
38
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Cypermethrin verilmiş ratların testislerinde Curcumin'in koruyucu etkisinin immunohistokimyasal ve stereolojik metodlarla araştırılması
Cypermethrin tip II sentetik piretroit grubundan bir pestisit olup, diğer sentetik piretroitler gibi memelilerde daha az toksik olduğu düşünüldüğünden oldukça yaygın bir kullanım alanı bulmuştur. Ancak cypermethrin'in erkek üreme sistemi de dahil birçok sistem üzerine toksik etkilerinin incelendiği araştırmalar gün geçtikçe artmaktadır. Curcumin zerdeçal (curcuma longa) bitkisinden elde edilen, son dönemde fiziksel, kimyasal birçok zararlı etkene karşı koruyucu etkisi olduğu tespit edilen bir antioksidandır. Bu çalışma cypermethrin'in rat testis'leri üzerine olumsuz etkilerinin ve curcumin'in bu olumsuz etkilerine karşı olası koruyucu etkilerinin araştırması amacıyla yapılmıştır. Üç aylık erkek ratlar, her grupta 8 hayvan olacak şekilde 6 gruba ayrıldı ve 30 gün boyunca gastrik gavaj yoluyla kimyasallar uygulandı. İlk grup çözücü olarak kullanılan mısırözü yağı verdiğimiz kontrol grubu olup, 2. grup cypermethrin, 3. grup curcumin, 4. grup ilk 15 gün cypermethrin sonraki 15 gün curcumin, 5. grup ilk 15 gün curcumin sonraki 15 gün cypermethrin, 6. grup ise cypermethrin ve curcumin'in birlikte uygulandığı gruplardı. 30 günlük uygulamanın ardından ötenazisi yapılan ratların sağ testis'leri stereolojik inceleme, sol testis'leri ise histolojik inceleme, ölçüm ve immunohistokimyasal inceleme amacıyla alındı. Stereolojik inceleme amaçlı 2 mm'lik eşit aralıklarla dilimlenen sağ testis'lerden Cavalieri metodu ile hacim hesaplandı. Sol testis'ler küçültme işlemi ve histolojik doku takibi ardından parafin bloklara gömüldü. Bloklardan 5 µm kalınlığında kesitler alındı. Kesitlerden bir kısmı histolojik inceleme ve ölçüm amacıyla Hematoksilen-Eosin yöntemiyle boyandı. Diğer kesitler ise immunohistokimyasal olarak boyandı. İncelemeler sonucunda canlı ağırlık, testis ağırlıkları, tubuli seminiferi çapı bakımından kontrol grubu ve deney grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmedi. Cypermethrin verilen grupta histolojik olarak testis yapısında olumsuzluklar tespit edilirken, cypermethrin ve curcumin'in birlikte verildiği grup ve ilk 15 gün cypermethrin ardından 15 gün curcumin verilen grupta bu olumsuzluklara rastlanmadı. İlk 15 gün curcumin ardından 15 gün cypermethrin verilen grupta ise histolojik bulgular cypermethrin verilen gruba benzerdi. Leydig hücre sayısı ve tubuli seminiferi epitel yüksekliğinin cypermethrin verilen grupta anlamlı olarak düştüğü tespit edilirken, cypermethrin ve curcumin'in birlikte verildiği grup ve ilk 15 gün cypermethrin ardından 15 gün curcumin verilen grupta bu ölçüm değerleri kontrol grubuna benzer olarak tespit edildi. İlk 15 gün curcumin ardından 15 gün cypermethrin verilen grupta ise bu ölçüm değerleri cypermethrin verilen gruba benzerdi. İmmunohistokimyasal incelemelerde ise cypermethrin verilen grupta leydig, sertoli ve peritubuler myoid hücrelerinde AR immunboyama yoğunluğu kontrol grubuna göre düşerken, cypermethrin ve curcumin'in birlikte verildiği grup ve ilk 15 gün cypermethrin ardından 15 gün curcumin verilen grupta yoğunluğun kontrol grubuna benzer olduğu saptandı. İlk 15 gün curcumin ardından 15 gün cypermethrin verilen grupta ise AR immunboyama yoğunluğu cypermethrin verilen grup ile benzerlik göstermekte idi. Sonuç olarak çalışmada cypermethrin'in rat testis'lerinde incelediğimiz parametreler bakımından olumsuz etkileri ve curcumin'in cypermethrin'e karşı koruyucu etkileri tespit edildi.
Horoz, erkek ördek ve güvercinde truncus brachiocephalicus'un dalları, seyri ve dallanması üzerine karşılaştırmalı makroanatomik araştırmalar
Bu çalışmada horoz, erkek ördek ve erkek güvercinde ön ekstremite, göğsün ön bölümü ve boyun bölgesi ile birlikte başın arteriyel vaskularizasyonunu sağlayan truncus brachiocephalicus'un dalları karşılaştırmalı olarak incelendi. Çalışmada, tamamı erişkin, yürüyen kanatlı sınıfında bulunan 10 adet horoz, yüzen kanatlı sınıfında bulunan 10 adet erkek ördek ve uçan kanatlı sınıfında bulunan 10 adet erkek güvercin olmak üzere toplamda 30 adet hayvan kullanıldı. Bu hayvanların seçilmesinin sebebi yetiştiriciliklerinin sıklıkla yapılması, veteriner klinikte en sık karşılaşılan kanatlılar olması ve kolay temin edilebilmesidir. Kanatlı hayvanlar üzerinde yapılan damar çalışmaları memeli hayvanlara oranla oldukça azdır. Özellikle tr. brachiocephalicus ve dalları ile ilgili yapılan çalışmaların kapsamı ve sayısı yetersizdir. Çalışmada kanatlı hayvanların yürüyen, yüzen ve uçan gruplarının her birinden bir örnek seçildi ve 3 farklı yöntem kullanılarak damar ağı haritası çıkarıldı. Uygulanan yöntemlerden ilkinde ürografin % 37'lik radyoaktif madde damar yolundan enjekte edilerek radyolojik görüntüleme tekniğinden yararlanıldı. İkinci yöntemde hayvanlar uyutulduktan sonra aorta abdominalis'ten girilerek renklendirilmiş metilmetakrilat ve polimetilmetakrilat karışımı verildi, karışım arterlerde donduktan sonra bütün dokular potasyum hidroksit'te eritildi ve damar ağı ortaya çıkarıldı. Üçüncü yöntemde ise aorta abdominalis'ten renklendirilmiş sıvı lateks enjekte edilerek %10'luk formaldehit solüsyonunda saklanan hayvanların diseksiyonu yapıldı ve elde edilen bulgular karşılaştırılarak yazıldı. Elde edilen bulgularda üç kanatlı türünde de tr. brachiocephalicus'un dallarının büyük oranda benzer olduğu ancak bazı küçük farklılıkların bulunduğu tespit edildi. Örneğin; güvercin ve horozda baş ve boyun bölgesinin oldukça yoğun bir damar ağıyla sarıldığı, ancak ördekte yalnızca boyun bölgesinde ve az miktarda damar ağının bulunduğu gözlendi. Güvercinde ve ördekte tr. brachiocephalicus'un çapının arcus aorta'nın çapından daha büyükken horozda bu durumun tam tersi olduğu gözlendi. Ayrıca göğüs bölgesinde ayrılan dallarda varyasyonun çok fazla olduğu belirlendi.
Sekiz haftalık pliometrik egzersizlerin 14-17 yaş futbolcuların bazı motorik özelliklerine etkisi
Sekiz Haftalık Pliometrik Egzersizlerin 14-17 Yaş Futbolcuların Bazı Motorik Özelliklerine Etkisi Yaptığımız çalışmanın amacı; 14–17 yaş grubundaki erkek sporcuların antrenmanlarına ek olarak yapılan 8 hafta süresince pliometrik antrenman çalışma programının, bazı motorik özelliklerine etkisini incelemek, önemini vurgulamak için yapılmasının yanında bu alandaki yapılan çalışmalara destek olmak ve yeni çalışmalara kaynak oluşturmaktır. Araştırmaya 14-17 yaşlarında, 25 araştırma grubunda, 25 kontrol grubunda olmak üzere toplam da ise 50 adet erkek sporcu katıldı. Araştırma da kontrol grubunda yer alan sporculara sistemli olarak futbol sezon içi branş antrenmanı yaptırılırken, deney grubunda yer alan sporculara ise ilave olarak 8 hafta süresince, haftada üç gün 45'er dakika pliometrik antrenman çalışma programı uygulandı. Antrenman öncesinde yapılan ön test ve antrenman sonrasında son test olmak üzere iki ölçüm yapıldı. İstatistiksel analizde SPSS 22.0 paket program kullanıldı. Değerlendirmede 2*2 tekrarlı ölçümler ANOVA analizi (Two-way Repeated Measures ANOVA) uygulanmıştır. Deney ve kontrol grubunun ölçüm değerleri kıyaslandığında, antrenman öncesinde yapılan ön test ölçüm değerlerinde aradaki çıkan fark anlamlı olmazken, antrenman sonrasında yapılan son test ölçüm değerlerinde ise; Otur Uzan Eriş Testi, İllionist Çeviklik Testi, Sırt, Bacak, Kol Kuvveti Testi, Dikey Sıçrama Testi, Flamingo Denge Testi, Durarak Uzun Atlama Testi ve El Kavrama Kuvveti Testlerinde İstatistiksel olarak (P<0.05) düzeyinde oluşan farkın anlamlı olduğu görüldü. 30m. Sprint Sürat Testi değerinde ise İstatistiksel bakımdan (P>0.05) oluşan fark anlamsız olarak belirlendi. Sonuç olarak; 14-17 yaş grubundaki erkek çocuklarda, futbol branş antrenman çalışma programı ile birlikte ilave olarak yapılan 8 hafta süresince pliometrik antrenman çalışma programının, bazı motorik özelliklerine etkisi üzerinde, pozitif yönde tesirinin (etkisinin) olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler : Pliometrik, Anaerobik Güç , Dikey Sıçrama
50 yaş üstü futbol oynamış bireylerle aynı yaş grubu sedanter bireylerin yaşam kaliteleri bağlamında karşılaştırılmaları
Bu çalışmada 50 yaş üstü futbol oynamış bireyler ile aynı yaş grubu sedanter bireylerin yaşam kalitesinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu araştırmaya Afyonkarahisar ilinde yaşayan 50 yaş üstü futbol oynamış bireyler ile 50 yaş üstü sedanter olarak kabul ettiğimiz düzenli fiziksel aktivite yapmayan toplam 100 birey katılmıştır. Katılımcılara kişisel bilgi formu, uluslar arası fiziksel aktivite anketi ve araştırma grubunun yaşam kalitesini değerlendirmek için WHO'nun (1998) geliştirdiği Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler SPSS 25 programında analiz edilmiş, araştırmaya katılanların dağılımını belirlemek için frekans ve yüzde analizi, Kolmogorv – Smirnova analizleri yapılmış olup verilerin dağılımın normal olduğu belirlendikten sonra, 2'li grupların karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t-testi, 2 'den fazla gruplar için tek yönlü Anova Varyans analizi yapılmıştır. Anlamlı farklılığın hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek için Scheffe testi yapılmıştır. Sonuç olarak; evli olan katılımcıların bekar olanlara göre, düzenli bir şekilde spor yapanların yapamayanlara göre, haftada 5 gün ve üzerinde spor yapanların daha az sıklıkta spor yapanlara göre, 41 yıl ve üzerinde aktif spor yaşamı olanların daha az yıl spor yapanlara göre, genel sağlık durumu çok iyi olanların olmayanlara ve yoğun fiziksel aktivite yapan kişilerin yapmayanlara göre yaşam kalitesinin yüksek olduğu görülmüştür. Bu da 50 yaş üstü kişilerin 50 yaş öncesinde ve sonrasında futbol oynamış bireylerle sedanter bireylerin yaşam kalitesi açısından farklılaştığı ve bir şekilde fiziksel aktivite yapmış kişilerin diğer bireylere göre yaşam kalitesinin daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Futbol, Sedanter, Sedanter Birey, Yaşam Kalitesi
Genç erişkin ratlara intraperitoneal olarak verilen kurkumin (Curcuma longa) maddesinin karaciğer, safra kesesi ve kanalları üzerine etkilerinin morfometrik ve makroanatomik olarak incelenmesi
Amaç: Yüksek yağlı beslenme ile karaciğerin yağlanması durumunda alternatif tıp yöntemleri günümüzde oldukça ilgi çekmektedir. Zerdeçal bitkisinin ana biyoaktif bileşeni olan kurkuminin, anti-oksidan, anti-inflamatuar, anti-bakteriyel ve anti-aterosklerotik ve anti-lipidemik özelliklere sahiptir. Buradan yola çıkılarak; kurkuminin lipit birikimini ve inflamasyonu azaltabileceği düşünülmüştür. Bu çalışmamızdaki temel hedefimiz, yüksek yağlı diyet kullanarak yağlı karaciğer modeli oluşturulmuş ratlar üzerinde, kurkumin maddesinin karaciğerin lipidogenesiz mekanizması üzerine etkisinin makroanatomik ve morfometrik olarak sonuçlarının incelenmesidir. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamızda Sprague-Dawley cinsi erkek sıçanlar seçildi ve 3 gruba ayrılarak (n=8/grup) 8 hafta boyunca beslendi. Birinci gruba normal diyet (Yağ oranı: %12), ikinci gruba yüksek yağlı diyet (YYD)(Yağ oranı: %43.6), üçüncü gruba ise YYD'ye ilaveten her gün intraperitonel verilmek üzere kurkumin maddesi (150 mg/kg/gün) verildi. Süre bitiminde hayvanlar ötenazi edilerek, karaciğer dokuları alınarak makroskopisi incelenip, kumpas yardımı ile anatomik olarak karaciğer loplarının en ve boy uzunlukları ölçüldü. Karaciğer ağırlıkları ölçülerek not edildi. Hayvanların birinci günden deney bitimine kadar olan ağırlık değişimleri kaydedildi. Bulgular: YYD uygulanan ratlar (II.Grup) ile YYD ile beslenip aynı zamanda kurkumin tedavisi gören ratlar (III.Grup) arasındaki fark belirgindi. Ratların (n=24) vücut ağırlıkları, karaciğer ağırlıkları ve loplarının uzunlukları ağırlıkları ölçüldüğünde II. gruptakilerin diğerlerinden daha fazla değerlere sahip olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sonuç: Sonuç olarak, kurkumin kullanımının anti-lipidemik özelliğinden dolayı karaciğer yağlanmasını engellediği ve makroanatomik açıdan karaciğerin lobuler büyüklüğünü normal seviyelere çektiği ve visceral yağ oranını azalttığı için vücut ağırlıklarının düşmesini sağladığı gözlemlenmiştir.
