Risk
483 theses under this subject heading
Finansal istikrar ve risk yönetiminde Takasbank'ın rolü
2008 Küresel Finansal Krizi sonrası ABD ve Avrupa Birliği, bir asırdan bu yana gelişerek kabul görmüş temel regülasyon prensiplerini ve özellikle vadeli işlem piyasaları olmak üzere piyasa geleneklerini gözden geçirme eğilimi göstermişlerdir. Her iki kıtadaki çalışmalarla (ABD-Dodd-Frank Kanunları, AB-CPMI-IOSCO Prensipleri), kanunlardan sıkı kurumsal prosedürlere uzanan değişiklikler yapıldığı gibi, Avrupa Birliği tarafından birlik dışı olmaları sebebiyle "üçüncü dünya ülkesi" olarak tanımlanan ülkelerin bile regülatörlerinin, merkez bankalarının ve finansal sistemlerinin her bir unsurunun uyumlu olmakla yükümlü olduğu bir dizi yenilik geliştirilmiştir. Düzenlemelerin Türkiye'ye yansıması T.C. Sermaye Piyasası Kurulu'nun 2012'de Takasbank'a merkezi takas kurumu yetkisini vermesiyle başlamıştır. Bu yetkiyle birlikte çalışmanın özünü oluşturan Takasbank'ın faaliyete geçirdiği "merkezi takas ve risk yönetimi hizmeti", piyasaları etkileme boyutunda yerel ve uluslararası çerçevede ele alınmıştır. Merkezi Karşı Taraf (CCP) olarak Takasbank, piyasada pozisyonu oluşmuş olan alıcı ve satıcı arasına girerek belirlediği şartlara uygun üyelerinin piyasalarda yaptığı işlemlerden kaynaklanan risklere karşılık topladığı teminatlarla ve MKT olarak kendisini de oyunun içine katarak potansiyel üye iflaslarına karşı tahsis ettiği kaynaklarla risk yönetimini gerçekleştirmektedir. Fakat Borsa bünyesindeki Pay, Vadeli İşlem (VİOP) ve Para Piyasası ile Takasbank'ın işletmekte olduğu Ödünç Pay Piyasaları'nda, bahsedilen koruma kalkanının piyasanın likidite dengesini bozmadan oluşturulması önemlidir. Çalışma 3 bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde merkezi karşı tarafın ortaya çıkma ihtiyacından ve yasal platformdaki dayanağından bahsedilmektedir. İkinci bölümde, Takasbank'ın sermaye piyasalarında fonksiyonel açıdan diğer kurumlarla ilişkisi gösterilmektedir. MKT'nin geçerli olduğu finansal piyasaların yapısı, büyüklükleri, risk yönetimi metodolojileri yer almaktadır. Alternatif piyasaların ve bunların işleyişinin mevcut olup olmadığına yer verilmektedir. Son bölümde VİOP'ta 2016 yılından önce SPAN - Portföy Bazlı Teminatlandırma, bugün ise Pay Piyasası dahil olmak üzere SPAN benzeri bir algoritma sonucu elde edilen teminat gereksinimlerinin veri analizleri özellikle karşı taraf kredi riski, likidite riski ve üyelerin likidite olanakları kapsamında yapılmaktadır. Karşı taraf kredi riskini yönetmekte kullanılan kaynakların piyasaların olağanüstü koşullardaki durumunu ortaya koyan stres testlerine, risk hesaplama yöntemlerine, teminatların piyasa değerindeki düşüşlere karşılık uygulanan indirgeme katsayılarına ve temerrüt yönetim süreci gibi araçlara Brezilya takas kurumu BM&FBOVESPA ile karşılaştırmalı olarak yer verilmektedir.
Kurumsal yönetim uygulamalarının risk raporlama düzeyine etkisi: BIST 100 endeksinde yer alan finansal olmayan şirketler üzerine ampirik bir araştırma
Küresel krizler ve büyük şirket skandalları sonrasında risk raporlama oldukça önemli hale gelmiştir. Son zamanlarda yatırımcılar şirketlerin karşı karşıya olduğu riskler hakkında daha nitelikli bilgi talep etmekte ve sadece geçmiş riskler değil aynı zamanda geleceğe yönelik riskler hakkında da bilgi sahibi olmak istemektedirler. Ayrıca zorunlu veya teşvik edici birtakım düzenlemeler şirketleri daha fazla risk raporlaması yapmaya iten diğer faktörlerdir. Bu çalışmanın amacı kurumsal yönetim uygulamalarının şirketlerin risk raporlama düzeyindeki etkilerini analiz etmektir. Bu bağlamda BIST100 endeksinde yer alan ve finansal olmayan şirketlerin faaliyet raporlarındaki risk raporlama düzeyi içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Çalışmada risk açıklamaları; finansal risk, faaliyet riski, teknolojik risk ve stratejik risk olmak üzere 4 alt başlığa ayrılmış ve 'parasal ve parasal olmayan', 'geleceğe yönelik ve geçmişe dönük' ve 'olumlu, olumsuz ve nötr' olması yönünden sınıflandırılmıştır. Faaliyet raporlarındaki cümleler risk birimi olarak kabul edilmiştir. Çalışmanın elde ettiği genel bulgulara göre, şirketler sınırlı sayıda gelecek riski raporlamaktadır ve olumsuz ya da olumlu risklerden daha çok nötr riskleri açıklama eğilimindedirler. Buna ek olarak Türk şirketlerinin faaliyet raporlarında en fazla finansal riskleri raporladığı gözlemlenirken teknolojik riskleri diğer risk türlerine göre daha az sayıda raporladığı görülmektedir. Toplam risk açıklamalarının yaklaşık yüzde 53'ü parasal risk açıklamaları niteliği taşırken yüzde 47'si parasal olmayan risk açıklamalarından oluşmaktadır. Çalışmada yönetim kurulu büyüklüğünün, yönetim kurulundaki kadın üye yüzdesinin, bağımsız üye yüzdesinin ve şirket büyüklüğünün risk raporlaması ile anlamlı ilişkili olduğu tespit edilirken, yönetim kurulunun toplantı sıklığı ve kaldıraç düzeyi ile risk raporlama düzeyi arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Buna ek olarak enerji ve teknoloji sektörlerinde yer alan şirketlerin risk açıklama düzeylerinin imalat sektöründekilere göre daha fazla olduğu sonucu elde edilmiş, diğer sektörlerin şirketlerinin ise imalat şirketlerine göre risklerini daha az açıkladığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kurumsal Yönetim, Risk Raporlaması, Risk Açıklamaları
Sağlık riskleri algısının gıda tüketimine yansımaları: Eskişehir örneği
