
797
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Jeodezi ve jeoinformasyon bilimsel tekniklerinin arkeolojide uygulanabilirliği: Gerga Kome kutsal alanı ve çevresi
Jeodezi ve Jeoinformasyon bilimsel tekniklerinin arkeolojide uygulanabilirliği, günümüzde Aydın ili, Çine ilçesinde konumlanan Gerga Kome Kutsal Alanı'nda gerçekleştirdiğimiz jeodezi ve jeoinformasyon çalışmaları örneği üzerinden değerlendirilmiştir. Gerga Kome Kutsal Alanı, gerçekleştirilen jeodezik çalışmalar neticesinde elde edilen veriler doğrultusunda ''Kuzey-Güney Sektörü'', ''Doğu-Batı Sektörü'' ve ''Kutsal Alan Merkezi Bölge'' olmak üzere üç bölge, topoğrafik özelliklerinin yanı sıra söz konusu bölgelerde konumlanan mimari yapı/elemanlarının topoğrafya üzerindeki dağılımları ve arkeolojik değerlendirmeleri ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, tez konumuza bağlı olarak daha önce yapılan bilimsel çalışmalar taranmış ve özetlenmiştir. Böylelikle çalışma konumuza ilişkin daha önce elde edilen bulgu ve yaklaşımlar dikkate alınarak çalışmada elde ettiğimiz sonuçlar desteklenmiştir. İkinci bölümde haritacılık ve imar faaliyetlerinin kökeni, antik dönem kent planlamalarında uygulanan teknik ve kullanılan ölçüm aletleriyle birlikte imar faaliyetleri için oluşturulan hukuksal ilkeler ele alınmıştır. Jeodezi ve jeoinformasyon bilimsel tekniklerinin arkeoloji bilimine sağlayacağı katkıların ele alındığı üçüncü bölümde, günümüzde kullanılan teknolojik ölçüm aletlerinin yanı sıra arkeolojik alanlarda jeodezi ve jeoinformasyonla ilgili örnek çalışmalara yer verilmiştir. Dördüncü bölümde, Gerga Kome Kutsal Alanı ve yakın çevresindeki arazinin topoğrafik özellikleri incelenmiştir. Beşinci bölümde ise, Gerga Kome Kutsal Alanı'nın topoğrafya üzerindeki kendine özgü kırsal peyzaj düzenlemeleri ele alınmıştır. Gerga Kome Kutsal Alanı'nın topoğrafik özellikleri üzerinden mimari yapı/elemanlarının arazi üzerindeki dağılımları ve işlevsellikleri göz önünde bulundurularak yapılan jeodezik ve jeoinformasyonel incelemeler üzerinden dönem insanlarının söz konusu kutsal alanı seçme sebepleri, yerel kimlik ve inanışlarının imar faaliyetlerindeki etkilerinin tespiti hedeflenmiştir. Bu yaklaşım doğrultusunda, kırsal bir bölge üzerinde konumlanan Gerga Kome kutsal alanın mimari kimlik özelliklerinin yanı sıra yöresel karakterleri ortaya konulmuştur.
Myken Tholos mezar anıtları tipolojisi ve mimari gelişimi
Bu tez çalışmasında Myken Tholos Mezar anıtı kavramının tam olarak hangi mimari forma karşılık geldiği araştırılmış ve bu kavramın karşılığı olan Myken Tholos Mezarların analizleri ve tipolojik bir değerlendirilmesi gerçekleştirilmiştir. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda Yunanistan Anakarasında tanımlanabilir durumda yalnızca 115 olarak tespit edilen bu mezarlar son çalışmalarla birlikte 139'a yükselmiştir. Merkezi Kıta Yunanistan olan Tholos Mezarların en yoğun tespit edildiği ikinci bölge Girit Adasıdır. Ayrıca Kiklad Adaları'nda, İonia Adaları'nda ve Anadolu'da da Myken Tholos Mezar anıtları tespit edilmiştir. II ana bölümden oluşan tez çalışmasının I. bölümünde mezarların bölümleri, karakteristik özellikleri, yapım teknikleri ve mezarların inşasında kullanılan materyaller ele alınmıştır. II. bölümde ise Tholos mezarların kökeni ve gelişimi hakkında ortaya konulmuş olan farklı görüşler bölgesel olarak mezarların dağılımı ile ilgili Messenia Bölgesi ve Girit Adası'ndaki mezar dağılımlarının detaylı olarak sorgulanması, mezarların kime ya da kimlere ait olduğu, mezarların ikincil kullanımları ve bu mezarlardaki ölü kültü uygulamaları sorgulanmış ve son olarak Myken Tholos mezarların kendinden sonraki dönemlere olan etkileri tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tholos, Myken Mezar, Tholos Mezar Mimarisi, Dromos, Stomion, Bindirme Kubbe.
Euromos Zeus Lepsynos Tapınağı
Euromos Zeus Lepsynos Tapınağı, kentin güneyinde, peribolos duvarları ile çevrili bir kutsal alanda yer almaktadır. Tapınağın Arkaik ve Hellenistik dönemlerine ait izlere rastlanmasına karşın, Klasik dönemine ait hiçbir bulguya rastlanmamıştır. Kutsal alanın en erken evresi olan Arkaik döneme ait buluntular, mimari blok ve terrakottalar, figürinler, seramikler ve bir adet kouros torsosusundan oluşmaktadır. Küçük buluntular homojen bir tabakadan gelmediği gibi mimari öğelerin de ait olduğu in situ yapı veya yapıların izlerine rastlanmamıştır. Dolayısıyla, Arkaik dönem tapınağının varlığına yönelik kesin bir yargıya varılamamıştır. Eldeki veriler, kutsal alandaki imar faaliyetlerinin MÖ 6. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleştirildiğini göstermektedir. Tapınağın Klasik dönemine ait herhangi bir bulguya rastlanmazken, kentin Klasik dönemine ait yazılı kaynaklara ve arkeolojik verilere ulaşılmıştır. Kent geneline ilişkin elde edilen veriler, ilerleyen yıllarda kutsal alanda yapılacak detaylı çalışmalar ile tapınağın Klasik dönemine ait olası verilere ulaşılabileceğini göstermektedir. Temenos alanının Hellenistik dönemi, sunak, anıt mimari, künk sistemi, yazıtlar, sikkeler, seramikler ve bir adet heykel torsosu ile temsil edilmektedir. Söz konusu veriler, kutsal alanın Helenistik dönemde yoğun olarak kullanıldığını göstermektedir. Mimari ve küçük buluntular, alanın Hellenistik dönem içerisinde özellikle iki evrede imar faaliyetlerine sahne olduğunu göstermektedir. Roma İmparatorluk dönemi tapınağının sütun temel aralarından ele geçen bir yazıt, Zeus Lepsynos Tapınağı'nın MÖ 3. yüzyılda var olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Yazıtın ele geçtiği yer dikkate alındığında, Hellenistik dönem tapınağına ait mimari elemanların ele geçmemiş olması, Roma İmparatorluk dönemi tapınağının temelinde kullanılmış olmaları ile açıklanabilir. Roma İmparatorluk dönemine ait tapınak, Anadolu'nun en iyi korunabilmiş tapınaklarından birisidir. Tapınağın temeli, ana yapı ve peristasis olmak üzere iki farklı yapıya sahiptir. Ana yapı temeli, yapı konturunu takip etme zorunluluğu nedeniyle radie-general olarak inşa edilmiştir. Peristasiste ise sütunlar birbirinden bağımsız 2.00 m yüksekliğe varan temeller üzerine oturtulmuş ve bu temellerin araları küçük yarı işlenmiş bloklar ile kapatılmıştır. Tapınağın krepidoması dört adet krepisten oluşmaktadır. Topoğrafik yapı nedeniyle, kuzey cephede krepidomaya ek olarak 1.34 m yüksekliğinde bir teras duvarı da inşa edilmiştir. Stylobat, 14.40x26.80 m ölçülerindedir. Stylobat, pronaos, pteroma ve opisthodomosta aynı kota, naosta ise daha yüksek bir kota sahiptir. Ana yapı, pronaos, naos ve opisthodomos olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Ayrıca, naos içinde, naiskos ve adyton gibi farklı yapılar da bulunmaktadır. Yapı duvarları, Attik-İon tipinde bir kaide, gövde, taç, arşitrav ve anta başlıklarından meydana gelmektedir. Sütunlar, Attik-İon tipinde bir kaide, üç tamburdan oluşan gövde ve korinth başlıklarından ibarettir. Yalın olarak bırakılan ariştrav, üç adet fascia, bir adet ince düz silme, bir adet astragalos, bir adet ovolo, bir adet cavetto ve son olarak bir adet ince düz silmeden oluşmaktadır. Frizlerin ana sahnesi, yüksek, geniş ve dışbükey profille sahip yalın bir alandan meydana gelirken, friz tacı, kyma reversa ve düz bir silmeden oluşmaktadır. Kornişler, aşağıdan yukarıya doğru geisipodes, geison ve üzerinde çörten barındıran "S" profilli simadan meydana gelmektedir. Günümüze kadar ulaşamayan çatı örtüsünün, alınlık ve kornişler üzerinde tespit edilen yuvalardan hareketle, ahşap olduğu söylenebilir. Yapının, stylobattan tepe akroterine kadar olan toplam yüksekliği 13.72 m'dir. Peripteros planlı tapınağın peristasisi 6x11 sütun ile çevrili iken, ana yapı opisthodomos bölümde in antis, pronaos bölümünde ise prostylostur. Mimari bezeme, ana yapı duvar kaidesi, naos kapısına ait söve ile lento blokları, sütun kaideleri, korinth başlıkları ve naiskos friz blokları üzerinde görülmektedir. Mimari bezemenin paralel örnekleri, tapınağın MS 2. yüzyılda inşa edildiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Euromos, Zeus, Lepsynos, Tapınak, Mimari.
Arkeolojik buluntular çerçevesinde Arkaik Dönem'de Güneydoğu Ege-Kıbrıs ilişkileri
MÖ 8.yüzyılın 2.yarısından itibaren Güneydoğu Ege'de kutsal alanlarda Kıbrıs kökenli figürinlerin görülmeye başlanması, MÖ 7.yüzyılın ortalarından itibaren batıklarda Kıbrıs amphora ve mortarlarının, Ege'nin başka bölgelerine ait (Miletos, Korinth) amphoralarla birlikte bulunması, Doğu Akdeniz'de uzak bölgeler arası ilişkilerde Kıbrıs ile Güneydoğu Ege topluluklarının işbirliği içinde olduklarının kanıtıdır. Güneydoğu Ege ile Kıbrıs arasındaki ilişkiler ağının anlaşılmasında öncelikle Kıbrıs kökenli malzeme grupları (terracottalar, kireçtaşı heykelcikler, seramik, amphora, mortar) ve bu malzeme gruplarının Güneydoğu Ege'deki dağılımı incelenmiştir. Bulunan Kıbrıs kökenli malzemelerin hangi dönemlerde görüldüğü ve kaçar adet örnekle temsil edilmiş olduğuna dair sayısal veriler elde edilmiştir. Bu farklı malzeme gruplarının kronolojik olarak örtüştüğü ve ayrıştığı dönemler bir bütünlük içinde ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada değerlendirilen kronolojik süreklilikte Kıbrıs kökenli malzeme gruplarının dönem içerisindeki değişimi, artması ve azalmasının arkasında yatan sebepler, iki bölgenin siyasi-politik örgütlenmesi çerçevesinde araştırılmıştır. Çalışma kapsamında; Arkaik Dönem'in tamamını kapsayan süreçte gerçekleşmiş olan politik, kültürel, sosyo-ekonomik ve ticari ilişkiler ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Arkaik Dönem, Güneydoğu Ege, Kıbrıs, Kutsal Alan, Batıklar
Tisna bulguları ışığında Aiolis bölgesi demir çağ mezar tipleri ve ölü gömme gelenekleri
Antik Dönem'de; Batı Anadolu içerisinde yer alan Aiolis Bölgesi kentlerinde, birçok nekropol tespit edilmiş ve yayınlanmışlardır. Bölge kentlerinin nekropolleri ve mezarları, Neolitik Dönem'den bu yana görülmeye başlanmıştır. Dağlık bir coğrafyaya sahip olan bölge yerleşimlerinin, kıyı kesimine doğru yayılım gösterdiği bilinmektedir Bununla beraber çok sayıda kırsal yerleşim de bulunmaktadır. Buna bağlı olarak kentlerde yerleşim alanları olarak daha çok kuruldukları tepelerin zirve kısımları tercih edilmiş ve nüfusta artış oldukça yamaçlara doğru yayılım göstermiştir. Bu Çalışmada, bölge ve bölge kentleri coğrafyası hakkında detaylı bilgi aktarıldıktan sonra, tholos mezarlardan itibaren ele alınan toplamda 12 adet mezar tipi incelenmiş ve tiplerine göre başlıklar altında değerlendirilmiştir. Aiolis özelinde, Demir Çağı kapsamında ele alınan mezarlar; tümülüsler, oda mezarlar, kaya mezarlar, lahitler, kireçtaşı kapaklı mezarlar, urneler, sanduka mezarlar, pithos mezarlar, çömlek mezarlar ve basit toprak mezarlardır. Tez kapsamında bölge mezarlarının mimari özellikleri, tipolojik ayrımları ve mezar içi buluntuları değerlendirilmiştir. Yapılan incelemelerin sonucunda ölü gömme gelenekleri ve mezar tiplerinin dönemleri göz önüne alındığında kendi içlerinde benzerlik ve farklılıkları incelenmiştir. Bölgede değerlendirilen Nekropollerde en fazla tümülüsler, lahitler, khamasorionlar, urne mezarlar ve basit toprak mezarlar görülmektedir. Anıtsal mezar niteliği taşıyan gruplar ise tümülüsler ve özellikle Tisna'nın kaya mezarları olarak değerlendirilebilmiştir. Peyzaj açısından oldukça elverişli noktalara inşa edilen bu mezarlardan bazıları, Batı Anadolu arkeolojisi açısından oldukça önemlidir. Farklı mezar tiplerini içerisinde barındıran bu bölgenin Hellenistik Dönem'e kadar olan mezar örnekleri incelenmiş ancak mezarların yoğunluğunun Hellenistik Dönem sonrasına ait olduğu anlaşılmıştır. Bu durum İÖ 4. yüzyıl sonrası artan nüfus ile doğru orantılı olmalıdır. Hellenistik Dönem öncesi Aiolis Bölgesi özelinde ünik bir mezar tipi sadece Tisna'dan bir örnekle bilinmektedir. Hem Tisna, hem de Larisa'dan bilinen kaya-oygu tümülüsler bölgenin karakteristik anıtsal mezarları görünümündedir. Aiolis Bölgesi'nde arkeolojik arazi çalışmalarının arttırılmasıyla daha fazla nekropol yanı sıra yerleşim arkeolojisi açısından da daha kapsamlı bilgilere ulaşmanın mümkün olacağı düşünülmektedir.
