sağ göz, sağ optik sinir, kiazma ortalamaları, CK cihazında Rapidark cihazından istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Sağ-sol lens, sol optik sinir, sağ-sol kohlea ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamaktadır(p>0,05). PTV % ve CI parametrelerinin ortalamaları açısından her iki cihaz arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). CK cihazında CI%50 ortalamaları, Rapidark cihazından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<0,05). CI%50 değerleri Cyber Knife cihazında Rapidark cihazına göre daha düşük olduğu için sağlam doku koruması bakımından daha avantajlıdır. Tedavi süresinin daha kısa olması ve fraksiyon başına MU değerlerinin daha düşük olması açısından ise Rapidark cihazı hasta için daha uygundur. Hedef hacmin doz sarım yüzdesi, risk altındaki organ dozları ve CI değerleri her iki planlama sisteminde de birbirine yakındır.
Bilgisayarlı tomografide kullanılan iterative rekonstrüksiyon yazılımlarının önemi 'paranasal sinüs BT ile waters grafilerinin doz/rezolüsyon karşılaştırılması
Radyasyon terimi madde ve enerjinin uzayda yayılmasını betimlemek için kullanılmaktadır. Radyasyon dokunun çok küçük yapı taşlarına kadar etki eder. İnsanda görülen radyasyon hasarı, atomik seviyede olan etkilere bağlı moleküler yapısının bozulmasından kaynaklanmaktadır. Diagnostikte kullanılan cihazların yaymış olduğu x-ışınlarının biyolojik etkilerini görüntü kalitesini bozmadan en aza indirmek için çalışmalar yapılmaktadır. Radyasyona maruz kalmanın azaltılmasını ve görüntü kalitesinin optimize edilmesini sağlamak için BT ile ilgili radyasyon dozları izlenmeli ve kontrol edilmelidir. Bilgisayarlı tomografi, tanısal görüntülemede doz miktarını azaltmak ve çözünürlüğü arttırmak için bazı yazılımlar gerektirir. 'SAFİRE' (Sinogram Onaylı Yinelemeli Yeniden Yapılandırma) bu yazılımlardan biridir. Sinyal/gürültü oranını artırarak daha düşük radyasyon dozunda daha iyi görüntü kalitesi sağlayan bir yöntemdir. Ancak, bu parametre son nesil cihazlarda kullanılır ve farklı şirketlerin farklı sürümlerinde bulunur. Bu yazılım, çözünürlük endişesi olmadan düşük dozlarda en iyi görüntülemeye dayanmaktadır.Yapılan çalışmalar sayesinde konvansiyonel görüntüleme yöntemleri yerini 3-boyutlu görüntüleme yöntemlerine bırakmaktadır. Bu tez kapsamında paranasal sinüs tomografisi ve Water's grafinin doz ölçümleri yapılmıştır. Belirlenen protokoller kullanılarak elde edilen sinüs dozları ve görüntü üzerindeki gürültü miktarları ile hastanenin kullandığı standart protokoller sonucunda elde edilen sinüs dozları ile elde edilen kesitler üzerinden hesaplanan gürültü miktarları karşılaştırılmıştır.
Farklı renkteki gölgeleme filelerin örtüaltı yapısının iç iklim etmenleri ile marul bitkisinin (Lactuca sativa L.) verim ve kalite parametrelerine etkisinin belirlenmesi
Bu tez çalışması, Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, Tarımsal Araştırma ve Uygulama Merkezi deneme alanında kurulmuş 4 adet, genişliği 3 m, uzunluğu 4 m ve çatı mahya yüksekliği 2 m olan yay çatılı plastik örtülü yüksek tünellerde yürütülmüştür. Çalışmada marul (Lactuca sativa L.) bitkisi materyal olarak kullanılmıştır. Çalışma, Nisan-Haziran 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, marul bitkisinin örtüaltında yetiştirilmesinde, %55 gölgeleme oranına sahip renkli gölgeleme filesi kullanımının bitki gelişim parametreleri ile hasat değerleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Bunun için gölgeleme filesi kullanılmayan kontrol (K), kırmızı fileli (KF), mavi fileli (MF) ve yeşil fileli (YF) yüksek tüneller kullanılmıştır. Sıcaklık, nem ve ışınım enerjisi değerleri saatlik ölçülmüştür. Saatlik ortalama ışınım enerjisi değerleri incelendiğinde, büyükten küçüğe doğru sırasıyla K>KF>MF>YF olduğu belirlenmiştir. En yüksek ışınım enerji değerleri K yüksek tünelde 708 W.m-2, KF yüksek tünelde 578 W.m-2, MF yüksek tünelde 491 W.m-2 ve YF yüksek tünelde 337 W.m-2 olarak ölçülmüştür. En yüksek sıcaklık değerlerinin ise K yüksek tünelde 38.8°C olduğu anda KF yüksek tünelde 37.7°C, MF yüksek tünelde 36.5°C ve YF yüksek tünelde 35°C ölçülmüştür. En düşük bağıl nem değeri K yüksek tünelde %20.7 olduğu anda KF yüksek tünelde %22.7, YF yüksek tünelde %29.1 ve MF yüksek tünelde %32 ölçülmüştür. Bitki verim, baş çapı, boy, gövde uzunluğu ve yaprak sayısı MF yüksek tünelde en yüksek değerde ölçülmüştür. Bitki gövde kalınlığı değeri ise en yüksek K yüksek tünelde ölçülmüştür. Bitki verim değerleri, MF yüksek tünelde 4.363 ton.da-1, YF yüksek tünelde 4.203 ton.da-1, KF yüksek tünelde 3.703 ton.da-1, K yüksek tünelde 3.303 ton.da-1 olarak ölçülmüştür. Sonuç olarak, araştırma konularına göre değerlendirildiğinde mavi renkli gölgeleme filesi kullanımının marul bitkisinin verim ve kalite parametrelerine önemli bir etkisi olduğuna sonucuna ulaşılmıştır.
Katkılı ince filmlerin gama radyasyon zayıflatma davranışlarının belirlenmesi
Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte bilişim, malzeme bilimi, ekipman geliştirme, radyasyondan korunma alanlarında bir çok iyileştirme meydana gelmektedir. Bu gelişmelerle birlikte teknolojik yeni tasarımlar oluşturmak, bir noktada insan sağlığını önemli ölçüde korumaktadır. Bu tasarımlardan bazıları da günümüzde enerji, bilim ve sağlık sektörlerinde kullanılan radyasyonun insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini minimize etmektedir. Örneğin; radyasyon kaynaklarının kullanıldığı radyoloji veya nükleer tıp gibi sağlık birimlerinde çalışanların ve hastaların maruz kaldığı gereksiz radyasyonun etkilerini minimize etmek için bazı koruyucu ekipmanlar tasarlanmıştır. Bu ekipmanlarda cam formunda bulunan gözlükler de koruyucu ekipmanlardan biridir. Radyasyona duyarlı olan göz merceklerinin korunması büyük önem arz etmektedir ve bu doğrultuda her geçen gün koruyuculuğu daha iyi olabilecek yeni cam formları denenmektedir. Tercih edilen bileşik, ince film olarak tasarlandı samaryum ve bor %5, %10 ve %20 oranlarında katkılandı. Bu çalışmada farklı oranlara sahip indiyumoksit (In2O3) bileşiğine samaryum ve bor katkılanarak oluşan yeni bileşiğin Kütlesel Azalım Katsayıları (MAC) hesaplandı. Katkılama oranı arttıkça oluşan bileşiklerin yoğunluklarında düşüş meydana geldiği görüldü. Hesaplamalar, Monte Carlo tabanlı Monte Carlo N-Particle (MCNP6) Radyasyon Taşıma Programı kullanılarak simülasyonlar sonucundaki veriler kullanılarak yapıldı. Elde edilen sonuçlar XCOM değerleriyle karşılaştırıldı ve MCNP ile XCOM değerlerinin birbiriyle uyumlu olduğu görüldü. Elde edilen sonuçlar gösteriyor ki, ince film olarak tasarlanan malzemeler; enerji ve sağlık gibi alanlarda yeni malzemelerin kullanılabilirliğini ıspatlamaktadır. Yapılan bu çalışma, radyasyon kullanılan alanlarda farklı materyallerin denenebileceğini ve daha iyi verim elde edilebileceğini göstermektedir.
