Radiation
138 theses under this subject heading
Radiotrofik bir fungus olan Alternaria alternata'da UV-C'nin biyokimyasal belirteçler üzerine etkileri
Dünya üzerindeki yaşam sürekli bir radyasyon akışı içerisinde var olmaktadır. Funguslar, radyasyonla yeryüzündeki diğer canlılardan daha farklı bir etkileşim göstererek doğal ya da insan eliyle oluşturulmuş yüksek seviyedeki ultraviyole veya iyonize radyasyon ile başa çıkabilmektedir. 1986 yılında meydana gelen Çernobil felaketinden 10 yıl sonra, oldukça reaktif olan hasarlı reaktör duvarlarında gelişen ve robotlar yardımıyla toplanan siyah fungusların keşfiyle bu ekstrem canlılarla ilgili araştırmalar başlamıştır. Çernobil reaktörlerinden izole edilen mikobiyotada 37 tür 19 cins saptanmıştır ve çalışmamızda kullanılan Alternaria alternata? da bu izole edilen mikobiyota içerisinde yer almaktadır. Çernobil mikobiyotasındaki türler birbiriyle karşılaştırıldığında yüksek radyasyon ile kontamine alanlarda melanin içeren türlerin geniş yayılım gösterdiği belirlenmiştir. Melanin bütün alemlerde bulunan ve çok çeşitli rolleri olan karmaşık bir pigmenttir. Melanin organizmayı düşük/yüksek sıcaklık, radyasyon, kimyasal stres (ağır metal ve okside ajanlar), biyokimyasal streslere karşı korur; çeşitli ilaçlara ve kimyasallara bağlanır, kamuflaj görevi görür. Melanin ayrıca enerji dönüştürücü olarak görev yapar ve yüksek antioksidan özellik gösterir. Melanin hücrelerdeki reaktif oksijen türlerinin miktarında azalışa neden olarak organizmaya ekstrem çevre koşullarına karşı direnç kazandırmaktadır. Melanin elektron akseptörü olarak görev yaparak, peroxidaz gibi bazı enzimlere bağlanarak ya da suyun hidrolizine engel olarak ve bunun gibi birbirinden farklı pek çok mekanizmayı kullanarak radikal oluşumunu önlemektedir. Bu yüzden melanin çalışmanın temel bileşeninin oluşturmaktadır. Literatür taramaları gösterdi ki; radiotrofik funguslarda UV-C?nin indüklediği reaktif oksijen türleri, bunların etkileri ve bunlara karşı hücresel savunma mekanizmaları ve reaktif oksijen türlerinin temizlenmesinden sorumlu antioksidan sistemleri hakkında yeterince araştırma yapılmamıştır. Bu amaçla radyotrofik bir fungus olan Alternaria alternata?ya inokülasyon işleminden hemen sonra, 9 günlük inkübasyondan sonra ve melanin sentez inhibitörü olan trisiklazol (Tc) fungusiti eklendikten sonra besiyeri içerisinde üretilmiş fungal kültürler belirli sürelerde UV-C?ye maruz bırakılarak enzim aktiviteleri ve glutatyon miktarları tesbit edilmiştir. Sonuçta melaninin antioksidan enzimler üzerine sinerjistik etkiye sahip olduğunu saptadık. Melaninin antioksidan özelikleri sayesinde hücrelerdeki süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon s-transferaz (GST) ve glutatyon redüktaz (GR) gibi enzimlerle beraber çalışarak antioksidan savunma sistemine katkıda bulunduğunu belirledik. ANAHTAR KELİMELER: Alternaria alternata, melanin, UV-C radyasyon, trisiklazol, oksidatif stres, katalaz, glutatyon redüktaz, süperoksit dismutaz, glutatyon S-transferaz.
Rat beyninde yüksek doz radyasyonla oluşan akut hasara karşı melatonin ve diklofenak'ın koruyucu etkisi
Bu çalışmayla yüksek doz radyasyonun beyinde oluşturduğu oksidatif stres ve akut inflamasyonu melatonin ve diklofenak ile engellemeyi amaçladık. Çalışmaya 40 adet Wistar-Albino cinsi erişkin (180-220 gr) erkek rat dahil edildi. Kontrol (K) grubuna herhangi bir uygulama yapılmadı. Radyasyon (R) grubuna 70 Gy tüm vücut radyasyon verildi. Melatonin+Radyasyon (M) grubuna radyasyon uygulamasından önce 5 gün boyunca 100 mg/kg ip. Melatonin uygulandı. Diklofenak+Radyasyon (D) grubuna radyasyon öncesi 8 mg/kg Diklofenak oral verildi. Melatonin+Diklofenak+Radyasyon (MD) grubuna radyasyon öncesi 100 mg/kg ip. Melatonin ve 8 mg/kg Diklofenak oral verildi. Radyasyon uygulamasından 48 saat sonra doku ve kan örnekleri alınarak analizlerde kullanıldı. Alınan beyin dokularından hazırlanan homojenatlarda GSH, GSH-Px, GSH-R, Trx, Trx-R ve TBARS analizleri çalışıldı. Serumlarda ise CRP çalışıldı. Ayrıca beyin dokuları histopatolojik olarak ta incelendi. GSH, Trx, Trx-R ve CRP sonuçları istatistiksel olarak anlamlı değildi. TBARS, radyasyon grubunda diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) yüksek bulundu. Melatoninin radyasyona bağlı TBARS yüksekliğini düzelttiği görüldü. GSH-Px ve GSH-R düzeyleri melatonin grubunda istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) yüksek bulundu. Sonuç olarak; melatonin akut yüksek doz radyasyonun beyinde oluşturduğu oksidatif hasarı azaltmaktadır. Diklofenak ta melatonin gibi antioksidan aktivite göstermiştir. Histopatolojik sonuçlara göre diklofenağın beyinde radyasyonla oluşan inflamasyonu baskıladığı ancak bunun biyokimyasal parametrelerden CRP ile korele olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Melatonin, Diklofenak, Radyasyon, Oksidatif stres
Böbrek taşı tedavisinde skopili ve skopisiz iki farklı retrograd intrarenal cerrahi tekniğin karşılaştırılması
Amaç: Ürolitiyazis tedavisinde floroskopisiz RIRS (Retrograd intrarenal cerrahi) tekniği ile rutin kullanılan floroskopili RIRS tekniğini etkinlik ve güvenilirlik açısından karşılaştırmak Çalışma tasarımı: Gözlemsel bir çalışma. Çalışma yeri ve süresi: Hitit Üniversitesi Çorum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Bölümü, Çorum, Türkiye, Ağustos 2019 ve Ağustos 2020. Metodoloji: RIRS operasyonunda floroskopi kullanılarak yapılan 98 hasta ve floroskopi kullanılmadan yapılan 100 hastanın ameliyat öncesi ve sonrası verileri prospektif olarak değerlendirildi. Operasyon öncesi hasta onamının olmaması, gebelik, pıhtılaşma bozukluğu, aktif üriner sistem enfeksiyon varlığı ve ektopik böbrek gibi anatomik anomalisi olan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Floroskopisiz teknikte floroskopi cihazı ameliyathanede kullanıma hazır halde bulunduruldu ancak tüm manipülasyonlar floroskopi kullanılmadan, direk görüş altında gerçekleştirildi. Floroskopisiz yöntemle başlanıp, floroskopi kullanımı gereken hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Bulgular: Ortalama yaş 48,22 ± 14,42 (18-84) yıl olarak bulundu. Hastaların 129 (% 65,2) erkek, 69'u (% 34,8) kadındı. Ortalama taş boyutu 18,5 ± 2,31 (5-30) mm idi. Taşsızlık oranı ameliyattan sonra floroskopi kullanılan grupta 90 (% 91), floroskopi kullanılmayan grupta 90 (% 90) olgu olarak hesaplandı. Floroskopi kullanılan yöntemde ortalama 8,76 ± 9,50 sn floroskopi kullanılırken, floroskopi kullanılmayan yöntemde hiç kullanılmamıştır. Ameliyat sırasında bir hastamızda (floroskopi kullanılan grupta) clavian 3b komplikasyon görüldü (perirenal hematom) takip ile geriledi. 7 hastada (% 3,6) ateş, 7 hastada (% 3,6) hematüri ve 1 hastada (% 0,05) taş yolu gibi minör komplikasyonlar gelişti. Sonuç: Floroskopisiz rırs yöntemi, rutin uygulanan floroskopili yöntem gibi böbrek taşı tanısı konulan hastalarda endoürologlar tarafından etkin ve güvenli bir şekilde uygulanabilir. Anahtar kelimeler: Retrograt intarenal cerrahi, floroskopi kullanılmayan teknik
Kütahya ili kapalı mekânlarda radon gazı konsantrasyonu ölçümü
Radon renksiz, kokusuz, tatsız radyoaktif bir asal gazdır ve bu sebeple duyu organları ile algılanamaz. Uranyum radyoaktif bozunma zincirinin bir parçası olarak meydana gelmiştir. Günlük hayatta sürekli maruz kaldığımız radyasyonun yaklaşık %50'sini oluşturur.Kayaçlardaki Uranyumun bozunması sonucu üretilen Radon gazı difüzyon yoluyla toprağa, oradan da atmosfere veya ortama yayılmaktadır. Gazın birikmesiyle, radon yoğunluğu kapalı mekânlarda veya iyi havalandırılmayan yerlerde kritik değerlere ulaşabilmektedir. İnsanlar radon gazına yüksek konsantrasyonlarda maruz kaldığında, sağlık açısından özellikle akciğer kanseri başta olmak üzere birçok risk meydana gelir.Bu çalışmanın amacı Kütahya ilinde kapalı mekânlarda radon gazı konsantrasyonlarını belirlemektir. Yaptığımız çalışmada Kütahya'da 100 evde radon konsantrasyonu ölçümü yapılmıştır. Bu ölçümlemede pasif iz dedektörü LR-115 SSNDT kullanılmıştır.Bu çalışma sonucu elde edilen radon konsantrasyonu 39 ile 328 Bq/m3 değerleri arasında değişmektedir. Sonuçlar sağlık örgütlerinin kapalı ortamlar için öngördüğü sınır limitleri ile karşılaştırılmış ve sonuçlar verilen limit değerini aşmamıştır.
