Zinc

142 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Bursa bölgesinde zeytin yetiştirilen toprakların yarayışlı çinko içeriklerinin belirlenmesinde kullanılacak yöntemler

Bu araştırma Bursa ili zeytin bahçesi topraklarının bitkiye yarayışlı çinko durumunu ve bu topraklarda yarayışlı çinko miktarının belirlenmesinde kullanılabilecek en uygun ekstraksiyon yöntemlerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Yoğun olarak zeytin yetiştirilen bölgelerdeki 50 farklı bahçeden 0-30 ve 30-60cm derinliklerden alınan toplam 100 toprak örneği, 50 yaprak ve 50 meyve örneği araştırma materyalini oluşturmaktadır. Toprakların yarayışlı çinko içeriklerinin belirlenmesinde; (Y1) 3 HCl+ 1 HNO3; (Y2) 0,005 M DTPA + 0,01 M CaCl2 + 0,1 M TEA; (Y3) 0,01 M HEDTA; (Y4) 0,1 N HCl; (Y5) 0,01 M Na2EDTA + 1 M (NH4)2CO3; (Y6) 0,01 N Na2EDTA ve (Y7) 1 N NH4OAc olmak üzere 7 farklı yöntem kullanılmıştır. Yaprakların Zn içerikleri ile önemli ve anlamlı ilişkilerin Y1, Y2, Y3, Y5 ve Y6, meyvelerin Zn içerikleri ile Y2, Y4 ve Y7 ile belirlenen Zn içerikleri arasında önemli ve anlamlı ilişkilerin olduğu görülmüştür. Bursa ili zeytin bahçelerinin alınabilir Zn içeriklerinin belirlenmesinde Y2, Y4 ve Y5 ile belirtilen yöntemlerin kullanılabileceği görülmüştür. Bununla birlikte sınır değerinin bulunması Zn' nin yanında diğer bazı besin elementlerinin de belirlenmesi toprakların alınabilir mikrobesin elementi içeriklerinin belirlenmesinde yaygın Y2 (DTPA)'nın araştırma bölgesi topraklarının alınabilir Zn içeriklerinin belirlenmesinde kullanılabileceği anlaşılmaktadır.

BursaToprakZeytin+1
Huriye Avcıoğlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

A study on the dosimetric properties of polycarboxylate cement used in dental treatments

Zinc Polycarboxylate cement is one of the few dental materials that demonstrate true adhesion to tooth structure. The powder is primarily zinc oxide, and the liquid is polyacrylic acid or a copolymer of that acid. In this study, the dosimetry properties of Zinc Polycarboxylate cement using thermoluminescence (TL) were investigated and determined the effectiveness of its use as a good dosimeter. As a result, the sample shows a good TL properties with three main peaks found around 140 ℃, 220 ℃ and 330 ℃. It has a wide linear dose response between 144 𝐺𝑦 and 2.3 𝐾𝐺𝑦 and good reusability with eight cycles of measurement. Keywords: Thermoluminescence, Dosimetry Properties, Zinc Polycarboxylate

RadiometryThermoluminescenceZinc
Muhammed Halidoğlu
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

SiC nanopartikül ilaveli asitli çinko kaplama banyolarında yapılan kaplamaların malzemenin korozyon direnci ve mekanik özelliklerine etkisinin araştırılması

Metal kaplama yöntemleri, malzemelere hem mekanik özelliklerin iyileşmesinisağlamak hem de korozyon nedeniyle malzeme kaybının önlemesi amacıylauygulanmaktadır. Parçadan beklenen özellikler ve kullanım yerine göre nikel kaplama,krom kaplama, çinko kaplama, kalay kaplama, bakır kaplama, soy metal kaplama ve Ni-Co, Ni-W vb. alaşım kaplama yöntemlerinden en uygun olanı seçilir.Çinkonun elektrokimyasal özelliği ve ekonomik olması çinko kaplamaların, çeliğinkorozyona karşı korunmasındaki kullanımını yaygınlaştırmıştır.Son yıllarda metallerin aşınma dayanımı, yüksek sıcaklık dayanımı ve korozyon direncigibi özelliklerini geliştirmek için kompozit kaplamalar yapılmaktadır. Kompozitkaplama yöntemlerinden biri olan elektrolitik kompozit kaplama, mikron veya nanoboyutlardaki partiküllerin bir kaplama çözeltisine ilave edilip, partiküllerin katottaalaşım ya da metal matris ile birlikte çöktürülmesi esasına dayanmaktadır.2000'li yıllardan bu yana yapılan elektrolitik kompozit kaplama çalışmalarında,nanopartikül ilaveli nikel kaplama banyolarında yapılan kaplamalar ile malzemeninkorozyon direncinin iyileştiği, çinko kaplama banyosuna TiO2 ve silika nanopartikülilavesinin ise kaplamanın korozyon direncini önemli oranda artırdığı sonucunaulaşılmıştır. Yapılan literatür çalışmalarında endüstride yaygın olarak kullanılan çinko kaplama banyosuna SiC nanopartikül ilavesinin korozyon direncine etkisine ilişkinherhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır.Çalışmada, asitli çinko banyolarına SiC nanopartikül ilavesinin korozyon direncineetkisi araştırılmış ve bu kapsamda elektrolitik kaplama işlemi, proses adımları, banyoiçerikleri açıklanmış ve standart asitli çinko kaplama banyosunda SiC partikülleriilavesiyle kaplanmış numunelerin korozyon direnci ile akım, süre, sıcaklık gibiparametrelerin korozyon direncine etkisi irdelenmiştir. Ayrıca, değişik organiklerinasitli çinko kaplama banyosuna ilavesi ile kaplanmış numunelerin korozyon direncinindeğişimi saptanmaya çalışılmıştır. Kaplamaların korozyon direnci, korozyon direncininbelirlenmesinde yaygın kullanılan tuz püskürtme testi ile gözlenmiştir. Kaplanmışnumunelerin korozyon öncesi ve sonrası makroyapı resimleri çekilmiş, yüzeyyapılarındaki değişiklikler açıklanmaya çalışılmıştır.

KorozyonÇinko
Mustafa Uyanık
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Çinko eksik koşullarda yetiştirilmiş Hordeum spontaneum C. Koch gövdesinden kurulmuş baskılayıcı çıkarım hibridizasyon kütüphanesinden seçilen cDNA'ların moleküler ve biyoinformatik analizleri

