Menopoz
104 theses under this subject heading
25-45 yaş arası menopoza girmemiş kadınlarda menopozla ilgili bilgi düzeyi ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada menopoza girmemiş kadınlarda menopozla ilgili bilgi düzeyi ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile aralarındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu tez çalışması 01 Nisan 2020 - 01 Haziran2020 tarihleri arasında sağlıklı bayanlara online anket yoluyla WhatsApp ve Facebook üzerinden yapılmıştır. 42 soru ve 6 alt bölümden oluşan, tarafımızca hazırlanan anket ve SYBDÖII ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS Windows versiyon 24.0 paket programı kullanılarak değerlendirilmiş ve p < 0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 382 kişi katıldı. 119 'unun(%31,2) 25-29 yaş grubu, 243 'ünün(%63,6) üniversite mezunu, 257 'sinin(%67,5) evli ve 130 'unun(%34,1) çocuksuz olduğu görüldü. 348 'i (%91,1) menopozun normal bir durum olduğunu düşünüyordu. Menopozal bilgi seviyesinin eğitim düzeyi, yaş grubu, çocuk sayısı, meslek ve hane geliri ile ilişkili olduğu görüldü. Saptadığımız SYBDÖ puan ortalamaları orta düzeydedir(133,38±22,09). En yüksek puan manevi gelişim alt ölçeğinden (27,01±4,53), en düşük puan fiziksel aktivite alt ölçeğinden alındı (16,41±4,87). Yaş grupları ile manevi gelişim ve kişilerarası ilişkiler alt boyutları, meslek ile fiziksel aktivite, manevi gelişim, stres yönetimi ve kişilerarası ilişkiler alt boyutları, çocuk sayısı ile fiziksel aktivite ve beslenme alt boyutları, medeni durum ile stres yönetimi alt boyutu ve sigara içimi ile beslenme, manevi gelişim, kişilerarası ilişkiler ve stres yönetimi alt boyutları arasında anlamlı fark bulundu. Menopozal bilgi düzeyi ile SYBDÖ arasında kişilerarası ilişkiler alt boyutunda pozitif korelasyon saptandı (p<0,05; r=0,130). Sonuç: Çalışmamızın sonucunda menopozal bilgi seviyesinin sadece kişilerarası ilişkiler alt ölçeği ile korele olması, menopozal bilgi seviyesi yüksek kadınların sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının bir bakıma eksik kaldığını göstermektedir. Özellikle aile hekimlerinin birey merkezli ve kapsamlı yaklaşımları sağlıklı yaşam biçimi davranışları konusunda, belki de yetiştireceği çocuklarla toplumu şekillendirecek olan kadınları daha üst seviyelere taşıyabilir. Anahtar Kelimeler: Sağlıklı yaşam davranışları, Menopoz, Bilgi seviyesi
Dr. meleis'in geçiş teorisine göre yapılandırılmış eğitim ve danışmanlık programının menopozal geçiş sürecine etkisi
Amaç: Bu çalışma Dr. Meleis'in Geçiş Teorisi'ne göre yapılandırılmış eğitim ve danışmanlık programının menopozal geçiş sürecine etkisini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Yöntem: Araştırma ön test-son test randomize kontrollü yarı deneysel bir çalışma olarak Mayıs 2023-Ekim 2023 tarihleri arasında Eskişehir il merkezinde bulunan Odunpazarı Belediyesi'ne bağlı dokuz halk merkezinde yürütülmüştür. Örneklemi 45-55 yaş arası 60 kadın (eğitim:30, kontrol:30) oluşturmuştur. Eğitim grubundaki kadınlara Dr. Meleis'in Geçiş Teorisi'ne göre yapılandırılmış eğitim ve danışmanlık programı uygulanmıştır. Eğitim grubundaki kadınlarla halk merkezlerinde yüz yüze dört görüşme yapılmıştır. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Menopoza İlişkin Tutum Ölçeği (MİTÖ), Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASÖ-21 ve Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MÖYKÖ) kullanılarak halk merkezinde eğitim grubuna ilk görüşmede, 2. ayda ve 5. ayda, kontrol grubuna ise ilk görüşmede ve 5. ayda uygulanarak toplanmıştır. Verilerin analizinde; sayı-yüzde, ortalama-standart sapma, ki-kare testi, Pearson ki kare testi, Yates düzeltmesi, Fisher Exact test, bağımsız örneklem t testi, Mann-Whitney U Test, Friedman Testi, bağımlı gruplarda t testi ve tekrarlı ölçümlerde ANOVA uygulanmıştır. Bulgular: Kadınların menopoza ilişkin tutumları olumlu ve reddetmeme eğilimindedir. Araştırmada eğitim grubunda yer alan kadınların kontrol grubuna göre menopoza ilişkin tutum, depresyon, anksiyete, stres ve yaşam kalitesine ilişkin son testte alınan puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır (p<0,05). Dr. Meleis'in Geçiş Teorisi'ne göre yapılandırılmış eğitim ve danışmanlık programının; kadınların menopoza ilişkin tutumlarını olumlu yönde arttırdığı, depresyon, anksiyete ve stres düzeylerini azalttığı ve yaşam kalitesini arttırdığı belirlenmiştir. Sonuç: Çalışmanın sonucunda, Dr. Meleis'in Geçiş Teorisi'ne göre yapılandırılmış eğitim ve danışmanlık programının menopozal dönemdeki kadınların sorunlarını azaltmada ve bu sorunlarla başetmelerinde etkili olduğu bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Menopoz, Meleis'in Geçiş Teorisi, depresyon, anksiyete, yaşam kalitesi
Menopozun eşlerin evlilik ve cinsel uyumlarına etkisi
Bu araştırma, menopozun eşlerin evlilik ve cinsel uyumlarına etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 127 postmenopozal dönemdeki 127 evli kadın ve eşleri olmak üzere toplam 254 kişi oluşturmuştur. Veriler, kişisel bilgi formu (KBF), evlilik uyum ölçeği (EUÖ), kadın cinsel işlev ölçeği (KCİÖ) ve erkeğe ilişkin arizona cinsel yaşantılar ölçeği (ACYÖ) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U, T, Kruskal Wallis ve Spearman's rho korelasyon testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 55,94±5,51'dir. Kadınların EUÖ toplam puan ortalaması 35,55±9,04 olup, bu ortalamaya göre % 74,1'inin evlilik uyum düzeyi düşüktür. Kadınların KCİÖ toplam puan ortalaması, cinsel işlev bozukluğunu (CİB) gösteren 26,55 kesme puanının altındadır (11,02±9,80). Erkeklerde ACYÖ puan ortalaması CİB olduğu anlamına gelen >11 kesme puanının üstündedir (14,14±3,29). Kadınların % 91,3'ünde, erkeklerin % 87,4'ünde CİB tespit edilmiştir. Kadınların % 67,7'si menopozun cinselliği olumsuz yönde etkilediğini bildirmiştir. CİB'i olan kadınların % 55,8'i cinsel isteksizlik ve % 40,7'si cinsel ilişki sırasında ağrı yaşamaktadır. Kadınların yaş, evlilik süresi, gelir düzeyi, öğrenim düzeyi, çalışma durumu, eşin öğrenim düzeyi gibi bazı sosyodemografik özellikleri ve menopoz süresi, vajinal kuruluk, Menopozal hormon terapisi (MHT) alma durumu gibi bazı menopozal özellikler ile KCİÖ ve EUÖ puan ortalamaları arasındaki ilişki istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur (p>0,05). Spearman's rho korelasyon katsayına göre, KCİÖ ile EUÖ arasında zayıf ancak pozitif yönde (r=0,290; p= 0,001 ), KCİÖ ile ACYÖ arasında ise negatif yönde (r=-0,381; p=0,000) bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak bu araştırmada menopozun eşlerin evlilik ve cinsel uyumlarının olumsuz yönde etkilendiği tespit edilmiştir.