Radyoloji çalışanlarında iyonize radyasyonun biyolojik etkileri
Radyasyona en fazla maruz kalan kişiler olan radyasyon çalışanlarının kontrollü olarak aldıkları düşük dozların etkileri akut ışınlanmalardaki gibi değildir. Ancak, bu kişilerin uzunca bir süre içinde aralıklı olarak düşük dozlara maruz kalması yani kronik olarak ışınlanması sonucu meydana gelebilecek etkiler yıllar sonra ortaya çıkabilir. Bunun sebebi; düşük dozda da olsa tekrarlanan ışınlanmalarda organizmanın bir sonraki ışınlamaya kadar geçen sürede hasarı onaramaması ve hasarların akümüle olmasından dolayıdır. Bu çalışmada radyoloji çalışanlarında mesleki olarak radyasyona maruz kalmanın, kemik mineral yoğunluğuna ve serum ALP'sine etkileri incelenmiştir. Çalışmamızda Kütahya merkezde özel ve devlet hastanelerindeki radyoloji bölümlerinde mesleki olarak iyonize ve noniyonize radyasyona maruz kalan 49 radyoloji çalışanını, aynı hastanelerde çalışan radyasyona maruz kalmamış 40 hastane personeliyle karşılaştırılmıştır. Kemik yoğunluğu ölçümleri DEXA (dual X-ray absorptiometry) kullanarak a-p pozisyonunda Lumbar (L1-L4) ve femur T skorları ölçülmüştür. Radyoloji çalışanları kontrol grubuyla karşılaştırıldığında kemik mineral yoğunlukları bakımından istatistiki olarak anlamlı düşük bulunmuştur (p<0.01). Kullandıkları cihaza göre kemik mineral yoğunluğu bakımından MRG, Tomografi ve Röntgen çalışma grupları kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulunmuştur (p<0.01). Kendi aralarında MRG, Röntgen grubuna göre anlamlı düşük bulunmuştur (p<0.01). Sonuç olarak radyoloji çalışanlarında iyonize ve noniyonize radyasyon maruziyeti kemik mineral yoğunluğunu düşürücü etki ettiği tespit edilmiştir.
Nükleer tıp alanında çalışan personelin maruz kaldığı radyasyonun fiziksel dozimetri ile belirlenmesi ve radyasyonun insan sağlığı üzerindeki etkileri
İnsanların maruz kaldığı yapay radyasyonun büyük çoğunluğunu, gelişen teknolojiyle artan ve tıpta uygulama alanı bulan iyonize radyasyon içeren görüntüleme yöntemleri oluşturmaktadır.Bu çalışmada, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı personeli ve Medical Park Hastaneler Grubu Bursa Şubesi Nükleer Tıp Bölümü personelinin periyodik olarak TLD değerleri incelenmiştir. Çalışma esnasında nükleer tıp personeline yapmış olduğumuz anket neticesinde personelde ciddi bir rahatsızlık bulunmamasına rağmen çalışma ortamından kaynaklanan stres ve sıkıntıdan oldukça etkilendikleri görülmüştür.
Radyoterapi sonrasında kritik boyutlu kemik defektlerinde ksenogreft ile karıştırılan doksisiklin, rifamisin, metronidazol ve klindamisinin deneysel olarak incelenmesi
Baş-boyun bölgesinde kanser tedavisi gören ve radyoterapi uygulanmış hastalar çenelerde osteoradyonekroz gelişimi açısından risk altındadır. İskemik ve sağlıksız bu bölgelerde kemik iyileşmesi gecikmektedir. Enfeksiyon, bu klinik durumu şiddetlendiren bir tablodur. Bu klinik tablonun önlenmesi ya da tedavisi için etkinliği olduğu bilinen antibiyotikler uzun dönemli kullanılmaktadır. Son dönemde, antibiyotiklerin bilinen antibakteriyel aktivitelerinden bağımsız olarak anti- enflamatuar etki gösterdikleri ve bu sayede kemik iyileşmesine katkı sağladıkları düşünülmektedir. Çalışmamızda, radyasyona maruz kalmış alt çene kemiğinde cerrahi olarak oluşturulan kritik boyuttaki defektlerde klindamisin, metronidazol, rifamisin ve doksisiklin grubu antibiyotiklerin kemik grefti ile uygulandığında kemik iyileşmesi üzerindeki etkilerini inceledik. Anti- enflamatuar etkinliğin kemik iyileşmesi üzerindeki etkilerini değerlendirmek için, 50 adet Wistar cinsi albino türü, 250± 20 gr ağırlığında ve 10- 12 haftalık dişi sıçanlar kullanılmıştır. Tüm gruplara genel anestezi altında 30 Gy dozda radyoterapi uygulandıktan 4 hafta sonra sıçanların sağ mandibulasında 5 mm çapında bikortikal hazırlanan kemik defektlerine deney gruplarında ksenogreft ile karıştırılan antibiyotikler, kontrol gruplarında ise sadece ksenogreft partikülleri uygulanarak cerrahi saha iyileşmeye bırakılmıştır. Cerrahi sonrası 4. haftada sakrifikasyonlar gerçekleştirilerek, alınan örnekler enflamasyon, nekroz, fibrozis, yeni kemik yapım alanları, kalsifiye olmuş kemik alanları ve kapiller sayısı açısından histopatolojik ve histomorfometrik olarak değerlendirildi. İncelenen kesitlerde nekroz, enfeksiyon ya da fibrozis bulgusuna rastlanmamıştır. Kontrol grubu ile yapılan karşılaştırmalarda metronidazol ve klindamisin gruplarında yeni kemik yapım alanlarının anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür (p<0.01, p<0.01). Kalsifiye kemik trabekül alanları incelendiğinde kontrol grubu ile klindamisin grubu arasında istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0.01). Klindamisin ile diğer gruplar karşılaştırıldığında ise aradaki fark anlamlı (p<0.05) bulunmuştur. Kontrol grubu ile yapılan karşılaştırmalarda kapiller sayısı metronidazol grubunda anlamlı (p<0.05), klindamisin grubunda (p<0.01) ise ileri derecede anlamlı olarak farklı bulunmuştur. Antibiyotik uygulanan gruplarda iltihabi alanların sayısında azalma, yeni kemik yapım alanlarında ve damarlanmada artış gözlenmiştir. Çalışmada kullandığımız antibiyotiklerin antibakteriyel aktiviteden bağımsız olarak anti- enflamatuar etkinliklerinin olabileceği sonucuna varılmıştır.
