Social life
320 theses under this subject heading
17. yüzyıl başına ait şer'iyye siciline göre Tekirdağ'da sosyal ve ekonomik hayat: Kaynak ve değerlendirme
Şer'iyye sicilleri Osmanlı Tarihinin en önemli arşiv kaynaklarından birisidir. Bunlar Osmanlı toplumunun iktisadi, sosyal ve hukuki hayatını, adet gelenek ve göreneklerini toplumsal hayatını en iyi şekilde bize aktaran kaynaklardır. Bu kayıtlar, halkın talepleri, devlet merkezi ile olan yazışmalar, fermanlar, beratlar vs. gibi konulara ait bilgilerin yanı sıra, bölgede yetişen ürünler, köle-cariyeler, vakfiyeler ve aile hayatı gibi konuları da içermektedir. Tezimiz, Rodosçuk'a ait 1531 numaralı Rodosçuk Şer'iyye Sicili'nin çeviri ve tahlilini içermektedir. Bunun yanısıra şer'iyye sicillerinin Osmanlı Tarihi'ndeki yeri ve Rodosçuk'a dair genel bir bilgi de çalışmanın başında verilmiştir. 56 varak 112 sayfadan oluşan bu tarihi kaynak, H. 995-998, 1033 (M. 1586-1589, 1623-1624) yılları arasındaki dönemi kapsamaktadır. Tezimizde, 1531 numaralı Rodosçuk Şer'iyye Sicili aracılığıyla Rodosçuk'un idari, sosyal, ekonomik ve kültürel durumunun aydınlatılmasına katkı sağlamaya çalışılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: OSMANLI, RODOSÇUK, MAHKEME, GAYRİMÜSLİM, KADIN, KÖLE
1647 Nr. Şer'iyye Sicilinin ışığında Lale Devri'nin ilk yıllarında Tekirdağ (1721-1724)
Osmanlı Devleti arşiv kaynaklarının başında yer alan şerʻiyye sicilleri, bir mahkeme defteri işlevi görüyor olsa da, aynı zamanda Osmanlı halkının sosyal, ekonomik, idari ve etnik yapısı hakkında önemli bilgiler ihtiva etmektedir. İdari yazışmalar olan ferman, mektup ve berât gibi önemli belgelerin kopyalarının da kaydedildiği şerʻiyye sicilleri; özellikle sosyal tarih, şehir tarihi ve dönem tarihi çalışmaları için vazgeçilmez kaynaklardandır. XVIII. yüzyılın başları Osmanlı Devleti'nde "Lale Devri" olarak adlandırılan dönemdir. Bu dönem özellikle merkez yani İstanbul'da; zevk, sefa, eğlence ve lüks tüketiminin arttığı bir dönem olmuştur. Aynı zamanda da Batı Dünyası'nın teknolojik ve askeri başarıları merak edilmeye başlanmış, Avrupa ülkelerine elçiler gönderilmiş ve böylece Osmanlı Devleti'nde yenileşme ya da yenilenme hareketlerine öncülük edilmiştir. Yüksek Lisans tezi olarak yaptığımız bu çalışmada, 1647 numaralı Rodoscuk Şerʻîyye Sicilini ana kaynak olarak kullanarak, Rodoscuk yani Tekirdağ'ın 1721-1724 yılları arasındaki dönemin tarihçesine ışk tutmaya çalıştık. Osmanlı Devleti'nde yaşanan Lale Devri'nin Tekirdağ'ın sosyal, kültürel ve iktisadî hayatına etkisini incelemeyi amaçladık. ANAHTAR KELİMELER: Osmanlı, Lale Devri, Mahkeme, XVIII. Yüzyıl, Tekirdağ
Şeybani Han Divanı'nda sosyal hayat unsurları
Bu çalışmada, Şeybânî Han Divanı'nda sosyal hayat unsurları incelenmiştir. Divan, 16. yüzyıl Çağatay edebiyatının önemli eserlerinden biri olup, dönemin edebi anlayışını yansıtmanın yanı sıra Orta Asya'nın sosyal, kültürel ve siyasi yapısına dair önemli bilgiler sunmaktadır. Günümüze ulaşan tek yazma nüshası, İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi 3. Ahmed Kütüphanesi'nde bulunmaktadır ve hem sanatsal hem de tarihsel değeriyle dikkat çekmektedir. Eserde aile ve sosyal ilişkiler, aşk ve sevgi, savaş ve zafer gibi temalar işlenirken, doğa tasvirleri de önemli bir yer tutmaktadır. Şeybânî Han, şiirlerinde halkın yaşadığı ekonomik sıkıntıları, dostluk ve komşuluk ilişkilerini, savaş meydanlarında kazandığı zaferleri ve kişisel kayıplarını içten bir dille anlatmıştır. Geleneksel divan şiiri anlayışının ötesine geçerek, tarihi olayları ve toplumsal konuları şiir formunda aktarmıştır. Aynı zamanda kendisini İslam'ın savunucusu olarak görmüş, ancak katı dindarlığa karşı çıkmış ve tasavvufi düşüncelere açık bir bakış açısı sergilemiştir. Divan'daki dini unsurlar, ibadet, tevekkül ve Hz. Muhammed sevgisi etrafında şekillenmiştir. Allah'a mutlak bağlılık, O'na kulluk etmenin insanın gerçek yüceliği olduğu düşüncesi şiirlerde vurgulanmıştır. Hz. Muhammed'e duyduğu derin sevgi, onun kainatın varlık sebebi olduğu inancıyla işlenmiş, bu bağlamda Miraç Kandili, Mevlid Kandili ve Nevruz gibi kutsal günler de özel bir yer tutmuştur. Nevruz, doğanın yeniden canlanışıyla manevi arınma ve yenilenmenin simgesi olarak ele alınmış, Şeybânî Han bu günü ayrılık acısını hafifletmek ve umut tazelemek için bir fırsat olarak görmüştür.
