Tooth discoloration
103 theses under this subject heading
Farklı ışık kaynakları ile aktive edilen beyazlatma ajanının klinik etkinliğinin değerlendirilmesi
Uslu, A. Farklı Işık Kaynakları ile Aktive Edilen Beyazlatma Ajanının Klinik Etkinliğinin Değerlendirilmesi. Hacettepe Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2019. Bu randomize klinik çalışmanın amacı, %35 hidrojen peroksit içeren beyazlatma ajanını Diyot lazer veya LED ışık kaynağı ile aktive ederek oluşan renk değişimini, diş hassasiyetini, diş yüzeyinde oluşan sıcaklık değişimini ve dişeti irritasyonunu bölünmüş çene modelinde 9 aylık takipte incelemektir. Çalışmaya çürüksüz ve restorasyon bulunmayan anterior dişlere sahip 35 katılımcı dahil edilmiştir. Bölünmüş çene modelinde %35 lik HP içeren (Whiteness HP, FGM) beyazlatma ajanı kullanılarak, sağ/sol alt-üst çene arklarının bir tarafı Diyot lazer (Epic X, Biolase) ile diğer tarafı ise LED (Radii Plus, SDI) ışık kaynağı ile aktive edilmiştir. Tüm beyazlatma işlemi süresinde kanin dişlerin bukkal yüzeyinden sıcaklık ölçer (DT-3891G K tipi/ J tipi Termometre datalogger, CEM Instruments) cihazı ile meydana gelen sıcaklık değişimi kaydedilmiştir. Diş hassasiyeti VAS (Görsel Analog Skala) ile beyazlatma işlemi öncesinde, sırasında, sonrasında, 48 saat, 1 hafta, 1, 6 ve 9 ay zaman dilimlerinde değerlendirilmiştir. Renk değişimi için subjektif (Vita Klasik Renk Skalası ve Vita 3D Master Beyazlatma Skalası) ve objektif (Vita Easy Shade spektrofotometre) renk değerlendirme yöntemleri kullanılmıştır. Beyazlatma işlemi öncesinde, sonrasında, 48 saat, 1 hafta, 1, 6 ve 9 ay zaman dilimlerinde renk ve dişeti irritasyonu değerlendirmeleri yapılmıştır. Renk değişimi ΔE ve ΔSGU verileri kullanılarak tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, çoklu karşılaştırmalarda ise Bonferroni testi ile; sıcaklık değişimi bağımlı gruplarda t-testi ile; diş hassasiyeti Friedman testi kullanılarak istatistiksel analiz yapılmıştır. Her bir zaman diliminde iki ışık kaynağı (Diyot lazer/LED) karşılaştırılırken Wilcoxon testi kullanılmıştır (p<0,05). Subjektif renk değerlendirilmesinde ΔSGU değerleri açısından, Diyot lazer ve LED ışık kaynakları arasında fark görülmemiştir (p>0,05). Objektif renk değerlendirilmesinde, 6 aylık kontroller haricinde tüm kontrollerde ortalama ΔE değerleri açısından Diyot lazer ve LED ışık kaynakları arasında fark görülmemiştir (p>0,05). Altı aylık spektrofotometrik değerlendirmede Diyot lazer ile istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek ΔE değerleri elde edilmiştir (p<0,05). Diyot lazer ile diş yüzeyinde oluşan sıcaklık farkı ve maksimum sıcaklık değerleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ortalama sıcaklıklar karşılaştırıldığında LED ışık kaynağı ile istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek değerler görülmüştür (p<0,05). Değerlendirilen zaman dilimlerinin hiç birinde diş hassasiyeti ve dişeti irritasyonu açısından fark bulunmamıştır (p>0,05). Bu in vivo çalışmanın sınırlamaları dahilinde, Diyot lazer ve LED ışık kaynakları arasında renk değişimi, diş hassasiyeti ve dişeti irritasyonu açısından fark görülmemiştir (p>0,05). Diyot lazer ile diş yüzeyinde oluşan sıcaklık farkı ve maksimum sıcaklık değerleri daha yüksek gözlenirken, ortalama sıcaklık LED ışık kaynağı ile daha yüksek bulunmuştur (p<0,05)
Zirkonyum kor ve farklı simanlar kullanılarak simante edilen cam seramik kronların hızlı yaşlandırma sonrası renk değişiminin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, 3 farklı dual cure rezin simanla (Rely X U200, G-CEM LinkForce ve Panavia V5) zirkonyum kor üzerine simante edilen aynı renk, form ve kalınlıktaki feldspatik cam seramik (Cerec Blocs) kronların termal siklus cihazında hızlı yaşlandırma sonrası meydana gelen renk değişimlerinin araştırılmasıdır. CAD/CAM sistemi (Cerec AC) kullanılarak 1 mm kalınlık ve 100 μ siman aralığına sahip feldspatik cam seramik (Cerec Blocs) kronlar ve zirkonyum güdükler üretildi. Her dual-cure siman için 15'şer örnek elde edilmiş olup toplamda 45 kron üretildi. Renk ölçümleri simantasyondan 24 saat sonra ve sırasıyla 1750, 3500 ve 7000 termal döngü yaşlandırmadan sonra spektrofotometre (SpectroShade Micro) cihazı ile her örnek için ayrı ayrı yapıldı. Elde edilen renk bulguları CIEDE2000 renk farkı formülasyonuyla hesaplandı ve her araştırma grubunun ΔE00 değerleri elde edildi. 7000 termal döngü yaşlandırmadan sonra en az renk değişimi Panavia V5 siman grubundaki örneklerde meydana geldi (ΔE00: 0.97). Rely X U200 siman grubu örneklerinin ortalama ΔE00 değeri 1.08 iken G-CEM LinkForce siman grubunda örneklerde ortalama ΔE00: 1.41 olarak bulundu. Termal döngü sayısı arttıkça her 3 dual cure simanda da ortalama ΔE00 değeri artmıştır. En hızlı renk farklılığı 1750 termal döngüden sonra meydana geldi. 3500 ve 7000 termal döngüden sonra ise renk farklılığı daha yavaş olmaktadır. Panavia V5 rezin simanın içeriğinde amin ajanı olmaması ve Rely X U200 rezin simanın içeriğinde benzoil peroksit ajanının olmaması bu simanlarda rengin daha stabil kalmasını sağlamıştır.
Sabit ortodontik tedavide kullanılan farklı adeziv materyallerinin minenin renk değişimine etkisi
Bu araştırmada sabit ortodontik ataşmanların yapıştırılmasında kullanılan dört farklı adevize bağlı mine yüzeyinde gözlenen renk değişimlerinin tedavi öncesi ve sonrası spektrofotometre ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya Van Yüzüncü Yıl Ünivesitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Ana Bilim Dalı'na çekimsiz sabit ortodontik tedavi amacıyla başvurmuş 25 birey dahil edilmiştir. Sabit ortodontik ataşmanların yapıştırılmasında rastgeleleştirme yöntemiyle her bireyin bir yarım çenesinde farklı bir adeziv olacak şekilde Transbond XT (3M Unitek, Monrovia, CA, ABD), Kurasper F (Kuraray Europe GmbH, Frankfurt, Almanya), Grengloo (Ormco Corporation, Glendora, CA, ABD) ve Light Bond (Relience Orthodontic Products, Itasca, IL, ABD) kullanılmıştır. Tedavi öncesi ve sonrası renk ölçümleri maksiller ve mandibular santral, lateral ve kanin dişlerin bukkal yüzlerinin orta üçlüsünden Spectro Shade Micro (MHT, İnternational, Verona, Italy) kullanılarak yapılmıştır. Diş renginin belirlenmesinde rengin koordinatlarını L*, a* ve b* sembolleriyle ifade eden CIE L*a*b* sistemi temel alınmış ve renk değişimleri (∆E) hesaplanmıştır. Farklı gruplar için renk değişimlerinin karşılaştırılmasında iki faktörlü tekrarlanan ölçümlü varyans analizini takiben Tukey post-hoc testi kullanılmıştır. Ortalama tedavi süresinin 1,45 yıl olduğu araştırmamızda grup içlerinde L* ve b* değerlerinde tedavi sonrasında tedavi öncesine oranla anlamlı azalma meydana geldiği, a* değerlerindeki değişimin ise anlamlı olmadığı belirlenmiştir. ∆L, ∆a ve ∆b değerleri bakımından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadığı gözlenmiştir. ∆E değerleri bakımından Kurasper F grubunda Grengloo ve Light Bond gruplarından daha az değişim meydana geldiği saptanmıştır. Kurasper F ve Transbond XT grupları arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır. Ancak sadece Kurasper F grubu ile Grengloo ve Light bond grupları arasında anlamlı fark bulunmuştur. Klinik olarak değerlendirildiğinde, ∆E değerlerinin 1,69 ile 2,10 arasında değiştiği ve kabul edilebilir bir renk değişiminin meydana geldiği görülmüştür. Araştırmamızın sonuçlarına göre azdan çoğa doğru renk değişiminin sırasıyla Kurasper F, Transbond XT, Grengloo ve Light Bond gruplarında gözlendiği belirlenmiştir. Ancak, sadece Kurasper F grubu ile Grengloo ve Light bond grupları arasındaki fark istatistik olarak anlamlı bulunmuştur.