Sezyum-137'nin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin toksikolojik açıdan değerlendirilmesi
Sezyumun radyoaktif bir izotopu olan sezyum-137, beta ve gama ışıması yapan, yarılanma ömrü 30 yıl olan bir elementtir. Özellikle nükleer silah denemeleri ve nükleer enerji santrallerde meydana gelen sızıntılar veya kazalar sonrasında çevreye yayılarak besin zincirine katılması söz konusu olan bu elementin insan sağlığı üzerine etkilerinin saptanması önem taşımaktadır. Ancak literatür verileri, sezyum-137'nin insan sağlığı üzerindeki etkileri konusundaki bilgilerin yeterli düzeyde olmadığını göstermekte, dünyada söz sahibi yetkili kurumların da bu elemente maruziyetin riskleri konusunda çelişkili açıklamalar yaptığı anlaşılmaktadır. Türkiye'ye yakın ülkelerde bulunan nükleer enerji santrallerinin eski teknolojiye dayalı özellikler taşıması ve ülkemizde kurulma çalışmaları başlatılan bir nükleer enerji santralinin bulunması, sezyum-137'ye maruziyet riski konusunda daha fazla bilgi sahibi olunması gerektiğini düşündürmektedir. Diğer taraftan sezyum-137'ye daha farklı maruziyet kaynakları da bulunmaktadır. Konu hakkındaki bilgi açıkları dikkate alındığında, bu tez çalışması kapsamında, sezyum-137'nin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin, mevcut bilimsel çalışmaların incelenmesi ile toksikolojik açıdan değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ulusal ve uluslararası güncel kaynakların kapsamlı olarak değerlendirilmesi sonucunda hazırlanan bu çalışma ile söz konusu radyoaktif elementin insan sağlığı üzerindeki etkileri, tedavi yaklaşımları ve korunma yolları konusunda kapsamlı bir başvuru kaynağının oluşturulması düşünülmüştür.
Tip-1 yardımcı T (TH1) hücrelerin radyasyon stresi altında fonksiyonel ve fenotipik değişimlerinin incelenmesi
Tümör mikroçevresindeki immün baskılayıcı ortam nedeniyle, anti-tümör yanıtta öncül rol alan T lenfositlerin fonksiyonel ve fenotipik durumundaki değişimlerin anlaşılması önemlidir. Kanser gibi kronik inflamasyonda T hücreler, yüksek inhibitör reseptör ifade eden yorulmuş fenotipte ve fonksiyonunu kaybetmiş hücrelere farklılaşabilmektedir. Yorulmuş T hücrelerin efektör fonksiyonları inhibitör reseptörlerin blokajı yardımıyla geri kazandırılabilir. Radyoterapi ve blokaj tedavisi ise anti-tümör immün yanıtları artırabilecek bir kombinasyon olarak ön görülmektedir. Bu in vitro tez çalışması kapsamında, THR sinyali anti-CD3 monoklonal antikoru ile ve ko-stimülasyon ise bir monositik hücre hattı aracılığıyla sağlanmış; bu sayede, CD4+ yardımcı T hücreler sürekli olarak uyarılmıştır. Kullanılan ko-kültür modelinin farklı inkübasyon sürelerinde (0, 24, 72 ve 120 saat), farklı fenotiplerdeki T hücrelerin farklı dozlarda (0 Gy, 2 Gy, 5 Gy, 8 Gy ve 12 Gy) radyasyon stresi altında fonksiyonel ve fenotipik değişimleri incelenmiştir. Naif CD4+ T lenfositlerin uyarımla birlikte IL-2, IFN-γ ve TNF-α üreten efektör hücrelere farklılaştığı; ardından, yüksek düzeyde inhibitör reseptör ifade eden ve sitokin üretimi azalmış, yorulmuş hafıza-benzeri T hücrelere dönüştüğü görülmüştür. Hücrelerin en radyosensitif olduğu uyarım periyodunun, apopototik düzey ve DNA kırık sayıları hesaplanarak 72. saat olduğu ve efektör T lenfositler ile efektör hafıza-benzeri T lenfositlerin en hassas alt gruplar olduğu bulunmuştur. Radyasyona en dirençli alt tipler ise naif T ve merkezi hafıza benzeri T lenfositler olmuştur. Radyasyonun Th hücrelerde mitokondri membran potansiyelini değiştirmediği görülmüştür. Radyasyon maruziyeti öncesinde uygulanan anti-PD-1 blokajının ise Th1 hücre canlılığı üzerinde olumsuz bir etkisi olmadığı gösterilmiştir. Sonuç olarak, Th1 hücrelerinin PD-1 blokajı ile yeniden fonksiyon kazanma sürecinde radyasyon hassasiyeti göstermediği değerlendirilmiştir.
