İslamcılık
Bu konu başlığı altında 104 tez
Türk siyasal yaşamına etkileri bakımından İslamcılık ve Necmettin Erbakan
Bu araştırmada İslam ve İslamcılık bağlamlarında Necmettin Erbakan'ın Türk Siyasal Yaşamına etkileri incelenmiştir. Türkiye'de ve dünyada İslam'ın siyasal alandaki varlığı incelenirken yapılanın aksine bu araştırmada, İslam ve İslamcılık kendi kaynakları üzerinden incelenmiş ve İslam'ı referans alan siyasal bir lider olarak Necmettin Erbakan da İslami terminoloji üzerinden değerlendirilmiştir. Böylelikle Türk siyasal yaşamında kendisini Müslüman olarak tanımlayan bir lideri, Batılı siyasal terminoloji ile yorumlanmaktan kaynaklanan anlamlandırma ve anlama sorunu çözümlenmeye çalışılmıştır.Bu bağlamda araştırmanın İkinci Bölümünde; ilk olarak İslam'ın peygamber dönemi ile başlayan ve dört halife dönemi ile sona eren siyasal uygulamaları ve kavramları tartışılmış ardından İslam'ın siyasal zeminde araçsallaştırıldığı Emeviler ile başlayan dönem incelenmiştir. Her iki dönem arasındaki temel çatışma noktası, İslam ve siyaset arasındaki araçsal ilişkinin gösterdiği değişim yönünde biçimlenmiştir. Üçüncü Bölüm; İslam'ın siyasal zeminde kazandığı üçüncü varlık biçimi olan ?ideoloji? halini ve bir ideoloji olarak İslamcılığın, üç farklı coğrafyada kazandığı görünümleri konu almıştır. Bununla birlikte bu araştırmanın esas aldığı bir kavramsallaştırma olarak; İslamcılık ve siyasal İslam arasındaki farka vurgu yapılmıştır.Araştırmanın Dördüncü Bölümünde Türkiye'de yaşanan siyasal, ekonomik ve toplumsal değişimle birlikte ve dünyadaki değişime de paralel olarak İslam ve İslamcılığın siyasal alanda nasıl konumlandığı incelenmiştir. Altıncı Bölümden itibaren ise Necmettin Erbakan'ın Türk siyasetindeki varlığı siyasal söylemleri ve pratiği, Türkiye'nin yaşadığı dönüşüme eklemlenerek, İslami terminoloji ekseninde değerlendirilmiştir.Böylelikle araştırmanın çıkış noktasını oluşturan ?Necmettin Erbakan'ın, siyasal İslamcı yerine İslam'ın siyasal yöntemleri?ni kullanmış bir lider olarak tanımlanması gerektiği; 24 Ocak kararlarının yarattığı siyasal ve ekonomik liberalleşmenin, Milli Görüş ideolojisinde değişim yaratmayan ancak Milli Görüş partilerini giderek sistem içine çeken bir nitelik gösterdiği ve son olarak İslam'ın Türk siyasetindeki varlığının, söylem düzeyinde laik sistem ile çelişmesi yanında pratikte laik sistemin varlığını güçlendirmiş olduğu sınanarak ortaya konmaya çalışılmıştır.
1980 sonrası İslamcı dergilerde kadının dini politik dönüşümü
"1980 Sonrasında İslamcı Dergilerde Kadının Dini Politik Dönüşümü" başlıklı tezimiz, giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Tezimizin giriş kısmında, araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi kavramsal çerçevesi, kapsam ve sınırlılıkları hakkında bilgiler bulunmaktadır. Tezimizin ana konusu İslamcılık düşüncesinin kadın meselesine yaklaşımını İslamcı dergiler üzerinden inceleyerek, bu yaklaşıma karşı oluşan yeni mütedeyyin kadın kimliğinin analizini yapmaktır. Çalışmamızın ortaya koymaya çalıştığı temel problem, dini politik olarak İslamcılığın kadın meselesine yaklaşımının altında yatan temel dinamikleri ve aynı zamanda mütedeyyin kadınların İslamcı hareket tarafından bu konumlandırılışlarına karşı oluşturdukları yeni söylem dilinin muhtevasını tespit etmektir. Varsayımımız ise 1980 sonrasında mütedeyyin kadınların "Türk Modernleşmesi" bağlamında yeni bir kadın kimliği inşa ettikleridir. Mütedeyyin kadınların kendi değerleri doğrultusunda moderni dönüştürerek oluşturdukları bu yeni kimlik aynı zamanda "nesne" konumundan "özne" konumuna evrilmelerinin en önemli göstergesi sayılabilir. Bu varsayıma göre dini ve politik kaygılarla toplumsal, siyasal ve ekonomik rol ve görevleri belirlenen mütedeyyin kadınlara dair düşüncelerin bu yeni oluşan söylem dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğidir. Tezdeki temel amacımız ise, temel problem ve varsayımımızı İslamcı dergiler ekseninde temellendirmektir. İslamcı dergiler ve dönemlerin İslamcı aktörlerinin kitap ve köşe yazılarıyla sınırlı tuttuğumuz çalışmamızda mütedeyyin kadınlar için belirlenen rol ve görevlerin dönüşümünü ortaya koymak için dönemsel analiz yöntemini kullandık. Bu analizi gerçekleştirirken Türkiye'de 1980 sonrasında oluşmaya başlayan mütedeyyin kadınların birey olma mücadelelerini incelemeye çalıştık. Bu tez birkaç sonuç ortaya koymaktadır. İlk olarak, İslamcılık düşüncesi tarafından esas rolü "anne", "eş" ve "davaya hizmet", mekânı da "ev" olarak belirlenen mütedeyyin kadınların toplumsal alanda rol ve görevlerini yeniden belirleyerek yeni bir mütedeyyin kadın kimliği oluşturmuş oldukları sonucuna vardık. İkinci olarak ulaştığımız sonuç ise, çoklu modernite teorisi bağlamında moderni içselleştirip kendi temel değerleriyle dönüştürerek oluşturduğu bu modern kimliğin özgül, özgür ve entelektüel bir yapıya sahip olduğudur.
