16. century

334 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Divan şiirinde hurafeler (XVI. yy)

Toplumların kültürel kimliği olan halk inanışları, birçok uygulamayla ve inanç biçimiyle karşımıza çıkmaktadır. Eski adet ve inanışların etkisiyle zamanla farklı bir boyut kazanan kimi inanç ve uygulamalar, toplumsal normlardan olan din olgusuyla her zaman örtüşmeyebilir. Batıl bir boyut kazanan bu yeni uygulamalar, toplumun geneli tarafından kabul görülen hurafelere dönüşerek sahih olanı ile arasındaki farkı da görünmez kılmıştır. Eski alışkanlıkların süreği olan bu hurafelerle ilgili Kur'an-ı Kerim'de net bir ifade yoktur. Kur'an'da Allah tarafından reddedildiği açıkça belirtilen şirk veya şirki çağrıştıran şeyler, dinî açıdan, hurafelerin kaynağı olarak kabul edilmektedir. Hurafeler; eski inanç ve uygulamaların kültürel formlarına büründürülerek ortaya çıkmalarına dayanır. Hurafelerin çoğunun itikadî boyutu olmakla birlikte büyük bir kısmının batıl inanç ve uygulamalara dayandırıldıkları görülmektedir. İslâmiyet'in özünü oluşturan ilkelerle aykırılık teşkil eden, tevhit inancının karşısında konumlanmış düşünce ve inançların tamamı bu kapsamda değerlendirilebilir. Geçmişten miras olarak gelen hurafeler, Osmanlı toplumunda geniş bir taban bulmuştur. Sosyal yaşamın önemli bir parçası olarak varlığını hurafelerden alan divan şairleri de ister istemez etkilenmişlerdir. Şiirlerinin dokusunu yaşadıkları toplumun kültürel kodları üzerine kurgulayan divan şairleri, hurafelere eserlerinde sıkça yer vermişlerdir. Araştırmamızın amacı hurafelerin divan şiirindeki yerini, divan şiirine yansıtılış biçimini, odak noktalarını göstermektir. Araştırmanın konusunu oluşturan hurafelerin 16. yüzyıl divanlarından hareketle şiirlere ne ölçüde yansıdığını göstermek, bilim dünyasının dikkatini divan şiirinin bu yönüne çekmek, konunun etraflıca tartışılmasına olanak sağlayacaktır.

16. yüzyılDivan şiiriDivanlar+4
Fırat Taş
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

16. ve 17. yüzyıllarda Avrupa'da Osmanlı ve Safevi halıları: Etkileşim ve rekabet

16. ve 17. Yüzyıllarda Avrupa'da Osmanlı ve Safevi Halıları: Etkileşim ve Rekabet başlıklı çalışmanın ana konusunu Osmanlı dönemi Anadolu halıları ile Safevî dönemi İran halılarının Avrupa'daki rekabet ve etkileşiminin erişilebilen arşiv kayıtlarındaki ayrıntılar ile içinde halı tasviri tespit edilen resim sanatı örneklerinin değerlendirilmesi ve ulaşılan sonuçların ilgili kültürlerin tarihsel süreçleriyle karşılaştırılarak yorumlanması oluşturmaktadır. Ayrıca yine çalışma kapsamında söz konusu etkileşimin Portekiz, İspanya, Hollanda gibi farklı Avrupa kültürlerinin kendi halı ve düz dokuma geleneklerini oluşturma ve/veya geliştirmeleri noktasındaki etkileri incelenmektedir. Erken dönemlerden itibaren Avrupa'nın doğu halılarına büyük bir ilgisi olduğu bilinmektedir. Anadolu-Türk kültürüne ait halılar özelinde 13. yüzyıldan itibaren kesintisiz olarak takip edebildiğimiz bu süreçte, coğrafi keşifler ve yoğunlaşan ticari faaliyetler neticesinde zengin bir sınıf oluşturmaya başlayan Avrupa'da bu halılara olan talebinin daha da arttığı görülmektedir. Osmanlı halıları özellikle 15. yüzyıl ile birlikte Avrupa genelinde soyluların ve tüccarların zenginlik göstergesi olarak masa örtüsü veya perde olarak kullanılmaya, koltuk ve sandalye gibi mobilyaların yüz kaplaması olmaya; heyetler arasında diplomatik hediyeler olarak değerlendirilmeye, soğuk kilise oturaklarının üzerine ve cenaze törenlerinde tabutların altına serilmeye varan farklı alanlarda karşımıza çıkmaktadır. İran halılarının Avrupa çapında tanınır hale gelmesi ise ancak 16. yüzyılda tarih sahnesine çıkan Safevî Devleti ile birlikte izlenebilmektedir. Şah I. Tahmasb döneminde yoğunluk kazanan Safevî-İran halı dokumacılığı, özellikle Şah I. Abbas zamanında gerçekleştirilen atılımlar sayesinde Avrupa'da hızla yaygınlaşarak piyasaya hâkim durumdaki Osmanlı halılarına ciddi bir rakip haline gelir.

16. yüzyıl17. yüzyılAvrupa+5
Levent Boz
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gelibolulu Mustafa Âlî Divanı'nda ülke ve şehirler

Edebiyat; malzemesi dil olan bir güzel sanat etkinliğidir ve psikoloji, sosyoloji, tarih, felsefe, coğrafya gibi pek çok bilim dalıyla ilişkilidir. Edebiyatın ilişkili olduğu bu dalların en başta geleni ise coğrafya ve tarihtir. Çünkü içinde bulunulan coğrafya ve yaşanılan dönem insan yaşamını şekillendiren, etkileyen en önemli faktörlerdir. Edebi metinler; eseri meydana getiren şair ya da yazar hakkında bilgi verirken aynı zamanda yazıldığı döneme ve topluma ışık tutan bir ayna işlevi görür. Edebi eser, onu meydana getiren yazar ve toplumdan bağımsız değildir. Bu bağlamda yaşanılan yer/ coğrafya ve yaşanılan çağ/ dönem şairin/ yazarın hayatında önemli bir faktör olarak göze çarpar. Dış dünyayı, kurmaca anlatımla bir araya getiren şair/ yazarlar coğrafyaya ve ona dair unsurlara eserlerinde yer verirler. Edebiyatımızda XVI. yüzyılın önde gelen şairlerinden olan ve aynı zamanda tarihçi ve seyyah kimliğiyle de tanınan Gelibolulu Mustafa Âlî Dîvân'ında edebiyat- tarih- coğrafya ilişkisinin en güzel yansımaları görülür. Bu çalışmanın konusunu Gelibolulu Mustafa Âlî'nin bizzat gittiği ülke ve şehirler oluşturmaktadır. Ortaya konulan çalışma klasik Türk şiirinde ülke ve şehirlerin sadece bir şair değil, aynı zamanda bir seyyah ve tarihçinin kaleminden bakışını yansıttığı için önemli olup klasik Türk edebiyatının zenginliğini de göstermeyi amaçlamaktadır. Anahtar Sözcükler Dîvân şiiri, Gelibolulu Mustafa Âlî, coğrafya, edebiyat, seyyah.

