Revolutions
55 theses under this subject heading
Türk devrimi'nin inşası süresinde Kadro dergisinin yeri ve önemi
Toplumsal değişikliklerin esaslı olarak yaşanmış olduğu dönemler, fikirlerin de dönüşüm ve gelişim geçirdiği dönemler olmuştur. Türkiye'nin de bu köklü değişimi, I. Dünya savaşı sonrası yeni kurulan ülkenin nasıl ilerleyeceği, ne gibi süreçlerden geçeceği ile ilgiliydi. Kurtuluş savaşı sonrası egemenlik anlayışının kökten değiştiği bir dönem olmuştur. Bu bağlamda Türk-siyasal hayatının önemli akımlarından biri olan kadro dergisi de siyasal ve düşünsel alanda etkili izler bırakmıştır. Kadro dergisinde geliştirilen düşünceler, kalkınmacı modeli benimseyen bir "üçüncü yol" arayışının ideolojisini yansıtmıştır. Dergide yer alan önemli isimler Türk Devrimine temel bir ideoloji hazırlamak istemişlerdir. Kadro Dergisi'nin özgün ve yerli bir akım olması önemlidir. 1930'lu yıllar da ve sonraki dönemler de, akademik ve politik çevrelerin ilgisini çekmiş, birçok araştırmada yer almıştır.
Karadeniz'in iki yakasında devrimsel durumlar: Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya
Osmanlı ve Rusya İmparatorlukları uzun yıllar Avrupa siyasetinde baskın güç olmuş ve Avrupa'nın doğusundaki süper güç olagelmişlerdir. Ancak Batı'da üretim ilişkilerinde meydana gelen dönüşüm sonrası yeni, devrimci bir burjuva sınıfı doğmuştur. Bu iki imparatorluk ise bu dönüşüme karşılık verememiş ve birincil üretim yöntemi olan tarım gün geçtikçe kötüleşmiştir. Osmanlı'da devlet gelirlerinin düşmesi, Rusya'da ise toplumsal yapının hızlı ve plansız dönüşümü nedeniyle iki mutlak monarşi on iki yılda üç farklı devrim görmüştür. 1905'te Rusya'da yaşanan devrimin kazanımları Stolypin devlet darbesi yüzünden kaybedilmesine rağmen, Osmanlı'da 1908 Devrimi İttihat ve Terakki'nin mücadeleleri sonucu yerleşmiştir. Sonuçta iki imparatorluk sosyal değişime ayak uyduramamış ve Birinci Dünya Savaşı sonunda iki imparatorluk da çökmüştür.
The relationship between murals and revolutions: Iraq as example
Political and artistic history tells us that murals often have a vital message as a form of claiming rights and as a form of social and political criticism; In addition to the fact, murals play a very active role in expressing the rights of people, it also aims to show how mural art can be an act of protest, that is a visual expression of the demands for freedom, equality and a cessation of violence. The literature review shows that there are no studies examining Iraqi murals in the context of their relationship with the revolution. The lack of work on this subject is a problematic situation in terms of understanding the demands of Iraqi artists and understanding the murals produced in Iraq. Depending on this problem, the answers to the following questions will be sought: How relevant are Iraqi murals to revolutions? What social and political issues do Iraqi murals focus on? How do Iraqi murals express social and political problems? The study aims to investigate, clarify and shed light on the importance of revolutionary murals in communicating the issues of the Iraqi people. However, at the stage of conceptual discussion and literature review, the researcher will try to explain the relationship between murals and revolutions by examining the murals from different countries and societies in this context. This study was planned as qualitative research. Qualitative research methodology plans to examine and interpret social phenomena within the social context they are connected to, with an approach based on theorizing. The study is consists of four parts: In the first part; The problem, purpose, method, importance and limitations of the study will be described. In the second part, the theoretical framework is created: The history and development of mural art and different murals techniques are examined. In addition, masterpieces and pioneering artists focusing on revolutions, social crises, social and political criticism will be examined. In the third chapter, the history of and tradition of the Iraqi mural is examined. The fourth chapter focused on murals produced in Iraq after 25 October 2019. After the aforementioned date, e-mail, phone calls and face-to-face semi-structured interviews hold with the 10 (ten) most influential young artists living in Iraq. The data obtained through the interviews is dictated and the meanings attributed to the murals by Iraqi artists are determined by analyzing the content of these texts. The fifth chapter included study results and recommendations from data collection and analysis. The findings show that there is a relationship between murals and revolutions and the artists chose the wall to express their thoughts freely, to serve the revolution and to have a role in the liberation of the country. The murals had a positive impact on the square and the protesters alike by turning the square into an art gallery full of life and making the protesters claim for change for the better, by spreading cultural, political and social awareness among people. Keywords: Mural, Iraqi art, Iraqi October Revolution, Iraqi muralists.
Türk milli kültürünün Atatürk Devrimlerine etkileri
Türk tarihi ve kültürü, dünyanın eski ve kadim kültürlerinden biridir. Türk milletinin büyüyüp gelişmesinde, dünya tarihinde önemli imparatorlukların kurulmasında ve medeniyete önemli katkılar sunmasında Türk milli kültürü unsurlarının etkisi büyük olmuştur. Büyük Hun, Göktürk, Uygur ve Selçuklular ile başlayan bu süreç Osmanlı İmparatorluğu ile zirveye ulaşmıştır. İslamiyet'in kabulünden sonra Arap ve Fars kültürü etkisi altına giren Türkler, yavaş yavaş bu kültürlerinden uzaklaşmaya başlamışlardır. Özellikle on altıncı yüzyıldan itibaren artan bu etkiler nedeniyle Türkler, kendilerini yüzyıllarca ayakta tutan kültürlerinden uzaklaşmaya başlamış, bunun neticesinde de gerilemeye başlamışlardır. Batıda meydana gelen sosyal ve siyasal gelişmeler neticesinde özellikle on dokuzuncu yüzyılda Avrupa, sosyal ve siyasal açıdan büyük bir atılım içine girmiştir. On dokuzuncu yüzyıla kadar bu gelişmeleri sadece teknik açıdan değerlendiren Osmanlı İmparatorluğu neticede Avrupa karşısında gerilemeye başlamıştır. İlerlemenin sadece teknik yönden olamayacağını anlayan devlet adamları ve aydınlar, devleti sosyal ve siyasal açıdan da dönüştürme çabasına girişmişlerdir. Bu hadiseler Osmanlı İmparatorluğu'nu bir kültür arayışına itmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun son yüzyılı ile başlayan Türkiye'deki kimlik arayışı, cumhuriyetin ilanıyla Tük milliyetçiliğinin devletin resmî ideolojisi seçilmesi ile sonuçlanmıştır. Özellikle yirminci yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti'nde etkisini iyice hissettiren bu ideoloji, Ulusal Kurtuluş Savaşının başlamasında ve zaferle sonuçlanmasında kilit rolü oynamıştır. İmparatorluğun en buhranlı dönemlerinde büyüyüp yetişen Mustafa Kemal Atatürk, yaşadığı tecrübeler ışığında kurtuluşun ancak Türk milli kültürüne yani öze dönüşle mümkün olabileceğini, Türk milli kültürünün geliştirilip onun dünyaya tanıtılması ile muasır medeniyetler seviyesine ulaşılabileceğini savunmuştur. Bu nedenle de hem kurtuluş mücadelesini Türkçülük düşüncesi üzerine dayandırmış, hem de kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti'ni Türk milli kültürü üzerine temellendirmiştir. Bu amaçla Osmanlı Devleti'nin son yıllarında Türk tarihi ve kültürü üzerine yapılan çalışmaları daha sistemli ve organize hale getirerek yapılacak devrimlerin Türk tarihi ve kültürü ile bağdaşmasına özen göstermiş, devrimleri Türk milli kültürüne dayandırmıştır. Bu doktora tezi çalışmasında da Türk milli kültürünün Atatürk devrimleri üzerindeki etkilerine değinilmiş, devrimlerin yalnızca siyasal ve idari alanda olmadığı aynı zamanda bir kültür devrimi olduğu üzerinde durulmuştur.
