Economic development
287 theses under this subject heading
Sahraaltı Afrika ülkelerinde kalkınma sürecinin iktisadi ve politik analizi
İktisadi kalkınma, ikinci dünya savaşının bitişinden bu yana iktisat literatüründe tartışılan bir konudur. Bu noktada tartışmalar dünya iktisadi sisteminde azgelişmiş olarak nitelendirilebilecek üç bölge üzerine yoğunlaşmakta olup bu bölgeler Latin Amerika, Güney ve Doğu Asya-Pasifik Ülkeleri ve Sahraaltı Afrika'dır. Bu üç bölgenin iktisadi kalkınma trendi incelendiğinde; Güney ve Doğu Asya, Pasifik Ülkeleri ve Latin Amerika'da iktisadi kalkınmada göreli bir başarı görülmekte iken, aksine Sahraaltı Afrika, iktisadi kalkınma konusunda bu bölgelerden ve dünyanın geri kalanından negatif ayrışmıştır. Bu çalışmanın temel amacı, Sahraaltı Afrika ülkelerinde iktisadi kalkınma konusunda göreli başarısızlığın kökeninde yatan iktisadi ve politik faktörleri araştırmaktır. Veri eksikliğinden dolayı bölge ülkelerinden yalnızca 17 tanesi 1990-2016 dönemi için ampirik analize dahil edilmiştir. Elde edilen ampirik bulgular özetle şöyle sıralanabilir: (a) kalkınma, demokrasi, barış, doğrudan yabancı sermaye yatırımları, toplam dış borç servisi, yatırımlar ve yolsuzluk arasında uzun dönemli bir ilişki mevcuttur. (b) Demokrasi ve barış, iktisadi kalkınmayı pozitif etkilemektedir. Diğer taraftan Sahraaltı Afrika ülkelerinde doğrudan yabancı yatırımlar iktisadi kalkınma üzerinde negatif bir etkiye sahiptir. Son olarak Sahraaltı Afrika ülkelerinde toplam dış borç servisi, yatırımlar ve yolsuzluk tahmin yöntemine göre farklı katsayı işaretlerine sahiptir. Fakat bu katsayılar istatistiksel olarak anlamlı değildir. Bu bulgular ışığında Sahraaltı Afrika ülkelerinde demokratik süreçlerin güçlendirilmesine yönelik olarak alınacak tedbirler, barış ve istikrar ortamının sağlanması bölge ülkelerinin kronik azgelişmişlik probleminin çözümüne katkı yapacağı söylenebilir. Ayrıca bölge ülkelerinin iktisadi gerçekleriyle uyumlu bir doğrudan yabancı yatırım politikası ve iklimi oluşturulması, bölge ülkelerinde doğrudan yabancı yatırımların iktisadi gelişme üzerindeki olumsuz etkisini bertaraf edebilir.
Doğrudan yabancı sermaye yatırımları ile ekonomik kalkınma ilişkisi
II. Dünya savaşından itibaren önem kazanan kalkınma ekonomisinde azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin kalkınmayı başarabilmeleri için çeşitli teoriler ortaya atılmıştır. Fakat tüm teorileri baktığımızda, bu ülkelerin genel sorununun sermaye yetersizliği olduğu konusunda bir fikir birliği söz konusudur. Bu çalışmada, 1990-2019 dönemlerine ait yıllık veriler ile 88 ülkenin kalkınma endeksi ile doğrudan yabancı yatırımlar arasındaki nedensellik ilişki araştırılmıştır. Yapılan nedensellik sonuçlarına göre, düşük gelir ve alt orta gelir düzeyini kapsayan gelir grubu için içeriye doğrudan yabancı yatırımların ülkelerin kalkınma düzeylerinin bir nedeni olmadığı görülmektedir. Fakat üst orta gelir ve yüksek geliri kapsayan gelir grubu için içeriye yapılan doğrudan yabancı yatırımların ülkelerin kalkınma düzeylerinin nedeni olarak görülmektedir. Diğer bir değişken olan dışarı yapılan doğrudan yabancı yatırımların düşük gelir ve alt orta gelir grubu için ülkelerin kalkınma düzeyinin nedeni olarak görülmemektedir. Fakat üst orta gelir ve yüksek geliri kapsayan gelir grubu için dışarıya yapılan doğrudan yabancı yatırımların ülkelerin kalkınma düzeylerinin nedeni olarak görülmektedir. Son değişken Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (yüzdelik değişim) her iki gelir grubu için kalkınma düzeylerinin nedeni olarak görülmektedir.
Kış turizminin yerel kalkınmaya etkisi: Ordu ili örneği
Küreselleşme olgusunun hız kazanması ile birlikte rekabet artmış ekonomik, sosyal ve teknolojik değişimler yaşanmıştır. Bu değişimlere paralel olarak sürdürülebilir kalkınma modeli ülkelerin sürdürülebilir ekonomi adına birinci stratejisi konumuna gelmiştir. Özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde büyüme ve kalkınmanın bir arada gerçekleşmesi toplumdaki tüm paydaşların (yerel yönetimler, özel sektör, yerel halk) bir araya gelmesiyle mümkündür. Bölgesel dengesizliklerin azaltılması ve planlı bir kalkınma sürecinin başlaması şüphesiz bu durum ile doğrudan ilişkilidir. Bu süreçte ekonomik değer yaratacak ve kalkınmada etkin olarak kullanabilecek kaynakları kısıtlı olan ve turistik değerlere sahip bölgelerde turizm hizmetleri yerel kalkınma için lokomotif rolü üstlenmektedir. Nitekim günümüzde birçok destinasyon sahip olduğu turistik değerleri yerel kalkınmada etkin olarak kullanma yoluna gitmektedir. Kış turizmi de bunlardan bir tanesidir. Ordu ili turizm açısından birçok önemli değere sahip olmakla birlikte gelişmişlik açısından diğer bölgelere göre henüz istenilen seviyeye ulaşamamıştır. Öte yandan, Ordu ilinin yerel kalkınma sürecinde kış turizmi faaliyetlerinin kilit bir rol oynayacağı öngörülmektedir. Bu bağlamda, bu çalışmanın amacı Ordu ilindeki kış turizmi faaliyetlerinin yerel kalkınmaya yapmış olduğu etkileri belirlemektir. Araştırma çerçevesinde nitel araştırma yöntemlerinden mülakat tekniği ile Mart 2020 döneminde Ordu ilinde 24 katılımcı ile yarı yapılandırılmış mülakat gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar Ordu ilinde kış turizminin önemli bir potansiyele sahip olduğu ve yerel kalkınma sürecini hızlandırıp, önemli katkılar yapabileceğini, ayrıca yatırımların artması, ulaşım sorununun çözüme kavuşturulması, sosyo-kültürel aktivitelerin çeşitlendirilmesi ve tanıtım faaliyetlerine daha çok önem verilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.
