Sosyal psikoloji

78 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Uluslararası göç hareketliliğine ilişkin tutumların karma araştırma yöntemi ile incelenmesi: Edirne ili

Türkiye, dünyada en çok sığınmacıya ev sahipliği yapan ülkedir. Bunun sonucu olarak birçok şehirde yabancı uyruklu göçmen ve yerel halk sosyal alanda etkileşime girmektedir. Bu şehirlerden biri de Edirne'dir. Türkiye'nin Avrupa'ya geçiş kapısı olarak öne çıkan Edirne'de yaşayan yabancı uyruklu göçmenler ile yerel halkın karşılıklı tutumları sosyal psikoloji disiplini dâhilinde bu araştırmada tartışılmıştır. Araştırmada, karma araştırma yöntemi ve yöntemin alt desenlerinden yakınsayan paralel desen kullanılmıştır. Ölçeklerle, elde edilen nicel bulgular analiz edilmiştir (SPSS 25). Ölçekler arasında anlamlı bir ilişki kurulduğu görülmüştür. Nitel bulgular ise yarı yapılandırılmış görüşme formlarıyla analiz edilmiştir (MAXQDA 24). Araştırma sonucunda, yerel halkın göçmenlere yönelik olumsuz tutumları öne çıkarken, göçmenlerin ise yerel halka yönelik daha olumlu tutumlar besledikleri görülmüştür. Bu araştırmanın, grupların birbirine yönelik tutumlarına ilişkin politika geliştirilmesinde farklı bir bakış açısı kazandıracağı düşünülmektedir.

Basmakalıp yargıBilişsel tutumDavranışsal tutum+4
Cem Kavalcı
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hekim-hasta ilişkisinde olumlu ve olumsuz duyguların tüketici davranışı çerçevesinde incelenmesi

Bu çalışmanın amacı hekimin hastaya sergilemiş olduğu olumlu duyguların hastanın hekime hissettiği olumsuz duyguları ve hekimden memnuniyetini hangi yönde etkilediğini araştırmaktır. Kuramsal tartışmalar incelendiğinde, sağlık hizmetlerinde tüketicilerin olumsuz duygularının hizmet sağlayıcıların olumlu duyguları ile olan ilişki çok fazla ele alınmamıştır. Bu çalışmanın önemi kuramsal tartışmalardaki bu boşluğu doldurmak ve bu konu üzerine tüketici araştırmacılarının dikkatini çekmektedir. Araştırmanın keşfedici bir boyutunun olması sebebiyle, bu araştırma kapsamında hem nitel hem de nicel araştırma yöntemlerine başvurulmuştur. Bu kapsamda, derinlemesine mülakatlara ve deneysel tüketici araştırma yöntemi ile anket çalışmalarına başvurulmuştur. Başvurulan analiz yöntemleri ise şunlardır: içerik analizi, bağımsız örneklem t testi ve çok değişkenli hiyerarşik regresyon. Sonuç olarak, hekimin hastaya olumlu duygularını sergilemesi, hastanın psikolojik şiddetine ve yaşına bağımlı olarak hekime hissettiği olumsuz duyguları arttırmakla beraber hekimden memnuniyetini azaltmaktadır.

Doktor-hasta ilişkileriHasta memnuniyetiHasta psikolojisi+6
Halil Pak
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Gerçekliğin yeniden inşası: Gruplar arası tehdit algısı bağlamında sanal gerçeklikle empatinin değişimlenmesinin sosyal mesafe düzeyi ve yardım etme davranışı üzerindeki etkisi

Empati, başkalarının duygularını anlama ve paylaşma yeteneğidir. Geleneksel perspektif alma yöntemlerini kullanan çalışmalar, gruplar arası tehdit algısı yüksek olduğunda empatide beklenen artışın olmadığını ortaya koymaktadır. Sanal gerçeklik, empatiyi teşvik etmede yeni bir araç olarak kullanılmaktadır ve geleneksel yöntemlere kıyasla daha etkilidir. Sanal gerçeklik, üç boyutlu ortamlarla etkileşime girmeyi sağlayan bir teknolojidir. Bu tez çalışması kapsamında yürütülen ön çalışmanın sonuçları, sanal gerçekliğin hem düşük hem de yüksek tehdit algısına sahip bireylerde empatiyi değişimlemede başarılı olduğunu göstermiştir. Sosyal mesafe, insanların diğer sosyal grupların üyelerini kabul/reddetme seviyesidir. Başka bir bireye fayda sağlama amacı taşıyan gönüllü eylemler ise yardım etme davranışı olarak tanımlanmaktadır. Gruplar arası tehdit algısı ve empati arttıkça yardım etme davranışı da artarken sosyal mesafe düzeyi azalmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı gruplar arası tehdit algısı bağlamında sanal gerçeklikle değişimlenen empatinin sosyal mesafe düzeyi ve yardım etme davranışı üzerindeki etkilerini incelemektir. Çalışmanın ilk aşamasında 266 üniversite öğrencisi, Gruplar Arası Tehdit Algısı Ölçeği kullanılarak Suriyeli mültecilere yönelik tehdit algılarına göre düşük ve yüksek olarak iki gruba ayrılmıştır. İkinci aşamada 160 katılımcı deney kapsamında oluşturulan üç koşuldan birine seçkisiz olarak atanmıştır. "Sidra'nın Üzerindeki Bulutlar" videosu, Sanal Gerçeklik Kamp koşulunda sanal gerçeklikle; Ekran Kamp koşulunda ise bir bilgisayar ekranından sunulmuştur. Sanal Gerçeklik Uzay koşulunda da sanal gerçeklikle uzay görüntülerinden oluşan bir video izletilmiştir. Ardından Sosyal Mesafe Ölçeği aracılığıyla katılımcıların sosyal mesafe düzeyleri ölçülmüş ve bir yardım kampanyasına bağışladıkları gerçek para miktarı incelenmiştir. Bu amaçla 3 (empati) x 2 (tehdit algısı) çok değişkenli varyans analizi (MANOVA) yapılmıştır. Bulgular, tehdit algısı yüksek olan katılımcıların; sosyal mesafe düzeyinin daha yüksek olduğunu ve daha az para bağışladıklarını göstermiştir. Bununla birlikte, sanal gerçeklik; sosyal mesafe düzeyinin azalmasını ve bağış miktarının artmasını sağlamıştır. Empati; tehdit algısı düşük olduğunda, sosyal mesafe değişkeninde, tehdit algısı yüksek olduğunda ise bağış miktarında herhangi bir farklılığa yol açmamıştır.

