Siyatik sinir
59 theses under this subject heading
Siyatik sinir hasarı oluşturulan ratlarda elektriksel stimülasyonun etkilerinin araştırılması
Sunulan çalışmada, siyatik sinir hasarı oluşturulan rat modelinde, elektriksel stimülasyonun sinir sistemi üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada 28 adet Wistar Albino rat (2 aylık, erkek, 250-300 g) kullanıldı. Her bir grupta 7 hayvan olup, 4 grup oluşturuldu; kontrol (K) grubu, elektriksel stimülasyon (ES) grubu, siyatik sinir hasarı (SSH) grubu ve siyatik sinir hasarı + elektriksel stimülasyon (SSH+ES) grubu. Deneysel siyatik sinir hasarı modeli, siyatik sinir 50 g/cm'lik bir kapanma kuvveti olan Yasargil FE 693 geçici anevrizma ile 2 dakika boyunca sıkıştırılarak yapıldı. Elektriksel stimülasyon 200 μs akım süresinde, 20 Hz frekansta, 2mA amplitude ile 20 dk 15 gün boyunca uygulandı. Çalışmanın sonunda tüm ratlar sakrifiye edildi. Siyatik sinir hasarı oluşturulan ratlarda elektriksel stimülasyonun sinirler üzerine olan etkileri, serum ve beyin dokusu beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF) ve sinir büyüme faktörü (NGF) düzeylerinın belirlenmesi, ELİSA analizleri ile ortaya konuldu. Beyin BDNF düzeyleri SSH grubunda, diğer gruplara göre anlamlı derecede yüksek ve K grubunda ise diğer gruplara göre anlamlı derecede düşük olduğu belirlendi (p<0,001). ES ve SSH grupları serum BDNF düzeylerinin, K ve SSH+ES gruplarına göre anlamlı derecede yüksek olduğu bulundu (p<0,01). SSH grubu beyin NGF düzeyinin, K ve SSH+ES gruplarına göre anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). SSH grubu ve SSH+ ES grubu serum NGF düzeylerinin, K ve ES gruplarına göre anlamlı derecede düşük olduğu bulundu (p<0,01). Siyatik sinir hasarı oluşturulmasından sonra elektriksel stimülasyon uygulamasının beyin BDNF düzeyinin artmasına, serum NGF düzeyinin ise azalmasına neden olduğu belirlendi. Sonuç olarak, siyatik sinir hasarı sonrası BDNF ve NGF nörotrofinlerinin salınımının ve elektriksel stimülasyonun bu salınıma etkisinin olabileceği düşünülmektedir.
Siyatik sinir bloğunda adjuvan rasemik ketaminin etkinlik ve nörotoksisite açısından değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, ratlarda oluşturulan siyatik sinir bloğu modelindelokal anesteziğe eklenen iki farklı dozda ketaminin, proprioseptif, motor ve duysal blokbaşlama ve sonlanma sürelerine etkilerini ve sinir hasarı oluşturup oluşturmadıklarınıtespit etmektir.Gereç ve Yöntem: Toplam 64 adet, Sprague-Dawley türü dişi rat kullanıldı.Eter anestezisi sonrası posterior yaklaşımla ve lateral insizyon ile siyatik sinir eksploreedilerek epinöryum ve perinöryum bütünlüğüne zarar vermeden siniri çevreleyen fasyaaltına test dozu enjekte edildi. Uygulanan test dozlarına göre gruplar şöyle idi: Shamgrubu (n=8), Salin grubu (n=8); 0.2 mL salin, Bup grubu (n=8); 0.1 mL %0.5bupivakain+0.1 mL salin, Ket0.5 grubu (n=8); 0.1 mL ketamin 0.5 mg/kg+0.1 mL salin,Ket1 grubu (n=8); 0.1 mL ketamin 1 mg/kg+ 0.1 mL salin, BupKet0.5 grubu (n=8); 0.1mL %0.5 bupivakain+ 0.1 mL ketamin 0.5 mg/kg, BupKet1 grubu (n=8); 0.1 mL %0.5bupivakain ve 0.1 mL ketamin 1 mg/kg. Daha sonra gruplardan habersiz araştırmacıtarafından proprioseptif, duyusal ve motor blok süreleri değerlendirildi. Değerlendirmesonrası, siyatik sinirler perinöral inflamasyon veya sinir hasarı açısından incelenmeküzere 24.saatte veya 8. Günde eksize edildi.Bulgular: Bupivakaine eklenen 0,5mg/kg ketamin ile bupivakain kombinasyonuproprioseptif, motor ve nosiseptif blok sonlanma sürelerinde sırasıyla %41, % 23, %33oranlarında uzamaya neden olmuştur. 1 mg/kg ketamin ile bupivakain kombinasyonu,proprioseptif, motor ve nosiseptif blok sonlanma sürelerinde sırasıyla %45, % 37, %31oranlarında uzamaya neden olmuştur. Siyatik sinire sadece ketamin enjeksiyonu motor44blok oluşturmazken, diğer gruplardan daha kısa süreli proprioseptif blok ve benzersürelerde duysal blok sağlamıştır. Blok sürelerindeki değişikliğin doz bağımlı olmadığıgörülmüştür. Nörotoksisite açısından gruplar arasında fark bulunamamıştır.Sonuç: Ketaminin periferik sinir blokları açısından iyi bir adjuvan olabileceği,rasemik formunun periferik sinirlerde güvenle kullanılabileceği kanısına varıldı.Anahtar kelimeler: Siyatik sinir bloğu, Rasemik ketamin, Bupivakain,Nörotoksisiste.
Sıçanlarda siyatik sinirin ezilme yaralanması sonrası yüksek yoğunluklu lazer biyostimülasyon tedavisinin rejeneratif etkilerinin değerlendirilmesi
Maksillofasiyal bölgede yapılan cerrahi işlemler sonucu oluşabilecek komplikasyonlarda; periferik veya santral sinir sistemi yaralanmasına bağlı sinirlerde fonksiyon kaybı, parestezi, hipoestezi, nöropatik ağrılar gibi nörosensöryel bozukluklar izlenebilmektedir. Oluşan hasarın şekli ve bulunduğu bölgeye göre tedaviye başlama zamanını değişmektedir. Tedavi yöntemi olarak invaziv, noninvaziv ve konvansiyonel tedaviler uygulanmaktadır. Periferal veya santral sinir sisteminin dejeneratif ve travmatik zedelenmesi sonrasındaki bir çok tedavi metodu uygulanarak sinirin rejeneratif etkisi gösterildiğine dair çalışmalar bulunmakla birlikte, yüksek yoğunluklu lazer tedavisi ile ilgili literatürlerde herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Tüm ratların sol siyatik sinirleri cerrahi klemp ile 30 sn ezilerek sinir hasarı oluşturuldu. Siyatik sinirin ezilme yaralanmalarını takiben, otuz üç sıçan rastgele olarak kontrol, düşük yoğunluklu lazer tedavisi (DYLT) ve yüksek yoğunluklu lazer tedavisi (YYLT) olarak üç gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki sıçanların yaralanan siyatik siniri spontan iyileşmeye bırakılırken, YYLT (120J/seans ve 1024 nm dalga boyu) ve DYLT (2.4J/seans ve 650 nm) ameliyattan hemen sonra başlanıldı ve tedavi süresince 3 günde bir uygulandı. Ameliyat sonrası dönemde siyatik fonksiyonel indeks(SFİ), elektrofizyolojik değerlendirmeler ve histomorfometrik değerlendirmeler ile rejenerasyon durumu araştırıldı. 23 günlük iyileşme periyodunda, SFİ skorunda YYLT grubunun kontrol grubuna göre istatiksel anlamlık mevcuttken (p=,012), kontrol-DYLT (p=,270) ve YYLT-DYLT(p=,473) arasında istatiksel fark olmadığı görüldü. 30 günlük iyileşme periyodu sonunda YYLT grubu kontrol ve DYLT gruplarına göre anlamlı derecede daha iyi SFİ skorları kaydedildi. (p=,000, p=,002) DYLT-Kontrol grupları arasında istatiksel olarak fark yoktu. (p=,419) Elektrofizyolojik değerlendirmede, amplitüt değerlerinde üç grup arasında istatiksel anlamlık bulunmamıştır. (p>0,05) Latans ve süre değerlerinde YYLT grubunun DYLT (p=,002, p=,014) ve kontrol (p=,003, p=,000) grubuna göre istatiksel anlamlılık mevcutken, DYLT-kontrol (p=1.000, p=,162) arasında istatiksel olarak fark yoktu. Histolojik değerlendirmede, schwann hücre sayısı LLLT grubunun kontrol (p=,003) ve YYLT (p=,048) grubuna göre anlamlı derecede fazla olduğu ancak YYLT- kontrol (p=,59) grubunda istatiksel olarak fark olmağını ortaya koydu. G-ratio değerlendirilmesinde, YYLT grubunda, 0,55-0,69 aralığına sahip sinir liflerinin sayısı diğer gruplara göre yüksek çıkmıştır. Fonksiyonel, histomorfometrik ve elektrofizyolojik araştırmalara göre YYLT, ezilme yaralanması sonrası periferik sinir rejenerasyonunda DYLT'den daha iyi sonuçlar ortaya koydu. Bu sonuçla YYLT, periferik sinir rejenerasyonu sırasında daha yüksek penetrasyon derinliği ve etkinliği açısından DYLT'den daha üstün görünmektedir.
