Sosyal medya
1,286 theses under this subject heading
Halk sağlığı uzmanlarında sosyal medya kullanımı-2020
Amaç: Sosyal medya zamandan ve mekândan bağımsız, interaktif iletişim aracı ve bilgi kaynağıdır. Halk sağlığı uzmanlarının güçlü bir iletişim platformu olan sosyal medyada kendilerine düşen görev ve sorumluklarının bilincinde olmaları, sosyal medyayı toplumsal sağlık iletişiminde aktif bir şekilde kullanabilmeleri önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı halk sağlığı uzmanlarının sosyal medya kullanım düzeylerini sorgulamak, sosyal medya kullanımı hakındaki görüşlerini tespit etmek, sosyal medya kullanımının yaş, cinsiyet, medeni durum, unvan, çalışılan kurum, kişinin işyerindeki görevi, uzmanlık süresi ile ilişkisini incelemektir. Yöntem: Kesitsel nitelikteki bu çalışmanın evreni Türkiye'de görev yapan tüm halk sağlığı uzmanlarıdır. Halk Sağlığı Uzmanları Derneği'nin 6 Temmuz 2020'de yayınladığı bildiriye göre kamuda 453 halk sağlığı uzmanı bulunmaktadır. Evrenin tamamına ulaşılması hedeflendi. Ulaşılan 230 halk sağlığı uzmanına Google Formlar aracılığıyla sosyodemografik özellikler, bireysel sosyal medya kullanımı, çalışılan kurumda sosyal medya kullanımı ve Sosyal Ağları Kullanım Amaçları Ölçeği'ni içeren bir anket uygulandı. Ölçek likert tipte olup 7 alt boyuttan oluşmaktadır. Alt boyutlardan alınan ortalama puanın yüksek olması bireyin sosyal medyayı daha çok o amaçla kullandığını göstermektedir. Verilerin analizi SPSS 20.0 paket programı ile yapıldı. p<0,05 çıkan değerler önemli kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların %97,0'ı sosyal medya kullanmakta, sosyal medya kullananların %97,3'ü her gün sosyal medya kullanmaktadır. En çok tercih edilen 3 sosyal medya hesabı sırasıyla %97,3 ile Whatsapp, %70,9 ile Facebook ve %69,1 ile İnstagramdır. Sosyal medya en çok işbirliği ve iletişim kurma, en az iletişimi başlatma amacıyla kullanılmaktadır. Sosyal medya kullanan katılımcıların %51,6'sı sosyal medyada içerik hazırlamamakta ve %68,6'sı bilimsel araştırmalarını sosyal medyada paylaşmamaktadır. Sosyal medya kullanan katılımcıların %90,0'ı sosyal medyanın infodemiyi arttırdığını düşünmekte ve %57,9'u en çok meslek örgütlerinin sosyal medya hesaplarına güvenmektedir. Kurumlarında sosyal medya kullanımı %84,8 iken en sık %57 ile Facebook hesabı bulunmaktadır. Katılımcıların yaşı arttıkça gün içerisinde sosyal medyaya ayırdıkları süre anlamlı düzeyde azalmaktadır (p=0,001). Kadınlarda Facebook, İnstagram ve LinkedIn; erkeklerde Youtube ve Telegram kullanımı önemli düzeyde daha fazladır (p<0,05). Sonuçlar: Halk sağlığı uzmanlarında ve çalıştıkları kurumlarda sosyal medya kullanımı yaygındır. En çok Whatsapp ve Facebook tercih edilmektedir. Sosyal medya en çok işbirliği ve iletişim kurmak için kullanılmaktadır. Sosyal medyada infodemiyi azaltabilmek için halk sağlığı uzmanları sık sık içerik hazırlamalı ve bilimsel araştırmalarını paylaşmalıdır. Sosyal medya sağlık, risk ve kriz iletişimi açısından ele alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Halk Sağlığı, İçerik, İletişim, Sosyal Medya, Whatsapp
Tüketicilerin kahve tüketiminde tercih nedenleri ve tercihlerinin sosyal medyaya yansımaları
İnsanların doğumuyla birlikte başlayan tüketim davranışı zaman içerisinde değişime uğramıştır. Başlangıçta bu davranış fizyolojik ihtiyaçları giderme amaçlı olsa da gelişen teknoloji, internet ve sosyal medya kullanımı beraberinde ürün çeşitliliğini getirmiş, bu da tüketimi fizyolojik ihtiyaçların ötesine taşıyarak bambaşka bir boyuta ulaştırmıştır. Ürün çeşitliliği konusunda en üst seviyelerde olan kahve, günümüzde tüketim davranışının merkezi bir konumundadır. Bu doğrultuda, çalışmanın amacı; tüketicilerin kahve tercihlerini ve bu tercihlerin sosyal medyaya olan yansımalarını incelemektir. Bu amaç kapsamında çalışma Muğla ili Menteşe ilçesinde bulunan kahve zincirleri ve yerel kahve mağazaları müşterileri üzerinde yürütülmüştür. Derinlemesine görüşme yöntemiyle toplanan veriler, içerik analizi ile incelenmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, kahvenin aroması, hazırlanışının pratikliği, içiminin sert veya yumuşak olması ve kafein miktarı tüketicilerin kahve türü tercihlerini belirlemesindeki en önemli etkenlerdir. Tüketicilerin kahve markası seçimlerinde ise markanın imajı, güvenilirliği, mekân dizaynı, tasarımları ve sunumlarını dikkate aldığı görülmüştür. Tüketicilerin kahve tüketimlerini sosyal medya üzerinden paylaşmasındaki belirleyici etkenlerin ise markanın prestiji, kişide yarattığı imajın ve markayla arasındaki duygusal bağın etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Foodstagramming: Kuşaklar açısından değerlendirilmesi ve yiyecek içecek işletmesi tercihine etkisi
Web 2.0 teknolojisinin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan sosyal medya, internetin yaygın olarak kullanımı ve akıllı mobil cihazlar sayesinde internete kolay erişilebiliyor olmasıyla birlikte milyonlarca kişi tarafından kullanılmaktadır. Özellikle Facebook ve Instagram gibi sosyal medya platformlarında kullanıcılar sanal çevresiyle fotoğraf, video vb. birçok içerik paylaşabilmektedir. Son yıllarda sosyal medyada oldukça yaygın olan yemek fotoğrafı paylaşımı foodstagramming olarak adlandırılmaktadır. Sosyal medyada yemek fotoğrafı paylaşımıyla tüketiciler kendi yemek tercihlerini göstermenin yanında, çevresine restoran hakkında tavsiyede bulunmakta ve fikir önderliği yapmaktadır. Foodstagramming, aynı zamanda tüketicilere daha önce gitmemiş olduğu bir işletmeyi tanıma ve farklı yiyecek ve içecekleri keşfetme imkanı sağlamaktadır. Bu anlamda foodstagramming yiyecek ve içecek işletmelerinin tanınırlığı ve tercih edilmesi konusunda yarar sağlamaktadır. Bu araştırmanın ana amacı, foodstagrammingin yiyecek içecek işletmesi tercihi üzerine etkisini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda, aktif sosyal medya kullanıcısı olan ve sosyal medyada yiyecek içecek fotoğrafı paylaşımında bulunan 410 katılımcıdan anket yöntemiyle veri toplanmıştır. Toplanan veriler istatistik paket programı yardımıyla "regresyon, korelasyon, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizine tabi tutulmuştur. Analiz sonuçları foodstagrammingin yiyecek içecek işletmesi tercihi üzerinde olumlu etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, foodstagrammingin yemek deneyimini zenginleştirme ve sosyal bağlantı kurma boyutlarının yiyecek içecek işletmesi tercihi üzerinde olumlu etkisinin olduğu ve özel anıları hatırlama boyutuna katılımın kuşaklar açısından farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Ayrıca, araştırmaya katılan katılımcıların foodstagramminge katılım nedenlerine ve yiyecek içecek işletmesi tercihine ilişkin değerlendirmeleri ile demografik özellikleri arasında anlamlı farklılıkların bulunduğu tespit edilmiştir.
