Psychological problems
59 theses under this subject heading
Adet görme durumuna ve adetle ilgili bilgi düzeyine göre ergenlerin ruhsal sorunlarının incelenmesi
Bu çalışmada 11-15 yaşları arasında olan menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmalarına ve adetle ilgili bilgi düzeylerine göre genç kızların depresyon, durumluk-sürekli kaygı, fiziksel görünüm düzeylerinin farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Adana ilinde yaşayan ilköğretim okullarının 5,6,7 ve 8.sınıflarına devam eden kız öğrenciler oluşturmuştur. Örneklem grubunu, İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün alt, orta ve üst sosyoekonomik düzeyi yansıtacak şekilde verdiği okullar arasından altı okul seçilerek, bu okulların 5,6,7 ve 8. sınıflarına devam eden ve rastlantısal olarak seçilen kız öğrenciler oluşturmuştur. Araştırmaya toplam 644 kız öğrenci katılmıştır. Çalışmada gençkızların depresyon düzeylerini belirlemek için "Çocuklar için Depresyon Ölçeği", kaygı düzeylerini belirlemek için "Spielberger Çocuklar İçin Durumluk- Sürekli Kaygı Envanteri", beden algılarını saptamak için ise "Piers-Harris Çocuklar İçin Özkavramı Ölçeği, Fiziksel Görünüm Alt Ölçeği" kullanılmıştır. Çocuklar için Depresyon Ölçeği, Spielberger Çocuklar için Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri'nin araştırma kapsamında güvenirlik ve geçerlik çalışmaları yapılmıştır. Araştırma sonucunda, adet görme durumuna ve bilgi düzeyine göre, gençkızlar ın depresyon puanlan açısından anlamlı farklılıklar elde edilmiş VIancak adet görme durumu ve bilgi düzeyi ortak etkisi anlamlı bulunmamıştır. Yapılan 3x3'lük varyans analizi sonuçlarına göre menarş ve menarş sonrası durumunda olanlarla, bilgi düzeyi düşük olanların daha yüksek depresyon düzeyine sahip olduğu belirlenmiştir. Gençkızların sürekli kaygı puanları açısından menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmalarına ve adetle ilgili bilgi düzeylerine göre anlamlı farklılık olduğunu, ancak menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmaları ile bilgi düzeyleri etkileşiminin sürekli kaygı üzerinde etkili olmadığını göstermiştir. Scheffe-F testi ile farkın kaynağı incelendiğinde menarş ve öncesi gruplarla, bilgi düzeyi düşük olanların daha yüksek düzeyde sürekli kaygı yaşadıkları bulunmuştur. Buna göre menarş ve öncesi gruplarla, bilgi düzeyi düşük olanların daha kaygıya eğilimli olduğu söylenebilir. Gençkızların durumluk kaygı puanları arasında menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmalarına ve adetle ilgili bilgi düzeylerine göre anlamlı farklılık olduğunu, ayrıca menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmaları ile bilgi düzeyleri etkileşiminin durumluk kaygı üzerinde etkili olduğu bulunmuştur. Farkın kaynağına bakıldığında, menarş ve menarş sonrası durumunda olanlarla, bilgi düzeyi düşük olanların daha yüksek düzeyde durumluk kaygı yaşadıkları bulunmuştur. Sceffe-F testi sonuçlarına göre menarş ve menarş sonrası durumunda olanlarla, bilgi düzeyi düşük olanların durumluk kaygılarının daha yüksek olduğu söylenebilir. Varyans analizi bulguları gençkızların fiziksel görünüm puanları arasında menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmalarına ve adetle ilgili bilgi düzeylerine göre anlamlı farklılık olduğunu, ayrıca menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmaları ile bilgi düzeyleri etkileşiminin fiziksel görünüm üzerinde etkili olduğunu göstermiştir. Araştırma sonuçlarına bakıldığında menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olanlarla yüksek, orta ve düşük düzeyde bilgi sahibi olan kızların Fiziksel Görünüm Alt Ölçeği'nden aldıkları puanlar arasında anlamlı farklılık vardır, farkın menarş ve menarş sonrası durumunda olanlarla, bilgi düzeyi düşük olanların arasında olduğu bulunmuştur. Yapılan Scheffe-F testi sonuçlarına göre menarş ve menarş sonrası durumunda olanlarla, bilgi düzeyi düşük olanların fiziksel görünümlerinden hoşnut olmadıkları söylenebilir. Ayrıca menarş öncesi, vıımenarş ve menarş sonrası durumunda olmaları ile bilgi düzeyleri etkileşiminin fiziksel görünüm üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler : Menarş, Menarş ve Bilgi Düzeyi, Adet Görme Durumu, Depresyon, Kaygı, Fiziksel Görünüm
Evaluation of occupational health-related problems among nurses at Thi-qar governorate hospitals, Iraq
Objectives: This cross-sectional study sought to evaluate the physical and mental health issues that nurses were experiencing because of their work and to compare those issues based on demographic factors. Methods: A questionnaire with two sections was filled out by 101 nurses from three hospitals in Thi-Qar City. Physical difficulties were measured using a 21-item questionnaire from the Occupational Health Problems Scale (OHPS), and psychological disorders were measured using a 15-item questionnaire. Several statistical methods, including independent sample t-tests and one-way ANOVA, were used to analyze the data that was gathered. Results: According to the findings, nurses over the age of 40 had less physical discomfort than nurses between the ages of 25 and 40 (p=0.027) and nurses under the age of 25 (p=0.042). Additionally, female nurses reported more physical issues than male nurses (p=0.002). However, there was no discernible difference in the degree of psychological risks among nurses of various ages or genders (p>0.05). Compared to married nurses, single nurses had more psychological issues at work (p=0.013). Conclusion: The study's conclusion emphasizes the necessity of focused treatments and regulations to safeguard the physical and mental health of nurses at work. It is advised that while creating plans to deal with physical dangers, healthcare institutions and policymakers take the age and gender of nurses into consideration. Particularly, for younger and female nurses who are at higher risk, interventions may be required to lessen physical hazards. The study also highlights the significance of dealing with the high frequency of psychological issues among nursing staff. 2023, 75 pages Keywords: Nurses, Physical problem, Psychological problem, Occupational health, Hospitals.
Ruhsal hastalığı olan bireylerin aile içi ilişkileri: Bolvadin örneği
Bu tezin amacı, ruhsal hastalığı olan bireylerin aile içindeki ilişkilerini Bolvadin örneğinde farklı değişkenler üzerinden sorunsallaştırmaktır. Bireyin doğumundan itibaren eğitimi ailede başlamaktadır. İletişimin de ilk başladığı yer ailedir. Birey, aile-içi ilişkileri, topluma yansıtmaktadır. Ailenin sevgi ve ilgiyle yaklaşması bireyin diğer insanlarla ilişkilerini olumlu yönde etkilemektedir. Aile-içi ilişkilerde kopukluk yaşanması ile birlikte ailenin ilgisiz tutumu, bireylerin diğer insanlarla ilişkilerinde sorunlar çıkmasına neden olmaktadır. Ruhsal hastalığı olan bireyler, ne zaman ne yapacağı belli olmayan ve uzak durulması gereken bireyler olarak damgalanmaktadır. Damgalanmış bireylerin, yakın çevrelerindeki insanlar damgadan etkilenmektedir. Ruhsal hastalığı olan bireyler, hastalıkla başa çıkma mücadelesi verirken toplumun önyargılarıyla da karşılaşmaktadır. Bu bireylerin dışlanması ve damgalanması sonucu, birey kendini diğer insanlardan uzaklaştırmak istemektedir. Bu çalışma ruhsal hastalığı olan bireylerin aile içinde ve kişilerarası ilişkilerdeki yaşadıkları sorunları irdelemiştir. Çalışmada ruhsal hastalığı olan bireylerin aile içi ilişkileri ele alınıp değerlendirilmiştir. Çalışmada verilerin toplanmasında, nitel araştırma yöntemi kapsamında mülakat tekniği kullanılmıştır. Toplanan veriler içerik analizi yapılarak yorumlanmıştır.
