Work life
285 theses under this subject heading
Tarihsel değişim sürecinde iş ve aile yaşamında kadın: Muğla ili, bankacılık sektöründe çalışan çocuklu kadınlar üzerine bir inceleme
Ataerkil toplumlarda daha baskın olarak, kadının hane içerisinde yaşamış olduğu toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümü, kadının aile yaşamında eşitsizliklerin olduğunu göstermektedir. Hane içerisindeki eşitsizlikler kadının, iş yerinde yaşamış olacağı cinsiyete dayalı ayrımcılık uygulamalarını derinleştirmektedir. İş yerinin vermiş olduğu görevleri gerçekleştirdikten sonra hane içi görevleri için ikinci mesaisi başlayan kadın hem fiziksel hem de zihinsel olarak yorgun düşmektedir. Ev işleri ve bakım sorumlulukları için harcayacak enerjisi kalamamaktadır ya da bunun tam tersi olarak; ev işleri, bakım görevlerini yerine getirirken yorgun düşen kadının iş yeri için harcayacak enerjisi kalamamaktadır. İş yerinin vermiş olduğu görevlerin yapımı sırasında zihni sürekli ev işleri ile meşgul olmakta ve kendini işe verememektedir. Cinsiyete dayalı ayrımcılık tutumları hane içerisindeki eşitsizliklerin yanı sıra iş yerlerinde de kadınların sıklıkla karşılaştıkları bir durumdur. Kadının erkek karşısında ikinci cinsiyet olarak algılanması ve yetersiz olarak düşünülmesi söz konusudur. Kadınlar iş yerlerinde işe alım, ücret, terfi, eğitim, izin ve rapor kullanımı, güdülenme, tayin, işten ayrılma ve taciz gibi birçok konuda cinsiyete dayalı ayrımcılık uygulamalarına maruz kalmaktadırlar. Gerek aile içerisindeki gerekse iş yerindeki eşitsiz tutumlar kadının iş ve aile yaşamını uyumlaştırma çabasında sorunlar yaşamasına neden olmaktadır. Son yıllarda bireylerin, özellikle kadınların iş ve aile yaşamını uyumlaştırmaya çalışmak devletin de stratejik planlarına konu olmuş ve bu konuda politikalar üretilmiştir. Kadının iş ve aile yaşamında uyumu yakalayabilmesi için toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılıkların sona erdirilmesi ve eşitliğin sağlanması gerekmektedir. Bu durum bireylerin, iş yerlerinin ve devletin ortak çabası ile mümkün olabilecektir. Anahtar Kelimeler: Çalışan Kadınlar, Aile, Çalışma Yaşamı, Toplumsal Cinsiyet, İş bölümü
COVID-19 salgını korkusunun sağlık çalışanlarının etik ahlaki duyarlılık durumları ve iş yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışma, Covid-19 salgını korkusunun sağlık çalışanlarının etik ahlaki duyarlılık durumları ve iş yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırma ilişki arayan tanımlayıcı nitelikte bir çalışmadır. Araştırmanın verileri "Koronavirüs 19 Fobisi (CP19-S) Ölçeği", "Ahlaki Duyarlılık Anketi", "İş Yaşam Kalitesi Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" ile elde edilmiştir. Veriler Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Korkuteli Devlet Hastanesi'nde araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden hemşirelerden ve doktorlardan toplanmıştır. Araştırmanın evrenini Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan hemşireler (1074 kişi) ve doktorlar (883 kişi) ile Korkuteli Devlet Hastanesi'nde görev yapan hemşireler (70 kişi) ve doktorlar (30 kişi) oluşturmaktadır. Örneklem sayısı G- Power 3.1.9.2 programı aracılığıyla hesaplanmıştır. Çalışmaya 205'i kadın 87'si erkek olmak üzere 292 kişi katılmıştır. Çalışmanın istatistiksel analizi SPSS 22.0 versiyonu ile yapılmıştır. Normal dağılım gösteren değişkenler One Sample t-testi ve One Way ANOVA testi, normal dağılım göstermeyenler ise Mann-Whitney U testi ve Kruskall-Wallis testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan katılımcıların %67.12'si hemşire, %70.21'i kadın, %29.79'u erkek, yoğun olarak %52.05 ile 20-31 arası yaş grubunda, %57.53'ünün evli ve %47.94'ünün çocuk sahibi olduğu saptandı. Katılımcıların %17.80'inin Covid-19 servisinde, %56.5'inin diğer yataklı servislerde çalıştığı, en fazla katılımcının %40.75 ile lisans eğitim seviyesinde ve %41.09 ile de 0-5 yılları arasında çalışma deneyimine sahip olan gruplardan oluştuğu bulunmuştur. Tanıtıcı özelliklerden sadece çalışılan yıl ile her üç ölçek arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. 24 yıl ve üzeri çalışanlarda Covid-19 korkusunun düşük, ahlaki duyarlılığın yüksek, iş yaşam kalitesinin düşük olduğu görülmüştür. Covid-19 Fobi Ölçeği ile cinsiyet, meslek, çocuk sahibi olma durumu, medeni durum, çalışılan servis ve yaş arasında yapılan analizler sonucu istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0.05). Covid-19 Fobisi Ölçek toplam puanı ile İş Yaşam Kalitesi Ölçek toplam puanı ve Ahlaki Duyarlılık Anketi toplam puanı arasındaki ilişki incelendiğinde de istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (p<0.05). Çalışma sonuçları Covid-19 salgını korkusunun hemşirelerde ve doktorlarda iş yaşam kalitesi ve ahlaki duyarlılık durumları üzerinde etkili olduğu yönünde yordanabilir. Salgın durumunda en büyük risk altındaki sağlık çalışanları üzerinde daha büyük örneklem gruplarında daha çok çalışma yapılması önerilmektedir.
Opinions and suggestions of the stakeholders involved in the employment process of individuals with intellectual disabilities for the employment process
The objective of this study is to evaluate the current employment policies, vocational training provided in vocational training centers, job placement process and the occupational life for individuals with intellectual disabilities by teachers, school administrators, parents, employers and individuals with intellectual disabilities who are the stakeholders involved in this process, and to determine their suggestions for the development of the process. The study was carried out in Eskişehir province with 40 participants including 10 teachers, five school administrators, nine parents, eight employers and eight individuals with intellectual disabilities. The study was designed as a descriptive study based on the qualitative research approach. The research data were obtained through semi-structured interviews. Upon analyzing the research findings, it was seen that school administrators, employers, and individuals with intellectual disabilities expressed large numbers of positive opinions and teachers expressed negative opinions on vocational training. Almost all stakeholders proposed to increase the number and diversity of workshops within the context of the development of vocational training. Although teachers and school administrators stated that they were involved in the job placement process by guiding the process, parents and employers expressed that they were not involved in the process. Stakeholders stated that İŞKUR (Turkish Employment Agency) should play a more active role in the process for the improvement of the job placement process. It is indicated that the positive and negative situations faced by individuals with intellectual disabilities in their occupational life are customer-related, and it is considered that negative situations can be prevented by the studies of raising the awareness of the public. Within the context of increasing employment, almost all subgroups state that private sector should be involved in the process by providing employment. The state is proposed to increase penalties and incentives.