EmpatiGerçekliğin inşasıGruplararası Tehdit Kuramı+6
Esra Erdem
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Political propaganda in Shakespeare's history plays

This dissertation has attempted to understand the political propaganda in the history plays of William Shakespeare and draw connection between the Shakespearean Stage and the mass media of our age in terms of the loss of the real concept of Jean Baudrillard and social psychology techniques such as primacy effect, cognitive dissonance theory and classical conditioning of the modern age. Analysing Macbeth, King John, Richard II and Richard III in the light of new historicism and deconstruction theories has given the chance of crosschecking the findings about the loss of the real through two different methods. Both the outcomes of the new historicist analysis, which demonstrated the distortions of the historical events from the windows of the Renaissance authors like Raphael Holinshed, Edward Hall, Richard Grafton and George Buchanan, and the outcomes of the deconstruction which revealed the binary oppositions causing violent hierarchies for the favour of the monarchy have indicated the fact that Shakespeare distorted historical realities in his history plays. Both the loss of the real as the outcome of the new historicist and deconstructive analyses, and Shakespeare's quality in using social psychology techniques such as classical conditioning, primacy effect or cognitive dissonance theory have enabled this dissertation to reinterpret Shakespeare from a different perspective. William Shakespeare, probably the greatest playwright of all times, always allows us to restudy and reinterpret his plays in the light different methods and techniques. As long as human being advances in time, science and technology, his plays allow us to reinterpret them from different perspectives. Therefore, it is possible to maintain that Shakespeare is never out of date and will always attract the attention of the researchers. Keywords: Elizabeth theatre, William Shakespeare, Jean Baudrillard, Jacques Derrida, deconstruction, new historicism, social psychology, simulacra and simulation

Baudrillard, JeanDerrida, JacquesElizabeth theatre+7
Kenan Yerli
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sanal gerçeklik ortamı ile uyarılmış pozitif huşu ve tehdit edici huşunun özgecilik üzerindeki etkisinde gruplararası ilişkiler

Keltner ve Haidt'in (2003) prototipik huşu modeline göre huşu, iki merkezi -genişlik ve akomode etme ihtiyacı- özelliğe sahip ve beş periferik -tehdit, güzellik, yetenek, erdem, doğaüstülük- özellik ile ilişkili olan kompleks bir duygudur. Bu araştırma kapsamında, Yaden ve ark. (2018) tarafından, prototipik huşu modelinden bu yana yapılan deneysel araştırma bulgularına dayalı olarak geliştirilen AWE-S'in Türkçe uyarlaması (HDDÖ) yapılmıştır. AFA uygulaması sonucunda ölçekteki 16 maddenin 4 alt boyutta toplandığı ve faktörlerin, toplam varyansın %82.379'unu açıkladığı görülmüştür. HDDÖ (α=.92) bireylerin hissettikleri anlık huşu duygusunu, değişmiş zaman algısı (α=.82), bağlanılmışlık (α=.96), genişlik (α=.94) ve akomode etme ihtiyacı (α=.93) olmak üzere dört boyutta ölçmektedir. Araştırmalar, huşu deneyimlerinin özgecilik üzerindeki pozitif etkisine vurgu yapmaktadır. Bu araştırmanın temel amacı, VR ortamı ile uyarılmış tehdit edici huşu (TEH) ve pozitif huşu (POH) deneyimlerinin, özgecilik (para bağışlama senaryosu ile ölçülen) üzerindeki etkisini iç grup- dış grup ayrımına dayalı olarak ölçmek ve POH/TEH uyaranlarının dini bağlamda pozitif (DİPOH)/dini bağlamda tehdit edici (DİTEH) olarak sunulduğu koşulda özgecilik üzerindeki etkilerini ele almaktır. İki başörtülü kadın grubu, DİPOH/DİTEH koşulları için POH/TEH uyaranları sunulmadan önce teorik olarak bu uyaranlar ile içerik bakımından ilişkili olduğu düşünülen Kur'ân-ı Kerim'deki ayetlere maruz bırakılmıştır. Literatürde TEH ve POH deneyimlerini uyarmada güçlü etkileri olduğu bulgulanan VR içerikleri (POH için doğa manzaralarını, TEH için volkan patlamalarını içeren) kullanılmıştır. 6 deney ve 2 kontrol koşulundan oluşan bir deney tasarlanarak 112 kadın katılımcı (70 başörtülü/42 başörtüsüz kadın) ile bu araştırma yürütülmüştür. POH, TEH ve kontrol koşullarındaki katılımcıların dış gruba yönelik özgeci davranış ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Fakat kontrol koşullarındaki katılımcıların iç gruba yönelik özgeci davranışlarının huşu koşullarındaki katılımcılara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla olduğu ve DİPOH/DİTEH koşullarında TEH ve kontrol koşullarına kıyasla dış gruba yönelik özgeci davranışların istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla olduğu görülmüştür. Bulgular, ilgili huşu modelleri ve gruplararası ilişkiler kuramları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gruplararası İlişkiler, Huşu, Özgecilik, Pozitif Huşu, Tehdit Edici Huşu

Din psikolojisiPozitif psikolojiSosyal psikoloji+1
Mehmet Akif Aydın
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Romantik ilişkide psikolojik şiddet, algılanan sosyal destek ve öz yeterlik ilişkisinin incelenmesi

Yakın ilişkide kadına yönelik psikolojik şiddetin etkisinin birikimli olarak ortaya çıkması ve fiziksel şiddet gibi net bir şekilde dışarıdan gözlemlenememesi nedeniyle kadınlara sağlanacak olan desteğin ve yaşadıkları durumla baş edebilmelerinde öz yeterlik inançlarının önemli bir kaynak olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı; romantik ilişkide psikolojik şiddetin algılanan sosyal destek ve öz yeterlik inancıyla ilişkisini, bu değişkenlerin çeşitli demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını ve fiziksel, cinsel, ekonomik şiddet kontrol altına alınarak algılanan sosyal desteğin ve öz yeterliğin psikolojik şiddeti nasıl yordadığını araştırmaktır. Araştırmanın I. çalışma grubunu, Türkiye'de yaşayan ve ilişkisi olan 396 kadın oluşturmuştur. Araştırmanın II. çalışma grubunu, Türkiye'de yaşayan ve ilişkisi olan 178 kadın oluşturmuştur. Araştırmada veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen 'Demografik Bilgi Formu', Cankardaş-Nalbantçılar (2018) tarafından geliştirilen 'Yakın İlişkilerde Psikolojik Şiddet Ölçeği', Eker ve Arkar (1995) tarafından Türkçe'ye uyarlanan 'Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği' ve Yıldırım ve İlhan (2010) tarafından Türkçe'ye uyarlanan 'Genel Öz Yeterlik İnanç Ölçeği', Akpınar (2011) tarafından Türkçe'ye uyarlanan 'Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Öz Yeterlik Ölçeği' uygulanmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda; yakın ilişkide psikolojik şiddetin, algılanan sosyal destek ve öz yeterlik ile negatif ve anlamlı, algılanan sosyal desteğin, öz yeterlik ile pozitif ve anlamlı bir ilişkisi olduğu bulunmuştur. Yakın ilişkide psikolojik şiddet ile yaş, kadının eğitim düzeyi, partnerin bir işte çalışması, çocuk sahibi olma, ilişki durumu, ilişki süresi, aile tarafından fiziksel ve ekonomik şiddete maruz kalma ve partneri tarafından fiziksel, ekonomik ve cinsel şiddete maruz kalma değişkenleri anlamlı bulunmuştur. Algılanan sosyal destek ile yaş, kadının eğitim düzeyi, partnerin eğitim düzeyi, partnerin bir işte çalışması, çocuk sahibi olma, ilişki durumu, ilişki süresi, aile tarafından fiziksel ve ekonomik şiddete maruz kalma ve partneri tarafından fiziksel, ekonomik ve cinsel şiddete maruz kalma değişkenleri anlamlı bulunmuştur. Öz yeterlik ile kadının bir işte çalışması, tanışma şekli, aile tarafından fiziksel ve ekonomik şiddete maruz kalma ve partneri tarafından fiziksel, ekonomik ve cinsel şiddete maruz kalma değişkenleri anlamlı bulunmuştur. Yakın ilişkide psikolojik şiddetin yordanmasına ilişkin yapılan çoklu regresyon analizi sonucunda, 'fiziksel, ekonomik, cinsel şiddet' ve 'algılanan sosyal destek' anlamlı yordayıcılar olarak bulunmuşken, 'öz yeterlik' anlamlı yordayıcı olarak bulunmamıştır. Elde edilen bulgular alan yazında tartışılmış, şiddetin önlenmesine ve kadınların rehabilitesine yönelik önerilere yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler Şiddet, yakın/romantik ilişkide psikolojik şiddet, algılanan sosyal destek, öz yeterlik, kadın.