Postmenopozal kadınlarda rekreasyon amaçlı yüzme egzersizinin emosyonel durum üzerine etkisi
Bu araştırma, postmenopozal kadınların rekreasyon amaçlı yüzme egzersizinin emosyonel durum üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya, postmenopozal dönemde olan 34 deney ve 34 kontrol grubu olmak üzere toplam 68 kadın katılmıştır. Araştırma ön-son test deney-kontrol gruplu karşılaştırmalı deneysel tipte yapılmıştır. Postmenopozal kadınların haftada iki gün ve günde bir saat olmak üzere toplam 8 haftalık rekreatif etkinlik olan yüzme uygulaması yapılarak öncesi ve sonrası fiziksel ölçümleri alınmıştır. Çalışmada postmenopozal kadınların emosyonel durumlarını belirlemek amacıyla''Beck Umutsuzluk Ölçeği, Oxford Mutluluk Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği''kullanılmıştır. Verilerin analizinde, BUÖ, OMÖ-KF ve ön test KPSÖ puan değerleri için non-parametrik testlerden Mann-Whitney U, Kruskal Wallis Test İstatistiği ve Sperman Korelasyon analizi yapılırken, grupların KPSÖ son test puanı için parametrik testlerden T testi, Anova, Pearson Korelasyon analizi uygulanmıştır. Araştırmada analizler %95 anlamlılık düzeyinde (p<0.05) incelenmiştir. Deney grubundaki postmenopozal kadınların egzersiz sonrası antropometrik ölçüm değerlerinde anlamlı düzeyde azalmıştır. Deney grubundaki kadınların egzersiz öncesi umutsuzluk düzeyleri daha yüksek iken egzersiz sonrası umutsuzluk düzeyleri anlamlı şekilde azalma olmuştur. Deney grubundaki kadınların egzersiz sonrası mutluluk ve psikolojik sağlamlık düzeylerinde de anlamlı artış saptanmıştır. Grup içi ve gruplar arası postmenopozal kadınların ön ve son test puanları bakıldığında umutsuzluk derecesi azaldıkça, mutluluk ve psikolojik sağlamlık düzeylerinin arttığı tespit edilmiştir. Deney grubunda postmenopozal kadınların emosyonel durumları ile bağımsız değişkenler arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Postmenopozal kadınlara uygulanan rekreatif amaçlı yüzme egzersiz proğramının, katılımcıların fiziksel ve psikolojik sağlık durumlarına önemli bir etkiye sahip olduğu ve bu dönemdeki kadınların emosyonel duygu durumlarına yardımcı bir tedavi aracı olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Bir hastanede çalışan 40 yaş üstü hemşirelerde menopoz semptomları sıklığı ve bu semptomların yaşam kalitesi ve iş verimliliği üzerine etkisi
Bu çalışmada, 40 yaş üstü hemşirelerde menopoz semptomları sıklığı ve bu semptomların yaşam kalitesi ve iş verimliliği üzerine etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma, Mart 2021-Ocak 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini, 40 yaş üstü hemşireler, örneklemini ise184 hemşire oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından yüz yüze yapılan anket veri toplama yöntemiyle Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQoL-Bref), Menopoz Semptomları Değerlendirme Ölçeği ve Hemşirelik İş Yaşam Kalitesi Ölçeği (HİYKO) kullanılarak toplanmıştır.Menopoz semptomları değerlendirme ölçeğine göre katılımcılar, psikolojik şikayetler alt boyutundan 6.38±2.75 puan, somatik şikayetler alt boyutundan 11.57±4.33 puan, ürolojik şikayetler alt boyutundan 5.85±3.41 puan ve MSDÖ toplamından 23.78±9.54 puan almışlardır. Hemşirelerin menopozal semptomlarının şiddetinin orta düzeyde olduğu söylenebilir. Katılımcılar hemşirelik iş yaşam kalitesi ölçeğine göreiş çalışma ortamı alt boyutundan 27.75±6.72 puan, yönetici ile ilişkiler alt boyutundan 16.49±3.04 puan, iş koşulları alt boyutundan 30.37±3.09 puan, iş algısı alt boyutundan 24.96±4.40 puan, destek hizmetler alt boyutundan 13.85±3.08 puan ve ölçeğin toplamından 113.43±16.01 puan almışlardır. Hemşirelerin menopoz semptomlarının orta düzeyde olduğu, menopoz semptomlarının hemşirelerin iş yaşamını ve yaşam kalitesini olumsuz etkilediği belirlenmiştir.
Premenopozda kadınlara verilen beslenme eğitiminin kendine güven algısı, yaşam kalitesi ve menopoz semptomlarına etkisi
Araştırma premenopoz sendromlu kadınlara verilen beslenme eğitimi ile menopoz semptomları, kendine güven algısı ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Araştırma 01 Kasım 2021–31 Aralık 2021 tarihleri arasında Kilis ilinde bulunan iki Aile Sağlığı Merkezinde yürütülmüştür. Bu çalışma ön/son test kontrol gruplu gerçek deneme modeli yapılmıştır. Kadınlar deney/kontrol gruplarına randomize atanmıştır. Araştırma kriterlerine uyan deney grubu 70, kontrol grubu 70 kadın ile tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında, tanıtıcı özellikler ve premenopozlu kadınların Menopoz Semptomları Değerlendirme Ölçeği(MSDÖ) ve Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği(MÖYKÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde bağımlı ve bağımsız gruplarda t testi, ki-kare, ANOVA testleri kullanılmıştır. Araştırmanın yürütülebilmesi için etik ve kurum izni alınmıştır. Deney/kontrol grubu kadınların MÖYKÖ toplam, vozomotor, psikososyal, fiziksel ve cinsel şikayetler alt boyutlarının ön test puan ortalamaları arasında istatiksel anlamlı fark bulunmazken (p>0.05); son test puan ortalamaları arasında istatiksel anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Deney ve kontrol grubundaki kadınların MSDÖ toplam somatik, psikolojik ve ürogenital şikayetler alt boyutlarının ön test puan ortalamaları arasında istatiksel anlamlı fark bulunmazken(p>0.05); son test puan ortalamaları arasında istatiksel anlamlı fark bulunmuştur(p<0.05). Menopozal semptomların algılanan şiddetin, menopoz ile ilgili bilgi ve tutum düzeyinin, benlik algısının ve buna bağlı menopoza özgü yaşam kalitesinin olumlu yönde geliştirilebilmesi için menopoz dönemi semptomlarına yönelik verilen beslenme eğitimlerinin düşük maliyetli ama etkili yöntem olduğu sonucuna varılmıştır.
