Islamism
127 theses under this subject heading
Soğuk savaş döneminde Türkiye'deki siyasal İslamcılık hareketinin dış politika söylemlerinin hidayet romanları üzerinden incelenmesi
Türkiye Soğuk Savaş Döneminde, resmi bir politika olarak Batı Bloku ittifakı içinde yer almıştır. Diğer taraftan ülke içindeki siyasi hareketler kendi ilke ve menfaatleri çerçevesinde iki kutuplu uluslararası sisteme dair bir dış politika söylemi geliştirmişlerdir. Önce 1946 sonrası gelişen demokratik siyasi ortam ve ardından 1960 sonrasında genişleyen sivil özgürlükler sebebiyle bu söylemler daha görünür hale gelmişlerdir. İslamcılık, Türkiye'nin en eski ve etkili siyasi hareketlerinden biridir. Batıya karşı tepkisel gelişen ama batı değerlerini eklektik olarak alan İslamcı düşünce Cumhuriyetin ilanı sonrasındaki seküler inkılap süreci ile akademik ve resmi alandan çekilmiştir. Roman edebiyat türleri içinde en siyasal olan türlerden biridir. Bir kurgu bağlamında okura siyasal mesaj vermek hem etkili hem de adli açıdan güvenli bir metottur. 196o sonrasında yazılan hidayet romanları dönemin İslamcılık düşüncesi için birer propaganda ve doktriner eğitim aracıdır. Kitle medyası işlevi gören bu romanlar okuyucuyu İslamcı ideoloji etrafında toplumsallaştırmıştır. Her siyasi propaganda metni gibi hidayet romanlarında da savunduğu ideolojinin dış politika söylemi bulunmaktadır. Bu tezde, "Soğuk Savaş Dönemi Türkiye İslamcılığının dış politika söylemi nasıldır" sorusu, hidayet romanları üzerinden yapılan söylem ve metin incelemesi metodu ile incelenmiştir. Tezin sonunda iki çok satan hidayet romanı; Minyeli Abdullah ve Oğlum Osman romanları geliştireln tez çerçevesinde incelemeye tabi tutulmuştur.
Türkiye'de İslamcı düşüncenin tarih algısı ve Tanzimat Dönemi eleştirisi
Tanzimat Reformu Dönemi, Osmanlı-Türk modernizmi açısından en önemli dönüm noktalarından biridir. 3 Kasım 1839'da Mustafa Reşit Paşa'nın Gülhane Parkı'nda okuduğu fermanla başlayan dönem, Osmanlı'daki sosyal hayatı derinden etkilemiştir. Bu değişim sürecinin Osmanlı geleneksel yaşam anlayışında gedikler açmaya başlaması, Genç Osmanlıların tepkisine yol açmıştır. Batılılaşmayı köklerden kopuş olarak değerlendiren bu aydınlar, geleneksel değerlerin korunması gerektiğini vurgulamışlardır. Temelleri bu dönemde atılan İslamcılığın daha belirgin hale gelmesi II. Meşrutiyet Basını ile olmuştur. Batıcı düşünceler karşısında geleneksel yapıyı koruyarak ilerlenmesi gerektiğini savunan İslamcı aydınlar; sosyal, kültürel ve siyasal alanlara yönelik önerilerini de dile getirmişlerdir. Cumhuriyet'in ilanından sonra yaşanılan derin değişim ve dönüşüm, İslamcı aydınların daha büyük reaksiyonuna yol açsa da tek parti döneminde baskılanmışlardır. Çok partili siyasal rejime geçildikten sonra özellikle Necip Fazıl'ın Büyük Doğu Dergisi, İslamcıların zihniyet dünyasının biçimlenmesinde ve tarih algılarının oluşmasında etkili olmuştur. 1980'li yıllarda askeri rejimin oluşturduğu baskı atmosferinde de yayınlanmış olan İslamcı dergiler aynı selefleri gibi, Cumhuriyet dönemi reformları ile olan mücadelelerini Tanzimat sürecinden itibaren başlattıkları Batılılaşma karşıtlığı üzerinden yapmışlardır. 1980'li yıllardan sonra İslamcı yayın organları çerçevesinde görüşlerini ortaya koyan Türkiye İslamcılığının tarih algısı da, aslında bir kimlik inşasının yanında, güncel problemlerin çözülmesi ve özellikle Osmanlı'daki batılılaşma serüveninden günümüze deneyimlenmiş olan yargı ve bilgiler üzerinden şekillenmiştir. Yapmış olduğumuz bu çalışma ile cumhuriyet dönemi İslamcı hareketin batılılaşma sorununa yaklaşımını irdeleyeceğiz.
Türkiye'deki dindar feministlerin toplumsal cinsiyet hakkındaki görüşleri
Bu çalışmada Türkiye'deki Dindar feministlerin toplumsal cinsiyet hakkındaki görüşleri belirlenmeye çalışılmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden olgubilim desenine uygun olarak yapılan çalışmada, veri toplama aracı olarak literatür ve uzman görüşleri doğrultusunda oluşturulan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Çalışmanın katılımcılarını, kendisini Dindar/Müslüman Feminist olarak tanımlayan sekiz aktivist ve yazar kadın oluşturmaktadır. Çalışmada elde edilen veriler, içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Çalışma neticesinde önemli bulgular elde edilmiştir. Katılımcılar bulgulara göre "feminizm" kavramını "Haksızlığa ve eşitsizliğe karşı mücadele, eşitlik, hak ve özgürlük hareketi, ataerkil sisteme direnmek" gibi ifadelerle tanımladıkları, Dindar feminist kavramını ise "hem Müslüman hem feminist, kadınların taleplerini İslam'a uygun şekillendirme, feminist bakış açısıyla Kur'an-ı Kerim'in yorumlanması" olarak tanımladıkları görülür. Çalışmada Dindar feministlerin özellikle İslam'a temel oluşturan kaynakların, ataerkil bakış açısıyla yorumlanmasından kaynaklı kadının değersizleştirildiğini, ancak Kur'an-ı Kerim ve Hadislerin kadın bakış açısıyla yeniden yorumlanması halinde kadının İslam dinindeki gerçek değerinin anlaşılabileceğini savundukları görülmüştür. Katılımcıların çoğunun aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliğini savundukları, LGBTİ+ gibi farklı cinsel yönelime sahip bireylerin haklarını insan hakları ve özgürlük mücadelesi bağlamında savundukları, cinsel yönelime uygun yaşamanın kişisel tercih olduğunu ve buna müdahale edilmemesi gerektiğini belirttikleri görülmüştür. Ayrıca LGBTİ+'lı bireylerin hak ve özgürlükler bakımından diğer bireylerle eşit görülmesi gerektiğini, dolayısıyla onlarında aile kurma ve tercihlerini özgürce yaşama haklarının olduğunu vurguladıkları görülmüştür. Çalışmanın neticesinde, bazı İslami meselelerin yorumunda geleneksel İslam'dan kopuşların olduğu, yine bazı İslami meselelere bakışta marjinal bir dönüşümün yaşandığı görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Feminizm, Dindar feminizm, Toplumsal cinsiyet.