Duygusal ilişkiKadın sorunlarıPsikolojik baskı+7
Rufeyde Utkan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Devlette davranışsal kamu politikalarının ortaya çıkışı ve gelişim süreci: Türkiye örneği

Kamu politikalarını tasarlayıp uygulayanlar için en temel kaygı, hedef kitlenin hazırlanan kamu politikalarına tepkisi ve uyumunun nasıl gerçekleşeceğidir. 2000 yılından beri geçen dönem, davranışsal öngörülerin kamu politikalarının tasarımı ve uygulamasına başarılı bir şekilde uyarlanmasına tanıklık etmiştir. Kamu politikası tasarımı konusundaki bu yaratıcı yaklaşım ve uygulama, literatürde 'dürtme' (nudging) olarak ifade edilmektedir. 'Dürtme', bireysel karar verme sürecinde oluşan yanlılıklardan yola çıkarak, kamu politikası müdahalelerinin kalitesini ve başarısını artırmayı amaçlar. 2021 yılı itibarıyla dünyada 200'den fazla davranışsal kamu politikası/dürtme birimi vardır. Bunlardan birçoğu da devlet yapısı içinde örgütlenmiştir. Bu bağlamda, bu tezde, dünyada ve Türkiye'de davranışsal kamu politikası birimlerinin oluşum ve gelişim süreci detaylı bir biçimde incelenmiş ve bu alanda yapılan çalışmalar hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. Türkiye'deki davranışsal kamu politikası birimi, 2018'de Ticaret Bakanlığı bünyesinde oluşturulmuştur (Eski adı Ekonomi Bakanlığı). Bu birim, Ankara'daki Birleşik Krallık Büyükelçiliği'nin yardımı ve rehberliği sayesinde, Birleşik Krallık Davranışsal Kamu Politikası Birimi'nden esinlenilerek politika transferi yoluyla Türkiye'ye ithal edilmiştir. Bu transfer sürecini kursamsal açıdan da değerlendirebilmek amacıyla, Türkiye'deki 'dürtme' biriminin oluşum ve gelişim süreci Kingdon'ın Çoklu Akımlar Modeli'nden (Multiple Streams Model) yararlanılarak analiz edilmiştir. Bu çerçevede bu tezde Türkiye'deki davranışsal kamu politikası biriminin kuruluş süreci, örgütsel yapısı, faaliyetleri (dürtme deneyi, üniversitelerle yapılan işbirliği faaliyetleri, vb.) ve birimin gelecek hedeflerine yönelik olarak, ilgili literatürün taranması, resmi dökümanların incelenmesi ve mülakatlardan elde edilen veriler yardımıyla analiz edilmiştir. Bu alan araştırmasından çıkarılan dersler, başta bürokratlar olmak üzere tüm kamu politikası aktörleri için faydalı olabileceği gibi, gelişmekte olan ülkeler için de yarar sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Davranışsal kamu politikası, Dürtme, Kingdon'ın Çoklu Akımlar Modeli, Türkiye

Davranışsal ekonomiDavranışsal tutumDavranışsal uygulama+5
Ayça Kuşseven
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Prososyal Destek Eğitim Programının (Pro-DEP) ailelerin ve çocukların prososyal becerileri üzerindeki etkisinin incelenmesi

Yapılan çalışmanın amacı ilkokulda çocuğu olan aileler için geliştirilen Prososyal Destek Eğitim Programının çocukların ve ebeveynlerinin prososyallik düzeyleri üzerine etkisini incelemektir. Yapılan araştırma Ağrı İl Merkezinde 2021-2022 bahar döneminde çocuğu ilkokula devam eden aileler ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada karma yöntemlerden olan Gömülü Desen (Embedded Design) kullanılmıştır. Program öncesinde ve sonrasında odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Nicel desen ise ön test son test kontrol gruplu yarı deneysel desen şeklinde planlanmıştır. Araştırmanın örneklemini deney grubunda 16 ebeveyn ve 17 çocuk, kontrol grubunda 20 ebeveyn ve 20 çocuk olmak üzere 73 kişi oluşturmuştur. Deney grubundaki ailelere çevrimiçi olarak on hafta, haftada bir gün olmak üzere "Prososyal Destek Eğitim Programı (Pro-DEP)" uygulanmıştır. Kontrol grubundaki ailelere herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Çocukların prososyallik düzeyleri "Çocuk Prososyallik Ölçeği: Çocuk Formu" ve "Çocuk Prososyallik Ölçeği: Anne-Baba-Öğretmen Formu" kullanılarak, ebeveynlerin prososyallik düzeyleri ise "Yetişkin Prososyallik Ölçeği" kullanılarak değerlendirilmiştir. Yapılan analizlerde bağımsız grupların karşılaştırılmasında Mann Whitney U, bağımlı grupların karşılaştırılmasında Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi anlamlılık düzeyi p<0,05 alınarak kullanılmıştır. Anlamlı farklılıklar elde edilen gruplardaki etki büyüklüğü Cliff's Delta kullanılarak hesaplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre uygulanan eğitim programının deney grubundaki katılımcıların, eşlerinin ve çocuklarının üzerinde orta etki düzeyinde olumlu etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcılar program uygulanmasından sonra kendilerinde, eşlerinde ve çocuklarında prososyal becerilerin arttığı ve Pro-DEP'in etkili olduğu görüşlerine de sahiptir.

Aile eğitimiSosyal psikoloji
Samet Ata
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal çalışmacı ve adli tıp uzmanları gözlemlerine göre çocuk cinsel istismarında ikincil mağduriyetin sebeplerini inceleme

Çocuk cinsel istismarı geçmişte olduğu gibi günümüzde de insan hayatını etkileyen en önemli hususlardan biri olmaya devam etmektedir. İstismara uğrayan çocukların mağduriyetlerini azaltmak amacıyla kurulan kurumların da mağdur çocuklarda ikincil mağduriyete neden olduğu gözlemlenmektedir. Cinsel istismara uğramış çocukların adli süreç içerisinde deneyimledikleri ikincil mağduriyetin sebeplerini belirlemek ve analiz etmek amacıyla bu çalışma planlanmıştır. Araştırmanın özneleri, çocuk izlem merkezleri, adli görüşme odaları, adliye ve Adli Tıp Kurumu'nda cinsel istismara uğramış çocuklarla direkt görüşme sağlayan 110 adet sosyal çalışmacı ve 100 adet adli tıp hekiminden oluşmaktadır. Tez çalışmasına sosyal çalışmacılardan 65 kadın (%59,1) 45 erkek (%40,9) olmak üzere yaşları en az 24 ve en çok 65 olan toplamda 110 kişi katılmıştır. Adli tıp hekimlerinde ise yaşları en düşük 27 en yüksek 59 olan 50'si kadın 50'si erkek olmak üzere 100 kişi katılmıştır. Veri toplama aracı olarak bilgilendirilmiş onam formunun ardından her iki grup için de ayrı ayrı hazırlanmış kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Ayrıca araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda ikincil mağduriyet oluşturabilecek risk faktörleri belirlenerek sosyal çalışmacılar ve adli tıp uzmanlarının deneyimlerinden yararlanarak bir kısmının 5'li likert tipi, bir kısmının evet/hayır, çoktan seçmeli ve açık uçlu soruların oluşturduğu anket formu kullanılmıştır. Örnekleme gönüllülük esasına dayalı oluşturulmuş, online ve çevrimiçi şekilde gelişigüzel örnekleme yöntemi veriler toplanmıştır. Katılımcıların bilgileri doğrultusunda frekans analizi, bağımsız örneklem t testi ve chi-square testleri ile analizler tamamlanmış olup, açık uçlu sorular da nitel kapsamda değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda kadın ve erkek katılımcılar arasında genel olarak anlamlı farklılıklar sıklıkla bulunamamış olsa da belirlenen ikincil mağduriyet nedenlerinin birçoğunun günümüzde devam ettiği görülmüştür.

