Siyasal ekonomi
57 theses under this subject heading
Milli Mücadele Dönemi yazarlarından Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun romanlarının popüler kültür içerik özellikleri bağlamında incelenmesi
Bu çalışmada Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu örneğinde Milli Mücadele Dönemi romanlarının popüler kültür içerik özellikleri bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, Halide Edip Adıvar'ın Ateşten Gömlek (1923), Kalp Ağrısı (1924) ve Vurun Kahpeye (1923); Reşat Nuri Güntekin'in Ateş Gecesi (1942), Damga (1924), Gizli El (1924) ve Yeşil Gece (1928); Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Ankara (1934), Kiralık Konak (1922), Sodom ve Gomore (1928) ile Yaban (1932) adlı romanları incelenmiştir. Çalışmada, öncelikle yöntem üzerinde durulmuş ve çalışmanın nasıl yapıldığı açıklanmıştır. Çalışmanın kuramsal çerçeve ve tarihsel ardalan bölümünde ise öncelikle Marksist Ekonomi Politik Yaklaşıma değinilmiş ve bu bağlamda popüler kültür tartışması yapılmıştır. Sonrasında ise Milli Mücadele Dönemi'nin sosyo-kültürel ortamı değerlendirilmiş, yazarların yaşamı, sanat anlayışları ve değerlendirmeye alınan romanlarının konuları üzerinde durulmuştur. Çalışmada, popüler kültürün belirleyicisinin üretim anındaki siyasal ve ekonomik ilişkiler olduğu görüşü temel alınmıştır. Bu bağlamda yapılan değerlendirmede, Milli Mücadele Dönemi popüler kültür içerik özelliklerinin dönemin sosyo kültürel ve ekonomik yapısı doğrultusunda biçimlendiği ve dönemin popüler kültür içerik özelliklerinin günümüzün popüler kültür özellikleri ile benzerlik gösterdiği ve her iki dönemde de popüler kültürün işlevinin aynı olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Marksist ekonomi politik, Popüler kültür, Milli mücadele dönemi
Türk-Yunan ekonomik ilişkileri (1980-2010)
Bu çalışmada Türkiye ve Yunanistan arasındaki ekonomik ilişkiler ve bu ilişkilerin derecesinin devletlerin çatışmasının önüne geçip geçemeyeceği incelenmiştir. Ekonomik ilişkiler analiz edilirken, Keohane ve Nye'ın ?karmaşık karşılıklı bağımlılık? teorisinden yararlanılmıştır. Buna göre, çatışmacı devletlerin kuracakları ekonomik ilişkilerde birbirlerine bağımlı olmaları, devletleri çatışmadan uzaklaştıracak ve ticaretin kârını elde etme çabasına girmelerini sağlayacaktır.Çalışmada bu bağlamda birinci bölüm içinde ekonomi ve siyaset ilişkisi incelenmiş, çatışmacı devletlerin analizinde kullanılacak olan ?karmaşık karşılıklı bağımlılık? teorisinin anlamı ve teoriyi oluşturan sacayakları analiz edilmiştir. İkinci bölümde, çalışma kapsamında incelenecek olan Türkiye ve Yunanistan arasındaki tarihsel problemlere ve Türkiye'nin 1980 yılı sonrasındaki dönüşümüne göz atılmış ve iki ülkeyi birbirine bağlayan bir parça olarak Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, Türkiye ve Yunanistan arasındaki ekonomik ilişkiler ve bu ilişkilerin ülkeler arasında karşılıklı bağımlılık yaratıp yaratmadığı analiz edilmiştir. Ekonomik ilişkilerde karşılıklı bağımlılığın olup olmamasının uyuşmazlıkların çözümüne ve iki ülke arasında diyalog ortamının yaratılmasına yapmış olduğu etki ortaya konulmuştur. Ayrıca AKP hükümetleri döneminde tercih edilen komşularla yakınlaşma politikası ve bu politikanın Yunanistan'a yansımaları da incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda ise iki ülke arasında, henüz bir bağımlılık ilişkisinden söz edilemeyeceği, ancak sürece göz atıldığında, ekonomik ve siyasi ilişkilerdeki işbirliğinin geliştirilmesine koşut olarak ilişkilerin her geçen gün iyiye doğru seyrettiği yorumu yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Türkiye, Yunanistan, karmaşık karşılıklı bağımlılık, siyasal ekonomi.
Ekonomi politik: Tarih, teori ve kavram
Aristoteles'in görüşleri ile başlayan ekonomi tarihi, günümüzde de güncel konuların arasındaki yerini korumaktadır. Antik çağlarda bir ailenin geçimi noktasında anlamlandırılan ekonomi, çağlar boyunca değişim ve dönüşümlere uğrayarak gelişimini sürdürmüştür. İnsanların toplumsal hayata geçişi ile devlet nizamına olan ihtiyaç doğmuş ve bunun sonucu olarak insanların, belli yasalar çerçevesinde hareket etmeleri sağlanmıştır. Ekonomi politik; insanlarla insanlar, insanlarla kurumlar, insanlarla nesneler arasında oluşan her türlü ilişkiyi inceleyen bir bilim dalı olarak ele alınmıştır. Ekonomi bilimi açısından belli bir dönemi ve klasik iktisadı ifade eden kavram, ekonominin matematikselleşme sürecine kadar politik kavramıyla beraber kullanılmıştır. Tarihsel süreçte ekonomi ve politika arasındaki ilişkilere ve gerilimlere kaynaklık eden ekonomi politik kavramı, ekonominin görece erken bir dönemde bağımsızlaşmasıyla birlikte bazı tartışmalara yol açmıştır. Tezde öncelikle ekonomi politik kavramının kavramsallaşma süreci ele alınmış ve bu bağlamda kavramın tarihi kısaca anlatılmış, ardından konuyla ilgili temel kavram ve tanımların analizine geçilmiştir. Ekonomi politiğin temel kavramları emek-değer, somut ile soyut emek ayrımı, üretim, sermaye, mülk, sınıf, adil fiyat, meta ve artı-değer kavramlarıdır. Bu kavramlar açıklığa kavuşturulmadan, ekonomi politik ile ilgili açıklamalar yetersiz kalacaktır. Bu kavramların ortaya çıkışına belli başlı teoriler kaynaklık etmiştir. Bu teoriler; kısaca feodalizm, merkantilizm, fizyokrasi, liberalizm, sosyalizm ve kapitalizmdir. Tarihsel süreçte Aristotelesçi ekonomiden, ekonomi politiğe bir geçiş yaşanmıştır. Ekonomi matematiksel olarak bir bilim dalına dönüşerek politikten ayrılmış, Aristo ekonomisinden farklı bir ekonomi bilimi doğmuştur. İnsanın ve toplumun sosyolojik, ekonomik ve politik yönleri birbiri ile ilişkili olduğundan, ekonomik problemlere salt matematiksel çözüm aranması yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle ekonomi politiğe yeniden dönüşe ihtiyaç duyulmaktadır. Tezde ilgili kavramın tarihsel süreçteki evrimi incelenirken, İslam düşünce geleneğindeki izlerine de yer verilmeye çalışılmıştır.