Türkiye'de uç sağ dergilerin CHP'ye bakışı: 1971-1980
Bu tez, 1970'lerde Türkiye'deki uç sağ partiler MHP ve MSP'nin ana yayın organları olan, sırasıyla Devlet Dergisi ve Millî Gazete'nin, CHP'ye yönelik eleştirilerine odaklanmaktadır. Bahse konu dönemde artan ve gençleri içine çeken sağ-sol kavgası, ülkede ideolojik anlamda büyük bir kutuplaşma ortaya çıkarmıştır. 1970'lerde sağ ve sol, siyasette, sokaklarda, dergi ve gazete gibi platformlarda sıklıkla birbirleriyle tartışma içine girmektedir. Solun vatandaşlar arasındaki ekonomik eşitsizliklere getirdiği eleştiri ve hayatın birçok alanında arzuladığı değişime karşı sağ, mevcut yapıyı korumayı, millî ve geleneksel değerlere sahip çıkmayı vurgulamıştır. Özellikle 1972'den itibaren Bülent Ecevit'in genel başkan olmasıyla birlikte CHP, sağın gözünde sosyal demokrat, orta sol bir partiden, bütünüyle sol ve komünizmle yakın ilişkisi olan bir partiye dönüşmüştür. Ecevit CHP'sinin birinci çıktığı seçimler ve akabinde Ecevit lehine birtakım gelişmeler sağı huzursuz etmiş, memlekete komünizmin gelmekte olduğu hissine kapılmalarına sebep olmuştur. Sağ partilerin önemli mensupları ve aydınları, ülkenin kötü gidişatına, anarşiye ve CHP'ye yönelik eleştirilerini çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlamış, endişelerini belirtmişlerdir. Bu çalışmada 12 Mart 1971'deki Askeri Muhtıra'dan 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'ne kadarki süreçte uç sağ partiler olarak tanımlanan MHP ve MSP'nin yayın organları olarak nitelendirilebilecek ele alınmış, bu yayınların CHP'ye ve dönemin siyasi gelişmelerine yönelik eleştirilerine odaklanılmıştır. Bu doğrultuda, bu tezde MHP'nin 1970'lerde CHP'yi komünist bir parti olmakla itham ederek ve CHP'yi sokaktaki anarşinin baş sorumlusu olarak nitelendirmesi vurgulanmış, bu yorumlar MHP'nin ana yayın organı olan Devlet dergisinden alıntılar ile desteklenmiştir. MSP ise CHP'yi komünist bir partiden ziyade bir sol parti olarak görerek yine tepkisini göstermiş, ancak MHP kadar sert davranmayarak 1970'lerin yarattığı koalisyon hükümetlerine uygun hareket ederek siyasi çıkarlarını gözetmeyi de ihmal etmemesi MSP'nin yayın organı olan Millî Gazete'den yazılar ile açıklanmıştır. Anahtar Sözcükler Uç Sağ, Milliyetçilik, İslamcılık, Devlet Dergisi, Millî Gazete, CHP, Sol.
1945-1960 döneminde Türkiye'de İslami canlanış: Dergiler ve söylemler
Cumhuriyet Dönemi Türk düşünce tarihine katkı sağlaması umulan bu doktora tezinin amacı, 1945-1960 yılları arasındaki İslami canlanma atmosferinde kendilerini millî ve dinî değerler üzerinden tanımlayan ve kendileri için zaman zaman dindar-milliyetçi ya da mukaddesatçı isimlendirmelerini kullanmış bir grup dergi ve aktörün ürettikleri milliyetçi ve maneviyatçı içeriği analiz etmek ve bu içeriği besleyen unsurlar üzerinde argümanlar oluşturmaktır. İslam düşüncesinin 1960 sonrasında tercüme hareketleri ile kazandığı evrensel çizgisinden farklı olarak 1945-1960 arasında milliyetçilik ile ne şekilde iç içe geçtiği bu tezin cevabını aradığı sorulardan biridir. Diğer yandan "maneviyatçılık" gibi genel bir başlığın altında hangi alt başlıkların yer aldığı sorusu da cevabı aranacak diğer bir problematiği oluşturmaktadır. Bu çerçevede ele alınan on beş periyodik yayın hakkında ansiklopedik bilgiler, yazar kadrosu ve milliyetçi-maneviyatçı yönelimlerinin analizi tezin güzergâhını belirlemiştir. Çalışmada geniş bir dergi arşiv taramasının yanı sıra Cumhuriyet Arşivi, Meclis tutanakları, kanun maddeleri ve anılardan da faydalanılmıştır. Çalışmada doküman analizi metodu ve yer yer niceliksel bir çizgi takip edilmiştir. Öncelikle konu kapsamına alınabilecek yazılar tespit edilmiştir. Bir yandan dergilerde görülen milliyetçilik türü analiz edilirken diğer yandan bu görüşleri serdeden başlıca yayınlar ve aktörlerin genel profilleri çıkarılmıştır. Bu resim ortaya çıkarılırken tasvirî olmakla yetinilmeyip dergilerin milliyetçi ve maneviyatçı tonunu belirleyen nedenler sorgulanmıştır. Milliyetçiliği besleyen muhtemel nedenler arasında dönemin aydınlarının dinî içerikli bir milliyetçiliği doğal bir biçimde kimliklerinin bir parçası olarak görmeleri ve dönemin komünizm karşıtlığı gibi hususlar gözlenmektedir. Maneviyatçı söylemlerinin arkasında ise dönemin bir önceki dönem İslamcılık düşüncesinden farklı olarak "devleti kurtarmak" değil "bireyi kurtarmak" dönemi oluşu ve dergiyi çıkaran kişilerin felsefi ve tasavvufi yönelimleri rol oynamış görünmektedir. Mukaddesatçı olarak nitelenen bu grup şüphesiz kendi içinde farklılıklar barındırmaktadır. Bu çalışmada önemli görüş farklılıkları göz ardı edilmeden, ortak tema ve yaklaşımları olarak milliyetçilik ve maneviyatçılık başlıkları ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: İslami canlanma, Çok Partili Dönem, mukaddesatçılık, İslamcılık, Türk milliyetçiliği, maneviyatçılık, komünizm karşıtlığı.
