Revolutions
65 theses under this subject heading
Feodalizmden liberalizme Avrupa'da Devrim Hakkı
Direnme hakkı günümüzde bilinen ve benimsenen şekliyle siyasal iktidar karşısında sergilenen sivil itaatsizliği değil gerekirse onu ortadan kaldırıp yerine yenisini getirmeyi içeren başkaldırıyı ifade eder. Devrim Hakkı'nın teorik gelişimi incelenirse direnme hakkı ve Devrim Hakkı'nın ayrı şeyler değil, bir ve aynı şey olduğu görülecektir. Hukuk ve siyaset filozofların direnme hakkına ilişkin ortaya koyduğu düşünsel birikim tiran kavramını yaratmak ve tiranı devirmekle başlar. Temel iddia tiranın adaletsizliği olduğu için, önce doğru adaletin tespit edilmesi, sonra yanlış adaletin yerine koyulması gerekir. Bu sebeple siyasal iktidarı devirmenin meşru sebebi olarak zaman içinde tanrısal hukuk ve doğal hukuk araç edinilmiştir. Yönetilenlerin yürürlükteki hukukun karşısına tanrısal hukuku koyabilme cüreti gösterip gösteremeyeceği konusunda temel kopuş Hippolu Augustinus ve Aquinolu Thomas felsefelerinde görülür. Bir kez cüret gösterilebildikten sonra, tartışma tanrısallık perspektifinden uzaklaşmaya ve seküler temelde gerçekleştirilmeye başlamıştır. Liberal filozoflar, yaşanan iki aşamayı sentezleyici biçimde, yürürlükteki hukuku doğal hukuk ve tanrısal hukukla birlikte sınayarak siyasal iktidara itaat ve itaatsizlik hakkında yeni bakış açıları geliştirmişlerdir. Avrupa'da bu uğrakta kökleşen toplum sözleşmesi teorisi, iktidar ve yönetileni, Tanrı huzurunda taraf olunmuş bir sözleşme etrafında eşitlemiştir. Kurucu sözleşmeyle belirlenen sorumlulukları yerine getirdiği sürece siyasal anlamda yönetilenden üstün olan iktidar, sözleşmeyi ihlal ettiği andan itibaren yönetilen tarafından eşitiymiş gibi muamele görür. Ya sözleşmenin şartlarına uymak için üzerine düşeni yerine getirir ya da sözleşmenin aslına uygun biçimde ortadan kaldırılarak değiştirilir. Tiranın bozuk adaletinin düzeltilmesinden sözleşme şartlarının tazelenmesi fikrine varan süreçte her filozof Devrim Hakkı'nın koşulsuz savunucusu değildir ancak siyasal iktidarın devrimlere yol açmaması için benimsemesi gereken tutumu ortaya koymuşlardır. Bu birikim sayesinde devrimler rafa kaldırılmış, Devrim Hakkı hak olmaktan çıkarılmıştır.
Demokrat Parti dönemi tutan – tutmayan devrimlerin tartışması ve sonuçları
Bu tez çalışmasının amacı, 1923'te kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en ana unsurlarından olan devrimlerin 1950'li yıllardaki Demokrat Parti dönemi iktidarında da ne kadar devam ettirilebilip, ettirilemediğidir. Hangi devrimlerin hayatını sürdürdüğü, hangi devrimlerin ise tasviye süreci yaşadığı incelenecektir. Cumhuriyet'in kuruluşunun ardından toplumun en önemli dayanağı olan devrimler, altı ilke Mustafa Kemal Atatürk tarafından hayata geçirilmiştir. Bu altı ilke, kurucu parti olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin de altı ok olarak sembolü olmuştur. İlk başlarda toplumun belirli kesimlerince kabul gören bu devrimler, 1923-1938 Kemalist dönem olarak adlandırılan Cumhuriyet'in kuruluşundan Atatürk'ün vefatına kadar olan bu dönemde etkisini daha geniş tabana yaymayı başarmıştır. Ancak Atatürk'ün vefatının ardından Kemalist rejimin devrimleri zamanla duraklama devri yaşamaya başlamıştır. İsmet İnönü döneminde 1946 yılında çok partili hayata geçilmesinin ardından çokça tavizler verilmeye başlanmıştır. İktidarın korunabilmesi adına özellikle laiklik ilkesini sekteye uğratacak hamleler yapılmış, milli ekonomi modelini oluşturan devletçilik ilkesine uymayan bazı uygulamalar gerçekleştirilmiştir. 1950 yılında Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle birlikte ise bu devrimlerin içi iyice boşaltılmaya başlanmıştır. Özellikle laiklik, cumhuriyetçilik ve de devletçilik ilkelerinden çokça ödünler verilmiştir. Bu süreçte bu devrimler, tasfiye sürecine doğru ilerlemiştir. Bu devrimlerin toplumu yansıtmadığı iddia edilmiş, topluma mal olan ve de olmayan devrimler diye ikiye ayrılır hale getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi, İsmet İnönü, Demokrat Parti, Atatürk Devrimleri
Realizm kuramı çerçevesinde Arap Baharı
2010 yılında Ortadoğu'da ekonomik sorunların temelinde başlayan halk ayaklanmaları, bölge ülkelerinin uzun yıllar var olan diktatörlerinin devrilmesine ve bölgede demokrasiye bir adım atılmasına yol açmıştır. Arap Baharı olarak isimlendirilen bu halk ayaklanmaları, etkilediği ülkelerde demokrasiyi tesis edememiş ve ülkelerin devlet yapılanmalarını tahrip etmiştir. Bölgenin kurumsallaşamamış ülkelerinin devrilen diktatörlerinin ardında oluşan otorite boşluğu, kaosa neden olmuştur. Zayıflayan devlet yapılanmaları neticesinde oluşan kaos, dış güçlerin müdahalesine zemin hazırlamıştır. Dış güçlerin müdahil olmasıyla bölgesel düzeyde seyreden kaos, bölgede mevcut terör örgütlerinin güçlenmesine yol açmıştır. Terör örgütlerinin bölgede etkisinin artması ise; bölgede güvenlik sorununu maksimum seviyeye çıkarmış ve beraberinde göç sorununu getirmiştir. Devrim niteliği ile başlayan Arap Baharı, darbe ve iç savaşa evrilmiştir. Bu çalışmada tarihsel betimleyici tasarım yöntemi ile bölgede Arap Baharı sürecinden etkilenen ülkelerin zayıflayan devlet yapılanmaları incelenmiş ve bunun sonucunda, dış güçlerin artan etkileri olduğu kanısına varılmıştır.