Adli psikolojiAdli tıpCinsel istismar+4
Merve Yorulmaz
İstanbul University-Cerrahpaşa · Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yunus Emre'nin şiirlerinin Pitirim Aleksandroviç Sorokin'in özgecilik teorisi bağlamında incelenmesi

İnsanı, insan duygularını, düşüncelerini, neden ve nasıl değiştiğini inceleyen sosyal psikolojinin önemli kavramlarından birisi de özgecilik kavramıdır. Özgecilik başkalarının iyiliği için elinden geleni esirgememe durumudur. İnsanda sevgi; özgecilik ve yaratıcılık potansiyelini yükseltebilecek metotları keşfetmeyi amaçlayan sosyolog P.A. Sorokin'e göre varılması gereken yöntem daha ne kadar özgeci olabilmek gayesi taşımaktır. İnsan zihni; ideaları, inançları, zevkleri, ahlak ve estetik değerleri kapsamaktadır. Tinsel olgular, insan kişiliğinde en etkili olguları oluşturmaktadır. Bu noktada insan kendi benliğini ikinci plana atıp, başkalarının iyiliğini ön plana alma noktasında en etkili olgu olmuştur. On üçüncü yüzyılın ikinci çeyreği ile on dördüncü yüzyılın ilk çeyreğinde Anadolu'da yaşayan ve dünyaca bilinen mutasavvıf ve şair olan Yunus Emre şiirlerinde; barış dostluk, birlik, beraberlik, nefsine hâkim olma, yardımseverlik, kötülükten uzak durmak ve iyiye yakın olmak gibi konuları ele almıştır. Bu çalışmada ilk olarak Yunus Emre'nin şiirleri Sorokin'in özgecilik teorimi açısından ele alınmıştır. Bu tez çalışmasında psikoloji, sosyal psikoloji ve sosyolojinin kuramsal ve uygulama alanına bulunduğu katkılar tespit edilmiştir. Bu araştırma nitel araştırma yöntemi kullanılarak yürütülmüş bir çalışmadır ve doküman incelemesi tekniği çerçevesinde elde edilen veriler içerik analiziyle değerlendirilmiştir. Yunus Emre'nin Divan'ı ve Risâletü'n-Nushiyye isimli mesnevisindeki şiirlerinin evrensel boyutlarına ulaşılarak Sorokin'in özgecilik teorisine ve özgecilik manasına ne kadar uyumlu olduğu bu tez kapsamında tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yunus Emre, Psikoloji, Sosyal Psikoloji, Özgecilik, P. A. Sorokin.

PsikolojiSorokin, Pitirim AleksandroviçSosyal psikoloji+4
Yakar Almacak
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Adil dünya inancı ve algılanan kontrol eksikliğinin Suriyeli göçmenlere yönelik yardım etme davranışı üzerindeki etkisi

2011 yılından günümüze kadar olan dönemde dünyada geniş yankılar uyandıran Suriyeli mülteci yoğunluğu, sınırlarından içeri en fazla mülteci alan Türkiye'yi büyük oranda etkilemiştir. Mülteciler halkın bazı kesimleri tarafından yardımseverlikle karşılansalar da bazı kesimler tarafından önyargı ve ayrımcılığa maruz kalmaktadırlar. Araştırmalar yerel halkın mültecilere yönelik olumsuz tutum ve davranışlarının altında mültecilerin uyum sorunu yaşayacakları, kendi düzenlerini bozacağı ve halkın kaynaklarını kullanacağı gibi kaygıların yer aldığını göstermiştir. Öte yandan, bireylerin kendilerinin veya başkalarının başlarına gelen olayları ne kadar adil algıladığını ifade eden adil dünya inancı ile çevremizde meydana gelen olay ve durumlar üzerindeki kontrol algımızı ifade eden sosyopolitik kontrol, öngörülebilir ve kontrollü bir dünya düzeni ihtiyacının yansımaları olarak görülebilir. Bu sebeple adil dünya inancı ve algılanan sosyopolitik kontrolün bireylerin mültecilere yönelik yardım etme niyetleri üzerinde etkili olacağı düşünülmektedir. Buna uygun olarak hedef grup üyeliği, adil dünya inancı ve algılanan sosyopolitik kontrolün yardım etme niyeti üzerindeki yordayıcı etkisini inceleyebilmek amacıyla iki deney yürütülmüştür. Deneylerden önce hedef grup üyeliği değişimlemesi için kullanılacak olan gazete haberlerini seçmek amacıyla bir ön çalışma gerçekleştirilmiştir. Yine deneylerde kullanılacak olan Sosyopolitik Kontrol Ölçümü'nün Türkçeye uyarlanması için güvenirlik ve geçerlik analizlerini içeren iki ön çalışma daha yürütülmüştür. Deney I'de ilk olarak 18-25 yaş arasındaki katılımcıların genel adil dünya inançları ve algılanan sosyopolitik kontrolleri ölçülmüştür. Daha sonra katılımcıların bir kısmı Türk bir ailenin, bir kısmı da Suriyeli bir ailenin evinde gerçekleşen hırsızlık olayını anlatan bir gazete haberi okumuşlardır. Ardından katılımcılara haberde yer alan aileye yönelik bir yardım kampanyası düzenlendiği söylenmiş ve bir yardım niyeti formu sunulmuştur. Formda katılımcıların yardım etmek isteyip istemedikleri sorulmuş (evet/hayır) ve yardım miktarı bilgileri alınmıştır. Katılımcılar hedef grup üyeliği (Türk aile/Suriyeli aile), genel adil dünya inancı (düşük/yüksek) ve sosyopolitik kontrol (düşük/yüksek) puanlarına göre gruplara ayrılmış ve bu değişkenlerin yardım niyetleri üzerindeki yordayıcılığı İkili Lojistik Regresyon Analizi kullanılarak incelenmiştir. Bulgulara göre, Türk aile koşulundaki katılımcılar Suriyeli aile koşulundaki katılımcılara kıyasla daha çok yardım niyeti göstermişlerdir. Ayrıca yüksek sosyopolitik kontrole sahip katılımcılar düşük olanlara kıyasla daha çok yardım etme niyeti sergilemişlerdir. Genel adil dünya inancının ise yardım etme niyeti üzerinde anlamlı bir etkisi bulunamamıştır. Deney II'de ise aynı araştırma deseni tekrarlanmış ancak burada genel adil dünya inancı yerine kişisel adil dünya inancı kullanılmıştır. Katılımcılar burada da Türk aile için, Suriyeli aileye kıyasla daha çok yardım niyeti göstermişlerdir. Yüksek kişisel adil dünya inancına sahip katılımcıların da daha çok yardım niyeti sergilediği görülmüştür. Sosyopolitik kontrolün ise Deney II'de yardım niyeti üzerinde anlamlı bir etkisi bulunamamıştır. Her iki deneyde de değişkenlerin yardım etme niyeti üzerinde ortak etkileri anlamlı değildir.