Rezin siman ve alt yapı renginin farklı içerikteki seramik CAD/CAM bloklarının renk özellikleri üzerine etkisi
Estetik restorasyonlarda istenilen rengin elde edilebilmesi, kullanılan seramiğin yapısı, ışık geçirgenliği, kalınlığı, alttaki dişin rengi ve kullanılan kompozit rezin simanının rengi ve ışık geçirgenliği gibi faktörlere bağlıdır. Bu bilgilerin doğrultusunda planladığımız tez çalışmamızın amacı, farklı renkteki dişleri taklit eden kompozit alt yapı rengi, kullanılan seramik çeşidi ve rezin siman renginin restorasyonların final rengi üzerine etkisini değerlendirmektir. A2 renkte ve HT ışık geçirgenliğinde üretilmiş nanoseramik Cerasmart (GC Corp, Tokyo, Japonya) ve lösitle güçlendindirilmiş feldspatik seramik Initial LRF (GC Corp, Tokyo, Japonya) CAD/CAM bloklarından kesme cihazında 400 devir/dk. hızla ve su soğutması altında 0,8±0,02 mm kalınlığında seramik örnek dilimleri hazırlandı. Prepare edilmiş dişleri temsil etmek amacıyla, üretici firma tarafından A1 ve A3 renkte üretilmiş kompozit rezin kullanılarak 4 mm kalınlıkta alt yapı örneği elde edildi. Siman renginin; farklı içerikteki seramik örneklerin, farklı renkteki alt yapılara simantasyonunda final rengi üzerine etkisinin değerlendirilmesi için; dual polimerize rezin simanın (Variolink II Try-In; Ivoclar-Vivadent, Almanya) neutral(N), warm(W) ve translüsent (Tr) olmak üzere 3 farklı rengi kullanıldı. Çalışmada renk ölçümleri spektrofotometre cihazı ile yapıldı. Her ölçümdeki L, a, b değerleri kullanılarak CIEDE2000 formülüne göre ∆E00 hesaplandı. ∆E00 değerleri istatistiksel olarak değerlendirildi ve p<0.05 anlamlı kabul edildi. Çalışmamızda Initial LRF seramiklere A1 ve A3 alt yapılarında, light siman uygulaması sonrası ∆E00 ölçüm değerleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Diğer gruplarda anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak restorasyonun final rengi üzerinde materyal içeriğinin herhangi bir etkisinin olmadığı bulunmuştur. Koyu alt yapının ince seramik restorasyonlarda daha fazla renk değişimine neden olacağı sonucuna varılmıştır.
İrreversible pulpitisli daimi dişlerde pulpal kanama rengi ile klinik, histolojik ve immünolojik veriler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, daimi dişlerde pulpa kanamasının rengindeki değişikliklerin pulpanın klinik, histolojik ve immünolojik durumu ile ilişkili olup olmadığını araştırmak amacıyla yapılmıştır. Bu çalışmaya, 18-60 yaş arası 32 geri dönüşümlü pulpitis, 28 geri dönüşümsüz pulpitis toplam 60 hasta dahil edildi. Pulpanın açılmasından sonra, kan renginin değerlendirilmesi için pulpal kan toplandı. Kan örnekleri spektrofotometre ile değerlendirildi. Daha sonra koronal pulpa dokusu, histolojik değerlendirme için ampute edildi ve hemostaz açısından gözlendi. Geri dönüşümlü ve geri dönüşümsüz pulpitis tanılı dişlerden kan örnekleri alındıktan sonra; IL-1, IL-2, IL-6, IL-8, IL-10, IL-12, IL-17, TNF-α seviyeleri Luminex 200TM testi ile ölçüldü. İstatistiksel analiz SPSS V23 kullanılarak yapıldı. Nicel verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilk testi ile incelendi. Normal dağılıma uymayan verilerin sağlıklı ve sağlıksız gruplara göre karşılaştırılmasında, parametrik olmayan yöntemlerden Mann Whitney U testi kullanıldı. Gruplara göre inflamasyon dağılımlarını ve kanama sürelerini karşılaştırmak için Pearson kare testi kullanıldı (p < 0.05). Renk analizi sonuçlarına göre; şiddetli inflamasyonu olan geri dönüşümsüz pulpitis olgularında kan rengi belirgin olarak daha koyuydu. Ek olarak, geri dönüşümsüz pulpitis grubunda şiddetli inflamasyon, geri dönüşümlü pulpitis grubuna göre daha yüksekti (p < 0.001). Bu çalışma, pulpitis gruplarında pulpa kanama zamanının anlamlı olarak farklı olduğunu göstermiştir (p=0,002). Sitokin düzeylerinin istatistiksel analizine göre; IL-1, IL-6, IL-8, IL-17'nin geri dönüşümsüz pulpitis vakalarındaki seviyeleri ,geri dönüşümlü pulpitis vakalarına göre anlamlı derecede yüksekti (p < 0.001). Sonuç olarak kan renginin belirlenmesi, pulpal durum için geçerli bir klinik tanı kriteri olabilir ve uygun pulpa tedavi stratejisinin seçiminde kullanılabilir.
Farklı beyazlatma ajanlarının diş minesinin mineral değişimi üzerindeki etkileri ve uygulama sonrasında diş rengi değişiminin değerlendirilmesi
Bu in vitro çalışmanın amacı; 5 farklı beyazlatma ajanının diş minesi üzerindeki etkilerini karşılaştırmak ve diş rengi değişimlerini değerlendirmektir. 80 adet çekilmiş, üst daimi santral veya lateral dişler köklerinin alt 2/3'ünden kesilmiştir. Örnekler 5 gruba (n=12) ayrılmıştır: (1) Opalescence Boost PF %40 (OPLB) (2) Opalescence Go %6 (OPLGO) (3) Opalescence PF %16 (OPL16) (4) Total Blanc Office H35 (TBL) (5) Cavex Bite&White %25 Office (CV). Her grup için 4 diş (toplam 20), SEM görüntülemeleri için kullanılmıştır. Tüm gruplardaki örneklerin Kalsiyum (Ca), Fosfor (P), Potasyum (K), Sodyum (Na), Magnezyum (Mg), Flor (F), Oksijen (O), Silisyum (Si), Karbon (C), Azot (N), Alüminyum (Al), Kalay (Sn), Stronsiyum (Sr), Çinko (Zn) seviyeleri SEM-EDS cihazı kullanılarak ölçülmüştür. Her grup için SEM görüntülemeleri yapılmıştır ve spektrofotometre cihazıyla (VITA Easyshade V) renk ölçümleri gerçekleştirildikten sonra beyazlatma uygulamaları üreticilerinin önerilerine göre yapılmıştır. Beyazlatma işleminden hemen sonra ve 14 gün sonra mineral içerikleri ölçümleri tekrarlanmıştır. Beyazlatmadan hemen sonra, beyazlatmadan 7 gün sonra ve beyazlatmadan 14 gün sonra ise renk ölçümleri tekrarlanmıştır. Örnekler, bekleme süreleri boyunca 37°C'de yapay tükürükte bekletilmiştir. Mineral değerleri tekrarlı ölçümlü ANOVA testi ve Friedman testi kullanılarak, renk farklılıkları ve ∆WID değerlerindeki zamana bağlı değişimleri iki yönlü karma ANOVA (two-way (5x3) mixed ANOVA) ile incelenmiştir. TBL ve CV gruplarında beyazlatmadan sonra Ca seviyeleri bakımından anlamlı bir azalma görülürken; OPLB, OPLGO ve OPL16 gruplarında anlamlı bir azalma görülmemiştir. Beyazlatmadan öncesi ile karşılaştırıldığında beyazlatmadan sonra OPLB, OPLGO, OPL16, CV gruplarında P seviyeleri bakımından anlamlı bir değişiklik görülmezken; TBL grubunda anlamlı bir azalma gözlemlenmiştir. Beyazlatmadan öncesiyle beyazlatmadan hemen sonrası karşılaştırıldığında OPLB, OPL16 ve TBL grupları diğer gruplara göre daha yüksek ∆E00 değerleri göstermiştir. OPL16, TBL, CV grupları diğer gruplara göre beyazlatmadan sonra zamana bağlı olarak renk stabilitesini daha iyi korumuştur. OPLGO grubunda, diğer gruplara göre daha az WID değeri değişimi gözlenmiştir. Renk stabilitesini en iyi koruyan TBL grubudur. Test edilen beyazlatma ajanları insan minesindeki mineral içeriğini etkilemiştir. Çalışmada kullanılan beyazlatma ajanları farklı etkinlikte renk değişimlerine sebep olmuştur. Anahtar kelimeler: Diş Beyazlatma, Enerji Dağılımlı X-ışını Spektroskopisi, Mineral İçerik, Renk, Spektrofotometre
CAD-CAM tam seramik materyallerin renk, translusensi ve pürüzlülükleri üzerine polisaj ve glaze ışlemlerinin etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; farklı yüzey bitirme işlemleri (Glaze: G ve Polisaj: P) uygulanmış LDS (Lityum disilikat), ZLS (Zirkonya ile güçlendirilmiş lityumsilikat) ve TrZ (translusens zirkonya) materyallerinin translusensi, renk ve pürüzlülüklerinin kahve termal siklusu öncesi ve sonrası in-vitro değerlendirilmesidir. Lityum disilikat (IPS e.max CAD), zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat (Celtra Duo HT) ve translusens zirkonya (Cercon HT) materyallerinden 40'ar adet (1 mm kalınlığında) örnek hazırlanmıştır. Klinik aşındırmayı taklit etmek amacıyla 20 sn aşındırma işlemi uygulanmıştır. Örneklere iki farklı yüzey işlemi uygulanmış ve bir kahve çözeltisinde 10.000 termalsiklusa tabi tutulmuştur. Örneklerin pürüzlülük değerlerini (Ra: Ortalama Pürüzlülük Değeri, Rz: Ortalama Maksimum Profil Yüksekliği) ölçmek için kontakt profilometre, renk stabilitelerini ve translusensi parametrelerini (TP) ölçmek için kolorimetre cihazı kullanılmıştır. Renk farkı verileri Kruskal Wallis testi ile değerlendirilmiş, grupların farklılık gösterdiği durumda Dunnet çoklu karşılaştırma testi kullanılmıştır. Aşındırma sonrası pürüzlülük verilerinin değerlendirilmesinde tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Pürüzlülük ve translusensi parametresi (TP) verilerinin değerlendirilmesinde tekrarlı ölçümlerde varyans analizi ve Duncan çoklu karşılaştırma testi uygulanmıştır. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Renk değişimi sadece polisaj uygulanmış ZLS (ZLS-P) grubunda klinik olarak algılanabilir eşiğin üstünde olup, tüm gruplarda klinik olarak kabul edilebilir eşiğin altındadır (<2.23). Aşındırma sonrası en yüksek pürüzlülük değerleri (Ra ve Rz) ZLS materyalinde görülmüş, bunu LDS ve TrZ takip etmiştir. Glaze uygulanmış ZLS (ZLS-G) ve LDS (LDS-G) gruplarının ortalama pürüzlülük değerleri (Ra) polisaj uygulanan gruplara kıyasla daha düşük olmasına karşın bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Glaze uygulanmış TrZ (TrZ-G) grubu, polisaj uygulanan (TrZ-P) gruba kıyasla istatistiksel olarak anlamlı olacak düzeyde daha yüksek bir Ra değeri göstermiştir. Rz (Ortalama Maksimum Profil Yüksekliği) parametresi açısından ise tüm materyallerde glaze uygulaması daha düşük değerler görülmesini sağlamışken, bu fark TrZ grubunda istatistiksel farka sebep olmamıştır. Termal siklus öncesi ve sonrası en yüksek translusensi değeri LDS materyalinde görülmüş, bunu ZLS ve TrZ takip etmiştir. Kahve termal siklusu materyallerin pürüzlülük değerlerinde (Ra, Rz) artışa, translusensilerinde ise azalmaya sebep olmuştur.