Çin kazı (Anser cygnoides) sindirim sisteminin histolojik ve taramalı elektron mikroskobik yöntemle incelenmesi
Sindirim sistemi, canlılığın ve fonksiyonların devam edebilmesi amacıyla gerekli enerjinin temini için; besin maddelerinin vücuda alınması, dönüşümü, emilimi ile bu süreçte oluşan atıkların vücuttan atılmasından sorumlu olan sistemdir. Kanatlı sindirim sistemi temel yapı ve fonksiyonlar bakımından memeli sindirim sistemine benzemekle birlikte bazı anatomik ve histolojik farklılıklara sahiptir. Göze çarpan en büyük farklılıklardan biri de bütün bir mide yerine glandular ve müsküler olarak ikiye ayrılmış olan midedir. Bu çalışmanın amacı Çin kazı (Anser cygnoides) kassel ve bezsel midesinin histolojik açıdan incelenmesidir. Bu çalışma Aksaray'da özel bir işletmeden temin edilen Çin kazları (Anser cygnoides) ile yapılmıştır. Çalışmada 12 adet (6 adet erkek + 6 adet dişi) sağlıklı yetişkin Çin kazı (Anser cygnoides) kullanılmıştır. Kullanılan Çin Kazlarına (Anser cygnoides) premedikasyon amacıyla 10-12 mg/kg xylazine, anestezi için 30-40 mg/kg dozunda intramüsküler yolla ketamin (ketalar) enjekte edilmiştir. Daha sonra bezsel mide ve kassel mide, doku örnekleri alınmıştır. Her bir doku bekletilmeden %10'luk tamponlu formaldehit içeren şişelerde 24 saat boyunca tespit edildikten sonra yıkama işleminden geçti. Daha sonra rutin histolojik doku takibinden geçen örnekler, parafinde bloklandı. Hazırlanan parafin bloklar, 5–6 mikron kalınlığında kesilip Hematoxilen Eosin (HE) boyama metodu kullanılarak mikroskobik düzeyde incelenmiştir. Taramalı elektron mikroskobu ile inceleme için alınan dokular fosfat tamponunda yıkandıktan sonra %2.5 gluteraldehit içinde yeniden tespit edildi, aseton serilerinde dehidrate edildikten sonra critical point dryer ile kurutuldu. Metal plakalar üzerine yerleştirilen dokular sputter coaterda altın-paladyum ile 18-20 nm kalınlığında kaplandı ve LEO 440 taramalı elektron mikroskobunda incelendi. Çalışmamızda Çin kazlarının (Anser cygnoides) bezsel midelerinde tunika muskularis katmanında sadece sirküler seyirli düz kas telleri gözlendi. Aynı zamanda Çin kazı (Anser cygnoides) kassel mide duvarında tunika submukozanın gevşek bağ doku özelliğinde olduğu gözlendi. Bu çalışmada Çin kazı (Anser cygnoides) kassel mide duvarında tunika muskularisin kassel midenin duodenuma yakın bölümlerinde içte sirküler seyirli ve kalın, dışta ise longitudinal seyirli ve daha ince katmanlardan oluştuğu; bezsel mideye yakın bölümlerinde ise sadece sirküler şekilde devam ettiği ve longitudinal seyirli katmanın yerini tunika submukozaya bıraktığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Çin kazı, histoloji, kassel mide, bezsel mide, SEM, Anser cygnoides
Koronavirüs hastalığının (Covid-19) denge ve işitme kaybı üzerine etkisi
Covid-19'un nörotropik virüs olduğu bilinmektedir buna rağmen; COVID-19'un doğrudan işitme ve denge sistemini etkilediğine dair yeterli bilimsel kanıt henüz mevcut değildir. Bu araştırmada, COVID-19 hastalığını geçiren bireylerin Koronavirüs hastalığının (COVID-19) denge ve işitme kaybı üzerine etkisini tespit etmek ve bu alanda yapılacak çalışmalara fikir verebilmek amaçlanmaktadır. Bu amaç çerçevesinde COVID-19 geçirmiş toplam 122 katılımcıdan anket yoluyla elde edilen veriler istatistiksel analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Tarama modelinin kullanıldığı araştırmada katılımcıların ait yaş, cinsiyet, eğitim durumu gibi demografik bulgular, COVID-19 hastalık sürecine ilişkin bulgular ve işitme, denge kaybına ilişkin bulguları değerlendirilmiştir. Değerlendirmeler sonucunda COVID-19 geçiren bireylerde işitme ve denge kaybı bulgularına rastlanmıştır. İşitme ve denge kaybı olan bireylerde ise COVID-19 sonrası işitme ve denge kayıplarında artış görülmüştür.
Malya koyunlarında koroner damarlar üzerine makroanatomik bir araştırma
Bu tez çalışmasında Malya koyunu'nun koroner arterlerinin anatomik olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç çerçevesinde çalışmada Malya koyunu'nun koroner arterleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada cinsiyet farkı gözetilmeksizin 10 adet malya koyunu kalbi kullanıldı. Latex enjeksiyon tekniği ile koroner arterlerin demostrasyonu için %10'luk formaldehit ve kumaş boyası ile renklendirilen latex 50cc'lik enjektör ile aorta abdominalis'den koroner arterlere verildi. Latex enjekte edilerek doldurulan damarların diseksiyonu yapılarak değerlendirilip fotoğrafları çekildi. Kalbin arteriyel vazkularizasyonunun a. coronaria dextra ve a. coronaria sinistra'nın sağladığı, bu damarlardan a. coronaria sinistra'nın a. coronaria dextra'dan daha güçlü olduğu belirlendi. A. coronaria sinistra'nın r. interventricularis paraconalis ve r. circumflexus sinister dalları tespit edildi. A. coronaria dextra'nın r. proximalis atrii dextri, r. intermedius atrii dextri, r. distalis atrii dextri ve r. coni arterios'i verdiği görülmüştür. Sonuç olarak; bu çalışmanın literatür eksikliğinin giderilmesi yönünde, bu ırkla ilgili yapılacak yeni çalışmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Aksaray malaklı köpeklerinde lumbal ve sakral vertebraların morfometrik olarak incelenmesi
Bu araştırmada Aksaray Malaklı ırkı köpeklerin lumbal ve sakral omurlarının makroanatomik incelemesi, kemik yapılarının ölçülerinin belirlenmesi ve bu ölçülerin aritmetik ortalamalarının ortaya konmasıyla literatüre katkıda bulunulması amaçlanmıştır. 6 kadavranın L1 kemiği processus transversus genişliği ortalaması 5.84, processus spinousus uzunluğu ortalaması 3.24, foramen vertebrale kemik duvarı kalınlığı ortalaması 0.62 cm ölçüldü. L2 kemiğine ait ortalamalar sırasıyla 6.82, 3.51 ve 0.62 cm ölçüldü. L3 kemiğine ait ortalamalar sırasıyla 7.34, 3.62, 0.58, L4 kemiğine ait ortalamalar 7.90, 3.86, 0.55, L5 kemiğine ait ortalama değerler ise 8.68, 3.89 ve 0.59 cm olarak ölçüldü. L6 ve L7 kemiklerine ait processus transversus genişliği ortalamaları 9.14 ve 8.71, processus spinousus uzunluğu ortalamaları 4.03 ve 3.43, foramen vertebrale kemik duvarı kalınlığı ortalamaları 0.65 ve 1 cm olarak ölçüldü. 6 kadavranın sacrum kemiğinin; craniocaudal uzunluk ortalaması 5.77 cm, laterolateral uzunluk ortalaması 6.65 cm, canalis sacralis kanalının cranial girişinin vertikal çapı ortalaması 1.24 cm, canalis sacralis kanalının cranial girişinin transversal çapı ortalaması 1.9 cm, canalis sacralis kanalının caudal çıkışının vertikal çapı ortalaması 0.62 cm, Canal is sacralis kanalının caudal çıkışının transversal çapı ortalama değeri ise 1.49 cm olarak ölçüldü. Lumbosacral vertebra'larının craniocaudal uzunluğu ölçümleri ise 33.33 cm, 34.07 cm, 32.10 cm, 36.61 cm, 34.45 cm ve 30.63 cm'dir.
COVID-19 geçiren bireylerde fiziksel aktivite düzeyi ve beden kitle indekslerinin incelenmesi
Bu araştırmada covid-19 hastalığını geçirmiş bireylerin fiziksel aktivite düzeylerinin ve beden kitle indekslerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç çerçevesinde covid-19 geçirmiş 260 katılımcıdan anket yoluyla elde edilen veriler istatistiksel analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Tarama modelinin kullanıldığı araştırmada katılımcılara ait demografik bulgular, covid-19 hastalık sürecine ilişkin bulgular, fiziksel aktivite düzeyleri ve beden kitle indekslerine ilişkin bulgular elde edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre katılımcı grubun fiziksel aktivitelerinin yüksek düzeyde (1929.09) olduğu görülmüştür. Yine katılımcıların beden kitle indekslerinin ortalaması 24.10 olarak elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bir diğer sonuç ise katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleri beden kitle indeksleri sınıflandırmasına göre farklılık göstermezken cinsiyet değişkenine göre farklılık göstermiştir.