2011 Suriye Devrimi'nin sosyo-ekonomik nedenleri
Ortadoğu'da 21.yüzyılın en sancılı geçen dönemi, Tunus'ta bir seyyar satıcı gencin zabıtanın müdahalesine kendisini yakararak tepki göstermesi ile başlayan Arap Baharı'dır. Tunus'ta başlayan olaylar daha sonra Mısır, Libya, Bahreyn, Yemen ve Suriye'ye sıçrayarak Tunus ve Mısır'da devlet başkanlarının istifasına sebep olurken, Libya'da dış müdahale ile Kaddafi'nin öldürülmesi ile başlayan iç savaşa dönüşmüştür. Suriye'ye gelindiğinde ise durum oldukça uzun ve zorlu bir sürecin kapısını aralamıştır. Bu tez de Suriye iç savaşının nereye ve nasıl evrileceği tartışmalarının yoğunlaştığı bir gündemde dikkatleri geride kalmış bir konuya çekerek Suriye halkının, ayaklanmaların fitilinin ateşlendiği ilk yılda sokağa çıkmasında sosyoekonomik etkenlerin ne kadar belirleyici olduğunu araştırdı. Başka bir ifadeyle, 'Suriye Devriminde' sosyoekonomik etkenlerin önemi var mıdır?' sorusunu sordu. Tezin temel argümanı ise Suriye'de başlayan gösterilerin ve ardından evrilen rejim karşıtı hareketin ardında halkın Esad rejiminin baskıcı politikalarına karşı siyasi talepleri olduğu kadar yoksulluk ve işsizlik gibi faktörlerin yarattığı ekonomik ve sosyal koşulların da belirleyici olduğudur. Niteliksel araştırma yöntemi kullanılan tez dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; kısaca giriş yapılmış. İkinci bölümde; Fransız Mandaterliği, Darbeler ve Birleşik Arap Cumhuriyeti ve Hafız Esad dönemlerini kapsayan süreçlerde ekonomik politikaları ve dönüşümleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde; Devrim öncesi Beşar Esad dönemi 2000 – 2010 arası yapılan reform süreci, liberalleşme uyum süreci, işsizlik, yoksulluk, mali veriler ve ekonomik sektörleri ele alınmıştır. Dördüncü bölümde ise sivil gösterilerin başlaması ve bölgeler bazında gösterilerin yayılışı incelenerek halkın desteğinin ardında yatan sosyo-ekonomik nedenler gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Suriye, Arap Baharı, Devrim, Sosyoekonomik, Beşar Esad Dönemi, Yoksulluk.
Mısır'da orta sınıfların yükselişi: Refahın güce dönüşmesi
Bu tezin amacı, Mısır Devriminin itici gücünün orta sınıflar olduğu ve devrim sonrası düzenin yine orta sınıflar lehine bir atmosfer oluşturduğunun vurgulanmasıdır. Mısır?ın yaşadığı sosyal dönüşüm Eisenstadt?ın modernleşme kuramı çerçevesinde ele alınmaktadır. Neo-patrimonyal toplumların modern döneme geçiş sürecinde tatbik etmesi gereken sistemsel değişimler Mısır siyasi ve ekonomik tarihi irdelenerek anlatılmaya çalışılmaktadır. Siyasi otoritenin devrilmesi ile başlayan devrimci sürecin devam edebilmesi ve saf devrime ulaşabilmek için eski rejimin kalıntılarının tasfiye edilmesi gerektiği çalışmanın ulaştığı sonuçlardan biridir. Müslüman Kardeşler ile başlayan İslami yükselişin ideolojik değil, gelir düzeyine göre değişen sınıfsal yapılanmanın bir parçası olduğu ise çalışmanın sonuçlarından bir diğeridir. Anahtar Sözcükler: 1. 2011 Mısır Devrimi 2. Orta Sınıf 3. Çoğul Moderniteler 4. Neo-patrimonyal Toplum 5. Saf Devrim
1920'li yıllarda Sovyet aydınlarının Türkiye'ye bakışı
XX. yüzyılın başlarında Türkiye'de çok önemli olaylar cereyan etmekteydi. İkinci Meşrutiyet, Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı, akabinde Osmanlı Devleti'nin çöküşü, Anadolu topraklarının İtilaf Devletleri tarafından işgâli ve nihayet, Millî Mücadele sonucunda büyük zaferin kazanılması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilânı bu döneme damgasını vuran başlıca hadiselerdir. Cumhuriyet'in kuruluşuna müteakip hayata geçirilen inkılaplar da ülkenin sosyo-kültürel, ekonomik ve politik hayatının dikkate değer unsurları arasında kendi yerlerini bulmuşlardır. Araştırmanın konusu, XX. yüzyıl başlarında ve bilhassa 1920'li yıllarda Türkiye'de gerçekleşmiş olan bütün bu süreçleri ele alan Sovyet aydınlarının eserleridir. Bahsi geçen yazarların kaynak olarak yararlandığımız eserleri 1920'li yıllarda basılmışlardır. Bu çalışmamızda isimleri pek duyulmamış Sovyet aydınları R. Süleyman, M. P. Pavloviç, V. A. Gurko-Kryajin, F. A. Raskolnikof ve P. Kitaygorodski'nin bir tanıtımı yapılarak, onların Türkiye hakkındaki eserleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışma sonrasında bahse konu olan yazarlar ve eserlerinin bilim çevrelerince kıymet görmediği sonucuna ulaşılmıştır. Bilindiği üzere 1920'li yıllarda Sovyetler, Türkiye ile sıkı bir temas halindeydiler. Bu iki devlet arasında mevcut olan iyi ilişkilerin yerini zamanla soğuk münasebetler almışsa da Sovyetlerin Türkiye'ye olan ilgisi hiç azalmamıştır. Sovyet kaynaklarının öğrenilmesi dönemin tarihinin ve Sovyetlerin Türkiye'ye yaklaşımının aydınlatılmasına katkı sunacaktır. Bu çalışmada bunun bir örneği yapılarak Sovyetlerin Türkiye'ye bakış açısında görülen boşluklar kısmen de olsa giderilmeye çalışılmıştır.