Postmenopozal kadınlarda yorgunluk ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Postmenopozal dönemin ilerleyen yaş ile birlikte kadınlarda birçok olumsuz durumu beraberinde getirdiği bilinmektedir. Bu çalışmada postmenopozal dönemdeki kadınların, yorgunluk şiddet seviyeleri ve yaşam kaliteleri değerlendirilerek, aynı yaş aralığındaki postmenopozal dönemde olmayan kadınlar ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 40-65 yaş aralığında olan 80 olgu dahil edildi. Olgular çalışma grubu (postmenopozal dönemde olan) ve kontrol grubu (postmenopozal dönemde olmayan) olarak 40'ar kişilik iki gruba ayrıldı. Olguların demografik bilgileri araştırmacı tarafından hazırlanan demografik bilgi formu ile sorgulanarak kaydedildi. Olguların yorgunluk değerlendirilmesi, Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) ile yaşam kalitesi ise Nottingham Sağlık Profili (NSP) anketi ile yapıldı. Çalışmanın veri analizinde Windows tabanlı SPSS21 (Statistical Package for the Social Sciences) analiz programı kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p< 0,05 olarak kabul edildi. Çalışmada iki grubun yaş, Vücut Kitle İndeks'i (VKİ), kronik hastalık varlığı ve düzenli ilaç kullanımı parametreleri arasında anlamlı fark elde edildi (p<0,05). YŞÖ değerlendirmesi sonucu iki grup arası anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05), ancak yorgunluk değerlendirme sonuçlarına göre postmenopozal kadınlar daha yorgun bulundu. İki grup arasında yaşam kalitesi toplam skoru ve alt parametreleri karşılaştırıldığında, NSP toplam skoru ve alt parametrelerinden olan fiziksel aktivite, uyku ve emosyonel reaksiyonlar skorları arasında anlamlı farklar bulundu (p<0,05). NSP'nin diğer alt parametreleri olan ağrı, enerji ve sosyal izolasyon skorları karşılaştırıldığında iki grup arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Çalışma grubu içinde YŞÖ skoru ile yaş, VKİ, gebelik ve doğum sayısı, NSP alt parametreleri ve NSP skoru arasındaki ilişkiye bakıldı. YŞÖ ile NSP toplam skoru, NSP'nin alt parametrelerinden olan sosyal izolasyon ve emosyonel reaksiyonlar arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu (r=0,416, p<0,05; r=0,431, p<0,05; r=0,392 p<0,05). Çalışma grubunda, NSP toplam skoru ile yaş, VKİ, gebelik ve doğum sayısı arasındaki ilişkiye bakıldı. NSP toplam skoru ile gebelik ve doğum sayısı arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu (r=0,36, p<0,05; r=0,362, p<0,05). Çalışma grubunda, menopoz yaşı ile YŞÖ ve NSP skorları, VKİ, gebelik ve doğum sayısı arasındaki ilişkiye bakıldı. Menopoz yaşı ile VKİ, gebelik ve doğum sayısı arasında istatistiksel olarak pozitif yönlü anlamlı ilişki bulundu ( r=0,421, p<0,05; r=0,454, p<0,05; r=0,415 p<0,05). Sonuç olarak, postmenopozal kadınlarda yorgunluk meydana gelmekte ve yaşam kalitesi azalmaktadır. Bu dönemde yorgunluk şiddetinin artması yaşam kalitesi ile ilişkilidir. Fiziksel aktivite seviyesinin düşmesi, uyku bozuklukları, sosyal izolasyon ve emosyonel reaksiyonların negatif yönde değişimi yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiler.
Menapozlu kadınların vajinal enfeksiyon sıklığı ve algılanan stres düzeyinin belirlenmesi
Araştırma menapozlu kadınların vajinal enfeksiyon sıklığı ve algılanan stres düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi Polikliğine başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden menapoz dönemindeki 105 kadın ile yürütülmüştür. Veriler, 07.03.2022-30.11.2022 tarihleri arasında Tanıtıcı Bilgi Formu ve Algılanan Stres Ölçeği(ASÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde frekans analizi (sayı, yüzde, ortalama, ortanca), Bağımsız iki örnek t testi, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis H testi, Dunn testi, Duncan testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Bu araştırmada kadınların menapoz yaş ortalalamasının 46,3 ± 5,38 ve %54,3'ünün ilköğretim mezunu olduğu belirlenmiştir. Kadınların %52,4'ünde vajinal enfeksiyon saptanmıştır. Araştırma sonucunda menapozlu kadınların ASÖ toplam puan ortanca değeri 26 (9-48) olarak elde edilmiştir. Kadınların medeni durum ve sistemik rahatsızlık değişkenlerine göre algılanan stres düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken, eğitim düzeyi ile algılanan stres düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Menopozlu kadınlarda kötü kokulu akıntı ve ağrılı idrar yapma şikayetine göre ASÖ puanı ortanca değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Araştırma sonucuna göre eğitim düzeyi azaldıkça menapozlu kadınların algılanan stres düzeyinin arttığı belirlenmiştir. Ayrıca kötü kokulu akıntı ve ağrılı idrar yapma şikayeti olan kadınların algılanan stres düzeyinin arttığı saptanmıştır. Kadın sağlığı alanında hizmet veren sağlık profesyonellerinin, menapoz döneminde kadınların vajinal enfeksiyon sıklığını ve algılanan stres düzeyinlerini değerlendirmesi menapozlu kadınların yaşam kalitesinin artırılması açısından önerilmektedir.
Study of some osteoporosis risk factors among uncontrolled diabetic postmenopausal Iraqi women
One of the most common disorders among women is osteoporosis. The chances of getting this disease increase with age, especially during menopause and in women with diabetes. The current research looks at the risk factors for osteoporosis in postmenopausal Iraqi women who are diabetes and non-diabetic. This research was carried out on two groups of diabetic (with and without osteoporosis) (N=70), and non-diabetic postmenopausal women (N=70). All participants had their bone mineral density measured using dual-energy X-ray absorptiometry at the L2–L4 vertebrae (Anteroposterior projection) and femoral neck (DEXA). The results indicated a higher prevalence of osteoporosis in diabetic postmenopausal women in comparison to non-diabetic healthy women. Among different potential risk factors age, menopause duration, and high level of plasma phosphor were significantly associated with increased risk of osteoporosis in diabetic postmenopausal women. As well, these women have a high T-score in the lumbar spine, and as a result, osteoporosis occurs in the lumbar spine. In conclusion, postmenopausal diabetes women had substantially lower T score values and a higher incidence of osteoporosis than healthy postmenopausal women, according to this research.
Vücut kitle indeksi, serum lipid profili ve AMH düzeylerinin erken menopoz semptomlarına etkisi
Erken menopoz (EM), 40 ila 45 yaşları arasında meydana gelen menopoz olarak tanımlanır. Kadınların yaklaşık %5'i, 40 yaşından önce amenore dahil olmak üzere kendi başlarına erken menopoza girerler. Klinik belirtiler hipoöstrojenizm, viral bir hastalıkla bağlantı ve hormon tedavisinin etkinliği. Erken yumurtalık yetmezliği (POI), 40 yaşından önce kadınlarda amenore insidansı (4 ay ve üzeri) POI olarak karakterize edilir. Bu anlatı derlemesinde, kadınlarda lipid profili ve BMI'nin AMH düzeyleri üzerindeki etkisini değerlendirdik, toplamda (n=120) farklı gruplar (sağlıklı,35-40,40-45), BMI ve (LDL, TG, TC) etkisinin yaşla birlikte yüksek düzeyde, AMH düzeylerinde ise negatif olarak anlamlı olduğu görüldü. Her ikisinin konsantrasyonundaki artış (LDL, TG, TC) ve kilo fazlalığı, obezite özellikle bazı yaş gruplarında erken menopoz semptomlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır (40-45).