Sağlık sektörü harcamalarının Türkiye'nin kalkınmasındaki rolü
Bu tezde ülkemizdeki sağlık harcamaları kalkınma bağlamında değerlendirilmiş ve sağlık harcamaları ile kalkınma ve büyüme arasındaki ilişki sorgulanmıştır. Birinci bölümde öncelikle sağlıkla ilgili genel kavramlar tanımlanmış ve ekonomi açısından sağlık harcamalarının ne şekilde ele alındığı beşeri sermaye tanımı çerçevesinde irdelenmiştir. İkinci bölümde, ülkemizdeki sağlık sistemi ve bileşenler tanımlanmıştır. Finansman ve hizmet sunumu açısından yaşanan son değişikliklere de vurgu yapılarak, ülkemizde gerçekleşen sağlık harcamaları hem fonksiyonel hem de idari ayrımları açısından analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde uluslararası, ulusal ve bölgesel çerçevede sağlık harcamaları ve kalkınma ilişkisine değinilmiş ve ekonomik göstergeler ile sağlık göstergeleri insani gelişim yönünden değerlendirilmiş ve OECD ülkeleri ile Türkiye'nin durumu karşılaştırılmıştır. Üçüncü bölümün sonunda bir genel değerlendirme yapılmış ve sağlık harcama bileşimi ile harcama düzeyleri konularında tespit ve önerilerde bulunulmuş ve sağlık harcamalarının hane halkları üzerinde yoksullaştırıcı etkisi incelenmiştir. Sonuç bölümünde çalışma sonucunda ulaşılan bulgular çerçevesinde sağlık harcamalarının kalkınma ile genel sağlık düzeyini ne şekilde etkilediği sorunsalı üzerinde durulmuş ve konuya ilişkin tespit ve önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sağlık, Ekonomi, Kalkınma, Büyüme, Sağlık Harcamaları
Türkiye'de bölgesel kalkınma politikaları ve kalkınma ajansları
Helsinki Zirvesi ile Avrupa Birliği'ne adaylığının teyidinden sonra Türkiye, yarım yüzyıla yakındır uygulamakta olduğu merkezi planlamaya ve teşvik sistemine dayalı bölgesel gelişme politikalarını terk ederek yeni bir anlayışa yönelmiştir. Bu yeni anlayış yerel dinamiklerin harekete geçirilerek bölgelerarası farkların azalacağını, bölgedeki ekonominin canlanacağını öne sürmektedir. Politikanın uygulanmasının formülü ise, kamu- özel- sivil toplum kuruluşlarının ortaklığı olarak gösterilmektedir. Kalkınma ajansı benzeri yapılar Türkiye dâhil çoğu ülkede uzun yıllar önce kurulmuştur. Avrupa Birliği'nde merkez ülkeler Bölgesel Kalkınma Ajansı Sistemi'ni yerleştiren ilk ülkeler olmuştur. Gerek merkez ülkelerde gerekse birliğe sonradan üye olan çevre ülkelerde bu kurumlar olumlu sonuçlar aldığı kadar olumsuz eleştirilerle de karşılaşmıştır. AB'nin adaylık sürecinde bütün aday ülkelere benimsettiği bu politika bölgesel rekabet ve yönetişim anlayışıyla sermayeyi ön planda tutmaktadır. Bu çerçevede çoğu ülkede bu kurumlar kamu ve özel sektör eliyle yürütülen işletmeler olarak iki yapılı olarak oluşturulmuştur. Türkiye'de de bu politikaların yansıması olan Kalkınma Ajansları 2006 yılından itibaren kurulmaya başlandı ve 26 NUTS 2 düzeyinde, 26 Kalkınma Ajansı kuruldu. Gerek planlı dönem öncesinde gerek ise planlı dönemde üretilen politikalara rağmen bölgelerarası farkların ortadan kaldırılamaması sorununun çözümü yeni süreçte bu 26 ajansa devredilmiş oldu. Rekabet unsuruyla bölgenin kalkındırılmasını hedefleyen bu kuruluşların ise, yapısal olarak Türkiye'ye tam uygun olmaması ve bölgesel potansiyellerin göz ardı edilmesinden dolayı çözüm yolunda nasıl bir etki gösterecekleri belirsizdir. Bu noktada merkezi planlama anlayışının yarım yüzyıldan fazla hüküm sürdüğü post-komünist ülkelerde yaşanan deneyimler ve alınan sonuçlar, yaşanan hızlı değişimin rahatlıkla incelenebilmesi açısından önem teşkil etmektedir.