Farelerde siyatik sinir bağlama yöntemi ile oluşturulan kronik ağrının oosit sayı ve matürite üzerine etkisinin araştırılması
Kaçınılamaz bir stres faktörü olarak nitelendirilen kronik ağrı, neden olduğu fiziksel ve mental işlev bozukluklarına bağlı olarak kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkilemektedir. Kronik ağrının hipotalamus-hipofiz-adrenal aksı ile ilişkisi nedeniyle nöroendokrinolojik sistemi etkilediği bilinmektedir.Bu çalışmada bir kronik ağrı tipi olan nöropatik ağrının fertilite üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla oogenetik sürecin göstergeleri olan oosit sayı ve matüritesindeki farklılıklar, ayrıca çiftleşme davranışındaki değişimler araştırılmıştır. Bu amaçla dişi farelerde kronik siyatik sinir bağlama yöntemi ile nöropatik ağrı oluşturulmuştur.Deneylerde; 4-8 haftalık, 25-30 g ağırlığında, toplam 100 adet Balb/c soyu dişi fareler kullanıldı. Bu dişi fareler; kontrol (naive, K), sham (Sh) operasyonu ugulanan ve siyatik siniri bağlanarak nöropati (NP) oluşturulan gruplar halinde incelenmiştir. Siyatik siniri bağlanmış deney hayvanlarında ağrının gelişip gelişmediğini kontrol etmek için cold plate (soğuk plaka) testi kullanılmıştır.Kontrol (K), sham (Sh) ve nöropati (NP) uygulanan deney gruplarındaki farelerin hepsine süperovülasyon protokolü uygulandıktan sonra her bir grup iki alt gruba ayrıldı. Alt gruplardan birinde indüksiyonu takiben erkek fare ile aynı kafese konularak çiftleşmeleri sağlandı. Diğer alt gruptaki dişiler ise erkek fare ile yanyana getirilmedi. İndükte edildikten sonra erkek fare ile aynı kafase konulan dişi farelerin ampüllalarından oositler/zigotlar, erkek farelerden ayrı kalan dişi farelerin ampullalarından ise oositler izole edildi. Sınıflandırma, morfolojik özelliklerine göre; Metafaz I (MI), Metafaz II (MII) ile dejenere oosit ve zigot olarak yapıldı.Kronik ağrı deneylerinin sonuçlarına göre;-Siyatik sinir bağlaması yapılarak nöropati oluşturulmuş farelerin cold-plate latensleri (CPL) kontrol ve sham grubundan anlamlı olarak kısa süreli olarak bulundu.Oosit sayı ve matüritesi ile kopülasyon oranı deneylerinin sonuçlarına göre;-Nöropatili hayvanlarda toplam oosit sayıları kontrol ve sham gruplarından daha düşük,-Erkekle yan yana konulan nöropatili hayvanlarda oosit maturasyon değerleri aynı koşullardaki kontrol ve sham gruplarına göre belirgin olarak düşük,-Kontrol, sham ve NP gruplarının kendi içlerinde tek ve erkekle yan yana konulma durumuna göre maturasyon değerlerinin karşılaştırılması sonucunda kontrol ve sham gruplarında anlamlı farklar,Erkekle yan yana konulan alt gruplarda Kontrol, sham ve NP grupları arasında yapılan kopülasyon oranı karşılaştırmaları sonucunda NP li grubun kontrol ve sham grubundan düşük kopülasyon oranı gösterdiği bulunmuştur.Sonuç olarak, nöropatili farelerde CPL'nin düşük oluşu allodini eşiğinin düştüğünü, başka bir deyişle nöropatik ağrı oluştuğunu göstermektedir. Nöropatili hayvanların oosit sayı ve matüritesi ile kopülasyon oranlarındaki farklılıklar ise nöropatik ağrının oogenetik süreci olumsuz olarak etkilediğini düşündürmektedir.Anahtar sözcükler: Fare, kronik ağrı, matürite, oosit, sinir bağlama metodu,
Sıçan siyatik sinir rejenerasyonuna pulslu manyetik alanın makrofaj aracılı etkisinin lokal clodranate uygulamasıyla araştırılması
Periferik sinir yaralanmaları, mekanik travma, termal, kimyasal, doğuşsal veya patolojik etiyolojilerden kaynaklanabilir. Hasar görmüş sinirlerin restorasyonu sağlanmazsa, kas fonksiyonlarının kaybına, duysal bozukluklara ve ağrılı nöropatilere neden olabilir. Periferik Sinir Sisteminde (PNS) yaralanma sonrasında, yerleşik ve sistemik dolaşımdaki monositler hızlı bir şekilde yaralanma bölgesine infiltre olurlar, bir süre sonra, yaralanmanın distalinde kalan hasarlı kısım Wallerian Dejenerasyona (WD) uğrar. WD sırasında makrofajların rolü birçok deneysel çalışmaya konu olmuştur. Aksonal rejenerasyon sırasında, makrofajların sitokinler, büyüme faktörleri ve proteolitik enzimler gibi 100 den fazla faktörü sekrete ettiği bilinmektedir. Bu faktörlerin dokuların büyümesini, yara iyileşmesini ve fagositozu modüle edebileceği ileri sürülmektedir.Çalışmamızda, wistar türü sıçanların sağ siyatik sinirleri ezilerek travmatik mononöropati modeli oluşturuldu ve Pulslu Manyetik Alanın (PMA) sinir iyileşmesine etkileri incelendi. Ayrıca, bu çalışmada PMA uygulamasının makrofaj aracılı etkileri belirlendi ve diğer gruplarla karşılaştırıldı.Deneylerden elde edilen veriler siyatik sinirin distal dalları olan tibial (yüksek oranda motor) ve sural (duysal) sinirlerden elde edildi. Yerleşik ve sistemik makrofajları baskılamak için lipozomla kaplanmış clodronate (LEC) kullanıldı. Travmatik mononöropati deneylerinde Ezilme, PMA, LEC ve Kombine gruplara ait veri elde etmek için, in vitro elektrofizyolojik yöntem (sukroz-gap), fonksiyon test, elektron ve ışık mikroskobik, histomorfometrik incelemeler yapıldı. Yaralanma sonrası yeniden miyelin oluşmasında hızlı ve yavaş K+ kanal gelişimini ve lokalizasyonunu belirlemek için 4-Aminopiridin (4-Ap) ve Tetraetilamonyum (TEA) kullanıldı. Siyatik sinir hasarı sonrası sıçanlar 5 farklı gruba ayrılarak PMA'ya maruz bırakıldılar (1 saat/gün, şiddeti; 1,5 mT, puls frekansı; 1-10-20-40 Hz).Bulgularımız, PMA'nın periferik sinir hasarı sonrası yeniden miyelin oluşması sürecinde fonksiyonel iyileştirici etkisi olabileceğini göstermektedir. Makrofajlar wallerian dejenerasyon sürecinin en önemli elemanlarından biridir. Makrofajların önemli iki temel fonksiyonu vardır: dejenerasyona uğramış myelin yapıyı fagosite etmek, nörotropik faktörleri ve sitokinleri üretmektir. PMA makrofajları stimüle ederek miyelin yapımını ve aksonal büyümeyi destekleyen bir faktör salgılanmasını sağlayabilir. Bu bilinmeyen faktörde, sinir iyileşmesini hızlandırıp rejenerasyon sürecini hızlandırabilir. Sonuç olarak elde ettiğimiz bulgulara göre PMA periferik sinir hasarı sonrası fonksiyonel iyileşme için potansiyel tedavi edici etkisi olabilir.Anahtar Sözcükler: Pulslu Elektromanyetik Alan, Periferik sinir hasarı ve rejenerasyonu, Makrofajlar, Lipozomla kaplanmış clodronate, K+ kanalları.
Farelerde oluşturulan deneysel nöropatik ağrıya karşı tramadol ve agmatinin etkilerinde nitrerjik sistemin rolü
Yaşam kalitesini belirgin olarak düşüren nöropatik ağrının tedavisinde antikonvülsanlar, antidepresanlar, lokal anestezikler, NMDA antagonistleri, sodyum kanal blokörleri, narkotik analjezikler gibi çeşitli ilaçlar kullanılmakla birlikte alternatif tedaviler üzerine de yoğun olarak çalışılmaktadır. Üzerinde çalışılan ilaçlardan birisi olan tramadol?un, nöropatik ağrı semptomlarını azalttığı bildirilmiştir. Santral sinir sisteminde yeni bir nöromediyatör olarak bilinen agmatin?in ise deneysel akut ve kronik ağrı çalışmalarında antinosiseptif etkileri bildirilmiştir. Bu tez çalışmasında siyatik sinir parsiyel sıkı ligasyonu ile oluşturulan nöropatik ağrı modelinde tramadol ve agmatinin tek ve kombine kullanıldıklarında antiallodinik etkileri ile bu etkilerde nitrerjik sistemin rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Balb/c türü erkek farelerde anestezi altında sağ siyatik sinir bağlanarak nöropati oluşturuldu. Naive, sham, NP kontrol ve NP + İlaç grupları oluşturuldu. Nöropatik ağrı, soğuk allodini (cold-plate) yöntemi ile siyatik sinir ligasyonundan iki hafta sonra test edildi. Tramadol ve agmatin?in antiallodinik etkileri incelendi. Bu etkilerde nitrerjik sistemin rolünü araştırmak üzere nitrik oksid prekürsörü L-arjinin (LA), nitrik oksid sentaz inhibitörleri L-NAME, L-NMMA ve 7-NI kullanıldı. Son olarak tramadol ve agmatin kombinasyonunun antiallodinik etkisi incelendi. Deneylerin sonuçlarına göre tramadol ve agmatin nöropati oluşturulan farelerde cold-plate latensini uzatarak antiallodinik etki oluşturdu. LA her iki ilacın antiallodinik etkisini değiştirmedi. Uygulanan üç NOS inhibitörü tramadol?un antiallodinik etkisini artırırken, agmatinin etkisini ise sadece L-NAME artırdı. Kombine uygulanan tramadol ve agmatin, tek başlarına göstermiş olduklarından daha yüksek bir antiallodinik etki gösterdiler. Bulgularımıza göre tramadol ve agmatin?in nöropatik ağrıda ümit veren bileşikler olduğu ve iki bileşiğin kombine kullanımının daha etkili olacağı söylenebilir. Bu maddelerin antiallodinik etkilerinde NOS inhibisyonunun rolü farklı derecelerdedir ve etkilerinde sadece NOS inhibisyonu değil, farklı mekanizmalar da rol oynayabilir.
