God

198 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Tanrı'nın bir'liğinin temellendirilmesi

Doğru bir Tanrı tasavvuruna sahip olmak, en az, Tanrı'nın varlığı meselesi kadar önem arz etmektedir. Bu bağlamda, birden fazla Tanrı'nın varlığının mümkün olup olmadığının belirlenmesi, doğru bir Tanrı kavramına sahip olmada kaçınılmaz bir gerekliliktir. Giriş bölümünde; Tanrı'nın bir'liği düşüncesi ile ilişkisi olan bazı Tanrı tasavvurlarına, konunun epistemik zeminine, anlam ve kapsamına değindim. Birinci bölümde Tanrı'nın bir'liğine dair mükemmellik, zorunluluk, ilahi basitlik ve bireyleşim gibi kavramlardan hareket eden a priori gerekçe ve delilleri inceledim. Bu bölümde Tanrı'yı en temelde "mükemmel varlık" olarak gören felsefi perspektifin, Tanrı'nın bir'liğini temellendirmede sağlam bir metodik ve epistemik zemin sağladığını ileri sürdüm. İkinci bölümde ise ağırlıklı olarak; Tanrı'nın nedensel gücünden, fiillerinden, evrenden ve kontenjan varlıklardan hareket eden, kozmolojik/teleolojik karakteri daha belirgin olan a posteriori gerekçe ve delilleri inceledim. Bu delillerin a priori sezgilerle yakınlığını ve ilişkisini belirlemeye çalıştım. Her bir delil ve başlık altında, monoteizm veya politeizm lehinde ileri sürülen gerekçeleri birlikte değerlendirdim. Sonuç olarak, politeizmin felsefi açıdan savunulabilir olmadığını, ayrıca, bu sonucun kontenjan değil zorunlu ve kavramsal bir doğru olduğunu ileri sürdüm.

Din felsefesiTanrıTanrı anlayışı+6
Yusuf Duman
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Muhammed Hamdi Yazır'a göre ontolojik ve kozmolojik kanıt (Hak Dini Kur'ân Dili tefsiri bağlamında)

ÖZET Bu araştırmada, Muhammed Hamdi Yazır'ın tefsirinde ayetleri yorumlarken Tanrı'nın varlığına delil olarak kullandığı ontolojik ve kozmolojik deliller incelenmektedir. Araştırmanın temel amacı, Yazır'ın Tanrı'nın varlığına delil olarak gösterdiği ontolojik ve kozmolojik kanıtlar hakkındaki felsefi görüşlerinin ortaya konulmasıdır. Araştırma kapsamında; ontolojik ve kozmolojik delillerle ilgili olarak varlık-evren-Tanrı, Tanrı-âlem, âlem-kanıt, sebep-müsebbip ilişkisi ile nedensellik ilkesi gibi konulardaki görüşleri de incelenmiştir. Ayrıca vücûd, vâcibü'l-vücûd, vahdet, vücûd-vahdet-kesret kavramları ile kavramlar arasında kurduğu ilişkiler de analiz edilmeye çalışılmıştır. Yazır, ontolojik kanıtı açıklarken "vücûd" kavramını "gerçek varlık" olarak tanımlar ve "vâcibü'l-vücûd" kavramını "mutlak var olan" veya "varlığı zorunlu olan" olarak ifade eder. Ona göre, varlık âlemi (mahlûkat), Allah'ın (Hâlık) karşısında gölge ve hayalden ibarettir. Zorunlu Varlık olan Allah, tektir. O'nun dışındaki her şey, O'na muhtaçtır. Yaratılmış varlıklar, gerçek varlık (Allah) karşısında gölge gibidir. Yazır kozmolojik kanıta evrenin var oluşu üzerinden Tanrı'nın varlığına ulaşmayı amaçlarken yer verir ve yoktan yaratılmış tüm varlıkların Allah'ın kudretine delil olduğunu belirtir. Evren, hem içsel (enfüsî) hem de dışsal (âfâkî) delillerle Tanrı'nın varlığına işaret etmektedir. Nedensellik ilkesi bağlamında ilk sebep Allah'tır. O'nsuz hiçbir şey var olamaz. Evrende birlik vardır ve bu birlik yaratıcının varlığına kanıt oluşturmaktadır. Evren, Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren bir kitaptır. Sonuç olarak Yazır Tanrı'nın varlığına delil getiren ayetleri tefsir ederken hem Kur'an'ın kendi delillerini hem de filozofların delillerini birlikte felsefi birikimiyle uyum içinde yorumlamıştır.

FelsefeHak Dini Kur`an DiliHz. İbrahim+4
Ahmet Murat Güngörmez
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Sînâ'da Tanrı'nın irade sıfatına yönelik Gazzâlî ve İbn Rüşd'ün görüşleri

Bu tez çalışması, İslâm felsefesinin en önemli isimlerinden biri olan İbn Sînâ'nın Tanrı anlayışını, özellikle 'irade' sıfatı bağlamında incelemektedir. İbn Sînâ'nın sudûr teorisi çerçevesinde şekillenen Tanrı anlayışı, Tanrı'nın evrenle olan ilişkisinin zorunlu, akli ve hikmete dayalı bir sistem içinde gerçekleştiğini savunur. Bu yaklaşım, klasik kelâm geleneğindeki Tanrı'nın mutlak irade ve kudret sahibi olduğu görüşüyle zıtlık oluşturmakta ve ciddi tartışmalara yol açmaktadır. Çalışmada, İbn Sînâ'nın Tanrı'nın iradesini nasıl temellendirdiği, bu anlayışın sudûr teorisi ile olan ilişkisi, İslâm düşünürlerinden Gazzâlî ve İbn Rüşd'ün bu konuya yönelik eleştiri ve savunuları detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Özellikle varlık-mahiyet ayrımı, zorunlu ve mümkün varlık ayrımı gibi temel kavramlar üzerinden sistemin tutarlılığı değerlendirilmiştir. Tezin özgün yönü, yalnızca kuramsal bir analizle yetinmeyip, irade sıfatı etrafındaki tartışmaların ontolojik, epistemolojik ve teolojik boyutlarını birlikte değerlendirmesidir. Böylece hem felsefi hem de kelâmi geleneklerin birbirleriyle etkileşimi incelenmiştir. Bu çalışma, İbn Sînâ'nın irade anlayışını daha yakından anlamayı ve İslâm felsefesi literatürüne sistematik bir katkı sunmayı hedeflemektedir.