20. yüzyılın ikinci yarısından sonra sistematik bir şekilde hızla artan dünya nüfusunun gıda ihtiyacını rahat karşılamak amacıyla ortaya çıkan gıda endüstrisi, sağlıkla ilgili birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Gıdanın ve gıdanın üretildiği yerin hijyeni, gıdaya katılan katkı maddelerinin belirsizliği başta olmak üzere, gıdanın tüketiminde tüketiciye ne tür zararlarının olabileceği belirsiz kalarak sağlık korkularına neden olmuştur. Gıda güvenliği eksikliği, bireylerde kaygı ve korkulara neden olarak güven erozyonu yaratmış, tüketicilerde gıda tüketimi konusunda kaygı oluşmaya başlamıştır. Tüketicilerin gıda tüketimine yönelik korku, kaygı veya güvenlerinin, sosyo-ekonomik yapılarıyla nasıl ilişkilendirildiğinin ele alınacağı bu araştırmada, nitel ve nicel yöntem kullanılmıştır. Eskişehir Tepebaşı ve Odunpazarı ilçelerinde iki farklı sosyo-ekonomik yapıya sahip 4 mahallede seçilen 400 kişiye anket tekniği uygulanarak ve 12 kişi ile derinlemesine görüşme yapılarak; bireylerin sağlıkla ilgili risk tutumlarının gıda tüketimine nasıl yansıdığı araştırılmış ve analiz edilmiştir. Gıda tüketiminde gösterilen tutumun bireylerin sosyo-ekonomik yapılarıyla ne denli bağlantılı olduğu, bireylerin riskin farkında olduklarında tüketim faaliyetlerinin nasıl değiştiği, kaygı, korku ve risklerin tüketim davranışlarını ne derece etkilediği üzerinde durulmuştur. Araştırmanın bulgularında, sosyo-ekonomik farklılıkların sağlık riski algısında pek farklılık yaratmadığı, genel anlamda tamamına yakın kısmının sağlık riski korkusu içerisinde olduğu, tükettiklerinden şüphe ettiği, devlete, üreticiye ve aracılara güven duymadığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Aylık hane geliri yükseldikçe organik ürün tüketimi artmaktadır. Bunun yanında genetiği değiştirilmiş ürünlerin hastalık yapıcı etkisinin varlığına inanç söz konusudur. Bu konuda yeterli önlem alınmadığı savunulmakta ve tüketicilerin bilinçlendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gıda güvencesi, sağlık, risk, korku, güven ve gıda tüketimi
Enterprise risk management and its effect on firm value in Turkey
Enterprise Risk Management (ERM) is an integrated risk management approach, which considers risks in the context of business strategy and manages them with a portfolio perspective through well defined risk responsibilities and strong risk monitoring processes. The purpose of this study is to examine the impact of ERM on firm value for 130 firms operating in the manufacturing industry and listed in Borsa Istanbul. To investigate the relationship between ERM and firm value. For this purpose, we utilized panel regression models on financial data collected in the period 2008-2013. The dependent variable is Tobin's Q, which is used as a proxy of firm value. The independent variable is ERM implementation, whereas the control variables are firm size, leverage ratios and profitability ratios. We tested the hypothesis that there is a relationship between ERM and firm value. Our findings suggest that there seems to be no statistically significant relationship between firm value and ERM. We also employed a survey to explore how firms implement ERM and obtain information about motivation behind adoption of ERM, challenges of ERM implementation and effects of ERM adoption etc. 26 of 29 manufacturing companies, which responded the survey questions seems to be implementing ERM. The key driving forces for ERM adoption seem to be request of Board of Directors and compliance with corporate governance principles. The most important changes observed with the implementation of ERM are compliance with corporate governance principles and more coordination with different areas responsible for risk management. The most important problems encountered in the implementation of ERM seem to be resistance to change and organizational structure or corporate culture discouraging ERM.
Sigortacılıkta risk ve kasko sigortası tercihi üzerine Aydın ili uygulaması
Yatırımlara etkin kaynak sağlamak, ülkede yaratılan kaynakların arttırılması ve yaratılan bu kaynakların varlıklarını korunması işlevlerini yerine getiren sigorta sektörü ekonomik büyüme için büyük bir öneme sahiptir. Bu işlevlerin var olmadığı ekonomi büyüyemez ve oluşan çeşitli riskler sebebiyle zaman içinde kendini tüketir. Risk genel olarak kaybetme ihtimalini akla getirir, kimi zaman riskin gerçeklemesi sonucu olan kayıplar önemsenmeyebilir ve buna katlanılabilir. Bazen ise gerçekleşen bu riskler hayatı yıkıma götürebilecek kadar ağır olabilir, bu yüzden riskten olabildiğince kaçınmak gerekir. İnsanoğlu kazanma ihtimalini yükseltmek ve kaybetme riskini minimuma indirmeye çalışarak yaşamının sonuna kadar heyecan peşinde olurlar. İşte bu yüzden risk yönetimi kavramı ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada öncelikle sigorta ve risk kavramı üzerinde durulmuş, sonrasında sigortalanabilir risklerin belirlenmesi, ölçülmesi ve fiyatlandırılması için yapılan çalışmalar üzerinde durulmuştur. Son olarak da kasko sigortası üzerinde durulmuş ve tercihi üzerine aydın ili uygulamasıyla analizlerine ve yorumlarına yer verilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Sigorta, Risk Yönetimi, Kasko, Aydın İli
Küresel ısınmanın sektörler bazında oluşturduğu risk sendromları ve çözüm yolları: Kuşadası bölgesi yiyecek içecek işletmelerinde bir uygulama
Sanayi, tarım ve hizmet sektörlerinde üretimden tüketime kadar olan süreçte kullanılan yöntemler ve bu süreçte ortaya çıkan sera gazları, dünyanın daha fazla ısınmasına, aşırı hava olaylarına sebep olmuştur. Küresel ısınma olarak adlandırılan bu sorun, dünyanın geleceğini tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Bilim ve teknolojideki gelişmeler, dünyanın küresel tek pazara dönüşmesi, başta enerji olmak üzere hammadde ihtiyacına olan talep yoğunluğu ve artan nüfus hem doğal kaynakların hızla yok edilmesine hem de, bu süreçte ortaya çıkan sera gazlarının etkisiyle iklimin doğal döngüsü dışında değişmesine yol açmıştır. Aşırı hava olaylarının görülme sıklığı da, tarımsal alanlardan turizme kadar tüm canlıların yaşamını olumsuz etkilemeye başlamıştır. Bu çalışmada, küresel ısınmanın kavramsal çerçevesi; tarihsel gelişimi, yürütülen önleyici çalışmalar ve gelecekteki muhtemel beklentileri ile açıklanmıştır. Tarım, sanayi ve hizmet sektöründeki gelişmeler ve riskler küresel ısınma boyutunda incelenmiştir. Önleyici tedbirlerin yanında, muhtemel çözümler ortaya konulmuştur. Tüketime yönelik olması, katı ve sıvı atıkların yoğun olarak görülmesi, sunduğu hizmetlerin tedarik boyutunda tarım, sanayi ve hizmet sektörleri ile ilişkili olması ve toplumlardaki bireylerin tamamına yakınının uğrak yerleri arasında yer alması sebebiyle yiyecek içecek işletmeleri uygulama alanı olarak incelenmiştir.