İslamcılıkta kırılma noktaları: Hasan el-Benna ve Seyyid Kutub
Bu tez Mısır' da kurulmuş olan İhvan-ı Müslimin hareketinin lideri olan Hasan el-Benna ile hareketin ideoloğu olan Seyyid Kutub ekseninde, İslamcılık ideolojisinin belirli kavramlar çerçevesinde nasıl dönüşüme uğradığını analiz etmektedir. Çalışmanın amacı doğrultusunda İhvan-ı Müslimin hareketi bir çatı kabul edilerek İslamcılıkta gerçekleşen dönüşüm cihad, cahiliye, demokrasi ve devrim kavramları üzerinden incelenmiştir. İhvan-ı Müslimin hareketi çerçevesinde ele alınan bu çalışmada, İslamcılıktaki dönüşüm Hasan el-Benna ve Seyyid Kutub' un yazılarının yanı sıra İhvan-ı Müslimin'in yapısında da tespit edilmiştir. Ayrıca, Hasan el-Benna açısından ılımlı olan bir takım düşüncelerin Seyyid Kutub'un şahsında keskinleştiği saptanmıştır. Bunun yanı sıra, İhvan-ı Müslim'in kuruluşundan Seyyid Kutub'un vefatına kadar olan zaman diliminde İslamcı bir kimliğin inşa edilmesini ve figürler ekseninde İslamcılığın nasıl dönüşüme uğradığını ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: İhvan-ı Müslimin, İslamcılık, Hasan el-Benna, Seyyid Kutub.
Necip Fazıl Kısakürek'in Büyük Doğu İdeolocya Örgüsü'nün yapısal unsurlarının analizi
Türk siyasal hayatı, çok renkli tartışmalara ve simalara sahne olmuştur. Bu renkli simalardan birisi de Necip Fazıl Kısakürek'tir. Necip Fazıl Kısakürek'in fikirleri ve şiirleri Türkiye'de muhafazakâr ve milliyetçi siyaset geleneklerine sahip çevreler tarafından çok sık kullanılmaktadır. Bunun yanında genelde Türk sağının özelde de muhafazakâr-milliyetçi siyaset merkezlerinin kullandığı siyasal paradigmaların çoğunun kaynağının Necip Fazıl Kısakürek olduğu gözlemlenmektedir. Bu tezde Necip Fazıl Kısakürek'in siyasi hayatı, siyasal fikirleri ve ideal devlet ve toplum düzeni olarak ileri sürdüğü Büyük Doğu Devleti'nin yapısal unsurları analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kavramlar: Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu İdeolocya Örgüsü, Başyücelik Devleti, İslamcılık, Muhafazakârlık, Milliyetçilik
Geleneksel kadın imgesinden kamusal alan tecrübelerine başörtülü kadın
Bu tez Türk modernleşme hareketinin tartışmalı görünümlerinden biri olan "başörtülü kadın"ın kamusal alana katılma sürecini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın bu amacı doğrultusunda ilk modernleşme hareketlerinin başladığı Osmanlı son döneminden 2000'li yıllara kadar geçen sürede yaşanılanlar dönemlere ayrılarak incelenmiştir. İncelemeler sonucunda görülmüştür ki başörtülü kadınların kamusal alanda var olma talepleri yalnızca laik bloğa karşı olmamış dindar hatta İslamcı erkeklere karşı da olmuştur. Bu konuda pek çok tartışma ve çatışma yaşanmıştır. Laik blokmodern toplum yapısını tehdit ettiği gerekçesiyle başörtülü kadını kamusal alanın dışında tutmak istemiştir. Dindar erkekler ise Müslüman bir kadının fıtratına en uygun olanın geleneksel roller (anne ve eş olarak kadın) olduğunu gerekçe göstermişler, yani dinsel gerekçelerle, başörtülü kadının kamusal alanda bulunmasına karşı bazı çekinceler öne sürmüşlerdir. 1980'li yıllarda başörtüsü yasaklarına karşı düzenlenen eylemlerle laik bloğun karşısına çıkmış olan "ikinci nesil örtünen kadınlar", 1990'lı yıllarda İslamcı siyasetin erkekleri ile karşı karşıya gelmişlerdir. 1980'lerde İslamcı hareketin tepkisel tavrının içinde ilerleyen ikinci nesil örtünen kadınlar, 1990'lı yıllarda İslamcı erkeklerin "denetiminden" kurtularak daha sivil bir söylem ortaya çıkarmışlardır. İslamcı erkeklerin kendilerine sundukları geleneksel roller eleştirel bir sorgulama ile ele alınmış; bu rollerin İslam'dan değil ataerkil geleneklerden kaynaklandığı vurgulanmıştır. İslamcı erkekleri eleştirmekten çekinmeyerek bu rolleri reddeden kadınlar, "tebliğ" ve "dava" gibi toplumsal kaygılardan uzaklaşarak daha çok kendileri üzerine düşünmeye başlamışlardır. Nitekim özel ve kamusal alanda karşılaşılan sorunları konuşmak adına pek çok platformun kurulup, konferans ve seminerin düzenlenmesi bu dönüşümün önemli bir göstergesidir
Türkiye'deki İslamcı dergilerde İhvan-ı müslimin hareketinin algılanış biçimleri
Tez konumuzu, İhvan'ı Müslimin'in Türkiye'de yayın yapan İslamcı dergilerdeki algılanış biçimi oluşturmaktadır. Bu çerçevede İhvan'la ilgili fikirlerin Türkiye'ye ne zaman intikal ettiği ve bu faaliyetlerde şahıs olarak kimlerin çabası bulunduğu araştırılmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda tezimiz iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde İhvan'ın İslamcı dergilerde nasıl algılandığının ortaya çıkarılmasında önem arz eden İslamcı dergiler ve İhvan-ı Müslimin Hareketi'nin tarihsel seyri ve gelişimi incelenmiştir. İkinci bölümde ise belirlenen on altı dergi içinde İslamcı dergilerde İhvan algısı araştırılmıştır. İhvan-ı Müslimin, 1928 yılında Mısır'da ortaya çıkmış ve çeşitli İslam coğrafyalarına etki etmiş en önemli dini hareketlerden biridir. Bu hareket içerisinde Hasan el-Benna, Seyyid Kutub, Abdulkadir Udeh, Said Havva gibi şahsiyetler faaliyet göstererek kendi alanlarında birçok eser kaleme almışlardır. Onlar, dönemin Mısır siyaseti içerisinde baskı ve şiddete maruz kalsalar da, ortaya koydukları fikirlerle İslamcılık düşüncesi içerisinde vazgeçilmez isimlerden olmuşlardır. İslamcı dergilerin tarihsel seyrinin, Türkiye'nin siyasi, dini ve sosyal hayatından bağımsız ele alınması mümkün değildir. II. Meşrutiyet dönemiyle birlikte İslamcılık düşüncesinin fikri alanda kendine yer bulduğu söz konusu dergicilik faaliyetleri, Cumhuriyet dönemi reformlarıyla birlikte 1923 yılından 1947 yılına kadar devam edecek olan bir kesinti dönemine girmiştir. 