16. yüzyılCoğrafyaDivan edebiyatı+6
Sevgi Yerkel
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ahvâl-i Kıyâmet ve resimli nüshaları

Bu çalışmanın konusunu, 13. yüzyıl şairlerinden Şeyyad İsa ya da Şeyyad Hamza tarafından manzum olarak yazılmış Ahvâl-i Kıyâmet'in, 16. yüzyıl sonu 17. yüzyıl başlarında hazırlanan resimli nüshaları oluşturmaktadır. Osmanlı sarayında ve toplumunda Hicri 1000 (1591-2) yılından itibaren kopacağına inanılan kıyamet beklentisiyle bağlantılı bir bağlamda hazırlanan Ahvâl-i Kıyâmet'in günümüze ikisi tam ve ikisi de dağılmış yapraklar halinde olmak üzere dört resimli nüshası ulaşmıştır. Bunlar sırasıyla, İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Hafid Efendi 139, Berlin Staatsbibliothek Ms. Or. Oct. 1596, Philadelphia Free Library'de Rare Book Department (Ms. O. Tu 4-Tu 7)- Harvard University Art Museum (1956.196) ve Dallas Museum of Art, Keir Collection (IV, 9-21) nüshalarıdır. Resimli Ahvâl-i Kıyâmet nüshalarında tasvirler kıyametin üç aşamasında toplanmıştır: Kıyamet öncesi alametler, kıyametin gerçekleşmesi, kıyamet sonrası hayat. Bu tezde, tasvirlerin metinle bağlantısı incelenmiş, metinden canlandırdığı bölümler aktarılarak imgeler çözümlenmiş ve betimlenmiştir. Yazmalar resim konuları ve resim programları yönünden karşılaştırılmış, aralarında farklar olduğu gözlenmiştir. Ahvâl-i Kıyâmet resimlerinin tek kaynağının metin ya da nüshalar arasındaki bağlantılar olmadığı tespit edilmiştir. Ahvâl-i Kıyâmet resimlerinin Osmanlı nakkaşlarının özgün anlatılar için özgün görsel yorumlar üretmeleri sürecini örneklediği tespit edilmiştir. Ahvâl-i Kıyâmet nüshalarının Osmanlı resmi içerisinde üslup açısından hangi gruba ait olduğu belirlenmiştir. Ahvâl-i Kıyâmet resimli nüshalarında karşımıza çıkan kıyamet tasvirlerinden bazılarının benzerlerine İslam resim sanatının başka ürünlerinde rastlamakla beraber resimli Ahvâl-i Kıyâmet yazmalarında kıyamete dair tüm tasvirler bir arada yer almaktadır. Ahvâl-i Kıyâmet nüshaları bu bakımdan benzersizdir ve daha önce betimlenmemiş kompozisyonları ile Osmanlı resminde özgün bir yere sahiptir. Nüshalarda yer alan özellikle mahşer ve ahiret hayatını konu alan resimlerin Osmanlı kitap resmi örnekleri arasında yer almadığı tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler 16-17. yüzyıl Osmanlı Resmi, Osmanlı resminde kıyamet, Kıyamet alametleri, Kıyamet sonrası hayat.

16. yüzyıl17. yüzyılAhval-ı Kıyamet+6
Şengül Şentürk Ünal
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Râşî olmak ya da kul olmanın gereğini yerine getirmek: XVI. yüzyıl (1574-1595) Osmanlı dünyasında pîşkeş arzı

Osmanlı yönetici elitinin kulluklarının gereğini yerine getirmelerinin beklendiği uygulamalardan biri pîşkeş arzıydı. Pîşkeş, pîşkeşi sunan için de pîşkeşin sunulduğu kişi için de önemliydi. Zira pîşkeşi arz eden kişi bir makamda bulunuyorsa o makamda bulunmaya devam edebilmek için hediyesini sunmak zorundaydı. Bir makama atanmada ya da o makamda bulunmaya devam etmede hediye sunulması tek ölçüt olmasa da önemliydi. Pîşkeş arzı yöneticiye olan itaatin de bir simgesiydi. Dolayısıyla hediyenin arz edilmemesi itaatsizlik anlamına geliyordu. Bu sebeple pîşkeş arzı hediyenin sunulduğu kişi için otoritesinin tanınmasını ifade eder. Fakat kul olmalarının bir gereği olan pîşkeş arzı Sultan III. Murad devrinde bu hediyeleri sunanların, çağdaşları ve sonrakiler tarafından rüşvet vermeyle suçlanmalarına sebep oldu. Pîşkeşle rüşvetin arasında ince bir sınırın olduğu ve bu sınırın da III. Murad döneminde rüşvet olarak nitelendirilebilecek şekilde aşıldığı modern çalışmalarda sıklıkla dile getirilir. Bununla birlikte sınırdan detaylı bir şekilde bahsedilmemiş ya da pîşkeşlerin kayıt altında olmasından dolayı rüşvet olarak değerlendirilemeyeceği öne sürülmüştür. Sultan III. Murad döneminde arz edilen pîşkeşlerin hüviyetine dair de müstakil bir çalışma yapılmamıştır. Dolayısıyla burada Sultan III. Murad döneminde pîşkeşin tepki çekmesinin sebepleri tespit edilmeye çalışıldı. Ayrıca tespit edilebilen pîşkeş arzları aracılığıyla pîşkeşe dair eleştiriler ile pîşkeşin hüviyeti incelendi. Böylece Sultan III. Murad döneminde pîşkeşin hüviyetinde değişim olduğu söyleminin ayrıntılı bir şekilde sunulabildiği kanaatindeyiz.