Menopoz dönemindeki kadınların algıladıkları sosyal destek, anksiyete düzeyi ve yaşam kalitesi
Araştırma menopoz dönemindeki kadınların algıladıkları sosyal desteği, anksiyete düzeyini ve menopoza özgü yaşam kaliteleri arasındaki ilişkileri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya Sinop Atatürk Devlet Hastanesi ve Sinop Ayancık Devlet Hastanesinde görev yapan kadın personel ile hastaneye başvuran ve tedavi alan hastaların ziyaretçileri ve refakatçileri arasından dahil edilme kriterlerine uygun 150 kadın katılmıştır. Veriler; kişisel bilgi formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ), Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MÖYKÖ) ve Beck Anksiyete Envanteri (BAE) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistik olarak yüzdelik dağılım, ortalama, standart sapma, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis analizi ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada ölçekler arasındaki ilişki incelendiğinde; ÇBASDÖ alt boyutları ile MÖYKÖ arasında psikososyal ve fiziksel alan yaşam kalitesi ile anlamlı ve negatif yönde ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Vazomotor alan ve cinsel alan yaşam kalitesi düzeyleri ile ÇBASDÖ alt boyutları arasında anlamlı olarak ilişki olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Ölçekler arasındaki ilişkinin kısmi düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Kadınların algıladıkları sosyal destek düzeyi arttıkça menopoza özgü yaşam kalitesi psikososyal ve fiziksel alanda artarken, vazomotor ve cinsel alan yaşam kalitesini etkilemediği belirlenmiştir. ÇBASDÖ puanı ile BAE düzeyleri arasında anlamlı ve negatif yönde ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Kadınların algıladıkları sosyal destek düzeyi arttıkça anksiyete düzeylerinin azaldığı belirlenmiştir. MÖYKÖ'den alınan puan ile BAE düzeyleri arasında anlamlı ve pozitif yönde ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Kadınların menopoza özgü yaşam kalitesi arttıkça anksiyete düzeylerinin azaldığı belirlenmiştir. Menopoz dönemindeki kadınların yaşam kalitesini arttırmak için anksiyete azaltılmalı ve sosyal destek arttırılmalıdır. Bu nedenle menopoz dönemindeki kadınlara gerekli olan eğitim ve danışmanlık hizmetleri sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Menopoz, Sosyal Destek, Yaşam Kalitesi
Effect of postmenopause on some sex hormones and lipids profile in women's
In the present investigation, women in their premenopausal and postmenopausal stages were evaluated for their lipid profiles and for the levels of a few sex hormones. The research was conducted on 250 premenopausal (average age 32) and postmenopausal (average age 58) women (mean age 55 years). A total of 160 healthy postmenopausal women and 90 premenopausal women took part in the present investigation. The thesis was completed between September 2021 and February 2022 at Kirkuk city's hospitals. The lipid profile shows substantial (P0.05) increases and decreases across the groups investigated.. Postmenopausal women's lipid profile was shown to be significantly (P 0.05) elevated compared to premenopausal women. Postmenopausal women's HDL concentrations dropped significantly (P 0.05) compared to those of premenopausal women. Otherwise, postmenopausal women's serum testosterone concentrations did not differ significantly (P 0.05) from those of premenopausal women. Compared to premenopausal women, postmenopausal women had significantly lower levels of estrogen and progesterone in their bloodstreams. Postmenopausal women's lipid profiles and the levels of some sex hormones are found to be significantly altered, according to new research.
Postmenopozal kadınlarda cinsel yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
AMAÇ: Çalışmamızda bölgemizdeki postmenopozal kadınların cinsel sağlıkları ile ilgili bilgi sahibi olmak, cinsel sağlığın, hem kadının hem de ailesinin yaşam dinamikleri, sağlık durumları ve ruhsal sağlıklarına etkilerini araştırmayı amaçladık.GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Menopoz Polikliniği'ne başvuran evli ve postmenopozal dönemdeki 170 kadın alındı. Cinsel Fonksiyon Kalitesi (QSF; Quality of Sexual Function) Ölçeği kullanıldı. Çalışmaya alınan kadınların sosyodemografik verileri, herhangi bir sağlık sorunlarının olup olmadığı, alışkanlıkları, sürekli kullandığı ilaçlar, kaç yıldır menopozda oldukları, hormon replasman tedavisi alıp almadıkları ve cinsel sorunları için doktor veya konuyla ilgili uzmanlardan yardım alıp almadıkları sorgulandı. Anket uygulaması poliklinikte hasta ile yüz yüze uygulandı.BULGULAR: Kadınların yaş ortalaması 54,16±5,69 (34?73) yıl olarak bulundu. Çalışmaya alınan kadınların % 87,4'ü kilolu, şişman veya aşırı şişmandı ve % 40'nın hiçbir sağlık sorunu yoktu. Menopoz süreleri ortalaması 72,66±67,87 (3?360) ay, hormon tedavisi alan kadınların tedavi sürelerinin ortalaması 31,87±18,29 (6-60) ay olarak saptandı. Kadının eğitim düzeyi arttıkça, erkeğin cinsel birliktelik isteme oranı düşmekte, kadının ise cinsel ilişkiyi başlatma konusundaki cesareti artmaktaydı. Kadınların cinsel organlarının cinsel istek ve hayallerine normal yanıt verme durumu aylık gelir düzeyi yüksekliği ile doğru orantılı idi.SONUÇ: Menopoz dönemi ve bu döneme ait sorunlara yaklaşırken bakış açısının çok daha geniş olması gerektiği kanısındayız. Multidisipliner yaklaşımın gerekliliğini savunan çalışmaları dikkate aldığımızda, Aile Hekimliği disiplininin temel yeterliliklerinden olan kişi merkezli bakım ile birlikte biyopsikososyal ve varoluşsal modelin kullanımının gerekliliği sonucunu çıkarabiliriz.
Pre/post menapozal erken evre adjuvan kemoterapilerini tamamlamış, endokrin tedavi almakta olan, aromataz inhibitörü kullanan meme kanserli hastalarda miyalji ve artraljinin yaptığı fonksiyon kaybı
Hormonal tedavi hem adjuvan hem de metastatik hastalıkta yeni görevler almakta ve bu alanda yeni ilaçlar ve yaklaşımlar pratiğe girmektedir. Hormonal tedavi, hormon reseptörü-pozitif meme kanserlerinde etkili bir tedavidir.Üçüncü kuşak aromataz inhibitörleri bugün, hormon reseptörü-pozitif meme kanserli menapozdaki kadınların tedavisinde kullanılabilmektedir. Hem erken hem de ileri evredeki hormon resetörü-pozitif invaziv meme kanserli post-menapozal kadınların standart tedavisinde aromataz inhibitörleri tercih edilmektedir. Menapoz öncesi kadınların hormonal tedavisinde ise, antiöstrojenler (tamoksifen) tercih edilen tedavi seçeneğidir.Postmenapozal meme kanseri hastalarda aromataz inhibitörleri ile tedavileri sırasında Aİ-ilişkili artralji sendromu görülme olasılığı oldukça yüksektir. Aİ kullanımı kemik yoğunluğunun azalması riskini arttırır. Kemik mineral yoğunluğunun azalması ise artraljide rol oynamaktadır.Tezde meme kanserli kadınlarda miyalji ve artralji nedenleri sorgulanmıştır. Bu amaçla da, Tıbbi Onkoloji Poliklinik takibinde olan aromataz inhibitörü alan meme kanserli hastalarda el dinamometresi ile hem sağ hem sol elde artralji ve miyaljinin yapmış olduğu kuvvet kaybı ölçülmüştür. Meme kanserli hastalar ile meme kanseri dışında kontrol hastalarının sağ ve sol eldeki kavrama kuvvet kaybı belirlendi. Sonuçlar SPSS istatistik paket programında yorumlandı.Meme kanseri kadınlarda özellikle üst ekstremitelerde görülen lokomotor fonksiyon kayıplarının değişik nedenleri vardır. Kol şişmesi, kullanılan ilaçlar ve uygulanan tedavi (cerrahi, RT, KT) bunların en önemli olanlarındandır.Genellikle cerrahi ve RT meme kanserli tarafla aynı tarafta motor fonksiyon kayıpları yapmakta iken Aİ ve KT her iki üst ekstremitede fonksiyon kayıpları yapmaktadır. Bu çalışmada endokrin tedavide Aİ kullanan meme kanserli kadınlarda gözlenen kavrama kuvvetinin kantitatif değerlendirmesi yapılmış ve olası nedenleri araştırılmıştır.Motor fonksiyonları Saehan hidrolik el dinamometresi ile 3'er defa 30sn süreyle sağ ve sol el değerleri ölçülmüştür ve bu değerlerin ortalaması alınmıştır. Hastaların el kavrama kuvvet değerleri el dinamometresinde kavrama gücünün normatif değerlerine göre kıyaslandığı zaman sonuç olarak:Aİ alan sağ mastektomi geçiren meme kanseri hastalarda normatif data ile karşılaştırıldığında lokal tedavi (cerrahi, RT) gören kolda el kavrama kuvvetinde güç kaybı %53,1, diğer elde ise %51.0'dır. Sol mastektomi geçiren hastalarda sol eldeki güç kaybı %48.3, diğer elde %65.5'dir. Toplamda görülen üst ekstremitede kavrama kuvvet kaybı sağ elde %57.5 (p=0.005), sol elde %79.6'dır (p=0.245).Meme kanserli Aİ kullanmayan kadınlarda sağ meme mastektomi geçirenlerde sağ eldeki ve diğer eldeki kavrama kuvvet kaybı %43.8'dir. Sol meme mastektomi geçirenlerde sol eldeki ve diğer elde kavrama kuvvet kaybı %53.8'dir. Toplamda görülen üst ekstremitede kavrama kuvvetindeki güç kaybı sağ ve sol elde %46.7'dir.Meme kanseri dışında kanser hastalarında toplamda görülen üst ekstremitede kavrama kuvvetindeki güç kaybı sağ elde %52.5 (p=0.36), sol elde 47.5'dir (p=0.85).