GazaliTanrıİbn Rüşd+2
Ramazan Akyıldız
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde Allah tasavvuru-Siirt Üniversitesi örneği

İnsanlık tarihinde insanlar her zaman bir veya birden fazla yaratıcının varlığını kabul etmiştir. Ancak bu noktada insanların zihninde yaratıcının varlığı veya yaratıcının tasavvuru farklılıklar göstermiştir. Oluşan yaratıcı tasavvurları incelendiğinde teizm, ateizm, panteizm, deizm, agnostisizm belli başlı dünya görüşleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaratıcı tasavvurunun insan yaşantısına etkisinden dolayı, insanların nasıl bir yaratıcı tasavvuruna sahip olduklarını bilmek oldukça önem arz etmektedir. Bu bağlamda bu çalışma Siirt Üniversitesi örnekleminde Türkiye genelindeki üniversite öğrencilerinin nasıl bir Allah tasavvuruna sahip olduklarını açığa çıkarmayı amaçlamaktadır. 250 öğrenciyle bire bir görüşülerek yapılan anket çalışmasında üniversite öğrencilerinin nasıl bir Allah tasavvuruna sahip oldukları bağımlı ve bağımsız değişkenler çerçevesinde ele alınmıştır.

AllahAllah'ın isimleriAllah'ın varlığı+3
Yahya Harun Toprak
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Kant'ın teorik ve pratik felsefesinde Tanrı ve özgürlük kavramlarının konumu

Bu tez çalışması, 18. Yüzyılın önde gelen filozoflarından olan Immanuel Kant'ın "Tanrı" ve "özgürlük" anlayışını onun teorik ve pratik felsefesine dayanarak açıklama amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmamızın temel tezi Kant'ın Tanrı ve özgürlük anlayışının onun teorik ve pratik felsefesinin birlikte ele alınması yoluyla uygun ve tutarlı bir şekilde açıklanabileceğidir. Bu temel tezi desteklemek üzere öne sürmüş olduğumuz iki ana iddia söz konusudur. Bu iddialardan ilki Tanrı'nın, saf aklın ideali olarak kabul edilmesiyle, Kant'ın yalnızca pratik felsefesinde değil teorik felsefesinde de olumlu anlamda merkezi bir konuma sahip olduğudur. İkinci ana iddiamız ise, Kant'ın özgürlük anlayışının bir seçim özgürlüğüne indirgenemeyeceği, aslında zorunluluğun özgür bir seçimine dayandığıdır. Bu doğrultuda çalışmamız önemli tema ve tartışmalar ekseninde felsefe tarihine değinerek Kant'ın teorik ve pratik felsefesinin yanı sıra onun Tanrı ve özgürlük anlayışını ortaya koymaktadır. Bu kapsamda özellikle incelediğimiz temalar veya konu başlıkları şunlar olacak: aşkınlık ve içkinlik tasarımları, doğa ve özne ikiliği, saf aklın ideali, zorunlu varlık antinomisi, Tanrı'nın varlığı lehine öne sürülmüş olan spekülatif argümanlara yönelik olarak Kant'ın ortaya koyduğu eleştiriler, özgürlük antinomisi ve Kant'ın ahlak anlayışının temel kavramları.

Kant, ImmanuelTanrıÖzgürlük
Emin Oral
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hobbes'un politik teolojisi: Siyaset felsefesi bağlamında bir soruşturma

Thomas Hobbes siyaset felsefesi literatüründe adından en çok bahsedilen filozoflardan bir tanesi olmasına rağmen Türkçe literatürde İngiliz filozof üzerine yazılmış nitelikli çalışmaların sayısı neredeyse bir elin parmağı kadardır. Öncelikle Hobbes'un 'modern seküler devletin kurucusu' olduğuna dair bir kanının Türk akademisinde yaygın olarak kabul edilmesi literatürün hem okurunun hem de yazarının ortak problemidir. Bu çalışma Türk akademi tecrübesini bütünüyle dikkate alarak yanlış olduğuna inandığı bir algıyı kökünden tartışmayı hedeflemez. Bunun yanı sıra yukarıda dile getirilen algıyı çalışmanın temel motivasyonu ve ilk öncülü olarak değerlendirip Hobbes'un politik sisteminin sağlıklı bir analizini sunmaya çalışır. Dolayısıyla Hobbes'un politik sisteminde esas amacın ne olduğunu, toplumsal ve felsefi iddialarında neyi veya kimi hedef aldığını açıklamak çalışmanın genelinden çıkarsanabilir. Yukarıdaki varsayım kısaca formülleştirildiğinde temel argümanımız şu şekilde ifade edilebilir: Hobbes'un amacı dini, politik felsefeden elimine etmek değil; bilakis onun geçerli bir yorumunu ortaya koyarak öncelikle kendi yaşadığı dönemdeki çatışmaların çaresini aramaya çalışmaktır. Thomas Hobbes için politik felsefe politik teoloji ile eş güdümlü olarak hareket etmekte ve egemenlik düşüncesi teolojik temsil sorununun dünyevi çözümü haline gelmektedir. Dolayısıyla teolojik olan ile politik olan arasında kurulacak bir bağıntıyı çözümlemek ve egemenlik iddiasını bu bağıntının merkezine yerleştirmek gerekmektedir.

DevletDin felsefesiEgemenlik+7
Abdullah Said Can
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Analitik düşünce açısından Çağdaş Batı literatüründe Tanrı'nın varlığı lehinde ve aleyhindeki delillerin tanıtımı ve değerlendirilmesi

Bu çalışma, güncel kelâm ilmine ve tartışmalarına katkı sağlaması amacıyla çağdaş analitik düşüncede Tanrı'nın varlığı lehinde ve aleyhindeki delillerin genel tanıtım ve değerlendirmesini yapmaktadır. Düşünürlerin Tanrı hakkında ileri sürdüğü görüşler, içinde bulunduğu düşünce ekollerinden ve genel dünya görüşlerinden bağımsız değildir. Bu sebeple üç bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde, analitik düşünce açısından Tanrı'nın varlığına ilişkin temel bilgiler ifade edilmektedir. İkinci bölümde, Tanrı'nın varlığı lehinde ve aleyhindeki deliller kapsamlı bir tasnif eşliğinde tanıtılmış ve bu delillerden öne çıkan bazı örnekler ana hatlarıyla aktarılmıştır. Son bölümde ise delillerin genel değerlendirmesi babında bazı önemli hususlara işaret edilmiştir. Bu kapsamda, birinci bölüm içerisinde öncelikle kelâm ilmi ile mukayeseli olarak analitik düşünce ve analitik dinî düşünce tanıtılmış ve değerlendirilmiştir. Sonrasında Allah'ın sıfatları meselesi bağlamında mükemmel varlık tasavvuru ve Tevhîd inancıyla uyuşmayan alternatif Tanrı tasavvurları incelenmiştir. Son olarak Tanrı'nın varlığına ilişkin epistemik yaklaşımlardan teizm, ateizm ve agnostisizm incelenmiş ve epistemik olmayan yaklaşımlar da ana hatlarıyla aktarılmıştır. İkinci bölüm ise delillere giriş niteliğinde doğal teoloji ve ateoloji hakkında bazı önemli bilgilerle başlamaktadır. Daha sonra sırasıyla Tanrı'nın varlığı lehinde ve aleyhinde epistemik ile epistemik olmayan deliller sistematik bir şekilde tanıtılmış, bunlardan öne çıkan deliller aktarılmış ve İslâm düşüncesinde bu delillerin muadilleri ifade edilmiştir. Üçüncü bölümde ise öncelikle dini görüş ayrılığı kapsamında çeşitli stratejilere değinilmiştir. Ardından, teistik ve ateistik deliller sonucunda tercih edilen bazı alternatif Tanrı tasavvurları tanıtılmıştır. Son olarak İslâm düşüncesindeki örnekleriyle birlikte Tanrı'nın varlığına dair getirilebilecek en uygun delillerin kriterleri saptanmıştır.

