
335
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Günümüz sanatında mekana özgü (Site-Specific) kavrayışlar bağlamında yeni mekan stratejileri
Günümüzde mekana özgü enstalasyonlar, çağdaş sanat içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. Sergi mekanına yapılan net ve basit, yapısal ?işgaller? ve mekanın kendisini temel alarak kurgulanmış çalışmalar, günümüz sanatçıları tarafından sıkça kullanılır hale gelmiştir. Bu noktada, sanatçılar ?mekan? kavramına, hem ideolojik hem de biçimsel anlamda yeni açılımlar sağlamaktadırlar. Yeni materyaller ve teknolojik gelişmelerle birlikte, bir sanat yapıtının varlığı ve bulunduğu mekanın, nasıl ve hangi bağlamda bir kavramın odak noktası olabileceği sorusu yepyeni bir boyut kazanmıştır. Sanatçılar, disiplinler arası etkileşimlerden (teknoloji, politika, kurumsallaşma, medya, mimari, tasarım, bilim...) yaralanarak, gerek kamusal alanı, gerekse galeri mekanını, kendi sanatsal kavrayışlarının merkezine yerleştirmekte, ayrıca, mekanı, sanat yapıtı ile izleyicinin aktif olarak bir aradalığını sağlayan bir iletişim aracı olarak kullanmaktadırlar. Böylece, mekana dair yeni kavramların tartılıştır hale geldiği platformlar oluşmakta, ayrıca farklı bakış açıları ve yaklaşımların doğmasına olanak sağlanmaktadır. ?Günümüz Sanatında Mekana Özgü (Site-Specific) Kavrayışlar Bağlamında Yeni Mekan Stratejileri? başlıklı bu tezin amacı, güncel sanat dahilinde, sanatsal alanın kullanımına yönelik yeni mekansal kurgular ve sergileme biçimlerini incelemek, ayrıca bu yeni alternatiflerin gerek biçimsel, gerekse kavramsal boyutta günümüz sanat anlayışına olan katkılarını ortaya çıkarmaktır.
1980 den günümüze çağdaş sanat çalışmalarında değişen mekân algısı
1980 öncesi, Modernizmle birlikte resim sanatı daha önce bağlı olduğu dış nedenselliklerden uzaklaşarak kendi araçlarının doğası ve özniteliklerini yansıtacak yeni bir görsel estetik dil oluşturdu. Buna bağlı olarak resimde mekân kavramı da dış dünyaya ait bir yanılsama olmaktan çıkarak resim elemanları arasındaki ilişkiden kaynaklanan bir biçim/form ilişkisi ve derinlik etkisine dönüştü. Postmodernist sanat, sanat nesnesi ile izleyici arasındaki ilişkiyi yeniden anlamlandırmıştır. Yeni Dışavurumculuk; hem modernist sanatın hem kavramsalcı eğilimlerin dışladığı, gözden düşürdüğü birçok geleneksel unsuru bir dizi ?geri dönüş? mantığında yeniden sahiplenmiştir. Buna karşılık Yeni Gerçekçilik akımının ürünleri de genellikle, dönemin popüler kültürünün içinden seçilmiş nesne ve mekânları anlatan imgelerle ele alınmıştır. 1980 sonrası dönem, galeri mekânı içinde sınırlandırılmış ideal bir anlatım diline karşılık; farklı anlatım dilleri, katmanlar ve disiplinlerin bir arada kullanıldığı ve mekânın sınırlarını taşan, zorlayan çalışmaların yoğunluk kazanmaya başladığı dönemdir. Günümüz sanatında gerçek mekân sanatçının eylem alanı ve gerçek nesne onun aracı [amacı] olarak görülür. Yine bu bakış doğrultusunda kamusal mekânlarda sunulan sosyo-politik projeler ise izleyici etkileşimlidir. Hatta izleyici zaman zaman yapıtın merkezindedir. Üretimin temelinde, bilince etki edecek oluşumlar vasıtasıyla izleyicinin farkındalığını uyarmak vardır. Böylelikle gerçek