Koronavirus hastalığının (Covid-19) gastrointestinal sistem üzerine etkileri
Bu araştırmada koronavirus hastalığının (Covid-19) gastrointestinal sistem üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla covid-19 geçirmiş katılımcılardan anket yoluyla elde edilen veriler analiz edilmeye çalışılmıştır. Tarama modelinin kullanıldığı araştırmada katılımcılara ait demografik bulgular ve covid-19 hastalık geçirenlerde görülen yorgunluk, kilo kaybı, iştahsızlık, ağız kuruluğu, boğaz ağrısı, yutkunma güçlüğü, karın ağrısı, mide bulantısı, kusma ve ishal gibi semptomların hangi oranda görüldüğü belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmaya gönüllülük esasına göre belirlenen 115 kişi katılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre en yaygın olarak görülen semptomun % 95.1 ile yorgunluk olduğu tespit edilmiştir.. Ayrıca, bu çalışmada % 29 karın ağrısı, % 56.4 iştahsızlık (anoreksiya), % 45 bulantı, % 14 kusma ve % 28 oranında ishal vakasına rastlanmıştır. Yapılan çalışmada covid-19 hastalarında gastrointestinal belirtilerin değerlendirilmesinin çok önemli olduğu ve bu hastalarda gastrointestinal belirtilere de dikkat edilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Böylece solunumla ilgili belirtiler göstermeyen hastaların erken dönemde covid-19 tanısı için hastalığı hafif geçiren kişilerin klinik özelliklerini tanımlamanın önemli olduğu kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Gastrointestinal sistem, Koronavirüs, Pandemi
Çin kazı (Anser cygnoides) karaciğerinin histolojik ve transmisyon elektron mikroskobik yöntemle incelenmesi
Enerji teminin devamlılığında ana organ görevi gören karaciğer vücutta bulunan en büyük bezdir. Vücudu toksinlerden arındırması, safra sentezlenmesi ve sentezlenen safranın salgılanması, metabolizmayı düzenlemesi gibi işlevleri olan karaciğer; endokrin ve ekzokrin bez olarak faaliyet gösterir. Sindirime uğrayan ve emilen maddeleri işleyip diğer organların faydalanması amacıyla depolayan ya da dolaşım sistemine aktaran karaciğer, kompleks yapıda bir organdır ve böylece sindirim sistemi ile dolaşım sistemi arasında bir geçiş bölgesi meydana getirir. Bu çalışmanın amacı Çin kazı (Anser cygnoides) karaciğerinin histolojik açıdan incelenip yorumlanmasıdır. Bu çalışma Aksaray'da özel bir çiftlikten alınan Çin kazları (Anser cygnoides) kullanılarak yapılmıştır. Çalışmada 6 adet dişi 6 adet erkek olmak üzere 12 adet Çin kazı (Anser cygnoides) kullanılmıştır. Premedikasyon amacıyla Çin kazlarına (Anser cygnoides) kas içine 10-15 mg/kg ksilazin, anastesi içinse yine kas içine 30-50 mg/kg dozunda ketamin enjekte edilmiştir. Daha sonra karaciğerden doku örnekleri alınmıştır. Alınan doku örnekleri %10'luk tamponlu formaldehit bulunduran tüplerde 1 gün boyunca tespit edilmiştir ve daha sonra da yıkama işlemine alınmıştır. Alınan doku örnekler rutin histolojik doku takibinden geçirilip, parafin kullanılarak bloklanmıştır. Parafin kullanılarak bloklanan dokular, 7–8 mikron ebatında bölünüp Hematoxilen Eosin (HE) boyama yöntemi uygulanarak ışık mikroskobunda incelemeye alınmıştır. Transmisyon elektron mikroskobunda incelenmek amacıyla alınan dokular 1 mm büyüklüğünde parçalara bölündükten sonra 20 ml PBS ve 3 ml Gluteraldehitten oluşan tespit solüsyonu içinde bir gece bekletildi ve 3 kere 15 dakika PBS ile yıkandıktan sonra HITACHI HT 7800 transmiyon elektron mikroskobunda incelendi. Çin kazı (Anser cygnoides) karaciğerinde tipik lopçuk yapısının olmadığı, bir çok lobülden oluştuğu ve interlobüler septumun ince olduğu görüldü. Hepatositlerin oval ve merkezi konumlu olup birleşerek remark kordonlarını oluşturdukları saptandı ve bu remark kordonlarının sinüzoidlerle ayrılmış olduğu görüldü. Kupffer hücrelerine rastlandı. Lenf nodülleri incelenen dokularda yoğun olarak gözlendi. Kiernan aralığını oluşturan safra kanalı, arteria hepatica ve vena portaya rastlandı. Vena centralisin olduğu her ünitenin lopçuk yapısına benzer olduğu saptandı.
Çin kazı (Anser Cygnoides) dalağının histolojik ve taramalı elektron mikroskobik (sem) yöntemle incelenmesi
Dalak, vücuttaki en büyük ikincil bağışıklık organıdır ve kanla taşınan antijenlere karşı bağışıklık reaksiyonlarını başlatmaktan ve kanın yabancı maddelerden ve eski veya hasar görmüş kırmızı kan hücrelerinin filtre edilmesinden sorumludur. Bu çalışmanın amacı Çin kazı (Anser cygnoides) dalağının anatomik, histolojik ve Taramalı Elektron Mikroskobik (SEM) olarak araştırılmasıdır. Araştırma Aksaray'da özel bir işletmeden temin edilen Çin kazları kullanılarak ortaya konmuştur. Araştırmada 12 adet (6 tane erkek + 6 tane dişi) sorunsuz büyük Çin kazı (Anser cygnoides) ile yapılmıştır. Çin Kazlarına premedikasyon amacıyla 10-12 mg/kg xylazine, anestezi için 30-40 mg/kg oranında intramüsküler ile ketamin (ketalar) verilmiştir. Sonrasında dalaktan doku örnekleri alınmıştır. Rutin histolojik tespit ve takip işlemlerinden sonra dokulardan 5–6 mikron kalınlığında kesitler alınarak Hematoxilen Eosin (HE) boyama metodu ile mikroskobik düzeyde incelenmiştir. Anatomik inceleme sonucunda, Çin kazı (Anser cygnoides) dalağı glanduler ve muskuler midenin bir araya geldiği yerde gözlendi. Dalak midenin hemen yakınında, karaciğerin sağ lobunun üst tarafında yer alan bir organdır. Çin kazı (Anser cygnoides) dalağı lacivertimsi-kahve bir renkte görüldü. Yine Çin kazı (Anser cygnoides) dalağının yumurta şeklinde olduğu dikkati çekti. Çin kazı (Anser cygnoides) dalağının histolojik değerlendirmeleri sonucunda; organı dıştan saran bağ doku kapsülü ve bu bağ dokunun organ içerisine gönderdiği trabeküller gözlendi. Kapsül ve trabeküllerde bol miktarda düz kas tellerine rastlandı. Kapsül içinde yer yer lenf folikülleri ve subkapsüler sinüs gözlendi. Organın parenşiminin beyaz ve kırmızı pulpa alanlarından oluştuğu görüldü. Beyaz pulpa; merkezinde yer alan arteria sentralisin etrafında toplanmış lenfoid doku ve damarlar etrafındaki seyreden lenfatik kordonlardan oluştuğu gözlendi. Kırmızı pulpanın ise bol miktarda kan içeren venöz sinuslar ve kırmızı pulpa alanlarından oluştuğu dikkat çekti. T lenfositlerin yerleşim gösterdiği arteria sentralis etrafında periarteriyoler lenfoid kılıf (periarterioler lymphoid sheat, PALS) gözlendi. Ayrıca lenf foliküllerinin içinde germinal merkez saptandı. Yine lenf folikollerinin etrafında marjinal sinüs ve marjinal bölgede gözlendi. Çin kazı (Anser cygnoides) dalağının Taramalı Elektron Mikroskobik (SEM) bulgularında organı dıştan saran bağ doku kapsülü düşük büyütmede düzgün seyirli iken daha yüksek büyütmelerde ve enine kesitte ipliksel uzantılar dikkat çekti. Dalağın enine kesitinde beyaz pulpa, kırmızı pulpa marjinal bölge ve trabeküller iyi bir şekilde ayırt edildi. Beyaz pulpanın yüksek büyütmelerinde arteria sentralis ve etrafında yer alan periarteriyoler lenfoid kılıf (PALS) gözlendi. Kırmızı pulpada yüksek büyütmelerde venöz sinüsler ve lenfositler görüldü. Yine kırmızı pulpada yüksek büyütmelerde venöz sinüslerin birbirleriyle oluşturduğu bağ gözlendi. Yapılan çalışma sonucunda, literatürde rastlamadığımız ancak Çin kazı (Anser cygnoides) dalağında dıştan saran bağ doku kapsülünün içinde çok sayıda birbirinden bağımsız lenf foliküllerini tespit ettik. Anahtar Kelimeler: Çin kazı (Anser cygnoides), histoloji, dalak, Taramalı Elektron Mikroskop (SEM), lenfatik sistem
Alman Mast kazı (Anser anser) ile Fransız Toulouse kazı (Anser anser) Organa oculi Optica ve Organa oculi Accessoria anatomik yapılarının karşılaştırılmalı olarak incelenmesi
Bu çalışmada Fransız Toulouse kazı ile Alman Mast kazının göz yapısının incelenmesi, karşılaştırmalı olarak ölçümlerinin yapılması ve bu ölçümlerin aritmetik ortalamalarının belirlenmesi ve ikili olarak karşılaştırma yapılarak aradaki farkların tespit edilmesi amaçlanmıştır. 6 adet erkek Fransız Toulouse kazının iki comissura arasındaki mesafenin ortalaması 7.22 mm, bulbus oculi yatay genişliği ortalaması 14.72 mm, lens dikey genişliği ortalaması 4.71 mm, lens yatay genişliği ortalaması ise 4.63 mm olarak ölçülmüştür. 6 adet dişi Fransız Toulouse kazında ise iki comissura arası mesafenin ortalaması 6.95 mm, bulbus oculi yatay genişliği ortalaması 13.98 mm, lens dikey genişliği ortalaması 4.09 mm, lens yatay genişliği ortalaması ise 3.99 mm olarak bulundu. 6 adet erkek Alman Mast kazının iki comissura arasındaki mesafenin ortalaması 5.95 mm, bulbus oculi yatay genişliği ortalaması 13.59 mm, lens dikey genişliği ortalaması 3.83 mm, lens yatay genişliği ortalaması da 3.75 mm'dir. 6 adet dişi Alman Mast kazının iki comissura arasındaki mesafenin ortalaması 5.57 mm, bulbus oculi yatay genişliği ortalaması 12.55 mm, lens dikey genişliği 3.49 mm, lens yatay genişliği 3.31 mm'dir. Bu verilere bakıldığında ölçüm olarak Fransız Toulouse kazının Alman Mast kazına, erkek cinsiyetinin de dişiye göre uzunluk olarak bir üstünlüğü bulunmaktadır. Yapılan çalışmada karşılaştırılan Fransız ve Alman kazları arasında anatomik yapı olarak benzer, ölçüm olarak farklılıkların olduğu kanısına varıldı.
Alman Mast kazı (anser anser) ile Fransız Toulouse kazı (anser anser) neurocranium'unu ve viscerocranium'unu oluşturan kemiklerin makroanatomisinin karşılaştırılmalı olarak incelenmesi
Bu araştırmada Alman Mast kazı ile Fransız Toulouse kazı neurocranium'unu ve viscerocranium'unu oluşturan kemiklerin makroanatomik incelenmesi, kemik yapılarının karşılaştırmalı olarak ölçümlerinin yapılması ve bu ölçümlerin aritmetik ortalamalarının belirlenmesi, bu iki kaz türü ve kanatlı hayvan türleri ile karşılaştırma yaparak farklılıkların ve benzerliklerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. 6 adet erkek Alman Mast kazının os frontale dikey uzunluğunun ortalaması 28,91 cm, os parietale genişliğinin ortalaması 28,15 cm, os occipitale genişliği ortalaması 30,71 cm, mandibulae uzunluğu ortalaması 106,33cm, burun deliği dikey çapı ortalaması 20,85 cm ve premaxillar uzunluğu ortalaması 73,61 cm olarak ölçüldü. 6 adet dişi Alman Mast kazının os frontale dikey uzunluğunun ortalaması 25,82 cm, os parietale genişliğinin ortalaması 27,40 cm , os occipitale genişliği ortalaması 30,20 cm, mandibulae uzunluğu ortalaması 105,31 cm, burun deliği dikey çapı ortalaması 17,80 cm ve premaxillar uzunluğu ortalaması 74,91 cm olarak ölçüldü. 6 adet erkek Fransız Toulouse kazının os frontale dikey uzunluğunun ortalaması 29,76 cm, os parietale genişliğinin ortalaması 31,37 cm, os occipitale genişliği ortalaması 29,72, mandibulae uzunluğu ortalaması 117,04 cm, burun deliği dikey çapı 21,37 cm ve premaxillar uzunluğu ortalaması 82,20cm olarak ölçüldü. 6 adet dişi Fransız Toulouse kazının os frontale dikey uzunluğunun ortalaması 27,75 cm, os parietale genişliği ortalaması 31,26 cm, os occipitale genişliği ortalaması 29,10 cm, mandibulae uzunluğu ortalaması 112,0 cm, burun deliği dikey çapı ortalaması 19,32 cm ve premaxillar uzunluğu ortalaması 86,53 cm olarak ölçüldü. Bu verilen ölçüm sonuçları göz önünde bulundurulduğunda Fransız Toulouse kazının Alman Mast kazına, cinsiyet faktörüne bakıldığında erkelerin dişeye göre üstünlük sağladığı tespit edildi. Sonuç olarak iki kaz türü arasında anatomik yapı olarak benzerlik olmakla birlikte istatistiksel veriler ışığında farklılıkların olduğu da düşünülmektedir.
