Sosyal psikoloji

59 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Riskli gruplarla çalışma yürüten sivil toplum kuruluşu gönüllülerinde depresyon, anksiyete, stres ve tükenmişlik ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırmada riskli gruplarla çalışma yürüten sivil toplum örgütlerinde gönüllü çalışanların depresyon, anksiyete, stres ve tükenmişlik düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Diyarbakır ilinde riskli gruplarla çalışma yürüten sivil toplum örgütlerindeki 18-48 yaş aralığında 87 katılımcıdan araştırmayı tamamlayan 37 kadın ve 32 erkek toplam 69 gönüllü, araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASÖ) ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ) uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre depresyon, anksiyete, stres ile tükenmişlik arasında alanyazına paralel olarak pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Katılımcıların MTÖ tükenmişlik düzeyleri arttıkça DASÖ depresyon düzeyleri (r=0.659,p<0.001), DASÖ anksiyete düzeyleri (r=0.616,p<0.001), DASÖ stres düzeyleri (r=0.664,p<0.001) artış göstermiştir. Katılımcıların DASÖ depresyon düzeyleri arttıkça DASÖ anksiyete düzeyleri (r=0.811,p<0.001) ve DASÖ stres düzeyleri (r=0.768,p<0.001) artış göstermiştir. Erkek katılımcıların DASÖ depresyon puanları ( male=14.50, SDMale=9.28), kadın katılımcıların DASÖ depresyon puanlarından ( Female=9.68, SDFemale=9.37), erkek katılımcıların MTÖ tükenmişlik puanları ( male=36.22, SDMale=10.77), kadın katılımcıların MTÖ tükenmişlik puanlarından ( Female=29.14, SDFemale=12.81) erkek katılımcıların MTÖ duygusal tükenme puanları ( male=18.28, SDMale=6.89) kadın katılımcıların MTÖ duygusal tükenme puanlarından ( Female=13.27, SDFemale=7.95) daha yüksek çıkmıştır. Anahtar kelimeler: Sivil Toplum Kuruluşu, Tükenmişlik, Depresyon, Anksiyete, Stres

AnksiyeteDepresyonGönüllü çalışanlar+7
Emre Bakır
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

6222 Sayılı Kanun gereğince ceza almış futbol taraftarlarını şiddete yönelten faktörlerin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; 6222 Sayılı Kanun Gereğince Ceza Almış futbol taraftarlarını şiddete yönelten faktörlerin incelenmesi ve yürürlükte olan 6222 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun'un hukuki etkinliğinin saptanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın çalışma grubunun belirlenmesinde, nitel araştırma yöntemlerinden amaçlı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın evreni futbol müsabakalarında 6222 Sayılı Kanun gereğince ceza almış futbol taraftarlarından oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi, İzmir, Manisa, Balıkesir, Adana, Ankara, İstanbul, Trabzon, Antalya şehirlerinde yaşayıp, savcılık makamı tarafından cezaları onanmış 25 kişiden oluşmuştur. Araştırmacı örneklem grubuyla yüz yüze görüşerek verileri elde etmiştir. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında düz yazı haline getirilmiştir. Bu veriler, NVivo 11 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Veriler, daha sonra alanda uzman kişilerle kodlanmış, birbiriyle örtüşen kodlar temalar ile beraber gruplandırılmıştır. Bulgular: Görüşme yöntemiyle elde edilen veriler 'Taraftarları Şiddete Yönelten Faktörler' ve 'Hukuki Yaptırımların Etkinliğinin Değerlendirilmesi' teması altında sunulmuş ve çekirdek temalarına ulaşılmıştır. Sonuçlar: Araştırmada kanun gereğince ceza almış kişileri şiddete yönelten kişisel faktörler, hakemler, tribün şovları, duygusal baskı, rakip takım taraftarları, alkol, takım performansı, taraftar grubu ve şehre aidiyet olarak tespit edilmiştir. Futboldaki şiddete genel olarak sebebiyet veren faktörler ise, medya, rakip takım taraftarlar, kulüp yöneticileri, taraftar liderleri, emniyet güçleri, TFF, taraftar grupları, uyuşturucu ve alkol, statların fiziki durumu ve hakemler olarak tespit edilmiştir. Yürürlükteki kanunun hukuki etkinlikleri de yaptırım gücü, etkin pişmanlık, yaptırımın işlevselliği ve caydırıcılık başlıkları altında değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Şiddet, Saldırganlık, Futbol, Futbolda Seyirci Şiddeti ve Saldırganlığı, 6222 Sayılı Kanun.

Bireysel şiddetFutbolFutbol müsabakaları+7
Naci Kalkan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin ürüne ilişkin kriz dönemlerinde tüketicilerin satın almaya yönelik davranışlarına etkisi: Atfetme teorisine yönelik bir uygulama