Bölgesel kalkınma ajanslarının bölgesel kalkınmadaki rolü: Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı örneği
Bölgesel kalkınma politikalarının gerçekleştirilmesinde önemli bir rol oynayan bölgesel kalkınma ajansları (BKA), faaliyette oldukları bölgedeki gelişmişlik farklarının azaltılması ve bölgenin sahip olduğu potansiyeli işleyerek bölgede sosyal ve ekonomik olarak gelişmesinde katkı sağlamaktadır. Bölgesel kalkınmanın gerçekleştirilmesinde etkili olan faktörlere ait veriler toplanarak incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı, ulusal kalkınma hedeflerinin gerçekleşmesine bir katkı olarak TR83 Bölgesinde aktif bir şekilde rol oynayan Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı'nın (OKA), bölgesel kalkınmadaki faaliyetleri ele alınmaktadır. OKA'nın, bölgesel eşitsizlik sorununu ortadan kaldırmak için sağlamış olduğu programlar, projeler ve destekler analiz edilmiştir. Çalışma sürecinde elde edilen bulgular neticesinde, OKA'nın, TR83 Bölgesinde sağladığı desteklerin bölgesel kalkınmada oldukça önemli olduğu görülmektedir. Anahtar Kavramlar: Kalkınma, Bölgesel Kalkınma, Bölgesel Kalkınma Ajansları, Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı (OKA).
Ekonomik kalkınmayı etkileyen sosyo-ekonomik faktörlerin mekânsal analizi: Avrasya örneği
Sosyo-ekonomik faktörler ülkelerin milli gelir, eğitim, sağlık, kişisel özgürlük, girişimcilik, güvenlik, sosyal sermaye, işsizlik gibi birçok unsurunu kapsamaktadır. Toplumsal yapının en önemli unsurları olan bu değişkenler, insanların ihtiyaçlarını ne ölçüde karşılayabildiklerini ortaya koymaktadır. Kalkınma çabasındaki ülkelerin performanslarının değerlendirilmesinde bu sosyo-ekonomik faktörlerin iyi okunarak analiz edilmesi gerekmektedir. Ekonomik kalkınma incelenirken, toplumu etkileyen tüm faktörler birlikte dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla ülkelerin sahip olduğu sosyo-ekonomik faktörlerin ekonomik kalkınma düzeylerine etkisi bütüncül yaklaşımı gerekli kılmaktadır. Söz konusu yaklaşım, faktörler arasındaki ilişkileri tek taraflı incelemeyi reddederek çok yönlü etkileşimlerini esas alır. Sosyo-ekonomik faktörler mekânsal etkiyle değişime uğramakta ve coğrafi yakınlıkları olan bölgeleri etkilemektedir. Etkinin derecesi mekânsal bağımlılığa göre farklılaşırken ülkelerin ekonomik kalkınma düzeyleri bundan etkilenmektedir. Bu çalışma, geniş bir coğrafyada yer alan Avrasya ülkelerine yönelik olarak yapılmıştır. Elde edilen sonuca göre kullanılan sosyo-ekonomik faktörlerin pozitif ve negatif kümelenmeleri, kalkınma göstergesi olarak belirlenen kişi başına düşen milli gelir ile örtüşmektedir. Bu örtüşme, kalkınma hedeflerinin gerçekleşmesi için sosyo-ekonomik faktörlerin iyileştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Kalkınma, Sosyo-Ekonomik Faktörler, Bütüncül Yaklaşım, ESDA, LISA, Mekânsal Otokorelasyon.
Seçilmiş makroekonomik değişkenlerin uluslararası ticarete etkisi
Makroekonomi, ekonomik kalkınmanın genel senaryosunu dikkate alır. Basit bir ifadeyle, ekonominin bir bütün olarak nasıl çalıştığına odaklanmaktadır. Uluslararası ticaret süreçlerini destekleyen makroekonomik faktörlerin belirlenmesinin avantajı çok önemlidir. Bu, işsizlik, GSYİH ve enflasyon gibi değişkenleri hesaba katmayı içerir.Bu çalışmanın amacı, seçilmiş makroekonomik değişkenlerin uluslararası ticaret üzerindeki etkilerinin açıklanmasına ampirik bir uygulama ile katkı sağlamaktır. Çalışma 2000-2019 yılları arasındaki 20 yıllık ikinci verileri kapsamaktadır. Çalışmada panel veri analizi tercih edilmiş olup, değişkenlerin kısa ve uzun dönemli ilişkilerinin incelenmesi panel ARDL metoduyla analiz edilmektedir. Çalışma, seçilen makroekonomik değişkenlerin uzun vadede ticari açıklık üzerinde güçlü ve anlamlı bir etkisi olduğuna dair kanıtlar sunmaktadır. Ancak, bu çalışmanın kısa dönemli ilişkileri incelendiğinde işsizlik dışında olumlu bir etkiyle karşılaşılmamıştır. Araştırmanın uzun dönemli ilişkilerine bakıldığında karışık bir yapı gösterdiği halde bu yapının hepsi literatürle tutarlılık göstermektedir.