Alman muhafazakarlığı (1789-1945): Devrimden yıkıma
Bu çalışmada Alman muhafazakar düşüncesinin temel özellikleri ve onun geleneksel muhafazakar düşünceden farklılığı incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın temel amacı özellikle muhafazakâr düşüncenin Almanya ayağında nasıl bir gelişim seyri izlediğini açıklamaya ve anlamaya yöneliktir. Bu gelişim seyri klasik muhafazakâr düşüncenin izahı için kullanılan kavramların ve ilkelerin Alman muhafazakârlığı söz konusu olduğunda nasıl bir birikimi ve mirası ortaya çıkardığı ana kaynaklarına inilerek yapılmaya çalışılmıştır.Bunun yanında çalışmada ayrıca şu sorularada cevaplar aranmıştır. Muhafazakârlık Fransız Devrimi?nden Sanayi Devrimi?ne oradan Aydınlanma düşüncesine kadar sayılanlara karşı bir tepki hareketi midir? Muhafazakâr düşünce modern bir süreç karşısında değişim düşmanı mıdır, yoksa değişimi de içeren bir değerler silsilesi midir? Yine muhafazakârlık, değerleri savunurken ortaya koyduğu duruş itibariyle bir ideoloji midir, değil midir?Yine Alman muhafazakârlığını klasik muhafazakârlıktan ayıran ya da koparan belli başlı noktaları anlamak, Alman muhafazakâr düşüncesinin 20. yüzyılın başlarında devrimi dahi olumlayabildiği karışık durumunun geleneksel muhafazakâr düşünce içerisinde sayılıp sayılmayacağı, demokrasi, devrim, aile, toplum, devlet, mülkiyet, otorite gibi kavramların Alman muhafazakârlığı açısından neyi ifade ettiği de tarihsel açıdan ele alınarak ortaya konulmaya çalışılmıştır.Çalışmada Alman muhafazakârlığI 1789 ve 1945 tarihleri ile sınırlandırılmıştır. Çalışmanın bu tarihlerle sınırlandırılmış olmasının nedeni, Alman muhafazakârlığının bu dönemler arasında geçirmiş olduğu değişim sürecini takip edebilmek içindir.Çalışma üç bölüm halinde hazırlanmıştır. Kavramsal bölümde, öncelikle klasik muhafazakârlığın, akademik literatürde ne anlama geldigine ilişkin tanımlama ve açıklama çabalarına yer verilmiştir. İkinci bölümde ise muhafazakârlığın temel unsurları ve değerleri derinlemesine irdelenerek, geçmişte ve bugün muhafazakârlık açısından ne ifade ettikleri, açıklama odaklı bir yaklaşımla ortaya konulmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölüm ise Alman muhafazakar düşüncesinin Fransız Devrimi'nden İkinci Dünya Savaşı'na kadar olan süreçteki durumu ve geçirdiği değişimlere odaklanmıştır. Bu anlamıyla Fransız Devrimi öncesi Alman muhafazakar düşüncesi, 1830'larda baskın ekol olan Alman romantik akımı ve Birinci Dünya Savaşı sonrası yeşeren devrimci muhafazakar düşünce ayrıntılı olarak incelenmiştir. Özellikle Alman muhafazakarlığının geleneksel muhafazakarlığa göre karmaşık ve anlaşılması güç olan devrimci muhafazakar hareketinin Nasyonal Sosyalizmle olan bağlantısı ve benzerlikleri bu bölümündeki temel araştırma konularından birisi olmuştur.Anahtar Sözcükler:1. Muhafazakârlık2. Alman Muhafazakârlığı3. Fransız Devrimi4. Devrimci Muhafazakârlık5. Romantizm
Tudeh Partisi'nin 1979 İran Devrimindeki rolü
Bu tezin amacı, İran toplumunun farklı nedenlere ve farklı siyasi hedeflere sahip birçok kesiminin katıldığı geniş bir toplumsal koalisyonun gerçekleştirdiği popüler bir devrim olan 1979 İran Devrimi'nin, nasıl bu toplumsal koalisyonun unsurlarından yalnız biri olan fundamentalist İslamcıların etkisi altında İslam Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla sonuçlandığı sorusu çerçevesinde, yine bu toplumsal koalisyonun unsurlarından ve İslamcıların rakiplerinden biri olan Marksist hareket içinde yer alan Tudeh Partisi'nin, devrim sürecinde ve devrim sonrasındaki faaliyet ve politikalarıyla devrimin sonucunu şekillendirmekte oynadığı rolü ortaya koymaktır.Bu çerçevede, öncelikle Tudeh Partisinin devrim sürecindeki konumunu belirleyen içsel ve dışsal etkenlerin tespitine çalışılmıştır. Bu maksatla, aynı zamanda bu konumun dışsal belirleyicileri olan, devrime yol açan toplumsal hoşnutsuzluğun nedenleri ve bu süreçte Tudeh'in rakipleri olan siyasi hareket ve gruplar, temel ideoloji, politika ve faaliyetleri ile devrimin İslam Cumhuriyeti ile sonuçlanmasında oynadıkları rolü kapsayacak şekilde ele alınmıştır. Tudeh'in devrim sürecindeki konumunun içsel belirleyicileri ise yaklaşık yarım asırlık tarihinde yatmaktadır. Bu nedenle Tudeh'in kuruluşundan devrime kadar olan süreç, partinin geçirdiği ideolojik ve örgütsel değişim ve/veya süreklilik dâhil olmak üzere incelenmiş, devrim sırasında ve sonrasında Ayetullah Humeyni'ye verdikleri koşulsuz destekle İslamcıların iktidarını sağlamlaştıran ve böylece kendi sonunu hazırlayan politikalarının ardında yatan ideolojik ve yapısal özellikler ele alınmıştır.Tezin vardığı sonuç, Tudeh'in devrimin İslam Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla sonuçlanmasında iki farklı düzlemde rol oynadığıdır. Birinci düzlem, Tudeh'in devrim sırasında sahip olduğu sınırlı kaynak ve destekle, devrimin liderliğini veya iktidarı ele geçirmekteki başarısızlığına ilişkindir. İkinci düzlem ise Tudeh'in, iktidar bloğunda yer alan Ayetullah Humeyni liderliğindeki fundamentalist İslamcılara anti-emperyalizm saplantısıyla verdiği destek muhalefetin bölünmüşlüğünü ve böylece İslam Cumhuriyetini güçlendirdiği için, muhalefetin İslam Cumhuriyeti tarafından adım adım yok edilmesinde oynadığı role ilişkindir. Devrimin liderliğini veya iktidarı ele geçirmekteki başarısızlığın nedenleri, Şah rejiminin baskısı, İslamcıların örgütsel avantajları, İran toplumunun yapısı ve bu yapı içinde özellikle işçi sınıfının niteliği, Marksist rakiplerin varlığı, Tudeh'in 1953 darbesindeki tutumunun ve SSCB'yle ilişkilerinin olumsuz etkileri ve halka hitap etmekten uzak siyasi dili gibi etkenlerden kaynaklanan örgütsel güçsüzlüklere bağlıdır. Tudeh'in daha ölümcül olan ikinci düzlemde oynadığı sadık muhalefet rolünün altında ise Tudeh'in Stalinist düşünce yapısı ve tüm İranlı Marksistleri esir almış olan anti-emperyalist paradigma gibi ideolojik ve yapısal özellik ve zayıflıklar yatmaktadır.