mekân izleyiciler tarafından sorgulanırken, zaman zaman onlar tarafından oluşturulabilmesi de mümkün kılınır. Bu açık tavır, kitle iletişim araçlarıyla körleşen ve kendi güvenli alanına veya kimliğine hapsolan izleyiciyi bulunduğu mekânla ve diğer bedenlerle iletişime geçmeye iterek yeni bir estetik anlayışı da gündeme taşır. Sonuç olarak, modern anlayışla birlikte ortaya çıkan öznel estetik anlayışı yerini, sanat yapıtının mekânsallaşması ve izleyicinin de bir figür olarak görülebildiği dinamik bir yapıya bırakmaktadır. Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- Mekân 1- Space 2- Postmodernizm 3- Enstalâsyon 4- Çağdaş 5- Algı
Günümüz sanatında ifadeci yaklaşımlar bağlamında belirginleşen desen olgusu
Günümüz sanatını anlamlandırabilmek, çağdaş gündelik hayatın içeriği ile bağlantısını incelemekle mümkündür. Yaşanan kültürel pratiğin tarihi sanat kurumu ile bağlantısının çözülmesi, modernleşmenin her dönem ittiği kültürel özerklik estetiği, modern dünya insanını çağın gereklerine uygun ifade şekillerine doğru yönlendirmiştir. Kültürel süreçle birlikte şekillenen günümüz sanatı; sanatçının kendini ifade şekliyle önem kazanır. Bu çalışmada, ifadeci yaklaşımlar bağlamında yeni algılamalar ve dışavurumsal süreçlerin (1980'li yıllar) günümüze kadar gelişim aşamaları ile biçimlendirilmiş görselliğin ve içeriğin dayandığı lirizm, korku, öznellik, popüler kültür, cinsiyet, din, beden, politika kavramlarının eleştirel anlayışlarla olan ilişkisi incelenmiştir. Ayrıca ifadesel söylem alanında, belirginleşen yeni algılamalar ve dışavurumsal süreçlerin, günümüz sanatındaki eserlerin yorumlanabilmesinde sağladığı katkılarla, yine öne çıkan figüratif tavır ve siyasi algılamaların, çağdaş söylemler dahilindeki kavramsal süreçlere nasıl dönüştüğü irdelenmiştir. Öncelikle, ifadeci anlatımlara yön veren çizgisel anlayışların 2000'li yıllarda öne çıkan isimlerinden Raymond Pettibon, Marlene Dumas, Luc Tuymans, Peter Doig, Wilhelm Sasnal, Neo Rauch, Wilhelm Kentridge gibi sanatçıların; ifadesel söylemleri ve belirginleşen desen ağırlıklı eserleriyle, günümüz sanatındaki etkin konumlarına dikkat çekilmek istenmiştir. Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- Sanat Eleştirisi 2- Desen 3- İfadecilik 4- Öznellik 5- Kavramsal Sanat 6- Lirizm
David Hockney polaroid kolajlarında parça - bütün ilişkisi
"David Hockney Polaroid Kolajlarında Parça-Bütün İlişkisi" başlıklı çalışmada, Pop Art sanat akımının İngiliz Sanatçısı David Hockney'in 1980'li yıllar boyunca ürettiği, Polaroid kolaj ve Fotokolaj çalışmaları incelenmiştir. Hockney'in kendine özgü çizgisinin yansıdığı bu çalışmalar, özgün ve yenilikçi kolaj tekniği örnekleri olarak sanat tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. David Hockney, bu çalışmada ele alınan kolajlarını, fotoğraf çekmeye başladığı dönem ile aynı zamanda üretmiştir. Bu dönemde Hockney birçok fotoğraf çekmiştir ancak, sanatçı arzuladığı sonuçları bu karelerde elde edememiştir. Tek bir anın ve durağan bir perspektifin hakim olduğu bu fotoğraflar, Hockney için üzerinde çalışılması ve geliştirilmesi gereken bir durum teşkil etmiştir. Sanatçı bu eksiklikleri ortadan kaldırmak için, Kübizm akımının etkilerini