Dava, hegemonya ve ünlüler: Şöhret çalışmaları perspektifinden 90'lı yıllarda İslamcı kamuoyu
Türkiye'nin 1980'li yıllarda yaşadığı ekonomik dönüşümle beraber şekillenen toplumsal yaşamında ürünler, vitrinler ve kimlikler yaşamın temeli haline gelmiştir. Benzer şekilde basın yayın alanında gözlenen patlama da hem imajlar yaratmış hem de yaratılan imajların tüketimini sağlamıştır. Bu hareketlilik içerisinde sürekli göz önünde bulunan ünlüler de dolaşımın bir figürü olarak daha aktif bir rol edinmişlerdir. Artık ünlüler kanaat önderleri haline gelmiş, toplumun kültürünü şekillendirmenin, merkezi ele geçirmenin ve popülerlik kazanmanın da bir aracı olmuşlardır. Türkiye'nin bu yıllarda yükselişe geçen ve dönemi şekillendiren aktörlerinden İslamcı siyaset figürleri ise bu noktada hem ünlülerden bir kanaat önderi yaratmış hem de ünlüleri özel televizyon ve radyolardan yararlanarak reklamlarının ve hegemonya mücadelelerinin parçası kılmıştır. Bu çalışmanın amacı, 90'lı yıllar özelinde İslamcı siyaset figürlerinin ünlülerle olan ilişkini şöhret çalışmaları alanının terminolojik ve yöntemsel katkıları ışığında ele almaktır.
Din-bilim ilişkisi bağlamında mûcize (Ferîd Vecdî örneği)
XIX. ve XX. yüzyıllarda batılıların akıl-din arasında çatışma olduğu iddialarına ve İslâm'a yönelik eleştirilerine karşı İslâm âlimlerinin dini yorumlarken aklı önceleyerek batılılara İslâm'ın akılla uyumlu olduğunu ispatlama gayreti içinde olduğu bilinmektedir. Bu amaçla başta Allah inancı olmak üzere nübüvvet ve mûcize meselesi gibi kelâmî konular aklî verilerden yararlanılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Ancak bu dönemde mûcize hakkındaki bazı açıklamalar onun "olağanüstülük" ve "âciz bırakma" özelliklerine gölge düşürmüştür. Bu çalışmada XIX. ve XX. yüzyıldaki mûcize anlayışı, Mısırlı düşünür Ferîd Vecdî merkeze alınarak karşılaştırmalı bir şekilde incelenmiştir. Birinci bölümde dönemin özellikleri ve Ferîd Vecdî'nin hayatı ile yaşadığı dönem ele alınmış, ikinci bölümde klasik dönem mûcize anlayışı incelenmiş, üçüncü bölümde ise bu anlayışın XIX. ve XX. yüzyıllarda nasıl değiştiği Ferîd Vecdî'nin görüşleri üzerinden karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Ferîd Vecdî, mûcize, hârikulâde, nübüvvet, İslâm, bilim, nedensellik.
Siyasi söylem ve araçsallaştırma: Kemalizm ve İslamcılık'ta idealize edilen kadın imgeleri
This thesis aims to evaluate the post-1980 hegemonic strugglewithin Turkey in the context of Islamist-Kemalist polarization through examining the idealized female images of these two groups. Women has been instrumentalized as a carrier and token of Republican ideals ever since the foundation of the Republic in the 1920s. I aim to investigate how the ideal Kemalist female image and the ideal Muslim/Islamist female image have been instrumentalized in the post-1980 period and in what ways the instrumentalization of these images have not remainedsolely as signifiers of group ideals but have also been used for the social exclusion of women refusing to conform to these ideals through discourse and oppression, as it happened in the case of the headscarf ban. Islamist groups' – which have risen in terms of visibility and political activism in the post-1980 period – idealization of Muslim/Islamist women as an example of "true Islam"and as the means to challenge secularism and the top-down imposition of Kemalist modernity is examined. It is argued that, despite their notable differences, the Kemalist and Islamist discourses' have internalized and reflected similar traditional-patriarchal patterns of behavior in their treatment of women. How these idealized female images are utilized not only in treatment of out-group women but also used in in-group challenges as well and the importance of overcoming these bidirectional exclusion practices are addressed.