Çinko bütün organizmalar için önemli bir mikrobesindir ve 1000'den fazla enzim ve proteinin temel bileşenidir. Canlı hücrelerde protein, karbohidrat ve lipid metabolizmasında, replikasyon ve transkripsiyonda, biyomembranların yapısal ve fonksiyonel bütünlüğü için kritik rolleri vardır.Çinko eksikliği tüm canlılarda bir çok bozukluğa neden olur. Düşük çinko koşullarında yetişen bir bitkide cüce gövde, genç yapraklarda kıvrılma ve yuvarlanma, yaprak uçlarının ölümü ve klorozis görülür. Memelilerde ise, çinkonun yetersiz olduğu bir beslenme şekli anemi, savunma sistemi bozuklukları ve gelişimsel problemlere neden olur. Bu nedenle, organizmalarda çinko düzeylerini iyi bir şekilde kontrol eden ve beklenmeyen eksikliklere veya fazlalıklara anında tepki oluşturan hücresel mekanizmalar gelişmiştir.Tüm dünyada yaygın bir sağlık problemi olan çinko eksikliğinin giderilmesi için çinkonun eksik olduğu bilinen tarım alanlarında bu strese dayanıklı ürünler yetiştirilmelidir. Bitki türleri arasında çinko alım etkinliği bakımından genotipik varyasyonlar görülmektedir. Bu varyasyonlar çinkonun alımı, taşınımı ve depolanmasında görev alan proteinleri kodlayan genlerin farklı anlatımından kaynaklanmaktadır. Araştırma grubumuzda çinko eksikliğinde anlatımı olan genlerin yüksek verimlilikle identifikasyonu için Türkiye topraklarına iyi adapte olmuş Hordeum spontaneum C. Koch kullanılmıştır. Önceki projelerimizde, çinko eksik koşullarda yetiştirilmiş Hordeum spontaneum C. Koch yaprak, kök ve gövdesinden elde edilmiş RNA'lar kullanılarak, toplam 5808 klon içeren, üç farklı baskılayıcı çıkarım hibridizasyon (Suppression Subtractive Hybridization=SSH) kütüphanesi kurulmuştur. Yaprağa ait 960 klon ve köke ait 384 klonun dizin ve biyoinformatik analizleri tamamlanmıştır.Bu çalışmada ise gövde SSH kütüphanesinde bulunan cDNA'ların izolasyon ve identifikasyonlarının gerçekleştirilmesi amaçlandı. Bu amaçla, 672 klon rastgele olarak seçilip dizin analizleri gerçekleştirildi. Ham dizin verileri biyoinformatik araçlar kullanılarak işlendi. Öncelikle, düşük kaliteli dizinler, vektör dizinleri ve rekombinant olmayan klonlar, Cygwin yazılımı ile kullanılabilen Phred ve Cross-Match programlarıyla uzaklaştırıldı. Daha sonra, CAP3 ve Phrap programlarıyla kontig ve singletler oluşturulup, her iki program için sonuçlar karşılaştırıldı. Kontig ve singlet dizinlerinin nükleotid ve protein BLAST analizleri gerçekleştirildi. BLAST analizlerinde dizinlerin, metabolizma, savunma ve stres cevabı, yapı ve hücresel organizasyon, transkripsiyon, translasyon, sinyal iletimi ve apoptosisde görev aldığı düşünülen çeşitli genlere benzediği bulundu. Bu genlerden bazılarının yapısal ve fonksiyonel olarak iyi karakterize edilmiş genlerdir. Bunlar içinde Ribuloz-1,5-Bifosfat karboksilaz/oksigenaz (RuBisCO), Lipid Transfer Protein (LTP), BLT4 protein, kitinaz, aktin, patojen-ilişkili protein, UDP-glukoz pirofosforilaz, papain-benzeri sistein proteinaz ve CPN60 proteinlerini kodlayan genler yer almaktadır.

ArpaÇinko
Bahar Işık
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Bozulmuş açlık kan şekeri ve insülin direnci olan hastalarda çinko ve bakır metabolizmasının araştırılması

Diyabetes mellitus son yıllarda dünya çapında bir sağlık sorunudur. Diyabet lipid, karbonhidrat ve protein metabolizmasında uzun vadeli hasarlar yapan bir hastalıktır. Ayrıca insülin sekresyon bozuklukları, insülin direnci ve bozulmuş açlık glikoz metabolizması bireyleri diyabete yönlendiren önemli faktörler olarak kabul edilir. Son yıllardaki çalışmalarda çinko ve bakır eser elementlerinin diyabetes mellitus etiyolojisindeki rolü henüz netlik kazanmamış olmasına karşın glisemik kontrolde önemli birer faktör oldukları bilinmektedir. Bu araştırmada bozulmuş açlık glikozu (BAG) ve artmış insülin direnci (IR) ile metabolizmada önemli rolleri olan Zn ve Cu gibi eser elementler arasındaki ilişkiyi araştırmak amaçlanmıştır. BAG grubunu WHO kriterlerine göre, açlık glikoz seviyesi 100-125 mg/dL olanlar oluşturmuştur. IR grubu Homa-IR ≥2,5 olanlar ve Tip2 DM grubu tanısı olan hastalar oluşturmuştur. İnsülin direnci olmayan sağlıklı bireyler ise kontrol grubunu oluşturdu. BAG'li serumlarla kontrol ve Tip2 DM grupları; IR'liler ile kontrol grubu; Tip2 DM'liler ise kontrol grubuyla karşılaştırılmıştır. Tüm örneklerde Zn ve Cu eser element düzeyleri analiz edildi. Numunelerdeki Zn ve Cu seviyeleri otomatize klinik kimya cihazlarında ölçülmüştür. Hasta numunelerinin çalışıldığı parametreler otoanalizöre uyumlu ticari kitlerdir. Gruplar arasındaki fark student t-Testi ve gruplar arasındaki ilişki Pearson korelasyon katsayısı kullanılarak istatiksel analiz yapılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre, BAG ve Tip2 DM hastalarında Zn seviyesinde ileri anlamlı düşüklük varken, IR grubunda ileri derecede anlamlı Cu yüksekliği belirlenmiştir. Literatüre paralel olarak çıkan sonuçlarda, açlık plazma glikozu yüksekliğinde serum Zn seviyesinde azalmalar olmaktadır. Bu hasta profillerinde çinko ve bakır arasındaki antagonistik oran genel olarak değişim göstermektedir. Çalışmada öne çıkan özgün neticeler arasında yaşın ilerlemesiyle beraber diyabete giden sürecin hızlanmış olması dikkati çekmiştir. Sonuç olarak; Zn ve Cu oranlarındaki değişikliklerin IR ya da BAG ayırmaksızın, Tip2 DM'ye zemin hazırlayan metabolizmadaki önemli bir faktör olduğu gözlendi. Prediyabette Zn takviyesinin plazma glikoz seviyesini düşürmede ve Zn/Cu oranında düzenleyici rol alarak Tip2 DM'ye ilerlemesini önlemede önemli rolü olduğu düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: Eser elementler, çinko, bakır, insülin direnci, bozulmuş açlık glikozu, diyabetes mellitus

Bakır sülfatDiabetes mellitus-deneyselMetabolik hastalıklar+2
Alime Sarıkaya
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Değişik mikoriza türlerinin turunç bitkisinde fosfor ve çinko alımına olan etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada turunç bitkisi için vesiküler arbüsküler mikorizal (VAM) mantarlardan en uygun olan çeşidi belirlemek, bitki büyümesi, gelişmesi ve bitki besin elementlerinden fosfor ve çinko alımı üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Toprak Anabilim Dalına ait cam seralarda yürütülmüştür. Araştırmada (Deneme I: 1997) ön çalışma olarak turunç anaçları ile en iyi enfeksiyon geliştiren ve bitki büyümesini arttıran beş değişik mikoriza türü denenmiş ve bunlardan G.clarium türünün turunç bitkileri için en iyisi olduğu belirlenmiştir. Bunu takiben de (Deneme II: 1998) G.clarium mikoriza türünün turunç bitkisinde P ve Zn alımı üzerine olan etkileri steril toprak koşullarında incelenmiştir. Her iki denemede de VA mikorizamn çöğür büyümesine olan etkilerini incelemek amacıyla çöğürlerde bitki uzunluğu, gövde çapı, kök uzunluğu, % mikoriza infeksiyonu, yaprak, kök kuru madde üretimi ve bitkilerin ortamdan kaldırdıkları besin elementlerinin incelenmesi amacıyla P, N, Mn, Fe, Cu ve Zn analizleri yapılmıştır. Araştırma sonucunda her iki denemede de uygulamalar arasındaki farklılıklar istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur. Anaçların büyümesi ve bitki besin elementlerinin alımı yönünden mikoriza türlerinden G. clarium'un bitki gelişimi ve besin elementi alımını önemli derecede arttırdığı belirlenmiştir. Deneme IF de mikoriza uygulamasıyla bitki gelişimiyle fosfor alımımnda da artış olduğu, fakat Zn alımına etki etmediği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mikoriza (G. Clarium), Turunç, Mikorizal Aşılama, Fosfor ve Çinko