1950 yılında Demokrat Parti iktidarıyla birlikte kısmı demokrasi ortamının sağlanması, İslamcı fikriyatın tekrar yayın yapma alanına kavuşmasını sağlamıştır. Özellikle de Hareket ve Büyük Doğu dergileri hariç tutulursa diğer dergiler bu dönemde başlayan rahatlama ortamı ile yayın hayatına başlamış ve bu alanda ciddi bir çeşitlenme yaşanmıştır. 1960'lı yılların ortalarından itibaren İslamcılık düşüncesinin ivme kazanmasına yönelik yayın faaliyetlerini de etkileyen yeni bir döneme girilmiştir. Tercüme faaliyetleri olarak adlandırılan bu dönemde 60'lı ve 70'li yıllarda Mısır ve Pakistan'da, 80'li yıllarda da İran'da yazılıp Türkçe'ye çevrilen kitapların Türkiyeli okuyucularla buluşması hedeflenmiştir. Tercüme faaliyetleriyle birlikte Hasan el-Benna ile Seyyid Kutub başta olmak üzere Abdulkadir Udeh, Said Havva gibi isimler tarafından kaleme alınan kitapların tercüme edilmesi Türkiye'de dini, fikri, siyasi ve sosyal düşüncede değişimler yaşanmasına sebep olmuştur. Bu amaca hizmet eden en önemli İslamcı dergi Hilal dergisidir. Hilal dergisi bu faaliyetlere öncülük ederek kendi ifadeleriyle Türkiye'deki İslami uyanışa İhvan'ın eserlerinin Türkiye'de tanınmasıyla katkı yapacağını düşünmüştür. Hilal başta olmak üzere İslamcı dergilerin büyük bölümünde, İhvan'ı Müslimin Hareketi'ne yönelik yaklaşımın olumlu olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bunlar arasında söz konusu hareketle bağlantılı olarak tasavvuf, Selefilik, tekfircilik, cahili toplum gibi kavramlara yönelik eleştirilerin olduğu da görülmektedir. Bu doğrultuda Cemalettin Efgâni ve Muhammed Abduh gibi isimler merkeze yerleştirilmiştir. Özellikle İslami Hareket isimli derginin İhvan'ın Efgâni ile ilişkisini reddetmesi dikkat çekicidir. Ayrıca Büyük Doğu dergisi de İhvan'ı, Seyyid Kutub özelinde eleştirilere tabi tutmaktadır.
Arap milliyetçiliği, demokrasi ve İslamcılık arasında Ortadoğu
Ortadoğu, etnik, dini, kültürel birçok çeşitliliği ve önemli bir tarihi içeren bir bölgedir. Bölge üzerinde, demokrasi, din ve Arap milliyetçiliği arasında sürekli bir ilişki söz konusudur. Ortadoğu, İslam diniyle şekillenen bir bölgedir. Ortadoğu'da ki İslami ideolojiler, milliyetçilik ve demokrasiye göre daha baskın ve etkilidirler. Bölge, yaşanan olaylarla, gelişmelerle birlikte, bu üç faktör arasında sürekli bir ikilem yaşamaktadır.
Türkiye'de siyasal İslamcılık, kimlik siyaseti ve muhafazakar demokrasinin toplumsal temelleri: AKP Hükümeti ve kimlik politikalarının değerlendirilmesi
Kimlik, yirminci yüzyılın son çeyreğinden beri sıklıkla tartışılan önemli konulardan biridir. Kimliğin diğer alanlardan ziyade siyasal alanda görünürlüğünü arttırması, kimlik siyaseti denilen bir olguyu ortaya çıkarmış. Böylelikle sınıf siyasetine dayanan bir siyasal anlayıştan kimlik siyasetine dayanan bir siyaset anlayışına geçilmiştir. Türkiye'de kimlik siyasetinin ciddi bir sorun olarak algılanması 1980'li yıllara denk gelmiş ve bu olgu, dinsel bağlamda ortaya çıkan "İslamcı kimlik siyaseti" başlığı altında siyasal tartışma alanını kimlikler alanına hapsetmiştir. Kimlik siyasetinde, "farklılık" üzerine yapılan vurgu, kimlik siyaseti olgusunun daha da pekişmesine yol açmıştır. Bunun yanı sıra dini kimliği ön plana çıkaran İslamcı siyaset, toplumsal ve siyasal bütünleşmeyi de zorlamaya başlamıştır.Osmanlı Devleti ile başlayan dinsel kimlik siyaseti, Milli Görüş Hareketi ve sonrasında, her ne kadar 28 Şubat süreciyle (1997) kesintiye uğrasa da, AKP'nin 2002'de elde etmiş olduğu oy oranıyla farklı boyutlara ulaşmıştır. Kendisini "muhafazakar demokrat" olarak ilan eden AKP, dinsel sembolizmi açıktan, kabaca kullanmaktan kaçınmış ve kendisini demokrat sıfatı ile ön plana çıkarmıştır. Bu çalışmada, 1980 sonrası Türkiye'de daha da belirginlik kazanan kimlik siyaseti ve Siyasal İslam meselelerinin toplumsal temellerini tartışmak ve Siyasal İslam'ın git gide azaldığı yönündeki düşüncelere karşı olarak aslında Siyasal İslam'daki artışını ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır. Bunu yaparken de 2002'den bu yana kendisini muhafazakar demokrat olarak tanımlayarak diğer İslamcı partilerden farklılığını öne süren AK Parti'nin siyasal arenada nerede durduğu ve seçmenleri tarafından nasıl algılanıp değerlendirildiği ve ayrıca günümüzde gelinen nokta da ortaya konmaya çalışılacaktır. ANAHTAR KELİMELER: Siyasal İslam, Kimlik siyaseti, Muhafazakar demokrasi, farklılık, AKP.