Luwiler Tanrı ve Tanrıçaları
Luwiler, MÖ III. binyıldan MÖ I. binyıla kadar Anadolu topraklarının ağırlıklı olarak batı ve güney bölgelerinde varlığını sürdüren, devamında izleri Hellenistik ve Roma Dönemlerine kadar kaybolmadan devam eden bir kültür uygarlığıdır. Bu çalışmada, Luwi uygarlığı tanrı ve tanrıçaları incelenmektedir. Baş tanrısı Tarhunt başta olmak üzere Arma, Santa, Tiwad, Maliya gibi önemli tanrılar ele alınacaktır. Günlük yaşamın her alanında önemli rol oynayan Luwi tanrıları tarım, av, savaş, sağlık, doğa gibi alanlarda yardım ve koruma sağlayan varlıklar olarak kabul edilmektedir. Luwi Uygarlığında kültürel ve sosyal yaşamın bir parçası olan din, hemen hemen her durumda tanrılara başvurulan sosyal bir dini yapının varlığının söz konusu olduğu ve dolayısı ile her noktada bir tanrıya rastlanılması, konunun geniş bir çerçevede ele alınmasını sağlamaktadır. Luwi dininin önemli bir parçasını oluşturan ritüeller, tanrıları hoşnut etmek veya onlardan yardım ve koruma talep etmek için yapılmaktadır. Ritüellerin temelinde yer alan kurban sunma, dua etme ve şarkılar ile dans etme tanrılar eşliğinde uygulanmaktadır. Günlük yaşamda önemli bir yere sahip olan tanrılar, evlerde onlara adanmış küçük tapınaklarda ya da açık hava tapınaklarında bulunarak tıpkı insanlar gibi yer, içer ve hatta aile kurarak bir toplum örneği oluşturabilmektedir. Luwi insanlarının doğa ile paralel bir yaşam sürdüğünü çeşitli koruyucu tanrılardan ve kuş falcılığını kapsayan bazı ritüel metinlerinden öğrenmekteyiz. Dolayısı ile doğal yaşam, çeşitli koruyucu tanrıları var ederken, kuş gibi hayvanların yön bulmada yardımcı olmaları, kuş falcılığını ön plana çıkarmış ve hatta kuşları kutsal bir atıf noktasına taşımıştır. Doğa ile paralel özellikler yansıtan ve aynı coğrafya içinde yer alan farklı uygarlıkların tanrıları kökenlerinde, Luwi tanrı arketiplerinden bir başkası değildir. Böylece aslında geniş bir yayılım içerisinde yer alan birçok Anadolu tanrısı içinde bir parça Luwi tanrısı izine rastlamak mümkündür. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Luwi, Luwi Tanrı ve Tanrıçaları, Luwi Ritüelleri, Luwi Tapınakları.
Aydın ili Çine ilçesi Bahçearası mahallesi Marul Ovası mevkii kurtarma kazısı ve buluntuları
ÖZET AYDIN İLİ ÇİNE İLÇESİ BAHÇEARASI MAHALLESİ MARULOVASI MEVKİ KURTARMA KAZISI VE BULUNTULARI Simge BALCI ÇAKALOĞLU Yüksek Lisans Tezi, Arkeoloji Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Murat ÇEKİLMEZ 2024, XXIII+250 Sayfa 2018 yılında Aydın İli Çine İlçesi Bahçearası Mahallesi Marulovası Mevki'nde DSİ tarafından yürütülen su hattı çalışmalarında bir adet mermer heykel ve bazı kültür varlıklarının açığa çıktığı ihbarı üzerine söz konusu alanda Aydın Arkeoloji Müzesi uzmanlarınca bir kurtarma kazısı gerçekleşmiştir. İki etap halinde yürütülen çalışmalarda birbirinden farklı iki mekân açığa çıkartılmıştır. Kazı sonucu ele geçen bir adet pişmiş toprak tek kulplu kap, bir adet pişmiş toprak kapak, bir adet pişmiş toprak ağırşak, bir adet firit boncuk, bir adet kemik kaşık, altı adet kemik iğne, üç adet bronz sikke ve otuz bir adet etütlük nitelikte pişmiş toprak çatı kiremit kazı kontekstini oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı, bir kurtarma kazısında elde edilen arkeolojik verileri kontekst halinde değerlendirmek, arkeo-mantıksal değerlendirmeleri analitik yöntemler ile desteklemek ve bu bütüncül çalışmayı bilim dünyasına sunmak olarak belirlenmiştir. Açığa çıkartılan mekânlar Büyük Menderes Nehri'nin önemli kollarından biri olan Marsyas (Çine) Çayının kenarda yer almaktadır. Söz konusu lokasyon aynı zamanda Alabanda ve Tralleis Antik Kentlerine yakın konumu ile dikkat çekmektedir. İS 2. yüzyıl ve sonrasında yerleşimin olduğu tespit edilen söz konusu mekânlar ve ele alınan buluntular, bir kırsal yerleşimin günlük yaşam pratikleri ve sanatsal etkileşimleri açısından bilgiler vermesiyle bu çalışmayı önemli kılmaktadır. Ele geçen ayakta erkek çocuk heykeli üzerinde yapılan çalışmalar, İS 2. yüzyılda bir konut içerisinde kullanılması ile benzer örneklerinden ayrılmaktadır. Söz konusu eserin ikonografik değerlendirilmesinin Askanius (Iulus) olarak yapılması da dönemin düşünce yapısını ortaya koyması ile çalışmanın odak noktası olmasına sebep olmuştur. Eserin kullanım, tarihleme önerileri sunulmuş, üzerinde görülen boyalı alanların ikonografik ve analitik değerlendirmeleri çalışmada aktarılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde kazı çalışmaları ele alınmaktadır. Bu bölüm çalışma kapsamında yapılması öngörülen tespitler için alt yapı niteliğinde olması teze dâhil edilmiştir. İkinci bölümde açığa çıkartılan mekânların işlevi üzerine yapılan tespitlere yer verilmiştir. Mekânların özel banyo odası (lavatrina) ve peristyl avlulu konut tipine dâhil oldukları tespit edilmiş, Karia Bölgesi ve yakın çevresinde bilinen benzer örnekleri ile karşılaştırarak değerlendirmeler yapılmıştır. Kazı kontekstinde bulunan diğer buluntuların tipolojik ve analojik değerlendirmeleri de bu bölümde aktarılmıştır. Bütüncül yaklaşımına ulaşma noktasında yapılan analiz sonuçları ve değerlendirmeleri üçüncü bölümde yer almaktadır. P-XRF yöntemi ile yapılan analiz sonuçları daha önceki çalışmalarda yer alan analiz sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Buna göre eserin kendi içerisindeki kil yapısında tespit edilen benzerlik ve farklılıklar değerlendirilmiş, farklı üretim yerleri ile karşılaştırılması yapılmıştır. Mermer heykel ile yapılan analizlerde literatürde provenans sonucu eksikliği ile karşılaşılmıştır. Bir mermerin çıkartıldığı mermer ocağının tespiti şüphesiz daha kapsamlı bir çalışma gerektirdiğinden imkânlar dâhilinde soruna alternatif çözümler sunulmuştur. Buna göre eserin mermerinde Menderes Masifi kayaçları ile benzerlik tespit edilmesi ile öne çıkan antik mermer ocaklarına değinilmiştir. Sonuç bölümünde ise mekân ve buluntuların ilişkisi değerlendirilmiş, Karia Bölgesi Roma İmparatorluk Dönemi yerleşiminin yapısı, etkileşimleri, sosyo- ekonomik, sosyo-kültürel bağlamları bilim dünyasına aktarılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Heykel, Karia Bölgesi, Kırsal Yerleşim, Kontekst, Mekân.
Anadolu'da Harpokrates ve buluntuları
Çocuk tanrı Harpokrates, köken olarak Mısırlı bir tanrıdır. Antik metinlerde genelde İsis ve Osiris veya Serapis'in oğlu olarak geçmektedir. Mısır tanrısı Horus için, yükselen güneş, Osiris mitlerinde Harpokrates (yani çocuk Horus) olarak adlandırılır ve genellikle, sanki sessizliği emredermiş gibi dudağına götürdüğü sol işaret parmağıyla temsil edilmektedir. Elini ağzına götürmesi onun yalnızca 3-4 yaşlarında bir çocuk olduğunu temsil ederken geç dönemler de bu anlayış farklı biçimlerde yorumlanmıştır. Antik Mısır metinlerinde "parmağı ağzında olan çocuk Horus" olarak geçer. Plutarch'a göre ise; O yalnızca "ilk doğan güneşi" temsil etmekle kalmaz, aynı zamanda genel olarak "güneş tanrısına eşittir: her şeyi aydınlatan ve kendi gücü ile tüm dünyayı aydınlatan" olarak bahsedilir. Bir uraeus ya da lotus tomurcuklu başlık taktığı için, onu eski Mısır'daki diğer bazı çocuk tanrılardan ayırmaktadır. Amun ve III. Ramses'in oğlu, X. Pilon'un batısındaki Karnak'ta Harpokrates için bir tapınak inşa edilmesi ile Theban mitolojisine erken bir dönemde getirilmiştir. II. Ramses'in saltanatı başladığı zamanlarda, kralın selamlarından biri olan Bakhaan Prensesi'ni ele geçiren bir ruhu kovduğu söylenmesi ile birlikte Harpokrates'den bir şifacı olarak bahsedilmeye başlanmıştır. Harpokrates'in etkisi öncelikle MÖ. 332'de hissedilir. Milattan önce 300 civarında bir yanda uzun örgülü saçı (Horus Kilidi) olan, ayakta duran çıplak bir çocuk şeklinde betimlenmiştir. Saçın bu şekilde örgülü olması, Antik Mısır'daki çocuğun tanımlayıcı bir özelliğiydi. Bu saç örgüsü Osiris'in yasal varisi olduğunu sembolik olarak göstermekteydi. Harpokrates'in kalıplarda şekillendirilen ve muhtemelen adak sunuları olarak kullanılan pişmiş toprak figürinleri, heykelleri ve yüksek kabartmaları Roma Dönemi'nde İskenderiye'de bol miktarda bulunuyordu ve aynı zamanda Anadolu'da benzer örnekleri ve stil olarak farklı örnekleri mevcuttur. Ancak geç dönemler de kökenleri o kadar unutulmuştur ki "sessizlik tanrısı" olarak bilinmeye başlanmıştır. Lotus yerine gül onunla ilişkilendirilmiştir ve "bir gizlilik ve sessizliğin" simgesi haline gelmiştir. Harpokrates geç dönemler de artık diğer çocuk tanrılar ile karıştırılmış bazen Eros şeklinde betimlenmiştir, bu sebeple sık sık Harpokrates buluntuları Eros şeklinde yorumlanmaktadır.
Kuşadası yüzey araştırmaları ışığında Thebai
Thebai, Aydın İli, Söke İlçesi, Doğanbey Mahallesi'nin 1 km kuzeybatısında, Samsun (Mykale) Dağı'nın güneybatı yamacında yer almaktadır. Yerleşimdeki ilk çalışmalar 1896 yılında T. Wiegand, 2001-2006 yılları arasında ise H. Lohmann tarafından yapılmıştır. Kentteki yeni araştırmalar 2020-2022 yılları arasında Kuşadası İlçesi ve Samsun (Mykale) Dağı Arkeolojik Yüzey Araştırması [Proje Numarası-YA010903(2020)] kapsamında gerçekleştirilmiştir. Yüzey araştırması çalışmaları sırasında ele geçmiş olan Thebai buluntuları ve kalıntılardan yola çıkılarak, kentin iskan edildiği dönemdeki kimliği, yayılımı ve kültürel etkileşim alanı hakkında değerlendirmeler gerçekleştirilmiştir. Kentte yapılan çalışmalar sonucunda oldukça iyi durumda mimari kalıntılara rastlanmış, çok sayıda seramik ve küçük buluntu ele geçmiştir. Yüzey araştırmasında kentin planı elden geçirilmiş, daha önce tespit edilemeyen yapı kalıntıları eklenmiştir. Ayrıca tez kapsamında bulunan ve daha önce yayınlanmamış çok sayıda küçük buluntunun kataloglanarak ve olası bağlantılar kurularak literatüre kazandırılması da hedeflenmiştir. Yazılı kaynaklarda Thebai sakinlerinin kültürel kimliği hakkında net bir bilgi bulunmamaktadır. Öte yandan kentin mimari dokusu bu konuya ışık tutmaktadır. Kentin bulunduğu bölge coğrafi sınır olarak Ionia Bölgesi içerisinde yer almaktadır. Ancak kültürel sınırlarını incelemek gerekirse Karia kimliği açıkça görülmektedir. Thebai kalıntıları Karia kültürünün kuzeye doğru yayılımını anlamak ve bu coğrafyadaki kültürel sürekliliği göstermek açısından oldukça önemlidir.
