Afyon Kocatepe University
Discipline

Veterinary Biochemistry

Afyon Kocatepe University

18

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

18 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel diyabet oluşturulmuş ratlarda apitoksin'in oksidan-antioksidan statü ve bazı biyokimyasal parametrelere etkilerinin araştırılması

Apiterapi, bal arısı tarafından üretilen ürünlerin terapotik etkinliği nedeniyle deneysel çalışmalarda tercih edildiği bir tedavi yöntemidir. Apiterapi'nin bir branşı olan arı zehiri (apitoksin) ile tedavi yöntemi, apitoksinin biyoaktif bileşenlerinin özellikle anti-inflamatuvar etkinlikleri nedeniyle kullanım alanı bulmaktadır. Bu çalışmada, Wistar Albino erkek ratlarda streptozotocin (STZ) kullanılarak oluşturulan deneysel diyabet kaynaklı metabolizma bozukluklarının, apitoksine karşı gösterdiği tepki birtakım biyokimyasal parameterler üzerinden araştırılmıştır. Deneysel aşamada 3-4 aylık yaşta, 200-320 g ağırlıkta 40 adet rat kullanılmış olup, rastgele seçilen ratlar 4 gruba ayrılmıştır. Çalışma 28 günde tamamlanmıştır. Gruplar; kontrol (K), apitoksin (A), diyabet (D) ve diyabet+apitoksin (DA) olarak ve her grupta 10'ar hayvan olacak şekilde etiketlenmiştir. K grubuna çalışma süresi boyunca intraperitoneal (ip) fizyolojik tuzlu su (FTS) uygulanmış, A grubuna çalışma süresi boyunca FTS içinde çözdürülen apitoksin 0,5 mg/kg dozda ip yoldan uygulanmıştır. D ve DA grubuna 50 mg/kg tek doz STZ, 4-4,5 pH aralığında Na-Sitrat buffer solüsyonunda çözdürülerek uygulanmış, 48 saat sonra deneklerin kuyruk venlerinden kan örnekleri alınmış ve glukometre ile kan glikoz düzeyi 200 mg/dl ve üzerinde ölçülen deneklerin diyabetli olduğu kabul edilmiştir. DA grubuna çalışma süresi boyunca FTS içinde çözdürülen apitoksin 0,5 mg/kg dozda ip yoldan uygulanmıştır. Çalışma süresince, deneklerden her hafta kan örneği alınmış ve glukometre ile açlık kan glikoz düzeyleri (AKG) ölçülmüştür. Çalışmanın sonunda anestezi altına alınan deneklerin göğüs kafesleri açılarak atan kalplerinden 5-8 ml kan örneği alınmış ve K2EDTA'lı tüplere aktarılmış, idrar keselerinden 0,5-1 ml idrar örneği alınmış ve steril ependorf tüplere aktarılmıştır. Tam kandan malondialdehit (MDA), redükte glutatyon (GSH) ölçümleri ve hematolojik analizler yapılmıştır. Plazmadan nitrik oksit (NOx), total antioksidan statü (TAS), total oksidan statü (TOS), protein karbonil (PCO), insülin, aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT), total kolesterol, trigliserid, HDL kolesterol, LDL kolesterol, VLDL kolesterol düzeyleri ölçülmüştür. İdrar örneklerinden DNA hasar düzeyi (8-OHdG) ölçümü yapılmıştır. Apitoksin diyabetli deneklerde insülin salınımında artışa ve AKG üzerine düşürücü etkide bulunmuştur (p<0,05). Oksidan parametrelerden MDA, NOx, PCO, 8-OhdG, AST, ALT, total kolesterol ve LDL kolesterol seviyeleri üzerine artırıcı yönde etki ederken, GSH ve TAS seviyelerinde düşüşe neden olmuştur (p<0,05). Hematolojik parametrelerden lökosit (WBC), platelet (PLT), platelet yüzdesi (PCT), platelet dağılım genişliği (PDW) seviyelerinde normalleşme gözlemlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak; apitoksinin bu çalışmada kullanılan dozunun, oksidatif stres parametreleri üzerine olumsuz etkisi insülin, AKG, birtakım hematolojik parametreler, özellikle de PLT üzerine ise olumlu yönde etkisi gözlemlenmiştir. Bu bulgulardan hareketle, apitoksinin diyabet tedavisinde alternatif olarak kullanımı, gelecekte aydınlatılması gereken patolojik süreçler ve biyokimyasal parametreler ilişkisi çerçevesinde gelişim gösterecektir. Ayrıca, dolaşımdaki PLT sayısının diyabetlilerde fizyolojik sınırlar içine çekilmesi, apitoksinin özellikle operatif girişimlerde kan kaybı riski bulunan diyabetli hastalarda alternatif olarak kullanımının mümkün olduğu ihtimalini açığa çıkarmaktadır.

Antiinflamatuar ajanlarAntioksidanlarApiterapi+7
Barış Denk
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda Sideritis akmanii'den elde edilen ekstraktların lipid profili ve bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkisinin araştırılması

Yapılan tez çalışması ile Afyonkarahisar için endemik olan Sideritis akmanii bitkisinden elde edilen sulu ve etanollü esktraktların ratlarda lipid profili ve bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmanın bitki materyali olan Sideritis akmanii Afyonkarahisar ili Şuhut-Sandıklı yolu Kumalar yaylası bölgesinde yayılım göstermektedir. Hayvan materyali olarak 200-300 g ağırlığında Wistar albino türü erkek rat kullanılmıştır. Çalışmanın başlangıcında ratlar her grupta 6 adet olacak şekilde 8 gruba ayrıldı. Kontrol Grubu (Grup I) sadece standart rat yemi ile beslendi. CMC Grubuna (Grup II) standart rat yemi ve % 0.5'lik CMC (karboksimetil selüloz) gastrik gavaj ile veridi. Sulu ve etanollü bitki ekstraktları hazırlandıktan sonra ÖD50 dozu 10 adet rat üzerinde 5' erli iki grup oluşturularak belirlendi. Bu belirlenen ÖD50 dozundan uygun oranlarda (% 1, %2 ve % 4) farklı üç doz alınarak 6 deneme grubuna (Grup III-IV-V-VI-VII-VIII) gastrik gavaj yolu ile verildi. Son uygulamaları takiben 24 saat sonrasında hayvanlardan ksilazin ve ketamin anestezisi altında intrakardiyak olarak kanları alınarak serumları ayrıldı. Elde edilen serumlardan AST (aspartat aminotransferaz), ALT (alanin aminotransferaz), ALP (alkalin fosfataz), glikoz, kolesterol, trigliserit, HDL (yüksek dansiteli lipoprotein), LDL (düşük dansiteli lipoprotein), üre, kreatinin, glikoz ve total protein ölçümleri ticari kitler kullanılarak spektrofotometrik ölçüldü. Yapılan tez çalışması sonucunda elde edilen veriler SPSS 13.0 istatistik programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin ortalamaları ± standart hatalarıyla ifade edilmiştir. İstatistiksel anlamlılık için p˂0,05 olarak alınmıştır. Yapılan tez çalışmasından elde edilen bulguların Sideritis akmanii'nin sulu ve etanollü ekstarktlarının lipid profili ve bazı biyokimyasal parametreler üzerinde sağlık açısından herhangi bir olumsuz etki doğurmadığını ortaya koymaktadır. Ölçülen değerler bakımından AST, ALT ve ALP nin düzeylerindeki azalma (p˂0,05) karaciğer üzerinde Sideritis akmanii'nin etanollü ekstraktının koruyucu bir rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Sideritis akmanii, biyokimyasal parametreler, lipid profili, rat.