Doğal bor mineralleri kullanarak radyasyon dozimetresi geliştirilmesi
Bu tez çalışmasında; iyonlaştırıcı radyasyonun bulunduğu bölgelerde yaşayan ve/veya çalışan farklı sektördeki insanların soğurdukları radyasyon dozunun belirlenebilmesi için, doğal bor minerallerinden radyasyon dozimetresi olarak geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada Balıkesir'de Bigadiç bölgelerinden farklı bölgelerinden temin edilen doğal bor minerallerinden Kolemanit-1, Kolemanit-2, İnyoit ve Üleksit kullanılmıştır. Kayaç olarak temin edilen minerallerin yapı analizi X-Işını Difraksiyon Yöntemi (XRD) ve Taramalı Elektron Mikroskop (SEM) ve Enerji Dağılımlı X-Işını Spektroskopisi (EDX) analizi ile gerçekleştirilmiştir. XRD sonuçlarına göre, doğal bor minerali Kolemanit-1 ve Kolemanit-2 monoklinik yapıda olup, kristalit boyutları sırasıyla 39,45 nm ve 39,36 nm'dir. Doğal bor minerali Üleksit triklinik yapıdadır ve kristalit boyutu 41,26 nm'dir. Doğal bor minerali İnyoit ise monoklinik yapıda olup kristalit boyutu 39,37 nm'dir. Yapı morfolojisi için SEM analizi, elementel analiz için de EDX analizi gerçekleştirilmiştir. Elementel analiz sonucunda, doğal bor minerali Kolemanit örneğinin yapısında B,O,Sr,Ca elementleri, doğal bor minerali Üleksit örneğinin yapısında C,O,Na,Ca elementleri, doğal bor minerali İnyoit örneğinin yapısında ise O,Ca elementleri tespit edilmiştir. Tez süresince çalışılan doğal Bor mineralleri farklı ışınlama kaynakları ile cGy (1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10 cGy), Gy (6,9) ve kGy (1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8 kGy) mertebelerinde ışınlanmıştır. Bu ışınlama çalışmalarına ek olarak örneklerin UV ışınlama çalışmaları da gerçekleşmiştir. Geliştirilmesi amaçlanan radyasyon dozimetresi malzemesinin incelenmesi, ağırlıklı olarak Elektron Spin Rezonans (ESR) Spektroskopisi ile yapılmıştır. ESR için optimum deney şartlarının belirlenmesi için mikrodalga gücü ve modülasyon genliği çalışmaları yürütülmüş ve optimum mikrodalga gücü 1 mW ve optimum modülasyon genliği 1 G olarak belirlenmiştir. ESR spektroskopisinde önemli bir spektral parametre olan spektroskopik yarılma çarpanı g-değeri; doğal bor minerali Kolemanit-1 ve Kolemanit-2 örneği için sırasıyla 2,0021 ve 2,0011 olarak belirlenmiştir. Doğal bor minerali Üleksit örneği için g-değeri 2,0016 ve İnyoit için ise 2,0009'dur. Tepeden tepeye çizgi genişliği ∆Hpp değeri ise Kolemanit-1 için 4,56 G, Kolemanit-2 için 7,10 G, Üleksit için 6,55 G ve İnyoit için 6,32 G'dir. Tez kapsamında incelenen doğal Bor minerallerinin doza bağımlılıklarının cGy ve Gy ışınlamaları için çok düşük olduğu, kGy mertebesindeki ışınlamalar için ise tüm örnekler için ESR sinyal şiddet değerlerinde artış olduğu görülmüştür. İncelenen numuneler arasında doz- cevap bulguları en yüksek olan numune Kolemanit-1 ve Kolemanit-2 olarak belirlenmiştir. Bununla beraber ışınlanan örneklerinin ESR sonuçları detaylandırıldığında, ışınlanan örneklerin bazı radyasyona hassas ve kararlı rezonans piklerinin dozimetrik amaçlı kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda ışınlanan doğal Bor minerallerinden oluşturulan doz-cevap eğrileri ve zaman incelemesi çalışmaları irdelendiğinde; Kolemanit-1 ve Kolemanit-2 örnekleri için sırasıyla 2 nolu ve 4 nolu rezonans piklerinin radyasyona duyarlı olmaları ve daha kararlı olmaları (zamana bağlı sönüm oranında azalma Kolemanit-1'de %40, Kolemanit-2'de %20) nedenleri ile doz ölçümlerinde kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Üleksit ve İnyoit için ise, sırasıyla 7 nolu ve 8 nolu rezonans piklerinin toplamının (orta pik) dozimetrik özelliğinin fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. UV ışınlamanın etkisi ile ışınlanmış ve ışınlanmamış Kolemanit-1 ve Kolemanit-2'de spektrumdaki pik şiddetlerinde anlamlı bir fark olmamıştır, Üleksit ve İnyoit'de spektrumdaki mangan pik şiddetlerinde artış olmuştur. Tez kapsamında; incelenen örneklerin dozimetrik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla kullanılan ESR ölçümlerine tamamlayıcı bilgiler verebilmesi amacıyla Termolüminesans (TL) çalışmaları da cGy, Gy ve kGy mertebelerinde ışınlanan örnekler için yürütülmüştür. Gerçekleştirilen TL çalışmaları, ışınlanmış ve ışınlanmamış doğal Bor minerallerinde anlamlı bir farkın olmadığını göstermiştir.
İş sağlığı ve güvenlı̇ğı̇ algılarının radyasyona maruz kalma sıklığı kapsamında değerlendı̇rı̇lmesı̇ (Bazı özel sektör çalışanlarına yönelik uygulama)
Dünya'da ve Türkiye'de iş kazaları ve meslek hastalıkları önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Özellikle insan yaşamını doğrudan ilgilendiren inşaat sektörü, diğer kurumlara göre daha çok riskli ve titizlikle çalışılması gereken önemli bir sektördür. Hizmet sektörü çalışanları işveren ve diğer taşeron firma yetkilileri tarafından bazen zorla ağır işlerde çalışmaya maruz bırakılmaktadır. Sektör çalışanlarının ağır ve sağlıksız bir şekilde zor işlere maruz kalmamaları için kurumların gerekli olan güvenlik önlemlerini almaları zorunluluk arz etmektedir. İş sağlığı ve güvenliği yönetmenliklerle hukuki açıdan uluslararası standartlara yükseltilmiş ve hukuki bakımdan bu gelişmenin pratik hayata yansıtılması tam olarak bu zamana kadar gerçekleştirilememiştir. Bu durum diğer tüm çalışanları etkilediği gibi hizmet sektörü çalışanlarını da olumsuz etkilemektedir. Özellikle hizmet sektörü çalışanları arasında, iş kazası oranının yüksek olduğu ve kaza sonucu gerçekleşen ölümlerin olduğu görülmekle birlikte, bu sektör iş yeri ve meslek hastalıklarının çok görüldüğü bir sektör olarak dikkat çekmektedir. Özellikle radyasyona maruz kalan saha çalışanlarının ve işverenlerin sağlık bilinci ve bu konudaki bilgisinin (radyasyon) yeterince olmaması sadece o işyerinde çalışanları değil, toplumun tamamının sağlığını olumsuz etkileme ihtimaline yol açabilecektir. Bu çalışmada farklı sektörlerde çalışanların işe giriş/periyodik muayene formları, Kişisel Verilerin Korunması kanunu gereği çalışanların izinleri alınarak incelenmiş ve özellikle radyolojik analizler kısmı göz önüne alınarak özel sektör çalışanlarının radyasyona maruz kalma sıklıkları ve iş sağlığı ve güveliği bilinci incelenmesi planlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümde, iş sağlığı ve güvenliğinde genel kavramlar (Sağlık, hastalık, vs.) verilmiştir. İkinci bölümde tarafların hak ve yükümlülükleri ve yükümlülüklerini yerine getirmeyen işçi veya işverenin karşılaşabileceği hukuki yaptırımlar başlıklı konulara ayrıntılı bir şekilde değinilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümü radyasyon ve radyoaktivite konularını kapsamaktadır. Çalışmanın dördüncü bölümü; araştırmanın sorunsalı, amacı, araştırma yöntemi, bulgular, sonuç ve önerilerden oluşmaktadır.