Siyatik sinirin epinöral devaskülarizasyonu sonrası vitamin D uygulamasının aksonal rejenerasyon üzerine etkisi
Bu çalışma, siyatik sinirin epinöral devaskülarizasyonu sonrası vitamin D3'ün aksonal rejenerasyona etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmamızda 40 adet erişkin (~200-250 gr), dişi Wistar sıçan kullanıldı. Sıçanlar, 4 ana gruba randomize şekilde dağıtıldı: Grup 1 (Kontrol), Grup 2 (Sham), Grup 3 (Epinöral devaskülarizasyon + vitamin D3), Grup 4 (Epinöral devaskülarizasyon). Grup 1'de, siyatik sinir normal morfolojik ve fizyolojik özelliklerinin tespit edilmesi amacıyla kullanıldı. Grup 2'de, siyatik sinir ve üç ana dalı ortaya çıkarılıp, taşıyıcı madde verildi. Grup 3'te, siyatik sinire epinöral devaskülarizasyon uygulandı ve vitamin D3 (500 IU/kg/gün) oral yolla verildi. Grup 4'te ise sadece siyatik sinirin epinöral devaskülarizasyonu uygulandı. Sinir rejenerasyonu fonksiyonel (siyatik fonksiyon indeksi, pinch test, biyokimyasal analiz) ve morfolojik (elektron mikroskobik analiz, ıslak kas ağırlığı) yöntemlerle analiz edildi. Postoperatif dördüncü haftanın sonunda, Grup 3 (Epinöral devaskülarizasyon + vitamin D3) ve Grup 4 (Epinöral devaskülarizasyon) karşılaştırıldığında vitamin D3 uygulamasının fonksiyonel analiz verilerinde ve ıslak kas ağırlığı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğu tespit edildi (p<0,05). Elektron mikroskobik analizde ise vitamin D3 almayan grupta (Grup 4), vitamin D3 alan gruba (Grup 3) göre daha fazla oranda myelin rezidüsü gözlenirken, vitamin D3 alan grupta (Grup 3) ince myelin kılıflara sahip çok sayıda remyelinize sinir lifi gözlendi. Remyelinize sinir liflerinin vitamin D3 almayan gruba (Grup 4) kıyasla daha kalın ve iyi formda oldukları gözlendi. Sonuç olarak vitamin D3'ün periferik sinirin iskemik hasarlarında etkili bir nörorejeneratif ajan olduğu gösterildi. Anahtar Kelimeler: Epinöral devaskülarizasyon, periferik sinir hasarı, siyatik sinir, vasa nervorum, vitamin D.
Diz artroskopisi planlanan hastalarda spinal anestezi ile kombine siyatik ve femoral blok uygulamasının postoperatif ağrı yönünden karşılaştırılması
Bu çalışmada günübirlik diz artroskopisi uygulanacak hastalar için ultrason eşliğinde kombine anterior siyatik ve femoral blok ve unilateral spinal anestezi uygulamalarını kullanarak hemodinamik parametreler, intraoperatif anestezi, postoperatif analjezi, postoperatif motor blok ve yan etkileri açısından karşılaştırmayı amaçladık.ASA I-II grubuna giren, rastgele seçilmiş 60 hasta iki gruba ayrıldı. Grup 1 (n=30) olgulara unilateral spinal anestezi ile 7.5 mg %0.5 hiperbarik bupivakain 40 saniyede verildi. Grup 2 (n=30) olgulara hem anterior yaklaşımla siyatik blok hem de femoral blok uygulandı. Kombine anterior siyatik-femoral sinir bloğu; ultrason ve 2 Hertz ve 0.5 -1 mA akımla periferik sinir stimülatörü kullanılarak kısa uçlu teflon kaplı iğne ile femoral sinirin üç dalının ayrı ayrı kontraksiyonları görülerek 10 mL %1 prilokain ve 10 mL bupivakain verilerek yapıldı. Siyatik sinir bloğu, modifiye anterior yaklaşımla ultrason kullanılarak sinirlerin stimulasyonu ile 10ml %1 prilokain ve 10 ml bupivakain verilerek yapıldı.SKB, DKB, OKB, KAH, SPO2'nin bazal değerleri ve ilaç uygulamasını takiben 5., 15., 30., 45., 60.dk, postoperatif 6., 12., 24. değerleri kaydedildi.Maksimum duyusal blok seviyesi,intraoperatif anestezi kalitesi, operasyon süresi, intraoperatif ve postoperatif dönem komplikasyonları, motor blok gerileme zamanı, postoperatif ilk idrara çıkma zamanı, postopertaif ilk analjezi alma süresi, postoperatif ıstırahat ve hareket VAS ağrı değerlendirmesi yapıldı.Gruplar arasında demografik veriler ve operasyon süreleri yönünden istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Grup 1'de hemodinamik parametreler bazal değere göre anlamlı olarak değişikliler gözlenirken Grup 2'de hemodinami bazal değere göre stabil olarak seyretti. Motor blokgerileme zamanı(bromage skoru) Grup 1'de GrupII'den daha yüksek olarak bulundu.Grup 1'de intraoperatif dönemde hastaların hiçbirinde ek sedasyon ve analjezik ihtiyacı olmadı. Peroperatif dönemde Grup 2 hastalarından 3 tanesinde ek analjezi ihtiyacı oldu ve IV fentanil yapıldı. Postoperatif dönemde Grup 1 hastalarından 3 tanesinde glob vesicale gelişmesi üzerine bu hastalara sonda ile mesane boşaltılması işlemi uygulandı. Peroperatif dönemde Grup 1 hastalarından bir tanesinde blok seviyesi yükselmesi üzerine derin bradikardi ve hipotansiyon görülmesi üzerine 0.5 mg atropin ve 1 mg adrenalin IV olarak uygulandı.Her iki gruplar arasında anestezi kalitesi açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Her iki grup arasında postoperatif dönemde tüm zamanlarda visüel ağrı skalasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. Gruplar arasında ilk idrara çıkma zamanı açısından istatiksel olarak fark bulunmazken, ilk analjezi alma zamanı anlamlı olarak siyatik ? femoral grubunda daha kısa zamanda gerçekleşmiştir. Sonuç olarak, her iki teknik yeterli anestezi sağlamakla birlikte unilateral spinal anestezi uygulamasında minimum dozda bupivakain kullanmamıza rağmen kombine siyatik femoral blok uygulamasında hemodinami daha stabil seyretmiştir. Bu sebeple özellikle yüksek riskli hastalarda kombine siyatik femoral bloğun tercih edilmesi gerektiğini; özellikle travma hastalarında anterior siyatik ve femoral bloğun tercih edilmesinin hastaya pozisyon verme yönünden daha konforlu olacağını düşünmekteyiz. Günübirlik hastalarda uygulanacak en uygun anestezik tekniğin uzmanlar tarafından bütün bunlar göz önüne alınarak değerlendirilmesi gerektiği düşüncesindeyiz.
Siyatik sinir hasarı modeli oluşturulan ratlarda pirasetam ve hiperbarik oksijen uygulamasının sinir hasarının geri dönüşü üzerine etkisi
Amaç: Periferik sinir hasarı insidansı gelişmiş ülkelerde 13-23/100000 kişi yıl civarındadır. Periferik sinir hasarı birçok mekanizma sonucunda gelişmekle beraber tedavisi karmaşıktır. HBO tedavisi antiödem, antimikrobiyal, hiperoksijenasyon, neovaskülarizasyon, basınç, etkisi, reperfüzyon hasarını azaltmak gibi lokal ve sistemik etkilere sahiptir. Pirasetam bir GABA derivesidir. Periferik vasküler düzeyde birçok etkisi vardır. Klinik pratikte nootropik olarak kullanılır. Biz çalışmamızda periferik sinir hasarında pirasetam ve HBO tedavisinin sinir rejenerasyonu üzerine etkisini incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Çalışmada 40 adet erişkin erkek Wistar Albino cinsi rat kullanıldı. Tüm ratlar 10'arlı 4 gruba ayrıldı. Grup K'ye deneysel olarak oluşturulan siyatik sinir hasarı sonrası standart bakım koşulları sağlandı. Grup HBO'ya siyatik sinir hasarı oluşturulup 14 gün süre ile hiperbarik oksijen tedavisi uygulandı (2.5 ATA basınçta 1 saat) uygulandı. Grup P'ye sinir hasarı oluşumu sonrası 14 gün süre 250mg/kg/gün dozunda günde 2 defa intraperitoneal olarak pirasetam uygulandı. Grup C'ye ise siyatik sinir hasarı sonrası 14 gün süre ile günde 1 saat 2.5 ATA basınçta hiperbarik oksijen tedavisi ve yine 14 gün süre ile intraperitoneal pirasetam 250mg/kg/gün olarak iki eşit doz halinde uygulandı. 14 gün sonra süreç tamamlanıp ratlar sakrifiye edildi. Alınan siyatik sinir örnekleri histopatolojik olarak değerlendirilirken, ratların kalplerinden alınan kan örnekleri biyokimyasl parametreler çalışılmak üzere saklandı. Sonuçlar: Grup K, Grup HBO ve Grup P ve Grup C'nin aksonal devamlılık ve kapiller oluşumu myelin kılıf oluşumu değerleri, arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p=0,281; p=0,418; p=0,931). Gruplar arasında fibroblast sayısı, influmatuar hücre sayısı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir (p=0,036, p=0,011), Grup P fibroblast sayısı değerleri Grup K'dan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuş (p=0,025), diğer gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Grup K, Grup C ve Grup P inflamatuar hücre sayısı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir (p=0,011). Grup P inflamatuar hücre sayısı değerleri Grup K'ya göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. (p=0,037). Grup C'nin inflamatuar hücre sayısı değerleri Grup K'dan anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0,014). Grup K, Grup HBO, Grup P ve Grup C'nin S100B değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p=0,070). Grup K, Grup HBO, Grup P ve Grup C'ün HİF-1 alfa değerleri arasında istatistiksel olarak ileri olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir (p=0,001). Grup K'nın HIF-1 alfa değerleri Grup HBO'den anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0,028). Grup K'nın HİF-1 alfa değerleri Grup P'den istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuş (p=0,001). Grup K'nın HİF-1 alfa değerleri Grup C 'den istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olarak gözlenmemiştir (p=0,012). Grup K, grup hbo Grup P ve Grup C nöron spesifik enolaz değerleri açısından anlamlı farklılık sadece Grup K ve Grup P arasında gözlemlenmiştir, (p=0,011) diğer gruplar arasında arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir. Grup P'nin nöron spesifik enolaz değerleri Grup K'dan ileri anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p=0,006). Tartışma: Hiperbarik oksijen uygulamasının tedavi sonuçları kontrol grubuna benzer olarak bulunmuşken pirasetam tedavisi uygulanan grupta tedaviyi tam olarak etkilmemekle birlikte tedaviyi sınırladığı ve geciktirdiği yönünde bulgular mevcut olup, oksidatif stres parametreleri olan HIF-1 alfa ve nöron spesifik enolaz değerleri üzerine yaptığı değişiklikler de bu sonuçları desteklemektedir.