Side Agora-Tiyatro kompleksi
Doğu Akdeniz'deki konumu nedeniyle Pamphylia Bölgesi, Yunanistan, Ege Adaları, Kıbrıs, Suriye, Fenike ve Mısır arasındaki deniz taşımacılığı ve ticareti için vazgeçilmez bir durak noktası olmuştur. Güzergahta belirleyici faktör, ticaretin gerçekleşeceği limanlardır. Bu nedenle, bir liman kenti olan Side, ihraç malları ve köle ticareti sayesinde Pamphylia bölgesindeki en önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bu durum Side'nin kent mimarisine de yansımış, anıtsal yapıların oluşturulabilmesine zemin hazırlamıştır. Side, şehircilik açısından değerlendirildiğinde, şehir merkezindeki agora ve tiyatro yapıları, kentin ticaret boyutunun ne kadar büyük olabileceği konusunda ipucu vermektedir. Side agora ve tiyatro yapıları göz önüne alındığında, iki bağımsız yapı olarak değil, bir yapı kompleksi adı altında değerlendirilmeleri gerekmektedir. Agora-Tiyatro kompleksi olarak adlandırılan "kompleks" kelimesinin anlamı, birbirine bağlı ve birbiriyle ilişkili olan ve birden fazla parçadan oluşan bir olgu olarak kabul edilmelidir. Bu nedenle, Side'deki agoranın ve tiyatronun genel kompozisyonu bir "yapı kompleksi" adı altında değerlendirilmelidir. Bu özellik sayesinde Side Agora-Tiyatro Kompleksi, Roma Dönemi Kompleks Binaları arasında eşsiz bir konumda yer almaktadır.
Türkiye'de Osmanlı arkeolojisinin gelişimi
Bu çalışmada Osmanlı arkeolojisinin Türkiye'deki gelişim süreci irdelenmiştir. Son yıllarda Osmanlı araştırmalarına artık arkeoloji de dâhil olmuştur. Her ne kadar uzun süredir Osmanlı dönemiyle ilgili arkeolojik kazılar gerçekleştirilse de, bir disiplin olarak anılmaya son yıllarda başlamıştır. Tezde, Osmanlı arkeolojisinin Türkiye'de arkeolojinin diğer alanlarına göre neden daha geç ve yavaş geliştiği konusu sorgulanacak, Osmanlıların egemenlik sürdüğü Avrupa ülkelerindeki belli başlı bazı çalışmalar irdelenmeye çalışılmıştır. Aynı zamanda Türkiye'de gerçekleşen Osmanlı dönemi kazılarının tespit edilmesi tezin önemli çıktılarından birini oluşturmaktadır. Tezde, kazı sonuçları toplantılarından elde edilen bilgiler başta olmak üzere, konu ile ilgili birçok çalışma ve tartışma karşılaştırılmalı olarak sunulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma Türkiye'de gerçekleşen ve Osmanlı dönemine ait veri sağlayan başta ortaçağ odaklı kazılar olmak üzere, araştırma amacı daha erken dönemler olan arkeolojik kazılar ile Osmanlı dönemi arkeolojik çalışmaları ve ayrıca yurtdışındaki belli başlı bazı Osmanlı dönemi kazı ve yüzey araştırması çalışmaları ile sınırlandırılmıştır. Türkiye'de asıl amacı Osmanlı dönemine ait veri toplamak olan kazılar tespit edilerek, bu kazıların yapılış amacı irdelenmiş ve Osmanlı tarihi ile arkeolojisine olan potansiyel katkıları ortaya konulmuştur.
Erken Demir Çağı'nda Orta Anadolu: Kültürel yapı ve arkeolojik veriler
Bu çalışma, Erken Demir Çağı'nda (M.Ö. 1200-800) Orta Anadolu'nun kültürel özelliklerini, dönemin mimari ve seramiklerini tartışarak değerlendirmeyi amaçlar. Bu bağlamda, Gordion, Boğazköy / Hattuşa ve Kaman-Kalehöyük'ü içeren üç ana merkezin yanı sıra İç Anadolu'daki çeşitli il sınırlarında gerçekleştirilen arkeolojik yüzey araştırmaları da veri olarak kullanılmıştır. Bu merkezlerdeki Erken Demir Çağı arkeolojik verilerinde de izlenildiği üzere, M.Ö. birinci binin başlarında kültürel ve bölgesel çeşitlilik mevcuttur; bu muhtemelen 1200'den sonra Hitit krallığının yıkılışından sonra merkezi otoritenin olmamasından kaynaklanır M.Ö. birinci binin başına tarihlenen seramikleri değerlendiren birçok bilim insanı, özellikle Erken Tunç ve Orta Tunç Çağı'na tarihlenen yerel malzemelerle (yani 3. Binin sonlarına ve M.Ö. 2. binyılın ilk yarısı) bir bağlantı bulmaya çalışmaktadırlar. Anahtar Kelimeler: Orta Anadolu, Geç Tunç Çağı sonu / Erken Demir Çağı Geçişi, seramik, mimari, kültürel yapı, 1200-800 M.Ö. Gordion, Hattuşa, Kaman-Kalehöyük
Başlangıcından M.Ö. I. bin ortalarına kadar eski Anadolu sanatında boğa-insan ve aslan-insan karışık varlıkları ve tasvirleri
Hayvan-insan karışımı varlıklar, Üst Paleolitik Çağ'dan beri bilinmektedir. Mezopotamya, Elam, Kuzey Suriye ve Mısır sanatında ise yoğun olarak, M.Ö. 3. Bin yıldan itibaren görülür. M.Ö. 2. Bin yılbaşlarında, Anadolu ile Mezopotamya ve Kuzey Suriye arasındaki ticari, sosyal ve kültürel ilişkiler artmıştır. Bu ilişkiler sonucunda, Anadolu sanatına Suriyeli, Mısırlı ve Mezopotamyalı sanat ve üslup özellikleri etki etmiştir. Boğa-insan ve aslan-insan karışık varlıkları tasvirli sanat eserlerinde ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunlar özellikle Assur Ticaret Kolonileri Çağı'nın bütün silindir mühür üsluplarında ve damga mühür baskılarında görülür. Çatalhöyük'ten açığa çıkartılmış olan insan ve boğa başı tasvirli kap aslında, boğa-adam karışık varlığının çok daha erken bir zamanda Anadolu'daki varlığına işaret edebilir. Tek örnek olmakla birlikte boğa-insan olgusunun insan karışık varlıkları: aslan-adam, kanatlı aslan-adam, bir başı insan diğeri aslan olan adam ve çift aslan başlı adam olmak üzere dört ana tiptedir. Tasvirli sanat eserlerinde her iki mitolojik karışık varlık tipi yüceltme, savaşçı, koruma (bekçilik), ibadet eden veya tapınılan figürler olarak ortaya çıkar. Anahtar Sözcükler: Anadolu, boğa-insan, aslan-insan, mitoloji, karışık varlık.
Yozgat Müzesi'nde bulunan hellen otonom, hellenistik krallık ve roma eyalet sikkeleri
Bu çalışmanın ana kapsamını Yozgat Müzesi sikke koleksiyonu dâhilindeki Hellen otonom kentler, Hellenistik Krallıklar ve Roma İmparatorluğu Dönemi'nde Yunan kentleri tarafından darp edilen 395 adet sikke oluşturmaktadır. Koleksiyon dâhilindeki sikkelerden ilk gurubu oluşturan 95 adet sikke Arkaik, Klasik, Hellenistik dönemlerde bağımsız kentlerin basmış olduğu otonom sikkelerdir. Bu başlık altında batıda Thrakia'dan doğuda Kilikia Bölgesi'ne kadar özellikle Küçük Asya'nın batısında yoğunlaşan farklı darphanelerden sikkeler yer almaktadır. İkinci grubu oluşturan ve 234 adet örneği bulunan Hellenistik krallıklardan Makedonia, Thrakia, Pontos, Bergama, Kappadokia, Seleukos, Ptolemaios, Parthia Krallığı ve Pers satrap sikkeleri değerlendirilmiştir. Hellenistik Krallık sikke örnekleri Batı'da Makedonia ve Doğu'da Parthia Bölgesi'nden farklı örnekler bulunmaktadır. Üçüncü ve son grubu oluşturan 66 adet sikke ise Roma İmparatorluk Dönemi Eyalet sikkeleridir. Bu dönem kapsamında batıda Thrakia Bölgesi'nden doğuda Kommagene Bölgesi'ne kadar farklı darphanelere ait örnekler yer almaktadır. Sikkenin basıldığı dönemde egemen olan ve tasviri bulunan imparatorların tespiti yapılmış, Augustus döneminden Gallienus'a kadar, yaklaşık 300 yıllık bir süreç içerisinde darp edilen sikkeler ele alınmıştır. Ele alınan örnekler ait oldukları darphanelerin tanımlanmasının ardından, detayları ile metin içinde anlatılmıştır. Sikkenin ait olduğu darphane ve otoriteler özelinde genel hatları ile sikke basım süreçleri hakkında bilgiler verilmiştir. Tez kapsamında sikkeleri tespit edilen kentlerin genel olarak nümismatik tarihçeleri kısaca değerlendirilmiş ve Yozgat Müzesi koleksiyonunda hangi dönemlere ait sikkeleri olduğu vurgulanmıştır.
Asur Ticaret Kolonileri Çağı'nın tasvir sanatında mücadele/savaşım sahneleri
Asur Ticaret Kolonileri Çağı'nın mücadele/savaşım sahneleri bu dönemin mühür ve mühür baskıları üzerinde görülür. Mezopotamya'da erken dönemlerde (MÖ IV. bin) silindir mühürler üzerinde görülen tasvirlerde yer alan; ritüel, tapma, mitolojik ve mücadele/savaşım sahnelerindeki figürler ve motiflerin, üslup özellikleri ile Anadolu'da yaygın ve yoğun olarak ortaya çıkmasında, bu uluslararası ticaretin etken olduğu anlaşılmaktadır. Bu tez çalışmasında mücadelede yer alan figür sayısına göre gruplamalar yapılmıştır. Mücadele tasvirleri mühürler üzerinde; ritüel ve mitolojik sahnelerde iki, üç, dört ve çok figürlü olarak görülürken, savaşım frizlerinde sadece mücadele figürleri yer almaktadır. Savaşım frizlerinde de yukarıdaki gruplara benzer alt gruplar vardır. İkili mücadele gruplarında en çok aslanla olan mücadeleler öne çıkmaktadır. Aslan ve boğa ile yapılan mücadeleler genellikle bir gücün sembolü olarak her zaman sevilen bir tasvir olmuştur. Bu gruptaki mücadelenin önemli figürleri; demonlar, kahramanlar, tanrılar ve insanlardır. Aslan ve boğa ile yapılan mücadelelerde hayvanların baş aşağı, dik kalkmış oldukları ve silahın kullanıldığı görülmektedir. İki figürden oluşan mücadelelerin genellikle bir ya da bir kaç tanrısallığın huzurunda ritüel, tapınım ve sunum sahnelerinin içerisinde yer aldığı görülür. İkili mücadelelerde kalabalık bir grup da tanrısallık ile adam mücadelesidir. Üç figürlü mücadele gruplarında en çok aslan, ceylan ve avcıdan oluşan av sahneleri görülür. Avlanma da bir mücadele olarak değerlendirilerek bu çalışmada yer verilmiştir. Dörtten fazla sayıda figürlerin bulunduğu mücadele sahneleri ise çok figürlü mücadele olarak gruplandırılmıştır. Mücadele sahnelerinde benzer mücadele biçimlerinin farklı mühürler üzerinde ortaya çıkması bu mücadelelerin sembolik bir ifadeye işaret ettiklerini düşündürmektedir. Heraldik kuşarikkular, boğa-adamlar, çıplak kahramanlar, kahramanlar, ceylanlar ve aslanların olduğu çok figürlü mücadele ile çok figürlü savaşım sahnelerindeki tasvirlerde çoklu bir mücadele olduğu için figürler içerisinde korumacı ve saldırgan olanlar çok net anlaşılamamaktadır. Vahşi doğadaki insan kontrolünü zaman zaman ortaya koyan mücadele tasvirlerinde, özellikle silindir mühürler üzerindeki sahnelerde, doğayı çok iyi gözlemleyen mühür kazıcıların mühür alanına gerçekçi aktarımlarını yansıttıkları görülür.
