Psychological symtoms

108 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Duygu sosyalleştirme uygulamalarının öncülleri: Bağlam, ebeveyn ve çocuk ile ilişkili faktörler

Araştırmanın temel amacı, okul öncesi ve okul çağında çocuğa sahip annelerin olumlu ve olumsuz duygulara ilişkin sosyalleştirme davranışlarının öncüllerini incelemektir. Bu amaca yönelik olarak bağlamsal (sosyoekonomik düzey, algılanan sosyal destek), anneye (duygu düzenleme, psikolojik belirti düzeyi, ebeveynlik öz yeterliği) ve çocuğa (yaş, cinsiyet, mizaç) ilişkin faktörler bütüncül bir model çerçevesinde sınanmıştır. Araştırmada bağlamsal, anneyle ve çocukla ilgili faktörler anne bildirimine; duygu sosyalleştirme davranışları ise hem anne bildirimine hem de görev uygulamalarına dayalı olarak incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini okul öncesi dönemde veya okul çağında çocuğa sahip toplam 188 katılımcı oluşturmuştur. Anne bildirimine dayalı analizler; okul öncesi dönemde çocuğa sahip olan 93 anne (Ort.yaş = 34.41; S = 4.71) ve okul çağında çocuğa sahip olan 95 anneden (Ort.yaş = 38.02; S = 5.12) elde edilen veri üzerinde, Anı Hatırlama Görevine dayalı analizler 133 anne çocuk çiftinden (Ort.yaş-anne = 35.14; S = 5.51; Ort.yaş-çocuk = 6.52; S = 1.78) elde edilen veri üzerinde, Hayal Kırıklığı Görevine dayalı analizler ise 70 anne çocuk çiftinden (Ort.yaş-anne = 34.49; S = 4.93; Ort.yaş-çocuk = 5.11; S = .93) elde edilen veri üzerinde yürütülmüştür. Annelerin öz bildirimlerine dayalı duygu sosyalleştirme davranışlarını, okul öncesi dönemde annenin eğitim düzeyi, algılanan sosyal destekten memnuniyet, sosyal destek ağındaki kişi sayısı ve ebeveynlik öz yeterliği doğrudan, duyguları yeniden değerlendirme stratejisi ise hem doğrudan hem de ebeveynlik öz yeterliği üzerinden dolaylı olarak yordamıştır. Okul çağında ise annenin eğitim düzeyi ve ebeveynlik öz yeterliği doğrudan, annenin eğitim düzeyi ve algılanan sosyal destekten memnuniyet, anneyle ilgili faktörler yoluyla dolaylı olarak yordamıştır. Çocuğun mizacı ebeveynlik öz yeterliği ile okul öncesinde olumsuz, okul çağında ise olumlu duygulara karşı sergilenen davranışlar arasındaki ilişkide düzenleyici rol oynamıştır. Anı Hatırlama Görevine dayalı duygu sosyalleştirme davranışlarını çocuğun yaşı, annenin eğitim düzeyi ve ebeveynlik öz yeterliği doğrudan; algılanan sosyal destekten memnuniyet ise psikolojik belirti düzeyi üzerinden dolaylı olarak açıklamıştır. Hayal Kırıklığı Görevine dayalı duygu sosyalleştirme davranışlarını sosyal destek ağındaki kişi sayısı ve algılanan sosyal destekten memnuniyet doğrudan; duygu düzenleme stratejileri ise hem doğrudan hem de ebeveynlik öz yeterliği üzerinden dolaylı olarak yordamıştır. Ayrıca, ebeveynlik öz yeterliği ile hem olumlu hem de olumsuz duygulara karşı sergilenen davranışlar arasındaki ilişkide çocuğun mizacı düzenleyici rol oynamıştır. Mevcut çalışmada, erken ve orta çocuklukta olumlu ve olumsuz duygulara karşı sergilenen duygu sosyalleştirme davranışları hem anne bildirimine hem de görev uygulamalarına dayalı olarak değerlendirilerek ebeveynliği açıklayan faktörlerle ilgili anlayışımızın genişletilmesine katkı sağlanmıştır.

AnnelerAnıları hatırlama işlevleriDuygu düzenleme+5
Ayşe Vildan Acar Bayraktar
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Psikolojik belirtilerin riskli davranışlarla ilişkisinde içselleştirilmiş ve sosyal damgalanma, kontrol odağı, umut ve öz-şefkatin etkisi: Türkiye üniversite örnekleminde bir inceleme

Psikolojik belirtilerle sıklıkla birlikte gözlenen ve beliren yetişkinlik açısından önem arz eden (Arnett, 2018; Üner ve ark., 2018) riskli davranışların önlenmesi için, davranış düzeyiyle ilişkili sosyodemografik ve psikolojik etmenlerin bir arada incelenmesi önerilmektedir (Hayes ve ark., 2011). Mevcut çalışma Jessor'un Problem Davranış Kuramı temelinde (Jessor, 2016; 2017) riskli davranışların psikolojik belirtilerle ilişkisinde psikolojik destek almaya yönelik içselleştirilmiş ve sosyal damgalanma algılarının aracılık rolleri ile kontrol odağı, umut ve öz-şefkat bireysel etmenlerinin düzenleyici rollerini inceleyerek olası müdahalelere zemin hazırlamayı amaçlamaktadır. Türkiye'deki 18-30 yaş aralığında (Ort. = 21.34 , SS = 2.75) 258'i (52,7) kadın ve 232'si (47,3) erkek olmak üzere 490 lisans öğrencisine çevrimiçi anket yöntemiyle ulaşılarak Demografik Bilgi Formu, Riskli Davranışlar Ölçeği-Üniversite Formu (RDÖ-ÜF), Kısa Semptom Envanteri (KSE), Psikolojik Yardım Alma Nedeniyle Sosyal Damgalanma Ölçeği (PYANSDÖ), Psikolojik Yardım Alma Nedeniyle Kendini Damgalama Ölçeği (PYANKDÖ), Kontrol Odağı Ölçeği (KOÖ), Sürekli Umut Ölçeği (SUÖ) ve Öz-Duyarlık Ölçeği (ÖDÖ) uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon analizi, cinsiyet farkları T-testleri, yordayıcı etkileri Hiyerarşik Regresyon, aracılık ve düzenleyicilik rolleri ise SPSS PROCESS basit aracı ve düzenleyici değişken analizleriyle incelenmiştir. İntihar eğiliminde cinsiyet farkı gözlenmezken, antisosyal davranışlar, madde, alkol, sigara kullanımı, okul terki ve sağlıksız beslenme gibi diğer riskli davranışların erkeklerde; psikolojik belirti toplam puanı ile birlikte hostilite dışındaki anksiyete, olumsuz benlik, depresyon ve somatizasyon alt puanların kadınlarda daha yaygın olduğu görülmüştür. Psikolojik belirtiler ve riskli davranış ilişkilerinde alkol, sigara kullanımı, intihar eğilimi ve okul terkinde sosyal damgalanmanın; madde kullanımında kendini damgalamanın; beslenmede her ikisinin pozitif yönde aracılık ettiği görülmüştür. Bulgular ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır. Çalışma sonucunda riskli davranışlara karşı koruyucu çalışmalarda sosyal ve kendini damgalamanın önüne geçmek adına psikolojik yardım almayı normalleştirmenin yararlı olabileceği; intihar eğilimi, antisosyal davranışlar ve okul terkini önleyici müdahalelerde ise umut ve öz-şefkate odaklanılması önerilmiştir.