FosforMikorizaToprak+2
Derya Ortakçı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1999
00
Master'sOpen AccessTR

Huzursuz bacaklar sendromlu multipl skleroz hastalarında oksidatif stres ve serum mineral değerleri

Multipl skleroz (MS), enflamasyon, demiyelinizasyon ve akson hasarı ile seyreden, korteks, beyaz madde ve derin gri cevherin de tutulabildiği fokal ve multifokal plaklarla karakterize otoimmün bir santral sinir sistemi (SSS) hastalığıdır. SSS'nin en sık görülen inflamatuvar demiyelinizan hastalığıdır ve sıklıkla genç yetişkinlerde ortaya çıkar. Kronik bir hastalık olan MS'in bir kısmı ataklarla seyrederken bir kısmı ilerleyicidir. Multipl sklerozda etkilenmenin varlığı ve derecesini belirlemek için detaylı hikâye, fizik muayene yanında laboratuvar ve görüntüleme yöntemleri kullanılmaktadır. MS hastalarında MSS hasarına bağlı olarak tahmin edilen tüm belirti ve bulgular meydana gelse de sıklıkla ekstremitelerde kuvvet kaybı, duysal belirtiler, ataksi, mesane problemleri, yorgunluk, diplopi, görme bulanıklığı gibi görsel belirtiler, dizartri, bellek-konsantrasyon-dikkat bozukluğu gibi kognitif yakınmalar görülmektedir. MS klinik tipleri, klinik izole sendrom (KİS), relapsing (ataklarla seyreden) MS ve progresif (kötüleşen) MS olarak üç ana başlık altında tanımlanmıştır. KİS, izole optik nöropati, medulla spinalis tutulumu, beyin sapı sendromu, nispeten daha az sıklıkla hemisferik tutulum ile klinik bulgu vererek ortaya çıkan ilk nörolojik tablo olarak tanımlanmaktadır. Ataklarla seyreden MS (RRMS), akut atakların görüldüğü ve ataklar arasında hastalıkta kötüleşmenin gözlenmediği MS tipidir. Progresif seyreden MS ise atak ve iyileşmeler ile devam eden hastalık seyri boyunca özürlülüğün eklendiği klinik seyir tipidir. Yapılan çalışmalarda MS oluşumu sürecinde birden fazla immün mekanizmanın rol aldığı, miyelin kaybının yanı sıra aksonal kaybın da gerçekleşebildiği, dejenerasyon ve tamir mekanizmalarının eş zamanlı rol aldığı aktif bir süreç olduğu gösterilmiştir. Bağımsız dönemlerde farklı ataklarla lezyonlar oluşturması, her hasta ve ataklarda klinik seyrin değişken olması otoimmün sürecin kompleks ve heterojen bir mekanizmanın rol oynadığı düşündürtmektedir. Huzursuz bacaklar sendromu (HBS), Willis-Ekbom hastalığı olarak da bilinen, akşam saatlerinde görülen ve geceleri kötüleşen, istirahat halinde iken bacakları hareket ettirme dürtüsü veya ihtiyacı ile ortaya çıkan sensori-motor, kronik, ilerleyici bir hareket bozukluğudur. Literatüre bakıldığında HBS, ilk olarak 175 vaka serisi ile hazırlanan derleme yazısında "Restless Legs Syndrome" olarak adlandırılmıştır. 17. Yüzyılda Sir Thomas Willis tarafından gözlemlenmiş ancak sendrom tanımlaması 1945 yılında 'Huzursuz Bacaklar' klinik bulguları ile Ekbom tarafından yapılmıştır. Son yıllarda en fazla çalışılan konulardan olan serbest radikaller ve antioksidanlar gün geçtikçe daha da önem kazanmaktadır. Normal şartlar altında canlı metabolizması sağlıklı iken antioksidanlar ile serbest radikaller denge halindedir. Ancak bu denge serbest radikaller lehine değiştiği zaman, oksidatif stres kaynaklı hastalıklara yatkınlık gözlenmektedir. Anahtar kelimeler: relapsing remitting multpl skleroz, huzursuz bacaklar sendromu, oksidatif stres, çinko, klor, sodyum, potasyum

Huzursuz bacak sendromuKlorMultipl skleroz+4
Şeyma Akçin
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Epileptik nöbet sırasında ölçülen çinko ve bakır düzeylerinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Epilepsi, dünyada yaklaşık 50-65 milyondan fazla insanı etkileyen yaygın görülen nörolojik bir hastalıktır. Epilepsiyi ortaya çıkaran mekanizmalar çok faktörlüdür. Farmokolojik olarak epilepsi kontrol altına alınabilse de hastaların yaklaşık üçte birinde tedaviye dirençli hale gelmiştir bu sebeple yeni yaklaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Epileptik nöbet ile acile başvuru yapan hastalarında bulunabilecek bir çinko ve bakır eksikliği, kişinin kullanmış olduğu antiepileptik ilaçların yan etkisi, düzensiz ilaç kullanımı, polifarmasi, gastrointestinal emilim bozukluğu ya da sosyoekonomik durumlardan kaynaklanan bir durum olabilir. Bu çalışmada hedefimiz eser element eksikliğinin epileptogenez ile ilişkisini saptamak, bu alanda araştırmaların geliştirilmesine katkıda bulunmaktır. Böylelikle epilepsi hastalarında meydana gelebilecek atak nöbetleri engelleme stratejileri oluşturup, epilepsi hastaların yaşam kalitesini iyileştirmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil servis Anabilim Dalı 02.10.2019- 01.10.2020 tarihler arası prospektif olarak yapıldı. Epileptil nöbet ile acil servise gelen 65 hasta ve aile hekimliği polikliniğine sağlık kontrolü amacı ile gelmiş, tamamen sağlıklı olup ek hastalık ve ilaç kullanım öyküsü olmayan 65 gönüllü bireyin katılımı olmak üzere toplam 130 kişinin verileri incelendi. Çalışma için iki grup oluşturuldu; Hasta gurubu: Epileptik nöbet ile gelen, Sağlıklı kontrol gurubu: Herhangi bir hastalığa sahip olmayan, ilaç kullanmayan gönüllü bireylerden oluştu. Hastaların epileptik nöbet esnasında veya postiktal döneminde ilk 5-10 dakikada herhangi bir tedavi uygulamadan kan tahlilleri alınarak serumda eser elementler (Zn, Cu) analiz edildi. Hastaların anamnez ve demografik bulguları hazırladığımız formlara kaydedildi. Tüm olgular için istatistiksel anlamlılık p<0.05 olarak belirlendi. İstatistiksel analizler IBM SPSS (Windows için Sosyal Bilimler için İstatistik Paketi, Sürüm 21.0, Armonk, NY, IBM Corp.) paket programı ile sağlandı. Bulgular: Çalışma Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servis Anabilim Dalı'na nöbet ön tansı ile başvuran 83 hastayla başlandı. Hastalardan 4'ü sınıflandırılamayan nöbet grubu ve 14'ü EEG ve/veya diğer tanısal parametrelerle epileptik nöbet tanısı konmayarakçalışmadan çıkarıldı. Geriye kalan 65 epileptik nöbet geçiren hasta ve 65 sağlıklı gönüllü kişilerle çalışmaya devam edildi. Demografik özellikleri incelendiğinde nöbet gurubundaki (NG) 65 hastanın 29'u (44.61%) kadın, 36'sı (55.38%) erkektir. Sağlıklı gurubun (SG) 33'ü (50.8%) kadın, 32'si (49.2%) erkektir. NG ortalama yaş 43.75±19.49 yıl iken, SG ortalama yaşı 42.88±18.92 yıl olup istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.78). NG serum Cu düzeyi 98.41±31.5 μg/dL iken, SG serum Cu düzeyi 108.11±19.09 μg/dL olup istatiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0.02). Fokal nöbet gurubunda (FNG) (105.17±32.75 μg/dL) ve SG (108.11±19.09 μg/dL) serum Cu düzeyi, jeneralize nöbet gurubuna (JNG) (86.88±26.0 μg/dL) oranla daha yüksek olup istatiksel olarak anlamlı saptandı (p=0.003). NG serum Zn düzeyi 72.59±20.87 ug/dl, SG serum Zn düzeyi 96.69±10.21 ug/dl olarak saptandı ve istatiksel olarak anlamlı fark mevcuttu (p<0.001). FNG serum Zn düzeyi (76.5±19.37 ug/dl) ve JNG serum Zn düzeyinin (65.92±22.02 ug/dl) her ikiside SG serum Zn düzeyine (96.69±10.21 ug/dl) göre istatiksel olarak anlamlı düşük gözlendi (p<0.001). Antiepileptik ilaç (AEİ) tedavisi kullanan hastalarda serum Cu düzeyi (95.38±31.27 μg/dL iken, AEİ kullanmayan hastalarda serum Cu düzeyi 110.54±30.66 μg/dL bulunumuş olup aralarında istatistiksel anlamlı fark vardı (p=0.009). AEİ kullanan hastalarda serum Zn düzeyi 70.82±22.35 μg/dL iken, AEİ kullanmayan hastalarda serum Zn düzeyi 79.69±11.44 ug/dl olarak saptanmış olup aralarında istatiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0.001). Sonuç: Sonuç olarak Cu ve Zn elementlerinin nöbet geçirme esnasındaki seviyeleri sağlıklı guruba göre anlamlı düzeyde düşük bulundu (p=0.02, <0.001). Zn düzeyi hem FNG, hem de JNG'de SG'ye göre anlamlı seviyede düşük gözlenirken (p<0.001), Cu düzeyi sadece JNG gurubunda SG'ye göre anlamlı seviyede düşük saptandı (p=0.003). AEİ tedavisi alanlar, AEİ tedavisi almayanlara göre anlamlı olarak düşük seviyelerde Cu ve Zn düzeyleri tespit edilirken, bu ilaçlardan sadece karbamazepin tedavisi alan hastalarda ise en fazla Zn düzeyi düşüklüğü tespit edildi. Nöbet esnasındaki bu eser element seviyeleri nöbetsiz tanılı hastalardaki seviyeler ile genel olarak benzer şekilde düşük bulundu. Anahtar Kelimeler: Epilepsi, Çinko düzeyi, Bakır düzeyi