Fare beyin metastazı modelinde optimal stereotaktik radyocerrahi yönteminin belirlenmesi ve immünolojik etkilerinin araştırılması
Kanser hastalarında morbidite ve mortalitenin hala en önemli nedeni olan beyin metastazlarında, tümör hücrelerinin immün supresif özellikleri ve geliştirdikleri direnç mekanizmaları nedeniyle bu tümörlerin lokal kontrol başarı oranları düşmektedir. Stereotaktik radyocerrahinin beyin metastazlarında ve primer beyin tümörlerinde, immün yanıtı ve tümör mikroçevresini düzenlemede etkili olduğu artık bilinen bir gerçektir ancak hipofraksiyone radyocerrahinin beyin metastazlarında immün sistem üzerine etkisi üzerine yeterli bilgi yoktur. Ayrıca, farklı kanser türlerinde tedaviye direnç oluşumunda rolleri kanıtlanan ısı şok proteinleri ve Hippo yolağının, beyin metastazlarında radyasyon ile ilişkisini ve farklı radyocerrahi doz ve fraksiyonasyonlarının bu moleküller üzerine etkisini araştıran çalışmalar kısıtlıdır. Bu amaçla B16F10 fare melanoma hücre serisi ile C57BL/6J farelerde beyin metastazı modeli oluşturduk. Fareleri kontrol ve Gamma Knife ile farklı doz ve fraksiyonlarda (15Gy, 3x7Gy, 5x5Gy) tedavi edilmek üzere dört gruba ayırdık. Her grupta sağkalım sürelerini ölçtük. Ölüm sonrası sakrifiye edilen beyinden sağlam ve tümörlü dokular ayrıldıktan sonra tümörlü dokulardan immünohistokimya ile radyasyona direnç ile ilişkisini ve farklı radyocerrahi tedavi şemalarının bu moleküller üzerine etkisini değerlendirmek için HSP90 ve YAP1 düzeylerini ölçtük. ELISA ile tümörlü ve sağlıklı beyin dokularında immün yanıtı değerlendirmek için CCL4 ve IL-17A seviyelerini analiz ettik. Toplanan tüm verileri istatiksel açıdan karşılaştırdık. 15 Gy dozunda Gamma Knife tedavisi uygulanan grupta en fazla olmak üzere tedavi alan gruplar ile kontrol grubu arasında sağkalımda anlamlı fark saptadık. İmmünohistokimyasal analizde HSP90 ve YAP1 düzeyleri için gruplar arasında; ELISA ile de, CCL4 ve IL-17A düzeyleri için gruplar arasında ve her grupta sağlıklı beyin dokusu ve tümör dokusu arasında istatiksel açıdan anlamlı bir fark tespit etmedik. Stereotaktik radyocerrahinin immün yanıt üzerine etkinliği kanıtlanmış olsa da, özellikle beyin metastazlarındaki radyasyona direnç mekanizmalarının üstesinden gelmek için, radyocerrahinin etkin ve güvenilir doz ve fraksiyonasyonlarının belirlenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda çalışmamızın, ileriki çalışmalara yol gösterici olacağını umuyoruz.
Tuz Gölü civarından alınan toprak örneklerinde doğal radyonüklidlerin belirlenmesi
Bu çalışmada, Ankara ili, Şereflikoçhisar ilçesindeki Tuz Gölü civarından alınan tuz ve toprak örneklerinde, gama spektrometre yöntemi kullanılarak, Ra-226, U-238, Th-232, K-40 izotoplarından kaynaklanan doğal radyoaktiviteler ile Çernobil kazası kaynaklı olan Cs-137 elementinin radyoaktivitesi belirlenmiştir. Aktivite ölçümlerinden önce tuz örneği ve 13 farklı yerden alınan toprak örnekleri homojen toz haline getirilerek Marinelli kaplarına konuldu. Sonra, 4? geometrisinde HpGe detektör ile her bir örnek için gama aktivitesi ölçülmüştür.Her bir örnek için, nükleer verilerden( yarı ömür, gama bolluğu, ...) yararlanıp detektör verimi ve fotopik alanları değerlendirilerek aktiviteler hesaplanmıştır.Ölçülen aktiviteler, birbirleriyle ve Türkiye ile dünyanın farklı bölgelerindeki benzer çalışmalarda elde edilen sonuçlarla karşılaştırılmıştır.Bu çalışma Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi, Radyoaktivite Ölçüm ve Analiz Birimi laboratuarlarında yapılmıştır.Anahtar kelimeler: Radyasyon, radyoaktivite, gama spektrometre, Ra-226, U-238, Th-232, K-40, toprak örneği, tuz örneği, doğal radyoaktivite
Assessment of radiation risks and occupational health and safety measures to be taken about the health sector employees of the city of Babylon
Radiation exposure among radiologists and radiographers has become a concern. The level of radiation safety knowledge influences them. If there is a lack of protection knowledge, their actions won't be safe and may have unfavorable consequences. The study aimed to assess and reduce radiation risks for health workers in the radiation fields. A cross-sectional study was conducted at the Morgan and Imam Sadiq hospitals. The sample size was 200 workers. They were selected using random sampling and then interviewed by the questionnaire elements. Age groups (31-35 years) and (41-45 years) show good assessment levels (1.511± 0.178) and (1.623±0.127), respectively. While workers who have postgraduate certificates with an evaluation (1.592±0.157). As for career, the study found that radiologists have good scores (1.636±0.00) followed by radiologic technologists (1.500±0.186). The present study reveals that the mean of overall prevention and safety measures assessment was 16.33±2.24, which rested within poor levels (<17 scores). The results of this study indicate that the highest percentage (56.5%) of the participants have a poor assessment score for prevention and safety measures. In contrast, 43.5% of them with a good score. The study found that workers in the radiation field who have served more than ten years show a good assessment score regarding occupational health and safety measures. This study also recommends training courses and ensuring the necessary radiation protection tools available for newly hired employees.