Gözetim toplumu bağlamında kişisel verilerin korunmasında karşılaşılan sorunlar ve riskler
Araştırmanın amacı; bireysel farkındalık düzeyi, e-devlet uygulamaları bilgi düzeyi, e-nabız uygulaması bilgi düzeyi, sosyal medya uygulamaları bilgi düzeyi, internet üzerinden yapılan alışveriş algıları, online bankacılık hizmetleri bilgi düzeyi ile MOBESE kameraları bilgi düzeyinin kişisel verileri kullanmasının gözetim toplumu bağlamında ortaya çıkardığı sorun ve risklerin incelenmesidir. Araştırma evreni; Türkiye sınırları içerisindeki 81 ilde bulunan kişilerden oluşmaktadır. Araştırma örneklemi; Muğla il sınırları içerisinde bulunan 121 kadın ve 152 erkek olmak üzere toplam 273 katılımcıdan oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak; sosyo-demografik özellikler hakkında veri elde etmek için Kişisel Bilgi Formu; gözetim toplumu bağlamında kişisel verilerin korunmasında karşılaşılan sorunlar ve riskleri belirlemek için Kişisel Verilerin Korunmasında Karşılaşılan Sorunlar ve Riskler Anketi kullanılmıştır. Tüm istatistiksel analizler IBM SPSS 25.0 programı ile araştırma değişkenleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla istatistiksel veri analiz yöntemleri kullanılmıştır. Veri analiz yöntemleri olarak betimleyici istatistiksel yöntemler, fark testleri, açımlayıcı faktör analizi, çarpıklık ve basıklık katsayılarına bakılarak parametrik test yöntemleri kullanılmış, iç tutarlılık analizi yapılmış, betimsel analiz sonuçları incelenmiş, iki grup karşılaştırmalarında bağımsız örneklem t-Testi ile üç ve üzeri grup karşılaştırmalarında ANOVA kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; "gözetim toplumu" ile "bireysel farkındalık düzeyi, e-devlet uygulamaları bilgi düzeyi, e-nabız uygulaması bilgi düzeyi, sosyal medya uygulamaları bilgi düzeyi, internet üzerinden yapılan alışveriş algıları, online bankacılık hizmetleri bilgi düzeyi, MOBESE kameraları bilgi düzeyi" arasında ilişki olduğu görülmüştür. Ayrıca "Kişisel Verilerin Korunmasında Karşılaşılan Sorunlar ve Riskler Anketi ve alt boyutlarından; bireysel farkındalık düzeyi, e-devlet uygulamaları bilgi düzeyi, e-nabız uygulaması bilgi düzeyi, sosyal medya uygulamaları bilgi düzeyi, internet üzerinden yapılan alışveriş algıları, online bankacılık hizmetleri bilgi düzeyi, MOBESE kameraları bilgi düzeyi" ile "cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, medeni durum, aylık gelir düzeyi, meslek, günlük internet kullanım süresi" yönüyle istatistiki bakımdan farklılaştığı (p<0.05) görülmüştür.
Dijital medya döneminde siber zorbalık ve siber mağduriyet
Bu çalışmanın amacı değişen iletişim mecraları ve sosyal medya aracığıyla gerçekleşen siber zorbalık eylemine dikkat çekmek ve çözüm önerileri getirmektir. Araştırma iki kavram özelinde şekillenmektedir; siber zorbalık ve siber mağduriyet. Araştırmanının yöntemsel modeli olarak nicel ve nitel yöntem tercih edilmiştir. Araştırma nicel yöntemin anket tekniği ile siber zorbalık eylemlerinin yaygınlık durumunu ortaya çıkarırken, nitel yönteminin yarı-yapılandırılmış görüşme tekniği ile siber mağduriyet yaşayan bireylerinin olaydan etkilenme durumlarını ortaya çıkartması amaçlanmıştır. Araştırmanının örneklemi Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi olup 3 ve 4 sınıf öğrencileri ile anket görüşmeleri gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın yarı yapılandırılmış görüşmeleri de yine Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Yapılan bu araştırmaya göre siber zorbalık eylemlerine maruz kalma oranı oldukça yüksektir. Siber zorbalık eylemlerine maruz kalan mağdurlar ile yapılan görüşmeye göre de bu durum ile karşı karşıya kalan kişiler psikolojik, sosyal ve gündelik hayat olarak derin problemler yaşamaktadırlar. Araştırma siber zorbalık eylemlerinin oldukça yüksek olmasına dikkat çekerken aynı zamanda da mağdurların yaşadığı derin psikolojik duruma da odaklanmıştır. Siber mağdurlar yaşadıkları olaylar sonucunda fiziksel özelliklerinden memnuniyetsizlik hissettikleri, sosyalleşme problemi yaşadıkları, akademik çalışma ve eğitim durumlarında isteksizlik hissettikleri ve derin mutsuzluk yaşadıkları tespit edilmiştir. Siber zorbalık eylemlerinin yol açtığı derin psikolojik durum içerisine giren mağdurlar bu durumdan kurtulamayacaklarını düşündükleri tespit edilmiş. Bazı mağdurlar da kalıcı hasarlar alarak hayatlarına bu olumsuz olayın etkileri ile devam ettikleri tespit edilmiştir. Araştırma bu durumlara örnek veriler sunmakta ve siber zorbalık eylemlerinin oranlarını gün yüzüne çıkarmaktadır.