Adana ili Havutlu Beldesi'nde 35-64 yaş kadınlarda cinsel işlevde menopozun etkisi
Amaç: Adana ili Havutlu Mahallesi'ni temsil eden bir örnekte 35-64 yaş kadın populasyonunda menopozun cinsel fonksiyon üzerine etkilerini tespit etmek, premenopoz ve postmenopoz dönemi kadınlarda cinsel işlev bozukluğu prevelansını saptamak, cinsel işlev bozukluğunun bazı sosyoekonomik, kültürel ve demografik değişkenlerle ilişkilerini incelemek, elde edilecek sonuçlar doğrultusunda menopoz ve cinsel işlev bozukluğu konusuna yönelik öneriler oluşturabilmektir.Gereç Yöntem: Bu çalışma Havutlu Mahallesi içinde 35-64 yaş kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluğu sıklığı, menopozun etkisi ve diğer etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla planlanmış kesitsel bir araştırmadır. Çalışma sistematik yöntem ile Havutlu Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı kişiler arasından seçilen 47 yaş üstü 181, 47 yaş altı 179 kadınla araştırmacı tarafından yüz yüze görüşülerek yapıldı. Görüşmeler sırasında sosyodemografik, sosyoekonomik özellikler, evlilik ve cinsel yaşam ile ilgili sorular içeren anket formu, kadın cinsel fonksiyon ölçeği, Beck depresyon ölçeği ve menopoz semptomlarını değerlendirme ölçeği uygulandı.Bulgular: Çalışmamızda postmenopoz grupta % 69,9 oranında cinsel fonksiyon bozukluğu varken, premenopoz grupta % 33,7 oranında cinsel fonksiyon bozukluğu saptandı. Menopoz cinsel fonksiyon bozukluğu için bir risk faktörü olarak saptandı. Kadınlardan depresyon belirtisi olanlarda olmayanlara oranla cinsel fonksiyon bozukluğu görülme sıklığı anlamlı şekilde yüksek bulundu. Araştırmamızda kadının ve eşin yaş grubu, kadının ve eşin eğitim durumu, kadının va eşin mesleği, partner yokluğu, görücü usulü evlilik yapma, akraba evliliği, evlilik süresi, kadının evlilikte cinselliğe bakışı, eşe olan his, evde söz sahibi olma durumu, cinsellikle ilgili ilk bilgi alınan kaynak, doğum sayısı, gebelik sayısı, çocuk sayısı, doğum şekli, düşük yapma, kadının ve eşin sağlık sorunları, kadının doğum kontrol yöntemi kullanımı, aylık ilişki sayısı, menopozda olma ve depresyon cinsel fonksiyon bozukluğu üzerinde etkili bulunan faktörler olarak belirlendi. Çalışmamızda gelir düzeyi, aile tipi, çay, kahve, sigara, alkol gibi alışkanlıklar, menopoz süresi, ilk ilişki yaşı, ilk ve son gebelik yaşı cinsel işlev üzerine etkisiz bulundu.Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre menopozda olmak, depresyona yatkın veya depresyonda olmak, yaşın ileri olması, eşin yaşının ileri olması, eş kaybı ve partner yokluğu, 4 ve üstü doğum yapmış olmak, düşük eğitim düzeyi, akraba evliliği, görücü usulü evlilik yapmak cinsel fonksiyonları olumsuz etkilemekteydi.
Menopoz dönemindeki kadınlarda fiziksel aktivite düzeyi ile kemik mineral yoğunluğu arasındaki ilişki
Bu araştırma, menopoz dönemindeki kadınların fiziksel aktivite düzeyleri ile kemik mineral yoğunluğu arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 01.04.2019-30.12.2019 tarihleri arasında Yozgat Şehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji ve Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon polikliniklerine herhangi bir nedenle başvurmuş ve osteoporoz tanısı almış postmenopozal kadın hastalarla yürütülmüştür (n:203). Veriler hasta tanıtım formu ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA) ile toplanmıştır. Verilerin analizinde; bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi, Mann Whitney U testi, Games-Howell post hock testi kullanılmıştır. Araştırmada, katılımcıların uluslararası fiziksel aktivite ölçeği ortalaması 1923.46±1578.13MET-dk/hafta olarak belirlenmiştir. Kadınların DEXA sonucuna göre T L1-L4 ortalaması -2.99±-0.44, L L1-L4 ortalaması -2.75±-0.38, femur total T skoru ortalaması -3.24±-0.45, femur total Z skoru ortalaması -3.01±-0.44 olarak hesaplanmıştır. 46-55 yaş grubundaki kadınların T L1-L4 ve femur total T skorlarının 56-65 yaş arası kadınlara göre daha yüksek olduğu ve aradaki bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p<0.05). Kadınların medeni, ekonomik ve çalışma durumların DEXA skorlarını etkilemediği belirlendi (p>0.05). Lise ve üzeri eğitim seviyesine sahip kadınlarının T L1-L4, L L1-L4 ve femur total Z skorlarının diğer eğitim seviyesine sahip kadınlara daha yüksek olduğu (p<0.05), femur total T skorlarının ise tüm gruplarda benzer olduğu saptandı (p>0.05). Sonuç olarak; araştırmaya dahil edilen postmenopozal osteoporozlu kadınların UFAA puan ortalamaların orta düzeyde olduğu, yaş grubunun, eğitim, giyim tarzı ve genel fiziksel aktivite durumunun kemik mineral yoğunluğunu anlamlı düzeyde etkilediği saptanmıştır.