BakırEpilepsiNöbetler+2
Lıljana Mehmetaj
Bezmialem Vakıf University
2022
10
DoctorateOpen AccessTR

Farklı fonksiyonel gruplar içeren yeni tip çözünür porfirazin sentezi, karakterizasyonu ve komplekslerinin incelenmesi

Hızla ilerleyen ve büyük önem gösteren kimya sektörünün hem uygulamalı hem de temel bilim üzerinde önemle durulan konularından biriside tetra pirol türevi makrosiklik bilesikler olan porfirinler, ftalosiyaninler, tetrabenzoporfirinler ve porfirazinlerdir. Porfirazinler sahip oldukları periferal konumdaki fonksiyonel grupların özelliklerine göre; optik, magnetik ve elektronik özellikleri sergileyecek potansiyele sahiptirler. Ayrıca gösterdikleri yüksek simetri, düzlemsellik ve elektron delokalizasyonu gibi özellikleri sebebiyle optik veri toplanması, elektrografi, gaz sensörleri, sıvı kristal, boyar madde ve tek boyutlu metaller gibi çok genis spektrumlu bir uygulama alanı açmıstır, kimyacılar ve spektroskopistler için çalısma konusu olmustur. Bu özelliklerinin yanında porfirazinler, sentezlenmesi ve izolasyonundaki kolaylık nedeniyle ftalosiyaninlere ve porfirinlere alternatif olarak karsımıza çıkmaktadır. Biz bu çalısmada baslangıç maddesi olan ditiyomaleonitril disodyum tuzunu, NaCN ve karbondisülsürden iki basamakta sentezledik. Daha sonra sentezlenen maleonitril tuzu sırasıyla, 4,5-Bis(bromomethyl)[Benzo-15-Crown-5], 1,2-Bis(bromometil)benzen, 3- phenilpropil-bromür ve 1-brom-3-metilbütan ile muamele edilerek, alkillendirme tepkimeleriyle dört farklı ligant sentezlendi. Elde edilen ligantlar magnezyum alkolat ile siklotetramerizasyonu sonucu magnezyum porfirazinleri (MgPz) sentezlendi. Burada 1 ve 2 ligandları porfirazin vermedi. MgPz lerin metalsiz türevlerine dönüsmeleri için CF3COOH ile oda sıcaklıgında karıstırıldı ve diger metal türevlerinin sentezlenmesinde H2Pz baslangıç maddesi olarak kullanıldı. Daha sonra farklı metal tuzlarıyla Zn(II), Ni(II) ve Co(II) asetatın etanol-kloroform karısımında geri sogutucu altında karıstırılarak kompleksleri elde edilmistir. Elde edilen ligand ve komplekslerin yapıları FT-IR, UV, Elementel Analiz, 1H NMR, GCMS, MS ve TLC yöntemleri ile incelenmis ve karakterize edilmistir. Sentezlenen MgPz1, H2Pz1 ve metal komplekslerinin sıvı kristal özelligi polarizasyon mikroskobu ve diferensiyel tarama (DSC) ile incelendi. Elde edilen sonuçlardan ligandlar ve komplekslerinin sıvı kristal özelliginin bulunmadıgı gözlenmistir. Metalin ve halka sübstitüentlerinin porfirazin türevleri üzerindeki etkisini incelemek için Dönüsümlü Voltametri yöntemi kullanılmıstır. Cobalt ürevleri hariç bu çalısmada incelenen her kompleks ayrıca halka merkezli indirgenmelerden kaynaklanan iki tersinir ve bir tersinir olmayan islemler içermektedir. Anahtar Kelimeler: Porfirazinler, çinko, nikel, kobal, dönüsümlü voltametri

KobaltNikelÇinko
Ali Erdoğmuş
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut bronşiyolit vakalarında serum eser element (Çinko, Demir, Bakır) düzeyleri

