Anatomy

335 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Türkiye'ye endemik olan Allium Sivasicum Özhatay & Kollmann (Alliaceae) türünün morfolojik, anatomik ve palinolojik özelliklerinin i̇ncelenmesi

ÖZET "Türkiye'ye Endemik Olan Allium sivasicum Özhatay & Kollmann (Alliaceae) Türünün Morfolojik, Anatomik ve Palinolojik Özelliklerinin İncelenmesi", Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Temel Eczacılık Bilimleri Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Edirne, 2024. Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı ülkemize endemik olan Allium sivasicum türünün detaylı olarak makromorfolojik ve mikromorfolojik özelliklerini ortaya çıkarmak ve böylece morfolojik tanımlamasını genişletmek, daha önce çalışılmayan anatomik özelliklerini incelemek ve polen özelliklerini belirlemektir. Bu çalışmadan elde edilen sonuçların Allium cinsinin taksonomisine ve bu cinsin üyeleriyle gelecekte yapılacak araştırmalara da katkı sunacağı kanısındayız. Gereç ve Yöntemler: a) Çalışma Gruplarının Seçimi ve Oluşturulması: Lokalitesi bilinen A. sivasicum farklı lokalitelerden alınan örnekler ile hem Herbaryum örneği olarak saklandı hem de incelenmek üzere %70'lik etil alkol içinde bekletildi. Bu örnekler üzerinden morfolojik, anatomik ve palinolojik çalışmalar gerçekleştirildi. b) Gözlem ve Analiz Metotları: Morfolojik inceleme için arazi çalışmalarında toplanan örnekler kurutularak herbaryum materyali haline getirildi. Anatomik çalışmalar için ise %70'lik etil alkol içerisine alınan örneklerin kök, gövde ve yapraklarından enine kesitler alındı. Safranin–Alcian Blue ile boyama sonrası uygun olan kesitlerle gliserin-jelatin kullanılarak daimi preparat hazırlandı. Hazırlanan preparatlardaki kesitler ışık mikroskobu ile incelendi. Palinolojik inceleme için ise Wodehouse yöntemi kullanılarak polen preparatları hazırlandı ve polenlerin ölçümü en az 40 polen üzerinden yapıldı. Mikromorfolojik inceleme için ise tohum yüzey mikromorfolojisi incelendi ve belirlenen büyütmelerde mikrograflar çekildi. Bulgular: Bu çalışma ile anatomi ve polen çalışmaları ile tohum mikromorfolojisi ilk kez çalışıldı. Özhatay & Kollmann tarafından tanımlanan ve ülkemize endemik olan A. sivasicum türünün bu çalışma ile daha önce hiç çalışılmamış kısımları ilk kez incelendi. Morfolojik tanımlama kısımları genişletildi. Daha önce hiç çalışılmayan anatomik özellikleri incelendi ve polen özelliklerini belirlendi. Sonuç: Morfolojik çalışmalarımız ile Türkiye Florası'nda yer alan morfolojik betimler genişletildi. Anatomik çalışmalarda ise türün kök, skapus, yaprak, tepal, filament, ovaryum anatomileri ilk kez çalışılmıştır. Anatomi çalışması sonucunda, türün anatomik özelliklerinin familyanın genel anatomik özelliklerine benzer olduğu ancak cinsin diğer üyeleriyle karşılaştırıldığında kök, skapus, yaprak, tepal, filament, ovaryum anatomisi bakımından genellikle farklılıklara sahip olduğu görülmüştür. Amaryllidaceae familyası çok geniş bir grup olduğundan polen genel özellikleri bakımından A. sivasicum ile benzer polen özelliklerine sahip seksiyonlara rastlanmıştır. Mikromorfolojik çalışmalar sonucunda ortaya çıkardığımız tohum yüzey özelliklerinin de bu türün ayrımında kullanılabilecek önemli karakterlerden biri olabileceği kanısına varılmıştır. Anahtar kelimeler: Allium sivasicum, polen, anatomi, morfoloji

AlliumAmaryllidaceaeAnatomi+2
Büşra Koruç Güzel
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Skleral fiksasyonlu göz içi lens implantasyonunda uygulanan iki farklı cerrahi tekniğin anatomik ve fonksiyonel sonuçlarının karşılaştırılması

Amaç: Sütürlü veya sütürsüz teknikle skleral fiksasyonlu göz içi lens implantasyonu uygulanmış hastaların; preoperatif görme keskinlikleri, afaki nedenleri, postoperatif görme keskinliği, postoperatif refraktif sonuçlar, postoperatif komplikasyonlar ve göz içi lens pozisyonları değerlendirildi ve iki yöntemin birbirine anatomik ve fonksiyonel sonuçlar açısından üstünlüklerinin karşılaştırılması amaçlandı. Metod: Şubat 2018 ve Kasım 2022 tarihleri arasında skleral fiksasyonlu göz içi lens implantasyonu cerrahisi uygulanan hastaların postoperatif 6 aylık dönemdeki izlem sürecine dair verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Hastalar sütürlü skleral fiksasyon cerrahisi uygulanan ve Yamane tekniği uygulanan grup olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hastalar, demografik özellikleri, afak kalma nedenleri, revizyon gereksinimi, postoperatif en iyi düzeltilmiş görme keskinliği, refraktif sonuçlar, göz içi lens pozisyonu ve tilt derecesi ile postoperatif komplikasyonlar açısından değerlendirildi ve iki grup karşılaştırıldı. Bulgular: Her iki grupta da skleral fiksasyon cerrahisi endikasyonu olarak en sık neden komplike fakoemülsifikasyon cerrahisi olarak tespit edildi. Her iki hasta grubunda da preoperatif görme keskinliği ile kıyaslandığında postoperatif 30, 90 ve 180. günlerde belirgin görme keskinliği artışı izlendi (p<0,0001). Sütürlü cerrahi uygulanan grupta 2 hastada, Yamane tekniği uygulanan grupta 4 hastada kistoid makula ödemi saptandı. Sütürlü cerrahi uygulanan grupta ön segment komplikasyonları gelişirken; Yamane tekniği uygulanan grupta gözlenmedi. Sütürlü cerrahi uygulanan grupta göz içi lensin superior-temporale desantralize olduğu izlenirken; Yamane tekniği uygulanan grupta superior-nazale desantralize olduğu saptandı. Horizontal düzlemde Yamane tekniği uygulanan grupta daha yüksek tilt oranı izlendi (p=0,025). Tilt açısı ile en iyi düzeltilmiş görme keskinliği ve postoperatif silendirik değer arasında korelasyon saptanmadı. Sütürsüz cerrahide skleral flep hazırlanmasına gerek olmaması, sütür ilişkili komplikasyonların olmaması, bu yöntemin avantajlarıdır. Anahtar Kelimeler: Komplike katarakt cerrahisi, afaki, skleral fiksasyonlu göz içi lens implantasyonu, göz içi lens desantralizasyonu, kistoid makula ödemi

AfakiAnatomiCerrahi-göz+5
Can Demir
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sakroiliak-iliosakral disfonksiyonların vücut ağırlık merkezi üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Sakroiliak eklem (SİE), pelvis ve omurga arasında konumlanan, mekanik yük transferi, postür kontrolü ve dinamik stabilite sağlamada hayati bir rol üstlenen sinoviyal bir eklemdir. Bu eklem, yürüme, koşma ve statik duruş gibi aktiviteler sırasında vücut ağırlığının alt ekstremitelere dengeli dağılmasını sağlayarak biomekanik bütünlüğü korur. Ancak, travmalar, tekrarlayan mikrohasarlar, gebelik, obezite veya inflamatuar süreçler gibi faktörler, sakroiliak eklem disfonksiyonu (SİED) olarak tanımlanan fonksiyonel veya yapısal bozukluklara yol açabilmektedir. SİED, klinikte sıklıkla kronik bel ağrısı, postüral instabilite ve kas-iskelet sisteminde ikincil kompansasyonlar ile ilişkilendirilir. Vücut ağırlık merkezindeki (VAM) minimal sapmalar uzun vadede omurga eğrilikleri, pelvik rotasyon ve eklem dejenerasyonu gibi patolojilere zemin hazırlayabilir. Bu nedenle, SİED'nin erken tanısı ve VAM bozulmalarının önlenmesi bireysel yaşam kalitesinin korunması ve toplum sağlığı açısındanönem taşı maktadır. Bu çalışmanın temel amacı SİED ile VAM arasındaki ilişkiyi multidisipliner bir bakış açısıyla ele almak ve Çift Terazi Testi (ÇTT) gibi non-invaziv bir yöntemin erken tanıdaki etkinliğini ortaya koymaktır.