Mahremiyetin dönüşümü: Yeni medya perspektifinden kuşaklararası farklar
Bu araştırmanın amacı, geçmişten günümüze kadar gelen mahremiyet algısının yeni medya kaynaklı olarak kuşaklar arası değişim gösterip göstermediğini belirlemektir. Bu araştırmada, öncelikle nicel yaklaşımlar temel alınarak betimsel araştırma modeli ve nicel yaklaşımların veri toplama araç ve analiz şekillerinden faydalanılmıştır. Bu nedenle çalışma, anket tekniği ve buna paralel olarak içerik analizi yöntemi ile yürütülmüştür. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan katılımcıların yeni medya kullanım durumlarına yönelik 37 soruluk anket formu aracılığı ile toplanmıştır. Araştırma X, Y ve Z kuşaklarını kapsayan 154 katılımcıyı kapsamaktadır. Araştırma gönüllülük esası alınarak gerçekleştirilmiş ve katılımcılara veri toplamadan önce detaylı bilgi aktarıldıktan sonra onayları alınmıştır. Veri analizinde, SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Betimsel analizler için aritmetik ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Betimsel analizlerinin yanı sıra cinsiyet değişkenine göre yeni medya kullanımlarına yönelik soruların yorumlanabilmesi için Bağımsız Gruplar (Independent Sample) T Test, iki veya daha fazla gruplara tek yönlü anova ve gruplar arası farklar için post-hoc testi kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara bakıldığında; katılımcıların %57,8'inin kadın, %42,2'sinin erkek olduğu görülmektedir. Yaş değişkenine göre değerlendirdiğimiz zaman katılımcıların % 35,1'i 15-25 yaşlarında, %72,1'i 26-40 yaşlarında ve %27,3'ü ise 41 ve üzeri yaşlarda olduğunu belirtmişlerdir. Katılımcıların %96,8'i yeni medya araçlarını aktif olarak kullandıklarını belirtirken; %3,2'si yeni medya araçlarını kullanmadıklarını beyan etmişlerdir. Sosyal medya kullanım sıklığı değişkenine göre sosyal medya kullanımlarına yönelik verilen cevaplarda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Cinsiyet değişkenine göre sosyal medya kullanımlarına yönelik sorulara verilen yanıtlar incelendiği zaman ise istatistiksel olarak anlamlılık tespit edilmemiştir (p>0.05). Tarihsel olarak bakıldığında; geçmişten günümüze kuşaklar arası mahremiyet algısının gerek gelişen teknoloji sebebiyle gerekse ağ toplumunun getirisi olan gösteriş kültüründen ötürü mahremiyet algısının bireylerde farklı anlamlara gelmesine sebep olmuştur. Bu nedenle, yeni medya bağlamında mahremiyet algısının kuşaklar arası dönüşüme uğradığını söyleyebiliriz.
Sivil itaatsizlik ve sosyal medya
Yasanın veya keyfi ve baskıcı bir yönetimin "yanlış" yerlerini gösteren ve değişmesini isteyen vicdani, meşru, şiddete dayalı olmayan ama aynı zamanda yasaya aykırı bir edim olan sivil itaatsizlik, başvurulan direnme yöntemlerinden birini oluşturmaktadır. Kamuya açık olması ve şiddetten mümkün olduğunca uzak durması sivil itaatsizliği diğer direnme şekillerinden ayırır. Geçmişi eskilere dayanan bu direnme biçimi coğrafyaya, halk hareketlerine ya da siyasi gruplara göre farklı yöntemlerle kendini gösterir. Kullanılan araçların kendisi de bu direnme biçiminin farklılaşmasında etken rol oynar. Bu araçlardan biri son zamanda sosyal medya olarak ortaya çıkmıştır. Kısaca sosyal medya olarak tabir edilen, tek yönlü bilgi paylaşımından, çift taraflı ve eş zamanlı bilgi paylaşımına ulaşılmasını sağlayan medya sistemidir. Sahip olduğu yaygınlık ve hız gibi özellikleri sayesinde var olan "haksızlığın" bilinmesi ve bu durumun düzeltilmesi üzerinde etki etmektedir. Bu çalışmanın amacı sivil itaatsizlik olgusu ile bir araç olarak kullanılan sosyal medya arasındaki ilişkiyi incelemek, tartışmak ve konuyla ilgili örnekler sunmaktır. Bu kapsamda öncelikle baskıya karşı direnme hakkı ele alındı ve sivil itaatsizlik ile sosyal medya kavramları irdelendi. Çalışmanın ilerleyen kısımlarında ise bu ikisi arasındaki ilişki ve örnekler açıklanmaya çalışıldı. Çalışmanın sonuç kısmında ise anlatılanlardan özet bir değerlendirme yapıldı.
Sosyal medya ve sosyal hayat: İstanbul ve Roma'da üniversite öğrencileri arasında çapraz durum çalışması
This study has been designed to explore the changes in social life of university students both online and in daily life due to the developments and wide usage of social media. Moreover, it was particularly chosen to be a comparative case study to examine whether the context affects these changes and to make the study more comprehensive. The study focused on issues such as relationships and communication with family, friends (close, far, romantic) and formal contacts on social media, privacy, the sharing culture and changes in daily life due to using social media. The study aims to contribute to the understanding of social change and transformation especially in social life brought about by using social media. The study was conducted as a comparative case study in which students from different departments of various public and private universities in Istanbul and Rome took part. Participants were chosen from undergraduate and graduate students who were between the ages of twenty to thirty and active users on at least one social media platform or application. Data were collected through semi-structured interviews with students. The findings of the study indicated that social media has different effects on various kind of relationships. Sharing is seen as a habitual, automatic, collective action. Sharing is believed to have evolved into 'showing' and serves different purposes. Tough they may be ground for serious debates and news, social media platforms are also spaces to have fun and to hang out. One important function of social media is the fact that it works like an archive which is easy to reach for users. Its positive and negative effects on daily life are observed to be almost equal. Privacy is still important, however, for certain platforms or content publicity can be preferred. The results in the two cases of the study were found to be very similar, there were only a small number of minor differences.
Yeni iletişim teknolojileri bağlamında yeni gazeteci kimliği
Bu araştırmanın konusu; yeni iletişim teknolojilerinin günümüz gazeteciliğinin haber üretme pratiğini ve meslek kültürünü nasıl etkilediğidir. Dolayısıyla günümüz gazetecilerinin mesleki pratiklerinde değişim ve dönüşüm farklı konumlarda çalışan habercilerin doğrudan deneyimleri ve meslektaşlarının iş görme pratiklerindeki gözlemlerinden hareketle irdelenmektedir. Araştırmada çoklu araştırma yöntemi kullanılmıştır: Bir taraftan yaygın medyada istihdam edilen gazetecilerin yeni iletişim teknolojilerine yönelik tutum ve düşünceleri ile bu teknolojileri kullanım alışkanlıkları anket yöntemi kullanılarak ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Diğer yandan ise yeni iletişim teknolojilerinin geleneksel gazeteciliğe etkileri derinlemesine görüş alma tekniği ile derlenen veriler aracılığıyla tartışılmaktadır. Bu kapsamda, yeni iletişim teknolojilerinin (yeni medya ortamının) geleneksel gazetecilik pratiklerine etkileri; gazetecilerin yeni iletişim teknolojilerine yönelik tutumları, iletişim teknolojilerini kullanımları, sosyal medyayı kullanım amaçları, izlerkitle ile etkileşimleri ve profesyonel gazeteci kimliğine yönelik görüşlerinden hareketle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma sonucunda, gazetecilerin çoğunlukla yeni iletişim teknolojilerine yönelik tutumlarının olumlu olduğu görülmüştür. Bu doğrultuda, sosyal medyayı özellikle bilgi ve haber araştırma, gündemi takip etme ve kendi kişisel düşüncelerini açıklama platformu olarak benimsedikleri tespit edilmiştir. Yeni medyanın alternatif/yeni gazetecilik olanakları yarattığı, ancak habercilik açısından geleneksel medya ve mevcut haber üretim kod ve normlarının hala güçlü bir konumda olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yeni medya, yöndeşme, geleneksel gazetecilik kültürü, sosyal medya, yurttaş gazetecilik.