DamgalamaDenetim odağıKendini damgalama+7
Ayşe Özlem Torunoğlu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kişilik özellikleri ve psikolojik semptomların evlilik kalitesi ile olan ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışma, evli bireylerin kişilik özellikleri ve psikolojik semptomlarının evlilik kalitesi ile olan ilişkisini incelemeyi amaçlamıştır. Korelasyonel desenli olarak düzenlenen bu çalışmada kadın ve erkeklerden oluşan 203 evli katılımcı ile anket çalışması yürütülmüştür. Katılımcılara, içinde evlilik kalitesi, kişilik özellikleri ve psikolojik belirtileri ölçen ölçekler ile sosyodemografik özellikleri belirleyen bilgi formunun bulunduğu bir anket uygulanmıştır. Toplanan veriler betimsel, karşılaştırmalı ve ilişkisel istatistiksel yöntemler kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre, katılımcıların demografik değişkenler bakımından evlilik kalitesi puanlarının anlamlı düzeyde farklılaştığı ve evlilik süresi, eğitim ve eşin eğitim düzeyi ile evlilik kalitesi arasında anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca, kişilik özelliklerinden nörotisizm (olumsuz duygusal durumlara eğilimlilik) ile evlilik kalitesi negatif; deneyime açıklık ve dışa dönüklük ile pozitif ilişkili saptanmıştır. Ayrıca, psikolojik semptom ve özellikler arasında depresyon, anksiyete, kişilik bozuklukları, dissosiyatif bozukluklar, öfke, intihar ve bellek sorunu alt boyutlarının evlilik kalitesi ile negatif ilişkisi olduğu yani bu alt boyutların oranın artması ile birlikte evlilik kalitesinin düştüğü bulunmuştur. Çalışmada elde edilen bulgular doğrultusunda, bireylerin evlilik kalitesinin bireysel faktörler ile ilişkili olduğu saptanmış; özellikle kişilik belirtileri ve psikopatoloji değişkenleri ile evlilik kalitesi arasında ilişki olduğu görülmüştür. Sonuçların ilerleyen dönemlerde yapılacak çalışmalara hem klinik pratik hem de araştırma alanlarına katkı sağlaması beklenmektedir.

EvlilikKişilikKişilik özellikleri+1
Şengül Yarımoğlu Çakıcı
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Mükemmeliyetçilik ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide öz duyarlık faktörünün aracı rolü

Bu tez çalışmasının temel amacı, mükemmeliyetçilik ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide öz duyarlık faktörünün aracılık rolünü incelemektir. Araştırma, İstanbul'da yaşayan, yaşları 18-60 arasında değişen, 206 kadın, 147 erkek olmak üzere toplam 353 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırma katılımcılarına rastlantısal örneklem yöntemiyle ulaşılmıştır. Katılımcılara veri toplama aracı olarak 'Sosyodemografik Bilgi Formu, Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri ve Öz Duyarlık Ölçeği' uygulanmıştır. Bu araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda mükemmeliyetçilik puanları ve psikolojik belirti puanları arasında pozitif yönlü anlamlı; öz duyarlık puanları arasında ise negatif yönlü anlamlı ilişkinin olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Aynı zamanda, öz duyarlık puanları ve psikolojik belirti puanları arasında da negatif yönlü anlanmlı ilişkinin olduğu görülmüştür. Araştırmanın sonucunda elde edilen yapısal modelde, mükemmeliyetçilik ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide öz duyarlığın kısmi aracı role sahip olduğu görülmüştür. Demografik değişkenlere yönelik yapılan analizlerde, toplam mükemmeliyetçilik puanlarında katılımcıların cinsiyetlerine ve gelir düzeylerine göre; toplam psikolojik belirti puanlarında çalışma, eğitim, medeni durumlarına ve gelir düzeylerine göre anlamlı farklılaşmaların olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Toplam öz duyarlık puanlarında ise demografik değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılaşmanın olmadığı görülmüştür. Çalışmadan elde edilen bulgular, ilgili literatür desteği ile tartışılmış ve gelecekte yapılacak çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Mükemmeliyetçilik, Psikolojik Belirti, Öz Duyarlık

Demografik değişkenlerMükemmeliyetçilikPsikolojik belirtiler+1
Kübra Turan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin zaman perspektikleri ile ruh sağlıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmada üniversite öğrencilerinin zaman perspektiflerinin ruh sağlıklarına etkisi incelenmiştir. Araştırmaya 18-40 yaş arası 49'u kadın, 51'i erkek 300 üniversite öğrencisi dahil edilmiştir. Araştırmada öğrencilere zaman perspektifi ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi ölçmek için Zimbardo Zaman Perspektifi Envanteri Kısaltılmış Form ve Kısa Semptom Envanteri uygulanmış, ayrıca yaş, cinsiyet gibi demografik bilgilerin olduğu Kişisel Bilgi Formu'nu doldurmaları istenmiştir. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 16 paket programı kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemede Pearson Momentler Korelasyon Tekniğinden yararlanılmıştır. Zaman Perspektiflerinin, Psikolojik Belirtileri yordayıp yordamadığını belirlemek için Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Cinsiyet değişkenine ilişkin farklılıkları belirlemek amacıyla Bağımsız Örneklem T-Testi kullanılmıştır. Zaman pespektiflerinin ruh sağlığna etkisine yönelik yapılan analizler sonucunda depresyon, anksiyete ve somatizasyon alt boyutlarının görülmesinde geçmişe olumlu, geçmişe olumsuz ve şimdide kaderci zaman perspektiflerinin etkisi olduğu, şimdide hazcı ve gelecek zaman perspektiflerinin bu üç alt boyuta etki etmediği saptanmıştır. Olumsuz benlik alt boyutunun görülmesinde geçmişe olumlu ve geçmişe olumsuz zaman perspektiflerinin etkisi olduğu, şimdide kaderci, şimdide hazcı ve gelecek zaman perspektiflerinin etki etmediği belirlenmiştir. Hostilite alt boyutunun görülmesinde şimdide kaderci, şimdide hazcı, geçmişe olumlu, geçmişe olumsuz zaman perspektiflerinin etkisi olduğu, gelecek zaman perspektifinin ise etki etmediği bulunmuştur. Cinsiyete göre farklılaşma testlerinde zaman perspektiflerinde herhangi bir fark bulunamazken, psikolojik belirti boyutlarından depresyon, anksiyete ve somatizasyonun kadınlarda daha çok görüldüğü tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Zaman Perspektifi, Ruh Sağlığı, Psikolojik Belirtiler

Psikolojik belirtilerRuh sağlığıRuh sağlığı+5
Şeyma İzmitli
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Duygu düzenleme güçlüğü, ruh sağlığı ve bedensel belirti bozuklukları ilişkisinde öz-şefkatin aracı etkisi

Bu çalışmada, duygu düzenleme güçlüğü ile bedensel belirti bozuklukları ve ruh sağlığı ilişkisinde öz-şefkatin aracılık etkisi araştırılmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine ilişkin duygu düzenleme güçlüğü, bedensel belirti bozuklukları, depresyon, anksiyete ve öz-şefkat ile yapılan karşılaştırma analizleri alt problemler kapsamında incelenmiştir. Çalışmaya 18-65 yaş arası 348'i kadın ve 213'ü erkek olmak üzere toplam 561 kişi katılmıştır. Çalışmada anket-veri toplama yöntemi kullanılmıştır. Bu amaçla hazırlanan ankette Sosyo-demografik Veri Formu, Kısa Semptom Envanteri, SCL-90 Somatizasyon Alt Ölçeği, Öz-Şefkat Ölçeği ve Duygu Düzenleme Güçlüğü ölçeği yer almaktadır. Çalışmanın sonuçlarına göre duygu düzenleme güçlüğü ile bedensel belirti bozuklukları ve ruh sağlığı ilişkisinde öz-şefkatin aracılık etkisi sağlanmıştır. Örneklemin sosyo-demografik özelliklerine ilişkin bir takım bulgular tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular ilgili yazın çercevesinde tartışılmıştır.