Devrim ve hegemonya: Tunus'ta sivil toplum ve devlet (2010-2019)
The popular uprisings in late 2010 in Tunisia resulted in political and social changes across the country as well as in the region. While the uprisings in other countries ended up with chaos, civil war and military coup, in Tunisia, Zine El Abidine Ben Ali's 23 years-long authoritarian rule was removed and through democratic elections the new constitution was adopted by the assembly. In this process, Tunisia was considered as the only successful country in terms of democratic transition in the democratization literature. It is argued that the Tunisian success was because of the existence of a robust civil society. By contending this claim, this thesis explains the post-revolutionary period in Tunisia in the light of Gramsci's civil society theory. Civil society, in Gramscian sense, is considered as sum of ideological, intellectual and cultural apparatuses producing consent for the hegemony of the ruling class of the state. In this context, the thesis argues that in post-Ben Ali period the idea of tunisianite which signifies the Tunisian national identity and the Bourguibist modernity acted as the apparatuses preventing the revolutionary break with the past and maintaining hegemony of the ruling class which ruled the country since its independence. Keywords: Civil Society; Gramsci; Hegemony; Revolution; Tunisia
Necip Fazıl Kısakürek'te İslam inkılabı ve gençlik kadrosu
Türkiye'de siyasi düşüncenin oluşumunda edebiyatçı fikir ve dava insanlarının önemi büyüktür. Kaleme aldığı eserleri, yazdığı yazılarıyla, çıkardığı dergi ve gazeteleriyle, ülkenin birçok şehrinde hatta yabancı ülkelerde verdiği konferansları ve kurmuş olduğu "Büyük Doğu Cemiyeti" ile geniş bir etki alanı oluşturan Necip Fazıl Kısakürek tiyatro, şiir, sanat, kültür, politika gibi farklı alanlarda eserler vermiş nadir sanatçı ve düşünürlerden biridir. Necip Fazıl Kısakürek Türkiye Cumhuriyeti'nin çağdaşlaşmacı laik hükümetinin seçilmiş bursiyeri olarak Fransa'da eğitim gördü. Fakat Türkiye'ye döndükten sonra Batı medeniyetini de Türkiye Cumhuriyeti'nin Batı'yı destekleyen fikri yapısını da sert bir şekilde eleştirerek, batılılaşmaya karşı İslamcı alternatifi destekleyenlere öncü oldu. Necip Fazıl Kısakürek eserlerinde, hitaplarında ve konferanslarında sıklıkla ülkenin içinde bulunduğu durumu ve buna neden olan etkenleri ele almış ve kendi inandığı değerler çerçevesinde çözüm önerilerinde bulunmuştur. Necip Fazıl gerek hitaplarında, gerek konferanslarında gerekse kitaplarında etkileyici bir üslup kullanır ve bu nedenle kitleleri peşinden sürüklemeyi başarmış bir karakterdir. Gençliğin yetişmesi için büyük çaba sarf eden Necip Fazıl geçmişinden kopmayan fakat onlarla aynı hatalara düşmeyecek, hesap soracak ve hesap verecek, maneviyat sahibi, gözükara, aşk ve vecd sahibi, aksiyoner bir nesil yetiştirmek gayesini gütmüştür. Necip Fazıl sistematikleştirdiği İslam'ı esas olan İnkılabın yönleri, bu inkılapla tesis etmek istediği devlet yapısı ve temel prensipleri üzerindeki bir inceleme yapılarak aynı zamanda yetiştirmek istediği ideal nesil/gençlik hakkındaki düşüncelerine yer verilmiştir.
İran İslam Devrimi'nin politik-ontolojik bir analizi
Tarihi çok eskilere dayanan, Ortadoğu kültürünü taşıyan ve yansıtan, İran olarak bildiğimiz coğrafya geçmişten bugüne birçok kavimin ve milletin yaşadığı; birçok imparatorluğun ve devletin kurulduğu geniş bir alanı ifade etmektedir. İran stratejik konumu ve tarihsel yapısı itibari ile de önem arz etmektedir. Bu coğrafya üzerinde birçok siyasi ve tarihsel olaylar yaşanmıştır. İran'da 1979 yılında gerçekleşen İran İslam Devrimi, hem Ortadoğu açısından hem de dünya siyaseti açısından 20. asrın en önemli olaylarından biri olma özelliği taşımaktadır. İran'da gerçekleşen bu devrim İran ve Ortadoğu açısından önem arz etmekle birlikte İslam'ın geleceği ve şekillenmesi bakımından da önem taşımaktadır. 1979 yılında meydana gelen, İran İslam Devrimi İran'ın adını "İran İslam Cumhuriyeti"ne dönüştürerek İslam dünyasında yeni ve ciddi bir heyecan yaratmıştır. İran'da 1979 yılında yaşanan devrim hem asırlardır süren monarşi geleneğinin hem de İran'ın iç ve dış siyasetinin kökten değişimini sağlamıştır. Devrim, Ortadoğu'da var olan temel dinamikleri ve gelecekte var olacak temel dinamikleri açısından dönüm noktası özelliği taşımaktadır. 1979 yılında başlayan bu sürecin tarihsel altyapısı, Tütün İsyanı ve 1906 yılında ilan edilen Meşrutiyete kadar dayanmaktadır. Bu tezde "Devrimin" başlarında birçok kesimi içerisinde barındıran sürecin bir İslam Devrimi'ne nasıl dönüştüğünü, İran İslam Devrimi sürecini, İslam Devrimi'nden sonraki süreci; dini, toplumsal ve siyasi alanlarda yaşanan olayların ve gelişmelerin tarihsel süreci çerçevesinde neler olduğunu açıklamak amaçlanmıştır. Çeşitli makale, kitap ve dergi kaynaklarından faydalanılarak bir literatür çalışması çerçevesinde; İran İslam Devrimi'nin sosyolojik, politik ve ontolojik bir analizi yapılmıştır. Bu analiz yapılırken turistik amaçlarla Van'ı ziyaret eden İranlı yurttaşlarla anket çalışması yapılarak İran İslam Devrimi hakkındaki görüşleri çerçevesinde saha çalışması yapıldı ve elde edilen sonuçlarla çeşitli bulgulara ulaşmak amaçlanmıştır.