16. yüzyılHediyeleşmeOsmanlı Devleti+3
Fatma Altan Yılmaz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yemînî'nin Fazîlet-nâmesi'nin on dokuzuncu fazîleti üzerine bir inceleme

Bu çalışma, XVI. yüzyılın ilk yarısında, Derviş Muhammed Yemînî tarafından yazılan Fazîlet-nâme isimli manzum bir eseri incelemek üzere yapılmıştır. Eski Anadolu Türkçesi'nin tesirini büyük ölçüde barındıran ve bir geçiş döneminin ürünü olan bu eser, toplamda on dokuz fazîletten oluşmaktadır. Eser, içerik itibariyle Hz. Ali'nin hayatını ve fazîletlerini anlatan biyografi ve nasihat kitabı niteliğindedir. Biz bu çalışmamızda, daha kapsamlı olması ve ilginç anlatıları barındırması sebebiyle on dokuzuncu fazîleti incelemeyi uygun gördük. Çalışmamızın "Giriş" bölümünde, Alevîlik-Bektâşîlik kavramları üzerine genel hatlarıyla değindik. "Birinci Bölüm"de, Derviş Muhammed Yemînî'nin hayatı ve eseri/eserleri hakkında birtakım açıklamalar ve karşılaştırmalar yaptık. Asıl olan "İkinci Bölüm"de ise, on dokuzuncu fazîleti detaylı olarak incelemeye başladık. Bu fazîlette yer alan anlatıların ve ele alınan nazım türlerinin içerikleriyle ilgili geniş bilgiler verdikten sonra on dokuzuncu fazîletin transkripsiyonlu metnini ve dil içi çevirisini de bu kısma ekledik. Daha sonra eserle ilgili tıpkıbasım örneklerini, içeriğe ilişkin somut veri olması maksadıyla çeşitli görselleri ve Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesinde bu eser temelli yaptığımız saha çalışmasına ait görsel materyalleri çalışmamıza ekleyerek dikkatlerinize sunduk. Anahtar Kelimeler: XVI. yüzyıl, Eski Anadolu Türkçesi, Derviş Muhammed Yemînî, Fazîlet-nâme, Hz. Ali, Alevîlik-Bektâşîlik.

16. yüzyılAlevilikBektaşilik+4
Gökhan Şenyurt
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Pervane Bey mecmuasının diliçi çevirisi (114-168. şiirler)

Türk edebiyatında ilk örneklerinin XV. yüzyılda verilmeye başlandığı mecmualar ve cönkler, edebiyat araştırmacıları için büyük bir öneme sahiptir. Mecmualar aracılığıyla, günümüzde gün yüzüne çıkmamış şâirler ve şiirler ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca var olan şâirler ve şiirlere ait bazı bilgiler mecmualar sayesinde teyit edilebilmektedir. Yazıldığı dönemin edebiyat zevkini ve beğenisini ortaya koyan mecmualar, günümüzde araştırmacıların birçok konu hakkında bilgi sahibi olmak için başvurduğu önemli kaynaklar arasındadır. Çalışmanın konusunu, mecmuaların bir türü olan nazire mecmualarının en kapsamlı örnekleri arasında sayılan Pervane Bey Mecmuasının 114-168 numaralı gazellerin nesre çevrilme çalışması oluşturmaktadır. Eser, Pervâne b. Abdullah tarafından 1560/1561 yılında düzenlenmiştir. Yazma nüshada 'Mecmua-i Nezair' adı kayıtlıdır. Eserin tek nüshası Topkapı Sarayı Bağdat Köşkü Kütüphanesi'nde B406 numarada kayıtlıdır. Bu kapsamlı mecmuada yaklaşık 525 şairin 7360 şiiri yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: 16.yüzyıl, Nazire, Mecmua, Pervane Bey

16. yüzyılDergilerDil bilgisi+7
Şengül Işık
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Abdüllatîf Karamani'nin Adâb-ı Menâzil'ine göre menzil kavramının değerlendirilmesi

16. yüzyılda Abdüllatîf Karamânî'nin aile ve ev hayatına dair fikirleri bu çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır. Bir âdâb kitabının sohbet ortamında yazılmış olması daha önce yazılan ahlâk kitaplarına nazaran Karamânî'nin Âdâb-ı Menâzil'ini farklı kılmaktadır. İbn Miskeveyh, Tûsi, Gülşenî, Kınalızâde, Îcî ve Amâsî gibi ahlâk kitabı yazarları menzil konusunu eserlerinin içerisinde bir bölüm olarak ele almışlardır. Karamânî ise bütün bir eseri bu konuyu merkeze alarak yazmıştır. Bu çalışmada Karamanî'nin menzil konusundaki görüşleri değerlendirilip bir menzil tanımı oluşturulmaya çalışıldı. Bir aile içerisinde kadına düşen görevler ve erkeğin ailenin merkezinde yer alması gibi hususlar dikkate alındığında Karamânî'nin menzil hayatını paylaşan bireylerin birbirlerine karşı olan davranış biçimlerini ele aldığı gözlemlenmiştir. Menzil kavramına Karamanî'nin ışık tutması kendi içinde yaşadığı toplumun sosyal ve kültürel özelliklerini betimleyerek anlatmayı tercih etmesinden, menzil hayatını paylaşan bireyleri günlük hayatın içinde göstermesinden ileri gelir. Kadınların bir medrese ortamında ya da okulda eğitim görmediği bilinmektedir. 1570'li yıllar göz önüne alındığında kadınların işlerine yarayacak, bilmeleri gereken şeyleri bir sohbet halkasındaki bir kadından yani Karamanî'nin eşinden öğrendiklerini görüyoruz. Bir âlimin kızı olduğu için Karamanî'nin eşi evine gelen kadınlara tefsir ve hadis ilimlerini de öğretebilmektedir. Sâliha kadın tipolojisi kadınlar içerisinde en mükemmel olan halka olarak görülmüştür. Kadınların ticaret hayatına aktif olarak katıldıkları dokumacılıkla ve iplik eğirmekle uğraştıkları bilinmektedir. Toplumsal yapı itibariyle menzil hayatına kadınların bu uğraşlarının getirisinin ne olduğu anlamlandırılmaya çalışılmıştır.