Yüksek sıcaklıkta sinterlenmiş alümina (Al2O3) seramiklerin karakterizasyonu ve nötron radyasyonunun malzeme özelliklerine etkisinin araştırılması
ÖZET Bu çalışmada, İleri Teknoloji Seramiklerinden alümina seramiklerin karakterizasyonu yapılmış ve enerjitik nötron radyasyonunun malzeme özellikleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla, değişik alumina tozlan incelenmiş ve tane boyutları, granülometrik ve sinterlenme özellikleri saptanmıştır. Bu deneyimlerin sonucu olarak, deneyler için en uygun olan alümina seçilmiştir. Değişik boyut ve geometrilerde bir çok pelet hazırlanmış ve 1600°C'da sinterienmiştir. Daha sonra bu örneklerin fiziksel ve mekanik özellikleri saptanmıştır. Ayrıca, mikroyapının gözlenebilmesi için bu örneklerin optik ve SEM. fotoğrafları alınmıştır. Karakterizasyonun tamamlanmasından sonra, alümina örnekler SAMES T-400 nötron jeneratörü ve Pu-Be (Howitzer) nötron kaynağı kullanılarak ışınlanmıştır. Mekanik testler tekrar edilerek değişik enerjili nötronların malzeme üzerindeki etkileri incelenmiştir. Deneysel çalışmaların son adımında iletken kontaklara sahip alümina örnekler hazırlanmış ve nötron radyasyonu süresince ve sonrasında elektriksel direnç ve iletkenliğin değişimi saptanmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak bütün deneysel veriler çizelge, grafik ve fotoğraflar halinde sunulmuş ve sonuçlar tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Alümina, Seramik, Radyasyon, Karakterizasyon, Nötron
Radyasyona bağlı salınan sitokinler ile grelin hormonu ve klinik radyoterapiye bağlı normal organ radyotoksisitesi arasındaki ilişkiler
ÖZETAmaç: Çalışmamızın amacı eş zamanlı kemoterapi ve radyoterapi gören mide,safra ve pankreas kanserli 30 hastanın, radyoterapiye başlamadan önceki kan grelin, IL-1, IL-6, IL-8 değerlerinin radyoterapinin son haftasında ve radyoterapinin bitimindensonraki üçüncü aydaki ölçümleri ile kıyaslamaktır. Bu ölçümlerle grad 1-2-3 toksisitearasındaki ilişkiyi belirlemeye çalışmaktır.Gereç ve yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi RadyasyonOnkolojisi Anabilimdalı Polikliniğine Mart 2011 ile Mayıs 2012 tarihleri arasındabaşvuran mide kanseri, pankreas kanseri ve safra kesesi kanseri tanısı almış eş zamanlıkemoradyoterapi gören hastalar alındı. Tüm hastaların kendi onayları ve etik kurulonayı alınarak çalışmaya dahil edildi. Tüm hastaların plazma Grelin ve serum TNF-alfa,IL-1, IL-6, IL-8 değerine bakmak için radyoterapiye başlamadan önce, radyoterapininson haftasında ve radyoterapi bittikten üç ay sonra, 5cc'den az olmamak kaydıylakanları alındı. Santrifüj edildikten sonra -700c'de donduruldu. Hastaların kontrol kanlarıda alınarak tamamlandıktan sonra ELIZA yöntemi ile çalışıldı. Tüm hastaların karaciğerve böbrek fonksiyonlarına bakmak amacıyla radyoterapiye başlamadan önce,radyoterapinin her haftasında ve radyoterapi bitiminde üç ay sonra kan AST, ALT,LDH ve kreatinin değerlerine bakıldı.Bulgular: Çalışmaya 15 kadın, 15 erkek hasta dahil edilmiştir. Histopatolojikolarak, 25 (% 86.7) adenokarsinom, 5 (% 13.3) skuamöz hücreli karsinomdu. E1-b (%16.7), E-2a (%30), E-3 (% 53.3) olgu bulunmaktaydı. Radyoterapinin son haftasındaGrelin değeri, Radyoterapiye başlamadan önceki değeri ile kıyaslandığında düşmüşolduğu, tedavi bitiminden üç ay sonra ise yeniden yükseldiği görülmüştür. Grelindeğerlerinin zaman içindeki değişimi anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Preinflamatuarsitokinlerin TNF-alfa, IL-1, IL6, IL-8'in ise radyoterapinin son haftasında yükseldiği,radyoterapi bittikten üç ay sonra ise düştüğü görülmüştür (p<0,001, p<0,001, p<0,001,p<0,001). Hastalar kendi arasında mide kanseri, safra kesesi ve pankreas kanseri olmaküzere ikiye ayrıldığında da kan Grelin, TNF-alfa, IL-1, IL-6, IL-8 değerlerinin zamaniçinde değişimi anlamlı bulunmuştur (Grelin mide grunda p<0,001, diğer gruptap=0,002, TNFalfa mide grubunda p=0,078, diğer grupta p=0,001, IL-1 mide grubundap=0,001, diğer grupta p=0,022, IL-6 mide grubunda p<0,001, diğer grupta p=0,058, IL-8 mide grubunda p=0,006, diğer grupta p=0,069) olarak bulunmuştur. Transaminaz vekreatinin değerlerinin radyoterapi öncesi ölçümleri ile radyoterapinin her haftası veradyoterapiden sonraki üç ay sonraki değeri karşılaştırıldığında anlamlı bir farkgörülmemiştir. Radyoterapinin son haftasında Grad-1-2-3 toksisite görülen gruplararasında Grelin ve sitokin değerlerine bakıldığında Radyoterapinin son haftasındatoksisiteye bağlı olarak grelinin azaldığı, sitokinlerin ise arttığı gözlenmiştir. Grad-2-3toksisite gözlenen gruptaki Grelin düşmesinin Grad-1 toksisite görülen gruptakineoranla daha fazla olduğu saptanmıştır.Sonuç: Bu çalışmada Radyoterapiye bağlı farklanan Grelin ve sitokin değerlerininarasındaki değişimi, hastaların Radyoterapi sırasındaki toksisiteleri ileilişkilendirilmiştir. Tedavinin son haftasında iştahları azalmış, mide bulantıları artmışolup kilo verme hızları yükselmiştir. Buna parelel olarak Grelin seviyeleri Radyoterapigördüğü zaman süresince azalmıştır. Aynı oranda toksisitenin artmasına parelel olaraksitokinlerde de artış saptanmıştır. Radyoterapi sonrasında ise hastalar kendilerini yavaşyavaş toparlamış olup iştahları artmıştır. Bunun parelelinde kilo almaya başlamışlardır.Dolayısı ile hastaların tedavi sonrasındaki ölçülen Grelin değerleri yükselmiş. Sitokindeğerleri ise azalmıştır.Anahtar sözcük: Grelin, sitokinler, kanser, kemoradyoterapi.
Diyarbakır ilinde radyoloji çalışanlarının radyasyondan korunma durumları ve sağlık yakınmaları
Radyasyona en fazla maruz kalan kişiler olan radyoloji çalışanlarının, radyasyonun biyolojik olarak meydana getireceği olumsuz etkilerden somatik veya genetik olarak etkilenme olasılıkları genel toplumdan daha yüksek beklenmektedir. Bu çalışmada radyoloji birimi çalışanlarının sağlık durumlarının araştırılması, mevcut hastalık ve sağlık şikayetlerinin ortaya konulması, koruyucu önlem alışkanlıklarının belirlenmesi ve eğitim materyali aracılığı ile radyasyondan korunma yöntemleri hakkında bilgi verilmesi amaçlandı. Tanımlayıcı özellikte olan bu çalışma için Gaziantep Üniversitesi Etik Kurulundan 19/11/2013-404 karar no' lu etik kurul onayı alındı. Diyarbakır İli Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği'ne bağlı hastanelerde mevcut olarak çalışan toplam 250 radyoloji çalışanından, araştırmaya katılmayı kabul eden 220 kişiye sözlü onayları alınarak, halen çalıştıkları sağlık kuruluşunda yüz yüze görüşme tekniğiyle soru kağıdı uygulandı. Evrene ulaşım hızı %88 olarak gerçekleşti. Radyasyondan korunma yöntemleri ile ilgili bir eğitim materyali hazırlanarak soru kağıdı uygulaması sonrası radyasyondan korunma yöntemleri hakkında bilgi verildi. Radyoloji çalışanlarının, radyasyondan koruma araçlarından en fazla % 66,8 ile kurşun önlük ve % 65,5 ile kurşun paravanı kullandığı belirlendi. Radyoloji biriminde çalışan ve mesleki olarak radyoloji eğitimi almamış sağlık personellerinin radyasyondan korunma eğitimi alma durumlarının anlamlı düzeyde düşük olduğu görüldü (P=0,000). Radyoloji çalışanlarında en çok görülen sağlık yakınmaları % 75,9 ile yorgunluk ve % 72,7 ile halsizlikti. Kendi beyanlarına göre anemi % 24,5 ve migren % 22,3 ile en çok görülen hastalıklar olarak belirlendi. Ayrıca çalışmaya katılan iki radyoloji çalışanında kanser (% 0,9), üç radyoloji çalışanında ise infertilite (% 1,4) olduğu görüldü. Araştırmaya katılan kadınların %19,6'sıın en az bir kere istemsiz düşük, % 5,9'unun en az bir kere ölü doğum yaptığı görüldü. Araştırma sonuçlarına göre radyoloji çalışanlarının gebelik komplikasyonu yaşama ve düşük yapma oranının, genel topluma göre fazla olduğu ve mesleki olarak radyoloji eğitimi almamış olan çalışanların radyasyondan korunma eğitimlerinin eksik olduğu belirlendiğinden, özellikle doğurganlık çağındaki radyoloji çalışanlarının radyasyondan korunma konusunda uyarılması gerektiği düşünülmektedir. Radyoloji birimlerinde ergonomik olarak daha rahat çalışılabilecek şartların oluşturulmasının ve hizmet içi eğitim kapsamında hastane eğitim birimleri tarafından çalışanlara radyasyon güvenliği konusunda belirli aralıklarla eğitimin tekrarlanmasının yararlı olacağı düşünülmektedir.