Avrupalı seyyahların gözünden Babürlü Sultanı Cihangir döneminde içtimâî hayat
Babür Şah, 1526 yılında Babürlü Devleti'ni kurmuştur. Babür'ün oğlu Hümayun'un döneminde, 1540-1555 yılları arası Babürlüler Hindistan'ı kaybetmiş olsalar da, daha sonra egemenliklerini yeniden tesis etmişlerdir. Hümayun'un oğlu Ekber dönemi, Babürlü devletinin siyasi, askeri, idari, dini, kültürel ve içtimai yönlerden pekişmesi ve Hindistan'da sağlam temellere dayanması anlamına gelmektedir. Çalışmamızın ana konusu olan Babürlü tarihinin Cihangir dönemi, Ekber döneminde gerçekleştirilen reform ve düzenlemelerin devlet ve toplum nezdinde yansımalarının en iyi şekilde görülebildiği bir devri teşkil etmektedir. Bundan başka Cihangir dönemi Avrupalı seyyahların ticari kaygılarla Hindistan'a akın etmeye başlamaları sebebiyle de ayrı bir önem taşımaktadır. Hazırladığımız bu tezde Hindistan'ı ziyaret etmiş olan yabancı seyyahların Cihangir devri içtimaî hayatına dair görüşleri ve notları değerlendirilmiştir. Thomas Roe, Edward Terry, Francisco Palsaert, William Hawkins, William Finch, Thomas Coryat, John Jourdain, Pietro Della Valle, Joannes De Laet, Fernao Guerreiro, Joseph De Castro gibi Avrupalı seyyahların eserlerinin yanı sıra Cihangirname, Babürname, Hümayunname gibi hatıratlar da kullanılmıştır. Çalışma, giriş bölümü haricinde üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında tezin konusu, amacı, önemi ve yöntem belirtildikten sonra çalışmada kullanılan kaynaklar verilmiş ve Cihangir'in ölümüne kadar olan Babürlü Devleti'nin siyasi olayları aktarılmıştır. Tezin birinci bölümü, Babürlü ülkesinin genel yapısını ihtiva eden coğrafya, iklim, ticaret ve şehirler ile sürdürülmüştür. İkinci bölümde; din, suçlar-cezalandırmalar, sosyal devlet anlayışı, doğum, eğitim, evlilik, ölüm, giyim-kuşam ve yemekler üzerinden Cihangir dönemi toplumu anlaşılmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise Cihangir döneminde gerçekleştirilen törenler, şenlikler, bayramlar ve eğlenceler hakkında bilgi verilmiştir. Durbar, darşan, tartı merasimi, nevruz, hayvan güreşleri, av, bayramlar, çeşitli oyunlar ve diğer birtakım eğlenceler üçüncü bölümde ele alınan konulardan bazılarını oluşturmaktadır. Çalışmamızın sonucunda yabancı seyyahların eserlerinin Cihangir dönemi içtimai hayatının aydınlatılmasındaki önemi ortaya konulmuştur. Ayrıca Babürlülerde dinamik ve çok kültürlü bir sosyal hayatın mevcut olduğu anlaşılmıştır. Özellikle Türk, İslam ve Hinduizm kültürlerinin bir araya gelmesi ile bir Babürlü kültürü meydana gelmiştir.
Demokrat Siirt gazetesine göre Siirt (1953-1961)
Yerel gazeteler bir vilayette yaşanan önemli olayları konu alması nedeniyle o vilayet hakkında geniş çaplı bilgiye erişme imkanlarından birini oluşturmaktadır. Bu bağlamda vilayet gazeteleri şehirlerin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısıyla ilgili önemli veri kaynakları olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmanın amacı, Siirt'in ekonomik, sosyal ve kültürel yapısını Demokrat Siirt Gazetesi ışığında tespit etmektir. Çalışma 1953-1961 yılları arasını kapsamaktadır. Demokrat Siirt gazetesine ilişkin arşiv verileri Beyazıt Devlet Kütüphanesinden elde edilmiştir. Elde edilen verililer doküman analizi tekniğiyle incelenmiştir. Belirlenen amacına uygun olarak yürütülen çalışmada 1953-1961 yılları arasında Siirt'in yol, su ve elektrik problemlerinin ekonomik ve sosyal hayatı olumsuz etkilediği tespit edilmiştir. Bu dönemde yapılan çalışmalar ve yatırımlar neticesinde çözüme kavuşturulan bu sorunlarla ilgili gelişmeler Demokrat Siirt gazetesi çerçevesinde ele alınmıştır.
Siirt Gazetesi'ne göre Siirt'te siyasi, sosyal ve iktisadi hayat (1937-1950)
Bu araştırma; Siirt İlinin 1937-50 yılları arasında siyasi, sosyal ve iktisadi hayatında yaşadığı olaylar üzerine odaklanmıştır. Bu bağlamda ağırlıklı olarak Siirt Gazetesi'nin 1937-1950 yılları arasındaki haberleri referans olarak alınmıştır. Bu haberler kendi içinde sınıflandırılarak Siirt'in siyasi, sosyal ve iktisadi hayatına dair gelişmeler ve değişimler özel başlıklar ile detaylandırılmıştır. Siirt Gazetesi'nin basım aşamasına gelinceye kadar, basının Ülkemizdeki evreleri ve yaşadığı süreçler de ele alınarak yerel basın hayatının temelleri irdelenmiştir. Bahsi geçen yıllar arasında ülke genelinde yaşanan seçimler ve Siirt'ten seçilen milletvekilleri ile bu vekillerin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Siirt adına yaptığı faaliyet ve konuşmalara da yer verilmiştir. Cumhuriyetin kurulması ile başlayan yeni yönetim anlayışının Siirt özelindeki yansımaları ve halkın yaşantısı haber başlıkları ve köşe yazıları eşliğinde incelenmiştir. Bu yıllar arasında Siirt'in bir resmi çekilmiştir. Bu bağlamda İlin siyasi kimliği ve vekilleri ile seçim sisteminin değişmesi ile siyasette yaşanan değişim tespit edilmiştir. İlin halkevleri faaliyetleri ve halkevlerinin bu süreçte üstlendiği misyon ortaya çıkarılmıştır. Bunların yanı sıra İlin Çocuk Esirgeme Kurumu faaliyetleri, İlde yaşanan deprem ve verilen tepkiler, elektrik, radyo ve sinemanın şehre gelişi ve gelişimi ile bu konularda yaşanan sıkıntılar, hayvancılık durumu, kaçakçılık ile mücadele faaliyetleri, şehir kadın faaliyetleri, ulaşım, yol ve kaldırım durumu, milli bayram kutlama programları, tarım ve bağcılık, un fabrikası, posta sıkıntısı, temizlik ile ilgili yaşananlar, il genelinde temininde güçlük çekilen mallar, tren meselesi, Siirt battaniyesi ve kuyuları başlıkları altında İl hakkında detaylı bilgi verilmiştir. Bu çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan tarihi doküman analizi tekniği kullanılmıştır. İncelenen konuya ilişkin birinci ve ikinci elden kaynaklar temin edilmiş ve bu dokümanlar analiz edilmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda; Siirt İlinin yeni kurulan bir il olması hasebiyle çeşitli sorunlar yaşadığı ve bu sorunları bertaraf etmek üzere kamu-özel işbirliği ile çeşitli faaliyetlerin ve icraatların yapıldığı görülmüştür. Bu vesile ile günümüz Siirt İlinin siyasi, sosyal ve iktisadi manada geldiği noktayı yorumlamak için o günün şartlarının bilinmesi ve incelenmesi bakımından bu çalışma önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Siirt, Siirt Gazetesi, Basın.