16. yüzyılAbdüllatif KaramaniAdab-ı Menazil+6
Tuba Tatar
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Karamanlı Sabûhî divanı (İnceleme, tenkitli metin ve dil içi çeviri)

Bu tezin amacı, 16. yüzyıl şâirlerinden Karamanlı Sabûhî'nin Divanı'nın tenkitli metnini transkripsiyon harfleriyle ve dil içi çevirisiyle beraber şekil ve muhtevâ özellikleri açısından inceleyip, şâirin hayatı ve edebî şahsiyeti hakkında bilgi vermektir. Bu doğrultuda, hazırlanan çalışmada tezkirelerden ve şâirin kendisi hakkında verdiği bilgilerden istifade ederek hayatı hakkında en güncel bilgi oluşturulmaya çalışılmıştır. Buna göre asıl adı Abdullah olan şâir Karamanlıdır ve Abdî-i Zarîf nâmıyla meşhurdur. Kaynaklardan edinilen bilgiye göre bilinen tek eseri Kanûnî Sultan Süleyman adına tertip ettiği divanıdır. Şâirin edebî şahsiyeti, kendi şiirleri hakkında yaptığı yorumlar göz önüne alınarak değerlendirilmiştir Divan, nazım şekli, vezin, kafiye, redif ve dil ve anlatım alt başlıklarıyla şekil ve üslup özellikleri yönünden değerlendirilmiştir. Muhtevâ özellikleri dinî unsurlar, tarihî, efsanevî ve mitolojik şahsiyetler, mekânlar, tabiat, sosyal hayat ve işlenen başlıca konular başlıkları altında ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Sonuç kısmında ise Sabûhî'nin hayatı, eserleri, edebî şahsiyeti ve divanı hakkında elde edilen çıkarımlar verilmiştir. Son bölümde tenkitli metni hazırlarken kullanılan Medine ve Fransa nüshaları hakkında bilgi verilmiş, tenkitli metnin nasıl oluşturulduğu açıklanmıştır. Ardından, transkripsiyon alfabesi ile Latin harflerine aktarılan metin, dil içi çevirisiyle karşılıklı gelecek şekilde verilmiştir. Nüshaların tıpkıbasımı da çalışmanın sonuna eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sabûhî-i Karamanî, Divan, şiir, 16.yüzyıl

16. yüzyılDil bilgisiDil bilim+6
Esra Bal
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kanuni Sultan Süleyman'ın Veziri Mustafa Paşa hayatı ve Mısır Beylerbeyliği

16. yüzyılda Doğu- Batı ekseninde şekillenen Osmanlı politikalarında aktif rol alarak Doğu'yu ve Batı'yı kendi siyasi karakteri üzerinde birleştiren ikinci vezir Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği sürecinde yapmış olduğu faaliyetler bu tezin ana konusunu oluşturmaktadır. Hayır Bey'in vefatı ile merkezden tayin edilen ilk beylerbeyi olması Osmanlı yönetimi açısından Mısır için bir "geçiş süreci" idi. 16. yüzyıl Osmanlı siyasi gerçekliği içinde Anadolu ve Rumeli Beylerbeyi, Rodos Serdarı, ikinci vezir ve Mısır Beylerbeyi olarak boy göstermiş olan Mustafa Paşa'ya dair Osmanlı kaynaklarının bir çoğu dilsizdir. Nitekim döneminin çağdaş kronik yazarlarının eserleri incelendiğinde özellikle Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği'ne dair yüzeysel ve birbirini tekrar eden bilgilerin yer aldığı görülmektedir. Bu kaynakların çoğunun onun beylerbeyliği süresi ve Mısır'da gerçekleştirmiş olduğu faaliyetlere yönelik eksik veya yanlış bilgiler vermesi, literatürde Mustafa Paşa'ya dair var olan çalışmaların da sıhhatinin sorgulanmasına sebep olur. Mevcut kaynaklar arasında ünlü Memlük Tarihçisi İbn İyas'ın "Bedâyi'ü'z-zühûr fî- Vekâyi'i'd-duhûr" adlı eserinin, son cildinin son bölümünde Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği'nin ilk iki ayına dair detayların varlığı dönemin karanlık yüzüne ışık tutar niteliktedir. Kendi dönemindeki tüm kaynaklar incelendiğinde Mustafa Paşa'nın Mısır'daki 9 aydan 1 gün eksik beylerbeyliği sürecinde askeri, siyasi ve hukuki faaliyetlerine dair gün gün detay veren eser, Dimyat Kadısı Abdussamed b. Seyyid Ali b.Davut Diyarbekrî'nin Mısır tarihi üzerine hazırlamış olduğu "Tercümetü'l-nüzhe es-seniyye fi-zikr el- hulefâ ve'l-mülük el-Mısriyye" adlı eseridir. Daha önce bu konuya dair yapılmış çalışmalarda kullanılmayan "Tercümetü'l-nüzhe es-seniyye fi-zikr el- hulefâ ve'l-mülük el-Mısriyye" isimli eserin "Nevâdirü't-Tevârih" başlıklı İstanbul nüshası baz alınarak literatürde var olan mevcut bilgiler ile çarpmaz okuma eşliğinde hazırlan bu tez, Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği'ne dair birtakım kanaatlere yeni açılımlar getirmektedir. Anahtar Kelimeler: Mustafa Paşa, Mısır, Mısır Beylerbeyi, Vezir, Diyarbekrî, Nevâdirü't-Tevârih, İbn İyas, Bedâyi'ü'z-zühûr fî-Vekâyi'i'd-duhûr

16. yüzyılBiyografiKanuni Sultan Süleyman+6
Büşra Gür
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Şeyhülislam Saʻdi Çelebi'nin (Ö. 1539) yapışdırma Fetva mecmualarının değerlendirilmesi

Bu tezde Kanunî Sultan Süleyman devrinde 1534-1539 yılları arasında şeyhülislamlık yapmış olan Saʻdi (Sadullah) Çelebi'nin (ö. 1539) verdiği imzalı fetvalarının toplandığı iki mecmua incelenmiştir. Bu mecmular orijinal fetvalardan oluşan yapışdırma türündedir. Diğer yapışdırma fetva mecmualarında birden fazla şeyhülislamın fetvaları toplanmışken bu iki mecmuada sadece Saʻdi Çelebi'nin fetvaları yer almaktadır. Fetva mecmuaları iki yönüyle incelenmiştir. İlk olarak Saʻdi Çelebi'nin orijinal fetvalarının unsurları fetva diplomatikası açısından tahlil edilmiştir. Bunun sonucunda 16. yüzyılın ilk yarısında fetva makamında uzmanlaşmış görevlilerin bulunduğuna ve fetva bürokrasisinin yoğun olduğuna dikkat çekilmiştir. Ardından yapışdırma fetva mecmualarının nasıl ve neden düzenlendiği ile kimler tarafından okunduğu soruları etrafında 16. yüzyılda icra ettikleri fonksiyon anlaşılmaya çalışılmıştır. Mecmuadaki fetvaların aslî unsurlarının yanı sıra üzerlerinde yer alan okuyucu notlarından yola çıkılarak mecmualarının düzenlenme amacının, uygulamaya dönük bir niyetle kazâ veya iftâ görevlilerinin yararlandıkları bir kaynak oluşturmak olabileceğine dikkat çekilmiştir. Anahtar Kelimeler: Şeyhülislam Saʻdi Çelebi, Fetva, Fetva mecmuaları, Yapışdırma fetva mecmuaları, Fetva bürokrasisi, Fetva diplomatikası, Osmanlı hukuku, Osmanlı Elyazmaları, 16. yüzyıl.