Baş boyun bölgesi kanseri tanısı konmuş hastalarda yoğunluk ayarlı radyoterapinin doz dağılımının araştırılması
Lokalizasyon ve cinsiyete göre baş-boyun kanserlerinin görülme oranı tüm kanserlerin %6?sını oluşturmaktadır. Yoğunluk ayarlı radyoterapi normal doku dozlarını azaltarak tümörlü dokuların daha etkin doz almasını sağlar. Çalışmamızdaki amaç Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi (YART) tekniği kullanılarak tedavi edilen baş-boyun kanser tanılı hastaların doz dağılımları incelenerek uluslar arası doz tolerans tavsiyeleri ile karşılaştırmaktır. Çalışmamızda 2009-2012 yıllarında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalında YART tekniği ile tedavi edilen 30 baş-boyun kanser tanılı hastanın retrospektif incelenmesi yapılmıştır. Hasta grubu yaş ortalaması 60 (20-80) ve erkek-kadın oranı 9/1 idi. Hastaların YART tedavi planları (28 tanesi 9, 1 tanesi 7 ve 1 tanesi 6 tedavi alanı ile) 1,8-2,0 Gy/Fr haftada 5 gün şeklinde oluşturulmuştur. Çalışmamızda YART PTV 70, YART PTV 60 ve YART PTV 46 hedef hacimlerin ortalama dozları, homojenite indeks ve konformite indeks değerleri ICRU62?ye ve ICRU83?e göre incelendi. Tedavi alanlarına giren riskli organların doz dağılımları analiz edildi. Çalışmamızda hastaların YART PTV70 ve YART PTV60 hedef hacimlerine verilmek istenen 70 Gy ve 60 Gy dozların tamamının %100± %5?i homojen bir şekilde verilmiştir. 46 Gy verilmek istenen dozlar YART PTV46 hedeflere ortalama %102,8 oranında verilmiştir. 15 hastanın hedef hacimlere giren parotis bez dozları ve 13 hastanın hedef hacimlere giren oral kavite dozları önerilen tolerans doz seviyelerini aşmıştır. Maksimum spinal kord dozu en yüksek değeri 50 Gy altında kalmış. Göz ve lens maksimum dozları bir hasta hariç maksimum doz sınırını aşmamıştır. 4 hastanın maksimum beyin dozu 60 Gy doz sınırını aşmıştır. Diğer riskli organ dozları tolerans seviyelerinin altında kalmıştır. Sonuç olarak YART yönteminin amacı; hedef hacme tanımlanan dozu tam olarak verirken, çevre sağlam dokulardaki dozu en aza indirmektir. YART yöntemi ile tedavi edilen baş-boyun kanseri hastalarda hedef hacimlerin homojenite indeks değerleri yüksek dozlarda 1,0 (ICRU62?ye göre uygun değer) ve 0,0 (ICRU83?e göre uygun değer) değerine daha yakın olduğu tespit edilmiştir. Hedef hacimlerin ortalama konformite indeks değerleri ICRU 62?ye göre 0,98 ve ICRU 83?e göre 0,95 olduğu tespit edilmiştir. Radyoterapide öncelikli amaç tedavi etkinliğini arttırmaktır. Hasta tedavi edilirken tümör kontrolünü sağlamak için hedef hacme giren riskli organ doz sınırlarının aşılması gerekmiştir. Anahtar Sözcükler: Radyoterapi, Baş-boyun kanseri, Hedef hacim, YART PTV 70, Homojenite indeks.
Adıyaman Sağlık Yüksekokulu öğrencilerinin radyasyonun zararlı etkileri hakkında farkındalık düzeylerinin incelenmesi
Günümüzde önemli bir halk sağlığı sorunu olan radyasyonun zararlı etkileri henüz toplum tarafından iyi bilinmemektedir. Sağlık personelinin kendisini ve hizmet sunduğu insanları radyasyonun zararlı etkilerinden koruyabilmesi, hizmet sunumu esnasında gerekli önlemleri alması ve aynı zamanda bilgilendirici eğitimler verebilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Adıyaman Üniversitesi Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik ve Ebelik Bölümü öğrencilerinin radyasyonun zararlı etkileri hakkında farkındalık düzeylerini değerlendirmek amaçlandı. Araştırma, Adıyaman Üniversitesi Sağlık Yüksek Okulu'nda 2014-2015 eğitim - öğretim döneminde hemşirelik ve ebelik bölümleri 1,2,3. ve 4. sınıflarda öğrenim görmekte olan toplam 583 öğrenci ile görüşülerek tanımlayıcı kesitsel tipte yapıldı. Evrene ulaşım hızı %85,2 olarak gerçekleşti. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan sosyo-demografik değişkenleri içeren "kişisel bilgi anketi" ve güvenilirliği 0.88 olarak belirlenmiş olan "radyasyon tutum ölçeği" kullanılarak toplandı. Araştırmaya katılan öğrencilerden %81'i kız (472) %19'u ise (111) erkekti. Elde edilen veriler Kruscal Wallis, Anova, Levene, Bonferroni ve bağımsız gruplar t testleri kulanılarak analiz edildi. Araştırma verilerine göre hemşirelik öğrencilerinin, ebelik öğrencilerine oranla radyasyonun zararları hakkındaki farkındalıklarının daha yüksek olduğu (p=,000) ve birinci sınıf öğrencilerin diğer sınıf öğrencilerinden radyasyon farkındalıklarının daha yüksek olduğu görüldü (p=,000). Anne ve baba eğitim durumuna göre öğrencilerin radyasyon farkındalık düzeyleri annesi ilköğretim mezunu olan öğrencilerin annesi diğer öğrenim düzeylerine sahip öğrencilere oranla yüksek bulunurken (p=.030), baba öğrenim düzeyi lisansüstü mezunu olanların diğer öğrenim durumlarına göre anlamlı düzeyde düşük olduğu görüldü (p=,000). Katılımcıların "radyasyon tutum" ölçeği toplam puan ortalamalarına bakıldığında, öğrencilerin radyasyonun zararlı etkilerine yönelik farkındalıklarının yeterli düzeyde olmadığı şeklinde yorumlandı. Araştırma sonuçlarına göre, Sağlık Yüksekokulu öğrencilerinin radyasyon farkındalık düzeylerinin yükseltilmesine yönelik, Sağlık Yüksekokulu hemşirelik ve ebelik eğitim programlarının radyasyon zararlarına yönelik içeriklerinin yeniden düzenlenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik öğrencileri, ebelik öğrencileri, radyasyon, farkındalık, eğitim
Mide kanserinin tedavisinde uygulanan yoğunluk ayarlı radyoterapi planlama sistemi ile 3D konformal radyoterapi sisteminde kritik organ dozlarının karşılaştırılması
Çalışmamızda cerrahi uygulanmış mide kanseri tanılı on hastada dört alanlı üç boyutlu konformal radyoterapi (3BKRT) tekniği ile yedi alanlı yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) tekniği kullanılarak her iki planın birbirine üstünlüğü test edilmiştir. Bu amaçla bilgisayarlı tomografi (BT) cihazında sırtüstü pozisyonda çekilmiş hasta görüntüleri Tıpta Dijital Görüntüleme ve İletişim Sistemi (DICOM) aracılığı ile Oncentra 4.3 tedavi planlama sistemine (TPS) aktarılmıştır. 3BKRT planları dört alan tekniği kullanılarak 15 mega volt (MV) foton enerjisi ile yapılmıştır. Planlanan hedef hacime (PTV) %95'lik izodoza 1.8 Gy fraksiyon dozu ile toplam 50.4 Gray (Gy) olacak şekilde plan yapıldı. YART planları Oncentra 4.3 planlama sisteminde çizilmiş olan aynı hedef hacim değiştirilmeden Monaco 5.0 planlama sistemine aktarılarak YART planları oluşturulmuştur. Tedavi planlarında 6 MV foton enerjisi ile yedi alan tekniği kullanılmıştır. Hedef hacim ve kritik organların almış olduğu dozların analizleri yapılmıştır. Çalışmamız sonucunda 3BKRT ile YART teknikleri karşılaştırıldığında PTV hacminin %95'inin aldığı doz açısından istatistiksel olarak fark bulunamamıştır (p=0.909). 30 Gy üzeri doz alan karaciğer yüzdesi için YART tekniği istatistiksel olarak üstün bulunmuştur (p=0.001). 30 Gy ve üzeri doz alan spinal kord yüzdesi için planlama teknikleri karşılaştırıldığında YART tekniği istatistiksel olarak üstün bulunmuştur (p=0.001). Tüm kritik organların ortalamalarının yüzdesine bakıldığında yüzde doz alan hacimlerin YART tekniğinde daha düşük bulunmuştur. Abdominal radyoterapi (RT) alan hastalara kritik organları daha iyi korumak için klinik yoğunluk dikkate alınarak YART önerilebilir.