taşıyan, Picasso ve Braque tarafından sanat tarihindeki yerini alan kolaj tekniği ile fotoğraflarını birleştirerek birçok çalışmaya imza atmıştır. Polaroid fotoğraflarla başlayıp daha sonra 35 mm'lik filmler ile çekimler yapmıştır. Bu çekimlerde aynı görüntünün farklı açı ve kısa zaman dilimi değişimlerinde çektiği binlerce kareyi yeni bir yüzey üzerinde birleştirmiştir. Büyük bir puzzle görünümünü andıran bu kolajlar, izleyici üzerinde şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcı bir etkiye sahiptirler. Bu çalışmada David Hockney'in Polaroid kolajları ve Fotokolajlarının içerik ve teknik özellikleri incelenirken, aynı zamanda sanatçının sanat kariyerinde etkilendiği sanat akımları ve sanat yaşamının diğer evreleri de incelenmiştir. Bu inceleme çerçevesinde dönemindeki gerek teknolojik gerek sosyolojik gelişmelerden etkilenerek ürettiği özgün çalışmalara da yer verilmiştir. Çağdaşlarından yenilikleri takip etme arzusu ve yeni sanatsal bakış açılarını yüceltme cesareti ile farklı bir yer edinen David Hockney'in resim ve fotoğraf sanatına katkıları, bu tezin merkezini oluşturmaktadır.
Çağdaş sanatta estetize edilen şiddet ve kaotik tasvir
Çalışmanın amacı, dünyayı sarsan şiddet ve terör olaylarının, gelişen teknolojiyle birlikte daha da artarak önü alınamaz bir hale gelişi ve bunun çağdaş sanatta nasıl bir karşılık bulduğunun araştırılması ile ilgilidir. Araştırma kapsamında şiddet konusunda, özellikle Hannah Arendt, Yves Michaud ve Walter Benjamin başta olmak üzere birçok yazar ve filozofun görüşlerinden faydalanıldı. Şiddet ve kaotik tasviri konu edinen ve bunu yapıtlarında işleyen sanatçılar yerli ve yabancı literatürlerden araştırılarak tezde örnekleriyle sunuldu. Şiddet olgusunun sanatla ilişkisi bu çalışmada öncelenerek, kavramın antropolojik, sosyolojik ve psikolojik değerlendirilmeleri bu ilişkiyi açıklamaya katkı sağlayacak şekilde sınırlandırılarak ele alındı. Hitler faşizminin propaganda filmlerindeki faşizmin şiddet estetiği, Benjamin'in deyişiyle siyasetin estetize edilmesi irdelendi. Ayrıca, tam karşıtı gibi görülebilecek, sanatta şiddetin kullanılma nedenleri araştırıldı. Bu nedenler arasındaki yüce kavramı özellikle Kant ve Burke'nin görüşleri doğrultusunda incelendi. İkinci Bölümde, kitle iletişim araçlarının çok fazla görüntü ile şiddeti sıradanlaştırarak etkisiz görüntü sunduğu, sanatın ise buna çarpıcı örneklerle karşılık verdiği, görünen fotoğrafın arkasındaki şiddeti ön plana çıkarmaktaki önemi gösterilmeye çalışıldı. Üçüncü Bölümde, şiddetin en üst biçimi olan savaş ve terörün sanatla etkileşimine örnekler verildi. Çağdaş Sanatta şiddetin temsili üzerine sanat kuramcılarının görüşleri ışığında resim, heykel, performans ve sinema gibi şiddetin yoğun ve sık kullanıldığı sanat kollarına değinildi. Bu bölümde, sanatçıların kendi bedenlerini sanat yapıtı olarak kullandıkları, performatif beden sanatı üzerine örneklendirmelerde bulunuldu. Şiddeti gerçek değil de temsili olarak ele alan çağdaş sanatçıların yapıtları son bölümde ayrıntılı bir şekilde yer aldı. Anahtar sözcükler: Şiddet, Çağdaş Sanat, Kaotik Tasvir, Travma Sanatı, Etkisiz Görüntü,
Çağdaş sanatta aktivizm bağlamında Shirin Neshat'ın yapıtları