Menopozal sıcak basması yaşayan kadınlarda soğuk ped uygulamasının menopozal sıcak basması ve uyku kalitesine etkisi
Amaç: Bu çalışma menopozal sıcak basması yaşayan kadınlarda soğuk ped uygulamasının menopozal sıcak basması ve uyku kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç-Yöntem: Araştırma İç Anadolu da bir kuran kursuna kayıtlı menopozal dönemde olan ve sıcak basması şikayeti yaşayan 40 kontrol, 40 deney grubu olmak üzere 80 kadınla tamamlandı. Veriler; Tanıtıcı Bilgi Formu, Görsel kıyaslama skalası (GKS), Pittsburgh uyku kalitesi indeksi (PUKİ) ile toplandı. Deney grubunun 8 hafta boyunca her gece uyumadan önce yastığının altına soğuk ped koyması sağlandı. Uygulama sonrası 4. ve 8. hafta sonunda kadınlar PUKİ ile tekrar değerlendirildi, kontrol grubu ise bir uygulamaya bağlı tutulmadan 4. ve 8. haftalar sonunda PUKİ ile tekrar değerlendirildi. Ayrıca kadınlar her gece yatmadan önce ve sabah uyandıklarında sıcaklık basması şiddetini GKS'ye işaretlediler. Verilerin değerlendirilmesinde Independent Sample t testi, tekrarlı ölçümlerin grup içi değerlendirilmesinde tekrarlı varyans analizi yapıldı. Grupların nitel özelliklerinin karşılaştırılmasında ise ki-kare testi kullanıldı. Bulgular: Grupların deney öncesi PUKİ ve GKS puan ortalamaları benzer bulundu. Soğuk ped uygulaması sonrası, deney grubunda ki kadınların 4. hafta PUKİ puan ortalamasının (7,7±2,1), kontrol grubundaki kadınların 4. hafta PUKİ puan ortalamasından (9,0±2,6), anlamlı derecede düşük olduğu belirlendi (p<0,05).Sekizinci hafta uygulama sonrası deney gurubunun PUKİ puan ortalamasının (5,0±2,5), kontrol grubunun PUKİ puan ortalamasından (10,9±4,2) ileri derecede anlamlı düzeyde daha düşük olduğu bulundu (p<0,001). Deney grubundaki kadınların PUKİ puan ortalamalarının uygulama öncesi ve uygulama sonrası 4. ve 8. haftaları arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde önemli bir fark olduğu belirlendi (p<0,001). Deney grubundaki kadınların uygulama sonrası 4. hafta GKS ortalamasının (7,4±0,7), kontrol grubundaki kadınların 4. hafta GKS ortalamasından anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Sekizinci hafta uygulama sonrası deney gurubunun GKS ortalamasının (6,6±0,8), kontrol grubunun GKS ortalamasından (7,4±0,8) ileri derecede anlamlı yüksek olduğu bulundu (p<0,001). Sonuç: Soğuk ped uygulamasının kadınlarda sıcak basması şiddetini anlamlı düzeyde azalttığı, uyku kalitesini ise anlamlı düzeyde artırdığı belirlendi.
Menopozdaki kadınların suçluluk ve utanç duygularının yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışma Eylül 2014-Ocak 2015 tarihleri arasında Gaziantep ili Şehitkâmil ilçesi Şirinevler mahallesinde yaşayan 40 yaşından büyük menopoza girmiş kadınların menopozda yaşadıkları değişimleri, menopoza bakış ve yaşayış tarzlarını ve bunun kadınlar üzerindeki suçluluk ve utanç yaratabilme etkisinin yaşam kalitelerine yansımasını belirlemek amacıyla tanımlayıcı-kesitsel olarak yapılmıştır. Çalışmada evrendeki 800 kişiden 500 kişi örneklemi oluşturmuştur. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Suçluluk-Utanç ve WHOQOL-BREF Yaşam Kalitesi ölçekleriyle toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde SPSS 18 programı kullanılmıştır. Araştırmaya katılanların %46,6'sı 49-54 yaşında, %78,6'sının okur-yazar olmadığı, %60,4'ünün 1-5 yıldır menopozda olduğu, %49,2'si son adetlerini 45-49 yaşlarında gördükleri saptanmıştır. Kadınların %87,8'inin fiziksel ve psikolojik sıkıntı yaşadığı, %37,8'i eşlerinden kısmen şiddet gördüğü saptanmıştır. Kadınların menopozu %55'i kötü bir durum, %45,4'ü hastalık, %56'sı kısırlık olarak algıladığı saptanmıştır. Ölçeklerde suçluluk faktörü 48,95±0,37, utanç faktörü 44,89±0,27, bedensel alan 10,64±0,42, ruhsal alan 10,96±0,39, sosyal alan 11,12±0,49, çevre alan 10,84±0,37 belirlenmiştir. Suçluluk; Bedensel, Ruhsal, Sosyal ve Çevre alan arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır(p<0,05). Menopozun kötü bir durum olup olmadığını düşünme ile hissedilen suçluluk duygusunu anlamlı derecede etkilediği tespit edilmiştir(p<0,001). Sahip olunan bilginin algılanan suçluluğu anlamlı şekilde etkilediği tespit edilmiştir(p<0,05). Araştırmada kadınların suçluluk ve utanç düzeylerinin arttıkça yaşam kalitelerinin azaldığı, kadınların suçluluk-utanç ve yaşam kalite düzeylerinin ortalamanın üzerinde olduğu bulunmuştur.
Normotansif premenopozal kadın hastalarda demir eksikliği tedavisinin dipper ve non-dipper tansiyon paternlerine etkisi
Amaç: Demir eksikliği anemisi olan normotansif premenopozal kadın hastalarda demir eksikliği anemisi tedavisinin dipper tansiyon paterni ve kardiyovasküler bir risk belirteci olan non-dipper kan basıncı paternlerine etkisini araştırmak. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza herhangi bir kronik hastalığı olmayan demir eksikliği anemisi olan 37 hasta ve 35 sağlıklı birey dahil edildi. Demir eksikliği anemisi olan bireylerin tedavi öncesi ve tedavi sonrası ayrıca demir eksikliği anemisi olan bireylerin tedavi öncesi ile sağlıklı grubun rutin biyokimya ve ambulatuar kan basıncı parametreleri karşılaştırıldı. Bulgular: Hasta grupta tedavi öncesi ve tedavi sonrası dipper ve non-dipper kan basıncı paternlerinde anlamlı farklılık saptanmadı. Çalışmamızda demir eksikliği anemisinde tedavi sonrası gece sistolik kan basıncı değerlerinin anlamlı olarak düştüğünü saptadık. Ayrıca gündüz sistolik kan basıncı ve 24 saat ortalama sistolik kan basıncı değerleri tedavi sonrası azalma eğilimindeydi. Sağlıklı grupta da sistolik kan basıncı değerleri tedavi öncesi hasta grubuna göre daha düşük seyretme eğilimindeydi. Tedavi sonrası ALT, direkt bilirubin, trigliserit, demir, TSH, ferritin, hemoglobin, hematokrit, MCV, RDW düzeyleri tedavi öncesine kıyasla daha yüksek; total demir bağlama kapasitesi ve trombosit sayısı ise tedavi öncesine kıyasla daha düşüktü. Sağlıklı grup ile tedavi öncesi hasta grubu arasında ise dipper ve non-dipper kan basıncı paternleri ile diğer kan basıncı değerleri arasında anlamlı farklılık yoktu. Sağlıklı grupta yer alan bireylerin demir, ferritin, hemoglobin, hematokrit ve MCV düzeyleri hasta grupta yer alan katılımcılara kıyasla daha yüksek; total demir bağlama kapasitesi, RDW ve trombosit sayıları ise daha düşüktü. Sonuç: Gece sistolik kan basıncında artışın kardiyovasküler risk belirteci olan non- dipper kan basıncı paternine neden olabileceği düşünüldüğünde, gece sistolik kan basıncındaki düşmenin DEA tedavisi sonrası kardiyovasküler riskteki düşmeyi sağlaması açısından oldukça önemli olduğu düşünülebilir.