Radyasyona maruz bırakılan ratlarda meydana getirilen doku hasarına karşı ısırgan otu tohumu ekstraktının koruyucu etkinliğinin araştırılması
Kanser tanısı alan hastaların yaklaşık %50-60'ına radyoterapi tedavisi uygulandığından, radyoterapi alan hastalarda radyasyona bağlı istenmeyen yan etkilerin meydana geldiği bilinmektedir. Çalışmamızda, radyasyona bağlı doku hasarı ve oksidatif strese karşı ısırgan otu tohumu ekstraktı (IOTE)'nın koruyucu etkisi araştırılmıştır. Çalışmamızda, 8 haftalık 32 adet Wistar albino türü erkek rat kullanıldı ve 4 gruba ayrıldı (n=8). Birinci grup, kontrol grubu (K) olarak seçildi ve 10 gün süreyle pelet yem ile beslendi. İkinci gruba (R), tek doz 5 Gy radyasyon verildikten sonra 10 gün süreyle pelet yem ile beslendi. Üçüncü gruba (R+IOTE) tek doz 5 Gy radyasyon verildi ve 10 gün süreyle IOTE + pelet yem ile beslendi. Dördüncü grup (IOTE) ise 10 gün süreyle IOTE + pelet yem ile beslendi. Ketamin (50 mg/kg IP) anestezisi altında sakrifiye edilen ratların; serum, karaciğer ve beyin dokularında MDA, SOD, CAT, GSH ve GSH-Px değerleri ile birlikte serumdaki AST ve ALT değerleri ölçüldü. Ayrıca karaciğer ve beyin dokularında histopatolojik bulgular incelendi. Çalışma sonunda; R grubunun serumdaki AST, ALT, MDA düzeyleri diğer gruplara göre yüksek iken, SOD, CAT, GSH ve GSH-Px düzeylerinin düşük olduğu tespit edildi (p<0.05). R+IOTE grubunun serumdaki AST, ALT, MDA düzeyleri R grubuna göre düşük iken; SOD, CAT, GSH ve GSH-Px değerlerinin yüksek olduğu gözlendi (p<0.05). Ayrıca R+IOTE grubunun karaciğer dokusundaki MDA değerleri R grubuna göre düşük iken, SOD, CAT, GSH ve GSH-Px değerleri yüksek bulundu (p<0.05). K grubu ve IOTE gruptaki ratların karaciğer dokularında herhangi bir histolojik farklılık bulunmadığı, ancak radyasyon uygulanan R grupdaki ratların hepatositlerinde hidropik dejenerasyon olduğu gözlendi. R+IOTE grubu ratların karaciğer dokularındaki dejeneratif değişiklikler ise R grubuna göre daha az bulundu. Grupların beyin dokularında histopatolojik olarak herhangi bir değişiklik gözlenmedi. Bu sonuçlara göre radyasyonun; oksidatif stresi arttırdığı, antioksidan kapasiteyi azalttığı ve karaciğer dokusunda dejeneratif değişiklikleri meydana getirdiği gözlenmiştir. Ancak, radyasyon uygulamasından sonra IOTE tüketilmesinin, oksidatif stres artışını engellediği, antioksidan kapasiteyi koruduğu ve karaciğer dokusunda dejeneratif değişiklikleri azalttığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Radyasyon, ısırgan otu tohumu, oksidatif stres, antioksidan, lipid peroksidasyonu.
Türkiye ve Almanya'da iş sağlığı ve güvenliği mevzuatlarının radyasyonla çalışmalarda güvenlik temelinde karşılaştırmalı analizi
Bilim adamları 19. yüzyılın sonuna doğru radyoloji alanında çok büyük başarılara imza atmışlardır. Fakat çağın teknolojik bilgisi bazı konularda onları aydınlatmada yetersiz bırakmıştır. Yıllarca hiçbir korunma olmadan deneylerini ve çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Korumasız çalışmaları sonucunda bilim insanları lösemi, kanser, radyodermit ve katarakta yakalanarak, kimileri vücut fonksiyonlarını yitirmiş, kimilerinde ölmüştür. Bu doğrultuda radyasyon konusunda genel bir açıklama yapılmıştır. Daha sonrasında görüntüleme birimine ait risk değerlendirme analizi yapılarak analiz sonucunda; 37 tane risk unsurunun düşük risk düzeyinde yer aldığı, 9 tane risk unsurunun ise orta risk seviyesinde bulunduğu ve bu risk seviyelerinde alınması gerekilen önlemler ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir. Son bölümde ise, Türkiye radyasyon yönetmenliği ile Almanya radyasyon yönetmenliklerinin benzer ve farklı yönleri ortaya koyulmuştur. Sonuç olarak Türkiye'nin İSG mevzuatı çerçevesinde radyasyon yönetmenliğinde bulunması gereken birçok madde öneri olarak belirtilmiştir.
Glutamin ve parsiyel hidrolize guar gum'ın deneysel radyasyon enteriti oluşturulmuş ratlarda protektif etkisi ve sonuçları
Amaç: ÇalıĢmamızın amacı glutamin, parsiyel hidrolize guar gam ve kombine glutamin ile parsiyel hidrolize guar gam formunun deneysel radyasyon enteriti oluĢturulmuĢ ratlarda etkisinin histopatolojik, immünohistokimyasal ve biyokimyasal ölçümlerle değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Ortalama ağırlıkları 220-280 gram olan 64 adet Wistar albino türü rat çalıĢmada kullanıldı. Ratlar 8 gruba ayrıldı, 1. gruba sadece su, 2. gruba sadece glutamin, 3. gruba sadece parsiyel hidrolize guar gum, 4. gruba glutaminle birlikte parsiyel hidrolize guar gum, 5. gruba sadece radyoterapi, 6. gruba radyoterapi ile birlikte glutamin, 7. gruba radyoterapi ile birlikte parsiyel hidrolize guar gum, 8. gruba da radyoterapi ile birlikte glutamin ve guar gum verildi. Tüm ratlar birinci, yedinci ve onuncu gün tartıldı. Onuncu günde ratlar sakrifiye edilerek kilo değiĢimi, gaita kıvamları, terminal ileumlarındaki biyokimyasal, histopatolojik ve immünohistokimyasal parametreler değerlendirildi. Gruplar arası farklılıklar istatistiksel olarak karĢılaĢtırıldı. Bulgular: Bütün gruplar kript boyu, villus yüksekliği, kript apsesi varlığı, konjesyon, intraepitelyal lenfoid infiltrasyon, gaita kıvamı, myeloperoksidaz, malondialdehit, kaspaz-3 yüzdesi ve tumor necrosis factor alpha ortalamaları açısından karĢılaĢtırıldığında istatistiksel anlam görüldü (p<0,05). Ratlardaki ağırlık yüzde farkı gruplar arası istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Ġnterlökin-10 değerleri istatistiksel olarak gruplar arası anlamlı değildi(p>0,05). Yapılan ikili karĢılaĢtırmalarda kontrol grubu ile radyasyon enteriti oluĢturulmuĢ grup arasında biyokimyasal, histopatolojik, immünohistokimyasal ve klinik parametreler açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (p<0,05). 5. grup ile 6. grup, 7. grup ve 8. Gruplar arasında biyokimyasal, histopatolojik, immünohistokimyasal ve klinik parametreler açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmedi (p>0,05). Sonuç: Parsiyel hidrolize guar gum, glutamin ve kombine tedavinin, radyasyon enteriti üzerinde protektif etkisi olmadığı sonucuna ulaĢılmıĢtır.