Anadolu'da Asur ticaret kolonileri çağı mühür sanatında bir motif olarak hilalli kurs sembolleri ve ilgili tasvirleri
Hilalli kurs bir astral semboldür ve eski Önasya'da kullanımı Akeramik Neolitik Döneme kadar geriye gider. Çok uzun zaman farklı coğrafyalarda kullanılmıştır. Anadolu'da bilinen en erken hilalli kurs sembolü Göbekli Tepe'de görülür. Hilalli kurs Anadolu'da Asur Ticaret Kolonileri Çağı'nda en çok mühür ve mühür baskıları üzerinde tasvir edilmiştir. Göksel bir sembol olduğu için mühür sanatında her zaman sahnelerin üst kısmında yer alır. Arkeoloji literatüründe "hilal"farklı isimlerle (Ay ve güneş, güneş diski ve hilal vb.) zikredilmekle birlikte, kurs için güneş kelimesi de kullanılmıştır. Sembolün içerdiği anlam birçok araştırmacı tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır. Hilalli kurs Nimet Özgüç'ün belirttiği gibi bir tanrısallık alâmetidir.Ayakta duran, ancak çoğunlukla oturan elinde kadeh tutan tanımlanmış veya tanımlanmamış tanrısallıkların başı ile aynı hizada yer alır.Sembol tanrısallıklar ile ilişkilidir. Tek bir tanrısallığa ait bir sembol değildir. Herhangi bir tanrısallığın farklı hilalli kurs motif tipleri ile tasvir edildiği görülür. Tek başına herhangi bir tanrısallıkla bağlantılı olmadığı durumlar da söz konusudur.Kursu bezemeli ve bezemesiz, hilalli güneş, hilalli yıldız gibi farklı tipleri vardır.Kursu bezemeli hilalli kurslar kendi içinde astral, floral ve geometrik olarak alt tiplere ayrılır. Sembol en fazla ritüel ve tapma sahnelerinde tasvir edilmiştir. Hilalli güneş ve hilalli yıldız da mühür ve mühür baskılarında bir tanrısallık ile ya da tüm sahne ile ilişkili olarak sahnenin üst kısmındadır. Hilalli yıldız ve hilalli kurs tipleri genellikle boğa-adamlar tarafından taşınan âlemlerin tepesinde de vardır. Hilalli güneş âlemler üzerinde tasvir edilmemiştir. Âlemlerin tepesindeki hilalli kursların bazılarının kursu bezemelidir. Kursu bezemesiz örnekleri de vardır. Daha önce pleiadlarla ilişkili olduğu bilinen hilalli kursun; yıldız, hilal, küre, hilalli kurs gibi astral semboller ile de ilişkili olduğu bu tez çalışmasında anlaşılmıştır.Astral semboller pleiadlar gibi hilalli kursun yanlarında tasvir edilmiştir
Oluz Höyük Kubaba Sunağı ışığında Orta Anadolu Kubaba kültünün değerlendirilmesi
Ana Tanrıça Kültü çok eski dönemlerden beridir çeşitli coğrafyalarda ve kültürlerde karşılaşılan bir inançtır. "Doğa Tanrıçası" olarak tapınım gören Ana Tanrıça betimlerine metinlerde, idollerde ve duvar kabartmalarında sıklıkla rastlanılmaktadır. Amasya'nın 25 km güneybatısında yer alan Oluz Höyük 4B Mimari Tabakasında açığa çıkarılan Kubaba Sunağı'nın keşfi ile başlayan ve Kubaba Heykelciği'nin alt kısmının bulunmasıyla ivme kazanan arkeolojik çalışmalar, Oluz Höyük'te Kubaba (Ana Tanrıça) kültünün varlığını kanıtlamıştır. Bu yüksek lisans tezinde de Oluz Höyük'te keşfedilen Kubaba Sunağı'ndan yola çıkarak Orta Anadolu ve yakın çevresindeki Kubaba Kültü'nün değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Hitit ekonomisinde tarım
M.Ö. 17. yüzyılda Orta Anadolu'nun kuzeyinde, Hititçe adı "Marasantiya" olan Kızılırmak Nehri kavsi boyunca yerleşen Hititler, dini ve idari merkezleri başkent Hattuşa'dan yayılım alanlarını batıya ve güneye doğru genişleterek büyük bir imparatorluk haline gelmişlerdir. Kraliyet ailesi tarafından yönetilen devletin ekonomisi büyük ölçüde tarımdan oluşmaktadır. Hitit topraklarında gerçekleştirilen tarımsal üretimle beraber devletin ekonomik kalkınması mümkün hale gelmiştir. Hititlerin yerleştiği Orta Anadolu platosunda iklim, hemen hemen günümüze yakın bir seviyedeydi. Dolayısıyla bu topraklarda yetişen tarım ürünleri başlıca buğday, arpa, çavdar ve yulaftan oluşmaktadır. Çivi yazılı belgelerde de bu ürünlerin adının sıkça geçmesi bu durumu kanıtlamaktadır. Bu nedenle toprağa son derece bağlı olan bir devletin tarımsal alanda hassas politikalar oluşturmuş olması kaçınılmaz olmuştur. Hitit kanununun "eğer bir bağ" ile başlayan maddelerinin sayısal olarak fazlalığı, devletin tarım konusunda ne denli titiz davrandığının resmi olarak kanıtıdır. Kral Telipinu döneminde yayımlanan "Telipinu Fermanı" ile tarımsal üretim adına önemli tedbirler alınmıştır. Telipinu, yayımladığı fermanıyla hububatın toplanması ve depolanması konusunda önemli kararlar almıştır. Hitit devletinde tarımla ilgili alınan hukuki önlemlerin yanında bazı icraatları da olmuştur. Özellikle tarımsal üretimle ilişkili olarak inşa edilen su yapıları, devletin tarım politikasını daha iyi anlamamız açısından önemlidir. Zira Hitit topraklarında gerçekleştirilen tarım büyük ölçüde yağışlara bağlıdır. İnşa edilen su yapılarıyla olası bir kuraklık senaryosunun bertaraf edilmesi amaçlanmıştır. Hitit kültür ve medeniyetinde de tarımın etkisi yoğunlukla hissedilmektedir. Hitit kültüründe bayramların tarım, hububat ve hasat temalı olması bunun önemli bir göstergesidir. Bayramlarla, Hitit topraklarında bereketli bir hasat döneminin gerçekleşmesi temenni edilmiştir. Bu sayede, tarımsal üretimde yaşanan artışlar sonucunda depolar dolacak, ülkeye ekonomik refah gelecektir. Hitit dininde de tarımın etkisi yoğun bir şekilde hissedilmektedir. Hitit panteonundaki baş tanrı olan Fırtına Tanrısı, Hitit Ülkesindeki toprakların sahibidir. Tanrı bu yetkisini krala vermiştir. Kral ise bu yetkisiyle, Hitit topraklarındaki arazileri halka bağışlayarak veya tahsis ederek tarımsal üretimin kesintisiz ilerlemesini sağlamaktadır. Ayrıca Hititlerde tarım tanrısı olan Telipinu'ya ait "Kaybolan Tanrı Telipinu" efsanesi Hitit takviminden bildiğimiz mevsimleri ve doğanın canlanmasını betimlemesi açısından önemlidir. Dolayısıyla başta ekonomi olmak üzere, hayatın her alanında yoğun tarım etkisinin hissedilmesi ancak ülkede sistemli bir tarımsal üretim organizasyonu inşa edilmesiyle ve iyi bir idari mekanizma oluşturulmasıyla sağlanabilmiştir. Bu durum, Hititlerin tarih sahnesinden çıkmasından ayrılış sürecine kadar geçen sürede Hitit ülkesinde yoğun bir tarımsal faaliyetin gerçekleşmesiyle mümkün olmuştur.
Karia'nın Arkaik ve Klasik Dönemlerinde ana tanrıça kültleri
Güney Batı Anadolu coğrafyasını kapsayan Karia Bölgesi'nin temel alındığı bu tezde, bölgenin Arkaik ve Klasik dönemlerine ait tanrıça kültleri incelenip tartışmaya açılmış ve konu, mitoslar, ritüeller, tapınaklar, açık hava tapınakları ve tanrıça imgeleri doğrultusunda değerlendirilmiştir. Özellikle Hellenistik Dönem'in siyasal ve ekonomik koşullarıyla birlikte, iç içe geçmeye başladığını gördüğümüz ana tanrıça kültlerinin birbirlerinden bağımsız bir şekilde izah edilebilmesi, dönemin kültürel yapısını anlayabilmemiz için büyük önem arz etmektedir. Çoğu kez bir kültür etkinliği içinde değerlendirilen kültler, sanıldığının aksine, antik dönem boyunca siyasal, sosyal ve ekonomik eylemlerin hep odağında yer almıştır. Dolayısıyla bir kültün anlaşılması, aynı zamanda hem toplumsal yapının, hem siyasal düzenin hem de ekonomik gücün anlaşılmasıyla eşdeğer bir rol üstlenmektedir. Ayrıca başlığa taşıdığımız konu, Karia özelindeki belli başlı tanrıça kültleri üzerinden Arkaik ve Klasik dönemlerin inanç algısını tartıştığı için, pek çok soruna değinmeyi de zaruri kılmaktadır. Bu sorunların başında, kültler söz konusu olduğunda bilim insanlarının yararlanacakları metotların karmaşık yapısı gelmektedir.
Alaca Höyük'te Hitit İmparatorluk Dönemi yerleşim modeli ve mimarisi
Alaca Höyük Hitit İmparatorluk Dönemi Yerleşim Modeli ve Mimarisi" adlı bu çalışmada Çorum İli Alaca İlçesi Alaca Höyük Köyü sınırları içerisinde yer alan Alaca Höyük'ün 2. yapı katı (Hitit İmparatorluk Dönemi) mimarisi incelenmiştir. Bu bağlamda eski yıllarda açığa çıkarılmış olan yapıların çizimleri revize edilmiş ve dijital ortamda (AutoCAD) çizimleri tekrar yapılmıştır. Yeni dönem kazılarında açığa çıkarılan yapıların çizimleri ile beraber değerlendirilip topografik haritada kent modeli oluşturulmuştur. Hitit İmparatorluk Dönemi'nde Alaca Höyük'te açığa çıkarılan yapılarda kullanılan malzemeler ve bu malzemelerin temini araştırılmıştır. Mimaride kullanılan yapı öğeleri ve mimari yapım teknikleri ışığında dönemin yapıları tek tek değerlendirilmiştir. Yapılar değerlendirilirken; planı, kullanılan yapı malzemeleri, çıkan buluntu konteksi ve yapım teknikleri ışığında yapıların işlevi tespit edilmeye çalışılmıştır. Dönemin mimari yapıları Hitit çekirdek bölgesindeki merkezler ile karşılaştırılmıştır. Alaca Höyük kent dışı yapılarının özellikleri, işlevleri araştırılmış ve yapıların kent ile bağlantısı, diğer merkezler ile karşılaştırma yapılarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Alaca Höyük'ün yerleşim olarak seçilmesinin nedenleri Coğrafi Bilgi Sistemleri ışığında; iklimsel yapısı, coğrafyası, jeolojik yapısı ve hidrojeolojisi gibi birçok faktör açısından araştırılmış, yerleşimin tercih edilme sebepleri tespit edilmiştir. Yazılı belgeler ışığında dönemin şehircilik anlayışı araştırılmıştır. Diğer merkezlerle karşılaştırmalar yapılarak Alaca Höyük kentinin özellikleri belirlenmiştir. Bütün bu çalışmalar sonucunda Alaca Höyük Hitit İmparatorluk Dönemi mimarisi ve kentin yerleşim planı hakkında edinilen bilgilerle sonuca ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Alaca Höyük, Hitit İmparatorluk Dönemi, Mimari, Kent
Batı Anadolu bölgesi Hellenistik Dönem konut mimarisi
Çalışmış olduğumuz yüksek lisans tezimizde, "Batı Anadolu Bölgesi Hellenistik Dönem Konut Mimarisi" araştırılmış mimari plan açısından incelemiştir. Araştırmalarımızı ilk olarak, üç farklı bölümden oluşturduk. İlk olarak konutların oluşum aşamalarını ele aldık. İlerleyen aşamalarda ise ilk ızgara plan yapısından ve gelişen ızgara plan yapısından bahsettik. Daha sonra Hellenistik Dönemi inceledik ve yavaş yavaş konut mimarisine geçiş yapmaya başladık. Bu bölgede kurulmuş olan kentleri tek tek inceledik ve levhalarla araştırmamızı destekledik. Son olarak ise, bir kentin oluşumunda en önemli olguyu oluşturan malzeme yapılarını ele almış bulunmaktayız. Sonuç olarak, Batı Anadolu Bölgesini mimari açıdan oluşum aşamalarını gözlemlemiş bulunmaktayız. Bu çalışma insanların konut yapma aşamalarını yer seçiminden malzemeye kadar ne şekilde seçtiklerini gözler önüne sermektedir.
Roma İmparatorluk Dönemi'nde Bithynia-Pontus Eyaleti'nde darp edilen mimari betimli sikkeler
Antik Bithynia Bölgesi Helenistik Dönemde Anadolu'nun kuzeybatısında bağımsız bir krallık iken, MÖ 74 yılında Roma İmparatorluğu'nun bir eyaleti haline gelmiştir. MÖ 63'te General Pompeius'un bölgede yaptığı düzenlemelerden sonra Pontus'un batısı Bithynia Eyaleti'ne ilhak edilerek "Provincia Bithynia et Pontus" adı altında yeni bir eyalet haline gelmiştir. Bithynia-Pontus Eyaleti'nde, Roma hâkimiyetinden sonra imar faaliyetleri başlamış ve bu kapsamda, tapınaklar, sunaklar, tiyatrolar, amphitiyatrolar, fener kuleleri, liman yapıları kent surları ve karargâh kapıları gibi sivil, askeri ve dini içerikli birçok yapı inşa edilmiştir. Şehirlerin mimari dokusunu oluşturan bu yapılar Bithynia kentleri adına basılan birçok sikkenin arka yüzlerinde betimlenmiştir. Ödeme aracı olarak maddi değerinin yanı sıra tarih boyunca bir bağımsızlık sembolü olan sikkeler mimari tipleri ile birlikte de merkez Roma ile Bithynia Eyaleti arasında iletişim aracı olarak politik propagandaların öncüsü olmuştur. Mimari betimli sikkelere göre tapınaklar, Bithynia kentlerinde saygınlık gören Zeus, Dionysos, Demeter, Asklepius, Apollon, Serapis, Herakles, Nemesis ve Fortuna gibi tanrı ve tanrıçalara adanmıştır. Sikkelerde tasvir edilen birçok tapınağın lokasyonu belli değildir. Ancak benzer kent planları ile yapılan karşılaştırmalar ve Hristiyanlık döneminde birçok pagan tapınağının kiliseye dönüştürülmüş olduğu dikkate alındığında muhtelif tapınakların mevcut kiliselerin temellerinde veya çevresinde aranması gerektiği düşünülmektedir. Bunun yanı sıra sikke tasvirlerine göre Bithynia kentlerinde olduğu düşünülen tiyatro, amphiyatro ve gymnasium gibi anıtsal yapılar MS 1. yüzyıldan sonra gelişen imparatorluk kültü kapsamında Roma imparatorları onuruna gerçekleştirilen agonlar için inşa edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bu tezde, Roma İmparatorluk Döneminde basılan mimari betimli sikkeler temel alınarak, Bithynia Eyaleti'nde yer alan kentlerin yapı programı incelenmiş ve tarihi belgeler, yazıtlar ve antik tarihçiler ışığında dönemin muhtelif yapıları hakkında fikir ve düşünceler öne sürülmüştür.
Erken Hristiyanlık Dönemi martyriumları ve İznik Gölü Bazilikal Kilisesi martyriumu
Nikaia kenti tarih boyunca birçok önemli olaya sahne olmuş, özellikle de Erken Hristiyanlık döneminde bünyesinde toplanan iki konsile ev sahipliği yapması ününü daha da arttırmıştır. Konsil döneminden ve Hristiyanlığın Büyük Konstantin tarafından serbest hale gelmesinden önce kentte ciddi bir Hristiyan nüfusun bulunduğu şehit edilen azizlerden anlaşılmaktadır. Buna bağlı olarak, İznik Gölü Su Altı Bazilikal Kilisesi'nde yer alan ve ilk başta diakonikon olarak adlandırılan pastophoria odasının Erken Hristiyanlık döneminde martyrium olarak inşa edilip kullanıldığı saptanmaya çalışılmıştır. Mekân, yerinde incelenen, mimarisi, taş sırası, duvar örgüsü, iç dekorasyonu, mezarları ve buluntularıyla batıda ve doğuda inşa edilmiş ilk bağımsız martyriumlarla karşılaştırılmıştır. Tarihsel süreçte bu martyriumlara eklenen kilise örnekleriyle, bazilikal ana yapı mimarisi kıyaslandığında özellikle Kilikia ve Suriye bölgelerinde yer alan doğu martyrium-kilise mimarisiyle benzerlik gösterdiği anlaşılmıştır. Ancak bu kadar kuzeyde bulunmasıyla da şaşırtıcı bulunan bazilikal kilisenin, ilk evresinin martyrium olduğu, mekânın mimarisinin yanında tarihlendirilmesi yapılmış buluntuları ve kentin antik çağ tarihçesiyle desteklenmiş; yapının Aziz Neophytos için inşa edildiği, martyr azizin kent dışında, göl kenarında şehit edilmesi ve gömüldüğü yere de bir kilise yapılmasıyla ilişkilendirilmiştir.