Medeni Hukuk ve Türkiye'de Medeni Hukukun tarihi üzerine bir inceleme (1923-1927)
Osmanlı Devleti'nde hukuk iki kısımdan oluşuyordu. Kaynağını dinden alan şer'i hukuk ve kaynağını örf-adetten alan örfi hukuk. Osmanlı medeni hukuku da bu çerçevede kaynağını dinden alarak gelişti ve 20. yüzyıla kadar uygulandı. Değişen dünya şartlarına uyum sağlamak ve yeni ihtiyaçları karşılamak için 1850'li yıllarda medeni hukukun yenilenmesi amacıyla Mecelle denilen ve kaynağını fıkıhtan alan kanunlar hazırlandı. Fakat I. Dünya Savaşında ağır bir yenilgi alan Osmanlı Devleti siyasi açıdan olduğu gibi hukuki yönden de çökmek üzereydi. Çünkü Mecelle farklı dinlere mensup Osmanlı milletinin ihtiyaçlarını karşılayamıyordu.Milli Mücadelenin kazanılmasıyla dayandığı değerler açısından yeni, farklı bir devlet kuruldu ve bu devlet siyasi anlayışında ki değişiklikleri topluma ve hukuka da yansıtmaya başladı. Bu amaçla eskisinden tamamen farklı, Avrupa sistematiğine dayanan, laik, modern bir Medeni Kanun hazırlamak amacıyla komisyonlar kuruldu. Komisyonların yaptıkları çalışmalar sonucu İsviçre Medeni Kanunu bazı değişikliklerle tercüme edilerek, TBMM'de kabul edildi ve yeni Türk Medeni Kanunu olarak benimsendi.Yeni Türk Medeni Kanunu kabul edildikten sonra doğal olarak bazı tepkilerle ve eleştirilerle karşılaştı. Çünkü din-akıl anlayışına dayalı bir toplum laiklik-akıl anlayışına dayalı yeni kanunlarla karşı karşıyaydı. Anahtar Kelimeler: Kanun, Türk Medeni Kanunu, Medeni Kanun Komisyonları, laiklik, Atatürk devrimleri.
Atatürk Dönemi sosyo-kültürel yapılanma ve değişimler
137 ÖZET Çalışma, Atatürk dönemi sosyokültürel yapılanma ve değişimleri içermektedir. Türkiye Cumhuriyeti 'nin yapılanmasındaki bu temel dinamikler birdenbire ortaya çıkmamıştır. Bir önceki dönemde tartışılmış ve Türkiye Cumhuriyeti 'nin kuruluşuna tesir etmiştir.
1900-1920 yılları arasında Batı Türkistan'daki gelişmeler ve İstanbul dergilerine yansımaları
Çalışma üç bölümden oluşturulmuştur. Giriş kısmında tezin amacından, öneminden, konusundan ve yönteminden bahsedilmiştir. Çalışmanın ana kaynağını oluşturan dergilere kısaca yer verilmiştir. Birinci bölümde Batı Türkistan bölgesindeki Buhara ve Hive hanlıklarının 1900–1920 yıllarındaki siyasi durumları anlatılmıştır. Bu dönem hanlıkların Rus işgali içerisinde bulunduğu dönemdir. Bu yüzden işgal altında bulunan bölgenin bağımsızlık mücadelelerinden, isyanlarından bahsedilmiştir. Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması ile Rusya'da meydana gelmiş olan 1917 Rus Şubat ve Ekim ihtilallerinin Türkistan'a etkileri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde hanlıkların sosyal hayatı üzerinde durularak bölgede yaşayan topluluklar hakkında bilgi verilmiştir. Halkın gün içerisindeki yaşam hayatlarına gündelik hayatlarına değinilmiştir. Rus baskısının iyiden iyiye belirginleştiği bu dönemde Rus hükümetinin halkın sosyal yaşamına nasıl bir etkide bulunduğu üzerine durulmuştur. Müslüman halkı Ruslaştırma politikasının uygulandığı bu dönemde halk milli duygularını ayakta tutmaya büyük önem vermiştir. Ayrıca bu bölümde iktisadi durumda ortaya koyulmuştur. Ekonominin gelişme imkânı bulduğu pazarlar, ithalat ve ihracat mallarına değinilmiştir. Bu bölgede uygulanan tarım ürünlerinden, pamuk ve meyve yetiştiriciliği ve ithalatı üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde hanlıkların kültürel ve eğitim durumları ele alınmıştır. Kültürel etkileşimlerine ve eğlencelerine değinilmiştir. Evlenme, sünnet ve beççe gibi eğlenceler hakkında bilgi verilmiştir. Mektep ve medrese eğitiminden bahsedilmiş, hanlıklarda bulunan medreselere ve burada verilen derslere değinilmiştir. Eğitimde uygulanan yeni sistem olan usul-ü cedid hareketi üzerine durulmuştur. Yeni usul sadece eğitimde değil başka bir alan olan gazete ve dergi neşrinden de bahsedilmiştir.