Anatomi
Burak Parlak
Selçuk University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Klasik maket kullanımı ile 3 boyutlu (sanal) görüntüleme programlarının anatomi eğitimine katkılarının karşılaştırılması

Anatomi, insan vücudunu oluşturan yapıların normal şekil, yapı, pozisyon ve fonksiyonları ile aralarındaki ilişkileri inceleyen en eski tıp dalıdır. Anatomi eğitimi günümüze değin zorlu şartlar altında da olsa hiçbir zaman önemini yitirmemiş, tıp eğitiminin temelini oluşturmuştur. Günümüzde ise gelişen teknolojinin yardımıyla anatomi eğitimi birçok yolla yapılabilir hale gelmiştir. Bu çalışma kalp ve arterleri konusunun plastik anatomi modelleri ve 3 boyutlu yazılımlar ile öğretilmesinin öğrenci üzerindeki etkisinin karşılaştırılması ve öğrencilerin düşüncelerini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Çalışmanın evrenini Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem I öğrencileri oluşturmaktadır. Gönüllü olarak katılmak isteyen öğrenciler çalışmaya dahil edilmiş ve 68 öğrenci ile çalışma başlatılmıştır. Çalışmaya alınan öğrenciler randomize bir şekilde iki guruba ayrılarak değerlendirilmiştir (n1=31, n2=37). Onayı alınmış olan öğrencilere, daha önce herhangi bir anatomi bilgilerinin olup olmadığını belirlemek amacıyla kalbin anatomisi ile ilgili soruların yer aldığı bir ön test uygulanmıştır. Daha sonra öğrencilere ders içeriği dağıtılmış, kalbin anatomisi ile ilgili teorik ders anlatılmış, hemen sonra öğrenciler ramdomize olarak iki gruba ayrılmıştır. Gruplardan birisi plastik anatomi modelleri (maket) ve Netter Anatomi Atlası ile, diğeri ise Essential Anatomy 5 programında 3 boyutlu olarak teorik derste anlatılan yapıları incelemişlerdir. Ön test olarak verilen test yeninden son test olarak uygulanmıştır. Test bittikten sonra bir anket dağıtılarak öğrencilerin fikirleri de verilerimize eklenmiştir. Sonuç olarak geleneksel eğitim, anatominin ortaya çıktığı zamandan beri günümüzde de hala tercih edilen yöntemdir. Kadavra, maket, atlas gibi temel materyaller; yazılımlar ve teknoloji ile desteklenmektedir ancak tamamen yerlerini bırakması söz konusu değildir. Yapılan çalışmalar, başarı oranları ve istatistikler göstermektedir ki geleneksel eğitim ve teknoloji destekli eğitim materyalleri birlikte daha güçlü bir eğitim modeli oluşturmaktadır.

AnatomiEğitim teknikleriTıp eğitimi+2
Selin Bayko
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Arteria temporalis superficialis ve dallarının belirli anatomik noktalara göre haritalandırılması

Arteria temporalis superficialis ve uç dallarının anatomisi kraniyofasiyal rekonstrüktif cerrahisi, bypass cerrahisi, temporal bölge hacim kazandırma, ritidektomi, botoks uygulamaları gibi estetik girişimsel işlemler olmak üzere birçok klinik durum için önemlidir. Olası komplikasyonların önlenmesi için seyirleri kadar derinliklerinin de bilinmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı arteria temporalis superficialis ve uç dallarının, anatomisinin belirli referans noktalarına göre belirlenmesi ve olası varyasyonlarının tespit edilmesidir. Çalışmada 209 bireyin baş-boyun BT anjiyografileri değerlendirildi. Referans noktası olarak tespit edilmesi kolay ve klinikle ilişkili olan tragus, arcus zygomaticus, orbita köşesi, tuberculum marginale, margo supraobitalis ve margo infraorbitalis seçildi. 209 bireyin sağ-sol toplam 418 tarafın 363'ünde (%86,84) ramus parietalis bulunduğu, ramus frontalis'in ise sadece 3 olguda bulunmadığı tespit edildi. Ramus parietalis'lerin vertikal eksene göre ortalama 23,31°±10,49° açı ile çoğunlukla posterosuperior yönde, ramus frontalis'lerin ise 45,51°±13,03° açı ile anterosuperior yönde seyrettiği görüldü. Ramus frontalis'lerin orbita köşesine en yakın mesafeleri ve bu noktadaki derinliklerinin ise ortalama 3,24±0,98 cm ve 0,27±0,11 cm olduğu tespit edildi. Margo supraorbitalis'e en yakın mesafe ve ciltten derinlikleri ise ortalama 1,81±0,85 cm ve 0,21±0,08 cm olarak bulundu. Sonuç olarak bu tez çalışmasının, rekonstrüktif ya da estetik sebeplerle müdahalelerde uygulayıcılara güvenli alan yaratabilmeleri için fayda sağlayacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Arteria temporalis superficialis, Temporal bölge, Rekonstrüktif cerrahi, BT anjiyografi

AnatomiAnjiyografiArteria temporalis superficialis+4
Helin Yücedağ Gündoğdu
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bitki morfolojisi, anatomisi ile sistematiği konularının ortaöğretim biyoloji programındaki yerinin değerlendirilmesi

Geçmişten beri bitkilere ihtiyaç duyan insanlar; bitkileri tanımalı, morfoloji ve anatomilerini bilmeli, sınıflandırmalarını yaparak akrabalık ilişkilerini öğrenmelidir. Bu öğrenmenin gerçekleşeceği temel yer okullardır. Ders kitaplarının kolay ulaşılabilir olmaları ve yurdun her yerinde aynı kitapların okutulması bitkilerin tanınmasında öğrencilere fırsat eşitliği sunmaktadır. Bu çalışmanın amacı bitki morfolojisi, anatomisi ve sistematiği konularının BDÖP'deki yerinin belirlenmesi ve konuların ele alınış biçiminin öğrenci ilgi, beklenti ve yeteneklerine uygunluğunun öğrenci görüşleri alınarak değerlendirilmesidir. Araştırma 2016-2017 eğitim öğretim yılı bahar döneminde İstanbul'da öğrenim gören 400 öğrenci ile yürütülmüştür. Araştırmacı tarafından hazırlanan iki adet veri toplama aracı kullanılmıştır. Ayrıca konuların programdaki yerini belirlemek amacıyla Ortaöğretim Biyoloji Ders Kitapları incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular, alt problemler ile uygun olacak şekilde alt başlıklar halinde yorumlanmıştır. Araştırmada bitki morfolojisi, anatomisi ve sistematiği konularının ele alındıkları sınıf düzeyleri; konuların alan içeriği, sosyal içeriği, içerdiği görseller, uygulamalar/etkinlikler; konularla ilgili kazanımlar ve kitapların içerikleri; konularda geçen kavramlar ve terimler ile ilgili verilere ulaşılmıştır. Araştırma sonucuna göre 9. ve 12. Sınıf kitaplarında, endemik bitki türleri hariç, bitkilere gereken yer verilmektedir. İlgili konularla ilgili alan içeriği fazla bulunmaktadır. Ancak içerik ile kazanımlar uyumludur. Ayrıca hedeflenen kazanımların büyük çoğunluğu öğrenciler için kalıcı olmuştur. Latince kelimeler fazla bulunmakta, terim ve kavramlar öğrenilirken zorluk yaşanmaktadır. Konularda geçen günlük hayata ilişkin bilgiler yeterlidir. Uygulamaların/etkinliklerin hiçbirinde amaç belirtilmemiştir fakat yöntem açık ve anlaşılırdır. İlgili uygulamalar/etkinlikler öğrenci beklentilerini karşılamamaktadır ve öğrenciler tarafından yetersiz bulunmaktadır. Görsellerle ilgili sonuçlara göre; kitaplardaki görseller yeterlidir ancak dikkat çekici değildir ve görsel açıklamalarının yeterli düzeye getirilmesi gerekmektedir.