Rat siyatik sinirine uygulanan kapsaisin ve bupivakainin aksiyon potansiyeli, blok kalitesi ve nörotoksik etkilerinin karşılaştırılması
Giriş: Periferik sinir bloklarında uygulanan lokal anestezikler ve lokal anesteziklerin doz bağımlı toksik etkilerini azaltmak için eklenen adjuvan ilaçların blok sürelerine etkilerinin karşılaştırılması sadece klinik çalışmalarda bulunmaktadır. Çalışmamızda amacımız rat deney modeli üzerinde bupivakaine eklenen farklı dozlarda kapsaisinin sinir iletim hızını, blok kalitesini ve nörotoksik etkilerini değerlendirmektir. Böylece adjuvan bir ajan olarak kapsaisinin değerlendirilmesini amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamızda 36 adet rat kullanıldı; Salin (n=4) ve kontrol (n=4) grupları, çalışma grupları olarak Grup DK: Kapsaisin düşük doz (% 0,01 kapsaisin, n=7), Grup YK: Kapsaisin yüksek doz (% 0,1 kapsaisin, n=7), Grup DKB: Bupivakin+düşük doz kapsaisin (% 0,01 kapsaisin + % 0,25 bupivakain, n=7), Grup YKB: Bupivakain+yüksek doz kapsaisin (% 0,1 kapsaisin +% 0,25 bupivakain, n=7) grupları olmak üzere toplam 6 grup oluşturuldu. Ratlara ketamin hidroklorit 90 mg/kg ve ksilazin 3 mg/kg intraperitoneal verilerek anestezileri sağlandıktan sonra sol siyatik sinirleri longitudinal kesi yapılarak açıldı. Eksplore edilen kısmın distaline ve proksimaline olmak üzere iki kayıt elektrodu yerleştirilerek kontrol kaydı alındı, çalışma ilaçları 0,2 ml volüm olarak hazırlanarak rat siyatik siniri üzerine damlatıldı. Bioamplifikatör cihazıyla 5 dakikalık aralıklarla 10 mA şiddetinde 10 adet akım verilerek, bileşik aksiyon potansiyelleri ve sinir ileti hızları elektronik ortamda kaydedildi (0.dk, 5.dk, 10.dk, 15.dk, 20.dk, 25.dk, 30.dk, 35.dk, 40.dk, 45.dk). İlaçların yol açtığı motor ve duyu bloğunu cerrahiye bağlı ağrıdan bağımsız olarak değerlendirebilmek için işlemden 18 saat sonra sağlam taraf olan sağ siyatik sinir bölgesine de aynı ilaç infiltre edildikten sonra her iki ekstremitede 0.dk, 30dk., 1, 2, 6, 12 ve 24. saat Hot-plate (Sıcak Plaka) ve Pençe Çekme testleriyle ratların motor ve duyu testleri yapıldı. Sonrasında sakrifiye edilen deneklerden alınan siyatik sinir örnekleri histopatolojik olarak değerlendirildi. Bulgular: Rat siyatik sinirine % 0,1'lik ve % 0,01 konsantrasyonlarda uygulanan kapsaisinin sinir ileti hızlarını anlamlı derecede azalttığı görüldü. Bileşik aksiyon potansiyeline etkisinin ise bupivakain içeren hem % 0,1'lik konsantrasyonun iii hem de % 0,01'lik konsantrasyonların, bupivakain içermeyen % 0,1'lik konsantrasyonla birlikte benzer sonuçlara sahip olduğu, kontrol ve bupivakainsiz % 0,01'lik konsantrasyonda uygulanan gruplardan ise anlamlı farklı oldukları bulundu. Davranış testleri değerlendirildiğinde ise % 0,1'lik konsantrasyondaki kapsaisinin tüm gruplara göre motor ve duyu yanıtını en fazla baskılayan grup olduğu görüldü. Aksine % 0,01'lik konsantrasyondaki kapsaisin ise sinir ileti hızını azaltıp, bileşik aksiyon potansiyelinde anlamlı değişiklik yapmasına karşın motor ve duyu yanıtını bariz baskılamadan hem kontrol gruba göre ve hem de kendi içinde anlamlı değişiklikler oluşturduğu görüldü. Histopatolojik incelemede herhangi bir grupta nörodegenerasyon saptanmadı. Mast hücre sayımına bakıldığında ise % 0,25'lik bupivakainle kombine edilen % 0,01'lik kapsaisinin kontrol ve salin gruplarına benzer histopatolojik özelliklere sahip olduğu diğer çalışma gruplarında ise mast hücre sayısının kontrol ve saline göre daha yüksek çıktığı gözlendi. Sonuç: Kapsaisin % 0,1 konsantrasyonda bupivakainli veya bupivakainsiz olarak etkin bir şekilde sinir bloğu oluşturmakla birlikte her ne kadar nörodegenerasyon gözlenmesede nöroinflamasyona neden olabileceği, bununla birlikte % 0,01 konsantrasyondaki kapsaisinin bupivakainle birlikte uygulanmasının yeterli sinir blok etkisi ile birlikte antiinflamatuar etkinliğe sahip olabileceğini düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: Kapsaisin, bupivakain, aksiyon potansiyeli, nosisepsiyon, rat.
Rat siyatik sinirine uygulanan arı zehri ile birlikte bupivakainin veya deksmedetomidin kullanımının aksiyon potansiyeli, blok kalitesi ve nörotoksisite açısından karşılaştırılması
Amaç: Periferik sinir bloklarında lokal anesteziklerin doz bağımlı toksik etkilerinden kaçabilmek için bloğun etkinliğinin artıran adjuvan ilaçların kullanımı blok sürelerine etkilerinin karşılaştırılması sadece klinik çalışmalarda bulunmaktadır. Çalışmamızın amacı bupivakain ve deksmedetomidine eklenen arı zehrinin bileşik aksiyon potansiyeli ve sinir iletim hızına etkilerini karşılaştırmak, duyu ve motor testler ile rat siyatik sinirlerine infiltre edilen ilaçların etkilerini klinik olarak gözlemlemek ve alınan siyatik sinir kesitlerinde histolojik olarak dejenerasyon ve inflamasyon varlığını incelemektir. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamızda 35 adet rat kullanılmıştır. Çalışma grupları; grup S (% 0,9 NaCl, n=7), grup A: Arı zehri (arı zehri 0.075 mg/ ml, n=7), grup B: Bupivakain (bupivakain % 0.5, n=7), grup BA: Bupivakin + arı zehri ( bupivakain % 0.5 + arı zehri 0.075 mg/ml, n=7), grup DA: Deksmedetomidin + arı zehri (deksmedetomidin % 0.005 + arı zehri 0.075 mg/ml, n=7) olmak üzere toplam 5 grup oluşturulmuştur. Ratlara ketamin hydrokloride 90 mg/kg ve ksilazin 3 mg/kg intraperitoneal verilerek anestezileri sağlandıktan sonra sol siyatik sinirleri longitudinal kesi yapılarak açılmıştır. Eksplore edilen kısmın distaline ve proksimaline olmak üzere iki kayıt elektrodu yerleştirilerek kontrol kaydı alınmıştır, çalışma ilaçları 0,2 ml olarak hazırlanarak rat siyatik siniri üzerine damlatılmıştır. Bioamplifikatör cihazıyla 5 dakika aralıklarla 10 mA şiddetinde 10 adet akım verilerek, bileşik aksiyon potansiyelleri ve sinir ileti hızları elektronik ortamda kaydedilmiştir (0.dk, 5.dk, 10.dk, 15.dk, 20.dk, 25.dk, 30.dk, 35.dk, 40.dk, 45.dk). İlaçların yol açtığı motor ve duyu bloğunu cerrahiye bağlı ağrıdan bağımsız olarak değerlendirebilmek için işlemden 18 saat sonra sağlam taraf olan sağ siyatik sinir bölgesine de aynı ilaç infiltre edildikten sonra her iki ekstremitede 0.dk, 30dk., 1, 2, 6, 12 ve 24. saat Hot-plate (Sıcak Plaka) ve Pençe Çekme testleriyle ratların motor ve duyu testleri yapılmıştır. Sonrasında sakrifiye edilen deneklerden alınan siyatik sinir örnekleri histopatolojik olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Sinir iletim hızı bakımından zaman - grup etkileşimi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ayrıca zaman ana etkisi ve grup ana etkisinin de istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür. Grup içi karşılaştırma yapıldığında S, DA ve BA gruplarının kendi içinde 0. dakikadan 45. dakikaya kadar sinir iletim hızı açısından anlamlı olarak bir ilişki bulunmuştur. Çalışmamızda arı zehrinin tek başına uygulandığı ratlarda, hem sağ hem sol siyatik sinirde salin grubuna benzer sonuçlara sahipken bupivakainin tek başına uygulanmasında anlamlı mast hücre sayısı artışına neden olmuştur. Bupivakain arı zehri ile birlikte uygulandığında ise mast hücre sayısında anlamlı azalmanın oluştuğunu tespit edilmiştir. Arı zehrinin deksmedetomidin ile birlikte uygulandığında ise cerrahi insizyon yapılan sol siyatik sinirde anlamlı mast hücre sayısında artışa neden olduğu görülmüştür sağ siyatik sinir infiltrasyonunun ise anlamlı bir değişikliğe neden olmadığı saptanmıştır. Sonuç: Özellikle 10 mcg deksmedetomidin ile 0,015 mg arı zehrinin birlikte uygulanması, bupivakainin tek başına veya arı zehri ile birlikte uygulanmasına göre sinir ileti hızında daha fazla hızlanmaya neden olabilmektedir. Arı zehri hem tek başına hem de bupivakain ve deksmedetomidin ile birlikte periferik sinire uygulandığında nörodejenerasyona neden olmamaktadır. Bupivakainin tek başına uygulanması nöroinflamatuar yanıta neden olurken arı zehri, bupivakain ile birlikte uygulandığında nöroinflamatuar yanıt gözlemlenmemiştir.