Müslüman kadınların deneyimlerinde mekânın ve duyguların rolü: Hanımlar İlim ve Kültür Derneği (HİKDE)
This thesis examines how "Muslim women" in Hanımlar İlim ve Kültür Derneği (HİKDE), which is regarded as a pioneer association in the process of Muslim women's activities in Turkey, define and give meaning to their experiences through the debates of Islamism and the public sphere in Turkey. It is revealed that although their main motivation and reference sources are Islam, women reject "Islamist" discourse attributed to them for the reason they find it political and also believe that their activities have meaning beyond any discourse, hence define themselves as just "Muslim women". This thesis also reveals the meaning and role of space and emotions in the activities of women. It is argued that for Muslim women, being in action which is regarded as a necessity in Islam, requires a space understanding beyond public/private dichotomy. While space is seen as a tool for carrying out their actions, at the same time as a historical madrasa building it corresponds to a representational space where Islamic practices are fulfilled and the understanding of waqf is maintained. In addition, it is claimed that this association is the embodiment form of women's emotions that encompass their actions and play a crucial role together with affective atmosphere that is created through certain objects and subjects. For this thesis, a fieldwork is conducted including in-depth interviews, focus groups, and participant observations. Moreover, the content analysis of the Şadırvan Journal which was published in the first years of the association, and the analysis of other written and visual materials are included.
A critical consideration of nationalism, in conjunction with Islamism, in the case of Mehmet Akif Ersoy
This thesis analyzes the forms of nationalism ideology and its relation with religion on the ground of the Islamism ideology in the last century of the Ottoman Empire. After the Second Constitutional Monarchy Ottoman Empire experienced a social and religious awakening after the loss of the territorial lands. The effects of the imperial decline are obviously seen among Turkish intellectuals and writers during the collapse of the Ottoman Empire. As a result of the destructive effects of the war, ideological developments emerged among Ottoman Muslims in the wake of the salvation of the Ottoman Empire. Mehmet Akif Ersoy as a so-called national anthem writer considered a prominent name in the defense of national struggle mostly narrated within his epic vision and patriotic sense of his poems. In order to describe the situation of this era, the thesis focuses on the conceptualization of nation and Islam in the sense of national anthem writer Mehmet Akif Ersoy. However, Akif's consideration of nationalism observed changes in parallel to the socio-political experiences, his concept of nationalism and religion that meet in a synthesis needs explanations and clarifications around the debates of nationalism in the early years of the Turkish Republic. This thesis also suggests that Mehmet Akif as a name that has come to the fore with its national and religious identity should be questioned for his role in raising national awareness.
Said Halim Pasha'nın "İslam'da Teşkilat-ı Siyassiye" adlı eseri bir analiz ve çeviri
Despite being one of the Ottoman Empire's last grand viziers and a prominent Islamist intellectual, Said Halim Pasha has long been an underrated figure. I will provide a critical translation of Said Halim Pasha's essay Islam'da Teşkilat-ı Siyasiyye, based on the French original, while taking note of the existing Ottoman and English translations. I will then move to an analysis of the text, where inspired by the Cambridge School of intellectual history, I will attempt to answer the question "What did Said Halim Pasha intend to do with "Islam'da Teşkilat-ı Siyasiyye" and how can we understand his intention within the context of preceding and contemporary discourses?" Despite usually being understood as a "traditionalist," I will argue that Said Halim Pasha should largely be understood within a late Ottoman attempt to create an Islamic modernity, that is an alternative or negotiated "modernity." Specifically within the context of a growing positivism which posited a contradiction between science and religion, Said Halim Pasha intended to create what he saw as scientific grounds for the Sharia's sovereignty to form the basis for a representative and modern Islamic state.
Türkiye'de İslamcılık ve kalkınma ilişkisi: Milli Görüş Hareketi
Kalkınma düşüncesi, ilerleme, gelişme, büyüme ve modernleşme kavramlarının ideolojik düzlemde yeniden üretilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Azgelişmiş olgusundan hareketle tanımlanan kalkınma kavramının düşünsel ve tarihsel arka planı, gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşmaktır. Azgelişmiş bir ülke olarak Türkiye'de, kalkınma tartışmaları nasıl bir kalkınma olacağı problematiği üzerinden farklı siyasal hareketler tarafından tartışılmıştır. Siyasal bir hareket olarak ilk defa Osmanlı İmparatorluğu'nda ortaya çıkan İslamcılık, Cumhuriyet döneminden sonra 1960'larda kalkınma söylemi ile farklı bir siyasal alanı oluşturmuştur. Mili Görüş Hareketi olarak adlandırılan Siyasal İslamcı hareketin ideolojik çizgisini kalkınma düşüncesi belirlemiştir. Bu bağlamda kalkınma düşüncesinin Milli Görüş Hareketiyle yakın ilişkisi vardır. Milli Görüş Hareketi, maddi kalkınma, manevi kalkınma, Adil Düzen ve sürdürülebilir kalkınma düşüncesiyle birlikte azgelişmişlik sorununa ve modernleşme hareketlerine alternatif çözüm arayışının bir ürünüdür. Buradan hareketle çalışmamızın amacı Milli Görüş Hareketi'nde kalkınma söyleminin tarihsel ve maddi koşullar bağlamında incelenmesidir. Anahtar Kelimeler : Kalkınma, İslamcılık, Necmettin Erbakan, Milli Görüş Hareketi, Maddi ve Manevi Kalkınma, Adil Düzen.