"Çağdaş Sanatta Aktivizm Bağlamında Shirin Neshat'ın Yapıtları" başlıklı tez çalışmasında: Birinci bölümde, 20. Yüzyıldan önce ve sonrasında Sanatta eylemci yaklaşımları, Çağdaş Sanatta Pop Art, Performans, Feminizm, Situationist International ve Grafitti gibi akımların, Aktivist sanatta kendilerine açtığı alan aralıkları araştırılmış ve detayları ile verilmiştir. İkinci bölümde, 1980 sonrasında meydana gelen Aktivist Sanat etkinlikleri ve Shirin Neshat'ın çalışmaları incelenmiş, sanatta aktivist duruşların, sanatçının birey olarak yaşadığı ortam ve çağından etkilenmesi araştırılıp sunulmuştur. Değişen dünya düzeninde meydana gelen her olaydaki yansımalarının, sanatta nasıl tepkiselliğe dönüştüğü anlatılmaya çalışılmıştır. Meydana gelen savaşlar, ekonomik ilişkiler, değişim ve dönüşümler sonrasında küreselleşme durumun ilerlemesinde ülkelerin sınırlarının açılması, ticaret ve turizmin ilerlemesiyle Avrupa ve Amerika sanatçıların çemberinin dışında olan sanatçılar sanat dünyasında yerlerini tepkisel olarak kurmaya, sorgulatmaya ve evrensel olarak yansıtmışlardır. Bu çalışmanın son bölümünde, Rahileh Rokhsari Azar'in özgün resimsel ifadelerinde dinsel ayrimciliğa sergilenen karşı duruşu, Mevlana, semah ritüeline ait semazen imgesini ve son zamanlarda ülkelerin sınırlarını aşıp evrenselleşen barışçıl duruşu ortaya konulmuş, Rumi'nin anlatılarından yola çıkılarak, birlik beraberlik ve hoşgörü mesajı batı ve doğu arasında gerginlikleri ve bu iki kültür arasında köprü olarak sunulmuştur. Ayrıca tez kapsamında yapılan uygulama çalışmaların oluşum aşamaları ve analizleri yapılmış ve Mevlana'nın kendi çağından günümüze barışçı evrensel düşüncelerinin nasıl bir aktivist rol oynadığı ifade edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Aktivizm, Artivizm, Çağdaş Sanat, Shirin Neshat, Mevlana, Rumi
Dijital çizim ve görselleştirme tekniklerinin desen eğitiminde kullanılması
Sanat ve teknoloji etkileşimi her çağda kendini farklı formlar ve tekniklerle göstermiştir. Antik eserlerdeki sanat ve teknik, günümüzdeki dev bütçelerle yapılan filmlerde ve teknolojik aygıtlarda kendini göstermektedir. Bilgisayar ile gelen dijital devrimin birçok alanda etkili olması, özellikle sanat malzemesi anlamında ciddi bir şekilde hissedilmektedir. Kullanılan teknikler ve üretilen eserler tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çeşitlenmiş ve farklılaşmıştır. Her çağda kendine yeni araçlar bulan sanat, günümüzde en yeni formu olan dijital platform ile karşımızdadır. Bu tez çalışması, desen öğretiminde araç olarak modern çağın ürünlerinden olan dijital çizim ve görselleştirme tekniklerinin (computer art) kullanımını teorik anlamında irdelemektedir. Yazılmış olan bu tez çalışması toplam dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde ortaya konulan fikir ve problem irdelenmiş, konunun önemine dikkat çekilmiştir. İkinci bölümde desenin tanımı ve Türkiye' deki desen eğitimi anlatılmıştır. Üçüncü bölümde dijital sanat kavramları ve uygulamalarına örnekler verilmiş, birebir görüşülen sektör uzmanlarının yorumları eklenmiştir. Dördüncü bölümde Dijital Çizim ve Görselleştirme Tekniklerinin Kullanımına dünyadan ve Türkiye' den örnekler gösterilmiştir. Son olarak ise sonuçlar irdelenmiş ve hızla ilerleyen bu dijital akıma bizim nasıl dahil olabileceğimizin cevabı verilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler; Dijital Çizim, Desen Eğitimi, Sanat Malzemesi
