Sosyoloji
104 theses under this subject heading
İlkokul ders kitaplarında hayvanın epistemolojik yaratımı
Hayvanlar tüketim, giyim ve bilimsel araştırma alanlarında öldürülerek dönüştürülür; hayvanat bahçesi, "doğal yaşam" ve su parklarında kürate edilir; eğlence, spor ve gelenek adı altında muhtelif edimlere zorlanır. Hayvanın dönüştürülmesi temelde araçsallaştırılması antroposantrik rejimle ilişkiseldir. Bu rejimin yapısal ve kemikleşmiş faktörleri, toplumsal kurumların kökeninde aranmalıdır. Eğitim kurumunun bir materyali olan ders kitaplarının hayvanları tanımlama biçimleri, toplumsal hayatta insan hayvan etkileşiminin nasıl olması gerektiğini kuşaklara aktarır. Bu tezin konusunu ders kitaplarının üretip dolaşıma soktuğu hayvan tasavvuru oluşturur. Araştırma Türk eğitim sisteminin ilkokul seviyesindeki Türkçe, Hayat Bilgisi, Sosyal Bilgiler ve Fen Bilimleri ders kitaplarıyla sınırlandırılmıştır. Ders kitapları hayvanı endüstriyel bir kaynak, proleter, öldürülebilir, sergilenebilir ve ticarileştirilebilir meta bedenler olarak formülleştirir. Bu formülasyon, kendi hayatının bir eyleyeni olan hayvanın öznelliğine son verir. Sosyoloji biliminde yürütülen çalışmalar, pek tabii çeşitli konuları ele almakla birlikte toplumda sınıfı, etnisitesi, cinsiyeti ve cinsel yönelimi gibi sebeplerden dolayı azınlık konumuna düşürülmüş ve ötekileştirilmiş bireylerin özne olma mücadelesini inceler. Türkiye'de sosyoloji bilimi altında yürütülen araştırmalar, yaşamın kıyısında dünyaya gelip hayatları boyunca sistematik şiddete maruz bırakılan hayvanları göz ardı etmiştir. Hayvanların öldürülmesi ve tahakküm altına alınması temelde onların nesne olarak görülmeleriyle ilişkiseldir. Bu çalışmada hayvanları nesneleştirici söylemlerin ortaya çıkartılması amaçlanmıştır. Araştırma sonucunda; ders kitaplarının insanı yeryüzüne yönetici kılan arkaik öğretilerin ve bununla ilişkisel olarak doğa-kültür düalizminin etkisi altında olduğu saptanmıştır. Bunun yanında ders kitapları, devletin resmi hayvan politikasıyla paraleldir. Ders kitaplarının ürettiği söylemler hayvanları radikal bir biçimde imlemekte ve hatalı hayvan epistemolojileri üretip dolaşıma sokmaktadır.
Afganistan'da kadınlara yönelik şiddet üzerine sosyolojik bir inceleme
Afganistan farklı etnik gruplardan oluşmuş ve tarihsel olarak farklı siyasal, toplumsal ve ekonomik süreçlerden geçmiş bir ülkedir. Bu değişim süreci içinde kadınların durumu ve onlara yönelik şiddetin düzeyi, türü ve oranı da farklılaşmıştır. Bu çalışmanın temel amacı Afganistan'da kadınlara yönelik şiddeti sosyolojik olarak incelemektir. Bu inceleme şu sorular etrafında yapılmıştır: Tarihsel süreç içinde Afganistan'da kadınların toplumsal konumu nasıl değişmiştir? Bu değişime bağlı olarak Afganistan'ın farklı siyasal dönemleri içinde kadın yönelik şiddetin yönü ve boyutu nedir? Son dönemde Afganistanlı kadınlar toplumda ve aile içinde ne tür şiddete maruz kalmaktadır? Kadınların şiddete maruz kalma nedenleri nelerdir? Kadına yönelik şiddetle mücadelede gelinen durum nedir? Bu sorular feminist kuram çerçevesinde irdelenmiş ve ataerkillik kavramı temelinde analiz edilmiştir. Bu analiz birincil ve ikincil kitaplara, makalelere, dergilere, resmi raporlara, internet haber kaynaklarına ve araştrımacının tanıklık ettiği olaylara dayanmaktadır. Anahtar kelimeler: Ataerkillik, Şiddet, Kadın, Afganistan,
İsmet Altıkardeş'in din sosyolojisine katkıları
İsmet Altıkardeş'in din sosyolojisi üzerine yapılan bu çalışma, düşünürümüzün din sosyolojisine katkılarını detaylı bir şekilde ortaya koymayı amaçlamaktadır. Altıkardeş'in çalışmaları, İslam'ın insan hayatını nasıl düzenlediği ve sosyal sorumluluklara nasıl önem verdiği konusuna dair önemli bir bakış açısı sunmaktadır. Bu çalışma, Altıkardeş'in bu konudaki görüşlerinin derinlemesine analizini sağlayarak din sosyolojisi alanına katkıda bulunacaktır. Bu çalışma, Altıkardeş'in din sosyolojisinin temel kavramlarını, yani insan, toplum ve din kavramlarını inceleyerek başlamaktadır. Çalışmada, bu kavramları detaylı bir biçimde ele alarak Altıkardeş'in bu temel yapıları nasıl değerlendirdiğini açıklamayı hedeflemektedir. Din sosyolojisine katkıları bağlamında Altıkardeş'in, eğitim olgusuna yaklaşımı, sosyal meselelere bakışı, din anlayışı, Müslümanların çağdaşlaşması konusundaki görüşleri ve iyi bir insan ve iyi bir Müslüman olma kriterlerine dair düşünceleri bu çalışmanın odak noktasını oluşturur. Altıkardeş, eğitimin insan kalitesini yükseltmede önemli bir rol oynadığına inanmaktadır. Kaliteli bir eğitimin, insanların bilgi ve becerilerini nasıl geliştirdiği, bireylerin kendilerini nasıl tanımalarına yardımcı olduğu ve topluma faydalı bireyler olmalarını sağladığı konularını analiz etmektedir. Altıkardeş, sosyal meselelerde ortaya çıkan sorunların çözümünün İslam'ın temel prensiplerine bağlı kalarak sağlanacağına inanmaktadır. Tez, Altıkardeş'in sosyal sorunlara yaklaşımını ve bu