Bu tezin temel araştırma konusu kurumsal itibarın boyutlarından olan kurumsal sosyal sorumluluğun kriz durumlarında işletmeleri nasıl etkilediğidir. Bu doğrultuda, ürettiği ürünlerde sorun çıkması nedeniyle kriz yaşayan bir işletmenin sosyal sorumlu olup olmamasının, sorunun sorumlusuna yönelik tüketici yorumlamalarını, bu yorumların ise tüketicilerin duygularını ve satın alma niyetlerini etkileyip etkilemediğinin ortaya konması amaçlanmıştır. Hazırlanan tez beş bölümden oluşmaktadır. İlk üç bölüm literatür taramasını, diğer iki bölüm alan araştırmasını kapsamaktadır. Literatür taramasında konunun daha iyi anlaşılması için kriz yönetimiyle, kurumsal sosyal sorumlulukla, atfetme teorisiyle ilgili kavramlar ve geçmiş çalışmalar incelenerek teorik bir altyapı oluşturulmaya çalışılmıştır. Tezin uygulama bölümünde, nitel ve nicel teknikler beraber kullanılmıştır. Dördüncü bölümde, beşinci bölümdeki nicel araştırmaya öncü olması amacıyla otuz kişi üzerinde yapılan yapılan derinlemesine görüşmeler ve bunların sonuçları açıklanmıştır. Derinlemesine görüşmelerin amacı, bir sorunun gerçekten yaşanması ya da sorunun duyulması durumunda muhtemel tepkilerinin değişip değişmeyeceği konusunda bilgi edinmektir. Ayrıca verilecek tepkilerin işletmenin sosyal sorumlu olması durumunda değişip değişmeyeceği belirlenmek istenmiştir. Beşinci bölümde nicel bir araştırma yürütülmüştür. Tezin temelini oluşturan bu araştırmada ürettiği belirli bir üründeki sorun nedeniyle bir işletmenin kriz yaşaması durumunda, bu işletmenin sosyal sorumlu olup olmamasının tüketici atıflarını etkileyip etkilemediği, yapılan atıfların ise tüketicilerin olay sonrasındaki duyguları ve tekrar satın alma niyetleri üzerindeki etkisi olup olmadığı incelenmiştir. Bunun için araştırma yöntemi olarak anket tekniği, veri toplama aracı olarak anket formu kullanılmıştır. Bu doğrultuda sosyal sorumluluk faaliyetleri ile ilgili iki ayrı senaryo (sosyal sorumlu olan işletme faaliyetleri, sosyal sorumlu olmayan işletme faaliyetleri) ve ürün kriziyle ilgili ortak bir senaryo yazılarak iki ayrı anket formu oluşturulmuştur. Hazırlanan anket formları örneklem grubuna rastgele dağıtılarak veriler toplanmıştır. İşletmenin sosyal sorumlu olduğu durum için beş yüz, sosyal sorumlu olmadığı durum için beş yüz olmak üzere toplam bin adet anket değerlendirmeye alınmıştır. Verilerin SPSS istatistik programında kaydedilmesinden sonra SPSS 18.0 istatistik programı ve LISREL 8.51 yapısal eşitlik modellemesi programı kullanılarak analizler yapılmıştır . Yapılan analizler sonrasında literatürle uyumlu sonuçlar elde edilmiştir. Nitel araştırmanın sonuçları hizmetlere nazaran ürünlerde sorunlarla daha sık karşılaşıldığını, sorunun gerçekten yaşanması durumunda en çok hissedilen duygunun kızgınlık ve memnuniyetsizlik olduğunu, haberin bir yerden duyulması durumunda en çok hissedilen duyguların güvenin zedelenmesi ve tedirginilik olduğu, en ciddi sorunun insan sağlığını olumsuz etkileyecek olaylar olduğunu, sorun sonrasında tüketicilerin şikâyet etme ve olay hakkında çevresine bahsetme eğiliminin yoğun olduğunu, sorunun kişinin başına gelmesi durumunda tepkilerinin derecesinin artacağını, işletmenin sayın bir itibarının olmasının ve sosyal sorumlu olmasının tüketicilerin olumsuz tepkilerini biraz azaltacağını göstermiştir. Nicel araştırmanın sonuçlarına göre işletmenin sosyal sorumlu olmasının olumlu yönde hale etkisi vardır. Ürün krizi döneminde tüketicilerin yaptıkları atıfların yoğunluğu işletmenin sosyal sorumlu olup olmamasına göre değişmektedir. İşletmenin sosyal sorumluluğu azaldıkça tüketicilerin yaşanan sorununun işletmenin kontrolünde olduğu ve sorunun kalıcılığı yönündeki inancı artmaktadır. Sorumlu tutulan taraf açısından tüketiciler atfetme yanılgısına düşmektedir. İşletme sosyal sorumlu olsa da olmasa da ürün krizi yaşandığında tüketiciler işletmeyi ve işletme çalışanlarını yaşanan sorundan mutlaka sorumlu tutarken, diğer tüketicileri ve ürünü satan mağazaları büyük oranda sorumlu tutmamaktadır. Ayrıca işletme sosyal sorumlu değilse tüketicilerin duygularındaki olumsuzluğun yoğunluğu artmaktadır. İşletmenin sosyal sorumluluk durumu, tüketicilerin tekrar satın alma satın alma niyetlerini pozitif yönde etkilemektedir. Buna göre işletmenin sosyal sorumluluk düzeyi azaldıkça işletmeden tekrar satın alım yapma isteği de oldukça azalmaktadır. Atıfların etkisi incelendiğinde, kontrol boyutunun ve kalıcılık boyutunun kriz sonrasında tüketicilerin duyguları ve tekar satın alma niyetleri üzerinde etkisinin olduğu görülmüştür. Sorunun işletme tarafından kontrol edilebilir ve sorunun kalıcı olduğunu inandıkça, tüketicilerin ürün krizi sonrasında hissettikleri olumsuz duygulardaki yoğunluk da artmaktadır. Bu açıklamalar aynı zamanda bize atfetme sürecinin hem bilişsel hem de duygusal unsurları içerdiğini tekrar göstermiştir. Satın aldığı bir üründe sorun yaşama ihtimali olan tüketiciler aynı işletmeden tekrar satın alım yapma yönünde nihai kararını verirken ilk olarak bilişsel bir şekilde sorunun nedenini düşünmekte daha sonra duygusal ve davranışsal tepkilerde bulunmaktadırlar.

Kriz yönetimiKurumsal sosyal sorumlulukSatın alma davranışı+6
Aysun Kahraman
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Deistik inanca sahip yetişkin bireyler üzerine psikososyal bir çözümleme

Bu çalışmanın amacı, deistik inanca sahip bireylerin deizmi ne şekilde tanımladığı, deizmi tercih nedenleri ve bu inanca geçiş süreçlerini belirleyerek inanç dönüşümü sonrası yaşanan psikososyal etkileşimin temel karakteristiğini tasvir etmektir. Anlayıcı paradigma ekseninde sürdürülen çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desende kurgulanmıştır. Hibrit örnekleme yöntemiyle belirlenen 85 katılımcıdan elde edilen veriler betimsel analize tabi tutulmuştur. Çalışma sonucunda kendilerini deist olarak tanımlayan yetişkinler, deizmi çeşitli şekillerde tanımlasa da her tanımda Tanrıya olan inanç vurgulanmıştır. Çalışma kapsamında deizmin, farklı formları belirlenmiştir. Bununla birlikte deizme neden olan psikolojik unsurlar arasında özgürlük istenci, çocukluk çağı travmaları ve kaygı bozuklukları sayılabilir. Psikososyolojik nedenlerden bazıları; sosyal çevre, eğitim yaşantısı ve adalet algısı olarak belirlenmiştir. Deizme geçişin teolojik unsurlardan bazıları ise din-bilim ikiliği, kötülük problemi ve inanç-ahlak tutarsızlığı olarak tespit edilmiştir. Deizme geçiş sürecinde ilk temas, merak, sorgulama, şüphe, boşluk, arayış, inkâr ve dönüşüm olarak karakterize edilebilecek doğrusal bir model önerilmiştir. Deizmi tercih eden bireylerin yaşadığı olumlu ve olumsuz duygulanımlar olduğu kadar sosyal etkileşimler ve alışkanlık değişimleri de söz konusudur. Çalışma sonucunda deizmin çoğunlukla toplumla ilişkisini yeniden düzenleme kararı almış, sosyal duyarlığı yüksek ve herhangi bir sınırlamayı kabul etmeyen yetişkinlerce bilinçli olarak tercih edilen rasyonel bir inanç olduğu; inanç krizi yaşayıp şüpheye düşen bireylerin zamanla Tanrıyla olan ilişkisini kesmektense din dışı bir alanda konumlanmayı tercih ettiği belirlenmiştir. Sanıldığının aksine geçici bir heves olmayan deizm; bireysel, entelektüel ve rasyonel bir tercih olup yaşam boyu sürmektedir. Seküler dünya görüşünü benimseyen deistler, yaşamlarının ileri aşamalarında ateizm veya farklı inanç formlarına geçme potansiyelinde olsalar da bunu açıkça zikretmemişlerdir. Çalışma sonuçlarının din psikolojisi alanında sürdürülen deizm veya inanç krizlerine yönelik araştırmalar için nitelikli veri sunması ve farklı tartışma alanları oluşturması; ayrıca politika belirleyicilere kaynaklık etmesi umulmaktadır.

Din psikolojisiPsikolojik analizSosyal psikoloji+1
Ali Baltacı
Ankara Social Science University · İslami Araştırmalar Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Neoliberalizmde çalışma hayatının biyopolitik inşası: Sosyo-psikolojik bir analiz

Neoliberalizm, yeniden inşa edilebilir liberal kapitalist bir yönetimselliği yaşam biçimi haline getiren ve piyasa aklını toplumsallaştıran politikalar bütünüdür. Yasa, disiplin, kontrol ve denetim yoluyla norm ve normalleştirmeyi hedefleyen yönetimsellik, şirket yönetimini devlet yapısına ve çalışma hayatına taşıyan bir yönetim sanatıdır. Beden ve nüfus üzerinden rıza üreterek bireyleri, devletleri ve toplumları özneleştiren biyopolitika ise kendilik ve hakikat oyunu ile toplumsal gerçekliği ve yaşam biçimlerini yeniden kurmaktadır. Sermayenin kendilik kaygısıyla oluşan esneklik, minimal devlet, özelleştirme, serbest ticaret ve düşük ücret gibi neoliberal politikalar, çalışma hayatına özgürlük ve güvence sağlarken piyasalaşan neo-özneleri üretmektedir. Bu çalışma 1970'lerden itibaren ortaya çıkan neoliberalizmde çalışma hayatını dönüştüren biyopolitik süreçlerin, devlet, toplum ve birey üçgeninde hayata geçirdiği uygulamaların teorik bağlamda ele alınışına ve sosyo-psikolojik perspektiften analizine odaklanmaktadır. Buradan hareketle neoliberal politikalar ve biyopolitik aşamaların kendi kendinin girişimcisi olan neo-özneleri üretme kapasitesi ve etkileri üzerine yoğunlaşılmaktadır. Kendilik teknikleriyle kendi kendisini yönetmesi ve neoliberal biyolojik süreçlere uyum göstermesi beklenen neo-özne, sonsuz risk ve sorumluluğu üstlenen, sürekli gelişim, başarı ve rekabet arzusu ile şirket etiğini benimseyen bir kimlik kazanmaktadır. Özgürlük sanrısı içinde başarısızlık, yetersizlik ve yitirme korkusu yaşayan çalışan neo-özneler, zaman ve mekân akışıyla birlikte, karakter, kimlik ve değer kaymasına maruz kalmakta, depresyon ve sembolsüzleşmenin eşiğinde güvencesini ve kendi özerkliğini yitirmektedir.