16. yüzyılFetva mecmuasıFetvalar+5
Esra Bembeyaz
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Erken dönem Osmanlı tarihi'nde ilim ve tasnif anlayışı: Abdurrahman Bistâmî'nin el-Fevâʾihü'l-Miskiyye fî'l-Fevâtihi'l-Mekkiyye adlı eseri ve etkileri

Bu tez, erken Osmanlı tarihindeki ilim ve tasnif anlayışlarını II. Murad dönemini ve Abdurrahman Bistâmî'yi merkeze alarak incelemektedir. Nazarî/Amelî ve Zâhir/Bâtın olmak üzere iki ana başlık altında tespit edilen bu anlayışlar İslam düşüncesinin devamı niteliğinde olup mezkûr dönemde de varlıklarını devam ettirmişlerdir. Bu iki anlayış Abdurrahman Bistâmî'nin tasnifinde birleştirilmiş ve böylece siyasi olarak bütünlük arz etmeyen İslam dünyasında ilmî düşünce için bir zemin oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu zemin aynı zamanda özellikle XV. yüzyılda yaygınlaşan ve Bistâmî'de de gördüğümüz gizli ilimler marifetiyle geleceğe yönelik çıkarımlar yapmaya da olanak sunmaktadır. Kendi dönemindeki konumunun yanında Bistâmî'nin eserlerinin XVI. yüzyılda da dolaşımda olması ve hassaten Taşköprîzâde Ahmed Efendi ile olan irtibatının tespiti Osmanlı ilmî düşüncesindeki Bistâmî'nin yerini göstermesi açısından oldukça önemlidir.

15. yüzyıl16. yüzyılAbdurrahman Bistami+6
Faruk Akyıldız
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ümîdî Divanı'nda sevgilinin güzellik unsurları

Ümîdî (ö. 1571) on altıncı yüzyılda yaşamış Osmanlı divan şairidir. Günümüze ulaşan bir Divan'ı bulunmaktadır. Bu Divan'ın şu ana dek tespit edilebilen dört nüshası kayıtlarda yer almaktadır. Ümîdî Divanı, daha önceden ayrıntılı olarak incelenmemiş olmasıyla ilgi çekiciliğini korumaktadır. Bu çalışma, Ümîdî'nin Divanı'ndaki sevgilinin güzellik unsurlarını, deyimler ve tekrarlanan kelime gruplarının tespitini hedeflemektedir. Ümîdî şiirlerinde edebî sanatları ve deyimleri maharetle kullanarak eserini ortaya koymaya çalışmıştır. Şiirlerinde deyimlere sıklıkla yer vermesi ayırt edici özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Şairin Divanı'ndaki şiirleri, maharetini göstermesinin yanı sıra döneminin edebî anlayışına da ayna tutmaktadır. Tezin birinci bölümünde sevgilinin güzellik unsurları, ikinci bölümünde ise şairin şiirlerinde kullanmış olduğu deyimler ve tekrarlanan kelime grupları incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Ümîdî, Divan, Güzellik unsurları, Deyimler, Tekrarlar.

16. yüzyılDivan şiiriDivanlar+4
Ümit Bağatur
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Pîrî Reîs'in Kitâb-ı Bahriyye adlı mensur eseri (Giriş-inceleme-tenkitli metin-açıklamalı dizin)

Bu çalışma 16. yüzyılda yaşamış ünlü Osmanlı haritacısı ve denizcisi Pîrî Muhyiddin b. Hacı Mehmed'in diğer bir adıyla Pîrî Reîs'in 1521 yılında kaleme aldığı Kitâb-ı Bahriyye adlı mensur eserinin tenkitli metnini ortaya koymayı hedeflemektedir. Müellif nüshası henüz ele geçmemiş olan coğrafya ve denizciliğe dair bu eser, yazıldığı dönemde çok okunmuş daha sonraki yüzyıllarda da rağbet görmüş ve çok kez istinsah edilmiştir. Çalışma giriş bölümü dışında 4 bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; "Kitâb-ı Bahriyye'ye dair kaynaklar ve tetkikler" başlığı altında geçmişten günümüze bu konuda yapılan çalışmalar değerlendirilmiştir. Müellifin yaşadığı dönemin koşulları eserine etki edeceğinden Pîrî Reîs'in yaşadığı devirdeki deniz tarihi ve deniz ticaretine kısaca değinilmiştir. Birinci bölümde; Pîrî Reîs'in hayatı, kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde; dil incelemesi kapsamında metindeki fonetik ve morfolojik özellikler üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde; eserin yurt içi ve yurt dışındaki toplam 7 nüshasından hareketle tenkitli metni kurulmuş ve transkripsiyonu yapılmıştır. Dördüncü bölümde ise metnin dizin ve sözlüğü oluşturulmuştur. Son olarak ekler kısmında Pîrî Reîs'in 1513 ve 1528 tarihli iki dünya haritasına, Kitâb-ı Bahriyye'nin Yeni Cami (A) nüshasında bulunan çizimlere ve tenkitli metinde kullanılan nüshaların fasıl sıralarını gösteren tablolara yer verilmiştir.

16. yüzyılDenizcilik tarihiEski Anadolu Türkçesi+4
İnci Pamuk
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dünya müzelerinde Osmanlı kumaş ve halıları

Asırlar süren Osmanlı İmparatorluğu'nun, sosyo-politik gücü ve görkeminin yanı sıra, sanata karşı duruşları ve sanat zevki göz ardı edilemeyecek kadar ihtişamlıdır. Ancak Türk sanatının Osmanlı'ya gelene kadarki, tarihi sürecini de göz ardı etmemek gerekir. Kökeni ilkel devirlere kadar dayanan bu sanatın, İslamiyet öncesi devirde başlayan oluşumu, İslamiyet'ten sonra şekillenmeye başlamıştır. Türk Sanatı'nın gelişimi Osmanlı İmparatorluğu döneminde, 16.yüzyılda en nihai şeklini şeklini almıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nda verilen eserlere Batı her zaman büyük hayranlık beslemiştir. Özellikle kumaşlarının ve halıların kalitesi, özgünlüğü ve gösterişi her zaman dikkat çekmiştir. Şu an dünya müzelerinde ve özel koleksiyonlarda bu kadar çok kumaş ve halının olması, o ihtişamlı zamanlarda, yurt dışına çok fazla eşyanın çıkarıldığı sonucuna ulaşmamızı sağlamaktadır. Çoğunluğu 16. yüzyıla ait olan bu eserler, Türk sanatının o dönem ki görkemli halini de sergilemektedir. Bu araştırmada, dünya müzelerindeki kumaş ve halıları incelemeden önce, Türk süsleme sanatının gelişimi üzerine inceleme yapılmış, dönemsel gelişimi kronolojik olarak irdelenmiştir. Türk süsleme sanatının kökenine kadar inilerek başlangıcından, en görkemli zamanına kadar, hangi eserlerde ne şekilde kullanıldığını da araştırmaya dahil edilerek dünya müzelerinde yer alan Osmanlı dönemi kumaş ve halılarını da incelenerek,araştırma görsel ve yazılı kaynaklarla desteklenmiştir. Anahtar Kelime: Osmanlı Devleti, Türk sanatı, İslamiyet, Müze, Kumaş ve Halı