sorunların İslam'ın prensiplerine nasıl uygun bir şekilde çözülebileceği konusundaki düşüncelerini ele alarak, günümüz toplumunun karşılaştığı sosyal zorluklara değerli bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. Altıkardeş, dinin sadece bireysel bir inanç sistemi olmadığını, aynı zamanda toplumu düzenleyen ve ahlaki bir çerçeve sunan bir sistem olduğunu savunmaktadır. Tez, Altıkardeş'in din anlayışını ve dinin çağdaşlaşma sürecinde nasıl bir rol oynadığına dair görüşlerini inceleyerek, dinin toplumsal dinamiklere etkilerini incelemektedir. Araştırma sürecinde nitel araştırma yönteminde kullanılan literatür taraması ve yorumlayıcı paradigma, Altıkardeş'in bakış açısını derinlemesine anlamak ve analiz etmek için uygun bir çerçeve sağlamıştır. Altıkardeş'in kitapları, makaleleri ve birebir görüşmeler, tezde ana kaynak olarak kullanılmıştır. Ayrıca, Altıkardeş'in düşüncelerini destekleyen ayetler ve hadisler de tezde kullanılmıştır. Bu çalışma, Altıkardeş'in din sosyolojisine dair özgün ve önemli katkılar sunan bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Çağdaş bir Müslüman bireyin temel sorunu Altıkardeş'e göre, kendi içsel varlığıdır. Bu bağlamda, çağdaşlık ideali, bilinçli bir zihin, mantıklı düşünce, seçme yeteneği, araştırıcılık, dürüstlük ve ahlaki davranışların birleşimini gerektirir. Altıkardeş'in bu konulardaki düşünceleri, günümüz toplumunun dini ve sosyal dinamiklerine dair değerli bir perspektif sunmaktadır.
Çağımızın teorisyeni Jürgen Habermas'ın iletişim, siyaset ve modernlik anlayışı
İnsan tarihsel süreç içerisinde kendi varlığını ve sosyal birlikteliğini açıklamak adına, içinde yaşadığı sosyal dünya üzerine, süreç içerisinde elde ettiği deneyimlerden hareketle sosyal teoriler üretmiştir.Günümüz sosyal dünyasında insanın bu bilme etkinliği halen devam etmektedir. Sosyal bilim alanında insanın bu etkinliğine önemli katkılarda bulunan teorisyenlerden birisi de hiç kuşku yok ki Jürgen Habermas'tır.Habermas, son dönemde ortaya attığı İletişimsel Eylem Kuramı'yla, sosyal dünyanın merkezine insanın temel etkinliği olan dilden hareketle kavramsallaştırdığı rasyonel özneleri yerleştirir. Rasyonel özneler, onun iletişim, siyaset, modernlik kavramlarının da baş aktörleridir. Habermas, iletişim, siyaset, modernlik kavramlarıyla son derece tutarlı ve süreklilik arz eden teorik bir yapı oluşturmayı başarmıştır. Habermas'ın bu teorik yaklaşımının en önemli yönü ise, aktörleri ve onların rasyonel eylemlerini sosyal dünyanın üretiminde ve yeniden üretiminde temel güç olarak kavramsallaştırma eğilimidir. Habermas, bu teorik kurgusu ile aktörlere ve onların rasyonel eylemlerine yaptığı vurguyla, günümüz sosyal dünyasına ışık tutmayı başarmıştır.
Modernliğin bugünü: modernist, postmodernist ve alternatif yaklaşımlar
Modernlik, toplumların tarihsel süreçte ulaştıkları son insanlık durumudur. Rönesans, Reformasyon ve Aydınlanma süreçleri, modernliğin hazırlanmasında düşünsel anlamda etkili olmuştur. Amerikan ve Fransız Devrimleri modernliğin şekillenmesinde politik dayanakları oluşturmuş, Endüstri Devrimi ise modern toplumun ekonomik altyapısını meydana getirmiştir.Feodal ve Tanrı merkezli dünyayı ortadan kaldırarak toplumsal bir dünyayı oluşturan bireyler, modernlikle birlikte her türlü dışsal otoriteden bağımsızlaşarak yaşamlarını kendi denetimlerine almaya başlamışlardır. Erken dönem modernliği kendi aklı ile karar verebilme ve dünyayı dönüştürebilme yeteneğine sahip bireylerin, kendisinin efendisi olduğu, bir ulus-devlet içinde hukuk aracılığıyla garanti altına alınan bireysel hakların ve karşılıklı çıkarların yurttaşlık çerçevesinde hayata geçirildiği, doğanın bilim aracılığıyla insanın denetimine alınmasının başarıldığı bir toplumsal dünya olarak ilerleme hedefiyle karakterize edilir.Öte yandan, modernliğin ilk ekonomik sistemi olarak ortaya çıkan kapitalizmin toplumu sınıflar halinde bölmesi, karşıtlıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yirminci yüzyılla birlikte modernlik, ekonomi sahasından kaynaklanan dönüşümler içine girmiştir. Modernliğin dönüşümleri önce sosyal devlet çatısı altında kolektivist olarak, daha sonra da neo-liberal bir anlayışla çokkültürcü ve bireyci olarak gerçekleşmiştir. Modernliğin neo-liberal döneminde eşitlik söyleminin ve politikanın öneminin azalarak, özgürlük taleplerinin ve kültürel farklılıkların baskın hale gelmesi, postmodern toplum teorisinin modernliğin sonunu işaret etmesine yol açmıştır.Postmodernizm, modernliğin ilkelerinin yoruma açık oluşunu yadsıyarak, günümüz dünyasını açıklamakta başarısız olmaktadır. Modernlik, bir çeşitlilikler dünyası olarak, çelişkileri içinde barındırmaya devam etmektedir. Habermas'ın belirttiği gibi, Aydınlanma projesi olarak modernlik, henüz hedeflerini gerçekleştiremediği ve çelişkilerini çözemediği için tamamlanmamıştır. Bu yüzden, modernliğin bugününü bir yeniden yapılanma süreci olarak görmek daha doğru olacaktır.