İngiltere'nin kültür kodlarının İngiltere üzerindeki etkisi
1215'te Magna Carta ile başlayan İngiltere'nin modernleşme tarihi ve devamında yaşanan anayasal gelişmeler, dinde reformasyon, Batı Aydınlanma hareketleri, siyasi ve bilimsel devrimler, savaşlar ve uluslararası rekabet İngiltere'nin dünyanın önde gelen imparatorluğu olmasının yolunu açmıştır. Tüm bu durumlar İngiltere'nin aynı zamanda kültürel kimliğinin oluşmasını da sağlamıştır. Kültürel kimlik bir ülkenin coğrafyasına, iklimine, yaşayış tarzlarına, milliyetine ve bakış açılarına göre değişiklik arz etmektedir. Nitekim, Büyük Britanya adasının bir parçası olan İngiltere'nin tarih boyunca her zaman bol yağışlı ve ılıman oluşu, sıcaklığın her yıl kısa bir süre için donma noktasına düşmesi İngiltere toplumunun şekillenmesine ve orada yaşayan insanların kimlikleri üzerinde etki yapmasına neden olmuştur. Yaşanılan coğrafya tüm unsurlarıyla birlikte bir toplumun kültürünü şekillendirdiğinden ülkenin tanımlanması ve kültürel olarak kodlanması açısından da önem taşımaktadır. Yaşanılan mekanın insan üzerindeki etkisi daha sonraki süreçlerde toplumların kimliklerinin oluşmasına vesile olur ki bu durum o toplumun kültürel kodlarının ortaya çıkmasını sağlar. Yaşanılan mekanın yanı sıra çevre koşullarına adapte olmak ve ayrıca sorunlarına çözüm üretmek beraberinde yeni oluşumları ve kültürel dönüşümleri getirir. Bu bağlamda bu çalışmada; İngiltere'nin tarihinden ve kültürel dönüşümünden yola çıkılarak, İngiltere'nin kültür kodları analiz edilecektir.
Türk milli basınında siyasi ve sosyo-kültürel alandaki inkılâplar (1928-1938)
Bu çalışmada, Türk milli basınında siyasi ve sosyo-kültürel alanda gerçekleşen inkılaplar incelenmiştir. Türk inkılabının etkili ve yaygın bir şekilde Türk milleti tarafından özümsenmesi ve kalıcı hale gelmesi için Mustafa Kemal Paşa'nın ve Devlet Erkânı'nın basınınla birlikte çalıştığı görülmektedir. Bu çalışmada da, Türk milli basınında önemli bir yere sahip olan Hâkimiyeti Milliye, Milliyet, Akşam, Cumhuriyet, İkdam, Son Posta ve Yarın gazetelerindeki haberler tarafımızca taranmıştır. Ayrıca bu gazetelerde köşe yazısı bulunan Yakup Kadri, Falih Rıfkı, Yunus Nadi, Siirt Mebusu Mahmut Bey, M. Zekeriya ve Arif Oruç gibi dönemin etkin kalemlerinin de yazıları tespit edilmiştir. İlk bölümde Meşrutiyet öncesi basından Cumhuriyet dönemi basın dâhil genel bilgiler verildikten sonra 1931 tarihli Matbuat Kanunu, Birinci Basın Kongresi ve Türk Basın Birliği hakkında ayrıntılı bilgiye yer verilmiştir. Bu bağlamda Türk milli basının ve köşe yazarlarının 1931 tarihli Matbuat Kanunu, Birinci Basın Kongresi ve Türk Basın Birliği'ne bakışı ve değerlendirmesine yer verilmiştir. İkinci bölümün ana başlığını "Türk Milli Basınında Siyasal Alandaki Gelişmeler" oluşturmaktadır. Bu bölüm kendi içinde iki alt başlığa ayrılarak incelenmiştir. Bu başlıkların ilkini Serbest Cumhuriyet Fırkası, Türk kadınına verilen siyasal haklar oluşturmaktadır. Ayrıca bölüm alt başlıkları ilgili Türk milli basınında yer aran karikatürlere de yer verilmiştir. Üçüncü bölümü ise "Türk Milli Basınında Sosyo-Kültürel Alandaki Gelişmeler" şeklindedir. Bu başlığın alt başlıklarını ise Harf İnkılabı ve Millet Mektepleri, Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu, Türk Ocağı, Halkevi ve Darülfünun'un kapatılması, şeklinde oluşmuştur. Sonuç olarak, Türk inkılabının gerçekleşme aşamaları, topluma yansımaları, bürokrasinin tutumu Türk basınının bakış açısıyla değerlendirilmiştir.