AnatomiBitki morfolojisiBiyoloji eğitimi+3
Esra Cansu Çelik
Hacettepe University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Latin harflerinin anatomik yapılarının incelenmesi

Yazı geçmişten günümüze gelişerek gelen büyük bir buluştur. Düşüncelerimizi kısa yoldan en rahat aktarabileceğimiz, görsel biçimdir. Yazı sadece bir iletişim aracı değil, simgesel düşüncenin dönüştüğü ve yol aldığı bir dönüm noktasıdır. İlk yazı, insanlığın yerleşik hayata geçmesi ile doğmuştur. Görsel iletişimin başlangıcı olan bu buluş, mağara resimlerinden, çivi yazılarına kadar uygarlıkların belirleyicisi olmuştur. Tipografinin gelişimi 15.yy Avrupa'da Johannes Gutenberg'in matbaayı icat etmesinden, Endüstri devrimine kadar devam eden zaman dilimleri, görsel iletişimin gelişerek, teknolojiyle birlikte yeni tipografik hareketlerin doğuşuna kadar sürmeye devam etmektedir. 20 yy' da birlikte yeni tipografik tasarımlar, gelişen yeni teknikler, harflerin birbirinden ayıran karakteristik özellikleri, sanattaki değişimler ve ilerlemeler tipografik tasarıma yön vermiştir. İlerleyen zaman içerisinde alfabeyi oluşturan harflerin tipografi uzmanları tarafından incelenip, harfin iskelet yapısını oluşturan temel özelliklerini görebileceğimiz harf terminolojilerini geliştirmişlerdir. Harfin karakteristik özellikleri, anatomik yapıları, geometrileri, kontrastlıkları, optik denge ve vurgu farklılıkları görseller ile serifli ve sans serif yazı karakterlerinin ayrıntılı yapıları bu tezde incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Yazı Tarihi, Alfabe, Tipografi, Harf Anatomisi.

AnatomiAnatomik özelliklerGrafik sanatlar+4
Yağmur Aşıcı
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anatomi modeline ilişkin sanal gerçeklik teknolojisi kullanan hemşirelerin deneyimlerinin incelenmesi

Tüm dünyada olduğu gibi hemşirelik bilgisayar teknolojisinden etkilenmekte, geleneksel eğitim yapısı dönüşmektedir. Günümüzün önemli teknolojilerinden olan sanal gerçeklik teknolojisi bu etkinin en önemli temsilcilerindendir. Bu teknoloji hemen her alanda olduğu gibi sağlık alanında da oldukça fazla kullanılmaya başlamış, özellikle tıp eğitiminde yer edinmeye başlamıştır. Bu çalışmanın amacı, hemşirelere Playstation VR teknolojisinde yer alan Human Anatomy VR uygulaması aracılığıyla; anatomi modeline ilişkin sanal gerçeklik teknolojisinin deneyimletilmesi ve bu deneyimler bağlamındaki etkilerinin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırmaya, İstanbul'daki bir araştırma hastanesinde cerrahi birimlerde çalışan rastgele seçim yöntemiyle seçilmiş 50 hemşire katılmıştır. Katılımcıların %60'ı kadın, %40'ı erkek; %60'ı 23-28 yaş, %40'ı 29-35 yaş aralığındadır. Bununla birlikte katılımcıların tamamı lisans mezunudur. Araştırmanın verileri, Sosyo-demografik Bilgi Formu, Sanal Gerçeklik Teknolojisi Kullanımına İlişkin Bilgilendirme Formu (Ön Değerlendirme Formu ve Son Değerlendirme Formu), Simülatör Hastalığı Anketi ve Hareket Hastalığı Anketi, Gönüllü Bilgilendirme ve İzin Formu ile sanal gerçeklik gözlüğü kullanılarak toplanmıştır. Katılımcılardan öncelikle ön değerlendirme formu doldurulması istenmiş, sanal gerçeklik uygulamasıyla bazı temel anatomi unsurları deneyimletilmiş, ardından son değerlendirme formu doldurtularak deneyimleri sorulmuştur. Bu bağlamda hemşirelerin psikofizyolojik etkilenimlerini incelemek üzerine "Simülatör Hastalığı ve Hareket Hastalığı" anketi doldurmaları istenmiştir. Bunun sonucunda ön değerlendirme formu, son değerlendirme formu ve anketten elde edilen bilgiler tablolaştırılarak araştırma bölümünde sınıflandırılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma, yüzde, sayı değerleri verilmiştir. Ayrıca niteliksel verilerin değerlendirilmesinde betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Önemli bulgular bağlamında hemşirelerin %84'ü (4,82±0,37), "Anatomy VR uygulamasının kas ve organlar hakkında verdiği bilgileri yeterli buldum." basamağını; %94'ü (4,86±0,46), "Anatomy VR uygulaması sağlık alanında kullanılabilir." basamağını olumlu düzeyde cevaplandırmıştır. Elde edilen sonuçlara göre anatomi modeline ilişkin sanal gerçeklik teknolojisi kullanan hemşirelerin deneyimleri olumludur. Araştırmanın sonuçları bağlamında hemşirelerin beceri eğitimlerinde sanal gerçeklik teknolojisi kullanımına yer verilmesi önerilmektedir.

AnatomiHemşirelerHemşirelik+4
Eda Çakır Bayrak
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Taze ve alkid resin tekniğiyle hazırlanan rat beyinlerinin renk, koku ve textür özelliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada alkid resinle hazırlanan rat beyinlerinin gerçek dokuya benzerliğini ve beyin dokusunda alkid resin yönteminin uygulanabilirliğini ortaya koymak amacıyla, taze beyin dokusu ile renk, koku, işlenebilirlik, sertlik, elastikiyet ve yapışkanlık yönünden karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmayı yapmak için 54 adet erkek wistar albino rat kullanıldı. Sıçanların anestezisi ksilazin (5-8 mg/kg) + ketamin (75-90 mg/kg) karışımıyla İP veya İM enjeksiyon yoluyla yapıldı. Anesteziye alınan sıçanlardan 20 tanesinin karın duvarına ensizyon yapılıp Aorta abdominalis'leri kesilerek kanları boşaltıldı ve beyinleri çıkarıldı. Alkid resin yöntemi ile işlenecek olan 34 rat ise anestezi sonrasında kanları boşaltılıp Aorta abdominalis'lerinden kranial ve kaudal yönlü kateter uygulaması yapılarak Spence'in kadavra tespit sıvısı ile fiksasyonları sağlandı. Alkid resin yöntemiyle işlenecek olan ratlardan 4 tanesi sergi amaçlı materyaller üretmek için istenilen pozisyonlar verildikten sonra tespit edildi. Alkid resin yöntemiyle işlenecek örnekler sırasıyla yıkama aşaması, arındırma, gömme, ön kurutma, emdirme aşaması ve son kurutma aşamalarından geçirildi. Sonrasında taze olarak çıkarılan rat beyinleriyle alkid resin yöntemiyle işlenen beyinler renk değerleri (L*, a*, b*) ve textür özellikleri bakımından (sertlik, elastikiyet ve yapışkanlık) karşılaştırıldı. Her iki yöntemle hazırlanan materyaller oluşturulan panel ile koku ve işlenebilirlik (ensizyon) yönünden birbiriyle kıyaslandı ve alkid resinli materyallerin kokusuz ve işlenebilir olduğu ortaya konuldu. Renk değerleri bakımından alkid resinli örnekler daha sarı çıkarken, taze örneklerin daha kırmızı ve beyaz olduğu gözlendi. Alkid resinli örneklerin taze dokuya göre daha sert ve elastik olduğu, ancak yapışkanlık değerinin olmadığı belirlendi. Bu çalışma ile alkid resinin beyin dokuda tespit amaçlı uygulanabileceği, alkid resinle işlenen beyin dokusunun gerçek dokuya benzerliği, elde edilen materyallerin sergi ve eğitim-öğretim amaçlı kullanılabileceği ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Alkid resin, Kadavra, Rat, Sinir Sistemi, Taze beyin