Psikolojik danışman-danışan ilişkisinin çözümlenmesi ve bazı süreç, sonuç değişkenleri açısından incelenmesi
Bu araştırmanın genel amacı, psikolojik danışma sürecindeki danışman ve danışan etkileşimini, sözel davranış düzeyinde karşılıklı bağımlılık açısından incelemektir. Bununla birlikte danışman ile danışanın, oturumlara ve birbirlerine ilişkin değerlendirmelerinin; ayrıca psikolojik danışma sonrasında yaşantı ve davranışlardaki değişimin, süreçte gözlenen davranışlarla ilişkisini analiz etmek bu araştırmanın genel amacını oluşturmuştur.Psikolojik danışman ve danışanların birbirlerine ve psikolojik danışma oturumlarına ilişkin memnun olma düzeylerini belirlemek amacıyla Schindler, Revenstorf, Hahlweg ve Brengelmann'ın (1983) ?Psikolojik Danışman (Terapist) ve Danışanın Karşılıklı Algılamaları Ölçeği? ve Schindler, Hohenberger-Sieber ve Hahlweg'in (1989) ?Oturum Değerlendirme Ölçekleri? kullanılmıştır. Psikolojik danışma süreci sonunda danışanların yaşantı ve davranışlarında bir değişikliğin olup olmadığını belirleyebilmek amacıyla Zielke ve Kopf-Mehnert'in (2001) ?Yaşantı ve Davranışlarda Değişim Ölçeği? kullanılmıştır. Her üç ölçeğin Türkçe'ye uyarlaması bu araştırma kapsamında yapılmıştır.Bu araştırma ile öncelikle 69 psikolojik danışman adayının Bireysel Psikolojik Danışma Dersi kapsamında yaptıkları psikolojik danışmalar yaşantı ve davranışlarda değişim ölçütü açısından değerlendirilmiştir. Psikolojik danışman adaylarının büyük bir yüzdesi değişimi % 0.1 düzeyinde gerçekleştirmişlerdir. Psikolojik danışma sürecindeki danışan ile danışman arasındaki etkileşim, sözel davranış düzeyinde Schindler'in (1991) geliştirdiği ?Psikolojik Danışma veya Psikoterapideki Etkileşimi Kodlama Sistemi? aracılığıyla kodlanmıştır. Sözel etkileşimle ilgili elde edilen verilerin 1. düzen geçiş olasılıkları hesaplanmış ve davranışların bağımlılık gösterip göstermediği markov zinciri analizi ile sınanmıştır.Analiz sonuçlarına göre psikolojik danışma sürecinde danışan ile danışmanın bazı davranışları karşılıklı bağımlılık göstermektedir. Yaşantı ve davranışlarda değişim ölçütü açısından başarılı ve daha az başarılı olan gruplar kıyaslandığında başarılı grupta yer alan danışmalarda oturumların hem danışan hem de danışman bakış açısından daha olumlu değerlendirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Yine aynı şekilde başarılı grupta yer alan danışanların psikolojik danışmana yönelik değerlendirmeleri de başarısız grupta yer alan danışanlara göre anlamlı düzeyde farklılaşma gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.Yaşantı ve davranışlarda değişim ölçütü açısından bakıldığında başarılı ve daha az başarılı grubun süreçteki davranışları psikolojik danışman boyutunda empati ve destek davranışları açısından başarılı grup lehine anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Sonuçlar, başarılı bir psikolojik danışmada danışmanların daha çok empati ve/veya destek davranışları gösterdiklerini ortaya koymaktadır. Danışan boyutundan bakıldığında ise başarılı grupta yer alan danışanların daha fazla işbirliği / katılım gösterdiklerini, değişim ile ilgili bildirimlerde bulunduklarını ve duygusal açıklık gösterdiklerini ortaya koymaktadır. Buna karşın daha az başarılı grup anlamlı düzeyde daha fazla engelleyici davranış (ret, isyan, teslimiyet) ortaya koyduğunu göstermektedir. Yanı sıra 1. düzen geçiş olasılıkları incelendiğinde başarılı grupta empati / destek davranış kategorisi ile danışanların sorumluluk üstlenmeleri ve/veya işbirliği göstermeleri koşullu (bağımlı) olasılığı, yaşantı ve davranışlarda daha az değişim gerçekleştirmiş gruba göre anlamlı düzeyde farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Yine aynı şekilde sorumluluk ve işbirliği ile empati /destek koşullu olasılığının başarılı grup lehine olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Buna karşın daha az başarılı grupta keşfetme/araştırma ile engelleyici davranış başarısız grup lehine anlamlı düzeyde farklılaşmıştır.
Fiziksel aktivitenin teknoloji çağı hastalıkları netlessfobi ve nomofobi ile ilişkisi
Teknolojinin gelişmesi, dijital araçların yaygınlaşması ve sosyal medyanın bilinçsizce kullanılması nedeniyle bireylerde netlessfobi ve nomofobi adı verilen çeşitli teknoloji çağı hastalıkları ortaya çıkmıştır. Netlessfobi ve nomofobi gibi psikolojik rahatsızlıklar gençlerin zihinsel ve sosyal gelişimini olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle gençlerde netlessfobi ve nomofobinin ortaya çıkışını engellemeye yönelik koruyucu önlemler alınmalıdır. Gençlerin netlessfobi ve nomofobiden korunmasında fiziksel aktivitenin etkili bir araç olabileceği ön görülmektedir. Bu nedenle araştırmada orta öğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerde fiziksel aktivitenin netlessfobi ve nomofobi ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın örneklemi 2019-2020 Eğitim Öğretim yılında Aydın ili Efeler ilçesindeki orta öğretim kurumlarında öğrenim gören 986 (n=480 kadın ve n=506 erkek) gönüllü öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi, Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği ve Nomofobi Ölçeği kullanıldı. Elde edilen veriler SPSS 25,0 paket programında %95 güven aralığında ve 0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Yapılan istatistiki analizlerde fiziksel aktivite ile internet bağımlığı ve nomofobi arasında negatif yönlü zayıf bir ilişki olduğu bulgusuna ulaşıldı (p<0,05). Araştırmada istatistiki analizlerden elde edilen bulgular doğrultusunda öğrencilerin fiziksel aktivite düzeylerinin artmasına bağlı olarak netlessfobi ve nomofobi görülme riskinin düşük düzeyde de olsa azalabileceği sonucuna ulaşıldı. Bu nedenle öğrenciler ilgi alanlarına uygun fiziksel etkinliklere yönlendirilmelidir. Anahtar Kelimeler: Öğrenci, Netlessfobi, Nomofobi
Çocuklarında otizm spektrum bozukluğu olan annelerin depresyon, tükenmişlik ve umutsuzluk düzeylerinin çocuktaki otizmin ağırlık derecesine göre karşılaştırılması