Çevrimiçi sosyal ağların yabancı dil eğitimini destekleme potansiyeli: Facebook örneği
Bu araştırmada sosyal ağ sitelerinin yabancı dil eğitimini destekleme potansiyelinin ortaya çıkartılması hedeflenmektedir. Bu bağlamda araştırmacı tarafından dünyanın çeşitli bölgelerinden öğrenen, öğreten ve anadili hedef dil olan katılımcıların yer aldığı "FaceLearning" adlı çok uluslu bir Facebook grubu oluşturulmuştur. Bu grup bünyesinde öğrenen ve katılımcıların daha önceden belirlenen veya doğal ortaya çıkan konular çerçevesinde hedef dilde iletişim ve etkileşim kurmaları sağlanmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden fenomelojik durum çalışmasının kullanıldığı bu araştırmada nitel anket ve görüşmelere ek olarak FaceLearning sayfası alıntılarından elde edilen verilerin söylem analizi, sosyal ağ sitelerinin, Facebook örnekleminde, yabancı dil eğitimi sürecinde destek araç olarak kullanılmasının öğrenme üzerine olumlu ve olumsuz etkileri olduğunu göstermektedir. Potansiyel olumlu etkiler arasında öğrenme bağlamında yapılandırılmamış öğrenme fırsatları sağlama ve işbirlikli öğrenme olanakları sunma yer almaktadır. Yabancı dil eğitimi bağlamında ise olumlu etkiler yabancı dil öğrenimine karşı olumlu tutum geliştirmeye katkı sağlama, yabancı dil öğrenme motivasyonunu arttırma, anlamlı dil etkinlikleri sağlama ve hedef dile maruz kalma fırsatları sunma yer almaktadır. Bunun yanı sıra, sosyal bağlamda öğrenme ortamına olumlu etkiler arasında ise öğrenen-öğrenen ve öğrenen-öğreten ilişkilerini geliştirme fırsatları sunma ve kültürel farkındalık gelişimine katkı sağlama yer almaktadır. Bunun yanı sıra, öğrenme üzerine olumsuz etkiler arasında aktif katılımın düşmesi, amaçtan sapma, siber zorbalığa maruz kalma, güvenlik ve gizlilik endişeleri ve son olarak teknik problemler gibi olumsuz etkilere rastlanmıştır.
B2B pazarlama iletişiminde sosyal medya kullanımı: Keşifsel bir çalışma
Dijital teknolojilerin gelişimi ile birlikte insanlar iletişim için yeni kanallara sahip olmuşlardır. Bu kanalların en önemlisi olan internetin kullanıcılarına sunduğu en büyük iletişim aracı sosyal medyadır. Sosyal medya platformlarındaki yoğun trafiğe kayıtsız kalmayan işletmeler, pazarlama iletişimi faaliyetlerini söz konusu platformlara taşımakta gecikmemişlerdir. Sosyal medya başta olmak üzere dijital medya, pazarlama iletişimi anlayışını başka bir boyuta taşımıştır. Sosyal medyanın işletmelerce etkin ve faydalı kullanımı akademik ve pazar tabanlı olarak ilgi çeken bir konudur. Literatürde konu ile ilgili pek çok çalışma bulunmakla birlikte, B2B pazarları konu alan çalışmalar sınırlı kalmıştır. Bu çalışma, alandaki söz konusu çalışma azlığından yola çıkarak ilgili leteratüre katkıda bulunmak amacıyla B2B işletmelerin sosyal medya platformu tercihlerini belirlemeyi ve hesaplarında paylaştıkları içerikleri pazarlama iletişimi kapsamında sınıflandırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, paylaşılan içeriklerin etkileşimsel performansları da ölçümlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla 40 adet B2B firmaya ait 86 Türkçe sosyal medya hesabındaki toplam 6735 adet gönderi incelenmiştir. Araştırmada, sınıflandırma için nitel yaklaşımlı içerik analizi kullanılmış ve paylaşımların iletişimsel performansı etkileşim oranları hesaplanarak ölçülmüştür. Araştırma sonuçları B2B işletmelerin kapsamlı sosyal medya stratejilerinden yoksun olduklarını ve içerik paylaşımında B2C işletme hesaplarını taklit etme eğiliminde olduklarını ortaya koymaktadır.
Türkiye'deki bilişim suçlarının sosyolojik bir analizi: Tehditler ve çözüm stratejileri
Bu çalışmanın amacı, teknolojik gelişmeler sayesinde hayatımızın her alanının dijitalleştiği günümüzde, bilişim suçlarının nedenlerini ve yarattığı riskleri, faillerin özellikleri ve motivasyonlarını sosyolojik açıdan analiz ederek, bilişim suçlarının izlediği seyir hakkında genel bir bilanço çıkarmaktır. Bu kapsamda bilişim suçlarının teorik açıklamaları, mevzuattaki yeri, bilişim suçlarıyla mücadele yöntemleri, sosyal medyanın bilişim suçu içindeki rolü ve suç öncesi koşullar ayrıntılı olarak soruşturulacaktır. Çalışmanın bulgularına göre, sosyal medya ve bilişim teknolojileri sayesinde işlenen suçların arttığı ve bu kapsamda bilişim suçlarından çocuk istismarı ve kişisel bilgilerin farklı amaçlarla suiistimali suçlarında ciddi düzeyde artış olduğu anlaşılmaktadır. Son olarak, bu çalışmada bilişim suçlarındaki genel bilançosu değerlendirilerek eğitim, denetim, uluslararası işbirliği ve mevzuat ölçeğinde çözüm önerileri getirilerek, Türkiye'deki bilişim suçlarıyla mücadele edebilmek için bireysel ve kamusal ölçekte uygulanabilecek tedbirlere yer verilmiştir. Ayrıca, bilişim suçlarına yönelik devlet eliyle yapılacak denetimlerin yeterliliği ve yerindeliği konusu tartışılarak, denetimlerle kişi hak ve özgürlükleri ihlal edilmeden verilecek bir mücadele için nasıl bir yol izlenebileceği hakkında öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Bilişim, Bilişim suçu, Sosyal medya, Suç, Fail, Türkiye.