BiyopolitikaEsneklikNeo-liberalizm+4
Zehra Genel
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Karizmatik antrenör algısının futbolcularda antrenör sporcu ilişkisi, sporcu doyumu, takım birlikteliği ve takım bağlılığına etkileri

Bu çalışma, karizmatik antrenör davranışlarının sporcular üzerindeki etkilerini belirleme amacını taşımaktadır. Araştırma, karizmatik liderlik algısı ile antrenör sporcu ilişkisi, sporcu doyumu, takım birlikteliği ve takım bağlılğını arasındaki nedensel ilişkileri sınamak için bir hipotez modeli test etmeyi ve kurulan ilişkilerin değişkenler üzerindeki oluşturduğu etkileri ve farklılıkları anlamaya çalışmıştır.Araştırmada Türkiye Süper Lig'de ve diğer liglerde (Bank-Asya ve 2-B) mücadele eden 343 sporcudan veri toplanmış ve değerlendirilmiştir. Veri toplamada Sporcuların Karizmatik Lider Algısı, LMX 7, Sporcu Doyumu, Takım Birlikteliği ve Bağlılığı Ölçekleri Kullanılmıştır. Ölçek geliştirme çalışmalarında betimleyici ve doğrulayıcı faktör analizi kullanılmıştır. Karizmatik antrenörlüğün; antrenör sporcu ilişkisi, sporcu doyumu, takım birlikteliği ve bağlılığı üzerindeki etkileri path analizi yapılarak incelenmiştir.Yapılan path analiz sonucunda, sporcuların karizmatik lider algılarında ve üzerlerinde oluşan etkilerde farklılıklar olduğunu göstermiştir. Karizmatik etkinin değişkenler üzerinde doğrudan güçlü etkileri olduğunu, takım birlikteliği ve takım bağlılığı sağlanmasında, antrenör sporcu ilişkisinin aracı (mediatör) rolü vasıtasıyla dolaylı etkisinin olmadığı, sporcuların antrenörle çok yakın değil, derin saygı içeren bir ilişki tercih ettikleri ve görüşlerinin lig düzeyine göre değişmediği bulguları elde edilmiştir.Sonuç olarak, araştırma bulguları karizmatik antrenör algısının, sporcu doyumu, antrenör sporcu ilişkisi, takım birlikteliğini ve takım bağlılığını artırdığını göstermiştir.

AntrenörFutbolFutbolcular+6
Gökhan Çalışkan
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Spor taraftarlarının akılcı ve akıldışı taraftar inançları ile psikolojik sıkıntı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Akılcı Duygusal Davranışçı Terapi (ADDT), geliştirildiğinden beri öğrenciler, çalışanlar, sporcular gibi farklı örneklemlerin yaşamış olduğu psikolojik sıkıntı ve iyi oluşları üzerinde araştırmalar yapılmaktadır. Bu araştırmanın amacı taraftarlarda akılcı ve akıldışı inançlar ile psikolojik sıkıntı (depresyon, anksiyete ve stres) arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkide cinsiyet, medeni durum ve müsabaka sonuçlarının düzenleyici rolünü incelemektir. Araştırmanın katılımcılarını Türkiye Futbol Federasyonu Trendyol Süper Ligde 2024-2025 sezonunda yer alan iki İstanbul takımının taraftarları oluşturmaktadır. Veriler, iki takımın kendi aralarında oynadıkları müsabakadan sonra üç gün içinde toplanmıştır. Araştırmaya 100 kadın (%39,06), 156 erkek (%60,94) olmak üzere 256 taraftar katılmıştır. Katılımcılar 23-48 yaş aralığında ve ortalama 26,34 (SS=5,38) yaşındadır. Veri toplama aracı olarak Sporda Taraftar İnançları Envanteri ile birlikte Depresyon Anksiyete Stres-21 Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde PROCESS Macro (V4.2) ile düzenleyici etki analizi yapılmıştır. Analizler sonucunda psikolojik sıkıntı ile akılcı inançlar arasında negatif yönlü, akıldışı inançlar arasında pozitif yönlü ilişki görülmüştür. Akılcı ve akıldışı inançlar ile psikolojik sıkıntı arasındaki ilişkide cinsiyet, medeni durum ve müsabaka sonucunun düzenleyici rolü anlamlı bulunmamıştır. Aynı zamanda taraftarların erkek olmasının, bekâr olmasının ve izledikleri müsabakada kaybetmelerinin ruh sağlığı üzerinde bir risk faktörü olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak taraftarların akılcı ve akıldışı inançları ile gündelik hayatta yaşamış oldukları psikolojik sıkıntı arasındaki ilişki incelenmiştir ve taraftarların ruh sağlığı ile akılcı inançların olumlu, akıldışı inançların ise olumsuz yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Araştırma sonuçları ADDT alan yazın kapsamında tartışılmış ve araştırma sonuçlarından hareketle gelecekte yapılacak olan araştırmalara, ruh sağlığı çalışanlarına, spor kulüplerine ve spor medyasına yönelik öneriler sunulmuştur.

Sosyal psikolojiSpor psikolojisi
Osman Urfa
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Educational Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessEN

Brief social psychological interventions to reduce academic achievement gap

Disparities in academic achievement between different social groups persist. Even though several structural factors are known to contribute to these gaps, psychological processes have been also suggested to play a major role, especially among minority or female students. A major social psychological phenomenon that has been shown to interfere with academic motivation and performance is one's feeling of threat to his/her social identity or sense of belonging. Brief Social Psychological Interventions (BSPIs) which aim to change the disadvantaged students' thoughts, feelings, and beliefs are suggested to successfully eliminate the detrimental effects of these psychological challenges. The objective of the present thesis was to examine the effectiveness of BSPIs and their customized versions in reducing academic achievement gap among female or minority children and youth. Chapter II systematically reviewed forty randomized trials that focused on the effect of values affirmation, role model, growth mindset, and social-belonging interventions on students' academic outcomes. Even though effect sizes greatly varied, majority of the studies indicated the positive impact of interventions on grades, task performance, and psychological outcomes of disadvantaged students attending middle school to college. Findings suggested that BSPIs constitute a promising cost- and outcome-effective way of reducing academic achievement gaps. Chapter III examined if an adapted version of self-affirmation intervention following a multi-threat framework can enhance the mental task performance of female college students under stereotype threat and whether gender group identification moderates the effectiveness of this adapted intervention. In experiment 1, under self-as-target stereotype threat, as expected, students who were exposed to the self-affirmation intervention had the highest task performance. However, under group-as-target stereotype threat, similar performances of the students in both the self-affirmation and group-affirmation conditions compared to control condition were found. In experiment 2, it is shown that the extent a female student was identified with her gender group moderated the effectiveness of the group-affirmation intervention. Results encourage researchers to consider different understandings of self while instituting common stereotype threat interventions rather than taking a uniform approach. Chapter IV investigated the transportability and adaptability of the social belonging intervention that has been shown to increase the sense of belonging of disadvantaged students and, in turn, increase their academic achievement, to the refugee context for the first time. Findings of two randomized experiments with 532 Syrian refugee and Turkish middle-school students showed that the customized social belonging intervention enhanced refugee students' potential to succeed in school, performance state self-esteem and identification with school (in the first experiment) and social belonging in school and school trust (in the second experiment). Results of this study encourage further research to explore effective interventions to ease the academic and related psychological difficulties faced by refugee students.