Modern dönem ütopyalarında dirijizm ve disiplin
İnsanoğlu, genel anlamda toplumsal yaşam biçimini benimsemiş olan bir varlıktır. Bu bağlamda ortaya konan her türlü insani ürün Kültür adı altında toplanmaktadır. İnsan topluluklarının lisanlarından yazılarına, giyim-kuşam biçimlerinden yeme-içme alışkanlıklarına, bilimsel birikimlerinden sanatsal faaliyetlerine, örf-adet ve geleneklerinden siyaset ve hukuk sistemlerine varıncaya kadar ortaya koydukları tüm ürünler bu kapsamda değerlendirilmektedir. Farklı insan topluluklarından her birisi, kendine has koşullarda geliştirdiği kendi kültürel geleneğim sürdürürken bu farklı kültürler arasında zaman zaman çatışmalar, zaman zaman da etkileşimler-sentezlenmeler meydana gelmektedir. Yazı, kendisi de insana ait en önemli kültürel öğelerden birisi olarak diğer birçok kültürel öğenin kayıt altına alınmasında ve gerek başka toplumlara, gerekse gelecek nesillere aktanlmasmda rol oynayan önemli bir araçtır. Sanat ise insandaki estetik zevklere hitap edecek türde verilmiş olan kültürel ürünlerin genel adıdır. Bu durumda edebiyat, insandaki estetik zevklere hitap etmek üzere verilmiş olan yazılı ürünler olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal hayatın bir parçası olarak diğer tüm kültürel unsurlar gibi Sanat ve Edebiyat da Sosyoloji biliminin alanına girmektedir. Sosyoloji bilimi içerisinde bu konularla ilgilenmek üzere "Sanat Sosyolojisi" ve "Edebiyat Sosyolojisi" alt dalları oluşturulmuştur. Öte yandan insanın fıtratında var olan her zaman daha iyiye daha güzele ulaşma arzusu, toplumsal yaşam alanında da aynı arayışları gündeme getirmiş, böylece ideal toplum projeleri ortaya çıkmıştır. Ütopya olarak adlandırılan ve tamamına yakım edebi türde yazılı olarak üretilen söz konusu projeler, toplumsal hedefler gözetmeleri ve toplumsal yaşamın akışında rol oynayan dinamikler için esin kaynağı olarak zaman zaman sosyal gerçekliğe etki etmeleri bakımından Sosyoloji bilimini ilgilendirmektedirler. Ütopya yazarlarının, kendilerince ulaştıkları ideal toplum modellerinden yola çıkarak sosyal hayatı en ince ayrıntılarına kadar güdümleme idealleri ile batı dünyasının öncülüğünde gelişen modernizm anlayışının, insanlığın tekamülü sürecine öncülük etme ve ulaştığı kesinlikler doğrultusunda bütün bir insanlığı aynı sürece dahil ederek güdümleme idealleri arasındaki paralellik ilgi çekicidir.
Sosyokültürel değişimlerin Irak aile yapısına etkisi
Bu tez çalışmasında, Irak aile yapısının konumu ve toplumsal yapıda meydana gelen sosyokültürel değişimler tarihsel bağlamda ele alınmıştır. Konuyla ilgili daha önce yapılan araştırmalar derlenmiş ve sosyokültürel yapıda yaşanan değişimlerin aileye etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Literatürde yer alan çalışmalarda göç, kentleşme, medya, modern bireyci hayat tarzı, tüketim toplumu ve küreselleşmenin değişimi etkileyen en önemli faktörler olduğu tespit edilmiştir. Özellikle sosyal medya ve diğer iletişim araçlarının Irak'ta kültür ve davranışların değişiminde son derece etkili olduğu görülmüştür. Bunun sonucunda Irak aile yapısının etkileşim ve iletişim biçimlerinde değişimler meydana gelmiştir. Bu durumun toplumun en temel yapı taşı olan aileyi olumsuz etkilediği yapılan çalışmalarla ortaya konulmuştur. Fakat bu olumsuz değişimlerin etkisini önlemek için henüz önemli bir girişimin olmadığı sonucuna da ulaşılmıştır.
Doğu ve batı'da hümanizm/insan sevgisi: Örtüşüp ayrıştığı kısımlar
Hümanizm, Rönesans'tan bugüne güncelliğini koruyarak gelmiştir. Nitekim bugün hümanizm ile ilgili sürekli makale, tez, kitap çalışmaları veyahutta bilimsel toplantılar yapılmaya devam ediliyor. Ancak hümanizm kavramı ile ilgili hala bir kargaşa olduğu da tartışmasız kabul edilmektedir. Bu da göstermektedir ki hümanizm sadece bir tanıma ve anlama sahip değildir. Aslında bu tez naçizane bu kavram kargaşasını bir netliğe kavuşturmayı ve hümanizm kavramına yeni bir tanımlama yapmayı hedefleyen bir çalışmadır. Hümanizmin gelişinden önceki dönemle birlikte daha eski dönemlerde de kavramın adı ortada olmamasına rağmen anlam olarak var olduğu, sonraki dönemlere olan etkisi, yeniden yapılanması, insancılık ve insan sevgisi ile Doğu'da ve Batı'da birleşip ayrıştığı kısımlar araştırılmıştır. Araştırmanın hedefine yönelik olarak hümanizmin köklerinden gelişimine doğru bir araştırma yapılıp tarihsel gelişimi ve insan sevgisi ile ele alınan birlikteliğinin özünde ne anlam taşıdığı, örtüşüp ayrıştığı kısımlar esas alınmıştır.