Bu çalışma, otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanısı almış olan çocukların annelerinin etkilenme düzey ve şekillerini saptamayı amaçlamıştır. Bu amaçla yapılan çalışma nedensel karşılaştırma modeli bağlamında yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubu otizm spektrum bozukluğu olan 194 çocuğun annesinden oluşmaktadır. Araştırma verileri Sosyo-Demografik Form, Beck Depresyon Envanteri, Beck Umutsuzluk Ölçeği, Maslach Tükenmişlik Envanteri ve Gilliam Otistik Bozukluk Derecelendirme Ölçeği-2 Türkçe Versiyonu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi bağımsız örneklemler t testi ve Mann-Whitney U testi kullanılarak yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda otistik bozukluk indeks puanları yüksek olan çocukların annelerinin depresyon, tükenmişlik ve umutsuzluk düzeyleri, otistik bozukluk indeks puanları düşük olan çocukların annelerinin depresyon, tükenmişlik ve umutsuzluk düzeylerinden anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Araştırma sonucu elde edilen bulgular ve olası çözümler literatür ışığında tartışılmıştır.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı alan çocukların ve sağlıklı çocukların annelerinin anksiyete, depresyon düzeyleri ve aile işlevselliği açısından karşılaştırılması
DEHB tanısı almış çocukların anneleri ile sağlıklı çocuklara sahip annelerin yaşadıkları depresyon, kaygı düzeyi ve aile işlevlerinin karşılaştırmalı bir şekilde incelenmesidir. Çalışma grubu Şanlıurfa Çocuk Hastalıkları Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi Polikliniği'ne başvuran, DSM-5 tanı kriterlerine göre DEHB tanısı alan, 6-16 yaşları arasında çocuğa sahip 180 anneden oluşmaktadır. Kontrol grubu ise 6-16 yaş arası normal gelişim gösteren çocuğa sahip 180 anneden oluşmaktadır. Katılımcılara Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve Aile Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Ayrıca DEHB tanısı almış çocuğa sahip olup olmama ve psikiyatrik ilaç kullanmanın birlikte anksiyete üzerinde anlamlı bir ortak etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Aile işlevlerinde ise DEHB tanısı almış çocukların annelerinin sağlıklı çocukların annelerine kıyasla "Problem Çözme", "İletişim", "Roller", "Duygusal Tepki Verebilme", "Davranış Kontrolü", "Gereken İlgiyi Gösterme" ve "Genel İşlevler" alanlarında artmış oranda sorun yaşadıkları saptanmıştır.
Engelli yakınlarının yaşam kalitesinin incelenmesi: Kahramanmaraş örneği
Engellilik, bir veya daha fazla fiziksel, zihinsel ya da ruhsal sağlık durumlarında oluşan olumsuzlukla meydana gelen, bireylerin ve yakınlarının yaşamlarını olumsuz etkileyen bir durumdur. Her ne kadar engelli bireylerle ilgili yapılmış birçok çalışma olsa da engellilerin yakınları ile ilgili çalışmalar yetersizdir. Bu bağlamda çalışmamız, engelli bireylere birincil dereceden bakım veren engelli yakınlarının yaşam kalitesinin incelenmesi ve yaşam kalitesine etki eden faktörlerin belirlenmesi amacıyla oluşturulmuştur. Araştırma, Kahramanmaraş'ın bir merkez ilçesinde ki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'na "Engelli Sağlık Kurulu Raporu" ile başvuran, 2017 Haziran-Ağustos tarihleri arasında hane ziyareti gerçekleştirilen, engelliye birincil dereceden bakım veren 18-55 yaşları arasında ki 254 engelli yakınından oluşturulmuştur. Engelli bireyin engel durumuna ilişkin bilgilerin, bakım veren bireylerin demografik özelliklerinin yer aldığı "Demografik Form" ve engelli yakının yaşam kalitesi belirlenmesi amacıyla "Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQOL-Bref)" kullanılmıştır. Demografik özelliklerin, yaşam kalitesine etkisi istatistiksel olarak araştırıldı. Engelli bireye birincil dereceden bakım veren yakının yaşı, cinsiyeti, eğitim seviyesi, engelli bireye olan yakınlığı, engellinin engel türü, engelli birey adına ekonomik destek alınıp alınmaması, yaşanılan bölge ve ekonomik durum yaşam kalitesine etki eden faktörler olarak bulunmuştur. Engelli yakınlarının demografik özellikleri ve engel türü, engelli yakınlarının yaşam kalitesini etki etmektedir. Engellinin engel oranının ve yaşının, bakım veren bireylerin yaşam kalitesinde farklılık oluşturmamıştır.
Depresif bozukluk tanılı hastalarda baş etme tutumları psikolojik acı ve psikolojik acıya tolerans ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Depresif Bozukluk çökkünlük, ilgi ve istek kaybı, iştah, enerji, konsantrasyon değişiklikleri, suçluluk düşünceleri ve özkıyım düşünceleri görülebilen bir psikiyatrik hastalıktır. Depresif bozukluk ve yoğun olumsuz duygular şeklinde hissedilen psikolojik acı özkıyım açısından ciddi risk faktörleridir. Güncel çalışmalar ile psikolojik acıyı tolere edebilmenin özkıyım girişimi üzerinde psikolojik acıdan daha etkili olduğu gösterilmiştir. Psikolojik acıya tolerans üzerinde kültürel farklılıkların ve baş etme becerilerinin etkisi olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada depresif bozukluk tanılı hastalarda psikolojik acı, psikolojik acıya tolerans ve baş etme becerilerinin ilişkisinin gösterilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniği'nde yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemi depresif bozukluk tanılı bireyler ve sağlıklı kontrollerden oluşmaktadır. Her iki gruba sosyodemografik veri formu, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Umutsuzluk Ölçeği, Beck İntihar Düşüncesi Ölçeği, Psikolojik Acı Ölçeği, Psikolojik Acıya Tolerans Ölçeği ve Başa Çıkma Tutumları Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda psikolojik acı psikolojik acıya tolerans başa çıkma becerileri arasında kısmi aracılık saptanmıştır (p<0,001). Beck Umutsuzluk Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Psikolojik Acı Ölçeği, Beck İntihar Düşüncesi Ölçeği, disfonksiyonel başa çıkma tutumları arasında pozitif yönlü korelasyon, bu veriler ile Psikolojik Acıya Tolerans Ölçeği puanları arasında negatif yönlü korelasyon saptanmıştır (p<0,001). Depresyon tanılı daha önce özkıyım girişimi öyküsü olan ve olmayan bireyler arasında Beck Umutsuzluk Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, disfonksiyonel başa çıkma tutumları, Psikolojik Acı Ölçeği puanları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek; Psikolojik Acıya Tolerans Ölçeği ise istatistiksel olarak anlamlı ölçüde düşük saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda psikolojik acı hisseden bireylerin acıyı tolere edebilme kapasitesi üzerine başa çıkma becerilerinin kısmi aracılık etkisi olduğu gösterilmiştir. Bulgular disfonksiyonel başa çıkma becerileri kullanan olguların daha yoğun psikolojik acı hissettiğini ve psikolojik acıyı daha az tolere edebildiğini göstermektedir. Konunun daha net aydınlatılması için geniş örneklemli daha çok sayıda çalışmaya ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Başa çıkma becerileri, depresif bozukluk, özkıyım, psikolojik acı, psikolojik acıya tolerans