Çalışma yaşamında eski hükümlülere yönelik önyargıların bireysel belirleyicileri: Ankara'da belediyelerde bir alan araştırması
Bu çalışmada Ankara ilinde eski hükümlülerin istihdam edildiği birimlerde, belediyelerde çalışanların, eski hükümlülere yönelik önyargı düzeylerini, eski hükümlülerin topluma yeniden girişlerine yönelik tutumlarını (eski hükümlülere mesleki eğitim sağlanması ve eski hükümlüler ile sosyal temas), beş büyük kişilik tiplerini ve sosyal baskınlık yönelimi seviyelerini tespit etmek amaçlanmıştır. Kişiliğin beş büyük boyutu ile eski hükümlülere yönelik önyargı, eski hükümlülerin topluma yeniden girişlerine yönelik tutumlar ve sosyal baskınlık yönelimi arasındaki ilişki incelenmiştir. Kişiliğin beş büyük boyutu ile eski hükümlülere yönelik önyargı ve eski hükümlülerin topluma yeniden girişlerine yönelik tutumlar arasındaki ilişkide sosyal baskınlık yönelimin aracılık rolü analiz edilmiştir. Bu çalışmada kişiliğin beş büyük boyutundan uyumluluk boyutu ile sosyal baskınlık yönelimi boyutlarından eşitliğe karşı olma arasında negatif yönde anlamlı ilişki, eski hükümlülere yönelik önyargı ile kişilik boyutlarından uyumluluk, dışadönüklük ve deneyime açıklığın arasında negatif bir ilişki, Eski hükümlülere mesleki eğitim sağlanmasına yönelik tutumlarda, uyumluluğun, deneyime açıklığın ve sorumluluğun pozitif yönlü ilişki sosyal baskınlık yönelimi ile eski hükümlülere yönelik önyargı arasında pozitif yönlü bir ilişki, uyumluluk ile eski hükümlülere yönelik önyargı arasındaki ilişkide eşitliğe karşı olma yöneliminin aracılık rolü, uyumluluk ile eski hükümlülere mesleki eğitim sağlanmasına ilişkin tutumlar arasındaki ilişkide eşitliğe karşı olma yöneliminin aracılık rolü bulunduğu görülmüştür.
Medya işletmeciliğinde yaşanan yapısal ve yönetsel değişimlerin medya profesyonellerinin çalışma ilişkilerine etkisi: Haber siteleri örneğinde bir alan araştırması
Bu çalışmanın amacı; medya işletmeciliğinde yaşanan yapısal ve yönetsel değişimlerin medya profesyonellerinin çalışma ilişkilerine etkisini, haber siteleri örneği çerçevesinde incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, çalışma kümesini oluşturan 12 medya profesyoneli ile yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş ve görüşme yöntemini desteklemek için gözlem temelli alan araştırması yapılmıştır. Nitel araştırma desenlerinden olgubilime dayandırılarak gerçekleştirilen araştırma sonucunda elde edilen veriler, betimsel analiz ve içerik analizi yöntemleriyle çözümlenerek yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda, medya profesyonellerinin çalışma alanı olan haber kavramının değiştiği, bunun da medya profesyoneli kimliğini dönüştürmeye başladığı ve yayın sürecini esnekleştirdiği ortaya çıkmıştır. Çalışmada ayrıca, gelir modellerinin farklılaşmaya başladığı bu yeni medya ikliminin, örgüt yapısını ve çalışma koşullarını da etkilediği vurgulanmıştır. Son olarak ise 5953 Sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunun, medya işletmeciliğinde yaşanan yapısal ve yönetsel değişimlerin medya profesyonellerinin çalışma ilişkilerine yansımalarını düzenlemede yetersiz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Yeni medya, Medya işletmeciliği, Medya profesyonelleri, Çalışma ilişkileri, Medyada çalışma hayatı.
ESOGÜ Tıp Fakültesi asistan hekimleri arasında dismenore sıklığı ve çalışma hayatı üzerine etkilerinin araştırılması
Dismenore kadınlarda en sık görülen ve psikososyal etkileri de olan jinekolojik bir semptomdur. Dismenore ile ilgili, öğrenciler üzerinde yapılan çalışmalar sık olsa da çalışan kadınlar üzerinde dismenore sıklığını araştıran yeterli çalışma yoktur. Bu sebeple asistan hekimler ile yaptığımız bu çalışmada dismenore sıklığını, şiddetini ve çalışma hayatı üzerine etkilerini belirlemeyi amaçladık. Kesitsel-tanımlayıcı şekilde gerçekleştirilen çalışma Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışan 165 asistan hekim üzerinde yürütüldü. Katılımcılara sosyodemografik özellikleri ve jinekolojik özellikleri sorgulayan sorulardan oluşan anket formu yüz yüze görüşülerek uygulandı. Araştırmanın sonucunda asistan hekimler arasında dismenore sıklığı %95,1 olarak bulundu. Asistan hekimlerin %66,7'si visüel analog skala (VAS) ile dismenore şiddeti puanlamasında 6 puan (belirgin ağrı veriyor) şiddetinde ağrı yaşadıklarını belirtti. Nöbet tutma durumu ile dismenore şiddeti karşılaştırıldığında; nöbet tutan hekimlerin dismenoreyi daha şiddetli yaşadığı görüldü. Katılımcıların analjezik olarak kullandığı en sık iki etken %28,4 ile deksketoprofen ve %26,8 ile ibuprofen/flurbiprofen olarak bulundu. Alkol kullanan ve ailesinde dismenore öyküsü bulunan katılımcılarda dismenore şiddetinin daha yüksek olduğu saptandı. Menarş yaşı 16 yaş ve üzerinde olanlarda dismenore şiddeti benzer çalışmalardan daha yüksek bulundu. Katılımcıların %81,2'si dismenorenin yaşam kalitesini düşürdüğünü belirtirken, sadece %17'si dismenore sebebiyle istirahat raporu aldığını belirtti. Bulgulara bakıldığında, dismenore asistan hekimler arasında oldukça yaygın görülen bir sorun olup dismenoreyle birliktelik gösteren semptomlar düşünüldüğünde iş hayatında olumsuz etkilere ve konsantrasyon bozukluğuna yol açabileceği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Dismenore, visüel analog skala, asistan hekim, yaşam kalitesi
Çalışma hayatında denetimin etkinliği ve yeni denetim sistemi model önerisi