Farklı CAD/CAM seramik materyallerin yüzey özellikleri ve renklenmelerinin ın-vitro incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; farklı bitirme ve parlatma seti uygulanan dört farklı CAD/CAM seramik materyalinin yüzey pürüzlülüklerini ve renklenmelerini değerlendirmektir. Çalışmada IPS e. Max (EX), Shofu Block HC (SH), VITA Enamic (EN), GC Cerasmart (CS) materyallerinin Ceramaster Coarse Assorted-Ceramaster Assorted-Dura polish DIA (CCA-CA-DPD), GZ Eve Diapol (ED), Optrafine (OF), Vita Enamic (VE) polisaj seti uygulanması öncesi ve sonrasında yüzey pürüzlülükleri ölçüldü. Materyallerin zaman içinde gösterdikleri renklenmelerinin incelenebilmesi amacıyla 60 gün süreyle 37 ºC' de kahve solüsyonunda bekletildi. Örneklerin renkleri başlangıçta ve ardından solüsyonda bekletilmelerinin 7, 14, 30 ve 60. günlerinde ölçüldü. Elde edilen pürüzlülük ve ΔE verileri materyal ve polisaj setlerine göre değerlendirildi. Her bir materyal/polisaj seti için renklenme ve pürüzlülüğün zaman içindeki değişiminin, zaman içindeki değişimin materyal/polisaj seti türleri arasında benzer olup olmadığının analizi tekrarlı ölçümlerde iki yönlü varyans analizi ile incelendi. Bunun için renklenme ve pürüzlülük değerlerinin zaman içindeki değişiminin normal dağılıma uygun olup olmadığı Kolmogorof- Simirnof uyum iyiliği testi ile test edildi. Farklılıklar Tamhane Çoklu Karşılaştırma testi kullanılarak saptandı. Zaman içindeki değişimlerin materyal/polisaj setleri arasında nasıl değiştiği grafiklerle açıklandı. Renklenmenin pürüzlülük ile ilişkisinin belirlenmesi için Pearson korelasyon katsayısı kullanıldı ve saçılım grafikleri ile ilişki gösterildi. Tüm istatistiksel testlerde anlamlılık sınırı olarak 0,05 alındı. EX'e OF ve VE uygulanması sonucu elde edilen pürüzlülük değerleri arasındaki fark anlamlı bulundu (P<0,05). EX'e VE uygulandığında yüzey pürüzlülüğü doğal mine pürüzlülüğü üzerinde kaldı. EX'e OF uygulanması sonucu elde edilen renk değişim değerleri diğer tüm setlerden anlamlı derecede düşük bulundu (P<0,05) ve klinik olarak kabul edilebilir eşik değeri altında kaldı.
Gingival porselenlerin renk değişiminin ve yüzey özelliklerinin in vitro olarak değerlendirilmesi
Bu in vitro çalışmanın amacı iki farklı gingival porselen maddelerinin ısıl döngü işlemi öncesi ve sonrasında ölçülen pürüzlülük, translusensi ve renkteki değişiminin değerlendirilmesi ve ısıl döngünün bunların üzerinde olan etkisini incelemektir. IPS e.max Ceram Gingiva (Ceram) ve IPS InLine Gingiva (InLine) diş eti porselenlerinin G1, G3, G5 renklerindeki porselen tozları kullanılmıştır. Toplamda 66 adet 2×10 mm boyutlarında disk şekilli örnek (n=11) hazırlanmıştır ve glaze edilmiştir. Örnekler porselen markasına göre 2 gruba ve renklerine göre 3 alt gruba ayrılmıştır. Isıl döngü tahmini ağız ortamında 5 seneye karşılık gelen 6000 döngü uygulanmıştır. Örneklerin renk ve yüzey pürüzlülüğü ölçümleri ısıl döngü öncesinde ve sonrasında gerçekleştirilmiştir. Renk ölçümleri spektrofotometre cihazı (Konica Minolta CM 3600A, Osaka, Japonya) ile yapılmıştır ve TEM ile incelenmiştir. Ardından renk değişimi ve translusensi parametreleri (TP) hesaplanmıştır. Yüzey pürüzlülüğü (ortalama yüzey pürüzlülük [Ra; μm]) kontakt profilometere (Perthometer, M1 Mahr, Göttingen, Almanya) ile ölçülmüştür. Renk farkı, ısıl döngü öncesi pürüzlülük ve translusensi parametresi (TP) verileri Kruskal Wallis testi ile değerlendirilmiş, grupların farklılık gösterdiği durumda Dunn Bonferonni ikili karşılaştırma testi kullanılmıştır. Pürüzlülük ve translusensi parametresi (TP) verilerinin ısıl döngüye bağlı olarak değişimi gruplar arasında değerlendirilmesinde tekrarlı ölçümlerde iki yönlü varyans analizi ve Bonferroni düzeltmesi ile ikili karşılaştırma testi uygulanmıştır. p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Renk değişimi tüm gruplarda klinik olarak kabul edilebilir renk değişikliği eşiği (∆E00=2,9) ve klinik olarak algılanabilir renk değişikliği eşiği (∆E00=2,1) değerlerinin altındadır. Isıl döngüden sonra bütün gruplarda pürüzlülük artışı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. En fazla pürüzlülük artışı IPS e.max Ceram grubunda tespit edilmiştir. Örneklerin ısıl döngü öncesi ve sonrasında translusensi parametrelerindeki değişim istatistiksel olarak anlamlı olmamıştır ve tüm gruplarda çok az artış gözlenmiştir. En yüksek translusensi değerleri G1 ve sırasıyla G3 ve G5 renklerindedir. Isıl döngü gingival porselen maddelerin pürüzlülük değerlerinde (Ra) istatistiksel olarak anlamlı artışa, translusensilerinde ise minimal artışa sebep olmuştur. Bütün grupların ısıl döngüden sonra renk değişimi klinik olarak algılanabilir eşik değerinden daha az gözlenmiştir.
Yaşlandırma işleminin translusensi'si arttırılmış monolitik zirkonya materyallerinin renk ve ışık geçirgenliklerine etkisi
Bu in-vitro çalışmanın amacı; monolitik zirkonya seramikler ile lityum disilikat içerikli cam seramiklerin translusensi ve renk stabiltesine siman uygulaması ve yaşlandırma işleminin etkisini incelemektir. Bu çalışmayı gerçekleştirmek için 0,5 mm ve 1,00 mm kalınlığında üç farklı monolitik zirkonya ile lityum disilikat cam seramik örnekler 14 x 10 mm boyutlarında A1 renginde 160 adet hazırlandı. Örnekler iki grubu ayrıldı. Dual-cure rezin siman uygulaması örneklerin yarısına uygulandı (n=80). Sonrasında tüm örnek gruplarına hızlandırılmış suni yaşlandırma işlemi uygulandı. Renk stabiliteleri ve translusensi değerleri spektrofotometre cihazı ile renk parametreleri (L, a, b, ΔE, TP) CIE Lab (Comission Internationale de L'Eclairage) renk sistemi kullanılarak, hızlandırılmış suni yaşlandırma işlemi öncesi, siman uygulaması ve yaşlandırma işlemi sonrasında ölçüldü. Sonuçlar 3 yönlü ANOVA ve Duncan testleri kullanılarak değerlendirildi. Translusensi değerleri cam seramiklerde monolitik zirkonya seramiklerden anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Siman uygulaması renk stabilitesini ve translusensiyi anlamlı olarak etkiledi. IPS e.max'te translusensi ve renk değişimi monolitik zirkonya seramiklerden daha yüksek bulundu. Yaşlandırma işlemi sonrası simansız örneklerde renk değişimi en fazla IPS e.max grubunda görüldü. Monolitik zirkonya seramiklerde renk değişim değerleri birbirine yakın bulundu.