Bitki özütüBitkilerKan lipidleri+4
Abdullah Coğuplugil
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Zeytin (Olea europea L.) yaprağının antioksidan etkinliğinin in vitro yöntemlerle araştırılması

Bu çalışmada içerisinde oleuropein gibi birçok biyoktif madde içeren zeytin (Olea europaea L.) yaprağının antioksidan özelliği çeşitli yöntemlerle in vitro olarak incelenmiştir. Kurutulan zeytin yapraklarından elde edilen metanol, etil asetat ve n-hekzanlı ekstrelerin 100-250-500-1000 μg/mL konsantrasyonlarında toplam fenolik madde tayini, DPPH radikali giderme aktivitesi, linoleik asit sisteminde ferrik tiyosiyanat (FTC) metodu ile antioksidan aktivitesi, demir (II) iyonlarını şelatlama aktivitesi, süperoksit radikali giderme aktivitesi ve indirgenme kapasitesi belirlenmiştir. Zeytin yaprağının metanol, etil asetat ve n-hekzanlı ekstrelerinin yüzde verimleri sırasıyla %34.59, 26.15 ve %13.21 olarak bulunmuştur. Toplam fenolik madde tayininde en yüksek değer metanol 1000 μg/mL konsantrasyonda 85,27±15,03, en düşük değer n-hekzan 500 μg/mL konsantrasyonda 0,18±1,32 olarak bulunmuştur. DPPH radikali giderme aktivitesinde ise en yüksek değer etil asetat 500 μg/mL konsantrasyonda 72,93,±0,42, en düşük değer n-hekzan 100 μg/mL konsantrasyonda 13,77±1,23 olarak bulunmuştur. Linoleik asit indirgemede en yüksek değer metanol 250 μg/mL konsantrasyonda 89,52±9,77, en düşük değer etil asetat 100 μg/mL konsantrasyonda 61,19±4,05 olarak bulunmuştur. Demir (II) iyonlarını indirgemede etil asetat 1000 μg/mL konsantrasyonda 50,53±5,533, en düşük değer n-hekzan 100 μg/mL konsantrasyonda 8,16±0,43 olarak bulunmuştur. Süperoksit radikali giderme aktivitesinde etil asetat 250 μg/mL konsantrasyonda 72,00±1,35, en düşük değer n-hekzan 500 μg/mL konsantrasyonda 13,76±2,24 olarak bulunmuştur. Son olarak indirgenme kapasitesinde metanol 1000 μg/mL konsantrasyonda 1,49±0,03, en düşük değer etil asetat 100 μg/mL konsantrasyonda 0,19±0,01 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak zeytin yaprağının metanollü ekstresinde toplam fenolik madde, linoleik asit indirgeme ve indirgenme kapasitesi diğer ekstrelere göre daha aktif bulunmuştur. DPPH radikali tutma, demir (II) şelatlama, linoleik asit indirgeme ve süperoksit radikali giderme aktivitesinde etil asetat ekstrelerin daha etkili olduğu görülmüştür. n-hekzanlı ekstrelerde ise sadece DPPH radikali tutma aktivitesi ve linoleik asit indirgeme düzeyi önemli bulunmuştur. Bu aktiviteleri nedeniyle zeytin yaprağının gıda, kozmetik, farmasötik ve hayvan besleme alanında doğal alternatif bir antioksidan olarak değerlendirilebileceği düşünülmektedir.

AntioksidanlarBitki fenolikleriBitki özütü+5
Süleyman Muammer Erdoğan
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Koyunlarda yeme zeolit ve yucca schidigera tozu ilavesinin bazı karaciğer enzimlerine (AST, ALT, GGT) etkilerinin karşılaştırılması

Koyunlarda Yeme Zeolit ve Yucca Schidigera Tozu İlavesinin Bazı Karaciğer Enzimlerine (AST, ALT, GGT) Etkilerinin Karşılaştırılması Rumen fermentasyonunu manipüle etmek amacıyla antibiyotikler yerine yem katkı maddeleri olarak doğal ürünlerin kullanılmasına yönelik ilgi artmıştır. Bu çalışma koyunlarda yeme saponin içeriği yüksek Yucca schidigera (YS) bitkisi ile zeolitlerin birlikte katılmasının plazma AST, ALT ve GGT düzeylerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada her bir grupta 1-2 yaş aralığında ve merinos ırkı 6 erkek koyun olmak üzere toplam 24 baş koyun kullanıldı. Koyunlar, temel yeme; Kontrol, Zeolit (%3), Yucca schidigera (YS,1500 ppm) ve Zeolit (%3)+YS (1500 ppm) ilave edilmiş yemlerle bir ay süresince beslendi. Denemenin sonunda tüm gruplardan alınan kan örneklerinde, plazma AST, ALT ve GGT düzeyleri belirlendi. Çalışmada, yeme zeolit ve YS ilavesinin ALT ve AST üzerine etkisinin olmadığı, buna karşın zeolit ilavelerinin GGT düzeylerini düşürdüğü tespit edildi. Sonuç olarak, yeme bu çalışmada uygulanan zeolit ve YS takviyesinin koyunların karaciğer sağlığında olumsuz etkisinin olmadığı kanaatine varıldı. Anahtar kelimeler: Koyun, zeolit, saponinler,karaciğer enzimleri, yem.

Alanin transaminazAspartat aminotransferazEnzimler+7
Oğuz Kale
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yumurta tavuğu rasyonlarına vitamin E ve selenyum ilavesinin kan ve yumurta antioksidan enzimler üzerine etkisinin araştırılması

Amaç: Yumurta tavuğu rasyonlarına Vitamin E (Vit-E ) ve organik selenyumun (OS) tek başına ve kombine (Vit-E+OS) olarak ilavesinin serum, yumurta akı (YA) ve yumurta sarısındaki (YS) Glutatyon peroksidaz (GSH-Px), katalaz (CAT), süperoksit dismutaz (SOD) aktiviteleri ile malondialdehit (MDA) düzeyleri üzerine etkilerini araştırmaktır. Materyal ve Metot: Çalışmada, 24 haftalık yaşta 96 adet beyaz Lohman yumurta tavuğu, her biri altı alt gruptan olmak üzere eşit sayıda 4 gruba ayrıldı. Gruplar sırasıyla bazal yem (Kontrol), bazal yem + 250 mg / kg Vit-E (Deneme-I), bazal yem + 0,9 mg/ kg OS (Deneme-II) ve bazal yem + 250 mg / kg Vit-E + 0,9 mg/ kg OS (Deneme-III) içeren rasyonlarla 12 hafta beslendi. Yem ve su ad libitum olarak sağlandı. Deneme sonunda, her gruptan alınan kan ve yumurta örneklerinde; GSH-Px, CAT, SOD enzimlerin aktiviteleri ve MDA düzeylerinin analizleri, Atatürk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalında yapıldı. Bulgular: Serum, yumurta sarısı ve yumurta akındaki enzim aktiviteleri deneme grupları, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, istatistiki olarak önemli derecede artarken (p<0.05), MDA düzeyinin istatistiki olarak önemli derecede azaldığı (p<0.05) belirlendi. Sonuç: Yumurta tavuğu rasyonlarına Vit-E ve OS ilavesinin antioksidan enzim aktivitelerini artırdığı ve MDA düzeyini düşürdüğü, bu nedenle rasyonlara OS ve Vit-E nin birlikte veya ayrı ayrı ilavesinin yararlı olacağı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Antioksidan enzimler, kan, yumurta numuneleri