16. yüzyılEl sanatlarıHalılar+5
Ecem Usta
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Arşî Divanı'nda Hurûfîlik

Hurûfîlik, 14. yüzyılda İran'da ortaya çıkan mistik-felsefî bir akımdır. Bu akım; dini, ibadetleri, Allah'ı, insanı, yaratılışı, gezegenleri, yeryüzü ve gökyüzünü, kısaca her şeyi Arap alfabesinin yirmi sekiz ve Fars alfabesinin otuz iki harfiyle açıklar. Hurûfîliğe göre harfler her şeydir. Hurûfîliğin kurucusu Fazlullah Esterâbâdî'nin idamından sonra, Hurûfîlerden bir kısmı Anadolu'ya gelmiş, kendi inanç ve düşüncelerini burada yaymaya çalışmışlardır. Onların bu konudaki gayretleri sonucu, kısa bir süre sonra Osmanlı sahasında kendi eserlerini verebilecek bir Hurûfî zümre oluşmuştur. Firişteoğlu, Misâlî, Muhîtî ve Arşî bu zümrenin müellif ve şairleri arasındadır. Arşî, 16. yüzyılda yaşamış divan sahibi şairlerden biridir. Her ne kadar onun hayatı hakkında hiçbir tezkirede bilgi bulunmasa da, Divan'ından yola çıkarak şairle ilgili bazı şeyleri bilebiliyoruz. Muhîtî'nin müritlerinden biri olan Arşî, koyu bir Hurûfî'dir. Onun şiirlerinin önemli bir kısmı Hurûfîlik ile alakalıdır. Bu sebeple, Hurûfî Türk şairlerinden bahsedince akla ilk gelenlerden biri odur. Çalışmamızda Hurûfî şairlerden Arşî'nin Divan'ını Hurûfîlik açısından inceledik. Amacımız, Hurûfîlik öğretisinin Arşî Divanı'na ne kadar yansıdığını ortaya koymak ve Arşî'nin, klasik Türk edebiyatı geleneğinin anlam dünyasından oldukça farklı bir içeriğe sahip Hurûfî şiirlerini yorumlamaktır. Çalışmamız, Arşî Divanı'ndaki Türkçe şiirler ile sınırlandırılmıştır. Araştırma yöntemi olarak literatür taraması ve şerh yöntemi kullanılacaktır. Şerh yönteminde başvuracağımız temel kaynaklar; Fazlullah Esterâbâdî'ye ait Câvidânnâme ve Arşnâme kitaplarının Osmanlıcaya yapılan birebir çevirileri ile Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hazırlamış olduğu Kur'an-ı Kerim Meâli'dir.

16. yüzyılArşiDivan edebiyatı+4
Murat Aslan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Şemseddin-i Sivâsî Mevlidi'nin Iğdır nüshası üzerine bir araştırma

16. yüzyılda yaşamış olan Şemseddin-i Sivâsî, devrin önde gelen âlim ve ediplerindendir. Kendisi, aynı zamanda Halvetî tarîkatının kollarından biri olan Şemsiyye tarîkatının da Anadolu'daki öncüsüdür ve hayatı boyunca 12 mensur 12 de manzum olmak üzere 24 eser kaleme almıştır. Onun çalışmamıza konu olan eseri ise "Mevlidi'n-Nebi" eseridir. Şemseddin-i Sivâsî Mevlidi'nin yazma nüshaları çeşitli kütüphanelerde bulunmaktadır. Ancak Iğdır ilinde yaşamış bir müstensihin istinsah ettiği Şemseddin-i Sivâsî Mevlid'i, çalışmamızın asıl konusudur. Ki bu Iğdır nüshası, bugüne kadar bilinmeyen bir nüshadır. Çalışmamızda mevlidler hakkında genel bilgiler verildikten sonra Şemseddin-i Sivâsî'nin hayatı hakkında bilgiler verilmiştir. Çalışmamızın son bölümü ise Şemseddin-i Sivâsî Mevlid'i ile Iğdır Nüshası'nı karşılaştırdığımız bölümdür. Bu bölümde Şemseddin-i Sivâsî Mevlidi'nin Iğdır Nüshası, tespit edilen 10'u yazma eser nüsha, 5'i de matbu nüsha olmak üzere 15 nüsha ile karşılaştırılmıştır.

16. yüzyılDini edebiyatEski Türk edebiyatı+4
Ahmet Murat Toprak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ravzî divanı'nda sosyal hayat

XVI. yüzyıl şâirlerinden Ravzî, bugün Balıkesir sınırları içinde yer alan Edincik'te yetişen ve edebiyatımızda önemli yeri olan şâirlerdendir. Şâirin mesleği, fiziki görünümü, devlet erkânı ile olan münasebetleri gibi konularda bilgiler oldukça kısıtlıdır. Eğitim durumu hakkında da sınırlı bilgilere sahip olduğumuz şâirin bir beytinde, kendisi için Yunuszâde ifadesine yer vermesi ve şiirlerinde kullandığı Arapça-Farsça kelime ve terkiplerin yoğunluğundan da yola çıkarak bu dillerde eğitim aldığı tahmin edilmektedir. Benimsediği Mahallîleşme akımının etkisi ile eserlerinde, mahallî çizgide yer alan birçok kelime ve söylem barınır, atasözleri ve deyimlerle birlikte halk deyişleri de bulunur. XVI. yüzyıl Divan şâirlerinden Ravzî'nin Divanı'ndaki sosyal hayat unsurlarını incelemeye yönelik çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Edincikli Ravzî ve XVI. yüzyıl toplum hayatı incelenmiştir. İkinci bölümde ise Edincikli Ravzî Divanı'ndan hareketle dönemle ilgili sosyal hayat unsurları ele alınmıştır. Çalışmada amaçlanan: XVI. yüzyılda toplumun yaşayış biçimine, bu dönemde kullanılan alet, eşya ve giysilere; deyimlere; âdet, inanış ve ritüellere yer vererek ve geçmiş dönemlerdeki kültürel unsurlar ortaya çıkarıp döneme ışık tutmak ve XVI. yüzyıl ile günümüz arasında bağ kurmaktır. Anahtar Kelimeler: Edincikli Ravzî Şâiri Şâiri, Sosyal Hayat