Siyasal finans teorisi: Siyasal ve finansal kuramların ortak dinamikleri üzerine bir deneme
Tarihi ve güncel çok sayıda örnekte siyaset ve finans arasındaki güçlü etkileĢim açıkça görülebilir. Bazı durumlarda siyasi geliĢmelerin finansal piyasaları bazı durumlarda ise finansal kararların siyasal alanı etkilediği çok sayıda örnek vardır. Bunun ötesinde devletlerin farklı hukuki ve yönetsel alt yapılarının farklı finansal sistemlerle mevcudiyet gösterdiği de bir gerçektir. Bu gözlemler "siyaset ve finans arasında nasıl bir etkileĢim olduğu ve etkileĢimin yönünün ne olduğu" sorununu ortaya çıkarmıĢtır. ÇalıĢmanın temel problemi, siyaset ve finans disiplinlerinin ortak dinamiklerinin kuramsal düzeyde belirlenmesi ve böylece iki disiplin arasındaki etkileĢimin anlaĢılması ve açıklanmasıdır. ÇalıĢmada siyaset ve finans disiplinleri felsefi temellerine inilerek çözümlenmeye çalıĢılmıĢtır. Mübadele olgusunun siyaset ve finans için temel bir yapı taĢı olduğu sonucuna ulaĢılmıĢtır. Siyasal ve finansal her mübadeleyi bir sözleĢme olarak ele alan çalıĢma, iki disiplinin sözleĢme kavramı içerisinde ortak bir paydada buluĢtukları sonucuna varmıĢtır. ÇalıĢma insan doğası, etik, sözleĢme ve iktidar olguları arasındaki iliĢkiyi ifade etmek için ÇESĠ Modeli‟ni önermektedir. ÇalıĢma modelin siyaset ve finansı kapsayan temel bir yapı oluĢturduğu savunmaktadır. Model, Magna Carta süreci ve Fransızların Madagaskar‟ı iĢgali örneğini açıklamak için analize tabi tutulmuĢtur. Sonuç olarak ÇESĠ Modeli‟ nin bu iki örneği yeterli bir Ģekilde açıklayabildiği bulgulanmıĢtır. Ġlk örnek olayda Magna Carta sürecinin neden Ġngiltere‟de yaĢandığı sorgulanmıĢtır. Bunun cevabı ÇESĠ Modeli kapsamında aranmıĢtır. Buna göre; o dönemde Ġngiltere‟de yaĢayan insanların, Kıta Avrupası‟ndan farklı bir tarihi miras ve coğrafya içerisinde yaĢadıkları bulgulanmıĢtır. Bu durum "ÇevrelenmiĢlik" olarak ifade edilmiĢtir. Böyle farklı bir çevrenin, farklı toplumsal ve siyasal değerlere sebebiyet vermesi "Etik" kapsamında değerlendirilmiĢtir. Bu farklı değer sisteminin sonucu olarak imzalanan Magna Carta Libertatum, modelin "SözleĢme" olarak ifade ettiği kavram kapsamında değerlendirilmiĢtir. Bu anlaĢma sonunda kralın bazı yetkilerini kaybetmesi buna karĢın halkın bir takım yetkiler elde etmesi "Ġktidar" kapsamında değerlendirilmiĢtir.Fransızların Madagaskar‟ı iĢgali ve sonraki uygulamalarının ele alındığı örnek olayda ÇESĠ Modeli sürecinin ters Ģekilde çalıĢtığı bulgulanmıĢtır. Fransızların Madagaskar‟ı iĢgali, askeri güç olarak, " Ġktidar" kapsamında değerlendirilmiĢtir. ĠĢgal sonrasında halka yüklenen vergi ve yeni para basımı "SözleĢme" kapsamında değerlendirilmiĢtir. Bu süreç sonunda Madagaskar halkının üretim ve tüketim alıĢkanlıkları temelinde değiĢen yaĢam Ģekilleri, "Etik" kapsamında değerlendirilmiĢtir. Böylece Madagaskarlı gelecek nesillerin "ÇevrelenmiĢ" oldukları savunulmuĢtur. Siyasal Finans Teorisi, ÇESĠ Modeli kapsamında, siyaset ve finans arasındaki bağlamı açıklamaktadır. Dolayısıyla bu model siyasal ve finansal karar alıcılar için bütüncül bir karar alma mekanizması sağlayabilir.