Kadın portresi ve Mabel örneğinde nesne - kadın imgesinin resimsel çözümlemesi
"Kadın Portresi ve "Mabel" Örneğinde Nesne-Kadın İmgesinin Resimsel Çözümlemesi" konulu tez dört bölümde incelenmiştir. "Tarihsel Süreçlerde Kadının Değişen Sosyo-Ekonomik Statüsü" başlıklı Birinci Bölümde; Toplumsal dönüşümlerde kadının yeri ve rolleri, tarihi süreç içerisinde kadın imgesinin ele alınış biçimleri, ilkçağdan modern sanat dönemlerine kadar örneklerle zenginleştirilmiştir. Sanat akımlarının ışığında kadın imgesi incelenmiştir. "Sosyo-Ekonomik Dönüşümlerde "Kadın İmgesi"nin Oluşumu ve Resim Sanatına Yansıması" başlıklı İkinci Bölümde; Tüketim Olgusunun en belirgin özellikleri üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda Resim Sanatındaki kadın imgesi ele alınmış ve tüketim olgusuyla ilişkilendirilmiştir. Üçüncü Bölümde; " "Mabel" Örneğinde Nesne-Kadın İmgesinin Yansıtılma Biçimi" başlığı altında "Mabel" isimli bir sakızın üzerinde yer alan zenci kadın portresi ele alınmıştır. Zenci kadın, reklam unsuru ve ötekileştirme kavramları ışığında araştırmalar yapılmıştır. Reklamın tüketim ile olan ilişki bağlantıları üzerinde durulmuştur. Dördüncü Bölümde ise; "Mabel" örneğinden hareketle oluşturulan özgün ifade çözümlemeleri yer almaktadır. Bu son bölümde tez konusu doğrultusunda ortaya çıkmış resim uygulamaları bulunmaktadır.
Logo - marka ilişkisinde form ve renk anlayışının göstergebilimsel açısından incelenmesi
Yüksek Lisans Tezi çalışma konusu olarak ele aldığımız, "Logo-Marka İlişkisinde Form ve Renk Anlayışının Göstergebilim Açısından İncelenmesi" bu çalışmamız, göstergebilim açısından markalaşma sürecinin incelemeye alındığı bir araştırmadır. Çalışmada öncelikle renk ve formun özellikleri farklı açılardan incelenmiştir. 'Bir marka nasıl oluşturulur, markanın temellerini oluşturan unsurlar nelerdir'in cevapları aranmıştır. Markalaşmanın temeli olan kurumsal kimlik çalışmaları yapılırken dikkat edilmesi gereken noktalara değinilmiştir. Kurumsal kimliğin temel taşı denebilecek kadar önemli olan logo tasarımı yapılırken dikkat edilmesi gereken noktalara değinilerek, renk ve formun bu aşamadaki etkisi örneklerle açıklanmıştır. Çalışmada Saussure ve Pierce'ın göstergebilimsel yaklaşımından hareketle, göstergebilimin temel dayanakları ele alınarak, temel kuramlar açıklanmıştır. Çalışmanın sonucunda, logoda kullanılan renk ve formun, göstergebilimsel açıdan incelenmesi ile marka bilinirliği arasında sıkı bir bağ olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Göstergebilim, renk, form, logo, kurumsal kimlik, markalaşma
1970 sonrası Türkiye'deki sosyolojik değişimlerin Mehmet Güleryüz resimlerindeki renk ve desene etkisi