Allah'ın varlığıAnalitik düşünme becerileriBatı edebiyatı+5
Muhammet Berhak Demir
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Mustafa Sabri's criticisms of Kant about the problem of God's existence based on the concepts of truth and reason

This thesis explores Mustafa Sabri Efendi's criticism of Kant's assertion that theoretical reason cannot prove the existence of God. The thesis aims to investigate three key questions: the motives behind Sabri Efendi's critique of Kant, the validity and effectiveness of his arguments, and the extent to which his interpretation of Kant's ideas is accurate. The thesis provides an introduction to Kant's influential project and its impact on Western thought. It examines Sabri Efendi's book Mawqif al-'Aql, summarizing his critiques of Egyptian thinkers and Kant. The second chapter explores the scientific and intellectual context of both Kant and Sabri Efendi, identifying reasons for Sabri Efendi's critique and investigating his sources of knowledge on Kant. The third chapter of the thesis thoroughly examines Kant's perspective on epistemology, particularly his argument that metaphysics cannot be considered a science. It also analyzes Sabri Efendi's thoughts on this subject and his criticisms of Kant's stance. The fourth chapter focuses on the question of whether metaphysics can solely exist as a scientific discipline within the domain of morality, as proposed by Kant. Additionally, the thesis explores Sabri Efendi's critique, which argues that relying solely on the moral argument is insufficient for proving the existence of God. In conclusion, this thesis highlights Sabri Efendi's significant criticisms of Kant, revealing the profound influence of Kant on philosophical and religious thought in the Islamic world. While Sabri Efendi presents consistent counter-arguments and significant critiques of Kant, the research indicates a potential misunderstanding of Kant's primary objective due to reliance on secondary sources rather than engaging directly with his original texts, and due to lack of a holistic understanding of Kant's project. The intellectual milieu of the time is also crucial in comprehending the reasons behind Mustafa Sabri Efendi's critique of Kant.

ReasonTruthKant, Immanuel+2
Şeyma Sevim
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Moral argument for God

This work aims to consider the relationship between objective morality and the existence of God. More specifically, it is intended to analyze whether God's existence is necessary for grounding objective morality. Furthermore, it evaluates whether God's existence plays the significant role in considering the reality of moral properties and how it fares compared to the explanations of alternative and competing accounts. The main argument of this thesis claims that God's existence provides the best explanation for objective morality because it is capable of capturing all essential features of morality; objectiveness, universality, normativity. The argument is concerned mainly with the ontological status of morality, and it strengthens the notion that God is still important for ethics as competing accounts lack sufficient explanatory power for grounding morality.

MoralityExistence of GodReligious philosophy+3
Kemal Kıkanovıç
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Nöroteoloji ve dini deneyim

Bu çalışma nörolojik olarak dînî deneyimi ve Tanrı'nın varlığını hissetme durumu gibi spritüel birçok konuyu bilimsel olarak inceleyen nöroteoloji bilim dalının dînî deneyimle ilgili kısmını araştırmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda nöroteolojinin kapsadığı nöroloji, teoloji, biyoloji ve psikoloji alt bilim dallarından faydalanıp konuyla bağlantılı kısımlarını ele alarak meseleye açıklık kazandırılacaktır. Nöroteoloji yakın zamanda ortaya çıkan ve gelişmekte olan bir alan olmakla birlikte son dönemde kullanılan beyin tarama aletleri ile kayda değer sonuçlar elde edilmiştir. Bununla beraber bilim insanları çok eski dönemlerden beri beyni ve beynin fonksiyonel bozukluğu sebebiyle ortaya çıkan hastalıkları ele alan eserler kaleme almışlardır. Bu anlamda konuyla ilgili ilk ve önemli isimlerden biri olarak Kamilu's Sınaatu't Tıbbiyye adlı eseri ile Ali b. Abbas el-Mecusi'yi görüyoruz. Tezimizde dînî duygu, düşünce ve deneyimlerin beyinde nörolojik olarak hangi bölgelere etki ettiği veya hangi beyin bölümlerinin bu işlemlerden sorumlu olduğunun ele alınmasının yanı sıra beyin süreçlerinin bilincimize etki etmesi yönüyle de bilinç konusuna değinilmiştir. Bu çerçevede dînî deneyimin zihne ait bir konu olması ve kişinin kendisine ait öznel bir tarafı olması sebebiyle açıklanmasının zor hatta imkânsız bir mesele olduğu vurgulanmıştır. Bununla birlikte bu alanda birçok bilim adamı yaptıkları deney ve araştırmalar ile farklı modellemeler üretmişlerdir. Özellikle mânevî ve mistik deneyim esnasında beyin üzerinde gerçekleştiren deneylerde görüntüleme cihazları ile elde edilen bilgiler nöroteolojinin gelişimine büyük katkı sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Beyin, dinî deneyim, nöroloji, nöroteoloji, psikoloji, tanrı.