Bedensel zararlarDuygu düzenleme güçlüğüPsikolojik belirtiler+3
Beyza Gülmez
İstanbul Arel University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı travmalarının psikolojik belirtiler ile travma sonrası stres bozukluğu belirtileri arasındaki ilişkide psikolojik dayanıklılık ve özyeterliliğin aracı rolü

Bu çalışmanın amacı çocukluk çağı travmalarının psikolojik belirtiler ile travma sonrası stres bozukluğu belirtileri arasındaki ilişkide psikolojik dayanıklılık ve özyeterliliğin aracı rolünün ortaya konmasıdır. Bu amaç doğrultusunda 18 yaş ve üstü üniversite öğrencisi 384 kişi ile anket uygulaması yapılmıştır. Anket formu kişisel bilgi formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri, Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirtileri Ölçeği, Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve Özyeterlilik Ölçeği kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS programında analiz edilmiştir. Verilerin analizinde t testi, ANOVA ve YEM kullanılmıştır. Yapılan analiz sonucunda Üniversite öğrencilerinin, çocukluk çağı travmaları düzeyi ile travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ve kısa semptom envanteri düzeyleri arasında pozitif yönde ve çocukluk çağı travmaları düzeyi ile psikolojik dayanıklılık ve özyeterlilik düzeyi arasında negatif yönde ilişki olduğu olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca üniversite öğrencilerinin, travma sonrası stres bozukluğu belirtileri düzeyi ile kısa semptom envanteri düzeyleri arasında pozitif yönde ve travma sonrası stres bozukluğu belirtileri düzeyi ile psikolojik dayanıklılık ve özyeterlilik düzeyi arasında negatif ilişki olduğu saptanmıştır. Buna ek olarak Üniversite öğrencilerinin, kısa semptom envanteri düzeyi ile psikolojik dayanıklılık ve özyeterlilik düzeyi arasında negatif yönde psikolojik dayanıklılık düzeyi ile özyeterlilik düzeyi arasında pozitif yönde ilişki olduğu sonucuna varılmıştır.

Psikolojik belirtilerPsikolojik dayanıklılıkStres+5
Özge Yavuz
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

X, Y ve Z kuşağındaki bireylerin yaşam doyumları ve psikolojik belirtileri arasındaki ilişki

Bu araştırmanın temel amacı, X, Y ve Z kuşaklarının yaşam doyumları ve psikolojik belirtileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Ayrıca araştırmada kuşakların cinsiyet ve medeni durum bilgileri toplanmış olup, bu değişkenlere göre de incelenmiştir. Bu araştırmada uygun (kolayda) örnekleme yöntemi kullanılmış olup,369 kişi ile çalışma yürütülmüştür. Çalışmaya yaşları 16-56 arasında değişiklik gösteren, 245 kadın ve 124 erkek katılmıştır. Katılımcılara 'Sosyo-demografik Bilgi formu', 'Yaşam Doyumu Ölçeği' ve 'Kısa Semptom Envanteri' uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizi için; gruplar arası farklılık testlerinde iki kategorili gruplarda Bağımsız Gruplar t-testi, ikiden fazla kategoriye sahip gruplarda Tek Yönlü Varyans Analizi kullanılmıştır. Bu araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, araştırmanın ana problemi olan yaşam doyumu puanları ve psikolojik belirtiler arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Kuşaklar boyutunda bakıldığında ise, yaşam doyumları en yüksek kuşak X kuşağı, takiben Y kuşağı ve en düşük Z kuşağı olarak bulunmuştur. Yaşam doyumu ile negatif yönde olması beklenen psikolojik belirtiler ise, Z kuşağı en yüksek, takiben Y kuşağı ve en düşük X kuşağı gelerek anlamlı sonuçlara ulaşılmıştır. Demografik bilgilere göre yapılan analizlerde ise; yaş, cinsiyet ve medeni durum değişkenleri istatistiksel olarak anlamlı farklılaşmalar göstermiştir. Çalışmada elde edilen bulgular, ilgili literatür desteği ile tartışılmış olup, gelecekte yapılacak çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.

KuşaklarPsikolojik belirtilerX kuşağı+3
İlke Eda Bahcaci
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Psoriasis hastalığında erken dönem uyumsuz şemalar duygu düzenleme stresle baş etme yaşam kalitesi ve psikolojik belirtiler

Bu araştırmanın amacı, psoriasis hastalarında Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, psikolojik belirtiler, yaşam kalitesi, hastalığın şiddeti, işlev kaybı, stresle baş etme tarzları ve duygu düzenleme güçlüğünü incelemektir. Araştırmanın katılımcıları araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden ve katılma kriterlerini karşılayan 25- 45 yaş 100 psoriasis hastası ve kontrol grubunda ise deri hastalığı olmayan 107 kişi olmak üzere toplam 207 kişiden oluşmaktadır. Yapılan analizler sonucunda Erken Dönem Uyumsuz Şemalardan Duygusal Yoksunluk, Onay Arayıcılık, Karamsarlık, Kendini Feda, Cezalandırıcılık ve Yüksek Standartlar şemalarının kontrol grubuna göre psoriasis tanılı grupta bulunan katılımcılar lehine istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Duygu düzenleme güçlüklerinden açıklık ve kabul etmeme alanlarının kontrol grubuna göre tanılı grupta bulunanlar lehine istatiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Stresle baş etme tarzlarından sosyal destek aramaya başvurma ve problem odaklı baş etmenin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde kontrol grubunda olan katılımcılar lehine farklılaştığı belirlenmiştir. Karamsarlık ve cezalandırıcılık şemalarının psikolojik belirtilerde genel semptomu anlamlı yordadığı, duygu düzenleme güçlüğü dürtü alt boyutu ile stresle duygu odaklı baş etmenin de genel semptomların anlamlı yordayıcısı olduğu saptanmıştır. Erken Dönem Uyumsuz Şemaların duygu düzenleme güçlüğü, stresle duygu odaklı baş etme ve psoriasis işlev kaybı üzerinde; stresle duygu odaklı baş etmenin ise psoriasis yaşam kalitesinde bozulmada ve psoriasis alan şiddeti üzerinde anlamlı yordayıcılık etkisinin olduğu görülmüştür. Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ile psoriasis tanılı hastalarda yaşam kalitesindeki bozulma arasındaki ilişkide, Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ile psoriasis alan şiddeti arasındaki ilişkide duygu odaklı stresle baş etme tarzının tam aracılık etkisinin olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Psoriasis, Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Stresle Baş Etme, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Yaşam Kalitesi, İşlev Kaybı.