Adil dünya inancıAlgılanan kontrolGöçmenler+6
Betül Kanık
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk halk oyunlarında oyun yeri

Bu çalışma alan-mekân gibi kavramlar incelenerek, dans konusunda mekânın yere dönüşmesi olgusunu ele almaktadır. Alanın oyun yeri olarak mekâna dönüşmesi esnasında bedenin katkıları sosyal-psikolojik boyutuyla analiz edilmektedir. Dans eden beden ile dans yeri arasındaki etkileşimin hangi koşullarda nasıl oluştuğu irdelenmektedir. Birey ve toplumun alanla kurduğu ilişkiler çeşitliliğinin dansa yansıması refleksif (düşünümsellik) açısından incelenmektedir. Bu çalışmada "Oyun yeri" kavramının örneklem genişliği, Türkiye Cumhuriyeti fiziki sınırları içerisinde oynanan Türk Halk Oyunları oyun ortamlarıyla sınırlandırılmıştır. Örneklemeler için, Türkiye'nin coğrafi bölgelerinin çeşitliliği göz önünde tutularak, farklı yörelere ve farklı kültür guruplarına ait oyunların, oyun alanlarından örnekler verilmesine özen gösterilmiştir. Sanatsal gösterim amaçlı gerçekleştirilen halk oyunları sahneleme projeleri kapsamında kullanılan oyun mekânları da araştırmanın konusuna dâhil edilmiştir. Kentsel ve kırsal ortamlarda organize edilmiş Türk Halk Oyunları sunumlarının sergilendiği alanlar örneklerle betimlenmiştir. Diğer açıdan, dansçı ve dansın mekân belirleme şekli oyun yeri kavramı üzerinden sosyolojik boyutta ele alınmaktadır. Oyun yerinin dans ve dansçı üzerindeki etkisi bireysel ve toplumsal açıdan ele alınarak oyuncunun ve dansın oyun yerinden nasıl etkilendiği yorumlanmaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma geleneksel dansa yönelik örnek olaylar incelenerek karşılaştırmalı yöntemler aracılığıyla, "oyun yeri" kavramının oluşum ve uygulanış koşullarına odaklanmaktadır. Dans-yer etkileşiminin açıklanabilmesi için bireysel görüşmelere ve alanda yapılan saha çalışmalarına başvurulmaktadır. Türk Halk Oyunlarında Oyun Yeri kavramına açıklık kazandırmayı amaçlayan çalışmanın, bu konuda gelecekte geliştirilecek düşünceler için de yararlı bir kaynak niteliği taşıması hedeflenmektedir.

Dans tiyatrosuGeleneksel Türk dansıHalk oyunları+7
Gizem Gönen
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Erkekliğin mekansallığı: Ev içleri ve kamusal alanda erkekler

Araştırmanın temel amacı heteroseksüel, evli, orta ve orta-üst sınıf mensubu erkeklerin ev içi mekânda erkeklik inşasını incelemektir. Bu amaçla, ev içi mekânda erkeklik inşası sosyal psikoloji, çevre psikolojisi ve erkeklik literatürünü kapsayacak bir şekilde eleştirel söylemsel psikoloji yaklaşımı ile incelenmiştir. Araştırmada, kadının mekânı olarak tanımlanan ev içi mekânda erkeklerin kendilerini nasıl tanımladıkları ve ev içi mekânda gerçekleştirdikleri pratikler üzerinden erkek kimliğini nasıl müzakere ettikleri incelenmiştir. Bu doğrultuda, erkeklerin evde erkek olmaya dair anlam inşaları eleştirel söylemsel psikolojinin anahtar kavramları olan açıklayıcı repertuvarlar, özne konumları ve ideolojik ikilemler çerçevesinde analiz edilmiştir. Araştırmada, ev içi mekândaki erkekliklerin geleneksel erkekliği önceleyen ve toplumun ürettiği normatif erkeklik ideolojisini yeniden onaylayan bir şekilde inşa edildiği görülmektedir. Bununla birlikte, modern-yeni erkeklikle ilişkilendirilen "duygusal ihtiyaçları karşılama" repertuvarı da dikkat çekmektedir. Araştırma, literatürde eksik olduğu belirtilen erkeklik ve ev içi mekân çalışmalarına katkı sağlamaktadır.

Aile içi ilişkilerErkeklerErkeklik+3
Hilal Peker Dural
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Medyada ermenilere yönelik nefret söyleminin sosyal psikolojik açıdan değerlendirilmesi

Araştırmanın amacı, medyada Ermenilere yönelik nefret söylemini sosyal psikolojinin kavramlarıyla anlamaktır. Bu bağlamda nefret söylemi, gruplararası ilişkiler içerisinde iç grup ve dış grubun sistematik bir şekilde nasıl tanımlandığına bağlı olan bir ayrımcılık pratiği olarak ele alınmıştır. Araştırmamız kapsamındaTürkiye'de yazılı basında nefret söylemini düzenli olarak takip eden ve verilerini her dört ayda bir raporlayan Hrant Dink Vakfı'nın internet sitesinden 45 haber seçilmiştir. Haberler, medyada ayrımcı ve ırkçı söylemi mikro ve makro düzeyde analiz etmek için en uygun yöntem olan Van Dijk'ın haber söylem analizi yöntemi ile incelenmiştir. Ayrıca söylemin içerdiği ideolojileri ve güç ilişkilerini incelememizi mümkün kılan eleştirel söylem analizi de araştırmamızda kullanılmıştır. Sonuç olarak Ermenileri hedef alan nefret söylemi makro düzeyde iç grup ve dış grup arasındaki hiyerarşiyi "Biz ve Onlar" söylemi üzerinden üç farklı şekilde inşa etmektedir; "Türklere karşı bir tehdit olarak Ermeniler", "Türkiye'ye karşı bir tehdit olarak Ermeniler", "Toplumsal huzura karşı bir tehdit olarak Ermeniler" . Mikro düzeydeyse nefret söyleminin arka planındaki ideolojilere bağlı olarak üç farklı dilsel stratejiyi benimsediği görülmüştür "Bir milliyetçilik pratiği olarak biz ve onlar söylemi", "Milliyetçi ve Kör Vatansever Retoriğin Bir İnşası Olarak Türkiye ve Ermeniciler" ve "Sembolik Irkçılık Pratiği Olarak Davranışsal Asimetri".

ErmenilerMedyaNefret+4
Gamze İrem Umuroğlu
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Adaletsizliği değerlendirmede adalete duyarlılık ve iç grup yanlılığı: Sosyal psikolojik bir model

Adalet kavramı ve adil olmak insanlık tarihi boyunca üzerine düşünülen, tartışılan ve farklı disiplinler tarafından çalışılan bir konu olmuştur. Sosyal psikologlar adaleti insanların koşulları, karşılaştıkları adil olmayan durumlar karşısında algıladıkları gerçeklikler ve bu durumlara verdikleri duygusal ve davranışsal yanıtlar temelinde incelemektedir (Hegtvedt, 2020; Kazemi ve Törnblom, 2008). Bu çalışmada adil olmayan olay veya durumlara verilen tepkiler, adalete duyarlılık (mağdur x gözlemci x fail), grup etkisi (iç grup x dış grup), gruplar arası empati, grupla özdeşim ve ahlaki geri çekilme mekanizmaları ile incelenmiştir. Ön çalışma, Türkiye'de yaşayan, farklı etnik ve inanç gruplarından gelen toplam 280 katılımcıya kimlikleri temelinde yaşadıkları adil olmayan olay ve durumların, açık uçlu bir şekilde sorulmasıyla gerçekleştirilmiştir. Ön çalışma verilerinin tematik analizle incelenmesi sonrası, 3 uzman yardımıyla en sık belirtilen olaylar seçilmiş ve ahlaki geri çekilme mekanizmaları kullanılarak her grubu temsil eden tutum ifadeleri oluşturulmuştur. Asıl çalışma ise, Türkiye'nin farklı illerinde yaşayan farklı etnik (Türk, Kürt, Arap) ve inanç (Sünni, Alevi, Gayrimüslim) gruplarından gelen toplam 945 katılımcıya, çalışmacı tarafından oluşturulan ahlaki geri çekilme mekanizmalarını içeren tutum ifadeleri, ahlaki geri çekilme ölçeği, adalete duyarlılık ölçeğinin grup formu, gruplar arası empati ölçeği ve grupla özdeşim ölçeği yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Bulgular hem inanç gruplarında hem de etnik gruplarda, adil olmayan olay ve durumlara verilen tepkilerin kendi gruplarına ve dış gruba göre farklılaştığını göstermektedir. Çalışma sonuçları gruplar arası empati ve gruba bağlılığın düzenleyici etkilerinin olduğunu ve adalete duyarlılık boyutlarının ahlaki geri çekilme davranışını yordadığını göstermektedir. Araştırma sonuçları, literatür ışığında, çalışmanın güçlü yönleri, alanyazına katkıları, sınırlılıkları ve gelecek çalışmalara öneriler çerçevesinde tartışılmıştır.