Amaç. Akut bronşiyolit, özellikle 2 yaş altı çocuklarda, daha çok virüslerin, küçük hava yollarındaki epitel hücrelerini tutarak mukus üretiminde artışa, bronşiyollerde tıkanmaya, bronkospazma ve hava hapsine neden olarak ortaya çıkan alt solunum yolu enfeksiyonudur. Hastalığın görülme sıklığının fazla olması, tam etkili bir tedavisinin veya önleyici bir girişimin bulunmaması hastalığın önemini arttırmaktadır. Vücudumuzdaki çeşitli fizyolojik ve biyolojik olayların düzenlenmesi için glukoz, yağ asitleri, aminoasitlerin ve vitaminlerin yanı sıra minarellere ve eser elementlere de ihtiyaç olduğu bilinmektedir. Bu eser elementlerden özellikle vücudumuzda en yüksek miktarda bulunan, hem hücresel hemde hümoral immünitenin düzenlenmesinde rol oynayan çinko, demir ve bakırın eksikliğinde ASYE gibi çocukluk çağında sık görülen enfeksiyonlara karşı vücut direnci azalmaktadır. Bu çalışmada akut bronşiyolit tanısı alan hastalar ile sağlıklı çocuklardaki serum çinko, bakır ve demir düzeylerini karşılaştırarak bu elemntlerin eksikliğinin hastalığın etyolojisindeki rolünü araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem. Çalışmaya Eylül 2019 – Mayıs 2020 tarihleri arasında Bezmialem Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Acil ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerine akut bronşiyolit kliniği ile başvuran 2 ay-5 yaş arası 40 hasta çocuk ile fizik muyenesinde herhangi bir patolojik bulgusu olmayan aynı yaş grubunda 40 sağlıklı çocuk çalışmaya alındı. Hasta grubun; fizik muayene bulguları kaydedildi. Akut bronşiyolit tanısı alan hastalar klinik skorlama sistemleri kullanılarak hafif, orta ve ağır şiddette olmak üzere gruplara ayrıldı. Hasta grubunda serum çinko, demir ve bakır düzeyleri ölçüldü ve kontrol grubu ile karşılaştırılması yapıldı. Bulgular. Hasta grubunun yaşları 2 ay- 5 yaş arasında değişmekte olup ortalama yaş 19,5±18,2 ay, kontrol grubunun yaşları ise olgu grubuna benzer sekilde 2 ay- 5 yaş arasında olup ortalama yaş 22,0 ± 12,3 olarak bulundu. Her iki grup arasında yaş dağılımı açısından fark bulunmadı (p>0,05). Çalışmamıza katılan hasta grubunun 12'si (%30) kız, 28'i (%70) erkek, kontrol grubunun 15'i (%37,5) kız, 25'i (%62,5) erkek idi. Her iki grup arasında cinsiyet dağılımı açısından fark bulunmadı (p>0,05). Serum çinko ve demir düzeyleri hasta grubunda kontrol grubuna göre belirgin şekilde düşük bulundu (p<0,05). Sonuç. Serum çinko ve demir eksikliği akut bronşiyolit için bir risk faktörü olabilir. Özellikle ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde; akut bronşiyolit gibi görülme sıklığı fazla olan, tam ve etkili bir tedavisi olmayan enfeksiyon hastalıklarından korunmak için mikronütrientlerin beslenmemizdeki önemi unutulmamalı, buna bağlı olarak akut bronşiyolitin sıklığının azalmasında bu elementlerin rolü olabileceği, akut bronşiyolitin mevcut tedavisine ek olarak çinko ve demirin tedaviye eklenmesinin faydalı olabileceğini düşünmekteyiz.

Akciğer hastalıklarıBakırBronşiyal hastalıklar+5
Öznur Gökçe Taylan
Bezmialem Vakıf University
2020
00
DoctorateOpen AccessEN

Screening of different wild and modern wheats for zinc efficiency and evaluation of plant traits affecting expression of tolerance to zinc deficiency

In this PhD study different wild and primitive wheats, wild relatives of wheat and addition, substitution and translocation lines of wheat were used to study i) genotypic variation in tolerance to Zn deficiency, ii) role of wheat genomes (i.e., A, BBAA, DD, BBAADD) and rye genome (i.e., RR) in expression of high Zn efficiency, in) chromosomal localization of genes affecting Zn efficiency, and iv) physiological mechanisms affecting expression of Zn efficiency, i.e., release of Zn- mobilizing compounds from roots (phytosiderophores) and uptake and root-to-shoot translocation of Zn. The results showed that rye has an exceptionally high Zn efficiency and the genes involved in high Zn efficiency in rye can be partly transferred to wheat, and might be located on the İR, 2R and 7R chromosomes of rye, particularly on their short arms. Aegilops species and diploid (A), tetraploid (BBAA), hexaploid (BBAADD) primitive and wild wheats were tested for tolerance to Zn deficiency in a Zn-deficient soil under greenhouse conditions. Among the Aegilops species, Ae. speltoides with S genome and the Aegilops species sharing U genome were much more resistant to Zn deficiency \haaAe. tauschii (DD). Ae. speltoides (SS) and Ae. triuncialis (UUCC) were selected to be major gene resources for improving modern cultivated durum and bread wheats for high Zn efficiency. Among wild and primitive wheats tetraploid wheats (BBAA) were very sensitive to Zn deficiency while diploid (AA) and hexaploid wheats (BBAADD) were resistant The results suggested that the genes affecting expression of high Zn efficiency are possibly located on the A and D genomes. It seems likely that the genome B posseses supressor genes for Zn efficiency. In the genotypes representing diploid, tetraploid and hexaploid wheats and Ae. tauschii, capacities for phytosiderophore (PS) release from roots and Zn uptake and root-to-shoot translocation were studied under controlled environmental conditions. Results obtained showed that under Zn-deficient conditions the highest amount of phytosiderophore release was found in hexaploid wheats (BBAADD), while Zn deficiency-sensitive tetraploid (BBAA) wheats released the lowest amount of phytosiderophore. 6SZinc uptake and root-to-shoot translocation capacities are affected by wheat genomes diffentially depending on Zn efficiencies of genotpypes. Key words: Aegilops, wild and primitive wheats, zinc absorbtion, zinc deficiency, zinc efficiency n

AegilopsWheatSoil+1
İnci Tolay
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2000
00
Master'sOpen AccessTR

Sera koşullarında toprağa uygulanan gyttja'nın buğdayın büyümesi ve yeşil aksam bor ve çinko konsantrasyonu üzerine etkisi

Topraklardaki Zn eksikliği ve B toksisitesinin tahıllarda önemli verim azalmalarına yol açtığı bilinmektedir. Sözkonusu problemlerin en önemli nedenlerinden biri olarak topraktaki organik maddenin azlığı ileri sürülmüştür. Bu bilgilerden hareketle, organik madde içeriği çok yüksek olan (yaklaşık % 50) Gyttja'nın Zn noksanlığı ve B toksisitesine sahip topraklarda yetiştirilen tahıllarda bitkinin kuru madde verimine ve yeşil aksamındaki B ve Zn konsantrasyonları üzerine olan etkisini belirlemek için sera koşullarında denemeler gerçekleştirilmiştir. Sera denemeleri farklı düzeylerde B toksisitesi ve Zn eksikliğine sahip topraklarda değişik oranlarda Gyttja (% 0.0, % 1.0, % 2.5, % 5.0, % 10.0 ve % 20.0), Zn (0 ve 5 mg Zn kg-1toprak) ve B (0, 25 ve 50 mg B kg'1 toprak) uygulayarak yürütülmüştür. Sera denemesinden elde edilen sonuçlar, Gyttjanın B toksitesine ve Zn noksanlığına sahip toprakta uygulama dozlarına bağlı olarak kontrol uygulamasına göre, bitkinin kuru maddesinde % 25 ile % 97 arasında verim artışları sağladığını göstermiştir. Sözkonusu artışların Zn noksanlığına sahip toprakta olmadığı belirlenmiştir. Gyttja uygulamasıyla bitkinin kuru madde ve dane verimini arttırması yeşil aksamdaki B konsantrasyonunu azaltmasından, kısmen de Zn konsantrastyonunu yükseltmesinden kaynaklandığı bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar, B toksisitesinin ve Zn noksanlığının olduğu alanlara Gyttja uygulanmasıyla bitkisel üretimin iyileştirilebileceğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler : Gyttja, Bor Toksisitesi, Çinko Noksanlığı, Buğday