Duygu düzenlemeDuygu düzenleme güçlüğüErken dönem uyum bozucu şemalar+5
Ayşe Kaynak
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Exploration of the relationship between psychological inflexibility and psychological symptoms from a complex network perspective

The hexaflex model of psychological flexibility is a process-based transdiagnostic model of psychopathology, intervention and psychological health. According to this model psychological flexibility and inflexibility are manifest through the interactions of specific processes. This conceptualization suggests that flexibility is a dynamic and complex construct that emerges from the interplay between its constituent elements. Network modelling is suitable to explore these kind of formative constructs in mental disorders since it focuses on the relationship between components of a construct. In this regard, in the first part of this thesis (Study 1), it was aimed to adapt the Multidimensional Psychological Flexibility Inventory (MPFI; Rolffs et al., 2016), which simultaneously assesses all of the 12 processes of psychological flexibility and inflexibility, to the Turkish language and investigate its psychometric properties. The aim of the second part of this thesis (Study 2) was to apply network analysis techniques to explore the complex relationships (1) between the processes of the hexaflex model, and (2) between transdiagnostic psychopathological symptoms and psychological inflexibility. The sample of Study 1 consisted of 603 individuals (469 females, mean age= 39 years, SD = 12.3). Participants were asked to fill out Multidimensional Psychological Flexibility Inventory (MPFI), Acceptance and Action Questionnaire-II (AAQ-II) and Depression, Anxiety and Stress Scale (DASS-21) in online format. The results showed that internal consistency for the MPFI's global Flexibility scale was α = .96 and it was α = .93 for the global Inflexibility scale. Pearson's r correlation coefficient between MPFI global Inflexibility scale and AAQ-II was .73. The correlation between DASS-21 total score and the MPFI global Inflexibility scale was .66. Overall, the findings of this study showed that the Turkish version of the MPFI is a reliable and valid instrument to assess psychological flexibility and inflexibility. The sample of Study 2 consisted of 777 individuals (607 females, mean age= 36.5 years, SD = 15.6). Participants were asked to fill out Multidimensional Psychological Flexibility Inventory (MPFI) and DSM-5 Self-Rated Level 1 Cross-Cutting Symptom Measure—Adult (DSM-CC) in online format. Two regularized partial correlation networks were estimated. First one consisted of flexibility and inflexibility processes. According to the findings inaction, impulsivity or avoidant behaviors regarding valued goals ("Inaction") had the highest strength centrality. Moreover cognitive "Fusion" was identified as a key bridge between flexibility and inflexibility. The second network consisted of inflexibility processes and psychopathological symptoms. The results demonstrated that among the inflexibility processes "Inaction" had the highest Expected Influence (EI). Furthermore, cognitive "Fusion" was identified as a bridge between inflexibility and psychopathological symptoms. Overall the findings of this study showed that the components of the hexaflex model are not equally influential and instead of focusing on the many facets of this construct, clinicians might benefit from directly targeting cognitive "Fusion" and "Inaction".

Complex networksPsychological symtomsPsychological flexibility+2
Zeynep Cansu Küçükseymen
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyotropik ve otonomik kişilik özelliklerine sahip yetişkinlerin stresle başa çıkma tarzı ve ruhsal belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinde sosyotropik ve otonomik kişilik özellikleri ile stresle başa çıkma tarzları ve ruhsal belirtiler arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Araştırmaya 2015-2016 eğitim yılında İstanbul ilinde çeşitli sınıflarda öğrenim görmekte olan 146 üniversite öğrencisi dahil edilmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında Sosyotropi-Otonomi Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği ve Ruhsal Belirti Tarama Ölçeği kullanılmıştır. Öğrencilerin kişilik özelliklerini tanımlanmasında Sosyotropi-Otonomi Ölçeği, stres verici olay ile karşılaştıklarında kullandıkları baş etme tarzlarını belirlemede Stresle başa çıkma tarzları ve ruhsal semptomlarını tanımlamak için Ruhsal Belirti Tarama Ölçeğinden yararlanılmıştır. Ayrıca öğrencilerin demografik özellikleri hakkında bilgi edinmek için araştırmacı tarafından geliştirilen bir kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada veriler SPSS 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında man whitney-u testi, ikiden fazla bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında kruskall whallis testi kullanılmıştır. Kruskall whallis testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı olarak man whitney-u testi testi kullanılmıştır. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında spearman korelasyon ve regresyon analizi uygulanmıştır. Stresle başa çıkmada sosyotropik kişilik özelliğine sahip öğrencilerin çaresiz yaklaşımı ve otonomik kişilik özelliğine sahip öğrencilerin kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım ve boyuneğici yaklaşımı daha çok kullandıkları saptanmıştır. Sosyotropik kişilik özellikleriyle somatizasyon, okb, kişilerarası duyarlılık, depresyon, ankisyete, hostalite, fobik anksiyete, paranoid düşünce, psikotizim ve ek maddeler (uyku- iştah bozuklukları ve suçluluk) gibi ruhsal belirtiler arasında pozitif yönde ilişki saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Sosyotropi, otonomi, stresle başa çıkma, ruhsal belirtiler

Kişilik özellikleriPsikolojik belirtilerSosyotropik özellik+5
Tuğba Balık
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Psikopatolojik belirtilerin; Kişilerarası ilişki tarzları ve temel kişilik tipleri yönünden incelenmesi

Objective: The aim of this research is investigate to relationship between basic personality types and interpersonal relationship styles, then investigate these relational variables that are they predict or not psychopathological symptoms. Method: The research was done with 360 participant face to face, who live in Istanbul, above 18 years old, no psychiatric diagnosis and no psychiatric drug user. As part of the research, Brief Symptom Inventory, Interpersonal Relationship Styles Scale and Short-form Revised Eysenck Personality Questionnarie, Sociodemographic Properties and Information Form was used for data collector tools. Results: There wasn‟t found any meaningful relationship between introversion and avoidant style. There was positive and meaningful realationship found between neurotic personality type and angery style. Plus, there was positive and meaningful relationship found between extraversion personality type and angery style. Extraversion personality type was unsuccessful to predict hostility symptoms but angery style successfully predicted to hostility symptoms. Neurotic personality type and angery style both, meaningful predictor for anxiety and depression symptoms. Conclusion: In light of these informations, people who are above 18 years old and healthy, there are meaningful relationships between interpersonal relationship styles and personality types and these relations have affects on psychopathological symptoms. Key Words : Interpersonal Relationship Styles, Psychopathologic Symptoms, Personality Types