Üretim işçisi evli kadınların iş ve sosyal yaşamlarının toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısıyla incelenmesi
İş yaşamı hem yaşamsal sorunların ortaya çıktığı hem de kendine has problemleri içinde barındıran bir alandır. Bu sorunlara ek olarak çalışma yaşamı işçi kadınlar için toplumsal cinsiyet eşitsizliği temelinde yani sadece kadın oldukları için karşılaşabilecekleri sorunların da ortaya çıkabileceği bir alan olabilmektedir. İş yaşamı ve aile yaşamının etkileşimi ile birlikte de kadınların sorunları yapısallaşmaktadır. Bu sorunların çözülebilmesi için mevcut durumun ortaya konması önemlidir. Bu çerçevede araştırmanın problemi; üretim alanında çalışan işçi kadınların toplumsal cinsiyet rollerini nasıl deneyimlediklerini, toplumsal cinsiyet deneyimlerinin iş ve aile yaşamına etkilerini ve iş-aile yaşamı etkileşiminden doğan kadına özgü deneyimleri belirleme ihtiyacıdır. Bu araştırmanın amacı üretim işçisi olarak çalışan evli kadınların iş ve sosyal yaşam deneyimleri ile, bu deneyimlerin toplumsal cinsiyet rollerinden nasıl etkilediğine dair derin bir anlayış kazanılmasını sağlamaktır. Niteliksel araştırma yöntemiyle yürütülen bu araştırmada fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları benzeşik durum örneklemesi ve amaçlı örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırma, Manisa Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren fabrikalarda işçi olarak çalışan, evli, 18-65 yaş aralığında kadınlar ile yürütülmüştür. Araştırmada, araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla veri toplanmış, elde edilen veriler deşifre edilerek MAXQDA Plus 2020 paket programı ile analiz edilmiştir. Tümevarımsal tematik analiz tekniği kullanılmıştır. Araştırma bulguları; "Özel Alanda Kadın İşçi Deneyimleri", "Üretim İlişkileri Temelinde Çalışma Yaşamı" ve "Çalışma Yaşamında Karşılaşılan Eşitsizliklere Çözüm: Hak Koruyucu Olarak Sosyal Hizmet ve Sendika" olarak 3 ana tema altında toplanmıştır. Katılımcıların, iş ve sosyal yaşamlarını eşitsiz cinsiyet ilişkileri temelinde sürdürdüğü anlaşılmıştır. Toplumsal cinsiyet rollerin özel alandaki yaşam pratiklerinde ücretsiz ev içi emek, bakım emeğinin kadının rolü olarak benimsenmesine karşın erkeğin aile bütçesini yönetme görevi öne çıkmaktadır. İş yaşamındaki cinsiyet eşitsizliklerinin ise işe giriş sürecinde, terfi ve yükselmede, zam miktarının belirlenmesinde etkili olduğu ortaya konmuştur.
Yerel yönetimlerle dezavantajlı grupların ilişkileri
Antik dönemlerden itibaren Engellilere bakış açısı maalesef olumsuz olmuştur. Yunan site devletlerinde Engelliler toplumdan dışlanmıştır. Dünya?da engelliler ile ilgili resmi olarak olumlu adımlar 1945 yılında Birleşmiş Milletler tarafından atılmaya başlanmıştır ve nihayet 1948 yılında imzalanan ?İnsan HaklarıEvrensel Bildirgesi?nde Engelliler yer verilmiştir ve en son 2008 yılında Türkiye tarafından da imzalanan 50 maddelik sözleşme ile yeni bir safhaya geçmiştir. Yerel Yönetimler ve Engelliler arasındaki ilişki çok eskilere dayanmaktadır. Ülkemizde Yerel Yönetimler 1839 Tanzimat Fermanı ile birlikte konuşulmaya başlanmış ve modern anlamdaki merkeziyetçilik ile birlikte eş zamanlıuygulamaya geçirilmiştir. Ülkemizde yerel yönetimler güçlü olmadığı için, genel bütçeden aldıkları paylar yeterli olmadığı için ve yetki kavramındaki karışıklıklardan dolayı engelliler arzu edilen haklara sahip olamamıştır. Ülkemizdeki bir diğer sorunda yasaların çıkarıldıktan sonra uygulanmasında eksiklikler yaşanmıştır. Uygulamadaki eksikliklerin yanında yaptırımlarda yetersiz olduğu için istenilen sonuçlar alınamamaktadır. Şehir içinde ki kaldırımlar, otobüs duraklarının ölçüsü gibi birçok temel konu bile aslında TSE (Türk StandartlarıEnstitüsü) ölçülerine uygun olarak yapılmalıdır ve bu yasalarda da belirtilmiştir fakat iiiuygulamadaki eksiklikler ve yaptırımlardaki eksikliklerden dolayı istenilen sonuçlar alınamamaktadır. Bütün olumsuzluklara rağmen ülkemizde Engellilerin toplumsal hayata katılmalarını, fiziksel çevreye ulaşabilmelerini sağlayacak birçok olumlu adım bazıbelediyelerimiz tarafından atılmaktadır.
İbnürrefik Ahmet nuri sekizinci'nin tiyatro eserlerinde sosyal hayat
Yeni Türk Edebiyatı sahasında Türk tiyatrosu ile ilgili yapılan çalışmalar mevcuttur. Meşrutiyet dönemi tiyatrosu da bunun içerisinde özel bir yere sahiptir. Fakat yapılan incelemeler sonucunda üzerinde çok fazla çalışma yapılmayan yazarlar ve oyunlar olduğunu görürüz. Bu çalışmada ise çok fazla işlenen bir konunun pek bilinmeyen ve yeterince çalışılmamış bir isim olan İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci'yi ele aldık. Kendisi ağırlıklı olarak tiyatro eserleri yazmış. Çok az sayılabilecek şekilde de hikâyeler yazmıştır. Sekizinci, hayatını adapte ve telif tiyatro eseri yazmaya adamıştır. İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci'nin çalışmalarını sosyal hayat üzerinden ele aldık. Çünkü okumalarımız sonucunda eserlerinde, Osmanlının son dönemini kapsayan yaşamın çok canlı yansımaları yer almaktadır. Çalışmamız sekiz ayrı bölümden oluştu. İstanbul Semtleri, Toplum Hayatı, İş Hayatı, Siyaset ve Politika, Kurum ve Kuruluşlar, Basın Dil ve Sanat, Eğitim gibi başlıklara bu başlıkların altına yerleştirmeyi uygun bulmadığımız birkaç konuyu da Diğer başlığı altında topladık. Bu sekiz bölümü de kendi arasında alt başlıklara ayırdık. İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci'nin tiyatro eserlerinde geçen sosyal kavramları daha iyi aydınlatabilmek adına da yardımcı kaynaklara başvurduk Anahtar kelimeler: İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci, İstanbul, Sosyal Hayat, Meşrutiyet Dönemi, tiyatro, adaptasyon, semtler, toplum hayatı
Kazakistan'da yaşayan Ahıska Türkleri'nin folklorunun incelenmesi
1944 sürgünü ile topraklarından sürgün edilen Ahıska Türkleri, dünyanın birçok yerine dağılmış ve buralarda yaşamlarını devam ettirmektedirler. Bu çalışmada "Kazakistan'da yaşayan Ahıska Türkleri'nin Folklorunun İncelenmesi" başlığı altında ilk bölümde sürgünden önceki Ahıska coğrafyasından bahsedildi. Daha sonra ise Ahıska Bölgesi'nin işgal edilmesi ve Ahıska Türkleri'nin sürgün edilmesinden bahsedildi. İkinci bölümde Kazakistan'da yaşayan Ahıska Türkleri'nin kültürü başlığı altında halk hikâyeleri, mâniler, ninniler, bilmeceler, değişmeler, türküler, dualar, ağıtlar, atasözleri ve destanlardan bahsedilerek örnekler verildi. Ayrıca Ahıskalı âşıklara yer verildi. Son olarak üçüncü bölümde ise öncelikle Kazakistan'da yaşayan Ahıska Türkleri'nin dini ve batıl inanışlarından, evlilik, doğum ve ölüm gibi geçiş dönemlerine ve daha sonra ise Ahıskalıların sosyal yaşantısına değinildi.