Adana ili Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde çalışan sekreterlerde dijital göz yorgunluğunun prevelansı ve elektromanyetik alan ile ilişkisi
Giriş ve Amaç: Tüm dünyada her yaş grubundan insan elektronik dijital cihazları hem mesleki hem de eğlence amaçlı kullanmaktadır. Hayatımızı kolaylaştıran bu cihazlar yanlış kullanıldığında insan sağlığına zarar verebilmektedir. Bu nedenle, küresel dijitalleşme radyasyonun sağlık üzerine etkilerini yeniden gündeme getirmiş ve bu konuda birçok araştırma yapılmıştır. Evde ve işte kullandığımız birçok cihaz non-iyonize radyasyon olan 'Düşük frekanslı ve yüksek frekanslı elektromanyetik alanlardan oluşmaktadır. Düşük frekanslı elektromanyetik alana maruziyet sonrası baş ağrısı, bulantı, kaslarda kasılma, gözlerde ışıksız ortamda ışık görme (retinal fosfen) başta olmak üzere görme ile ilgili birçok hassasiyetler ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle elektromanyetik alana maruziyet sonrası oluşabilecek sağlık etkilerinden korunmak için ülkeler kendi ulusal standartlarını belirlemişlerdir. Dijital göz yorgunluğu sendromu (CVS) da gözlerde sulanma, yanma, batma, kuruluk hissi, ışık çakması ve baş ağrısı gibi benzer semptomları tanımlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, Adana ili Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinin farklı anabilim dallarında çalışan sekreterlerde dijital göz yorgunluğu sendromunun prevalansını belirlemek ve elektromanyetik alan (EMA) ile ilişkisini saptamaktır. Materyal ve Metod: Bu çalışma kesitsel niteliktedir, hastanenin farklı departmanlarında çalışan 143 sekretere ulaşılmıştır. Bireylere Computer vision syndrome questionnaire (CVS-Q) ölçeği, Oculer Surface Disease İndex (OSDI) ölçeği, Cornell Kas İskelet Sistemi Anketi de uygulandı. Sekreterlerin çalışma ortamlarında maruz kaldıkları Düşük frekanslı manyetik alan ölçümleri 6010 Gauss/Teslametre cihazla, yüksek frekanslı manyetik alan ölçümleri Narda NBM-520 cihazla ölçüldü. Ortamın ışık şiddeti de LX-1102 Cihazla ölçüldü ve sonra göz muayeneleri yapıldı. Her sekreter dijital göz yorgunluğu sendromu açısından göz doktorları tarafından değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 143 kişinin yaş ortalaması 39.61 yıldır. Katılımcıların %25,2'si erkek, %74,8'i kadındır. Katılımcıların CVS-Q ölçeği sonucuna göre %83.9'unda dijital göz yorgunluğu sendromu olduğu gözlendi. CVS gelişimi açısından cinsiyet ve yaş yönünden anlamlı fark bulunamamıştır. CVS-Q ile EMA arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki olduğu bulundu. EMA ölçümleri ile her iki göz schirmer ölçümleri arasında negatif yönde orta güçte bir ilişki bulundu. CVS olan kişilerin çalışma ortamı EMA değerleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). CVS riskini artıran faktörler; çalışma ortam EMA'sının yüksek olması (>1725 µT, OR=3.27) işte çalışma süresinin artması (OR=1.09), ekran üzerine güneşten ya da iç ortam kaynaklı lamba yansımalarına/parlamalarının olması (OR=4.15), bilinen göz hastalığı olması ve gözlük-lens kullanımı olarak bulunmuştur. Lineer regresyon analizinde ise ortamın düşük frekanslı EMA'sında bir birimlik artış CVS-Q skorunda 0.004 birimlik artışa neden olmaktadır. Sonuç: Çalışmanın sonucunda düşük frekanslı elektromanyetik alan ile dijital göz yorgunluğu sendromu ile EMA'ların arasında orta düzeyde bir ilişki olduğu bulundu. Bu nedenle kişilerin çalışma ortamlarında maruz kaldıkları EMA'ların düzenli olarak ölçülmesi, riskli bölgelerde çalışanlara yönelik koruyucu davranışların geliştirilmesi (mola aralıkları, 20-20-20 kuralları vb.) ve non-iyonize radyasyondan korunmak için gerekli eğitimlerin verilmesini tavsiye ediyoruz. Anahtar Kelimeler: Dijital Göz Yorgunluğu Sendromu; Göz Kuruluğu; Elektromanyetik Alan
FLUKA benzetim kodunun proton hızlandırıcıları için zırh maddelerinin belirlenmesinde kullanılması
Düşük enerjili proton hızlandırıcılarında, protonların hedef veya hızlandırıcı bileşenleri ile yaptığı etkileşmeler sonucu, yüksek yoğunluklu ve yüksek enerjili radyasyon alanları oluşur. Bu radyasyon alanlarının, çalışanlar ve çevre halkı üzerindeki etkisinin izin verilen doz sınırların altında olması için zırhlama yapılır.50-250 MeV enerji aralığındaki protonların zırhlanması için boyutları 6mx5mx10m olan bir tünel tanımlandı. Tünelde demet ekseninden; çatı 4m, yan duvarlar ise 3m uzaklıktadır. Yan duvar ve çatı için minimum zırh kalınlıklarının belirlenmesinde, zırh maddesi olarak farklı yoğunlukta standart beton ve toprak örnekleri alındı. Gerekli zırh kalınlık değerlerini belirlemek için örneklerin yan duvar ve çatı kalınlıkları maksimum olarak alındı.Farklı proton enerjileri için hesaplanan eşdeğer doz dağılımlarından kontrolsüz, denetimli ve kontrollü alanlara göre standart beton ve toprak zırh kalınlıkları belirlendi. Standart betona farklı oranda B4C ilave edilerek kalınlık değişimleri incelendi. Ayrıca, zırh maddesi olarak standart beton seçilip, tünelin yan duvarları kontrolsüz alanlara göre, çatı ise kontrollü alanlara göre düzenlenerek, 50-250 MeV enerji aralığındaki protonlar için doz dağılımları incelendi.Bu çalışmanın amacı, Türk Hızlandırıcı Merkezi bünyesinde kurulması düşünülen proton hızlandırıcısı için tünel tasarımı, zırh kalınlıkları ve eşdeğer doz dağılımını FLUKA Monte Carlo benzetim kodu kullanarak belirlemektir.
Sıçanlarda radyasyonla oluşturulan kataraktta lens dokusunda oksidan / antioksidan sistem üzerine çörek otu yağı, timokinon, propolis ve kafeik asit fenetil esterinin etkisinin araştırılması
Bu çalışmada amacımız çörek otu yağı, timokinon (TQ), propolis ve kafeik asit fenetil esterinin (CAPE), radyasyona bağlı gelişen katarakt üzerindeki etkisini incelemekti. Bu maddelerin radyasyon hasarını engelleyici etkileri olabileceğini düşünerek, sıçanlara uygulanan ? radyasyonun, lens dokusunda meydana getirdiği hasarda koruyucu etkilerinin olup olmadığını değerlendirmekti. Çalışma gruplarımız 3 tane kontrol, radyoterapi, TQ+radyoterapi, CAPE+radyoterapi, çörek otu yağı+radyoterapi, propolis+radyoterapi olmak üzere 8 alt gruptan oluştu. Deneyimizin ilk gününden itibaren slit-lamp biyomikroskop ile sıçanlarda katarakt değerlendirmesi yapıldı. Kontrol grupları dışındaki grupların hepsine ilk gün 5 Gy'lik tek doz radyoterapi uygulandı. Çalışma sonunda sıçanlar sakrifiye edilerek doku örnekleri alındı. Alınan doku örneklerinde oksidan/antioksidan parametrelere bakıldı. Radyoterapi grubunda %80 oranında katarakt gelişti. Radyasyon sonrası TQ, CAPE, propolis ve çörek otu yağı verilen gruplarda sırasıyla katarakt oluşma oranı %50, %40, %30, %20'ye düştü ve grade 1 ve grade 2 ile sınırlı kaldı. Çalışmamızda radyoterapi grubunda oksidan parametrelerden olan malondialdehit (MDA) düzeyi ve ksantin oksidaz (XO) enzim aktivitesi diğer bütün gruplardan belirgin derecede yüksek çıktı. Antioksidan parametrelerden süperoksit dismutaz (SOD) enzim aktivitesi