Risk alma eğiliminin örgütsel bağlılık ile ilişkisi ve bu ilişkiyi belirlemeye yönelik bir uygulama
Bu çalışmada, gündelik ve iş hayatının her alanında bir gereksinim haline gelmiş ve gelecek olan risk alma eğilimi kavramı ile bugünün modern örgüt yapıları içerisinde her zaman saygınlığını korumuş ve arttırmış olan örgütsel bağlılık konusu araştırılmıştır. Risk alma eğilimi durumu ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkiyi belirlemeye yönelik bir uygulama yapılmıştır. Ayrıca risk alma eğiliminin alt boyutları ile örgütsel bağlılığın alt boyutları arasındaki ilişki incelenmiş, bu alt boyutların demografik değişkenlerle arasında fark olup olmadığı da araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın örneklemi Kütahya İli Gediz İlçesi Organize Sanayi Bölgesinde yer alan 6 sektörde faaliyet gösteren 8 firmada çalışan 343 iş görendir. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak anket kullanılmıştır. Anketlerden elde edilen veriler SPSS istatistik paket programında analiz edilmiştir. Veriler güvenilirlik analizi, frekans analizi, korelasyon analizi, T-testi, varyans analizleri ile değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre risk alma eğiliminde olan iş görenlerin örgütsel bağlılık düzeyleri arttığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Risk Alma Eğilimi, Örgütsel Bağlılık, Duygusal Bağlılık, Devam Bağlılığı, Normatif Bağlılık.
Tedarik zinciri risklerinin azaltılmasında işbirliği yaklaşımı: Üretim işletmelerinde bir araştırma
Tedarik zinciri riskleri son dönemde dünya ticaretinde ve ekonomilerinde yaşanan dalgalanmalardan dolayı tedarik zinciri yönetimi literatürünün en önemli konularından biri haline gelmiştir. Tedarik zinciri risk yönetiminde en önemli soru riskin ne olduğudur. Genel olarak tedarik zinciri riskleri dışsal riskler, tedarik zinciri boyunca ancak işletme dışı riskler ve işletme içi riskler olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Tedarik zinciri yönetiminde risk yönetimi süreci risklerin tanımlanması, ölçülmesi ve değerlendirilmesi, uygun risk yönetiminin seçilmesi, risk yönetimin stratejisinin uygulanması ve risklerin azaltılması şeklinde ifade edilmiştir. Uygun risk yönetim stratejisi sürecinin içeriğini tedarik zinciri zaaflarını giderilmesine yönelik uygun risk azaltma yönteminin bulunmasıdır. İşbirliği bu anlamda önleyici bir risk yönetim ve azaltma stratejisi olarak ifade edilmektedir. Bu çalışmada risk değişkenlik temelli bir yaklaşımla tedarik zincirinin hedeflerinden saplamalar olarak değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda operasyonel seviyede tedarik zinciri boyunca ancak işletme dışı riskler olarak adlandırılan; talep riskleri ve tedarik riskleri ele alınmıştır. Tedarik zincirlerinde işbirliği ise tedarikçi işbirliği ve müşteri işbirliği olarak ele alınmış ve talep ve tedarik riskleri ile ilişkilendirilmiştir. Türkiye'de yer alan sanayi işletmelerinin tedarik zincirleri boyunca operasyonel risklerinin azaltılmasında işbirliği faaliyetlerinin etkisinin ortaya konması çalışmanın ana amacıdır. Bu amaca yönelik olarak İstanbul Sanayi Odası tarafından 2014 yılına ilişkin belirlenen Türkiye'nin en büyük bin sanayi işletmesi uygulama alanı olarak belirlenmiştir. Çalışma kapsamında anket uygulamasında Dumlupınar Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonundan proje desteği sağlanmıştır ve toplam 214 işletmeden anketler yoluyla veriler toplanmış ve analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tedarik Zinciri, Tedarik Zinciri Yönetimi, Tedarik Zinciri İşbirliği, Tedarikçi İşbirliği, Müşteri İşbirliği, Tedarik Zinciri Risk Yönetimi, Talep Riski, Tedarik Riski.
Politik riskin döviz piyasasına etkisi: Türkiye uygulaması
Politik risk, politik olaylardan kaynaklanan ve işletmenin varlıklarının değerinin veya yatırımlarının kârlılığının azalmaya yol açan risk olarak ifade edilir. Politik risk, ev sahibi ülke yönetimi, diğer devletler, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri gibi yapılanmaların politik karar ve eylemlerinin; işletmenin ulusal veya uluslararası gelirlerini, varlıklarını ve yatırımlarını etkileyebilme olasılığı nedeniyle araştırmaya değer önemli bir konudur. Bu çalışmada, Türkiye'deki 7 Haziran 2015 25. Dönem Milletvekili Genel Seçimi, 1 Kasım 2015 26. Dönem Milletvekili Genel Seçimi ve 16 Nisan 2017 Başkanlık Referandumunun döviz piyasasına etkisi araştırılmıştır. Söz konusu seçim tarihleri olay günü kabul edilerek USD/TL, EURO/TL ve Sepet Kur verileri ile siyasi seçimlerin döviz piyasasına etkisi olay yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda 7 Haziran 2015 Genel Seçim sonrasında döviz piyasasında kümülatif anormal getirinin düştüğü, koalisyon hükümeti kurulamaması nedeniyle gerçekleşen 1 Kasım 2015 Erken Seçim sonrasında ise döviz piyasasında Kümülatif anormal getirilerde düşüşün seçimden sonraki 15 gün içerisinde de normal seyrinde devam ettiği görülmüştür. Bu düşüşte koalisyon kararının çıktığı seçimin yarattığı politik risk algısı ve kısa aralıkla ülkede yaşanan iki ayrı siyasi seçimin ekonomi ve para politikasında yarattığı yıpranmanın da etkisi olduğu söylenebilir. Başkanlık Referandumu öncesi ve sonrası dönemde döviz piyasasında kümülatif anormal getirilerde inişli çıkışlı volatilite yapısının olduğu gözlemlenmiştir. Bu etkide referandum sonucunda uygulanacak yeni sistemin getireceği değişikliklerin yarattığı risk algısı, bu referandumun sonucunda çıkacak evet kararının ülkeyi rejim değişikliğine götüreceğine yönelik söylemler ve yoğun tartışmaların yarattığı politik risk algısı olduğu söylenebilir. Çalışmada politik risk ölçüsü olarak kabul edilen 2 seçim 1 referandum dönemlerinin döviz piyasasını kümülatif anormal getiriyi düşürücü şekilde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular finansal piyasa katılımcıları ve politika yapıcılar açısından anlamlı ve özgündür.