Avrupa'da devrimler çağı ve Osmanlı İmparatorluğu'na etkileri
Avrupa'da yaşanan Sanayi Devrimi ve Fransız Devrimi gibi tarihsel olaylar şüphesiz ki dünya ve insanlık tarihinde oldukça önemli bir yeri kapsamaktadır. Özellikle sınırları ve çağları aşan etkileri ve oluşturdukları gerek fikirsel gerekse de kurumsal yapılar nedeniyle birçok yorumun ve incelemenin konusu olmaktadırlar. Ancak, yine de Çin Başbakanı Çu En Lay'ın, Amerikan Dışişleri Bakanı Kissinger'in Fransız Devrimi hakkında ne düşünüyorsunuz sorusuna 70'li yılların başında ?Henüz yorum yapmak için erken? cevabı ironik olmasının ötesinde anlamlıdır. Günümüzde birçok soruna pratik ve pragmatik çözümler ararken geçmişin dinginliğinden sıyrılarak düşülen hataları ne yazık ki engelleyemiyoruz.Osmanlı İmparatorluğu da tarihsel kaçınılmazlıklar boyutunda söz konusu gelişmelerden fazlasıyla etkilenmişti. Ulusçuluk, sanayileşme, serbest ticaret, parlamento, hürriyet gibi kavramlar İmparatorluk sınırlarından içeri yavaşça girerken iç toplumsal yapı giderek çözülmüş, yönetim katında her geçen gün artarak karşılaşılan sorunlara aranan çözümler de kökten ve kalıcı olamamışlardı. Bu çerçevede Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı gibi dönüm noktaları dış dinamiklerle iç beklentiler arasında bir denge kurmayı amaçlamış olsa da arzu edilen denge çoğunlukla dış dinamikler lehine olmuş ve İmparatorluk topraklarında milliyetçi başkaldırışlar önlenememiştir. Bunlara ek olarak ekonomik ve siyasal hayatta karşılaşılan bozukluklar sıradan insanların devlete olan güvenini zedelemiş ve bu süreç de etkisini uzun yıllar boyunca gösterecek çarpıklıklara başlangıç olmuştur. Bu çalışmada Avrupa merkezli söz konusu gelişmeler ve sonuçları Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki etkileri ve bu etkilerin desteklediği ?Şark Meselesi? çerçevesinde incelenmiş, İmparatorluk'un kendi çıkarlarını korumak için kimi zaman başarılı kimi zaman da başarısız politikaları tahlil edilmiştir.
İran İslam Devrimi'nde Sovyetler Birliği, İngiltere ve Fransa'nın rolü
Bu yüksek lisans tezi, İran İslam Devrimi'nde Sovyetler Birliği, İngiltere ve Fransa'nın rollerini incelemekte; İran'ı, İslam Devrimini yaratan şartları, Devrim öncesi, Devrim süreci ve Devrim sonrasında bu üç ülkenin ilişkileri ve faaliyetleri bağlamında ele almaktadır. Çalışmamız ayrıca Şahlık dönemi politikaları ve sorunlarına da değinmekte ve ayrıca İsrail'in körfez savaşı bağlamında İran'a yönelik politikalarına ışık tutmaya çalışmaktadır. Tezin ele aldığı bir diğer konu ise, İran'da Şiilik ve Ulema sınıfının toplum ve devlet yönetimi üzerindeki etkisidir. Tez, kaynak taraması yöntemi ile hazırlanmış olup, yerli ve yabancı 1979-2011 arasında yer yayınlanmış her türlü elektronik ve basılı materyalden faydanılmaya çalışılmıştır
Atatürk'ün dil politikası
Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk?ü birçok sıfat ile nitelemek mümkündür, fakat bendeniz şu şekilde nitelemek istiyorum; bağımsızlık savaşçısı. Bilgisini, gücünü ve ömrünü bu uğurda harcamış büyük deha. Peki neden? Neden bağımsızlık üzerine bu kadar hassasiyetle yaklaşmıştır? Çünkü O biliyordur, bağımsızlık olmadan hiçbir varlığın ebedi kalamayacağını. Bu nedenledir ki Türkiye Cumhuriyeti de bağımsızlık düşüncesi üzerine kurulmuştur. Atatürk?ün tabiriyle büyük Türk milleti olarak biz, elde ettiğimiz zaferlerle bağımsızlığımızı kazandık. Peki, bu zafer bayrağının hep elimizde kalması mümkün müdür? Değildir. Çünkü Atatürk?e göre bağımsızlık sadece bir ülke kurmak değil, o ülkenin harici devletlerin müdahilleri olmadan varlığını sürdürebilmesidir. Bir ülkenin varlığı; o ülkenin yönetimi, bayrağı, dili ve kültürü demektir. Bunlar olmadıktan sonra bir ülkenin bağımsızlığından söz edilemez. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti?nin uygar bir toplum olması doğrultusundaki yol haritasını da bu kavramlara göre belirlemiştir. Bir ülke dili alınarak yok edilebilir, kültürsüz ve sömürge bir toplum haline getirilebilir. Atatürk bu doğrultuda endişeleri olduğu için dil politikasını belirlemiştir. Bu çalışmada, Atatürk?ün izlediği dil politikasının temeli olan düşünceler ele alınmıştır. Atatürk Cumhuriyet temelini attıktan sonra, yeni Türkiye?yi yaratacak olan devrimlerini ve ilkelerini gerçekleştirmeyi hedeflemiştir. Bu doğrultuda gerçekleştireceği devrimler arasında dil devrimi de vardır. Dil devrimi hazırlığında Arap alfabesi kaldırılmış ve yerine yeni Türk alfabesi kabul edilmiştir. Bu devrimle Güneş Dil Teorisi ortaya konmuş ve Türkçenin en köklü dillerden biri olduğu üzerinde durulmuştur. Dil devrimi sürecinde büyük kurultaylar toplanmış ve Türkçenin zenginliği, gücü ortaya çıkarılmak istenmiştir. Osmanlı Dönemi?nde, toplum yapısı gereği çok dilli idi. Dil olarak yapay Osmanlıca kullanılmakta idi ve halk ile üst mevki olan devlet erkânı arasında büyük bir anlaşmazlık vardı. Toplumun konuştuğu dil ayrı, yazı dili ayrı idi. Atatürk dil devrimini gerçekleştirerek kurduğu yeni Türkiye Cumhuriyeti?ne milli bir boyut kazandırarak dilini de millileştirmeyi hedeflemiştir. Atatürk, Türk milletinin çok köklü bir medeniyete sahip olduğunu, çok eski bir tarihi ve dili olduğunu bilimsel çalışmalarla ortaya koymaya çalışmıştır. Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesini kurmuştur. Bu önemli kurumların yapacakları çalışmalarla Türk halkı geçmişini, tarihini, dilini kısaca kültürünü öğrenecektir. Atatürk, Türk milletinin kendine güvenmesini ve dünya ülkeleri yanında dimdik durmasını arzulamıştır. Atatürk?e göre bir toplumun varlığını sürdürebilmesi için dil birliği sağlanmalıdır. Dil bir milletin en önemli bağıdır. Atatürk bu düşünceyle dile hassasiyetle yaklaşmıştır ve dil devrimini gerçekleştirmiştir. Anahtar Kelimeler: Atatürk ve dil, dil politikası, dil devrimi.