Karatavukta (Turdus merula) ossa cranii'nin makro-anatomik olarak incelenmesi
Amaç: Kuşlarda, baş iskeletini oluşturan kemiklerin, omurgalı canlılar grubu içerisinde en fazla çeşitliliğe sahip olması; ossa cranii'nin makro-anatomik açıdan önemini artırmaktadır. Bu kapsamda, karatavuk (Turdus merula) kuşunda ossa cranii'yi makro-anatomik olarak incelenerek, bu alandaki bilgi eksikliğinin giderilmesine katkı sağlanması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Araştırmada cinsiyet ayrımına bakılmaksızın yetişkin; altı adet erkek ile altı adet dişi karatavuk kuşunun kafatasları masere edilerek makro-anatomik olarak incelendi. İncelenen materyaller 50 mm'lik klasik büyüteç altında farklı açılardan görüntüleri alındı. Bulgular: Karatavuk kuşunda; kafa kemikleri arasında sutura'ların bulunmadığı ve aegithognath tipte kafatası yapısına sahip oldukları belirlendi. Neurocranium'un; os occipitale, os sphenoidale, os parietale, os frontale ve os temporale'den oluştuğu; os ethmoidale'nin ise orbita'nın baskısıyla splanchnocranium kısmına dahil olduğu gözlendi. Üçgen şeklinde olan os sphenoidale'nin, cavum cranii'nin ventral parçasının büyük bir kısmını oluşturduğu saptandı. Cavum cranii'nin lateral duvarının oluşmasında ise os temporale'nin önemli rol oynadığı belirlendi. Splanchnocranium kemiklerini ise; os lacrimale, os nasale, os incisivum, os maxilla, os zygomaticum, os palatinum, os pterygoideum, os vomer, os quadratum, mandibula ve os hyoideum oluşturmaktaydı. Os lacrimale'nin oval ve küt bir şekilde sonlandığı belirlendi. Os nasale'nin, cavum nasi'nin dorsal ve lateral sınırlarını belirledikleri ve ayrıca os intermaxillare ile birlikte oluşturdukları uzantıların kaynaşması neticesinde burun deliklerini şekillendirdikleri görüldü. Os maxilla'nın proc. palatinus'ları aracılığıyla damağın şekillenmesine katkı sağladığı belirlendi. Os zygomaticum'un ayrıca os jugale ve os quadratojugale'nin kaynaşmasıyla oluşan ince, uzun, çubuk şeklinde bir kemik olduğu, os vomer ise bu bölgede çekirdek şeklinde körelmiş olarak bulunmaktaydı. Mandibula'nın alt çenenin iskeletini şekillendirdiği ve bu kemiğin caudal'den cranial'e doğru; os angulare, os articulare, os supraangulare, os complamentare, os oparculare ve os dentale kemiklerinin birleşmesinden oluştuğu görüldü. Os hyoideum'un gövdesini oluşturan basihyoideum'un çubuk şeklinde, ayrıca buraya eklenmiş şekilde yer alan os entoglossum'un ise kürek şeklinde olduğu gözlendi. Sonuç: Bu çalışmada elde edilen verilerin bu alandaki bilgi eksikliğine katkı sağlayacağı ve sistematik alanda çalışan araştırmacılar için de taksonomide faydalanacakları bir kaynak olabileceği kanısına varıldı. Anahtar kelimeler: Karatavuk, kafatası, neurocranium, ossa cranii, turdus merula.
Saksağan (pica pica) ve kınalı keklik (alectoris chukar)'te karşılaştırmalı olarak plexus lumbosacralis'in makroanatomik incelenmesi
Amaç: Çalışmada, saksağan (Pica pica) ve Kınalı keklik (Alectoris chukar) plexus lumbosacralis'leri ile dallarının karşılaştırmalı olarak belirlenmesi ve her iki türdeki farklılıkların araştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Çalışmada, Erzurum İli Uzundere İlçesi ve köylerinde doğal yollarla ölen veya yaralı olarak bulunan 20 adet saksağan (Pica pica) ile Amasya İli Merzifon İlçesi'ndeki ''Keklik-05 Amasya-Merzifon Kınalı Keklik Üretim Çiftliği''nden temin edilen 20 adet Kınalı keklik (Alectoris chukar) kullanılmıştır. Her iki tür aneztezi altında öldürülüp kanları akıtıldıktan sonra, %10'luk formaldehit solüsyonu kullanılarak fiksasyonları sağlandı. Her iki türde de plexus lumbosacralis'i oluşturan sinirlerin her biri ayrı ayrı diseke edilerek fotoğrafları çekildi. Bulgular: Plexus lumbosacralis'i çalışılan her iki türde 8 adet (2-9) synsacral spinal sinirin ventral dallarının bir araya gelerek oluşturduğu tespit edilirken, n. ilioinguinalis'in sadece Kınalı keklikte var olduğu görüldü. Saksağanda n. femoralis'in iki ana dala ayrıldıktan sonra, bu dalların da ikişer adet caudal dala ayrıldığı; Kınalı keklikte ise n. femoralis'in üç ana dala ayrılarak cranial'de yer alan dalın üç caudal dala, caudal'de yer alan dalın ise iki caudal dala daha ayrıldığı tespit edildi. Saksağanda n. peroneus'un vermiş olduğu en kalın ve en sonda yer alan dalın n. peroneus profundus olduğu görülürken, Kınalı keklikte n. peroneus profundus'un, n. peroneus'tan musculer dallardan daha sonra ayrıldığı, orijinini takiben n. peroneus superficialis ile paralel bir şekilde seyrettiği belirlendi. Sonuç: Araştırılan her iki türde de plexus lumbosacralis'in oluşumu ile bu plexus'u meydana getiren sinirlerin yayılımlarının anatomik yapı ve seyiri itibariyle birçok kanatlı türüyle büyük oranda benzerlik gösterdiği belirlendi. Ancak, keklikte plexus sacralis'i oluşturan sinirlerin ve bu sinirlerin yan dallarının saksağana göre daha kalın olduğu tespit edildi.
Sülün (Phasianus colchicus) ve şahinde (Buteo buteo) ön ekstremitelerin morfolojik incelenmesi ile bilgisayar destekli modellemesi
Amaç: Sürekli kanat çırparak kısa mesafeler uçabilen Sülün (Phasianus colchicus) ile uzun mesafeler boyunca göç eden ve süzülerek uçan Şahin (Buteo buteo)'e ait ön ekstremite anatomisini karşılaştıran detaylı bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışma Sülün ve Şahin`e ait ön ekstremite anatomisini incelemek ve elde edilen bulgular ile uçuş karakteristikleri arasında bir bağlantı kurmak amacı ile yapılmıştır. Çalışmanın anlaşılabilirliğini arttırmak ve görsel olarak zenginleştirmek için iki kuş türüne ait üç boyutlu kemik ve kas modellemeleri ve uçuş animasyonları oluşturulmuştur. Materyal ve Yöntem: Çalışmada sekizer adet dişi Sülün ve Şahin olmak üzere toplamda on altı adet yetişkin kuş kullanıldı. Kuşların tamamı makroskobik bulguların değerlendirilmesi için diseksiyon yöntemiyle incelendi. Yumuşak dokuların incelenmesinin ardından kemik dokular incelendi ve ölçümleri alındı. Sülün ve Şahin`den alınan BT (Bilgisayarlı Tomografi) görüntüleri ile elde edilen makroskobik bulgular kullanılarak, özel yazılımlar aracılığıyla kuşların üç boyutlu dijital modelleri oluşturuldu. Üç boyutlu modeller ve iki kuş türünün de uçuş karakteristiğini gösteren videolar kullanılarak, kuşların uçuş animasyonları hazırlandı. Bulgular: Sülün ve Şahin`de; ossa cinguli membri thoracici, ossa membri thoracici, musculi membri thoracici ve patagium`a ait anatomik yapılar detaylı olarak incelendi. Kemikler üzerindeki yapılar ve kaslar, önceki çalışmalarla karşılaştırılarak isimlendirildi. Kuşların uçuş karakteristikleri ile anatomik yapıları arasındaki fonksiyonel bağlantılar belirlendi. Üç boyutlu dijital modelleme ve animasyon hazırlandı. Sonuç: Sonuç olarak bu çalışma ile Sülün ve Şahin`e ait ossa cinguli membri thoracici, ossa membri thoracici, musculi membri thoracici detaylı olarak incelendi ve uçuş karakteristiği ile karşılaştırılarak anatomik farklılıkların fonksiyon üzerindeki etkileri tanımlandı. Ayrıca üç boyutlu dijital modeller, animasyonlar ve ''QR'' kodu gibi günümüz teknolojisini kullanan yöntemler sayesinde konuya farklı bir bakış açısı getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Anatomi, Sülün (Phasianus colchicus), Şahin (Buteo buteo), 3B tasarım, Kanat anatomisi.
Yeni zelanda tavşanında leydig hücrelerinin sayısının stereolojik metodlarla hesaplanması
Testisler erkeklerde üremeyle ilgili bir çift organdır. Spermatozoa ve testosteron hormonu üretiminden sorumludurlar. Testosteron hormonu Leydig hücrelerinden salgılanır. Biz bu çalışmamızda on iki adet Yeni Zelanda Tavşanının testislerindeki Leydig hücrelerini stereolojik metotlarla saydık. Sayımlar tavşanlardan altısının sağ testisleri altısının da sol testisleri üzerinde gerçekleştirildi. Testisler Düz (Smooth) Parçalama metoduyla örneklendi ve Leydig hücreleri Optik Disektör sondaları kullanılarak sayıldı. Ortalama Leydig hücre sayısı her bir testis için 28x106, hata katsayısı CE(N) 0,082 ve CV'de 0,14 olarak bulundu. Çıkan bu sonuçlar stereolojik açıdan uygun bulunmuştur. Sonuçlar stereolojik metotlar ve varsayıma dayalı metotlardan elde edilen sonuçlarla karşılaştırıldı. Veriler stereolojik çalışmalardan elde edilen verilerle uyuşurken, varsayıma dayalı çalışmalardan elde edilen verilerden farklıydı. Araştırmalarımız sonucunda varsayıma dayalı metotların aynı türe uygulansa bile farklı sonuçlara ulaştığı gözlemlenmiştir.