radyoterapi grubunda diğer gruplardan düşük çıkarken glutatyon peroksidaz (GSH-Px) enzim aktivitesi diğer bütün gruplardan yüksek çıktı. Çalışmayı genel olarak değerlendirdiğimizde radyoterapi grubunda yüksek oranda katarakt gözlenmesi, radyasyon sonrası çörek otu yağı, propolis, TQ ve CAPE verilen gruplarda ise katarakt oranın düşmesi bu maddelerin radyasyona karşı koruyucu etksinin olduğunu göstermektedir. Biyokimyasal açıdan baktığımızda oksidan parametrelerin radyoterapi grubunda diğer gruplardan daha yüksek çıkması radyasyonun radikalik hasarını göstermektedir. Yine bu parametrelerin radyasyon sonrası çörek otu yağı, propolis, TQ ve CAPE verilen gruplarda düşmesi bu maddelerin radikal hasarına karşı önleyici etkisini desteklemektedir. Günümüzde kataraktın tek tedavi yöntemi cerrahidir. Fakat iyonize radyasyona bağlı olarak gelişen kataraktı önleyici ya da geciktirici ajan olarak çörek otu yağı, propolis, TQ ve CAPE gibi antioksidan maddelerin kliniklerde kullanımı için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Sözcükler: Radyoterapi, katarakt, antioksidan, çörek otu yağı, timokinon, propolis, kafeik asit fenetil esteri
Gama radyasyonla hasarlanmış kemiklerde melatonin'in biyomekanik parametreler üzerine etkileri
Bu çalışmada radyasyonla hasarlanmış kemiklerde Kemik mineral yoğunluğu, kemik mineral içeriği ve kortikal kemik kesit alanı gibi geometrik ve maksimum deformasyon miktarı, maksimum kuvvet, sertlik, kemikte depolanan enerji, elastik modül, dayanıklılık, maksimum zor ve maksimum zorlama gibi biyomekanik parametrelere melatoninin radyoprotektif etkisi amifostinle karşılaştırmalı olarak araştırıldı.Bu amaçla 40 adet dişi Sprague Dawley sıçan kullanılmıştır. Hayvanlar beş gruba, kontrol grubu (K, n=8, serum fizyolojik, 1 ml i.p), radyasyon (R, n=8, serum fizyolojik, 1 ml i.p), radyasyon+melatonin 25 (R+M25, n=8, 25 mg/kg i.p), radyasyon+melatonin 50 (R+M50, n=8, 50 mg/kg i.p) ve radyasyon+amifostin (R+WR, n=8, 200 mg/kg i.p) şeklinde ayrılmıştır. R, R+M25, R+M50 ve R+WR gruplarına ait sıçanların sol bacaklarına tek doz 50 Gy gamma radyasyon uygulandı.Hayvanların haftalık canlı ağırlık artışlarına bakıldığında radyasyon gruplarında (R, R+M25, R+M50 ve R+WR) canlı ağırlık önemli ölçüde azalma göstermiştir. Deney süresince kontrol grubu sıçanlarda femur bölgesinde herhangi bir değişim görülmediği halde, radyasyona maruz kalan sıçanlarda çok fazla kıl dökülmesi ve deri lezyonları tespit edildi.Dört haftalık deney süresinin sonunda her sıçanın sol femurları alınarak dansitometrik ve biyomekanik yöntemler kullanılarak ölçümler gerçekleştirildi. Kemik mineral yoğunluğu çift enerjili X ışınları absorbsiyometrisi ile kortikal femurun kesit alanı ise bilgisayarlı tomografiyle ölçüldü.Yapılan ölçümlerde, R grubunun KMY değeri K grubuna göre azalış (P<0.05), R+M25 grubunun KMY değerleri ise hem R hem de K grubuna göre artış (P<0.05) gösterdi. R+M50 ve R+WR gruplarıyla K grubu arasında KMY değeri bakımından fark saptanmadı. R+M25, R+M50 gruplarının KMİ değerlerinin ile K ve R grupları arasında istatistiksel olarak fark saptanmamakla birlikte, R+WR grubunda R grubuna göre artış (P<0.05) istatistiksel olarak önemli bulundu.Biyomekanik analizler sonucunda, R grubunda elastik modülü hariç bütün parametrelerde K grubuna göre azalma saptandı (P<0.05). R+M25 ve R+M50 gruplarında maksimum deformasyon, maksimum kuvvet, dayanıklılık, zor ve zorlama parametreleri K grubuna göre istatistiksel olarak önemli azalma, ancak R+M25 gurubunun maksimum deformasyon, maksimum kuvvet, sertlik ve depolanan enerji parametreleri R grubuna göre ise artış gösterdi (P<0.05). Bütün parametrelerde 50 mg/kg melatonin uygulamasının 25 mg/kg melatonin uygulamasına göre daha az etki gösterdiği saptandı. R+WR gurubunda maksimum deformasyon, maksimum kuvvet, enerji ve dayanıklık parametreleri R grubuna göre artma gösterdi. Ancak, elastik modül ve dayanıklılık parametreleri K grubuna artma, maksimum kuvvet ve sertlikte ise azalma görüldü ( P<0.05).Bu sonuçlara göre, radyasyon uygulanmasının sıçanlarda kemik kalitesini düşürdüğü, melatonin ve amifostinin ise kemik kalitesini yükseltilmesinde olumlu katkılarda bulunduğu saptandı.
Gama radyasyonla hasarlanmış kemiklerde n- asetil sistein'in biyomekanik parametreler üzerine etkileri
Bu çalışmada radyasyonla hasarlanmış kemiklerde Kemik mineral yoğunluğu, kemik mineral içeriği ve kortikal kemik kesit alanı gibi geometrik ve maksimum deformasyon miktarı, maksimum kuvvet, sertlik, kemikte depolanan enerji, elastik modül, dayanıklılık, maksimum zor ve maksimum zorlama gibi biyomekanik parametrelere N-Asetil Sistein'in (NAS) radyoprotektif etkisi amifostinle karşılaştırmalı olarak araştırıldı.Bu amaçla 32 sıçan, Kontrol (K, n=8), Radyasyon (R, n=8), Radyasyon+NAS (R+NAS, 100 mg/kg i.p, n=8) Radyasyon+Amifostin (R+WR, 200mg/kg i.p, n=8) gruplarına ayrılarak kullanıldı. R, R+NAS, R+WR grupları Kobalt-60 cihazı kullanılarak 50 Gy tek doz sol bacak ışımasına maruz bırakıldı. Dört haftalık deney süresinin sonunda her sıçanın sol femurları alınarak dansitometrik ve biyomekanik yöntemler kullanılarak ölçümler gerçekleştirildi. Kemik mineral yoğunluğu çift enerjili X ışınları absorbsiyometrisi ile kortikal femurun kesit alanı ise bilgisayarlı tomografiyle ölçüldü. Kemik Mineral Yoğunluğu (BMD, g/cm2) ve Kemik Mineral İçeriği (BMC, g) Dual Energy X Ray Absorsiyometre (DEXA) ile ölçüldü. 3-nokta eğme testi uygulanarak grupların, deformasyon, kırılma kuvveti, sertlik, kemikte depolanan enerji, zorlanma, zor, elastik modülü, dayanıklılık gibi biyomekanik parametreleri saptandı. Sonuçlar tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Kruskal-Wallis testiyle değerlendirildi.Yapılan ölçümlerde KMY ve KMİ değerleri R grubunda K grubuna göre azalırken (P<0.05), bu parametreler için R+NAS ve R+WR gruplarıyla K grubu arasında fark saptanmadı. Biyomekanik analizler sonucunda R grubundaki femurların deformasyon miktarı, kırılma kuvveti, sertlik, depolanan enerji, zorlanma parametrelerindeki azalış K grubundan (P<0.05), R+NAS grubunun zor ve dayanıklılık değerlerindeki artış R grubundan istatistiksel farklıydı (P<0.05). R+WR grubunun deformasyon miktarı parametresindeki artış R grubuna göre istatistiksel anlamlıydı (P<0.05). R+NAS grubunun deformasyon miktarı, depolanan enerji, zorlanma ve dayanıklılık değerlerinin K grubuyla karşılaştırılmasında ve R+WR grubunun kırılma kuvveti, depolanan enerji, zorlanma, elastik modülü, dayanıklılık değerlerinin K grubuyla karşılaştırılmasında istatistiksel fark yoktu.Radyasyonun kemik kalitesini ve dayanıklılığını azalttığı ve düşük doz NAS uygulamasının kemik mineral yoğunluğunu koruduğu, yapılan biyomekanik analizler sonucunda NAS'ın radyasyon hasarına karşı koruyucu etkisinin Amifostinle benzer olduğu söylenebilir.Anahtar Kelimeler: İyonizan radyasyon, N-Asetil Sistein, 3-nokta eğme testi, Kemik Mineral Yoğunluğu, Amifostin.