Çocuklarda siyah diş renklenmelerinin prevalansının ve etiyolojik faktörlerinin belirlenmesi
Siyah diş renklenmeleri çocuklarda sık rastlanan klinik bir bulgudur. Bu renklenmeler dental plak renklenmelerinin özel bir tipi olarak değerlendirilir. Diğer renklenmelerden farklı olarak içeriğinde çözünmeyen demir tuzları ve yüksek oranda bakır, kalsiyum ve fosfat bulunmaktadır. Siyah materyal, tükürük ya da gingival sıvıdaki demir ile bakteriler tarafından üretilen hidrojen sülfit reaksiyonu sonucu oluşan bir ferrik tuz olan ferrik sülfattır (Fe2(SO4)3). Siyah renklenmelerdeki baskın mikroorganizmalar Actinomyces türleri ve Prevotella melaninogenicus olarak bildirilmiştir. Ancak bu renklenmeler ile ilişkili mikrobiyota ve karyojenik mikrobiyota arasındaki muhtemel etkileşim henüz bilinmemektedir. Siyah diş renklenmelerinin oluşumuna etki eden faktörlerin düşük çürük riski ile ilişkisi dikkat çekicidir. Fakat siyah diş renklenmesi olan bireylerdeki tükürüğe ait faktörler ve bu bireylerin çürük deneyimi ile ilişkileri hakkında çok az çalışmaya rastlanmaktadır. Literatürde siyah diş renklenmelerinin prevalansı hakkında ortak bir görüş bulunmamaktadır. Çalışmamızda Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı'na başvuran 3-12 yaş arası 1000 hastada siyah diş renklenmesinin prevalansının ve etiyolojik faktörlerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı kliniğine başvuran 3-12 yaş arası 1000 hastada siyah diş renklenmesinin prevalansı ve etiyolojik faktörleri incelendi. Çalışma ve kontrol grubu hastalarının velilerine sosyo-demografik durum, sistemik durum, profesyonel dental bakım, oral hijyen alışkanlıkları ve beslenme alışkanlıklarını değerlendirmek için anket formu uygulandı. Muayene sonrası çalışmaya dahil edilen hastalardan siyah diş renklenmesi ve dental plak örnekleri alındı. Alınan örnekler Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Temel ve Endüstriyel Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Laboratuvarı'nda incelendi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak Student's t test, Mann Whitney-U testi, Fisher's Exact Test ve Ki Kare testi ile değerlendirildi. Çalışma sonucunda çocuklarda siyah diş renklenmesi prevalansı %4,4 olarak bulundu. Çocuklarda demir ilacı kullanımı ile siyah diş renklenmelerinin arttığı tespit edildi. Çürük diş sayısı ile siyah diş renklenmesi görülme olasılığı arasında negatif korelasyon saptandı. S. mutans ve Actinomyces türleri ile siyah diş renklenmeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmedi. Siyah diş renklenmeleri varlığı ile Lactobacillus türleri arasında negatif korelasyon saptandı. Çocuklarda görülen siyah diş renklenmeleri ile ilgili toplumu yansıtan daha geniş kitlelere ulaşarak ve daha fazla mikroorganizmanın ayrıntılı inceleneceği ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Farklı remineralizasyon tedavilerinin beyazlatma sonrası minenin optik özellikleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada farklı remineralizasyon tedavilerinin beyazlatma sonrası kullanımının minenin optik özellikleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda 100 adet sığır kesici dişi mine örneği kullanıldı. İki gruba ayrılan örnekler ofis ve ev tipi beyazlatma işlemine tabi tutuldu. Daha sonra örnekler beş alt gruba ayrıldı. Kontrol dışındaki gruplara asidüle fosfat florür (APF), kazein fosfopeptit amorf kalsiyum fosfat florür (CPP-ACPF), kalsiyum gliserofosfat, florür (CaGP, F) ve hidroksiapatit, florür (HAp, F) içeriğine sahip ajanlar uygulandı. Remineralizasyondan sonra örnekler şarap ile renklendirildi. Renk ölçümleri, başlangıçta, beyazlatmadan sonra, remineralizasyondan sonra ve renklendirmeden sonra bir spektrofotometre cihazı ile yapıldı. Renk değerlendirmeleri L*, a*, b*, CIEDE2000 renk değişimi (ΔE00), diş hekimliğinde beyazlık indeksi (WID) ve beyazlık indeksi değişimi (ΔWID) değerleriyle yapıldı. Veriler IBM SPSS V23 programı ile analiz edildi. İstatistiksel analiz için Kruskal Wallis testi, Friedman testi ve Dunn testi kullanıldı. Bulgular: Beyazlatmadan sonra tüm gruplarda L* değerleri artmış, a* ve b* değerleri azalmıştır. Ofis ve ev tipi ajan uygulanan grupların beyazlatma sonrası renk değişimi ve beyazlık indeksi değişimi değerlerinin istatistiksel olarak benzer olduğu görüldü. Remineralizasyon ajanı uygulanan gruplar değerlendirilen parametreler açısından kontrol grubu ile istatistiksel olarak benzer bulundu. Renklendirmeden sonra tüm gruplarda L* değerleri azalmış, a* ve b* değerleri artmıştır. Renklendirme sonrası renk stabilitesi açısından kontrol ve APF grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken, CPP-ACPF, CaGP, F ve HAp, F grupları ile kontrol arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Sonuç: Ofis tipi ve ev tipi beyazlatma yöntemleri benzer renk ve beyazlık değişimi göstermiştir. Florür, CPP-ACPF, CaGP, F ve HAp, F içeriğine sahip remineralizasyon ajanlarının ofis ve ev tipi beyazlatma yöntemlerinden hemen sonra uygulanması renk ve beyazlık indeksi değişimine etkisiz bulunmuştur. Sırasıyla HAp, F, CPP-ACPF ve CaGP, F içeriğine sahip remineralizasyon ajanları renk stabilitesi açısından daha başarılı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: beyazlatma, remineralizasyon, renk
Farklı protetik materyallerin tamirinde kullanılan tek-renkli kompozit rezinlerin optik özelliklerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı estetik protetik materyallerin tamirinde kullanılan tek renkli universal kompozit rezinlerin yaşlandırma sonrası renk ve translusensi uyumunun değerlendirilmesidir. Yöntem: 3B baskı ile üretilen daimi restorasyon rezini ve altı farklı CAD/CAM restoratif materyal (hibrit seramik, nanolityum disilikat, lösit ile güçlendirilmiş cam seramik, gelişmiş lityum disilikat, zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat, nanohibrit seramik) iki farklı kimyasal yapıya sahip tek renkli kompozit rezin (ormoser, supra nano sferik,) ve iki farklı (nanohibrit) kompozit rezin ile tamir edildi (Pozitif kontrol) (N=350, n=10). Tamir uygulaması yapılmayan grup negatif kontrol grubu olarak kullanıldı. Örneklere termal siklus ile yaşlandırma (5-55 °C, 5000 döngü) uygulandı. Renk ve translusensi değişimi CIEDE 2000 formülleriyle hesaplandı. Kompozit ve seramik gruplara göre ∆E00 ve ΔTP değerlerinin karşılaştırılmasında iki yönlü ANOVA kullanıldı. Renk ve translusensi arasındaki ilişkinin analizinde Pearson ko
Farklı dual cure bulk-fı̇ll kompozı̇t rezı̇n materyallerı̇n renk stabı̇lı̇tesı̇ ve yüzey pürüzlülüğünün in vı̇tro olarak değerlendı̇rı̇lmesı̇
Amaç: Çalışmamızda çocuk diş hekimliğinde kullanılan 3 farklı dual cure bulk-fill kompozit rezin materyalin (Fill-up, HyperFIL, Cention-N) ve ışıkla polimerize 1 adet bulk-fill kompozit rezin materyalin (Reveal HD) yüzey pürüzlülüğü ve renk stabilitesi özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Üretici firmanın önerileri dikkate alınarak her materyal 5 mm kalınlıkta, 6 mm çapında polietilen kalıplar içerisine yerleştirilerek örnekler hazırlanmıştır. Deney grubunda dual cure bulk-fill kompozitler, kontrol grubunda ise ışıkla polimerize olan bulk-fill kompozit kullanılmıştır. Deney grubunda kullanılan örneklerin yarısı self polimerizasyona bırakılmış, diğer yarısı ise üretici firma talimatları doğrultusunda ışıkla polimerize edilmiştir.(n=10) Kontrol grubundaki örnekler ise ışıkla polimerize edilmiştir.(n=10) Deney grubunda bulunan 3 adet dual cure bulk-fill kompozitten ve 1 adet ışıkla polimerize kompozitten toplam 70 adet örnek elde edilmiştir. Hazırlanan her örneğin 24 saat etüvde 37°C'de distile suda bekletilmesi sonrasında yüzey pürüzlülüğü ölçülmüştür. Örneklerin yüzey pürüzlülük testi Mustafa Kemal Üniversitesi Teknoloji ve Ar-Ge Uygulama ve Araştırma Merkezinde bulunan Hysitron TI 950 TriboIndenter cihazı ile yapılmıştır. Ardından örneklerin yüzey analizi için Mustafa Kemal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Araştırma Laboratuvarında bulunan SEM (JEOL 5500/OXFORD Inca-X Taramalı Elektron Mikroskobu) kullanılmıştır. Renk stabilitesini belirlemek için deney grubunda kullanılan örneklerin yarısı self polimerizasyona bırakılmış, diğer yarısı ise ışıkla polimerize edilmiştir. Kontrol grubundaki örnekler ise ışıkla polimerize edilmiştir. Deney grubunda bulunan 3 adet dual cure bulk-fill kompozitten ve 1 adet ışıkla polimerize kompozitten toplam 105 adet örnek elde edilmiştir. Hazırlanan her örneğin 24 saat etüvde 37°C derecede distile suda bekletilmesi sonrasında başlangıç renk ölçümleri bir spektrofotometre [VITA Easyshade® Advance 4.0 (VITA Zahnfabrik, Bad Sackingen, Germany)] cihazı ile yapılmıştır. Daha sonra örnekler distile suda, vişne suyunda ve soğuk çayda 1 hafta bekletilmek üzere rastgele 3 ayrı gruba ayrılmıştır.