Kültür Devrimi sonrası Çin sinemasında kolektif hafıza olgusu: Yara/Hasar filmleri
Her toplum kendi varlığını devam ettirebilmek için kendi kültür, değer, norm ve hafızasına ihtiyaç duyar. Sinema bu sosyal nitelikleri canlı tutar. Travmalar toplumların kolektif hafızalarının bir parçasını oluştururlar. Kolektif hafızalar biçimlendirilebilseler bile bu travmaların arkasındaki gerçeğin analizine olanak sağlayan da yine kolektif hafızaların kendisidir. Bu bağlamda Büyük Proleter Çin Kültür Devrimi'nin toplumda yarattığı travmaların Çin Sinemasındaki yansımalarını tespit edebilmek amacıyla Yara/Hasar filmleri analiz edilmiştir. "Kültür Devrimi Sonrası Çin Sinemasında Kolektif Hafıza Olgusu: Yara/Hasar Filmleri" isimli tez üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde kolektif hafıza kavramı ve bu kavramın sinema ile ilişkisi incelenmektedir. İkinci bölümde ise Çin Kültür Devrimi ve Devrim sonrası Çin sineması açıklanmaktadır. Son olarak, Yara/hasar filmlerine örnek olarak seçilen filmler ilk iki bölümde oluşturulan kuramsal çerçeve dahilinde analiz edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kolektif hafıza, Çin Kültür Devrimi, Çin sineması, Yara/Hasar filmleri.
Media's effect on political opinions during Arap Spring in comparison to Israel occupation in Palestine
In my thesis, I focused on social media's ability to change political views, ideas, and opinions, due to the growing role of social media during the last decade (10 years), and about its important role worldwide. And to clarify the main idea, I have included examples from Arab countries like Tunisia, Egypt, Syria and for sure, the Palestinian media. It seems that awareness has increased among people on social media, where young people are exchanging cultural, literary and political views, and it has recently been settled that social networking sites have become, for many young people in the Arab region, a free space dedicated to exchanging their opinions to demand improvement of the political, economic and social conditions, hence the establishment of pages opposing the regimes, which were organized in Tunisia, Egypt, Yemen and Syria, reaching other Arab countries. As a result, some politicians used these means to communicate with people and build a direct relationship with them because social networking sites are considered the most important engine in mobilizing the masses and shaping public opinion. Even the regimes tried to control social networking sites, but all in vain, because social media is not centralized and cannot be controlled on the spot. Next in the paper, I talked about the Palestinian media, about its origins and its role in reporting facts and about the injustice practiced against it, and that with unlimited support from the United States of America and Western countries, the media of the occupation, with all its means, falsifies facts and conveys an image that serves its goals and its colonial regime. Influencers, journalists, and media pioneers have worked to highlight the facts, and convey them as they are, reviewing the crimes of the Israeli occupation, in their various forms and types, such as killing, displacement, demolishing homes, and committing massacres. The investment in social media platforms, as a means of media opposition, also contributed to exposing the traditional media supporting Zionism, which led Western and American colonial countries to restricting Palestinian content on social media.
Türk devrimi'nin inşası süresinde Kadro dergisinin yeri ve önemi
Toplumsal değişikliklerin esaslı olarak yaşanmış olduğu dönemler, fikirlerin de dönüşüm ve gelişim geçirdiği dönemler olmuştur. Türkiye'nin de bu köklü değişimi, I. Dünya savaşı sonrası yeni kurulan ülkenin nasıl ilerleyeceği, ne gibi süreçlerden geçeceği ile ilgiliydi. Kurtuluş savaşı sonrası egemenlik anlayışının kökten değiştiği bir dönem olmuştur. Bu bağlamda Türk-siyasal hayatının önemli akımlarından biri olan kadro dergisi de siyasal ve düşünsel alanda etkili izler bırakmıştır. Kadro dergisinde geliştirilen düşünceler, kalkınmacı modeli benimseyen bir "üçüncü yol" arayışının ideolojisini yansıtmıştır. Dergide yer alan önemli isimler Türk Devrimine temel bir ideoloji hazırlamak istemişlerdir. Kadro Dergisi'nin özgün ve yerli bir akım olması önemlidir. 1930'lu yıllar da ve sonraki dönemler de, akademik ve politik çevrelerin ilgisini çekmiş, birçok araştırmada yer almıştır.