Politik bölünmüşlüğün kamu maliyesi açısından değerlendirilmesi
Hükümet faaliyetlerinin finansmanı için gerekli olan enstrümanların seçimi, maliye politikası kapsamının oluşturulması, makroekonomik denge tesisi ile sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması politik aktörler tarafından gerçekleştirilir. 1970'li yıllarda meydana gelen krizler nedeniyle hükümetler tarafından yapılan vergi ve harcama politikalarının bir optimizasyon ve istikrar amacı güdüp gütmediği tartışma konusu olmuştur. Bu durum, maliye politikasının oluşturulmasında ve uygulanmasında politik bölünmüşlüğün önemini vurgulayan çalışmalara yol açmıştır. Bu çalışma, 22 OECD ülkesine ve 1995-2014 dönemine ait veriler yardımıyla oluşturulan panel veri analiz yöntemi ile politik bölünmüşlüğün kamu maliyesi üzerindeki etkisini araştırmaktadır. Politik bölünmüşlük temel olarak sayısal bölünmüşlük, ideolojik bölünmüşlük, kurumsal-yöntemsel bölünmüşlük ve zaman açısından bölünmüşlük şeklinde incelenmiştir. Çalışma, politik bölünmüşlüğün bütçe dengesi üzerinde negatif bir baskı oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Panel veri analizi yöntemi ile elde edilen ampirik bulgular incelendiğinde, iki veya fazla partiden oluşan koalisyon hükümetlerinin, azınlık hükümetlerinin ve geçici hükümetlerin, tek parti hükümetlerine göre kamu gelirlerinin tahsisi konusunda daha başarısız olduğu ve söz konusu hükümetlerin kamu harcamalarını arttırma eğilimi gösterdiği görülmektedir. . Kabinedeki bakan sayısında meydana gelen artışların kamu gelirleri üzerinde nispeten de olsa bir azalışa ve kamu harcamaları üzerinde bir artışa neden olduğu ifade edilmektedir. Ayrıca, bakan sayısının artması, bakanların taleplerinin koordine edilmesini zorlaştırdığı ve bu durumun bütçe üzerinde olumsuz etkiler yarattığı sonucuna varılabilir. Çalışma, merkez görüşlü partilerin çoğunlukta olduğu bir hükümetin, sol ve sağ görüşlü hükümetlere nazaran kamu maliyesi açısından daha disiplinli olduğunu ortaya koymuştur. Son olarak, çalışmada, erken seçim, başbakanın istifası, askeri darbe veya hükümet içinde yaşanan anlaşmazlıklardan dolayı hükümet sürelerinde yaşanan kesintilerin bütçe açıklarını arttırdığı gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kamu Maliyesi, Politik Bölünmüşlük, Bütçe Açıkları, Kamu Tercihi Teorisi, Panel Veri Analizi.
Konut piyasasının ekonomi politiği: Gaziantep vakası
Bu tez çalışması kapitalist üretim biçiminin egemen olduğu toplumlarda konut piyasasının işleyişini ve onun sermaye birikim süreçleriyle ilişkisini anlamaya çalışmak için yapılmıştır. Bu alandaki toplumsal, ekonomik ve politik güç ilişkileri ekonomi politik içerisindeki değer ve rant teorileri gibi temel tartışma alanları üzerinden değerlendirilmiştir. Bu çerçevede tezin örneklemi sanayileşen ve göç alan bir şehir olan Gaziantep'te faaliyet gösteren inşaat firmaları, meslek kuruluşları ve büyükşehir belediyesi oluşturmaktadır. Yapılan görüşmeler aracılığıyla şehirdeki arsa ve konut piyasasını etkileyen dinamikler, rantı ortaya çıkaran faktörler, sanayi ve inşaat sektörleri arasındaki etkileşim gibi hususlar tahlil edilmeye çalışılmıştır. Söz konusu faillerin konut piyasasında bulunma saikleri, bu piyasanın üretim, finansman ve satış gibi aşamalardan oluşan işleyiş mekanizmasını görüşmeler vasıtasıyla anlamak, bunların ortaya çıkardığı kâr ve ranta dayalı güç ilişkilerini ortaya çıkarmak hedeflenmiştir. Bu doğrultuda çalışmada temel bir ihtiyaç olduğu aşikâr olan konutun fiyat oluşumlarını etkileyen ekonomi politik faktörler Gaziantep gibi nüfusu 2 milyonu aşan, sanayi ve ticari sermaye birikiminin belirli bir gelişkinliğe ulaştığı bir şehir örneği üzerinden tahlil edilmeye çalışılmıştır.
Çevrimiçi dijital oyunların ekonomi politik yaklaşım çerçevesinde incelenmesi: Sanalika örneği
Bu çalışmanın temel düşüncesi dijital oyunlardan biri olan Sanalika'nın nasıl bir ekonomi oluşturduğu ve bu oluşturduğu ekonomiyi kapitalist tüketim ve tüketici kültürünü de ele alarak ekonomi-politik yaklaşım çerçevesinde incelemektir. Bu düşünce yönünde Sanalika oyuncularının oyun içerisinde nasıl bir ticari alıverişte bulundukları, oyuncuların tüketici davranışları, oyun içerisinde kurulan çevrimiçi iletişim ve oyunun kullanıcıların sosyal hayatlarına ekonomik açıdan nasıl etki ettiği yönünde hem gözlem hem yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Çalışmanın doğasına daha uygunluk göstereceği düşüncesiyle nitel bir yöntem kullanılmış, araştırma netnografi ile desteklenmiştir. Çalışmada ölçüt örneklem modeli ile kıstasları belirlenen 20 Sanalika oyuncusu ile yarı yapılandırılmış görüşme yapılmış, bu görüşme neticesinde elde edilen bilgileri betimsel teknikle analiz edilmiştir. Analiz sonucunda temalar oluşturulmuştur. Araştırma sonucunda dijitalleşmeyle ortaya çıkan yeni medyanın ve onun bir unsuru olan dijital oyunların dijital ekonomide önemli bir yer edindiği, Sanalika'nın dijital ekonomi olgusuyla paralel bir doğrultuda ilerlediği ve kapitalist düzen içerisinde bir ticari pazar oluşturduğu ortaya çıkmıştır. Sanalika'nın oyun içerisindeki mikro işlemler ile tüketimi canlı tutuğu, tüketiciyi gerçeklik algısından uzaklaştırarak olumsuz bir yönde etkilediği görülmüştür. Son olarak da sosyal etkileşim, haz, beğenilme, gerçeklerden uzaklaşma, boş zaman doldurma, memnuniyet ve ekonomi gibi nedenlerin oyuncuların mikro işlemde bulunma sebepleri ile sanal öğeleri satın alma davranışları arasında olumlu bir bağın olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Ekonomi Politik, Tüketim, Dijital Oyunlar, Dijital Ekonomi, Yeni Medya
Yeni dönem Türk sinemasının ekonomi politiği: Yönetmen odaklı sinemadan yapımcı odaklı üretim mekanizmasına