Hastanelerin radyasyon alanlarını içeren birimlerde görev alan sağlık çalışanlarında iş sağlığı ve güvenliği ikliminin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın ilk ana amacı, hastanelerin Radyasyon içeren birimlerinde görev yapan sağlık çalışanlarının güvenlik iklimini ölçmek yeterli bir algıya sahip olup olmadıklarını anlamaktır. Çalışmada kullanılan anket İskandinav Güvenlik İklimi Ölçeğinin (NOSACQ-50) Türkçe çevirisidir ve anketi doğrulamak için açıklayıcı ve keşfedici faktör analizi kullanılmıştır. Güvenilirlik, Cronbachs alpha kullanılarak değerlendirilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkiyi anlamak için korelasyon, t-testi ve Anova testi kullanılmıştır. Bu araştırmada evren hastanelerin radyasyon içeren alanlarında görev yapan sağlık çalışanlarından oluşmaktadır. Araştırmaya üniversite, devlet, özel ve diğer hastane gruplarında çalışan sağlık çalışanları dahil edilmiştir. Ayrıca araştırma İstanbul ili olarak sınırlandırılmıştır. Araştırmanın örneklemini 298 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Güvenlik iklimi skoru ,49406 standart sapma ile 2,9820 olarak hesaplanmış ve NOSACQ-50 talimatına göre sonuçlar 2,50'nin üzerinde olduğu için pozitif olarak değerlendirilmiştir. Keşfedici faktör analizi, yedi boyut için NOSACQ-50'nin orijinal versiyonundan farklı olarak altı boyut ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Radyasyon Alanı, Hastane, Sağlık Çalışanı, Güvenlik İklimi, İş Sağlığı ve Güvenliği
Tüm beyin radyoterapi alan kanser hastalarında radyoterapinin işitme fonksiyonlarına olan etkisi
Kemoterapi ve radyoterapi tedavisi alan hastalarda cisplatin, carboplatin ve sitotoksik benzeri ajanların kullanıma bağlı olarak işitme kaybı oluştuğu bilinen bir gerçek olmakla birlikte, kemoterapi almayan ve tüm beyin radyoterapi alan hastalarda radyoterapiye bağlı olarak hastaların işitme değerlerindeki etkilenimi gözlemlenmiştir. Bu araştırmanın amacı, beyin radyoterapisi alan kanser hastalarında işitmenin radyoterapiden önce ve sonra ne kadar etkilendiğini incelemekti. Katılımcıların radyoterapi tedavisine başlamadan önceki ve başladıktan sonra 3 doz(terapi) aldıktan sonra işitme değerlendirmeleri yapılmıştır. Araştırma 30-72 yaş arası, beyin radyoterapisi alan 13 ü erkek ve 12 si kadın olmak üzere toplam 25 katılımcı (50 kulak) ile gerçekleştirilmiştir. Bu bulgular önce genel olarak, sonra da kendi aralarında karşılaştırılmıştır. Hava yolu ölçüm değerlerinin, Radyoterapi öncesi ve sonrası karşılaştırmalarında hem sağ kulak hem de sol kulakta (p<0,05) bulunduğundan anlamlı farklılık söz konusudur. Sağ kulakta radyoterapi sonrası hava yolu ortalaması (30,68), radyoterapi öncesi ortalamasından (30,28) yüksek bulunmuştur. Sol kulakta radyoterapi sonrası hava yolu ortalaması (30,76), radyoterapi öncesi ortalamasından (28,16) yüksek olduğu anlaşılmıştır. Hava yolu ölçüm değerlerinin Radyoterapi öncesi ve sonrası karşılaştırmalarındaki farklılıklar açıkça görülmektedir. Radyoterapi sonrası değerlerinde görülen yükselme dikkat çekicidir. Kemik yolu ölçüm değerlerinin Radyoterapi öncesi ve sonrası karşılaştırmalarında hem sağ kulak hem de sol kulakta (p<0,05) bulunduğundan anlamlı farklılık söz konusudur. Sağ kulakta radyoterapi sonrası kemik yolu ortalaması (26,52), radyoterapi öncesi ortalamasından (25,04) yüksek bulunmuştur. Sol kulakta radyoterapi sonrası kemik yolu ortalaması (23,24), radyoterapi öncesi ortalamasından (22,56) yüksek olduğu görülmektedir. Kemik yolu ölçüm değerlerinin radyoterapi öncesi ve sonrası karşılaştırmalarındaki farklılıklar açıkça görülmektedir. Radyoterapisonrası değerlerinde görülen artışlar anlamlı bulunmuştur. Konuşmayı alma eşiklerinin radyoterapi öncesi ve sonrası karşılaştırmalarında hem sağ kulak hem de sol kulakta (p<0,05) bulunduğundan anlamlı farklılık söz konusudur. Sağ kulakta radyoterapi sonrası Konuşmayı alma eşiği ortalaması (32,2), radyoterapi öncesi ortalamasından (31,0) yüksek bulunmuştur. Sol kulakta radyoterapi sonrası Konuşmayı alma eşik ortalaması (31,6), radyoterapi öncesi ortalamasından (30,0) yüksek olduğu görülmektedir. Konuşmayı algılama yüzdelerinin radyoterapi öncesi ve sonrası karşılaştırmalarında sağ kulakta (p<0,05) bulunduğundan anlamlı farklılık söz konusudur. Sol kulakta ise (p>0,05) bulunduğundan anlamlı farklılık söz konusu değildir. Sağ kulakta radyoterapi öncesi konuşmayı algılama yüzdelerinin ortalaması (84,7), radyoterapi öncesi ortalamasından (83,36) yüksek bulunmuştur. Sol kulakta radyoterapi sonrası konuşmayı algılama yüzdelerinin ortalaması (85,28), radyoterapi öncesi ortalamasına (86,080) yakın olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Radyoterapi, Beyin Kanseri, Beyin Radyoterapi, İşitme Kaybı
Yüksek enerjili elektronlara ait dozların teknik rapor serisi 398 kalibrasyon protokolüne göre paralel plan ve silindirik iyon odaları ile karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı; TRS 398 kalibrasyon protokolüne göre yüksek enerjili elektronların doz kalibrasyonunda kullanılan paralel plan ve silindirik iyon odalarının enerjiye ve kullanılan iyon odası tipine göre doza etkisinin incelenmesidir. TRS 398 doz kalibrasyon protokolünde 10 MeV ve üzeri elektron enerjilerinde silindirik veya paralel plan iyon odası, 10 Mev altındaki enerjilerde ise paralel plan iyon odasının kullanılması önerilmektedir. Çalışmamızda Lineer hızlandırıcı cihazında bulunan 4, 6, 9, 12 ve 15 MeV enerjiye sahip 5 farklı elektron enerjisi kullanılmış ve bu elektron enerjileri için kalibrasyon işlemleri yapılmıştır. Doz kalibrasyon işlemlerine başlamadan öncelikle cihazın tüm mekanik kontrolleri yapılmış, ardından su fantomu yardımıyla dozimetrik kontrolleri de yapıldıktan sonra ölçümlere başlanmıştır. TRS 398 doz kalibrasyon protokolüne göre referans koşullarda her bir elektron enerjisi için ayrı ayrı su fantomu taramaları paralel plan iyon odası ile yapılıp hesaplamada kullanılacak yüzde derin doz eğrileri elde edilmiştir. Daha sonra protokolde yer alan düzeltme faktörlerinin hesabı için kullanılmak üzere verilerin alınması için silindirik ve paralel plan iyon odaları ile ışınlamalar yapılıp gerekli okuma değerleri alınmıştır. Ardından silindirik iyon odası yardımıyla paralel plan iyon odasına, en yüksek enerjiye sahip elektron için çapraz kalibrasyon yapılıp, paralel plan iyon odasına ait kalibrasyon faktörü hesaplanmıştır. Bu veri ve elde edilen diğer veriler yardımıyla hem paralel plan hem de silindirik iyon odası için her enerji değerindeki elektron için suda absorbe doz verileri hesaplanmıştır. Son olarak da bu hesaplanan dozlar arasındaki farklılıklar değerlendirilmiştir. Yapılan bu çalışmada elektronların kalibrasyonlarında kullanılan silindirik ve paralel plan iyon odaları ile yapılan ölçümlerdeki doz farkının silindirik iyon odası için 4 MeV için %-2.61, 6 MeV için %-0.90, 9 MeV için %-0.40, 12 MeV için %-0.15 ve 15 MeV için %0 olduğu saptanmış ve yüksek enerjiye sahip elektronlarda bu farkın az, buna karşın düşük enerjiye sahip elektronlarda ise bu farkın daha fazla olduğu görülmüştür. Çalışmamızda yüksek enerjili elektronlarda yapılan dozimetrik ölçümlerde TRS 398 numaralı protokolünde önerdiği gibi kalibrasyon işlemlerinde 10 MeV ve üstü elektron enerjileri için silindirik veya paralel plan iyon odasının kullanımın, 10 MeV altı enerjiye sahip elektronlar için ise paralel plan iyon odasının kullanımın uygun olduğu teyit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Doz Kalibrasyon; TRS 398; Çapraz Kalibrasyon; Silindirik-Paralel Plan İyon Odası