Kişiler arası ilişkilerKişilik tiplemeleriPsikolojik belirtiler+3
Batuhan Mehmet Bilen
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın tutuklu hükümlülerin travma düzeyleri ve bilişsel çarpıtma şekillerinin toplum örneklemi ile karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada cezaevinde tutuklu hükümlü bulunan kadınlar ile toplum örneklemi arasında psikolojik semptomlar, bilişsel çarpıtmalar ve travmatik yaşantıların karşılaştırılması; psikolojik semptomlar, bilişsel çarpıtmalar ve travmatik yaşantılar arasındaki ilişkinin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Yöntem:Araştırmaya 150 tutuklu hükümlü kadından oluşan çalışma grubu ve 150 toplum örnekleminden oluşan kontrol grubu olmak üzere toplam 300 kadın dahil edilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik bilgi formu ile birlikte Kısa Semptom Envanteri, Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği ve Travmatik Yaşantılar Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre tutuklu ve hükümlü kadınlardan oluşan çalışma grubunun anksiyete, depresyon, olumsuz benlik, somatizasyon ve hostilite düzeyleri kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Çalışma grubunda bilişsel çarpıtma faktörlerinden iki uçlu biçimde düşünmenin ortalaması kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek iken, diğer faktörler açısından iki grup arasında anlamlı farklılık görülmemiştir. Bununla birlikte çalışma grubunun travmatik yaşantı düzeyleri kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksektir. Çalışma grubunda değişkenler arası ilişkinin incelenmesi için yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre genel olarak psikolojik belirtiler, bilişsel çarpıtmalar ve travmatik yaşantılar arasında pozitif yönlü ilişkiler tespit edilmiştir. Kontrol grubunda yapılan incelemede ise psikolojik belirtiler, bilişsel çarpıtmalar ve travmatik yaşantılara ilişkin faktörlerden bazıları arasında pozitif yönlü ilişkilere rastlanmıştır. Sonuç: Kadın suçluluğunda genel olarak travmatik yaşantıların etkili olduğu ve bu örneklemin psikolojik belirtilerinin daha yüksek olduğu düşünülmekte; kadın suçluluğunu önleme ve tutuklu hükümlü iyileştirme çalışmalarında bu sonuçlara paralel politikalar üretilmesi önerilmektedir.

Bilişsel çarpıtmaCeza infaz kurumlarıKadınlar+4
Nurdan Çelik
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı travmalarının akılcı olmayan inançlar ve psikopatolojik belirtiler ile ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada yetişkin bireylerin çocukluk çağı travmaları, akılcı olmayan inanç düzeyleri ve psikopatolojik belirti düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Online anket yöntemi ile 276'sı kadın, 130'u erkek olmak üzere toplamda 406 katılımcıya ulaşılmış olup katılımcılarının yaş ortalaması 27,34±7,49 (18-59)'dur. Örneklemin çoğunluğu kadın (%68), eğitim seviyesi (%77) ve aylık gelir seviyesi (%60), yüksek, anne eğitim (%51) ve baba eğitim (%51) seviyesi düşük, çocuklukta ebeveynleri ayrılmayan ya da boşanmayan (%83), çocuklukta esas bakımı annesi ve diğer aile üyeleri tarafından üstlenilen (%51) bireylerden oluşmaktadır. Çalışmada Sosyodemografik ve Aileye Ait Bilgiler Formu, Çocukluk Çağı Travma Ölçeği (ÇÇTÖ), Akılcı Olmayan İnançlar Ölçeği (AOİÖ) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) kullanılmıştır. Bulgular: Örneklemimizde ÇÇTÖ toplam puanın yanı sıra duygusal ihmal, fiziksel ihmal, duygusal istismar, cinsel istismar ve fiziksel istismar alt boyut puanları ile KSE toplam puanı ve obsesif-kompulsif belirti, somatizasyon, kişilerarası duyarlılık, depresyon, anksiyete, fobik anksiyete, paranoid düşünce ve psikotisizm alt boyut puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Diğer yandan katılımcılarımızda AOİÖ toplam puanı ile KSE toplam puanı ve alt boyutlardan obsesif-kompulsif belirtiler, somatizasyon, kişilerarası duyarlılık, depresyon, anksiyete, fobik anksiyete, paranoid düşünce ve psikotizm alt boyut puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler gözlenmiştir. Örneklemimizde ÇÇTÖ toplam puanı, alt boyutlardan duygusal ihmal, fiziksel ihmal, duygusal istismar, cinsel istismar ve fiziksel istismar alt boyut puanları ile AOİÖ toplam puanı arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Sonuç: Elde edilen bulgular yetişkin bireylerin, çocukluk çağı travma, akılcı olmayan inanç ve psikopatolojik belirti düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler olduğunu göstermektedir. Bu durum çocuklukta yaşanan travmaların erişkin hayattaki akılcı olmayan inanç ve psikopatolojik belirti düzeyi açısından önemli bir risk faktörü olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Travmaları, Akılcı Olmayan İnançlar, Psikopatolojik Belirtiler, Bilişsel Çarpıtmalar, Çocukluk Çağı İhmal ve İstismar.

Akılcı olmayan inançlarBilişsel çarpıtmaPsikolojik belirtiler+6
Özgenur Kaya
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı travması ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolü

Amaç: Bu çalışmada, çocukluk çağı travmaları ile psikolojik semptomlar arasındaki ilişkide adaptif olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolü incelenmiştir. Yöntem: Araştırma, 18-50 yaş aralığındaki 422 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma çevrimiçi ortamda yapılmıştır. Önce onam formu doldurtulduktan sonra sırasıyla; Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travma Ölçeği (CTQ-33), Bilişsel Duygu Düzenleme Stratejileri, Kısa Semptom Envanteri Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada, sosyodemografik değişkenlerin çocukluk çağı travmaları, bilişsel duygu düzenleme stratejileri, depresyon ve somatizasyon üzerindeki etkisi incelemek için bağımsız örneklem t- testi ve tek yönlü ANOVA analizleri, hipotezleri test etmek için Pearson Korelasyon Analizi, Regresyon analizi ve aracı değişken analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Yapılan analizler sonucunda çocukluk çağı travmaları ile depresyon ve somatizasyon arasında olumlu; çocukluk çağı travmaları ile adaptif olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejileri arasında olumlu; adaptif olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejileri ile depresyon ve somatizasyon arasında olumlu yönde ilişki bulunmuştur. Yapılan aracı değişken analizi sonucunda ise; ruminasyonun, çocukluk çağı travmaları ile depresyon arasında kısmi aracı etkisi olduğu; felaketleştirmenin, çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon arasında kısmi aracı etkisi olduğu bulunmuştur. Sonuç: Çocukluk döneminde yaşanan travmatik olaylar, bireyin yaşamının ileriki dönemlerinde de etkisini gösterebilmektedir. Çocukluk çağı travma puanları yüksek olan bireylerin depresyon, somatizasyon puanlarının da yüksek olduğu saptanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular ile çocukluk çağı travmaları ile depresyon ve somatizasyon arasındaki ilişki, adaptif olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejilerin bunlarla ilişkisi ortaya konularak literatüre katkı sağlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Travmaları, Bilişsel Duygu Düzenleme Stratejileri, Depresyon, Somatizasyon

BedenselleştirmeBilişsel duygu düzenlemeDepresyon+3
Esra Sarıçamlık
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Başa çıkma tutumları, belirsizliğe tahammülsüzlük ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişki: COVID-19 sürecine özgü bir çalışma