Musahipzade Celâl'in tiyatro eserlerinde eski İstanbul hayatı
Yeni Türk Edebiyatı alanında yapılan çalışmalar nicelik olarak fazla olsa da özellikle zaman geçtikçe konu bakımından kendini tekrarlamaktadır. Yapılan çalışmalara bakıldığında çoğunlukla edebiyat alanındaki belli isimler ve belli konular üzerine inceleme çalışmaları yapıldığı görülmektedir. Yaptığımız çalışmada edebiyat alanında büyük bir eksiklik olan bu durumu giderebilmek amacıyla, genç yaştan itibaren tiyatro türünün gelişmesi için çaba sarf etmiş olan fakat hakkında yeterli sayıda akademik çalışma bulunmayan Musahipzade Celâl'in eserlerini inceledik. Bu süreçte yazarın tiyatro eserlerindeki eski İstanbul hayatının eserlerde hangi yönüyle ele alındığı, yazarın eski İstanbul'daki âdetlere bakış açısı ve oyunlarda anlatılan, halk nazarında değerli olan kültürel unsurlara yaklaşımı araştırmamızın içeriğini oluşturmaktadır. Dört bölümden oluşan çalışmamızı; semtler, âdetler gelenek ve görenekler, meslekler, eğlence hayatı şeklinde alt başlıklara ayırarak eski İstanbul yaşamının eserlere ne şekilde yansıdığını, yazarın tiyatrolarının sosyal yaşama nasıl ev sahipliği yaptığını gün yüzüne çıkartmayı amaçladık. Bu amaçla Musahipzade Celâl'in tiyatrolarını inceleyerek edindiğimiz bilgileri, konuyla ilgili diğer yardımcı kaynaklardan edindiğimiz bilgilerle destekleyerek çalışmamızı zenginleştirdik
Khalwat dar anjuman ('Solitude within society'): An Islamic ethico-mystical response to the dialectical tension between solitary and social life
This dissertation explores the question of why world civilizational traditions came to idealize either solitary or social life through a conceptual history and theoretical approach. It will be demonstrated that the idealization of one of these two ways of living was highly germane to the different ways in which civilizations had envisioned the good life, esp. in terms of virtue and piety. In addition, the study will investigate whether there existed a tension between life in solitude and one in society; what this dialectic entailed in theory; and how it was dealt with in practical terms. In this context, part one of the first chapter begins by assessing the civilizational traditions of Judaism, Buddhism, Greek antiquity, and Christianity. This assessment will be used as a counterpoint to frame the analysis in part two on the civilization of Islam. It will be argued that in light of Islam's vision of the good life, the tension between solitude and society becomes not only a relatively more prominent feature in Islam when compared to its counterpart traditions, but that it also becomes characteristic of a dynamic interplay and takes on much more of a polemical tone in the realm of both theory and praxis. Chapter two conceptually situates the said dialectic within the Islamicate civilization through a literary survey of Muslim advocates, detractors, and reconfigurators of solitude. Chapters three, four, and five draw on the Khwājagān-Naqshbandī Sufi ṭarīqah as a case study and mainly focus on their (ostensibly contradicting) principle of khalwat dar anjuman (lit: 'solitude within society'), viz. an ethico-mystical precept that stipulates mystical absorption in God and spiritual detachment from the world, and at the same time insists on maintaining an active social presence and participation in temporal activities. More specifically, chapter three delivers an ideational and socio-historical investigation on khalwat dar anjuman – a concept that is interpreted to be a reconfiguration of the conventional idea of solitude in both its ascetical and mystical variants – in order to pinpoint how it emerged as an alternative orientation for mystical attainment. Chapter four deals with more practical considerations, analyzing how the Khwājagān-Naqshbandīs negotiated other-worldly mystical pursuits and this-worldly mundane activities through their practice of khalwat dar anjuman. And, finally, chapter five concludes with an examination of how the Khwājagān-Naqshbandīs persevered in confronting modern realities vis-à-vis the principle of khalwat dar anjuman. It will be argued that khalwat dar anjuman was paramount in reconciling – as opposed to resolving – the dialectical tension between solitude and society from both a conceptual and practical standpoint. Moreover, although khalwat dar anjuman, admittedly, existed in both theory and practice prior to its formulation, its novelty lies in how it was conceptualized and turned into an operative principle at the organizational level, and also how it essentially transformed the general landscape of Sufi thought and salvational activity in the here and now. All in all, this dissertation partly aims to give substance to the point that khalwat dar anjuman served not only to justify and sanctify involvement in worldly matters, but that it also fostered a radical shift as a consequence of its basic premise which posits society as the sole arena where all spiritual and mystical activities are to be carried out and realized.
İstanbul metropolünde değişen yaşam dönüşen konut algısı: Varyap Meridian örneği
Küreselleşmeyle, teknolojide ve bilişim sistemlerinde yaşanan hızlı gelişmeler, yaşam koşullarının değişmesine yol açmaktadır. Kısıtlı ve homojen bir kitle barındırmakta olan kentler, endüstrileşmeyle birbirine eklemlenerek büyümekte ve metropol kentleri meydana getirmektedir. Metropol kentler, ekonomik anlamda büyük kitlelere istihdam sağlama potansiyeline sahip ve bireylere daha iyi şartlarda yaşama imkanı sağlayabilecek cazip merkezler olarak görülmektedir. Merkezin güçlü çekimi; kırsaldan kente göçü hızlandırmaktadır. Artan göç, çok kültürlülüğe, hızla değişen değerlere, yaşam tarzında ve toplumsal yapıda değişimlere sebep olmakla birlikte yapısal çevrenin dönüşümünü de beraberinde getirmektedir. Metropolleşmeyle değişen yaşam koşulları, insan gereksinimlerinin farklılaşmasına sebep olmakla birlikte, insanın yaşama alanı olan konut algısını da dönüştürmektedir. Farklılaşan gereksinimler, beklentiler, arzular ve istekler kullanıcıların konuta bakışını ve algısını da etkilemektedir. Konut algısındaki değişim, kaçınılmaz olarak konutta da değişimine yol açmakta ve bu iki süreç birbirini etkilemektedir. İnsan ve mekan (çevre) arasında kurulan iletişim ne kadar güçlü ve uyumlu ise, bireyin yaşamsal kalitesi ve kullanıcı olarak konut memnuniyeti de o kadar yüksek olmaktadır. Kullanıcıların ihtiyaçlarına göre tasarlanmayan ve günümüzde tüketim