AnatomiBeyinKadavra+4
Hacı Keleş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Silene sclerophylla chowdh vesilene araratica scischk subsp. araratica bitkilerinin ekolojik, morfolojik, anatomik özellikleri ve uçucu yağ bileşenlerinin belirlenmesi

Bu tez çalışmasında, farklı ekolojilerde yayılış gösteren Silene sclerophylla Chowdh ve Silene araratica Scischk subsp. araratica taksonlarının morfolojik, anatomik, polen ve tohum özellikleri, uçucu yağ özellikleri ve ekolojik özellikleri belirlendi ve aralarındaki farklar ortaya koyuldu.Polenler ve tohumlar hem ısık hem de Scanning Elektron Mikroskobunda (SEM) incelendi. Morfolojik çalışmalarda taksonların; gövde, yaprak, çiçek, meyve, tohum ve polen kısımlarının ölçümleri yapılarak ayırt edici özellikleri tablolar halinde belirtildi. Anatomik çalışmalarda el ile alınan kesitler safranin-fast green ikili boyama yöntemiyle boyandı. Araştırma mikroskobuyla preparatların fotoğrafları çekildi ve ayırt edici özellikleri tespit edildi. Uçucu yağ bileşenlerinin belirlenmesinde, bitkilerin toprak üstü kısımları kurutularak hidrodistilasyon yöntemiyle uçucu yağları izole edildikten sonrauçucu bileşenleri GC-MS ile analiz edildi. Ekolojik çalışmalarda, bitkilerin genellikle kayalık, taşlık ve step alanlarda yayılış gösterdiği, Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü yerleri tercih ettiği, kumlu-killi-tın ve kumlu-tınlı topraklarda yetiştiği ve topraktaki besin madde durumlarının alandan kaynaklı olarak oldukça yüksek olduğu tespit edildi.

AnatomiEkolojiMorfoloji
Büşra Arık
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hamdani koyunlarında hipofiz bezi ve sella turcica'nın bilgisayarlı tomografi görüntüleri kullanılarak morfometrik analizi

Bu çalışma, Hamdani koyunlarında Hipofiz Bezi ve Sella Turcica'nın bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri üzerinden morfometik ölçülerini elde etmek, ve bu ölçüm değerlerinin seksüel dimorfizm bakımında istatistiksel olarak farklılıklarını ortaya koymak amacıyla yapıldı. Çalışmada, 16 adet (8 dişi, 8 erkek) yetişkin ve sağlıklı Hamdani koyunlarına ait kafataslarına ait bilgisayarlı tomografi görüntüsü kullanıldı. Görüntüler üzerinden alınan ölçümler RadiAnt DICOM Viewer (64 Bit) programı kullanılarak gerçekleştirildi. Çalışmada hipofiz bezine ait transversal (uzunluk, yükseklik, genişlik), dorsal (uzunluk, genişlik) ve sagital (uzunluk, yükseklik) kesitlerden morfometrik ölçümler alındı ve bu ölçüm değerleri kullanılarak hacim değeri elde edildi. Ek olarak, hipofiz bezi ölçümleri kıllanılarak transversal indeks (Tİ), sagital indeks (Sİ) ve dorsal indeks (Dİ) ölçümleri belirlendi. Ayrıca, sella turcica'ya ait sagittal düzlemdeki görüntüsünden yüzey alanı ile birlikte toplamda 9 parametre osteometrik ölçümler alındı ve bu ölçümlerin uzunluk/yükseklik oranları kullanılarak toplamda 12 parametre oran değerleri hesaplandı. Elde edilen ölçüm değerlerinin istatistik analizi yapıldı. Hamdani koyunlarında hem hipofiz hem de sella turcica'nın linear ölçümlerin erkek koyunlarda dişilere göre daha büyük olduğunu görüldü. Hipofiz bezinin hacim ölçüm değerinin dişi ve erkek koyunlarında sırasıyla 1.211±0.166 cm3 ve 1.911±0.281 cm3 olduğu belirlendi. Erkek ve dişi Hamdani Koyunlarında hipofiz bezine ait yaş, ağırlık ve diğer ölçüm değerleri arasında istatistik olarak anlamlı ilişkilerin tamamının pozitif yönlü olduğu belirlenirken, dişi hamdani koyunlarında linear ölçüm değerleri ile indeks ölçümleri arasındaki korrelasyonların çoğunluğunun negatif yönlü olduğu gözlendi. Erkek ve dişi Hamdani koyunlarında sella turcica'ya ait osteometrik ölçüm değerleri arasında istatistik olarak anlamlı olan ölçüm değerlerinde pozitif yönlü korelasyonlar olduğu gözlendi. Bununla birlikte, sella turcica'ya ait yükseklik/genişlik oran ölçüm değerleri ile yaş ve ağırlık ölçüm değerleri arasında çoğunlukla negatif yönlü korelasyonların olduğu gözlendi. Ölçüm değerleri ROC analizi kapsamanda değerlendirildiğinde ise, hipofiz'e ait Tİ ve Dİ ölçümlerinin, sella turcica'ya ait SMY/STU ve SMY/CrCaU oran ölçümlerinin belirlenen kesim değerleri ile cinsiyeti ayırma gücünün istatistik olarak anlamlı ve yüsek düzeyde olduğu gözlendi (p<0.05). Sonuç olarak, Hamdani koyunlarında hipofiz bezi ve sella turcica'ya ait morfometrik ölçümlerin sexüel dimorphizm bakımından cinsiyetler arasındaki farklılıkları bilgisayarlı tomografi görüntüleri kullanılarak tespit edildi. Elde edilen verilerin, Hamdani koyunlarında hipofiz ve sella turcica'ya ait olası patolojik durumların değerlendirilmesinde, taksonomik çalışmalarda, cinsiyet tayininde, veteriner anatomi, cerrahi ve klinik uygulama alanlarında, zooarkeoloji gibi bilim alanlarındaki araştırmalara bilimsel zemin hazırlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Bilgisayarlı Tomografi, Hamdani Koyunu, Hipofiz Bezi, Morfometri, Sella Turcica.