Çalışma hayatı, Türk idare sisteminde ve toplumunda her zaman önemli bir yer edinmiştir. Denetim konusu çalışma hayatının ayrılmaz bir parçasıdır. Çalışma hayatının denetiminin tam olarak sağlanamamasının bir sonucu olarak ortaya çıkabilecek risklerin artacağından hareketle, denetim olgusu çalışma yaşamının önemli bir ayağını oluşturmaktadır. Güncel durumda sosyal güvenlik denetmenliği, sosyal güvenlik müfettişliği ve bakanlık iş müfettişliği gibi üçlü parçalı bir yapıda denetim organizasyonu yürürlüktedir. Bu anlayışın yerine kamu yararını da düşünerek çalışma hayatının denetiminde tekliğin sağlanması, çalışanların ve sigortalıların çalışma yaşamı içerisinde karşılaştıkları problemlerin çözüme kavuşturulması noktasında başvurulacak mercii belirsizliğinin ortadan kaldırılması, çalışma yaşamında birbirleri ile benzer yada bağlantılı olan başta sigortalılık, ölümlü ve yaralanmalı iş kazaları, ücret, ihbar ve kıdem tazminatı, yıllık izin ve kayıt dışı istihdam gibi birçok konuda tek denetim elemanı ile muhatap olunması, çalışma yaşamında yer alan işverenlerin üç farklı denetim elemanın incelemesine maruz kalması nedeniyle ortaya çıkan denetim baskısının ortadan kaldırılması, sigortalılar bakımından bu sorunların devletin tek bir denetim birimi ile ve daha kısa zaman dilimi içerisinde çözülebilmesi gerektiği açıktır. Çalışmamız bağlamında; Bakanlık Teftiş Kurulunun yeniden kurulması, idari teftiş ile çalışma yaşamının denetiminin birbirinden ayrıştırılması önerilmektedir. SGK denetmenliği, SGK müfettişliği ve Bakanlık iş müfettişliğinin "Çalışma ve Sosyal Güvenlik Rehberlik ve Denetim Başkanlığı" çatısı altında "Çalışma ve Sosyal Güvenlik Müfettişi" ünvanıyla birleştirilmesi ile denetim grup başkanlıklarının bir hizmet birimi olarak kurulması esas alınmalıdır.
Bağımlı çalışan kadının gelir artışının aile bütçesi açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmada amaç, bağımlı çalışmaya başlayan kadınların aile bütçelerindeki yeri ve katkısı ,tekstil sektöründe çalışan kadınların finansal okuryazarlık düzeylerinin demografik özellikleriyle kıyaslanarak ve finansal okur yazarlık seviyelerinin yükseltilmesi için çözüm önerileri içermektedir. Araştırmada kadınların aile bütçelerinin yanı sıra sosyo-ekonomik hayatlarındaki değişimleri ve gelecek ile ilgili planlamalarını karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Kadın ve aile üzerinden toplumun ve tarihi okumak birçok Araştırmacı için ilgi çekici olmuştur. Araştırmasını yaptığım konuda bağımlı çalışan kadınların aile bütçesindeki yeri ve katkısı amacıyla kadınların demografik özellikleri ve finansal okuryazarlıklarının belli testlerden geçirilerek gözlemlenmesi amaçlanmıştır. "En iyi bilgi yaşanılarak öğrenilen bilgidir" cümlesinden yola çıkarak oldukça ilgi alanım olan geleceği yetiştiren kadınların okuryazarlık düzeylerinin tespit edilerek hangi aşamada hangi düzeyde olduklarının tespit edilmesi ve bunun yanı sıra kazançlarının ne derece kullanabildiklerini , gelecek için ne kadar tasarruf yapabildikleri, çalışma hayatına girmeleri ile yeni harcamalar yapmaya başlamaları, harcamalarında kararlarını kendileri alıyorlar mı?, başta sosyal harcamaları olmak üzere harcamaları farklılaşıyor mu? Kadına yönelik devlet teşviklerinin olması İş yaşamında , kadınların istihdamını kolaylaştırmakta mıdır? Gibi sorulara cevap aranmıştır ve çalışma benim için çok öğretici olmuştur.
Hemşirelerin COVID-19 geçirme durumlarına göre damgalanma, anksiyete ve bilgece farkındalık düzeylerinin mesleki yaşantılarına etkisi
Bu araştırma hemşirelerin COVID-19 geçirme durumlarına göre damgalanma, anksiyete ve bilgece farkındalık düzeylerinin mesleki yaşantılarına etkisini belirleme amacıyla yapıldı. Bu araştırma Tanımlayıcı-Karşılaştırma çalışmasıdır. Çalışma 15/05/2021 – 30/08/2021 tarihleri arasında Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahili ve Cerrahi Kliniklerde çalışan dahil etme kriterlerine uygun 252 hemşire ile gerçekleştirildi. Araştırmadaki veriler, Sosyodemografik bilgiler, COVID-19 ile ilgili sorular ve COVID-19 Pandemisin Mesleki Yaşantıya Etkisi Envanteri (MYEE) bölümlerinden oluşan bir anket formu ve Koranavirüs Anksiyete Ölçeği (CAS; coronavirus anxiety scale), Toronto Bilgece Farkındalık Ölçeği (TBFÖ) kullanılarak toplandı. Elde edilen veriler Statistical Package for Social Science for Windows (SPSS) 23 programında yüzdelik dağılımlar, ortalamalar, Mann-Whitney U testi, ki-kare testi, t testi, Anova testi, kolerasyon ve lineer regresyon analizleri kullanılarak değerlendirildi. İstatiksel anlamlılık sınırı p<0,05 olarak kabul edildi. Çalışmaya katılan COVID-19 geçiren hemşirelerin %77'si, geçirmeyen hemşirelerin %66,2' si pandemi kliniği/ Yoğun Bakım Ünitesi (YBÜ)'nde çalışmıştır. COVID-19 geçiren hemşirelerin %69'unun, geçirmeyenlerin % 61,2' sinin ayrımcı davranışa maruz kaldığı belirlendi. Yaş ile COVID-19 geçiren hemşirelerin MYEE toplam puanları arasında negatif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki saptandı (p<0,05). Çalışılan birim ile COVID-19 geçirmeyen hemşirelerin CAS toplam puanları arasında anlamlı bir farklılık saptandı (p<0,05). TBFÖ toplam puan ile COVID-19 geçirmeyen hemşirelerin MYEE toplam puanları arasında negatif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0,05). CAS toplam puan ile COVID-19 geçiren hemşirelerin MYEE toplam puanları arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki saptandı (p<0,05). Sonuç olarak, hemşirelerin COVID-19 pandemi sürecinde anksiyete, damgalanma ve pandemiye ilişkin zorluklar yaşadığı bulunmuştur. Bu durum hemşirelerin mesleki yaşamlarını etkilemiştir.