nesnesi olarak inşa edilen ve pazarlanan konut projeleri kullanıcısına, kentlileşen toplumun tüketim kültürünün şekillendirdiği bir kimlik, bir yaşam biçimi dayatmaktadır. Özellikle metropol kentlerde yaşayan orta-üst ve üst sosyo-ekonomik gelir grubuna mensup olanların lükse yönelik ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak tasarlanmakta olan "lüks karma yaşam projeleri"; her geçen gün daha da kalabalık ve kaotik bir hal alan kentten uzaklaşmak ve güvende hissetmek isteyenler için "ötekiler"den arındırılmış, benzer sosyo-kültürel grubu barındıran bir yaşam alanı sunmaktadır. Ayrıca; kullanıcılarına ayrıcalıklı, prestijli, konforlu ve lüks bir yaşam vadetmektedir. Gelişmişliğin ve modernitenin göstergesi olarak görülen, yeni nesil kapalı ve güvenlikli karma yaşam projeleri, barındırdıkları sosyal imkanlar, donatılar, teknolojik fonksiyonlar ve en ince detayına kadar kurgulanmış iç mekan tasarımlarıyla birlikte kendi kendine yeten kentsel ölçekte küçük yerleşimler olarak karşımıza çıkarken; onlara sahip olamayan düşük gelirli kesim için de bir ütopyayı tariflemektedir. Bu kapsamda tezin amacı; İstanbul metropolünde değişen yaşam koşullarının, konut ve konut çevresi memnuniyeti kapsamında, hangi yaşamsal beklentilerin ve önceliklerin kullanıcı açısından önemini arttırdığını ve hangilerinin azaldığını saptamak ve konut algısının nasıl değiştiğini ortaya çıkarmaktır. Bu amaç doğrultusunda tez çalışmasında; küreselleşme, kent, metropol, insan ve davranışı, konut, konut algısı ve konutta kullanıcı memnuniyeti üzerinde durulmaktadır. Tez çalışmasının birinci ve giriş bölümünde; tezin amacı, kapsamı ve yöntemi üzerinde durulmaktadır. İkinci bölümde; kent kavramının günümüz metropol kentinin doğuşuna dek olan serüveni, küreselleşme ve metropolleşme kavramlarına değinilerek irdelenmektedir. Üçüncü bölümde; "metropolleşme ile değişen yaşam" konu başlığı altında, insanın temel iletişim süreci, insan davranışı ve gereksinimleri irdelenmektedir. Ayrıca; toplumsal yaşamdaki değişimler ile birlikte toplumun, kültürün ve ailenin değişen yaşamsal koşullarından bahsedilerek, bu koşulların ne tür değişim ve dönüşümlere maruz kaldığı üzerinde durulmaktadır. Bunun yanı sıra, metropolleşme ile farklılaşan yaşamsal beklentiler ve öncelikler örneklerle açıklanmaktadır. Dördüncü bölümde; metropolleşme ile dönüşen konut kavramı irdelenmektedir. İnsanın çevre ile girdiği ilişki biçimleri üzerinde durularak, mekan kavramı tanımlanmakta ve konut ve konutta kullanıcı memnuniyeti irdelenmektedir. Böylece; metropolleşme ile dönüşen konut algısı irdelenmektedir. Beşinci bölümde; tez çalışmasının alan çalışması kapsamında; "Varyap Meridian" örneği ele alınmakta ve örnek çalışma, İstanbul'u dünya finans merkezleri arasında önemli bir yere taşıyacağı öngörülen "İstanbul Uluslararası Finans Merkezi" ve benzer karma projelerle birlikte değerlendirilerek, "Varyap Meridian" projesinin alan çalışması kapsamında pilot çalışma olarak seçilme sebepleri üzerinde durulmaktadır. Altıncı bölümde bulgular yer almaktadır. Bu bölümde; değişen konut algısı; "lüks bir karma yaşam projesi" olan Varyap Meridian örneği üzerinden irdelenmekte ve gerçekleştirilen anket çalışmasından elde edile bulgular, "Konut İhtiyaçları Hiyerarşisi" (Israel, 2003) ve "Kullanım Sonrası Değerlendirme" (Francescato, 1989) kapsamında, "Eminönü ve Çevresindeki Toplu Konutlar" da (Kellekci, Berköz, 2006) ve "Mashattan Konutları"nda yapılan çalışmalar (Durmuş, 2010) ile karşılaştırmalı olarak irdelenmektedir. Tez çalışmasının yedinci ve sonuç bölümünde ise; tüm dünyayı saran küreselleşmenin ve metropolleşmenin etkisiyle, İstanbul'da değişen yaşam koşullarının konut algısını kültürel, ekonomik, toplumsal, sosyal ve psikolojik anlamda nasıl dönüştürmekte olduğu üzerinde durulmaktadır.
İşitme engelli bireylerin kültüre dahil olmalarını mümkün kılan araç ve kurumların sosyal antropolojik analizi
Çalışmanın amacı, işitme engelli bireylerin yaşadıkları kültüre nasıl dahil oldukları, bunun için geliştirilen araçların neler olduğu ve bu araçların işlevselliğinin anlaşılmasıdır. İnsanlar sürekli iletişim halindedir. İnsanlar kültürlerini, konuşarak, dinleyerek ve bulundukları toplumla iletişime geçerek öğrenir. Bu çalışmada, işitme engelli bireylerin yaşadıkları toplumun kültürüne dahil olmaları ve kültür aktarımının devamlılığı için oluşturulmuş araç ve kurumların işlevselliği araştırılmıştır. Çalışmanın örneklem grubu Van'da yaşayan "Van İşitme Engelliler, Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Kulübü Derneği"ne üye olan işitme engelli bireyler, işitme engelli bireylerin aileleri, çevreleri ve öğretmenleridir. Araştırma, derinlemesine görüşme tekniği, katılarak gözlem tekniği kullanılarak yapılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda işitme engelli bireylerin kültüre dahil olmalarında ailenin, işaret dilinin, teknolojinin, eğitimin ve sivil toplum kuruluşlarının etkili olduğu tartışılmıştır.
XIX. yüzyıl sonları ve XX. yüzyıl başlarında Ardeşen nahiyesi
Yüksek lisans tezi olarak Osmanlı Devleti'nin son dönemlerine denk gelen ?XIX. Yüzyıl Sonları ve XX. Yüzyıl Başlarında Ardeşen Nahiyesi? adlı bu çalışmayı, dönemle ilgili basılı eserlerden ve daha çok Osmanlı arşiv belgelerinden yararlanarak yapmaya çalıştık.Ardeşen Nahiyesi'nin tez konusu olarak seçmemizdeki en önemli sebep şimdiye kadar Ardeşen Nahiyesi üzerine yapılan bir araştırmanın mevcut olmayışıdır. Doğu Karadeniz sahili kenarında bulunan bugünkü Ardeşen ilçesinin engebeli arazi yapısına ve dağınık bir yerleşime sahip olması bölgenin idari bakımdan yapılanmasını geciktirmiştir. İncelenen dönemde Ardeşen Nahiyesi ile ilgili her konuda belge bulmak mümkün olmamıştır. Bu sebeple çalışılan alan sınırlandırılarak ve var olan belgeler üzerinden devrin orijinal kaynakları kullanılarak sadece Ardeşen Nahiyesi ve ona bağlı köyler üzerinde durulmuştur. Araştırmanın ana kaynaklarını Başbakanlık Osmanlı Arşiv Belgeleri, Şer'iyye Sicilleri, Vilayet Salnameleri ve diğer arşiv malzemeleri oluşturmuştur.Osmanlı arşiv belgelerine dayanarak yapılan bu tez çalışması ile XIX. yüzyıl sonu ve XX. yüzyılın başlarındaki Ardeşen Nahiyesi'ni değerlendirmek, bu belgeler ışığında nahiyenin XX. yüzyıl başlarındaki durumu hakkında tahliller yapmak ve o döneme ait idari ve sosyal yapıyı inceleyerek bölgenin tarihinin araştırılmasına katkı sağlamak amaçlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Trabzon Vilayeti, Lazistan Sancağı, Atina Kazası, Ardeşen Nahiyesi.