AntioksidanlarEnzimlerSelenyum+5
Cihangir Timur
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yetiştirilen farklı ekofizyolojik gruplara ait sarımsak (Allium sativum L.) çeşitlerinin sağlığı geliştirici (Antioksidan, antidiyabetik, antibakteriyel) özelliklerinin araştırılması

Amaç: Türkiye'nin farklı bölgelerinde yaygın olarak üretilen ve destekleyici tedavi ürünleri arasında yer alan sarımsağın sağlık geliştirici özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda farklı bölgelerden toplanan sarımsağın; •Antidiyabetik aktivitesinden sorumlu başlıca bileşikleri alliisin ve alliinin ölçümlerinin yapılması, •Antibakteriyel aktivite analizlerinin yapılması, •Toplam fenolik madde konsantrayonunun, toplam flavanoid miktarının ve radikal süpürme aktivitelerinin ölçülmesi, sonuçların bölgeler arasında karşılaştırılması hedeflenmektedir. Materyal ve Metot: Araştırma Aksaray, Balıkesir, Kayseri, Kastamonu, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş ve Tokat illerinden 6'şar tane olmak üzere toplam 48 adet örnek ile yapılmıştır. Numunelerin 2,2-difenil-1-pikrilhidrazil (DPPH) radikal süpürme aktivitesi, total fenolik madde tayini ve total flavonoid değeri spektrofototmetrik yöntemlerle ölçülmüştür. Allisin ve allin miktarları yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) cihazında ölçülmüştür. Ekstraktların agar kuyucuk difüzyon yöntemiyle antimikrobiyal etkinliği test edilmiştir. Bulgular: Analiz sonuçlarına göre sarımsağın; •Toplam fenolik madde düzeyi ortalama 38,36±14,2 mgQE/g bulunurken en yüksek düzey Aksaray sarımsağında 54,16±9,39 mgQE/g tespit edilmiştir. Diğer taraftan toplam flavanoid seviyesi 14,42±5,19 mgGAE/g ve en yüksek düzey ise Aksaray sarımsağında 21,93±6,58 mgGAE/g bulunmuştur. Radikal süpürücü etkinliği %inhibisyon değeri ortalama 56,14±15,51 bulunurken en yüksek Hatay sarımsağında 29,71±6,54 olarak ölçülmüştür. •Allisin ve allin içerikleri sırasıyla 0,35±0,17 ve 0,76±0,37 olarak hesaplanmış ve en yüksek Tokat sarımsağında (0,6±0,39) tespit edilmiştir. •Sarımsakların Gram (-) bakterilere karşı antibakteriyel etkinliği gözlenmemiştir. S. aureus ve E. faecalis suşlarına karşı Gaziantep ve Tokat sarımsakları, B. cereus suşuna karşı tüm sarımsaklar antibakteriyel etkinlik göstermiştir. Aksaray, Kayseri ve Kahramanmaraş sarımsaklarında antifungal aktivite gözlenmemiştir. Sonuç: Bu çalışma ile Türk sarımsağının sağlık geliştirici özelliklerinin alternatif tedavi yöntemlerinde kullanılması ile ilgili yapılacak çalışmalara katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.

Allium sativumAntienfektif ajanlarAntikonvülsanlar+4
Esra Koçak
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu manda sütlerinde insülin benzeri büyüme faktörü-1 düzeyi ile somatik hücre sayısı arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Amaç: Anadolu mandalarının sütünde İnsülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) düzeyi ile somatik hücre sayısı arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Materyal ve Metot: Tez çalışmasının materyalini laktasyon dönemindeki 3-6 yaşlı Anadolu mandalarından elde edilen sütler oluşturdu. Mandalardan, sabah sağımında sağılan süt örnekleri subklinik mastitis yönünden değerlendirildi. Bu amaçla, mandaların dört ayrı meme lobundan sağılan sütlerde önce Kaliforniya mastitis test ve ardından somatik hücre sayımı gerçekleştirildi. Kaliforniya mastitis test sonucu negatif ve somatik hücre sayısı 200x103 hücre/ml olduğu belirlenen 100 adet mandaya ait süt örneği tez materyali olarak kullanıldı. Süt örneklerinde IGF-1 konsantrasyonu, enzim bağlı immünosorbent analiz (ELISA) yöntemi ile sığır spesifik ELISA test kitleri kullanılarak ölçüldü. Bulgular: Anadolu mandalarının sütündeki somatik hücre sayısının 0,68±0,31x105 hücre/ml olduğu belirlendi. Anadolu mandalarının süt IGF-1 düzeyinin 6,7 ng/ml-19,4 ng/ml arasında olduğu saptandı. Anadolu manda sütlerindeki IGF-1 düzeyi 11,94±2,93 ng/ml olarak kaydedildi. Sütteki IGF-1 düzeyinin somatik hücre sayısı ile pozitif korelasyon (r2=0,971, p<0,01) gösterdiği tespit edildi. Sonuç: Anadolu mandalarının sütlerindeki somatik hücre sayısının artışıyla birlikte IGF-1 düzeyinin de arttığı belirlendi. Bu tez çalışmasının, insan beslenmesinde önemli bir yeri olan manda sütünün biyoaktif bileşenlerinden olan büyüme faktörleri ile ilgili gerçekleştirilecek bilimsel çalışmalara katkıda bulunacağı öngörülmektedir. Anahtar Sözcükler: Anadolu mandası, İnsülin benzeri büyüme faktörü-1, Somatik hücre, Süt.

Şevval Güzel
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Streptozotosin-nikotinamid ile diyabet oluşturulmuş ratlarda metformin, metformin ve dipeptidil peptidaz-4 (DPP-4) inhibitörlerinin kombine kullanımının, serum nesfatin-1 düzeyleri, bazı vitaminler ve biyokimyasal parametreler üzerine etkileri