Göğüs duvarında fıeld ın fıeld IMRT ve 3 boyutlu konformal tedavi planlama teknikleri kullanılarak bolus materyali etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı mastektomi sonrası radyasyon uygulaması yapılacak hastalarda bolus kullanılan fraksiyon sayıları değiştirilerek 3BKRT ve FIF IMRT tedavi teknikleri ile tedavi planları oluşturarak bolus etkisinin hedef hacim ve riskli organlar üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışmamızda mastektomi olmuş 20 kadın meme kanseri hastaya tamamı boluslu, tamamı bolussuz ve 11 fraksiyon boluslu olmak üzere 6 MV enerjili foton kullanılarak 2 Gy'den toplam 25 fraksiyon 3BKRT ve FIF IMRT teknikleri kullanılarak tedavi planlamaları yapılmıştır. Toplam 7 farklı plan ile CTV, kalp, akciğer ve karşı akciğer doz ve hacim değerleri SPSS 18.0 programı ile istatistiksel analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda hedef hacim için FIF IMRT doz değerleri 3BKRT'ye göre avantajlı olduğu görülmüş ve aralarındaki ilişki istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Bununla beraber bolus materyali kullanım sayısı arttıkça ortalama doz değerlerinin arttığı görülmüştür. Kalp ve akciğer gibi komşu organlarda 3BKRT tekniği doz ortalamaları daha düşük olduğu görülmüş ve yine bolus kullanımına bağlı olarak ortalamaların arttığı gözlenmiştir. Karşı akciğer dozunun her iki teknik için fazla değişmediği görülmüştür. Kişiden kişiye farklılık gösteren anatomik yapılar ve cerrahi operasyonlar sonucu hacimsel değişikliklerden kaynaklanan hedef hacim doz homojenitesi ve risk altındaki organ dozlarında farklılık gözlenebilir. İdeal olanı hastaya özgü tedavi uygulamasına karar vermektir. Anahtar Kelimeler: Mastektomi; Bolus; 3BKRT; FIF IMRT
Meme kanserinde PKİ-402'nin PI3K/AKT/mtor yolağı ve radyo duyarlılık üzerindeki etkilerinin araştırılması
Meme kanseri kompleks kanser türü olup, dünya üzerinde kadınlarda görülme sıklığına göre birinci, kansere bağlı ölümler arasında ikinci sıradadır. Meme kanseri klinik özelliklerine, eksprese edilen tümör markerlarına ve histolojik tipine göre alt tiplere ayrılan heterojen bir hastalıktır. Duktal ve lobular karsinomalar en yaygın histolojik tiplerini oluşturmaktadır. Her alt tipin farklı prognozu ve tedaviye yanıtı vardır. Meme kanserinin oluşumunda birçok risk faktörü tanımlanmıştır. Mutasyonlar meme kanseri oluşumunda önemli rol oynamaktadır. PI3K/Akt/mTOR yolağının mutasyonlara bağlı anormal aktivasyonu meme kanserinde sık gözlenmektedir. Bu yolağın inhibisyonunun meme kanseri gelişimini önlemeye yardımcı olduğu yapılan çalışmalarda bildirilmiştir. Meme kanserlerinin tedavisinde cerrahi müdahale, kemoterapi ve radyoterapi uygulamaları sonucu başarı elde edilmekle birlikte genellikle tedavilere karşı direnç gelişimi ya da nüks görülmektedir. Kök hücreler terapi direnci ve nüksten sorumlu olan, kanser kitlesini yeniden oluşturma potansiyeline sahip hücrelerdir. Bu nedenle güncel araştırmalar tümör kitlesini oluşturan hücrelerin yanısıra kanser kök hücrelerinin de elimine edilmesini sağlayacak mekanizmaların aydınlatılmasına odaklanmıştır. Bu doğrultuda tez kapsamında, PI3K/Akt/mTOR inhibitörü PKI-402'nin farklı meme kanseri alt tiplerindeki ve meme kanseri kök hücrelerindeki sitotoksik, apoptotik etkinliği normal hücrelerle kıyaslanarak araştırılmıştır. Bu amaçla Sitoksisite, Apoptoz, -H2AX deneyi, Klonojenik sağkalım deneyi ve Fosforilasyon deneyi gerçekleştirilmiştir. Çalışmalar sonucunda, 48.saatte MCF-7 hücre hattında 109 nM, MDA-MB-231 hücre hattında 2.44 µM, BCSC hücre hattı için 5.941 µM ve MCF-10A hücre hattı için 142 nM IC50 dozuyla bu hücreler için PKI-402 sitotoksik bulunmuştur. İleri deneylere bu dozlarla devam edilmiş ve bu IC50 dozunun radyasyonla kombine edildiğinde MCF-7, BCSC ve MCF-10A hücre hatlarında apoptozu indüklediği, MDA-MB-231 hücre hattında apoptotik etki göstermediği bulunmuştur. -H2AX deneyi sonucunda ise MCF-7, MDA-MB -231 hücre hatlarında kontrole kıyasta ve gruplar arasında (İyonize radyasyon (IR) ve PKI-402+ İyonize radyasyon (IR)) anlamlı çift kırık yüzdesi gözlemlenmiştir. MCF-10A ve BCSC hücre hatlarındaki çift kırık yüzdesi ise anlamlı olarak değerlendirilmemiştir. Uygulamalardan sonraki sağ kalım kapasitesi klonojenik analizle değerlendirilmiştir. MCF-7 ve BCSC hücre hatlarında sağkalım yüzdesinde IR ve PKI-402+IR grupları arasında ve kontrole kıyasta anlamlı bir değişim gözlemlenmiştir. Fosforilasyon deneyi sonucunda, MCF-7, MDA-MB-231 ve BCSC hücre hatlarında PI3K/Akt/mTOR yolağının baskılanmasının göstergesi olan önemli 16 proteinden bazılarının baskılandığı gözlemlenirken, normal meme epiteli hücre hattı MCF-10A'da sadece 4E-BP1 (Thr37/46) fosforillenmesinin baskılandığı gözlemlenmiştir. Tüm bu sonuçlara dayanarak, PKI-402'nin Radyasyona duyarlılığı arttırdığını düşünmekle birlikte, ileri deneylerde bunun teyit edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Meme Kanseri, PI3K/Akt/mTOR yolağı, PKI-402, Radyo Duyarlılık
Küçük alanlarda farklı foton enerjilerine ait output faktörlerinin çeşitli dedektörler kullanılarak karşılaştırılması