BeyinDeneyimDin+5
Seray Yıldız
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tanrı imgesinin ilahi adalet eğilimi ile ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırmada, hukuk ve ilahiyat alanında eğitim almış bireylerin Tanrı tasavvuru ile ilahi adalet inancı eğilimi incelenmiştir. Bu doğrultuda çalışmamızın ilk bölümünde araştırma konusunun amacı, önemi, problemleri ve yöntemi üzerinde durulmuş, devamında Tanrı tasavvuru, Tanrı imgesi ve gelişim dönemleri, ilahi adalet inancı ve kutsal kaynakların ilahi adalet anlatımı ele alınmış ve ülkemizde yapılmış ilgili araştırmalara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde çalışmanın yöntemi, dördüncü bölümde elde edilen verilerin analiz ve değerlendirmesi rapor edilmiştir. Nicel bir çalışma olan bu araştırmanın evreni hukuk ve ilahiyat alanında eğitim almış ve almakta olan bireylerden oluşmaktadır. Çalışmanın örneklemi bu evrenden ulaşılmış 18–57 yaş aralığında 282 katılımcıdan oluşmaktadır. Seçilen bu örneklem grubuna Kaplan (2012) tarafından geliştirilen "İlahi Adalet İnancı Ölçeği" ve Yıldız (2020) tarafından geliştirilen "Tanrı İmgesi Ölçeği" nden oluşan anket formu uygulanmıştır. Araştırmada değişkenler arasındaki ilişkiyi ele almak amacıyla bağıntısal yöntem uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma) kullanılmıştır. Sosyo-demografik değişkenler ile İlahi adalet inancı (nihai ve içkin adalet) ve Tanrı imgesi (güven ve korku) puanları arasında istatistiksel olarak bazı anlamlı farklılık ve ilişkilerin olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Tanrı imgesi güven ve korku puanları ile içkin ve nihai adalet algısı puanları arasında da bazı anlamlı farklılık ve ilişkilerin olduğu tespit edilmiştir.

Kur'an-ı KerimTanrıTanrı anlayışı+3
Yasemin Işık
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveyn tutumları ile tanrı algısı arasındaki ilişki: Uluslararası imam-hatip lisesi öğrencileri üzerine bir araştırma

Aile içindeki ilişkiler, bireylerin din ve değer sistemlerinin, inançlarının ve davranışlarının temellerinin atıldığı en önemli çevreyi oluşturur. Uluslararası imam-hatip lisesi öğrencileri, farklı kültürlere mensup ve çeşitli dini değerler taşıyan, bununla birlikte taşıdıkları bu değerleri Türk dini eğitim sistemine dahil olarak etkileşim haline bürünmüş bir grup öğrenci topluluğudur. Bu bağlamda, farklı kültürel geçmişlere sahip ailelerin çocukları olarak, bu bireylerin Tanrı algıları ve dindarlık düzeyleri üzerinde ebeveyn tutumlarının nasıl bir yansıma gösterdiği, toplumda dini algıların farklılaşmasında önemli bir etken olabilir. Bu araştırma, özellikle uluslararası öğrenciler üzerinde bu etkilerin ne şekilde ifade bulduğunu anlamayı amaçlamaktadır. Araştırmada nicel araştırma yöntemi benimsenmiş olup, ebeveyn tutumları ile öğrencilerin Tanrı Algıları ve Dindarlığın inanç, ibadet-sosyal hayat alt boyutlarıyla arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini, İstanbul ve Ankara'da bulunan öğrenim gören yabancı uyruklu 296 kız lise öğrencisi oluşturmaktadır. Veriler, Ebeveyn Tutumları Ölçeği, Tanrı tasavvuru ölçeği, Dindarlık ölçeği ölçme araçları kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler homojen olmadığı ve normallik dağılımı göstermediği için SPSS-26 programında, Non-parametrik testlerden Kruskal Wallis-H Testi, Mann Whitney-U testi ve Spearman Korelasyon testi kullanılmıştır. Bununla birlikte değişkenler arasında var olan ilişkileri görebilmek adına çok değişkenli doğrusal regresyon uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda, Uluslararası imam-hatip lisesi öğrencilerinin dindarlığın inanç alt boyutuna çok yüksek düzeyde sahip oldukları, ibadet ve sosyal hayat alt boyutuna ise orta düzeyde sahip oldukları tespit edilmiştir. Aşırı koruyucu ebeveyn tutumuna sahip bireylerin dindarlık alt boyutları ve Tanrı algıları ile istatiksel olarak olumlu veya olumsuz ilişkisinin görülmediği; duygusal sıcaklık içeren tutum sergileyen ebeveynlere sahip bireylerin, dindarlığın inanç, ibadet ve sosyal hayat alt boyutları ve Tanrı'yı sevgi odaklı algılaması ile pozitif; reddedici ebeveyn tutumuna sahip bireylerin ise dindarlığın inanç, ibadet ve sosyal hayat boyutlarıyla negatif bir ilişki içinde olduğu ve bu tutumun bireyin korku ve ceza yönelimli Tanrı algısı oluşturmasına sebep olduğu anlaşılmaktadır.

Algılanan ebeveynlik biçimleriAna-baba algısıDin psikolojisi+3
Nurşen Şimşek
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Erişkin bireylerde Tanrı inancına sahip olma bağlamında depresyon eğilimi ve umutsuzluk değişkenlerinin incelenmesi

Bu çalışmada erişkin bireylerde Tanrı inancına sahip olma açısından depresyon eğilimi ve umutsuzluk değişkenleri üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışmanın örneklemini Kadıköy Caferağa mahallesinde ikamet eden 18-45 yaş aralığına sahip 181 kişi (103 kadın, 78 erkek) oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında kişisel bilgi formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ) ve Dini Dünya Görüşleri Ölçeği kullanılmıştır. BDÖ ve BUÖ puan ortalamasının tanrı inancına göre anlamlı farklılık gösterdiği, tanrı inancı olmayan bireylerin depresyon puan ortalamalarının tanrı inancı olan bireylere kıyasla daha yüksek olduğu saptanmıştır. BDÖ ve BUÖ puan ortalamasının din inancına göre anlamlı farklılık gösterdiği, din inancına sahip olmayan bireylerin depresyon puan ortalamalarının din inancına sahip bireylerin depresyon puan ortalamalarına göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. BDÖ puan ortalamasının cinsiyete göre anlamlı farklılık gösterdiği, kadınların depresyon puan ortalamalarının erkeklere kıyasla daha yüksek olduğu saptanmıştır. BUÖ puan ortalamasının ise cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermediği bulunmuştur. Çalışmada BDÖ ve BUÖ puan ortalaması ile eğitim durumu arasında anlamlı bir farklılık bulunmadığı saptanmıştır. Dini Dünya Görüşü ölçeği puan ortalaması ile eğitim durumu arasında anlamlı bir farklılık olmadığı bulunmuştur. Çalışmada ayrıca depresyon ve umutsuzluk, Tanrı inancı ve din inancı bağlamında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Tanrı inancı, depresyon eğilimi, umutsuzluk