Sinema, 19. yüzyılın sonlarındaki keşfinden bu yana yaşamımızın çok önemli bir parçası olmuştur. Güzel sanatların; resim ve heykel, müzik, tiyatro, dans, edebiyat, mimari gibi geleneksel dallarından sonra ortaya çıkıp, tüm bu dallardan yararlanması sebebiyle yedinci sanat adını almıştır. Sinemanın doğuşu; Lumiere Kardeşler'in, kendi keşifleri olan ve patentini almış oldukları sinematograf cihazı ile 28 Aralık 1895'te Paris'te bulunan Salon Indian Du Grand Café'de halka açık ve biletli gerçekleştirilen ilk özel gösterim olarak kabul edilir. Bu ilk gösterimde halkın yoğun ilgisi ve tepkileri doğrultusunda sinema, güncel teknolojilerle her geçen yıl daha da geliştirilip günümüzde bir endüstri halini almıştır. Bu dönemde filmlerin üretimi iş birliği usulüyle yapılırken bugün, küreselleşme ve pazarın genişlemesi gibi etkenlerle üretim, dağıtım ve gösterim süreci kural ve prensiplere dayanan, alanında uzmanlaşmış maaşlı işgücü tarafından üretilen ürünlere dönüşmüştür. Öte yandan sinema, bir sanat dalı olarak ele alındığında ilk gösterimden bu yana geçen zaman içerisinde pek çok kuram, akım ortaya çıkmıştır. Auteur kuramı (yönetmen sineması) da bunlardan biridir. Bu çalışmada; ele alınan örneklemler ekonomi politik yaklaşım çerçevesinde karşılaştırmalı olarak analiz edilip, sinemamıza olan etkileri ortaya konmuştur. Araştırmanın evrenini, yeni dönem Türk sineması kapsamında, yapımcı odaklı sinema filmleri ve yönetmen filmleri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi olarak, yapımcı Mustafa Uslu ile Ayla filmi ve yönetmen Nuri Bilge Ceylan ile Üç Maymun filmi seçilmiştir. Araştırma yeni dönem Türk sinemasını kapsamaktadır. Buna bağlı olarak örneklemler doğrultusunda yeni dönem Türk sineması ile sınırlıdır. Veri toplama aracı, nitel bir çalışma olduğundan literatürde daha önce eleştirel ekonomi politik, sinemanın ekonomi politiği ve Türk sinema tarihi konusundaki çalışmalar incelenerek, Ayla ve Üç Maymun filmleri eleştirel ekonomi politik bağlamında, yapımcı ve yönetmen sisteminin sinemamıza etkileri karşılaştırma yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırmada ulaşılan sonuçlara göre, Türk sinemasının, yapımcı odaklı üretim mekanizması tarafından tehdit altına girdiği görülmektedir. Türk halkının zaaflarına yönelik dramatik ve acıklı hikâyeler, daha çok izleyici çekebilmek dolayısıyla gişe getirisi elde edebilmek adına gerçeğinden saptırılmış ve çeşitli yanıltıcı reklam kampanyalarıyla sunulmuştur. Amaç sanat yapmaktan çıkıp, ekonomik kaygılara dönüşmüştür. Anahtar Kelimeler: ekonomi politik, sinema, yapımcı, yönetmen
Türkiye ekonomisinde Erbakan modeli ve D-8 teşkilatı
Bu tez çalışmamızda 54. Hükümetin Başbakanı, ilim ve fikir adamı Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın siyasi ve ekonomik projeleri ve bu projelerinin Türkiye ekonomisine genel etkileri incelenecektir. Yakın siyasi tarihimizde 42 yıllık siyaset hayatı ile önemli yer edinen Necmettin Erbakan'ın Türkiye ile birlikte 8 Müslüman ülkenin ekonomik olarak kalkınması için kuruluşuna öncülük ettiği D-8 Teşkilatı çok yönlü bir yaklaşım ile incelenecektir. D-8 Teşkilatı gelişmekte olan Türkiye, Nijerya, Mısır, Pakistan, Endonezya, İran, Malezya ve Bangladeş'ten oluşmaktadır. Bugünü anlayabilmek ve geleceğe dair mantıklı öngörülerde bulunabilmek, geçmişi doğru bir şekilde anlamaktan ve gereken dersleri almaktan geçmektedir. Bu doğrultuda Türkiye'nin iç ve dış kaynaklı yaşadığı siyasi, ekonomik, sosyal gelişmeleri ve bu gelişmelere etki eden faktörleri çok boyutlu incelemek gerekmektedir. Tez çalışmamızda Necmettin Erbakan'ın kapitalist ekonomi sistemine karşı oluşturmak istediği Adil Düzene dayalı İslam ekonomisi modeli ile bu modelin uluslararası ayağını oluşturan ekonomik ve siyasal nitelikler taşıyan D-8 Teşkilatı incelecektir. Bir sanat eserini tanımlamaya, anlamlandırmaya çalışır iken ilk dikkat çeken olgulardan biri eserde sanatçısından ve sanatçının içinde bulunduğu toplumdan taşıdığı izlerdir. Bu doğrultuda tez çalışmamızda Türkiye ekonomisinin dönemlerine, dönemlere etki eden faktörlere ve D-8 Teşkilatının kurucusu Necmettin Erbakan'ın hayatına çalışmamızda yer verilmiştir. ANAHTAR KELİMELER:Türkiye Ekonomisi, Necmettin Erbakan, D-8 Teşkilatı, Adil Ekonomik Düzen, Sömürgecilik
Kapitalizmde ekonomi-dışı zorun somutluklarından biri olarak ceza siyaseti
Kapitalizmde, kendinden önceki toplumsal biçimlerden farklı olarak ekonomik alan ve siyasal alan birbirinden biçimsel olarak ayrılmış, siyasal olan ise siyasal alan içinde sınırlandırılarak yeniden tanımlanmıştır. Gerçekliğin, siyasal alanın verili sınırları içinden açıklanma çabası, bir taraftan ekonomik alanın siyasallığın dışında konumlandırılmasına, öte taraftan üretim ilişkilerinin ekonomik alan içinde ve ekonomik zor temelinde işlerliğinin devamlılığını sağlayan ekonomi-dışı zorun, toplumsal içeriğinin açıklanamamasına ve daha ötesi tüm toplumun çıkarı için var olduğu iddialarına yol açmıştır. Ekonomi-dışı zorun somutluklarından biri olarak ceza siyaseti ise siyasal alanın söz konusu sınırları içinde, toplumsallıktan kopuk ve kendinden nedenli bir açıklama biçimiyle mistifiye edilmiştir. Söz konusu açıklama biçimi, hem kapitalizm hem de kapitalist toplumsal biçimdeki ceza siyaseti üzerine toplumsal bir içerik barındırmayan; üretim biçimini ve ceza siyasetini doğallaştıran, tarih-üstü ya da tarihin izlemesi gereken çizginin sonu olarak konumlandıran bir yaklaşıma sahiptir. Bu çalışmada, hem kapitalizm hem de ekonomi-dışı zorun somutluklarından biri olarak ceza siyaseti; kapitalist toplumsal biçimde, üretim araçları mülkiyetini elinde bulunduran sınıf ve emek gücü dışında bir şeye sahip olmayan sınıf eksenindeki toplumsal antagonizma zemininde, üretim biçiminin siyasal olan ve ekonomik olanın birlikteliğinde işleyişi ortaya konulmaya çalışılarak, maddi, tarihsel ve toplumsal temelleri üzerinden bütünlüklü bir yaklaşımla tartışılmıştır.