Türkiye'de kültürel çeşitliliğin bölgesel kalkınma üzerindeki etkisinin mekansal analizi
Farklı kültürden insanların aynı coğrafyayı paylaşması ile oluşan kültürel çeşitlilik olgusu, dünya tarihinde yeni bir konu olmamakla birlikte 1980 sonrasında yaşanan küreselleşme süreci ile birlikte daha yaygın bir hal amıştır. Artan kültürel çeşitlilik, farklı alanlardan araştırmacıların ilgisini çekmiş ve 1990'lı yıllardan itibaren kültürel çeşitliliğin, ülkelerin ekonomik performansları üzerine etkilerini analiz eden çalışmalar yapılmıştır. Bu konudaki öncü çalışmalarda yüksek kültürel heterojenliğin zayıf ekonomik performansa neden olduğu tespit edilmiştir. İlerleyen süreçte ise bazı araştırmacılar, belli koşullar altında kültürel çeşitliliğin pozitif ekonomik sonuçlar sağlayabileceğini ortaya koymuştur. Kültürel çeşitlilikle ilgili olumlu yaklaşımın altında yatan temel görüş, farklı kültürel arkaplana sahip bireylerden oluşan bir grupta fikir çeşitliliğinin daha yüksek olmasıdır. Bu durum, bireyler arasında yetenek tamamlayıcı bir etki yaratır ve kültürel açıdan heterojen grup homejen gruba kıyasla belirli bir işte daha iyi performans gösterir. Bu çalışmanın amacı, kültürel çeşitliliğin bölgesel kalkınma üzerine etkisini Türkiye'de 81 adet Düzey 3 bölgesi (iller) kapsamında incelemektir. Çalışmada öncelikle, literatürde yaygın bir şekilde kabul görmüş ölçüm kriteri olan doğum yeri farklılıklarına göre kültürel çeşitlilik endeksi oluşturulmuştur. Bölgesel kalkınma göstergeleri olarak ise illerin kişi başına gelir, inovasyon ve girişimcilik düzeyleri kullanılmıştır. Ampirik analizler, mekansal istatistik ve mekansal ekonometrik yöntemler ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre Türkiye'de kültürel çeşitlilik, bölgesel kalkınmayı pozitif yönde etkilemektedir. Sonuçlar genel olarak literatürle uyumluluk göstermektedir. Diğer taraftan mekansal analizler bölgeler arası mekansal bağımlılığın varlığına işaret etmektedir.
Türkiye'de bölgesel kalkınmayı sağlamada kalkınma ajanslarının değerlendirilmesi
Ulusal kalkınmanın sağlanmasında sürdürülebilir bir kalkınma süreci yaşayabilmek için bölgesel kalkınma çalışmalarına büyük önem verilmektedir. Gerek dünya da gerekse Türkiye'de ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan geri kalmış bölgeler mevcuttur. Aradaki gelişmişlik farklarını ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluş çalışmalarıyla kapatmak mümkündür. Bu kurumların içerisinde en büyük rolü kalkınma ajansları yürütmektedir. Kalkınma ajanslarıyla katılımcılık anlayışına dayalı bir süreç içerisinde bölgelerarası gelişmişlik farklarını azaltmak, bölgesel kalkınmaya katkı sağlamak amaçlanır. Kalkınma ajanslarının faaliyetlerinin bölgesel kalkınmaya etkisini görebilmek, performansları hakkında değerlendirme yapabilmek adına araştırmalara başlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde; ekonomik kalkınma kavramından hareketle ülkelerin kalkınma sorununa yönelik geliştirilen teori ve stratejilere yönelik araştırma yapılmıştır. Devletin kalkınma sürecindeki rolü ve bu süreci başarılı geçirebilmek adına kullandığı araçlar başta teşvik politikaları olmak üzere incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde; ulusal kalkınmanın sağlanmasına zemin hazırlayan bölgesel kalkınma yaklaşımından hareketle AB ülkeleri ve Türkiye'deki bölgesel kalkınma uygulamaları başta kalkınma ajansları ayrıntılı olarak incelenmiş ve Türkiye açısından bölgesel kalkınma yaklaşımına yönelik genel değerlendirilme yapılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde; çalışmamızın asıl amacını oluşturan Türkiye'de Düzey 2 bölgelerinde hizmet veren 26 kalkınma ajansının bölgelerarası gelişmişlik farklarını azaltmada kanunlar tarafından belirlenmiş görevleri yerine getirip getirmediğini görebilmek ve performanslarına yönelik fikir sahibi olabilmek adına çalışma yapılmıştır. Geliştirilen veri setiyle kalkınma ajanslarının destek türleri, bütçe imkânları, bölgeye katkıları kuruldukları yıldan 2020 yılına dek ayrıntılı olarak incelenmiştir. Çalışmanın temel hipotezi, "Kalkınma ajansları bölgesel kalkınmaya yönelik faaliyetlerinde etkin değildir." şeklinde belirlenmiştir. Hipotezin geçerliliğini sınamak adına ajanslara yönelik raporlar incelenmiştir. Yapılan araştırma sonucunda hipotezimizin geçerliliği sınanmış ve kalkınma ajanslarının ilk kuruldukları yıllardan bugüne gelişim gösterdiği ancak sürdürülebilir bir başarı yakalayamadıkları sonucuna varılmıştır.
Türkiye'de ekonomik büyümenin yapısı ve istihdam etkileri
Yüksek oranlarda işsizlik yaşanan bir ekonomide sağlanacak yüksek bir büyüme performansının işsizlik oranlarını kendiliğinden düşüreceği yönündeki genel kanı son zamanlarda sorgulanmıştır. Çünkü Türkiye ekonomisi ve dünyanın birçok ekonomisinde yaşanan yüksek oranlı büyüme, gerekli/yeterli oranda istihdam artışı yaratmamış ve bu süreç istihdamsız büyüme olarak adlandırılmıştır. Ekonomik büyüme yaşam standartlarının yükseltilmesinde anahtar rol oynayan bir makroekonomik değişken olmasının yanı sıra bu değişkenin kendisinden beklenen bir sonuç olan istihdam artışını yaratmaması büyümenin niteliğinin ve kaynaklarının tartışılmasına yol açmıştır. bu çalışmada Türkiye'de ekonomik büyümenin yapısı ve istihdam etkileri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Türkiye'de büyümenin istihdam etkilerinin incelenmesi için kullanılan yöntem Granger nedensellik analizi ve Johansen eş bütünleşme analizidir. 2000-2021 dönemi için uygulanan ekonometrik model sayesinde Türkiye ekonomisinde büyüme ve istihdam arasındaki ilişki ampirik olarak incelenmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre iktisadi büyümeden istihdama ve istihdamdan ekonomik büyümeye doğru bir nedensellik ilişkisi tespit edilememiştir. Türkiye ekonomisinde 2000-2021 dönemi için ekonomik büyüme ve istihdam arasında ilişki gözlenmese de birinci bölümde hesaplanan istihdam esnekliği oranları Türkiye'de 2000,2002,2003,2004,2019 ve 2020 dönemleri için büyümenin istihdam yaratmadığını ortaya koymuştur.