1980 sonrası Türkiye'de İslamcılık
İslamcılık düşüncesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun Batı karşısında gerilemeye başladığı bir dönemde, imparatorluğu yeniden eski gücüne kavuşturmak ve Müslümanlara yeniden eski dinamizmini kazandırmak için geliştirilmiş bir düşünce hareketidir. Bu düşünce hareketi, ana referans kaynağı olarak İslam'ı kabul etmektedir. Modern dönemde ortaya çıkmış olan İslamcılık düşüncesi, İslam'ı ana referans kaynağı olarak kabul etmiş; fakat modern düşünceden etkilenmesiyle yeni bir dini yorumu da beraberinde getirmiştir. İslam dinine yeni bir yorum getiren İslamcılık düşüncesi, Türk siyasal hayatı içinde kendisine yer açma çabası içine girmiş ve bunu büyük ölçüde başarmış bir harekettir. Bu çalışma, Türkiye İslamcılığının 1980 sonrası ve günümüze kadar gelen siyasal alan içindeki yerini incelemektedir. 1970 sonrasında Milli Görüş Hareketi ile birlikte siyasal alanda önemli bir ivme kazanan İslamcılık, erken gelen askeri darbe ile birlikte bir sarsılma sürecine girmiştir. 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı siyasal boşluğu, Anavatan Partisi ile Özal doldurmuştur. Özal'ın uyguladığı liberal-muhafazakâr politikalar ve Türk-İslam sentezi düşüncesi, İslami kesim üzerinde bir değişim ve dönüşüm yaratmıştır. Bu süreçte İslamcılığın önü kısmen de olsa açılmıştır. Bu süreçte bazı İslamcı gruplar milliyetçi refleksler göstererek sisteme eklemlenirken; bazı İslamcı gruplar ise, İran'dan gelen bir İslamcı dalga ile yeni arayışlar içine girmiştir. Bir kitle partisi olma yolunda önemli adımlar atan Refah Partisi, bu İslamcı grupları kendisine takviye ederek sistemin merkezine taşıma çabası içine girmiştir. Ancak 28 Şubat post-modern darbesi, İslamcıların Özal ve Erbakan ile elde ettikleri kazanımları yok ederken diğer yandan da kısmen de olsa oluşan İslamcı bilinci akamete uğratmıştır. Akamete uğrayan bu yaralı bilinç, daha sonraki dönemlerde bir melezleşme ve sekülerleşme sürecini de beraberinde getirmiştir. AK Parti iktidarı döneminde İslamcılarda meydana gelen bu melezleşme ve sekülerleşme durumu, İslamcıların bir "rahatlama" ve "sığınma" arayışı olduğunu söyleyebiliriz. AK Parti iktidarı ile yeni bir evrilme sürecine giren İslamcılık, sistemin merkezine taşınmak suretiyle devlet ile bütünleşmiştir. İslamcılık devlet ile bütünleşirken; İslamcılar ise, devlet kadrolarında kendilerine yer bulma arayışına girmiştir. Özellikle son dönemlerde aktüel bir tartışmaya dönüşen İslamcılık düşüncesi; Türkiye İslamcılığını ve onun durduğu yeri anlama çabası olduğunu ifade edebiliriz. Anahtar Kelimeler: İslamcılık, Liberal-muhafazakârlık, Milliyetçilik, Değişim, Sekülerleşme
Geleneksellikten neo-liberal muhafazakârlığa Türkiye'de İslamcılığın dönüşümü
Modern bir ideoloji olarak İslamcılık, belirli bir tarihsel dönemde ortaya çıkmıştır. İslamcılık, toplumun temelleri ve yapısı itibariyle yukarıdan aşağıya İslamileştirilmesini hedeflemektedir. İslami bir devlet ve toplum inşasını amaçlayan İslamcılık, modernlikle olan ilişkisinde, modernliği sorgulamasına karşın onu reddetmemektedir.Türkiye'de 1970'li yıllarla birlikte bağımsız siyasal bir parti etrafında örgütlenen İslamcı hareket, 1990'lı yıllara dek milliyetçi, muhafazakâr ve radikal bir politik güç olarak yükselmiştir. Bu dönemde İslamcılık; öz İslam'dadır, hakikati İslam'da aramak ve İslam'ın altın çağına dönmek gibi politik söylemlere sahiptir. Ancak, 1990'lı yıllardan itibaren İslamcılık, küreselleşme, neo-liberalizm ve ulus-ötesi kapitalizmle bütünleşerek ve önceki ideallerinden vazgeçerek dönüşmüştür. Türkiye'de İslamcılığın dönüşümü, İslamcı hareketin Batı ile olan ilişkisinde açıklık kazanmaktadır. 1970'li yıllarla 1990'lı yıllar arasında İslamcılık, Batı karşıtı bir ideoloji olarak gelişme gösterirken, 1990'larla birlikte ve 2000'li yılların başında İslamcılık dönüşerek Batı siyasal formu olan liberal demokrasilerle bütünleşme çabası içinde olmuştur. Bu nedenle, 2000'li yılların başında muhafazakâr İslamcı iktidar partisi AKP, yeni muhafazakâr hareket olarak politik kimliğini ?muhafazakâr demokrat? olarak ifade etmiştir.Anahtar Kelimeler: İslamcılık, Küreselleşme, Neo-liberalizm, Ulus-ötesi Kapitalizm, Yeni Muhafazakârlık, Dönüşüm
Cihan Aktaş eserleri bağlamında İslamcı kadın üzerine sosyolojik bir araştırma