(n=5) 1 hafta sonunda örneklerin spektrofotometre ile renk ölçümleri yapılmıştır. Örneklerin renk değişimleri CIEDE 2000 sistemine göre kaydedilmiştir. Bulgular: Kompozit grupları içerisinde en az yüzey pürüzlülüğü deney grubunda bulunan ışıkla polimerize Cention-N kompozit örneklerde görülmüştür. Kompozit grupları içerisinde en fazla yüzey pürüzlülüğü deney grubunda bulunan self polimerizasyona bırakılan Fill-up kompozit örneklerde görülmüştür. Deney grubunda yer alan Fill-up ve Cention-N kompozit gruplarında, self polimerizasyona bırakılan örneklerin ve ışıkla polimerize edilen örneklerin yüzey pürüzlülüğü, istatistiksel açıdan anlamlı derecede farklılık göstermektedir(p<0,05). Self polimerizasyona bırakılan kompozit gruplarının yüzey pürüzlülüğü kendi aralarında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir(p>0,05). Işıkla polimerize edilen kompozit gruplarının yüzey pürüzlülüğü kendi aralarında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir(p>0,05). Kompozit grupları içerisinde en fazla renklenme miktarı, deney grubunda bulunan self polimerizasyona bırakılan ve vişne suyunda bekletilen Fill-up kompozit örneklerde görülmüştür. Kompozit grupları içerisinde en az renklenme, deney grubunda bulunan ışıkla polimerize edilen ve distile suda bekletilen Cention-N kompozit örneklerde görülmüştür. Sonuç: Bu bilgiler ışığında dual cure bulk-fill kompozitlerin self polimerizasyona ilaveten ışıkla polimerize edilmesi sonucu yüzey pürüzlülüğünde azalma ve renk stabilitesinde artış beklenebilir.
Farklı braket sistemleri ve bitirme prosedürlerinin mine renklenmesi ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Sabit ortodontik tedavinin planlanmasına göre veya klinisyenin tercihine göre farklı braket sistemleri kullanılabilmektedir. Braketlerin tedavi süresince diş yüzeyinde kalması dişlerde renklenme problemleri oluşturabilmektedir. Ortodontik tedavi sonrası diş renkleşmesi tedavinin kalitesi ve hasta memnuniyeti açısından önemli bir kriterdir. Bu çalışmanın amacı, iki farklı braket sistemi ile bitirme tekniğinin diş renklenmesi üzerine etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 40 adet insan premolar dişi kullanılmıştır. Dişler rastgele dört ayrı gruba ayrılmış olup her bir grupta 10 adet diş bulunmaktadır. Gemini braket – tungsten karbid frez grubu (1. Grup), Gemini braket – tungsten karbid frez, Sof-lex disk grubu (2. Grup), Flash Free braket – tungsten karbid frez grubu (3. Grup), Flash Free braket – tungsten karbid frez, Sof-lex disk grubu (4. Grup) deney gruplarıdır. Dört gruptaki toplam 40 dişin başlangıç ve final renk ölçümleri Vita Easyshade spektrofotometre renk ölçüm cihazı aracılığı ile yapılmıştır. Tabanı adezivle kaplı Flash Free braketler ile 3m Gemini konvansiyonel braketler, 3m Transbond XT ile diş yüzeylerine yapıştırılmıştır. Ağız içi çevreyi bir yıl simule edecek şekilde, bütün dişler 10 bin siklus, 5 °C ve 55 °C arasında termal siklusa tabi tutulmuştur. Braketlerin sökülmesinden sonra gruplara göre dişler üzerindeki yapıştırıcı artıkları tungsten karbid veya tungsten karbid-Sof-lex bitirme teknikleri ile temizlenmiştir. Dişlere final renk ölçümü yapılıp, ∆E = [(∆L)2 + (∆a)2 + (∆b)2]1/2= [(Ls-Lö)2 + (as-aö)2 + (bs-bö)2]1/2 formülü yardımı ile klinik renk değişikliği hesaplanmıştır. Verilerin dağılım normalliği Kolmogorov Smirnov testi ile ölçülürken, mine renklenmesi üzerine etki eden faktörlerin analizi ise iki yönlü varyans analizi ile değerlendirilmiştir (p˂0,05). Gruplar arasındaki ΔE değerleri arasındaki fark Tukey çoklu karşılaştırma testi kullanılarak p˂0,05 anlamlılık düzeyinde tespit edilmiştir. Bulgular: Flash Free braket sisteminin kullanıldığı gruplarda meydana gelen mine yüzeyindeki renk değişiminin, Gemini braket sisteminin kullanıldığı gruplarda meydana gelen renk değişiminden anlamlı olarak daha az olduğu tespit edilmiştir (p;0,003 p˂0,05). Sof-lex kullanılan gruplardan elde edilen renk değişikliği değerlerinin (ΔE), sof-lex kullanılmayan gruplardan daha düşük olduğu, fakat bu sonuçların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür (p;0,280 p>0,05). Sonuç: Yaptığımız bu in vitro çalışma neticesinde, kullanmış olduğumuz her iki braket sisteminin ve bitirme tekniğinin mine yüzeyinde renklenme meydana getirdiği tespit edilmiştir. Tungsten karbid frez ile adeziv artıklarının temizlendiği dişler, tungsten karbid, sof-lex ile adeziv artıklarının temizlendiği dişlere göre daha fazla renk değişikliğine uğramıştır. Sof-lex disk kullanımının tüm gruplarda daha az renk değişikliğine sebebiyet verdiği görülmüştür. Bitirme protokollerinden bağımsız olarak, Flash Free braket sisteminin, Gemini braket sistemine göre dişler üzerinde daha az renk değişikliğine sebep olduğu görülmüştür.
Ortodontik bonding işleminde farklı primerlerin ve renklendirici solüsyonların etkisinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Farklı renklendirici solüsyonların ve braketlerin yapıştırılmasında kullanılan farklı primer sistemlerin, minedeki renk değişimi ve bağlanma dayanımına etkisinin in-vitro olarak karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda toplamda 120 adet çekilmiş premolar diş kullanılmıştır. Dört ana grubu ayrılan dişlere, 1.grupta %37 lik ortofosforik asit+Transbond XT Primer, 2.grupta 3M Single Bond Universal (3M Espe Amerika), 3.grupta Transbond Plus SEP (3M ESPE Dental Products; 3M Center, St Paul, MN, USA), 4. grupta G-Premio Bond (GC, Tokyo, Japan) kullanılarak bonding işlemi uygulanmıştır. Bonding işlemi sonrası tüm örnekler 24 saat boyunca distile suda 37˚C' ye sabitlenen etüvde bekletilmiştir. Her bir grup kendi içinde 3 alt gruba ayrılmış ve A grubunda bulunan dişler kahve ve çay karışımının olduğu kaba, B grubundaki dişler kola bulunan kaba ve C grubundaki dişler distile su bulunan kaba tüm yüzeyleri sıvıya temas edecek şekilde yerleştirilmiştir. Saklama kapları, 37˚C' ye sabitlenen etüvde 72 saat bekletilerek ağız içi ortamının taklit edilmesi sağlanmıştır ve sonrasında tüm dişlere, universal test cihazı kullanılarak bağlanma dayanımı testi uygulanmıştır. Bağlanma testi sonrasında diş yüzeyinde kalan adeziv artıkları stereomikroskop altında Artık Adeziv Endeksi (AAE) kullanılarak skorlanmıştır. Diş yüzeylerinde bulunan artık adezivler 12 bıçaklı tungsten karbid frez ile düşük devirli mikromotor kullanılarak temizlenmiştir. Çalışmamızdaki tüm dişlerden bonding işlemi öncesi ve bağlanma dayanımı testi sonrası olmak üzere iki ayrı zamanda Vita Easyshade spektrofotometre cihazı kullanılarak renk ölçüm işlemi yapılmıştır. Bulgular: Farklı primerlerin kullanıldığı gruplar arasında %37' lik ortofosforik asit grubunun bağlanma dayanımı ortalaması (33,5) diğer gruplardan yüksek bulunmuştur. Transbond Plus SEP (19,9), 3M Single Bond (20,57) ve G-Premio Bond (20,75) kullanılan gruplar arasında bağlanma dayanımı açısından anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Kullanılan çay-kahve, kola ve distile su solüsyonlarının bağlanma dayanımı üzerindeki etkileri açısından fark olmadığı bulunmuştur. Primerlere göre AAE skorlarının dağılımları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,001). Solüsyonlara göre AAE skorlarının dağılımları arasında istatistiksel olarak farklılık yoktur (p=0,335). Primer gruplarının ve solüsyon gruplarının renk değişimi bakımından etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur, (p=0,001), (p=0,023). Sonuç: Çalışmamızda %37 ortofosforik asit+Transbond XT primer kullanılan gruptaki bağlanma dayanımı diğer tüm gruplardan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Ancak diğer tüm primer gruplarında da bağlanma dayanımının klinik olarak yeterli olduğu tespit edilmiştir. Çay- kahve solüsyonunun kullanıldığı gruptaki renk değişimi distile sudan anlamlı derece yüksek bulunmuş olup, çalışmamızda kullanılan diğer tüm solüsyonların renk değişikliğine sebep olduğu görülmüştür. En fazla renk değişimi çay-kahve solüsyonu ve Transbond Plus SEP primer kullanıldığı zaman görülmüştür. Diğer primer gruplarının renk değişimine etkileri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Bağlanma dayanımı, mine renk değişimi, primer, solüsyon.