BelongingAcademic achievementDisadvantaged groups+7
Esra Çetinkaya
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gelir eşitsizliği, grup statüsü ve olay değerliğinin empatik değerlendirmelere etkisi

Gelir eşitsizliğinin olumsuz ekonomik etkilerinin yanında sosyal etkileri de kaçınılmazdır. Bu sosyal etkileri daha iyi anlamak için empati yol gösterici olabilir. Bundan ötürü bu çalışma gelir eşitsizliğinin empatik değerlendirmeler üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamıştır. Empatik değerlendirmeleri ölçmek için ilk olarak olumlu ve olumsuz olaylar pilot çalışma yapılmıştır. Ardından gelir eşitsizliğinin empatik değerlendirmeler üzerindeki etkisinin incelendiği asıl çalışma yapılmıştır. Deneysel bir çalışma olan bu çalışmada araştırma deseni 2 (Gelir düzeyi: yüksek gelir koşulu ve düşük gelir koşulu) x 2 (Grup statüsü: iç grup ve dış grup) x 2 (Olay değerliliği: olumsuz olay ve olumlu olay) olarak oluşturulmuştur. İlk olarak katılımcılar düşük gelir ve yüksek gelir manipülasyonuna uğramış ve ardından empatik değerlendirmeler ölçülmüş ve son olarak Sosyal Baskınlık Yönelimi ölçeğini tamamlamışlardır. Çalışmanın analizi için Tekrarlı Ölçümler ANOVA kullanılmıştır. Çalışma sonucunda dış gruba yönelik olumlu olaylar daha olumsuz değerlendirilirken olumsuz olaylar ise daha olumlu değerlendirilmiştir. Bu farklılık ise düşük gelir koşulundaki katılımcılarda daha güçlü bir şekilde gözlemlenmiştir. Yani dış gruba yönelik karşıt empatik değerlendirmeler, katılımcılar dezavantajlı grupta olduğunda daha yüksek bulunmuştur.

Sosyal psikoloji
Büşra Aydın
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Ahlaki benlik düzenlemenin, suçluluk ve utancın, ahlaki kimliğin, ahlaki cesaret ve yardım davranışlarına etkileri

Bu çalışmada kavramsal olarak birbirinden ayrıştırılan ahlaki cesaret ve yardım davranışları görgül olarak karşılaştırılmış ve bu davranışları etkileyen faktörler ele alınmıştır. Ahlaki cesaret, haksızlığa karşı, olumsuz sosyal riskleri göze alarak tepki göstermektir. Yardım davranışı ise herhangi bir zorunluluğa bağlı olmaksızın, bireyin karşısındaki kişinin yükünü hafifletmeye, zor durumunu düzeltmeye ya da olası zor durumunu önlemeye yönelik gösterdiği davranış biçimleridir. Bu araştırmada, ahlaki cesaretin, koruma odaklı benlik düzenleme stratejisi temelinde ahlaki kayıp düşünce yapısıyla tetiklenebileceği, yardım davranışının ise geliştirme odaklı benlik düzenleme stratejisi temelinde ahlaki kazanç düşünce yapısı ile tetiklenebileceği öngörülmüş ve bu yönde hipotezler geliştirilmiştir (tümdengelim yaklaşımı). Bu hipotezleri test etmek amacıyla iki deneysel çalışma gerçekleştirilmiştir. İlk deneyin bulguları doğrultusunda ikinci deneyde karma desen (ardışık açımlayıcı desen) uygulanmasına karar verilmiş, böylece ikinci deneyde elde edilen nicel bulgular açımlayıcı bir yol izlenerek (tümevarımsal yaklaşım) nitel veriyle sentezlenmiştir. İlk deneyde 83 (NKadın = 63, NErkek = 20) ikinci deneyde ise 157 (NKadın = 112, NErkek = 45) üniversite öğrencisine ulaşılmıştır. İkinci deneyden sonra gerçekleştirilen nitel araştırmada ise bu deneye katılan öğrenciler arasından seçilen 18 katılımcı (NKadın = 10, NErkek = 8) yer almıştır. Nicel araştırmalarda (iki deneyde) benlik düzenleme stratejilerinin (koruma odaklı ve geliştirme odaklı benlik düzenleme stratejilerinin) ahlaki cesaret ve yardım davranışı üzerindeki etkileri istatistiksel analiz yöntemleri kullanılarak incelenmiştir. Aynı zamanda, bu çalışmalarda suçluluk/utanç duygularının ve ahlaki kimliğin ahlaki cesaret ve yardım davranışları ile ilişkileri yine istatistik analiz teknikleri vasıtasıyla incelenmiştir. Nitel araştırma aşamasında katılımcıların anlatımları tematik analize tabi tutulmuştur. Son aşamada ise nicel ve nitel veriler sentezlenmiştir. Nicel bulgular birlikte ele alındığında, ahlaki kayıp düşünce yapısının (koruma odaklı benlik düzenleme stratejisi) ahlaki cesaret üzerinde anlamlı etkisi olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca nicel çalışmalarda her iki davranışın da suçluluk duygusu ile pozitif yönde anlamlı ilişkiler gösterdiği bulunmuştur. Ek olarak, nitel veriler ahlaki cesaret davranışında duygusal maliyetin (bedel), yardım davranışında ise duygusal kazancın (ödül) öne çıktığını göstermiştir. Nitel çalışmada ayrıca, nicel çalışmalarda incelenmemiş olan toplumsallık temasının hem ahlaki cesaret hem de yardım davranışı açısından önemli olduğu ortaya konmuştur. Elde edilen tüm bulgular ilgili alanyazın bağlamında tartışılmıştır.

AhlakAhlaki kimlikBenlik düzenleme odağı+7
Fatma Zeynep Saylık
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Moloz

Bu çalışma, insanın sosyo-psikolojik tutumunu ele almıştır. Kaderin insanı zorlaması ve insanın kaçış noktasını işlemektedir. İntihar ve cinnet arasındaki ince çizgi ya da toplu intiharın ahlaki değerini işlemiştir. Bireyin tutumu kadar, Muhsin'i buna sürükleyen etmenlerin de suçlu olduğuna değinmiştir. Bir nevi insanın içindeki yıkımın, zamanla moloz yığınına dönüştüğünü anlatır.