Bu çalışmanın amacı Cihan Aktaş'ın eserlerinde ele aldığı "İslamcı kadın" olgusunun sosyolojik bir analizini yapmaktır. Birinci bölümde Osmanlı modernleşmesi ve bu bağlamda tartışılmaya başlanılan "kadın" konusu hakkında bilgi verilmiştir. Osmanlı modernleşmesiyle ortaya çıkan "İslamcı tipoloji" içinde yer alan ve modernleşme-batılılaşma ideolojisi arasında kalan "kadının durumu" mercek altına alınmıştır. Akabinde Cumhuriyet Dönemi'nde yeni bir imaj ve rol biçilen "çağdaş" kadın ve bu kadına sağlanan yasal haklar ele alınmıştır. Daha sonra "İslamcılık" ve "İslamcı kadın" kavramlarının Türkiye tarihindeki tanımlanma süreci irdelenmiştir. İkinci bölümde Cihan Aktaş'ın eserleri hakkında bilgi verilmiş ve müellife göre "İslamcı kadın" olgusu incelenmeye çalışılmıştır. "Müslüman kadın"ın konumu ve rolü, Aktaş'ın eserlerindeki değişim ve gerilim noktaları tespit edilerek "İslamcı kadının" politik bağlamı sosyolojik bir analize tâbi tutulmuştur. Ayrıca modernizasyon sürecindeki "İslamcı kadın"ın kamusal alandaki iz düşümleri, geçirdiği anlamsal değişim ve dönüşüm analiz edilmiştir. Bunun yanında Aktaş'ın kadın tipolojileri ele alınmış ve ideal kadın tipolojisi incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Müslüman Kadın, İslamcı Kadın, Cihan Aktaş, Kamusal Alan, İslamcılık, Modernleşme
Türkiye'de islami kadın algısının dönüşümü: Alâ Dergisi üzerinden bir analiz
Türkiye'de 1980 sonrasında İslamcılık bir siyasal hareket olarak yükselmeye başlamıştır. 1990 sonrasında İslami yönü ön planda olan Refah Partisi'nin siyasi başarı elde etmesi, o döneme kadar merkezden uzak konumda olan kesimlerin merkeze hareketinin başlangıcını oluşturmuştur. Merkeze yaklaşma ve 2002 sonrası Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıyla merkeze yerleşme, İslami kesimler için ekonomik yükselişe ve modern yaşam biçimlerine entegrasyona neden olmuştur. İslami kesim için lüks, aşırı tüketim ve modern yaşam normalleşmiş, moda İslami kesimin kadınları için bir yaşam biçiminin göstergesi haline gelmiştir. Âlâ dergi, estetik kaygıların ön planda olduğu, lüks ve tüketime özendiren moda dergilerinin İslami versiyonunu oluşturmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de başörtülü kadınların "görünürlüğünün" normalleşmesi ve İslami kadın algısının dönüşümü Âlâ dergisi örneği üzerinden incelenmiştir. Temel olarak derginin modaya, lüks yaşam biçimlerine, kadının aile ve iş yaşamındaki varlığına bakışı dergide yer alan yazılar, reklamlar ve moda çekimleri aracılığıyla analiz edilmeye çalışılmıştır. Geleneksel İslamcılığın kadına bakışı ile geleneksel İslam içerisinde kadının yeri ve 1980'lerden sonra başörtüsü mücadelesi ile öne çıkan siyasal bir hareket olan İslamcılığın kadına bakışı ve kadının buradaki konumu, Âlâ dergisinde çizilen kadın tipi ile zaman zaman karşılaştırılarak Türkiye'de İslami kadın algısının dönüşümü ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır.
İran İslam Devrimi'nin Türkiye'deki siyasal İslam düşüncesi üzerindeki etkisi
İran İslam Devrimi'nin Türkiye'deki Siyasal İslam düşüncesi üzerindeki etkilerini siyasal ve sosyolojik yönleriyle ortaya koymayı amaçlayan bu tez, iki ülke arasındaki siyasal ve sosyolojik yapıyı ilgili literatür taranarak karşılaştırmalı analiz yöntemiyle incelemeye çalışmıştır. Ortaya çıkan siyasal gelişmeler ise tarihsel bir çerçeve içerisinde sosyal koşullar ve değişim süreçleri dikkate alınarak yorumlanmıştır. Bu çerçevede Türkiye'deki Siyasal İslam'ın fikirsel altyapısı ve buna bağlı olarak faaliyetlerinin 1980'li yıllardan itibaren küresel ekonomi politikalarıyla buluştuğu ve zaman içerisinde sisteme entegre olduğu görülmektedir. Sisteme giderek eklemlenen Siyasal İslam; ekonomik, sosyal, kültürel ve politik alanlarda İslam'ı referans aldığı kadar, çağın gerekliliklerini de dikkate alan bir yaklaşımla faaliyetlerini sürdürmeye çalışmıştır. Buna bağlı olarak Türkiye'de Siyasal İslam düşüncesi demokrasi, çoğulculuk, küreselleşme ve modernleşme süreçleriyle barışık bir yaklaşımı benimserken; İran ise Şiiliğe dayalı, dışa kapalı, radikal bir İslami söylem ve faaliyetleri içeren İslam Devleti modeliyle farklı bir yapı ve yaklaşımı benimsemiştir. Sonuç olarak İran İslam Devrimi İslam ülkeleri için siyasal, toplumsal, ekonomik, hukuksal ve dinsel anlamda ihtiyaç duyulan bir rejim modeli olamamış, Türkiye'deki Siyasal İslamcılar açısından ise bir ütopyadan ibaret kalmıştır. Çünkü Türkiye'deki toplumsal yapı ve değişimin parametreleri sosyolojik ve siyasal anlamda farklı dinamiklere dayanmaktadır.