Amaç: Bu çalışmanın amacı, bireylerin başa çıkma tutumları, belirsizliğe tahammülsüzlükleri ve psikolojik belirtilerin ilişkisini Covid-19 süreci içerisinde incelemektir. Yöntem: Çalışmaya 370'i kadın ve 205'i erkek olmak üzere toplam 575 yetişkin katılımcı dahil edilmiş olup yaş ortalaması 32.10±11.54'tür. Araştırma kapsamında veri toplama araçları olarak sırasıyla Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12), Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) kullanılmıştır. Veri analizinde Bağımsız Gruplar T Testi, Tek Yönlü Anova, Pearson Korelasyon ve Basit Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Örneklemin çoğunluğunu kadın (%64.3), evli olmayan (%56.2), ekonomik durumu orta düzeyde (%67.5) ve sağlık sigortası olan (%90.4) bireyler oluşturmaktadır. Katılımcıların çoğunun hane halkından biri Covid-19 tanısı almamış (%89) ya da bu nedenle yakın kaybı yaşamamıştır (%85.2); ayrıca, büyük çoğunluğu evinde kişisel alana sahip (%85.9) olup çoğunluğunun hanesinde risk grubu (%84.3), 65 yaş üzeri (%64.2) ya da kronik hastalığı olan (%71.8) kişiler bulunmamaktadır. Sonuçlarımız, belirsizliğe tahammülsüzlüğün işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarını yordadığını; belirsizliğe tahammülsüzlük ve işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarının ise psikolojik belirtileri yordadığını göstermektedir. Aynı zamanda bu değişkenler sosyodemografik özelliklerle ve pandemi ile ilişkili tutumlarla ilişkili bulunmuştur. Sonuç: Belirsizliğe tahammülsüzlüğü yüksek olan bireylerin işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarına yönelme eğiliminde oldukları; Covid-19 sürecinde belirsizliğe tahammülsüzlüğü yüksek olan ve işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarına yönelen bireylerde psikolojik belirtilerin görülme sıklığının daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. Bireylerin duruma yönelik algıları, belirsizliğe tahammülsüzlükleri, başa çıkma tutumları ve psikolojik faktörler salgınları yönetme stratejilerinin başarısında kritik bir öneme sahiptir. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Pandemi, Belirsizliğe Tahammülsüzlük, Başa Çıkma Tutumları, Psikolojik Belirtiler

Başa çıkmaBelirsizliğe tahammülsüzlükCOVID 19+5
Hanife Nur Salihoğlu
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkin bireylerde öfke biçimleri ile toplumsal cinsiyetçi roller arasındaki ilişkide psikolojik belirtiler, yansıtıcı işleyiş, bilişsel çarpıtmalar

Bu araştırmanın deseni, Genç Yetişkin Bireylerde Öfke Biçimleri ile Toplumsal Cinsiyetçi Roller arasındaki İlişkide Psikolojik Belirtiler, Yansıtıcı işleyiş, Bilişsel Çarpıtmalar ve Negatif Pozitif Duygular arasındaki ilişkiyi incelemek ve yordayanları belirlemek amacıyla oluşturulmuştur. Araştırmanın örneklemini İstanbul Haliç Üniversitesi Yüksek Lisansı olmak üzere, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Psikoloji Lisansı, İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi Pedagojik Formasyonda eğitim gören 137 kadın ve 52 erkek toplam 189 katılımcı oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Sürekli Öfke Öfke Tarz Ölçeği, Tolumsal Cinsiyetçi Roller Tutum Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri, Pozitif Negatif Duygular Tutum Ölçeği, Düşünce Özellikleri Ölçeği, Yansıtıcı İşleyiş Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcılara ilişkin kişisel ve sosyodemografik bilgiler araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" aracılığıyla toplanmıştır. Gerçekleştirilen araştırmada verilerin analizleri SPSS 23 paket programıyla yapılmıştır. Çalışmanın tüm değişkenleri arasındaki ilişkileri değerlendirmek amacıyla uygulanan korelasyon analizinin ardından, öfke ve öfke ifade tarzlarının diğer değişkenleri yordama gücünün incelenmesi amacıyla regresyon analizleri yürütülmüştür. Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Öfke İfade Biçimlerine yönelik regresyon analizinde Eşitlikçi Cinsiyet Rolünün Öfke Kontrolü en iyi yordayan cinsiyet rolü değişkeni olduğu, Erkek Cinsiyet Rolünün Öfke Dıştayı en iyi yordayan cinsiyet rolü değişkeni olduğu bulunmuştur. Psikolojik semptomlardan hangisinin öfke ifade biçimlerine etkisinin olup olmadığını öğrenmek adına yapılan regresyon analizinde Hostilite Toplam Puanı Öfke İfade Biçimlerinden Sürekli Öfke, Öfke İçte, Öfke Dışta ve Öfke Kontrolünü anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Hostilite arttıkça Sürekli Öfke, Öfke İçte, Öfke Dışta artarken, Öfke Kontrol azalmaktadır. Bunun yanında diğer regresyon analizi sonuçlarında sosyal içerikli düşünce hatalarının sürekli Öfke'yi anlamlı bir şekilde yordadığı bulunmuştur. Sosyal içerikli Düşünce Hataları arttıkça Sürekli Öfke artmaktadır. Öfke kontrol ile yansıtıcı işleyiş kesinlik alt ölçeği arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Yansıtıcı işleyiş kesinlik arttıkça öfke kontrol de artmaktadır. Olumsuz benlik öfke kontrolünü anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Son olarak kişinin eğitim düzeyi, anne eğitim düzeyi ve cinsiyetçi ifadelere maruz kalma durumu ile öfke kontrol arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Öfke ve Öfke İfade Biçimleri, Toplumsal cinsiyet roller, Psikolojik belirtiler, Yansıtcı işleyiş, Bilişsel Çarpıtmalar

Bilişsel çarpıtmaCinsiyet rolleriGençler+6
Özge Hıdıroğlu
Haliç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi çocuklarda sosyal yetkinlik ve davranış sorunları ile annelerinin yaşam doyum düzeyleri ve psikolojik semptomları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı okul öncesi çocuklarda görülen davranış problemleri ve çocukların sosyal yetkinliklerinin, annelerinde görülen psikolojik semptomları ve annelerinin yaşam doyumları ile olan ilişkinin incelenmesidir. Bu çalışma, ilgili kavramların bir arada incelenmesi ve dinamik bir model sunması nedeniyle önemlidir. Alan dizine yeni ve güncel bilgilerin kazandırılması da diğer bir olumlu katkısıdır. Çalışmanın evrenini Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran hastaların anneleri oluşturmaktadır. Örneklem seçkisiz örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Örneklem sayısı ise hastaneye 3 ay içerisinde başvuran 500 hastanın %20 si alınarak hesaplanmıştır ve böylelikle 100 kişiye uygulama yapılmıştır. Örneklem seçiminde çocukların okul öncesi dönemde olmaları dikkate alınmıştır. Çalışmada katılımcı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu ve ayrıca Diener- Yaşam Doyumu Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri (KSE), Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme-30 envanterleri kullanılmıştır. Araştırmamızın sonuçları çocuklardaki davranış problemleri ve sosyal yetkinlik ile annelerinin yaşam doyumları arasında anlamlı bir ilişkiye işaret etmektedir. Araştırmamızın sonuçları çocuklardaki davranış problemlerinin sosyal yetkinlik düzeyi ile annelerinin psikolojik belirtileri arasında anlamlı bir ilişkiye işaret etmektedir. Araştırmamıza göre annelerin yaşam doyumları ile psikolojik belirtileri arasında anlamlı bir ilişki mevcuttur. Araştırmamızdan elde edilen bulgulara göre cinsiyet ile yaşam doyumu arasında anlamlı bir ilişkiye işaret etmektedir. Yapılan çalışmanın sonuçlarına bakıldığında değişkenler arası ilişkiler saptanmış olup, elde edilen veriler literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yaşam Doyumu, Sosyal Yetkinlik, Çocukluktaki Davranış Problemler