Ahlaki değerlerKaderKısa film+5
Esma Salman
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

The association of relational uncertainty with relationship satisfaction and perceived partner responsiveness: A cross-sectional and a daily diary study

Feeling uncertain about the relationship, and about the commitment of the self or the partner to the relationship is challenging in a romantic relationship. In a cross-sectional (Study 1; N = 1368) and a dyadic daily dairy (Study 2; N = 738) study, this thesis investigated the association between relational uncertainty and relationship quality. Furthermore, it also explored if individuals' political orientations and their socioeconomic status was related to these associations. The results in both Study 1 and Study 2 showed that higher relational uncertainty was associated with lower relationship satisfaction and perceived partner responsiveness. However, daily variations in relational uncertainty were negatively associated with daily changes in relationship satisfaction and perceived partner responsiveness only for the male partners, but not for the females (Study 2). Our exploratory analyses revealed that the association of relational uncertainty with relationship satisfaction and perceived partner responsiveness was similar for individuals with different political orientations (Study 1 & 2). However, we found a small effect for that higher socioeconomic status is related to lower relational uncertainty, which is also negatively related to relationship satisfaction and perceived partner responsiveness (Study 1). In two studies we showed robust evidence for the importance of relational uncertainty in relationship quality. Furthermore, the nature of Study 2, modeling daily changes within the person and within the dyads, enabled us to discuss the tested associations in a causal way. Keywords: relational uncertainty, relationship satisfaction, perceived partner responsiveness, dyadic diary study

Perceived partner responsivenessUncertaintyRomantic relationship+4
Büşra Bahar Balcı
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

The effects of hierarchical relationship on well-being: Example of healthcare professionals

Institutions of modern societies are organized around some legitimate hierarchies. In this thesis, we aimed to explore the association implementing hierarchical motives into work relationships and the well-being of healthcare professionals. In a cross-sectional (N = 226) and a 15 days daily diary (N = 156) designs, we explored how ingroup identification, personality traits (system justification, social dominance orientation, and Big5), and hierarchical positions were associated with the well-being of healthcare professionals. Our results showed that identification with healthcare professionals and emotional stability were associated with well-being and positive experience. We also found that higher frequency of daily hierarchical relationships when the participants were in a superior position was positively associated with that day's well-being, positive experience, enjoying working on the same day, and motivation to go to work on the following day. However, the frequency of relationships when the participants were in a subordinate position was not associated with the well-being outcomes in our sample. We discussed the implications of the findings in terms of workplace organization structures and the well-being of healthcare professionals.

HierarchyPersonality traitsPsychological well being+5
Murat Tümer
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Morality as a moderator of the relationship between ingroup identification and ingroup favoritism

The relationship between ingroup identification and ingroup favoritism has been studied for many years. In the Social Identity Theory literature, studies show that the direction and strength of this relationship are shaped under the influence of many different variables. The variables questioned in this topic generally consist of factors that drawn on levels of analysis at intragroup or intergroup levels except for the self-esteem hypothesis. In this study, morality as an evolutionary based intrapersonal and intuitional motivation was investigated in terms of its effects on this relationship. In this thesis, morality was examined from a new theoretical approach, Morality as Cooperation Theory. It was claimed that giving importance to certain moral dimensions will have a moderator effect on the relationship between ingroup identification and ingroup favoritism. Additionally, ideological orientation and core motivations of social conservatism, resistance to change and opposition to equality, were examined as covariate variables due to their associations with different moral dimensions and behaviors towards outgroups in the literature. In this context, one cross-sectional and one experimental study were carried out. In the first study, the pattern of the relationships between morality, ideology, ingroup identification, and ingroup favoritism were explored. It was found that reciprocity dimension of morality has a moderator effect on the relationship between ingroup identification and ingroup favoritism. Considering the results of the first study, in the second study, reciprocity dimension was manipulated, and its moderator role was tested by an experimental design. Consistent with the first study, the results of the second study revealed a significant moderator effect of reciprocity dimension. The findings, contributions, and limitations of the studies were discussed in the context of the relevant literature and suggestions were presented for future studies. Keywords: Morality, morality as cooperation, ideology, identification, favoritism

MoralityPolitical psychologySocial identity+4
Fatih Bayrak
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de mülteci ya da göçmen olarak yaşayan farklı millet kimliklerine yönelik algının dönüşümünde toplumsal faktörlerin etkisi: Duygu ve duruş analizi

Bu araştırmanın amacı, Türkiye'de mülteci ya da göçmen olarak yaşayan farklı millet kimliklerine yönelik toplumsal algıların; siyaset, ekonomi, eğitim, din, güvenlik ve göç gibi toplam 16 toplumsal faktörün etkisiyle zaman içerisinde nasıl değiştiğini ortaya koymaktır. Metodolojik olarak karma araştırma yönteminin (yakınsayan paralel desen) kullanıldığı araştırmanın teorik temelini Sosyal Kimlik Teorisi, Bütünleşik Tehdit Teorisi ve Kalıpyargı İçeriği Modeli oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında sosyal medyadan elde edilen, 2010-2022 yılları arasında, içerisinde "Iraklı", "Pakistanlı", "İranlı", "Afgan" ve "Suriyeli" ifadelerinin yanı sıra, göç dışı toplumsal faktörlerin etkisini kıyaslamak amacıyla "Ermeni" ifadesinin de yer aldığı toplam 4.913.605 gönderi incelenmiştir. Belirlenen 352 analiz gününe ait verilere duygu (VADER ve BERTÜRK) ve tematik içerik analizine dayalı olarak duruş analizi uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre millet kimliklerine yönelik algının en fazla göç, siyaset ve güvenlik faktörlerinin etkisiyle şekillendiği görülmüştür. Özellikle 2015 yılı, Türkiye'deki Suriyeli nüfusunun 2,5 milyonu aşmasıyla birlikte algıların "yardıma muhtaç/gariban" söyleminden "tehdit ve ekonomik yük" algısına evrildiği kritik bir eşik teşkil etmiştir. Ayrıca Suriyelilere yönelik olumsuz algının yaygınlaşmasının, diğer göçmen gruplarına ilişkin algıları da ekonomik, demografik, kültürel ve toplumsal güvenlik bağlamında tehdit eksenli biçimde şekillenmesinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Ermenilere yönelik algının ise tarihsel hafıza ve güncel siyasal gelişmelerle beslenen kalıcı bir dış grup konumlanışı sergilediği görülmüştür. Din faktörü bazı gruplar için iç grup algısını güçlendirse de bu etkinin tehdit algısını tamamen ortadan kaldırmadığı ortaya konmuştur. Özetle, toplumsal algı statik bir etiketlemeden ziyade, toplumsal faktörlerin etkileşimiyle sürekli örülen ve çözülen dinamik bir süreçtir. Araştırma, toplumsal algıdaki kırılma noktalarını "Halat Kültür" metaforu üzerinden yeniden okuyarak; sosyal medyanın "ortak kader" hissini nasıl güvenlikleştirdiğini ve "biz" bilincini tehdit algılarına karşı savunma refleksiyle nasıl yeniden inşa ettiğini göstermektedir. Bu yönüyle araştırma, dijital sosyoloji ve hesaplamalı sosyal bilimler literatürüne yöntemsel bir katkı sunarken, uyum politikalarının geliştirilmesine veri temelli bir ışık tutmaktadır.

Düzensiz göçKimlik algısıSosyal psikoloji+1
Engin Durukan Abdulhakimoğulları
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde enneagram kişilik özelliklerinin dindarlık ve hayat memnuniyeti ile ilişkisi