Sosyal medyada otosansür: Facebook örneği
Herkesçe kabul edildiği gibi İnternet, iletişimin geçmişe göre daha kolay gerçekleşmesine yardımcı olmaktadır. Dünyanın küçüldüğü algısını da beraberinde getiren bu görüş, bu küçük dünya içindeki etkileşimlerin daha hızlı ve etkin biçimde gerçekleşmesine yaramaktadır. Bu açıdan bakıldığında, sosyal medya kavramı da bireylerin etkileşim hızına katkı sağlayan bir olgu olarak dikkat çekmektedir. Ancak iletişimin başatlığına paralel olarak ilerleyen denetim kavramı da, İnternet ve sosyal medyanın gelişimine ayak uydurmayı başarmış; farklı yollarla İnternet'in sunduğu özgürlük alanının sınırlanması yolunda kimi adımlar atmıştır. Sansür kavramının karşılayabileceği sınırlamalar, bariz denebilecek biçimlerde İnternet ve sosyal medyanın yarattığı hareketlenmeler dâhilinde de görünür olmuşlardır. Sansürün doğal bir sonucu olarak görülebilecek otosansür de bireylerin sosyal medyadaki etkileşimleri üzerinde söz sahibi olma potansiyeli nedeniyle günümüz Internet dünyası içinde önemli bir yer teşkil etmeye başlamıştır. Bu çalışma da Facebook örneği üzerinden sosyal medyadaki otosansür eğilimlerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu çalışma, gözetim ve suskunluk sarmalı bağlamında, çevrimiçi anket ve yarı yapılandırılmış görüşme aracılığıyla Facebook kullanıcılarının davranışlarını inceleyerek otosansür davranışlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Tüketici tarafından üretilen reklamlarda kaynak etkisi üzerine bi̇r değerlendirme
Enformasyon ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelere bağlı olarak medyada ve izleyicilerde büyük bir dönüşüm yaşanmaktadır. Yeni medya ortamı izleyicilere medya tüketimi sürecinde benzeri görülmemiş bir kontrol yetkisi tanımıştır. Bununla birlikte en heyecan verici değişim, doğası gereği etkileşimli ve katılımcı olan yeni medya ortamının izleyicilere içerik üretme ve dağıtma konusunda yepyeni olanaklar sunmasıdır. Yeni medya ortamı, tüketicilerin markalarla etkileşim kurmalarına olanak sağlayan birçok fırsat sunmuştur. Tüketiciler, markalarla iletişimin aktif katılımcısı konumuna gelmiştir. Dolayısıyla, tüketici, marka ve reklam arasındaki ilişkiler daha karmaşık ve etkileşimli bir yapıya dönüşmüştür. Bu araştırmanın konusunu oluşturan tüketicinin ürettiği reklamlar, bahsedilen değişimlerin bir sonucu olarak ortaya çıkan, tüketicinin içerik üretmeye katılımının en üst seviyede olduğu yeni bir fenomendir. Akademinin, tüketicinin ürettiği reklamlara yönelik ilgisi 2000'li yılların ikinci yarısından itibaren hareket kazanmaya başlamış ve günümüze kadar az sayıda çalışma gerçekleştirilmiştir. Batı kaynaklı bu çalışmaların çoğunda reklamın tüketici tarafından üretildiği bilgisinin tüketicilerin reklama yönelik değerlendirmelerini olumsuz etkilediği görülmüştür. Türkiye'de gerçekleştirilen, deney ve yarı yapılandırılmış görüşme yöntemlerinin kullanıldığı bu çalışmada ise önceki çalışmaların aksine tüketicilerin, tüketicinin ürettiği reklama yönelik değerlendirmelerinin olumlu olduğu gözlemlenmiştir. Bununla birlikte, araştırmadaki en dikkat çekici bulgu katılımcıların, tüketicinin ürettiği reklamı "ikna edici bir süreç" ve "markanın iletişimi" olan bir reklam olmaktan ziyade "bir amatörün yaratıcı çalışması" olarak görmesidir. Anahtar Kelimeler: Yeni medya, tüketicinin ürettiği reklam, reklama yönelik tutum
Havayolu işletmelerinin sosyal paylaşım sitelerindeki sayfalarında elektronik müşteri sadakati oluşturulabilmesine etki eden faktörler
Günümüzde teknoloji alanında yaşanan hızlı gelişmelerle beraber, işletmelerin pazarlama plan ve faaliyetleri bu doğrultuda yeniden şekillenmeye başlamıştır. Bu yeni şekillenme, sosyal medya sitelerini ortaya çıkarmış ve bu sayede işletmelerle müşteriler arasında interaktif bir iletişim ortamı oluşmuştur. Bu duruma havayolu işletmeleri de kayıtsız kalamamış ve işlemlerini, soysal medya ortamına taşımaya yönlendirmiştir. Sosyal medya siteleri sayesinde havayolu işletmeleri, farklı özelliklere sahip müşterilerle iletişime geçerek onların istek ve ihtiyaçlarını belirleyebilmekte, sorunlarına anında müdahale edebilmekte, hizmetleri ile ilgili en güncel bilgileri onlarla paylaşabilmektedir. Söz konusu faaliyetler de kullanıcıların tekrar bu sayfaları ziyaret etme niyetini, bir diğer ifade ile elektronik sadakati olumlu yönde etkileyebilmektedir. Bu bağlamda çalışma; havayolu işletmelerinin sosyal medya sitelerinde yer alan sayfalarında, elektronik sadakat yaratma çabaları üzerinde etkili olduğu düşünülen kişiselleştirme, etkileşim, sayfa tanınırlığı, online zevk alma, kullanılabilirlik, üye profili, e-memnuniyet, aidiyet duygusu, sosyal bulunuşluk, online işletme itibarı, değişim maliyeti, e-güven değişkenleri ile e-sadakat arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmaya odaklanmaktadır. Araştırma kapsamında 5'li Likert ölçeği ile hazırlanan anket gerçekleştirilmiştir. Anketler, Türkiye'de faaliyet gösteren havayolu işletmelerinin, sosyal paylaşım siteleri olan Facebook ve Twitter'daki sayfalarını takip eden 490 kişiye uygulanmıştır. Verilerin analizi amacıyla Mann-Whitney U, Kruskal Vallis ve Korelasyon Analizi yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; söz konusu değişkenler ile e-sadakat arasında pozitif ve anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Sosyal medyada kurum kimliği yönetimi: Türkiye'nin en büyük 500 şirketi üzerine bir araştırma
Sosyal medya hem bireyler hem de kurumlar açısından günümüzün en önemli iletişim araçlarından biri haline gelmiştir. İşletmeler, organizasyonlar ve kuruluşlar sosyal medyayı hedef kitleleri ile iletişim kurmada önemli bir araç olarak görmeye başlamıştır. Yapılan araştırmalar, kurumsal sosyal medya kullanımının her sene artmakta olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, sosyal medyada yer almaktan daha önemli olan bu ortamın nasıl kullanıldığıdır. Sosyal medyanın sağladığı avantajlardan faydalanmak ve kurum imajını artırmak amacıyla kurumların kendilerini, diğer bir ifade ile kurumsal kimliklerini sosyal medyada doğru bir şekilde temsil etmeleri büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma, kurumların sosyal medyada kimliklerini nasıl yansıttıklarını ve yönettiklerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaç doğrultusunda, 2013 yılında Fortune tarafından belirlenen Türkiye'nin en büyük 500 şirketi içerisinden alınan örneklemin resmi Facebook hesabı, içerik analizi yöntemi ile değerlendirilmiştir.