Çalışanların siber zorbalığa maruz kalması ve iş stresi durumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada çalıştıkları işyerinde siber zorbalığa maruz kalan çalışanların siber zorbalık deneyimleri, etkileri ve mücadele yöntemleri ile işyeri siber zorbalığın iş stresi üzerindeki etkileri incelenmektedir. Araştırmanın çalışma grubu Yalova, Bursa ve İstanbul illerinde çalışma hayatına devam eden 22 kişi ile oluşturulmuştur. Çalışanların farklı meslek gruplarında ve sektörlerde yer alan kişiler olması göz önünde tutulmuştur. Siber zorbalık ile ilgili problemlerin belirlenmesi ve farklı meslek gruplarındaki değişkenleri saptamak amacıyla çeşitlilik sağlanmaya çalışılmıştır. Çalışmada kriterleri belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan sorular yüz yüze ve online toplantılarda kullanılmıştır. İşyeri siber zorbalığı ve iş stresine olan etkisini araştırmak için yapılan bu çalışmada kişiler ile yapılan görüşmelere bakıldığında; farklı meslek ve sektörlerde çalışsalar da büyük çoğunluğunun sık sık siber zorbalığa maruz kaldığı, genel itibari ile siber zorbalığı aynı şekilde tanımladıkları, çalışma hayatı üzerindeki etkilerinin benzer olduğu ve iş stresi yaşamalarına da neden olan önemli bir problem olduğu gibi bulgular tespit edilmiştir.
Moderniteden postmoderniteye geçiş sürecinde çalışma yaşamında ortaya çıkan sosyo-ekonomik dönüşüm
İnsanlık tarihi bu güne dek iki değişiklik dalgası geçirdi. Bunlar daha uzun sürede oluştular ve bu toplumların; ekonomik, siyasi, sosyo-kültürel teknolojik ve eğitim yapıları birbirinden tamamen farklıydı. Günümüzdeki yapılanmalar ve değişimler ise diğerlerinden çok değişik ve çeşitlidir. Pre-endüstriyel toplumlarda her şey ev merkezliydi ve tüm yaşamsal faaliyetler bu ev etrafında dönmekteydi. Eğitim aile içerisinde gerçekleştirilirdi. Siyasi yaşam ilk zamanlarda yok denilecek kadar belirsizdi. Endüstri toplumunun oluşumuyla birlikte iş evden dev fabrikalara kaymış, eğitim faaliyetleri ailenin elinden alınıp okula verilmiş, siyasi yaşam bütün halkı kapsar hale getirilmiş ve devlet yoluyla demokratik sürece geçilmeye çalışılmıştır. Toplum içindeki kamu alanları yaygınlaşmıştır. Bu dönemde ekonomik alanda; uzmanlaşan, standartlaşma kitleselleşme, senkronizasyon, merkezileşme gibi oluşumlar yaygındır. Bu dönemin oluşumunda itici rol oynayan teknoloji buhar makinesidir. Çalışma ilişkilerinde ise yoğun bir hiyerarşi söz konusudur. Telekomünikasyon ve bilişim teknolojileri ile birlikle her şey daha hızlı, daha çabuk ve zahmetsiz yapılır hale gelmiştir. İş dev fabrikalardan küçük ve orta işletmeleri, evlere taşınmıştır. Yönetici - işçi ilişkileri şeffaf bir ortamda alış-veriş havası içinde geçmekte (Yönetici gerektiğinde işçiye bilmediklerini sormakta ve herhangi bir konuda danışmaktadır). Eskiden iş hayatında etkili olan ve iş hayatım/ilişkilerini şiarlarına göre düzenleyen Taylorizm ve Fordizm gibi yaklaşımların yerini esnek uzmanlaşma (Post-Fordizm) almıştır. İşletmeler esnekleşmeyle birlikle yoğun bürokrasi ve hiyerarşiden sıyrılmıştır. Günümüz Türkiye'sine bakacak olursak, Türkiye'de aynı mekan ve zamanda bir tarafta çapayı, diğer tarafta montaj zinciri çalışanlarını ve diğer bir tarafta da enformasyon çalışanlarını görmek mümkündür. Türkiye endüstrileşme aşamalarını tamamen geçirip bu süreçten alnının akıyla çıkabilmiş değildir. Türkiye tam anlamıyla bir enformasyon ülkesi de değildir. Çünkü başta bu teknolojiyi üretilemiyor ve bunu beraberinde cereyan eden bilişimler ve yenilikler dışarıdan ithal edilmektedir. Bu durum Türkiye'nin kendi içinde ve uluslar arası alanda konumlanışım / konumlanamayışını doğrudan etkilemektedir.