Mehmet Güleryüz, 1938 yılında Türkiye cumhuriyeti vatandaşı olarak doğmuştur. İçinde yetiştiği ailenin Cumhuriyet öncesi Türkiye'ye ait Osmanlı gelenek ve göreneklerinden gelmesinden dolayı her iki kültürden de beslenerek büyümüştür. Sanatçının Cumhuriyetin ilk yıllarına ait siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel değişimlerden de etkilendiği düşünülerek, bu dönemden itibaren günümüze kadar meydana gelen sosyolojik değişimler gözlemlenmiştir. Türkiye, 1970'li yıllarda siyasi karışıklık ve hareketlilik içindedir. Güleryüz, köklerinin uzandığı Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönem sosyo-kültürel ortamına doğal ve duygusal olarak yakındır. Fakat bu arada içinde büyüyüp olgunlaştığı toplumla da sıkı bağları vardır. Yurtdışında yaşadığı dönemde kendisini, bir arada olduğu Türklerle ve ülkesinin genel siyasi gündemiyle daha da fazla ilgilenmek durumunda hissetmiştir. Mehmet Güleryüz sanat hayatı boyunca resimlerinde, heykellerinde ve performans gösterilerinde toplumsal değişimin izlerini ve sorunlarını yansıtan eserler meydana getirmiştir. Güleryüz'ün kullandığı teknik, eserindeki konu ile birlikte rahatsızlığını iletmek için kullandığı bir araçtır. Toplum içindeki sınıfsal göstergeler, kadın istismarı, doğa tahribatı, siyaset, kişilik bozuklukları, cinsellik, hayvan hakları gibi konular eserlerine konu olan başlıklar olarak göze çarpmaktadır. Sanatçı, bu konulardaki rahatsızlıklarını farklı dönemlerde yapmış olduğu eserleri ile Türkiye'deki sosyolojik olayları çarpıcı şekilde yansıtmıştır. Bu çalışmanın kapsamında bahsi geçen Mehmet Güleryüz'ün çalışmaları irdelenmiş ve kişisel uygulamalarımda yansıtılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mehmet Güleryüz, 70 sonrası, yağlı boya resim.
Kültürel bir öge olarak düğün ve çağdaş Türk resmine yansıması
Çağdaş Türk Resmi, Batılı anlamda uygulama biçimine geçtikten sonra, yurtdışına giden sanatçılar, Avrupa'da aldıkları sanat eğitiminin etkisiyle, farklı his ve duygularını Batılı tekniklerle ifade etmişlerdir. Bu süreçten sonra, Türk resminde kimlik ve özgünlük bunalımı ile karşı karşıya gelen sanatçılar, Anadolu halk kültüründen ödün vermeden Batılı teknikleri, bu tarz konularla sentezleme yoluna gittiler ve ortaya kültürel değerlerin yansıdığı eserler çıkardılar. Türk resminde kültürel temalara yer veren sanatçılar, yaşadıkları coğrafyanın ve sosyal yaşamın görsel değerlerini, başkalaşım ve dönüşüm kavramları ile beraber işleyerek, ortaya zengin görme ve anlatım biçimleri koyarak, gelecek nesillerin beğeni düzeylerine seslendiler. Böylece içinde bulunduğu dünya değerlerini tanıyan, kaybolmaya yüz tutmuş örf ve adetlerin, ressamların resimlerinde yaşatıldığı bir sürecin yaşandığı gerçeği ile yüzleşen bir kitle oluşturulması başarılmıştır. Anadolu'da evlilik müessesesinin kutsallığına inanan toplum, düğün adını verdiği umumi bir törenle kutlama yaparak, sevdiği insanların bu tarihi olaya tanıklık etmesini beklemektedir. Bu törende kültür değerlerinin ön plana çıktığı, bölgelere göre farklılık gösteren uygulama biçimlerinin, törene zenginlik kattığı muhakkaktır. Ressamların ele aldığı konular düğün teması paralelinde incelendiğinde, akılda kalıcı, estetik açıdan form ve biçimlere dönüşen, renk kurgularının önemli birer kültürel vesikalar olduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Hangi akım, tarz ve biçimde meydana getirilirse getirilsin, sanatçı duyarlılığı ile yoğrulan bu eserler, gelecek kuşaklara aktarılacak somut değerlerdir.