Deneysel siyatik sinir enjeksiyon hasarında siklosporin-a'nın etkinliğinin araştırılması
Bu deneysel çalışmada siklosporin-A'nın Penisilin-G ile oluşturulan periferik sinir enjeksiyon hasarına olan etkisi araştırılmıştır. Deneyde 250-300 gram ağırlığında 20 adet albino rat kullanıldı. Genel anestezi altında her hayvanın sağ siyatik siniri ortaya konuldu. Hasardan önce normal fizyolojik bileşik kas aksiyon potansiyelleri kaydedildi. Sonra intranöral Penisilin-G ile enjeksiyon hasarı oluşturuldu. Hasar sonrası bileşik kas aksiyon potansiyeli tekrar ölçüldü. Hayvanlar 4 gruba ayrıldı. İlk gruba hasar sonrası 30.dakikada 20 mg/kg siklosporin-A yükleme dozu intraperitoneal olarak verildi. Daha sonra 3 gün boyunca 10 mg/kg/gün günde bir kez siklosporin-A aynı yolla uygulandı. Diğer iki grupta ise hasar sonrası 8. ve 24. saatte grup I deki gibi aynı doz ve yol ile siklosporin-A uygulandı. Kontrol grubuna ise profilaktik antibiyotik dışında herhangi bir medikasyon uygulanmadı. Hasardan 4 hafta sonra tüm gruplarda bileşik kas aksiyon potansiyelleri ölçüldü ve hayvanlar sakrifiye edildi. Her hayvandan doku örnekleri alınarak ışık mikroskobisi ile inceleme yapıldı. Tedavi sonrası grup I deki bileşik kas aksiyon potansiyel amplitüdünün iyileşme oranı istatistiki olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Diğer gruplarda ise (grup I,II ve Kontrol grubu) sonuçlar istatistiki olarak anlamlı değildi (p>0.05). Hem elektrofizyolojik hemde histopatolojik araştırmalar siklosporin-A'nın hasar sonrası ilk 30 dakikada verildiğinde nöroprotektif etkisi olduğunu göstermiştir. Fakat geç dönemde ( 8. ve 24 saat) siklosporin-A tedavisi uygulanan gruplarda istatistiki olarak anlamlı bir iyileşme gözlenmemiştir.
Ratlarda deneysel siyatik sinir kesisinin onarılmasında klasik klasik sütür yöntemi ile siyanoakrilat uygulamasının karşılaştırılması
Giriş: Yıllardır sinir onarımında sınırlı sayıda sütürlü ya da sütürsüz teknikler düşünülmüş olup bu amaçla çok sayıda çeşitli teknikler kullanılmıştır.Amaç: Siyanoakrilat ile yapılan sinir tamirindeki rejenerasyon tamamlanıncaya kadarki süreci diğer yaygın kullanılan mikrosütür teknikleri ile kıyaslamaktır.Gereç ve Yöntemler: Anestezi için intraperitoneal ketamin hidroklorid 15 mg/kg (Ketalar) kullanılmıştır. Traş ve % 10 povidon-iyot ile ameliyat bölgesinin temizliğini takiben, supine pozisyonunda sol ön kalça ve uyluk boyunca longitudinal insizyonla femoral kas ayırılarak sol siyatik sinire ulaşıldı. Sural, peroneal ve tibial sinirlerin trifurkasyonundan 15 mm önce mikromakas ile keskin ve dik olarak kesildi (Resim-2)1. Grupta : Ratlara herhangi bir uygulama yapılmamıştır.2. Grupta: Kesik sinir 10/0 atravmatik naylon sütür marteryali ile uç-uca sütüre edildı.3. Grupta: Siyatik sinir kesisi sonrası 10/0 monoflament naylon sütür ile proksimal ve distal uç tutdurulacak, 2ml enjektore çekilmiş siyanoakrilatdan 0.2 ml uygulandı.Beşinci haftada EMG ve histolojik inceleme yapılmıştır.Bulgular:EMG ve histopatolojik değerlendirmeyle siyanoakrilat grubu ile klasik sütür yöntemi uygulanan grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gösterilememiştir. (p değerleri sırasıyla 0.606, 0.743 ve 0.888) (Tablo 8).Sonuç: Maliyetinin düşük olması, kolay öğrenilebilir olması, cerahi süresini kısaltması siyanoakrilat uygulamasının başlıca avantajlarıdır. Benzer çalışmalarla desteklenmek kaydıyla biz siyanoakrilat uygulamasının tedavide bir seçenek olduğunu belirtiyoruz.Anahtar Kelimeler: Rat, siyanoakrilat, periferik sinir
Rat siyatik sinirinde levobupivakaine, tramadol ve morfin eklenmesinin aksiyon potansiyeline etkileri
Giriş: Periferik sinir bloklarında uygulanan lokal anestezikler ve bunlara eklenen çeşitli ilaçlar bulunmakla birlikte bu ilaçların blok sürelerine etkisinin karşılaştırılması sadece klinik çalışmalarda bulunmaktadır.Amaç: Çalışmamızda amacımız rat deney modeli üzerinde levobupivakaine eklenen morfin ve tramadolün sinir iletim hızına ve birleşik aksiyon potansiyeline (BAP) etkisi karşılaştırılarak periferik sinir bloklarında lokal anesteziğe eklenen morfin ve tramadolün blok kalitesine etkisini incelemektir.Gereç ve yöntem: Bu çalışmada, 28 adet Wistar albino cinsi, 4 aylık, 200-300 gr ağırlığındaki dişi ratlar kullanıldı. Randominize olarak ratlar 4 gruba ayrıldı: Grup K: Kontrol, Grup L: Levobupivakain, Grup LT: Levobupivakain ve tramadol, Grup LM: Levobupivakain ve morfin. Ratların ksilazin 3 mg/kg ve ketamin 90 mg/kg i.m. ile anestezileri sağlandıktan sonra siyatik sinirleri longitudinal kesi yapılarak açıldı. Açılan sinir segmentine, iki kayıt elektrodu yerleştirilerek, 10 miliamper (mA) şiddetinde 10 adet akım 5 dakikalık aralıklarla verilerek, birleşik aksiyon potansiyeleri ve sinir ileti hızları Powerlab İzole Bioamplifikatör cihazıyla ölçülerek elektronik ortamda kaydedildi. Sinir eksplore edildikten sonra kontrol kaydı alındı, ardından 0,2 ml volümünde ilaç emdirilmiş pamuğun sinir etrafına 30 dakika boyunca uygulanması ve sonrasında serum fizyolojikle (SF) yıkanmasının ardından yine 30 dakika boyunca 5 dakikalık aralıklarla kayıtlar alınmıştır.Bulgular: Tüm gruplarda kontrol grubuna göre sinir ileti hızında ve BAP genliğinde anlamlı azalma gözlenmiştir. Ancak levobupivakainin sinir ileti hızını anlamlı derecede azaltıcı etkisi 20. dakikada başlamasına karşın, tramadol ve morfin eklenen gruplarda etki başlangıcı 1.dakikada gözlenmiştir.Sonuç : Levobupivakaine, morfin ve tramadol eklenmesinin daha kısa sürede blok başlangıcı yapabileceği kanaati uyandırmıştır.Anahtar kelimeler: Siyatik sinir, levobupivakain, morfin, tramadol.