16. yüzyılDivan edebiyatıDivanlar+5
Damla Deniz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Şer'iyye sicillerine göre XVI. ve XVII. yüzyılda İstanbul'da müskirât kullanımı

İslâmiyet'in haram kıldığı müskirâtın, yani günümüz söylemiyle sarhoş edici içkilerin Müslümanlarca üretim, tüketim, ticareti yasaktı ve bu durum Osmanlıların taviz göstermediği temel yaklaşımdı. Buna rağmen kimi Müslümanların müskirât kullanmasının önüne geçilemedi. Gayrimüslimler ise kendilerine tanınan haklar sayesinde müskirâtı alenen olmamak şartıyla- tüketmiş ve ticaretini yapabilmişlerdi. Ayrıca kendi mahallelerinde olmak kaydıyla ve yine sadece gayrimüslimlere satmak üzere meyhaneler açmışlardı. Devlet ise ekonomisinin önemli bir kalemini oluşturan vergilerden gelir sağlıyordu. Ayrıca devlet, gayrimüslerin müskirât üretim ve tüketiminden vergi alıyordu. Bir gelir alanı olmasına rağmen ifade etmek gerekir ki XVI. ve XVII. yüzyıllarda müskirât yasağı ve dolayısıyla meyhanelerin kapatılması da söz konusu oldu. Kimi zaman dinî, kimi zaman siyasî sebeplerle söz konusu olan bu yasaklar çok uzun soluklu ve süresiz değil, belirli süreleri kapsadı. Konunun ekonomik ve hukukî boyutunun yanında toplumsal bir boyutu da vardı. Zira sarhoşluk ve meyhaneler insan ve toplum sağlığını olumsuz etkileyebiliyordu. Tarihi belge ve bilgiler sekr, yani sarhoş halde şiddet hadiseleri yaşandığını, çeşitli suçlar işlendiğini ve aile hayatında olumsuzluklar söz konusu olduğunu açık olarak göstermektedir. Nihayetinde bu çalışmada XVI. ve XVII. yüzyılda İstanbul'da müskirât dinî, ekonomik, hukukî ve toplumsal boyutuyla ele alınmaktadır. Bunun yanında müskirâtın üretimi, tüketimi ve ticareti çeşitli yönleriyle değerlendirilerek içenler ve içilen mekânlar ile bu bahiste nelerin gözetildiği incelenmektedir.

16. yüzyıl17. yüzyılAlkol içme+7
Münife Obuz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

16. ve 17. yüzyıl Osmanlı minyatür sanatının seramik sanatındaki etkileri ve günümüz yorumları

"16. ve 17. Yüzyıl Osmanlı Minyatür Sanatının Seramik Sanatındaki Etkileri ve Günümüz Yorumları" konulu bu çalışmada Osmanlı İmparatorluğu'nun; idari, siyasi, sosyal ve kültürel yapısını inceleyerek, Osmanlı Devleti'nin minyatür sanatına olan katkılarına ayrıca diğer sanat dallarına kısaca değinilmiştir. Bu tez çalışmasında, Osmanlı döneminden önce minyatür sanatının çıkış noktası, etkileri, sebepleri, nerelerde ve ne şekilde yaygınlaştığı ele alınmıştır. Osmanlı devletinde saray içerisinde ve dışında minyatür sanatının nasıl var olduğunu, sanatçıların neleri konu ettiğini, ne şekilde çalıştıkları anlatılmıştır. O dönemlere ait ün yapmış minyatür sanatçılarından ve günümüze kadar gelmiş eserlerinden bahsedilmiştir. Nakkaş olarak adlandırılan minyatür sanatçıları, dönemin padişahlarının portrelerini, yaşantılarını, çıktıkları seferleri, av sahnelerini, sadrazamların sünnet düğünlerini vb. konu etmişlerdir. Osmanlı minyatür sanatının gelişim evreleri, en parlak dönemleri ve bu dönemlere ait örnek eserlere değinilmiştir. Osmanlı Minyatür sanatını çağdaş minyatür sanatına taşımış sanatçılar ve örnek çalışmaları verilmiştir. Günümüz seramik sanatçılarından minyatür işlemiş sayılı sanatçıdan bahsederken, ticari amaçlı minyatür eserleri, figürleri kullanarak çini ve seramik yüzeylere aktarılan ürünlerden bahsedilmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Minyatür, Nakkaş, Seramik, Çini.

16. yüzyıl17. yüzyılMinyatür+4
Fatih Sayın
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi kaynaklarda Rüstem Paşa imgesi

Bu yüksek lisans tez çalışması Osmanlı Devleti'nde XVI. Yüzyılda yaşamış olan, Kanûnî Sultan Süleyman'ın en önemli vezirlerinden biri olarak döneme damga vurmuş Rüstem Paşa'nın yaşamı ile ilgilidir. XVI.- XVII. Yüzyılı kapsayan çalışmada, Rüstem Paşa'nın çocukluğundan geçliğine ve ölümüne kadar tüm yaşamından bahsedilmiş olup, Padişah'ın kızı ile evliliğiyle haremi yöneten kadınlarla olan iletişimi ile Osmanlı Devletinde nasıl bir iz bıraktığı incelenmiştir. Rüstem Paşa'nın bir devlet yöneticisi olarak nasıl bir otorite olduğu, fiziki özelliklerinin yanı sıra karakter özellikleri Osmanlı Tarihi Kaynaklarından incelemeler yapılarak, Kronikler, Tasnif eserler ve Edebi eserlerden faydalanarak Rüstem Paşa algısı tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışma, Rüstem Paşa ile ilgili hem yabancı kaynaklardan hem de Osmanlı Devleti'ndeki kaynaklardan yararlanarak alınan bilgilerin Paşa hakkında hem ortak özelliklerini hem de farklı noktalarını örneklendirerek belirlemeyi amaçlar. Bununla birlikte çalışmanın esas konusunu oluşturan Rüstem Paşa imgesini, Osmanlı İmparatorluğu bekasına yön veren meselelerde başrol oynayan Paşa'yı bizzat görmüş, Osmanlı Devletini ziyaret eden dönemin yerli ve yabancı seyyahları, elçileri, ve şairlerinin de Paşa ile ilgili kişisel düşünceleri ve değerlendirmeleri karşılaştırılmış, bu şekilde Osmanlı tarihçilerinin algısı netleştirilmeye ve diğer kaynaklarla algı hususundaki farklılıklar benzerlikler tespit edilmeye çalışılmıştır. Kaynakların karşılaştırmalı olarak olumlu, olumsuz algı ve ortak meselelere bakış açıları değerlendirmeye çalışılmıştır. Yapılan inceleme sonucunda hem Osmanlı Kaynaklarında hem de yabancı kaynaklarda Rüstem Paşa'nın devlet işlerinde ve söz konusu Padişah olduğunda olumlu bir algı oluşturulurken, Paşa'nın şahsi işleri söz konusu olduğunda özellikle rüşvet alması nedeniyle olumsuz algı olduğu kanaatine varılmıştır. Anahtar Sözcükler Osmanlı, Vezir, Rüstem Paşa, İmge.