Yoğunluk ayarlı radyoterapi ve stereotaktik tedavi teknikleri gibi gelişmiş radyoterapi uygulamalarında sıklıkla kullanılan küçük radyasyon alanları, genel olarak 4 cm × 4 cm'den küçük boyutlu alanlar olarak kabul edilir. Küçük alanların dozimetrisi; lateral elektronik denge kaybı, dik doz değişimleri ve hacim ortalama etkisi gibi nedenlerden dolayı büyük alanlarınkine göre daha hassas ve karmaşıktır. Bunlardan lateral elektronik denge kaybı ve dik doz değişimleri ışınla ilgili problemlerdir; hacim ortalama etkisi ise dedektörle ilgilidir. Bu çalışmanın amacı, klinikte mevcut bazı dedektörler kullanılarak küçük alanlarda output ölçümleri için bu dedektörlerden hangilerinin daha uygun olduğunu belirlemektir. Çalışmada TLD ve farklı hacimlerde beş adet iyon odası kullanılmış olup, referans derinlikte (d=10 cm) ve farklı alan boyutları için 6 MV ve 18 MV foton enerjilerinde output ölçümleri alınmıştır. Bu ölçümlerden elde edilen veriler 10 cm × 10 cm referans alan boyutunun output değerine normalize edilerek output faktörü (OF) değerleri bulunmuştur. Output faktörlerinin istatistiksel analizi SPSS programında, Friedman testi uygulanarak yapılmıştır. Her iki enerji için dedektörleri 6'lı ve 4'lü gruplar halinde karşılaştırdığımızda çok küçük ve konvansiyonel küçük alanların OF değerleri arasında anlamlı farkın olduğu saptanmıştır. Büyük alanlarda (≥4×4 cm2) dedektörlere ait OF değerlerinin standart sapması 6 MV için %3'ten küçük, 18 MV için de %2'den küçüktür. Alan boyutu küçüldükçe (<4×4 cm2) dedektörlerin OF değerleri arasındaki fark giderek artmaktadır. Özellikle çok küçük alanlarda (≤1,5×1,5 cm2) standart sapmalar 6 MV için %10'a, 18 MV için %9'a kadar artmıştır. Mini dedektörler (CC01 ve CC04) mikro dedektörlere (TLD) göre daha büyük hacimli olmasına rağmen hava eşdeğeri yoğunlukta duvar materyaline sahip oldukları için çok küçük alanlardaki OF değerleri her iki enerjide de daha büyüktür. Böylece küçük alan OF ölçümleri için kullanılacak en ideal dedektörün "en küçük hacimli" dedektör olduğunun söylenemeyeceği ve dedektör seçiminde dedektörlerin etkin ölçüm hacminin yanı sıra yapı materyalinin özelliklerinin de göz önünde bulundurulmasının gerekli olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Radyasyon Dedektörleri; Küçük Alan Dozimetrisi; Output Faktörü
Monte carlo algoritması kullanılan tedavi planlama sisteminde yoğunluk ayarlı radyoterapi ile tüm kemik iliği ışınlaması
Bu çalışmanın amacı; tüm kemik iliği ışınlaması (TKİ) için yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) etkinliğinin uygulanabilirliğinin değerlendirilmesidir. Kemik iliği kanseri, vücutta bağışıklık sisteminin en önemli parçası olan plazma hücrelerinde başlar. Kanserleşme sonucunda plazma hücreleri faydalı işlevi olmayan paraprotein denilen tek tip antikor üretir. Bu anormal hücreler kendilerini kopyalamak için bölünerek çoğalırlar. Bu sayede anormal hücrelerin sayısı fazlalaşır. Bunlara miyelom hücreler de denilmektedir (1). Kemik iliği kanserinin tedavisi genel olarak kemoterapi ve kemik iliği (kök hücre) naklidir. Bu işlemler genellikle radyoterapi ile birlikte uygulanmaktadır. Günümüzde bunlara ek olarak akıllı moleküller de kullanılmaktadır. Bahsi geçen bu moleküller akıllı moleküllerdir ve akıllı moleküller hedefe odaklanarak sadece kanser hücresine ulaşan ve o hücreyi yok eden bir tedavi şeklidir (1). Çalışmamızda Beyin Tümörü tanısı konan 10 hastanın YART tedavi planları oluşturulmuştur. YART planları tüm vücudu kapsayacak şekilde (alt ve üst ekstremite kemikleri yarısına kadar) 6 MV foton enerjisi ile oluşturulan 3 tedavi alanında (baş ve boyun, göğüs ve pelvis) olmak üzere 3 parsiyal ark (baş ve boyun planı için çift ark) ışınlamasından oluşmuştur. Tedavi dozları günlük fraksiyon başına 2 Gy'den 12 Gy olarak tanımlanmıştır. YART tekniği ile elde ettiğimiz tedavi sonuçları; risk altındaki organların dozları ve tedavinin uygulanabilirliği açısından değerlendirilmiştir. Planlama sonunda PTV hacminin tanımlanan dozun %95'ini alması sağlanmıştır. 3 PTV için de ölçülen D99, D1, Dmean, Dmax ve Dmin değerlerimiz belirlenmiştir. Bu değerlerin ortalamaları sırası ile değerlerinin ortalamaları sırası ile 11.4, 13.6, 12.9, 14.2 ve 7.1 olarak bulunmuştur. Bu verilerin sonucu olarak çalışmamızda belirlenen PTV'lerde ideale yakın bir DVH elde elde edilmiştir. Risk altındaki dozların Dmean, D1 ve D99 değerlerine bakıldığında 12 Gy'lik ışınlamada Dmeanler için beyin 9.7, kalp 8.7, gözler 11, böbrekler 9.2, akciğerler 9.2, karaciğer 8.9, bağırsaklar 8.9, lensler 8.7 ve ağızboşluğu 8.9 Gy değerlerinde dozları, D1'lerine bakıldığında beyinin 13.1, kalbin 12.9, gözlerin 12.8, böbreklerin 12.8, akciğerlerin 13.1, karaciğerin 13, bağırsaklerın 13.0, lenslerin 10.2 ve ağızboşluğunun 12.8 Gy değerinde dozları, D99'larına bakıldığı zaman ise beyinin 3.7, kalbin 4.1, gözlerin 7.4, böbreklerin 5.6, akciğerlerin 3.9, karaciğerin 4.5, bağırsaklerın 4.2, lenslerin 6.1 ve ağızboşluğunun 4.4 Gy değerlerinde dozları aldıkları bulunmuştur. Bu durum verilen 12 Gy'lik dozun 3 boyutlu konformal radyoterapi uygulaması yapıldığı zaman, bu dozun iki yan sahadan verilmesi sonucunda risk altındaki organların dozun tamamını alması YART tekniğinin alınan dozlar bakımından üstün olduğunu kanıtlamaktadır. Çalışmamızda hesaplanan homojenite indeks değerlerinin 1'e yakın bulunması PTV'nin tanımlanan doz tarafından ne kadar homojen sarıldığının bir göstergesi ve konformite indekslerinin de 0'a yakın bulunması tedavi dozuna ait izodozun hedef hacmi ne kadar iyi sardığının bir göstergesi olmuştur. Çalışmamızda elde edilen sonuçlar, kliniğimizde bulunan tedavi planlama sistemleri kullanılarak hazırlanan YART planlarının uygulanabilir olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Kemikiliği; Radyoterapi; YART; TKİ
Tüm cilt elektron ışınlamalarında TLD ve diyot dozimetreler kullanılarak yapılan in vivo doz ölçümlerinin insan fantomu üzerinde dozimetrik karşılaştırılması
Tüm cilt elektron ışınlamalarında (TSEI); geniş tedavi yüzeyleri, uzak kaynak cilt mesafeleri (KCM) ve uzun fraksiyonasyon şemaları kullanılmasından dolayı verilen dozun doğruluğu in-vivo dozimetri sistemleri kullanılarak saptanmalıdır. Bu çalışmanın amacı Stanford tekniği kullanarak yapılan TSEI'da TLD ve yarı iletken diyot dedektör in-vivo dozlarının karşılaştırılması ve rutin kullanımlara uygun olan dozimetri sisteminin belirlenmesidir. TLD ve diyot dedektörlerle yapılan doz profil ölçümleriyle Stanford tekniği uygulanmakta olan TSEI'larında 90±19o olan tedavi açısı doğrulanmıştır. TLD kalibrasyonu yapılmıştır. Diyot kalibrasyonu için elde edilen paralel plan iyon odası doz okumalarından MU başına cGy değeri hesaplanmıştır. Stanford tekniği kullanılarak her bir alan için 55 MU doz verilmiş ve toplam 12 alan ile tam tedavi uygulanmıştır. İnsan fantomu üzerinde belirlenen 17 farklı cilt noktasında tam tedavi uygulanarak TLD ve diyot detektörle in-vivo doz ölçümleri alınmıştır. Ortalama cilt dozları TLD ve diyot için sırasıyla: 119 ve 118 cGy olarak bulunmuştur. Elde edilen TLD ve diyot in-vivo doz sonuçları biribiriyle karşılaştırılmış ve tedavi dozuna (120 cGy) yakınlıkları kıyaslanmıştır. Her iki dozimetri sistemiyle ölçüm yapılan noktaların aldıkları dozlar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda klinik uygulamalarda TSEI tedavilerinde her iki dozimetri sisteminin de kullanılabileceği uygun görülmüştür.