AdaletAdalet algısıAdaletsizlik+5
Ezgi Mehmetoğlu Cömert
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The effects of political ideology on interpersonal interaction: Does exposure to opposing ideology lead to resource depletion?

The present study compared conservatives and liberals? use of self-regulatory resources and stereotypical knowledge while they anticipated an interaction with an opposing- or a similar-view other. Previous research indicated a relationship between conservatism (high level of resistance to change and opposition to equality in society) and intolerance for dissimilar `others?. In the present study, conservatives anticipating an interaction with an opposing-view other (i.e., a liberal person) were hypothesized to rely on their self-regulatory resources (and experience resource depletion as a result) more than liberals in the same situation (i.e., anticipating an interaction with a conservative person) and also more than both liberals and conservatives anticipating an interaction with ideologically similar other. The results showed that the amount of resource depletion experienced, operationalized by Stroop task performance, in these four conditions (conservative/liberal participant and opposing/similar-other) did not differ from one another. Nevertheless, conservatives had their outgroup and ingroup stereotypes (for ideological groups) more accessible than liberals in both similar and opposing-other conditions. In the opposing?other condition alone, as participants? outgroup and ingroup stereotypes became more accessible, they experienced less resource depletion (i.e., showed better self-control), suggesting that stereotypes served an energy-saving function. Intergroup anxiety, ingroup identification, and chronic self-control strength did not have an effect on the relationship between political ideology and resource depletion. Implications of these findings were discussed.

InteractionPolitical psychologicalPsychology+6
Irmak Olcaysoy Ökten
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'an'a göre komşuluk ilişkileri (Nisâ sûresi 36. âyet bağlamında sosyo-psikolojik bir yaklaşım)

Nisâ Sûresi 36'da tavsiye edilen komşuluk ilişkilerinin dînî ve sosyo-psikolojik boyutlarının interdisipliner bir metotla ele alınması araştırmamızın ana konusunu oluşturmaktadır. Bu araştırmanın temel kavramları, komşu ve ihsan olup "Kur'ân'a göre komşuluk ilişkilerinde ihsanla muamelenin komşuluk ilişkilerine sosyo-psikolojik etkileri nelerdir?" sorusu ise ana problemi ifade etmektedir. Çalışmamızın amacı, Kur'ân'ın anahtar kavramı olan ihsan ekseninde aileden sonra toplumsal yapıda çok önemli bir basamağı oluşturan komşuluk ilişkilerinin yapılandırılmasına katkı sağlamaktır. Elde edinilen bulgulara göre sanayileşme, kentleşme, dünyevileşme, göç, modernizm, hızla gelişen ve değişen teknolojiler, toplumsal ve kültürel değişim gibi birçok olgu komşuluk ilişkilerini olumsuz etkileyerek komşular arası ilişkileri zayıflatmış, psikolojik buhranlar ve sosyo-psikolojik sorunlar doğmasına neden olmuştur. Binaenaleyh aile, akrabalık, komşuluk gibi ilişkilerde yaşanan sorunları günümüz şartlarında tek bir disiplinle ele alıp çözmek imkânsızdır. Araştırmamızda komşu/luk ve ihsan kavramlarının lügat anlamları önce Arapça sözlüklerden faydalanılarak tespit edildi. Akabinde ise Kur'ân, tefsir ve hadîs gibi İslâm dininin temel kaynaklarına, alan yazınında yapılmış çalışmalara, basılı eserlere, web kaynaklarına erişildi. Ayrıca sosyoloji ve psikoloji disiplinlerinin komşuluk ilişkilerine dair çalışmalarından, basılı ve web kaynaklarından istifade edilerek komşuluk ilişkilerinde ihsan bilinci, interdisipliner bir metotla tefsir edildi. Netice olarak; ideal toplum, kaliteli yaşam ve huzur veren komşuluk ilişkilerinin tesis edilmesi, hayatın her alanına taalluk eden ihsan bilincinin ihya edilmesiyle mümkün olduğu kanısına varıldı.

KomşulukKur'an-ı KerimNisa suresi+3
Asuman Turğut
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Canlı böbrek donörlerine ilişkin psikososyal değerlendirme

Organ bağışı ne yazık ki Türkiye'de istenilen oranlara ulaşabilmiş durumda değildir. Hastalar için gerekli tüm doku ve organları kadavra donörden temin edebilen hiçbir ülke yoktur. Bununla beraber gelişmiş ülkelerde kadavra kaynaklı nakil oranı %80, canlı kaynaklı nakil oranı %20'iken Türkiye'de tam tersidir. Canlı vericili böbrek nakli son dönem böbrek yetmezliği olan hastalara en kaliteli yaşam şansını vermektedir. Canlıdan yapılan organ bağışlarında alıcının iyileşmesi pahasına normal ve sağlıklı bir insana majör bir cerrahi girişim yapılması etik kurallara ve "önce zarar verme" ilkesine ters düşen bir durum gibi görünmektedir. Buna rağmen vericinin neden ameliyat edildiğini biliyor olması, yüce duygularla başka bir insana hayat gibi değerli bir armağan vermesi ve bu yardım sonrası elde ettiği manevi kazanç bu operasyonu etik açıdan mümkün kılmaktadır . Dünya Sağlık Örgütüne göre sağlıklı olma, bedensel, ruhsal ve sosyal anlamda tam olarak iyi olma hali olarak belirlenmiştir. Literatüre bakıldığında böbrek vericilerinin 40 yıllık tıbbi takiplerinde böbrek yetmezliği ve diğer hastalıklara yakalanma sıklığında toplumdan bir farkları olmadığı görülmektedir. Bu kişilerin nakil sonrası psikolojik gelişimleri ile ilgili çalışma ve yayınlar ise sınırlıdır. Bu çalışmada 19-65 yaşları arasında, 125'i bayan,165'i evli,50'si anne-baba olan 184 canlı böbrek vericisinin bir yakının son dönem böbrek yetmezliği tanısı alması sonrasında canlı böbrek vericisi olmak nedeniyle ortaya çıkan travma sonucu oluşan değişimleri ele almak amaçlanmıştır. Alıcıların sadece 55'i bekleme listesinde kayıtlıyken 117'si diyalize girmiştir. Bu amaç kapsamında, canlı böbrek vericilerinin nakil öncesi karar vermelerine etki eden faktörler, bunların geriye dönük değerlendirilmesi, travma sonrası gelişim olgusu ve bu olguyu etkiledigi düşünülen faktörlerden sosyo-demografik ve alıcıya iliskin degişkenler(vericilerin yaş, cinsiyet, akrabalık derecesi, eğitim durumu, yaşadığı yer,alıcının diyalize girip girmediği, girdiği süre, diyazliz tipi vb değişkenlere göre ), baş etme yöntemleri ve algıları incelenmiştir. Sonuç olarak canlı böbrek vericilerinin yaşadığı travma sonrasında daha güçlü olduğu tespit edilmiştir.