Araştırmanın amacı bireylerin Enneagram kişilik özellikleriyle dindarlık ve hayat memnuniyeti düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. İlişkisel tarama yöntemine uygun olarak tasarlanan araştırmada anket tekniği kullanılmıştır. Araştırma örneklemini 18-75 yaş aralığında 324 yetişkin (229 kadın, 95 erkek) katılımcı oluşturmaktadır. Kişisel Bilgi Formu, Enneagram Kişilik Ölçeği, Dindarlık Ölçeği ve Hayat Memnuniyeti Ölçeği'ni içeren araştırma anketi; katılımcılara Google Forms aracılığıyla çevrimiçi olarak ulaştırılmıştır. Veri analizi IBM SPSS 25.0 programı ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler çözümlenirken Pearson Korelasyon Katsayısı, bağımsız gruplar t-testi, Anova ve Post Hoc testlerden LSD ile analizler yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre yaş ile dindarlık arasında pozitif ilişki vardır, yaş arttıkça dindarlık seviyesi de artış göstermiştir. Yaş ile tip 4, 5, 6, 7 ve 9 arasında negatif ilişki vardır, yaş arttıkça bu tiplere ait özellikler azalmaktadır. Erkek katılımcılar, kadınlara göre daha fazla tip 3 ve 8'in özelliklerine sahip bulunmuştur. Ekonomik durum ile hayat memnuniyeti arasında pozitif ilişki vardır, katılımcıların varlıkları arttıkça hayat memnuniyeti düzeyleri de artış göstermiştir. Ekonomik durum ile dindarlığın bilgi-ibadet boyutu arasında pozitif ilişki vardır. Eğitim düzeyi ile tip 1, 2, 4, 6 ve 7 Enneagram tipleri arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ayrıca Enneagram kişilik tipleri, dindarlık ve hayat memnuniyeti düzeyleri arasında da bazı anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Buna göre bireylerin dindarlık seviyesi arttıkça, tip 1'e ait özellikleri artış göstermektedir. Tip 1 ile dindarlık arasında pozitif ilişki vardır. Katılımcıların dindarlık seviyesi artış gösterdikçe, hayat memnuniyeti düzeyleri de artış göstermektedir. Hayat memnuniyeti düzeyi ile tip 5 hariç tüm tiplerin de pozitif yönde anlamlı ilişkisi olduğu bulgulanmıştır. Elde edilen bulgular Enneagram kişilik tipleri, dindarlık, hayat memnuniyeti ve demografik değişkenler arasında bazı anlamlı ilişkilerin var olduğu sonucunu göstermiştir.

Bilişsel din bilimiDin psikolojisiDin-felsefe ilişkisi+5
Ayten Kesme
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Alçakgönüllülük, dindarlık, psikolojik iyi olma ve yaşam doyumu değişkenleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Erdemler asırlardır dini ve felsefi açıdan incelenmektedir. Ancak psikoloji bilimi bu çalışmaya henüz yeni iştirak etmektedir. Pozitif psikoloji hareketiyle bazı erdemler yoğun bir şekilde araştırılmaya başlandı. Ancak erdemler içerisinde her ne kadar alçakgönüllülük uzun yıllardır düşünülüp taşınılsa da ampirik araştırmalara yeni yeni konu olmaktadır. İtibarlı ve uzun geçmişine rağmen insanlık bu erdemin çalışılmasında bilimsel yaklaşımı 21. yüzyılın başında uygulamaya başlamıştır. Alçakgönüllülük erdeminin odağını oluşturduğu bu çalışmada alçakgönüllülükle dindarlık, psikolojik iyi olma ve öznel iyi olmanın göstergesi olan yaşam doyumu arasındaki ilişki ve etkileşim araştırılmaktadır. Çalışma kapsamında ayrıca bireylerin alçakgönüllülük düzeyleriyle olgusal nitelikleri arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığı incelenmektedir. İki aşamadan oluşan araştırmanın ilk aşamasında, nitel araştırma yöntemleri kapsamında tanımlanan doküman incelemesi gerçekleştirilmiştir. Araştırma pozitif psikoloji yaklaşımı ekseninde gelişmektedir. Bu çerçevede araştırmanın ilk aşamasında pozitif psikolojiyle birlikte psikolojinin odağının zayıflıktan güçlü yanlara doğru değişmesi ele alınmaktadır. Bu kapsamda alçakgönüllülük pratiği ve bilimini daha iyi anlamak için alçakgönüllülüğün tarihsel seyri, kavramsallaştırılması, ölçülmesi ve elde edilip geliştirilebilmesi araştırılmaktadır. Pozitif psikoloji, dinlerin yapıcı ve olumlu potansiyellerine psikolojinin kapılarını açmıştır. Bu kapsamda alçakgönüllülüğün İslâm'daki konumu ve değeri önem arz etmektedir. İslâm'da merkezi bir erdem olan alçakgönüllülüğün dini literatürdeki ifadesi tevazudur. Araştırmada İslâm düşüncesinde tevhid anlayışı kapsamında tevazu ahlakının ortaya çıkıp gelişmesi ele alınmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında ilişkisel tarama yöntemi kullanılmaktadır. Anket formu aracılığıyla sahadan toplanan verilerin istatistiksel analizi SPSS istatistik programı vasıtasıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulguları alçakgönüllülükle psikolojik iyi olma, yaşam doyumu ve iç kaynaklı dini yönelim arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkilerin olduğunu göstermektedir. Ayrıca alçakgönüllülüğün psikolojik iyi olma, yaşam doyumu ve dini yönelimin anlamlı bir yordayıcısı olduğu belirlenmiştir. Ayrıca kadınlar, yaşamının çoğunu büyük şehirlerde geçirenler, orta seviyede gelir düzeyi olanlar, ilahiyat fakültesinde öğrenim görenler ve sağlık durumunu iyi olarak değerlendirenlerin daha yüksek alçakgönüllülük düzeyine sahip olduğu tespit edilmiştir. Ancak yaş ilerledikçe ve öğrenim görülen sınıf seviyesi arttıkça alçakgönüllülük düzeyinin anlamlı bir şekilde düştüğü belirlenmiştir.

Din psikolojisiDindarlıkPsikoloji+3
Yunus Emre Temiz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasi partilerin gençlik örgütlerindeki bireysel narsizm üzerine bir araştırma

Narsizm kavramı 1980'li yıllardan itibaren psikoloji literatüründe en çok çalışılan konulardan biri olmuştur. Narsistik kişilik özelliklerinin görülür olması toplum ve kurumlarda tecrübe edilmesi bireysel ve örgütsel düzeyde olumsuzluklara sebep verebilmektedir. Ülkemizde popülaritesi yüksek ve kitleleri harekete geçirebilme potansiyeline sahip siyasi alanın, psikolojik ve kültürel özellikleri ile birey, örgüt ve toplum istikametindeki etkileri bireysel narsizm özelinde araştırma konusu yapılmıştır. Bu çalışmayla literatürde incelenen bireysel narsizmden yola çıkılarak siyasi partilerin gençlik örgütü üyelerindeki bireysel narsizm düzeyleri incelenmiş ve siyasi partilerin gençlik örgütlerinde bireysel narsizm eğilimlerine ilişkin çıkarımlar yapılmaya çalışılmıştır. Bu gaye ile çalışmada siyasi partilerin gençlik örgütlerindeki bireylerin narsizm düzeylerinin demografik ve üyelerin örgüte ilişkin değerlendirmelerine göre incelenmesi hedeflenmiş, söz konusu amaca yönelik nicel bir araştırma tasarlanmıştır. Sakarya ve Kocaeli illeriyle sınırlandırılan çalışmada, araştırmalarda sıklıkla tercih edilen, Ames, Anderson, Rose tarafından geliştirilen (2006) ve Atay tarafından Türkçeye standardizasyonu yapılan (2009) narsistik kişilik envanterinden faydalanılmış, kolayda örnekleme tekniği kullanılmıştır. Araştırma kapsamında katılımcılara 350 adet anket dağıtılmış, 324 adet geçerli anket çalışmaya dahil edilmiş ve analizleri yapılmıştır. Araştırma amacına ulaşmak üzere tek yönlü ANOVA testi ve bağımsız gruplar T-testinden faydalanılmıştır. Araştırma bulgularına göre siyasi partilerin gençlik örgütleri üyelerinde narsizm özellikleri bulunduğu, bulunan narsistik durumların farklı alt boyut özellikleriyle gerçekleştiği, bununla birlikte narsistik özelliklerin partiler düzeyinde de anlamlı farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Siyasi partilerin gençlik örgütü üyelerine uygulanan anket çalışmasından elde edilen veriler ile üyelerin bireysel narsizm özelliği gösterdiği durumlar, sınanan hipotezler ve analizler doğrultusunda çoğunlukla üstünlük, sömürücülük ve teşhircilik alt boyutlarında tespit edilmiştir.