Amaç: Bu çalışmada streptozotosin (STZ)- nikotinamid (NA) ile diyabet oluşturulan ratlarda metformin uygulamasının ve DPP-4 enzim inhibitörleri olan sitagliptin ve omarigliptin'in metformin ile kombine kullanımının, ratlarda bazı biyokimyasal ve antropometrik parametreler üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Materyal ve Metot: 3-4 aylık, 200-230 g ağırlığında 50 Wistar-Albino ırkı erkek rat, her grupta 10 deney hayvanı olacak şekilde 5 gruba ayrıldı. 1. grup olan sağlıklı kontrol (SK) grubu hariç olmak üzere, diğer 4 gruptaki ratlara STZ-NA uygulaması yapıldı. Uygulamadan 72 saat sonra ölçülen açlık kan glukoz düzeyleri 150 mg/dL'nin üzerinde olanlar diyabet kabul edilip çalışmaya dâhil edildi. 2. gruptaki diyabetik kontrole (DK) serum fizyolojik, 3. gruptaki ratlara metformin, 4. gruptakilere metformin+sitagliptin, 5. gruptakilere de metformin+omarigliptin uygulamaları oral gavaj yoluyla 28 gün boyunca yapıldı. Her hafta başında ratların açlık kan glukoz düzeyleri, ağırlıkları ve boyları ölçüldü. Deney sonunda serumda Nesfatin-1, B12 vitamini, 25-dihidroksi vitamin D ve insülin düzeyleri ELİSA kitleri vasıtasıyla ELİSA cihazında; alanin aminotransferaz (ALT), aspartat aminotransferaz (AST), amilaz, lipaz, total kolesterol, trigliserid, düşük dansiteli lipoprotein (LDL), yüksek dansiteli lipoprotein (HDL) ve çok düşük dansiteli lipoprotein (VLDL) düzeyleri spektrofotometrik yöntemle otoanalizör cihazında çalışıldı. Bulgular: Açlık kan glukoz değerleri açısından diyabetik grupların glukoz düzeyleri SK grubuna göre yüksek bulundu (p<0,001). Diyabetik olan grupların açlık kan glukozu değerleri arasında istatistiksel bir farklılık saptanmadı (p>0,05). Ağırlık, vücut kitle indeksi (VKİ) ve Lee indeksi açısından diyabetik olan grupların değerleri, SK grubunun değerlerinden daha düşük saptandı (p<0,05). Diyabetik olan grupların ağırlık, VKİ ve Lee indeksi arasında bir farklılık saptanmadı (p>0,05). B12 vitamini, 25-dihidroksi vitamin D ve insülin değerleri açısından gruplar arasında farklılık saptanmadı (p>0,05). 5. grubun Nesfatin-1 değerleri, 2. gruptan daha yüksek saptandı (p<0,05). 2. grup ile 5. grubunun ALT değerleri, SK grubunun ALT değerlerinden daha yüksek saptandı (p<0,05). 2. grubunun AST değerleri, SK grubunun AST değerlerinden daha yüksek bulundu (p<0,05). Diyabetik grupların amilaz değerleri, SK grubundan daha düşük (p<0,05), 2. grup ile 5. grubun lipaz değerleri, SK grubu değerlerinden daha yüksek bulundu (p<0,05). 2. grup, 3. grup ve 5. grubun total kolesterol değerleri, SK grubundan daha düşük saptandı (p<0,05). 2. grup ile 4. grubun trigliserid değerleri, SK grubundan daha yüksek bulundu (p<0,05). SK grubunun LDL değerleri 2., 3. ve 5. grubun değerlerinden daha yüksek bulundu (p<0,05). 2. grubun HDL değerleri, SK grubundan daha düşük (p<0,05), 2. grup ile 4. grubun VLDL değerleri, SK grubundan daha yüksek saptandı (p<0,05). Sonuç: Diyabetik gruplarda uygulanan farklı ilaç tedavilerinin, incelenen parametreler açısından sonuçlar üzerinde belirgin bir farklılığı saptanamamıştır. Bununla birlikte istatistiksel olarak anlamlı olmasa da karaciğer üzerine koruyuculuğu en fazla olan ilacın sitagliptin, lipit profillerini iyileştirmede en etkili ilacın omarigliptin olduğu görülmüştür (p>0,05). Ayrıca omarigliptin kullanımı Nesfatin-1 düzeylerinde anlamlı bir artışa neden olmuştur (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Diyabet, Metformin, Nesfatin-1, Nikotinamid, Omarigliptin, Rat, Sitagliptin, Streptozotosin

Diabetes mellitus-deneyselHayvan deneyleriMetformin+5
Emine Altın
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yetişkin gökkuşağı alabalıklarının (Oncorhynchus mykiss) transferinde farklı oksijen konsantrasyonlarının oksidatif stres ve bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkisi

Artan dünya nüfusunun gıda ihtiyacını karşılamak amacıyla kültür balıkçılığı, düşük emisyon ve kaliteli protein elde edilmesi için tercih edilen en uygun ve çevreci yöntemlerden biridir. Su kaynaklarını en efektif şekilde kullanarak verimi artırmak amacıyla canlı balık transferleri yapılmaktadır. Ancak transfer işlemleri balıklarda ölümlere neden olan stres kaynaklarındandır. Transfer sırasında optimum yaşam koşullarının sağlanmasıyla stresin zararlı etkilerinin azaltılması mümkündür. Balıklarda uygun yaşam koşulları için en önemli parametrelerden biri sudaki çözünmüş oksijen seviyesidir. Çalışmamızda yetişkin gökkuşağı alabalıklarının (Oncorhynchus mykiss) transferinde farklı çözünmüş oksijen konsantrasyonlarının oksidatif stres ve bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkisi araştırılarak transfer sırasında en uygun çözünmüş oksijen konsantrasyonunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla oluşturulan kontrol ve 4 farklı çözünmüş oksijen konsantrasyonuna sahip gruplarda, serumda GSH-Px, SOD ve LDH enzim aktivitesi, MDA, Cp, TOK, TAK, OSİ, kortizol, glukoz, üre, ürik asit, kreatinin, Ca, Mg ve kas dokusunda MDA, Cp, TOK, TAK ve OSİ değerleri araştırıldı. Analizler sonucunda elde edilen bulgulara göre, oksidatif parametreler ve doku hasarının bazı belirteçleri karşılaştırılması sonucu transferin ve transfere hazırlık işlemlerinin balıklarda oksidatif hasara neden olduğu görüldü. Transfer edilen gruplar kendi arasında karşılaştırıldığında ise hipoksik ve hiperoksik koşullarda yapılan transferin ROS'u artırdığı ve antioksidan mekanizmayı baskılayarak oksidatif stres oluşturduğu tespit edildi. Normoksik koşullar içerisinde 8 ve 10 mg/L çözünmüş oksijen transfer grupları kendi aralarında karşılaştırıldığında 10 mg/L çözünmüş oksijen konsantrasyonunda yapılan transfer işlemlerinin oksidatif stresi ve oluşan doku hasarını en aza indirdiği görüldü.

AlabalıklarBalıklarBiyokimyasal özellikler+5
Utku Duran
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlanmanın ratların beyin dokusundaki total antioksidan ve oksidan durum ile Sirtuin-1 ve Sestrin-2 düzeylerine etkisi