Postmenopozal dönemdeki kadınlarda cinsel mitlere inanma durumunun, menopoz tutum ve semptomları ile ilişkisi
Her kadının, menopoz semptomları ve menopoza yönelik tutumu, birçok farklı etmenden etkilenmektedir. Bu araştırmanın amacı, postmenopozal dönemdeki kadınlarda cinsel mitlere inanma durumunun, menopoz tutum ve semptomları ile ilişkisini incelemektir. Tanımlayıcı ve analitik tipteki araştırmanın evrenini, Zonguldak ili Çaycuma ilçesinde yaşayan 40-64 yaşları arasındaki 4361 kadın oluşturdu. Örneklemde, araştırmaya dâhil etme kriterlerine uyan 424 kadın yer aldı. Veriler kişisel bilgi formu, cinsel mitler ölçeği (CMÖ), menopoz tutum değerlendirme ölçeği (MTDÖ) ve menopoz semptomlarını değerlendirme ölçeği (MSDÖ)'ni içeren bir soru formu kullanılarak, öz-bildirim yöntemi ile toplandı. Bağımlı değişkenin CMÖ, bağımsız değişkenlerin MTDÖ ve MSDÖ olduğu araştırmada, verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular p<0,05 anlamlılık düzeyi ile yorumlandı. Araştırmada yer alan postmenopozal dönemdeki kadınların yaş ortalaması 57,12±5,60 olup, son adet yaşlarının ortalama 46,54±5,35 ve menopozda geçirdikleri sürenin ortalama 10,58±7,02 yıl olduğu, %84,0'ünün doğal yolla menopoza girdiği belirlendi. Kadınların CMÖ toplam puan ortalaması 92,28±17,80, MTDÖ toplam puan ortalaması 27,86±8,06 ve MSDÖ toplam puan ortalaması ise 17,11±9,43 olarak bulundu. Postmenopozal dönemdeki kadınların CMÖ, MTDÖ ve MSDÖ toplam puanları karşılaştırıldığında, CMÖ ile MTDÖ arasında bir ilişkinin olmadığı (r=-0,067, p=0,168), CMÖ ile MSDÖ arasında ise pozitif yönlü, anlamlı ve çok zayıf ilişki (r=0,125, p=0,01) bulunduğu saptandı. Sonuçlar, kadınların cinsel mitlere inanma düzeyinin orta seviyeden yüksek olduğunu, cinsel mitlere inanma durumunun menopoz tutumlarını etkilemediğini ancak menopoz semptomlarını ve şiddetini etkilediğini göstermektedir. Bu durum kadınların menopoz sonrası yaşadıkları semptomların ve şiddetinin azaltılabilmesi için cinsellikle ilgili yanlış bilgi ve inanışlarının düzeltilmesi gerektiğini göstermektedir. Cinsel sağlık/üreme sağlığının iyileştirilmesi için kadınlara her fırsatta cinsellikle ilgili doğru bilgiler verilmelidir.
Postmenopozal kadınlarda osteosarkopeni sıklığı ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi
Postmenopozal kadınlarda osteosarkopeni sıklığı ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi Amaç: Postmenopozal kadınlarda osteosarkopeni (OSP) sıklığı ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi. Materyal-metod: Nisan 2018-Eylül 2018 tarihleri arasında osteoporoz kliniğine başvuran 710 postmenopozal kadın hastadan çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 150 hasta değerlendirildi. Hastaların demografik verileri, FRAX kırık riski ve OSP risk faktörleri sorgulandı. DXA ile ölçülen vücut kompozisyonu ve kemik mineral yoğunluğu, el sıkma gücü (ESG) (Jamar) ve fiziksel performans testleri kaydedildi. Sarkopeni (SP) tanısı Avrupa Sarkopeni Çalışma Grubu (EWGSOP) kriterlerine göre, osteopeni/osteoporoz (OP) tanısı WHO kriterlerine göre kondu. Bulgular: Hastalarımızın %68'i (n=102) sarkopenik, %60'ı (n=90) osteopenikti. SP/OP olmayan 10 hasta analize dahil edilmedi ve ileri analizler 140 hasta üzerinden yapıldı. Hastalarımızın yaş ortalamaları 64,14(8,9) ve BMI 30,02(5,1) idi. FRAX kırık riski 8,94(7,1) olarak hesaplandı. Lomber T skoru -2,19(1,12), iskelet kas indeksi (SMI) 4,98(0,7) idi. Hastalarımızın %64,2'sinde (n=90) OSP mevcuttu. OSP risk faktörleri arasında yetersiz protein alımı, yetersiz Ca alımı ve düşük fiziksel aktivite yüksek oranda bulundu. Hasta grubumuzun verileri OSP, sadece SP ve sadece OP gruplarına göre analiz edildiğinde, OSP grubunun daha ileri yaşta olduğu, BMI, SMI, ESG ve fiziksel performans değerlerinin daha düşük olduğu bulundu. ESG'nin OSP açısından belirleyici olduğu ve bu değerdeki her 1 birimlik düşüşün, OSP olma riskini 1,162 kat arttırdığı bulundu. Sonuç: Postmenopozal kadınlarda OSP prevalansı yüksek olarak bulundu. Osteoporotik hastaların değerlendirilmesinde OSP açısından farkındalığının artması, basit bir tarama yöntemi olarak ESG'nin kullanılması ve sarkopeni tedavisinin (egzersiz, nutrisyonel tedavi ve farmakolojik tedaviler gibi) osteoporozun önlenmesi ve tedavisinde önemli bir bileşen olarak dikkate alınması önerilir. Anahtar kelimeler: El sıkma gücü, Osteopeni, Osteosarkopeni, Postmenopozal osteoporoz, Sarkopeni
Klimakterik dönemdeki kadınlarda algılanan sosyal desteğin menopozal tutum ve yakınmalar üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, klimakterik dönemdeki kadınlarda algıladıkları sosyal desteğin menopozal yakınmalar ve menopoza ilişkin tutumları üzerine etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi'ne herhangi bir nedenle başvuran 45-65 yaş aralığındaki kadınlar oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğü, evrendeki birey sayısının bilinmediği durumlarda kullanılan formül ile hesaplanarak 384 kadın örnekleme alınmıştır. Bu kadınlar basit rastgele örneklem yöntemi ile seçilmiştir. Veri toplama aşamasında 'Kadınların Tanıtıcı Özellikleri Soru Formu', 'Menopoz Semptomlarını Değerlendirme Ölçeği (MSDÖ)', 'Kadınların Menapoza Bakış Açısı Soru Formu' ve 'Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ)' kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 15.0 for Windows istatistik analiz programında sayı, yüzde dağılımı, Pearson korelasyon analizi, One-Way ANOVA ve Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır.. Bulgular: Araştırmaya katılan kadınların %38,3'ü 45–50 yaş aralığında olup yaş ortalaması 52,7±4,6'dır. Kadınların %57,3'ünün ilkokul mezunu, %80,5'inin çalışmadığı ve %54,7'sinin gelirinin giderine denk olduğu saptanmıştır. Menopozun kadının aile ve sosyal yaşantısına etkisi ile menopoz semptomları arasındaki ilişki incelendiğinde; menopozun eş, çocuk ve çevre ile ilişkisini olumsuz etkilediğini düşünen kadınların menopozal semptomlarının fazla olduğu görülmüştür (p<0,05). Sosyal desteği olan kadınların menopozu doğal bir süreç olarak kabullendiği, kadınsı özellikleri etkilemediğine inandığı, kendisini daha az anksiyeteli ve sinirli hissettiği, yaşama karşı ilgisini kaybetmediği ve menopoz döneminde olmaktan mutlu olduğu saptanmıştır (p<0,05). Kadınların algıladıkları sosyal destek arttıkça menopozal semptomların (fiziksel ve psikolojik) azaldığı belirlenmiştir (p<0,05). Bununla birlikte, menopoza karşı olumlu tutumu olan kadınların olumsuz tutumu olanlara göre daha az menopozal yakınmaları olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Sosyal desteğin, özellikle aile desteğinin kadınların menopozal yakınmalarını azalttığı ve menopozal tutumlarını olumlu yönde etkilediği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Menapoz, Algılanan sosyal destek, Menopozal yakınma, Menopozal tutum.