AnatomiAnatomi-veteriner hekimlik
Mahmut Öntürk
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Furkasyon defektlerinin anatomik ve topoğrafik özelliklerinin panoramik radyografi ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografide retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amaçlarından ilki; mandibular 1. molar dişlerin panoramik radyografi (RG) ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografide (KIBT) furkasyon tutulumlarının (FT) anatomik ve topoğrafik özelliklerini değerlendirip karşılaştırmak; mezial ve distal bölgelerde kemik defektleri ile ilişkisini incelemektir. Çalışmanın ikinci amacı ise; bir periodontoloji uzmanlık öğrencisi, bir periodontoloji uzmanı ve bir ağız diş ve çene radyoloji (ADÇR) uzmanından oluşan 3 gözlemcinin gözlemciler arası ve gözlemciler içi uyumunun değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi ve Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı'na başvurmuş hastaların panoramik RG'leri ve KIBT'de furkasyon bölgeleri incelendi. Araştırma raporu oluşturulurken, anlamlılık düzeyi için %95 güven aralığı kullanıldı. Bulgular: Çalışmamızda 289 hasta, 406 diş incelenmiştir. Katılımcıların %58,9'u kadın, %41,1'i erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 52,73 olarak belirlenmiştir. FT KIBT'de %10,6 sınıf 1, %67,7 sınıf 2 ve %21,7 sınıf 3 olarak saptanmıştır. Katılımcıların %81,3'ünde mezial bölgede defekt varken %27,6'sında bu defektin furkasyon defekti ile bağlantısı saptanmıştır. Katılımcıların %86'sında distal bölgede defekt varken %28,3'ünde bu defektin furkasyon defekti ile bağlantısı saptanmıştır ve sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır. KIBT'de FT derinliği ort. 4,03 mm, Yatay kemik kaybı (YKK) 2,38 mm, dikey kemik kaybı (DKK) 3,02 mm ve kök-gövde yüksekliği 3,12 mm olarak bulunmuştur. Panoramik RG'de bireylerin %24,9'unda defekt yoktur, %58,1'inde alt sınıf A, %11,8'inde alt sınıf B ve % 5,2'sinde FT alt sınıf C olarak saptanmıştır. Panoramik RG'de Kemik kaybı %/yaş 0,25 altı %2, 0,25 ile 1 arası %60,8, 1 ve üzeri %37,2 olarak bulunmuştur. KIBT'de FT sınıf 1 olanların panoramik RG'de %41,9'unda defekt yok, %55,8'i alt sınıf A % 2,3'ü alt sınıf C olarak saptanmıştır. KIBT'de FT sınıf 2 olanların panoramik RG'de %26,9'unda defekt yok, %64'ünde alt sınıf A % 6,2'sinde alt sınıf B ve % 2,9'unda alt sınıf C olarak saptanmıştır. KIBT'de FT sınıf 3 olanların panoramik RG'de %10,2'sinde defekt yok, %40,9'unda alt sınıf A % 35,2'sinde alt sınıf B ve %13,6'sında alt sınıf C olarak saptanmıştır. Tüm bu sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Gözlemci içi ve gözlemciler arası değerlendirmede defekt lokasyonu ve milimetrik ölçüm yapılan parametrelerin mükemmel uyumda olduğu bulunmuştur. Sonuç: Tüm vakalarda FT'nun panoramik RG'de tespit edilememiş olması ve FT'nun şiddetinin panoramik RG'de KIBT'ye göre olduğundan daha az tahmin edilmiş olması rutin muayenelerin ve panoramik RG'nin tanı ve/veya tedavi planlaması açısından yeterli bilgi sağlayamadığı karmaşık vakalarda, herhangi bir sebeple KIBT'si bulunan hastalarda furkasyon bölgelerinin KIBT'de incelenmesi gerektiği düşünülmüştür. Anahtar Sözcükler: Furkasyon tutulumu, furkasyon defekti sınıflaması, radyolojik kemik kaybı

AnatomiFurkasyon defektleriKemik defektleri+4
Havanur Bayrak
Hacettepe University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Hypericum L. cinsi Origanifolia Stef. seksiyonunun taksonomik revizyonu

Bu araştırma ile Hypericum L. cinsi Origanifolia Stef. seksiyonu üyelerinin Türkiye revizyonu yapılmıştır. Karışık ve benzer morfolojik karakterlere dayalı tür tayin anahtarı gözden geçirilmiş ve yenisi oluşturulmuştur. Taksonların betimleri genişletilmiş, coğrafik yayılışları güncellenmiş, çiçeklenme-meyvelenme dönemleri ve bitki coğrafyası bölgeleri verilmiştir. Yapılan taksonomik değerlendirmelerde Origanifolia Stef. seksiyonuna ait 10 takson [Hypericum salsugineum Robson & Hub.-Mor., H. imbricatum Poulter, H. origanifolium Willd., H. trachyphyllum Griseb., H. aviculariifolium Jaub. & Spach var. aviculariifolium, H. aviculariifolium Jaub. & Spach subsp. albiflorum (Hub.-Mor.) Yıld. & Top, H. uniflorum Boiss. & Heldr., H. bourgaei (Boiss.) N. Robson var. bourgaei, H. bourgaei (Boiss.) N. Robson var. leprosum (Boiss.) Yıld. & Top, H. bourgaei (Boiss.) N. Robson var. depilatum (Freyn & Bornm.) Yıld. & Top] belirlenmiştir. Sonuç olarak 1 kombinasyon ve sıtatü [Hypericum aviculariifolium Jaub. & Spach. subsp. albiflorum (Hub.-Mor.) Yıld. &Top], 2 kombinasyon [H. bourgaei (Boiss.) N.Robson var. leprosum (Boiss.) Yıld. & Top, H. bourgaei (Boiss.) N.Robson var. leprosum (Boiss.) Yıld. & Top], 4 sinonim (H. laxiflorum N. Robson, H. ichelense N. Robson, H. cymbiferum Boiss. & Balansa, H. papillare Boiss. & Heldr.) yapılmıştır. Hypericum L. cinsi Origanifolia Stef. seksiyonuna ait 10 taksonun morfolojik, nümerik taksonomik, palinolojik, anatomik özellikleri ve tehlike basamakları sunulmuştur.

AnatomiHypericaceaeHypericum perforatum+4
Elçin Top
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Maksiller birinci molar dişlerin meziobukkal kök kanalının kurvatür açısının apikal foramen konfigürasyonuyla ve cinsiyetle ilişkisinin değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı maksiller birinci molar dişlerin çeşitli morfolojik özelliklerini ve meziobukkal kök kanalının kurvatür açısının cinsiyet ve apikal foramen konfigürasyonuyla ilişkisini KIBT kullanılarak değerlendirmektir. Çalışmada 250 adet dişin KIBT görüntüleri incelenmiştir. Meziobukkal kök kanalının kurvatür açısı Schneider yöntemine benzer şekilde ölçülmüş ve kurvatürün başladığı kök bölgesi (koronal-orta-apikal) ve kurvatür yönü belirlenmiştir. MB2 varlığı, apikal foramen sayısı, kanalların birleştiği kök bölgesi değerlendirilmiş ve kanalların birleşme mesafesi, kanallar arası mesafe, kron boyu ve kök boyu ölçülmüştür. Kategorik değişkenler arasındaki ilişkiler Ki-kare Analizleri ile, bağımsız iki grup arasında sayısal değişken yönünden karşılaştırmalar Independent Samples t Test ile yapılmıştır. Sayısal değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon katsayısı ile değerlendirilmiştir. Tek kurvatürlü ve apikal foramen sayısı 2 olan dişlerin kurvatür açısı ortalaması anlamlı olarak daha yüksektir (p˂0,05). Cinsiyetler ile kanal kurvatür açı ortalamaları ve apikal foramen sayısı arasında anlamlı bir ilişki yoktur (p˃0,05). Kurvatür en çok orta üçlüde başlamaktadır. En çok görülen kurvatür yönü distaldir. MB ve MB2 sırasıyla en çok orta, apikal ve koronal üçlüde birleşmektedir. Erkek hastalarda kanalların birleşme mesafesi anlamlı bir şekilde daha yüksektir (p=0,015). Apikal foramen sayısı 2 olan dişlerde kanallar arası mesafe anlamlı olarak daha yüksektir (p<0.001). Kanallar arası mesafe ve kanalların birleşme mesafesi arasında orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki mevcuttur (r=0,47). Kron ve kök uzunlukları ile apikal foramen sayısı arasında anlamlı bir ilişki yoktur (p˃0,05). Furkasyon seviyesinde erkeklerde meziodistal ve bukkolingual kök kalınlıkları anlamlı bir şekilde daha fazladır (p˂0,05). Furkasyon seviyesinde meziodistal kök kalınlığı (r=0,24), bukkolingual kök kalınlığı ile kanallar arası mesafe arasında ile pozitif yönlü ilişkiler bulunmuştur (r=0,46).