Sosyal psikolojiTıbbi psikoloji
Levent Yücetin
Demiroğlu Bilim University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Oksitosin hormonunun organizasyonel ve aktivasyonel etkilerinin bazı sosyal psikolojik değişkenler bağlamında incelenmesi

Hormonlara ve benzer maddelere perinatal dönemdeki maruziyetlerin yenidoğanın beyin yapılarını organize ederek sonraki davranışları üzerinde nispeten uzun vadeli etkilere sahip olabildiği bilinmektedir. Hormonların organizasyonel etkileri olarak bilinen bu etki, steroid yapılı cinsiyet hormonları ve ilişkili oldukları cinsel davranışlar üzerinden sıklıkla gösterilmiş olsa da insan sosyal davranışları üzerinde perinatal dönem hormon maruziyetlerinin gelişimsel etkilerinin olup olmadığı henüz bilinmemektedir. Doğum ve emzirme üzerindeki iyi bilinen periferik etkilerine ek olarak nöropeptit oksitosin (OT), sosyal davranışın düzenlenmesinde de merkezi bir role sahiptir. Bu bakımdan sosyal davranış becerilerinde gözlenen bazı bireysel farklılıkların, OT'nin perinatal seviyelerindeki farklılıkların uzun vadeli etkilerini yansıtması olasıdır. Bununla birlikte, perinatal dönemde OT'ye farklı düzeylerde maruz kalmış olmanın sosyal davranış becerileri üzerindeki olası gelişimsel etkileri keşfedilmemiş durumdadır. OT'nin vajinal doğum sırasında rahim kaslarının kasılmalarını sağlamadaki periferik rolüne paralel olarak, spontan vajinal doğum sırasında anne ve yavruda gözlenen OT düzeylerinin, normal doğum sürecinin hiç başlamadığı planlı/elektif sezaryen ile karşılaştırıldığında anlamlı derecede yüksek olduğu tutarlı bir biçimde raporlanmaktadır. Bu bilgiler ışığında mevcut tez çalışması, perinatal OT maruziyetlerindeki farklara dayanarak vajinal ve planlı sezaryen doğum ile dünyaya gelmiş yetişkinlerin sosyal davranış becerilerinde farklılıklar olup olmadığını incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla, çeşitli içleme kriterlerini karşılayan vajinal ya da planlı sezaryen doğumlu yetişkinler, OT ile ilişkili olduğu sıklıkla kanıtlanmış sosyo-bilişsel değişkenler olan duygu tanıma ve empati becerileri açısından karşılaştırılmıştır. Katılımcıların duygu tanıma becerileri biçim değiştirme tekniği (morphing) kullanılarak altı temel duygu ifadesi için oluşturulan dinamik duygu geçiş videolarındaki duyguları doğru tanıma oranları ve doğru tanıdıkları duygu ifadesine geçişi anlama süreleri ile ölçülmüştür. Katılımcıların empati becerileri ise, göz çevresi verilen kimselerin içine bulundukları zihin durumlarını tahmin etmeyi içerek Gözden Zihin Okuma Testi'nin bilgisayara uyarlanmış versiyonunda elde edilen doğru yanıt oranları ve tepki süreleri üzerinden değerlendirilmiştir. Tez çalışmasının bulguları vajinal doğum ile dünyaya gelen katılımcıların planlı sezaryen doğum ile dünyaya gelen katılımcılara kıyasla duyguları anlamlı olarak daha yüksek doğruluk oranıyla tanıdıklarını ve bu sonucun mutluluk hariç tüm temel duygular için elde edildiğini göstermiştir. Benzer şekilde vajinal doğumlu katılımcılar planlı sezaryen doğumlu katılımcılara kıyasla Gözlerden Zihin Okuma Testi'nde anlamlı olarak daha yüksek doğru yanıt oranına sahip olmuşlardır. Bu bulgulara ek olarak duyguları doğru tanıma oranı açısından kadınların erkeklerden daha yüksek skorlar elde ettikleri ve belirli duyguların diğerlerine kıyasla daha doğru ve hızlı biçimde tanındığı görülmüştür. Elde edilen sonuçlar, doğum türünün ve buna bağlı olarak perinatal dönemde maruz kalınan OT düzeylerinin sosyal davranış becerilerinin optimal gelişimi için kritik olabileceğine işaret etmiştir. Bulgular ve olası doğurguları ilgili literatür eşliğinde tartışılmış, çalışmanın sınırlılıkları aktarılarak ileriki çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: Hormonların organizasyonel etkileri, oksitosin, doğum türü, planlı sezaryen doğum, sosyal davranışlar

Biyolojik faktörlerDoğumEpigenetik+7
Turan Gündüz
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Saf kötülüğe yönelik inanç ile bazı sosyal psikolojik değişkenler arasındaki ilişkiler

Baumeister (1999) tarafından öne sürülen saf kötülük miti yaklaşımı, saf kötülüğün ne olduğuna ve saf kötülerin nasıl insanlar olduğuna dair tüm kültürlerde çok benzer bir inanç yapısını olduğunu iddia etmektedir. Baumeister'e (1999) göre, bireylerin adil dünya inançlarını ve benlik değerlerini korumalarına imkân veren bu inanç erken çocukluk döneminde ortaya çıkar ve yaş aldıkça kalıcı hale dönüşür. Saf kötülük inancı olarak adlandırılan bu inanç bireylerin kişiliklerini, bilişsel özelliklerini, ideolojik-politik tutumlarını ve dini yönelimlerini etkilemektedir. Bu yaklaşım üzerinden hareket eden mevcut araştırmada da üç farklı çalışma yapılmıştır. Birinci çalışmada saf kötülük mitinin Türkiye toplumunda ne düzeyde bulunduğunu belirlemek amacıyla 14 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış ve veriler tematik analiz yöntemiyle incelenmiştir. İkinci çalışmada 414 katılımcıdan elde edilen veriler üzerinden Webster (2012) tarafından geliştirilen "Saf Kötülüğe Yönelik İnanç Ölçeği" Türkçe'ye uyarlanmıştır. Üçüncü çalışmada ise, saf kötülüğe yönelik inancın kökten dincilik, sorgulayıcı dindarlık, adil dünya inancı, sağ-kanat yetkeciliği, belirsizliğe karşı hoşgörüsüzlük, savaşa ve barışa yönelik tutumlar ile ilişkileri incelenmiştir. Analizler sonucunda, kökten dincilik ve saf kötülüğe yönelik inanç arasındaki ilişkiye belirsizliğe karşı hoşgörüsüzlüğün; sorgulayıcı dindarlık ve saf kötülüğe yönelik inanç arasındaki ilişkiye ise hem belirsizliğe karşı hoşgörüsüzlüğün hem de sağ-kanat yetkeciliğinin aracılık ettiği bulunmuştur. Her üç çalışmanın sonuçları ilgili yazın doğrultusunda tartışılmıştır.