Ankara basınında Atatürk İlke ve İnkılaplarının yansıması (1923-1938)
Toplumsal ve yerel basın iletişim araçları içinde en yaygın ve en etkili olanı şüphesiz gazete ve dergilerdir. Türkiye de çok sayıda gazete ve dergi çıkarılmakta olup, bu gazete ve dergilerle halkın aydınlatılması sağlanmaktadır. Yurt düzeyinde ve büyük şehir merkezlerinde çıkarılan ulusal gazetelerin yanı sıra, bazı yerlerde bölgesel gazeteler de bulunmaktadır. Bu gazeteler, bulunduğu il ve ilçelerine hizmet etmesi açısından günümüzde oldukça fazladır. Yerel basın olarak adlandırılan Anadolu'nun muhtelif şehir, ilçe ve kasabalarında bin bir güçlükler içerisinde yayınlanan bu gazeteler, yayınlandıkları dönem itibariyle toplumu aydınlatma görevini yerine getirmiş ve yayınlandıkları bölgenin sorunlarıyla yakından ilgilenmişlerdir. Yerel basın organları bulunduğu yörenin aynasıdır. Bu bağlamda özellikle Cumhuriyeti ilanından sonra Anadolu'nun birçok yerinde olduğu gibi Ankara' dada yerel basın çalışmaları başlamıştır. Ankara basın tarihinde Hakimiyeti Milliye yayın hayatına başlayan ilk gazete olmuştur. Hakimiyeti Milliye gazetesini, Yeni Gün, Ulus, Cumhuriyet ve Halk gazetesi takip etmiştir. İnkılapların önce Ankara sonra ülke genelinde duyurulması görevini üstlenmişlerdir. Cumhuriyetin ilanı, Saltanatın Kaldırılması, Hilafetin Kaldırılması, Kılık Kıyafet devrimi, Latin Harflerinin kabulü gibi İnkılap hareketlerinin halka duyurulması ve toplumu bilgilendirmeleri açısından Ankara basını büyük rol oynadılar. Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet, Saltanat, Hilafet, Harf Devrimi, Halk, Hakimiyet-i Milliye, Ulus, Yeni Gün
Erken aydınlanan birey Atatürk
I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu için kapanış tarihi olan 18 Ekim 1918,aslında Mondros Mütarekesi ile yeni bir cephenin açılışı olmuştur. Bu cephe Millû Kurtuluşmücadelesinin yapıldığı alan olmak yanında, hakikatte Mustafa Kemal gibi bir liderin dedoğumunu hazırlamıştır. 16 Mayıs 1919 ise, liderlik kariyerinin başlangıç tarihidir. O, moderndünyanın yetiştirdiği ?erken aydınlanmış birey? olarak, toplumu ve kendisini takip edenleriçin dönüştürücü bir lider olmayı, gönüllü olarak seçmiştir. Geleneksel toplumun yeniliğekarşı olan atalet halindeki zihin ve kültür temelini, modernitenin gerekleri doğrultusundaevirme yolunu seçmiştir. Bunun için, her biri birer radikal sosyal mühendislik çalışması olandevrimlerini gerçekleştirmiştir. Onun için, bireysel özgürlük çok önemlidir. Bunu sağlayanise, vicdan, akıl ve farklı kaynaklardan beslenen aklın ortaya çıkardığı fikirlerin özgürlüğünüsağlayan, düşünce özgürlüğüdür. Laik modern eğitim ile bunu kalıcı kılmak istemiştir.Kullandığı yöntemlerden ziyade, ulaşmak istediği bu sonuç ve ideal, onun büyüklüğünü tasviretmektedir.Anahtar sözcükler: Cemaat, ?erken aydınlanmış birey?, modernite, zihniyet, düşünceözgürlüğü, karizmatik lider, dönüştürücü lider, ?millû sır?, diktatör, demokrasi, Büyük MilletMeclisi, devrimler, Mondros Mütarekesi, Sultan Vahideddin, risk, laik eğitim, yaşam sitili.
Akbaba gazetesinin inkılaplara bakış açısı: 1922-1939
Türk mizahına önemli katkıları olan Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon tarafından çıkarılan Akbaba gazetesinin 7 Aralık 1338(1922)'den 1939 yılana kadar olan tüm sayıları incelendi.1923'ten sonra bazı tarihler, Cumhuriyet mizahı için önemli olmaya başlamıştır. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte siyasi alanda başlayan inkılâp hareketlerini toplumsal alanda ve ekonomi alanında yapılan inkılâp hareketleri takip etmiş; çağdaşlaşma alanında gerçekleşen inkılâp hareketleriyle modern Türkiye'nin doğuşu gerçekleşmiştir.Cumhuriyet dönemi mizahı için 3 Kasım 1928 ayrı bir önem arz etmektedir.1928 yılı hem büyük bir bitişi hem de büyük bir başlangıcı temsil eder. Akbaba Harf İnkılâbı'nın kabulüyle başlangıçta iki alfabeyi birden kullanmıştır. Karikatürlerinin bir kısmı eski alfabeyle bir kısmı da yeni alfabeyle yayınlanmıştır.Yeni alfabenin kabulünden sonra gerçekleşen önemli bir tarih de 9 Ağustos 1930'dur. Bu tarihte Serbest Cumhuriyet Fırkasının kurulması ve Akbaba'nın bu fırkanın kurulmasına yaptığı muhalefet dikkat çekici niteliktedir. Gerçi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası döneminde Cumhuriyet Halk Fırkası taraftarı yayınlara yer veren Akbaba, Serbest Cumhuriyet Fırkasına yaptığı muhalefet nedeniyle okur kitlesini kaybetmiştir.1931-1933 yılları arasında yayın hayatına ara vermek durumunda kalmıştır.1933'te tekrar yayın hayatına başlayan Akbaba eski çizgisinden taviz vermemiş yine inkılâpların savunucusu olarak yayın hayatına devam etmiştir.
The impact of revolutions in military affairs on warfare and international relations
Technological changes that increase an army's firepower by an order of magnitude and are directed by the military rather than socio-economic circumstances are called Revolutions in Military Affairs (RMA). An RMA goes towards unmanned warfare, where humans are gradually removed from the battlefield, or to an increasing of manned weapons by assisting them with Unmanned Vehicles, Lethal Autonomous Weapon Systems and Artificial Intelligence Systems. The thesis argues that AI based weapons are superior to the manned counterparts due to their inhumane ability to process information in a fast manner and cooperate with each other in ways humans cannot. It also argues that removing soldiers and manned weapon system from warzone would make warfare more humane, as the savagery of war does not come from the conflict, but through human emotions such as fear and the will to survive. Machines lack these emotions. Lastly, the thesis states that while these changes could make warfare more humane, it would also make it more frequent, as removing humans from battlefields would decrease the cost of war in both human and financial terms, making it easier for states to go to war.