Gençlik kollarıNarsisizmSiyasi partiler+2
Onur Şen
Sakarya University · Institute of Business Administration
2019
00
Master'sOpen AccessTR

2003-2020 yılları arasında Kerkük'te demografik değişikliklerin Türkmen halkının sosyo-psikolojisine etkisi

Bu çalışmada, ilk olarak Irak'ta Türkmen varlığı, kimliği, nüfusu ve kültürü incelenmiş ardından 2003-2020 yılları arasında Türkmenler için önemli sayılabilecek tarihsel olaylar ele alınmıştır. Irak'ın Kerkük şehrinde yaşanan demografik değişimden dolayı Türkmenlerin ne durumda olduğu araştırılmış. Bu araştırma için karma desen kullanılmıştır. Nitel boyutun çalışma grubu 7 kadın, 9 erkek 16 kişiden oluşmakta. Nicel boyutun çalışma grubu ise 172 kadın, 198 erkek 370 kişiden oluşmaktadır. Bu araştırmada karma yöntem desenlerinden keşfedici karma desen kullanılmıştır. Irak tarih boyunca sürekli siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel olmak üzere birçok problemle karşı karşıya kalmıştır. Bu sebeple yakın geçmişte ve halen devam eden Kerkük'te demografik değişimin şehrin yerel halkından biri olan Türkmenler açısından değerlendirmesi bu çalışma kapsamında ele alınmıştır. Kerkük'te Türkmen, Arap ve Kürt olmak üzere üç farklı etnik gruptan olan insanlar yıllardır beraber yaşarken, devletin öncelikle Araplaştırma ardından Kürtleştirme politikası ve IŞİD terör örgütünün sebep olduğu göç dalgaları beraberinde şehrin yerel halkı olan Türkmenlerin yurtdışına göçmesine neden olurken yerlerine diğer etnik gruptan insanlar yerleşmiştir. Kerkük şehrinde yaşanan bu demografik değişim akışı ve bölgede sebep olduğu sorunların incelenmesi amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen anket ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Çalışma kapsamında Türkmenlerin maruz kaldıkları zorluklar karşısında sergiledikleri tutum ve davranışlar ortaya konulmuştur. Türkmenlerin toplumsal duygu durumları ve şehirdeki konumları araştırma kapsamında yorumlanmıştır.

DemografiDemografik değişimIrak Türkleri+5
Sarab Sabah Kamal Bayatı
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Sürücülerde ölüm belirginliğinin algılanan risk üzerindeki etkisi: Duyguların aracı rolü

Dehşet Yönetimi Kuramı (DYK), bireylerin psikolojik savunma mekanizmalarını kullanarak ölümün yaratmış olduğu dehşeti yönettiklerini varsaymaktadır. Buna göre bireye ölümlü oldukları hatırlatıldığında psikolojik savunma mekanizmaları, bu dehşetin yaratmış olduğu olumsuz duyguların ortadan kaldırılmasına sağlamaktadır. Dehşetin yönetilmesindeki yapıların tehdit edilmesinin ise bireyin sadece bilişsel ve davranışsal eğilimlerini etkilediği iddia edilmektedir. Ancak son dönemde yapılan çalışmalar ölüm belirginliğinin sadece bilişsel ve davranışsal eğilimleri değil duygusal eğilimleri etkilediğini de göstermiştir. Bu kapsamda çalışmanın ilk amacı ölüm belirginliğinin duygusal deneyimlere olan etkilerini sınamaktır. Diğer taraftan kuramla ilgili trafik ve ulaşım psikolojisi içerisinde son dönemde yapılan çalışmaların sayısının giderek artığı ve ölüm belirginliğinin psikolojik yapı olarak da nitelendirilen algılanan riski etkilediği gösterilmiştir. Bu kapsamda çalışmanın ikinci amacı ölüm belirginliğinin algılanan riske olan etkilerini sınamaktır. Bununla birlikte duygusal deneyimlerin algılanan riski etkilediğini gösteren çalışmalarının sayısı da son dönemde artmaktadır. Çalışmanın üçüncü amacı ise ölüm belirginliğinin algılanan risk üzerindeki etkisinde duygusal deneyimlerin aracılık etkisi rollerini sınamaktır. Böylece DYK temelinde duygulanım-algılanan risk bağlantısının dinamiklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda iki aşamada tamamlanan bu araştırmada, ilk aşamada (Deney 1) deney ve kontrol olmak üzere 2 farklı koşula ilişkin verilerin değerlendirilmesi için bağımsız örneklem t- test ve çoklu aracılık analizleri; ikinci aşamada (Deney 2) 3 farklı koşula (nötr, trafikle ilgili olmayan ölüm belirginliği ve trafikle ilgili ölüm belirginliği koşulları) ilişkin verilerin değerlendirilmesi için tek yönlü MANOVA ve kukla kodlama prosedüründen yararlanarak çok kategorili bağımsız değişkenlerle aracılık analizleri yapılmıştır. Ayrıca her iki aşamada da son test eşleştirilmiş kontrol gruplu seçkisiz desenden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgular ölüm belirginliğinin algılanan riski, duygusal eğilimleri etkilediğini ve ölüm belirginliğinin algılanan risk üzerindeki etkisinde duygusal deneyimlerin aracılık rolünün anlamlı olduğunu göstermektedir. Çalışmada son olarak bu bulguların olası nedenleri, mevcut çalışmanın sınırlılıkları ve gelecek çalışmalar için öneriler tartışılmıştır.

Dehşet Yönetimi KuramıDuygusal deneyimlerRisk+6
Tuncay Çorak
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Görsel uyaran çeşidi ve saysının beyin fırtınasında yaratıcılığa etkisi

Yeni bir şey veya ürün üretmek ile ilgili olan yaratıcılık, günümüzde çok önemli bir kavram haline gelmiştir. Yaratıcılıktan maximum seviyede yararlanma amacı ile birçok teknik geliştirilmiştir. Olabildiğince fazla orijinal düşünce üretmek ile ilgili olan yaratıcılığı artırmaya yönelik tekniklerinden biri de beyin fırtınası tekniğidir. Beyin fırtınasında düşünce üretimini artırmak için birçok farklı yöntem ve teknikten yararlanılmış olsa da görsel uyaranların etkisini ve altında yatan etmenleri açıklayan ve yorumlayan sınırlı sayıda araştırma yapılmıştır. Bu amaçla gerçekleştirilen çalışmada orijinal ya da sıradan olan görsel uyaranların çeşidi ve bu uyaranların sayısının beyin fırtınasında yaratıcılığa olan etkisi incelenmiştir. İlk çalışma 36 üniversite öğrencisine uygulanmıştır. Katılımcılar orijinal-sıradan 2 ve 5 görsele maruz kalmışlardır. Orijinal olarak alınan görsellerin orijinal olarak algılanıp algılanmadığı, ilginçlik, yaratıcılık vb. ile ilgili sorulardan oluşan bir ölçekle ölçülmüştür ve katılımcılar görselleri orijinal olarak belirtmişlerdir. Ardından bir evin iç dekorasyonunun nasıl daha ilginç hale getirilebileceği ile ilgili düşünceler üretmişlerdir. Çok sayıda görsele maruz kalan katılımcılar daha fazla özgün düşünce üretmişlerdir. Ayrıca orijinal ve çok sayıda görsele maruz kalan katılımcılar daha fazla esnek düşünce üretmişlerdir. İkinci çalışma ise 47 üniversite öğrencisine uygulanmıştır. İlk çalışmadan farklı olarak katılımcılar yine orijinal veya sıradan fakat, 1 ve 3 görsele maruz bırakılmışlardır. Bu çalışmada katılımcılar farklı bir konuda, parkları geliştirme konusunda beyin fırtınasına tabi tutulmuşlardır. Orijinal uyaranlara maruz kalan katılımcılar daha fazla özgün düşünce üretmişlerdir. Ayrıca çok uyaran koşulundakiler az uyaran koşulundakilere göre daha fazla özgün düşünce üretmişlerdir. Aynı zamanda orijinal ve çok sayıda uyaran koşulundaki katılımcılar daha fazla esnek düşünce üretmişlerdir. Ayrıca esneklik uyarıcı miktarı ile yaratıcılık arasında aracı bir değişken olarak rol oynamaktadır. Bu bulgular uyarıcının miktarında çeşitli uyaranların olmasının esnekliği tetiklediğine işaret etmektedir. Sonuç olarak her iki çalışma, uyaran miktarının fazlalığının ve orijinal olmasının daha fazla özgün ve esnek düşünce üretimine yol açtığını göstermektedir. Bu bulgular Bilişsel Uyarılma ve Çağrışımsal Bellekte Düşünce Arama (ÇBDA) Kuramları bağlamında açıklanmıştır.