Türkiye ekonomisinin anayasal iktisat açısından analizi
ÖZET Siyasi iktidarların ekonomi politikalarını istedikleri şekilde oluşturabilme yetkinlikleri, ekonominin politize olmasma neden olmaktadır. Kamu kaynaklarının popülizme ram olması da kamu ekonomisinde israfın, keyfiliğin ve verimsizliğin artmasına sebebiyet vermiştir. Siyasi iktidarların ekonomi üzerindeki sınırsız yetkinlikleri ve kamu ekonomisindeki keyfilikleri, piyasa ekonomisinin de politik konjöktürlere göre dalgalanmasına ve kamu ekonomisinden piyasa ekonomisine yansıyan sorunların nitelik ve nicelik olarak artmasına neden olmaktadır. Yapılan çalışmada Türkiye'deki temel ekonomik sorunun popülizmin iktisat politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında son derece etkin olması ve parasal-mali disiplinsizliğin varlığı olduğu sonucuna varılmıştır. Çok partili parlamenter sistemde olması gereken politik rekabetin kamu kaynaklarından yararlanma açısından da uygulanması gerçeği, demokrasinin gereği gibi uygulanmamakta olduğunu göstermektedir. Kısacası; Türkiye ekonomisindeki bütün sorunların, temel sorun olan "Demokratik Yozlaşma ve Siyasal Yolsuzluklar''' dan kaynaklanmakta olduğu anlaşılmıştır. Teorik açıklamalar ve istatistiksel hesaplamalarla ispat edilen bu gerçek, Türkiye ekonomisinde özellikle çok partili parlamenter sisteme geçildikten sonra seçim dönemleri öncesi ve sonrasında uygulanmış olan iktisat politikalarının politik hesaplara uygun bir biçimde gerçekleşerek ekonomideki parasal ve mali disiplinsizliklerin arttırmasıyla piyasa ekonomisinde genişleme ve daralmaları ve kronik ekonomik sorunları doğurmuş olmasından açıkça anlaşılmaktadır. Bu çalışmada, öncelikle sorunların ne olduğu üzerinde durularak bu sorunların ne kadarının popülizmden ve parasal-mali disiplinsizlikten kaynaklandığı konusu irdelendikten sonra seçim ekonomisi ve politik konjöktür hareketleri açısından konu ele alınmıştır. Sorunun teşhisi tamamlandıktan sonra çeşitli çözüm önerileri üzerinde durulmuştur. Özünde demokrasinin gereği gibi işlemesinin, siyasi iktidarların ekonomi politikalarının belirlenmesindeki mutlak yetkinliğinin anayasal yollarla sınırlandmlmasının ve parasal-mali disiplinin sağlanması yanında anayasal yollarla alınması zaruri olan bir takım anayasal önlemler üzerinde durulmuştur. tC YÜKSEKÖĞRETİM KORULU nOKÛMANTASYON MERKEZ&,
Türk savunma sanayinin politik ekonomisi: Devleti geri getirmek
Savunma sanayinin politik ekonomisinin ihmal edilmiş bir alan olduğunu söylemek güç olsa da savunma sanayi özelinde devlet ile piyasa arasındaki ilişkinin üretim ilişkileri temelinde açıklanmasının bir ihtiyaç olduğu gözlemlenmiştir. Dolayısıyla öncelikli olarak üretim ilişkilerine dair bir değerlendirme yapılarak bu çerçeve içerisinde devletin rolünün açığa çıkarılması gereklilik halini almıştır. Bu kapsamda küresel üretim ilişkileri ve bu ilişkileri içerisinde devletin rolüne ilişkin Küresel Üretim Ağları Yaklaşımı'nın esas edinildiği bir çizgi takip edilirken Poulantzas'ın devlet kuramı, kurulan teorik yapının temel harcı olmuştur. Üretim ilişkileri esas edildiğinde küresel olarak bir hiyerarşinin kurulduğu ve yeniden üretildiği gözlemlenmektedir. Bahsi geçen bu hiyerarşinin kurulmasında ve yeniden üretilmesinde özellikle ABD'nin oynadığı rolü göz ardı etmek mümkün değildir. Bununla birlikte ABD'nin bu "istisnai" durumunu küresel kapitalizm açısından oynadığı rolden ayrı düşünmek gerekmemektedir. Çalışma kapsamında ABD'nin bu niteliğinin ortaya konulması için ise Panitch ve Gindin'den faydalanılmaktadır. Sonuç olarak bu çalışma ile devlet-piyasa ilişkisinin niteliğinin neticesi olarak savunma sanayinin istisnai bir durum arz etmediği vurgulanmaktadır. Buna ek olarak savunma sanayinin küresel kapitalizmin ihtiyaç duyduğu hiyerarşinin kurulmasına ve yeniden üretilmesine sağladığı katkı dolayısıyla ABD'nin küresel kapitalizm içerisinde rolünün devamı açısından işlevsel olduğu iddia edilmektedir. Ayrıca üretim ilişkileri açısından ele alındığında Türk savunma sanayinin tarihsel olarak, küresel üretim ağına dâhil olduğu böylece tesis edilen hiyerarşinin kurulmasına ve yeniden üretilmesine katkı sağladığı ortaya konulmaktadır.