Annelerin algıladıkları ebeveyn tutumları ile çocuklarının ruhsal sorunları arasındaki ilişkide çocuk yetiştirme tutumlarının aracı rolünün incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, annelerin algıladığı anne-baba tutumları ile çocuklarının ruhsal sorunları arasındaki ilişkide çocuk yetiştirme tutumlarının aracı rolünün incelenmesidir. Aynı zamanda çocuklarda görülen ruhsal sorunlar anne ve çocuğa ait demografik değişkenler açısından da incelenmiştir. Araştırmanın örneklem grubunu 7-13 yaş arasında çocuğa sahip 1123 anne oluşturmaktadır. Veriler seçkisiz olmayan uygun örnekleme yoluyla toplanmıştır. Araştırmada veriler Demografik Bilgi Formu, Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumları Ölçeği (PARI), Anne Baba Tutum Envanteri ve Güçler ve Güçlükler Anketi ile toplanmıştır. Verilerin analizi Mplus sürüm 7 ve SPSS 21.0 paket programı ile yapılmıştır. Çocuklarda görülen ruhsal sorunlar üzerinde annelerin algıladığı anne-baba tutumu ile çocuk yetiştirme tutumlarının yordayıcı etkisine bakabilmek ve annenin çocuk yetiştirme tutumlarının, algılanan anne-baba tutumları ve çocuklarda görülen ruhsal sorunlar üzerindeki aracı rolünü test etmek için yol (path) analizi yapılmıştır. Araştırmadaki değişkenlerin demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için bağımsız örneklem t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Araştırmanın hipotezlerini test etmek amacıyla yeniden örnekleme yöntemi (bootstrapping) kullanılmış olup 5.000 tekrarlı (iteration) denemeyle test edilmiştir. Annenin algıladığı demokratik anne-baba tutumu, çocuklarda görülen davranım sorunları, hiperaktivite ve akran sorunları üzerinde negatif, annenin çocuk yetiştirme tutumlarından aşırı koruyucu annelik, demokratik davranma, sıkı disiplin ve sosyal davranış üzerinde pozitif yönde yordamıştır. Çocuk yetiştirme tutumlarından aşırı koruyucu annelik, algılanan demokratik tutum ile davranım sorunları ile arasındaki ilişkide tam aracı, çocuk yetiştirme tutumlarından demokratik davranma ise algılanan demokratik tutum ile sosyal davranışlar arasındaki ilişkide kısmi aracı rol üstlenmiştir. Annenin algıladığı koruyucu anne-baba tutumu, çocuklarda görülen hiperaktivite, duygusal sorunlar ve akran sorunları ile pozitif, davranım sorunları ve sosyal davranışlar üzerinde negatif yönde yordamıştır. Annenin algıladığı koruyucu tutum, çocuk yetiştirme tutumlarından aşırı koruyucu annelik, ev kadınlığını reddetme, aile içi çatışma ve sıkı disiplin ile pozitif, demokratik davranma ile negatif yönde yordamıştır. Çocuk yetiştirme tutumlarından aşırı koruyucu annelik, algılanan koruyucu tutum ile davranım sorunları arasındaki ilişkide, demokratik davranma tutumu ise algılanan koruyucu tutum ile davranım sorunları, hiperaktivite ve akran sorunları üzerinde, ev kadınlığını reddetme tutumu ise algılanan koruyucu tutum ile davranım sorunları, hiperaktivite ve duygusal sorunlar arasındaki ilişkide tam aracı rol üstlenmiştir. Ayrıca demokratik davranma tutumu, algılanan koruyucu tutum ile sosyal davranışlar arasında kısmi aracı rol oynamaktadır. Annenin algıladığı otoriter tutum, çocuklarda görülen davranım sorunları, hiperaktivite ve duygusal sorunlar üzerinde pozitif, çocuk yetiştirme tutumlarından sıkı disiplin ile negatif yönde yordamıştır. Ayrıca çocuk yetiştirme tutumlarından hiçbiri, algılanan otoriter tutum ile çocuklarda görülen ruhsal sorunlar arasında aracı rol üstlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: Algılanan anne-baba tutumu, Çocuklarda görülen ruhsal sorunları, Çocuk yetiştirme tutumları.
Terör kaynaklı iç göç: Nusaybin'den Mardin'e göç edenler üzerine bir araştırma
PKK terör örgütünün çatışma ortamını kırsaldan kentlere taşıması hem toplum hem de kamu güvenliği açısından tehlike arz etmiştir. Bu dönemde can ve mal güvenliği kalmayan, yaşam imkânları kısıtlanan insanlar göç etmek mecburiyetinde kalmışlardır. Hendek/barikat eylemleri nedeniyle yaşanan göç her ne kadar can güvenliği tehlikesini ortadan kaldırmış olsa da, aslında farklı birçok probleminde ortaya çıkmasına neden olmuştur. Çalışma, hendek/barikat eylemleri nedeniyle göç etmek zorunda kalan insanların yaşadıklarını ve hissettiklerini sosyolojik açıdan anlamayı ve açıklamayı amaçlamaktadır. Hendek/barikat eylemleri nedeniyle göç etmek zorunda kalan insanların yaşadıklarına ışık tutmayı amaçlayan bu çalışma, olaylar nedeniyle Nusaybin'den Mardin'e göç edenler arasından 380 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Bu 380 kişiye 67 sorudan oluşan bir anket formu uygulanmıştır. Çalışma neticesinde elde edilen görüşme verileri de ayrıca değerlendirmeye alınmıştır. Çalışma sonucunda, göç etmek zorunda kalan insanların maddi-manevi yönden, konut bulma açısından ve psikolojik bakımdan ciddi anlamda çok büyük sorunlar yaşadıkları bulgularına ulaşılmıştır. Göç edenlerin, genel anlamda yaşananların sorumlusu olarak PKK terör örgütünü gördükleri saptanmıştır. Yaşanan olayların kişilerin gerek siyasi görüşlerinde, gerek hayata bakış açılarında, gerek yaşam standartlarında kısacası hayatlarının birçok alanında büyük değişikliklerin yaşanmasına neden olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca göç edenlerin büyük çoğunluğunun, çatışmalar sona erdiğinde ve yaşam koşulları normale döndüğünde eski yerleşim yerlerine geri dönmek istediği anlaşılmıştır.
İlkokuldan ortaokula geçişe bağlı olarak çocuklarda yaşanan psikolojik sorunların duygusal gelişim açısından incelenmesi
Bu araştırma 9- 10 yaş grubunda çocukların ilkokuldan ortaokula geçişe bağlı olarak çocuklarda yaşanan psikolojik sorunların duygusal açıdan incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Araştırma 9-10 yaş grubu 140 ilkokuöğretim öğrencileriyle yürütülmüştür. Araştırmada Koppitz'in "Bir İnsan Çiz" testinin duygusal gelişim düzeyinin belirlenmesine yönelik kriterleri dikkate alınmıştır. Elde edilen verilerin analizinde " Önemlilik Testi" kullanılmıştır. Araştırma sonunda cinsiyet ve yaş bakımından dürtüsellik, yetersizlik-güvensizlik, utangaçlık-çekingenlik davranışı yönünde kız ve erkek çocukların çizimleri ile yaş açısından anlamlı bir farklılık bulunmazken. Erkek öğrencilerde kızgınlık ve saldırganlık sonucunda aldıkları puanlar yönünden anlamlı bir fark görülmüştür. Yaş bakımından kız ve erkeklerde herhangi bir fark görülmemiştir. Anahtar kelimeler: Korunmaya muhtaç çocuk, çocuk resimleri, duygusal gelişim, insan figürü çizimi.