DepresyonTanrıTanrı anlayışı+5
Caner Özçelik
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Albert Einstein'ın tanrı ve din anlayışı

XX. yüzyılın en önemli kuramsal fizikçilerinden Albert Einstein'ın Tanrı ve Din anlayışı üzerine yapılan bu çalışmanın amacı, Einstein'ın düşünce dünyasının kapsamlı bir şekilde incelenerek, Tanrı-âlem ilişkisi çerçevesinde oluşan Tanrı tasavvurlarından hangisine daha yakın olduğunun belirlenmesidir. Bu niyetle Einstein'ın fizik ve ötesine dair düşüncelerinin kaynağında bulunan ve hayata bakışını şekillendiren bilimsel temellere yer verilmiştir. Son olarak Tanrı anlayışı belirlenerek, onun Tanrı düşüncesinden izole edilmiş din yaklaşımı sunulmuştur. Dine dair görüşleri verilirken, din-bilim ilişkisine dair düşüncelerine yer verilmiştir. Bununla birlikte, bir Yahudi olarak Einstein'ın Siyonizm akımına dâhil olmasındaki gerekçeler ve dinî görüşleri ile ilişkili olarak özgür irade, ahlâk, mucize, peygamberlik ve ahiret gibi dinî literatüre ait kavramlar hakkındaki fikirleri ayrı başlıklar altında incelenmiştir. Çalışma süresince Einstein'ın entelektüel gelişimine katkı sağlayan durumlara kısaca değinilerek, onun bilim ve felsefî görüşlerinden eş zamanlı faydalanılmıştır. Onun kendi çalışmaları, konuşmaları, mektupları esas alınarak, önemli görülen ikincil kaynaklardan da faydalanılmıştır. Çoğunlukla deskriptif bir yöntem izlenmekle birlikte konu ile alakalı muğlak olan noktalar, elde edilen verilerin yorumlanması sonucu aydınlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonucunda Einstein'ın Tanrı düşüncesi, Tanrı-âlem ilişkisi açısından bilinen Tanrı tasavvurlarından herhangi birinin altına doğrudan yerleştirilemese de teizm, deizm, panteizm ve panenteizm olmak üzere Tanrı tasavvurlarından hangisine hangi yönler ile yakın olduğu saptanmaya çalışılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Tanrı, Din, Evren, Özgür İrade, Ahlâk, Einstein, Tanrı Tasavvurları

DinDin algısıDin felsefesi+4
Zehra Oruk
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Farabi ve Spinoza'nın Tanrı anlayışı

Farabi Doğu'nun Spinoza da Batı'nın önde gelen en önemli filozoflarındandır. Her iki düşünür de gerek Yunan'ın felsefi mirasından gerekse içerisinde yetiştikleri dinsel geleneklerin teolojik birikiminden beslenerek kendine özgü bir metafizik, bir ontoloji ve siyaset felsefesi geliştirmiştir. Özellikle vahiy, peygamberlik, akıl-iman ilişkisi gibi meselelerde her iki filozofun birbirine oldukça benzer görüşleri ileri sürmüş olmaları ister istemez akla Spinoza'nın Farabi'den önemli ölçüde etkilenmiş olabileceği ihtimalini getirmektedir. Nitekim Farabi'nin Spinoza'yı Maimonides vasıtasıyla etkilediği yönünde kimi iddiaların olduğunu görmekteyiz. Bu meseleye ilişkin yapılan kimi Türkçe çalışmalar bu hususa özellikle dikkat çekmişlerdir. Bununla birlikte Farabi ile Spinoza arasında metafizik/ontoloji bağlamında Tanrı görüşleri bakımından bir benzerliğin olup olmadığına pek değinilmemiştir. Bu çalışma, her iki düşünürün metafiziklerinde/ontolojilerinde de kayda değer paralelliklerin olması gerektiği varsayımıyla hareket etmiş ve neticede onların, her iki düşünürün geliştirdiği kendine özgü bir Tanrı ve alem anlayışı (Birisi dualistik diğeri monistik) olsa da, metafizik görüşlerinde de ciddiye alınması gereken benzerliklerin olduğu fikrine ulaşmıştır

FarabiFelsefeSpinoza, Baruch+2
Yunus Emre Artık
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

İlâhî hitâbın karakteristiği

Yüce Allah, imkânlar âleminde, insana iki alan üzerinden hitâp etmektedir. Biri " kevnî hitâp"; diğeri ise, "kelâmî hitâp"tır. Bu iki hitâp şekli, yüzleri birbirine dönük, her biri diğerinin tecelligâhı olan anlamlı simgeler bütünüdür. Yani, Kur'ân, muhtasar bir doğa; doğa ise, mufassal bir Kur'ân'dır. İlâhî hitâpta insanlar dışında; melekler, cinler, hayvanlar, yer ve gök gibi canlı–cansız tüm varlıklar da muhatap alınmıştır. İlâhî hitâbın, metafizik âleme tekabül ettiği ve bu manâda erişilmez olduğu için hakîkatini ve gerçek mahiyetini Allah'tan başka kimse bilemez. Ancak bu hususta âyetlerden ve sahih hadislerden yararlanılabilir. Yine bu hakîkat ve muhtevanın, müfessirler tarafından nasıl ele alındığı tespit edilerek, âyetler ve sahih rivâyetler ışığında tahlil yapmak büyük önem arz etmektedir. Konumuzun seçimi bu amaca matuftur. Bu sebeple İlâhî hitâpla ilgili klasik ve yeni dönemde yazılmış eserler esas alınmış ve onların sundukları bilgiler çerçevesinde tezimizin inşâsı gerçekleşmiştir. İlâhî hitâbın kaynağı, şeytan ve kötü unsurların erişimine kapalı ve İlâhî bilgilerin hazinesi konumundaki "Levh-i Mahfûz"dur. Bu hitâp, "Levh-i Mahfûz"dan, "inzâl-tenzîl" gibi özel bir süreç ile Resûlullah'a (sas) bildirilmiştir. Diğer İlâhî hitâplarda sadece manâ Allah'a ait iken; Kur'ân hitâbında hem lafız hem de manâ Allah'a ait olmaktadır. İlâhî hitâbın, ilham, rûh ve rüyâ gibi olgularla birtakım benzerlikleri vardır. İlâhî hitâp, itikadî konularda sabit kalmakla beraber, teşriî hususunda toplumların değişim ve gelişiminin yanı sıra, örf ve adetlerini, algılarını dikkate alarak yenilikler getirmiş, toplumun dinamik olması gibi, o da dinamik olmuştur. Dolayısıyla İlahi hitâptaki farklılıkları, toplumdaki değişim, gelişim ve ihtiyaçları dikkate alarak değerlendirmek gerekir. Yine İlâhî hitâbın gerçekleşmesi konusunda, hatip ile muhatap arasındaki varlık farklılığından kaynaklanan iletişim sorununun "elçi", "kelam" ve "Arap Dili" gibi vasıtalarla mümkün hâle getirilmiştir. İlahi hitâbın sona ermesi demek "masiva"nın yok olması anlamına gelmektedir. Nitekim Yüce Allah'ın peygamberlere olan teşriî hitâp aşaması, bütün zamanlar için bitmiş olmasına karşın; diğer tüm çeşitleriyle hitâbı devam etmektedir. Aynı şekilde Yüce Allah, Kur'ân ile bizlere olan hitâp ve konuşmasını sürdürmektedir. Çünkü Kur'ân'ın canlı, güncel ve sonsuz oluşuyla, hep yeni, açıklanmaya hazır, geniş ufuklu ve açık uçlu, kesintisiz bir hitâp ve iletişim potansiyeline sahip bir kitap olduğunu ifade edebiliriz.