BorBuğdayGidya+3
M. Atilla Yazıcı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Orta anadolu ve gap bölgelerinde yetiştirilen değişik arpa ve buğday genotiplerinin çinko ile beslenme statüsünün belirlenmesi

Bu araştırma Orta Anadolu ve GAP bölgelerinde bitkisel verimi ciddi boyutlarda sınırlayan mineral beslenme problemlerinden Zn noksanlığı statüsünü belirlemek amacıyla yapılmıştır. Orta Anadolu ve GAP bölgelerinin değişik kısımlarında araştırma Enstitülerince kurulan tarla denemelerinden yaklaşık olarak 1120 yaprak, 560 dane örneği ile 226 adet toprak örneği alınmış ve analiz edilmiştir. Her iki bölge topraklarının çok düşük konsantrasyonlarda DTPA'da ekstrakte edilebilir (bitkiye yarayışlı) Zn içerdiği bulunmuştur. Ancak sadece Orta Anadolu Bölgesinde Zn noksanlığı s impt omları gözlenmiştir. Bunun Orta Anadolu bölgesinin (yaklaşık 320 mm/yıl) GAP bölgesinden (yaklaşık 480 mm/yıl) daha düşük yağış almasıyla ilişkili olabileceği düşünülmüştür. DTPA'da ekstrakte edilebilir Zn konsantrasyonlarının düşük olmasının aksine diğer mikroelementlerin konsantrasyonları yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak özellikle Orta Anadolu'da cidi bir Zn noksanlığı problemi mevcuttur ve burada Zn noksanlığına dayanıklı genotiplerin seleksiyon ve ıslah çalışmalarının yapılması gereği ortaya çıkmaktadır. Bu konuda yapılacak çalışmaların Zn'ca zengin tahılların yetiştirilmesi ve buna bağlı olarak da insan sağlığı ve ekonomik açıdan yarar getireceği açıktır.

ArpaBeslenmeBuğday+5
İnci Tolay
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1994
00
Master'sOpen AccessTR

Gyttja'da bulunan humin asitlerine demir ve çinko'nun bağlanması ile oluşturulan organomineral komplekslerin bitki gelişimine etkileri üzerinde bir araştırma

Bu araştırmada, Afşin-Elbistan linyit tabakaları arasında katmanlar halinde olan gyttja materyalinde bulunan humin asitlerine bitki besin ellementlerinin bağlanmasıyla oluşturulan organo mineral kompleklerin bitki gelişimine etkisini saptamak amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla yapılan çalışmada 6 uygulamalı 4 yinelemeli saksı denemesi kurulmuştur. Denemede humin asidi ile birlikte FeS04veZnS04 uygulanmıştır. Araştırmada kullanılan gyttja materyali %25 organik madde, %25 kil %0.11 tuz, %0.45 azot içermektedir. Araştırma sonuçlarına göre humin asidi, FeSÜ4 ve ZnSC>4 uygulamalarınınverim üzerinde istatistiksel bakımdan önemli bir etkisinin olmadığı, uygulanan ZnS04'ın hem toprağın hem de bitkinin Zn içeriğine arttırdığı bulunmuştur.

Bitki gelişimiDemirGidya+3
Safiye Şipal
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1994
00
DoctorateOpen AccessTR

Cyprinus carpio (L.)'da bakır, çinko ve bakır+çinko karışımında solungaç karaciğer ve ve kas dokularındaki metal birikiminin nicel protein, glikojen ve kandaki bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkileri

ÖZ Cyprinus carpio (L.)'da bakır, çinko ve bakır + çinko karışımında solungaç, karaciğer ve kas dokularındaki metal birikiminin nicel protein, glikojen ve kandaki bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkileri, üç seri halinde metallerin tek tek ve karışımları için belirlenen ortam derişimlerinde 1, 7, 15 ve 30 gün olmak üzere dört farklı zaman sürecinde belirlenmiştir. Deney serilerinde, bakır ve çinkonun solungaç, karaciğer ve kas dokularındaki birikimi ortam derişimi ve etkide kalma süresindeki artışa bağlı olarak artmış, ancak karışımın etkisinin incelendiği seride doku ve organlardaki metal birikimi metallerin tek tek etkisinde saptanan birikimden daha az olmuştur. Bakır, çinko ve bakır + çinko karışımının ayrı ayrı etkisinde solungaç ve karaciğer dokusundaki protein derişimi, belirli bir sürede ortam derişimindeki artışa ve belirli bir ortam derişiminde etkide kalma süresindeki artışa paralel olarak artarken kas dokusunda azalmıştır. Belirli bir sürede ortam derişiminin artması veya belirli bir ortam derişiminde etkide kalma süresinin uzaması karaciğer ve kas dokularındaki glikojen düzeylerini düşürürken, serum glikoz, total protein ve kolesterol düzeylerini arttırmıştır.

BakırBirikimGlikojen+8
Bedii Cicik
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1995
00
Master'sOpen AccessTR

Zebrabalığı' nın (Brachydanio Rerio) embryolojik gelişimi üzerine kadmiyum klorür ve çinko klorür gibi çevre kirleticilerinin etkileri

oz Bu çalışmada Zebrabalığı'nın blastula safhasındaki embryoları statik yenileme işlemi kullanılarak çinko klorür ve kadmiyum klorürün değişik konsantrasyonlarıyla 15 gün süreyle temas ettirilmiştir. Her iki maddenin çok yüksek konsantrasyonlarda gastrulasyonu inhibe ettiği, düşük konsantrasyonlarda ise; ödem, vertebra defekti ve hemoraji gibi anomaliler oluşturduğu gözlenmiştir. LC5Ü değeri (probit analizi kullanılarak) çinko klorür için 1.36 mg/L, kadmiyum klorür için 0.36 mg/L olarak hesaplanmıştır. Çinko klorürün kadmiyum klorürden yaklaşık iki üç kat daha yüksek konsantrasyonlarda benzer etkiler göstermesi, çinko klorürün kadmiyum klorüre göre daha az toksik olduğunu düşündürmektedir. Ancak koryondan çıkış yönünden tamamen farklı bir durum olduğu (çinko klorürün koryondan çıkış zamanı üzerine kadmiyum klorüre göre daha etkili olduğu) gözlenmiştir. Genel olarak kadmiyumun tüm canlılarda muhtemel toksik ve karsinojenik etkilerinin çinko tarafından azaltıldığı bilinmektedir. Ancak çalışmamızda kadmiyum klorürün 0.5 mg/L konsantrasyonunda görülen toksik etkilerinin, değişik konsantrasyonlarda çinko klorürün kadmiyum klorürle beraber kullanılmasına rağmen değişmediği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Brachydanio rerio, Embryo-larva, Toksisite, Çinko, Kadmiyum. vı

KadmiyumSu kirliliği-kimyasalZebra balığı+3
Melek Küçükoğlu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1996
00
Master'sOpen AccessTR