Cumhuriyet Dönemindeki hâkim sermayenin oluşumunda Türkiye İş Bankası'nın rolü: 1924–1938
Bu çalışmada Đş Bankası ve iştirakleri, kökeni Veblen'in iş dünyası ve endüstri ayrımına dayanan güç olarak sermaye teorisi çerçevesinde analiz edilmiştir. Bankanın 1924-1938 dönemindeki söz konusu faaliyetleri sanayileşme, kalkınma ya da sermaye birikimi kavramlarıyla sıkça değerlendirilmiştir. Ancak Đş Bankası bugüne kadar sermayeyi güç olarak kabul eden bir teorik çerçevede analiz edilmemiştir. Bu açıdan Đş Bankası'nın faaliyetlerini açıklayabilmek için iş dünyasının kapitalizasyon, sabotaj ve farklılaşmış birikim kavramları kullanılmıştır. Buna göre bankanın amacının sanayileşme, kalkınma ya da sermeye birikimi değil, yalnızca finansal değer artışları olduğu saptanmıştır. Đster iştirakler olsun, ister her tür bankacılık faaliyetinde, bankanın kullandığı temel algoritma kapitalizasyondur. Kapitalizasyonu mümkün kılan ise sabotaja dayalı olarak işleyen farklılaşmış birikim mekanizmasıdır. Cumhuriyetin kurumları hatta Osmanlı'da yaşanan dönüşüm, bu algoritmanın işleyişine dayalı olarak şekillenmiştir. Bunun da ötesinde bu çalışmanın konusu olan Đş Bankası, sürecin gelişiminde kilit bir rol üstlenmiştir. Bu rol, kapitalizasyon sürecindeki merkezi konumundan kaynaklandığı için, hâkim sermayenin oluşumunda ve tüm toplumsal yapının inşasında bankayla özdeşleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sanayileşme, Kalkınma, Đş Dünyası, Güç Olarak Sermaye Kapitalizasyon, Sabotaj, Farklılaşmış Birikim, Hâkim Sermaye.
Mesleki ortaöğretimde yaygınlık ve kalkınma ilişkisi: Türkiye uygulaması
Küreselleşme süreciyle birlikte dünyada, ekonomik, sosyal ve kültürel alanda birçok değişiklikler yaşanmış ve teknolojideki hızlı değişim sonucu nitelikli işgücüne olan talep artırmıştır. Ülkelerin kalkınmasında büyük rol oynayan nitelikli işgücünün yetiştirilmesi ise eğitim, özellikle de mesleki eğitime bağlıdır. Bundan dolayı Türkiye'de mesleki eğitimin yeni baştan değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, 1975-2011 dönemi için Türkiye'de mesleki ortaöğretim ile kalkınma düzeyi arasındaki ilişkiyi tespit etmektir. Araştırmada bağımlı değişken olarak GSYİH, bağımsız değişken olarak ise ilköğretim, genel ortaöğretim, mesleki ortaöğretim, yükseköğretim öğrenci sayıları ve eğitim harcamalarını temsilen bütçeden Milli Eğitim Bakanlığına ayrılan pay alınmıştır. Çalışmada Türkiye'de mesleki eğitim ile ekonomik büyüme arasında pozitif yönlü bir ilişki olup olmadığı Granger nedensellik testi ve regresyon analizi yardımıyla araştırılmıştır. Ekonometrik analizlere göre, mesleki ortaöğretim, GSYİH'nın nedeni çıkmıştır. Dolayısıyla mesleki ortaöğretimin Türkiye'nin gelişmişlik düzeyine katkı sağladığı belirlenmiştir. Yapılan çalışmanın ampirik sonuçları, öğrenci sayılarından hareketle eğitime yapılan yatırımların uzun dönemde ülkenin gelişmişlik düzeyi ile ilişkisinin olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca çalışmanın içeriğine yönelik olarak regresyon analizinden elde edilen verilere göre mesleki ortaöğretimde meydana gelen % 1'lik artış GSYİH'yı yaklaşık % 0.528729 oranında arttırdığı tespit edilmiştir. Yapılan ekonometrik analiz sonucu, Türkiye'de mesleki ortaöğretim ile ekonomik büyüme arasında pozitif yönlü bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Eğitim, Beşeri Sermaye, Mesleki Eğitim, İktisadi Kalkınma
Kalkınma yardımları kapsamında Türkiye-Afrika ekonomik ilişkileri (2000-2019)
Kalkınma yardımları genellikle azgelişmiş ülkelerin ekonomik ve insani sorunlarının çözülmesine yönelik yapılmaktadır. Dünya çapında geleneksel ve yükselen donör ülkeler başta olmak üzere pek çok ülke kalkınma yardımı faaliyeti yürütmektedir. Ancak günümüzde gerçekleştirilen yardımlara rağmen azgelişmiş ülkelerdeki ekonomik ve insani sorunlar çözülebilmiş değildir. Bu noktada yardımların hangi alanlara yapıldığı ve ne kadar etkili olduğu sorusu ön plana çıkmaktadır. Geleneksel donör olarak kabul edilen batılı ülkeler, yardım yaptıkları ülkelerde genelde proje bazlı yardım faaliyeti yürütmektedir. Türkiye ise yükselen donör ülke konumunda genelde insani yardım odaklı kalkınma yardımı faaliyeti yürütmektedir. Çalışmada, Türkiye'nin dünya çapında yaptığı tüm kalkınma