Güreşci ve futbolcuların quadriceps ve hamstring kas kuvvetlerinin izokinetik sistemle değerlendirilmesi ve sakatlık eğilimlerinin araştırılması
Bu araştırmada, izokinetik dinamometreyle güreşçi ve futbolcuların hamstring ve quadriceps kas kuvvetlerinin farklı açılarda ölçülerek elde edilen bulgular doğrultusunda, antrenman yöntemlerinin değerlendirilmesi ve sporcularda buna bağlı sakatlık eğilimlerinin ortaya konulması amaçlanmaktadır.Çalışmaya 20 güreşçi, 20 futbolcu ve 20 kontrol grubu olmak üzere toplam 60 denek alınmıştır. Sporcu olan deneklerin haftada 5 gün spor yapmaları ve en az 5 yıl aktif sporcu olmaları şartı aranmıştır. Denekler araştırmaya gönüllü olarak katıldı ve bütün deneklerden gönüllülük onan formu alındı.Araştırmaya katılan deneklerin diz fleksiyon/ekstansiyon kas kuvvetleri 60o/s ve 180o/s açısal hızlarda ?Biodex System 3? marka izokinetik dinamometreyle ölçüldü. Araştırma verilerinin analizleri SPSS istatistik paket programında yapıldı. Güreşçi, futbolcu ve kontrol gruplarının dominant ve nondominant ekstremitelerinin izokinetik kuvvetlerinin ölçüm sonuçlarının karşılaştırılmasında tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve tukey çoklu karşılaştırma testi kullanıldı.Dominant ve Nondominant ekstremitelerinin ekstansör (Q) 60o/s açısal hız zirve tork değerlerinde güreşçiler ile kontrol grubu arasında güreşçiler lehine istatistikî olarak anlamlı bir farklılık gözlendi (p ? 0.01). 180o/s açısal hızda hem güreşçiler ile kontrol grubu ve hem de futbolcular ile kontrol grubu arasında istatistikî olarak ileri derecede anlamlı farklılık olduğu görüldü (p ? 0.001).60o/s açısal hızda dominant ekstremite ekstansör (Q) zirve tork/vücut ağırlığı değerleri, güreşçilerin ve futbolcuların değerlerinin kontrol grubunun değerlerinden yüksek olduğu gözlendi (p ? 0.05). 180o/s açısal hızda da, güreşçi ve futbolcu gruplarının değerleri kontrol grubuna göre yüksek bulundu (p ? 0.01). 60o/s açısal hızda nondominant ekstremite ekstansör (Q) zirve tork/vücut ağırlığı değerlerine göre, güreşçiler ile kontrol grubu arasında istatistikî olarak güreşçiler lehine anlamlı bir farklılık görüldü (p ? 0.05). 180o/s açısal hızda ise, hem güreşçilerle kontrol grubu, hem de futbolcularla kontrol grubu arasında istatistikî olarak ileri derecede anlamlı farklılık tespit edildi (p ? 0.001).Güreş, futbol ve kontrol grupları arasında dominant ekstremitelerin 60o/s ve 180o/s açısal hızlardaki H/Q zirve tork oranlarında istatistikî olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0.05). Ancak dominant ekstremite 180o/s açısal hızdaki H/Q zirve tork oranlarında, kontrol grubunun ortalamalarının futbolculara göre yüksek olduğu görüldü (p ? 0.05).Bu araştırmada, sporcularda lig seviyesi ve kalite yükseldikçe H/Q oranlarında düşüş gözlendi. Ayrıca açısal hız arttıkça H/Q oranının da arttığı tespit edildi. Yapılan bu çalışmada tüm dominant ekstremite değerlerinin, nondominant ekstremite değerlerinden yüksek olduğu belirlendi (p ? 0,05). Ancak farklılıkların sakatlanma konusunda kritik değer olarak kabul edilen % 10'un üzerine çıkmadığı görüldü.Ayrıca, açısal hız arttıkça quadriceps ve hamstring kas kuvveti zirve tork ve zirve tork/vücut ağırlığı değerlerinin düştüğü, tüm açısal hızlarda quadriceps zirve tork ve zirve tork/vücut ağırlığı değerleri hamstring değerlerinden yüksek olduğu görüldü. Alt ekstremitede statik kuvvetin ön planda kullanıldığı güreşçilerin zirve tork değerleri, dinamik kuvvet kullanımına yönelik çalışan futbolculardan tüm açısal hızlarda yüksekti.Sonuç olarak; Araştırmaya katılan sporcu gruplarının H/Q ve dominant-nondominant oranları ile zirve tork ve zirve tork/vücut ağırlığı değerlerinin, sporcuların birinci derecede sakatlanmalarına sebebiyet verecek düzeyde olmadığı, bilakis normal kabul edilen sınırlar içerisinde olduğu görüldü. Başka bir ifadeyle sporcularda orantısız kuvvet gelişimi ve ciddi bir sakatlık eğilimi bulunmadığı belirlendi. Bu durum sporcuların geçmişte doğru antrenman ve yöntemleriyle çalıştıklarını göstermiştir. Dolayısıyla araştırmaya katılan güreşçi ve futbolcuların antrenman metotlarıyla ilgili yeni yaklaşımlar sunmaya ihtiyaç duyulmamıştır.
17 yaş altı Avrupa Badminton Takım Şampiyonası'na Katılan Türkiye, Avusturya, Belçika, Macaristanmilli takım sporcularının bazı fiziksel ve antropometrik parametrelerinin karşılaştırılması
Araştırma, "17 Yaş Altı Avrupa Badminton Takım Şampiyonası'na Katılan Türkiye, Avusturya, Belçika, Macaristan Milli Takım Sporcularının Bazı Fiziksel ve Antropometrik Parametrelerinin Karşılaştırılması" amacıyla planlandı. Çalışmaya, 17 Yaş Altı Avrupa Badminton Takım Şampiyonası'na katılan, yaşları 14-16 aralığında değişen, her takımda 8 sporcunun bulunduğu (4'er kız ve 4'er erkek) Badminton Türk Milli Takımı ile Avusturya, Belçika, Macaristan ülke takımlarından, toplam 32 denek gönüllü olarak katıldı.Deneklerin, fiziksek ve antropometrik parametrelerini kapsayan ölçümler ise; boy, vücut ağırlık, çap, çevre, uzunluk, skinfold, sistolik ve diastolik kan basınçları, istirahat nabız, dikey sıçrama, vücut yağ yüzdesi, esneklik, bacak ve pençe kuvveti ölçümleri yapıldı. Elde edilen veriler kullanılarak; beden kitle indeksi, vücut yağ yüzdesi, toplam yağ ağırlığı, yağsız vücut ağırlığı, somatotip (endemorfi, mezemorfi, ektomorfi), anaerobik güç (lewis nomografı), relatif bacak kuvveti, relatif sağ ve sol el kuvveti, Microsoft Office Excel 2007 programında, 11 değişken formül edilerek hesaplandı. Veriler ?WINKS SDA 6? paket programında değerlendirildi.Bu çalışmadaki, Avrupa badminton şampiyonasına katılmış tüm ülkelerin ortalama, yaşları 15.34±0.82 yıl olduğu, vücut ağırlık ortalamaları; erkek sporcularda 67.68±5.83 kg, bayan sporcularda 59,30±8,11 kg, boy uzunluk ortalamaları erkek sporcularda 177.00±7.08 cm, bayanlarda 165.47±7,84 cm olduğu, günde yaklaşık 2 kez, haftanın 5.21±0.94 günü ve günde toplam 3.15±0.96 saat/dk antrenman yaptıkları belirlendi. Belçika ve Macaristan'ın 8 yaşlarında, Türkiye 9.63, Avusturya'nın 9.37 yaşlarında badmintona başladıkları tespit edildi. Avusturya (% 16.49±2.75) ve Macaristan (% 15.59±2.34) erkek badminton milli takım sporcularının vücut yağ yüzdelerinin normal değerlerin biraz üzerinde olduğu, Türkiye (% 14.34±0.44) ve Belçika'nın (% 14.79±1.45) vücut yağ yüzdesinin normal değerler içinde kaldığı görüldü. Bayanlarda ise, Macaristan'ın (% 28.10±1.10) başta olmak üzere Avusturya (% 25.91±5.09) ve Belçika (% 26.13±3.10) takımlarının vücut yağ yüzdesi normal değerlerin üzerinde olduğu, Türkiye'nin (% 24.21±3.64) vücut yağ yüzdesi normal değerler içinde kaldığı tespit edildi. Badmintoncuların somatotip değerleri, erkek sporcuların ortalamaları ekto-mezemorfi, bayanların ise; endo-mezemorfi komponentine sahip oldukları görüldü. Türkiye milli badminton takımı bayan sporcularının esneklik değerlerinin (36,50 cm), Avusturya (26,50 cm) sporcularından önemli ölçüde yüksek olduğu tespit edildi.Milli badminton takımı erkek sporcularında, Türkiye ve Macaristan takımları arasında istirahattaki diastolik kan basıncı, Macaristan ve Belçika takımları arasında bacak kuvveti, Avusturya ve Belçika takım sporcularının biceps değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmüştür (P<0.05). Bayanlarda ise, Türkiye ve Avusturya takımları esneklik, istirahattaki kalp atım sayısı ve istirahattaki diastolik kan basınç değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (P<0.05).Türkiye, Avusturya, Belçika ve Macaristan milli badminton takımı erkek ve bayan sporcularının, beden kitle indeksi, vücut yağ yüzdesi, yağsız vücut ağırlığı ve toplam yağ ağırlıkları somatotip (endemorfi, mezemorfi ve ektomorfi), dikey sıçrama, anaerobik güç, esneklik (bayan sporcular hariç), istirahattaki kalp atım sayısı (bayan sporcular hariç) ve istirahattaki sistolik kan basıncı, sağ ve sol el kavrama kuvveti ile relatif kuvvetleri, bacak kuvveti (erkek sporcular hariç), relatif bacak kuvveti, skinfold, çevre, çap ve uzunluk değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir (P>0.05).Sonuç olarak, Türkiye ile Avusturya Belçika, Macaristan badminton milli takım sporcularının genelde benzer fiziksel ve antropometrik özelliklere sahip oldukları belirlendi.Anahtar Kelimeler : Antropometri, Badminton, Fiziksel, Milli Takım, Parametre, Vücut Kompozisyonu.
Afyonkarahisar ili amatör futbol takımlarında oynayan sporcularda görülen sakatlanma sıklıkları ve nedenlerinin araştırılması
Bu çalışmada amaç Afyonkarahisar Süper Amatör ve 1 Amatör klasmanlarında meydana gelen spor sakatlanmalarının genel olarak sıklıklarını ve nedenlerini araştırmaktır. Bu şekilde sakatlanmaların şekli dağılımı, sakatlıkları etkileyen faktörleri ve sakatlanma mekanizmasını anlamamıza yardımcı olacaktır. Bu çalışmada geçmişi kapsayan tarama modeli kullanılmıştır. Süper amatör kümeden 10 takım (125 erkek sporcu) ve 1. amatör kümeden 10 takım (125 erkek sporcu) toplamda 250 erkek sporcuya, içinde; Sporcuların genel demografik yapısı, kondisyon durumları, mevkileri, klasmanları, saha zemini, sakatlanma bölgeleri ve şekillerini ve hangi aktivite sırasında sakatlandığı vb. soruları içeren bir anket çalışması uygulanmıştır. Çalışmada ele geçen veriler Excel ve SPSS 13.0 programında değerlendirilmiştir. Sakatlanma ve bileşkelerinin ölçülmesi amacıyla frekans ve değişkenler üzerinde etkisini ölçmek amacıyla da ki kare testi uygulanmıştırTestlerin değerlendirilmesi sonunda amatör oyuncuların yaş ortalamasının ortalama (23,97) olarak bulundu. Sporcuların (%58,6)'sı sakatlanmadan kaynaklanan en az bir müsabakaya katılamamışlardır. Sakatlanmadan en çok etkilenen vücut bölgeleri; ayak/ayak bileği (% 31,2), alt bacak (%17,6) ve diz (%15,1); En yaygın görülen sakatlanma tipleri burkulma (%29,0), kas sakatlıkları (%22,1), yara-bere (%14,1) olduğu görüldü. Müsabaka sırasında meydana gelen (%72,4) sakatlanmaların oranı antrenman (%12,4) ve gayrı resmi müsabakalarda (%15,2) meydana gelen sakatlanmalardan daha fazla olduğu saptandı. Sakatlığın derecesine göre en çok sırasıyla orta (%45,1), hafif (%38,0) ve ağır sakatlıklar (%16,9) olduğu tespit edildiBu çalışmada ayrıca sporcuların futbol oynadıkları yıllar 5,012 standart sapma ile ortalama (10,3)'dür. Daha çok tecrübeye (7-15 yıl arası) sahip olan sporcuların tekrar eden sakatlanmalardan dolayı, sakatlanma oranının (%39,6) daha fazla olduğunu ortaya çıkmıştır. Bunun yanında sakatlıkların çok büyük bir kısmı müsabakaların 2. devresinde (59,6) olmakla birlikte, sakatlığın ortaya çıkmasını etkileyen saha zemini olarak sırasıyla suni çim (%50,8) ve toprak zemin (%38,8) oluşturmaktadır. Sporcuların sakatlanmalarına etki eden faktörler arasında yetersiz antrenman (%21,2), yetersiz ısınma (%20,4) , saha çeşidi (%16,8), saha zemini (%15,4) öne çıkan nedenler arasında olduğu saptandı.