Türkiye modernleşmesi ve İslamcılık düşüncesi; Ehli Sünnet dergisi örneği
Bu çalışmada Türkiye'nin modernleşme süreci, dönem içinde ortaya çıkan fikir akımlarından olan İslamcılık akımı bağlamında ele alınacak, ayrıca İslamcı düşünürlerin Türkiye modernleşmesini nasıl okudukları ortaya koyulmaya çalışılacaktır. Dönemin en önemli düşünce paylaşım platformu olan dergileri, İslamcı düşünürler de etkin bir şekilde kullanmış ve görüşlerini bu şekilde ifade etmişlerdir. Bu sebeple çalışmanın bir süreli yayın üzerinden yapılması uygun görülmüştür. Çalışma için de, tek parti döneminin sonu ile çok partili dönemin ilk yıllarını kapsayan aralıkta çıkan ve İslamcı bir dergi olan Ehli Sünnet Dergisi tercih edilmiştir. Ehli Sünnet Dergisi 1947-53 yıllarında İslamcı, Kürt bir düşünür olan Abdurrahim Zapsu tarafından İstanbul'daki memuriyetini yürütürken özellikle çocuklara ve gençlere dinî bilgiler verilmesi yanında din aleyhtarlarına karşı yayın yapmak üzere toplamda 140 sayı olarak neşredilmiştir. Çalışma Türkiye modernleşmesini, Ehli Sünnet Dergisinde ortaya koyulan İslamcılık düşüncesi üzerinden anlamaya yönelik bir çaba olup; sonuç kısmında ise derginin yayın hayatı boyunca Türkiye modernleşmesine tepkileri ve varsa katkıları tartışılacaktır. Anahtar Kelimeler : İslamcılık, Modernleşme, İslamcı Dergi, Ehli Sünnet Dergisi, Abdurrahim Zapsu
Nuri Pakdil'in denemelerindeki kavramlar
Bu çalışmanın asıl amacı, halen hayatta olan şair, dergici, yazar ve düşünür Nuri Pakdil'in, deneme türünde yazmış olduğu eserlerinde kullandığı alışılagelmişin dışında kendine has kelime, kavram ve tamlamaları detaylı bir şekilde inceleyerek semantik bir çalışma ortaya koymaktır. Çalışmanın kapsamını, Nuri Pakdil'in deneme türünde yazdığı eserlerinin yanı sıra, yazarın diğer türlerdeki eserleri ve Pakdil hakkında yazılan literatür oluşturmaktadır. Nuri Pakdil'in kullandığı kavramlar, betimsel analiz yoluyla oluşturulan tematik çerçeveye dâhil edilerek tanımlama ve yorumlama süreçleriyle incelenmiştir. Bu anlamda yöntemimizde kapsamlılık ve nesnellik hareket noktaları olacaktır. Çalışmamızın sonunda elde ettiğimiz bulgular şunlardır: Nuri Pakdil, son dönem Türk düşünce ve edebiyatında kendine has bir duruş ve söylemi olan bir yazar ve düşünürdür. Onun için kelime ve kavramlar, düşündürmekten çok eyleme geçirici özellikleriyle yazarın anlam yüklediği, bilinç taşıyıcılarıdır. Çünkü Pakdil için yazmak, ideolojik ve sosyal yönden, içinde bulunmaktan rahatsız olduğu hayatı, hatta dünyayı uyarılmış ve öfkeli bir bilinçle değiştirip dönüştürmek için sahip olduğu, tek evrensel araçtır. Nuri Pakdil, düşüncelerini ifade ederken seçtiği söylemle eskiye itibar etmez, daima yenilik peşindedir. O kullandığı kavramları, kendi düşünce dünyasındaki karşılıklarıyla kullanarak onlara yepyeni çağrışımlar ve anlamlar yükler. Pakdil, Batılılaşma ve yabancılaşmaya karşı hesaplaşmasını estetik bir söylem ortaya koyarak, sömürüye uğrayan tüm halklar için bir çözüm olan yerli düşünceyi, evrensel bir ideal olarak sunmuştur. Ortaya koyduğu düşünce ve eserlerinin yanında, İslami anlamda ilkesel tavır ve söylemleriyle de dikkat çeken Nuri Pakdil, yeterince anlaşılmamış ve bazı çevrelerce yadırganmıştır. Anahtar Kelimeler: Nuri Pakdil, İslamcılık, deneme, kelime, kavram.
Türkiye'de milliyetçi ve İslâmcı dergilerde Japon imgesi, 1939-1989
Bu tezin amacı, 1939-1989 arasında Türkiye'de milliyetçi ve İslâmcı dergilerde Japon imgesini incelemektir. Türkiye'de Japonlara atfedilen imgelerin sadece Batılılaşmadan modernleşme ile ilgili olduğu ileri sürülmüştür. Aslında Japonlara atfedilen imgeler oldukça zengindir. Tezin konusunu milliyetçi ve İslâmcı dergilerde Japonlara atfedilen imgeler oluşturmaktadır. Tezin kapsamı 1939-1989 arasında çıkmış milliyetçi ve İslâmcı dergilerle sınırlı tutulmuştur. Milliyetçi ve İslâmcı dergilerin işlediği Japon imgeleri arasındaki benzerlik ve farklılıkların işlendiği tez, aynı zamanda dergilerin imgebilim açısından yeterli veri sunan kaynaklar olduğunu göstermeyi amaçlamıştır. Milliyetçi ve İslâmcı dergilerde Japonlara atfedilen imgeler şu şekilde kategorize edilebilmektedir: Adanmış savaşçı, Garplılaşmış Asyalı, Garplılaşmadan muasır, manevi örnek, erişilmemiş ideal, Almanya'nın ikizi, tavizsiz milliyetçi, Müslüman adayı, örnek kadın. Bu tezin iddiası, milliyetçi ve İslâmcı yazarların Türk modernleşmesinde görmek istediklerini veya istemediklerini bahsedilen imgeler üzerinden anlatmalarıdır. Türk modernleşmesinin militarizm damarı adanmış savaşçı imgesini, "yaralı bilinç" damarı Garplılaşmış Asyalı ve Garplılaşmadan muasır imgelerini, özcülük damarı manevi örnek imgesini, alarmizm damarı erişilmemiş ideal ve Almanya'nın ikizi imgelerini, iktisadî milliyetçilik damarı tavizsiz milliyetçi imgesini, "muktedir mühtedi hayali" Müslüman adayı imgesini, toplumsal cinsiyet damarı örnek kadın imgesini ortaya çıkarmıştır. Dikkate alınan dergilerde adanmış savaşçı ve Garplılaşmış Asyalı haricindeki imgeler her zaman pozitif bir bağlamda işlenmiştir. Adanmış savaşçı imgesinin istisnai olarak negatif kullanımlarına rastlanmaktadır. Garplılaşmış Asyalı imgesi ise ya nötr ya da negatif bir bağlamda işlenmiştir.