Okul öncesi dönem 4-6 yaş grubu çocuklarda görülebilen ruhsal sorunlar ile ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Gerçekleştirilen bu araştırmanın amacı ebeveyn tutumlarının 4-6 yaş grubu okul öncesi dönem çocuklarının ebeveyn tutumları ile ruhsal sorunları arasındaki ilişkiye ışık tutmaktır. Araştırmanın gerçekleştirilmesi sürecinde araştırmanın örneklemi olarak Hatay ili İskenderun İlçesinde yer alan devlet okulları seçilmiştir. Bu araştırmanın örneklemini devlet okullarına ait anaokullarda eğitim alan çocuklar oluşturmaktadır. Bu Araştırma problemi Okul öncesi dönemde 4-6 yaş grubu çocuklarda ortaya çıkan ruhsal sorunları ile ebeveyn tutumları arasında ilişki var mıdır? olarak belirlenmiştir. Gerçekleştirilen bu araştırmanın en önemli amacı okul öncesi dönemde yer alan çocukların ebeveyn tutumları ile çocuklarda görülebilen ruhsal sorunlar arasında ilişki olup olmadığını ortaya çıkarmaktır. Araştırmanın modeli korelasyon modeli olarak belirlenmiştir. Araştırma problemine cevap verebilmek için öğretmen ve ebeveynlere üç ölçek uygulanmıştır. Bu ölçekler Ebeveyn Tutum Ölçeği, Conners Öğretmen Değerlendirme Ölçeği ve Conners Ebeveyn Değerlendirme Ölçeğidir. Ebeveyn Tutum Ölçeğine faktör analizi uygulanması sonucu olarak demokratik, izin verici, koruyucu ve otoriter ebeveyn tutumları ortaya çıkmıştır. Çocukların ruhsal sorunlarının belirlenmesi amacı ile uygulanan Conners Öğretmen Değerlendirme Ölçeğine yapılan faktör analizi sonrasında bilişsel problemler - dikkatsizlik, hiperaktivite, mükemmeliyetçilik ve karşı gelme alt boyutlarıortaya çıkmaktadır. Çocukların ruhsal sorunlarının belirlenmesi amacı ile uygulanan Conners Ebeveyn Değerlendirme Ölçeğine yapılan faktör analizi sonrasında bilişsel problemler, hiperaktivite, karşı gelme, dikkatsizlik ve sosyal problemler olarak ortaya çıkmıştır. Ebeveyn tutumlarına dayalı olarak hipotezler geliştirilmiştir. Hipotezler araştırmanın alt düzeyleri olan çocukların cinsiyet ve yaş farklılıklarına göre değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda araştırma içerisinde kullanılmış olan 3 ölçek ve bu ölçeklerin alt boyutları ele alınmaktadır. Bu bağlamda değerlendirildiğinde araştırma içerisinde cinsiyet değişkenine göre farklılık oluştuğu görülmektedir. Aynı zamanda yaş değişkenine göre gerçekleştirilen analizler neticesinde, ebeveyn tutumları ve çocukların ruhsal problemleri arasında yaş değişkenine göre farklılık meydana geldiği saptanmaktadır. Araştırma içerisinde ele alınan ebeveyn tutumları ve çocukların ruhsal problemleri arasındaki ilişkinin ölçülmesi sürecinde Korelasyon analizinden faydalanılmıştır. Elde edilen bulgular ebeveyn tutumları ile çocukların ruhsal problemleri arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu yönündedir. Ebeveyn tutumları ile çocuklarda ruhsal sorunlar arasındaki ilişkiye ışık tutması amacı ile hazırlanan bu araştırmanın akademik ve toplumsal olarak fayda sağlaması için çeşitli öneriler geliştirilmiştir
Ruhsal hastalıklarda içselleştirilmiş damgalanma ve benlik saygısı üzerine bir meta analiz çalışması
Son yıllarda ruhsal hastalıklarda içselleştirilmiş damgalanmanın etkisi ve sonuçları üzerine oldukça çok sayıda araştırma yapılmış ve bu çalışmalarda daha çok, içselleştirilmiş damgalanmanın deneyimlenmesi, demografik, psikososyal ve psikiyatrik değişkenlere göre sonuçları ele alınmıştır. Söz konusu çalışmalarda, yaşam kalitesi, öz yeterlilik, benlik saygısı, sosyal destek, semptom yoğunluğu/ entegrasyon ve tedaviye uyum gibi psikososyal değişkenler arasından; yüksek düzeyde içselleştirilmiş damgalanmanın, en çok ilişkili olduğu alanlardan birinin düşük benlik saygısı olduğu saptanmıştır. 2003-2019 yılları arasında üretilen çalışmaları kapsayan bu çalışma ile İçselleştirilmiş Damgalanma ve Benlik Saygısı arasındaki ilişkinin ruhsal hastalıklar üzerinde bir etkisinin olup olmadığı hakkında genel bir görüş elde edilmesi, İngilizce ve Türkçe basılmış yayınların, belirlenmiş kabul ve red kriterleri göz önünde bulundurularak meta analiz yöntemi ile bir araya getirilmesi, yorumlanması ve meta analiz sonucu çalışmalarda ortaya çıkan heterojenliğin nedenlerinin ise sistematik derleme ile belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada, 2003 ile 2019 yılları arasında PUBMED, SCIENCE DIRECT, YÖKTEZ, ULAKBİM veri tabanlarında üretilen toplam 462 çalışma incelenmiştir. Ruhsal hastalıklarda, sadece Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ile Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması Ölçeği' nin kullanıldığı, izne açık 23 çalışma arasından, korelasyon değerlerinin verildiği 17 çalışma meta analiz çalışmasına dahil edilmiş olup, verilerin etki büyüklüklerinin hesaplanmasında, Medcalc® v 18.11.3 demo paket programı, etkilerin grafiksel görünümü için Forest Plot grafiği, heterojenlik etkisi için Q ve I² istatistik verileri ve yayın yanlılığının test edilmesi için Funnel Plot grafiği, meta analiz sonucu çalışmalarda ortaya çıkan heterojenliğin nedenlerinin belirlenmesi için ise sistematik derleme yöntemi kullanılmıştır. Sonuç olarak, ruhsal hastalıklarda içselleştirilmiş damgalanma ile benlik saygısı arasındaki korelasyon değerlerinin verildiği toplam 17 çalışmadan ve bu 17 çalışma arasından aynı korelasyon değerlerinin spesifik olarak şizofreni hastalarında verildiği toplam 3 çalışmadan yararlanılarak oluşturulan meta analiz ve sistematik derleme çalışmalarına göre, heterojenlik testi sonuçları ruhsal hastalıklarda; Q=84,7916, I²= 81,13% ve 95% güven aralığında bu istatistiğin değeri [70.75-87.83] olarak hesaplanmış olup heterojenliğin seviyesi I²=81,13% değeri ile yüksek düzeyde, şizofreni hastalarında ise Q=5,8141, I²= 65,60% ve 95% güven aralığında bu istatistiğin değeri [00.00-90.11] olarak hesaplanmış olup, heterojenliğin seviyesi aynı referans noktaları baz alındığında I²=65,60% değeri ile ortanın üstünde bir düzeyde bulunmuştur. Ulaşılan bulgular baz alındığında içselleştirilmiş damgalanma ile benlik saygısı arasındaki ilişkinin ruhsal hastalıklar üzerindeki etkisinin negatif yönlü ve anlamlı olduğu literatür ile de uyumlu olarak saptanmıştır. Hastaların yaşam kalitesini bozan bu negatif yönlü ilişkiyi önlemek için, literatürde olumlu sonuçlar veren psikoeğitimsel tedavilere ağırlık vermek ve uzun vadeli çalışmalarla gözlemlemek ve diğer alternatif tedavi yaklaşımlarını erişilebilir kılmak önemlidir. Sınırlılıkları doğrultusunda, bu çalışmanın, ileriki çalışmaların yol haritasının belirlenmesinde yardımcı olacağı düşünülmektedir.