Modernleşme sürecinde ölüm hadisesine din sosyolojisi açısından bir yaklaşım
Bu çalışma ile modernleşme sürecinde ölüm hadisesinde meydana gelen değişimleri açıklamayı amaçlamıştır. Ölüm sosyal hayatın içinde yer alan bir gerçekliktir. Bütün canlıların ortak kaderi olması anlamında da evrensel bir nitelik taşımaktadır. Ölüm, modern ve modern öncesi toplumlarda farklı anlamlar yüklenen bir olgudur. Çünkü toplumsal yaşamdaki her türlü değişimden etkilenmektedir. Modern öncesi toplumlarda sosyal hayatın bir parçası olarak algılanırken, modern toplumlarda tabu niteliği kazanmıştır.
Türkiye'de çevre eğitiminin sosyolojik çözümlemesi
Bu çalışmada çevre, çevre sorunları, çevre eğitimi, çevre sosyolojisi ve çevre eğitiminin sosyolojik bakış açısıyla değerlendirilmesi ele alınmıştır. Çevre eğitimi, çevre sorunlarının azaltılması ve ortadan kaldırılması amacıyla kullanılabilecek en önemli araçlar içerisindedir. Bu eğitim sayesinde çevre bilincine sahip bireyler yetiştirilmesi hedeflenmektedir. Bu özelikleri bakımından çevre eğitimi, çevre bilimi veya diğer ekolojik içerikli eğitimlerden farklılık göstermektedir. Bu çalışmanın amacı ise, çevre eğitiminin öneminin vurgulanarak toplumsal karşılığının belirlenmesidir. Diğer taraftan çevresel sorunlar ve çevresel süreçlerin sosyolojik bir bakış açısıyla ele alınması amaçlanmıştır.
Lise sosyoloji ders kitaplarında iktidarlara göre ideolojik kurgular (1950-2012 arası karşılaştırmalı bir çözümleme)
Bu araştırmada 1950-2012 arası yedi dönem halinde (1950-1960, 1960-1971, 1971-1980 1980-1989, 1989-1997, 1997-2002, 2012-2013) MGK kararları-bildirileri, iktidar partilerinin tüzükleri ve hükümet programlarındaki önceliklerinin (ideolojik duruşlarının) neler olduğu ve bunların sosyoloji ders kitaplarına yansıma düzeyleri incelenmiş; böylece iktidarlara göre ders kitaplarındaki içeriğin/söylemin farklılaşıp farklılaşmadığı ve dönemler arası nasıl bir ortaklık veya farklılaşma olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda dünyadaki gelişmelerin (İki Kutuplu Dünya, Yeşil Kuşak Projesi, AB vs.) Türkiye'deki iktidarları, iktidarların söylemlerini etkilediği; iktidarların da kendi ideolojik yönelimlerini ders kitaplarına yansıttığı görülmüştür. Ders kitaplarının, Atatürkçülük, milliyetçilik, muhafazakârlık, laiklik, ötekileştirici (etnik/dinsel/ideolojik/mezhepsel) ve militarist söylemleri büyük oranda benzeşirken özellikle din, İslam, kadın ve Osmanlı konularının farklı dönemlerde farklı tarzda aktarıldığı görülmektedir. En çok benzerlik darbe dönemlerinde (1960-1971-1980-1997 arasında) iken en çok farklılaşma 1950-60 ve 2002 sonrası dönemlerde (ilgili ders kitaplarında) görülmektedir. Daha genel bir çıkarım ise siyasi iktidarların makro gelişmelere ve kendi ideolojilerine uygun şekilde toplumu yeniden üretmek için ders kitaplarını araçsallaştırdığıdır.
An analysing on Yusuf Akcura's ideas
As a result of the capitalist order and it`s creation the imperialist politics, from the last period of the Ottoman Empire to the historical process of reaching the Republic of Turkey, the mind of the intellectuals in the Ottoman Empire is quite complicated. The fallacy of intellectuals trying to adapt their own traditional structures to the extent that they can learn from various European-originated ideologies reveals an eclectic way of thinking. Naturally, the aim of the intellectuals is to ensure the continuity of the Ottoman Empire and to save the state from this impasse. However, the main problem is that it can not blend intellectual currents come from Europe with their society. In this case, Turkism is the kind that will overcome Islamism and Ottomanism. Turkism, which is a significant contributor to the establishment philosophy of the Republic of Turkey and to the dissolution of the foundations of the new state, has always been a polemical issue in terms of its position. In this study, Yusuf Akçura's ideas, known as the leading Turkist intellectuals and "Father of Pan-Turkism", were tried to be treated objectively with a sociological perspective. Key Words: Yusuf Akçura, Ottomanism, Islamism, Turkism, religion (Islam),society, nationalism, social integration
Ünver Günay'ın Türk din sosyolojisine katkıları
Prof. Dr. Ünver Günay, Türkiye'de din sosyolojisinin oluşumuna derin dini bilgisi, sosyolojik bakış açısı, engin yöntem ve literatür bilgisi ile katkıda bulunan önemli Türk sosyologlarından biridir. Ünver Günay, çalışmalarının örneklemlerini Türk toplumu üzerine yoğunlaştırmış ve Türk toplumunun sosyal hayatı ve din olgusu arasındaki ilişkiyi esas inceleme konusu olarak belirlemiştir. Akademik hayatı boyunca din sosyoloji alanında birçok konuda çalışmalar yürütmüş Günay'ın en önemli eseri şüphesiz "Din Sosyolojisi" kitabıdır. Ayrıca Günay, Türk dini tarihi, göç ve din ilişkisi, laiklik, Ziya Gökalp, ziyaret yerleri ve dini gruplar gibi konulara da eğilim göstermiş birbirinden değerli eserler ortaya koymuştur. Çalışmalarında kantitatif ve kalitatif yöntemleri ayrı ayrı ve bir arada kullanarak nitelikli sonuçlar ortaya koymuştur. Günay çalışmalarında yalnızca bir durum tespiti yapmamış aynı zamanda fark ettiği sorunlara yönelik çözümler önermekten de hiçbir zaman geri durmamıştır. Günay'ın Türk din sosyolojisi için önemi dolayısıyla bu araştırmanın amacı; Prof. Dr. Ünver Günay'ın eserlerinden faydalanmak sureti ile görüşleri ışığında Türk din sosyoloji geleneğine katkılarını ve bakış açısını kavramsal temelde ortaya koymaktır.