Sivil toplum kuruluşlarının eğitim, kültür ve sportif faaliyetlere katkısı: Anadolu platformu örneği
Sivil toplum Avrupa‟da halkın kendi haklarını savunmak için ortaya koymuş olduğu bir durumdur. Avrupa‟da ki gibi bir örgütlenme Osmanlı döneminde olmamıştır. Cumhuriyet ile birlikte sivil toplumu üç dönemde değerlendirebiliriz. Tek parti döneminde yaşanan bekleyiş, menderes dönemiyle bağlayan ve 90‟yıllara kadar devam eden bir mücadele ve 2000‟li yıllardaki hızlanma dönemi. Tezimizde Anadolu eğitim ve davet gönüllüleri platformu örnekliğinde sivil toplum kurulumlarının eğitim, kültür ve spor alanlarıyla ilgili neler yapıldığı incelenmiştir. Anadolu platformunun yetkilileri ile yapılan görüşmeler ve yayınlamış olduğu kitaplar taranarak tezin iskeleti oluşturulmuştur. Eğitim alanında tarihi bir hareket olan medreseler incelenerek eğitimdeki sivillik tartışılmıştır. Dünyada gelişen modernleşmenin eğitime etkisi tartışılarak ülkemizde oluşan batı hayranlığına ve bu duruma karşı Anadolu Platformu'nun duruşu özetlenmeye çalışılmıştır. Anadolu platformu yapı itibariyle İslamcı bir hareket olduğu için Anadolu platformunun yaptığı çalışmalar İslamcılık bağlamında değerlendirilmiştir. İslamcılık akımlarının Türkiye‟de sivil toplumun ilerlemesine katkısı yadsınamayacak kadar fazladır. Bu nedenle İslamcı kimliklerin de sivil topluma etkisine değinilmiştir. Türkiye de İslamcı STK'ların kendi kimliklerinin oluşumunda ki çeviri kaynak gelişmeleri önemle incelenmiştir. Anadolu Platformu'nun da bu kapsamda yapmış olduğu faaliyetler değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: Sivil toplum, Eğitim, Kültür, Spor, Anadolu Platformu, İslamcılık.
İslamcılık ekseninde modernleşen Osmanlı İmparatorluğu'nda kadın-erkek eşitliği tartışmaları
Bu tezin amacı bir dönem İslam dünyasını etkisi altına alan İslamcılık akımının Osmanlı Devleti'nde 19. Yüzyılın ikinci yarısından II. Meşrutiyet döneminin sonuna kadar olan süreçte Türk toplumuna etkilerini kadın-erkek eşitliği tartışmaları üzerinden irdelemektir. Araştırmanın toplumsal ve modernleşme sürecine katkısı, her iki cinsiyet içinde tartışılmaktadır. Tez öncelikli olarak bazı temel kavramların açıklanması, ardından da Osmanlı İslamcılığı üzerine kısa bir literatür taraması şeklinde hazırlanarak ortaya çıkarılmıştır. Çalışma hayata geçirilirken dönemin İslamcı aydınlarının fikirleri, Modenleşme ve II. Meşrutiyet dönemi hakkında Türkiye'de yapılmış temel eserler öncelikli olarak kullanılmıştır. Bunun dışında bir takım kavramların Batı ve İslam sentezli olmasından dolayı Türkçe'nin yanı sıra İngilizce kaynaklardan da yararlanılmıştır. Çalışma hayata geçirilirken Osmanlı İmparatorluğu döneminin İslamcı Aydınları olan, Mustafa Sabri Efendi (1869-1954), Musa Kazım Efendi (1858- 1920), Said Halim Paşa (1864-1921) ve Mehmet Şemsettin Günaltay (1883-1961), dönemin İslami söylemini cinsiyetleştiren fikirleriyle öne çıkmışlardır. İslamcı aydınlar kadın sorununu örtünme, çok eşlilik, kadının eğitimi, kadının özel alan/ aile içi görevleri, kadının iş hayatına/kamusal hayata katılmaları üzerinden tartışıp söylem üretmişlerdir. Bu çalışma İslamcılığı değişmeyen, monolotik bir ideoloji görmekten ziyade, kendi içinde çeşitlendiğini göstermesi bakımından da önem arz etmektedir.
Radikal İslamcı söylemin dergilerde yansıması Şûra, Tevhid ve Hicret örneği
Çalışma, genel itibariyle Türkiye'de İslamcılığın 1970-1980 yılları arasında kazandığı çeşitliliği sosyolojik bir yaklaşımdan yola çıkarak anlamaya dairdir. Büyük bir paradigma değişimi olan modernleşmeyle birlikte sosyal hayatta ortaya çıkan soru ve sorunlara İslamiyet'e uygun bir cevap üretme çabası içine girmiş kişi ve grupların oluşturduğu birbirinden farklı söylem alanları mevcuttur. Özel olarak bu çalışmada, İslamcı düşüncenin radikalleşmesindeki etkisini kavramak amacıyla Şûra, Tevhid ve Hicret dergilerinin benimsediği radikal İslamcı söylem "şeriat", "kavmiyetçilik" ve "rejim" kavramları çerçevesinde söylem analizine tabi tutulmuştur. Söz konusu dergilerin dönemi içinde farkı ortaya koyularak İslamcı düşüncenin teşekkülünde taşıdığı öneme dikkat çekilmiştir.