12 haftalık eşli dans çalışmalarının bazı fiziksel uygunluk parametreleri üzerine etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı; aktif spor yapmayan genç erkeklerde 12 hafta uygulanan eşli danslardan tango ve salsa çalışma programının,bazı fiziksel uygunluk parametrelerine etkisinin belirlenmesidir. Araştırmaya 2014–2015 eğitim-öğretim yılında, Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğrenim gören 51 sağlıklı erkek öğrenci gönüllü olarak katıldı. Öğrencilerin ortalama yaşları 20,87±2,07 yıl, boyları 177,47±6,1 m. olarak belirlendi. Bu öğrencilerden rastgele salsa grubu (N=17), tango grubu (N=17) ve kontrolgrubu (N=17)oluşturuldu.Kontrol grubuna herhangibir egzersiz yaptırılmadı ve günlük yaşamlarınadevam etmeleri sağlandı. Deney grubuna ise, 12 hafta, haftada 3 gün, hedef kalp atım sayılarının% 50–70'i şiddetinde ve 60–75 dakika arasında eşli dans çalışmaları yaptırıldı.Antrenman öncesinde 10 dakika ısınma ve antrenman bitiminde 5 dakika soğuma egzersizleri yaptırıldı. Deneklere uygulanan tüm ölçümler ve testler antrenman programı başlamadan iki gün önce (ön test) ve antrenman programı bittikten iki gün sonra (son test) olmak üzere iki kez yapıldı.Araştırma verilerinin analizleri SPSS istatistik paket programında yapıldı. Tüm verilerin aritmetik ortalamaları ve standart sapmaları belirlendi. Deneklerin grup içi ön ve son test değerlerinin arasındaki farklılıkların tespitinde, Paired Samples t-testi, gruplar arası değerlendirmede ise varyans analizi (ANOVA) ve tukey çoklu karşılaştırma testi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi 0,01 olarak belirlendi. Bu çalışmada, salsa ve tango gruplarının ön ve son test sonuçları değerlendirildiğinde, deneklerin vücut ağırlıkları, vücut kitle indeksleri, vücut yağ oranları, bacak kuvvetleri, esneklik, sağ ve solel kavrama kuvvetleri, anaerobik ve aerobik güç (maxVO2) değerlerinde istatistikî açıdan ileri derecede anlamlıfarklılıklar tespit edildi (p<0,01).Salsa, tango ve sedanter grupları arasındaanova varyans analizine göre; vücut yağ yüzdesi ile aerobik kapasite dışındaki tüm parametrelerde istatistiki olarak anlamlı bir farklılık tespit edilemedi. Ancak salsa grubunun verilerinin tango ve sedanter grup verilerine göre daha fazla gelişim gösterdiği belirlendi. Sonuç olarak, 12 haftalık eşli dans egzersizlerin kilo kontrolünü, sırt kuvvetini, el kavrama kuvvetini ve esneklik gelişimini olumlu yönde etkilediği, ayrıca aerobik ve anaerobik verimliliği artırdığı tespit edildi. Bu tür egzersizlerin sadece eğlence amaçlı kullanılmasının yanı sıra, tüm sporcularda psikolojik rahatlama ve sporcular için önemli olan ritim gelişimi açısından da antrenman programları içerisinde yer almasının faydalı olacağı kanısına varıldı.
Şinşilla'da böbrek hacminin stereolojik metodla araştırılması
Şinşilla'da böbrek hacminin stereolojik metodla araştırılmasıVücut için hayati öneme sahip olan böbreklerin hacminin bilinmesi tedavi veya daha sonra yapılacak çalışmalarda kullanabilmek için kritik öneme sahiptir. Çalışmamızda şinşilla böbreğinde total böbrek hacminin Arşimet prensibi ve Cavalier metodu kullanılarak hesaplanması amaçlandı.Araştırmamızda, Afyon Kocatepe Üniversitesi, Veteriner Fakültesi Anatomi ABD `da daha önce sinir sistemi üzerinde yapılan çalışmalarda kullanılan ve tespit solüsyonu içerisinde bulunan 10 adet (5 adet dişi, 5 adet erkek) yetişkin sağlıklı şinşilla böbreği kullanıldı. Ortalama ağırlıkları 1,5 ile 1,8 gr arasında olan şinşilla böbreklerinde, Arşimet yöntemiyle erkeklerde ortalama hacim 1.11 cm3, dişilerde 0,94 cm3 hesaplandı. Cavalier metoduyla hesaplanan hacim; erkeklerde ortalama 0,97 cm3, dişilerde 0,84 cm3, hata katsayısı ise 0,03 olarak bulundu. Erkek böbreklerin ortalama hacminin, dişi böbrek hacminden fazla olduğu gözlenmiştir. Ayrıca böbrek total hacmi Arşimed prensibi ve Cavalier metoduyla hesaplanabilirken; korteks, medulla ve pelvis hacmi yalnızca Cavalier metoduyla hesaplanabilmektedir.Çıkan bu sonuçlar önceki çalışmalarda elde edilen sonuçlarla karşılaştırılarak stereolojik açıdan uygun olduğu bulundu. Uygulaması kolay bu stereolojik çalışmanın diğer stereolojik çalışmalara önemli katkı sağlayacağı kanaatine varıldı.
Afyonkarahisar ilinde özel eğitim kurumlarında 9-11 yaşlarındaki engellilerde 12 haftalık düzenli egzersizlerin, bazı fiziksel ve fizyolojik parametreleri üzerine etkilerinin araştırılması
Bu araştırma; Afyonkarahisar ilinde özel eğitim kurumlarında 9?11 yaşlarındaki engellilerde 12 haftalık düzenli egzersizlerin, bazı fiziksel ve fizyolojik parametreleri üzerine etkilerini belirlemeye yöneliktir.Araştırmada 20 deneğe 12 haftalık atletizm antrenman programı uygulanmış elde edilen verilerin frekans dağılımı ile ilişkilendirmeleri t-testi analizleri SPSS programında yapılmış, anlamlılık düzeyleri 0,05 olarak belirlenmiştir.Deneklerin boy ve vücut ağırlıklarının ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür(P ? 0.05).Deneklerin sağ el kavrama kuvveti ve sol el kavrama kuvvetlerinin ortalamaları arasında ileri derecede anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür(P<0,01).Deneklerin Bacak kuvvetinin ortalamaları arasında ileri derecede anlamlı farklılık olduğu görülmüştür(P<0,01).Deneklerin Dikey sıçrama kuvvetlerinin ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür(P<0,05).Deneklerin esneme mesafelerinin ortalamalarında ileri derece bir anlamlılık olduğu görülmüştür(P<0,01).Sonuç olarak; bu çalışmanın verilerinden elde ettiğimiz bulgulara göre, 3 aylık özel düzenlenmiş ve kontrolü yapılmış güç kuvvet egzersizlerinin, çocukların fiziksel ve fizyolojik performanslarını olumlu yönde geliştirdiği, onların yaşam kalitesinde önemli şekilde etkili olduğu tespit edilmiştir. Çocuklara yönelik egzersiz çalışmalarının yaptırılması neticesinde, ortaya çıkan sonuçların olumlu olduğu görülmüştür.
Böbrek hacminin stereolojik metotlarla hesaplanması
Böbrekler canlılarda boşaltım ile ilgili bir çift organdır. Böbrek hacmindeki değişimler yaşam kalitesini etkileşmesi açısından önemlidir. Biz bu çalışmada 6 adet pırlak koyunu böbrek hacimlerini stereolojik metotlarla hesapladık. Hesaplamalar üçünün sağ böbrekleri ve üçünün sol böbrekleri üzerinde gerçekleştirildi. Böbrekler Arşimet Prensibi ve Cavalieri Prensibi ile ölçüldü. Ortalama böbrek hacimleri Arşimet Prensibi için 79,66ml, Cavalieri Prensibi için 76,67ml, hata katsayısını 0,03 olarak bulundu. Çıkan bu sonuçlar Arşimet ile Cavalieri Prensiblerinin sonuçlarıyla ve önceki stereolojik çalışmalardan elde edilen bulgularla karşılaştırılarak, stereolojik açıdan uygun olduğu bulunmuştur. Çalışmamızın neticesinde Cavalieri Prensibleri, uygulanması kolay ve böbrek bölgelerinin hacimlerini ayrı ayrı hesaplanmasına olanak sağlayan metot olduğu saptanmıştır.
Soya (glycine max L.)' nın dişi ratlarda reprodüktif sisteme etkilerinin stereolojik olarak araştırılması
Bu çalışmada sadece hayvan beslenmesinde değil insan gıdalarında da çeşitli formlarda kendine yer bulan soya bitkisinin dişi genital sistem üzerine etkileri araştırıldı. Çalışmanın ilk aşamasında, Türkiye'de yetişen Glycine max L. bitkisi üzerinde biyolojik aktivite taraması tayini amacıyla n-hekzan, etil asetat ve etanollü ekstreler hazırlanarak ratlara oral yolla 100mg/kg ve 200 mg/kg dozlarda 1 ay süreyle verildi. Deney süresinin sonunda ratların menstrual siklusu hergün vajina smear yöntemiyle takip edilerek diöstrus safhasında olan ratlar ötenazi edildi. Deney sonucunda ratlardan alınan genital sistem organları stereolojik metotlar kullanılarak incelendi. Stereolojik olarak optik disektör metodu ile ovaryumda folikül sayımı yapılırken ovaryum ve uterusun ağırlıkları da ölçülerek değerlendirmeye alındı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda başta etanollü ekstre grubu olmak üzere 200 mg/kg dozda soya ekstreleri verilen ratların genital sisteminde bazı değişikliklerin oluştuğu saptandı. Bahsi geçen gruplarda önemli bir canlı ağırlık artışı olmazken vajinal açıklığın, relatif ovaryum ve uterus ağırlığının arttığı, epitelyum hücrelerinin irileştiği, uterusun hiperemik görünümde olduğu, sekonder folikül sayısı artarken sekonder folikül çaplarında küçülme olduğu tespit edilmiştir. Hazırlanan ekstreler üzerinde laboratuvar çalışmaları yapıldıktan sonra, ince tabaka kromatografisinde izoflavon içeriği yoğun olduğu belirlenen ekstre üzerinden izoflavon miktar tayini yüksek basınçlı sıvı kromatografisi (HPLC) tekniği kullanılarak yapıldı. Elde edilen bulgular ışığında soya bitkisinin içeriğindeki fitoöstrojenlerin dişi genital sistemi üzerine etkilerinin olduğu ve bu etkinin doza bağlı olarak değişebileceği tespit edildi.
12-14 yaş grubu karate sporu ile uğraşan bayan sporcular ile aynı yaş grubu sedanter bayan öğrencilerin bazı fiziksel özelliklerinin karşılaştırılması
Karate, vücudumuzun tüm sistemlerini en iyi şekilde çalıştırarak fiziksel gelişime etki edebilecek bir spor dalıdır. Bu araştırmamızda, karate sporu yapan ve spor yapmayan 12-14 yaş grubu bayanların, vücutlarında meydana gelen fiziksel değişimler tespit edilmeye çalışılmıştır.Bu amaçla İstanbul'da karate sporu ile uğraşan ve sedanter olan 12-14 yaş grubu bayanlara, velilerinden alınan izinle antropometrik ölçümler yapıldı. Bu ölçüm verilerinin analizleri, SPSS istatistik paket programında yapılarak, iki grup arasındaki farklılıklar bulundu. Gruplar arasındaki anlamlılıklar (P < 0.05) değerlendirildi.Sonuç olarak, 12-14 yaş grubu bu sporu yapan bayanlarda bazı ölçümlerde bazı bölgelerde anlamlı farklılıklar olduğu, bazı ölçüm sonuçlarında da hiçbir farkın olmadığı belirlendi. Dolayısıyla bu sporu yapmak vücuda fiziksel olarak bir takım şeyler kazandırabilir. Örneğin hareket genişliği açısından düşündüğümüzde esneklik önemlidir. Bu sporu yaparak vücudumuzun bu özelliğini arttırabiliriz.Anahtar Sözcükler: Karate, gelişim, yaş, antropometri, karşılaştırma.