Ovalık Kilikya (Kilikia Pedias) bölgesi kapsamında Adana ve Osmaniye illerinde yer alan höyükler
Kilikya olarak adlandırılan bölge, Anadolu'nun güneyinde yer almaktadır. Bu bölge Ovalık ve Dağlık olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Dağlık Kilikya Korakeison'dan (Alanya) başlayıp, Soloi/Pompeiopolis'e (Viranşehir) kadar olan kesimi, Ovalık Kilikya ise Soloi/Pompeiopolis'ten başlayıp doğuda Alexandreia Kat Isson'a (İskenderun Körfezi) kadar olan bölgeyi kapsamaktadır. Ovalık Kilikya olarak bilinen bölge düz ovalık olduğu için Çukurova olarak nitelendirilmiştir. Kilikya gerek konumu itibariyle gerekse de coğrafi şartları nedeniyle tarih çağları boyunca iskân görmüştür. Bölgenin iskân edilmesinde hem Akdeniz'e kıyısı olması hem de özellikle Ovalık Kilikya kesiminin düz, ovalık ve yerleşime elverişli olması bunun nedenlerinin başında gelmektedir. Ovalık Kilikya olarak adlandırılan Çukurova, genel itibariyle kapalı bir havza görünümünde olup, kuzeyi dağlarla çevrili kapalı bir havza görünümündedir. Ancak, Orta Anadolu'yu Doğu Akdeniz ve Suriye-Mezopotamya'ya, Mezopotamya'yı da Orta Anadolu, Batı Anadolu ve Ege dünyasına bağlayan yollar üzerinde yer alması sebebiyle de aslında dışarıya açık bir bölge konumundadır. Bu nedenle Çukurova, kendine özgü konumu itibariyle çeşitli kavimlerin akınına, Orta Anadolu, Mezopotamya ya da deniz yönünden gelen siyasi güçlerin kolayca hâkimiyetleri altına alındığı merkezi bir konum olmuştur. Söz konusu çalışma kapsamında Ovalık Kilikya (Kilikia Pedias) bölgesindeki Adana ve Osmaniye illerinde yer alan konuya dahil edilmiş höyük yerleşimleri hakkında bilgiler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kilikya, Ovalık Kilikya, Dağlık Kilikya, Çukurova.
Hellenistik ve Roma Dönemi'nde Küçük Asya'daki kütüphaneler
"Hellenistik ve Roma Dönemi'nde Küçük Asya'daki Kütüphaneler" adlı bu çalışmada tarih boyunca tüm dönemlerde önemli bir yeri olan, arşiv ile kütüphane binalarının özellikleri ve bulunduğu yerler kronolojik bir sıralama ile ele alınmıştır. Bu çalışmada Hellenistik ve Roma öncesi dönemlere de değinilerek bu yapıların gelişimine dikkat çekilmektedir. Sadece yapı değil, kütüphane ve arşiv binalarının önemi üzerinde de durulmuştur. Yazının bulunuşu ile birlikte, gelişen medeniyetlerde bilgilerin depolanması ihtiyacı kütüphane ve arşivlerin MÖ 3000 yıllarında ortaya çıkmasına neden olmuştur. Saray, tapınak ve özel arşivler ortaya çıkmıştır. Bu yapı türleri, tez çalışması içerisinde belirtilmiştir. Her dönemde önemli olan bu yapılar, zaman içinde daha da gelişmiş ve kültürler arası etkileşim ile her uygarlıkta inşa edilmişlerdir. Kütüphane ve arşivlerden ele geçen tablet, papirüs ve parşömenlerin içeriğinde genelde ticari, siyasi, dini ve edebi konular yer almıştır. Küçük Asya Hellenistik ve Roma Dönemi kütüphaneleri; türlerine, mimari özelliklerine ve konumlarına göre incelenmiştir. Ancak Küçük Asya'da bulunan Hellenistik ve Roma dönemine ait kütüphane ve arşiv yapılarının birçoğunun kalıntıları günümüze kadar ulaşmadığı için, mimari kalıntıları olmayan kütüphane ve arşiv yapıları antik kaynakların aktardığı bilgiler kadarı ile ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kütüphane, Arşiv, Yazının Gelişimi, Kütüphane Türleri, Hellenistik ve Roma dönemi, Küçük Asya
Hitit heykelleri
Hitit Devleti M.Ö 18. yüzyıl ile M.Ö. 12. yüzyıl arasında geniş bir yayılım alanına sahip olmuştur. Genel olarak Kızılırmak kavsi içinde yaşadıkları bilinse de ana nokta bu bölgeden ibaret olmakla birlikte zaman zaman batıda düşmanlarını Ege Adalarına kadar sürdükleri, güneyde Kizzuvatna bölgesinin onların vasalı olduğu, hatta Babil'e kadar ilerledikleri bilinmektedir. Haliyle kültürel anlamda geniş bir coğrafyayı da etkilediği ve bu bölgelerin kültürlerinden de etkilendikleri ortadadır. Kültür ve sanata dair etkileşimler sonucunda ortaya birçok kültürel miras ürünü çıkmıştır. Çalışmamız bu eserlerin bir kısmını oluşturan heykelcikler üzerine olacaktır. Çalışmamızın konusu günümüze kadar ortaya çıkan Hitit devletinin insan figürlü heykellerinin tipolojik olarak incelenmesi, tanrılar ve insanlar arasındaki tasvir farklılıklarının anlaşılabilmesi ve Hitit çivi yazılı metinlerinde anlatılan heykel tasvirleri ile ele geçen heykellerin benzerliklerinin ortaya konulması yönünde olacaktır.
İznik Gölü Bazilikal Kilise 2019 ve 2021 yılı Atrium kazıları: Bizans dönemi seramikleri
İznik (Nikaia) prehistorik dönemlerden itibaren insanlar tarafından mesken edilmiş topraklar olarak bilinmektedir. Tarih boyunca defalarca isim değiştirse de önemini her zaman korumuştur. Roma İmparatorluğu döneminde kentin değeri çok fazla olmasa da özellikle Bizans döneminde, Hristiyanlığın kabulü ve Ekümenik Konsil toplantıları ile daha da önem kazanmıştır. Özellikle Bizans ve Osmanlı Dönemlerinde seramik üretimde önemli bir yere sahip olan İznik'te dini aktiviteler dışında da seramik konusunda olarak ön plana çıkmıştır. Özellikle Roma, Bizans ve Osmanlı seramik örneklerinin yoğun olarak bulunduğu İznik'te, çalışmanın alanını oluşturan Sualtı Bazilikal Planlı Kilise yapısında ağırlıkta Bizans Dönemi seramik buluntuları ele geçmiştir. 2019 yılında kazısına başlanılan Atrium S12A açmasında ise genelde Orta ve Geç Bizans Dönemi seramik buluntularının bulunması, bu tezin konusunu oluşturmuştur. Bu çalışmanın amacı, Bursa İli, İznik İlçesi, Sualtı Bazilikal Planlı Kilise yapısı içerisinde 2019 ve 2021 kazı dönemlerinde ele geçirilen Orta ve Geç Bizans Dönemi seramiklerini form, süsleme, malzeme ve teknik özellikleriyle birlikte değerlendirmektir.
Seyitömer Höyüğü'nde bulunan M.Ö. II. bin yıla ait metal iğneler
Metal objelerin insan hayatına girişi, kolay ulaşılabilen bakır ile başlamıştır. Anadolu'nun maden yatakları açısından zengin oluşu, tarih boyunca insanların madenlere kolayca ulaşmasını sağlamıştır. Prehistorik çağlarda insanoğlu çakmaktaşı ve obsidiyeni kullanırken, doğal olarak bulunan nabit bakırı da toplayarak eşya yapmaya başlamıştır. Çakmaktaşı ve obsidiyenin şekil vermede zorluk çıkarması, dayanıklı olmayışı metal malzemenin insan hayatına girişine hız kazandırmıştır. Günümüzden 10.000 yıl önce, Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ yerleşmelerinden, Çayönü'nde nabit bakırın dövülerek şekillendirildiği eşyalar üretilmiştir.Seyitömer Höyüğü'nde içinde bulunduğu İç Batı Anadolu'da ise erken madencilik izlerine Geç Neolitik Çağ'a tarihlenen Hacılar VI. tabakada rastlanır. Burada bakır cüruf izleri taşıyan seramik parçaları bulunmuştur. Hacılar Erken Kalkolitik Çağ'a tarihlenen Ia ve IIa tabakalarında iki adet bakır boncuk ile iğne parçaları gün ışığına çıkarılmıştır. Bu çalışmada metal eşya yapımını son derece gelişmiş düzeyde olduğu M.Ö. II. Bin yılda, coğrafi konum itibariyle önemli bir noktada yer alan Seyitömer Höyük metal iğneleri ele alınmıştır. Ele geçen bazı iğneler buluntu yerlerine göre değerlendirildiğinde, ne amaçla kullanıldığı konusunda fikir verebildiği gibi, hiçbir duruma bağlı olmayan iğneler de ele geçmiştir. Bazı iğnelerin ise yoğun tahribata uğramaları nedeniyle kullanım amaçları anlaşılamamıştır. Genel olarak iğneleri süs iğneleri ve dikiş iğneleri olarak iki grupta sınıflayabiliriz.. Süs iğneleri çoğunlukla yangın sonucu öldükleri anlaşılan bireylerin üzerlerinde ya da yakın çevresinde bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyüğü, Metal İğne, Orta Tunç Çağı İğneleri, İç Batı Anadolu.
Frig Dönemi mühür ve mühür baskıları
Geçmişte imzanın yerini tutan mühürler, güç ve zenginliğin bir simgesi olarak uzun yıllar farklı toplumlar tarafından kullanılmıştır. En erken mühür örnekleri günümüzden yaklaşık 9000 yıl önceye ait olup kil ve taştan yapılmış, ilerleyen teknoloji ve keşiflere bağlı olarak metal, yarı kıymetli taş, kemik, fayans gibi farklı malzemelerden de yapılarak çağlar boyu kullanıma devam etmiştir. Çalışma konusunu oluşturan MÖ I. Bin'de Frig Uygarlığına ait mühürler, çok az incelenen önemli konular arasında yer alır. Frig mühürleri, Gordion, Boğazköy, Şarhöyük, Nemrud Dağı, Kastamonu-Kınık, Kaman-Kalehöyük, Emirler gibi yerleşim yerlerinde ortaya çıkarıldığı gibi bazı özel koleksiyonlarda ve satın alma yolu ile müzelerde yer almaktadır. Frig dönemi mühürleri çoğunlukla yuvarlak baskılı ve tutamaklı damga mühürlerden oluşur. Tutamaklar, delikli ya da hayvan figürü şeklindedir. Damga baskısında işlenen konular; keçi, geyik ve kuş gibi hayvan figürlerinin yanı sıra karışık yaratık figürleri de görülmektedir. MÖ II. Bin'de Hitit kültüründe görüldüğü gibi mitolojik konulara rastlanmaz. Bu da bize, Frigler'in kendine özgü bir mühür sanatı geliştirdiğini düşündürmektedir. Frig mühürleri işlenen figürlerin yapılış tarzı bakımından başka kültürlerden etkilenmiş olmasına rağmen mührün bütününe bakıldığında kendine has özellikleri ile diğerlerinden ayrılmaktadır. Mühür tutamağında ya da baskı bölümüne yakın yerlerde işlenen halkalar, Frig mühürlerinin ayırıcı özellikleri arasındadır. Bu çalışmada, Erken ve Orta Frig Dönemlerine ait mühürler incelenmiş, Frig kültürünün sonlarında İranlı Akhamenidler'in etkisiyle üretilen Geç Frig Dönemi mühürleri araştırma kapsamı dışında bırakılmıştır.
Seyitömer sivil mimarisinin özellikleri ve gelişimi
Bu çalışmada, Erken Tunç Çağı'ndan Roma Dönemi'ne kadar uzanan Seyitömer sivil mimarisinin özellikleri ve gelişimi ele alınmıştır. Höyükte Erken Tunç Çağı'nın yanı sıra Orta Tunç Çağı, Akhaemenid, Hellenistik ve Roma Çağlarına ait kalıntılar ortaya çıkarılmıştır.Seyitömer Höyük'ün mimari özellikleri ve gelişimini değerlendirebilmek için, her bir kültür katını en iyi temsil eden konut ve atölyelerden birer sivil yapı örneği seçilerek malzeme, inşa teknikleri, plan özellikleri ve kullanım amaçları açısından incelenip yerleşimin kendine has özellikleri ortaya konmaya çalışılmıştır.Yerleşimler bir sur veya teras-sur duvarlarıyla çevrelenmiştir. Yerleşimlerde anıtsal nitelikteki yapılara rastlanmamıştır. Özellikle Erken ve Orta Tunç Çağlarında konut tipi yapıların yanı sıra atölye/işlik ve depo olabilecek nitelikte mekânlar da görülmektedir.Erken Tunç Çağı'nda megaron planlı bir yapıya rastlanması, bu yerleşimin Batı Anadolu kültürel etki alanına girdiğini göstermektedir. Orta Tunç Çağı'nda ise daha ziyade Orta Anadolu etkisi ağırlık kazanmaktadır.Höyüğün en yoğun ve en geniş sınırlarına Erken ve Orta Tunç Çağı'nda ulaştığı; daha sonraki dönemlerde yerleşim alanının küçüldüğü ve daha az bir nüfusun yaşadığı anlaşılmaktadır. Seyitömer Höyük'ün özellikle Erken ve Orta Tunç dönemlerinde seramik ve maden üretiminde, ayrıca Anadolu'nun Doğusu ve Batısı arasındaki ticarette önemli bir rol üstlendiği açıktır. Akhaemenid ve Hellenistik Dönem mimari kalıntıları genellikle konutlardan oluşmaktadır. Dönemi karakterize eden yapı türlerine rastlanmaması ve daha ziyade yerel mimari özelliklerin görülmesi, höyüğün bu dönemde bir taşra yerleşimi niteliğinde olduğuna işaret etmektedir.Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, Mimari, Konut, Atölye, İşlik.