An analysing on Yusuf Akcura's ideas
As a result of the capitalist order and it`s creation the imperialist politics, from the last period of the Ottoman Empire to the historical process of reaching the Republic of Turkey, the mind of the intellectuals in the Ottoman Empire is quite complicated. The fallacy of intellectuals trying to adapt their own traditional structures to the extent that they can learn from various European-originated ideologies reveals an eclectic way of thinking. Naturally, the aim of the intellectuals is to ensure the continuity of the Ottoman Empire and to save the state from this impasse. However, the main problem is that it can not blend intellectual currents come from Europe with their society. In this case, Turkism is the kind that will overcome Islamism and Ottomanism. Turkism, which is a significant contributor to the establishment philosophy of the Republic of Turkey and to the dissolution of the foundations of the new state, has always been a polemical issue in terms of its position. In this study, Yusuf Akçura's ideas, known as the leading Turkist intellectuals and "Father of Pan-Turkism", were tried to be treated objectively with a sociological perspective. Key Words: Yusuf Akçura, Ottomanism, Islamism, Turkism, religion (Islam),society, nationalism, social integration
1867-1878 tarihleri arasında Osmanlı basınında Ali Suavi'nin yeri ve önemi
Çok yönlü bir gazeteci ve Tanzimat aydını olan Ali Suavi; dönemin fikir akımları olan Türkçülük, Ġslamcılık ve Batıcılıktan etkilenmiĢ bir kimsedir. ÇıkarmıĢ olduğu gazetelerde pek çok konuya değinmiĢtir. Bunun yanı sıra, kitapları ve tercüme eserleri de bulunmaktadır. Muhalif bir kimlik olarak karĢımıza çıkan Suavi, Batının ilerlemesinden etkilenmiĢ ve Osmanlı Devleti‟nin o dönemde Batı‟daki geliĢmelerden faydalanması gerektiğine inanmıĢtır. Tenkitleri yüzünden sürgün edilmesinin yanında, yazıları sansürlenmiĢ ve hatta gazetesi kapatılmıĢtır. ÇalıĢmanın konusunu oluĢturan Ali Suavi‟nin Osmanlı basınındaki yeri, yayınlanmıĢ yazıları ıĢığında ortaya koyulmaya çalıĢılmıĢtır. Ayrıca, dikkat çekici farklı yorum ve yazıların yanına bazı değerlendirmeler eklenmiĢtir. Ali Suavi hakkında yapılan çalıĢmaların az olduğu saptanmıĢtır. Özellikle tarihsel açıdan Suavi‟nin değerlendirilmesi yeterli boyutta değildir. ÇalıĢmanın sonunda bahsedilen gazete ve belgelerden alınan metinler ekler kısmında bulunmaktadır.
Kimlik siyasetinin ötesinde Türkiye'de Müslüman-sol: Emek ve Adalet Platformu
Within the scope of this thesis, it was questioned whether the Labor and Justice Platform, conceptualized as Muslim-Left, adopted a politics beyond the politics of identity. In this context, first of all, it was emphasized that Islamist and leftist movements in Turkey were different from those in other Muslim-majority countries, and reasons about that were presented. By reviewing the political history of Turkey on the basis of the state-society relationship, it has been observed that the expression of right-left political distinctions on the basis of identities rather than socio-economic foundations is an important reason. In this context, the positioning of Islamists and leftists as the other to each other prevented Islamists and leftists from acting on a common ground in Turkey until the 2000s. Secondly, a historical and conceptual analysis of Islamist movements in Turkey has been made and classified according to the distinction between protest and emancipatory movements / identity movements. Radical Islamist movements from the late 1960s to the 1990s have been classified as both protest and emancipatory movements and identity movements. The moderate Islamist movement represented by the National Outlook Movement and its parties has been classified as an identity movement. For the Justice and Development Party, the concepts of post-Islamism before 2011 and Muslimism (Muslim Nationalism) after 2011 were used and the Islamist movement it represented was classified as an identity movement. Organizations such as the New Politics Initiative and People's Voice Party that brought together Islamists and leftists in the 2000s, and the Labor and Justice Platform and Anti-Capitalist Muslims that emerged in the early 2010s were conceptualized as Muslim-Left. After that, the Labor and Justice Platform, which was established in 2011 to bring Islamists and leftists together on a common ground, was examined. There is a website that contains a regular archive of discussions, explanations, actions, news and comments about the Platform. For this reason, the website of the Platform was analyzed qualitatively by thematic content analysis method. In this context, the contents shared by the Platform members and the Platform's statements were divided into thematic issues in order to understand the Platform's political thought and attitude. As a result, it has been revealed that the Labor and Justice Platform, as a Muslim-Left movement, goes beyond the politics of identity for two reasons. First, the Labor and Justice Platform has been evaluated in the context of protest and emancipatory Islamist movements, with its structure prioritizing class politics. Secondly, although the Platform prioritizes class politics, it does not subordinate identity politics, adopting the principle of "the identity of the oppressed is not asked". Therefore, they embrace the struggle for justice for all, being aware of the fact that there are those who suffer injustice and discrimination because of their ethnic and religious identities and gender. The attitude of the Platform on this issue has been examined through its approaches, actions, discourses and discussions on the Kurdish issue and gender equality.
The AK Party's ideological shift: From "post-Islamism" to "Muslim nationalism"
Existing literature on Turkish politics emphasizes that Turkey had an authoritarian turn in the second AK Party term (2013 - ). However, existing literature has been silent on discourses of the AK Party's leaders before and after the authoritarian turn. This thesis focuses on discourses of the AK Party's leaders in general elections to examine the AK Party's authoritarian turn and asks "Is there any ideological shift in these two periods and can we follow this shift by considering the discourse of AK Party leaders in general elections (2002-2013, 2013-2018)?" To answer these questions, discourses of the AK Party's leaders are examined in six general elections. Thesis claims the AK Party's authoritarian turn can be seen by considering discourses of party leaders of the AK Party in general elections. This thesis shows that the first period of the AK Party (2002-2013) was a result of post-Islamist ideology that is relevant to Turkey's democratization, the second period (2013-2018) was a result of Muslim nationalist ideology that cause authoritarian turn.