Ratlarda periferal sinir hasar ve rupturlarında sinir rejenerasyonu üzerine kök hücre etkilerinin araştırılması
Kök hücre tedavisi cerrahi ve medikal olarak tedavi edilemeyen perifer sinir yaralanmalarında potensiyel bir tedavi yöntemidir. Bu çalışmada siyatik sinir hasar ve rupturlarında kök hücrenin iyileşme üzerine etkilerini deneysel rat modelinde araştırılması amaçlandı. Çalışmada yaklaşık 250 gr ağırlığında, yaşları 2 aylık olan 56 adet winstar albino dişi rat kullanıldı. Ratlar, her bir grupta 14 adet rat olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Ratlar genel anesteziye alındı. Sol arka bacak dorsalinde gluteal kasların hemen üzerinden 2 cm uzunluğunda bir ensizyon oluşturuldu. Gluteal kaslar küt olarak ayrılacak ve siyatik sinire ulaşıldı. 1. ve 2. Grupta hemostatik pens yardımıyla siyatik sinir 1 dk boyunca sıkılarak hasar oluşturuldu, 3. ve 4. ise siyatik sinirde tam katlı ruptur oluşturuldu. Kesilen siyatik sinir epineuriumu karşı karşıya sütur edildikten sonra 1. ve 3. Grup ratlara epineurium içerisine subparaneural 2,5 x105 kök hücre enjekte edildi. Yaralar basit ayrı sütur ile kapatıldı. Postoperatif olarak ratlar günlük gözlemleri yapıldı. Bunun yanında on beş günlük aralıklarla 8 hafta boyunca kavrama testi, adım izi testleri uygulandı. Son hafta hot plate testi ve EMG testi yapıldı. Kök hücre uygulanan grupların kontrol gruplarına göre istatiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunurken, tüm grup içerisinde postoperatif yapılan testlerde hasar oluşturulmuş kök hücre grubunun diğer gruplardan, istatiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği belirlendi. Postoperatif 8 hafta sonunda sonra ötenazi edilen ratların lezyonlu sinir dokuları histopatolojik değerlendirmede kök hücre uygulanan grupların kontrol gruplarına anlamlı farklılıklar görüldü. Sonuç olarak periferik sinir hasarlarının onarımında, kemik kaynaklı mezenkimal kök hücre uygulaması (yapılan motor fonksiyon ve histolojik değerlendirmeye göre) olumlu etki göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Siyatik Sinir, Dejenerasyon, Kök Hücre, Rat
Pregabalinin diyabetik ratlarda beyin dokusu ve siyatik sinir üzerine koruyucu etkisinin araştırılması
Diabetes mellitus, toplumun büyük bölümünü etkileyen ve kandaki glukoz miktarının kontrol edilememesinden kaynaklanan metabolik bir hastalıktır. Pregabalinin (PGB) nöropatik ağrı, jeneralize anksiyete bozukluğu ve epilepsi tedavisinde etkinliği gösterilmiştir. Bu çalışmada, streptozosin (STZ) ile oluşturulan deneysel diyabet modelinde PGB'in ratlarda beyin ve siyatik sinir dokularında nöroprotektif etkinliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, 28 adet 8 haftalık Wistar Albino türü erkek ratlar kullanıldı. Deney hayvanları her grupta 7 hayvan olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Diyabet (DM) ve diyabet+pregabalin (DM+PGB) grubuna 180 mg/kg olacak şekilde tek doz STZ 0,1 M sodyum-sitrat tamponunda (pH: 4, 5) çözdürülerek intraperitoneal (i.p) olarak uygulandı. Diyabet oluştuktan sonra DM grubuna 8 hafta boyunca herhangi bir uygulama yapılmadı. PGB ve DM+PGB grubuna 8 hafta süreyle PGB (50 mg/gün) intraperitoneal yolla verildi. Deney sonunda ratlar dekapite edilip beyin ve siyatik sinir dokuları çıkarıldı. Parafin bloklardan alınan kesitlere histolojik, immünohistokimyasal ve TUNEL boyama yapıldı. Diyabet (DM) grubu Malonildialdehit (MDA) değerleri kontrol grubuna göre belirgin yüksek saptandı. Glutatyon peroksidaz (GPx) ve süperoksid dismutaz (SOD) aktivitesinde ise kontrol grubuna göre azalma saptandı. DM+PGB grubunda MDA değerleri DM grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde düşük saptanırken, SOD aktivitesi yüksek saptandı. PGB grubu ile kontrol grubu arasında yapılan biyokimyasal analizlerin tümünde anlamlı bir fark oluşmadı. Bax, kaspaz–3 ve TUNEL yöntemi ile yapılan immünohistokimyasal incelemelerde beyin dokusunda DM+PGB grubunda apoptosis oranı, DM grubuna göre daha düşük saptandı. Siyatik sinir histolojik incelemelerinde DM+PGB grubunda miyelin hasarı DM grubuna göre daha düşük oranda gözlendi. Bu çalışmada PGB'in DM'un yol açtığı beyin hasarını azalttığı gösterilmiştir. PGB DM ilişkili beyin hasarı riskini azaltmada etkinlik gösterebilir.
Deneysel olarak diyabet oluşturulmuş ratların beyin ve siyatik sinir dokusuna alfa lipoik asidin etkisinin araştırılması
Diabetes mellitus (DM) insülin salınımındaki ya da aktivitesindeki bozukluğa bağlı olarak gelişen hiperglisemi ile karakterize metabolik bir hastalıktır. DM'li hastaların doku ve organlarında biyokimyasal, morfolojik ve fonksiyonel değişiklikler meydana gelmektedir.Endojen olarak sentezlenen alfa lipoik asit (ALA) pek çok mitokondrial enzim kompleksinin kofaktörü olarak görev yapan özel bir proteindir. Yapılan çalışmalarda ALA'nın antioksidan etkileri gösterilmiştir. Bu çalışma, streptozosin (STZ) ile oluşturulan diyabetik rat modelinde beyin ve siyatik sinir dokularındaki değişiklikler üzerine ALA' nın koruyucu etkileri incelemek amacıyla yapılmıştır.Çalışmada, 28 adet, 8 haftalık erişkin Wistar albino cinsi erkek sıçan kullanıldı. Deney hayvanları; her grupta 7 hayvan olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Gruplar kontrol, DM, ALA ve DM+ALA olarak isimlendirildi. DM ve DM+ALA gruplarında diyabet oluşturmak için 180 mg/kg dozunda streptozosin, intraperitoneal olarak tek doz uygulandı. ALA ve DM+ALA gruplarına 8 hafta boyunca ALA (100 mg/kg/gün dozunda) oral olarak verildi. 8 haftalık tedaviden sonra tüm gruplardaki sıçanlar dekapite edildiler. Dekapitasyonun ardından ratların beyin ve siyatik sinir dokuları çıkarıldı. DM grubunda; malondialdehitte (MDA) kontrol grubuna göre anlamlı artış saptandı. DM+ALA grubunda; MDA'da DM grubuna göre anlamlı oranda azalma, glutatyon peroksidaz (GPx) seviyesinde hem kontrol hem de DM grubuna göre artış izlendi. ALA grubunda; MDA'da DM ve DM+ALA gruplarına göre azalma, katalaz (CAT) seviyesinde DM grubuna göre artış, GPx seviyesinde hem kontrol hem de DM grubuna göre artış izlendi, süperoksit dismutaz (SOD) seviyesinde DM+ALA grubuna göre artış izlendi. Yapılan immünohistokimyasal incelemelerde beyin dokusunda apoptozisin DM+ALA grubunda DM grubuna göre daha düşük oranda olduğu gözlendi. Siyatik sinir histolojik incelemelerinde DM+ALA grubunda miyelin hasarının DM grubuna göre daha düşük oranda olduğu saptandı. Sonuç olarak, beyin ve siyatik sinir dokularında DM'nin oluşturduğu oksidatif hasara ve apoptozise karşı ALA'nın koruyucu olduğu gözlendi. Diyabetin santral ve periferik sinir sistemindeki komplikasyonlarını önlemek amacıyla ALA içeren tedavi yaklaşımlarının denenmesinin yararlı olabileceği kanaatine varıldı. Anahtar Kelimeler: Diabetes mellitus, Alfa lipoik asit, beyin, siyatik sinir, oksidatif hasar
Lumbosakral pleksus bloklarının erken dönem postoperatif kognitif fonksiyonlar üzerine etkisi
Postoperatif kognitif disfonksiyon (POKD) özellikle major cerrahi geçiren yaşlı hastalarda oldukça sık görülen bir durumdur. Gelişimi üzerine anestezi tekniklerinin etkili olup olmadığı konusunda yapılan çalışmalar genel anestezi ve santral bloklar üzerine yoğunlaşmıştır. Periferik sinir ve pleksus blokları ile POKD arasındaki ilişkiyi araştıran bir çalışmaya literatür taramasında raslanmamış olması nedenli planlanan çalışmamızda; diz protezi cerrahisi geçirecek hastalarda genel anestezi, spinal anestezi ile periferik sinir ve pleksus bloğu tekniklerinin erken dönem POKD gelişimi üzerine etkilerini, mini mental durum testi (MMDT) ve beyin hasarının biyokimyasal göstergeleri olan nöron spesifik enolaz (NSE) ve S 100 ß proteinin kan seviyelerinin tespiti ile araştırmayı amaçladık.Araştırma; unilateral total diz artroplastisi uygulanan, 50-85 yaş arası, ASA risk grubu I-III olan ve araştırmada yer almayı kabul eden 62 olgu üzerinde gerçekleştirildi. Olgular uygulanan anestezi tekniğine göre üç gruba ayrıldı, Grup I' e genel anestezi, Grup II' ye spinal anestezi ve Grup III' e lomber pleksus ve siyatik sinir bloğu uygulandı. Olgulara preoperatif dönemde ve postoperatif 24. saatte MMDT uygulandı ve NSE ile S100 ß protein seviyeleri ölçüldü. Operasyon sırasında kalp atım hızı (KAH), ortalama arter basıncı (OAB), SpO2 monitörizasyonu yapıldı.Gruplar arası preoperatif MMDT skorlarında farklılık gözlenmezken, postoperatif MMDT skorları genel anestezi grubunda diğer iki gruba kıyasla belirgin olarak düşük bulundu. Postoperatif MMDT skoru 23 ve altında olan 5 (% 8,1) olgunun tamamının genel anestezi grubunda olduğu gözlendi. Postoperatif MMDT skorlarında azalma olması ve postoperatif MMDT skorlarının 23 ve altında olmasının, genel anestezi altında opere olunması ile pozitif korele olduğu bulundu. Preoperatif ve postoperatif ortalama NSE ve S100 ß protein değerlerinde gruplar arasında fark olmadığı görüldü. Her üç grupta da postoperatif NSE ve S100 ß protein değerlerinin, preoperatif değerlere göre belirgin yüksek olduğu, ancak gruplar arasında anlamlı fark olmadığı görüldü.Çalışmamız sonucunda; seçilen anestezi yönteminin POKD gelişimi üzerine etkisi olduğunu, genel anesteziye göre rejyonal anestezi yöntemlerinin kognitif fonksiyonlar üzerinde daha olumlu postoperatif gelişme sağladığını saptadık. Rejyonel anestezi teknikleri arasında ise; MMDT skorlarının değişimlerini kullanarak değerlendirdiğimiz POKD gelişimi açısından fark olmadığı belirlendi.