Seyitömer Höyük çatı örtü sistemleri
?Seyitömer Höyük Çatı Örtü Sistemleri? başlıklı bu çalışma, Seyitömer Höyük'te ortaya çıkarılan yapıların çatı örtü sistemlerine ilişkin buluntuların belirlenmesiyle oluşturulmuştur. Aynı zamanda buluntulardan hareketle Seyitömer Höyük'ün Erken ve Orta Tunç Çağ, Akhaemenid, Hellenistik dönem yapılarında uygulanmış olabilecek çatı örtü sistemleriyle ilgili öneriler sunulmuştur. Bunun yanı sıra, çalışmamızın birinci bölümünde antik dönem çatı kiremitlerinin ortaya çıkışı ve gelişimi, ikinci bölümünde ise kullanım şekilleri ve yapım teknikleriyle ilgili genel değerlendirmeler yapılmıştır.Seyitömer Höyük'te Erken Tunç Çağ tabakalarından ele geçmiş olan kil kütleleri, Orta Tunç Çağ yapılarından birinde ortaya çıkarılmış olan yanmış durumdaki çatı sistemi, söz konusu dönemlerde höyük yapılarının çatı örtü sistemleriyle ilgili önemli verilerdir.Höyüğün Akhaemenid ve Hellenistik dönem yapılarının çatı örtülerinde Korinth tipi düz kiremitler (stroter) ile Korinth ve Lakonia tipi kapama kiremitleri (kalypter) kullanıldığı anlaşılmıştır. Höyükte ele geçen çatı kiremitleri arasında ?yarım antefiksli stroter? olarak adlandırdığımız örnekler de, bugüne kadar herhangi bir benzeri bulunmamış, ilginç bir buluntu grubunu oluşturmaktadır. Çatıların ön uç sırasında yer alan stroterlerin köşelerine aplike edilmiş olan ve antefiks işlevi gören söz konusu parçalardan hareketle, höyüğün yer aldığı bölgenin iklim şartları da göz önünde tutularak, höyükteki yapıların yüksek eğim derecesine sahip oldukları sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Çatı, kiremit, Seyitömer Höyük.
Samsun ve çevresi mezar tipleri ve ölü gömme adetleri (MÖ. III. Bin ? MS. IV. yy.)
Samsun İli ve İlçelerini kapsayacak şekilde, MÖ. III. Bin'den başlayarak, Roma Çağı'na dek sürdürülen bir mezar tipolojisi ve ölü gömme adetleri çalışması kapsamında, ilk aşamada bugüne dek tasnif ve tescili yapılan ve kısmi bir şekilde yayınlanan mezarlar, çalışma kapsamında yeniden değerlendirilecektir. Bugüne değin hiçbir bilimsel çalışmada ortaya konulmayan her türden ve yukarıda bahsedilen tarihsel sürecin içerisinde yer alan mezar yapılarının ise tasnif ve istatistik çalışmaları yapılacak, mimari teknik çizimleri ve fotoğrafları mümkün olduğunca tamamlanacaktır. Bu mezarların yakın ve uzak çevredeki benzerleri ve içlerinde ele geçen buluntuların yardımıyla, olası tarihlemeleri yapılacaktır. Bu çalışmaların yanında MÖ. III. Bin'den, Roma Çağı'na dek ölü gömme adetleri incelenerek, kültürel devamlılığın sürüp sürmediği, zaman içerisinde ölü gömme adetleri açısından ne gibi yenilik ve değişikliklerin olduğu incelenerek, konuya sosyolojik bir boyut da katılmış olacaktır.
Seyitömer Höyüğü'nde bulunmuş kemik saplar
Yazının bulunmadığı tarih öncesi dönemlerde yaşayan insanların sosyal, kültürel yapıları, dini inaçları ve teknolojileri hakkında bilgileri, ele geçen değişik malzemeler kullanılarak yapılmış buluntu gruplarından elde edebiliriz.Çevresindeki her nesneyi yaşamını kolaylaştırmak için değerlendiren insan bunu yaparken bazı kıstasları göz önünde bulundurmuştur. Doğada kolay bulunabilen ve işlenmesi kolay olan kemiği hammadde olarak Prehistorik dönemden itibaren kullanmıştır. Zamanla günlük yaşamının önemli bir parçasını oluşturan aletlere estetik bir görünüm kazandırmak amacıyla çeşitli bezeme motifleri kullanmıştır.?Seyitömer Höyüğü'nde Bulunmuş Kemik Saplar? adlı tez çalışmamın konusunu 1991-2010 yılları arasında yapılan kazı çalışmalarında bulunmuş, tüm kemik objeler arasından seçilen ucuna alet takılıp sap amaçlı kullanılan kemik saplar oluşturmaktadır. Bu kemik saplar Erken Tunç Çağ'ından Hellenistik Döneme kadar yayılım gösterir. Yükseklikleri 13,2.cm ile 2,6 cm arasında, genişlikleri ise 2,6 cm ile 1,2cm arasında değişmektedir. Erken Tunç ve Orta Tunç kemik sapları çoğunlukla boynuzdan yapılmış ve sadece bazılarının iki ucunda, bazılarının bir ucunda kesilerek düzeltme vardır. Akhaemenid ve Hellenistik Dönem tarihlendirilen kemik saplar üzerinde uygulanan teknikler daha fazladır ve daha özenli bir işçilik söz konusudur. Kemik sapların üzerlerinde bezeme motifi olarak çoğunlukla konsantrik daire ve tek merkezli daireler kullanılmıştır. Bu bezeme motifini Anadolu'da E.T.Ç'den Roma Dönemine kadar görülmektedir. Sap olarak kullanılan bu objelerin içine bakıldığında sapın ucuna takılan aletin kalıntı ve izlerine rastlanmıştır. Anadolu'daki diğer yerleşim merkezleri ile karşılaştırıldığında bu objelerin sap amaçlı kullanıldığı literatürde doğrulanmıştır.Bu objeler diğer çağdaş ve komşu kültürlerdeki benzerleri ile karşılaştırılarak incelenmiş ve her eserin katalogu yapılmış, detayları gösteren çizimler, fotoğraflar eklenmiştir.Anahtar Kelimeler; Seyitömer Höyük, Kemik, Bezeme, Sap
Seyitömer Höyük idolleri
Ana tanrıçanın somut betimleri olarak adlandırılan idoller inanç sistemi hakkında bilgi veren kültür objeleridir. Her türlü kültür eşyası ile konut içi, mezar, depo yada dolgu toprak içinden bulunabilirler.Ana tanrıça kültünün doğuşu prehistorik dönemlere dayanmaktadır. Hayatı sorgulamaya başlayan ilk insan türü, en yakınında bulunan kadının kendi vücudundan bir başka canlı oluşturarak onu besleyip büyütebilmesi gibi ayrıcalıklı özelliğini bir kutsallık olarak görmüş ve kadının toplumdaki önemli yeri bu devirden itibaren oluşmaya başlamıştır. Yerleşik yaşama geçilmesiyle tarım ve hayvancılığın yapıldığı Neolitik Çağda kadının doğurganlığı doğa ve doğanın bereketiyle özdeşleştirilerek uzuvları abartılı üretken bereketli anayı simgeleyen heykelcikler betimlenmiştir. Kalkolitik Çağ'da ana tanrıça heykelcikleri üç boyuttan çıkarak yassı gövdeli stilize bir görünüm almaya başlamıştır. Gövdeler yassılaşırken, baş ve boyun uzamıştır. Heykelcikler idol görünümünü almıştır. Tunç Çağı'nda stilizasyon devam etmiş, yassı vücutlu olanların yanında pişmiş topraktan yapılmış üç boyutlu tanrıça heykelcikleri de oldukça fazladır.Bu çalışma Seyitömer Höyük idollerinin tarihlendirilmesi ve çevre bölgeler ile etkileşiminin belirlenmesi açısından önem taşımaktadır. Seyitömer Höyük'te Erken ve Orta Tunç Çağlarında çok sayıda ve az sayıda da Akamenid döneme tarihlenen idol ve figürinler bulunmuş olup, bunlar mekan içi, çöp çukuru ve dolgu toprak içinden ele geçmiştir. Toplam 70 adet olan bu idoller marn, mermer, kemik, opal, kumtaşı, pişmiş-pişmemiş topraktan yapılmış olup, dönemsel ve stilistik özellikleri açıdan incelenmiştir. Sonuçta dönemsel olarak çevre kültürlerle benzerlik göstermekte, ayrıca biçimsel birkaç özellik açısından bu yerleşmeye özgü nitelikler taşıyan idol ve figürinlerin bulunduğu saptandı.Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, İdol, Doğuran Ana, Ana tanrıça, Bereket
Seyitömer Höyüğü'nde bulunan M.Ö. II. Bin'e ait dokumacılıkla ilgili buluntular
?Seyitömer Höyüğü'nde Bulunan M.Ö. II. Bin'e Ait Dokumacılıkla İlgili Buluntular? başlıklı bu çalışma, M.Ö. II. Bin'de Seyitömer Höyüğü'nde ki dokuma aletlerinin analizini yapma olanağı sağlamıştır. M.Ö. II. Bin Seyitömer Höyük yerleşiminde dokumacılık mesleğinde kullanılan farklı işlevlere sahip iki tip alet tespit edilmiştir. Bunlar ağırşak ve tezgâh ağırlıklarıdır.Ağırşaklar üç ana form altında değerlendirilmiştir. Bu ana formların alt tipleri oluşturulmuştur. Ağırşaklar üzerinde tespit edilen bezemeler, dokuz çeşit altında incelenmiştir.Dokuma tezgâh ağırlıkları ise tip olarak yedi gruba ayrılmıştır. Tezgâh ağırlıkları üzerinde görülen bezemeler ise dört gruba ayrılarak incelenmiştir.Çalışmanın sonucunda, Batı Anadolu'da çalışma yapılan höyüklerdeki benzer buluntular karşılaştırılarak yerleşimler arasındaki kültürel etkileşimler ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Seyitömer Höyüğü'nde ki dokumacılığın gündelik faaliyet şeklinde gerçekleştirildiğini ve üretimin iç pazara yönelik yapılmış olduğunu söyleyebiliriz.Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, Orta Tunç Çağı, Dokuma, Ağırşak, Tezgâh Ağırlığı.
Gelibolu Yarımadası'nda iki prehistorik höyüğün yontmataş teknolojisi ve tipolojisi: Hacı Hüseyin ve Kaynarca
Trakya Bölgesi, Avrupa ve Asya arasında bir geçit yeri konumundaki önemli bir bölgedir. Trakya'nın Bulgaristan ve Yunanistan tarafındaki kesimlerinde çok sayıda arkeolojik kazı ve araştırma yapılmıştır. Yapılan bu araştırmalarda ortaya çıkartılan tüm Neolitik kültürler, gelişmiş bir aşamadadır. Bu sonuç ile bu Neolitik kültürlerin nereden ve nasıl geldikleri ya da etkileştikleri ve hangi kültür öğelerini kendi dinamikleri ile geliştirdikleri gibi çok önemli sorular ortaya çıkmıştır.Bugüne kadar Trakya'nın Türkiye kesiminde prehistorya ile ilgili yalnızca birkaç geniş kapsamlı kazı, birkaç kurtarma kazısı ve birkaç yüzey araştırması yapılmıştır. Ancak bu çok az sayıdaki araştırma bile yukarıda bahsedilen önemli soruların cevaplarının Trakya'nın Türkiye kesiminde yapılacak araştırmalar ile bulunabileceğini göstermiştir.Bu tez çalışması ile Türkiye Trakyası'nın batı kesimini oluşturan Gelibolu yarımadasının güney kesiminde yer alan Hacı Hüseyin ve Kaynarca Prehistorik Dönem yerleşimlerinden yüzey araştırmaları ile elde edilen yontmataş buluntuların teknolojik ve tipolojik analizlerinin yapılarak, bölgede yapılabilecek geniş kapsamlı araştırmalar için bir veri kaynağı oluşturmak amaçlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Neolitik Türkiye Trakyası, prehistorik yontma taş aletler, Neolitik taş alet endüstrisi, tekno-tipolojik çalışma
Seyitömer Höyük M.Ö. I. bin Gri Monokrom Seramikleri
Seyitömer Höyük'ten ele geçen M.Ö. I. Bin Gri Monokrom Seramikler bu tez kapsamında incelenmiştir. Bu tezin yapılmasında ki amaç M.Ö. I. bin gri monokrom seramiklerin katoloğunun oluşturulması ve gri seramiklerin değerlendirilmesi. Yapılan incelemeler göstermektedir ki Seyitömer Höyük'te üretilen gri monokrom seramikler M.Ö. 6. yüzyılın sonundan Hellenistik Dönem'in sonuna kadar kullanım görmüştür. Tez konusu oluşturan malzemenin incelenmesi sonucunda, Seyitömer Höyük'te Phryg mimarisi ve tabakası olmadığı halde Phryg seramiklerinin var olması, Pers hâkimiyeti altında Phrygler'in yaşadığının bir göstergesidir. Phrygler'in Pers hâkimiyeti altında kültürlerini devam ettirmesi, M.Ö. 5. yüzyılda Phryg seramik geleneğini hala sürdürdüklerinin en önemli kanıtıdır. Bu durum bize gösteriyor ki Seyitömer Höyük'te farklı etnik grupların var olduğunu ve bu grupların kendilerine özgü kültürlerini rahatça yaşadıklarının göstermektedir. Çalışma kapsamında tüm, tüme yakın, profil veren ağız parçaları, gövde parçaları yer almaktadır. Seyitömer Höyük'ten ele geçen parçalar kendi içinde gruplandırılmıştır. Belirlenen gruplar buluntu tabakaları da göz önünde bulundurularak, diğer yerleşimlerden ele geçen örneklerle karşılaştırılarak tarihlendirilmiştir. Söz konusu malzememizin hamur özellikleri (hamur rengi ve katkı malzemesi) ve yüzey işçiliğine göre değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu ayrımlar da göz önünde bulundurularak, malzeme mal gruplarına ayrılmıştır. Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, M.Ö. I. Bin Gri Monokrom, Phryg
Seyitömer Höyük siyah firnisli gri seramikleri
ÖZET SEYİTÖMER HÖYÜK SİYAH FİRNİSLİ GRİ SERAMİKLERİ USTA, Hüseyin Yüksek Lisans Tezi, Arkeoloji Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Doç. Dr. Gökhan COŞKUN Temmuz, 2014, 174 sayfa Bu çalışmada Seyitömer Höyük Akhaemenid ve Hellenistik Dönem tabakalarından ele geçen siyah firnisli gri seramikler incelenmiştir. Mevcut malzemenin formları belirlenmiş, tipolojik ayrımları yapılmış, sınıflandırılmış ve bir katalogda toplanmaya çalışılmıştır. Ele geçtikleri tabakalar ile birlikte değerlendirilen seramikler, aynı zamanda diğer merkezlerden ele geçen benzer örnekler ile karşılaştırılarak incelenmiş ve tarihlendirilmeye çalışılmıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda Akhaemenid Dönem tabakalarından ele geçen seramiklerin M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllara ait olduğu, Hellenistik Dönem tabakalarından ele geçen seramiklerin ise M.Ö. 4. yüzyıl ile 2. yüzyıl arasındaki süreçte kullanıldıkları anlaşılmıştır. En yoğun kullanımın ise M.Ö. 4. yüzyıl'da olduğu saptanmıştır. Araştırmamızın sonucunda; Seyitömer Höyük örneklerinin, Attika seramiğinden esinlenerek yapılan imitasyon eserler olduğunu söylemek mümkündür. Diğer yandan, bu merkezden ele geçen siyah firnisli Attika seramiklerinin de söz konusu gri seramikler için model teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere gri hamurlu seramikler Phrygia bölgesinde yüzyıllar boyunca sevilerek kullanılmıştır. Bu tez çalışması kapsamında değerlendirilen seramiklerin profil, hamur yapısı ve yüzey işçiliği açısından benzerlerini bu bölge içerisindeki çeşitli merkezlerde görmek mümkündür. Seyitömer Höyük'ten ele geçen siyah firnisli gri seramiklerin yerel ürünler olduğunu söylemek mümkündür. Henüz bu seramiklerin Seyitömer Höyük'te üretildiğini kanıtlayacak kesin bir veri bulunmamaktadır. Ancak sayısal yoğunlukları ve diğer özellikleri göz önünde bulundurulduğunda bu seramiklerin Seyitömer Höyük veya yakın çevresinde üretildiğini düşünmek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, Siyah Firnis, Yerel Üretim Seramik, Gri Seramik.