Amaç: Bu çalışmada, deneysel olarak yaşlanmanın ratların beyin dokusundaki total antioksidan ve oksidan durum ile Sirtuin-1 ve Sestrin-2 düzeylerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Materyal Metot: Çalışma materyalini 24 adet Sprague Dawley ırkı 4 farklı yaş grubundaki ratlar oluşturdu, Grup 1 (n= 6) 1,5 aylık (12,5 puberta), Grup 2 (n= 6) 6 aylık (18 yıl), Grup 3 (n= 6) 12 aylık (30 yıl), Grup 4 (n= 6) 18 aylık rat (45 yıl) olarak deney grupları oluşturuldu. Çalışma sonunda ratların beyin dokusunda ve serumda Sirtuin-1 ve Sestrin-2 düzeyleri ELISA test kitleri ile Total Antioksidan (TAS), Total Oksidan Seviyesi (TOS) düzeyleri ise Rel Assay Diagnostics' kitleri ile belirlendi, Serumda glukoz, total kolesterol (TK), trigliserit (TG), total protein (TP), albümin düzeyleri ile ALT ve AST aktiviteleri spektrofotometrik olarak otoanalizör cihazında ölçüldü. Bulgular: Grupların vücut ağırlık değişiminin düşükten yükseğe göre Grup 1, Grup 2, Grup 3 ve Grup 4 olduğu, ratların vücut ağırlık düzeyinin yaş ilerledikçe arttığı görüldü. Grup 1'de total protein, globülin ve trigliserit düzeyinin en düşük olduğu; Grup 4'te ise total protein, globülin ve total kolesterol düzeyinin en yüksek olduğu belirlendi. Plazmadaki ALB/GLO oranının yaşlanmayla beraber azaldığı ve Grup 1 en yüksek olduğu görüldü (P<0.05). Serum ve beyin dokusunda TAS düzeyi 1. Görupta (1,5 ay) en yüksek düzeyde olduğu yaş artıkça azalmaya başladığı bulundu. Serumda TOS ve OSI'nin 3. Grupta en düşük olduğu, 4. Grupta ise en yüksek olduğu saptandı (P<0.05). Beyin dokusunda TOS düzeyinin Grup1'de en düşük olduğu yaş ilerledikçe artmaya başladığı ve Grup 4 en yüksek olduğu belirlendi (P>0.05). Grup1'den Grup 3'e doğru yaş ilerledikçe beyin dokusundaki Sirtuin-1 ve Sestrin-2 düzeyinin artmaya başladığı bu artışın önemli olduğu (P<0.05) Grup 4 ise Grup 3'e göre azalmaya başladığı görüldü(P<0.05). Sonuç: Yaptığımız çalışmada, ratlarda yaş ilerledikçe serumda ve beyin dokusunda Sestrin-2 ve Sirtuin-1 protein düzeylerinin önce artış gösterdiği, sonrasında en yaşlı grubumuzda azaldığı görüldü. Yaşlanmayla beraber serumda ve beyin dokusundaki total antioksidan düzeyinin azaldığı ve oksidan düzeyinin ise arttığı bulundu. Sestrin-2 ve Sirtuin-1 proteinlerinin erken yaşlanmaya karşı koruyucu ve alternatif tedavi olarak ileride yapılacak çalışmalarda kullanılabileceği belirlendi.

AntioksidanlarBeyinHayvan deneyleri+5
Damla Canayakın
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksek yağlı diyet ile beslenen ratlarda Lactobacillus acidophilus takviyesinin serum lipit profili ile böbrek amiloid protein ve TNF-alfa düzeyine etkisi

Amaç: Bu çalışmada, deneysel olarak yüksek yağlı diyete maruz kalan ratlara Lactobacillus acidophilus takviyesinin serum lipit profili ile böbrek total beta amiloid proteini (TBP) ve TNF-alfa düzeyine etkisinin araştırılması amaçlandı. Materyal Metot: Çalışmada Sprague-Dawley ırkı 24 erkek rat kullanılarak 4 grup oluşturuldu. Standart rat yemi (SD) verilen kontrol, Grup1; yüksek yağlı diyetle (YYD) beslenen, Grup 2; SD tüketen ve Lactobacillus acidophilus probiyotiği uygulanan, Grup 3; YYD beslenen ve Lactobacillus acidophilus probiyotiği uygulanan Grup 4 olarak gruplandırıldı. 12 haftalık deneme süresinde haftalık olarak vücut ağırlıkları belirlendi. Deneme sonunda ratların serum ve böbrek dokusunda TBP ve TNF-α düzeyleri ELISA yöntemi ile ölçüldü. Serumda total kolesterol (TK), trigliserit (TG), HDL, LDL, üre ve kreatinin düzeyi ile paraoksanaz, amilaz ve lipaz aktivitesi spektrofotometrik yöntemle analizör cihazında belirlendi. Bulgular: Deneme sonunda kontrol (Grup 1) grubu ile Grup 2 karşılaştırıldığında Grup 2 de ağırlık artışının en fazla olduğu, serum TG, TK, LDL ve üre miktarı ile serumda ve böbrek dokusunda TNF-α ve TBAP düzeyinin önemli düzeyde yüksek olduğu belirlendi (P<0.05). Serum HDL, PON ve amilaz düzeyleri ise önemli düzeyde düşük olduğu bulundu (P>0.05). Lactobacillus acidophilus probiyotiği uygulanan (Grup 3, 4) gruplar ise Grup 2 ile karşılaştırıldığında TG, TK, LDL, üre düzeyi ile serumda ve böbrek dokusunda TNF-α ve TBAP miktarında azalma olduğu belirlendi (P>0.05). HDL, PON ve amilaz düzeyinin ise arttığı ve kontrol grubuna yaklaştığı gözlemlendi (P<0.05). Sonuç: Çalışma sonucunda yüksek yağlı diyet ile obez oluşturulan ratlarda probiyotik takviyesinin serumda TG, TK, HDL, LDL, üre, PON ve amilaz düzeyi ile serum ve böbrek dokusunda TNF-α ve TBAP düzeyleri üzerinde olumlu etkisinin olduğu görüldü.

AmiloidAmiloid beta proteinDiyet+6
Pınar Kar
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
10
DoctorateOpen AccessTR

Kuzularda rasyona farklı düzeylerde katılan domates serası budama artıklarının bazı biyokimyasal, fizyolojik ve oksidatif stres parametreleri üzerine etkilerinin araştırılması