Türkiye'de geleneksel gazetecilik anlayışına alternatif bir yaklaşım: internet gazeteciliği
Yeni bir iletişim teknolojisi olan internet, günümüzde pek çok alanda olduğu gibi medya ve gazetecilik alanında da kullanılmaya başlamıştır. İnternetin gazetecilik alanında kullanılması, bu alanda egemen olan ana akım medya devlerine karşı alternatif bir medya ortamı yaratıp yaratamayacağına yönelik tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Buradan hareketle bu çalışmada, Türkiye'deki internet gazetelerinin ana akım medya karşısında alternatif olabilme potansiyelinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, Türkiye'de faaliyet gösteren ana akım basılı gazetelerin internet versiyonları ile herhangi bir gazeteye ya da büyük bir medya şirketine ait olmayan internet gazeteleri; haberin üretim biçimi, içeriği, kaynakları ve işleyişi bakımından karşılaştırılmıştır. Eleştirel ekonomi politik bakış açısının temel alındığı çalışma sonunda, internet gazetelerinin kapitalist bir piyasa sistemi içinde faaliyet gösterdiği, ana akım medyanın internet alanında da egemen olduğu, bu nedenle internet gazetelerinin ana akım medyaya ve onların internet versiyonlarına alternatif olabilme potansiyelinin oldukça düşük olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ekonomi Politik, Ġnternet, Yeni ĠletiĢim Teknolojileri, Gazetecilik,Ġnternet Gazeteciliği, Ġnternet Gazeteleri, Yeni Medya, Alternatif Medya.
Türkiye'de ekonomi basınının ekonomi politik yapısı ve içeriğe etkileri: Ekonomist ve Para dergisi örneği
İlk çağlardan bu yana ekonomiye ilişkin bilgiye ulaşabilmek ve bu bilgileri paylaşabilmek bireyler için oldukça önemli olmuştur. Günümüzde bireylerin ekonomiye ilişkin bilgi ihtiyaçlarını karşılayan ekonomi basını ise bu açıdan liberal toplumlarda önemli bir işlevi yerine getirmektedir. Batı'da coğrafi keşifler ile birlikte modern anlamda ekonomi basınının ilk örnekleri ortaya çıkmış ve zamanla basın türleri arasında çok önemli bir konuma gelmiştir. Ülkemizde ise 1980 sonrası gelişen neo-liberal politikalar, toplumda ekonomiye ilişkin bilgi ihtiyacını arttırmış ve ekonomi basını bu dönemden sonra hızlı bir gelişim göstermiştir. 1980 sonrasında neo-liberal politikaların bir sonucu olarak basında artan tekelleşme eğilimi ve kâr yönelimi bu dönemin parlayan yıldızı olan ekonomi basınının haber söylemlerinde de kendisini hissettirmektedir. Türkiye'de haftalık yayın yapan en yüksek tiraja sahip iki ekonomi dergisi olan Para ve Ekonomist dergilerinin bir yıllık süre zarfında yayınlarını ele aldığımız bu çalışmada ekonomi dergilerinin bağlı bulunduğu ekonomi politik yapının dergi içeriklerine yansıması Teun Van Dijk'ın söylem analizi yöntemi ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda ele alınan ekonomi dergilerinin esas görevleri halkı ekonomi konularında doğru ve tarafsız bilgilendirmek olmasına karşın içeriklerini bağlı bulundukları medya gruplarının ekonomik-politik çıkarlarına göre şekillendirdikleri, egemen söylemi yeniden ürettikleri, reklam içerikli haber üretimi ile halkı tüketime yönlendirdikleri ve haber metinlerini bu doğrultuda kurguladıkları görülmüştür.
Demokrasinin iktisadi teorisi: Türkiye için bir analiz
Siyasal etkinliklerin önemli iki aktörü vardır; siyasal partiler ve seçmenler. Politik süreçte alınan karar ve hedefler için seçmen davranışlarının iyi analiz edilmesi gereklidir. Bu davranışları yönlendiren sosyal ve ekonomik faktörler vardır. Sosyal faktörler kültür, eğitim düzeyi, cinsiyet vb. gibi bir çok etkeni içerirken ekonomik faktörler enflasyon, işsizlik, büyüme ve reel gelir gibi temel makroekonomik göstergeleri içerir. Bu davranışların makroekonomik performansa göre analiz edilmesine yönelik literatür, 1950'lere dayanır. Bu araştırmalarda, seçmenlerin oy davranışlarının hangi ekonomik ve sosyal faktörler tarafından belirlendiği analiz edilmektedir. Kamu Tercihi Teorisyeni Anthony Downs, 1957 yılında yazdığı ?Demokrasinin Ekonomik Teorisi (An Economic Theory of Democracy)? adlı eseriyle ekonomi-siyaset ilişkisini ortaya atan öncü araştırmacılardan biridir. Downs'un Rasyonellik Hipotezi ve bunu temel alan araştırmalarda kişisel çıkarlarını ön planda tutan ve geçmiş göstergeleri göz önüne alarak oy veren seçmenler işgücü veya enflasyon verilerini dikkate alırlar.Bu çalışmada, Downs'cu görüş esas alınarak Türkiye'deki politik süreçte seçmenlerin oy verirken hangi ekonomik ve sosyal değişkenleri dikkate aldıkları araştırılmıştır. Ulaşılabilen veri seti kapsamında yapılan bu çalışmada elde edilen bulgulardan, Türkiye'deki seçmenlerin bazı ekonomik değişkenlerde irrasyonel davrandıkları ve kısa dönemdeki etkilere göre hareket ettikleri yorumu yapılabilmektedir.
Bütçe açıklarının politik iktisadı: Türkiye örneği
Ülke ekonomilerinde günümüzde, seçim kaynaklı dalgalanmalar yaşanmaktadır. Politik iktisat literatüründe bu dalgalanmalar politik devresel (konjonktür) dalgalanmalar olarak adlandırılmaktadır. Literatürdeki bu kavram, iktidardaki politikacıların oylarını maksimize etmek ve yeniden seçilebilmek amacıyla, seçim öncesinde seçmenler üzerindeki refah hissini arttırmak yoluyla ekonomiyi kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeleri; yani maniple etmeleri demektir. Maniple ederlerken de ekonominin önemli göstergeleri olumsuz etkilenirler.Biz de bu çalışmamızda 1973- 2008 yılları arasında gerçekleşen genel ve yerel seçimlerde bütçe açıklarının politik devresel hareketlere neden olup olmayacağını ARDL modeli ile test edeceğiz..Çalışmamızda önce bütçe açığı kavramı ele alıp sonra politik devresel hareketleri teorisini ele alacağız. Daha sonrada Türkiye açısından durum; 1973- 2008 yılları arasında bazı makroekonomik verilerle ekonometrik bir model kullanılarak, test edilecek ve sonuçlar değerlendirilecektir.Anahtar KelimelerBütçe Açıkları, Bütçe Açıkları Nedenleri, Politik Devresel Hareketler, Seçim Dönemleri, ARDL
Neoliberal yapısal reformlar ve finansal kriz ilişkisi: Türkiye'de 2001 ekonomik krizi örneği
Turkey and many economies around the world have entered a comprehensive neoliberal restructuring process since 1980. In particular, international financial institutions have taken an important responsibility to make the neoliberal project possible in countries of various geographies. Likewise, neoliberalization movements in Turkey started and continued with the supervision of these institutions. The resulting economic program has had profound economic, social, and political consequences for Turkey. In general, considering the country's economic performance, political and social experiences, this experiment seems to have failed. The unmeasured liberalization and excessive deregulation movements carried out in the absence of a strong financial infrastructure and vital regulatory structures have dragged the country into an economic and political crisis. The corruption and wasteful environment created by the neoliberal state understanding also caused political collapses. Consequently, political and economic problems that fed each other led to twin crises in 2001. In this thesis, the development of this entire transformation process, the reasons for the failure of the country, and the responsible actors have been tried to be revealed. In this context, it has been determined that international financial institutions are as responsible as Turkish political actors. Our study includes analyzes that will set an example for the results of neoliberalization for developing countries such as Turkey.