Orta öğretim öğrencilerinin mükemmeliyetçilik düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, orta öğretim öğrencilerinin mükemmeliyetçilik düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesidir. Bu amaçla, araştırma 2007-2008 Öğretim Yılında Ankara ili merkezinde dört farklı okulda orta öğretime devam 439 kız ile 152 erkek olmak üzere toplam 591 öğrenci ve 209 anne ile 199 baba olmak üzere toplam 408 veli ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, Özbay ve Mısırlı Taşdemir (2003) tarafından Türkçeye uyarlanan Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde, Pearson Momentler Çarpım Korelasyonu, t-testi ve ANOVA testi kullanılmıştır.Araştırma sonucunda,Mükemmeliyetçilik ölçeğinin ?Davranışlardan Şüphe?, ?Ailesel Beklentiler?, ?Ailesel Eleştiri?, ?Hatalara Aşırı İlgi? alt ölçeklerinden öğrencilerle anne ve babaları arasında olumlu yönde ilişki vardır. ?Kişisel Standartlar? alt ölçeğinde sadece anneler ile öğrenciler arasında olumlu yönde bir ilişki olmakla birlikte, ?Düzen? alt ölçeğinde ise öğrenciler ile anne ve babaları arasında anlamlı bir ilişki yoktur.Öğrencilerin, akademik başarı düzeylerine göre mükemmeliyetçilik ölçeğinin tüm alt ölçeklerinde, psikolojik yardım alıp almamalarına göre ise sadece ?Düzen? alt ölçeğinde anlamlı bir farklılık vardır. Bununla birlikte, cinsiyetlerine göre sadece ?Davranışlardan Şüphe? alt ölçeğinde; sosyo-ekonomik düzeylerine göre ise ?Düzen? ve ?Kişisel Standartlar? alt ölçeklerinde anlamlı farklılık vardır. Anne ve babalarının eğitim düzeyine ve okudukları okul türüne göre ?Kişisel Standartlar? alt ölçeği dışında diğer tüm alt ölçeklerde anlamlı farklılık vardır. Devam ettikleri alana göre sadece ?Ailesel Eleştiri? ve ?Hatalara Aşırı İlgi? alt ölçeklerinde annelerinin çalışıp-çalışmamasına göre ise sadece ?Düzen? alt ölçeğinde anlamlı farklılık vardır. Ayrıca öğrencilerin sınıf düzeylerine göre ise alt ölçeklerin hiçbirinde anlamlı farklılık yoktur.Araştırmada ortaya çıkan sonuçlara dayalı olarak, araştırmacı tarafından ortaya konulan önerilere yer verilmektedir.Anahtar Kelimeler: Mükemmeliyetçilik, ÇBMÖ (Çok boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği).
The relationship between early maladaptive schemas, perceived maternal parenting style, emotion regulation difficulties and psyhological well-being
Although many studies have elaborated the relationships between early maladaptive schemas, perceived maternal parenting style and psychopathology regarding Young's Schema Theory, few researches examined the relations of these dynamics with emotion regulation difficulties. Therefore, the purpose of the present study was (1) to examine possible effects of demographic variables on schema domains, maternal parenting style, emotion regulation difficulties and psychological symptoms; (2) to investigate the relationships between perceived maternal parenting style, schema domains, difficulties in emotion regulatory processes and psychological distress level; (3) to determine predictive factors of schema domains, emotion regulation difficulties and psychopathology. The sample of the study consisted of 372 individuals who were mostly recruited from the Doğuş University (285). Young Schema Questionnaire- Short Form 3 (YSQ-SF3), Young Parenting Inventory (YPI), Difficulties in Emotion Regulation Scale (DERS) and Brief Symptom Inventory (BSI) were administered to participants. In order to investigate the research question, a separate set of MANOVAs, ANOVAs, t- tests, bivariate correlation and hierarchical regression analyses were conducted. Results of MANOVA yielded that females had lower scores in Disconnection schema domains while they obtained higher score in Clarity subscale of DERS than males. Besides, younger participants had higher scores in this Clarity subscale, compared to older ones. The zero order correlations indicated a number of significant correlations between measures of the study, which was consistent with the previous findings. The hierarchical analyses revealed that negative maternal parenting behaviors were significant predictor of all schema domains. Regarding Goal subscale of DERS, the negative maternal parenting and Impaired Autonomy positively predicted difficulties in engaging goal-directed behaviors during negative emotional state, whereas Disconnection was negatively predicted difficulties in engaging goal-directed behaviors. In terms of Strategy and Impulse subscales of DERS, the negative maternal parenting and Impaired Autonomy were positively associated with difficulties in using effective strategies and controlling impulsive behaviors when experiencing negative affect, Impaired Limits appeared as negatively associated factor for Strategy and Impulse subscale. The significant predictor of Non-Acceptance subscale of DERS was found as Impaired Autonomy. Regarding Clarity and Awareness subscales, Disconnection was positively predicted difficulties in being clear and aware of negative emotions, whereas Other-Directedness was negatively predicted difficulties in Clarity and Awareness subscales. Finally, perceived negative maternal parenting style, Impaired Autonomy and Disconnection schema domains were positively associated with psychological symptoms, while Impaired Limits was negatively associated with psychological distress level. On the contrary of expectations, emotion regulation difficulties were not appeared as significant predictors of general psychological disturbances in spite of the fact that the zero-order correlation analyses found significant association between them. These results were discussed regarding potential limitations and future suggestions. Keywords: Early maladaptive schemas, perceived maternal parenting styles, emotion regulation difficulties, psychological symptoms.