yardımları incelenmiştir. Ardından, Türkiye'nin Afrika kıtasına yaptığı tüm yardımlar incelenmiştir. Sonunda ise Türkiye'nin Afrika kıtasında en çok yardım yaptığı ülkeler olan Somali, Sudan ve Nijer ülkelerine gerçekleştirdiği resmi kalkınma yardımları ve ekonomik ilişkiler incelenmiştir. Çalışmada, 2000-2019 yılları arasında Türkiye'nin Afrika kıtasına yaptığı yardımların arttığı ve Türkiye-Afrika arasındaki dış ticaret hacminin büyüdüğü belirlenmiştir. Türkiye'nin 2000-2019 yılları arasında Somali, Sudan ve Nijer ülkelerine yaptığı yardımların genelde artan seyir izlediği belirlenmiştir. Bu yardımlar genelde insani yardım odaklı yapılmaktadır. Ayrıca kalkınma yardımlarının bu ülkelerin eğitim, sağlık ve sosyal alt yapı alanlarındaki gelişimlerinin desteklenmesine yönelik yapıldığı belirlenmiştir. Türkiye'nin bu ülkeler ile kurduğu kalkınma işbirliği politikaları sonucunda taraflar arasındaki ekonomik ilişkiler gelişmiştir. Dolayısıyla taraflar arasındaki dış ticaret hacmi büyümüştür. Ancak dış ticaret hacimlerinin Türkiye açısından halen çok düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Kalkınma iktisadına oyun teorik yaklaşım: Fakirlik tuzakları üzerine üç makale
Fakirlik tuzakları, bir ekonominin ısrarlı bir şekilde az gelişmişlik kısır döngüsüne yakalandığı, kendi kendini sürdüren mekanizmalardır. Koordinasyon başarısızlığı modelinde ekonominin potansiyel üstün dengesine göre daha düşük bir dengeye yapışması olarak modellenir. Bu mekanizmalarla kalkınmanın farklı bir resmi ortaya çıkar. Buna göre büyüme otomatik değil, başlangıçtaki küçük farklılıklar zamanla büyür ve çoğalır. Yani ülkelerin birbirine yakınsaması imkânsız hale gelir, fakir daha fakirleşerek, zengin daha da zenginleşir. Dolayısıyla, refaha giden yolun ilk adımı, fakirlik tuzaklarının neler olduğunu teşhis etmek ve bunlardan kurtulma yöntemlerini bulmaktır. Bu tez çalışması fakirlik tuzakları üzerine üç makaleden oluşur. Birinci makale ile fakirlik tuzaklarını yapısal, davranışsal ve kurumsal olmak üzere üç grupta toplayarak ve çeşitli ülkelerden örnekler vererek, oyun teorik yapılar ve modeller içinde analiz etmeyi amaçlamaktayız. İkinci makalede, kurumsal bir fakirlik tuzağı olan politik klientelizmi koordinasyon oyunu olarak modelleyerek, bireylerin nasıl klientelizm dengesine tutunduğunu göstereceğiz. Daha sonra ise evrimsel oyun teorisiyle, toplumda tekrarlanarak oynanan bu koordinasyon oyununun sonucunda, toplumun klientelizme doğru nasıl evrildiğini göstereceğiz. Üçüncü makalede ise başka bir kurumsal fakirlik tuzağı olan taşeronluk ilişkilerini, işçi ile işveren arasında oynanan bir koordinasyon oyunu olarak modelleyerek, ajanların nasıl taşeronluk ilişkilerine tutunduğunu göstereceğiz. Sonrasında ise evrimsel oyun teorisiyle, emek piyasasının taşeron ilişkilerine doğru nasıl evrildiğini göstereceğiz. Her iki makalenin sonuçları kurumsal fakirlik tuzakları olan politik klientelizmin ve taşeronluk sisteminin çekim bölgesinde olan bir ekonominin bu tuzaklardan kurtulması için yapılabilecek olan stratejik hareketleri analiz etmek açısından önemlidir. Böylece kalkınma iktisadında, oyun teorisi yaklaşımını kullanarak temel politikalar ve öneriler geliştirilebilir.
Gelişme sürecinde dış finansman kullanımı ve Türkiye
Türkiye'de ormancılık sektörünün kalkınmadaki yeri ve özel orman işletmeciliği
1980 sonrası kalkınma sürecinde ekonomik büyüme ve liberalizasyon: Türkiye ve Latin Amerika ülkeleri karşılaştırması
Bu çalışmanın amacı Türkiye ve Latin Amerika ülkelerinin kalkınma sürecinde ekonomik büyümede izlenen politikaları ve liberalizasyonun etkilerini inceleyerek bir durum değerlendirmesi yapmaktır. Bu doğrultuda panel veri analiz tekniği ile Türkiye ve 7 Latin Amerika ülkesi arasında karşılaştırma yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; Latin Amerika tipi ülkelerde ihracat büyüme ve ithalat üzerinde, büyüme ihracat ve ekonomik özgürlük üzerinde, serbest sermaye yatırımları büyüme üzerinde anlamlı etkiler yaratmaktadır. Türkiye'de ise ithalat büyümenin etkisi altında iken; politik haklar, istihdam ve ekonomik özgürlük büyüme üzerinde; büyüme, sabit sermaye yatırımları, politik haklar ve istihdam üzerinde; ithalat ise ihracat üzerinde anlamlı etkiler yaratmaktadır.