Neoliberal politikaların Türkiye'de yazılı basını dönüştürmesi: Neoliberal habercilik düzeni
Neoliberal ideoloji, 1980 sonrasında dünya genelinde siyasal iktidarlara hakim olmasıyla devletleri, kurumları, şirketleri, toplumu ve bireyi dönüştürmüştür. Medya sektörü neoliberal politikalara en hızlı uyum sağlayan sektörlerin başında gelmiştir. Türkiye'de basın sektörünün "medya endüstrisi"ne evrilmesi ve neoliberal politikalar doğrultusunda dönüşüm süreci eşzamanlı olarak gerçekleşmiştir. Bu süreç Turgut Özal'ın iktidara geldiği 1980'lerde başlayıp 1990'ların sonunda tamamlanmıştır. Tezimizde Türkiye medyasındaki bu dönüşüm, hem dönemin tartışmaları üzerinden, hem de 1990'larda aktif olarak çalışan gazeteci kuşağının gözünden anlaşılmaya çalışılmıştır. Yapılan derinlemesine mülakatlar ve nitel analiz çalışmasıyla; medya kuruluşlarının neoliberal norm doğrultusunda yaşadığı dönüşüm, gazetecilerin birey olarak dönüşümü ve habercilik faaliyetinin değişim süreci ortaya konmuştur. Yapılan görüşmelerde, tezimizin ilk bölümünde neoliberal ideolojinin ne olduğu tartışmasında ortaya çıkarttığımız örüntülerin medya sektöründe var olup olmadığı, ne zaman, hangi koşullarda ortaya çıktığı belirlenmiştir. Tezimizin kavramsal çerçevesi, P. Dardot ve C. Laval'ın, neoliberalizmle ilgili kuramlarına ve R. Sennet'in sosyolojik analizlerine dayanmaktadır. Bunun yanısıra neoliberalizmin dünya çapında hakim olmasını sağlayan esnek üretim sistemlerinin yalın üretimle bağlantısı araştırılmış, bu üç ayaklı yaklaşımla özgün bir kavramsal çerçeve ortaya konmuştur. Türkiye'de 2001 ekonomik krizine kadar tamamlanan bu değişim sonucunda ortaya çıkan "Neoliberal Habercilik Düzeni"nin özellikleri, refah toplumunda, kitlesel medya döneminde geliştirilen ilkeler ve kurallarla hangi noktalarda çeliştiği incelenmiştir. Medya şirketlerinin yönetimi 1990'larda gazeteci-yöneticilerden profesyonel işletmecilere geçmiştir. Şirketlerin büyümesinde; halka açılmaların, yabancı ortaklıkların, borçlanma olanaklarındaki artış ve benzeri finansallaşma eğilimlerinin büyük etkisi vardır. Medya şirketleri, hızlı büyüme arzusu nedeniyle daha fazla medya dışı alana girme eğilimi göstermiştir. Bu nedenle enerji, bankacılık gibi alanlardaki düzenleme ve özelleştirmeler medya-hükümet ilişkilerini değişime uğratmıştır. Bu değişim sonucunda grupların ekonomik çıkarları ve borsa değerlerinin öncelikli olduğu bir medya yapısı ortaya çıkmıştır. Bu yapı giderek muhabirliğin ve gazeteciliğin değerini düşürerek, reklam, promosyon gibi gelir getirici faaliyetlerin öne çıkmasına neden olmuştur. Bu ortamda gazetecilerin bir kısmı da, hükümetle grup ilişkilerini sürdüren ayrıcalıklı bir sınıfa dönüşmüştür. Ortaya çıkan "Neoliberal gazetecilik çerçevesi" ile refah toplumunun "kitlesel medya" çerçevesi uyumsuzdur. Her ne kadar Herman ve Chomsky gibi yazarlar tarafından eleştirilse de refah toplumu modeli, belirli sınırlamaları olsa bile bir "demokratik pluralizme" dayanmaktadır. Oysa neoliberal yönetim anlayışı, devletin küçültülmesi ve piyasa normunun hakim olması için demokratik taleplerin sınırlandırılmasını gerektirmektedir. 1990'ların sonunda gelinen noktada neoliberal şirket modelinde örgütlenen ana akım medya kuruluşlarının artık habercilik alanına daha az kaynak ayırdıkları, organizasyon yapılarını haber üretiminden çok bilanço verilerini ve hisse değerlerini iyileştirecek şekilde düzenledikleri anlaşılmaktadır. Gazeteciler ise bu süreçte şirket yönetimlerindeki bu değişimden rahatsızlıklarını dile getirmekle birlikte, bu değişimi durduracak ya da yavaşlatacak örgütlenmeyi hayata geçiremediklerini belirtmektedir. Yaşadıkları bu değişim sonucunda görüştüğümüz kuşağın gazetecileri önce meslekten elenmiş, ilerleyen yıllarda da neoliberal norma uygun bir haberci kuşağı ortaya çıkartılmıştır.