Diz artroskopilerinde psoas kompartman bloğu ile kombine edilen siyatik sinir blokajında parasakral ve winnie yöntemlerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada diz artroskopisi uygulanacak olgularda; psoas kompartman bloğu (PKB) ile kombine edilerek gerçekleştirilen siyatik sinir bloğunda Winnie ve Mansour yaklaşımlarının klinik etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlandı.Araştırma diz artroskopisi uygulanan 18-65 yaşa arası, ASA I-II risk grubunda olan ve araştırmada yer almayı kabul eden 50 olguda gerçekleştirildi. Olgular rasgele iki eşit gruba ayrılarak, Grup I'deki olgularda PKB ile Winnie yaklaşımıyla siyatik sinir bloğu, Grup II'deki olgularda ise PKB ile Mansour yaklaşımıyla parasakral siyatik sinir bloğu kombine edildi. PKB için 20 mL %0,375 levobupivakain ile 20 mL %1,5 lidokain, siyatik sinir blokları için ise 20 mL %0,375 levobupivakain ile 10 mL %1,5 lidokain kullanıldı. Çalışmamızdaki gruplarda; sinir ve pleksus bloklarının uygulanması esnasında ilk motor hareketin gözlenme süresi, uygulama süresi, işlemin gerçekleştirilmesi için gerekli toplam girişim sayısı, komplet duyusal ve motor blok oluşan olguların sıklığı ile bunların oluşma süreleri, turnike veya insizyon ağrısına bağlı genel anestezi uygulanan olguların sıklığı, operasyon için yeterli olan blok başarı oranları ve vücut kitle indeksinin (VKİ) sayılan blok özelliklerine etkileri araştırıldı.Benzer demografik verilere sahip iki grupta uygulanan çalışmamızda Winnie ve Mansour yaklaşımları; sinir stimülasyonuna bağlı ilk motor hareketin gözlenme süresi (sırasıyla 44,9±57,4 ve 51,9±57,1 sn), uygulama süresi (sırasıyla 161,5±61,7 ve 171,5±72,8 sn) ve işlemin gerçekleştirilmesi için gerekli toplam girişim sayısı (sırasıyla 2,5±1,9 ve 2,6±2,2) yönünden değerlendirildiğinde benzer bulunmuştur. Her iki yaklaşım komplet duyusal (sırasıyla %64 ve % 68) ve komplet motor blok (her iki grupta %72) gelişme oranları yönünden benzer bulunmuştur. Ayrıca obturator sinirde duyu (sırasıyla %68 ve %72) ve motor (her ikisinde %72) blok oluşan olgu sayıları yönünden bir farklılık belirlenmemiştir. VKİ ile PKB işlemindeki toplam girişim sayısı, uygulama süresi ve uylukta kas kontraksiyonu gözlenme süresi arasında pozitif yönde bir korelasyon saptanırken, VKİ ile her iki siyatik sinir bloğu arasında aynı veriler yönünden bir ilişki belirlenmemiştir. Turnike veya insizyon ağrısına bağlı genel anestezi uygulanan olgular (sırasıyla % 16 ve % 20) hariç tutulduğunda bu kombinasyonların intraoperatif başarı oranları (sırasıyla %84 ve %80) da benzerdi. PKB'daki yetersizliğe bağlı turnike veya insizyon ağrısı hisseden olgular hariç tutulduğunda da Winnie ve Mansour yaklaşımlarının intraoperatif başarı oranları (sırasıyla %92 ve %88) da benzer bulunmuştur.Sonuç olarak, siyatik sinir bloğu için parasakral ve Winnie yaklaşımlarını uygulayarak PKB ile kombine ettiğimiz bu çalışmada; hem obturator sinirde komplet duyu (sırasıyla %68 ve %72) ve komplet motor (her ikisinde %72) blok oluşan olgu sayıları yönünden parasacral yaklaşımın Winnie yaklaşımına bir üstünlüğü olmadığı hem de araştırdığımız diğer parametreler yönünden bulguların benzer olduğu belirlenmiştir.
Sıçanlarda deneysel siyatik sinir hasarı üzerine quercetinin etkilerinin morfolojik ve biyokimyasal olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmada siyatik sinir ezilme hasarı modelinde, Quercetinin nöroprotektif ve antioksidan etkinliğini histopatolojik, morfometrik ve biyokimyasal yöntemler ile değerlendirmeyi amaçladık Çalışmamızda 48 adet 10-12 haftalık Spraque Dawley türü erkek sıçanlar rastgele 8 gruba ayrıldı. Gruplar,Sham (S-7; S-28), Quercetin (Q-7; Q-28; 200mg/kg/7 gün), travma (T-7; T-28; siyatik sinirde mikro vasküler klemp ile 1 dk'lık ezilme) ve travma+Quercetin (T+Q-7; T+Q-28; travma ile birlikte Quercetin 200mg/kg/7 gün) olarak isimlendirildi, hasarlanmayı takiben 7. ve 28. günde sakrifiye edildi. Tüm gruplardan elde edilen sinir ve kas dokularında, oksidan-antioksidan biyokimaysal parametreler ile birlikte histopatolojik olarak; Toluidin blue, Hematoksilen&Eozin ve Masson - Trikrom boyamaları ile morfoloji değerlendirmeleri yapıldı. Morfoloji değerlendirmelerinde, T-7 ve T-28 gruplarında akson ve miyelin kılıfta yaygın dejenerasyon, miyelin kılıfın konsantrik lamellar yapısında ciddi derecede bozulma ve aksonal şişme izlendi. Miyelin kılıf kalınlığı, sinir lifi çapı ve miyelinli sinir lifi sayısı belirgin şekilde azaldı ve Apoptotik İndekste (AI) artış izlendi. T+Q-7 ve T+Q-28 gruplarında ise morfolojik olarak rejenerasyon sürecinin başladığı, hücresel hasarın ve aksonal yapının iyileşmeye başladığı gözlendi. Ayrıca AI belirgin derecede azaldı. Bu değerlerin T+Q-28 grubu S-28 ile karşılaştırıldığında normale yakın olduğu gözlendi. Biyokimyasal parametrelerden malondialdehit (MDA) ve süperoksit dismutaz seviyeleri, T-7 grubunda S-7 ile karşılaştırıldığında bir miktar artış izlensede anlamlı değildi; T-28 grubunda katalaz aktivitesinde belirgin bir düşüş izlendi. T+Q-7 ile T-7 grubu karşılaştırıldığında T+Q-7 grubunda MDA seviyesi anlamlı derecede azaldı, serum katalaz aktivitesi ise arttı. Ezilme tipi siyatik sinir yaralanmasında, Quercetinin sinir rejenerasyonuna olumlu katkı sağladığı, yaralı bölgede fibrozis ve lipid peroksidasyonunu önleyerek iyileşme süresini kısaltabileceği sonucuna varıldı.
Rat siyatik sinirinde ezilme tarzı yaralanma sonrası ven ve bukkal mukoza grefti uygulamasının adhezyon ve skar azalatıcı etkilerinin karşılaştırılması
Periferik sinir yaralanması sonrası iyileşme süreci skar ve skar dışı birçok nedenden dolayı olumsuz etkilenmektedir. Skar dokuları genellikle travma ve cerrahi müdahaleler sonrasında oluşmaktadır. Adhezyon ve skar önleyici tedaviler kullanılmasına rağmen skar dokusu ve adhezyon iyileşme sürecini etkileyen faktörlerin başında gelmektedir. Skar ve adhezyona bağlı kompresyon nöropatileri klinik çalışmalarda sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Kompresyon nöropatilerine neden olan skar dokusu genellikle cerrahi müdahaleler ile tedavi edilmektedir ancak yapılan klinik çalışmalarda cerrahi müdahale sonrası hastaların bir kısmında semptomların devam ettiği belirtilmiştir. Periferik sinir yaralanması sonrası skar ve adhezyon önleyici tedaviler deneysel çalışmalarda çoğunlukla kullanılmıştır. Bu çalışmalarda hyaluronik asit, çeşitli ilaçlar, amniyotik membranlar, radyasyon, carbohydrate polymer gel (ADCON-T/N) gibi ajanlar kullanılmış olup olumlu sonuçlar alınmıştır ancak bunlar hem ulaşılması güç hem de maliyetli olmaları dezavantajlarıdır. Bunun dışında otolog dokulardan ven , mukoza ve yağ grefti gibi dokular kullanılmış ve olumlu sonuçlar alınmıştır ancak donör alan morbiditesi, cerrahi olarak elde edilmesi gibi dezavantajları vardır. Periferik sinir iyileşme sürecinde deneysel olarak birçok yaralanma modeli, skar ve adhezyon önleyici tedavi kullanılmasına rağmen henüz standardize edilmiş bir tedavi protokolü yoktur. Klinik kullanımdaki karar sürecini cerrahın tecrübesi, skar önleyici ajana ulaşılabilirlik, otolog kaynaklar için oluşabilecek donör alan morbiditesi ve literatürdeki sınırlı bilgiler etkilemektedir. Bizim yaptığımız çalışmada toplam 24 adet, 250-300 gr ağırlığında, 3 aylık dişi Spradue-Dawley tipi sıçanlar kullanıldı. Sıçanlar üç gruba ayrıldı. Sıçanların sağ siyatik sinirinde crush(ezilme tarzında) yaralanma oluşturuldu. İlk gruptaki sağ siyatik sinire femoral ven grefti konduiti kullanıldı. İkinci grupta sağ siyatik sinire bukkal mukoza konduiti kullanıldı. Üçüncü gruptaki siyatik sinir kontrol grubu olarak kullanıldı. Ratlar 4 haftalık takibin sonunda sakrifiye edilerek makroskopik ve histopatolojik olarak değerlendirildi. Çalışmamızda makroskopik olarak Peterson sınıflaması kullanıldı.Doku ve kas fasiyası üç grupta karşılaştırıldığında anlamlı fark gözlenmedi (p>0,05). Sinir yapışıklığı ve ayrılabilirliği mukoza ve kontrol grubu arasında karşılaştırıldığında anlamlı fark gözlenmedi (p>0,05). Sinir yapışıklığı ve ayrılabilirliği ven grubunda mukoza ve kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,05) Histopatolojik olarak ise üç grupta inflamasyon, intranöral ve ekstranöral skar incelenmiştir. İnflamasyon üç grupta karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmedi (p>0,05). İntranöral ve ekstranöral skar hem mukoza hem de ven grubunda kontrol grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görüldü (p<0,05). İntranöral ve ekstranöral skar ven grubunda mukoza grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmedi (p>0,05). Yaptığımız çalışmada ven ve mukoza greftinin periferik sinir crush (ezilme tarzı) yaralanmalarında skar ve adhezyon azaltmak amaçlı kullanılabileceği göstermiştir. Yaralanmanın boyutu, cerrahın tercihi ve hasta onamı sonrası uygun greft materyali seçilebilir. Anahtar Kelimeler: periferik sinir, skar, adhezyon, ven, mukoza