Gölmarmara'nın Cumhuriyetin ilk 70 yıllık dönemindeki gelişimi: Ekonomik, sosyal, kültürel ve ticari hayat
Tez çalışmasında Gölmarmara'nın Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte ortaya çıkan yeni gelişmeler ışığında yaşadığı değişim, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda incelenmeye çalışılmıştır. Bunu yaparken yerel tarih çalışması anlayışı içinde ilçenin kültürel ve folklorik değerleri araştırılmaya unutulmaya yüz tutan geleneklerin kayıt altına alınarak yok olmalarının engellenmesi de amaçlanmıştır.Tez çalışmasının ilk başında daha sonra ortaya çıkan gelişmelerinin daha iyi anlaşılabilmesi için Gölmarmara'nın kısa tarihi, coğrafyası ve iklimi ile ilgili bulgular belirtilmiştir. Daha sonra ise bu bulgular neticesinde Gölmarmara idari, iktisadi, beşeri yapısının temellerinin ne olduğu tespit edilmiş ve bundaki değişmeler ileriki bölümlerde ele alınmıştır.Tez çalışması daha sonra Gölmarmara'nın nüfus yapısı, eğitimi, tarım ve hayvancılığı, ticaret ve zanaatının zaman içinde geçirdiği değişim ve gelişimi inceleyerek devam etmiştir. Bundan sonra Gölmarmara'da ki en eski kurum olan Belediye'nin çalışma ve faaliyetleri anlatılmıştır. Ardından Gölmarmara'nın sosyal ve kültürel hayatı incelenerek bölüm tamamlanmıştır.Çalışmanın son bölümünde ise gelenek ve görenekler incelenmiş, geleneksel olarak 25?30 yıl öncesine kadar yörede geçerli olan nişan, düğün, doğum öncesi ve sonrası adetler, sünnet, ölüm ve ölüm sonrası adetler incelenmiş ve yörede geçerli mahalli inançlara değinilerek tez tamamlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Gölmarmara, Cumhuriyet, Ekonomi, Sosyal Hayat, Kültür
XVI-XIX. yüzyıllarda Gediz'de toplumsal hayat
Gediz, Anadolu'nun en eski yerleşim yeri olarak pek çok medeniyete ev sahipliği yapan, günümüze kadar korumuş olduğu tarihi eserleri, doğal kaynakları ile adından söz ettiren bir yerleşim merkezidir.Çalışmamızda, 16-19.yy.'da Gediz'de toplumsal hayat incelenmeye çalışılmıştır. Bölgenin idari, ekonomik, demografik, askeri, sosyal ve kültürel yapısı ele alındı. Bu çalışmada Başbakanlık Devlet Arşivleri Osmanlı Arşivindeki kaynaklar kullanılmıştır. Söz konusu kaynaklar itina ile incelenerek bölgeye ilişkin verilerin değerlendirmesi yapılmıştır.Çalışmaya dayanak olarak temettuât defterlerinin analizi yapılmıştır. 1260-1261 (1844/1845) yılı temettuât defterlerinin değerlendirilmesi yapılmış, verileri ayrıntıları ile incelenerek tablo ve grafikler halinde sunulmuştur. Bu bilgilere göre isimler, meslekler , vergilendirme, tarımsal üretim yapısı, hayvan cinsleri, dönemin çeşitli faaliyet kolları vs., gelir dağılımlarına göre ayrıntılarıyla değerlendirilmiştir.Yapılan tüm bu değerlendirmeler ışığında Gediz'in sosyal ve ekonomik hayatına ilişkin yaşam tarzı hakkında bilgiler sunulmuştur.Anahtar kelimeler: Gediz, Osmanlı Arşivi, Temettuât Defterleri, Mahalle, Sosyal Hayat.
Türkiye'de bulunan kaplıcalar ve Ilgın Kaplıcası'nın tarihi gelişimi
Su mimarisinin önemli yapılarından biri kaplıcalardır. Türklerin temizliğe verdiği önem, kaplıca mimarisi ve kaplıca tarihinin ortaya çıkmasına ve gelişmesine sebep olmuştur. Kaplıcalar işlevsel özellikleri, mimari kuruluşları ve ilkçağlardan günümüze kadar çeşitli medeniyetlere şifa kaynağı olması bakımından, Türk kültürü ve sosyal yaşamında vazgeçilmez bir yere sahiptir. Bu çalışmayla her dönemde örneklerine rastlanan Türkiye'deki kaplıcaları incelemeye çalıştık. Araştırma konumuzu oluşturan diğer bir konu olan, Konya iline bağlı Ilgın ilçesinde bulunan Selçuklu dönemi eserlerinden Karamanoğlu İbrahim Bey ve Selçuklu vezirlerinden Sahip Ata Fahrettin Ali'nin vakıflarından Ilgın Kaplıcası, gerek kültür ve medeniyet tarihimiz gerekse fert ve toplum sağlığı açısından önem taşımaktadır. Türklerin Anadolu'ya yerleşmelerinden sonra yaptıkları öncü yapılardan biri olan Ilgın Kaplıcası, günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Çalışmamızda, Selçuklular döneminden günümüze kadar ulaşmış bir yapının tarihini ve zaman içerisindeki değişimini ortaya koymaya çalıştık. Sahip olduğu ekonomik getirisi ile bölgedeki vakıf eserlerine önemli miktarda kaynak aktarılmasını sağlayan Ilgın Kaplıcası, şifalı suları sayesinde yüzlerce yıl insanlara sağlık hizmeti sunmuştur. Ilgın yöresine binlerce insanın gelmesini sağlayan kaplıca, sosyal hayatın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Çalışmamızda, Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi ve Ilgın'daki yerel kurum arşivleri, yerel ve ulusal basın ve konu ile ilgili olarak yayınlanmış kitap ve makalelerden yararlanılmıştır. Amacımız, Ilgın Kaplıcasının toplum sağlığı açısından önemini, binasının yapılışını, mimari özelliklerini, zaman içerisinde geçirdiği tamir ve tadilat faaliyetlerini, ekonomik ve toplumsal hayatta oynadığı rolü ortaya koymaktır. Ilgın Kaplıcası ile ilgili olarak yapılacak çalışmalar, bin yılı aşkın süredir Türk toprağı olan ve "Ab-ı Germ" şehri olarak bilinen Ilgın'ın tarihinin ortaya çıkmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Ilgın, Kaplıca, Çifte Kaplıca, Ab-ı Germ, Ilgın Kaplıcası
Türkçe'nin yabancı dil olarak öğretiminde temel seviye için kelime belirleme çalışması: Uşak Üniversitesi örneği