AnatomiAzı dişleriCinsiyet+3
Fatma Nur Yiğitçe
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endoskopik endonazal cerrahi için Sinus sphenoidalis'in ve canalis caroticus'un nörovasküler yapılarla ilişkisinin DynaCT yöntemiyle incelenmesi

Giriş-Amaç: Hipofiz adenomlarının ve diğer sellar bölge lezyonlarının rezeksiyonu için endoskopik endonazal transsfenoidal cerrahi altın standart tedavi kabul edilmektedir. Preoperatif görüntüleme sinus sphenoidalis ve komşu nörovasküler yapıların anatomisinin ayrıntılı incelenmesi cerrahi planlamada oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, son yıllarda kullanım sıklığı artan düz panel DynaCT yöntemiyle sinus sphenoidalis ve komşu yapıları morfolojik olarak değerlendirmektir. Gereç-Yöntem: Bu çalışmada 278 hastanın (556 taraf) [164 kadın (%59) ve 114 erkek (%41)] DynaCT görüntüleri analiz edildi. Sinus sphenoidalis'in pnömatizasyonunun tipi, nervus opticus'un (NO) ve a. carotis interna'nın (ACI) protrüzyon ve dehisanslarının prevalansı, sinus sphenoidalis'in septalanması, processus clinoideus anterior (PCA) pnömatizasyonu ve onodi hücresi varlığı bilateral olarak değerlendirildi. Bulgular: Konkal tipte SS pnömatizasyonuna hiç rastlanmadı. Sinus sphenoidalislerin %15,8'i (n=44) presellar, %84,2'si (n=234) sellar şekilde pnömatizeydi. Sinus sphenoidalis'in artan pnömatizasyonu ile NO ve ACI protrüzyonunun da o derece artış gösterdiği görüldü (p=0,001). Taraflardaki NO ve ACI protrüzyonu ile ipsilateral PCA'nın pnömatizasyonu arasında güçlü korelasyon vardı (p<0,001). Aynı şekilde, bilateral incelenen tüm parametrelerde taraflar arasında (sağ-sol) anlamlı ilişki bulundu (p<0,001). Onodi hücresi sağ tarafın %20,1'inde (n=56); sol tarafın %24,1'inde (n=67) görüldü. NO protrüzyonu veya dehisansı ile onodi hücrelerinin varlığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Sonuç-Öneri: Bu çalışma, ameliyat esnasındaki komplikasyonlardan kaçınmak için gerekli olan sinus sphenoidalis ve çevredeki yapılar hakkında anatomik bilgi vererek iyatrojenik hasar riskini azaltmada yararlı olabilir.

AnatomiCanalis caroticusKarotis arteri-internal+3
Zeynep Yılmaz
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yetişkin kadavralarda ramus superficialis nervi radialis; seyri ve dallanma paterni

Amaç: Nervus radialis'in iki uç dalından biri olan ramus superficialis nervi radialis'in (RSNR) anatomisinin ve topografisinin iyi bilinmesi; nadir görülen bazı hastalıkların yakalanması, bu bölgenin cerrahisinde ortaya çıkacak komplikasyonlardan kaçınılması vb. durumlar için önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı, RSNR'nin seyri, dallanma paterni ve komşu olduğu yapılarla ilişkisini araştırarak klinik hekimlerine, özellikle cerrahlara ışık tutmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı laboratuvarında bulunan, fiksasyonu formaldehit, etanol ve gliserol solüsyonu ile sağlanmış 11 yetişkin kadavraya ait (5 erkek, 6 kadın) 20 üst ekstremitede gerçekleştirildi. RSNR'nin yüzeyelleştiği ve dallandığı noktaların sabit kemik çıkıntılarına olan uzaklıkları ölçülerek kaydedildi. Ölçümler istatistiksel yöntemlerle değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda kullanılan tüm üst ekstremiteler, Tip 1 grubunda yer aldı. RSNR'nin n. radialis'ten ayrıldığı seviye, olguların 13'ünde (%65) biepikondiler hattın (BEH) distalindeyken 7 tanesinde (%35) bu hattın proksimalinde yer aldığı görüldü. Tüm olgularda RSNR, m. brachioradialis'in derininde, m. extensor carpi radialis longus'un (MECRL) yüzeyelinde seyrettikten sonra processus styloideus radii'nin (PSR) ortalama 7,37 cm proksimalinde yüzeyelleştiği tespit edildi. Sinir, tüm taraflarda yüzeyel fasyada bir miktar distale doğru ilerleyip PSR'nin ortalama 4,20 cm proksimalinde medial ve lateral dallarına ayrıldı. Lateral dal başparmak ve tenar kabarıklığın lateraline ulaşırken (RSNR-3), medial dalın da ikiye ayrılarak el sırtında birinci parmak aralığı (RSNR-2) ve başparmak ile orta parmağın orta falankslarına kadar (RSNR-1) olan bölgenin derisini innerve etmek üzere distale doğru seyrettiği görüldü. Sonuç: Literatürdeki verilerle benzerlik gösteren çalışmamızda nadir varyasyonlara rastlanmadı. Bu verilerin hem tanı ve tedavilerde hem de komplikasyonların önlenmesi açısından hekimlere yardımcı olacağını düşünmekteyiz.

AnatomiDallanmaKadavra+1
Eda Görgün
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Menstruasyon döneminde ve öncesinde yaşanan fiziksel ve ruhsal durumun ses analizinde etkisi

Amaç: Objektif ölçümler ses bozukluklarının değerlendirilmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu sebeple çalışmamızın ilk amacı sağlıklı Türk kadın nüfusunun ses analizi parametrelerinin normatif değerlerinin bir veri tabanını oluşturmak ve menstrüasyon fizyolojik durumu boyunca oluşacak varyasyonları değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmaya İstanbul ilinde yaşayan 30 sağlıklı normal fiziksel bulguları olan disfoni vb. herhangi bir ses rahatsızlığı olmayan yaş ortalaması 35.6, boy ortalaması 160,73 ve kilo ortalaması 61,96 olan katılımcılarımıza /a,/e/,/i/ ses örnekleri kaydedilmiş ve ses analizi yapılmıştır. Sonuçların değerlendirilmesinde Pair Sample t- testi kullanılmıştır. Sonuçlar p<0.05 olması durumunda anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Sonuçlar karşılaştırıldığında ortalama F0 değerleri arasında önemli bir fark gözlemlenmezken /i/ ünlü sesinin F0 değeri hepsinden daha yüksekti. Menstrüasyon dönemi normal dönemle karşılaştırıldığında F0 değerinde istatiksel olarak anlamlı düşüş gözlemlenmiştir. Premenstrüasyon dönemi ortalama jitter ve shimmer değerleri diğer döneme göre daha yüksek gözlemlenmiştir. Fakat menstrüasyon dönemi jitter ve shimmer değerleri anlamlı farklılık gözlemlenmemiştir. Premenstüasyon döneminin ortalama NHR değerleri diğer döneme göre daha yüksekti. Bu artış hem /a/ hem de /i/ ünlüleri için adet öncesi ve adet dönemi arasında istatiksel olarak anlamlıydı. Menstrüasyon dönemi F1 ve F2 değerleri diğer döneme göre daha yüksek gözlemlenmiştir. Fakat menstrüasyon dönemi F1ve F2 değerleri anlamlı farklılık gözlemlenmemiştir. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre, premenstrüel dönemde bazı pertürbasyon parametrelerinde minimal değişiklikler ve temel frekansta azalma gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Menstrüasyon, kadın, ses analizi, jitter, shimmer, F0

AnatomiFiziksel etkiLarinks+5
Neziha Demir
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Diyalektik bağlamda mekamorfi ve anatomi