Gaziantep'te beyaz yakalıların mobbing deneyimleri
Mobbing, çalışma hayatında bireylerin sıkça karşılaştıkları bir durumdur. Gaziantep'te beyaz yakalıların mobbing deneyimlerinin irdelendiği bu tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Çalışma kapsamında, farklı mesleklere sahip olan on beş kadın ve yedi erkek ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Çalışma genelinde, mobbing deneyimi toplumsal cinsiyet perspektifiyle ilişkilendirilerek tartışılmıştır. Bu bağlamda beyaz yakalıların çalışma hayatındaki değişimlerine bağlı olarak konumları ele alınmıştır. Çalışma hayatındaki ast- üst ilişkilerinin keskinleşmesi, güvencesiz iş ilişkileri, aynı statüde çalışan bireylerin yükselme kaygısı, stresli, gergin ortam ve çalışma yaşamında toplumsal cinsiyet rollerinin etkisi mobbing deneyimini şekillendirmektedir. Bu çerçevede tezde mobbingin nedenleri, etkileri ve sonuçları çok yönlü olarak tartışılmaktadır. Anahtar Kelimeler:Mobbing, Cinsiyet, Beyaz Yakalılar, İş Hayatı, Gaziantep
Matematik öğretmenlerinin eğitim hayatlarına ilişkin hatıraları üzerine bir inceleme
Bu çalışmada ilköğretim matematik öğretmenlerinin okul yıllarında unutamadıkları öğretmenler ile bu öğretmenlerin öğretmenlik mesleğinin tercihinde ve mesleki uygulamalara etkisinin ortaya konması amaçlanmaktadır. Nitel bir araştırma olan bu çalışma betimsel modelle desenlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu Türkiye'nin farklı bölgelerinde görev yapmakta olan 56 ilköğretim matematik öğretmeni oluşturmaktadır. Çalışmanın verileri araştırmacı ve uzman tarafından oluşturulan 4 açık uçlu soruya göre yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile toplanmıştır. Elde edilen veriler, içerik analizi tekniği ile analiz edilmiştir. Verilerin analizi sonucu elde edilen bulgular; Öğretmenlik Mesleğinin Tercih Nedenleri, Olumlu Anlamda Unutulmayan Öğretmenlerin Özellikleri, Olumsuz Anlamda Unutulmayan Öğretmenlerin Özellikleri, Olumlu Anlamda Unutulmayan Öğretmenlerin Örnek Alınan Yönleri, Olumsuz Anlamda Unutulmayan Öğretmelerin Kaçınılan Yönleri ve Unutulmayan Öğretmenlerin Branşlara Göre Dağılımı olmak üzere 5 ana başlık altında toplanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre ilköğretim matematik öğretmenlerinin öğretmenlik mesleğini tercih etmesinde etkili olan nedenlerin başında birtakım zorunluluklar gelmekte ve bu nedenler farklılık göstermektedir. İlköğretim matematik öğretmenlerinin, olumlu ve olumsuz anlamda olmak üzere öğretmenlerini birçok farklı özellikleriyle net bir şekilde hatırlayıp anlatabildikleri görülmüştür. Ayrıca unutulmayan öğretmenlerin, ilköğretim matematik öğretmenlerinin meslek hayatlarına yansıttıkları örnek alınan veya kaçınılan yönleri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışma ile okul anılarında yer alan unutulmayan öğretmenlerin, öğretmenlerin meslek hayatlarına etkileri üzerine yapılacak çalışmalara katkı sağlanacağı düşünülmektedir.
İş yaşamında kadınların rolüne ilişkin yargılar ile örgüt kültürü ilişkisinin incelenmesine yönelik kamu sektöründe bir araştırma
Kadınların çalışma hayatında karşılaştığı sorunları, kadınlara yüklenen toplumsal cinsiyet rolleri temelinde araştırmayı ve kamu sektöründeki durumu incelemeyi amaçlayan bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır.Çalışmanın birinci bölümünde cinsiyet rol davranışı ile ilgili kuramlardan hareketle kadınlara yüklenen rollerin bir sonucu olarak çalışma yaşamında kadınların hangi alanlarda cinsiyet ayrımcılığı yaşadığından bahsedilmiştir. Cinsiyet ayrımcılığına ilişkin yasal düzenlemelerden bahsedilmiş ve kadın çalışanlara yönelik iş yaşamında yerleşmiş kalıp yargılar ve bunların sebep olduğu ayrımcılığının kurumların birçok sürecini etkileyen bir sorun olmasından yola çıkılarak cinsiyet ayrımcılığı ile ilgili örgütsel süreçlere yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde cinsiyet ayrımcılığının bir sonucu olarak kadınların yükseltilmede eşitsizlikle karşılaşması olgusunu ifade eden cam tavan sendromu üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde örgüt kültürü tiplerinden Hofstede, Schneider, Harrison ve Handy'nin örgüt kültürü tiplerinden bahsedilmiştir. Araştırmanın dördüncü ve son bölümünde iş yaşamında kadınlara yönelik yargıların örgüt kültürü tiplerine göre farklılık gösterip göstermediğini araştırma amaçlı 242 kişiyle yapılan anket çalışmasının sonuçlarına yer verilmiştir. Anketlerin istatistiki analizi SPSS 11.5 programı ile yapılmış olup analiz tekniklerinden one way ANOVA ve bağımsız gruplar t-testi kullanılmıştır. İş yaşamında kadınların rolüne ilişkin yargıların örgüt kültürü tiplerine göre farklılık göstermediği hangi örgüt tipi olursa olsun yargıların değişmediği sonucuna varılmıştır. Kadınların rolüne ilişkin yargılarının cinsiyete göre farklılık gösterdiği ve kadınların erkeklere kıyasla cinsiyet temelli ayrımcılıkla ilişkilendirilebilecek kalıplaşmış rolleri benimsemedikleri sonucuna varılmıştır.
Üniversite personelinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının değerlendirilmesi (Çankırı Karatekin Üniversitesi örneği)
Kadınlar, ücretli çalışma alanına uzun çabalar sonucu çıkmayı başarabilmiştir. Kadın, sosyal çevresinde, çalışma yaşamında ve aile ortamında cinsiyet eşitsizliğine maruz kalmaktadır. Bu eşitsizliğe ilişkin üniversitede çalışan belirli bir eğitim seviyesindeki personelin tutumlarının incelenmesi tezin amacını oluşturmaktadır. Çankırı Karatekin üniversitesi örneği ile üniversitede çalışan personelin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları iki bölümden oluşan anket soruları ile değerlendirilmiştir. Tanımlayıcı tipte yapılan çalışmada Çankırı Karatekin Üniversitesinde çalışan idari ve akademik 250 personel çalışmaya katılım sağlamıştır. Sosyodemografik soruların yer aldığı ilk bölümde çalışmaya katılmayı kabul edenlerin büyük çoğunluğunu akademik personel oluşturmaktadır. Katılımcıların %70,8'inin hayatının büyük çoğunluğunu geçirdiği yer kent olarak çıkmıştır. Üniversitede yöneticilik konumunda %80,8 ile en fazla erkeklerin, %19,2 ile kadınların yönetici olduğu saptanmıştır. Bu sonuca göre kadınların yöneticilik kariyeri yapmasındaki engeller ya da yöneticilik kariyerini neden yapamadığının araştırılması gerektiği düşünülmektedir. Hamilelik ve çocuk bakımı gibi rollerin de her kadının kariyeri önünde bir engel olarak durduğunu söylemek mümkündür. Mevcut çalışmada cinsiyet, eğitim durumu ve annenin çalışma durumu değişkenlerine göre ki-kare anlamlılık testi uygulanmıştır. Cinsiyet ve eğitim durumuna göre katılımcıların büyük çoğunluğunun toplumsal cinsiyet eşitliği tutumlarına duyarlı olduğu tespit edilmiştir. Anne çalışma durumunun katılımcıların cinsiyet eşitliğine ilişkin tutumlarına herhangi bir etkisi olmadığı tespit edilmiştir. Literatürde toplumsal cinsiyet tutumları ile ilgili yapılan çalışmaların birçoğu üniversite öğrencileri ile yapılmıştır. 18-30 yaş arası katılımcılar da anne çalışma durumunun cinsiyetçi tutumlar üzerinde etkisi olumlu ya da olumsuz olarak tespit edilirken bu çalışmada anlamlılık tespit edilmemiştir. Mevcut çalışmada akademik kariyeri yüksek ve belirli bir yaş üstündeki bireylerle çalışılmasından dolayı annenin çalışma durumunun katılımcıların cinsiyet algıları üzerinde etkili olmadığı saptanmıştır.