AllahHitabetHitaplar+4
Mazhar Dündar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Tasavvufta Rü'yet meselesi

Rü'yet meselesi; üç semâvî dinin inanç esaslarında bulunmaktadır. Genel olarak dinler Allah'ın âhirette görüleceği hususunda hemfikirdir. Asıl tartışma yaratıcının dünyada ve rüyada görülmesinin imkânıdır. Yahudilik ve Hıristiyanlık dinlerinde Tanrı'nın izzetinin ve rü'yetinin doğrudan tezahürlerinin yanında şekilsiz ve tecsimden uzak bir Tanrı söylemi, düalist yaklaşımın varlığını göstermektedir. İslâm fırkaları içerisinde Allah'ı âhirette, dünyada ve rüyada görmek ile ilgili tartışmalar yaşanmaktadır. Cehmiyye, Mu'tezile, Şîâ, İbâdiyye gibi fırkalar nakli delilleri te'vil ederek rü'yeti imkânsız görmektedir. Ehl-i Sünnet ise aynı nakli ve akli delilleri temellendirerek rü'yeti aklen câiz naklen vacip görmektedir. Mutasavvıflar, rü'yetin cennetin en büyük nimeti olduğu hususunda hemfikirdir. Ancak dünyada ve rüyada Allah'ın görülmesi hususunda sûfîler arasında ihtilaf bulunmaktadır. Genel olarak sûfîler, Ehl-i Sünnet çizgisinde fikir beyan ederek rü'yetin Allah'ın ilminin gereği olarak mümkün olduğunu belirtir. Tasavvuf erbabı, rü'yetin çoklu anlam yönleri bulunan bir sözcük olduğunu belirtir. Bu manadaki kalp, nur, tecellî, basîret, ayne'l-yakîn, müşâhede gibi kavramlar rü'yetin anlaşılmasında önem arz etmektedir. Rü'yetullah tartışmalarının yanında peygamberlerin rüya veya yakaza yoluyla görülmelerinin imkânı da tartışılan konulardan biridir. Semâvî dinlerden Yahudilik ve Hıristiyanlıkta Hz. Mûsâ ve İsâ, Tanrı'nın kelâmı oldukları için rüya ve yakaza halinde görülmeleri, Tanrı'yı görmekle eş değerdedir. İslâm'da Hz. Peygamber'in rü'yeti en çok tasavvuf ilminin ilgi alanına girmektedir. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) rüya veya yakaza halinde görülmesi; keşf, misâl, ilham, yakaza gibi gayba açılan hallerle mümkün görülmektedir. Sûfîler yakaza halinde Hz. Peygamber'i görmeyi kerâmet, rüya yoluyla görmeyi ise sâdık rüya olarak değerlendirmektedir. Dolayısıyla keşf ehli sûfîlerin bu âlemde Hz. Peygamber ile görüştüklerine dair rivayetler, ledünni ilme vakıf olmaları ile gayba muttali olmalarının sonucudur. Rü'yetü'l-melek konusu, meleklerin görülmesinin imkânı ile ilgilidir. Peygamberlerin melekleri asli yapılarıyla ve insan şeklinde temessül şeklinde görebilmeleri semâvî dinler açısından olağan bir durumdur. Ancak peygamberler dışındaki insanların melekleri görmeleri ihtilaflı bir konudur. Yahudilik ve Hıristiyanlıkta melek asli suretiyle görülür, yer-içer hatta evlenebilir. İslâm'da Peygamber mirasına gönül vermiş Allah dostları melekleri yakaza ve rüya halinde görebilir. Genellikle insan suretinde görülen melek; ikaz, müjde, tenbih, irşad ve tavsiye niteliğindedir. Çalışmamız, rü'yetin tasavvuf açısından önemini ortaya koymaktır. Mutasavvıfların rü'yet ile ilgili düşünce ve rivayetleri; ihsan, ikram, lütuf ve kerâmet ile ilgilidir. Ancak sûfîlerin rü'yet ile ilgili yaşadığı hallerin nefse mahsus yani öznel/sübjektif olması, şer'i bir hüküm taşımaması yönünden önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler : Rü'yetullah, Rü'yetün-Nebî- Rü'yetü'l-Melek, Rüya, Yakaza, Müşâhede, Sûfî.

Hz. MuhammedMelekRü`yetullah+4
Sevda Aktulga Gürbüz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Urartu'da hayvanlar ve karışık yaratıklar üzerinde duran Tanrı tasvirleri

Bu çalışmada, bugüne değin ortaya çıkarılmış Urartu tasvirli sanat eserleri üzerinde görülen Hayvanlar ve Karışık Yaratıklar Üzerindeki Tanrı Tasvirleri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızda yer alan tanrı tasvirleri, bu tasvirli eserlerin üzerindeki tanrının ikonografyası ve yapıldığı malzemenin cinsi hakkında bilgi verilmiştir. Urartu tasvirli sanat eserleri üzerindeki tanrı tasvirleri detaylandırılarak ayrıntıya inilmiştir. Urartu Tanrı tasvirlerinde Tanrı Haldi, Tanrı Teişeba ve Tanrı Şivini en sık işlenen tanrılardandır. Tanrılar genellikle aslan ve boğa, üzerinde gösterilmiştir. Hangi tanrıyı temsil ettiğini kesin olarak bilmediğimiz bir grup tanrı karışık yaratıklar üzerinde tasvir edilmiştir. İşlenen tanrılar genellikle ya savaş pozisyonunda ya da selamlama jest pozisyonunda gösterilmiş. Tanrıların başlarında farklı şekillerde mertebeye göre polos başlıklarda çıkınılar gösterilmiş olup ellerinde çeşitli nesneler tutarken tasvir edilmiştir. Yaptığımız bu çalışmada genel itibarıyla Urartu kemerleri, kalkanları, adak levhaları, mühürler ve mimari yapılar üzerinde işlenmiş hayvan veya karışık yaratıklar üzerinde duran tanrı tasvirleri işlenmiştir. Yaptığımız çalışmada Urartu sanatının farklı eserler üzerindeki tanrı tasvirlerinin işlenişi, analizi, ikonografyası uygun olarak ele alınıp değerlendirmeler yapılmıştır. Bu değerlendirmeler sonucunda Urartuların sanatsal faaliyetler içerisinde kayda değer gelişmeler görülmektedir.