İnsani gelişme yaklaşımı ve neoliberal politikaların gelişmekte olan ülkeler açısından karşılaştırılması
Amartya Sen'e göre kalkınma, insanların yararlandıkları gerçek özgürlüklerin genişletilmesi sürecidir ve temel olarak insanlarla ilgilidir. Gerçek anlamda bir kalkınma ancak, insanların yaşamlarını özgür bir biçimde sürdürebildikleri bir toplum içerisinde gerçekleşebilir. Yalnızca gelir artışının veya çıktı düzeyinin artırılmasını içeren iktisadi bir anlayış, böylesi bir süreci açıklamada yetersiz kalır. Gelir artışı, tek başına insani yoksunluğu açıklayamaz. İnsanların tercihleri, iktisadi refahın çok ötesindedir. Dolayısıyla kalkınma sürecinin asıl içeriğine erişilmesi, ancak insanların yaşamlarında önemli bir yer tutan ve onların yaşamlarını değerli kılan sosyal, siyasal, kültürel olmak üzere diğer tüm unsurların da analize dahil edilmesiyle mümkün olabilir. Ancak bu şekilde, insan refahı tam anlamıyla anlaşılabilir.Amartya Sen'in "kapasite yaklaşımı", insan merkezli bir kalkınma anlayışının felsefi ve kavramsal altyapısını oluşturur. Merkezine insanı alarak, onun temel kapasitelerine ve özgürlüklerine odaklanan insani gelişme yaklaşımı, kalkınma sürecinde önemli bir yer tutar. Kişisel çıkar dürtüsüne dayalı, faydanın ve iktisadi refahın maksimizasyonunu içeren ve rasyonaliteyi evrensel bir koşul olarak kabul eden neoliberal yaklaşımda ise kalkınmanın içeriği, milli gelirde rakamsal bir artışı ifade eder. Ancak böylesi bir kalkınma anlayışı, gelişmekte olan ülkelerin deneyimlerine bakıldığında yetersiz ve işlevsiz kalır. İhtiyaç duyulan, bilinçli bir kamu politikasıyla iktisadi büyümenin insanların yaşantılarına aktarılmasıdır. Buna göre, kalkınma sürecinde insana ve insani gelişmeye dayalı bir yaklaşım, etkili bir kamu politikasıyla birlikte, gelişmekte olan ülkelerde neoliberal reçetelere göre daha etkin görünmektedir.
Enformasyon ve telekomünikasyon teknolojilerinin ekonomik büyümeye etkisi: Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerine bir uygulama
Telekomünikasyon yatırımları ekonomik büyümeyi teşvik eden önemli faktörlerden birisi olarak kabul edilmektedir. Ancak enformasyon ve telekomünikasyon teknolojilerinin gelişmiş ülkelerde olduğu gibi gelişmekte olan ülkelerde de uzun dönemli büyümenin belirleyicisi olup olmadığı tartışmalara konu olmaktadır. Çalışmanın amacı farklı gelir ve gelişmişlik seviyeleri için telekomünikasyon altyapısı ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Bu amaçla, beş farklı gelir grubunda toplam 138 ülke verileri 1991-2009 dönemini kapsayacak şekilde bir araya getirilmiştir. Yöntem olarak yatay kesit analizi ile zaman serisi analizinin olanaklarını birleştiren dinamik panel veri analizi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, enformasyon ve telekomünikasyon teknolojilerinin bütün gelir grupları için büyümenin pozitif ve anlamlı bir belirleyicisi olduğunu göstermektedir. Bu pozitif etki azgelişmiş ülkelerde daha yüksektir. Bir diğer sonuç enformasyon ve telekomünikasyon teknolojisi altyapısının ölçeğe göre azalan getiri şartlarına tabi olduğudur. Buna göre az gelişmiş ülkeler enformasyon ve telekomünikasyon teknolojisi yatırımlarının büyüme arttırıcı etkisinden gelişmiş ülkelerden daha fazla yararlanabilmektedirler. Bu anlamda çalışma özellikle az gelişmiş ülkelerin kalkınma politikaları içerisinde enformasyon ve telekomünikasyon teknolojisi yatırımlarının da bulunması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Küreselleşme sürecinde yerel ekonomik kalkınma: Gaziantep örneği
Günümüz şehirlerinin uluslararası rekabet edebilirliğinin güçlenmesi ve yerel ekonomik kalkınmanın sağlanabilmesi için önerilen politikalar üzerinde yoğun tartışmalar süregelmektedir. Uluslararası konjonktürde makroekonomik kalkınma stratejisinden mikro temelli yerel ekonomik kalkınma stratejisine doğru bir geçiş süreci yaşanmaktadır. Küreselleşme süreci ile birlikte rekabet koşulları sürekli değişim göstermekte ve sürdürülebilir bir kalkınma için değişen konjonktüre uyum sağlamak kaçınılmaz bir hal almaktadır. Bu bağlamda yerel kalkınmanın gerçekleşebilmesi öncelikle yerel aktörlerin ekonomik, kültürel ve sosyal alanlarda inisiyatif alarak sürdürülebilir kalkınma için politika üretmelerine bağlıdır. Gaziantep küreselleşme sürecinde yerel etmenleri faaliyete sokarak sürdürülebilir bir ekonomik kalkınma sağlamış bulunmaktadır. Gaziantep ekonomisi; yenilikçi, teknolojiye dayalı katma değeri olan nitelikli ürün geliştirme ve üretim kapasitesi ile birlikte ihracata dayalı sanayisi sayesinde son 20 yılda ülkemiz ekonomisinden iki kat fazla büyüme göstermiş, bu durum Gaziantep ekonomisini görece bir şekilde diğer şehirlerden farklı kılmaktadır. Gaziantep, ülkemizin kalkınma sürecinde doğu ve batı arasında ekonomik entegrasyonu sağlamaktadır. Gaziantep'in dış ticaretinde en önemli paydaşları olan Ortadoğu ülkelerinin yaşamış olduğu iç isyanlar ve kaotik gelişmeler şehir ekonomisinin gelecek yıllar açısından tehdit edebilir, dezavantajı konuma sürükleyebilir. Gaziantep'in yakalamış olduğu yerel kalkınma başarısını gelecek yıllarda da sürdürebilmesi için sınır ülkelerde yaşanan iç karışıklıkların etkisini minimize etmek amacıyla yeni ve güvenli pazarlar bulması büyük gereklilik arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Küreselleşme Süreci, Yerel Ekonomik Kalkınma, Gaziantep,