Color stability, surface roughness and surface morphology of universal composites
MENIAWI, M (2024). Color Stability, Surface Roughness and Surface Morphology of Universsal Composites, Yeditepe University, Institute of Health Science, Department of Restorative dentistry, PhD thesis, Istanbul. Objectives: This in vitro study aimed to evaluate the color stability, surface roughness (Ra; µm), and surface morphology of universal composites after exposure to discoloring agents over a period of 21 days. Materials and Methods: A total of 200 cylindrical composite discs (n=40 from each); supra nano-fill Estelite Asteria (EA; Tokuyama, Japan), nano-hybrid G-aenial A'chord (GA; GC, Japan), nano-hybrid G-aenial Universal Injectable (GI; GC, Japan), nano-fill Filtek Universal (UF; 3M. USA) and nano-fill Filtek Ultimate (FU; 3M, USA) were prepared and polymerized (Bluephase N; Ivoclar, USA). Following storage in distilled water for 24 h at 37°C, the specimens were finished with 600 grit SIC paper and polished with Twist DIA (Kuraray, Japan) followed with 3, 1 and 0.5 µm grit diamond pastes (Shofu; Japan, Diamond polish Ultradent; USA). Then, each composite group was randomly divided into four subgroups according to the discoloring agents; Black tea, coffee, red wine, and artificial saliva (n=10) and initial color measurements (spectrophotometer; Minolta CM-2600d) and initial Ra (profilometer; Perthometer M1 Mahr, Germany) were evaluated. The immersion protocol in discoloring agents was repeated for 21 days. Color measurements were performed after 7, 14, and 21 days, and ∆E 00 was calculated, while Ra was evaluated after 21 days. Representative specimens from each group were investigated under SEM (Tübitak MAM). ∆E 00 and Ra data were analyzed using three-way ANOVA and post hoc Tukey's tests (p<0.05). Results: ∆E 00 and Ra were significantly influenced by the composite (p<0.001), discoloring agent (p<0.001), and the evaluation period (p<0.001), while significant interactions were evaluated between the variables for both test methods. For all the composites and evaluation periods, red wine resulted significantly in the highest color change (p<0.001), which was followed by black tea (p<0.001) and coffee (p<0.001). After 21 days, GI and FU resulted significantly in the lowest ∆E 00 among all the tested universal composites for red wine (13.131±0.663; 12.89±0.97 respectively) and black tea (9.47±1.15; 10.534±0.349 respectively). All the composites revealed significantly higher Ra after exposure to discoloring agents (p<0.001), however, no significant differences were evaluated among red wine, black tea and coffee except UF and EA (p>0.05). Conclusion: Universal composites revealed unacceptable color change and increased surface roughness after exposure to discoloring agents over a period of 21 days, however the increase in surface roughness did not reach the critical threshold value for plaque accumulation. Key Words: color stability, surface roughness, universal composites, injectable composite.
Evaluation of the effect of different bleaching techniques on surface roughness and color change in new and aged composites
Objectives: The aim of this study was to investigate the effect of 35% hydrogen peroxide (Whiteness HP) and 16 % carbamide peroxide (Whiteness Perfect) on the surface roughness and color change of new and aged microhybrid composites ( Filtek Z 250). Materials and Methods: A Teflon matrix (10 x 2 mm) was used to fabricate 120 specimens which, after polishing with 600 and 1200 grit silicon carbide paper and 24 hours stored in distilled water divided into 2 main groups (n 60). Afterwards, the specimens of one group were placed on 1000 cycles in thermocycling device and the specimens of the other group were placed on 10000 cycles. After the thermocycling, the initial color and surface roughness readings were performed by using the spectrophotometer and profilometer respectively. The specimens of each group were then randomly divided into three subgroups (n 20) according to surface treatments: distilled water (control), 16% Carbamide Peroxide (CP), and 35% hydrogen peroxide (HP). The 16% CP agent was applied 4 h daily for 2 weeks and 35% HP agent was applied 45 minute/week. After 14 days of treatment, the color change (ΔE1) and the surface roughness readings were performed. After bleaching procedure, half of each 20 subgroup were polished with Sof-Lex pop-on system while the other half were kept without polishing. After that, the polished and unpolished specimens were immersed in vials containing 5 ml of coffee solution for one week at room temperature. The second color changes (ΔE2) were then assessed. Results: There was a significant increase in the surface roughness values of the bleached and the control groups for the new tested composite, but no significant changes were detected for the aged composite group. Bleaching of the new and aged composite groups did not show any significant change in the surface roughness when compared the bleached groups with the control groups. As regarding the color variation, the color change (ΔE1) differences between the new and aged composite groups were statistically significant; as the means in the aged composite group was higher. The color change differences between the bleached and control groups for the new and aged tested composite were insignificant. Conclusion: It can conclude that in this study both the bleaching systems used had minimal effects on the surface roughness and the color change of the new and aged tested composites.
Farklı CAD/CAM bloklarına, farklı renkteki simanların ve yaşlandırmanın yaptığı etkilerin optik değerlendirilmesi
Klinikte CAD/CAM sistemlerinin kullanımının artmasıyla restorasyon üretimi için gereken CAD/CAM materyalleri de artmıştır. Bu çalışmada yakın zamanlarda kullanılmaya başlanan rezin nano seramik ve hibrit seramik materyalleri ile uzun süredir kullanılan lityum disilikat içerikli porselen CAD/CAM bloklarının optik özellikleri değerlendirilmiştir. Çalışmamızda ki amacımız, farklı kalınlıkta ve translüsensde CAD/CAM bloklarına, farklı renk rezin siman kullanımı ve yaşlandırma işleminin optik etkisini araştırmaktır. Örnekler üç farklı markadan (LAVA Ultimate, LV, (3M ESPE, Amerika), GC Cerasmart, GC, (GC Corp, Amerika), IPS E.max CAD, EM, (Ivoclar Vivadent AG, Almanya)) CAD/CAM blokları A2 renginde, yüksek translüsens (HT) ve düşük translüsens (LT) olarak iki farklı translüsenste seçildi. CAD/CAM blokları 0.5, 1 ve 2 mm kalınlıkta kesilerek alt gruplara ayrıldı (n=16). En altta diş rengini taklit etmek amacıyla tüm örneklerde kullanılmak üzere 5×6 mm dikdörtgen şeklinde kompozit alt yapı örneği oluşturuldu (GC Genial, GC Corp, Amerika), (n=1). Rezin siman örnekleri (GCem Link Force, GC Corp, Amerika) A2 (A2), transparan (TR), opak (OP) olarak üç farklı renkte seçildi. Örnekler 6×5×0,2 mm boyutlarında hazırlandı (n=1). Dentin rengini taklit eden kompozit örnek spektrofotometrede (CM-2600d, Konica Minolta Sensing, INC. Japonya) ölçüldü ve bu değer referans değer olarak kabul edildi. Kompozit örnek üzerine rezin siman örnek onun üzerine de CAD/CAM bloğundan örnek yerleştirilerek referans değere göre ΔE değişimi spektrofotometrede ölçüldü. CAD/CAM örneklere ilk ölçüm sonrasında 10.000 devir termalsiklus ile yaşlandırma işlemi yapıldı. İlk ölçümdeki sırayla örnekler katman şeklinde yerleştirilerek referans değere göre, spektrofotometrede ikinci kez ΔE değişimi ölçüldü. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metotların (ortalama, standart sapma) yanı sıra, Newman Keuls çoklu karşılaştırma testi, eşlendirilmiş t testi, tek yönlü varyans analizi, alarında Tukey çoklu karşılaştırma testi, bağımsız t testi kullanılmıştır. Sonuçlar anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmamızda materyallerin çeşitleri, kalınlıkları, translüsenslikleri ve rezin siman renkleri arasındaki ΔE değişimleri istatistiksel olarak anlamlı derecede birbirinden farklı bulunmuştur (p=0,0001). Farklı üç materyal arasındaki ΔE değerlerinin yaşlandırma işlemi öncesi büyüklük sıralaması, LV (x̄=9,74) EM (x̄=6,99) GC(x̄=5,25) şeklindedir. Yaşlandırma işlemi sonrası ΔE değerlerinin büyüklük sıralaması, LV (x̄=9,55) EM (x̄=6,93) GC(x̄=5,49) şeklindedir. Materyallerin kalınlıkları arasındaki ΔE değerleri yaşlandırma işlemi öncesi büyüklük sıralaması, 2 mm (x̄=9,04) 1 mm (x̄=7,28) 0,5 mm (x̄=5,76) grupları şeklindedir. Yaşlandırma işlemi sonrası ΔE değerlerinin büyüklük sıralaması, 2 mm (x̄=8,93) 1 mm (x̄=7,21) 0,5 mm (x̄=5,76) grupları şeklindedir. Materyallerin translüsenslikleri arasındaki ΔE değerleri yaşlandırma işlemi öncesi büyüklük sıralaması HT (x̄=8,46) LT (x̄=6,20) grupları şeklindedir. Yaşlandırma işlemi sonrası ΔE değerlerinin büyüklük sıralaması, HT (x̄=8,41) LT (x̄=6,04) grupları şeklindedir. Farklı renkteki rezin simanlar arasındaki ΔE değerleri yaşlandırma işlemi öncesi büyüklük sıralaması, TR (x̄=7,65) A2 (x̄=7,49) OP (x̄=7,06) şeklindedir. Yaşlandırma işlemi sonrası ΔE değerlerinin büyüklük sıralaması, TR (x̄=7,85) A2 (x̄=7,46) OP(x̄=6,84) şeklindedir. Termosiklus işlemi öncesi ve sonrası ΔE değerlerinin büyüklük sıralaması değişmemiştir. Termalsiklus ile yaşlandırma işleminin materyaller üzerindeki etkisi birbirinden farklı saptanmıştır. Yaşlandırma işleminin öncesi ve sonrası arasındaki ΔE değişimleri farkı klinik olarak kabul edilebilir eşik değerinin çok altında bulunmuştur (ΔE3.5). Anahtar kelimeler: Hibrit CAD/CAM Bloklar, Renk, Kalınlık, Rezin Siman, Yaşlandırma.