Deneysel siyatik sinir modelinde 900, 1800 ve 2100 MhZ elektromanyeitk alanın siyatik sinir iyilşemesi üzerine etkisi
Amaç: Kablosuz teknoloji ile çalışan cep telefonları etraflarında üç ana frekansta (900, 1800 ve 2100 Mhz) manyetik alan oluştururlar. 3G teknolojisi ile çalışan telefonlar 1800 ve 2100 Mhz elektromanyetik alan oluşturur. Bu çalışmanın amacı cep telefonlarının yaydığı elektromanyetik alanların sinir kesisi ardından yapılan koaptasyonu sonrası iyileşme üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Metod: Bu çalışma, 28 adet erkek 250-300 gr. ağırlığında sıçan üzerinde planlanmıştır. Sıçanlar randomizasyon listesine göre seçilmiş olmak üzere, her bir grup 7 adet sıçandan oluşacak şekilde düzenlendi. Grup1 sham grubu olup siyatik sinir kesisi oluşturulan ve elektromanyetik alana maruz bırakılmayan grup, Grup 2 siyatik sinir kesisi oluşturulup 900 MHz elektromanyetik alana maruz bırakılan grup, Grup 3 siyatik sinir kesisi oluşturulup 1800 MHz elektromanyetik alana maruz bırakılan grup ve Grup 4 ise siyatik sinir kesisi oluşturulup 2100 MHz elektromanyetik alana maruz bırakılan grup olarak planlandı. Tüm gruplarda yer alan sıçanlara 30. günün sonunda belirli bir parkur üzerinde yürüme testi analizi yapıldı ve koaptasyon yapılan alandan siyatik sinir biyopsileri alındı. Çalışma sonunda tüm sıçanlar intrakardiyak kan alınarak sakrifiye edildi. Alınan biyopsi materyalleri histopatolojik olarak Dicle üniversitesi Merkez Araştırma laboratuarında yer alan elektron mikroskobu ve ışık mikroskobu ile incelendi. Elde edilen histopatolojik bulgular ile beraber yürüme testi analizleri istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda tüm gruplarda elektron mikroskobi ve ışık mikroskobide, siyatik sinir hücresinde hiperplazi, dilatasyon, hemoraji, hyalinizasyon, vakolizasyon değerlendirildi. Tüm gruplarda histopatolojik bulgular istatistiksel olarak değerlendirdiğinde her dört grup içerisinde sinir iyileşmesi açısından anlamlı bir fark bulunamadı. Ayrıca tüm gruplarda yürüme analizleri sonrasında, sağlam ayak parmaklar arası mesafe, sağlam ayak adımlama mesafesi, hasarlı ayak parmaklar arası mesafe ve hasarlı ayak adımlama mesafeleri cm bazında ölçülüp median ve standart sapma değerleri hesaplandı, yürüme analizleri sonucunda istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç elde edilmedi. Sonuç: Çalışmamızda, 30 günün sonunda, cep telefonlarının yaydığı elekromanyetik alanların, sinir kesisi ardından yapılan koaptasyon sonrası siyatik sinir iyileşmesi üzerine anlamlı bir etkisinin olmadığı tespit edildi.
Ortopedik alt ekstremite cerrahisinde spinal anestezi ile kombine siyatik-femoral sinir bloğunun karşılalaştırılması
Çalışmamızda, spinal anestezi tekniği ile kombine siyatik-femoral blok tekniklerini karşılaştırmayı amaçladık.Çalışmamız, prospektif ve randomize olarak planlandı. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu onayı alındıktan sonra elektif alt ekstremite operasyonu planlanmış, ASA 1?2 grubu, 18?65 yaşları arasındaki 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Her grupta 30 kişi olacak şekilde spinal anestezi grubu (Grup S) ve kombine siyatik femoral sinir bloğu grubu (Grup KSFB) olarak iki gruba ayrıldı.Rejyonal blok odasına alınan hastalar rutin monitörize edildi (Nb, SpO2, NIBP). Spinal anestezi grubunda; Tüm hastalara oturur pozisyonda, 26 G spinal iğne ile L3-L4 veya L4-L5 lomber aralığından, 2 cc % 0.5 levobupivakain uygulandı. Kombine siyiatik-femoral blok grubunda; 20 cc % 0.5'lik levobupivakain, 10 cc % 2'lik prilokain, 10 cc izotonik karıştırılarak, toplam 40 cc olacak şekilde lokal anestezik solüsyonu hazırlandıktan sonra önce siyatik blok, bunu takiben femoral blok uygulandı.Tekniğin uygulanma zamanı, hastayı cerrahi ekibe teslim süresi, tam motor blok oluşma zamanı, hastalardaki hemodinamik değişiklikler, cerrahi sırasında ve postoperatif dönemde oluşan komplikasyonlar, intraoperatif ek analjezik ihtiyacı, motor blok süresi, postoperatif ilk analjezik gereksinim zamanı ve total analjezik tüketimi miktarı, hasta memnuniyeti ve cerrahi memnuniyet parametrelerine bakıldı.Gruplar arasında demografik veriler açısından anlamlı fark saptanmadı. Tekniğin uygulanma süresi kombine siyatik-femoral blok grubunda istatistiksel olarak daha uzun bulundu (p<0.01). Hastayı cerrahi ekibe teslim etme süresi kombine siyatik-femoral blok grubunda istatistiksel olarak daha uzun bulundu (p<0.01). Total motor blok oluşma zamanı ve motor blok süresi kombine siyatik-femoral blok grubunda istatistiksel olarak daha uzun bulundu (p<0.01). Grup içi ve gruplar arası karşılaştırmalarda; hemodinamik veriler açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Peroperatif komplikasyonlar açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Postoperatif komplikasyonlar arasından, gruplar arası karşılaştırmalarda baş ağrısı ve idrar retansiyonu spinal anestezi grubunda daha sık görüldü (p<0.05). Postoperatif dönem ilk analjezik gereksinim zamanı kombine siyatik-femoral blok grubunda istatistiksel olarak daha uzun bulundu (p<0.01). Postoperatif 24 saatlik dönemdeki anljezik tüketim miktarı kombine siyatik-femoral blok grubunda istatistiksel olarak daha az bulundu (p<0.01). Hasta memnuniyeti ve cerrahi memnuniyet açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05)Sonuç olarak; ortopedik alt ekstremite cerrahi girişimlerinde her iki yöntemin de etkili ve güvenli olduğu, fakat periferik sinir bloğu uygulamasının postoperatif dönemde uzun süreli analjezi sağlama ve postoperatif analjezik tüketimini azaltma gibi önemli avantajlarının olabileceği fikrine vardık.
Alt extremite cerrahisinde uygulanan siyatik-femoral sinir bloklarının retrospektif olarak incelenmesi
Çalışmamızda; kliniğimizde 2009?2010 Temmuz tarihleri arasında ortopedik alt ekstremite (baldır,diz,bacak,ayak bileği,ayak cerrahisi) ameliyatı geçirmiş ve cerrahisinde periferik sinir stimulatoru yardımıyla siyatik-femoral sinir bloğu uygulanmış hastaların dosyalarının incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışmamız, retrospektif olarak planlandı. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu onayı alındıktan sonra elektif alt ekstremite operasyonu planlanmış, ASA 1?2 grubu, 18?65 yaşları arasındaki 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Kliniğimizde 2009-2010 Temmuz tarihleri arasında ortopedik alt extremite cerrahisi geçirmiş ve cerrahilerinde anestezi yöntemi olarak siyatik femoral sinir bloğu uygulanmış 60 hastanın dosyası rastgele olarak seçildi,bunlardan 34 hastaya bupivakain,26 hastaya levobupivakain yapılmıştı.Hastalar grup bupivakain (grup B) ve levobupivakain (grup L) grubu olarak ikiye ayrıldı.Tekniğin uygulanma zamanı, hastayı cerrahi ekibe teslim süresi, tam motor blok oluşma zamanı, hastalardaki hemodinamik değişiklikler, cerrahi sırasında ve postoperatif dönemde oluşan komplikasyonlar, intraoperatif ek analjezik ihtiyacı, motor blok süresi, postoperatif ilk analjezik gereksinim zamanı ve total analjezik tüketimi miktarı, hasta memnuniyeti ve cerrahi memnuniyet parametrelerine bakıldı.Gruplar arasında demografik veriler, tekniğin uygulanma süresi, hastayı cerrahi ekibe teslim etme süresi, total motor blok oluşma zamanı ve motor blok süresi, postoperatif dönemde oluşan komplikasyonlar, intraoperatif ek analjezik ihtiyacı, postoperatif ilk analjezik gereksinim zamanı ve total analjezik tüketimi miktarı, hasta memnuniyeti ve cerrahi memnuniyeti açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı(p>0.005).Sonuç olarak; ortopedik alt ekstremite cerrahi girişimlerinde siyatik femoral sinir bloğunda konsatrasyonu %0.375 olarak hazırlanmış ve uygulanmış bupivakain ve levovakainin yeterli düzeyde anestezi oluşturduğu, güvenli olduğu, periferik sinir bloğu uygulamasının postoperatif dönemde uzun süreli analjezi sağlama ve postoperatif analjezik tüketimini azaltma gibi önemli avantajlarının olabileceği fikrine vardık.