Kueşun-çinko cevherlerinin optimal flotasyon şartlarının tesbiti

Bu çalışma, Adana ilinin Kozan ilçesine bağlı Horzum yaylasının yaklaşık 30 km kuzeyinde bulunan ve Adana Madencilik Ltd. Şirketi tarafından işletilmekte olan Çinko cevheri üzerinde yapılan çalışmaları içermektedir. Cevherleşme, normal cevher (% 6.02 Zn) olarak nitelendirilen ve flotasyon tesisinin işlediği cevher ile zengin cevher (% 27.44 Zn) olarak tanımlanan ve birkaç bin ton kadar üretilmiş olan malzemeden ibarettir. Çinko cevherinde başlıca ZnS, FeS2, MgO, ve CaO oluşumlarına rastlanmaktadır. Deneysel çalışmalar; normal cevher, zengin cevher ve tesis flotasyon artığı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Normal cevherin ön bir gravimetrik zenginleştirmeyle tenor artışına gitmek ve flotasyon tesisine tenörü nisbeten yükseltilmiş cevher beslemek, zengin cevherin gravimetrik zenginleştirmeyle tenorunun yükseltilmesi suretiyle satılabilir bir konsantre elde edilmesi, artığında % 2 civarında olan çinko tenorunun yükseltilmesi suretiyle artıktaki çinkonun kazanılması amaçlanmıştır. Bu nedenle cevher üzerinde önce kırma-eleme ve öğütme-eleme deneyleri gerçekleştirilmiştir. Daha sonra; normal cevher ve artık üzerinde spiral, deneyleri yapılmış, takiben normal cevher, zengin cevher ve tesis flotasyon artığı ile sallantılı masa deneyleri tatbik edilmiştir. Son olarak da normal cevher sallantılı masa deney ürünleri ile flotasyon deneyleri yapılmıştır. Ayrıca artık, ek olarak MGS deneylerine tabi tutulmuştur. Kırma-eleme deneylerinden cevherin çok kırılgan olduğu sonucuna varılmış ve öğütme-eleme deneylerinde en iyi sonucun 5 dakikalık öğütme sonucunda alındığı görülmüştür. Spiral deneylerinde ne cevher ne de flotasyon tesis artığı için istenilen sonuç alınmıştır. Ayrıca sadece tesis flotasyon artığı için yapılan MGS deneylerinde sonuç vermemiştir. Fakat, sallantılı masa deneylerinde yine artık için sonuç alınmamasına rağmen normal cevher ve zengin cevher için istenilen sonuçlar elde edilmiştir. Bu sonuçlara göre, normal cevher tenörü % 6.02 Zn den ön bir gravimetrik zenginleştirmeyle % 10.37 Zn ye çıkarılmıştır. Elde edilen ürünlerin tek kademeli temizleme flotasyonu sonucu % 53.98 Zn tenörlü nihai konsantre elde edilmiştir ki bu da istenilen amaca ulaşıldığını göstermektedir. Zengin cevher için amaçlanan satılabilir bir konsantre elde edilmesi, % 27.44 Zn tenörlü cevherlerden % 47.25 Zn tenörlü bir konsantre elde edilmesiyle sağlanmıştır.

FlotasyonKurşunÇinko
Metin Uçurum
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1996
00
Master'sOpen AccessTR

Çinko eksikliği ve bor toksisitesi gösteren topraklarda gyttja uygulamasının buğdayın büyümesi ve çinko bor konsantrasyonları üzerine etkisi

Çinko eksikliği Dünyada ve Türkiye'de topraklarda çok sık rastlanılan bir mikroelement sorunudur.Günümüzde özellikle Orta Anadolu Bölgesinde tahıl üretim alanlarında Zn eksikliğinin yaygın olduğu ve bunun bitkisel verimi önemli bir şekilde sınırlandırdığı belirlenmiştir.Çinko eksikliğinin bu denli yaygın olmasının ana nedenlerinden biri olarak topraktaki organik madde içeriğinin çok düşük olması gösterilmektedir.Çinko gübrelemesine alternatif olarak topraklara yapılacak uygun bir organik madde gübrelemesinin bitkilerin Zn beslenmesini iyileştirebileceği ve organik madde de bulunan fenolik hidroksil (OH) grupların bazı topraklarda yüksek miktarlarda bulunan B'u bağlayarak, onun bitkiler üzerine toksik etkisini azaltabileceği güçlü bir olasılıktır.Bu nedenle,bu çalışmada, Zn eksikliği gösteren Eskişehir-Sultanönü toprağı ile hem Zn eksikliği hem de B toksisitesi gösteren Konya-Çomaklı toprağı,test bitkileri olarak Zn eksikliğine duyarlı olan Kunduru (makarnalık buğday) ve dayanıklı Dağdaş (ekmeklik buğday) çeşitleri kullanılmıştır.Deneme başlangıcında denemede kullanılan saksıların yansı sera koşullarında inkübasyona bırakılmış ve 3 hafta sonra tüm saksılar, organik madde içeriği yüksek olan gyttja materyali ve Zn uygulamasına tabii tutulmuştur. Deneme sonucunda, gyttja uygulamasının, Zn eksikliği gösteren Sultanönü toprağında beklenen şelat etkisi görülmemiş aksine gyttja uygulamasının, çeşitlerin kuru madde miktarı ve Zn içeriklerinde azalmaya neden olduğu görülmüştür.Bor toksisitesi gösteren Çomaklı toprağında ise gyttja uygulaması olumlu sonuçlar vermiştir.Özellikle gyttja ile Zn'nun birlikte uygulandığı koşullarda yeşil aksamın kuru madde miktarı artmış,B konsantrasyon ve içeriklerinde ise azalma kaydedilmiştir.

BorBuğdayGidya+2
Hatun Barut
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1997
00
Master'sOpen AccessEN

Antibacterial activities of nickel doped zno thin films prepared by silar method

ZnO thin films are widely utilized in various technological applications due to their low cost, wide bandgap, high electrical conductivity, and optical transparency. This thesis investigates the structural and surface morphology, antibacterial properties, bacterial adhesion, and organism survival count of nickel (Ni) doped ZnO thin films grown on FTO substrates produced by the SILAR method. The nickel (Ni) doping ratio in the ZnO thin films was varied from 1 % to 3 %. SEM-EDS analysis showed that nano-flower structures were formed on the surface of the ZnO thin films. It was observed that the structures formed were dependent on the nickel doping. Among the produced samples, FTO-Ni 2 % exhibited the highest antibacterial activity against E. coli ATCC 35218, while no activity was observed against S. aureus ATCC 25923. In addition, the highest bacterial adhesion rate was observed on the sample doped with Ni 2 %.

Zinc
Sarah Hasan Alı Ismael
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of biosensor properties of Cu-Sn doped ZnO:ITO nanoparticles

In recent studies, ZnO semiconductor is one of the most preferred materials due to its high conductivity, high transmittance and wide band gap. In this thesis study, the structural, surface morphology, antibacterial properties, bacterial adhesion and number of survival organism properties of Cu-Sn doped ZnO thin films grown on ITO substrate produced by the SILAR method were investigated. From SEM analyzes, it was observed that the films produced with different concentrations of Sn grew spherically depending on the concentration on the ITO substrate, and the surface morphology turned into a tighter structure with an increase in the amount of Sn additives. The highest adhesion rate of bacterial organisms on the produced samples was observed when the ZnO/Cu-Sn doping rate was 3 %. In addition, the lowest adhesion rate was observed when the ZnO undoped.