Yapay ve doğal formlar sanatın varoluşuna kaynaklık etmektedir. Bu iki yapı özelde doğayı anlama, dönüştürme aracı olan makine ve canlıya ait parça olarak tanımlanan anatomik formlardır. Mekamorfi ve anatomi olarak ifade edilen bu form ikiliği arasında varoluşsal bağlamda diyalektik bir ilişki vardır. Tez kapsamında yapılan teorik çalışma zıt kutuplu biçim ikiliğinin diyalektik ilişkisini ortaya koymaya odaklanırken, uygulama çalışmaları bu ilişkiyi diyalektik imgeye dönüştürmeyi amaçlar. Tarihsel olarak makinelerin geçirdiği evrim ve bedenin bu yeni formlarla ilişkisi sanat eserlerine de yansır. Ancak teknolojide yaşanan gelişmeler, makine ve bedeni birbirinden ayıran sınırları belirsiz hale getirmiş ve bu iki çatışmalı biçimi mekamorfi ve anatomiyi harmonik bir yumağa dönüştürmüştür. Bu yumak aynı zamanda diyalektik açıdan bir sentez olarak tanımlanabilecek yeni bir yaşam formudur. Tezin sanatta biçime dönüştürme süreci bu yeni yaşam formundan yola çıkan plastik arayışlardan oluşmaktadır. Mekamorfi ve anatominin diyalektik ilişkisine odaklanan tezin kapsamında insan ve makine arasındaki diyalektik ilişkinin felsefik bağları incelenmiş, ardından mekamorfik ve anatomik biçimlerin sanatta nasıl ele alındığı ve bu diyalektik birlikteliğin günümüz teknolojisinin sunduğu yeni olanaklarla çağdaş sanatçılara yansımaları analiz edilmiştir. Araştırmalar ve incelemeler doğrultusunda mekamorfi ve anatominin kavramsal ve biçimsel zıtlığından yola çıkan diyalektik yaklaşımlarla plastik çözümlemeler ve analizler yapılmıştır. Anahtar Sözcükler: Mekamorfi, anatomi, diyalektik, makine, sanat, resim

AnatomiDiyalektikGüzel sanatlar+6
Rıfat Batur
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Patellar tendon bandının ilgili anatomik yapılar üzerine etkisinin kinematik olarak incelenmesi

Ön diz ağrısının kuadriseps femoris kasının vastus medialis ve vastus lateralis parçalarının kasılma hızı arasındaki farklılıktan kaynaklanabileceğini öne süren çalışmalar vardır. Yapılan bazı çalışmalarda patellofemoral ağrısı olan bireylerin vastus medialis kasının vastus lateralise göre daha geç kasıldığı, egzersiz veya bantlamanın ağrıyı azalttığı ortaya konmuştur. Bu hastalarda ağrının azalması ile birlikte vastus medialis-vastus lateralis kaslarının kasılma zamanları arasındaki farkın azaldığı da tespit edilmiştir. Patellar tendon bandı, patella ve tuberositas tibia arasına, patellar tendonun tam üzerine belirli bir sıkılıkla takılmaktadır ve patellar tendon kaynaklı ön diz ağrısını azaltmaktadır. Bu çalışmanın amacı patellar tendon bandının serbest düşme esnasında vastus medialis ve vastus lateralis aktifleşme ve maksimum genlikleri üzerine olan etkilerini patellofemoral ağrısı olan hastalarda gözlemlemek için sağlıklı gönüllülerde bir metodoloji çalışması oluşturmaktır. Çalışmaya 4 sağlıklı gönüllü katılmıştır ve 50 santimetrelik platformdan yumuşak bir zemine bantlı ve bantsız şekilde serbest düşüş hareketi gerçekleştirmişlerdir. Hareket sağ alt ekstremiteye konulan yansıtıcı işaretler, hızlı kamera ve EMG düzeneği yardımıyla incelenmiş ve düşme hareketi esnasında her iki durum için EMG aktifleşme, maksimum genlik ve eklem açılarındaki değişimin hesaplanıp karşılaştırılabileceği bir metodoloji hazırlanmıştır. Dört katılımcı için de RF ve VL kaslarının bantlı koşulda EMG maksimum genlikleri azalmıştır. VM-VL kasları arasında aktifleşme zamanı bütün katılımcılar için bantlı ve bantsız koşullarda farklılıklar göstermektedir. Patellofemoral ağrı sendromlu hastalar üzerinde yapılacak çalışmalar, bantın ağrı üzerine etkisini daha net ortaya koyacaktır. Anahtar Kelimeler: Patellar tendon bandı, ön diz ağrısı

AnatomiAğrıDiz+5
Burkay Utku
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Scapula morfometrisi ve cinsiyet ilişkisinin bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

Çalışmanın amacı Türkiye toplumunda scapula'dan cinsiyet tayininde etkili parametreleri ortaya koymaktır. Çalışmada toraks bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinden 60 erkek scapula'sı ve 60 kadın scapula'sı incelendi, morfometrik ölçümler yapıldı ve adımsal lojistik regresyon analizi ile cinsiyet tayinindeki etkinliklerine bakıldı. 10 parametre (scapular genişlik, maksimum scapular uzunluk, supraspinous çizgi uzunluğu, infraspinous çizgi uzunluğu, trigonum superior kenar uzunluğu, trigonum inferior kenar uzunluğu, trigonum superior spinal uzunluk, trigonum inferior spinal uzunluk, medial açı, spinal aks açısı) ve bu parametrelerden elde edilen 6 indeks (scapular indeks, supraspinous indeks, infraspinous indeks, trigonum spinal indeks, trigonum indeks, supra-infra scapular indeks) kullanıldı. İstatistiksel analizler sonucu scapular genişlik ve maksimum scapular uzunluk sağ scapula'larda %85, sol scapula'larda %90, tüm scapula'larda ise %86,7 oranında erkek ve kadın cinsiyetini ayırmada etkili olarak bulundu. Maksimum scapular uzunluk, supraspinous çizgi uzunluğu, infraspinous çizgi uzunluğu, trigonum superior kenar uzunluğu, trigonum inferior kenar uzunluğu, trigonum superior spinal uzunluk, trigonum inferior spinal uzunluk, spinal aks açısı, supraspinous indeks, trigonum indeks, trigonum spinal indeks, supra-infra scapular indeks ölçümlerinde sağ-sol taraflar arasında anlamlı fark bulunamadı. Scapular genişlik, maksimum scapular uzunluk, supraspinous çizgi uzunluğu, infraspinous çizgi uzunluğu, trigonum superior kenar uzunluğu, trigonum inferior kenar uzunluğu, trigonum superior spinal uzunluk, trigonum inferior spinal uzunluk, medial açı ve spinal aks açısı ölçümlerinde erkekler ile kadınlar arası ölçümlerde anlamlı farklılık bulundu. Elde edilen sonuçların Türkiye toplumunda scapula'dan cinsiyet tayini çalışmalarına ve scapula ile ilgili cerrahi girişimlere morfometrik olarak katkı vereceğini düşünmekteyiz.

AnatomiCinsiyetCinsiyet tayini+3
Mehmet Ülkir
Hacettepe University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Femur bilgisayarlı tomografisi kullanılarak femoral anteversiyon ölçümü

Bu çalışmada, proksimal femur bilgisayarlı tomografilerinde belirlenen anatomik yapılar yardımı ile femur anteversiyon açısının ölçülüp ölçülemeyeceği araştırılmıştır. Kadavralardan elde edilmiş 61 kuru femur kemiğinin bilgisayarlı tomografisi çekilmiştir. Literatürde femur anteversiyonu ölçümünde kullanılan standart teknik (posterior kondiler aks ile caput femoris ve collum femoris orta noktalarını birleştiren izdüşümsel çizgi arasındaki açı) ile femur kemiklerinin anteversiyon açıları belirlenmiştir. Bilgisayarlı tomografi aksiyel kesitlerinde trochanter major ve trochanter minor yapılarının caput femoris ve collum femoris santral noktalarını izdüşümsel olarak birleştiren aksa göre retroversiyon açıları ölçülmüştür. Ayrıca bu anatomik yapıların aksiyel kesitlerde en belirgin kesimlerini izdüşümsel olarak birleştiren intertrokanterik aks belirlenmiştir. Epicondylus femoris medialis ve lateralis yapılarının en belirgin noktalarını birleştiren transepikondiler aks belirlenerek posterior kondiler aks ile arasındaki açı değerleri ölçülmüştür. Yapılan ölçümlerde femur anteversiyon değerlerinin ortalaması 9,4° (-8° ile 19° arası) bulunmuştur. Posterior kondiler aks ile transepikondiler aks referans alınarak yapılan femur anteversiyon ölçümleri arasında korelasyon saptanmamıştır. Trochanter major retroversiyon açıları ortalaması 13,3° (7° ile 21° arası), trochanter minor retroversiyon açıları ortalaması 54,8° (40° ile 78° arası) olarak bulunmuştur. İntertrokanterik aks ile posterior kondiler aks arasında korelasyon saptanamamakla beraber trochanter minor retroversiyonu ˂50° olan femur kemiklerinde posterior kondiler aksla intertrokanterik aks arasındaki açının -3° ile +3° değerleri arasında olması arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (P=0,029). Femur retroversiyonu görülen kemiklerde trochanter major retroversiyonun da oransal olarak arttığı saptanmıştır. Bu çalışma; distal kesitler kullanılmadan sadece proksimal femur bilgisayarlı tomografisi kullanılarak femur anteversiyon ölçümü yapılabileceğini ve trochanter major retroversiyonu ile femur retroversiyonunun ilişkili olduğunu göstermektedir Anahtar Kelimeler: Femur, femur anteversiyonu, trochanter major, trochanter minor, posterior kondiler aks