Geleneksel çocuk oyunlarının resim sanatında tematik açıdan değerlendirilmesi (Antalya örneği)
Kültür, bir toplumun tarihsel perspektifteki özgün kimliğini oluşturan ve somut ve somut olmayan toplumsal değerleri kapsayan geniş bir kavramdır. Kültür nesiller arası iletişim ile aktarılarak korunur. Bu aktarım somut kültürel miras olarak görülen sanat ve mimarlık eserleri ile olduğu kadar somut olmayan kültürel miras kapsamındaki geleneksel yaşam motiflerinin geleceğe taşınması sayesinde gerçekleşir. Özgün yerel karakterler taşıyan ve dünya genelindeki küreselleşme sürecinin getirdiği dönüşümler ile günümüzde yok olma tehdidi altına giren geleneksel kültürlerde çocuk oyunları somut olmayan kültürel mirasın önemli öğelerindendir. Çocuk oyunları yetişkinliğe giden öğrenme sürecinde önem taşıyan kültürel miras olarak halkbiliminin de evrensel araştırma konularındandır. Somut ve somut olmayan kültür mirasının her dalında olduğu gibi ülkemiz geleneksel çocuk oyunları açısından da zengin tarihsel altyapıya sahiptir. Antalya'nın bu tezde geleneksel çocuk oyunlarının araştırılması için çalışma alanı olarak seçilmesinin sebepleri kentin nitelikli doğal ve kültürel mirası, kıyı ve dağlık bölgelerden oluşan zengin çeşitlilikte coğrafyası ve bilgi kaynaklarının yeterliliğidir. Araştırmanın amaçları çocuk oyunlarını halkbilimi ile resim sanatı arasındaki kesişim noktasında ele alarak konu hakkında ulaşılabilen yazılı bilgileri derlemek, konuyu resim sanatı içerisinde bir tema olarak değerlendirmek ve böylece bilimsel kaynaklardan elde edilen bilgi ve bulguların görselleştirilerek belgelenmesini, sanatsal açıdan yorumlanmasını ve geleceğe aktarılmasını sağlamaktır.
Toplumsal cinsiyet tartışmaları bağlamında günümüz sanatında değişen kadın ve beden imgesi
Kadınlar, feminist yaklaşımlar bağlamında, daha yoğun bir şekilde erkekler tarafından belirlenmiş bir düzende, nasıl sömürüldüklerinin çözümlemesini yapmaya, eleştirel görüşlerini ifade etmeye çalışmışlardır. Bu çabaları onlara bir kadın stratejisi ya da politikası yaratma yolunu açmıştır denilebilir. Ayrıca feministler, görüntünün bir iktidar sorunu olduğunu belirtmiş ve bu meseleyi daha da derinleştirmişlerdir.Buradan bakıldığında feminizmin en büyük katkısı süreç içindeki, temsil ve cinsiyetleştirilmiş öznellik arasındaki ilişkilerin ve bunlar arasında üretken bir aracılığın yapılmasına duyulan ihtiyacın fark edilmesidir. Ele alınan sanatçıların ortak amacı, dişinin sabitliğinin bozulması, merkezi ve güvenli bir şey olarak erkeğin kategorisini garanti eden ?işaretli terim? olarak konumunu değiştirmek olduğu söylenebilir.Bu tür çalışmalar, kadının sanat platformunda görünürlük durumunun ve kadın sanatçı olarak durduğu yerin takibinin getirdiği bir süreç olup, anlatımcı rolünü üstlenmesinin tezahürü olarak ifade edilebilir. Araştırma konusu, daha çok kadın sanatçıların ?kadın bedeni?ne ve bunun paralelinde yer alan, kendi bedenine dair sanatsal tavır ve tutumları çerçevesinde gelişmiştir. Ayrıca, günümüz sanatında ?beden? sürekli gündemde tutulan bir olgu olup pek çok sanatçı tarafından farklı şekillerde ele alınarak, çalışmalara malzeme olmaktadır. Sadece kadın sanatçılarla sınırlandırdığımız konu alanı, kadın sanatçıların bedeni ele alış şekilleri ve nedenleri üzerinden incelenmeye çalışılmıştır. Sonuçta denilebilir ki, bazı kadın sanatçılar, normların parametrelerini ortadan kaldırmak ve kimliğin geleneksel kabullerini kırmak adına kendi bedenlerini ve deneyimlerini marjinal bir şekilde kullanmışlardır. Ayrıca, ?kadınsı? olarak nitelendirilen bazı malzemelerin sanat olarak değerlendirilmesini de sağlamışlardır.