Ana-çocuk ilişkisiAnnelerOkul öncesi çocuklar+7
Gülşah Özcan
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çalışan kadınlar ve ev içi emek veren kadınların evlilik doyumu ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişki

Toplumsal ve ekonomik şartların günümüzde değişmesi ile beraber kadınların iş hayatında aktif rol aldığı ve statüsü yüksek işlerde yer aldığı görülmektedir. Kadınların evin dışında da iş hayatında aktif rol alması, toplumsal yaşama katkı sağlamasının yanında, ruhsal yönden farklılıkların olması düşünülmektedir. Bu çalışma, çalışan evli kadınların ve ev içi emek veren kadınların evlilik doyumu ile psikolojik belirtileri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma grubunu Uşak ilinde ikamet eden, 235 çalışan ve 122 çalışmayan olmak üzere toplam 357 kadın oluşturmuştur. Verileri toplamak amacıyla Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Evlilik Uyum Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 20.00 programı aracılığıyla yapılmıştır. Çalışmaya katılan kadınların, %65.8 çalışan ve %34.2 çalışmayandır. Kadınların %38.4'i yaşamının büyük bölümünü büyükşehirde, %42.3'ü şehirde, %11.5'i ilçede, %7.8'i köyde geçirmiştir. Katılımcıların %10.6'sı ilkokul mezunu, %9.5'i ortaokul, %35.3'ü lise, %38.4'ü üniversite ve %6.2'si yüksek lisans ve üstü mezunudur. Çalışmaya katılan kadınların %80.4'ünün psikiyatrik tanısı yoktur. Katılımcıların %89.9'u eşiyle akraba değildir. Çalışmaya katılan bireylerin%75.1'i çocuk sahibi, %24.9'unun ise çocuğu yoktur. Çalışmaya katılan bireylerin %39.8'i eş şiddetine maruz kalmakta, %60.2'si maruz kalmamaktadır. Elde edilen bulgulara göre fobik anksiyete ve kişiler arası duyarlılık değişkenleri ile yaşamın büyük çoğunluğunun geçtiği yer arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p>0.05). Çalışan kadınların depresyon puanları ev içi emek veren kadınların puanlarına göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Araştırma sonuçlarına göre çalışan kadınların depresyon düzeylerini artıran nedenin iş hayatındaki yaşanan olaylar olabileceği ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Aile içi şiddet ve çocuk sahibi olma değişkenleri ile evlilik uyumu arasında ise, anlamlı bir farklılık olduğu gözlemlenmiştir. Evlilik doyumu ve psikolojik belirtilerin eğitim durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Evlilik doyumu ile psikolojik belirtiler arasında negatif yönlü düşük düzeyde ilişki vardır (p<0.01).

Evde çalışanlarEvde çalışmaEvlilik doyumu+3
Yağmur Cansu Nalcı
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Aile öngörülemezliği, öngörülemezlik inançları ve kontrol odağının depresif belirtiler, obsesif-kompulsif belirtiler ve kaygı belirtileri ile olan ilişkisinde duygu düzenleme zorlukları, belirsizliğe tahammülsüzlük ve stresle başa çıkma tarzlarının aracı rolünün yapısal eşitlik modellemesi ile incelenmesi

Depresyon, obsesif-kompulsif bozukluk ve kaygı bozuklukları işlevselliği ciddi biçimde sekteye uğratabilen bozukluklardır. Yapılan çalışmalar, bu bozuklukların ortaya çıkışında ortak mekanizmaların olduğunu göstermiştir. Bu çalışma kapsamında bahsi geçen tanılar üstü faktörlerden öngörülemezlik inançları, aile öngörülemezliği, kontrol odağı, belirsizliğe tahammülsüzlük, duygu düzenleme zorlukları ve stresle başa çıkma tarzları ele alınmıştır. Ana çalışmadan önce bir ön çalışma yapılarak Öngörülemezlik İnançları Ölçeğinin Türkçeye uyarlama çalışması gerçekleştirilmiştir. Ana çalışmada ise depresyon, obsesif-kompulsif bozukluk ve kaygı bozukluklarının ortaya çıkışında rol oynayan tanılar üstü değişkenlerle oluşturulan bir model test edilmiştir. Ön çalışmanın örneklemi 563 kişiden oluşurken, ana çalışmanın örneklemi 795 kişiden oluşmuştur. Ön çalışma bulgularından yola çıkarak Öngörülemezlik İnançları Ölçeğinin Türkiye örnekleminde kullanılmak için geçerli ve güvenilir olduğu sonucuna varılmıştır. Ana çalışmada test edilen model aracılığıyla psikolojik belirtilerdeki varyansın önemli bir kısmı açıklanmıştır. Çeşitli sınırlılıkların yanı sıra yeni bir ölçüm aracının dilimize kazandırılması, öngörülemezlik inançları ile çeşitli değişkenler arasındaki ilişkilerin ilk kez incelenmiş olması ve psikolojik belirtilerle ilişkili birçok tanılar üstü faktörün bir araya getirilmesiyle bu tez çalışmasının alana önemli katkıları olduğu düşünülmektedir. Bunun yanında birçok tanılar üstü mekanizmayı hedef alan müdahale programları için bir temel oluşturması bakımından da klinisyenler için değerli bilgiler sunmaktadır. Ek olarak davranış örüntülerinin işlevselliğinin bağlama göre değişimi tartışılmış, çevresel öngörülemezlik gibi olumsuz yaşantıların hem psikolojik dayanıklılık hem de psikopatolojiler için yatkınlık faktörü haline gelebileceğine dikkat çekilmiştir.

Aile öngörülmezliğiBelirsizliğe tahammülsüzlükDenetim odağı+7
Fatma Oktay
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yaygın kaygı bozukluğu belirtileri ile aile öngörülemezliği, duygu düzenleme ve belirsizliğe tahammülsüzlük arasındaki ilişkilerin incelenmesi