AnatomiAnatomik özelliklerArtroplasti+6
Erkan Sabri Ertaş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Miyopik olgularda maküla fonksiyonun anatomik ve elektrofizyolojik olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; miyopik olgularda arka segment parametrelerini değerlendirerek makülanın anatomik yapısını spektral domain optik koherens tomografi (SDOKT) ile ve fonksiyonel açıdan pattern elektroretinografi (PERG) ile incelenmek ve aralarındaki korelasyonu saptamaktır. Çalışma grubu 78'i kadın, 40'ı erkek toplam 118 olgudan oluşturuldu. Kırma kusuru derecesine göre olgular 4 gruba ayrıldı. Birinci grup 0.00/-0.75 D arası (kontrol grubu), ikinci grup -1.00/-2.75 D arası, üçüncü grup -3.00/-5.75 D arası, dördüncü grup -6.00 D ve üstü olarak belirlendi. Tüm olgularda peripapiller RSLT kalınlığı, maküla kalınlığı, retina katlarının kalınlığı ve koroid kalınlığı SDOKT kullanılarak ölçüldü ve ardından PERG testi uygulandı. Miyopi derecesi artışı ile T kadran hariç RSLT kalınlığında azalma olduğu gözlendi. Maküler kalınlık ve retina katlarının (dış pleksiform tabaka hariç) kalınlıkları ile miyopi derecesi arasında bir ilişki bulunamadı. Yüksek miyopi grubunda maküler kalınlık ile N95 amplitüdü arasında negatif korelasyon saptandı. Miyopi derecesi ve AU artışı ile subfoveal koroid kalınlığı azalmaktaydı. AU ile subfoveal koroidal kalınlık arasında negatif korelasyon olduğu görüldü. P50 ve N95 dalgalarının amplitüdlerinde yüksek miyopi grubu ile kontrol grubu arasında istatiksel olarak anlamlı fark olduğu bulundu. Miyopi derecesinin artması ile ilişkili olarak P50 ve N95 amplitüdündeki azalma belirginleşiyordu. N95 amplitüdündeki azalma aksiyel uzunluk artışı ile korelasyon göstermekteydi. Maküler retina katlarında anatomik bir değişiklik olmadan ve EİDGK etkilenmemiş iken P50 amplitüdünde azalma olması, fonksiyonel açıdan makülanın yüksek miyop olgularda etkilenebileceğini düşündürmektedir. N95 amplitüdündeki azalmanın ise AU'daki artış ve global peripapiller RSLT kalınlığındaki azalma ile ilişkili olabileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: Spektral Domain Optik Koherens Tomografi, pattern elektrografi, miyopi.

AnatomiElektrofizyolojiElektroretinografi+4
Yağmur Deniz
Hacettepe University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Os hamatum`un kemik yapısının mikro-bilgisayarlı tomografi (mikro-BT) yöntemi ile değerlendirilmesi

Os hamatum proksimal bölümü dar, distal bölümü geniş olan kama şeklindeki bir kemiktir. Dorsal ve palmar yüzleri buralara tutunan bağlar nedeniyle pürüzlüdür. Palmar yüzün distal bölümünden öne doğru uzanan ve hamulus ossis hamati denilen çıkıntısı vasıtasıyla diğer karpal kemiklerden kolaylıkla ayırt edilebilir. Literatürde os hamatum ile ilgili kırık, avasküler nekroz,osteoblastoma gibi olgularla karşılaşılmakta iken; os hamatum'un yapısının Mikro-BT ile incelendiği yeterli sayıda çalışma bulunmamaktadır. Mikro-BT yüksek çözünürlüğüyle (9-15 mikrometre) çeşitli dokulara ek olarak kemik dokusunun da hassas yapısını ortaya koyan bir yöntem olarak gittikçe yaygınlaşmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı os hamatum'un kemik yapısının Mikro-BT yöntemi kullanılarak ortaya konmasıdır. Bu çalışmaya yapısal olarak bütünlük sağlayan ve herhangi bir deformitesi olmayan 55 adet os hamatum dahil edildi. Çalışmamızda os hamatum ile ilgili doku hacmi, kemik hacmi, yüzdelik kemik hacmi (kemik hacmi/doku hacmi), kemik yüzeyi, kemik yüzey/hacim oranı, trabeküler sayı,trabeküler kalınlık, trabeküler seperasyon, yapı model indeksi ve anizotropi derecesi Mikro-BT yöntemi ile değerlendirildi. Bu tez çalışmasından çıkan detaylı ölçüm sonuçları ile os hamatum ile ilgili el bileği cerrahi operasyonlarına katkı oluşturulacaktır. Anahtar Kelimeler: El bileği, Karpal kemikler, Os hamatum, Mikro-BT, Morfometri

AnatomiBilekBilek eklemi+5
Hakan Ocak
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran hastalarda mental foramen ve çevre kemik yapılarının anatomisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanılarak retrospektif olarak incelenmesi

Mandibulada mental foramen bölgesine yapılan cerrahi uygulamalarda, özellikle dental implant yerleştirilmesi ve apikal rezeksiyon gibi işlemlerde mental foramenin yeri, şekli, boyutları ve çevre kemik yapısının anatomisi uygulamayı yapan diş hekimi için çok önemlidir. Doğru planlama ve komplikasyonsuz bir işlem için klinik muayanenin yetersiz kaldığı durumlarda bu bölgenin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi yardımı ile radyolojik değerlendirilmesinin yapılması, hekimin başarı şansını artırıp olası komplikasyonların önüne geçmektedir. İleri görüntüleme yöntemlerinden olan konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile mental foramen ve çevre kemik yapısı üç düzlemde görüntülenebilmekte, ölçümlenebilmekte, yapılan cerrahi girişimler çok daha hatasız ve komplikasyonsuz olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı; mental foramen ve onu çevreleyen kemik yapının doğrusal ölçümlerini yapmak, mental foramenin lokalizasyonunu ve sonlanma şeklini, komşuluğundaki dişi ve mandibular insiziv kanal varlığını araştırmaktır. Mental foramenin anatomisi hakkında bilgi edinebilmek amacıyla aksiyel kesitte maksimum genişliği ve derinliği, koronal kesitte ise maksimum yüksekliği ölçülmüştür. Mental foramenin lingualde alveolar kret genişliği, mandibular bazisin en alt noktasına ve alveolar kret tepesine olan uzaklığı dik olacak şekilde ölçülmüştür. Hastaların kanin dişinden, birinci molar dişin mezial köküne kadar olan bölge üçe ayrılmış, mental foramenin hangi bölgede olduğu incelenmiştir. Mental foramen ile ona en yakın dişin apeksi arasındaki mesafe ölçülmüştür. Bu ölçümler sonucunda mental foramenin olduğu bölgeye yapılacak cerrahi girişim öncesi diş hekimine bilgi vermek, olası komplikasyonları önlemek ve başarısızlıkların önüne geçmek hedeflenmiştir. Anahtar kelimeler: Mental foramen, mandibular insiziv kanal, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi

AnatomiForamen mentaleKemik ve kemikler+3
Barlas Altınbay
Hacettepe University
2019
00

Related subjects