Tanzimat romanı üzerinden bir inceleme: Batılılaşmanın toplumsal tezahürleri
Sosyoloji ve edebiyat, birbiriyle yakın ilişki içindeki iki disiplindir. Sosyoloji gibi edebiyat da insanların sosyal dünyası, toplumsal uyumu ve değişim isteği ile ilgilenir. Her iki disiplinin ana malzemesi insan ve insanın yaşadığı toplum olunca, toplumsal çözümlemelerde edebiyattan faydalanma sağlıklı sonuçlara varabilmenin de imkânını sağlar. Edebi türler arasında roman, sosyal, ekonomik ve siyasi unsurları içeren metinler olması bakımından sosyolojinin ilgi alanına dâhil olur. Topluma ayna tutan roman, yaşanan toplumsal değişimlerin kaydının tutulduğu bir belge niteliğine de sahiptir. Romanların derinlemesine bir incelemesi Türkiye'de yaşanan değişimlerin önemli bir dökümünü verebilir. Romanın bir edebi tür olarak edebiyatımıza girişi medeniyet dönüşümü de diyebileceğimiz Batılılaşma süreciyle beraberdir. Bu bağlamda Tanzimat romanları topluma dair verilerin yer aldığı önemli metinlerdir. İçine doğduğu toplumsal koşulların izlerini taşıyan Tanzimat romanı, halkı Batılılaşma hakkında bilgilendirmeyi de amaç edinmiştir. İçerdikleri önemli sosyal verilere rağmen romanlar, Türk toplumunu anlamada az başvurulan kaynaklardan olmuştur. Bu çalışmada edebiyatın toplumsal değişmeyi yorumlayan özelliğinden yola çıkarak, Batılılaşmanın toplumsal yansımaları Tanzimat romanı üzerinden incelenmeye çalışılmıştır. Osmanlı toplumunun kültürel dokusunda da önemli değişmelerin yaşandığı Tanzimat sonrası dönem, romanlara yansıdığı şekliyle söylem analizi ile derinlemesine bir çözümlemeye tabi tutulmuştur.
Kur'an'da sosyolojik kavramlar
The study deals with the social concepts in the Qur'an. It examines the factor of belief in the formation of social concepts, and the role of belief in providing social order with its great influence on society and the individual. The study explains the wisdom of sending the prophets in the languages of the tribes and starting the rescripting from relatives. Likewise, it indicates the importance of social life and cohesion. In addition, the research explains that Allah has made peoples, nations and tribes equal, even though their languages, colors and nations are different, like the teeth of a comb, and that He has created them equal without any element of superiority other than taqwa. The study touches upon the effect of the Islamic faith through the Qur'an in uniting the social layers. While declaring the difference between some social terms such as 'Âmenû ve mu'minûn' 'keferû and kafirûn' mentioned in the Qur'an, it also deals with the wisdom of their mention. Likewise, the research examines concepts such as 'ummi, people of the Book, 'Arab, Arab, free-slave, infaq before and after the al-fath'
Arkadaşlığın sosyolojisi: Değişen arkadaşlık ilişkileri üzerine bir araştırma (Mardin örneği)
Çalışma, arkadaşlık ilişkilerini ve arkadaşlık ilişkilerinde yaşanan değişimleri ilişkisel nedenleriyle anlamayı ve açıklamayı amaçlamaktadır. Arkadaşlık, seçili bir kişiler arası ilişki türüdür. İnsanlar arkadaşlarını kendi iradeleri ile seçtikleri gibi tecrübe ettikleri ilişkileri/eylemleri de kendi iradeleri ile gerçekleştirir. Diğer yandan arkadaşlık ilişkilerinde yaşanan değişimler modernleşme, bireyselleşme, teknoloji gibi bazı nedenlere dayandırılabilir. Çalışma, nitel araştırma yönteminin fenomenolojik yaklaşımı benimsenerek gerçekleştirildi. Maksimum çeşitlilik örneklem tekniğine göre seçilen 40 kişi ile yarı yapılandırılmış görüşme formu ile derinlemesine görüşme yapıldı. Görüşmecilerin sosyo-demografik ve sosyo-ekonomik özellikleri tasnif edilerek arkadaşlıkların kurulması, sürdürülmesi ve sona erdirilmesi ile ilgili deneyimleri ortaya konuldu. Bu deneyimler üzerinden arkadaşlığın ekonomik, siyasi, dini, toplumsal ve psikolojik boyutları ele alındı. Görüşmeler neticesinde arkadaşlık ilişkilerinde bir değişim ve dönüşüm yaşandığı sonucuna varıldı. Modernleşmenin, bireyselleşmenin ve teknolojik gelişmelerin arkadaşlık ilişkilerini etkilediği, arkadaşlığın geçmişe kıyasla değiştiği, değişimin samimiyet yerine yüzeysellik, fedakârlık yerine bencillik yönünde olduğu anlaşılmıştır.