Türkiye'de neoliberalizm ve gözetim: 1980'ler bankacılık sektörü reformunun uluslararası siyasi ekonomisi
This thesis analyzes the impact of various banking sector policy reforms in Turkey in the 1980s from the critical perspective offered by surveillance studies. I argue that, with the proliferation of retail banking services, data on the economic assets of individuals in Turkey became increasingly transmitted to the national and international data vortex, creating advantages for power centers that had access to this data. I show the power hierarchies at the bank, state, and international levels through a wide range of qualitative sources. Neoliberal reforms were leading society to consume more, as well as enabling the collection of data on an individual basis. At all levels of analysis, I have found that surveillance mechanisms were mainly used for two purposes: to ensure transparency necessary for the functioning of the economy and to reinforce existing hierarchies. While the latter target is less visible at the corporate level, I have observed that information is collected and disseminated at the state level to remind people of their consumer identity and at the international level to position Turkey within the global economic system.
Merkez bankacılığının yirmi yılı: Türkiye'nin politik ekonomisinde kurumsal değişim
This thesis argues that two seemingly conflicting theories of institutional change, the ones on critical junctures and the ones on gradual institutional change, are not mutually exclusive. Based on a qualitative research design and a single-country study, this thesis examines the two different periods of institutional change that the Central Bank of the Republic of Türkiye has gone through, first in 2001 and second after the 2010s. It compares and contrasts these two periods for comparative insights. Then, it makes a historical analysis of the latter change under four dimensions: principles, objectives, procedures, and instruments. I argue that these four dimensions have undergone four modes of change that are drift, conversion, layering, and displacement. It also compares the effects of endogenous constraints and exogenous pressures. The thesis ends with comparative insights that Türkiye is not a unique case.
İnternetin ekonomi politiği: Avrupa Birliği ve Türkiye üzerine bir inceleme
2000'li yıllar, internet ve bilgi teknolojilerindeki gelişmeler ve küreselleşme ile hem ekonomik hem sosyal anlamda pek çok gelişim ve değişimin başlangıcı olmuştur. Günlük yaşam üzerine de etkilerin gözle görülür olduğu bu dönemde, bilgi teknolojilerinin gelişimi ile ekonomik boyutta bir dönüşüm başlamıştır. Bu gelişmeler ışığında internet kullanımının ekonomik ve stratejik önemi artmıştır. Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki ilerleme ve gelişmelerin ekonomik boyuttaki etki alanlarını araştıran "yeni ekonomi" alanı bu doğrultuda ortaya çıkmıştır. İnternet ile oluşan yeni pazar ve rekabet ortamı sonucu ortaya çıkan "internet ekonomisi" de yeni ekonomi altında incelenmektedir. Hızla artan internet kullanıcı adetleri, beraberinde internetin ekonomik boyutunu daha da önemli hale getirmektedir. İnternet ekonomisi kavramı, internet ile ilgili ekonomik, politik ve sosyal faaliyetlerin tümünden oluşturmaktadır. İnternetin ekonomi politiği başlığı altında bilgi toplumunu anlamak önemlidir. Sınırları aşma konusunda bir devrim sayılan internet, yalnızca ekonominin değil, kültürel ve toplumsal alanın da küreselleşmesini sağlamıştır. Dijital dünyadaki ekonominin itici gücü olan elektronik ticaret (e-ticaret), internet ekonomisinin hızlı büyümesindeki en önemli etkenlerden biridir. İşletme yönetiminin yeni bir yolu olarak kabul edilen e-ticaret, internet ile birlikte günümüz ekonomilerinin en önemli unsurlarıdır. E-ticaretin kullanımında yaşanan artış, internet ekonomisinin, dünya ekonomisi içindeki payının artmasına yardımcı olmuştur. Çalışmada, internet ekonomisi kapsamında gelişen sosyal ve ekonomik politikalar Avrupa Birliği ve Türkiye için karşılaştırmalı olarak incelenmekte ve e-ticaretin gelişimi değerlendirilmektedir.
Güvenliğin özelleştirilmesinin Neo-Marxist analizi
There is an increase in the role played by non-state security actors in daily lives and in politics during the last three decades. Although a number of different questions and issues related to private security in different contexts are discussed within the existing literature, there is a lack of solid critical political economy analysis of the increasing role played by non-state security actors. This thesis examines the question of how we can understand or make sense of the increasing role played by non-state security actors from a critical political economy perspective. While examining this question, this thesis brings in a neo-Marxist approach by attending to the state-market-security nexus. By considering the privatization of security from a critical political economy perspective, this study focuses on capital accumulation at the global and local level through examining some Western and African countries. Additionally, the thesis makes a historical and contemporary analysis of privatization of security against the background of state's role in security field. In this way, this thesis emphasizes the need for going beyond the existing literature on privatization of security by considering the politics of security as a tool of order which legitimizes the power of the state in protecting capitalist accumulation and the hegemony of capital.
Özgürleşme olarak güvenlik çerçevesi yoluyla insan güvenliğinin yeniden inşası
This thesis provides a critical examination of Human Security through the framework of security-as-emancipation. Given the novelty and prominence of Human Security after the Cold War, it is argued that Human Security has yet to realize the promise of being human-centric toward individual agency and change. Accordingly, the subject matter of the thesis is to critically re-engage with the unfulfilled promise of Human Security. In this context, through comparing different perspectives offered by critical security studies, the thesis argues that the framework of security-as-emancipation paves the way for rethinking the promise of Human Security toward the reconstruction of Human Security by way of (1) problematizing contradictions within Human Security and (2) transforming Human Security into an emancipatory Human Security perspective. The problematization part lays bare the contradictory co-existence of both state-centrism and market-centrism within HS. Both state-centrism and market-centrism necessitates re-conceiving the role of the state as well the role of the market. In accordance with the contradictory aspects, the reconstruction of Human Security puts forward a novel stance on both political community in terms of the role of the state and political economy in terms of the role of the market. In conjunction with this, the thesis asserts that an emancipatory Human Security perspective could realize the promise of being human-centric toward individual agency and just change.
Rekabet Hukuku ve politikasının uluslararasılaşması
With the internationalization of anticompetitive business activity, national competition laws and policies proved to be insufficient to protect competition in free markets. To cope with the problems created by international anticompetitive conduct, states and/or national regulators started to take part in various arrangements concerning the issue. Today, there are different forms of internationalization of competition law and policy such as extraterritorial application of domestic laws and policies and certain cooperation and convergence mechanisms. Moreover, various actors take part in the process: states, regulators, international organizations, firms etc.This thesis aims to analyze the important factors of internationalization of competition law and policy so that the reasons behind the current state of the internationalization process can be understood. Furthermore, four main International Political Economy theoretical perspectives are utilized to provide a new insight for and a further understanding of internationalization of competition law and policy.