Atatürk İnkılâplarına yönelik tepkilerin dini boyutu
1299'da kurulan Osmanlı Devleti, her imparatorluk gibi yükseliş dönemini yaşamış bu sürecin sonunda da duraklama sonrasında da dağılma dönemini yaşamıştır. Bu süreçte çözüm yolları araştırılmış ve bazı ıslahatlara girişilmiş ne var ki yıkılmanın önüne geçilememiştir.Türk inkılâbını, Osmanlı dönemi ıslahat hareketlerinden ayıran çok önemli farklılıklar vardır. Bunların belki de en önemlisi radikal ve devrim niteliğinde olmasıdır ki bu yüzden devrim terimiyle etiketlendirilmektedir. Ancak bu özelliğini Osmanlı dönemi ıslahat hareketlerinden aldığını da söylemeden geçmemek gerekir. Zira o aşamalardan geçmeden inkılâba kalkışabilmek pek mümkün de gözükmemektedir. Zira her inkılâbın bir hazırlık dönemi vardır.Türk inkılâbı ıslahat hareketlerine göre çok daha kapsamlı bir değişimi esas almıştır. Sadece devletin ve kurumların değil, onunla birlikte ferdin ve toplumun geliştirilmesi ve yüceltilmesi amaçlanmıştır. Islahatların mütereddit mahiyetine karşılık, Türk inkılâbı bir kararlılığın ifadesidir. Islahatlarda zaman zaman dıştan gelen baskılarla karşılaşıldığı ve dıştan yönlendirildiği halde Türk inkılâbında herhangi bir dış baskının rolü olmamış ve kendi iç dinamiklerinden beslenmiştir.Bu süreçte her inkılâp için uygun zeminin oluşması beklenmiş ve taviz verilmeden de uygulamaya geçilmiştir. Bu süreç aşama aşama büyük bir titizlikle ve kararlı bir tutumla gerçekleşmiştir. Milli mücadele egemenlik anlamında inkılâbın ilk aşamasını oluşturmuş, hemen ardından siyasal alanda inkılâplara girişilmiş, ardından da toplumsal alanda inkılâp hareketlerine girişilmiştir. Amaç imparatorluktan ulus devlete, teokratik yönetim anlayışından laik yönetim anlayışına geçmek olarak belirlenmiş ve sonuç da bu şekilde gerçekleşmiştir.
Tek kutupluluktan çok kutupluluğa doğru yeni dünya
Uluslararası sistem, ekonomi, politika, bilim, teknoloji ve askeri faktörlerin sürekli devinim içerisinde olduğu karmaşık bir yapı olarak karşımıza çıkmaktadır. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de dünya üzerinde yaşanan gelişmeler uluslararası sistemi çeşitli şekillerde etkilemiş ve uluslararası sistemin değişmeye başlamasına sebep olmuştur. Bu tezde, sistem analizi yaklaşımı kullanılarak, Soğuk Savaş'ın bitmesinin ardından ortaya çıkan tek kutuplu sistemin 11 Eylül saldırılarıyla sarsılmaya başladığı ve günümüze kadar yaşanan gelişmelerle uluslararası sistemin çok kutuplu bir sisteme doğru evrilmeye başladığı konusu işlenmiştir. Soğuk Savaş sonrasında ortaya çıkan tek kutuplu sistemin lideri ABD olmuştur. Ancak ABD'nin (Afganistan ve Irak müdahalesi gibi) izlediği politikalar sonucu dünya üzerinde eski güvenilirliğinin azalması ve zaman içinde BRICS gibi yükselen ekonomilerin ortaya çıkması gibi faktörlerle uluslarası sistemin değişmeye başladığı görülmüştür. Sonuç olarak, bu tez çalışmasında genel sistem kuramından başlanarak sistemin tanımı, uluslararası sistem ve çeşitleri incelenerek bir altyapı oluşturulmuştur. Sonrasında tarihte karşılığı bulunan tek kutuplu, iki kutuplu ve çok kutuplu sistemler tarihsel verilerin yardımıyla teorik olarak analiz edilmiştir. Elde edilen bilgiler ışığında Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan ve günümüzde varlığı halen hissedilen ABD liderliğindeki tek kutuplu sistemin çok kutuplu sisteme doğru evrildiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tek, iki ve çok kutuplu sistemler, Soğuk Savaş, sistem, BRICS, Renkli Devrimler.
Türk Devriminin Küba'da etkileri ve Küba aydınlarının Türk Devrimi üzerine görüşleri
Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki Türk devrim hareketiyle Türkmilleti, ülkesinin çağın gerisinde kalmasına neden olan Osmanlılarınegemenliğini yıkmakla kalmamış, dünya kaynaklarını sömürerek zenginleşen,köleleşmeyen milletlere toplu katliamlar yapan, bağımsızlığını kazanandevletleri yeniden ele geçirmek için bütün baskı araçlarını kullanan ve masabaşıentrikalarıyla ülkelerin siyasi geleceklerine ipotek koyan Batı medeniyetininemperyalist yüzüne karşı da büyük bir zafer kazanmıştır. İhtilal dönemininardından çıkartılan yasalarla Türk devrimi, ülkede, toplumda ve devlettetopyekün bir dönüşümü gerçekleştirmiştir. Bu devrim süreci boyutları, felsefesive ilkeleri ile insanlık tarihinde eşi görülmemiş bir dönemdir.Kendi coğrafyasını ve kültürel bağları bulunan ülkeleri birçok açıdanetkileyen Türk Devrimi, Latin Amerika'da da yankı bulmuştur. Küba'nınstratejik konumu ve bağımsızlık mücadeleleri nedeniyle Latin Amerikatarihinde önemli bir yeri vardır. Entellektüel birikimiyle kıtanın sayılıülkelerinden olan Küba, aydınlanma tarihinin bir parçası olan TürkDevrimi'nden de etkilenmiştir. Bu etki, Türk Devrimi'nin ilk safhasınıoluşturan Anadolu İhtilali'nin büyük askeri başarısı olan İzmir'inkurtuluşundan itibaren Küba gazetelerinin haberlerinde, Lozan BarışAntlaşması'nın imzalanmasının ardından da Küba aydınlarının makalelerindegörülmektedir.Bu süreçte Küba kamuoyunun ve Küba aydınının Türklere bakışaçısında belirgin bir değişme sözkonusudur. Anadolu'nun düşman istilasındantemizlenmesi sürecinde Türk'e, ?karşı saflardaki müslüman? olarak şüpheyleyaklaşılmıştır. Saltanatın kaldırılması, barışın sağlanması, cumhuriyetin ilanıve hilafetin ilgasıyla Küba aydınları Türk'ü ?vatanperver, ilerici ve önder?olarak değerlendirmeye başlamıştır.