Sosyolojik kurama katkıları açısından Georg Simmel
Georg Simmel, ilgi alanının çeşitliliğiyle sosyolojiye pek çok yönden katkıda bulunmuştur. Mikro geleneğin de temsilcisi olması bakımından küçük gruplar, toplumsal etkileşim ve alış-veriş kuramı gibi araştırmalarında geniş bir görüşe sahiptir. Ayrıca çatışmacı kuram açısından da önemli katkıları bulunmaktadır. Bu açılardan Simmel'i çağdaş sosyoloji içinde saymak mümkündür.Simmel, sosyolojiyi diğer bilimlerden ayırırken sosyolojinin kendine özgü bir inceleme alanının olduğunu ileri sürmektedir. Bu düşüncesinden hareketle ?formel sosyoloji? kavramını sosyoloji literatürüne kazandırmıştır. Toplum kavramı için gerçekte var olanın iki birey arasındaki etkileşim olduğunu ileri süren Simmel, bu açıdan kişiler arası etkileşimin sayı ile olan ilişkisini belirterek sosyal geometri üzerine odaklanmaktadır. Simmel, bu çerçevede sosyal tiplemelerini de ele almaktadır.Simmel'in önemli çalışmalarından biri de ?Paranın Felsefesi?dir. Bu çalışmada para-değer ilişkisi bileşeninde, paranın modern toplumun gelişimindeki rolü irdelenmektedir. Bu bağlamda para, kimi zaman amaç olurken kimi zaman da araç konumuna geçmektedir.Simmel'in, büyük kentlerin dönüşümü, modern toplumun özü gibi araştırmaları, günümüzde bile yeni çalışmalara ilham kaynağı olmaktadır. Ayrıca etkilendiği düşünsel kaynakların yanı sıra çatışma teorisyenlerini, sembolik etkileşimcileri ve yapısalcıları etkilemiştir. Simmel, özgün yaklaşımları doğrultusunda metodolojik olarak tarihsel, anlamacı ve analitik yorumlarıyla da dikkat çekmektedir.Anahtar Kelimeler: Georg Simmel, Modern Kültür, Çatışmacı Kuram, Formel Sosyoloji, Birey ve Toplum, Paranın Felsefesi
Durkheim sosyolojisi ve Durkheım'ın sosyolojik düşünceye katkıları
Bu araştırmada, Durkheim sosyolojisi ve Durkheim'ın sosyolojik düşünceye katkıları çeşitli yönleriyle incelenmiştir.Birinci bölümde, problem durumu, araştırmanın amacı, önemi, yöntemi belirtilmiştir.İkinci bölümde, Durkheim'ın hayatı, Durkheim'ın yapıtları, Durkheim'ı etkileyen düşünce akımları ele alınmıştır. Ayrıca bu bölümde Durkheim'ı etkileyen A. Comte'nin pozitivist sosyolojisi ve sosyolojik düşünceye katkıları üzerinde de durulmuştur.Üçüncü bölümde, Durkheim sosyolojisinin genel özellikleri ana başlığı altında, Durkheim'a göre sosyolojinin konu ve yöntemi, Durkheim'ın toplumsal işbölümü anlayışı ve bu alt başlık altında mekanik ve organik dayanışma konuları, ayrıca Durkheim'ın intihar anlayışı ve türleri, Durkheim'ın din teorisi ve Durkheim'ın din teorisinde ulaştığı sonuçlar, Durkheim'ın bilgi kuramı ve bilgi sosyolojisi konuları ele alınmıştır. Araştırmanın bu bölümünde son olarak Durkheim'ın sosyolojik düşünceye katkıları üzerinde durulmuştur.Araştırma sonunda Durkheim sosyolojisi ve Durkheim'ın sosyolojik düşünceye katkıları ile ilgili bazı sonuçlara ulaşılmış, bu sonuçlar tartışılmış ve bazı öneriler geliştirilmiştir.
Sosyal hayatın 17.yüzyıl dîvân şiirine yansımaları ve anlam çerçeveleri
Bu çalışma, 1615-1720 yılları arasında yaşamış 70 divân şairinin divânlarında yer alan 24440 şiir metni üzerinde yürütülmüştür. Bu divânlarda sosyal hayatla ilgili malzemeler tespit edilmiş, 14341 fiş elde edilmiştir. Tespit edilen fişler de konularına göre tasnif edilerek değerlendirilmiştir.İncelenen divân metinlerinde, 17.yüzyıl Osmanlı toplumunun sosyal yapılanması, gelenek, inanış, davranış ve uygulamaları, eğlence hayatı, yiyecek ve giyecekleri, eşyaları, yerleşim merkezleri, ekonomik faaliyetleri, hastalıklar ve tedavi yolları, suçlar ve cezalandırma yöntemleri, spor faaliyetleri, haberleşme ve ulaşım araçları gibi insanı ve toplumu ilgilendiren her unsur söz konusu edilmiştir. Şairler, bu unsurları teşbih, istiare, teşhis, mecâz-ı mürsel, îhâm, tevriye sanatları çerçevesinde şiirde kullanmışlardır. Bu başlıklara ek olarak, 17.yüzyılda Osmanlı Devleti'nin yaşadığı siyasî, ekonomik, toplumsal birçok problemin şairler tarafından estetik bir malzeme şeklinde yorumlandığı tespit edilmiştir.O dönemdeki padişah merkezli olan devlet yapısının bir uzantısı olarak şairler en çok padişah ve onunla ilgili unsurlardan bahsetmişlerdir. Kültür devamlılığını sağlayan gelenekler de yine şairlerin en çok bahsettikleri konular arasındadır. Divânlarda en az bilgi verilen konular ise spor faaliyetleri ile haberleşme ve ulaşım araçlarıdır.Divânlar dışında, Evliya Çelebi ve bu yüzyılda Osmanlı Devleti'ne çeşitli görevlerle gelmiş yabancı seyyahların verdikleri bilgiler de şairlerin dile getirdiklerini desteklemektedir.