Türkiye'de kadınların çalışma hayatına katılımında muhafazakarlığın rolü
Geleneksel toplum sahip oluğu dini, kültürel, geleneksel değerler çerçevesinde kadına ve erkeğe birbirinden farklı roller biçmektedir. Kadının ve erkeğin cinsiyetine uygun görülen rollerine olan bağımlılığı toplumda önemli görülmektedir. Rollerini benimseyen kişiler toplumda kabul görürken, benimsemeyen kişiler dışlanarak cezalandırılmaktadır. Muhafazakar düşünce dini değerler ile geleneksel toplumun değerlerini harmanlayıp bireylerin bu çerçevede hareket etmesini desteklemektedir. Çalışmada toplumsal cinsiyet rollerine değinilerek, muhafazakar söylemin Türkiye'de kadınların çalışma hayatına katılımını ne derecede etkilediği anlatılmaya çalışılmıştır. Bu çalışma ile cinsiyeti sebebiyle dezavantajlı olan kadının muhafazakar kimliği ile çalışma hayatına katılma ve çalışma hayatında ayakta kalma mücadelesi incelenmiştir. Bu araştırma toplumsal cinsiyet rollerinin muhafazakar düşünceyle birleşince çalışma hayatının her evresinde kadın açısından olumsuz durumların artmasına sebep olduğunu, bu doğrultuda yaşanan sıkıntıları ortadan kaldırmak için yapılması gerekenleri ele alarak konuya dair çözümler adına farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmakta ve Türkiye'nin çeşitli illerinde yaşayan kendini muhafazakar olarak tanımlayan 14 kadınla derinlemesine mülakat gerçekleştirilmektedir. Dini yaşantıyı temeline alan ve geleneksel rollerin gerekliliğini savunan muhafazakar düşünceye bağlı olan kadınların çalışma hayatına katılımının her aşamasında olumsuzluklara maruz kaldığı saptanmaktadır.
Çocuklu kadınların iş yaşamına ilişkin davranışlarının sosyolojik açıdan değerlendirilmesi: Niğde örneği
Tarihsel süreç içinde aile kurumu ve kadınlar günümüz toplumuna kadar birçok değişime uğramış ve kadın, çalışma hayatının önemli bir bileşeni olmuştur. Bu anlamda çalışan annelerin hane dışındaki üretime katılması mikro boyutta aile kurumunu, makro boyutta ise toplumsal yapıyı ilgilendiren modern dönemlerin yeni bir sorun alanı olarak tartışılmaya başlanmıştır. Çalışan annenin diğer mesai arkadaşlarından farklı sorunlarla karşı karşıya gelmesi çoğunlukla doğurganlık ve çocuk sahibi olması ile ilişkilendirilmiştir. Çalışma hayatını doğrudan ilgilendiren aile ve çocuk arasındaki ilişki; annenin işi ve kendisi için oldukça önemlidir. Bu çalışma nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım deseni ile tasarlanmıştır. Fakat çalışma içinde ele alınan her kuramın çalışmaya ışık tuttuğu, çalışmanın kuramsal teklik içermediği niteliksel olarak fenomenolojik kuram çerçevesinde modelleştirildiği belirtilmelidir. Araştırmanın örneklemini Niğde ilinde en az 2 yıl çalışma yaşamında yer alan 15 anne oluşturmuştur. Çocuk sahibi çalışan kadınlara uygulanan 18 soruluk yarı yapılandırılmış görüşme formu ile katılımcıların aile ve çalışma hayatına yönelik görüş ve düşünceleri kendi ifadeleri ile anlaşılmaya çalışılmıştır. Araştırma bulguları çerçevesinde ana temalar oluşturulmuş ve bu temaların üzerine yoğunlaşan betimsel analizler gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizi, kod açma yöntemi kullanılarak yapılmış ve ortak örüntülerin belirlenmesiyle birlikte çıkarımlar sağlanmıştır. Elde edilen veriler, kamu sektöründe çalışan annelerin karşılaştığı zorlukları ve duygusal deneyimlerini açık bir şekilde vurgulamaktadır. Çalışmanın önemli bulguları arasında, çalışan annelerin çocuklarıyla yeterli vakit geçirememeleri, iş yerinde izin taleplerinde zorluk yaşamaları ve devlet politikalarının geliştirilmesi gerekliliği yer almaktadır. Bu bulgular, kamu sektöründe çalışan annelerin karşılaştığı zorlukları ve duygusal deneyimleri açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Araştırmanın sosyoloji literatürüne ve çocuk sahibi çalışan kadınlara yönelik yapılacak uygulamaların belirlenmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
İşyerlerinde mobbing davranışları
Bu tez çalışmasının amacı iş yerlerindeki mobbing uygulamalarının araştırılmasıdır. Nicel araştırma yöntemi ve anket tekniği kullanılan bu araştırmada Leymann'ın geliştirdiği "Algı Değerlendirme Ölçeği"nden faydalanılarak Doç. Dr. Şahin DOĞAN tarafından hazırlanmış olan 'Mobbing Davranışları Ölçeği' kullanılmıştır. Anket uygulaması internet üzerinden yapılmış ve farklı meslek guruplarından 315 kişiye ulaşılmıştır. Yapılan faktör analizi sonucunda verilerin 5 faktöre dağıldığı görüşmüştür. Birinci faktör,İş Engelleme Boyutu, ikinci faktör İletişim Engelleme Boyutu, üçüncü faktör İnanç Baskı Boyutu, dördüncü faktör Tehdit Edilme Boyutu ve beşinci faktör Taciz Boyutu olarak adlandırılmıştır. Demografik değişkenler arasında farka bakmak için t-test ve tek yönlü anova varyans analizleri yapılmıştır. Analiz sonucunda guruplar arasında çok az farklılaşma olduğu sonucu çıkmıştır. Ayrıca yapılan frekans analizi sonucunda mobbing'e uğrayanların sayıca çok düşük düzeyde olduğu görülmüştür.