Dünyada nüfusun hızla artmasına bağlı olarak beslenme sorunları ön plana çıkmaktadır. Özellikle ülkemiz bir tarım ülkesi olmasına rağmen, hayvan besleme yönünden sorunlar yaşamaktadır. Bundan dolayı da hayvan beslemede alternatif yemlere olan ihtiyaç artış göstermektedir. Bu sonuç doğrultusunda yoğun şekilde üretimi yapılan domates bitkisinden çok miktarda açığa çıkan domates yaprağının, atık ürün olmaktan çıkartılıp alternatif bir yem hammaddesi olarak geri dönüşümünün sağlanması, ülkemiz hayvancılığı için yem açığının kapatılması açısından oldukça önem taşımaktadır. Bu tez kapsamında Anadolu Merinos ırkı kuzuların rasyonlarına farklı düzeylerde fermente domates yaprağı (FDY) katılması sonucunda elde edilen bazı biyokimyasal, fizyolojik ve oksidatif stres parametreleri araştırılmıştır. Deneme düzeninde 65±5 günlük yaşta, 19,61±4,33 kg başlangıç canlı ağırlığında, 24 adet erkek kuzu kullanılmış olup, rastgele blok düzeni içerisinde padoklara yerleştirilerek, 3 gruba ayrılmıştır. Çalışma 8 haftada tamamlanmıştır. Gruplar; kontrol, %2,5 FDY, %5 FDY olarak ve her grupta 8'er hayvan olacak şekilde ayarlanmıştır. Kontrol grubuna deneme süreci boyunca FDY içermeyen temel rasyon verilirken, %2,5 FDY grubu ve %5 FDY grubu toplam karma rasyon (TMR)'da sırasıyla %2,5 ve %5 FDY içeren rasyonla beslenmiştir. Çalışma süresince her bir hayvanın bireysel günlük yem tüketimi belirlenmiş, her hafta canlı ağırlık tartımları ve vücut ölçümleri kaydedilmiştir. Deneme süresi boyunca her 14 günde bir toplamda 5 kez olmak üzere, kan örneği alınmıştır. Ayrıca çalışmanın son 3 günü günde bir kez olacak şekilde rektal yolla her bir hayvandan dışkı örneklemesi alınmıştır. Çalışmanın sonunda ise, kesim işlemi gerçekleşen kuzuların, karaciğer ve böbrek ağırlıkları tartılıp, bağırsağa ait numuneler alınarak analizleri yapılmıştır. Kesim sırasında rumenden içerik alındığı anda pH değeri ölçülmüş ve uçucu yağ asidi (VFA) profili analizleri gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarının istatistik değerlendirmesi SAS programında yapılmıştır. Elde edilen veriler incelendiğinde; performans ve büyümeye bağlı parametreler ile dışkı çıkışı ve organ ağırlıkları parametreleri üzerinde değişiklik yapmadığı gözlenmiştir (p>0,05). Ancak, hematoloji ve serum biyokimyası ölçümlerinde; üre azotu (BUN) ve granülosit yüzdesi (GRA%) değerlerini, serum lipit profilinden; esterleştirilmemiş yağ asitleri (NEFA) ve fosfolipit değerlerini, rumen parametrelerinden; pH değeri ve ince bağırsak parametrelerinden; absorbans yüzeyi değerini etkilediği belirlenmiştir (p≤0,05). Sonuç olarak yaptığımız bu çalışmada; atık ürün olarak nitelendirilerek hem çevreye hem de ekonomiye zarar veren budama artıklarının, uygulanan oranlarda rasyona eklenmesi ile ruminantlarda yonca peletine eşdeğer bir kıymette alternatif yem hammaddesi olarak kullanılabileceği, böylece hem hayvancılık girdilerini düşüreceği hem de bu artık maddelerin daha yüksek katma değerle tüketilmesinin sağlanabileceği kanaatine varılmıştır.

DomatesHayvan beslemeHayvancılık+7
Beyza Aydoğan
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bal arısı (Apis mellifera L.) zehirinin deneysel peritoneal adezyon üzerindeki tedavi edici etkilerinin araştırılması

Bu tez çalışmasında, bal arısı zehirinin (apitoksin) postoperatif komplikasyonlardan biri olan peritoneal adezyonlar üzerindeki terapötik etkileri araştırılmıştır. Deneysel hayvan modeli kullanılarak gerçekleştirilen çalışmada, arı zehirinin doku iyileşmesi ve inflamasyon üzerindeki düzenleyici potansiyeli incelenmiştir. Toplam 36 erkek Wistar albino sıçan, altı gruba ayrılarak farklı dozlarda apitoksin, salin ve standart tedavi ajanları uygulanmıştır. Peritoneal adezyon modeli, cerrahi olarak sekum yüzeyinin abrase edilmesiyle oluşturulmuş ve 21 gün sonra makroskobik adezyonlar Nair skorlama sistemiyle değerlendirilmiştir. Plazma örneklerinde MDA ve GSH düzeyleri, doku örneklerinde ise hidroksiprolin, tPA ve PAI-1 düzeyleri ELISA yöntemiyle ölçülmüştür. Ayrıca bilişsel fonksiyonları değerlendirmek için Yeni Nesne Tanıma Testi (NOR) uygulanmıştır. Bulgular, CHA-Tek Doz ve farklı dozlarda uygulanan arı zehirinin, peritoneal adezyon skorlarını anlamlı şekilde azalttığını göstermiştir. Özellikle 0,25 mg/kg dozundaki arı zehiri (Venom 25), makroskobik adezyonlarda ve hidroksiprolin düzeylerinde belirgin düşüşler sağlayarak yüksek anti-fibrotik etki göstermiştir. Oksidatif stres parametreleri açısından, Venom 25 ve CHA gruplarında GSH düzeylerinin korunması, bu ajanların antioksidan savunmayı desteklediğini ortaya koyarken, Venom 50 grubunda gözlenen azalma, yüksek dozun ters etkileri olabileceğini düşündürmüştür. NOR testi sonuçları da Venom 25 grubunda bilişsel fonksiyonların korunduğunu ve inflamasyonun merkezi sinir sistemi üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltıldığını göstermiştir. Ancak 0,50 mg/kg dozunda abdominal yıkama ile uygulanan arı zehiri, yüksek mortaliteye yol açmış ve bu uygulamanın sistemik toksisite riski taşıdığı belirlenmiştir. Elde edilen makroskopik, biyokimyasal ve davranışsal bulgular, CHA-Tek Doz ve özellikle 0,25 mg/kg dozundaki arı zehiri uygulamasının peritoneal adezyonların önlenmesinde etkili olduğunu; ayrıca oksidatif denge ve bilişsel fonksiyonları olumlu yönde modüle ettiğini göstermektedir. Sonuç olarak, bu çalışma, CHA-Tek Doz ve özellikle 0,25 mg/kg dozundaki arı zehirinin postoperatif peritoneal adezyonların önlenmesinde etkili, güvenli ve çok yönlü bir tedavi seçeneği olduğunu ortaya koymakta; bu etkinin inflamasyonun baskılanması, kollajen birikiminin azaltılması, oksidatif stresin dengelenmesi ve bilişsel fonksiyonların korunması gibi mekanizmalarla sağlandığını vurgulamaktadır. Bu bulgular, gelecekte yapılacak klinik ve mekanistik araştırmalar için önemli bir temel oluşturmaktadır.

Halil Abdulhakim Eyinç
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Afyonkarahisar'da satılan seramik bardaklarda kurşun ve kadmiyum migrasyonunun belirlenmesi

Seramik mutfak gereçleri kurşun ve kadmiyum zehirlenmesinin önemli bir kaynağı olarak kabul edilmektedir. Kurşun, kadmiyum ve diğer ağır metaller ciddi sağlık sorunlarına neden olabilecek konsantrasyonlarda seramik mutfak gereçlerinden gıdalara sızabilinmektedir. Bu çalışma Afyonkarahisar ilinde satılan seramik bardaklardan kurşun ve kadmiyum migrasyonunu belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada toplam 25 adet seramik Afyonkarahisar ilinde değişik kaynaklardan satın alınmıştır. Bu ürünlere Gıda İle Temas Eden Seramik Malzemeler Tebliğinde'de (2002/32) belirtilen, 24 saatlik % 4'lük asetik asit testi uygulanmış ve ICP-MS ile kurşun ve kadmiyum konsantrasyonları tespit edilmiştir. Araştırılan örneklerden %4lük asetik asit deneyi sonucu elde ettiğimiz bulgular, Amerika Birleşik Devletlerinde, Japonya da, Avrupa Birliği ülkelerinde ve Türkiye de halen yürürlükte olan yasal düzenlemelerde kurşun ve kadmiyum için bahsi geçen maksimum yasal sınırların altında bulunmuştur. Ancak gelecekte bu konuda yeni yasal düzenlemelerin ve daha düşük kabul edilebilir üst sınırların ortaya konacağı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bardak, kurşun, kadmiyum, migrasyon, seramik