Mehmet Akif Ersoy'un görüşlerinin sosyolojik analizi
Toplumun afet risk algısı ve afete hazırlıklı olma durumu: Bingöl örneği
Bu araştırma, Bingöl ilinde yaşanabilecek olası deprem risk algısını, risk toplumları kuramı çerçevesinde ele alarak değerlendirmeyi sağlamaktadır. Çalışma, deprem gibi doğal afetlerin bireysel ve toplumsal düzeydeki algısına yönelik kapsamlı bir yaklaşım sunmaktadır. Türkiye'nin en aktif fay hatlarının kesiştiği nokta üzerinde yer alan Bingöl, büyük depremlerle şekillenmiş bir tarihe sahip olup, hem fiziksel hem de toplumsal kırılganlıklarıyla afet yönetimi stratejilerinde kritik bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, Ulrich Beck'in modernleşmeyle birlikte şekillenen risklerin yerel boyuttan, küresel boyuta taşındığını savunan risk toplumu kuramı temel alınmıştır. Ayrıca Anthony Giddens'ın günlük yaşamda risklerin dağılımını vurgulayan perspektifi de öğelerin teorik çerçevelerine katkı sağlamaktadır. Araştırmada nicel bir yöntem kullanılmış ve Google Form web2 aracıyla anket düzenlenmiş online aracılığıyla veri toplanması sağlanmıştır. Ankete, Bingöl ilinde ikamet eden 18 yaş ve üzeri bireyler gönüllülük esasıyla katılmıştır. Toplanan veriler, SPSS programı ile analiz edilerek risk algısı, kaygı düzeyi ve deprem öncesi hazırlıklı olma durumu arasındaki orantılar değerlendirilmeye çalışıldı. Araştırma kapsamında cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, medeni durum, Bingöl'de ikamet süresi ve geçmişte yaşanan depremler gibi demografik değişkenlerin risk algısı üzerindeki etkileri değerlendirildi. Elde edilen bulgular, yüksek bir deprem risk algısına sahip olduğunu, ancak bu algılamanın her zaman hazırlık çalışmasına dönüşmediğini göstermektedir. Ayrıca risk algısı ile kaygı düzeyi arasında güçlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Çalışma, depremlerin sadece fiziksel yıkımlarla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda toplumsal eşitsizlikleri derinleştirdiğini, ekonomik kalkınmayı sekteye uğrattığını ve uluslararası sistemlerde zincirleme devam eden problemlere yol açtığını ortaya çıkarır. Bu birlikteliğin, Beck'in "bumerang etkileri" biçimi, yerel düzeyde meydana gelen bir afetin küresel düzeyde ekonomik ve sosyal olarak yol açabileceğini vurgulamaktadır. Araştırmanın, Bingöl ilinde risk algısının içeriğini anlamanın yanı sıra, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri için etkili afet yönetim politikalarının geliştirilmesine ışık tutma önerileri sunulmaktadır.
Sosyoloji bölümü öğrencilerinin kültürel kimliğinin belirlenmesinde sosyal medyanın rolü: Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi örneği
Yüzyıllardır süregelen savaşları incelediğimizde, bir ülkeyi yok etmenin sadece fiziksel güç ile sağlanamayacağı açıkça görülmektedir. Bir ülkeyi tam anlamıyla yok etmek veya ele geçirmek için, o ülkenin yapı taşı niteliğindeki kültüre zarar vererek sağlanacağı söylenebilir. Kocadaş (2005: 1, 2), medyanın kültürü, küresel boyutta, insanlara ulaştırdığını ve ülke bütünlüğü için, ülkenin siyaset, ekonomik ve kültür özelliklerinin birinin dahi eksik olmaması gerektiğini, ayrıca, kültür ve medyanın toplumda en önemli iki kurum olduğunu belirtir. Buradan hareketle, Bu araştırmanın genel amacı, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğrencilerinin, sosyal medya platformları kullanımı, çevrimiçi ve çevrimdışı gösterdikleri bazı tutumlar arasındaki ilişki, sosyal medyanın kültürel kimliklerini nasıl ve ne derecede etkilediğini incelemektir. Belirlenen amaca ulaşmak için, öncelikle konuya ilişkin literatür taraması yapılmıştır. Araştırmada, veri toplama aracı olarak, anket tekniği kullanılmıştır. Anket formundaki sorular daha önce yapılan çalışmalar ışığında hazırlanmıştır. Sonrasında, bu form, uzman kişilerle birlikte tekrar gözden geçirilerek, 8 tane demografik bilgi içeren ve 8 tane sosyal medya kullanımına dair ve 14 tane sosyal medya kullanımı ve kültürel kimliğe dair olmak üzere, toplam 30 sorudan oluşan; yapılandırılmış, yarı yapılandırılmış ve 5' li likert ölçekli 8 adet kapalı uçlu soru şekillerini içeren, anket formu belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen, 200 katılımcının yanıtları, SPSS programı kullanılarak analiz edilmiş, ve ulaşılan bulgular literatürden faydalanarak yorumlanmıştır. Bu doğrultuda, değişkenler arasında, ki kare testi, frekans tabloları analizlerinden yararlanılmıştır. Açık uçlu sorulara verilen yanıtlar not edilmiş ve analize eklenmiştir.Yapılan araştırmada elde edilen bulgularda, katılımcıların, sosyal medya kullanım alışkanlıkları ile günlük yaşamları arasında bir ilişki olduğu, demografik özelliklerin sosyal medya kullanımı ve düşüncelere etkisinin az olduğu, katılımcıların en çok, sosyal medyanın kültürel kimliğe bir etkisi olmadığı ve sosyal medyanın, kültürel kimliği değiştirdiği görüşünde oldukları sonucuna ulaşılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Küreselleşme, Sosyal Medya, Kültürel Kimlik, Gençler, Küresel Kültür