Devrime reaksiyon olarak sosyoloji: Devrim, 1789 Fransız Devrimi, ilerleme ve gelenek
Elinizdeki çalışmada "devrim" ve "gelenek" kavramlarını tartışmaya açarak sosyolojinin kurucu babaları üzerinden cemaatten ve onun değerlerinden bağımsız bir toplum tasarımının ne derece mümkün, sürdürülebilir ve doğru olduğunu incelemeye çalıştım. "Giriş"te "devrim" ve "gelenek" kavramı ile izah etmek istediğimiz şeyi sınırlandırıp somutlaştırdıktan sonra çalışmanın varsayımlarını takdim edip, her bir varsayımın temel problemlerini tespit ettim. Birinci bölümde ("Devrim, İlerleme ve Aydınlanma") devrimin modern muhtevasının nasıl şekillendiğini; ikinci bölümde ("1789 Fransız Devrimi: Toplumun Akılsal İnşası") 1789 Fransız Devrimi'nin gelenekten, geleneğin somut forma büründüğü cemaat yapısından ve onun değerlerinden bağımsız bir toplum tasarımının nasıl sonuçlandığını; üçüncü bölümde ("1789 Fransız Devrimi'ne Tepki Olarak Sosyoloji") ise kurucu babaların 1789 Fransız Devrimi'ne bakış açılarının ne olduğunu ve kurucu babaların sosyolojik çözümlemelerinin gelenekle, cemaatle ve onun değerleriyle ilişkisini incelemeye çalıştım. Bu çalışmada genel olarak ileri sürdüğüm iddialar şunlardır: İlerleme fikrine dayanan Aydınlanma felsefesi devrimin modern muhtevasını belirlemiş ve 1789 Fransız devrimcilerinin teorik bilincini oluşturmuştur. Aydınlanma felsefesinde şekillenen 1789 Fransız Devrimi'nin toplum tasarımı kaosla, buhranla sonuçlanmıştır. Toplumu gelenekten, geleneğin somut forma büründüğü cemaat yapısından ve onun değerlerinden bağımsız şekilde ele almak mümkün ve sürdürülebilir değildir. Anahtar Kelimeler: Sosyoloji, Gelenek, İlerleme, Devrim, 1789 Fransız Devrimi
Failed transition to democracy in Egypt
Democracy is one of the most demanded issues not only in Egypt but also in the region. Egyptian people have tried to reach democracy for a long time. Sometimes they tried to rise up to the authoritarian leaders yet; they failed all the time because of the weak support of the citizens. At the end of 2010, the Egyptian people supported the mass demonstration against the authoritarian rulers. The people in the region see that if they are a huge and decisive mass, then the ruler would have to stop doing undemocratic governance. Therefore, the uprising in Egypt had great hopes for a new politics in the region in which people freely vote for their political leaders. Hosni Mubarak was ousted after 18 days of uprising during the revolution on the 11th February 2011 in Egypt. He resigned from presidency and gave a mandate to the Supreme Council of the Armed Forces (SCAF). The people optimistically believed that the old system would be replaced with the new democratic one. Among the Egyptians, there were significant differences in how these goals were understood in practice and how they would be reconciled with the cultural and, in particular religious' values. Mohamed Morsi, who was the first democratically elected president, was over thrown from the presidency by force from the military coup d'état on the 03rd July 2013. The domestic factors paved the way for the failure of Morsi namely the democratic transition process. Also the external factors both the global and regional powerful states secretly supported the coup and they gave financial aids just after the counter-revolution. This transition process was also blocked by the established order. Therefore, the main purpose of this dissertation is to find out the reasons for failure of the transition to democracy in Egypt. This dissertation argues why transition to democracy in Egypt failed.
A comparison of Egytian revolutions: 1952 and 2011
States which are structured in Middle East after World War I especially by western powers' intervention has not met basic necessities of people they may wait from governments. Demands such as equality before laws, economic means to live with dignity, political participation did not get any response from governments. These kind of demands for rights came with different forms like revolutions with wide social support, military coups or power struggles inside the ruling elites. In this regard during 1950's there were revolutions and military coups in middle eastern countries, especially Egypt was pioneer throughout the region. Mentioned demands were main motivation of these social events. But generally lead by minor social segments with Arab nationalistic and socialist motives and did not meet people's expectations at the end. At the beginning western powers were very reluctant to approach this revolutionary regimes, then interest base cooperation had established. People's demands for basic rights and freedoms in the region countries in recent years from 2011 and onwards increased without any or minor responses from governments, which become insufferable stage. This situation championed social pressures for change. "Revolutions" in region's countries and their outcomes again questioned whether it is progress or deterioration like outcomes of 1950's revolts. In this thesis, revolutions in these two different time period will be comparatively examined, reasons for social revolts underlined and future study proposals offered. Egypt has chosen as a case study, although many countries in the regions go through similar processes, as it is most populated and more influence in the region as whole. This study aims to contribute to the historical comparative studies in international academic discipline as well.