Yönetim kurulu özelliklerinin bankaların risk alma eğilimi üzerinde etkisi
Çalışmada yönetim kurulu özelliklerinin, bankaların risk alma eğilimine etkisi incelenmiştir. 2005–2016 dönemleri kapsamında, hisse senetleri Borsa İstanbul Bankacılık Endeksinde işlem gören 12 bankaya ait veriler kullanılarak Panel Veri Analizi yapılmıştır. Çalışmada ki bağımlı değişken, risk alma eğilimlerinin ölçüsü olarak, aktif getiri oranı ile hesaplanmış olan Z Skor verileridir. Bağımsız değişkenler ise, yönetim kurulu özelliklerinden tecrübe, ikilik, cinsiyet, bağımsızlık, eğitim düzeyi, toplam üye ve yaş değişkenlerinden oluşmaktadır. Mevcut literatür de, çalışmalar ağırlıklı olarak yönetim kurulunun işletme performansı etkisi üzerine yapılmış olup; yönetim kurulu özelliklerinin, işletmelerin risk alma eğilimi üzerine yapılan çalışmalar sınırlı sayıda bulunmaktadır. Elde edilen sonuçlara göre, yönetim kurulunun risk alma eğilimi üzerine etkisi bağımsızlık ve yaş değişkenleriyle negatif ve anlamsız bir etkiye sahiptir. Eğitim düzeyi, cinsiyet, tecrübe ve toplam üye değişkenleriyle de pozitif ancak anlamsız etki mevcuttur. İkilik değişkeni ise, yönetim kurulunun risk alma eğilimine negatif bir etki yapmaktadır ve istatistiksel olarak anlamlıdır. Yönetim kurulunun risk alma eğilimini ikilik değişkeninin etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.
Kadınlarda girişimcilik eğilimleri ve Dumlupınar Üniversitesi bayan lisansüstü öğrencilerinde bir uygulama
Kadınların işgücüne katılımları, sürdürülebilir kalkınmanın bir unsuru olarak görülmektedir. Dünyada yaşanan değişimlerle birlikte, kadın girişimciliği geleneksel iş alanlarının dışına çıkmış, yarı geleneksel veya geleneksel olmayan sektörlerde de varlığını hissettirmeye başlamıştır. Buna karşın, kadınların tercih ettikleri meslekler arasında, yöneticilik düşük bir oranda yer almaktadır.Erkeklerin ve kadınların girişimcilik potansiyeline, risk ve sorumluluk alabilme, bağımsız olma arzusu, çevresindeki kişiler ve olaylar üzerinde kontrol hissi, yeniliklere açık olma gibi belirli girişimcilik hisleri etki etmektedir.Kadın girişimcilerin eğitim seviyelerine bakıldığında, lisans ve lisans üstü düzeyde eğitim almış kadınların düşük bir orana sahip olduğu görülmektedir.Bu araştırmanın amacı, girişimcilik hislerinin, yüksek lisans eğitimi almış ve halen almakta olan kadınların girişimcilik potansiyellerine olan etkisinin incelenmesidir.Bu araştırmada, Dumlupınar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Fen Bilimleri Enstitüsü'nde yüksek lisans öğrencisi veya mezunu 100 bayan üzerinde bir anket uygulanmıştır. Anketten elde edilen veriler, SPSS 12.0 programı dahilindeki çeşitli analiz yöntemleri uygulanarak irdelenmiştir. Analiz sonuçları, anket uygulanan kadınların girişimcilik hislerinin, girişimcilik potansiyellerini doğrudan etkilediğini göstermiştir. Ayrıca, kadınların girişimcilik hisleri ve girişimcilik potansiyellerine, gelir düzeylerinin, aldıkları lisans eğitiminin ve çalıştıkları sektörün etkileri olduğu saptanmıştır.
Vadeli döviz piyasası ve Türkiye'de spot ve vadeli döviz kurları üzerine bir uygulama
1970'li yılların başlarında sabit kur sisteminin, yerini serbest dalgalı kura bırakmasıyla başlayan süreç beraberinde yeni riskleri de getirmiştir. Kur sisteminin getirisi olarak ortaya çıkan kur riski, kişi ve kurumların büyük ekonomik kayıplara uğramasına sebep olabilmektedir. Söz konusu riskten korunmak amacıyla kullanılan döviz üzerine vadeli işlem sözleşmeleri, serbest dalgalı kurun ileri bir tarih için sabitlenmesi yoluyla riskin yönetilebilmesine imkân sağlamaktadır.Bu çalışmanın 1. Bölümünde vadeli işlem piyasası hakkında temel bilgiler, endeks, faiz, menkul kıymet, mal (emtia) ve döviz üzerine vadeli işlem piyasaları, risk, risk türleri ve risk türleri karşısında kullanılan vadeli işlem sözleşmeleri açıklanmış, 2. Bölümde bunlar arasından döviz üzerine vadeli işlem piyasaları ayrıntılı olarak incelenmiştir. 3. Bölümde döviz vadeli işlem sözleşmelerinin ülkemizde işlem gördüğü borsa olan Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası (VOB) tanıtılmış, yapısı ve istatistiki verilerle gelişimi incelenmiştir. Çalışmanın bu son bölümünde Türkiye'de 04.02.2005-20.05.2008 dönemi için spot ve vadeli ABD dolar kurları arasındaki ilişkiler, söz konusu serilerin getiri ve volatilite (oynaklık) serileri oluşturularak, Granger Nedensellik Testi yardımıyla araştırılmış ve Geliştirilmiş Dickey-Fuller, Phillips-Perron Birim Kök testleri ve tanısal testler ile serilerin özelliklerine bakılmıştır. Araştırma sonucunda spot döviz piyasasının vadeli döviz piyasasından genellikle daha çok etkilendiği, vadeli piyasadaki getiri ve volatilitenin daha yüksek olduğu görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Döviz Vadeli İşlem Sözleşmesi, Vadeli Döviz Piyasası, Risk Türleri ve Riskten Korunma, Spot ve Vadeli Döviz Kurları, Vadeli Opsiyon Borsası (VOB), Nedensellik, Türkiye
Belirlilik, belirsizlik ve risk durumlarında sermaye bütçelemesi: Türk bankacılık sektörü üzerine bir uygulama