Anatomik deformitelerin yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı anatomik deformiteli bireylerin yaşam kalitesini ölçmektir. Araştırma, Ekim 2015-Ekim 2016 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırma kesitsel bir çalışma olup, ileriye dönük olarak yapıldı. Araştırma Isparta Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesinde ortopedi kliniklerinde yatan anatomik deformiteli bireyler üzerinde yapıldı. Araştırmaya dahil olan katılımcılara yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak sosyo demografik bilgi formu ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak ilgili bölümleri cevaplamaları sağlandı. Araştırmaya gönüllü olarak 200 kişi dahil oldu. Araştırma verilerinin analizleri SPPS istatistik paket programında yapılıp, verilerin Aritmetik Ortalaması ve Standart Sapması bulundu, aynı gruptaki değerlerin karşılaştırılmasında; paired t testi, daha fazla değişkenin karşılaştırmasında Varyans Analizi kullanıldı. Çoklu karşılaştırma da ise Duncan testi kullanıldı. Bu çalışmada, cinsiyete göre katılımcıları karşılaştırdığımızda, SF-36' nın sadece ağrı alt boyutunda istatistiki olarak anlamlılık bulunmuştur. Erkek katılımcıların ağrı ortalam puanı bayan katılımcılardan yüksek olarak bulunmuştur (p<0.05). Katılımcıların SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyutlarından aldıkları puanların yaş grublarına göre karşılaştırdığımızda; fiziksel rol güçlüğü alt boyutunda, enerji canlılık vitalite alt boyutunda, sosyal işlevsellik alt boyutunda, ağrı alt boyutunda genel sağlık algısı alt boyutunda yaş gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise 18-30 yaş grubu puan ortalaması diğer grubların puan ortalamasından daha yüksektir. Emosyonel rol güçlüğü alt boyutunda yaş grubuna göre istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05) . Gruplar arası karşılaştırma da ise 18-30 yaş grubu ve 46-60 yaş grubu ortalaması diğer gruplara göre yüksektir. Ruhsal sağlık alt boyutunda yaş durumuna göre istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırma da ise 18-30 yaş, 31-45 yaş, 46-60 yaş grublarının puan ortalaması, 61 yaş ve üstü ortalamasından daha yüksek olarak bulunmuştur. Medeni duruma göre karşılaştırdığmızda bekar katılımcıların SF-36 puan ortalaması, evli katılımcıların puan ortalamasından yüksek bulunmuştur (p<0.05). Medeni duruma göre istatistiksel olarak anlamlılık vardır. Eğitim durumuna göre ise; fiziksel rol güçlüğü alt boyutu haricindeki bütün alt boyutlarda istatiksel olarak farklılık bulunmuştur. Enerji canlılık vitalite alt boyutunda gruplararası karşılaştırmada ise okuryazar olmayan, lise ve üniversite mezunu olan katılımcıların puan ortalaması daha yüksek iken diğer alt gruplarda ise lise ve üniversite mezunu olan bireylerin puan ortalaması yüksek bulunmuştur (p<0.05). Çalışma duruma göre karşılaştırdığımızda, bütün alt boyutlarda istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Sağlık güvencesine sahip olma duruma göre; fiziksel fonksiyon, enerji canlılık vitalite, ruhsal sağlık, sosyal işlevsellik, ağrı ve genel sağlık algısı alt boyutlarında istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise sosyal güvencesi olmayan katılımcıların puan ortalaması daha yüksektir. Gelir duruma göre, sosyal işlevsellik, genel sağlık algısı alt boyutlarında istatiski olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05) . Gruplar arası karşılaştırmada ise, her iki alt boyutta da geliri olmayan, asgari ücretliler ve geliri 4001 TL ve üzeri olan katılımcıların puan ortalaması daha yüksektir. Yaşanılan yere göre, alt boyutların hepsinde istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Deformite yerine göre, fiziksel fonksiyon, emosyonel rol güçlüğü, enerji canlılık vitalite, ruhsal sağlık, sosyal işlevsellik, ağrı ve genel sağlık algısı alt boyutların da istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Gruplar arası karşılaştırmada ise ruhsal sağlık alt boyutunda el ve ayak deformiteli katılımcıların ortalama puanı daha yüksek iken, istatistiki olarak anlamlı bulunan diğer alt boyutlarda ise el deformitesi olan katılımcıların puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Deformite nedenine göre, sadece genel sağlık algısı alt boyutunda istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Gruplar arası karşılaştırma da ise, doğum öncesi ve diğer grupların puan ortalaması daha yüksektir. Deformite sayısına göre; fiziksel fonksiyon, enerji canlılık vitalite, ruhsal sağlık, sosyal işlevsellik, ağrı ve genel sağlık algısı alt boyutlarında istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise 3 ve daha fazla deformiteye sahip katılımcıların puan ortalaması daha yüksektir. Yaşama şekline göre (yalnız yaşayıp yaşamadığı) fiziksel fonksiyon, enerji canlılık vitalite, ruhsal sağlık, sosyal işlevsellik, ağrı ve genel sağlık algısı alt boyutlarında istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise yalnız yaşayan katılımcıların puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Günlük aktivitelerde başkalarına bağımlı olma durumuna göre alt boyutların hepsinde istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise hayır cevabı veren katılımcıların puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Kronik bir hastalık sahip olma durumuna göre, ruhsal sağlık, ağrı ve genel sağlık algısı alt boyutlarında istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise hayır cevabı veren katılımcıların puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak, cinsiyete göre, yaş, medeni durum, eğitim durumu, sağlık güvencesine sahip olma durumu, gelir durumu, deformite yeri, sayısı ve nedenine göre, yaşam şekli (yalnız yaşayıp yaşamadığına göre), günlük aktivitelerde başkasına bağımlı olma durumuna göre, kronik hastalık varlığı durumuna göre SF-36 Yaşam Kalitesine göre istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmuştur.
Glukagon benzeri peptid-1 analoğu Liraglutid'in civciv embriyo modelinde nöral tüp gelişimi üzerine etkisi
İnkretin bazlı glukagon benzeri peptid-1 (GLP-1) reseptör agonistleri tip 2 diyabet ve obezite tedavisinde kullanılır. Pankreasın beta hücrelerinden insülinin salgılanmasını kan şekerine bağımlı bir mekanizma ile arttırır, glukagon sekresyonunu inhibe eder, beta hücresini apoptozisten korur. Gıda alımını ve iştahı azaltırken gastrik boşalmayı geciktirir, kilo verdirir ve sinir sistemi üzerinde koruyucu etki oluşturur. Tez çalışmamızın amacı memelilerde ilk ay gelişimine benzerlikgösteren civciv embriyo modelinde farklı Liraglutid dozlarının nöral tüpe etkilerini araştırmaktır. İzmir Bornova Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü'nden temin edilen 100 adet 61 ± 5 gr ağırlıkta, spesifik patojen içermeyen 0. gün beyaz, döllenmiş tavuk yumurtaları kullanıldı. Sunulan tez çalışmamız bölümümüz ile Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi kürsüsü ile ortak yapıldı.28 saatlik inkübasyon sabit bir sıcaklık 37.5 ± 0.5°C, nem oranı % 60 - 68 aralığında tutulması ve her 2 saatte bir 45° açıyla otomatik olarak döndürülmesi sağlandı. Her biri 25 yumurtadan oluşan 4 gruba ayrıldı. Liraglutid subblastodermik olarak Hamilton mikro enjektörü ile 3 farklı dozda uygulandı. 48. saatin sonunda tüm yumurtalar açılıp embriyolar çıkarılarak makroskobik, mikroskobik ve histopatolojik olarak değerlendirildi. Çalışmada düşük doz 1.5 µg, orta doz 7.5 µg, yüksek doz 15 µg liraglutid yumurta başı kullanıldı. Kontrol grubu ise sham olarak çalışıldı. Hematoksilen-Eosin ve May-Grünland Giemsa solüsyonu ile boyama yapıldı. 1. grupta 30 µg/kg/1.5 µg/yumurta başı Liraglutid enjeksiyonu sonrası 20 embriyoda nöral tüpün kapalı olduğu (%80), 1 embriyoda nöral tüpün açık olduğu (%4), 1 embriyoda gelişim geriliği olduğu (%4), 1 embriyoda diskin oluşmadığı (%4) ve 2 embriyoda ise açma hatası oluştuğu (%8) baş-kıç ölçümü 660.37 ± 20.98 µm, somit sayısı 15.95 ± 1.43, Hamburger Hamilton skalasına göre 11-12 evre aralığında olduğu, 2. grupta 150 µg/kg/7.5 µg/yumurta başı Liraglutid enjeksiyonu sonrası 19 embriyoda nöral tüpün kapalı olduğu (%76), 3 embriyoda nöral tüpün açık olduğu (%12), 1 embriyoda gelişim geriliği olduğu (%4), 1 embriyoda diskin oluşmadığı (%4) ve 1 embriyoda ise açma hatası oluştuğu (%4) baş-kıç ölçümü 660.20 ± 30.39 µm, somit sayısı 15.45 ± 1.37, Hamburger Hamilton skalasınag öre 11-12 evre aralığında olduğu, 3. grupta 300 µg/kg/15 µg/yumurta başı Liraglutid enjeksiyonu sonrası 19 embriyoda nöral tüpün kapalı olduğu (%76), 3 embriyoda nöral tüpün açık olduğu (%12), 1 embriyoda gelişim geriliği olduğu (%4), 1 embriyoda diskin oluşmadığı (%4) ve 1 embriyoda ise açma hatası oluştuğu (%4) baş-kıç ölçümü 631.62 ± 31.05 µm, somit sayısı 15.50 ± 1.43 Hamburger Hamilton skalasına göre 11-12 evre aralığında olduğu, 4. grup olan sham ise hiçbir işlem yapılmamış olup 21 embriyoda nöral tüpün kapalı olduğu (%84), 1 embriyoda nöral tüpün açık olduğu (%4), 1 embriyoda gelişim geriliği olduğu (%4), 2 embriyoda diskin oluşmadığı (%8) baş-kıç ölçümü 670.50 ± 30.14 µm, somit sayısı 16.27 ± 1.24, Hamburger Hamilton skalasına göre 11-12 evre aralığında olduğu saptandı. Nöral tüp açıklığı, somit sayıları, Hamburger Hamilton evreleri incelenmesinde kontrol grubu ile deney grupları arasındaki doza bağlı farkın istatistiksel olarak anlamlıolmadığı tespit edildi (p>0.05). Baş-kıç uzunlukları ortalaması kontrol grubu (670.50 µm) ile düşük doz (660.37 µm) ve orta doz (660.20 µm) gruplarında benzer iken yüksek doz grubunda 631.62 µm'ye düştüğü ve yüksek doz grubu ile diğer gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi (P<0.05). Sonuç olarak,Liraglutid'in dozları ile nöral tüp açıklığı ve somit sayıları arasında anlamlı bir ilişki saptanmazken baş-kıç ölçümleri arasında farklılıklar saptandı.Liraglutidteratojenik mekanizması net değildir; bu nedenle, daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.
Soya (glycine max l.)' nın dişi ratlarda böbrekler üzerine etkisinin stereolojik metodla değerlendirilmesi
Bu çalışmada sadece hayvan beslenmesinde değil insan gıdalarında da çeşitli formlarda kendine yer bulan soya bitkisinin böbrek dokusu üzerine etkileri araştırıldı. Çalışmanın ilk aşamasında, Türkiye'de yetişen Glycine max L. bitkisi üzerinde biyolojik aktivite taraması tayini amacıyla etil asetatlı ekstreler hazırlanarak ratlara oral yolla 100mg/kg ve 200 mg/kg dozlarda 1 ay süreyle verildi. Deney süresinin sonunda ratlar genel anestezi altında servikal dislokasyon yolu ile ötenazi edildi. Deney sonucunda ratlardan alınan böbrek dokuları stereolojik metotlar kullanılarak incelendi. Böbrek dokularının ağırlık, hacim, en ve boy ölçümleri yapılarak değerlendirmeye alındı. Stereolojik olarak böbrek doku kesitlerinde glomerul ve medulla boyut ölçümü okuler mikrometresi ile x 40 büyütmede rastgele alanlardan seçilen düzgün yapılı glomerul ve medulla üzerinde çap ölçülerek değerlendirmeye alındı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda soyanın deney öncesi ve deney sonrası böbrek ağırlık, hacim, en ve boy ortalamaları alınıp karşılaştırıldığında anlamlı bir fark görülmemiştir. Soyanın böbrekteki medulla ve korteks glomerulus çaplarında değişiklik yapmadığı görülmüştür.