Kahramanmaraş Müzesi'nden Geç Hitit Çağı'na ait Hava Tanrısı stellerinin stilistik ve ikonografik açıdan değerlendirilmesi
ÖZET KAHRAMANMARAŞ MÜZESİ'NDEN GEÇ HİTİT ÇAĞI'NA AİT HAVA TANRISI STELLERİNİN STİLİSTİK VE İKONOGRAFİK AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ KAPUCİ, Umut Yüksek Lisans Tezi, Arkeoloji Ana Bilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. A. Nejat BİLGEN Temmuz, 2014, 126 sayfa Kahramanmaraş Arkeoloji Müzesi'nden, Geç Hitit Dönemi' ne ait üç adet Hava Tanrısı steli çalışma içeriğini, stellerin stilistik ve ikonografik açıdan değerlendirilmesi ise konu ana yönelimini oluşturur. Bu izleğin, ardalansal ve gelişimsel bir süreçte tümlenmesi 5 bölümleme ile sağlanmıştır. Hitit İmparatorluğu'nun yıkılış sürecine dolaylı ve doğrudan etki eden olaylar dizisi içerisinde; Deniz Kavimleri Göçü/Ege Göçleri ve bu kitlesel hareketin Anadolu'da yarattığı değişimler ilk bölümde ele alınırken, çalışma konusunun mekansal sınırını oluşturan Gurgum'un, tarihi kaynakları ve arkeolojik araştırmaları 2. bölümde verilmiştir. Dönem sanatı özelliklerini evrelere ayıran stil grupları ile incelenen eserlerin stilistik değerlendirmelerine 3. ve 4. bölümlerde yer verilirken, steller üzerinde tasvirlenen figürlerin kimliklerine iz veren teolojik belirteçler, 5. ve son bölümde irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Geç Hitit Sanatı, Gurgum, Hava Tanrısı.
Seyitömer Höyük 24 No'lu Orta Tunç Çağı (IVA) Mekânının değerlendirilmesi
Batı Anadolu'da Orta Tunç Çağı, siyasal ve sosyo-ekonomik açıdan doğusunda bulunan Assur Ticaret Kolonileri Çağı ve batısında yer alan Minos Uygarlığı'na göre daha az bilinen bir dönemi karakterize etmektedir. Bu durumun başlıca sebebi olarak bölgede gerçekleştirilen kazıların azlığı ve kazıların ayrıntılı yayınlarının henüz gerçekleştirilmemiş olması gösterilebilir. Son yıllarda bir kurtarma kazısı projesi olarak gerçekleştirilen Seyitömer Höyük Kazıları, sözü geçen döneme ait tabakalarının tümüyle kazılmış olması ve sunduğu veriler sebebiyle, Batı Anadolu'nun OTÇ için önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada; Seyitömer Höyük 24 No.lu OTÇ (IVA) mekanının, öncelikle yerleşimde bulunan diğer OTÇ yapılarıyla ve kendisinden önce gelen ETÇ yapılarıyla olan konum ve işlevi konusundaki benzer veya farklı yönleri incelenmiştir. Daha sonra Anadolu'da çağdaşı olan anahtar yerleşimlerde ortaya çıkartılan yapılarla olan plansal ve iç donanımsal benzerlikleri karşılaştırılmıştır. Son olarak da 24 No.lu Mekân'dan yola çıkarak mekânların hem kendi yerleşimlerinin içerisinde hem de diğer yerleşimlerle olan plansal benzerliklerini etkileyen etmenler yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, Orta Tunç Çağı, Mimari, Mekân, Konut.
Myrina koroplastik eserleri
İzmir ili, Aliağa ilçesinin kuzeyinde, Çandarlı Körfezi (Elaitikos) kıyısında ve Güzelhisar Çayı'nın (Koca Çay) ağız kısmında yer alan Myrina, Beriki Tepe ve Öteki Tepe adlı iki tepe üzerine kurulmuş bir liman kentidir. Myrina antik kenti nekropolünde Atina Fransız Okulu üyeleri E. Pottier ve S. Reinach tarafından 1880-1882 yılları arasında 3 yılda dört sezonu içeren kazılar sırasında, 4-5 bin mezar açılmıştır. Açılan bu mezarlardan 1.500'den fazla figürin ve başka mezar sunuları ele geçmiştir. Yaşayan varlıkları tasviri olup taşınması rahat olan, üç boyutlu küçük eserleri ve küçük insan ya da hayvanların tasviri figürin olarak isimlendirilmektedir. Pişmiş toprak olan terrakottanın ve tabii ki pek çok figürinin ana maddesi olan kilden sanat eseri üreten özellikle heykelcik yapan sanatçıya "koroplast" ismi verilmektedir. Koroplast olarak isimlendirdiğimiz sanatçının üretmiş olduğu eserlere ve bu üretim sanatına da "Koroplastik" ismi verilir ve küçük boyutlu olan bu koroplastikler en başta tanımını yaptığımız figürinlerdir. Mezarlara bırakılan hediyeler ve de adak törenlerinde kullanılan figürinler pişmiş toprak ağırlıklı, taş, ahşap ve çeşitli madenler gibi malzemelerden yapılmışlardır. Şekil olarak küçük boyutlu oldukları için kolay taşınabilir özellikte ve üç boyutludurlar. Ayrıca bulunan bazı figürinlerin oyuncak amaçlı tasarlandığı bilinmektedir. Figürinlerin evlerden kutsal alanlara, nekropollerden çöplüklere kadar çok geniş bir alanda bulunmaları, onların üretildiği malzemenin kolay elde edilebilir ve ucuz olması ile ilişkilidir. Bu durumda, figürinleri sosyal sınıf ayrımı olmaksızın çok sayıda insan için kolay ulaşılabilir yapmaktadır. Bu nedenle figürinler, antikçağ sanatının günlük yaşamının "ortak statü nesneleri" olarak kabul edilirler. Myrina'dan ele geçen figürinler yurt dışına götürülmüş ve bugün Avrupa'daki çeşitli müzelerde sergilenmektedir. Bergama müzesi yanında, Berlin Altes müzesi, Biritish museum, Cincinnati Sanat Müzesi, Louvre müzesi, New York Metropolitan Sanat müzesi, Boston Sanat müzesi, Atina Ulusal Arkeoloji Müzesinde Myrina figürinleri teşhir edilmektedir. Bu çalışmamızda ulaşabilir olan tüm Myrina figürinleri üzerinden genel bir değerlendirme yapılarak figürinlerinin tipolojik özellikleri, konteksti ve ikonografik özellikleri belirlenmiştir. Myrina figürinleri ise genel olarak Aphrodite, Demeter, Eros, Nike, Eros-Aphrodite Grupları, Satyr ve Siren tipleri, tanrı/ tanrıçalar, komedi masklı aktör, grotesk, köle tipleri, kadın-çocuk grupları, çoklu kadınlar, genç kızlar ve Ephebeler, erkek-kadın grupları, masklı kadınlar başlıkları altında gruplandırılabiliriz. v Myrina'nın konumu, nekropolis çalışmaları, eserlerin korunmakta olduğu çeşitli müzelere aktarılmış olup Myrina figürinlerinin tipolojik özelliklerinin Tanagra ile oldukça benzer olduğu, Anadolu'da ise Kyme, Smyrna ve Priene gibi kentlerin figürin üretimleriyle benzer özellikler taşıdığı görülür. Myrina figürinlerinin MÖ 3. yüzyılın ikinci yarısı itibariyle üretildiği ve genellikle MÖ 190 yılına ait Myrina sikkelerinin bulunduğu mezarların kesin bir kronolojiye sahip olabildikleri ve atölye imzalarına sahip örneklerin sıklıkla ele geçtiği bilinmektedir.
Çağdaş müzecilikte teşhir ve mekân
İnsanlığın misyonlarından biri olarak düşünülmesi gereken "kuşaktan kuşağa aktarım" olgusu, müzelerin ortaya çıkmasında etken bir rol oynamaktadır. Müze nedir? Müzeler; içerisinde eserlerin konulduğu birkaç vitrinden mi ibarettir? Gelecek kuşaklara bu aktarım nasıl verimli bir şekilde yapılabilir sorularının cevabını da "Çağdaş Müzecilik" kavramı vermektedir. Her müzenin bir hikâyesi vardır. Bir müze ilk kurgu aşamasındayken öncelikle bu hikâyenin ortaya çıkarılması gerekir. Bu hikâye; ziyaretçiyi, sıkıcı, rutin müze gezisinden çıkarıp, ziyaretçinin o müzenin hikâyesinin içerisine girmesini, "öz" ünü almasını sağlamaktadır. İşte tam bu esnada işin içine çağdaş müzecilik kavramı girmektedir ki bu kavram müzelere özgünlük, anlaşılabilirlik, erişilebilirlik katmaktadır. Hikâye ile birlikte mekân ve tasarım kavramları işin içine girmektedir. Mekân ve tasarım ile birlikte, hikâye birleştiğinde kuşaktan kuşağa aktarım konusunda başarılı olunacağı gibi, müzeleri artık sıkıcı mekânlar kategorisinden de çıkarmak mümkün olacaktır. Çağdaş müzecilik kavramında sadece vitrinlere yer verilmemektedir. Vitrinler ile birlikte, vitrinlerin içindeki nesneler ile paralel birçok unsur müzeler içerisinde yer almaktadır. Bunların arasında interaktif uygulamalar, grafik uygulamaları, diaromalar, maketler, realistik silikon heykeller ile yapılan canlandırmalar, ses sistemleri, günümüz bilgisayar teknolojisinin sunduğu hemen hemen tüm imkânlar sayesinde günümüz müzeciliğine yeni bir soluk getirilmeye çalışılmaktadır. Çağdaş müzecilikte teşhir ve mekân konulu bu tezde yukarıda anılan unsurların nasıl ve ne şekilde olması gerektiğini tarif ederek, yapılacak bu işlerin güvenlik boyutunun da sorgulanarak, engelli ziyaretçiler de dâhil olmak üzere toplumun her kesimine hitap edebilecek bir müzenin nasıl olması gerektiği anlatılmaktadır.
Arkeolojik veriler ışığında Orta Fırat bölgesinde Orta ve Yeni Assur varlığı
Yayılmacı bir siyasi yapıya sahip olan Assur Devleti, imparatorluk dönemi olarak bilinen Yeni Assur Döneminde egemenlik alanını oldukça geniş bölgelere ulaştırmış olup döneminin en güçlü imparatorluğu olmuştur. Orta Assur Devleti dönemin'in başlarından itibaren Orta Fırat Bölgesi Assur'un ilgisini çeken önemli bir bölge olmuştur. Orta Fırat Bölgesinde siyasi ve kültürel etki alanı doğal sınırların'ın çok ötesine çıkan Assur Devleti bu önemli toprakları hâkimiyeti altına alırken birçok arkeolojik veri bırakmış olsalar da Assur'un Orta Fırat Bölgesinde varlığı ile ilgili aydınlatılmamış birçok konu bulunmaktadır. Bu sebeple bölgedeki her iki dönemin varlığını göz önüne serecek arkeolojik belge ve veriler değerlendirilip bölgenin her iki dönem içinde ne kadar önemli olduğu araştırılmıştır. Çalışma kapsamında Orta ve Yeni Assur Kralları'nın Orta Fırat Bölgesine ne zaman ilgi duymaya başladıkları, yayılım alanlarının sınırlarını, bölgedeki yayılım politikaları, bölgeye yapılan siyasi seferler, yapılan yatırımlar, Assur'un bölge üzerindeki kültürel etki alanını arkeolojik veriler sunularak değerlendirilmiştir. Orta Fırat Bölgesinde Assur varlığını gösteren yerleşim yerlerinin yerleşim model ve stratejileri, yerleşmelerde ele geçen yazılı belgeler, mimari öğeler, çanak-çömlek grupları, küçük buluntu ve metaryeller, kabartma-steller gibi arkeolojik veri ve malzemelerden hareket edilerek incelenmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında Orta Fırat Bölgesinde Orta Assur ve Yeni Assur varlığının izlerini taşıyan 16 yerleşim yeri mevcuttur.