Örgütlerde sosyal medya kullanımı: Sosyal medya algıları, amaçları ve kullanım alışkanlıkları
Bu çalışma örgütlerin sosyal medya algılarının, kullanım amaçlarının ve kullanım alışkanlıklarının belirlenmesine yöneliktir. Bu kapsamda Eskişehir'de faaliyet gösteren 138 işletmeden elektronik anket yoluyla elde edilen veriler araştırma amaçları doğrultusunda değerlendirilmiştir.
Küreyerel fotoğrafa özdüşünümsel bir yaklaşım: Bir sosyal medya tasarımı
Küresel ve yerel durumların iç içe geçtiği sosyo-kültürel, teknolojik ve sanatsal değişimler bağlamında, herhangi bir fotoğraf çalışmasının, nasıl anlamlandırılması gerektiği sorgulanabilir. Bu sorudan yolan çıkan bu çalışma, Gillian Rose'un (2012) eleştirel görsel yöntembiliminin ve Pierre Bourdieu'nun (2010: 36) özdüşünümsel yaklaşımının, söz edilen bağlamda, fotoğraf değerlendirmesini ne ölçüde karşılayacağını araştırmayı amaçlamaktadır. Bu iki yaklaşımın kapsayıcılığı, bu çalışma için tasarlanmış olan Web sitesi üzerinde gerçekleştirilen bir durum çalışması üzerinden araştırılmıştır. Rose'un (2012) değerlendirme soruları doğrultusunda, bir grup fotoğrafçının, eleştirmenin ve izleyenin katılımcıları oluşturması plânlanmıştır. Araştırmada, katılımcıların Web sitesi üzerindeki faaliyetlerine yönelik yarı katılımcı gözlem ve katılımcılarla yapılan yarı yapılandırılmış görüşmeler, veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. İki dönemin değerlendirmeleri karşılaştırıldığında, bir fotoğrafın "bağlam"ının bilinmesinin, önemli temalardan biri olarak ortaya çıktığı görülmüştür. Belirtilen yöntembilimin ve yaklaşımın uygulanması, eleştiri sürecinde, bir fotoğrafın toplumsal, teknolojik, estetik bağlamının ve eleştirmenlerin, izleyenlerin ve araştırmacının özdüşünümsel değerlendirmelerinin önemini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, bu çalışma üzerinden, fotoğraf eleştirisi ölçütlerine dair önemli konular ve fotoğrafçıların, izleyicilerin, eleştirmenlerin ve araştırmacının kişisel ve toplumsal altyapılarıyla ilişkili olan eğilimlerinin (habituslarının) fotoğraf üretim ve değerlendirme sürecine etkileri tespit edilmiştir.
Sosyal medyanın üniversite öğrencilerinin siyasal katılım davranışlarına etkisi
Siyaset, en geniş anlamda, insanların hayatlarını düzenleyen genel kuralları yapmak, korumak ve değiştirmek için gerçekleştirdikleri etkinliklerdir. Siyaset kaçınılmaz bir unsur olduğundan bireyin siyasete katılması da bu karşı karşıya geliş noktasında ortaya çıkmaktadır. Bireyler hemen her alanda hayatlarına dâhil ettikleri sosyal medya ve internet teknolojilerini siyasal alanda da kullanmaya başlamaktadırlar. Bu çalışmanın genel amacı sosyal medya üzerinden üniversite öğrencilerinin siyasal katılım davranışlarını belirlemek, bu davranışlara yönelik algıları tespit etmek ve çevrimiçi davranışlarla belirlenen demografik etkenler arası ilişkiyi incelemektir. Araştırma tarama modelinde desenlenmiştir. Araştırma sürecinde öncelikle konuyla ilgili alanyazın taraması yapılmış ve kavramsal çerçeve ortaya konulmuştur. Araştırma sürecinin devamında araştırmanın amacına ve desenine uygun olarak Anadolu Üniversitesi öğrencilerinin görüşlerine ilişkin iki bölümden oluşan ölçek uygulanmıştır. Araştırmanın alanyazın taramasının ardından veri toplama aracının bir taslağı geliştirilmiş ve uzman panel değerlendirmesine sunulmuştur. Belirlenen 46 davranış için tekrar araştırma görevlileriyle görüşülmüş ve uzman panel değerlendirmesinden alınan geri bildirimler paralelinde 3 ifade çıkarılmış, 4 ifade üzerinde değişiklik yapılmıştır. Ölçeğin ilk bölümü katılımcının kişisel bilgilerini içermektedir. İkinci bölümünde belirlenen çevrimiçi siyasal katılım davranışları boyutlarına ilişkin 46 ifade yer almaktadır. Ölçeğin geliştirilmesi süresince biri araştırma görevlileri biri de öğrenciler olmak üzere iki grup ile görüşülerek olası çevrimiçi siyasal davranışlar son olarak onlarla da tartışılmıştır. İki grup ile de ön deneme yapılarak ölçeğin güvenirliliği ölçülmüştür. Araştırma kapsamında Anadolu Üniversitesi öğrencilerinden 406 kişiye ulaşılmış ve katılım konusundaki görüşleri incelenmiştir. Birçok yönden Türkiye ortalamasını karşılaması nedeniyle ortalama bir üniversite olan Anadolu Üniversitesi üniversite öğrencilerinin yapısını da yansıtmaya uygun olarak görülmüştür. Araştırma sonuçlarının değerlendirilmesinde istatiksel yöntemlerden olan t-testi, ANOVA ve Ki kare testlerinden yararlanılmış, dağılımlar için ise frekansların alınması yöntemi tercih edilmiştir. Araştırma sonuçları sosyal medyanın siyasal kullanımına yönelik kuramlardan "pekiştirme kuramına" uygun veriler ortaya koymuştur. Sonuçlara göre katılımcılar sosyal medya üzerinden yoğun siyasal etkinlikler gerçekleştirmemektedirler. Başvurulan davranışların hemen hepsi düşük yoğunlukta gerçekleşmektedir. Sosyal medya, siyasal olarak daha ilgili ve kendisini siberaktivist olarak tanımlayan kişiler tarafından siyasal amaçlarla kullanılmaktadır. Geri kalan daha kalabalık kesim ise sosyal medyada siyasal davranışlara anlık olarak başvurmaktadır. Bu başvurulan davranışlar da genel olarak paylaşım ve iletişim temelli yani düşük emek harcanan eylemler olarak ortaya çıkmaktadır. Yine sonuçlara göre üniversite öğrencileri siyasal haberlere sosyal medya üzerinden ulaşmakta, sosyal medyaya çok fazla zaman ayırmakta ve siyasal davranışlarda filtrelerin, internet fiyatlarının ve veri kaydının birer engel olduğunu belirtmektedirler. Anahtar Sözcükler: Siyasal katılım, aktivizm, siberaktivizm, sosyal medya, internet.