Farklı mine pürüzlendirme ve temizleme yöntemlerinin diş renk değişikliği üzerine etkilerinin in-vitro olarak karşılaştırılması
Bu çalışmada, dört farklı pürüzlendirme yöntemi uygulanan dişlerin; iki farklı frez ile yapılan bitim-cila işlemlerinden sonra, mine yüzeylerinde oluşan renk değişikliklerinin in-vitro olarak değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada 106 adet çekilmiş insan küçük azı dişi kullanılmıştır. Dişler pürüzlendirme yöntemlerine göre %37 ortofosforik asit ile, 50 μm partikül boyutunda kumlama ile, kumlama sonrası %37 ortofosforik asit ile ve ER:YAG lazer ile olmak üzere dört çalışma grubu ve bir kontrol grubu olarak beş gruba ayrılmıştır. Her çalışma grubunun 12 bıçaklı tungsten karbid ve beyaz kuşaklı elmas frez olmak üzere iki alt grubu bulunmaktadır. Mine pürüzlendirilmesi yapılmayan kontrol grubu dışındaki tüm dişlere metal braket yapıştırılmıştır. Gruplar renk solüsyonunda bekletilmeden önce braketleri sökülmüştür. Yapıştırıcı artıkları iki ayrı frez ile temizlendikten sonra Sof-Lex™ disklerle cilalanmıştır. Başlangıçta, renklendirme sonrasında ve artıkların temizlenmesi sonrasında dişlerin renk ölçümleri spektrofotometre ile yapılmıştır. Elde edilen L*, a* ve b* değerleri CIELab cinsinden kayıt edilerek ΔE renk farklılığı hesaplanmıştır. İstatistiksel analizler NCSS 2007 paket programı ile yapılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular incelendiğinde; başlangıç ve temizleme sonrası ∆E değerleri bütün gruplarda artış göstermiştir. Tungsten karbid frez kullanıldığında en yüksek ∆E 18,88±11,83 değeriyle lazer ile pürüzlendirme grubunda, en düşük ∆E 11,21±5,81 değeriyle ortofosforik asit ile pürüzlendirme grubunda bulunmuştur. Beyaz kuşaklı elmas frez kullanıldığında ise en yüksek ∆E 22,48±13,12 değeriyle ortofosforik asit ile pürüzlendirme grubunda, en düşük ∆E 10,79±5,37 değeriyle kumlama sonrası %37'lik ortofosforik asit ile pürüzlendirme yönteminde bulunmuştur. Temizleme materyalleri karşılaştırıldığında; tungsten karbid ve elmas frez arasında kum, lazer ve kumlama sonrası %37'lik ortofosforik asit ile pürüzlendirme gruplarında renk değişikliği açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken, sadece %37'lik ortofosforik asit ile pürüzlendirme grubunda elmas frezin ∆E değeri, tungsten karbid freze göre anlamlı olarak fazla bulunmuştur. Sonuç olarak, mine pürüzlendirme yöntemlerine bakıldığında bütün gruplar arasında %37'lik ortofosforik asit grubunda daha fazla renk değişikliği olmuştur. %37'lik ortofosforik asit grubundaki bu renk değişikliğinin temizlenmesinin karşılaştırılmasında ise beyaz kuşaklı elmas frez, tungsten karbid freze oranla daha efektif bulunmuştur.
Farklı zirkonia tam seramik sistemlerinin translusensi özelliklerinin karşılaştırılması
. Ytrium ile kısmen stabilize edilmiş polikristalin zirkonia (Y-TZP), üstün mekanik özellikleri ile tam seramik restorasyonlarda tercih edilen alt yapı materyali haline gelmiştir. Ancak polikristalin içeriği nedeniyle opasitesinin fazla olması optik özelliklerini kısıtlamaktadır. Bu nedenle, Y-TZP alt yapıların üzerlerine veneerleme yapılarak renk ve translusensi özellikleri arttırılarak daha estetik restorasyonlar oluşturulmaya çalışılmaktadır. Zirkonia seramiklerin estetik özelliklerini arttırmak ve veneer seramik zirkonia alt yapı birleşiminin olumsuz sonuçlarını engellemek amacı ile piyasaya veneerleme gerektirmeyen monolitik zirkonia materyalleri sürülmüş ve yüksek translusensi özellikleri ile de alt yapı - veneer sisteme alternatif olmuşlardır. Bu tez çalışmasının amacı, A2 renginde üretilmiş farklı zirkonia altyapı - veneer seramik sistemleri ile monolitik zirkonia sistemlerinin translusensi özelliklerini karşılaştırmaktır. Çalışmada 2 farklı Y-TZP sisteminin optik özellikleri, aynı firmalara ait 2 farklı monolitik sistemle kıyaslanmıştır. Ceramill ve Lava sistemlerinden A2 renginde ve 0.5 mm kalınlığında disk şeklinde örnekler hazırlanmıştır (n=10). Alt yapı örneklerine sistemlere uygun olan IPS e.max Ceram veneer seramiği ve glaze işlemi uygulanmış ve kalınlık 1,5 mm olacak şekilde bitirilmiştir. Ceramill Zolid ve Lava Plus Yüksek Translüsens Zirkonia sistemlerinden de 1,5 mm kalınlığında disk şeklinde örnekler hazırlanmıştır (n=10) ve sistemlerin önerdiği boyama kitleri kullanılarak A2 renginde bitirilmiştir sonrasında da sistemlere uygun glaze materyali ile glazelenmiştir. Üç kez translusensi ölçümü yapılmış ve ölçümler spektrofotometre CM-2500d/2600d ile gerçekleştirilmiştir. Translusensi değerleri kontrast oran metodu kullanılarak hesaplanmıştır. Birinci ölçüm; Ceramill ve Lava sistemlerine ait 0.5 mm kalınlıktaki altyapı örneklerinde, ikinci ölçüm; altyapı örneklerine 1.0 mm kalınlığında veneer seramik materyali eklendikten sonra monolitik zirkonia grupları ile beraber 1.5 mm kalınlıkta glaze uygulamasından önce, üçüncü ölçümler ise; tüm gruplara glaze işlemi uygulandıktan sonra yapılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken parametrelerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov- Smirnov testi ile değerlendirilmiş ve parametrelerin normal dağılıma uygun olmadığı saptanmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodların yanı sıra niceliksel verilerin karşılaştırılmasında parametrelerin dört grup arası karşılaştırmalarında Kruskal Wallis testi kullanıldı. Parametrelerin iki grup arası karşılaştırmalarında Mann Whitney U test kullanıldı. Parametrelerin grup içi karşılaştırmalarında ise Friedman testi ve Wilcoxon işaret testi kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda, Ceramill ve Lava 0.5 mm altyapıların translusensi ölçümlerinde Ceramill grubu örneklerin kontrast oran değeri Lava grubu örneklerin kontrast oran değerinden daha düşük çıkarak Ceramill altyapıların 0.5 mm kalınlıkta Lava örneklerden daha translusens oldukları bulunmuştur. Ceramill ve Lava altyapıların üzerine 1.0 mm kalınlığında veneer seramik uygulamasından sonra her iki grubun da kontrast oran değerinin arttığı ve her iki grubun translusensliklerinin azalarak birbirlerine yakınlaştıkları görülmüştür. Veneerlenmiş klasik zirkonia grupları Ceramill ve Lava örnekleri ile monolitik zirkonia grupları Ceramill Zolid ve Lava Plus Yüksek Translusens zirkonia örnekler arasında 1.5 mm kalınlıkta glaze uygulamasından önce ve glaze uygulamasından sonra kontrast oran değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Tüm gruplarda glaze işleminden sonra kendi içlerinde kontrast oran değerlerinde anlamlı bir düşüş olduğu gözlemlenmiştir.