Türkiye'deki bilgi ve belge yönetimi bölümü müfredatlarının iş yaşamındaki beklentileri karşılama düzeyinin analizi
Bilgi profesyonelliği mesleğinin günümüz bilgi toplumunda değeri gün geçtikçe artmaktadır. Değeri artan bilgi profesyonelliği mesleğinin eğitiminin de önemi giderek artmaktadır. Bu nedenle bilgi profesyonellerinin eğitimi bilgi toplumuna uygun olmalıdır. İş yaşamında yaptıkları işleri öğretir olması gerekmektedir. Bu doğrultuda tezin amacı, Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü müfredatlarının bilgi profesyonelliği mesleğine ne kadar fayda sağladığı ve müfredatın aktif iş hayatının beklentilerini ne kadar karşıladığını ölçmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın evrenini BBY Bölümünden mezun olup meslekte aktif olarak çalışan bilgi profesyonelleri oluşturmaktadır. Örneklemi ise 370 bilgi profesyonellerinden oluşmaktadır. Bilgi profesyonellerinin meslek hayatlarında BBY Bölümü müfredatlarının ne kadar fayda sağladıklarını ölçmek adına anket çalışması yapılmıştır. Ankette müfredatta yer alan dersler yer almaktadır. Anket çalışmasının değerlendirilmesinden sonra, bilgi profesyonellerinin öğrenciliği döneminde aldıkları derslerin meslek hayatlarında yeterli miktarda fayda sağlamadığı anlaşılmıştır. Ayrıca kavramsal kısmı oluşturulurken "bilgi profesyonelliği mesleği", "Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü müfredatları" ve "bilgi profesyonellerinin çalışma alanları" gibi konulara yer verilmiştir.
İş görenlerin iş yaşam dengesi algılamaları ile cinsiyet rolleri ve bireysel özelliklerinin ilişkisi: Büyük ölçekli bir işletmede inceleme
Bireylerin yaşamlarını alanlara ayıracak olursak, iş ve özel yaşam olmak üzere iki alandan bahsedilebilir. Günümüz yaşam şartlarında bireyler özel yaşamlarına verdikleri önemi işlerine de göstermeye başlamışlardır. Hatta bazıları iş yaşamlarındaki yoğunluktan dolayı özel yaşamlarına gereken önemi bile gösteremez olmuşlardır. Bazıları da özel işlerinden dolayı işlerini aksatabilir hale gelmişlerdir. Bu durumda da iş yaşam dengesizliği yaşamak kaçınılmaz olmaktadır. İş yaşam dengesi denilen kavram bireylerin her iki alana ayıracakları zamanı, önemi ayarlayamamaktan kaynaklanmaktadır. Günümüzde kadın ve erkeğin iş yaşam dengesi birbirinden farklılık göstermektedir. Geçmişten günümüze kadına ve erkeğe toplumun yüklemiş olduğu cinsiyet rollerinden kaynaklı, toplumun cinslerden beklentileri kalıplaşmıştır. Örneğin, özel yaşamda kadına anne olmasından kaynaklı, ev işlerinden kaynaklı sorumluluklar yüklenirken, erkeğe aileyi koruyucu, savaşçı roller yüklenmiştir. Günümüzde kadın ve erkek hem iş yaşamlarında kendilerinden beklenen rolleri erine getirmeye çalışırken, hem de özel yaşamlarından kaynaklı sorumluluklarını yerine getirmeye çalışmaktadırlar. Bu noktada da bazı bireyler iş yaşam dengesini sağlamada başarılı olurken bazıları da iş yaşam dengesini sağlayamamaktan şikayetçi olmaktadırlar. Bireylerin iş yaşam dengesi algılamalarının cinsiyet rolleri ve bireysel özellikleri ile ilişkisinin incelenmesi bireylerin kendilerini daha iyi tanımaları açından önemlidir. Kendilerine yüklenen rolleri iş yaşam dengesini sağlamak adına daha esnek hale getirebilirler. Diğer taraftan iş yaşam dengesi algılamalarının cinsiyet rolleri ve bireysel özellikler ile ilişkilerinin incelenmesi mevcut akademik yazını da genişletecektir.Bu çalışmanın temel amacı bireylerin iş yaşam dengesi algılamaları ile cinsiyet rolleri ve bireysel özelliklerinin ilişkisinin incelenmesidir. Bu amaçla iş yaşam dengesi algılamalarının cinsiyet rollerinden olan bağlılık, duyarlılık, özgüven, akılcılık, bağımsızlık vs. ile ilişkisi ve bunların bireysel özellikler ile ilişkileri incelemeye tabi tutulmuştur.Çalışma evrenini büyük ölçekli bir firmanın beyaz yaka çalışanları oluşturmaktadır. Bu çalışanların 97'sine ulaşarak gerekli veriler sağlanmıştır. Sağlanan veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın temel bulgusuna göre, daha aktif, daha akılcı davranan, özgüveni yüksek, empati yeteneği güçlü olan bireylerin, pasiflik, duygusallık ve saldırganlık özellikleri fazla olan bireylere göre iş yaşam dengesini sağlamada daha başarılı oldukları ortaya çıkmıştır. Bunların yanı sıra evli olan ve çocuk sahibi olmayan bireylerin de iş ve özel yaşam arasındaki denge, bekar olanlara göre daha sağlamdır.