Öğretmen adaylarının sosyal medyadaki etik davranışlara ilişkin görüşlerinin incelenmesi: Eskişehir ili örneği
Teknolojinin gelişmesiyle ve yaygın kullanılmasıyla birlikte etik dışı davranışlarda bulunmak daha kolay bir hal almıştır. Gerek maruz kalınan olaylar gerekse gözlemlenen davranışlar baz alınarak aslında etik olmayan pek çok davranış normalleşmiş, çok sayıda insan tarafından sıklıkla yapılır hale gelmiştir. Genel olarak iletişim ortamı anlamına gelen medyanın bilgi paylaşım ortamı olduğu da söylenebilir. Bilginin paylaşımı kavramı bir bakıma bilgi yayımı anlamına gelmektedir. Medyanın haber vermek, bilgilendirmek, eğlendirme, eğitmek, denetlemek gibi temel işlevlerinin olduğu düşünüldüğünde, paylaşılan haberin ya da bilginin doğruluğu, güncelliği, kişilik haklarına saygı gösterip göstermediği, gizliliği gibi etik sorunlar söz konusu olabilmektedir. Bu noktada gerek bireysel olarak gerek ortam açısından etik ilkelere dikkat etmek önemlidir. Medyanın yeni hale düşünüldüğünde, insanların artık basılı medyadan başka çevrimiçi ortamları ve sosyal medyayı haber ve bilgi edinme amaçlı kullandıklarını görülmektedir. Bu noktada medya etiği dışında bilgisayar etiği, internet etiği ve çok sayıda insan tarafından kullanılan ve etik dışı davranışlara çok kolay sebep olabilen sosyal medya etiğinin üzerinde durulmalıdır. Bilgi çağında, etik sorunlar Mason (1986) tarafından gizlilik, doğruluk, fikri mülkiyet ve erişim olmak üzere dört temel başlık altında ele almaktadır. Bu modelin temel alındığı bu araştırmanın temel amacı öğretmen adaylarının sosyal medyadaki etik davranışlarına ilişkin profillerini ortaya koymaktır. Araştırma kapsamında öğretmen adaylarının tercih edilmesinin iki önemli sebebi bulunmaktadır. Bunlardan biri sosyal medyayı en yaygın kullanan gurubun 18-29 yaş aralığında olan bireyler olması, ikincisi ise gelecek nesillere model olacak olan öğretmen adaylarının bu konuda görüşlerinin ve sergiledikleri davranışların önemli olmasıdır. Ayrıca alan yazındaki çalışmalar incelendiğinde çalışmaların pek çoğunun etik sorunlardan gizlilik üzerine olduğu görülmektedir. Bu durum göz önüne alındığında araştırma sosyal medya etiğine bütüncül bir bakış sağlamak açısından önemlidir. Araştırma, öğretmen adaylarının sosyal medyadaki etik davranışlarını yordayan değişkenleri belirlemeye yönelik olarak tarama modelinde desenlenmiştir. Araştırma kapsamında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesinde Eğitim Fakültelerin okuyan toplam öğrencilerden 3488 öğrenciye ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanmış olan 35 maddelik veri toplama aracı öğrencilere uygulanmış, uygulama sonrasında da toplam 23 öğrenci ile üç farklı grupta odak grup görüşmesi yapılmıştır. Odak grup görüşmelerinde araştırmacı tarafından yazılmış olan etik ikilem senaryoları kullanılmış ve öğrencilerin bu senaryolar üzerinden tartışmaları sağlanmıştır. Araştırmadan elde edilen nicel veriler SPSS paket programı yardımıyla, nitel veriler ise içerik analizi ile analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular, gizlilik, doğruluk, fikri mülkiyet ve erişim boyutlarındaki ele alınan değişkenler açısından farklılık görüldüğünü ortaya koymaktadır. Cinsiyet değişkeni açısından incelendiğinde kadınların özellikle fikri mülkiyet ve erişim boyutlarında erkeklere göre daha hassas davrandıkları görülmektedir. Alan değişkeni açısından maddeler incelendiğinde istatistiksel anlamda farklılık çıkmasına rağmen bu farkın katılımcıların sayılarından kaynaklandığı düşünülmektedir. Boyutlardaki maddeler incelendiğinde özellikle fikri mülkiyet ve erişim konusunda sınıf düzey açısından daha keskin farklılıklar gösterdiğini sonucu dikkat çekmektedir. Veriler kullanılan forum sayısına göre incelendiğinde ise fazla sayıda forum kullanan katılımcıların daha fazla etik davranma eğiliminde oldukları görülürken bu sonucun tam tersine internette fazla vakit geçiren katılımcıların etik dışı davranma eğilimlerinin arttığı görülmüştür. Yapılan odak grup görüşmelerine göre ise öğrencilerin birkaçı dışında hepsinin kendilerine sağlayacakları faydaların etik davranışlarının önüne geçtiği, kendi menfaatleri söz konusu olduğu zaman etik dışı davranmaktan çekinmeyebilecekleri yapılan görüşmelerden elde edilen sonuçlar arasında olduğu söylenebilir. Araştırma sonucunda araştırma süreci ve elde edilen bulgular göz önüne alınarak uygulama ve araştırmaya dönük öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Etik, Öğretmen adayları, PAPA, Sosyal medya etiği,
Türkiye'deki vakıf ve derneklerin sosyal medya kullanımlarının kurumsal kimlik açısından değerlendirmesi
Sosyal medya sivil toplum kuruluşları (STK) için birçok avantaj sunmaktadır. Ancak STK'ların bu ortamlarda hedef kitlelerine kendini doğru ifade etmesi ve yansıtması gerekmektedir. Bu noktada kurumsal kimlik karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'de resmi sosyal medya hesabı bulunan vakıf ve derneklerin Facebook ve Twitter hesapları incelenmiştir. Sosyal medya, kurumsal kimlik unsurları çerçevesinde ele alınmıştır. Bu çerçevede vakıf ve derneklerin sosyal medya ortamlarını nasıl, hangi amaçla ve ne sıklıkla kullandıkları belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca çalışmada kurum kimliğinin unsurları hard (sert) bileşenler ve soft (yumuşak) bileşenler açısından da incelenmiştir. Çalışmada, tanımlayıcı model kullanılmış ve veriler içerik analizi yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bulgular incelenen vakıf ve derneklerin büyük çoğunluğunun Facebook'u daha aktif olarak kullandıkları saptanmıştır. Ayrıca vakıf ve derneklerin her iki sosyal medya hesabında soft unsurları daha fazla kullanıldığı belirlenmiştir.