Türkiye'de mukaddesatçı anti-Kemalizm (1945-1960)
Kendilerini dini anlam dünyasında konumlandıran ve başlarda kendilerini milliyetçi-mukaddesatçı ya da daha çok mukaddesatçı olarak tanımlayan İslamcı aydınların ve tarikat çevrelerinin Kemalizm'i algılama biçimleriyle ortaya çıkan anti-Kemalizm, bir zihniyet, söylem ve faillikle Kemalizm'in ima ettiği bütün anlamlara, alanlara ve uygulamalara karşı olmayı içerir. Anti-Kemalizm, dinsel aidiyetlerin, temaların ve dilin ağır bastığı bir faillikle Kemalist modernleşemeye karşı mukaddesatçı muhalefet olduğu gibi, aynı zamanda o, Kemalizm'e karşı mukaddesatçı ideolojik iktidar talebinin adıdır. Bu muhalefetin örneklerini Nakşibendilik, Süleymancılık, Nurculuk ve Ticanilik gibi tarikatlarda ve Mustafa Sabri, Eşref Edip, Osman Yüksel Serdengeçti ve Necip Fazıl Kısakürek gibi dönemin aydınlarında görmek mümkündür. Anti-Kemalizm, ülke içinde ve dışında üretilmiş ve 1945 yılına dek açıkça ortaya çıkmamıştır. Ancak, çok partili sisteme geçişle birlikte Atatürk devrimlerine karşı mukaddesatçı anti-Kemalist faaliyetler alenileşmeye başlamıştır. Anti-Kemalizm'in oluşumuna katkı yapan mukaddesatçı kanaat önderlerinin bıraktığı ideolojik miras, ilerleyen yıllarda post-Kemalizm'in de etkisiyle, toplumsal sorunların temel sebebinin Cumhuriyet modernleşmesi olduğu yönünde bir mukaddesatçı bilincin inşasına neden olmuştur. Bu bilinçle üretilen eleştiriler, Cumhuriyet öncesi ve 1950 sonrasını da belirleyen kültürel sürekliliğin ve bu arada iktidarda olan siyasal faillerin sorumluluğunu görmezden gelmeyi beraberinde getirdiği için, Tek Parti döneminin ve Kemalizm'in, bütün siyasal ve sosyal sorunların tek müsebbibi olarak okunması gibi seçmeci bir geçmiş okumasını doğurmuştur. Bu süreçte mukaddesatçılık, kendine uygun bir muhayyilenin oluşmasında, Kemalizm karşıtlığı içeren kitapların, dergilerin ve risalelerin oluşturduğu işlenmemiş büyük anti-Kemalist bir külliyatın üretilmesini sağlamıştır. Tez çalışmamızda bu külliyattan faydalanarak 1945-1960 yılları arasında, mukaddesatçı yapıların ürettiği anti-Kemalizm ve bu çerçevede dolaşıma sokulan mukaddesatçı ideolojik miras ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bu sayede mukaddesatçı anti-Kemalizm'in, Türkiye'nin siyasal ve toplumsal yaşamını bugün dahi belirleyen ideolojik mirasının oluşumu ve içeriği biraz da olsa anlaşılabilecektir.
Irak'ta siyasal İslam ve 2005'ten 2020'ye dış ilişkilere etkisi
The study tries to find a clear methodology for Iraqi foreign policy under the rule of political Islam parties that did not present an advanced version of Islamic thought in the administration of the state. Instead, it suffered from its stagnation and despite the existence of a crisis of renewal of thought, there are no propositions that can present any model for governance contrary to what it was in the period during which there were opposition parties. The study also tries to research the reasons for the fluctuation of Iraqi relations with its Arab surroundings and the extent of the impact of the historical and sectarian dimensions of that fluctuation. The reason for this is the reliance of political Islam parties on developing sectarian identity to gain the sympathy of the masses and allies in order to gain power and manage their relations instead of relying on strengthening the national identity. Therefore, we are looking in this study for solutions that enable political Islam parties to manage their foreign relations in an open and balanced manner in a way that serves the general national interest of Iraq in the region. One of the most important reasons for choosing the research is the urgent need to establish equal basic rules for the Iraqi foreign policy stemming from a national feeling through which it seeks to bring political and international gains so that it can have an important role in the international community in the future. Likewise, the study provides benefit to the decision maker and political analyst in the region. The practical results of the study could be said to lie in investigating the link and the nature of the relationship between political Islam and international relations. The importance of this study is through its presentation of the role of religious political parties that hold power only, and for this reason I will not address in this study any unofficial armed jihadist groups, as they do not have any legal capacity through which they can influence the drawing of the foreign policy of Iraq.