Tekstil işçilerinin beslenme alışkanlıklarının çalışma yaşamlarına etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada; Gaziantep İlinde özel bir fabrikada görev yapan çalışanların beslenme alışkanlıklarının çalışma yaşamlarına etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda işçilerin beslenme alışkanlıklarını, enerji harcama düzeyleri ve etkileyen faktörlerin incelenmesi ve önerilerin geliştirilmesi planlanmıştır. Kesitsel, tanımlayıcı tipte olan çalışmanın evrenini Mayıs-Haziran 2016 tarihlerinde Gaziantep'te özel bir tekstil fabrikasında görev yapan yöneticiler dışındaki gündüz vardiyasında çalışanlar (100 kişi) oluşturmaktadır. Evrenin tümü araştırma kapsamına alınmış ve 93 kişiye ulaşılmıştır. Araştırmanın verileri; sosyo-demografik özellikler, çalışma statüleri, iş kazası geçirme durumları, beslenme alışkanlıkları, sağlık durumlarını içeren sorulardan oluşan anketin direkt gözlem altında uygulanmasıyla toplanmıştır. Araştırmaya katılan işçilerin kişisel bilgileri toplanmış, vücut ağırlıkları, boy uzunlukları ölçülmüş ve Beden Kitle İndeks (BKI)' leri hesaplanmıştır. İşçilerin harcanan enerjileri saptanırken, öncelikle bazal metabolizma için harcadıkları enerji saptanmış, bulunan sonuçlar fiziksel aktivite katsayıları ile çarpılmıştır. Verilerin analizi frekans, t testi, ANOVA ve korelasyon analizi kullanılarak yapılmıştır. Araştırma kapsamına alınan fabrikada görev yapan işçilerin %96.8'i erkek, %3.2'si kadın olup yaş ortalamaları 33.64±7.55'dir. İşçilerin %23.7'si ilkokul mezunu, %18.3'ü ortaokul mezunu, %46.2'si lise mezunu ve %9.7'si yüksekokul mezunudur. İşçilerin %59.2'si öğün atladığını ve atlanan öğününün %31.2'si sabah vakti olduğunu ifade etmiştir. İşçilere yapılan araştırmada BKI değerlerine göre dağılımına bakıldığında, işçilerin BKI sınıflaması içinde %42.4'sı hafif şişman ve %11.7'si obez olduğu değerlendirilmiştir. İleri yaştaki işçilerin BKI değerleri daha yüksektir. İşçilerin fiziksel aktiviteleri arttıkça BKI değerleri azalmaktadır. Bu araştırmada bir tekstil fabrikasında görev yapan işçilerin yeterli ve dengeli beslenmedikleri bulunmuştur. İşçilerin kalori olarak aldıkları enerji miktarı önerilenden düşük sevide olduğu ancak besin öğeleri olarak aldıkları karbonhidrat, protein ve yağ oranlarının önerilen oranlarda olduğu saptanmıştır. Çalışma sonucunda; işçilerin ihtiyacı olan kalori hesaplamasını yapacak; buna göre menülerini hesaplayacak ve denetimlerde bulunacak profesyonel bir diyetisyen ve/veya gıda mühendisi çalıştırılmasının uygun olacağı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: İşçiler, beslenme alışkanlıkları, enerji harcamaları, işçi sağlığı
Suriyeli göçmenlerin iş gücü piyasasına yönelik algılarının analizi: Gaziantep örneği
Bu araştırmanın temel konusu "Suriyeli Göçmenlerin Gaziantep İşgücü Piyasasına Yönelik Algılarının Analizi" olarak seçilmiştir. Ayrıca bu tez, Gaziantep ilinde ikamet eden Suriyeli göçmenlerin çalışma hayatlarına ilişkin yapılan anketinin ana bulgularını sunmaktadır.
Kadınların iş hayatına katılmalarında sosyal sermayenin rolü: Manisa Organize Sanayi Bölgesi üzerine bir araştırma
Kadınların sosyo-demografik özellikleri, kişisel karakteristikleri, iş bulma ve sürdürme süreçlerinde bilgi ve beceri sağlama kanalları, işbirliği eğilimleri; sosyal sermaye kaynakları olarak değerlendirilmektedir. Kadınların kariyer sürecinde ve üst düzey görevlere terfilerinde, sosyal sermaye kazanım ve kullanım şekilleri erkeklerden farklılık göstermektedir. Aynı zamanda kadınların, sosyal sermayeyi oluşturmalarında karşılaştığı güçlükler ve bunlarla başa çıkabilmek için harcadıkları çaba da erkeklere kıyasla daha fazladır. Bu çalışmada kadınların çalışma hayatlarında ve kariyer gelişimindeki başarılarında, sosyal sermayenin etkisi ve sosyal sermaye edinimi için hangi kaynakları kullandıkları, nitel araştırma yöntemleri kullanılarak incelenmiştir. Çalışma kapsamında kadın çalışanlar ve sosyal sermaye ilişkisi, Manisa Organize Sanayi Bölgesi' nde faaliyet gösteren 21 firmada çalışan kadınlar ile yapılan görüşmeler, yarı yapılandırılmış mülakat tekniği ile gerçekleştirilmiş, görüşme verileri içerik analizine tabi tutulmuştur. Beyaz yaka pozisyonunda çalışan kadınların yaşam memnuniyetleri, sosyal ağ ve destekleri, iş bulma ve çalışma sürecinde karşılaştığı zorluklar; sosyal sermaye düzeyleri kapsamında değerlendirilmiştir. Bu çalışma ile sosyal sermayenin kadınlar için öneminin üzerinde durulmuş, sosyal sermaye düzeyinin artışı veya azalışının kadınların hangi davranışlarına bağlı olduğuna ve sosyal sermayenin kadınların kariyerleri üzerindeki etkilerine odaklanılmıştır. Araştırmada, cinsiyet eşitsizliği, aile içi sorumlulukları, toplumsal ön yargılar, sosyal ağ etkileri gibi nedenlerden dolayı kadınların sosyal sermayeden tam anlamıyla yararlanamadığı görülmüş; toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik eden politikaların ve değişen iş kültürünün, kadınların sosyal sermaye ağlarını güçlendirmelerine, sosyal ağ ilişkilerinin uzun süreli olmasına ve fırsatlardan daha fazla yararlanmalarına pozitif etkilerinin olduğu sonucuna varılmıştır.
Sınıf öğretmenlerinin iş doyumu ve iş yaşamındaki yalnızlık düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı; Millî Eğitim Bakanlığına bağlı devlet okullarda görev yapan sınıf öğretmenlerinin iş doyumu ve iş yaşamındaki yalnızlık düzeylerinin incelenmesidir. Çalışmada ayrıca cinsiyet, medeni durum, mesleki kıdem, eğitim durumu ve okutulan sınıf düzeyi gibi çeşitli değişkenlerle iş doyumu ve iş yaşamında yalnızlık arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırma 2017-2018 eğitim-öğretim yılında Kırşehir ve Erzurum il merkezlerinde bulunan toplam 415 sınıf öğretmeni üzerinde yürütülmüştür. İlişkisel tarama modelinde tasarlanmış araştırmada verilerin toplanması için Kişisel Bilgi Formu, Minnesota İş Doyum Ölçeği ve İş Yaşamında Yalnızlık Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler paket veri programına girilerek üzerinde istatistiksel işlemler yapılmıştır.Araştırma kapsamında öğretmenlerin yüksek düzey iş doyumuve içsel doyuma, orta düzey dışsal doyuma sahip oldukları tespit edilmiştir. İş doyumu ile cinsiyet, medeni durum, mesleki kıdem, eğitim durumu ve okutulan sınıf düzeyi değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık olmadığı sonuçlarına ulaşılmıştır.Öğretmenlerin düşük düzey iş yaşamında yalnızlık, duygusal yoksunluk ve sosyal arkadaşlığa sahip oldukları tespit edilmiştir. İş yaşamında yalnızlık ile medeni durum, eğitim durumu ve okutulan sınıf düzeyi değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık olmadığı sonuçlarına ulaşılmıştır.Ancak öğretmenlerin cinsiyet ve mesleki kıdemlerinin yalnızlık düzeylerini ve alt boyutlarını istatistiksel olarak etkiledikleri tespit edilmiştir. Ayrıca sınıf öğretmenlerinin iş doyumu ile iş yaşamında yalnızlıkları arasında negatif yönde yüksek düzeyde ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.