Sağlık konulu bloglarda alternatif tıpla ilgili içeriklerin sunumu
İnsanlar doğaları gereği, sağlıklı ve uzun yaşamak için olanakları çerçevesindeki tüm yollara başvurmaktadırlar. Bu yollardan biri alternatif tıp diye adlandırılan uygulamalardır. Hızla gelişen bilişim ve iletişim teknolojileri, hastalıklardan korunma ve hastalıkların tedavisine ilişkin bilgi, ürün ve uygulamaların popülerleşmesini sağlamaktadır. Sağlık konusundaki bu ilgi; özellikle internette (bloglar, web siteleri, tartışma forumları, vb.), sağlıkla ilgili bilgilerin sürekli artarak bilgi kirliliği ve karmaşıklık yaratmasına neden olmaktadır. Bu çerçevede; bu araştırma, sağlık konulu bloglarda alternatif tıpla ilgili içeriklerin incelenmesi amacını taşımaktadır. Bu amaçla, dört blog sitesinde yer alan 230 içerik, içerik analizi tekniği kullanılarak incelenmiştir. Araştırma sonuçları genel bilgiler, blogların tasarımı ve içerikleri olmak üzere üç alt başlıkta ortaya koyulmuştur. Genel olarak; araştırmaya dahil edilen blogların uzmanlığa sahip olmayan kişilerce yönetilen, tavsiye amaçlı bloglar olduğu ortaya konulmuştur. Bununla birlikte blogların tasarımı irdelendiğinde, etkileşim açısından olumlu ögeler taşıdığı ve genel olarak kullanıcı dostu olduğu belirlenmiştir. Bloglarda sunulan içerikler ele alındığında ise bloglarda ticari amaç güdülmediği, içeriklerin düzensiz aralıklarla eklendiği, günlük/anlaşılır dil kullanıldığı, çoklu ortam ögelerine yer verildiği, modern tıp konusuna olumsuz yaklaşılmadığı görülmektedir. İçeriklerde en çok işlenen konular; "endokrin, beslenme ve metabolik hastalıklar", "kan ve kan yapıcı organ hastalıklar ve bağışıklık sistemini içeren hastalıklar" ve "sindirim sistemi hastalıkları" iken, yer verilen bilgilerin kaynakları yerli ve yabancı olarak ikiye bölünmüştür. Buna göre yerli kaynak olarak en çok yeni medya (internet gazetesi, bloglar, vb.), yabancı kaynak olarak ise en çok kitaplar ve dergilerin kullanıldığı görülmüştür. Son olarak içeriklerin dörtte üçünde hem önleyici hem de tedavi edici bazı uygulamalara yer verilmiştir. Bitkiler/bitkisel ürünler, ev yapımı ilaçların kullanımının en çok önerilen uygulamalar olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, Türkiye'de alternatif tıp ile ilgili blogların oluşturulmasında çeşitli olumlu ve olumsuz yönlerin varlığı tespit edilmiştir. Araştırma bağlamında bunlarla ilgili olarak sonraki kuramsal ve pratik çalışmalara yönelik öneriler getirilmiştir.
Gönüllülüğün değişen boyutu "Sanal Gönüllülük" ve üniversite gençliğinin sanal gönüllülük farkindalığı
Bu çalışma, gönüllülük faaliyetleri içerisindeki yeri günden güne genişlemekte olan sanal gönüllülüğün, gerek internet ve internet temelli uygulamaları kullanmadaki yoğunluk ve becerileri gerekse gönüllülük alanında varolmaları büyük önem taşıyan gençler tarafından nasıl algılandığını, gönüllülüğün değişen bu yeni boyutuna katılım düzeylerini ve katılım motivasyonlarını ortaya koymaya çalışmaktır. Yapılan bu araştırmada genel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evreni 2016-2017 öğretim yılı güz döneminde Anadolu Üniversitesi'nde öğretim gören üniversite öğrencileri olarak belirlenmiştir. Araştırmada ihtiyaç duyulan verilerin toplanabilmesi maksadıyla "Üniversite Öğrencilerinin Sanal Gönüllülük Algıları ve Sanal Gönüllülük Faaliyetlerine Katılım Anketi" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların; internetin gönüllülük faaliyetlerinin yapılış tarzını değiştirerek gönüllülere yeni fırsat alanları açtığı, sanal gönüllülüğün kişilerin ilgilendikleri alanda gönüllü olabilmesine olanak tanıdığı, gönüllülüğün belli bir zaman ve mekâna bağlı olma zorunluluğunu ortadan kaldırdığı, koşulları gereği gönüllü olamayan kişilere gönüllü olma olanağı sağladığı ve gönüllülerin çalışma programlarını kendi koşullarına uyarlamalarına imkân verdiği düşüncelerine ciddi bir biçimde katıldıkları saptanmıştır. Yapılan sanal gönüllülük faaliyelerinde daha çok sosyal ağlar üzerinden gerçekleştirilebilen, kısa süreli gönüllülükler öne çıkmaktadır. Ayrıca gönüllülük ve sanal gönüllülük algılarına ilişkin ortalama puanlar; cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir fark gösterirken eğitim yılına göre anlamlı bir fark göstermemektedir. Gönüllülük ve sanal gönüllülük algılarına ilişkin ortalama puanların ise gönüllü olma değişkenine göre anlamlı bir fark gösterdiği, bununla birlikte sanal gönüllülükte bulunma sıklığı ile sanal gönüllük algısı ortalama puanları arasında da anlamlı bir fark olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Gönüllülük, Sanal gönüllülük, İnternet, sosyal medya
Üniversite öğrencilerinin yeme- içme deneyimlerinin konum tabanlı mobil uygulamalar üzerinden paylaşım motivasyonlarının incelenmesi: Swarm örneği
Günümüzde firmaların pazarlama çalışmalarını ve pazarlama çabalarını teknoloji ve bilgiyle evrimleşen değişime göre yapılandırması kaçınılmaz hale gelmiştir. İşte söz konusu değişimden yola çıkarak yapılmış bu araştırma tüketici istek ve beklentilerini anlamak adına işletmeler için önemli bilgiler sunmaktadır. Çalışmanın konusunu, özellikle üniversiteli gençler arasında çok popüler konum tabanlı mobil uygulamalardan biri olan Swarm uygulaması oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında nicel araştırma yöntemi kullanılmış ve veriler anket tekniği ile toplanmıştır. Araştırmada, tüketicilerin bu tip uygulamaları kullanım motivasyonları Kullanımlar ve Doyumlar Yaklaşımı çerçevesinde ele alınıp değerlendirilmiştir. Sonuç olarak Swarm kullanıcılarının bu uygulamayı en çok bilgi edinmek ve etkileşim maksadıyla kullandıkları tespit edilmiştir. Kullanıcılar, ziyaret etmeyi düşündükleri mekan hakkında bilgi almak ve arkadaşlarını takip etmek gibi sebeplerden dolayı Swarm uygulamasını kullanmaktadırlar. Araştırma bulguları arasında dikkat çeken ayrıntılardan bir diğeri de, Swarm kullanıcılarının dışa dönük insanlar olmadıkları şeklindedir. Swarm kullanıcıları dışa dönüklük motivasyonuna ilişkin verilen ifadelere katılım dereceleri ile asosyal bir eğilim içinde olduklarını göstermektedirler. Anahtar Sözcükler: Konum tabanlı mobil uygulamalar, Kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı, Tüketici davranışları, Swarm, Sosyal medya