Orta Fırat bölgesi Kalkolitik dönem konut mimarisi
Orta Fırat bölgesindeki Kalkolitik Çağyerleşim yerlerinde çok sayıda Kalkolitik Çağ'a ışık tutacak bulgular açığa çıkartılmıştır. Orta Fırat bölgesinde Kalkolitik Dönem arkeolojik kazılar sayesinde döneme ait birçok yerleşim yeri tespit edilmiştir. Bu tez kapsamında bölgedeki konutların diğer bölgelerdeki konutlarla benzer ve farklı yönlerini, konutlarda kullanılan malzeme özelliklerinin neler olduğu, Orta Fırat bölgesindeki Kalkolitik Çağ konutlarının bölgeyle olan ilişkisi farklı boyutlarda araştırılıp değerlendirilmiştir. Orta Fırat Bölgesi'nin kapsamlı bir şekilde araştırma imkânı sunarak buradaki yerleşim yerlerinin keşfetme yolunu açmıştır. Tezin kapsam alanını özellikle de bölgenin, Kalkolitik Çağ'da Halaf, Ubeyd ve Uruk konut mimarisinin gelişimi ve bölge açısından ne gibi özellikler gösterdiği ele alınıp bölgenin mimari dokusu açıklanmaya çalışılmıştır. Orta Fırat bölgesindeki höyüklerde elde edilen mimari öğeler dönemin konut mimarisi açısından ele alınıp incelenecektir.
Gaziantep Arkeoloji Müzesi bir grup pişmiş toprak figürini
İnsanın doğası gereği kendini farklı şekillerde de olsa ifade etme amacı her zaman olmuştur. Pişmiş toprak figürinleri ise bu ifadenin tasvir ağırlıklı kısmını oluşturmaktadır. Türkiye'nin kültürel açıdan en zengin bölgelerinden biri olan Güney Doğu Anadolu Bölgesinde yer alan Gaziantep Arkeoloji Müzesi, bulunduğu bölge ve diğer bölgelerden her yıl birçok eser toplamakta ve zengin olan eser koleksiyonunu her geçen gün arttırmaktadır. Çalışma kapsamında Gaziantep Arkeoloji Müzesi'nde Satın Alma, Müsadere, Bağış, Hibe ve Devir yollarıyla 1944-2005 yılları arasında müzeye kazandırılmış altmış yedi adet pişmiş toprak figürini değerlendirilmiştir. Bu çalışmaya konu olan altmış yedi adet figürinin buluntu yerleri kesin olarak bilinmemekte olup belirli bir kontekste ait olmadıkları için teknik ve stilistik açısından benzer örnekler üzerinden değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamındaki figürin örnekleri Tanrı/Tanrıça Figürinleri, Kült İşlevi Olan Figürinler, Kadın-Erkek Figürinleri, Binici Figürinleri Büst Şeklinde Olan Figürinler, Diğer Figürinler ve Pers Figürinleri olarak dokuz ana kategoride ele alınmıştır. Kapsama konu olan figürinlerin en erken örneği Orta Tunç (MÖ 2000) en geç örneği ise Roma Dönemine (MS 2. yy.) ait olup çoğunlukla kalıp yapımı olmak üzere çok çeşitli tipolojilere sahip figürinler geniş bir yelpazede değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamını oluşturan altmış yedi figürinden elde edilen veriler Antik merkez, özel koleksiyonların ve müzelerin daha önce yayınlanmış verileriyle karşılaştırılmış, figürinlerin dönem ve üslup eleştirisi yapılmış ve tarihsel önerilerde bulunulmuştur. Bu çalışmanın devam eden kazılarda bulunacak diğer figürin gruplarının teknik, üslup ve dönemsel kullanım amaçlarını belirlemesi açısından faydalı olacağına inanıyoruz.
Harran Höyük Orta Tunç Çağı seramiği
Balih Havzası içerisinde yer alan Harran Şanlıurfa İli'ne 44 km uzaklıktadır. 4 km'lik bir surla çevrili olan Antik Kent birçok medeniyete başkentlik yapmıştır. Kent merkezinde konumlanan Höyük oldukça geniş ve yayvan bir formdadır. Geç Kalkolitik Çağ'dan Ortaçağ'a kadar kesintisiz bir statigrafi göstermektedir. Bu çalışmanın konusu oluşturan malzeme ise Harran Höyük'te ele geçen Orta Tunç Çağı Seramiği'nin değerlendirmesidir. Harran Höyük'te ele geçen Orta Tunç Çağı seramiği OTÇ I ve OTÇ II'de kesintisiz bir Orta Tunç Çağı tabakalanması vermektedir. Habur ve Balih havzaları ve çevre kültür bölgelerle yapılan karşılaştırmalar ile dönemin kültürel özellikleri ve bölgeler arasında yapılan ilişkiler tespit edilmeye çalışılmıştır. Yapılan karşılaştırmalar sonucunda Orta Fırat Bölgesi ve yakın merkezler ile etkileşimin yoğun olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca incelenen seramikler arasında sayıca fazla olan Orta Fırat Bölgesi'nde ve çevre bölgelerde yaygın olan standart mal grupları da bu durumun kanıtıdır. Seramik formları arasında yoğun olarak görülen çömlek formları yerleşimin sosyo-ekonomik yapısı hakkında bilgiler sunmaktadır. İncelenen seramikler arasında görülen Erken Tunç Çağı ve Geç Tunç Çağı seramik gelenekleri ile devamlılıkların saptanması Orta Tunç Çağı boyunca kültürel sürekliliğe işaret etmektedir. İlerde yapılacak kazı çalışmaları ile daha geniş bir alanda açığa çıkarılacak olan tabakalanmalar bu devamlığı daha net bir şekilde ortaya koyacaktır. Anahtar Kelimeler: Orta Tunç Çağı, Seramik, Orta Fırat Bölgesi
Romanizasyon politikası kapsamında kremna sikkeleri
Roma'nın siyasi hakimiyetine giren bütün bölgelerde olduğu gibi Küçük Asya topraklarındaki Pisidia Bölgesi'nin kentlerinde de Romalı yöneticiler tarafından sistemli bir romanizasyon politikası sürdürülmüştür. Bu kapsamda belli niteliklere sahip olan kentler Roma kolonisi olarak ilan edilmişlerdir. Pisidia Bölgesi'ne dahil olan Kremna'da bu kentlerden biridir. Romanizasyon politikası, imparatorluk topraklarında ortak bir kültür ve bilinç oluşturma gayesi ile siyasi, sosyal, dini ve kültürel pek çok alanda değişimlere yol açmıştır. Romalı yöneticiler egemenlikleri altındaki topraklarda hakimiyetlerini güçlendirmek ve kalıcı hale getirmek için çeşitli propaganda unsurları kullanmışlardır. Bu unsurlardan biri de sikkelerdir. Bu küçük oval nesneler para olarak karşıladıkları değerin yanı sıra aynı zamanda üzerlerine darp edilen betimlerle de topluma ulaşmak için kullanılan bir propaganda aracı haline gelmişlerdir. Bu kullanımın anlaşılabilmesi amacıyla Romanizasyon politikası kapsamında Kremna sikkeleri değerlendirilmiştir. Çalışmada öncelikle; Kremna'nın konumu ve tarihi, Kremna ile ilgili çalışmalar, Kremna halkı, kentin Romanizasyonu ve Akültürasyon süreci bölümlerine yer verilmiştir. Daha sonra, Kremna sikkeleri Roma koloni tipleri, imparatorlukla ilişkili tipler, mitolojik tipler ve kentle ilgili diğer tipler olarak dört ana başlık altında incelenmiştir. Zengin bir yerel kültüre ve yoğun bir etnik çeşitliliğe sahip olan Kremna'nın sikkeleri üzerinde, tercih edilen tiplerin, çeşitli propaganda stratejileri kullanılarak, sistemli bir Romanizasyon politikasına hizmet ettiği anlaşılmıştır. Roma tüm bu faaliyetleri ile sınırları içerisinde bulunan pek çok etnik çeşitliliği yalnızca baskıcı siyasi ve askeri otoritelerle değil, aynı zamanda etkili siyasi stratejilerle de bir arada tutabilmiştir. Roma, izlediği bu stratejiler sayesinde egemenliği altındaki pek çok bölgede bütünleşme yönünde bir Akültürasyon süreci yaşanmasını sağlayarak oldukça geniş bir coğrafyada uzun yıllar güçlü bir şekilde hakimiyetini koruyabilmiştir.
Üçgöl kaya odası mezarları duvar resimleri
Üçgöl Kaya Odası Mezarları, Gaziantep İli, Yavuzeli İlçesine bağlı Üçgöl Mahallesi'nin 600 metre batısında yer almaktadır. Gaziantep Müze Müdürlüğünce 2016 yılında yapılan kurtarma kazısı sonucunda Roma Dönemi'ne tarihlendirilen iki adet kaya odası mezarı temizlenerek ortaya çıkarılmıştır. Bu mezar odalarının iç kısımları yüksek kalitede duvar resimleriyle süslüdür. Yapılan bu çalışmayla Üçgöl Kaya Odası Mezarları özelinde kaya mezarları, duvar resimlerinin tarihsel gelişimi, yapım teknikleri ve kullanılan renkler, Roma Dönemi resim atölyeleri ve stil evreleri hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. Ayrıca teze konu olan duvar resimleri Gaziantep, Gaziantep çevresinde ve diğer yerlerdeki duvar resimleri, mozaikler ve stellerle karşılaştırılmıştır.
Arkeolojik kazılar ışığında Hurri Mitannilerin Önasya arkeolojisindeki yeri ve önemi
Ne zaman ve nereden geldikleri tartışmalı olan Hurriler'in M.Ö. V. Bin yılda başlayan Transkafkas göçleri ile Kafkasya'dan, Hazar denizinin güneyinden İran, Doğu Anadolu ve Yukarı Fırat Bölgesi ile Mümbit Hilal'in Doğu Akdeniz kıyılarına kadar ulaştıkları bilinmektedir. M.Ö. II. Bin yılın sonuna kadar varlıklarını sürdüren Hurriler'in göçebe olarak yaşadıkları M.Ö. IV ve III. Binlerde özellikle Erzurum ve çevresinden, Van Gölünün güneyi ile Malatya Aslantepe gibi krali merkezlerde ki varlıkları M.Ö. II. Binde şehir devletleri ile siyasi oluşumları Mitannilerle kaynaşmaları ile birlikte Hurri Mitanni Devletine dönüşmüştür. Arkeolojik merkezlerde yapılan kazılarda elde edilen bulgular ışığında Hurrilerin gelişkin çanak-çömlek formları, ritüel amaçlı antropomorfik ocaklar, at eğitimindeki becerileri, kullandıkları yazı ile ulaştıkları edebi eserler, irdelenmiş ve Önasya arkeolojisinde henüz hak ettiği yeri alamamış Hurri toplumunun ticari, kültürel ve dini yönleri ele alınmıştır. Karaz, Khirbet Kerak, Kura-Aras gibi isimlerle de adlandırılan Hurri kültür ışığını, yerleşimlerde yapılan kazılarda ulaşılan seramik formlarının izini sürerek takip etmiş olduk. Anahtar Kelime: Hurriler, Subartular, Mitanniler, Karaz, Khirbet Kerak, Kura-Aras, Kurgan, Kült Ocaklar, Mitoloji.
Antik Yunan eğitiminde cinsiyet eşitsizliği
En eski zamanlardan günümüze kadar her toplum kültürü, gelenekleri görenekleri gibi sahip olduğu maddi ve manevi bütün değerleri koruyarak, bu değerleri gelecek nesillere aktarabilmeyi ve varlıklarını devam ettirebilmeyi amaçlardı. Bunun için de çocuklara ihtiyaç duyan toplumlar, çocukları daha doğar doğmaz kendi toplumsal değerlerine uygun niteliklere sahip vatandaşlar haline getirmek için eğitmeye başlarlardı. Antik Yunan'da birbirinden farklı kültürel özelliklere sahip iki önemli şehir devleti olan Atina ve Sparta'da kadın ve erkek için sosyal yaşamda ki rollerin birbirinden oldukça farklı olması, her toplumun kendi vatandaşı olan kadın ve erkek bireylerine yükledikleri rollerde farklılıklara neden oldu. Bu durum çocuklara bakış açısının da toplumdan topluma değişiklikler göstermesiyle, çocukların eğitimleri de kadın ve erkeklere verilen rollere göre farklılaştı. Atina'da kadın ve erkek bireyler arasında görülen cinsiyet eşitsizliği, kız ve erkek çocuklar arasında da belirgin bir cinsiyet ayrımı oluşmasına ve çocukların eğitimlerinin birbirinden farklılaşmasına neden oldu. Ayrıca Atina'da bu cinsiyet eşitsizliği mekâna da yansıyarak, ev içinde erkek alanı olarak ayrılan andronlara, kamusal alanda alışveriş, sohbet, felsefe gibi konuşmaların yapıldığı agora ve stoalara, güreşlerin yapıldığı palaistra ile fiziksel eğitimlerin, felsefe gibi konuşmaların yapıldığı gymnasionlara kız çocukları kabul edilmezken, buralar erkek çocukları için önemli eğitim alanları oldu. Sparta'da ise, Sparta'nın içerisinde bulunduğu askeri yapı nedeniyle kadın ve erkek arasında tam bir eşitlik olmasa da Atina'da olduğu gibi belirgin bir cinsiyet ayrımı oluşmadı. Erkek ve kız çocuklarının devlet tarafından zorunlu olarak verilen eğitimi birlikte aldıkları Sparta'da kullanılan mekânlar da erkek ve kadın mekânları olarak birbirinden ayrılmazdı. Anahtar Kelimeler: Antik Yunan, Atina, Sparta, Kadın, Çocuk, Eğitim