Kemal H. Karpat düşüncesinde toplumsal değişme ve din
Bilindiği gibi toplumsal değişimler kendi iç dinamikleri, zamanın ruhu ve şartları, kültürel kodlar, tarihsel kimlik, dış politika, iktisadi yapı, toplumsal miras vb. faktörler göz önünde bulundurularak değerlendirilir. Kültürel sürekliliği sağlayan en güçlü dinamiklerden biri olan din, toplumsal değişimlerin anlaşılması ve doğru bir şekilde değerlendirilmesinde önemli kavramlardan biridir. Buna bağlı olarak dinin toplumsal değişimlerdeki rolü üzerine yapılan çalışmalar son dönemde artmaktadır. Türkiye'nin son iki asırdaki tarihsel ve toplumsal değişimleri izah edilirken, belirli ideolojik kalıp ve kuramlara hapsolma sorunu yaşanmıştır. Tarihsel veya toplumsal olayları bütüncül olarak ele almak yerine tek bir faktöre veya gerekçeye dayandırarak izah etmek, tarihi olayları veya toplumsal değişimleri anlamaktan uzaklaşıp, onları kendi bakış açınızla ve gerçekten uzak bir biçimde kendi zihin dünyanızda tekrardan inşa etmek gibidir. Kemal H. Karpat, Osmanlı'nın son dönemini incelerken bu bakış açısının sonucu olan problemlere işaret etmiş, toplumların tarihsel kimliklerinden koparılamayacağından hareketle devletin ve toplumun yaşadığı değişimleri, Modernleşme, Batılılaşma, Aydınlanma vb. kavramlar etrafında açıklayan tarih tezlerinin aksine, Osmanlı devlet ve toplum yapısının kendi dinamiklerini siyasal yapı, kimlik, inanç, nüfus, göç ve tabakalaşma gibi çoklu faktörler ışığında inceleyerek farklı bir yorum geliştirmiştir. Bundan hareketle siyasi değişimlere rağmen tarihi ve kültürel sürekliliği öne çıkarmış ve "Cumhuriyet, Osmanlı'nın devamıdır" tezini öne sürmüştür. Karpat düşüncesinde Türkiye'nin modernleşme serüvenini bu süreklilik ve akış olmaksızın düşünmek mümkün değildir. Bu çalışmada, Osmanlının son döneminde toplumsal değişmenin rolü ve bu değişmede dinin faktörü Kemal H. Karpat eserlerinden yola çıkarak ele alınacaktır.
Türkçülerin ve islamcıların kadına bakışı (Ziya Gökalp ve Said Halim Paşa Örneği)
Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş devri olarak adlandırılan ve toplumsal, siyasal ve ekonomik değişimlerin yaşandığı Tanzimat sonrası dönem, aynı zamanda kadın hareketinin ve kadınla ilgili sorunların tartışıldığı bir çağ olmuştur. Böylece toplumu yükseltmek ve ulusal bilinci canlandırmak amacıyla ortaya çıkan İslamcılık, Türkçülük gibi akımların toplumu ilgilendiren meselelerin yanı sıra kadın sorunu ve çözüm yolları üzerinde de çalışmalar yaptıkları bilinmektedir. Özellikle kadının toplumdaki ve ailedeki rolü ve dönemin kadın hareketi yoğun olarak tartışılan konulardandır. Bu nedenle araştırmamız Osmanlı Devleti'nin son dönemindeki kadın sorununu kapsamaktadır. 19. Yüzyıl Osmanlı fikri akımlardan Türkçülük ve İslamcılığın kadına yaklaşımı, Ziya Gökalp ve Said Halim Paşa'nın düşünceleri üzerinden değerlendirecektir. Türkçülüğün temsilcilerinden olan Ziya Gökalp, Eski Türk toplumlarını örnek göstererek kadının sosyal hayatta etkin bir rol üstlenmesi gerektiğini ileri sürerken; İslamcılığın temsilcilerinden olan Said Halim Paşa ve ise sorunun İslam'ın çizdiği yoldan gitmek suretiyle çözülebileceğini savunmaktadırlar. Anahtar kelimeler: kadın, toplumsal rol, eşitlik, Türkçülük, İslamcılık, Ziya Gökalp, Said Halim Paşa
Tarihsel süreçte Cemâat-i İslâmî
Cemâat-i İslâmî, Güney Asya'da ortaya çıkan en etkili ve en önde gelen İslâmî hareketlerden biri olarak, Ağustos 1941'de, Hint alt kıtasında, Seyyid Ebu'l-A'lâ el-Mevdûdî'nin daveti üzerine yetmiş beş delege tarafından İslâmî dirilişi başlatmak üzere Pakistan'ın Lahor şehrinde kuruldu. Bu çalışmada, Cemâat-i İslâmî'yi oluşturan amilleri, Cemaat-i İslâmî'nin teşekkül sürecini, oluşumunun hangi koşullar altında şekillendiğini, teşkilat yapısını, taraftarlarının fikirlerini, Müslüman dünyasındaki yerini, mezheplere bakışını, Mevdûdî ve ondan sonra başa gelen liderlerini ve Cemâat-i İslâmî'nin diğer organizasyonlarını ele alarak İslami ihyâ hareketleri içerisinde Cemâat-i İslâmî'nin tesirini ortaya koymaya çalıştık. Ayrıca Cemâat-i İslâmî'nin Pakistan siyasetine iştiraki, etkileri, diğer siyasi partilere karşı rekabeti, devlete karşı politikası, devletin Cemâat'e yaklaşımı da üzerinde durulması gereken önemli konular arasında yer almaktadır. Bütün bu tarihi süreç incelenirken öcelikle Cemâat-i İslâmî'nin çağdaş dini bir akım olarak yerini belirlemede şu noktalara dikkat ettik: Onun din ve siyasete yaklaşımı, din ve siyaset ilişkisini nasıl ortaya koyduğu, idealleri ile onu gerçek hayata yansıtma şekli, diğer çağdaş dini akımlar arasındaki yeri, kendi ideolojisiyle çeliştiği konuların tespiti ve Cemâat'in gelişen olaylarla birlikte değişim ve dönüşümünün belirlenmesi.
Harputlu Beyzade Ali Rıza Efendi'nin felsefi görüşleri
Harputlu Beyzade Ali Rıza Efendi, son dönemlerde yaşayan alimlerdendir. Anadolu'nun önemli ilim ve kültür merkezlerinden biri olan Harput'ta öğrenimini tamamladıktan sonra müderrislik yapmıştır. Yüksek başarı ve gayretlerinden dolayı takdir toplayan Harputlu Beyzade Ali Rıza Efendi, dönemin en önemli ilim merkezlerinden biri olan Harput'ta sonra insanları aydınlatmak için uğraş vermiştir. Bu konuda eserler vermiş şüpheler hususunda görüşler serdetmiştir. Çevrede oldukça etkili olan Beyzade Efendi, her fani gibi vefat etmiş ve Harput'a defnedilmiştir. Anahtar Kelimeler: İslamcılık, Harputlu Beyzade Efendi, Osmanlı.