Yetişkinlerde psikolojik sıkıntı ve ruh sağlığı okuryazarlığı durumlarının belirlenmesi
AMAÇ: Bu araştırmanın amacı yetişkinlerde psikolojik sıkıntı ve ruh sağlığı okuryazarlığı durumlarını belirlemektir. YÖNTEM: Kesitsel tipte olan araştırma 27.11.2020-30.12.2020 tarihleri arasında çevrimiçi olarak uygulanmıştır. Araştırmanın örneklemini kartopu örnekleme yöntemi ile ulaşılan 531 birey oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında kişisel bilgi formu, Kessler Psikolojik Sıkıntı Ölçeği ve Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği kullanılmıştır. İstatistiksel değerlendirmede sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca değerleri kullanılmıştır. İstatistiksel analizlerde Mann Whitney U, Kruskall Wallis, t testi, tek yönlü varyans analizi, spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. BULGULAR: Katılımcıların %75,7'si kadın, yaş ortalaması 33,71±13,63, %58,0'ı lise ve altı eğitim düzeyine sahiptir. Bireylerin %16,8'i kronik hastalığa sahip iken, 10,4'ü ruh sağlığı ile ilgili bir hastalık geçirmiştir. Araştırma sonucunda bireylerin % 65,2'sinin ruh sağlığı ile ilgili tanılanabilir bir hastalığa işaret edecek puan aralığında (30-50) ve ruh sağlığı okuryazarlığı ölçeğinden aldıkları puanların ortalamalarının 107,50±13,13 olduğu saptanmıştır. Katılımcılardan erkek olanların, daha büyük yaş grubunda olanların, çalışanların, eğitim düzeyi ön lisans ve üstünde olanların, kronik hastalığı olanların, ruhsal hastalığı olmayanların, alkol ve sigara kullanmayanların, uykuya ilişkin problemi olmayanların ve son altı ayda evdeki iş yükünde farklılık olmayanların psikolojik sıkıntı puanlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır. SONUÇ: Araştırma sonucunda yaklaşık olarak her beş kişiden üçünün tanılanabilir bir psikolojik sıkıntı puanına sahip olduğu ve ruh sağlığı okuryazarlık puanlarının düşük olduğu saptanmıştır. Araştırma sonucunda toplumda psikolojik sıkıntı düzeyinin planlanacak daha geniş örnekleme sahip araştırmalar ile belirlenmesi ve ruh sağlığı okuryazarlığının geliştirilmesi için müdahale programlarının oluşturulması önerilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Yetişkinler, Psikolojik sıkıntı, Toplum ruh sağlığı, Ruh sağlığı okuryazarlığı, Toplum sağlığı hemşireliği
Ailesinden ayrı yaşamanın yarattığı psikolojik sorunların çoçuk resimlerinde gözlenmesi
ÖZET Önem sıralamasına göre hep sonlarda yer alan Resim-İş dersi; çalışma saati, yeri ve amaçlarıyla da çok kısıtlıdır. Dersin temel amacı olan psikoloji, toplumbilim, eğitim bilim ve terapi gibi bir çok alan, başta resim-iş öğretmenleri olmak üzere pek çok eğitimci bu bilinçten yoksundur veya bir şekilde yoksun bırakılmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı'nm hazırlamış olduğu müfredatlar özellikle temel derslere (Türkçe, Matematik, Fen,... vb.) konu kapsamında ağırlık vermesi, öğretmenin de Resim-İş dersini ikinci hatta üçüncü vasıflı ders kategorisine yerleştirmesine neden olmaktadır. Hal böyleyken velinin ve öğrencinin de bu bilinçten farklı bir bilince sahip olması beklenemez. Çocuklar belli bir yaş olgunluğuna erişinceye kadar duygularını sözel olarak ifade etmekte zorlanıyorlar veya hiç edemiyorlar. Bu çocuklar diğer derslerde de içe dönüklüğünü devam ettirdiği için "başarısız" olarak ifade edilmektedirler. Bu süreçte onlara en yakın diyalogta olan sınıf öğretmenleri veya resim öğretmenleri, onlara kendilerini sözel olarak ifadenin dışında bir yöntem uygulamaları gerekmektedir. İşte burada resmin ifade gücünden yararlanılabileceğini görebiliriz. Çocuğun bize kendisini yansıtması ve olaylar hakkındaki duygu ve düşüncelerini ifade etmesinde, yalın bir anlatım aracı olan resmin önemi çok büyüktür. Bu çalışmada amaç hiçbir çocuğun duygusal bir suiistimale uğramadan varolan problemin kaynağına ulaşmaktır. Bu süreç sadece eğitim aşamasını oluşturmaktadır. Ve bu süreç içerisinde eğitimcinin kısmi olarak problemin varlığını keşfetmesi, olası daha büyük problemlerin de önüne geçmesine vesile olacaktır. En azından eğitimcinin, aileyi bu konuda bilinçlendirme veya klinikçilere yönlendirme duyarlılığı geliştirecektir. "O daha çocuk, bir şey anlamaz" düşüncesiyle yapılan eşler arası tartışmalar; onların yaptıkları resimleri ve doğru analizleriyle bu düşünceyi tamamiyle çürütmektedir.Bu çalışma, aile kültürümüzün nesilden nesile geçtiğini adeta doğrulamaktadır. Baskıcı, otoriter, evin geçimini sağlayan tek kişi baba, ve basık konumda olan bir anneden oluşan aile. Bunların sonucu, anneyi bu konumda görmekten rahatsız olan ve kurtarıcı olmak isteyen çocuklar.... Ancak yine de çocuklar her zaman, anne ve babalarının bir arada, aynı evde olduğu "mutlu bir aile" tablosu görmek istiyorlar....
Yetişkinlerde COVID-19 kaynaklı psikolojik sıkıntı ile yeme arzusu ve sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, yetişkin bireylerin Covid-19 kaynaklı psikolojik sıkıntı ile yeme arzusu ve sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişkiyi incelemek, aynı zamanda bu değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşayan yetişkin bireyler, örneklemini ise, araştırmaya çevrimiçi katılan 406 yetişkin birey oluşturmuştur. Araştırmada, ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Veriler, Demografik Bilgi Formu, Covid-19 Psikolojik Sıkıntı Ölçeği, Yeme Arzusu Ölçeği ve Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği kullanılarak, çevrimiçi anket aracılığı ile toplanmıştır. Toplanan verilerin değerlendirilmesinde SPSS 25 programı kullanılmıştır. Araştırmanın değişkenleri ile ilgili normallik varsayımı çarpıklık ve basıklığa dair veriler ile değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde Korelasyon Analizi, Bağımsız Örneklem t-testi ve ANOVA Analizi kullanılmıştır. Sonuç olarak, Covid-19 kaynaklı psikolojik sıkıntı ile yeme arzusu ve sosyal medya bağımlılığı arasında anlamlı düzeyde pozitif ilişki bulunmuştur. Covid-19 kaynaklı psikolojik sıkıntı düzeyinde cinsiyet, yaş, çalışma durumu ve Covid geçirme durumu değişkenlerine göre anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Yeme arzusu düzeyinde cinsiyet, yaş, medeni durum, çocuk sahibi olma, Covid geçirme, psikolojik destek alma değişkenlerine göre anlamlı farklılık olduğu görülmüştür. Sosyal medya bağımlılığı düzeyinde cinsiyet, yaş, medeni durum, çalışma durumu, gelir durumu, çocuk sahibi olma, Covid geçirme değişkenlerine göre anlamlı farklılık bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda, Covid-19 nedeniyle oluşan psikolojik sıkıntı, aşırı yeme arzusu ya da sosyal medya bağımlılığı gibi olumsuz durumlara karşı psikologlar ve ilgili meslek elemanlarının psikolojik yardıma ihtiyaç duyan bireylere daha etkin psikolojik destek verebilmeleri için bu araştırma bulgularından yararlanmaları önerilebilir.
Metamorfoz
Bu tez çalışmasının temel amacı; bireylerin kimlikleri bağlamında, ötekileştirme, ayrımcılık ve şiddet gibi olumsuz davranışlarla karşı karşıya kalmasının, onların üzerinde nasıl psikolojik yıkımlara yol açtığının ortaya konulmasıdır. Bireyin maruz bırakıldığı bu olumsuzluk, zorbalık ve şiddet LGBTİ kimliği üzerinden anlatılmıştır. LGBTİ + bireylerin akranları ve çevresi tarafından nasıl psikolojik ve fiziksel şiddetle karşı karşıya bırakıldığı, sinemanın dil olanaklarıyla gözler önüne serilmiştir. Hikâye düzleminde özbenlik algısı ve öteki insanlarla ilgili beklentiler şekillendirilmiştir. Görsel işitsel bir hikâye anlatma sanatı olan sinema yoluyla, birey üzerindeki baskının hem bugün hem de ileriki dönemlerde nasıl psikolojik ve fizyolojik olumsuz etkiler bıraktığı/bırakacağı değerlendirilmiştir.