The oxymoron of monarchies promoting change: Qatar and the Arab Spring
Unlike the Arab monarchies, Qatar embraced a supportive position towards the Arab revolutions since the moment they broke out in late 2010. In fact, Qatar's Al-Jazeera network had been an essential media mobilizer for the Arab masses, and a major promoter of the revolutionary change process in the region by hosting pro-revolution Arab intellectuals and broadcasting pro-reform messages. Qatar firstly welcomed the Tunisian revolution, and financially backed the country in its transitional stage, the same it behaved with the Egyptian and Yemeni cases. What's more, Qatar made efforts to encourage Arab and international support for humanitarian intervention in Libya and Syria, and generously backed revolutionary forces there both financially and militarily. However, Qatar's pro-Arab Spring policies weakened its relations with its conservative neighbors, namely Saudi Arabia, the United Arab Emirates (UAE) and Bahrain, which, consequently, prompted them to boycott Doha and withdraw their ambassadors from there in 2014. Then, in the summer of 2017, the same three states, along with Egypt, announced a total boycott and embargo on Doha. Given the fact that Qatar's political system is of the conservative-monarchic type, this dissertation aims to review the dynamics that drove Doha to embrace a pro-change policy in the region during the Arab Spring by asking whether regime "types" matter in terms of their respective reactions to revolutions that occur in their geopolitical backyards. Along with studying Qatar's support for post-revolutionary Tunisia, Libya, Yemen and Syria, a detailed analysis was conducted on Doha's role in Egypt with a view to better understanding what has come to be known as "Qatari Exceptionalism." This dissertation comes up with many conclusions with a view to understanding the geopolitical interests that drove Doha to adopt that exceptional position. Key Words: Qatar, Arab Spring, revolutions, Egypt, Regime Type
Karadeniz'in iki yakasında devrimsel durumlar: Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya
Osmanlı ve Rusya İmparatorlukları uzun yıllar Avrupa siyasetinde baskın güç olmuş ve Avrupa'nın doğusundaki süper güç olagelmişlerdir. Ancak Batı'da üretim ilişkilerinde meydana gelen dönüşüm sonrası yeni, devrimci bir burjuva sınıfı doğmuştur. Bu iki imparatorluk ise bu dönüşüme karşılık verememiş ve birincil üretim yöntemi olan tarım gün geçtikçe kötüleşmiştir. Osmanlı'da devlet gelirlerinin düşmesi, Rusya'da ise toplumsal yapının hızlı ve plansız dönüşümü nedeniyle iki mutlak monarşi on iki yılda üç farklı devrim görmüştür. 1905'te Rusya'da yaşanan devrimin kazanımları Stolypin devlet darbesi yüzünden kaybedilmesine rağmen, Osmanlı'da 1908 Devrimi İttihat ve Terakki'nin mücadeleleri sonucu yerleşmiştir. Sonuçta iki imparatorluk sosyal değişime ayak uyduramamış ve Birinci Dünya Savaşı sonunda iki imparatorluk da çökmüştür.
The relationship between murals and revolutions: Iraq as example
Political and artistic history tells us that murals often have a vital message as a form of claiming rights and as a form of social and political criticism; In addition to the fact, murals play a very active role in expressing the rights of people, it also aims to show how mural art can be an act of protest, that is a visual expression of the demands for freedom, equality and a cessation of violence. The literature review shows that there are no studies examining Iraqi murals in the context of their relationship with the revolution. The lack of work on this subject is a problematic situation in terms of understanding the demands of Iraqi artists and understanding the murals produced in Iraq. Depending on this problem, the answers to the following questions will be sought: How relevant are Iraqi murals to revolutions? What social and political issues do Iraqi murals focus on? How do Iraqi murals express social and political problems? The study aims to investigate, clarify and shed light on the importance of revolutionary murals in communicating the issues of the Iraqi people. However, at the stage of conceptual discussion and literature review, the researcher will try to explain the relationship between murals and revolutions by examining the murals from different countries and societies in this context. This study was planned as qualitative research. Qualitative research methodology plans to examine and interpret social phenomena within the social context they are connected to, with an approach based on theorizing. The study is consists of four parts: In the first part; The problem, purpose, method, importance and limitations of the study will be described. In the second part, the theoretical framework is created: The history and development of mural art and different murals techniques are examined. In addition, masterpieces and pioneering artists focusing on revolutions, social crises, social and political criticism will be examined. In the third chapter, the history of and tradition of the Iraqi mural is examined. The fourth chapter focused on murals produced in Iraq after 25 October 2019. After the aforementioned date, e-mail, phone calls and face-to-face semi-structured interviews hold with the 10 (ten) most influential young artists living in Iraq. The data obtained through the interviews is dictated and the meanings attributed to the murals by Iraqi artists are determined by analyzing the content of these texts. The fifth chapter included study results and recommendations from data collection and analysis. The findings show that there is a relationship between murals and revolutions and the artists chose the wall to express their thoughts freely, to serve the revolution and to have a role in the liberation of the country. The murals had a positive impact on the square and the protesters alike by turning the square into an art gallery full of life and making the protesters claim for change for the better, by spreading cultural, political and social awareness among people. Keywords: Mural, Iraqi art, Iraqi October Revolution, Iraqi muralists.