Cumhuriyetten günümüze ilköğretim 1. kademe sosyal bilgiler programlarının Türk devrimine göre değerlendirilmesi
Bu araştırmada, cumhuriyetten günümüze İlköğretim Birinci Kademe Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programları ve ders kitaplarının Türk Devrimi konularının içerik ve metotları yönünden karşılaştırılması yapılarak, benzerlikler ve farklılıkların ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır. Çalışma ana hatlarıyla cumhuriyetten günümüze programları ele alırken, çalışmada ağırlıklı olarak 1998 ve 2004 programları üzerinde durulmuştur. Çalışma, öğretim programları ve ders kitapları üzerinde yoğunlaşmıştır. Çalışma giriş, Türk Devrimi, yöntem, bulgular ve yorumlar ile sonuç ve öneriler olmak üzere beş bölümden oluşmuştur. Ülkemizde 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu ile başlayan yenileşme hareketleri cumhuriyetle beraber hızlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu?nun çöküşünün arkasından Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş, genç cumhuriyet zorlu bir varoluş mücadelesinin ardından kendi devrimini gerçekleştirmeye başlamıştır. Bu amaçla cumhuriyetle beraber kişi egemenliğinden ulus egemenliğine, çok başlı eğitim sisteminden eğitim birliğine geçiş gibi birçok konuda yenilikler ve atılımlar yapılmıştır. Genç cumhuriyetin temellerinin sağlam atılmasına inanan yenilikçiler her yenilikçi devrimde olduğu gibi Türk Devrimi?nde de önceliğini eğitime, kadın haklarına, bilimselliğe ve çağdaşlığa ayırmıştır. Bu alanlarda birçok düzenlemeler yapmışlardır. Genç cumhuriyetçiler bu düzenlemeleri yaparken dünyadaki gelişmeler ve yeniliklerden yararlanmışlardır. Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkemize başta Avrupa ülkelerinden olmak üzere Avrupa ve Amerika?dan uzmanlar davet edilmiştir. Yerli ve yabancı bilim adamlarının da katkılarıyla ilköğretimde 1924, 1926, 1930, 1936, 1948, 1962, 1968 programları oluşturulmuştur. Fakat en köklü değişiklik 1998 programında yapılmıştır. Bu köklü değişiklik kendini 2004 programında devamını göstermiştir. 2004 programı 2004-2005 eğitim ve öğretim yılında pilot bölgelerde taslak olarak uygulanmış, 2005-2006 eğitim ve öğretim yılından itibaren tüm okullarda uygulanmaya başlamıştır. 1931? 1998 yılları arasında uygulanan ilköğretim programlarının temel stratejisi başta Atatürk ilkeleri ve Cumhuriyetin temel nitelikleri oluşturmuştur. 1998 programın temeli eğitimin kalitesini yükseltmek, ezberci ve sorgulamayan bir eğitim yerine, günün ihtiyaçlarına cevap veren bir program olma amacını taşımaktadır. 2004 programın temeli ise bilimsel ve teknolojik gelişmelerin eğitim sistemine yansıması, bireysel değerlerle küresel değerlerin bütünleşmesi ve programın Avrupa Birliği normlarına uygun hale getirilmesi amaçları ile geliştirilmiştir. 1998 Sosyal Bilgiler Programı?na göre hazırlanan 4. sınıf Sosyal Bilgiler ders Kitabı?nda toplam doksan altı amaç ve Türk Devrimi amaçlı on sekiz amaç vardır. 2004 Sosyal Bilgiler Programı?na göre hazırlanan 4. sınıf Sosyal Bilgiler ders Kitabı?nda ise kırk üç kazanım ve Türk Devrimi kazanımı ise üçtür. 1998 Sosyal Bilgiler Programı?na göre hazırlanan 5. sınıf Sosyal Bilgiler ders Kitabı?nda toplam yüz altmış dört amaç ve Türk Devrimi amaçlı yüz on altı amaç vardır. 2004 Sosyal Bilgiler Programı?na göre hazırlanan 5. sınıf Sosyal Bilgiler ders Kitabı?nda ise kırk dokuz kazanım ve Türk Devrimi kazanımı ise yedidir. 1998 Sosyal Bilgiler Programı?na göre hazırlanan 4. sınıf Sosyal Bilgiler ders Kitabı?nda toplam yirmidört konu ve Türk Devrimi konulu yedi konu vardır. 2004 Sosyal Bilgiler Programı?na göre hazırlanan 4. sınıf Sosyal Bilgiler ders Kitabı?nda ise toplam altmış bir konu ve Türk Devrimi konulu on bir konu vardır. 1998 Sosyal Bilgiler Programı?na göre hazırlanan 5. sınıf Sosyal Bilgiler ders Kitabı?nda yirmi bir konu ve Türk Devrimi konulu on yedi konu vardır. 2004 Sosyal Bilgiler Programı?na göre hazırlanan 4. sınıf Sosyal Bilgiler ders Kitabı?nda ise elli dört konu ve Türk Devrimi konulu on konu vardır.
Türk inkılâbında ulus kavramının gelişimi
On altıncı yüzyılla birlikte egemenlik ve iktidar olma kavramları yeni anlamlar kazanmaya başlamışlardır. Machiavelli ile başlayan bu süreç Bodin ve Suarez ile devam etmiş olup Hobbes'ta modern devlet kuramıyla sonuca varmıştır.Modern devlet kuramının sahipleri olan kral ve burjuva sınıfları, karşıt sınıflar aristokrasi ve ruhbanları sindirdikten sonra kendi iktidarları için kavgaya tutuşmuş ancak bu kavgayı özellikle Fransız Devrimi'nden sonra iktidara gelen burjuva sınıfı kazanmıştır. Bu ihtilal sonrası ulus-devletler ile birlikte milliyetçilik, eşitlik, milli egemenlik ve özgürlük ilkeleri ortaya çıkmıştır.Osmanlı döneminden beri devam eden çağdaşlaşma çabaları Türk Ulus Devrimi ile en net ve kesin tavrını almıştır. Çağın gereği olan ulus-devlet ülkemizde 1923'te kurulsa da, gerçekte uluslaşma süreci bundan sonra yapılan köklü reformlar ile oluşmuştur. Türk toplumu bu günkü çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmasını o dönemde başarılan bu uluslaşma sürecine borçludur.