16. yüzyılKanuni Sultan SüleymanOsmanlı Devleti+4
Özlem Konuk
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

16'ncı yüzyılda feodalizmin krizi ve Osmanlı Devleti

Tezde, Osmanlı'nın feodal olduğu ve Avrupa'da feodalizmin krizine ilişkin literatürde tartışılan feodalizmin krizi olgusunu deneyimlediği savunulmaktadır. Tezin özgün yanı, Avrupa'daki feodal toplumlardan ayrı bir biçimde, feodalizmin krizinin, farklı mekân ve zaman dilimlerinde ortaya çıkan tarihsel bir olgu olduğunun örneği olarak Osmanlı devletinde feodalizmin krizi olgusunun sorun haline getirilmesidir. Feodalizmin krizi, şu parametrelere bakılarak değerlendirilmektedir: Nüfus artışıyla birlikte toprak/emek oranının azalması, yeni ve görece verimsiz topraklara doğru genişleme durumu, toprakların parçalanması ve üretim için gerekli materyallerin zayıflaması olgusu. Osmanlı feodalizmini krizi, bahsedilen parametreler temelinde değerlendirilmektedir. Osmanlı feodalizminin krizi, feodalizmden çıkış biçiminde değil feodalizmin değişimi şeklinde sonuçlanmıştır. Bunun nedeni, toplumsal mülkiyet ilişkileri modelinde ifade edildiği üzere toplumun sınıf yapısıdır. Toplumsal mülkiyet ilişkilerinin oluşturduğu bağlamda, toplumsal sınıfların mücadelelerinin dinamik ve dönüşen yapısının bir ifadesi olarak sınıf yapısı, tarihsel bir gösterge niteliğindedir. Nitekim, on altıncı yüzyılda feodalizmin krizi süresince, Osmanlı sınıf yapısı değişim geçirmiştir. Osmanlı'daki köylü-tımar sahibi-devlet üçlüsünde, tımar sahibinin yerini kapıkullarının aldığı ve devletin yönetiminde kapıkullarının ağırlığının hissedildiği bir dönemin başladığı savunulmaktadır. Köylünün geçimlik üretime yönelik konumunun devamlılık gösterdiği ifade edilmektedir.

16. yüzyılFeodal yapıFeodalizm+5
Doğukan Bayındır
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kitāb-ı Ķıyāfet-nāme

Bu tez çalışması Vatikan Kütüphanesinde Türkçe Yazmalar bölümünde bulunan 31 numaralı, müellifi belli olmayan "Kitāb-ı Ķıyāfet-nāme" adlı Arap harfli el yazması eseri üzerinedir. Eserin yazılış tarihi belli değil, ancak eserin dili incelediğinde Eski Anadolu Türkçesinin son dönemine ait olduğunu ve bundan dolayı eserin yaklaşık XV. yüzyılın sonu XVI. yüzyılın başında yazıya geçirilmesini belli oldu. Bu tarih, bazı araştırmacılara göre Eski Anadolu Türkçesi, bazılara göre ise Osmanlıca sayılmaktadır. Eserin dil özellikleri incelediğinde Eski Anadolu Türkçesinin son dönemine ait olduğunu anlaşılmaktadır. Yazmanın ilk sayfasında bir hadise yer verilmiştir. Metin harekeli nesih yazısıyla yazılmıştır. El Yazmanın konusu insan ve insanların diş özelliklerinden çıkararak insanın ruhsal durumu anlama bilgisidır. Bu tez çalışması Giriş, Dil İncelemesi, Transkripsiyonlu Metin ve Analitik Dizin bölümlerinde oluşmaktadır. Giriş Bölümünde kıyāfet-nāmeler konusu ele alınacaktır. Bu bölümde ayrıca eserin iç ve dış özellikleri yer almaktadır. İkinci bölümde eserin dili incelenip biçim özellikleri ve söz varlığı bakımından ele alınmaktadır. Tezin üçüncü bölümü metinin transkripsiyon alfabesi ile Türkçeye aktarılmasından oluşmaktadır. Dördüncü bölümde eser içinde geçen sözcüklerin ve özel adların analitik dizinleri yer almaktadır. Tezde son olarak yararlanılan kaynaklar bulunmaktadır.

16. yüzyılDilbilgisiDilbilim+3
Ana Patarkalashvılı
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Haza Kitabu İskender-name

Bu tez çalışması Vatikan Kütüphanesinde Türkçe Yazmalar bölümünde bulunan 145 numaralı, müellifi belli olmayan "Haẕa Kitābu İskender-nāme" adlı Arap harfli el yazması eserin ilk 45 varağı (90 sayfa) üzerinedir. Eserin yazılış tarihi belli olmamakla birlikte eserin dili incelendiğinde Eski Anadolu Türkçesinin son dönemine ait olduğu ve bundan dolayı eserin yaklaşık XV. yüzyılın sonu XVI. yüzyılın başında yazıya geçirildiği tespit edilmiştir. Bu tez çalışması Giriş, Dil İncelemesi, Transkripsiyonlu Metin ve Analitik Dizin bölümlerinde oluşmaktadır. Giriş Bölümünde İskendernameler konusu ele alınmıştır. Birinci bölümde eserin iç ve dış özellikleri yer almaktadır. İkinci bölümde eserin yazım özellikleri ve biçim özellikleri, Türkçenin tarihsel dönemleri ve günümüz Türkçesiyle, örnekler üzerinde karşılaştırılacaktır. Tezin üçüncü bölümü metinin transkripsiyon alfabesi ile Türkçeye aktarılmasından oluşmaktadır. Dördüncü bölümde eser içinde geçen sözcüklerin ve özel adların analitik dizinleri yer almaktadır. Tezde son olarak yararlanılan kaynaklar bulunmaktadır.

15. yüzyıl16. yüzyılAnadolu Türkçesi+4
Tansholpan Yessırkep
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00

Related subjects