İşletmeler genellikle çeşitli kaynaklardan sağladıkları fonları çeşitli yatırım araçlarında değerlendirmekte ve işletme değerini maksimize edecek yatırım bileşimlerini bulma konusunda çalışmalar yapmaktadırlar. Sermaye bütçelemesi de uzun süreli varlık yatırımlarını ifade ettiğinden dolayı yatırımlar içerisinde en fazla öneme sahip, geri dönülebilirliği düşük ve likiditesi az olan yatırımlardır. Bu sebeple işletme açısından riski en fazla olan yatırımlardır. Belirli bir üretim gücünün elde edilebilmesi için yapılan yatırımlar içerisinde sabit varlıklara yaptıkları yatırımların kapsamı bu araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. Günümüzde yaşanan ekonomik krizler, konjonktürel durum ya da mevsimsel etkiler işletmelerin yatırım kararları üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Ekonominin genel trend etrafındaki bu hareketliliği işletmeleri belirsizlik ve risk ortamını tanımlama ve buna uygun politikalar geliştirmeye zorlamaktadır.Bu tezde İMKB'ye kote olmuş bankaların sabit varlık yatırımlarının hangi seviyede olduğu ve likidite durumları ile karlılıkları arasında bir ilişki olup olmadığını belirlilik, belirsizlik ve risk koşulları altında belirlenmeye yönelik bir denemede bulunulmaktadır. Bu amaca ulaşmada ilgili veriler, banka bilançoları ve gelir tablolarından yararlanılarak oran analizi ve risk analizi yöntemleri ile elde edilmiştir.Tez üç bölümden oluşmaktadır. Tezin ilk bölümünde sermaye bütçesi teknik yönden ele alınmış, ikinci bölümünde ise araştırmanın uygulama bölümüne ışık tutacak belirlilik, belirsizlik ve risk kavramları ele alınmıştır. Son bölümde ise İMKB'deki bankacılık sektörüne ilişkin likite, karlılık, sermaye oranları hesaplanmış ve risk analizleri yapılmıştır. Sonuç ve öneriler kısmında ise sermaye bütçelemesi analizinin bankacılık sektörü için hayati öneme sahip olduğu, finansal şirketlerin karlılık oranlarının büyümeleri üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğu, sermayenin aktiflere oranını yüksek olan işletmelerin bu dönemde daha çok karlılık gösterdiği görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Sermaye Bütçelemesi, Risk Analiz Yöntemleri, Belirlilik, Belirsizlik, Risk, Sermaye Yapısı, Sermaye Maliyeti, Net Bugünkü Değer Yöntemi.
Ülke riskinin doğrudan yabancı yatırımlara etkisi (1984-2003 dönemi Türkiye değerlendirmesi)
ÖZET Gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan ülkemiz için, şu anda içinde bulunduğu problemlerden biri, potansiyeli olduğu halde yıllardır arzu edilen düzeyde yabancı yatırım yapılmamış olmasının yanında bu durumun ilerleyen yıllarda devam etme olasılığıdır. Yabancı yatırımcıların bir ülkeye yatırım karan alırken, dikkat ettiği birçok değerlendirme kriteri vardır. Bunların başında ülke riski gelmektedir. Ülke riski, ekonomik, politik ve fınansal koşullardan kaynaklanan bütün olumsuzlukları kapsamaktadır. Doktora Tezi olarak sunduğum çalışmamda ülkemiz için ülke riskinin doğrudan yabancı yatırımlara ve gayri safî milli hasılaya etkisini 1984 ile 2003 yılları arasında değerlendirmeye çalıştım. Tezimin birinci bölümde ilk olarak doğrudan yabancı yatırımları açıklamaya yönelik kuramlar incelenmiş, doğrudan yabancı yatırım türleri üzerinde durulmuş, doğrudan yabancı yatırımların ülke ekonomileri üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerin ardından ülkemizde yabancı yatırımlara yönelik son düzenlemeler üzerinde durulmuş ve Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütünün yayınlamış olduğu 2004 Dünya Yatırım Raporundan alınan Türkiye'ye ait veriler doğrultusunda performansımız ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde ülke riski tanımlanmış, ülke riski değerlendirmelerinin tarihi gelişimi üzerinde durulmuş, ülke riski ölçümünde hangi kriterlerin değerlendirildiği ve nasıl değerlendirildiği detaylı olarak incelenmiştir. Bu değerlendirmelerin ardından önde gelen uluslararası ülke riski derecelendirme kuruluşlarının ülke riski analizinde kullandığı başlıca faktörler incelenmiştir. Çalışmamın son bölümünde ise seçilmiş olan PRS-ICRG ülke riski derecelendirme kuruluşu metodolojisi tanıtılmış ve bu kuruma ait metodoloji ve veriler doğrultusunda ülkemizin ülke riski değerlendirmesi yapılmıştır. Son olarak bu bölümde ülke riski faktörleri ile doğrudan yabancı yatırımlar ve GSMH değerleri arasındaki ilişki korelasyon ve regresyon analizleri kullanılarak sorgulanmış ve hangi faktörlerin ne oranda doğrudan yabancı yatırımları etkilediği tespit edilmeye çalışılmıştır.
Mevduat bankalarında şeffaflığın performans üzerindeki etkisinin incelenmesine yönelik bir araştırma
2008 küresel ekonomik kriz tüm dünyada çok sayıda şirketin ciddi şekilde zarar görmesine neden olmuştur. Bu durum, kurumsal yönetim kavramının gerekliliğini ve şeffaflığın önemini ortaya koymuştur. Bununla birlikte yöneticiler şirketlerin adil, sorumlu, hesap verebilir ve şeffaf yönetilmelerini sağlamak için çeşitli düzenlemeleri gündeme getirmiştir. Şeffaflık sadece kurumsal yönetimin dört temel ilkesinden birisi olarak bilinirken yaşanan krizlerden sonra daha geniş anlamlar kazanmıştır. Bu çalışmanın amacı, Türkiyede faaliyet gösteren mevduat bankalarının şeffaflık seviyelerinin banka performansı üzerinde etkili olup olmadığını ortaya çıkarmaktır. Şeffaflık seviyelerinin sayısal olarak ifade edilebilmesi için literatürde sıklıkla tercih edilen, güvenilirliği test edilmiş Standard & Poor's (S&P) tarafından geliştirilen şeffaflık ve kamuyu aydınlatma metodolojisi kullanılarak endeks oluşturulmuştur. Banka performansı, ana degişken olan aktif kârlılık (KAR), Borsa Getirisi, Mevduat Miktarı ve Takipteki Krediler oranları ile temsil edilmektedir. Araştırma kapsamında Türkiye'de 2011-2019 yılları arasında faaliyet gösteren Katılım Bankaları ve Yatırım ve Kalkınma Bankaları dışında kalan Mevduat Bankaları incelenmektedir. Verilerinde süreklilik olan 22 mevduaat bankasına ait 9 yıllık veri GMM yöntemi ile araştırılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre şeffaflığın takipteki krediler ve karlılık ile negatif ve anlamlı bir etkileşimi ve hisse senedi getirileri ile pozitif ve anlamlı bir etkileşimi olduğu, mevduat üzerinde ise anlamlı bir etkisi olmadığı gözlemlenmiştir.