Beyin fırtınasıGörsel algılamaGörsel uyarılmış potansiyeller+4
Merve Yüksel
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveyn yetiştirme stili, işyeri saldırganlığı ve işyerinde kadına yönelik cinsiyet ayrımcılığı arasındaki ilişkiler

Bu çalışmanın amacı, işyeri saldırganlığı ve işyerinde cinsiyet ayrımcılığı arasındaki ilişkide algılanan ebeveyn etkisi ve ebeveyn çocuk yetiştirme stilinin düzenleyici rolünü incelemektir. Bu amaçlar doğrultusunda araştırmanın örneklemi, Ankara ve Bolu illerinde görev yapmakta olan özel okul ve devlet okulu öğretmenlerinden oluşturulmuştur. Araştırmada toplanan veriler kolay örneklem yöntemiyle elde edilmiştir. Algılanan ebeveyn etkisi ve ebeveyn çocuk yetiştirme stilinin düzenleyici rolü birbirlerinden bağımsız olarak incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda, algılanan ebeveyn etkisi ve ebeveyn çocuk yetiştirme stilinin işyeri saldırganlığı ve işyerinde cinsiyet ayrımcılığı arasındaki ilişkide düzenleyici rollerinin olduğu görülmüştür. Araştırmadaki bulgular hem annenin hem de babanın dış dünyayla ilgili kararlara olan algılanan etkisinin, engelleme boyutundaki işyeri saldırganlığı ve kadının çalışma hayatı ve evlilik uyumu boyutunda yapılan cinsiyet ayrımcılığı arasındaki ilişkide düzenleyici bir role sahip olduğunu göstermiştir. Yine, babanın dış dünyayla ilgili kararlara olan algılanan etkisinin, engelleme boyutundaki işyeri saldırganlığı ve kadının çalışabileceği işler boyutunda yapılan ayrımcılık arasındaki ilişkide düzenleyici bir role sahip olduğu görülmüştür. Ayrıca ebeveyn çocuk yetiştirme stillerinden annenin kabul/ilgi düzeyinin, engelleme boyutundaki işyeri saldırganlığı ve çalışan kadına yönelik yapılan cinsiyet ayrımcılığı arasında düzenleyici rolü olduğu anlaşılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular ilgili alan yazın ışığında tartışılmıştır.

Algılanan ebeveynlik biçimleriCinsel ayrımcılıkEbeveyn-çocuk ilişkisi+7
Başak Gençtürk
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
20
Master'sOpen AccessTR

Can sıkıntısının ve ödülün yaratıcılık üzerine etkisi

Literatürde can sıkıntısının eğitim ortamlarında sorun yarattığına ilişkin çok sayıda araştırma bulunmasına rağmen, can sıkıntısının yaratıcılık üzerindeki etkisi konusunda yapılan araştırmalar birbiriyle tutarlı olmayan sonuçlar göstermektedir. Ayrıca bu araştırmalar, can sıkıntısı ile yaratıcılık arasında rol oynayan aracı mekanizmalar konusunda bir açıklama yapmamaktadır. Son olarak can sıkıntısının nasıl önleneceği konusunda etkisi kanıtlanmış teknikler literatürde bulunmamaktadır. Bu tezde yapılan üç araştırmayla can sıkıntısının yaratıcılık üzerinde etkisi aydınlatılmaya çalışılmıştır. İlk araştırmada can sıkıntısı ile yaratıcılık arasındaki ilişki yapılan bir korelasyonel araştırmayla incelenmiş ve can sıkıntısı ile yaratıcılık arasında negatif bir ilişki olduğu bulunmuştur. Bu ilişkinin bir bölümü can sıkıntısının derin düşünmeyi azaltmasından kaynaklanmaktadır. İkinci araştırmada can sıkıntısı sıkıcı bir görev verip vermeme yoluyla manipüle edilmiştir. Bu şekilde manipüle edilen durum, katılımcılar tarafından can sıkıcı olarak tanımlanmıştır. Ayrıca, can sıkıntısı yaratıcılığı azaltmıştır. Sonuç olarak hem korelatif hem de deneysel araştırma can sıkıntısının yaratıcılığı azalttığını tutarlı olarak göstermiştir. Bununla birlikte ikinci araştırmada can sıkıntısı ile yaratıcılık arasında derin düşünmenin aracılık etkisi bulunamamıştır. Bu durum birinci araştırmaya göre ikinci araştırmada can sıkıntısının manipüle edilmesi ve dolaysıyla daha güçlü bir değişken olarak ortaya çıkmasından kaynaklanabilir. Üçüncü araştırmada can sıkıntısı ve ödülün yaratıcılık üzerinde ortak etkisi incelenmiştir. Bu araştırmada can sıkıntısından sonra verilen ödülün yaratıcı performansı artırmada en etkili teknik olduğu ortaya çıkmıştır. Bu araştırmada aracı değişkenlerin rolünün ortaya çıkmamasının katılımcı azlığından kaynaklandığı düşünülmektedir. Özet olarak, ortaya çıkan bu etki, verilen ödülün sinerjik etkisinin ve telafi süreçlerinin söz konusu olmasından kaynaklanabilir.

Sosyal psikolojiSıkıntıYaratıcılık+1
Edanur Uğur
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
20
Master'sOpen AccessEN

Bireylerin finansal kararlarının davranışsal finans yaklaşımı ile analizi

Behavioral finance deals with the behavioral and psychological consequences of financial decisions. Investors are characterized in traditional finance as rational individuals who aim to maximize their benefits. The behavioral finance approach claims that this is not always applicable. According to this approach, individual investors are impacted by various psychological biases and tendencies while making financial decisions. In this context, the conditions based on the effective market theory established by traditional finance cannot be always provided. In this study, it is investigated whether individual investors residing in Istanbul have psychological biases and tendencies such as overconfidence, confirmation, hindsight, conservatism, availability, loss-aversion, familiarity, mental accounting, regret aversion, ambiguity aversion, and herd behavior while making investment decisions. In the empirical part of the study, these eleven biases and tendencies are considered dependent variables; the differences between those who have economics/finance education and those who do not are examined within this framework. In this context, the main purpose of the study is to determine whether there are any impacts on individual investors who have economics/finance education and who do not in their avoidance of these biases and tendencies. To achieve this goal, a questionnaire study has been applied to 434 individual investors residing in Istanbul, and the data obtained has been analysed and interpreted using the SPSS 26.0 statistical program. As a result of the analysis, only regret aversion bias differs between investors who have studied and have not studied economics/finance, according to the statistics. In terms of all other biases and tendencies, having an economics/finance education does not appear to make a difference for the surveyed group.

Behavioral financeEfficient market theoryFinancial decisions+5
Nihal Mırzalıyev
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Related subjects