HayvanlarKarışık yaratıklarTanrı+3
Bahattin Adıyaman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Fahreddin Er-razi'de yaratılış teorisi

İnsanlık tarihiyle başlayan yaratılış meselesine tarihin her döneminde ve günümüzde izahlar getirilmeye çalışılmıştır. Tarihsel süreçte, konuyla ilgili akli ve dini verileri temel alan birçok fikir ortaya atılmıştır. Kuran-ı Kerim, yaratılışı olayını tek, yetkin, her şeye gücü yeten bir Allah profili üzerinde kurar. Allah, her şeyin sebebi ve var edicisidir. Çalışmamızda, hem bir kelamcı hem de bir filozof kimliğine sahip olan Fahreddin er-Razi'nin yaratılış konusuyla ilgili düşüncelerini incelemeye çalıştık. Razi, varlık kavramından görünen, görünmeyen her şeyin kastedildiğini, bu varlıkların tamamının oluşturduğu kavramın âlem olduğunu, âlemi de Allah'ın yarattığını ifade eder ve bunu temellendirmeye çalışır. Bu temellendirmeyi yaparken filozoflar ve kelamcıların; Allah'ın ezeli maddeden mi yarattı yoksa yoktan mı yarattı tartışmalarını ortaya koydukları deliller ile sonuçlandırmaya çalışır. Ayrıca Kur'an-ı Kerimde yer alan insanın yaratılışıyla ilgili ayetleri de insanın yaratılış aşamalarını yorumlayarak bilimsel verilerle mukayesesini yapmaktadır.

AllahFelsefeRazi+3
Seyithan Can
Şırnak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'an'da Peygamberlerin Allah'tan talepleri

Kur'an Peygamberlerden bahsederken onların hayat mücadelelerini kimi yerde özlü kimi yerde de ayrıntılı bir şekilde aktarmıştır. Görevleri sırasında Peygamberlerin, Allah'tan yardım talep etme ve bağışlanma hakkındaki yakarışları, yani dua ve talepleri büyük önem arz etmektedir. Bu talepler bir yönden onların psiko-sosyal açıdan yaşantıları hakkında bilgi sunarken, diğer taraftan örnek almamız gereken davranışlar çerçevesinde bize takdim edilir. Bu çalışmada, Kur'an'da geçen peygamber dua ve talepleri, bahsedilen bu açıdan ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler:Dua, Talep, Peygamber

AllahDuaKur'an-ı Kerim+3
Mehmet Faruk Kaplan
Şırnak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Descartes epistemolojisinde sezgi kavramı'nın yeri

Epistemoloji tarihinde doğru bilginin ölçütlerinden biri olan aklın bilgisi çeşitli şekillerde yorumlanır. Bizim ilgilendiğimiz aklın sezgisel yorumunu yapan filozoflardır. Platon aklın en üstün durumu olarak nitelediği noesis durumuna ancak sezgisel akılla ulaşabileceğini savunurken; Augustinus da inancı bilgiden daha üstün tutar ve Tanrı'ya iman etmek için öncelikle insanın kendi yaratılışını bilmesi gerektiğini belirtir. Augustinus'a göre, insanın kendine dair olan bilgisel kanıtını yalnızca sezgisel akıl verir. Yakın dönem filozoflarından Bergson, hakikatin ancak gerçek zaman olarak nitelediği süreyle bilinebileceğini, süreyi ise ancak sezgiyle yaşayabileceğimizi söyler. Sezgisel aklı doğru bilginin garantörü yapan Descartes bizim asıl konumuzu oluşturur. Descartes doğru bilgiye ulaşmak için kuşku duyduğu bütün bilgilerin üstünü çizer. Bildiği bütün bilgilerden hatta kendi benliğinin bilgisinden dahi vazgeçer. Böylece geriye yalnızca şüphe ettiği gerçeği kalır. Descartes sezgisel akılla, 'şüphe ettiğimden şüphe edemem' önermesinden yola çıkarak 'şüphe ettiğime göre düşünüyorum' ve 'düşünüyorum, o halde varım' önermelerini kanıtlar. Kendi varlığının kanıtına ulaşan Descartes, bu bilgiden hareketle Tanrı'nın varlığını daha sonra dış dünyanın varlığını kanıtlar. İnsan, şüphe eden ve yanılan bir varlık olduğuna göre mükemmel değildir dolayısıyla varlığı bir açıdan yetersizdir. Bu durum, insandan daha mükemmel bir varlığın bulunmasını gerektirir ve o varlık Descartes'a göre, Tanrı'dır. Descartes insanı ve Tanrı'yı metafiziğin konusu haline getirir. İnsan, ruh ve beden olarak birbirinden farklı iki sonlu töze sahipken, yalnızca Tanrı sonsuz bir töze sahiptir. Metafiziğine kendi sonlu zihninden başlar ve sonsuz olan Tanrı'ya ulaşır. Descartes'ın Tanrı'ya ulaşana kadar geçirdiği düşünsel süreçte sezgisel aklın önemi bizim esas çalışma konumuzu oluşturur. Anahtar Sözcükler: Sezgisel Akıl, Tanrı, Süre, Kuşku, Kanıt

DescartesEpistemolojiKanıt+3
Sümeyye Topakkaya
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kelâm geleneğinde Esmâ-i Hüsnâ'ya yaklaşımlar: Fahreddin Râzî örneği