Türev ürün kullanımının banka riski ve performansına etkisi: Geçiş ülkeleri ile gelişmekte olan ülkeler örneği
Finansal türevler, sermaye piyasasının ve tezgahüstü piyasalarının verimliliğini artıran enstrümanlar olup, riskten korunma, spekülasyon ve arbitraj amacıyla kullanılmaktadır. Bankalar, finansal piyasanın riskine, belirsizliğine karşı korunma sağlamak ve geleneksel banka operasyonlarından elde edilecek gelirden daha fazla gelir elde etmek için finansal türevleri kullanmaktadırlar. Literatürde yapılan çalışmalarda daha çok gelişmiş ülkelerde türev kullanımının banka riski ve performansı üzerine etkisinin araştırıldığı ancak geçiş ve gelişmekte olan ülkelerde türev kullanımının banka riski ve performansı üzerinde durulmadığı görülmüştür. Bu doğrultuda bu tez çalışmasında geçiş ve gelişmekte olan ülkelerde türev kullanımının banka riski ve performansı üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla, geçiş ve gelişmekte olan ülkelerde türevleri kullanan ve sürekli faaliyet gösteren bankaların 2011-2018 yıllarına ait yıllık bilanço ve gelir tablosu verileri kullanılarak elde edilen verilerle iki örneklem oluşturulmuştur. Birinci örneklem 8 geçiş ülkesinde sürekli olarak faaliyet gösteren 50 bankadan oluşmaktadır. İkinci örneklem ise, 21 gelişmekte olan ülkede sürekli olarak faaliyet gösteren 181 bankadan oluşmaktadır. Çalışmada, bilanço ve gelir tablosundan elde edilen veriler kullanılarak panel veri regresyon analizi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, geçiş ülkeleri örnekleminde banka riskini temsil eden Z skoru ile türev ürünlerinin kullanımı arasında negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu ve türev ürünlerin kullanımının bankaların riskini azalttığını tespit edilmiştir. Gelişmekte olan ülkelerin örnekleminde ise, bu ilişkinin pozitif olduğu ve türev ürünlerin kullanımının bankaların riskini arttırdığı sonucuna varılmıştır. Her iki örneklemde banka performansını temsil eden aktifler karlılığı ile türev ürünlerinin kullanımı arasında herhangi bir ilişki bulunmuştur. Geçiş ülkelerinin örnekleminde banka performansını temsil eden riske göre düzeltilmiş kar ile türev ürünlerinin kullanımı arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmuştur ve türev ürünlerin kullanımının bankaların riske göre düzeltilmiş karını arttırdığı bulunmuştur. Gelişmekte olan örneklemde ise herhangi bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir.
Belirsizlik ve risk algısının firma performansına etkisi
Günümüzde rekabet sadece firmalar arasında değil aynı zamanda firmaların tedarik ağ yapıları içinde de yaşanmaktadır. Ayrıca tüm bu rekabet koşulları giderek daha fazla belirsizleşen çevre koşulları altında gerçekleşmektedir. Teknolojinin hızla gelişimi, artan rekabet ortamı, müşteri beklenti ve ihtiyaçlarının değişmesi, fiyat farklılıkları firmaların belirsiz ortamda karar almasına (vermesine) ve bunun neticesinde çeşitli riskler ile karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır. Bu noktada firmalar belirsizlik ve riskin yarattığı yıkıcı sonuçlar ile baş edebilmek ve bunların etkilerini azaltabilmek için çeşitli stratejileri (esneklik, tedarik zinciri görünürlüğü, tedarik zinciri risk uygulamaları) tedarik ağ yapıları ile birlikte geliştirmekte ve uygulamaktadır. Bu bağlamda çalışma; esneklik, çevresel belirsizlik ve tedarik zinciri görünürlüğü kavramları ile risk ve tedarik zinciri risk uygulamaları arasındaki ilişkiyi inceleyerek; bunların işletme performansı üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçlamaktadır. Çalışmada veri toplama yöntemi olarak anket uygulanmış (200 firma) ve araştırma hipotezleri "korelasyon" ve "regresyon" analizleri ile test edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda; çevresel belirsizlik ile risk, tedarik zinciri görünürlüğü ile tedarik zinciri risk uygulamaları arasında anlamlı ilişkiler bulmanın yanı sıra, tedarik riski ile işletme performansı arasında negatif, tedarik zinciri risk uygulamaları ile işletme performansı arasında pozitif yönlü ilişkiler tespit edilmiştir.
Rizikonun gerçekleşmesinde kusurun sigorta tazminatı ve sigorta bedelinin ödenmesine etkisi
Sigorta, aynı veya benzer nitelikteki riskle karşı karşıya bulunan çok sayıda insanın tek başlarına karşılayamayacakları riskleri birlikte karşılamak amacıyla oluşturdukları bir kurumdur. Sigorta tazminatının ya da sigorta bedelinin ödenmesinde sigorta ettiren, sigortalı yahut lehtarın ya da bunların hukuken fiillerinden sorumlu oldukları kişilerin kusurlu bulunması durumunda ne yapılacağı hususunda Türk Ticaret Kanunu'nda 1429, 1477 ile 1503 ve 1504. madde düzenlemeleri mevcuttur. Bu açıdan 1429. madde hükmü sigorta sözleşmelerine uygulanacak genel hükümler arasında düzenlendiği için tüm sigorta türlerine uygulanması mümkündür. Sorumluluk sigortaları açısından ise kusurun sigorta tazminatının ödenmesine etkisi ayrıca 1477. madde hükmüyle düzenlenmiştir. Can sigortalarında kusurun sigorta bedelinin ödenmesine etkisi ise sigortalının intiharını düzenleyen 1503 ile lehtarın sigortalı öldürmesini düzenleyen 1504. maddeler ile ayrıca düzenlenmektedir. Söz konusu edilen hükümlere göre rizikonun gerçekleşmesinde kusurun, kusur derecesi ve kim tarafından işlendiğine göre sigorta tazminatı veya sigorta bedelinin ödenmesi borcunun tamamen ortadan kalkmasına veya tazminat veya bedelde indirime olanak sağlamaktadır.