Bu çalışmada, Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde temel düzeydeki öğrencilerin günlük yaşam alanlarında hangi kelimeleri bilmesi gerektiğinin tespiti amaçlanmıştır. Çalışmada 2017-2018 eğitim-öğretim yılında Uşak üniversitesi TÖMER'de B1 ve B2 düzeyinde öğrenim gören yabancı uyruklu öğrenciler yer almışlardır. Çalışma grubunu B1 (14 kişi) ve B2 ( 27 kişi) seviyesinde toplam 41( 19 kadın ve 22 erkek ) öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma grubundaki öğrencilerin ülke bazındaki sayısal dağılımı ise şu şekildedir; Fas ( 1 ), Türkmenistan ( 21 ), Irak ( 2 ), Gine ( 9 ), Filistin ( 1 ), Somali (1), Afganistan ( 2 ), Azerbaycan ( 2 ), Suriye ( 2 ). Çalışma grubunu oluşturan öğrenciler hakkında bilgi edinmek için kişisel bilgi formu uygulanmıştır. Ardından her bir öğrenciye 10 hafta süren ve 22 sosyal yaşam alanına yönelik toplam 15 adet görüşme formu uygulanmıştır. 82 sayfa kişisel bilgi formu ve 615 sayfa kelime tespit görüşme formu incelenmiştir. Elde edilen kişisel veriler ve öğrencilerin yazdıkları kelimeler tek tek okunarak taranmış ve bilgisayar ortamına aktarılmıştır. İstatistik programı kullanılarak öğrencilerin kişisel bilgi formunda yer alan Türkçe ve Türkiye'ye yönelik sorulara verdikleri cevapların analizi yapılmıştır. Ayrıca görüşme formunun da analizi yapılmıştır. Tüm bu değişkenlerin özelliklerine uygun istatistik analiz teknikleri uygulanmıştır. Çalışmada şu sonuçlar elde edilmiştir: çalışma grubunda yer alan 41 öğrencinin 22 sosyal yaşam alanı için yazdıkları toplam 615 yazılı dokümanda toplam 1442 kelime, kalıp cümle ve kalıp ifade yazdıkları tespit edilmiştir. İki ya da ikiden fazla oluşan kelime, kalıp cümle ve kalıp ifadeler tek kelime olarak kabul edilmiştir. Bu benzer olan kelime ve kelime grupları çıkarıldığında tüm sosyal yaşam alanları için 992 farklı kelime, kalıp cümle ve kalıp ifade belirlenmiştir. Öğrencilerin en fazla madde yazdıkları sosyal yaşam alanının 140 kelime, kalıp cümle ve kalıp ifade ile Otogar, Toplu ulaşım, Tren garı, Havaalanı olduğu görülmektedir. En az madde yazılan sosyal yaşam alanı ise toplam 35 kelime, kalıp cümle ve kalıp ifade yazılan Muhtarlık olduğu tespit edilmiştir. Çalışma grubunu oluşturan öğrencilerin 22 sosyal yaşam alanı için yazdıkları kelime, kalıp cümle ve kalıp ifadenin madde sayılarının, öğrencilerin ülkelerine, milliyetlerine ve fakültelerine göre farklılaştığı görülmüştür. Öğrenciler tarafından yazılan madde sayılarının, kişisel bilgi formunda yer alan diğer değişkenler ile farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretimi, Kelime Tespiti, Türkçe Eğitimi, Sosyal Yaşam Alanı
Avrupalı gezginlerin gözünden XIX. yüzyılda gravürlerle Osmanlı toplumu ve şehir yapıları
Seyahatnameler birinci elden kaynak olarak ele alınan geçmişi günümüze taşımamızı sağlayan önemli bilgilerin yer aldığı eserlerin başında gelmektedir. Avrupalı gezginler için doğu ve Osmanlı gizemini koruyan bir dünyadır. Osmanlı devletinin İstanbul üzerinde yüzyıllarca süren hâkimiyeti, kozmopolit yapısı ve uyguladığı yönetim anlayışı Avrupa'da yüzyıllar boyunca merak uyandırmıştır. Osmanlı toprakları üzerine gerçekleştirilen seyahatler gezginlerin gözlemlerinin aktarıldığı gezi notlarına dönüşmüştür. Bu notlarda kültürel, ekonomik, günlük yaşantıların yanı sıra manzaralarda betimlenerek aktarılmış ve seyahatnamelerde yerini almıştır. İstanbul her dönemde olduğu gibi XIX. yüzyılda da bilim adamları, sanatçı, tüccar ve diplomatların ilgi odağı olan bir kent olmuştur. Deniz ve karayolu kullanılarak yapılan İstanbul seyahati gezginlerin hangi yolu kullanırsa kullansın ilk girişte hayranlık uyandıran bir kent olduğu görülmektedir. İstanbul'a gelen çeşitli meslek gruplarından olan kişilerin yanlarında getirdikleri sanatçılara çizdirdikleri resimler ve kaleme aldıkları notlara eklenen gravürler sayesinde Avrupa'ya İstanbul'un kent görünümü sosyal hayatı giyimi ya da mimari yapıları tanıtılmıştır. Tezde Osmanlı toplumunun sosyal ve kültürel yaşantısının yanı sıra İstanbul'daki tarihi yapıların geçmişten bugüne gelen serüveni hakkında bilgiler verilerek karşılaştırma yapılmıştır. Karşılaştırmalar sonucunda mimari ya da işlevsel farklılıkların görüldüğü yapılar hakkında bilgiler verilmiştir. XIX. yüzyılda İstanbul şehir yapıları ile ilgili sürdürülen bu tür çalışmanın diğer Anadolu kentleri içinde bulunan askeri ve sivil mimarilere ait çalışmalar yapılabilir. Bu tür çalışmalar tarih, sanat alanlarının yanı sıra kültür tarihimize de önemi olacaktır. Anahtar Kelimeler: Seyahatname, Gravür, Kent yapıları, İstanbul, sosyal yaşam
Fâtımîler döneminde Kâhire'de sosyo-kültürel ve dini hayat
Fâtımî Devleti, Orta Çağ'da Şiî Müslümanların kurduğu önemli devletlerden biridir. Sahip oldukları toprakların coğrafi konumu ve insan çeşitliliği sayesinde zengin bir sosyo-kültürel ve dini yapı oluşturmuşlardır. Bu manada başkent Kâhire Fâtımîlerin sosyo-kültürel ve dini yaşantılarını sergiledikleri şehir olarak ön plana çıkmıştır. Nitekim Kâhire'de resmi anlamda milli ve dini pek çok merasim gerçekleştirmişlerdir. Bu merasimler tarihi süreç içerisinde pek çok Müslüman devleti etkilemiştir. Keza günümüzde dahi Müslüman coğrafyalarda etkileri devam etmektedir. Ayrıca Fâtımî Devleti Yahudi ve Hıristiyanlığa mensup kişilerin sosyal ve dini faaliyetlerini serbestçe yerine getirmelerine izin vermiştir. Böylece farklı milletlere ve dinlere mensup olan Kâhire toplumu zengin bir kültürel yapı ortaya çıkarmıştır. Çalışmamız sosyo-kültürel ve dini açıdan Fâtımî Devleti'nin Kâhire'daki dönemini ele almakta ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Fâtımîlerin Mısır'ı fethetmesi ve Kâhire şehrini inşa etme süreci ele alınmıştır. Birinci bölümde Kâhire toplumunun etnik yapısı ve toplumdaki sosyal sınıflar incelenmiş; farklı etnik menşe ve tabakalara ait olan kişi ve toplumlarının yaşantıları ve birbirleri ile olan münasebetleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Birinci bölümün devamında Kâhire'deki kültürel hayat konu edilmiş; çeşitli kutlama, eğlence ve oyunlar üzerinden kültürel durum ile yönetim ve halkın kültürel hayattaki rolleri aktarılmaya ve değerlendirilmeye çalışılmıştır. İkinci ve son bölümde ise Kâhire'deki dini durum aktarılmıştır. Bu çerçevede toplumda var olan dini gruplar, bu grupların Fâtımî yönetimi ve birbiri ile olan ilişkileri, kendilerine özel mabetleri, dini kutlama ve bayramları aktarılmaya çalışılmıştır.