Premenopozal dönem kadınlarda aerobik egzersiz eğitiminin menopoz semptomlarına olan etkisinin araştırılması
Bu çalışma premenopozal dönem kadınlarda hafif şiddetteki aerobik egzersiz eğitimi etkilerinin menopoz semptomlarına etkisinin araştırılması amacıyla düzenlenmiştir. Şanlıurfa'nın Viranşehir ilçesinden 24 kadın çalışmaya katıldı. Bireyler rastgele yöntemle 2 gruba ayrıldı. Çalışma grubu olguları (n=12) (ortalama yaş: 47,3 ± 3,11 yıl; kilo: 73,9 ± 13 kg; boy: 162 ± 4 cm, VKİ: 28 ± 5 kg/m2) 8 hafta boyunca, haftada 3 gün toplamda 45 dakika (5 dk ısınma, 35 dk yürüyüş, 5 dk soğuma) hafif tempolu yürüyüş egzersiz eğitimini fizyoterapist eşliğinde yaptı. Kontrol grubu olguları (n=12) (ortalama yaş: 47,3 ± 3,32 yıl; kilo: 80,4 ± 13 kg; boy: 162 ± 5 cm; VKİ: 30 ±5 kg/m2) normal günlük yaşam aktivitelerine devam etti. Çalışma öncesi sosyodemografik bilgileri içeren veri formu ile kişilerin fiziksel özellikleri kaydedildi. Uluslararası Fiziksel Aktivite Ölçeği (IPAQ) ile gruplardaki bireylerin fiziksel aktivite düzeyi belirlendi. Menopozun oluşturduğu semptomlar ve yaşam kalitesi; Menopoz semptomları değerlendirme ölçeği (MSDÖ) ve SF-36 yaşam kalitesi ölçeği ile her iki grupta egzersiz eğitimi öncesi ve sonrası değerlendirildi. Sonuçlara bakıldığında çalışma grubundaki MSDÖ toplam puan azaldı (p<0,05), kontrol grubu toplam puanı arttı (p<0,05). Ancak alt ölçek verilerine göre çalışma grubunda ürogenital şikayetlerde değişim yaşanmadı (p>0,05). SF-36 alt kategori verilerine göre çalışma grubu emosyonel sağlık sebepli rol kısıtlaması, canlılık ve sosyal fonksiyon kategorileri haricinde diğer parametrelerdeki puanlamaların artışı yaşam kalitesinde artış meydana geldiğini gösterdi (p<0,05). Kontrol grubu bireylerinin 8 haftalık süreç sonunda MSDÖ'ye göre şikayetleri genel olarak arttı, SF-36'ya göre yaşam kalitesi genel olarak azaldı (p<0,05). Sonuç olarak hafif tempolu aerobik egzersizin premenopozal dönem kadınlarda MSDÖ ve yaşam kalitesinde iyileşmelere yol açtığı saptandı.
Klinik pilates eğitimi ile aerobik egzersiz eğitiminin menopoz semptomlarına, yaşam kalitesi, uyku ve depresyon üzerine olan etkisinin karşılaştırması
Bu çalışma menopozal dönemdeki kadınlarda klinik pilates eğitiminin ve aerobik egzersiz eğitiminin menopoz semptomları, yaşam kalitesi, depresyon ve uyku kalitesine olan etkilerinin araştırılması amacıyla yapıldı. Bitlis'in Tavan ilçesinde menopoz tanısı alan 30 kadın birey çalışmaya katıldı. Bireyler kapalı zarf randomizasyon yöntemiyle klinik pilates grubu (n=15, ortalama yaş; 51,27±3,52 yıl, vücut ağırlığı; 79,60±11,46 kg, boy; 1,60±0,07 m, VKİ; 30,78±3,33 kg/m2) ve aerobik egzersiz grubu (n=15, ortalama yaş; 48,73±3,71 yıl, vücut ağırlığı; 71,20±11,82 kg, boy; 1,63±0,05 m, VKİ; 26,82±3,90 kg/m2) olarak ayrıldı. 8 hafta boyunca klinik pilates eğitimi haftada 2 defa 40 dakika (5 dk ısınma, 30 mat pilatesi, 5 dk soğuma) grup seansı, aerobik egzersiz eğitimi haftada 2 defa 40 dakika (5 dk ısınma, 30 dk bisiklet, 5 dk soğuma) bireysel seans olarak uygulandı. Çalışma öncesi bireylerin demografik bilgileri ve fiziksel özellikleri kaydedildi. Bireylerin yaşam kalitesi; SF-36 yaşam kalitesi ölçeği (SF-36), menopoz semptomları; Menopoz Semptomları Değerlendirme Ölçeği (MSDÖ), uyku kalitesi; Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), depresyon düzeyi; Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanılarak çalışma öncesinde ve sonrasında değerlendirildi. Çalışma öncesinde grupların fiziksel özellikleri ve değerlendirilen tüm parametreleri benzerdi (p>0,05). Çalışma boyunca klinik pilates grubu fiziksel rol güçlüğü, ruh sağlığı, genel sağlık ve sosyal işlevsellik SF-36 alt ölçeklerinde iyileşme gösterdi (p<0,05). Aerobik egzersiz grubunda ise ağrı SF-36 alt ölçeği haricinde tüm alt ölçeklerde iyileşme gösterdi (p<0,05). Klinik pilates grubunda MSDÖ toplam puan, psikolojik ve somatik alt ölçek skorlarında iyileşme gözlendi (p<0,05), aerobik egzersiz grubunda ise MSDÖ toplam ve alt ölçek puanlarında iyileşme gözlenmedi (p>0,05). BDÖ ve PUKİ skorlarında ise her iki grupta iyileşmez gözlendi (p<0,05). Klinik pilates grubunda gündüz işlev bozukluğu ve uyku latansı PUKİ talt kategorisinde, aerobik egzersiz grubunda ise gündüz işlev bozukluğu ve genel uyku kalitesi PUKİ alt kategorinde iyileşme gözlendi (p<0,05). Değişim farkları ve çalışma sonucunda değerlendirilen tüm parametreler açısından gruplar benzerdi (p>0,05). Klinik pilates egzersizleri ve aerobik egzersizler menopozal dönemdeki kadınların depresyon, menopoz semptomlarının azaltılmasında, uyku ve yaşam kalitesinin arttırılmasında etkilidir. Her iki egzersiz yöntemi bu dönemdeki kadınların bireysel ihtiyaçlarına göre önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Aerobik egzersiz, egzersiz, pilates, menopoz semptomları