Soya (glycine max l.)' nın dişi ratlarda böbrekler üzerine etkisinin stereolojik metodla değerlendirilmesi
Bu çalışmada sadece hayvan beslenmesinde değil insan gıdalarında da çeşitli formlarda kendine yer bulan soya bitkisinin böbrek dokusu üzerine etkileri araştırıldı. Çalışmanın ilk aşamasında, Türkiye'de yetişen Glycine max L. bitkisi üzerinde biyolojik aktivite taraması tayini amacıyla etil asetatlı ekstreler hazırlanarak ratlara oral yolla 100mg/kg ve 200 mg/kg dozlarda 1 ay süreyle verildi. Deney süresinin sonunda ratlar genel anestezi altında servikal dislokasyon yolu ile ötenazi edildi. Deney sonucunda ratlardan alınan böbrek dokuları stereolojik metotlar kullanılarak incelendi. Böbrek dokularının ağırlık, hacim, en ve boy ölçümleri yapılarak değerlendirmeye alındı. Stereolojik olarak böbrek doku kesitlerinde glomerul ve medulla boyut ölçümü okuler mikrometresi ile x 40 büyütmede rastgele alanlardan seçilen düzgün yapılı glomerul ve medulla üzerinde çap ölçülerek değerlendirmeye alındı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda soyanın deney öncesi ve deney sonrası böbrek ağırlık, hacim, en ve boy ortalamaları alınıp karşılaştırıldığında anlamlı bir fark görülmemiştir. Soyanın böbrekteki medulla ve korteks glomerulus çaplarında değişiklik yapmadığı görülmüştür.
Dişi sığırlarda ovaryum üzerindeki yapıların ultrason ve kumpas ile ölçümlerinin karşılaştırılması
Bu tez çalışmasında veteriner hekimliği alanında önemli bir tanısal görüntüleme aracı olan ultrason cihazını ile yapılan ölçümlerin doğruluğunu tespit etmek amacıyla Akşehir yöresinde bulunan ve kesim için mezbahaya getirilen 23 adet kültür ırkı dişi sığırların kesim öncesi ultrason cihazı ile ovaryum üzerindeki en büyük folikül ölçümü yapılıp kesim sonrası elde edilen ovaryumda yine aynı yapının ölçümü yapılarak iki ölçümün karşılaştırılması sağlanmıştır.Ayrıca elde edilen ovaryumların ağırlığı, en uzunluğu, boy uzunluğu ve hacim ölçümleri de Afyon Kocatepe Üniversitesi Veteriner Fakültesi Anatomi Labaratuvarında gerçekleştirilmiştir. Ovaryumlar üzerinde kesim öncesi ve sonrası yapılan bu ölçümler yine tablo halinde tez metni içerisinde sunulmuştur. Folikül ölçümlerinde ultrason ve kumpas ölçümleri arasında gözle görülür bir fark olmadığı saptanmış olup ultrason cihazı ölçümlerinin güvenilirliği tespit edilmiştir.
12 haftalık voleybol antrenmanlarının 15-18 yaş gurubu öğrencilerin fiziksel ve motorik özellikleri üzerine etkisi
Araştırma 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Afyonkarahisar Fatih Anadolu Lisesinde öğrenim gören 40 öğrenci üzerinde yapıldı.12 hafta Voleybol antrenmanı yapıldı. Haftada 2 gün (Pazartesi, Cuma) öğrencileri zorlamayacak şekilde antrenman uygulandı. Hedef kalp atım sayıları % 40-50 şiddetinde olup, Antrenman süresi 60-75 dakika arasında yapıldı. Kontrol grubuna hiçbir egzersiz yaptırılmadı ve günlük yaşamları devam etmeleri sağlandı. Araştırmaya katılan sporculara uygulanan tüm ölçümler ve testler 12 haftalık Voleybol antrenman programı başlamadan önce (ön test) ve 12 haftalık voleybol antrenman programı bittikten sonra (son test) olmak üzere iki kez yapıldı. Araştırma verilerinin analizleri SPSS istatistik paket programında yapılıp, tüm verilerin aritmetik ortalamaları ve standart sapmaları belirlenerek, ön ve son test değerlerinin arasındaki farklılıkların tespitinde, Paired Samples t-testi kullanıldı. Bu çalışmada Denek grubu ile Kontrol guruplarının ön ve son test sonuçları değerlendirildiğinde, vücut ağırlıkları, vücut kitle indeksleri, dikey sıçrama, uzun atlama, mekik çekme, şınav çekme,30 m koşusu ve 400 koşusu değerlerinde istatistiki açıdan ileri derecede anlamlı farklılıklar tespit edildi(p<0,01). Kontrol grubunun tüm parametrelerinde istatistiki olarak anlamlı bir farklılık tespit edilemedi. Sonuç olarak 12 haftalık voleybol antrenmanlarının dikey sıçrama, uzun atlama, mekik çekme, şınav çekme, 30 m koşusu ve 400 m koşusu gelişimini olumlu yönde etkilediği tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Voleybol, Antrenman, Fiziksel Özellikler, Motorik Özellikler,Fiziksel Uygunluk
12 haftalık voleybol antrenmanlarının 15-18 yaş gurubu öğrencilerin fiziksel ve motorik özellikleri üzerine etkisi
Araştırma 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Afyonkarahisar Fatih Anadolu Lisesinde öğrenim gören 40 öğrenci üzerinde yapıldı.12 hafta Voleybol antrenmanı yapıldı. Haftada 2 gün (Pazartesi, Cuma) öğrencileri zorlamayacak şekilde antrenman uygulandı. Hedef kalp atım sayıları % 40-50 şiddetinde olup, Antrenman süresi 60-75 dakika arasında yapıldı. Kontrol grubuna hiçbir egzersiz yaptırılmadı ve günlük yaşamları devam etmeleri sağlandı. Araştırmaya katılan sporculara uygulanan tüm ölçümler ve testler 12 haftalık Voleybol antrenman programı başlamadan önce (ön test) ve 12 haftalık voleybol antrenman programı bittikten sonra (son test) olmak üzere iki kez yapıldı. Araştırma verilerinin analizleri SPSS istatistik paket programında yapılıp, tüm verilerin aritmetik ortalamaları ve standart sapmaları belirlenerek, ön ve son test değerlerinin arasındaki farklılıkların tespitinde, Paired Samples t-testi kullanıldı. Bu çalışmada Denek grubu ile Kontrol guruplarının ön ve son test sonuçları değerlendirildiğinde, vücut ağırlıkları, vücut kitle indeksleri, dikey sıçrama, uzun atlama, mekik çekme, şınav çekme,30 m koşusu ve 400 koşusu değerlerinde istatistiki açıdan ileri derecede anlamlı farklılıklar tespit edildi(p<0,01). Kontrol grubunun tüm parametrelerinde istatistiki olarak anlamlı bir farklılık tespit edilemedi. Sonuç olarak 12 haftalık voleybol antrenmanlarının dikey sıçrama, uzun atlama, mekik çekme, şınav çekme, 30 m koşusu ve 400 m koşusu gelişimini olumlu yönde etkilediği tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Voleybol, Antrenman, Fiziksel Özellikler, Motorik Özellikler,Fiziksel Uygunluk
Kıl, kilis, honamlı ve saanen keçilerinde cranium'un geometrik morfometrik yöntemlerle analizi
Çalışmada Kıl, Kilis, Honamlı ve Saanen keçisi cranium'larında cinsiyet ve ırk faktörünün şekle etkisinin olup olmadığını belirlemek amaçlandı. Bu amaç için toplam 48 adet cranium kullanıldı. Kafatasları homolog landmarklar kullanılarak basal, dorsal ve sol lateral yönden, mandibula'lar ise sol lateral yönden geometrik morfometrik yöntemlerle analiz edildi. Kıl, Kilis, Honamlı ve Saanen keçisi kafatasları hem cinsiyet hem de ırk faktörleri baz alınarak değerlendirildiğinde sınırlı düzeyde bir ayrımın mümkün olduğu gözlendi. Kıl, Kilis, Honamlı ve Saanen keçisi mandibula'ları hem cinsiyet hem de ırk faktörleri baz alınarak değerlendirildiğinde kafatasları arasındaki ayrım kadar belirgin olmasa da sınırlı düzeyde bir ayrımın olduğu tespit edildi. Sonuç olarak elde edilen bilgilerin geviş getiren cranium kalıntıları için referans oluşturabileceği düşünülmektedir.
Kedilerin farklı pozisyonlarında ergonomik ölçümler
Bu tez çalışmasında evcil hayvan sektörünün faydalanabileceği, endüstri ve veteriner hekimlik alanında kedilere özgü ergonomik nesneler geliştirilmesine yardımcı olmak için Bursa yöresinde bulunan yerli ve yabancı kedi ırklarının farklı duruş ve pozisyonlarında morfometrik verilerinin paylaşılması amaçlandı. Çalışmada farklı ırklardan 40 adet kedi kullanıldı. Her kedi üç farklı pozisyonda ve üç ayrı yönden toplam dokuz kez fotoğraflandı. Bu şekilde, ayakta duruş, oturur ve yatar pozisyonlarında, yandan, önden ve arkadan fotoğraflar çekildi. Ayrıca kedilerin canlı ağırlıkları da kaydedildi. Fotoğraflar üzerinden ImageJ programı yardımıyla kedilerin morfometrik vücut ölçümleri alındı. Kedilerden alınan morfometrik ölçümler, öncelikle ırk özelliklerine göre gruplandırma yapılarak, sonra da tüm kediler yavru ve yetişkin olmak üzere gruplandırılarak çizelgelerde sunuldu. Kedilerin genelinde aynı morfometrik ölçümlerin farklı pozisyonlarında farklılıklar gösterdiği tespit edildi. Sonuç olarak; bu çalışmanın verileri dikkate alındığında, kedilere yönelik yaşam alanları, taşıma kutuları, yatak, medikal eşyalar vb. beden büyüklüğü ve şekliyle doğrudan ilişkili tasarımlar planlanırken canlı ağırlık ve yerli ve yabancı ırk özellikleri yanında, hayvanların farklı pozisyonlardaki duruşları ve vücudun farklı bölümlerinden alınacak morfometrik değerlendirmelerle elde edilecek tüm verilerin sonuçlarından faydalanılmasının önemi ortaya çıktı.
Korozyon kast yöntemiyle pırlak ırkı koyun ve honamlı ırkı keçi böbreğinin idrar yolları anatomisinin karşılaştırılması
Bu çalışmada, pırlak ırkı koyun ve honamlı ırkı keçi böbreklerinin idrar yollarının makroanatomisi araştırılmıştır. Çalışmada bahsi geçen hayvanların böbrek pelvis renalis'inin ve bu yapının böbrek içinde dallandığı kısımların incelenmesi, varyasyonlarının ortaya çıkartılması ve bu konuda yapılacak olan çalışmalara katkı sağlanması amacıyla yapılmıştır. Bu amaca yönelik olarak çalışmamızda, 14 adet pırlak ırkı koyun böbreği ve 14 adet honamlı ırkı keçi böbreği kullanıldı. Korozyon kast yöntemi uygulanarak böbreklerin pelvis renalis ve bağlı bulunduğu yapıları ortaya çıkarıldı. Koyun ve keçi böbreklerinin hepsinde 1 adet pelvis renalis olduğu saptanırken, calix renalis minor ve calix renalis major yapıları gözlemlenmemiştir. İncelemede koyun böbrek pelvis renalis hacmi ortalama 7,73 cm3, keçi böbrek pelvis renalis hacmi ortalama 8,12 cm3 olarak bulundu. 14 adet koyun böbreğinin ortalama ağırlığı 53,47 gram, 14 adet keçi böbreğinin ortalama ağırlığı 72,72 gram olarak tespit edilmiştir. Böbrek ağırlığı ile hayvan canlı ağırlığı arasında da istatistiksel olarak anlam tespit edilmiştir (p≤ 0,01). Böbrek ağırlığı ile pelvis renalis hacmi arasında istatistiksel olarak anlamlılık bulunmuştur (p≤ 0,05). Keçi böbreklerinin ortalama ağırlığı koyun böbreklerinden fazla olarak bulunmuştur. Bu çalışmamızda, koyun ve keçi böbreğinin pelvis renalis ve ağırlıkları ortaya çıkarılmış ve arasındaki farklar saptanmıştır.