İslâm itikadının temelini Allah inancı oluşturur. Özellikle bu inancın ekseninde ele alınıp tartışılan Esmâ-i hüsnâ meselesi aslında naslara dayalı olduğundan temel olarak naklî değerlendirmede bulunulması gereken bir konu olmalıdır. Ancak geleneksel dönemde münhasıran aklî ve naklî delilleri bir arada kullanan kelâm ilminin bir problemi olarak değerlendirilmiştir. İslâmî kaynaklar tarandığında Esmâ-i hüsnâ ile ilgili ilk yorumların muhaddis ve müfessir âlimlerce yapıldığı görülmüştür. Bu alandaki klasik eserlerin ilkleri incelendiğinde, Allah'ın isimleri-sıfatları hususunda kelâmî tartışmaların olmadığı gözlemlenmiştir. Erken dönem selef âlimleri isimler-sıfatlar hususunda te'vil yapmaktan kaçınmışlardır. Allah'ın isimleri-sıfatlarıyla ilgili problemin vahyin nâzil olduğu sahâbe döneminde ortaya çıkmadığı anlaşılmıştır. Bu meselenin sonraki dönemde özelde iç dinamiklerin, genelde farklı kültürlere, inançlara mensup insanların Müslüman olmasının ve felsefenin etkisiyle ortaya çıkan bir durum olduğu anlaşılmıştır. Çalışmada Allah'ın isimleri-sıfatları meselesinin tarihi süreçte nasıl itikadî bir probleme dönüştüğü, sonraki dönemlerde meselenin farklı kelâmî ve felsefi münakaşalara sebep konulara nasıl evirildiği ve bu değişim sürecindeki yanılsamaların neler olduğu hususu değerlendirilmiştir. Birinci bölümde Esmâ-i hüsnânın Kur'ân ve sünnet çerçevesindeki naklî delillerine yer verilmiştir. Ardından bu kavramının ortaya çıkış sürecine ve erken dönemde kelâmî bir problem olarak ele alınan alt başlıklara ve etrafındaki kelâmî münakaşalara değinilmiştir. İkinci bölümde ise müfessir ve kelâmcı filozof olarak anılan Fahreddin Râzî'nin gözünden kelâmî bir problem olarak görülen isim-sıfat tartışmaları ve bunlardan kaynaklanan tâli konular zikredilmiştir. Râzî'nin kaleme aldığı Esmâ-i hüsnâ'ya dair eserinden, tefsirinden yararlanılmış ve bazı isimlerin-sıfatların yorumlarına yer verilmiştir. Konuyla ilgili hadis rivayetindeki isim sırasına göre etimolojik incelemelerin de yapıldığı örnek isimler ele alınmıştır. Araştırmada başka âlimlerin ve özellikle Râzî'yi etkileyen Gazzâlî'nin de düşüncelerine bazen başvurulmuştur. Bu meselenin aslında itikadî bir problem olarak görülmekten öte kaynağı bakımından tefsir ve hadis ilmindeki olağan bir problem olarak ele alınması ve değerlendirilmesi gerektiği gibi bir yaklaşım ileri sürülmüştür. Bu mevzuda yapılması muhtemel sonraki çalışmalara kaynaklık etmesi ve ilham verici olması düşüncesiyle araştırma tamamlanmıştır.

AllahAllah'ın isimleri
Hayrettin Camcı
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessEN

The supernatural and punishment in Coleridge's selected works

The supernatural, apart from being an element widening the range of imagination in literature from past to present, is an agent in the daily lives, folk and religious beliefs of people for explaining the unknown. As one of the prominent poets of the Romantic era, Samuel Taylor Coleridge is known for his frequent use of the supernatural in his works in various ways such as an unusual landscape, a character, an event, or a power. In his works he interprets the supernatural both as benevolent and malignant, depending on the one who controls it. In this context, in the first chapter of this thesis, Coleridge's "The Wanderings of Cain" (written in 1798, published in 1828), The Rime of the Ancient Mariner (written and published in 1798), and "Kubla Khan" (written in 1800, published in 1816) are studied in terms of their treatment of the divine supernatural possessed by a divinity or the spiritual forces, used as a means of punishment for the sins committed against nature, a human being or the religious orders. In the second chapter, Osorio (written and published in 1797), "Christabel" (written in 1797-1800, published in 1816) and "The Three Graves" (written in 1797-1798, published in 1809) are studied focusing on the earthly supernatural as a means of punishment possessed and controlled by humans, and human-formed beings for evil purposes. In the mentioned works it is observed that the divine supernatural is presented as a power to preserve justice, and accordingly the works have a didactic purpose. On the other hand, when the supernatural is possessed by human beings with evil nature, it is made use of in order to punish and harm the innocent human beings. Consequently, this thesis puts forward that in the mentioned works, Coleridge presents the supernatural as a means of punishment and also points out that the natural order which is subverted by the evil and the sinful people can be remedied if only the supernatural power is controlled by a divinity; otherwise, it functions to create chaos.

PunishmentColeridge, Samuel TaylorSupernatural+4
Ruken Uzun
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Yönetim ve dinin lacancı psikanalizi

Yönetim olgusu ile ilgili temel kavramların sorgulamaya konu edildiği bu çalışma, alanda bu güne dek tartışma konusu yapılmamış en temel varsayımları sorunsallaştırmaktadır. Alanda yaygın kabulleniş olan yönetimin bir ihtiyaç olduğu varsayımı, yönetimin uygulamaya dönük tarihsel izleğindeki üç milyon yıllık süreci Lacancı bir psikanalize tabi tutarak bu varsayımın terk edilmesi gerektiğini önermektedir. Yönetim olgusunu dürtü düzeyinde, sabit bir kuvvet ve potansiyel enerji olarak ele almasıyla alanda radikal bir konumlandırma yapan çalışma, buna paralel olarak yönetimin ihtiyaç değil, arzu olarak ele alınması gerekliliğine işaret etmektedir. Yönetimin sınırına dinin eklemlenme biçimi çalışmanın bir başka sorunsalını oluşturmaktadır. Kendilerini insanlık tarihinin başlangıcından itibaren konumlandıran bu iki olgunun evrensellik içindeki tikellik olarak ele alındığı çalışmada, aynı topolojik düzlemde yer alıp almadıklarının sınanmasının ardından özne olarak konumlanan bu iki olgunun ilişkilenme biçimleri psikanalizle çözümlenmiştir. Bu çözümleme, din ve yönetim olgularından her birinin kendilerine nesne olarak erişemeyen özne statüsünde oldukları ve birbirlerinin içine katlanarak görünür ve görünmez alanlarıyla kendilerini öznenin beden olarak mekanında kurduklarını göstermiştir. Bunun sonucunda mekan olarak öznenin bedeninde etki etme kuvvetlerini beraberce arttırmaktadırlar. Her iki olguyu birbirinin içine katlayan arzu nedeni ise (nesne a) ekonomi olarak karşımıza çıkmıştır.

DinLacan, JacquesOntoloji+3
Özge Kocakula
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00

Related subjects