Türkiye'de KOBİ'lerin ekonomik kalkınma üzerindeki rolü: Adana ili örneği
1980'li yıllarda ölçek ekonomilerinde yaşanan sorunlar, global düzeyde yaşanan finansal ve ekonomik krizin etkisiyle, büyük ölçekli birimlerin değişiklikler karşısında uyum sağlayabilme becerilerindeki hayal kırıklıkları karşında KOBİ'lerin önemi ortaya çıkmış ve bu birimlerin ekonomik avantajları yanında sosyal etkilerinin önemi anlaşılmaya başlanmıştır. Yeni teknoloji geliştirmede ve hızla değişen piyasa şartlarına uyum sağlamada KOBİ'lerin sahip olduğu esneklik büyük önem arz ettiği ve bu nedenle çok hızlı değişen dünya piyasalarına büyük ölçek ekonomileriyle değil, KOBİ'ler vasıtası ile ulaşılabileceği artık böylece tüm dünyada kabul edilmektedir. Bu çerçevede tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de KOBİ'lerin kalkınmadaki önemi anlaşılmıştır. Türkiye Ekonomisi'nin de dinamik ve sürükleyici unsurlarından biri olan KOBİ'ler, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizdeki ekonomik büyüme ve bunun bölgesel gelişmeye katkısı açısından son derece önemlidir. Bu çalışma ile KOBİ'lere yönelik Dünya uygulamaları ve ülkemiz uygulamaları karşılaştırmalı incelenmiştir. KOBİ'lerin yapısal sorunları üzerinde durulmuş ve çözüm önerileri sunulmuştur. Adana İli özelinde KOBİ'lerin durum analizi yapılmış, il ekonomisine yönelik sorunlar tespit edilmeye ve çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: KOBİ, ölçek ekonomileri, ekonomik büyüme, bölgesel gelişim
Cinsiyet eşitsizliği ve ekonomik büyüme ilişkisi: Türkiye İBBS-2 düzeyi için bir analiz
1970'lere gelindiğinde, beşeri sermaye ve bununla ilgili olarak eğitimin ekonomik büyüme ve kalkınmayı etkileyen en önemli faktörlerden biri olduğu ortaya çıkmıştır ve ülkeler daha fazla ekonomik büyüme ve kalkınma elde edebilmek için beşeri sermaye yatırımlarını arttırmışlardır. Ancak, dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınların bu beşeri sermaye yatırımlarından yeteri kadar faydalanamadığı görülmüştür. Özellikle, azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, erkeklerin kadınlara nazaran daha fazla eğitim aldığı, daha iyi iş olanaklarına sahip olduğu, daha fazla ücret geliri elde ettiği ve parlamentoda daha fazla yer aldığı göze çarpmıştır. Bu durum, pek çok uluslararası kurum ve kuruluş tarafından fark edilmiş ve bu durumun önlenmesi için pek çok proje ve program (UNDP, WEF ) ortaya çıkarılmıştır. Bu çalışmada, gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer alan Türkiye'de İBBS-2 düzeyi için eğitimdeki cinsiyet eşitsizliğinin, işgücüne katılım ve ekonomik büyüme üzerindeki etkileri 2009 ile 2014 yılları arası için incelenmiştir. İlk olarak, cinsiyet eşitsizliği, ekonomik büyüme ve kalkınma ve cinsiyet eşitsizliği ve ekonomik büyüme ilişkisi teorik olarak açıklanmış, daha sonra ise konuyla ilgili daha önceki yapılmış olan çalışmalara yer verilmiş ve son olarak ise, TÜİK'den alınmış olan verilerle korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Elde edilen korelasyon sonuçları yükseköğretim mezunu kadın-erkek oranı ile kişi başına düşen gelir ve yükseköğretim mezunu kadın-erkek oranı ile yükseköğretim mezunu kadın-erkek işgücü katılım oranı arasındaki ilişkiler hariç anlamlıdır. Yapılan regresyon analizi sonuçları ise, ortaöğretim mezunu kadın-erkek oranı ile kişi başına düşe n gelir arasındaki ilişki hariç anlamsızdır. Elde edilen genel sonuçlar ise, eğitimdeki cinsiyet eşitsizliği ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin kuramsal sonuçlarla uyuşmadığıdır.
Türkiye'de hazine taşınmazlarının ekonomik kalkınma üzerindeki rolü
Türkiye'nin iktisadi kalkınmasının sağlanmasının ve sürdürülebilir olmasının en temel şartı ülkenin sahip olduğu doğal, beşeri ve ekonomik kaynakların etkin biçimde kullanılmasıdır. Türkiye'de sürdürülebilir iktisadi kalkınmayı sağlayacak doğal ve ekonomik kaynaklardan olan hazine taşınmazlarının tamamının rasyonel, etkin ve verimli kullanımı vazgeçilmez bir unsurdur. Bu nedenle hazine taşınmazlarının kısa, orta ve uzun dönemli olarak ekonomiye kazandırılması gerekmektedir. Türkiye'de hazine taşınmazlarının ekonomiye kazandırılmasına yönelik yapılan işlemler: tahsis, kira, irtifak hakkı tesisi, satış ve ecrimisildir. Ancak, bu taşınmazların ekonomiye kazandırılmasına yönelik yapılan işlemler istenilen düzeyde değildir. Hazine taşınmazlarının yönetimi ve ekonomiye kazandırılmasına ilişkin yasal ve kurumsal değişiklik yapılması gerekmektedir. Bu değişikler ile birlikte yapılacak bir planlama doğrultusunda hazine taşınmazları ekonomiye kanalize edilmelidir. Böylelikle, hazine taşınmazları rasyonel, etkin ve verimli ticari yatırımlara konu edilerek ekonomiye kazandırılacak ve iktisadi kalkınmaya katkı sunacaktır. Bu çalışmada Türkiye'de hazine taşınmazlarının ekonomik kalkınma üzerindeki rolü tartışılacaktır.