Türk milli kültürünün Atatürk Devrimlerine etkileri
Türk tarihi ve kültürü, dünyanın eski ve kadim kültürlerinden biridir. Türk milletinin büyüyüp gelişmesinde, dünya tarihinde önemli imparatorlukların kurulmasında ve medeniyete önemli katkılar sunmasında Türk milli kültürü unsurlarının etkisi büyük olmuştur. Büyük Hun, Göktürk, Uygur ve Selçuklular ile başlayan bu süreç Osmanlı İmparatorluğu ile zirveye ulaşmıştır. İslamiyet'in kabulünden sonra Arap ve Fars kültürü etkisi altına giren Türkler, yavaş yavaş bu kültürlerinden uzaklaşmaya başlamışlardır. Özellikle on altıncı yüzyıldan itibaren artan bu etkiler nedeniyle Türkler, kendilerini yüzyıllarca ayakta tutan kültürlerinden uzaklaşmaya başlamış, bunun neticesinde de gerilemeye başlamışlardır. Batıda meydana gelen sosyal ve siyasal gelişmeler neticesinde özellikle on dokuzuncu yüzyılda Avrupa, sosyal ve siyasal açıdan büyük bir atılım içine girmiştir. On dokuzuncu yüzyıla kadar bu gelişmeleri sadece teknik açıdan değerlendiren Osmanlı İmparatorluğu neticede Avrupa karşısında gerilemeye başlamıştır. İlerlemenin sadece teknik yönden olamayacağını anlayan devlet adamları ve aydınlar, devleti sosyal ve siyasal açıdan da dönüştürme çabasına girişmişlerdir. Bu hadiseler Osmanlı İmparatorluğu'nu bir kültür arayışına itmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun son yüzyılı ile başlayan Türkiye'deki kimlik arayışı, cumhuriyetin ilanıyla Tük milliyetçiliğinin devletin resmî ideolojisi seçilmesi ile sonuçlanmıştır. Özellikle yirminci yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti'nde etkisini iyice hissettiren bu ideoloji, Ulusal Kurtuluş Savaşının başlamasında ve zaferle sonuçlanmasında kilit rolü oynamıştır. İmparatorluğun en buhranlı dönemlerinde büyüyüp yetişen Mustafa Kemal Atatürk, yaşadığı tecrübeler ışığında kurtuluşun ancak Türk milli kültürüne yani öze dönüşle mümkün olabileceğini, Türk milli kültürünün geliştirilip onun dünyaya tanıtılması ile muasır medeniyetler seviyesine ulaşılabileceğini savunmuştur. Bu nedenle de hem kurtuluş mücadelesini Türkçülük düşüncesi üzerine dayandırmış, hem de kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti'ni Türk milli kültürü üzerine temellendirmiştir. Bu amaçla Osmanlı Devleti'nin son yıllarında Türk tarihi ve kültürü üzerine yapılan çalışmaları daha sistemli ve organize hale getirerek yapılacak devrimlerin Türk tarihi ve kültürü ile bağdaşmasına özen göstermiş, devrimleri Türk milli kültürüne dayandırmıştır. Bu doktora tezi çalışmasında da Türk milli kültürünün Atatürk devrimleri üzerindeki etkilerine değinilmiş, devrimlerin yalnızca siyasal ve idari alanda olmadığı aynı zamanda bir kültür devrimi olduğu üzerinde durulmuştur.
2011 Suriye Devrimi'nin sosyo-ekonomik nedenleri
Ortadoğu'da 21.yüzyılın en sancılı geçen dönemi, Tunus'ta bir seyyar satıcı gencin zabıtanın müdahalesine kendisini yakararak tepki göstermesi ile başlayan Arap Baharı'dır. Tunus'ta başlayan olaylar daha sonra Mısır, Libya, Bahreyn, Yemen ve Suriye'ye sıçrayarak Tunus ve Mısır'da devlet başkanlarının istifasına sebep olurken, Libya'da dış müdahale ile Kaddafi'nin öldürülmesi ile başlayan iç savaşa dönüşmüştür. Suriye'ye gelindiğinde ise durum oldukça uzun ve zorlu bir sürecin kapısını aralamıştır. Bu tez de Suriye iç savaşının nereye ve nasıl evrileceği tartışmalarının yoğunlaştığı bir gündemde dikkatleri geride kalmış bir konuya çekerek Suriye halkının, ayaklanmaların fitilinin ateşlendiği ilk yılda sokağa çıkmasında sosyoekonomik etkenlerin ne kadar belirleyici olduğunu araştırdı. Başka bir ifadeyle, 'Suriye Devriminde' sosyoekonomik etkenlerin önemi var mıdır?' sorusunu sordu. Tezin temel argümanı ise Suriye'de başlayan gösterilerin ve ardından evrilen rejim karşıtı hareketin ardında halkın Esad rejiminin baskıcı politikalarına karşı siyasi talepleri olduğu kadar yoksulluk ve işsizlik gibi faktörlerin yarattığı ekonomik ve sosyal koşulların da belirleyici olduğudur. Niteliksel araştırma yöntemi kullanılan tez dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; kısaca giriş yapılmış. İkinci bölümde; Fransız Mandaterliği, Darbeler ve Birleşik Arap Cumhuriyeti ve Hafız Esad dönemlerini kapsayan süreçlerde ekonomik politikaları ve dönüşümleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde; Devrim öncesi Beşar Esad dönemi 2000 – 2010 arası yapılan reform süreci, liberalleşme uyum süreci, işsizlik, yoksulluk, mali veriler ve ekonomik sektörleri ele alınmıştır. Dördüncü bölümde ise sivil gösterilerin başlaması ve bölgeler bazında gösterilerin yayılışı incelenerek halkın desteğinin ardında yatan sosyo-ekonomik nedenler gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Suriye, Arap Baharı, Devrim, Sosyoekonomik, Beşar Esad Dönemi, Yoksulluk.
Mısır'da orta sınıfların yükselişi: Refahın güce dönüşmesi
Bu tezin amacı, Mısır Devriminin itici gücünün orta sınıflar olduğu ve devrim sonrası düzenin yine orta sınıflar lehine bir atmosfer oluşturduğunun vurgulanmasıdır. Mısır?ın yaşadığı sosyal dönüşüm Eisenstadt?ın modernleşme kuramı çerçevesinde ele alınmaktadır. Neo-patrimonyal toplumların modern döneme geçiş sürecinde tatbik etmesi gereken sistemsel değişimler Mısır siyasi ve ekonomik tarihi irdelenerek anlatılmaya çalışılmaktadır. Siyasi otoritenin devrilmesi ile başlayan devrimci sürecin devam edebilmesi ve saf devrime ulaşabilmek için eski rejimin kalıntılarının tasfiye edilmesi gerektiği çalışmanın ulaştığı sonuçlardan biridir. Müslüman Kardeşler ile başlayan İslami yükselişin ideolojik değil, gelir düzeyine göre değişen sınıfsal yapılanmanın bir parçası olduğu ise çalışmanın sonuçlarından bir diğeridir. Anahtar Sözcükler: 1. 2011 Mısır Devrimi 2. Orta Sınıf 3. Çoğul Moderniteler 4. Neo-patrimonyal Toplum 5. Saf Devrim