İnsanların gelecekte karşılaşabilecekleri olası olumsuz durumlar hakkında bilişsel bir hazırlık içine girmeleri yani endişelenmeleri yaşamlarını idame ettirmeleri için gereklidir. Ancak bu sürecin aşırı ve kontrol edilemez bir hal alması bireylerin yaşamlarını hatırı sayılır derecede etkileyen bir sorun haline dönüşebilmektedir. Yaygın Kaygı Bozukluğu (YKB), aşırı ve kontrol edilemeyen endişe ile karakterize bir sorundur. Bu çalışmanın amacı YKB belirtileri ile aile öngörülemezliği, duygu düzenleme ve belirsizliğe tahammülsüzlük arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmanın örneklemini 18-65 yaş aralığındaki 380 kadın (%71,3) ve 153 (%28,7) erkek oluşturmaktadır (N=533). Katılımcıların yaş ortalaması 30.11'dir (SS=10.55). Araştırmada Yaygın Anksiyete Bozukluğu-7 Testi, Penn Eyalet Endişe Ölçeği, Geçmişe Dönük Aile Öngörülemezliği Ölçeği, Özgül Duygular Temelli Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği, Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri kullanılmıştır. Gerçekleştirilen korelasyon analizlerinin sonuçlarına göre YKB belirtileri, endişe ve depresyon belirtileri arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmaktadır. Aile öngörülemezliği ile YKB belirtileri arasındaki ilişkinin aile öngörülemezliği toplam puanı, öğün boyutu, anne disiplin boyutu ve baba disiplin boyutu için geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ancak finansal öngörülemezlikler, anne ve baba kaynaklı fiziksel duygusal doyum öngörülemezliği ile YKB belirtileri arasında ilişki bulunmamaktadır. YKB belirtileri ile olumsuz duygular arasında pozitif yönde ilişkiler bulunurken olumlu duygular arasında negatif yönde ilişkiler bulunduğu tespit edilmiştir. Tekrar ölçümlü tek yönlü varyans analizi sonuçları (ANOVA) YKB belirtileri çerçevesinde oluşturulan belirti üst grubu ile belirti alt grubunun duygu örüntüleri açısından farklılaştığını göstermiştir. YKB belirtileri ile genel duygu düzenleme becerileri arasındaki negatif ilişkinin yanı sıra kaygı ve neşe gibi özgül duyguları düzenleme becerileri ile YKB belirtileri arasında da negatif yönde ilişkiler bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak, belirsizliğe tahammülsüzlük ile YKB belirtileri arasındaki ilişkinin pozitif yönde olduğu görülmüştür. Yürütülen aracı değişken analizlerinin sonuçları duygu düzenleme becerileri ve belirsizliğe tahammülsüzlüğün aile öngörülemezliği ile YKB belirtileri arasındaki ilişkide aracı rol oynadığını göstermiştir. Sonuçlar ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır.

AileAile öngörülmezliğiBelirsizliğe tahammülsüzlük+5
Sevgi Battaloğlu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Orta evre alzheimer tip demans tanılı bireylerde demansa bağlı davranışsal ve psikolojik semptomlar ile duyusal işlemleme süreci arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma orta evre Alzheimer tip demans tanılı bireylerde demansa bağlı davranışsal ve psikolojik semptomlar ile duyusal işlemleme süreci arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla planlandı. Çalışmamıza 60 yaşlı birey dahil edildi. Katılımcıların demansa bağlı davranışsal ve psikiyatrik semptomlarını değerlendirmek amacıyla Nöropsikiyatrik Envanter, duyusal işlemleme süreçlerini değerlendirmek için ise Adolesan/Yetişkin Duyu Profili uygulandı. Ağır düzeyde davranış problemi olan bireylerin, orta düzeyde davranış problemi olan bireylere göre düşük kayıt (x2=15,41, p=0,001) ve duyusal hassasiyet (x2=14,97, p=0,001) çeyreklerinde daha yüksek puan aldığı saptandı. Duyusal arayış ve duyusal kaçınma çeyreklerinde ise orta ve ağır düzey davranış problemi olan bireyler arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Demansa bağlı davranışsal ve psikiyatrik semptomlar ile duyusal işlemleme becerilerinin korelasyon analizi sonucunda; düşük kayıt ile hezeyan (r=0,346, p=0,007), halüsinasyon (r=0,429, p=0,001), ajitasyon (r=0,397, p=0,002), apati (r=0,323, p=0,01), anormal motor davranış (r=0,281, p=0,03), uyku/gece davranışı (r=0,378, p=0,003) ve iştah/yeme davranışı (r=0,428, p=0,001) arasında anlamlı düzeyde ilişki olduğu saptandı. Duyusal arayış ile hezeyan arasında (r=0,261, p=0,044) ilişki olduğu görüldü. Duyusal hassasiyet ile hezeyan (r=0,278, p=0,032), ajitasyon (r=0,296, p=0,022), anormal motor davranış (r=0,458, p=0,001), uyku/gece davranışı (r=0,285, p=0,027) ve iştah/yeme davranışı (r=0,370, p=0,004) arasında ilişki olduğu tespit edildi. Duyusal kaçınmanın ise halüsinasyon (r=0,352, p=0,006) ve anormal motor davranış (r=0,322, p=0,012) ile istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişkisi olduğu saptandı. Depresyon, anksiyete, elasyon, disinhibisyon ve irritabilite ile duyusal işlemleme çeyrekleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olmadığı görüldü (p>0,05). Alzheimer tip demans tanılı bireylere yönelik uygulanacak ergoterapi değerlendirme ve müdahalelerine, duyusal işlemleme değerlendirmelerinin dahil edilmesi demansa bağlı davranışsal ve psikiyatrik semptomların yönetimine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Alzheimer hastalığıBelirti ve semptomlarDavranış+4
Medine Nur Özata Değerli
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Moderating roles of father involvement and family protective factors on the relationship between maternal early maladaptive schemas and psychological symptoms of children

Development of psychopathology has been investigated for many years from different perspectives. Amongst others, effects of parents have been counted as a significant environmental condition on the psychosocial development of offspring. However, most of the studies focuses on the relationship between maternal factors and child's well-being, while only a limited number of research has examined the buffering impacts of different family units on the proposed relation. Accordingly, the current study investigated whether family protective factors and father involvement had a buffering effect on the relation between psychopathology susceptibility of mothers and children psychological symptoms. While the psychopathology susceptibility of the mothers was measured in terms of early maladaptive schemas, psychopathology of child was investigated with regard to psychological symptoms. One hundred fifty-three mother-late adolescent dyads participated to the current study. Late adolescents filled out Father Involvement Scale, The Inventory of Family Protective Factors, The Symptom Check List and Difficulties in Emotion Regulation Scale, while their mothers filled out The Inventory of Family Protective Factors and Young Schema Questionnaire- Short Form-3. Obtained results indicated that early maladaptive schemas of mothers significantly predicted their children's psychological symptoms, and emotion regulation skills of children mediated the proposed relation. The impact of mothers' maladaptive schemas on children psychological symptoms through emotion regulation skills accentuated when paternal involvement was low or moderate. However, family protective factors did not moderate the relationship between mother's early maladaptive schemas and children's psychopathology through children's emotion regulation. Obtained results were discussed in relation to Family System perspective and related psychosocial interventions.

Mother child relationsMothersFather involvement+6
Yasemin Mert
TED University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the relationship between parentification, psychological symptoms and early maladaptive schemas by qualitative and quantitative methods

The main purpose of this research is to examine the relationship between the other-directedness schema domain, parentification, and psychological symptoms, and to research the possible positive meaning of parentification in Turkey. For this purpose, both qualitative and quantitative analysis methods were used in the present study. A total of 232 people participated in the quantitative phase of the research and 10 people participated in the qualitative phase. The results of the analysis presented that there is a relationship between parentification, other-directedness schema domain and psychological symptoms. However, parentification did not mediate the relationship between other-directedness and psychological symptoms. Thematic analysis method was used to analyze the qualitative data. The results of this analysis presented that there are several individual, familial, interpersonal and cultural factors that maintain and rationalize parentification experiences. These are conceptualized as (1) narcissistic gratification, (2) perceived gains, and (3) cultural mechanisms. The qualitative and quantitative results of the research supported and enriched each other. The findings of the present study drew attention to the importance of the parent-child relationship and the possible positive meanings of parentification in Turkey.

Parents-child relationParentsParentification+2
Ayşenur Dirican
TED University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2023
00

Related subjects