Jeopolitik riskler, politika belirsizliği, finansal stres ve borsa volatilite yayılımı: Gelişmekte olan ülkeler örneği
Bu çalışmada seçilmiş endeksler ile gelişmekte olan ülkelerin borsaları arasındaki ilişki incelenmektedir. Bu kapsamda çalışmada Brezilya, Hindistan, Rusya, Çin, Güney Kore, Güney Afrika ve Türkiye için Şubat 2003-Ocak 2020 aylık verileri, Meksika için ise Şubat 2003-Eylül 2019 aylık verileri kullanılmıştır. Çalışmada gelişmekte olan ülkeler için jeopolitik risk, politika belirsizliği, finansal stres ve borsa endeksleri arasındaki çift yönlü ilişkinin incelenmesinde nedensellik testleri kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda istatiksel açıdan anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Çalışmanın sonuçlarının bireysel yatırımcılara, politika uygulayıcılarına yol gösterici bilgiler sunması beklenmektedir.
Uluslararası ticarette risklerin yönetimi ve firma performansı
Dünya genelinde ekonomik, politik, teknolojik, kültürel ve sosyal birtakım dönüşümler ticari kuralları tamamen değiştirmiştir. Yaşanan bu gelişmeler ticaret, lojistik ve ödeme sistemleri gibi birçok ticari unsurun da hızlı bir şekilde değişmesine yol açmıştır. Ancak her değişim içerisinde kolaylıklarla beraber bir takım yeni riskleri de barındırmaktadır. Dolayısıyla yaşanan değişimlerle birlikte firmaların faaliyette bulunduğu koşullar çok daha karmaşık bir hal almıştır. Bu koşullar firmaları içerisinde bulundukları belirsizlik ortamında daha ihtiyatlı davranmaya zorlamaktadır. Bu noktada stratejik risk yönetimi konusu ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmada öncelikle uluslararası ticaretteki risk yönetiminin ve yöneticilerin uluslararası iş bilgisinin, firma performansı üzerindeki etkisinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Ayrıca yöneticilerin uluslararası iş bilgisinin, firma performansı üzerindeki etkisinde uluslararası ticaretteki risk yönetiminin aracılık etkisinin ölçülmesi araştırmanın bir diğer amacıdır. Ancak yapılan literatür taramasında uluslararası ticarette risklerin yönetimine ilişkin bir ölçme aracına tarafımızca rastlanmadığı için literatürde bu boşluğu doldurmak amacıyla bir ölçeğin geliştirilmesi planlanmıştır. Bu kapsamda öncelikli olarak, Gaziantep Organize Sanayi Bölgesinde uluslararası ticaret yapan firma yöneticileriyle görüşme yapılmıştır. Görüşmede bu firmaların uluslararası ticarette en çok hangi risklere maruz kaldıkları ve bu riskleri nasıl yönettikleri ile ilgili veriler toplanmıştır. Daha sonra derinlemesine bir literatür taraması yapılarak ölçek için madde havuzu oluşturulmuştur. Ölçek için belirlenen maddeler alanında uzman akademisyenlerle istişare edilerek anket formu hazırlanmıştır. Hazırlanan anket formu Gaziantep Organize Sanayi Bölgesinde faaliyet gösteren 85 dış ticaret firmasına uygulanarak pilot çalışma yapılmıştır. Pilot çalışma neticesinde ölçeklerin geçerlilik ve güvenilirlik açısından uygun olduğu tespit edilmiş ve esas çalışmaya geçilmiştir. Esas çalışmanın evrenini İstanbul Sanayi Odası tarafından belirlenen Türkiye'nin 1000 büyük sanayi kuruluşu içerisinde yer alan firmalar oluşturmaktadır. Çalışmanın analizine ilişkin elde edilen sonuçlara göre uluslararası ticarette risklerin yönetimi ve yöneticilerin uluslararası iş bilgisi, firma performansını anlamlı ve pozitif yönde etkilemektedir. Ayrıca yöneticilerin uluslararası iş bilgisinin firma performansı üzerinde etkisinde uluslararası ticaretteki risklerin yönetiminin aracılık rolünün olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçların önemli ve özgün olduğu ve literatüre önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.
Sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği algılarının araştırılması: Çankırı ili örneği
Sağlık sektörü, çok tehlikeli sınıfta yer alan bir çalışma alanı olduğu için, bu sahada hizmet sunanlar, bir çok mesleki risk ve tehlike ile karşı karşıya bulunmaktadırlar. Sağlık çalışanlarının İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) algılarının seviyesi ve bunun ne derece mesleki davranış biçimi halinde gösterdiklerinin bilinmesi, kurumlarında sağlık ve güvenlik faaliyetleri açısından faydalı olacaktır. Bu alanda çalışanların İSG algı seviyelerini değerlendirilerek, oluşabilecek mesleki problemlerin giderilmesi bu araştırmanın ana hedeflerindendir. Bu çalışmada, iş kazaları ve meslek hastalıklarının zararını azaltarak sağlık sektörünün daha etkin ve verimli çalışabilmesi ve dolayısıyla vatandaşlara yüksek kalitede hizmet sunabilmesini sağlamak amacıyla İSG algılarını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmada, Çankırı ili sağlık sektöründe istihdam olan 450 kişiye (konuyla ilgili sorulardan oluşan) anket yapılmış olup (kullanılabilir nitelikte olan) 270'i değerlendirmeye alınmıştır. Ankette bulunan cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, unvan, çalışma türü, mesleki deneyim süresi, gelir düzeyi, İSG eğitimi almaları, meslek hastalığı geçirme, iş kazası geçirme, İSG memnuniyet düzeyleri, kurum yönetimince alınmış tedbirler, çalışma ortamı ergonomisi vb. değişkenlerin etkilerine ait veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Araştırmada sağlık çalışanlarının İSG memnuniyeti ve ergonomi ölçeklerinin Cronbach Alpha değeri = 0,929; meslek hastalıkları ve İSG tedbirleri ölçeklerinin Cronbach Alpha değeri = 0,963; iş kazaları ölçeğinin Cronbach Alpha değeri= 0,977 olarak hesaplanmış olup, güvenirliğine ilişkin her ölçek için istenilen düzeyde yüksek olduğu anlaşılmıştır. Çalışmada yapısal olarak geçerlilik analizlerinin yapılması ve elde edilen veriler ışığında tanımlayıcı istatistikler yorumlanarak, bağımlı ve bağımsız değişkenlerin demografik özellikler üzerindeki dağılımını tespit etmek için t-testi, ANOVA, değişkenler arasındaki farklılığın tespitine yönelik Tukey Testi yapılmıştır. Çalışma sonucunda sağlık çalışanların İSG algılarına ilişkin değerlendirmelerinin yaş, eğitim düzeyi, mesleki deneyim süresi, gelir düzeyi, İSG eğitimi alma durumu, meslek hastalığı geçirme durumu, iş kazası ya da yaralanma geçirme durumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği anlaşılmıştır. Yine demografik verilerden cinsiyet durumu, medeni durum, unvan durumu ve çalışma türü durumu açısından anlamlı olarak farklılık göstermediği anlaşılmıştır. Kurumdaki İSG çalışmalarına yönelik memnuniyet düzeyi ile unvanları arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür. Kurum yönetimince alınmış İSG tedbirleri ile eğitim durumları arasında ve kurumdaki çalışma ortamı ergonomisi ile çalışma süresi arasında anlamlı farklılık olduğu anlaşılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre sağlık kurum yönetimlerince iş doyumu ve motivasyon artırıcı uygulamaların yanı sıra alınması önerilen tedbirler çalışmanın sonunda özetlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İş sağlığı ve güvenliği, Sağlık çalışanları, İSG algısı, İSG kültürü.