Meme kanseri nedeni ile radyoterapi uygulanan olgularda radyasyona bağlı radyolojik akciğer değişikliklerinin tanımlanması, klinik ve dozimetrik faktörler ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Amaç Meme kanseri nedeni ile radyoterapi (RT) uygulanan olgularda akciğerde oluşan radyasyona bağlı değişikliklerin detaylıca tanımlanarak radyasyon pnömonisi/fibrozisi (RP/F) açısından derecelendirilmesi ve bu bulguların klinik ve tedavi özellikleri ile ilişkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda 2005-2013 yılları arasında meme kanseri nedeni ile RT uygulanan 76 olgu retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Onkolojik tedavileri tamamlandıktan sonra rutin takibe alınan olgular radyasyon pnömonisi (RP) açısından sorgulanmış ve takip döneminde elde olunan toraks bilgisayarlı tomografi (BT)'leri radyasyona bağlı radyolojik akciğer değişiklikleri açısından detaylıca incelenmiştir. Yetmiş altı olguya ait toplam 116 toraks BT'si mediasten penceresinde 350/50 Hounsfiel Unit (HU), parankim penceresinde ise 1200/-600, 800/-800, 1800/-600 HU'ları ile değerlendirilmiştir. Toraks BT'ler detaylıca buzlu cam, septal kalınlaşma, konsolidasyon/yamasal opasite değişikliği/alveoler infiltrasyon, subplevral hava kisti, hava bronkogramı, parankimal bant, traksiyon bronşiektazisi, plevral/subplevral kalınlaşma ve volüm kaybı bulguları açısından incelenmiştir. Radyolojik RP/F meme kanseri tanılı olgularda kullanılabilir bir sistem olan Nishioka sınıflama sistemine göre derecelendirilmiştir. Derece 0, RT alanında anlamlı değişiklik olmaması; Derece 1, RT alanında plevral kalınlaşma; Derece 2, RT alanının <%50'sinde pulmoner değişiklikler (plak benzeri, heterojen dansite gibi) ve Derece 3, RT alanının >%50'sinde pulmoner değişiklikler olarak sınıflandırılmıştır. İstatistiksel değerlendirmede tanımlayıcı analizler ve bağıntı analizleri IBM SPSS 22.0 programı ile yapılmış ve bağıntı analizleri için Spearman testi kullanılmıştır. Bağıntı katsayısı (rs) -1 ile +1 arasında olup p<0,05 istatistiksel anlamlı değer olarak kabul edilmiştir. Bulgular Ortanca yaşı 53 olan olguların %70'ine modifiye radikal mastektomi operasyonu uygulanmış, %58'i invaziv duktal karsinom histolojisinde, %93'ü evre II-III'dür. RT, tüm olgularda meme/göğüs duvarı ve bölgesel lenfatiklere uygulanmıştır. Ortanca takip süresi 49 ay olan olguların hiçbirinde oksijen veya steroid gerektiren klinik RP gözlenmemiştir. Toraks BT değerlendirmelerinde, tüm zaman aralıklarında en sık görülen radyolojik bulgu buzlu cam olup bunu plevral/subplevral kalınlaşma ve septal kalınlaşma takip etmektedir. Tek değişkenli analizde; RT sonrası 1-6 aylık dönemdeki toraks BT değerlendirmelerinde 53 yaşından büyük veya aromataz inhibitörü kullanan olgularda Nishioka RP/F derecesinin daha yüksek olduğu saptanmıştır (rs=0,42 ve rs=0,663; p=0,012 ve p=0,000). Doz volüm histogram (DVH) parametreleri ipsilateral akciğere ait olup akciğerdeki radyolojik radyasyon hasarıyla arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; V5 için >%30 (rs=0,73 ve p=0,000) ve >%44 (rs=0,49 ve p=0,025); V20 için >%15 (rs=0,56 ve p=0,01), >%20 (rs=0,64 ve p=0,002), >%30 (rs=0,51 ve p=0,02) ve >%33 (rs=0,48 ve p=0,02); V40 için >%24 (rs=0,51 ve p=0,02) ve ortalama akciğer dozu (OAD) içinse >16 Gy (rs=0,51 ve p=0,02) olması ile 13-18 ay takip dönemindeki toraks BT Nishioka RP/F derecelerinin doğru orantılı olarak arttığı gözlenmiştir. Benzer olarak V5 için >%30 (rs=0,37 ve p=0,037) ve V20 için >%15 (rs=0,39 ve p=0,028) olması durumunda 18 ay sonrası takip dönemindeki toraks BT'lerinde Nishioka RP/F derecesi daha yüksek bulunmuştur. Sonuç Çalışmamızda 1-6 aylık takip dönemindeki değerlendirmelerde; klinik faktörlerden ileri yaş veya aromataz inhibitörü kullanımının Nishioka RP/F şiddetini arttırdığı saptanmıştır. DVH parametrelerinde ise; takip toraks BT incelemelerinde 13-18 aylık dönem için V5, V20, V40 ve OAD, 18 ay sonrası takip dönemi için ise V5 ve V20 değerleri Nishioka RP/F derecesiyle ilişkili bulunmuştur. Klinik pratikte kullandığımız bu DVH parametrelerinin geç dönemde (>12 ay) oluşan radyolojik akciğer hasarında yol gösterici oldukları saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Radyoterapi; radyasyon pnömonisi/fibrozisi; Nishioka sınıflama sistemi
İyonize edici radyasyonun neden olduğu nöral hücre hasarının bağışıklık yanıtı ile onarılması
Radyoterapi (RT) birçok kanser tipinin tedavisinde kullanılmakla beraber, kanser odağı dışındaki sağlıklı dokular üzerinde de etkisini göstermektedir. Öğrenme, hafıza gibi çeşitli bilişsel fonksiyonlar ile yakından ilişkili olan hipokampus (HP), radyasyondan olumsuz yönde etkilenmektedir. HP'te bulunan kök hücrelerin ve farklılaşmış hücrelerin radyasyon maruziyetine bağlı oluşan hasara nasıl cevaplar meydana getirdiği ve bu cevapların hangi faktörlerle işlediği araştırılmaya açık bir konudur. Bu çalışmanın amacı, fare HP'sinden elde edilmiş HT22 hücrelerini kullanarak RT'nin etkisini in-vitro ortamda farklı açılardan göstermek ve ardından radyasyonun olumsuz etkilerini immün yanıt yaklaşımı ile (makrofaj hücre hattı olan RAW264.7 medyumunda bulunan parakrin etkilerle) onarmaktır. Bu çalışmayla, iyonize edici radyasyonun 2 Gy ve 8 Gy uygulanan gruplarda hücre kaybına, kalıcı morfolojik değişikliklere, antiinflamatuar yanıtta etkili olan genlerden Nrf2 ve Grn ekspresyonlarında artışa neden olduğu gösterilmiştir. Canlı kalan hücre koloni sayısı, gerçek zamanlı hücre analizi ve apoptoz sonuçlarına göre, fare makrofaj-koşullandırılmış medyumu ile bu etkiyi in-vitro ortamda onarabilme potansiyeli olan en etkili grup (tedavi grubu), radyasyondan önce 24 saat koşullandırılmış medyum uygulanıp radyasyondan 24 saat sonra koşullandırılmış medyum uygulanan grup olarak tayin edilmiştir. Bu grup seçildikten sonra immunoterapi yaklaşımı içeren tedavi grubunun radyasyona karşı 48. ve 72. saatlerde oluşturduğu biyolojik yanıtlar değerlendirilmiştir. Tedavi grubunun 8 Gy'lik radyasyon hasarına bağlı olarak canlı kalan hücre koloni sayısında ve apoptoz oranında azalmaya yol açtığı tespit edilmiştir. Bu tez kapsamında, radyasyonun HT22 hücreleri üzerindeki etkisi ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmiş, immünoterapi yaklaşımlarının radyasyon hasarına karşı koruyucu olabileceği yönünde umut vaat edici ön sonuçlar elde edilmiştir. Daha sonraki çalışmalarda, nöral hücreler üzerindeki bu etki, in-vivo ortamlarda test edilerek koşullandırılmış medyumun potansiyel koruyucu ve/veya onarıcı etkisi biyolojik sistemler üzerinde de test edilebilir.