Sosyal medyada kuşaklararası kültürel etkileşim ve iletişim (X, Y ve Z kuşakları)
Bu doktora tezi kapsamında sosyal medya kullanımının X, Y ve Z Kuşakları arasındaki iletişim ve kültürel etkileşimi nasıl etkilediği ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Tez beş ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; araştırmanın konusu, amacı, önemi, problemi, alt problemleri ve yöntemi açıklanmıştır. İkinci bölümde kavramsal ve kuramsal çerçeve, üçüncü bölümde ise kuşak kavramı ve araştırmada ele alınan X, Y, Z Kuşaklarının özellikleri verilmiştir. Dördüncü bölümde saha çalışması sonucu elde edilen veriler ortaya koyulmuş ve yorumlanmıştır. Saha çalışması nitel araştırma yöntemi, derinlemesine görüşme tekniği (yarı yapılandırılmış) kullanılarak toplam 35 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler betimsel ve içerik analizine tabi tutulmuştur. Araştırmanın beşinci ve son bölümünde araştırma kapsamında elde edilen sonuçlar verilmiş, sosyal medya kullanımının X, Y ve Z Kuşakları arasında gerçekleşen iletişim ve kültürel etkileşimi olumlu ve olumsuz etkilediği görülmüştür. Ayrıca sosyal medya kullanımı X, Y ve Z Kuşaklarının gündelik yaşamlarındaki iletişim ve kültürel etkileşimlerini de olumsuz etkilemektedir. Bu bölüme ayrıca araştırma sonuçlarının yanı sıra gelecekte yürütülebilecek benzer çalışmalar için önerilerde eklenmiştir.
İlk islam ahlak incelemeleri bağlamında ahlak sosyolojisi
Ahlak; teolojiden felsefeye, epistemolojiden etnolojiye, sanata, edebiyata, hukuka, psikolojiye ve sosyolojiye uzanan zengin bir muhteva ve disiplinler arası bir uzama sahiptir. Diğer disiplinlerle ilişkisi göz ardı edilemeyecek ölçüde ehemmiyetli olsa da ahlakın ifade bulabildiği yer kuşkusuz toplumsal zemindir. Ahlak incelemeleri ve ahlak felsefesi bize göstermektedir ki ahlak sosyal bir fenomendir. Bireysel ahlak örnekleri bulunmakla beraber ahlakın yaşam zemini ve anlam uzamı toplumsal gerçekliktir. Nitekim kimi düşünürlere göre toplumsalın dışında ahlakı aramak beyhude bir arayıştır. Dolayısıyla ahlak-sosyoloji ilişkisi (ahlak sosyolojisi) kaçınılmaz bir biçimde karşımıza çıkmaktadır. Ahlak sosyolojisi, her şeyden evvel insan davranışlarının ve insan ilişkilerinin ahlaki bir temele oturtulmasından kaynaklanmakta ve insanın gündelik sosyal ilişkilerini ve toplumsal davranışlarını ahlaki değer yargılarından hareketle bir temele dayandırmaya çalışmaktadır. Diğer yandan ahlak sosyolojisi, ahlaki davranışların birer sosyal davranış haline gelmesi ve sosyal davranışın temelinde, sorumluluk bilinci ile ahlaki değer yargıların bulundurulması noktalarından hareket etmektedir. Bir kavram, tez ya da bilim dalından bahsedilirken ilk etapta onun etimolojik kökeni ve tarihsel dayanaklarına bakılır ya da tarihsel kökeni ve dayanaklarına referansla izah edilmeye ve savunulmaya çalışılır. Bu araştırmanın temel amacı sosyolojik incelemelerin ve dolayısıyla sosyolojinin modern zamanlara ait bir ilmi disiplin olsa da bu alanın önemli bir kolu olan ahlak sosyolojisinin, ilk örneklerini yaklaşık bin yıl önce verdiği iddiasıyla ilk dönem İslam düşüncesinde bu örneklerin izini sürmektir. Sosyolojik yaklaşımın; kuralları, kuramları ve yöntemleriyle sistematik bir teşekküle sahip olmasa da ilk örneklerini İslam ahlak düşüncesinde, ahlak araştırmaları bağlamında meydana getirdiği söylenebilir. Yapılan çalışma teorik araştırma kapsamına girdiğinden ilk etapta alandaki özgün ve tali kaynaklar incelenmiş ardından, alanı dolaylı açıdan ilgilendiren kitap ve makalelerden yararlanılmıştır. Araştırmaya uygun düşmesi cihetiyle yaklaşım biçimi olarak yorumsamacı ve kimi yerlerde fenomenolojik yaklaşım tercih edilmiştir. Bazen düşünürlerin ifadeleri paranteze alınmak suretiyle bazen de bu ifadelerin onların zihin dünyalarındaki anlamlandırılma biçimleri dikkate alınarak değerlendirmelere gidilmiştir. Araştırmada varılan nokta ise şöyledir. İlk İslam ahlak incelmelerinde; toplumsal dinamikler, toplumsal ilişkiler, sosyal olay ve olgular hakkında birtakım ahlak nazariyeleri geliştirilmiş ve böylelikle ahlak-toplum ilişkisi kurulmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: ahlak, sosyoloji, sosyal ahlak, ahlak sosyolojisi, ilk ahlak incelemeleri