18. yüzyılın ilk yarısında Konya
18. yüzyılın ilk yarısında Konya'nın siyasi, idari, fiziki yapısı ve sosyal hayat konularını araştıran bu tez 3 bölümden oluşmaktadır. Tezin ana kaynağı arşiv belgeleridir. Tezin ilk bölümü, 18. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu siyasi durum, bunun Konya'ya yansımaları ve Karaman Eyaleti ile Konya'nın idari yapısı konularını ele almaktadır. Karaman Eyaleti'nin merkezi olan Konya Şehri'ndeki kamu binalarının şehirdeki konumları da bu bölümün konuları arasındadır. Tezin ikinci bölümünde Konya ve çevresinin fiziki yapısı ile incelenen dönemdeki Konya'nın nüfusuna ilişkin bilgiler verilmektedir. Bu bölümde Konya şehrinin fiziki yapısı ve yerleşmeleri; "İç Kale", "Sur İçi" ve "Sur Dışı" olarak 3 başlık altında incelenmiştir. Bu başlıklara ek olarak şehrin çevresindeki bağlar ve bahçeler ile şehrin su ihtiyacını karşılayan kaynakların tespit edilmesi, dönemin Konyası ve çevresinin fiziki yapısı, yerleşmeleri ile ilgili detaylı bilgiler elde edilmiştir. Bu bölümdeki Nüfus başlığı altında ise ilk olarak nüfusun tespit edilmesinde uygulanacak yöntemler ve bu kapsamda nüfus hesaplamalarında kullanılacak rakamsal değerler belirlenmiştir. Bu belirlemeler sonrası 18. yüzyılın ilk yarısında Konya nüfusuna ilişkin veriler tespit edilmiş ve bu veriler, 16. ve 17. yüzyıllardaki nüfus verileriyle kıyaslanmıştır. Şehirdeki gayrimüslimlerin nüfusuna ilişkin bilgiler ve nüfusa etki eden faktörler de bu bölümün konuları arasında yer almaktadır. Üçüncü bölümün konusu Konya'da sosyal yaşamdır. Bu bölümdeki ilk 3 başlıkta Konya sakinlerinin şehirli olma bilinci, toplumsal kuralların mahalle yaşamına etkileri, kamusal alan ve mekanların Konyalıların sosyal hayatındaki yeri incelenmiştir. Konyalıların gündelik yaşamına ilişkin değerlendirmeler; "Gündelik Yaşamda Erkekler", "Gündelik Yaşamda Kadınlar" ve "Gündelik Yaşamda Çocuklar" başlıkları altında yapılmıştır. "Kadın-Erkek İlişkileri" başlığı altında da evlilik dışı ilişkiler ve taciz ile nişan, evlilik ve boşanma konuları ele alınmıştır. Toplumsal düzenin dışında olan Konyalılar; "Sakıncalı Erkekler" ve "Sakıncalı Kadınlar" başlıkları altında incelenmiştir. Bu kişilerin Konya'da sosyalleştikleri mekanlara ilişkin özellikler de "Sakıncalı Evler" başlığı altında değerlendirilmiştir. Konya'da görülen hastalıklara ve tedavi süreçlerine ilişkin bilgilere de "Sağlık Sorunları" başlığında yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler Osmanlı, Şehir, Konya, İdari Yapı, Fiziki Yapı, Nüfus, Sosyal Yaşam
Çok partili hayata geçiş ve sonrasında Çankırı: Eğitim, kültür, siyasi ve sosyal hayat (1946-1960)
Cumhuriyet tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olan çok partili hayata geçiş, Türkiye'de birçok dinamikleri değiştiren bir süreçtir. Bu sürecin Türkiye'de olduğu kadar Çankırı'da da nasıl yansıdığı çalışmada ele alınmıştır. Tez, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde 1946 yılına kadar olan Çankırı tarihi genel hatları ile açıklanmıştır. Birinci bölümde Çankırı'nın idari yapısı ve değişimleri ile siyasi hayat başlıkları ele alınmıştır. İdari yapı içerisinde ilçe, bucak, köy teşkilatındaki değişimler, 1946-1960 arasında görev yapan Çankırı valileri ve faaliyetleri ele alınmıştır. Siyasi hayat adı altında Türkiye'de çok partili hayata geçiş süreci ve çalışmamızın zaman aralığında gerçekleşen seçimlerin Türkiye ve Çankırı sonuçları ile Çankırı milletvekillerinin Meclis faaliyetleri incelenmiştir. 27 Mayıs 1960 darbesinin Çankırı'ya yansıması, 1961 anayasa oylaması ve genel seçimi de bölüm içinde ele alınarak sonraki sürecin nasıl ilerlediği hakkında çıkarımlar yapılmıştır. İkinci bölümde Çankırı'da eğitim ve nüfus, CHP ve DP dönemi olarakayrı başlıklandırılmış olup yapılan faaliyetler ve istatistik verileri ışığında, hem kendi içerisinde hem de karşılaştırılarak ele alınmıştır. Üçüncü bölüm Çankırı'da sosyo-kültürel hayat başlığı altında sağlık, ulaşım, dernekler, sinema ve tiyatro, spor ve doğal afetler konuları içinde yaşanan değişim ve gelişimleri kapsamaktadır.
Geçmişten günümüze Siverek Karakeçilileri: Tarihleri, sosyal hayatları ve kültürleri
Bugün Anadolu'nun farklı yerlerine dağılmış olan Karakeçililer, kendilerini 24 Oğuz boyu içerisinde yer alan Kayı Boyu'na dayandırmakta ve Ertuğrul Gazi ile Anadolu'ya geldiklerine inanmaktadırlar. Anadolu'nun farklı yerlerine dağılmış bu aşiretin önemli yerleşim yerlerinden biri de Şanlıurfa Siverek ilçesidir. Bu bölgede yaşayan Karakeçililerle ilgi en eski bilgiler XV. yüzyıla dayanmaktadır. Özellikle Osmanlı Devleti'nde konar-göçer halde yaşayan aşiret, yüzyıllar boyunca yaylak ve kışlak olarak Siverek, Viranşehir ve Berriye arasında konup-göçmüş ve Siverek-Viranşehir arasında Diyarbekir Eyaletine bağlı bir idari birim olarak boy(aşiret) varlığını muhafaza etmiştir. Aşiretin hem bölgede bulunan yerel halkla hem de kendileri gibi konar-göçer olan aşiretlerle münasebetleri olduğu gibi bölgedeki devlet görevlileri ile de sürekli ilişkileri olmuştur. Bu çalışmada bugün hala Siverek bölgesinde yaşayan Karakeçili aşiretinin özü ve asli unsuru olan Mirekî oymağının bey ailesi üzerinden aşiretin bölgedeki geçmişine, siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel hayatına bakmaya çalışılacaktır.