Türkiye'de İslamcılık fikrini dergiler üzerinden okumak (1960-1980)
Bu çalışma, Türkiye'de, 1960-1980 yılları arasında ortaya çıkan İslamcı görüşleri dergiler üzerinden, belirli temalar çerçevesinde ele almayı hedeflemektedir. Bu kapsamda tezin ilk bölümünde, Türkiye'de İslamcılık düşüncesi ve din-devlet ilişkilerinin seyri ele alınmaktadır. Bu bölümde, Osmanlı'da İslamcılık düşüncesinin gelişimi; II. Abdülhamid dönemi politikaları ve II. Meşrutiyet dönemi entelektüel yaklaşımları kapsamında ele alınmıştır. Ayrıca bu bölümün ikinci kısmında Cumhuriyet dönemi İslamcılık düşüncesinin seyri; din-devlet ilişkileri ve toplumsal alanda İslamcı oluşumlar kapsamında ele alınmıştır. Tezin ikinci bölümünde, belli bir metodoloji çerçevesinde seçilen ve 1960-1980 yılları arasında Türkiye'de yayınlanmış; Büyük Doğu, Diriliş, Diyanet İlmi Dergi, Fedai, Hilal, İlahi Işık, İslam, Müslüman Sesi, Pınar, Tohum, Yeniden Milli Mücadele, isimli dergilere yönelik içsel ve dışsal incelemelere yer verilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde, tez kapsamına alınan İslamcı dergiler; siyaset, batı algısı ve sol ideolojiler, iktisat, eğitim, kadın, bilim, sanat temaları çerçevesinde incelenmiştir. Bu inceleme, belirlenen temalar çerçevesinde oluşturulan kavramların, dergilerde yayınlanan makalelerin başlıklarından müteşekkil bir dosyada taranması ve ulaşılan makale örneklemlerinin, çalışmaya dayanak oluşturması esasına dayandırılmıştır.
Türk İslamcılığında sosyal adalet söyleminin evrimi ve anti-kapitalist Müslümanlar
The thesis examines social justice discourse of Turkish Islamism and emergence of an anti-capitalist Muslim politics in Turkey. It looks at discourses of the Islamist parties and Islamist leaders in Turkey from 1970s to today. The research was primarily based on books of Islamist thinkers and politicians, speakings of Islamist leaders and interviews of some anti-capitalist Muslims. Additionally, articles about Islamist movement and newspaper reports were used. The conclusions reached were that the rising inequality among Muslims and AKP?s power which is neo-Islamist made an anti-capitalist Muslim politics become possible in Turkey and an Islamic liberation theology which is based on social justice discourse in Islam emerged.
Komplo teorilerine siyasal ideoloji ve politik psikoloji alanlarından disiplinlerarası bir bakış: Sebilürreşad dergisi örneği
Toplumsal olayların kitle tarafından anlaşılması ve krizlerin anlamlandırılması için komplo teorileri, her tarihi dönemde siyasete içkin olmuştur. Büyük güçler, sızma, ikili dünya anlayışı, gizli el gibi kavramlar, sıklıkla söyleme yerleşmiştir. Dünyada olup biten her şeyin, komplocuların eylemlerinin sonucu olduğunu düşünülmesi, eşitsizlikleri gösterilen tepkidir ve günah keçisi bulunmasına yardımcı olur. I.Meşrutiyet'ten bu yana Osmanlı-Türkiye Cumhuriyeti tarihinde varlığını sürdüren ve İslamcılığın en önemli temsilcilerinden olan Sebilürreşad Dergisi'nin metinlerinde, komplo teorilerine yer verilmiştir. Derginin ideolojisi olan İslamcılık, II.Abdülhamit'ten bu yana Osmanlı'nın yıkılışına çareler aramıştır. Cumhuriyet'in kuruluşuyla İslamcılık, gücünü kaybetmiştir. Sebilürreşad Dergisi II.Meşrutiyet'ten 1960 Darbesini içine alan süreçte, İslamcılık'ın sesi olmayı sürdürmüştür. Türk sekülerleşmesinin ile çatışmalı bir ilişkisi olan İslamcı kesimler, kitle ile ilişkisini komplo teorileri aracılığıyla yapmıştır. Sebilürreşad Dergisi'nin başyazarı Eşref Edib, Tek Parti'nin bu kesimleri irticayla ilişkilendirilmesini, üç irtica tanımıyla tersine çevirmeye çalışmıştır. Üç irtica, İslamcılığın temel kaygı ve ikiliklerini anlatmaktadır. Kara irtica, Türkiye'yi Hristiyanlaştırmaya çalıştırma iddiasını dile getirir ve İslam'ın Batı karşıtlığı üzerine kuruludur. Sarı irtica, İslamcılığın ebedi ötekisi olarak Yahudi, Mason, Siyonistleri sıralar. Kızıl irtica ise antikomünist bir duruş olarak Soğuk Savaş dönemindeki komünizm karşıtlığıdır. Komplo teorilerine inanmanın psikolojik nedenleri ve geçtiği bilişsel süreçler nedeniyle politik psikolojik açıklama anlamlı bulunmuştur. Bu çalışmada, komplo teorilerine inanma tatmin edilen güdüler ve bilişsel yanlılıklarla analiz edilmiştir. Üç temel güdü epistemik, varoluşsal, sosyal güdüler tatmin edilmektedir. Bilişsel kapanışa duyulan ihtiyaç, belirsizliğe duyulan tahammülsüzlük, doğrulama yanlılığı, çakışma yanılgısı, biricikliğe olan ihtiyaç bilişsel yanlılıkları, bu güdülerin tatmin edilmesine aracılık etmektedir. Çalışmada nitel bir araştırma yöntemi olan ve siyaset bilimi ve politik psikolojiyi bir arada analiz etme fırsatı sunan söylem analizi yöntemi tercih edilmiştir. Sebilürreşad Dergisi, yayın hayatı boyunca İslamcılığın Türk Sekülerleşmesi sonrası komplo teorilerine başvurmaya etkisini göstermektedir. Sebilürreşad Dergisi örneğinde İslamcılar, İslamcılığın dilini üretmede yetkin olamamıştır. Dolayısıyla Sebilürreşad, kimliğini ve düşmanlarını komplo teorileri retoriği ile aktarmıştır.