AfyonkarahisarBardaklarKadmiyum+4
Yasemin Karabulut
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Afyonkarahisar'da satılan seramik bardaklarda kurşun ve kadmiyum migrasyonunun belirlenmesi

Seramik mutfak gereçleri kurşun ve kadmiyum zehirlenmesinin önemli bir kaynağı olarak kabul edilmektedir. Kurşun, kadmiyum ve diğer ağır metaller ciddi sağlık sorunlarına neden olabilecek konsantrasyonlarda seramik mutfak gereçlerinden gıdalara sızabilinmektedir. Bu çalışma Afyonkarahisar ilinde satılan seramik bardaklardan kurşun ve kadmiyum migrasyonunu belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada toplam 25 adet seramik Afyonkarahisar ilinde değişik kaynaklardan satın alınmıştır. Bu ürünlere Gıda İle Temas Eden Seramik Malzemeler Tebliğinde'de (2002/32) belirtilen, 24 saatlik % 4'lük asetik asit testi uygulanmış ve ICP-MS ile kurşun ve kadmiyum konsantrasyonları tespit edilmiştir. Araştırılan örneklerden %4lük asetik asit deneyi sonucu elde ettiğimiz bulgular, Amerika Birleşik Devletlerinde, Japonya da, Avrupa Birliği ülkelerinde ve Türkiye de halen yürürlükte olan yasal düzenlemelerde kurşun ve kadmiyum için bahsi geçen maksimum yasal sınırların altında bulunmuştur. Ancak gelecekte bu konuda yeni yasal düzenlemelerin ve daha düşük kabul edilebilir üst sınırların ortaya konacağı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bardak, kurşun, kadmiyum, migrasyon, seramik

AfyonkarahisarBardaklarKadmiyum+4
Yasemin Karabulut
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Formaldehit kullanılarak deneysel oksidatif stres oluşturulan A549 akciğer epitel hücrelerine farklı dozlarda uygulanan bor'un koruyucu etkinliğinin biyokimyasal ve moleküler biyoloji teknikleri ile araştırılması

Formaldehit yaygın olarak kullanılan suda çok iyi çözünen, renksiz, keskin kokulu kuvvetli elektrofilik özelliği nedeniyle oldukça reaktif bir bir aldehittir. Antiseptik, dezenfektan, kozmetik sanayinde, seralarda, hayvancılıkta, ahşap işlemede, reçine üretiminde, tıpta, endüstriyel alanda, diş hekimliğinde, laboratuvar malzemelerinin üretimi gibi birçok alanda formaldehit kullanılmakla birlikte, sigara dumanında da bulunur ve oksidatif strese yol açar. Gelişen teknoloji ve tıp ile birlikte sağlık açısından çeşitli hastalık olgularında teşhis ve tedavi amaçlı alternatif olarak birçok maddenin kullanımı söz konusu olmaktadır. Bununla birlikte, ülkemizin zengin bor madeni ihtiva etmesi ve bunun kullanımının arttırılması ile ekonomik açıdan da olumlu katkılar sağlanabilecektir. Bu durumun da yapılan veya yapılacak çalışma ve projelerle gerçekleştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında, A549 akciğer epitel hücrelerinde formaldehit ile oluşturulan oksidatif streste borik asitin etkisini belirlemek amacıyla hücre canlılık testi (MTT), indirgenmiş glutatyon (GSH), malondialdehid (MDA), süperoksid dismutaz (SOD), katalaz (CAT) düzeyleri analiz edildi. Bunlara ilaveten oluşan inflamasyonda borik asitin etkisini belirlemek amacıyla β-aktin, Tnf-α, kaspaz-3, Bcl-XL ve NFĸB genlerinin mRNA ekspresyon düzeyleri moleküler olarak araştırıldı. Bu amaçla, A549 hücre hatları 12 saat borik asit 2,5;5 ve 10 mM düzeylerine maruz bırakıldı. Daha sonra 4 saat süresince 100 μM formaldehit hücre hatları üzerine uygulandı. Uygulama sonrasında, formaldehitin hücre canlılığını önemli derecede azalttığı, hücre lizatlarında MDA düzeylerini artıtdığı, GSH düzeyini azalttığı, SOD ve CAT enzim aktivitesi azalttığı, NO düzeyleri üzerine belirgin bir etki göstermediği belirlendi. Tnf-α, NFkB ve kaspaz-3 mRNA ekspresyon düzeylerinin formaldehit uygulaması ile arttığı. Buna karşın Bcl-XL mRNA ekspresyon düzeylerinde önemli bir değişim gözlenmediği belirlendi. Borik asitin formaldehit maruziyeti ile oluşan lipid peroksidasyonu, azalan antioksidan enzim aktivitesini, inflamasyon ve apoptozda rol alan genlerin artan mRNA ekspresyon düzeylerini tersine çevirdiği tespit edildi. Sonuç olarak, bor kaynağı olan borik asitin formaldehit maruziyeti ile A549 hücrelerinde oluşan oksidatif stres, inflamasyon ve apoptoziste önemli rol oynadığı ve hücre gelişimi üzerine olumlu etkilerinin olduğu belirlendi.

ApoptozisBorBorik asit+6
Damla Arslan Acaröz
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Formaldehit kullanılarak deneysel oksidatif stres oluşturulan A549 akciğer epitel hücrelerine farklı dozlarda uygulanan bor'un koruyucu etkinliğinin biyokimyasal ve moleküler biyoloji teknikleri ile araştırılması

Formaldehit yaygın olarak kullanılan suda çok iyi çözünen, renksiz, keskin kokulu kuvvetli elektrofilik özelliği nedeniyle oldukça reaktif bir bir aldehittir. Antiseptik, dezenfektan, kozmetik sanayinde, seralarda, hayvancılıkta, ahşap işlemede, reçine üretiminde, tıpta, endüstriyel alanda, diş hekimliğinde, laboratuvar malzemelerinin üretimi gibi birçok alanda formaldehit kullanılmakla birlikte, sigara dumanında da bulunur ve oksidatif strese yol açar. Gelişen teknoloji ve tıp ile birlikte sağlık açısından çeşitli hastalık olgularında teşhis ve tedavi amaçlı alternatif olarak birçok maddenin kullanımı söz konusu olmaktadır. Bununla birlikte, ülkemizin zengin bor madeni ihtiva etmesi ve bunun kullanımının arttırılması ile ekonomik açıdan da olumlu katkılar sağlanabilecektir. Bu durumun da yapılan veya yapılacak çalışma ve projelerle gerçekleştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında, A549 akciğer epitel hücrelerinde formaldehit ile oluşturulan oksidatif streste borik asitin etkisini belirlemek amacıyla hücre canlılık testi (MTT), indirgenmiş glutatyon (GSH), malondialdehid (MDA), süperoksid dismutaz (SOD), katalaz (CAT) düzeyleri analiz edildi. Bunlara ilaveten oluşan inflamasyonda borik asitin etkisini belirlemek amacıyla β-aktin, Tnf-α, kaspaz-3, Bcl-XL ve NFĸB genlerinin mRNA ekspresyon düzeyleri moleküler olarak araştırıldı. Bu amaçla, A549 hücre hatları 12 saat borik asit 2,5;5 ve 10 mM düzeylerine maruz bırakıldı. Daha sonra 4 saat süresince 100 μM formaldehit hücre hatları üzerine uygulandı. Uygulama sonrasında, formaldehitin hücre canlılığını önemli derecede azalttığı, hücre lizatlarında MDA düzeylerini artıtdığı, GSH düzeyini azalttığı, SOD ve CAT enzim aktivitesi azalttığı, NO düzeyleri üzerine belirgin bir etki göstermediği belirlendi. Tnf-α, NFkB ve kaspaz-3 mRNA ekspresyon düzeylerinin formaldehit uygulaması ile arttığı. Buna karşın Bcl-XL mRNA ekspresyon düzeylerinde önemli bir değişim gözlenmediği belirlendi. Borik asitin formaldehit maruziyeti ile oluşan lipid peroksidasyonu, azalan antioksidan enzim aktivitesini, inflamasyon ve apoptozda rol alan genlerin artan mRNA ekspresyon düzeylerini tersine çevirdiği tespit edildi. Sonuç olarak, bor kaynağı olan borik asitin formaldehit maruziyeti ile A549 hücrelerinde oluşan oksidatif stres, inflamasyon ve apoptoziste önemli rol oynadığı ve hücre gelişimi üzerine olumlu etkilerinin olduğu belirlendi.