Radyasyona maruz kalan sıçanlarda aronyanın (Aronia melanocarpa) etkisinin araştırılması
Modern hayatın içinde, radyasyondan tamamen kaçınmak neredeyse imkansızdır. Hem doğal kaynaklardan hem de insan yapımı kaynaklardan gelen radyasyon, insanlar ve diğer organizmalar üzerinde sürekli olarak olumsuz etkiler yaratmaktadır. Organizmada meydana gelen oksidatif hasarın ardından, gıdalarla alınan antioksidanlar vasıtasıyla serbest radikallerin olumsuz etkileri önlenebilmektedir. Aronyanın, diğer üzümsü meyvelere kıyasla en yüksek antioksidan kapasitesine ve antosiyanin miktarına sahip olduğu çeşitli çalışmalarla kanıtlanmıştır. Bu nedenle, aronyanın hem günlük yaşamda hem de tedavi süreçlerinde maruz kalınan radyasyona bağlı toksisitenin önlenmesinde doğal bir antioksidan olarak destekleyici tedavi seçeneği olarak dikkate alınması önem arz etmektedir. Radyoterapi sonrasında, akut yada kronik dönemde ortaya çıkan karaciğer hasarına bağlı semptomların azalması hastanın yaşam kalitesi açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmada antioksidan etkiye sahip olan aronya bitkisinin, radyasyonun oluşturduğu karaciğer hasarına karşı koruyucu etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla Wistar Albino cinsi, 24 adet erkek sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar 4 gruba ayrılmıştır. Aronya ve radyasyon uygulaması yapılan gruplarda, tümör nekröz faktör alfa, interlökin 1 beta, 8-hydroxy-2-deoxyguanosine, malondialdehid düzeyleri, süperoksit dismutaz ve katalaz enzim aktiviteleri ölçülmüştür. Sonuç olarak elde edilen bulgular incelendiğinde aronyanın oksidatif stres parametrelerini azalttığı, antioksidan enzim seviyelerini arttırdığı, inflamasyon belirteçlerini azalttığı ve DNA'nın oksidatif hasarını azalttığı saptanmıştır. Bu sebeple aronyanın, radyoterapinin yan etkilerine karşı koruyucu olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.
Radyasyonlu alanlarda görevli sağlık çalışanlarının termal konfor şartlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma hastane binasında radyasyon yayan cihazların bulunduğu radyasyon onkolojisi, nükleer tıp ve radyoloji kliniklerinde çalışan sağlık görevlilerinin termal konfor şartlarının iş sağlığı ve güvenliği yönünden değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda Trabzon ilinde bulunan üç hastanenin kliniklerinde sıcak ve soğuk iklimlendirme dönemlerinde objektif ve subjektif ölçümler yapıldı. Termal konfor parametreleri olan iç ortam sıcaklık, bağıl nem, ortalama radyan sıcaklık, hava akış hızını belirlemek için akredite kuruluş tarafından termal konfor cihazı ile ölçüm yapıldı. Termal konfor şartlarını değerlendirmesinde Fanger'in geliştirdiği 7 noktalı termal duyum skalası, PMV ve PPD indeks metodunu kullandık. ASHRAE 55-2010 ve TS EN İSO 7730-2005 bölgesel termal konfor kriterlerine göre analitik değerlendirme ve yorumu yapıldı. Sağlık görevlilerine (doktor, hemşire, sağlık fizikçisi, teknisyen) demografik, mesai, termal duyum ölçek sorularından oluşan termal konfor anketi uygulanmıştır. Saha çalışmamızda objektif ve subjektif ölçümler eş zamanlı olarak yapıldı. Fiziksel ölçümler ve subjektif verilerin ortalama değerleri literatür ile karşılaştırılmıştır. Analizler SPSS istatistik 26 versiyonu ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sağlık görevlilerinin algıladıkları termal konfor (AMV) ile ölçülen termal konfor (PMV) arasında farklılık olduğunu, sağlık görevlilerinin termal değişikliklerine karşı farklı stratejilerinin olduğunu, termal konfor algısının görev çeşidine, kişisel özelliklere göre değiştiğini göstermiştir.
Ortaöğretim öğrencilerinin iyonize olmayan radyasyona yönelik farkındalık ve algılarının incelenmesi
Her ne kadar iyonlaştırıcı radyasyona yönelik bilgi ve riski ile öğrencilerin bu konudaki bilgi ve farkındalığına çok fazla vurgu yapılsa da, iyonlaştırıcı olmayan radyasyon ve öğrencilerin farkındalığı hakkındaki bilgiler ya eksik ya da fazla vurgulanmaktadır. İyonlaştırıcı radyasyonlar yüksek enerji radyasyonları iken, iyonlaştırıcı olmayan radyasyon, atomları veya molekülleri iyonize etmek için yeterli enerjiye sahip olmayan nispeten düşük enerjili radyasyonlardır. Modern toplumda, iyonlaştırıcı olmayan radyasyon önemli bir role sahiptir. Cep telefonu kullanımı ve kablosuz iletişim teknolojisinin hızla büyümesi ile günlük yaşamımızın bir parçası haline gelmişlerdir. İyonlaştırıcı olmayan radyasyonun, iyonlaştırıcı radyasyondan daha az tehlikeli olduğu düşünülse de, iyonlaştırıcı olmayan radyasyona aşırı maruz kalma, bazı sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Bu çalışmada ortaöğretim 9, 10, 11, ve 12. Sınıflarında öğrenim gören öğrencilerin iyonize olmayan radyasyona yönelik algıları, farkındalıkları ve bilgileri incelenmiştir. Bu amaçla çalışmada ilk olarak iki pilot çalışma yürütülmesi ile bir ölçek geliştirilmiştir. Daha sonra bu ölçek 951 öğrenciye uygulanarak değerlendirilmiştir. Çalışma sonunda öğrencilerin iyonize radyasyon ve radyoaktif radyasyon arasındaki farkı bilmedikleri, cep telefonları ve baz istasyonlarının radyoaktif radyasyon yaydığını düşündükleri belirlenmiştir. Cep telefonu kullanımı konusunda öğrencilerin çok dikkatli olmadığı ve uzun saatler cep telefonu ile zaman geçirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma sonunda ortaöğretim öğrencilerinin elektromanyetik radyasyon konusunda bilgilerinin geliştirilmesi konusunda önerilere yer vermiştir.