Diş rengi seçiminde bilgi tecrübe ve cinsiyetin başarıya olan etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, renk kavramları hakkında eğitimli olmanın, cinsiyet ve tecrübe seviyesinin görsel renk seçiminde başarıya etkisinin değerlendirilmesidir.Gereç ve Yöntem: Diş hekimliği öğrencilerinden 200, protetik diş tedavisi asistanlarından 18 olmak kaydıyla toplam 218 renk körü olmayan katılımcı araştırmaya dahil edildi. Katılımcıların 130'u kız, 88'i erkeklerden oluşmaktadır. Öğrencilerin yarısına renk kavramı ve renk seçimi prensipleri hakkında eğitim verildi. Protetik diş tedavisi asistanları eğitimli olarak kabul edildi. Tootguide Trainer (TT) yazılımı ile birlikte çalışan Toothguide Training Box (TTB) kullanılarak katılımcıların renk eşleştirme alıştırma aşamalarını tamamlayıp, final testi sonuçları elde edildi. Son olarak yapılan ve 15 sorudan oluşan renk eşleştirme final sınavı sonrasında, TTB'nin sorduğu renk ile katılımcının buna karşılık seçtiği renk arasındaki renk farklılığının toplamı (??E) ile TT yazılımının verdiği toplam skor, her katılımcı için hesaplandı. Düşük ?E değeri ve yüksek skor, daha iyi renk seçimine karşılık gelmektedir.Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, niceliksel verilerin karşılaştırılmasında ve normal dağılım gösteren parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Oneway Anova testi ve farklılığa neden çıkan grubun tespitinde Tukey HDS testi kullanıldı. Normal dağılım gösteren parametrelerin iki grup arası karşılaştırmalarında Student t test kullanıldı. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında ise Ki-Kare testi kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi.Bulgular ve Sonuç: Tüm katılımcılar ve final sınavı sonuçları tecrübe açısından değerlendirildiğinde, protetik diş tedavisinde eğitim gören asistanların, diş hekimliği 1. ve 2. sınıf öğrencilerine göre toplam skor ortalamaları anlamlı düzeyde yüksekken (p<0,01), ?E ortalamaları anlamlı düzeyde düşüktür (p<0,01). Diğer tüm sınıflardakiIIIöğrenci ve Protetik diş tedavisi asistanları arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05).Renk eğitimi verilen grup ile verilmeyen grup arasında toplam skor ve ?E ortalamalarında anlamlı farklılık bulundu (p<0,01). Renk eğitimi verilen grubun doğru sayısı, eğitim verilemeyen gruba göre anlamlı düzeyde yüksektir (p<0,01). Renk eğitimi verilen grubun tonda yanılma oranları, eğitim verilmeyen gruba göre anlamlı düzeyde yüksekken (p<0,01), renk eğitimi verilmeyen grubun parlaklık ve yoğunlukta yanılma oranları, eğitim verilen gruba göre anlamlı düzeyde yüksektir (p<0,01).Cinsiyetler arasında, toplam skor ve ?E ortalamaları arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Bunun yanında, renk eğitimi verilen kızlar ile verilmeyen kızlar arasında toplam skor ortalamaları anlamlı düzeyde yüksek ve ?E ortalamaları anlamlı düzeyde düşük olduğu görüldü (p<0,01). Renk eğitimi verilen erkekler ile verilmeyen erkekler arasında toplam skor ve ?E ortalamalarında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05).Anahtar kelimeler: Renk, renk seçimi, cinsiyet, tecrübe, Toothguide Training Box
Farklı cila yöntemlerinin nanofil ve mikrohibrit kompozitlerin renkleşmesi üzerine olan etkisinin in vitro olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, farklı cila tekniklerinin (frez;frez+diamond polish;soflex; sof-lex+diamond polish; PoGo; PoGo+diamond polish), nanofil (Clearfil Majesty Esthetic Ultimate) ve mikrohibrit (G-aenial) kompozitlerin renkleşmesi (yapay tükürük ve çay) üzerine olan etkisinin in vitro olarak saptanmasıdır.Çalışmada her bir kompozitten 120 adet olacak şekilde, toplam 360 adet 8 mm çapında ve 2 mm kalınlığında kompozit disk hazırlandı ve her grup üretici firmaların talimatları doğrultusunda polimerize edildi (Optilux 501;Kerr). Hazırlanan bütün kompozit örneklerinin yüzeyi tungsten karbit frez ile standardize edildi. Daha sonra her bir grup kompozit (n=120) çalışmada kullanılan 3 farklı bitim ve cila tekniğine göre (frez; PoGo; sof-lex) rastgele olarak önce 3 gruba ayrıldı (n=40). Her gruptaki örneklerin yarısı (n=20) kullanılan cila tekniği ile bitirildi, diğer yarısına ise (n=20) cila tekniği sonrasında cila pastası (diamond polish;Ultradent) uygulaması yapıldı (frez+diamond polish; sof-lex+diamond polish; PoGo+diamond polish). Bitim ve cila işlemlerinin renkleşmeye etkisinin saptanabilmesi için her bir grup son aşama olarak, renklendirici çözelti olarak çay, çay ve yapay tükürüğün kullanıldığı 2 alt gruba (n=10) ayrıldı. Cila işlemi tamamlanan kompozit örnekler 24 saat 37°C'de yapay tükürükte bekletildi. Daha sonra spektrofotometre (Minolta CM-2600d) ile ilk renk ölçümleri yapıldı. Çay grubundaki örnekler 6 saat çayda,18 saat 37°C de yapay tükürükte bekletildi. Yapay tükürük grubundaki örnekler ise 24 saat 37°C yapay tükürükte bekletildi, her iki grupta da çay ve yapay tükürük çalışma boyunca yenilendi. İlk renk ölçümünü takip eden 2 hafta boyunca aynı renklendirme döngüsü tekrarlandı ve 1. ve 2. haftalarda tüm örneklerde meydana gelen renk değişiklikleri CIE Lab sistemi kullanılarak renk farkı ?E olarak hesaplandı. Sonuçların istatistiksel karşılaştırılmasında paired t-testi, one-way ANOVA ve post hoc Tukey testleri kullanıldı (p<0.05). Çay, nanofil ve mikrohibrit kompozitlerde yapay tükürük ile kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla renkleşmeye neden oldu (p<0.05). Aynı cila tekniklerinin farklı kompozitlerdeki kıyaslamalarında, Clearfil Majesty Esthetic, Ultimate'dan daha az renkleşti (p<0.05). Frez ve sof-lex'de Ultimate ve Gaenial arasında fark saptanmadı (p>0.05). Clearfil Majesty Esthetic ve G-aenial arasında ise sadece frez grubunda fark saptandı. Cila tekniklerinin diamond polish cila pastası ile kombine kullanımı, G-aenial PoGo grubu hariç, bütün gruplarda çay ile oluşan renkleşmeyi azalttı.
Farklı yöntemlerle yapılan devital ağartmanın etkinliği ve dişin fiziksel özellikleri üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı; kanal patlarıyla renklendirilen çekilmiş dişlerde sodyum perboratın (SP), tek başına kimyasal ve titanyum dioksit (TiO2) nanopartikülleri ile güçlendirildikten sonra lazerle aktive edilerek meydana getirdiği beyazlatma ve demineralizasyon miktarının incelenmesidir. Çalışmaya çürüksüz 120 üst küçük azı diş dahil edildi. Renklendirme öncesi tüm dişlerin mineralizasyon ve renk ölçümleri yapıldı. Dişler, rastgele 2 gruba ayrıldı (n=60), her bir grubun pulpa odasına MTA Fillapex ve AH26 kanal patları yerleştirilip geçici dolgu yapıldı ve 3 hafta yapay tükürük solüsyonu içerisinde bekletildi. Bir haftanın sonunda tekrar renk ölçümü yapıldı. Daha sonra her grup beyazlatma uygulaması için rastgele 4 ayrı alt gruba ayrıldı (n=15). Grup 1; sadece kimyasal olarak SP materyaliyle ağartıldı. Grup 2; SP materyali diod lazer ile aktive edildi. Grup 3; SP materyali Er:Cr.YSGG ile aktive edildi. Grup 4; SP-TiO2 jel' i LED ile aktive edildi ve ağartma işlemleri tamamlandı. Ağartma sonrası tüm gruplara geçici dolgu yapılıp 1 hafta yapay tükürükte bekletildi. Bir haftanın sonunda renk ve mineral ölçümü tekrarlandı. Kanal patlarıyla renklendirme sonrası renk değişimi açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Beyazlatma sonrasında ise; MTA Fillapex ile renklendirilen dişlerde, Er,Cr:YSGG laser ile aktive edilen SP, diğer gruplara göre daha etkin beyazlama sağladı (p<0.05). Diğer gruplar arasında ise renk değişimi istatistiksel olarak farklılık göstermemektedir (p>0,05). TiO2 partikülü eklenerek elde edilen ağartma jeliyle ağartma sonrası mineral kaybının diğer gruplara göre istatistiksel olarak daha az olduğu tespit edildi (p<0,05) Sonuç olarak tüm gruplarda etkin beyazlatma sağlandı, TiO2'li jel ile beyazlatmanın daha güvenli bir yöntem olduğu gösterildi.