ApoptozisBorBorik asit+6
Damla Arslan Acaröz
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda siklofosfamid ile indüklenen hepatotoksisiteye karşı enginar (Cynara scolymus L.) yaprak ekstrelerinin koruyucu etkinliğinin araştırılması

Karaciğer, metabolizmada detoksifikasyon merkezi toksik metabolitlerin hasarına en çok maruz kalan organdır. Geleneksel tıpta, biyoaktif maddeler içeren enginar (Cynara scolymus L.) ve yapraklarının karaciğerdeki terapötik ilaçların toksik metabolitlerinin olumsuzluklarını ortadan kaldırmak için kullanımı oldukça yaygındır. Bu bilgiler ışığında çalışmamızda C. scolymus bitkisinin yapraklarının ratlarda siklofosfamid (CP) nedenli oluşan akut hepatotoksisiteye karşı koruyucu etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, C. scolymus bitkisinin yaprakları toz haline getirilmiş ve sırasıyla n-hekzan, etil asetat (EtOAc) ve metanol (MeOH) ekstraktları hazırlanmıştır. Ratlarda CP ile indüklenen hepatotoksisiteye karşı hazırlanan ekstrelerin koruyucu etkinliği rutin biyokimyasal parametreler (AST, ALT, ALP, total protein (TP), total bilirubin (TB)), karaciğer histopatolojisi, oksidan-antioksidanları (MDA, GSH, GPx, SOD) ve sitokin (IL-1β, IL-10, TNF-α) ölçümleri ile belirlenmiştir. Ayrıca üç ekstrenin toplam fenolik madde miktarları, DPPH radikali süpürücü aktiviteleri, süperoksit radikali süpürücü aktiviteleri ve metal bağlama aktiviteleri dahil olmak üzere çeşitli in vitro deneylerle antioksidan aktiviteleri ölçülmüştür. Ekstraktların fenolik içeriklerini belirlemek için Sıvı Kromatografisi - Kuadrupol Uçuş Zamanlı Kütle Spektrometrisi (Liquid Chromatography - Quadrupole Time of Flight Mass Spectrometry (LC-QTOF-MS) yöntemi kullanılmıştır. Buna göre LC-QTOF-MS analizi sonucunda luteolin-7-O-glikozit, apigenin 7-glikozit, apigenin ve okso oktadekatrienoik asit, hidroksi oktadekatrienoik asit, hidroksi oktadekadienoik asit bileşikleri EtOAc ekstresinde MeOH ekstresinden daha yüksek bulunurken, apigenin-7-O-rutinozit ise sadece EtOAc ekstresinde bulunarak tanımlanmıştır. İn vitro antioksidan aktivite tayinlerinde MeOH, EtOAc, n-hekzan ekstrelerin toplam fenolik madde miktarı sırasıyla 5,735 mg; 0,917 mg; 0,167 mg gallik asit (GAE)/g ekstre düzeyinde bulunmuştur. DPPH radikal süpürücü aktivite MeOH ekstresinde (%87,73), süperoksit radikal süpürücü aktivitesi EtOAc ekstresinde (%49,02) ve metal bağlama aktivitesi (289,32 μM Fe) ise n-hekzan ekstresinde en yüksek olarak ölçülmüştür. Çalışmanın in vivo deneylerinde CP uygulanmasının plazma transaminazları, TP, MDA, TNF-α ve IL-1β seviyesini artırdığı, GSH, GPx, SOD ve IL-10'u azaltığı belirlenmiştir. CP grubuna göre tüm ekstre gruplarında AST, ALT ve ALP düzeyleri istatistiki olarak azalırken TP düzeyi sadece EtOAc grubunda azalmıştır. Total bilirubin seviyesindeki değişimler ise kontrole göre tüm deneme gruplarında önemsiz bulunmuştur. Çalışmada CP grubuna göre MeOH grubunda plazma ve KC dokusu MDA, TNF-α ve IL-1β düzeyleri azalırken; GSH (KC dokusu hariç), GPx, SOD ve IL-10 düzeyleri ise istatistiksel olarak artış göstermiştir. EtOAc grubunda ise sadece KC dokusu MDA düzeyi düşük ve plazma GSH düzeyi yüksek bulunmuş olup tüm sitokin düzeyleri önemsiz bulunmuştur. Aynı zamanda n-hekzan grubunda tüm oksidan-antioksidan parametreler ve sitokin düzeyleri önemsiz bulunmuştur. Çalışmanın histopatolojik sonuçları temel alındığında, CP grubunda KC dokusunda sinüzoidal dilatasyon, vena sentralislerde hiperemi, vakuoler dejenerasyon ve Kupferr hücre aktivasyonunda anormal değişimler belirlenirken, EtOAc grubunda ise tam tersine KC dokusundaki bu anormal değişimlerin anlamlı olarak düştüğü ve dokuda iyileşme sağlandığı görülmektedir. Bu iyileşme MeOH grubunda vena sentralislerde hiperemi ve vakuoler dejenerasyonda azalma ile şeklinde görülürken n-hekzan grubunda ise doku iyileşmesinin çok sınırlı kaldığı belirlenmiştir. Yüksek düzeyde fenolik madde içeren MeOH ekstraktının, CP'nin neden olduğu akut hepatotoksisiteye, artan inflamasyona ve oksidatif strese karşı daha etkili olduğu bulunmuştur. Aynı zamanda, daha geniş bir yelpazede fenolik madde içeren EtOAc ekstraktının doku iyileşmesinde daha etkili olduğu bulunmuştur. Buna karşın, n-hekzan ekstraktı antioksidanlar, sitokinler ve histopatolojik incelemeler açısından diğer ekstraktlara göre en etkisiz ekstrakt olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, mevcut bulgular, enginar yaprağının özellikle MeOH ekstraktının, antioksidan ve antiinflamatuar özelliklerinden dolayı sıçanlarda CP'nin neden olduğu hepatotoksisite hasarına karşı iyileştirici etkiler sunduğunu göstermiştir.

Antioksidan aktiviteBitki özütüCynara scolymus L.+7
Sümeyra Albayrak
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00