Sosyalist Turan'dan Üçüncü Dünyacılık'a: Sultan Galiyev üzerine bir inceleme
Çarlık rejimi altında ezilen Türkler, siyasi faaliyetlere 1905 Devrimi sürecinde ağırlık vermeye başlamıştır. 1905 Devrimi'nin ardından çözülme sürecine giren Çarlık düzeni, 1917 Şubat'ında iflas etmiştir. 1917 Şubat Devrimi ile son derece güçlü biçimde esmeye başlayan hürriyet rüzgarları, Rusya baskısı altındaki diğer tüm milletler gibi Türkleri de, etkisi altına almıştır. Bu süreçte Türkler; ait oldukları boylara, inançlara ve benimsemiş oldukları farklı ideolojilere göre hassasiyet göstermiş ve çoklu biçimde kutuplaşmıştır. Sultan Galiyev, bu bol ideolojili ve kutuplu ortamda, Bolşeviklerin safında yer almayı tercih etmiştir. Sultan Galiyev gibi samimi biçimde Bolşevik safları tercih eden Türklerin seçiminde, Bolşeviklerin "ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı ilkesi" ve bu ilke kapsamında Rus olmayan milletlere yönelik –dini özgürlükleri de kapsayan- özgürlük içeren vaatleri son derece etkili olmuştur. Sultan Galiyev, iç savaş sürerken Doğu Cephesi'nde Kızıl Ordu'nun, Beyaz Ordu'ya karşı başarı kazanmasında büyük pay sahibidir ve Kazan'da tehlike geçene kadar Bolşevik liderler, onun taleplerine ve siyasi hamlelerine hoşgörü ile yaklaşmıştır. Kazan'da gelen askeri başarı, devrimi güçlendirdiği gibi Moskova'daki Bolşevik liderlerin, Galiyev'in başını çektiği yerli Tatar komünistlerine olan ihtiyacını da son derece azaltmış ve hoşgörü yerini, yaptırımlara bırakmıştır. Bu noktada da hareket alanı kısıtlanan Galiyev ile Milliyetler Halk Komiseri olan Stalin arasında çekişmeler başlamıştır. Bu çalışmada, yukarıda değinmiş olduğumuz konular detaylı biçimde ele alınmaya çabalanmıştır. Bunların haricinde; Sultan Galiyev'in yaşamı ve mücadelesi üzerinde durularak, sömürgeler enternasyonali ve proleter millet gibi Galiyev'e özgü fikirler ve bu fikirlerin dönemini aşarak zamana meydan okuyabilme kabiliyetine de yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ekim Devrimi, Sultan Galiyev, Proleter Ulus, Sömürgeler Enternasyonali, Milli Komünizm
Necip Fazıl Kısakürek ve tarihi görüşlerinin incelemesi
Bu tez çalışmasında; Necip Fazıl Kısakürek'in tarih konulu eserleri incelenmiş olup, bu eserlerinde yer alan maddi hatalar ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede, Necip Fazıl Kısakürek'in ağırlıklı olarak Cumhuriyet tarihi üzerine yazdıkları irdelenmiş ama aynı zamanda Osmanlı tarihine de girilmiştir. Bugün Cumhuriyet'i ayakta tutan devrimlerin ve atlatılan önemli badirelerin hemen hemen tümünün Necip Fazıl Kısakürek'in kaleminden de anlatıldığını görürüz. Vahdettin, İskilipli Atıf, Şeyh Sait gibi tarihi karakterlerin ve Menemen Olayı, 150'likler, Dersim İsyanı gibi meselelerin özne olduğu Necip Fazıl Kısakürek'in tarih konulu kitaplarında İşte bu anlatılanlarda kasıtlı veya kasıt olmaksızın verilen yanlış bilgilerin, bir sonraki nesillerin tarih anlayışını etkilediğine şahidiz. Necip Fazıl Kısakürek'in tarih konulu eserlerinde yapılan yanlışlar, halkın bir kısmında karşılık görmüş ve birçok yazarın da kendisini kaynak ve örnek alması ile birlikte çığ gibi büyümüştür. İşte tam da bu yüzden bu çalışmada Necip Fazıl Kısakürek'in tarih konulu eserleri incelenmiş ve sorunun köküne inilmiştir. Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Devrimleri, Menemen Olayı, Dersim İsyanı, Vahdettin, Şeyh Sait, Necip Fazıl Kısakürek,
Ortadoğu'da yeni medya ve dijital aktivizm: İran Yeşil Hareketi, Tunus ve Mısır Devrimi örnekleri
Bu çalışma dört ana bölümden oluşmakta olup Orta doğu üzerinde yeni medya ve dijital aktivizm gibi hem çağdaş, hem de sürekli incelemeye tabi olan konuları araştırmayı amaçlamaktadır. Teorik çerçevesi bağlamında yeni medya açısından demokrasi kavramı ve geleneksel medya ile farklılıkları incelenmiştir. Ayrıca, siyasal süreçler bağlamında, dijital aktivizm ve dijital medyanın rolüne dair mevcut olan teorik yaklaşımlar farklı görüşler ile beraber araştırılmıştır. Çalışma temel olarak 1990'lı yıllarda Orta doğu bölgesinin İnternet'e ilk bağlantısından günümüze kadar olan süreci kapsamaktadır ve bu süreçte yeni medya açısından iki önemli örnek olay ele alınmaktadır. Birinci örnek 2009 İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonraki izlenen İran Yeşil Hareketi olarak bilinen büyük kapsamlı protestolar sürecidir. İkinci örnek 2010-2012 yıllar arasında meydana gelen Arap Baharı olarak adlandırılan büyük ölçekli protesto dalgasıdır ve odak noktası ise Tunus ve Mısır gelişmeleridir. Her iki süreçte de dijital medyanın önemli bir rol oynadığı herkesçe kabul edilmiştir, fakat çelişkili görüşler de mevcuttur. Bu tez çalışmasında - İran Yeşil Hareketi ve Arap Baharı örnek olayları bağlamında Ortadoğu'nun siyasal ve sosyal hayatına dijital medya nasıl etki etmektedir? - sorusu merkeze alınmıştır.
Jön Türk ihtilali (1908): Temel dinamikler, propaganda ve ihtilal
93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) neticesinde Osmanlı Devleti büyük topraklar kaybetmiş ve bunun üzerine Sultan II. Abdülhamid, Kanun-i Esasi'yi askıya alarak meclisi süresiz olarak tatil etmiştir. Meşrutiyet Meclisi'nin kapatılması ile beraber yönetime karşı gizli ve örgütlü bir muhalefet ortaya çıkmış ve akabinde birbirini takip eden hadiseler meydana gelmiştir. Çalışmamızda öncelikle bu hadiseler ve muhalefete temel teşkil eden fikri değişim ele alınmıştır. Jön Türklerdeki zihniyet oluşumunda dâhili saiklerin, yabancı etkilerin ve uluslararası düşünce ve fiiliyat ilişkilerinin çözümlemesi yapılmıştır. Ayrıca hükümete muhalif olarak şekillenen bu harekette öne çıkan isimler ve bunlar arasındaki anlaşmazlıklar da belirtilmiştir. Geniş kitlesel bir talep olmaksızın millet adına gerçekleştirildiği iddia edilen isyan hareketinin oluşum aşamaları ve ihtilali hazırlayan temel dinamikler ele alınmıştır. 1908 İhtilali'ni gerçekleştiren Jön Türklerin, İttihad ve Terakki adlı örgütü, nasıl kurdukları, kapalı ve gizli bir yapıdan devlet yönetimine kadar uzanan vetiredeki örgütlenmeleri, büyüme ve teşkilat usulleri çeşitli yönleri ile incelenmiştir. Jön Türklerin, Meşrutiyet yönetimine tekrar geçilmesi adına kurmuş oldukları gizli örgütü ortaya çıkaran hadiseler ve ilişkiler tespit edilip değerlendirilmeye çalışılmıştır. Özellikle Cemiyet mensuplarının hedeflerine ulaşabilmek için ortaya koydukları siyasi faaliyetler ve propaganda teknikleri tahlil edilip, umum efkârda bıraktığı muhtemel etki irdelenmiştir. 1905 yılında yeniden teşkilatlanan ve ihtilalci bir yapıya bürünen İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin ihtilal esnasında sergilemiş olduğu gizli ve açık siyasi faaliyetler kapsamlı olarak anlatılmıştır. Jön Türk İhtilali'ni ortaya çıkartan etkenler ile ihtilal süreci üzerinde durulmuş ve genel bağlamda bir değerlendirilme yapılmıştır.