Türkiye'de çağdaşlaşma kapsamında başörtüsü: Sorunlar ve kazanımlar
Bu çalışma "başörtüsü" sembolü üzerinden Türkiye modernleşme sürecinin son aşamasını bir yönüyle ele alır. Osmanlı'nın son evresinde başlayan modernleşme tarihimiz Cumhuriyet ile birlikte niteliksel bir farklılaşma yaşamıştır. Kendi mazisini ve bazı toplumsal kesimleri öteki olarak kabul eden çağdaşlaşmacı elitler "öteki"yi yansıtan her türlü simge ve ritüelin toplumsal alanlarda görünürlüğünü en aza indirmek istemiştir. Bu bağlamda başörtüsü de yok sayılmak istenir. Türkiye'de başörtüsü yasağının 50 yıllık bir geçmişi vardır. Ancak AK Parti iktidarının son 4 yıl içerisinde yaptığı yasal düzenlemelerle yasak sona erdirilir. Ne var ki geçmiş dönemlerin aksine laik siyasi aktörler direnişe geçmez. Aksine İslami sembollerle barışık bir izlenim vermek isterler. Çünkü başörtüsü artık toplumsal uyum çerçevesinde karşı konulamayacak biçimde gündelik hayatın bir parçasına dönüşmüştür. Başörtüsünün yeniden meşruiyet sürecinde iki toplumsal dinamik tespit edilebilir. Birincisi başörtülü kadınların her şeye rağmen ortak kullanım alanlarında var olma mücadelesidir. Bu kadının modern hayata dâhil olma ısrarıdır. Diğeri ise İslami kesimin siyasi aktörlerin bürokrasi üzerinden daha önce periferiyi temsil eden geniş kitleleri merkeze taşıma hamlesidir. İslami aktörler geçmiş dönemlerde dışlanmanın verdiği uç söylemleri değiştirerek, kapsayıcı bir siyasi dile kavuşmuşlardır. Tedrici dönüşüm olarak beliren politik taktik aslında hedeflerinin dışında modernleşmenin kitleselleşmesini sağlamıştır. İslami aktörlerin siyasi ve iktisadi bürokrasi ile tanışmalarının geçmişi daha eskiye dayansa da bu ilişki AK Parti döneminde kurumsallaşır. Böylelikle İslami talep, sembol ve uygulamalar sistem içileşir. Başörtüsü modern bir unsura dönüşür. Bu bağlamda geriye dönük bir okuma yapıldığında laik aktörlerinin iddialarının aksine 28 Şubat "çağdaşlığı koruyan" post-modern bir müdahale değil toplumsal kesitleri dışlayan anti-modern bir girişimdir. İçinde bulunduğumuz dönem ise din üzerinden toplumsal gerilimlerin en aza indiği bir normalleşme sürecidir. Anahtar Kelimeler: Başörtüsü, İslamcılık, Modernleşme, Çağdaşlaşma, Meşruiyet
Eşref Edip Fergan'ın siyasi düşüncesi ve Türk siyasal hayatındaki yeri
One of the most significant movements in the field of political thought in Turkey is Islamism. This movement developed and turned into an important movement of thought after the 2nd Constitutional Monarcy in the Ottoman Empire. An important figure of this movement was Eşref Edip Fergan. He started his career as an author and journalist in the 2nd Constitutional Monarcy era with the periodical Sıratımüstakim, which was to be later named "Sebilürreşad", and continued his career after the founding of Turkish Republic. Despite the fact that he did not appear in a prominent position in the context of political thought and political history, Eşref Edip Fergan was nevertheless an important figure who continued to communicating his thoughts about Turkish political life until his death in 1971. This study deals with the political thought of Eşref Edip Fergan, and his life in Turkish political life. It aims to reveal the life and mentality of Eşref Edip Fergan, and his political, social, and philosophical perspective in different periods. The study is based on an analysis of works in political thought and political history, including primarily the works of Eşref Edip Fergan. Keywords: Eşref Edip, Islamism, Sıratımüstakim, Sebilürreşad, Turkish Politics
Recontextualizing Turkish Islamist discourse: Hilal (1958-1980) as a site of translational repertoire construction
This study explores the functioning of translation in the recontextualization process of Turkish Islamism between 1960 and 1980. I argue that translation functioned as a crucial medium for the resurgence of Islamism in the early 1960s along with other decisive surrounding trajectories, which I propose to contextualize as an attempt to construct a domestic repertoire via importing key Islamic texts from around the world. The corpus of the study is a representative Islamist periodical Hilal, standing out with its remarkable dependence on translation. The analysis portrays a bi-faceted text- and agent-oriented methodology. The examination of the corpus is not limited to tercüme-çeviri [translation proper] and includes other distinctive translational text production practices such as hulâsa [summary], iktibas [borrowing], sadeleştirme [purification], etc. with a particular focus on the nucleus of translatorial agency, the translators. Coalescing the principles of translation history and Periodical Studies, this dissertation aims at introducing an exemplary study for translational research that is motivated to track the translation-oriented evolution of a discursive practice like Islamism through a particular periodical. As a further contribution, breaking the hegemonic orientations of the field of Translation Studies with its dependence upon non-literary and non-Western sources of translation, this study proposes an alternative "supranational/intra-ummah translation paradigm" for forthcoming studies on the translational practices under Islamic settings.
Loci of Islamic text production: Print and publishing in Republican Turkey
This dissertation examines Islamic print and publishing from the early Turkish republican period up until the 2010s. It examines Islamic books produced throughout the Republican period in terms of the number, subjects and genres of books published, as well the spectrum of publishers. It undertakes a qualitative and quantitative examination, puts forward statistical data about the number and type of religious books published in different periods of the Republic, and discusses closely the meanings and implications of print Islam. It offers a broad view of Islamic publishing in different phases of the socio-political history of Turkey, from the late Ottoman Empire into twenty-first century. In doing so, it contextualizes Islamic publishing within the broader socioeconomic, intellectual, and political features of the state and society, using Islamic books as a lens to analyze the latter. That is, it examines the role of Islamic publishing in changing, shaping, and transforming religious discourses and practices in Turkey. By closely examining the main features of the Islamic book publishing sector as well as various agents, and publishing actors, it provides insights into the dynamics of religion, individual and communal religious organizations, and state institutions. By showing the pluralization of subjects and genres, - the interrelatedness of the loci where religious learning, reflection, and activity take place- this study also contributes to ongoing discussions of Islamic revival and political Islam in Turkey.