Zinc
Sarah Rashıd Sayer Sayer
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Değişik azot ve çinko dozlarının buğday bitkisinde büyüme ve verim üzerine etkisi

Çinko (Zn) noksanlığı bitkide, insanda ve hayvanda sorunlara neden olan yaygın bir mikro element noksanlığıdır. Çinko noksanlığında bitkide verim ve bitkisel ürünlerin besleme kalitesinde düşüşler görülmektedir. Çinko ayrıca bitkide protein sentezi için gereklidir ve bir çok enzimin fonksiyonlarında yaşamsal roller oynamaktadır. Çinko eksikliğindeki bitkilerde protein sentezinin gerilediği ve buna bağlı olarak bitkide amin ve amino asitler gibi çözünür azot (N) formlarının biriktiği bilinmektedir. Çinko ve N arasındaki bu ilişki, farklı Zn (0.00, 0.02, 0.10 ve 5.00 mg kg-1) ve N (25, 75 ve 225 mg kg-1) uygulamalarının, Seri-82 ekmeklik buğday çeşidinin kuru madde ve dane verimiyle yeşil aksamdaki ve tanesindeki Zn, N, NO3 - ve amino asit konsantrasyonları üzerine etkisini saptayarak sera koşularında belirlenmiştir. Toprağa yapılan 25 mg N kg-1 (kontrol) uygulamasına göre, 75 ve 225 mg N kg-1 N uygulamalarının Seri-82 çeşidinin kuru madde verimini sırasıyla % 19.4 ve % 38.5 oranında arttırdığı bulunmuştur. Çinko verilmeyen kontrol uygulamasına (0.00 mg Zn kg-1) göre, diğer Zn uygulamalarının (0.02, 0.10 ve 5.00 mg kg-1) verimi sırasıyla % 14.4, % 27.6 ve % 67.4 oranında arttırdığı belirlenmiştir. Bitkinin N'la beslenme düzeyi iyileştikçe Zn'nun bitkisel verim üstündeki etkisi daha da belirgin olmuştur. Örneğin en düşük N uygulamasında Zn ile sağlanan verim artış oranları % 4.6 - % 29.3 arasında değişirken aynı değerler 75 mg kg-1 N uygulamasında % 25.9 - % 90.3 arasında değiştiği görülmüştür. Aynı şekilde, bitkinin Zn beslenme düzeyi iyileştikçe N uygulamalarının da verim üstündeki etkisi daha büyük olduğu gözlenmiştir. Azot uygulamaları bitkinin yeşil aksamındaki ve tanedeki Zn, N, NO3 -1 ve amino asit konsantrasyonlarını arttırmıştır. Buna karşılık Zn uygulamaları bitkinin yeşil aksamdaki ve tanesindeki Zn konsantrasyonlarını arttırırken genelde N, NO3 -1 ve amino asit konsantrasyonlarını azaltmıştır. Örneğin N uygulamaları dikkate alınmaksızın toprağa Zn verilmediği durumda, bitkinin yeşil aksamdaki amino asit konsantrasyonu 9738 mg kg-1 iken Zn'nun 0.02, 0.10 ve 5.00 mg kg-1 verildiği durumda yeşil aksamdaki amino asit konsantrasyonunun sırasıyla 5302, 4036 ve 1990 mg kg- 1 olduğu saptanmıştır. Bu bulgular Zn eksikliğinde buğdayda yeşil aksam ve tanede NO3 -1 ve amino asit birikimi olduğunu ortaya koymuştur. Bu da olasılıkla Zn eksikliğinde bitkide protein sentezindeki gerilemeyle ilişkili olabileceği düşünülmüştür. Sonuç olarak, beslenme ortamında Zn ve N düzeyi optimize edildiğinde bitkinin büyümesinde ve veriminde artışlar olabildiğini ve bitkide aynı zamanda çözünür N bileşiklerinin de indirgenebildiğini göstermektedir. Bu nedenle bitkilerin Zn ve N gereksinim düzeylerinin belirlenmesi oldukça önemlidir. Anahtar kelimeler: Çinko, azot, verim, amino asit ve protein

AzotVerimÇinko
Gönül Bozbay Taşdemir
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2006
00
DoctorateOpen AccessEN

Investigation of the effect of phytic acid and its relationship with inhibin B, trace element and some biochemical markers in infertile men

Fertility is closely associated with the goodl desire of humans to live, reproduce, and prolong their existence. Objective: To measure the concentration of phytic acid and to study the effect of changes in its concentration on inhibin B and trace elements and some biochemical markers in infertile men, to assess spermatogenesis and semen parameters. There were high levels of phytic acid in men who had problems in the process of spermatogenesis, and thus its direct relationship to male infertility. That the presence of phytates in human food sources can form complexes in the metabolic stages of humans mainly insoluble with cations such as Ca, Mg and Zn, thus limiting or decreasing the bioavailability, these minerals are important in the formation of sperm. Men with high levels of phytic acid can experience changes in concenteration of inhibin B, LH, and FSH and thus directly affect the function of the male reproductive organs, which is evident in the third level of infertile men in our study. As for the low levels of inhibin B and LH, we found that it affects sperm motility and semen volume and thus limits sperm motility in males, which leads to incomplete fertilization. The study concluded that phytic acid can affect the metabolism of trace minerals, inhibin B hormone, LH and FSH, and thus lead to infertility or the development it or increase inability in treatment it. Because food is mainly based on plant products that contain phytate. There is a need for more studies on the effect of phytic acid on humans.

Phytic acidSpermatozoaSpermatogenesis+2
Husseın Alı Nayyef Nayyef
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the relationship between serum inhibin a and zinc concentration in women with polycystic ovarian syndrome and the correlation it's with FSH and LH levels

Bu çalışmanın amacı polikistik over sendromu (PCOS), inhibin A, çinko ve bazı biyokimyasal belirteç seviyeleri ile PKOS arasında bir ilişki olup olmadığının incelenmesidir. Çalışma grubu infertilite hastalığı olan (Grup B n= 40, Grup C = 40, Grup D = 40) ve sağlıklı kadınlardan (kontrol grubu olarak A Grup A= 40) ve özellikle PCO'lu kadınlardan oluşmaktadır. Sonuçlar, yaş arttıkça kadınlarda PCO'ların ortaya çıkma şansını arttırdığında, yaşın PCO'larla ilgili önemini göstermiştir. Aynı zamanda bilindiği gibi INHA, LH, FSH ve çinko ile PCO'lar arasında P > 0,005'te bir korelasyon vardı. PCO hastalığı ile uzunluk, RBS, Ca ve Mg arasında yüzde 5'ten daha düşük bir anlamlılık düzeyinde bir ilişki yoktu (P < 0,05). Son testlerde korelasyonlar yapıldığında, sadece infertil kadınları içeren B grubu ile A arasında bir ilişki varken, diğer gruplarla ilişki yoktu. Elde edilen bulgulara dayanarak, infertilite insidansı arttıkça, kadın infertilitesi için bir tanı yöntemi olarak kullanılabilecek A hormonunun (r = 0,923) seviyesinin de yüksek olduğu sonucuna varıldı. 2022, 62 sayfa Anahtar Kelimeler: İnhibin A, Çinko, FSH, PCOs, Yumurtlama, Kısırlık

InfertilityOvulationOviposition+2
Salam Mhmood Husseın Alkarkhı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of enzymatic and non-enzymatic antioxidants and trace elements in patients with acute leukemia in Al-Anbar governorate

The main goal of our project has a study the prevalence and correlation between enzymatic and nonenzymatic correlation with leukemic patients. Ptients had higher SOD activity than healthy controls (p 0.001) for ALL and AML. The total serum catalase activity of AML and ALL patients was considerably lower than that of healthy controls (P<0.01). The AML and ALL mean levels have grown considerably (p<0.001). Both ALL and AML had high amounts of ceruloplasmin. Average Zn concentrations in patients and healthy investigation, values were significantly lower than in healthy controls (p <0.01). The Zn levels of ALL and AML patients have not significant. (P>0.05). Whereas copper in AML and ALL had substantially higher means (p<0.01) than the control group. Copper levels in AML and ALL was also non significantly (p>0.05). Magnesium levels increase significantly in ALL and AML as compared with the control group. There is a clear and explicit relationship between total protein and leukemia, in contrast to albumin, whose change was. Weak and not at the expected level when compared with healthy groups. The mean of AML and ALL differs by a small amount (p <0.01), but uric acid has a p<0.01 significance level.

Acute diseaseEnzymatic methodsCatalase+2
Sabah Mejbel Farhan Al-jumaılı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00

Related subjects