KötülükPolitik psikolojiSaf kötülük+4
Ercan Şen
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli mültecilerde yer bağlılığı, yetkecilik ve dönme-kalma-gitme isteği arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Bu çalışmanın temel amacı Türkiye'de ikamet etmekte bulunan Suriyeli mültecilerin Suriye'ye dönme, Türkiye'de kalma ve üçüncü bir ülkeye (Avrupa veya Amerika) gitme tercihleri ile sağ kanat yetkecilik düzeyleri arasındaki ilişkide Türkiye'ye olan yer bağlılığı değişkeninin aracı rolünü incelemektir. Bunun için ilk olarak, Suriyeli mültecilerden 12 katılımcı ile nitel çalışma gerçekleştirilmiştir. Ardından araştırmanın temel amacı doğrultusunda, Türkiye'de yaşayan Suriyeli mülteciler arasından ulaşılan 268 katılımcıyla yürütülen nicel bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada veri toplama aracı olarak Yer Bağlılığı Ölçeği ve Sağ Kanat Yetkecilik Ölçeği Kısa Formu kullanılmıştır. Çalışma sonucunda katılımcıların yer bağlılığı ile sağ kanat yetkecilik puanları arasında olumlu yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca Türkiye'ye olan yer bağlılığının sağ kanat yetkecilik ile dönme, kalma ve gitme tercihleri arasındaki ilişkide aracı rolü tespit edilmiştir.

GöçlerMültecilerOtoriteriyenizm+7
Muhammed Huzeyfe Gültekin
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Gender, violence and social norms in Turkish psychological dramas

TV series have been an important part of the Turkish economy for the last two decades. There have been many different trends overtime in terms of TV content, however after the COVID-19 pandemic, the psychological dramas suddenly took over the television. One name came forward the most; the psychiatrist, writer and producer Gülseren Budayıcıoğlu already produced four TV series based on her own books, in which she wrote about the lives of her patients. One of these series, named the Red Room (Kırmızı Oda), is a drama that is filmed in a psychiatry room that is almost an exact replica of Gülseren Budayıcıoğlu's therapy room. The Red Room became an extreme success story due to its high ratings and viewing records. The Red Room and Gülseren Budayıcıoğlu claim that their mission is to stop the violence with this carefully structured show, which also received appreciation and support from the government institutions. This thesis does not focus on the psychological reasons behind the increased attention of the audience; instead it aims to analyse the sociological and political positioning of the popular dramas within the dynamics of the current Turkish media. Considering the amount of influence and power that the current government has on the structure of the Turkish media, the structures and conditionings within the series, The Red Room, which consists of strong ideologies towards gender, violence, society, mental illness and most importantly the protection of the family, are far from coincidental. This thesis aims to analyze the social codes that are embedded and portrayed in the Red Room based on gender, violence and family to further understand the presentation of the ideologies in power through the current media in Turkey.

Clinical psychologyPopular television seriesPsychotherapist+7
Yasemin Bahloul Nirun
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sembolik etkileşimci çerçevede kimliğin inşası: Boşanmış bireylerin deneyimleri

Boşanma günümüzde giderek daha görünür hâle gelen bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda çeşitli sosyal bilim alanlarında olduğu gibi sosyolojik olarak da merak uyandıran bir inceleme konusudur. Refleksif modernite imâl edilmiş küresel riskler ve belirsizlikleri bünyesinde barındırmakta, bu küresel riskler, belirsizlikler ve bireyselleşmenin yükselişi toplumsal ilişkileri ve aile kurumunu da etkilemektedir. Aşk, mahremiyet, aile kavramları da akışkanlaşarak bünyesinde çelişkili anlamları bir arada taşır hâle gelmiştir. Bu bağlamda boşanmalar Batılı ülkelerdeki kadar yüksek oranlarda olmasa da Türkiye'de de artmaktadır. Aydın ise, yaklaşık son yirmi yıldır Türkiye boşanma oranları ortalamasının üzerinde seyreden on ilden birisi olma konumunu sürdürmektedir. Bu çalışma, Türkiye'de boşanma oranlarının en yüksek olduğu illerden biri olan Aydın'da yaşayan boşanmış bireylerin benlik ve kimlik inşa süreçlerini kuramsal olarak sembolik etkileşimci bir çerçeveden incelemektedir. Nitel yöntemle yürütülen araştırmada 14'ü kadın, 8'i erkek olmak üzere toplam 22 katılımcıyla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmada boşanmanın bireylerin sosyal ilişkilerine, toplumsal rollerine, benlik algılarına ve kimliklerine nasıl etki ettiğine odaklanılmıştır. Benlik ve kimliğin refleksif biçimde yeniden inşası, özellikle boşanma sonrası yaşanan sosyal etkileşimler ve bireylerin bu etkileşimlere verdikleri anlamlar aracılığıyla Maxqda programında analiz edilmiştir. Goffman'ın "damga" kavramı bağlamında boşanmış birey kimliği, bu kişilerin toplum içindeki konumlarını nasıl deneyimlediklerini anlamada temel kavramlardan biri olmuştur. Erkek katılımcılar, geleneksel çevrelerde sınırlı sosyal dışlanmalar yaşadıklarını belirtmiş; ancak kadınlar, doğrudan ya da dolaylı biçimde sosyal baskı, yargılanma ve damgalanma deneyimlerinin kimlik inşa süreçlerini etkilediğini ifade etmişlerdir. Katılımcıların büyük çoğunluğu boşanmayı "iyi ki" ifadesiyle olumlu bir dönüm noktası olarak tanımlarken, "keşke daha önce boşansaydım" söylemi de dikkat çekmektedir. Boşanma, başlangıçta psikososyal zorluklar barındırsa da zamanla benlik farkındalığını artıran, kimliği yeniden kurmaya olanak tanıyan bir gelişim alanına dönüşebilmektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Benlik, Boşanma, Damga, Gündelik hayat, Kimlik.

Boşanmış ailelerFenomenolojik sosyolojiKendilik psikolojisi+4
Gülşah Şükran Kale Yolcu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İlahiyat fakültesi öğrencilerinde din ve sosyalleşme

İnsanların düşüncelerini, tutum ve davranışlarını, birbirleriyle olan münasebetlerini ve toplumsal yaşamlarını şekillendiren temel müesseselerden biri de dindir. Din, insanın oluşturduğu sosyal hayatta önemli bir yer tutmaktadır. Din, insan hayatını anlamlı hale getirme gibi temel işlevinin yanında, sosyal kontrolü sağlamada, bireysel ve toplumsal kimliğin oluşmasında ve bireyin sosyalleşmesinde etkili bir unsur olmuştur.Sosyalleşme, bir süreç olarak bireyin doğumundan itibaren içinde yaşadığı toplumun üyeliğini kazanmasında geçirdiği safhalardır. Sosyalleşme süreci içerisinde birey toplumdaki dini, geleneksel ve kültürel değerleri de öğrenmekte ve içselleştirmektedir. Bu bağlamda öğrenme ve içselleştirmenin iki farklı süreç olduğunu belirtmeliyiz. Son birkaç yüzyıldır batılılaşmanın ve modernleşmenin yoğun etkileri yaşayan Türkiye toplumunda dini değerler üzerine uzlaşma eskisi kadar olmadığı gibi, batılı değerlerin yaygınlaşması söz konusu olmuştur. Tam da bu noktada, yoğun bir dini eğitim alan İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin öğrendikleri dini değerlerle sosyal hayatta var olan değerler ve düşünceler arasında mesafe oluşabilmektedir.Bu çalışmamızda İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin sosyalleşme ile ilgili problemlerini din bağlamında ele almaya çalışacağız. Öğrencilerin günlük hayatlarında dinin yeri, fonksiyonu ve bu bağlamda bireyin toplumla olan iletişim serüvenini incelemeye çalışacağız.Anahtar Kelimeler: Din, Sosyalleşme, İlahiyat Fakültesi

DinDini davranışlarDini hayat+7
Ayşe Tunç
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00

Related subjects