Investigation of the risk of violence in nurses working in the emergency departments of Diyala city hospitals in Iraq
Health facilities, professional associations, and governmental groups are all working to prevent violence in the medical field. However, workplace violence (WPV), especially violence toward nurses, continues to be a concern in medical institutions worldwide. In the Iraqi emergency departments, violence against nurses has become very common, and many nurses think that violence is part of their job. This study aims to investigate the risks of violence on the nurses handling the emergency department and to examine the relationship between nurses' level of exposure to violence, their intention to leave the job, the risk of violence, the potential for exposure to risks of violence in the future and the quality of the work environment. A descriptive and relational cross-sectional study was performed. The sample consisted of 200 nurses working in emergency departments of hospitals in Diyala city in Iraq, which was reached using the non-probability (targeted) sampling method. Data was collected through a self-report tool that includes socio demographic data for nurses, general information about violent incidents, scales of Intention to Leave Work, Risk of Violence, Violent Events at Work, Probability of Future Exposure to Violence and The Quality of the Work Environment. The data was analyzed using the Statistical Package for Social Sciences (SPSS) version 26. The study revealed that nurses are exposed to a high risk of violence, 30.5%, in their workplace. 31.9% of nurses had experienced violence four or more times in the previous year. 54% of the nurses reported being exposed to four or more incidents of physical violence in the previous year. Patients' relatives committed 79% of violent incidents. The study's results regarding nurses' views on the quality of the work environment showed that 38% of nurses strongly disagree with the idea that the quality of work environment is sufficient. The rate of exposure to violence in the workplace in the emergency department varied according to the years of experience in the emergency department. There was a high incidence of violence at work from 1 to 9 years of experience (49.5%) compared to other years of experience (10 to 19 years, 20 to 29 years, and 30 to 40 years) by 31.0%, 11.0%, 8.5%, respectively. After being subjected to violence, half of the nurses reported feeling of anger, followed by disappointment (26%), stress (13%), aggrieved (6%) and reduced work enthusiasm (5%). 35.6% of the nurses expressed the possibility of violence in the future. They agreed and strongly agreed (28%) to look for a job in a new profession other than nursing next year, while 63% of them agreed or strongly agreed to look for a new job outside their current hospital. In addition, exposure to violence at work and the level of risk for violence were negatively correlated with the quality of work environment. The level of risk for violence were positively correlated with exposure to violence at work. The possibility of violence in the future was positively correlated with the nurses' decision to leave their jobs. The researcher concluded that relatives of patients cause the most violent incidents in the emergency department. Young nurses have less nursing experience, less experience in the emergency department, and are at greater risk of violence. Many nurses reported being at constant risk of violence four or more times during different work periods. When they experience violence, they seek help and feel angry and disappointed. Therefore, many nurses are considering leaving their jobs due to increased violence in the workplace and reporting the possibility of future violence. As a result, work-related violence toward nurses is an important topic to focus on in producing effective preventive policies.
Assessment of radiation risks and occupational health and safety measures to be taken about the health sector employees of the city of Babylon
Radiation exposure among radiologists and radiographers has become a concern. The level of radiation safety knowledge influences them. If there is a lack of protection knowledge, their actions won't be safe and may have unfavorable consequences. The study aimed to assess and reduce radiation risks for health workers in the radiation fields. A cross-sectional study was conducted at the Morgan and Imam Sadiq hospitals. The sample size was 200 workers. They were selected using random sampling and then interviewed by the questionnaire elements. Age groups (31-35 years) and (41-45 years) show good assessment levels (1.511± 0.178) and (1.623±0.127), respectively. While workers who have postgraduate certificates with an evaluation (1.592±0.157). As for career, the study found that radiologists have good scores (1.636±0.00) followed by radiologic technologists (1.500±0.186). The present study reveals that the mean of overall prevention and safety measures assessment was 16.33±2.24, which rested within poor levels (<17 scores). The results of this study indicate that the highest percentage (56.5%) of the participants have a poor assessment score for prevention and safety measures. In contrast, 43.5% of them with a good score. The study found that workers in the radiation field who have served more than ten years show a good assessment score regarding occupational health and safety measures. This study also recommends training courses and ensuring the necessary radiation protection tools available for newly hired employees.
Finansal piyasa riski yönetimi ve Islami finans
The purpose of this thesis is to explore the similarities and differences between conventional financial market risk management and Islamic finance. The scope of the thesis is to identify the key principles of risk management in financial markets system. The method used in this study is a comparative analysis of the principles and practices of risk management in conventional finance and Islamic finance. The study draws on a range of sources, including academic literature, industry reports, and case studies of risk management. The main of this thesis is that there are significant differences between conventional financial market risk management and Islamic finance. The conventional approach is based on the use of derivatives and other financial instruments to manage risk, while Islamic finance relies on a system of ethical principles and risk sharing. The implications of these differences for risk management in Islamic finance are significant, as they require a different approach to risk assessment and mitigation. The findings of this study have important implications for practitioners and policymakers in the field of Islamic finance. The study highlights the need for a greater understanding of the principles of risk management in Islamic finance, and the development of new risk management tools and techniques that are compatible with these principles. Overall, the study contributes to a better understanding of the challenges and opportunities of risk management in Islamic finance and provides a foundation for future research in this area.