Tip I diyabet hastalarındaki depresyon ve anksiyete oranlarının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; Bursa ilindeki Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde Tip I diyabet teşhisi almış olan 6-17 yaş aralığındaki çocuk ve ergenlerin anksiyete ile depresyon düzeylerini incelemek ve diyabet hastalığın yarattığı olumsuz durumları ortaya çıkarmaktır. Ek olarak, araştırmada çocuk ve ergenlerin cinsiyetinin, yaşının, hastalığın varoluş süresinin, diyabetin ne olduğunu bilinip bilinmemesinin, diyabetten sonraki uyku düzeninin, diyabetten sonraki beslenme düzeninin, diyabetli olmanın anksiyete ve depresyon üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya Bursa İlinde Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinden Tip I diyabet teşhisi konulmuş 6 ile 17 yaş aralığında olan 50 birey alınmıştır. Veri toplama araçları olarak Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği ve Çocuklar İçin Sürekli Anksiyete Ölçeği kullanılmıştır. Aynı zamanda bireylerin sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından Kişisel Bilgi Formu oluşturulmuştur. Araştırmada sosyo-demografik özelliklere göre bakıldığında; bireylerin hafif düzey de depresif belirtiler ve anksiyete sahip olduğu, kızların erkeklere oranla depresyon düzeylerinin daha yüksek olduğu, 4 yıl ve üzeridir diyabetli olan bireylerin diğer bireylere oranla anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu, kendilerine insülin yapmayı bilen bireylerin diğer bireylere oranla anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırmada yer alan eğitim düzeyi, yaş gibi sosyo-demografik özelliklere göre de anlamlı sonuçlar elde edilmemiştir. Araştırmada grubun anksiyete ile depresyon düzeyleri arasında da pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırmanın sonunda yer alan tartışma bölümünde bulgulara dayalı olarak araştırmacılara, alanda çalışan psikolojik danışmanlara ve ailelere yönelik önerilerde bulunulmuştur.
8. sınıf öğrencisi olup obsesif kompulsif bozukluk teşhisi almış olan çocuklarda sınav kaygısı bozukluğu oranının sıklığının değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı 8. Sınıf öğrencisi olup obsesif kompulsif bozukluk teşhisi almış olan çocuklarda sınav kaygısı bozukluğu oranının sıklığının değerlendirilmesidir. Araştırmada veri toplama aracı olarak obsesif kompulsif belirtileri araştırmak amacıyla Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği, sınav kaygısı bozukluğunu araştırmak amacıyla Westside Sınav Kaygısı Ölçeği ve bazı demografik değişkenleri araştırmak amacıyla Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda ortaya çıkan bulguları bakıldığında obsesyon, kompulsiyon ve obsesyon-kompulsiyon alt ölçeklerinden aldıkları puanlar arttıkça sınav kaygısının arttığı görülmektedir. Bireylerde obsesyon belirtileri arttıkça sınav kaygısı daha fazla yaşanmaktadır. Bireylerde kompulsiyon belirtileri arttıkça sınav kaygısı daha fazla yaşanmaktadır. Bireylerde obsesyon-kompulsiyon belirtileri arttıkça sınav kaygısı bozukluğu daha fazla yaşanmaktadır. Demografik değişkenler açısından bakıldığında ise kızlarda obsesif kompulsif belirtilerin ve sınav kaygısı bozukluğunun erkeklere oranla daha yüksek olduğu, okul başarı durumunun sınav kaygısı ile negatif ilişki içerisinde olduğu, anne-baba çalışma ve eğitim durumunun sınav kaygısı üzerinde etkili olduğu ve aile gelir durumu düştükçe sınav kaygısı puanlarının yüksek olduğu bulgularına ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler : Obsesif,Kompulsif, Sınav Kaygısı,
İntihar ve intihara teşebbüs yöntemleri, nedenleri ve çözüm yolları
Bir insanın nasıl olup da canına kıydığı ya da kıymaya yeltendiği merak ve hayret konusu olmuştur. Tarih boyunca intihar edenlere " akıl hastası " gözüyle bakılmıştır. Bütün dini inanışlar intiharı kabul etmemiş, büyük günahlardan biri olarak görmüşlerdir. Psikologlar, psikiyatrlar ve sosyal bilimciler intiharla ilgili sayısız teoriler üretmişlerdir. Birçok ülkede intihar önleme ve psikolojik krizlere müdahale merkezleri kurulmuştur. İntihar kavramını farklı açıklayanlar olmuştur. İntihar; bir insanın tercihi olarak ani bir kriz, travma sonucu ya da psikolojik bir hastalığın etkisiyle canına kıyma eylemidir. Bireyler toplumsal yaşam içerisinde veya psikiyatrik hastalıklarda yoğun kaygı ve stres yaşarlar. Çalışmada intihar nedenleri ve yöntemleri incelenmiş, farklılıklar değerlendirilmiş ve çözüm yolları ortaya konmuştur. İntihar eyleminin öncesinde önlenmesi için yapılması gerekenler tespit edilmiştir. İntihar fikrini eyleme dönüştüren etkenler değerlendirilmiş, etkenlere yönelik yapılması gerekenler ortaya konmuştur. İntihar teşebbüsünde bulunan bireylerin toplum içerisindeki rolleri değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler : Özkıyım, İntihar, Psikolojik Travma, KişilikBozukluğu, Ruhsal Bozukluk, Kaygı, Stres,Depresyon
İstanbul'da okuyan lise öğrencilerinin depresyon düzeylerinin belirlenmesi ve bazı parametrelere göre farklılıklarının incelenmesi
Depresyon günümüzün en yaygın görülen ruhsal bozukluklarından birisidir. Bu çalışmamızda İstanbul'da okuyan lise öğrencileri arasında depresyon düzeyi ve çeşitli parametrelere göre oluşan farklılıklar incelenerek ergenlik ile depresyon ilişkisi tahlil edilmiştir. Ergenlik dönemi psikolojik olarak hassas bir dönemdir ve bu dönemde edinilen kazanımlar birey için hayat boyu etkilidir. Bu anlamda günümüzde hızla artan depresyon vakalarının ergenler arasındaki yaygınlığı ve ergenlerdeki depresyonda farklılık oluşturan parametreler çalışmamızda incelenmiştir. Çalışmamızda ergenlik dönemi farklı açılardan ele alınarak ortaya konulmuştur. Depresyon kavramı tarihsel ve kuramlar çerçevesinde ele alınmış ve depresyonun epidemiyolojisi ve etiyolojisi açıklanmıştır. Bu çalışmalara ek olarak İstanbul'da yaşayan lise öğrencileri arasında Beck Depresyon Ölçeği kullanılarak yapılan analizler yapılmıştır. Bu analizlere göre lise öğrencileri arasında depresyonu etkileyen faktörler olarak yaş, ailenin gelir düzeyi, yaşanılan çevre, derslerde başarı ve göç etme durumunun depresyon düzeyinde etkili olan parametreler olduğu tespit edilmiştir. Buna karşın cinsiyetin ergenlerin depresyon düzeylerinde etkisi yoktur. Anahtar Kelimler: Depresyon, ergenlik, etiyoloji, epidemiyoloji