Donald Kuspit ve Jean Baudrillard'da sanatın sonuyla ilgili tartışmalar bağlamında yeni yapıt üretme dinamikleri
Geride kalan yüzyılın son çeyreğinde; kimi sanat eleştrmenleri ve düşünürler tarafından, ortaya atılmaya başlanan sanatın sonunun geldiği söylemlerinin, tüm dünyada pek çok düzlemde kendisine tartışma alanı bulduğu bilinmektedir.Günümüz sanatında hiçbir şeyin bir diğerine karşıt olmadığını savunan Baudrillard, bu durumun gerçek olanla gerçeğin temsili olanın yer değiştirmesine neden olduğuna ve gerçek olanın, kendi yerini benzeşimine terkettiğine dikkat çeker. Trilling'in, Baudrillard'ın görüşüne koşut duran; ?Sanatın, daha önce eşi görülmedik biçimde yayıldığı, eskiden pek anlaşılmayan ya da itici bulunan sanat biçimlerinin kolaylıkla kabul edildiği, popüler ve ticari sanatın, eskiden üst düzey sanat adı verilen şeyle inanılmaz şekilde yan yana geldiği?? açıklaması bazı gerçeklik dengelerinin ciddi anlamda değiştiğini kanıtlamaktadır. Donald Kuspit, ?Sanatın Sonu? adlı kitabında ele almış olduğu sanatın sonu sürecinin kaynağını, bilinçdışının terkedilmesi olarak saptar. Romantizmle beraber başlamış olan bilinçdışının keşfini sanatın esin kaynağı olarak görür ve bilinçdışı kültünün çöküşü'nü sanatın sonuna dair bir tür milad olarak, sonun başlangıcı olarak niteleyen Kuspit, bu çöküşle, hem modern sanatın, hem de sanatın sonunun geldiğini iddia eder.20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan sanatsal/düşünsel hareketler ve bunların resim sanatının süregelen serüvenine etkileri bilinmektedir. Günümüz sanat ortamı, üretme yöntemleri, sanatçının yaratma edimi ve dinamikleri düşünüldüğünde, 1960'tan bugüne sanatın zamanda aldığı yol şaşırtıcı derecede çeşitlilik arz etmektedir. Modernist resimle başlayarak sanat eserinde meydana gelen kırılmaya değin geçen sürecin hareketlendirdiği periyot, içerik itibariyle sanat karşı-sanat flörtünü bünyesinde barındırmaktadır. Bu paradoksun ortaya çıkardığı tabloya bakılarak sanat ortamlarının çeşitlendiği söylenebilir. Ancak bu çoğulluğun zenginleşme mi, yoksa bir tür yığınlaşması mı olduğu sorusunun cevapsız kaldığı da aşikardır.
Azerbaycan resimli halılarının kompozisyon özellikleri
Azerbaycan halı sanatı oldukça eski ve zengin mirasa sahiptir. Tarih boyu gelişen siyasi olaylara, zorluklara ve mahrumiyyetlere rağmen, Azerbaycan halkı kendi milli halıcılık geleneklerini daha da saflaşdırmış ve bu gelenekleri nesillerden nesillere getirmiştir, halkın günlük yaşamında varlığını sürdürmüştür. Tez konu seçiminde de, devam eden bu geleneksel kültür ürününü ayrıntılarıyla inceleyerek daha yakından tanınması amaçlanmıştır. Bakü'de yaşıyor ve bu kültürü tanıyor olmam tez konusu seçimimde etkili olmuştur. Araştırmanın evrenini Azerbaycan resimli halıları oluşturmasına rağmen çalışmamız çok eski ve geniş tarihe sahip halıcılığı da ele almıştır. Araştırma ve incelememizde, Azerbaycan'ın halı sanatı ve özellikleri hakkında özlü bilgiler verdikten sonra, Azerbaycan Resimli Halı sanatı üzerinde durduk. Değişik örnekler tesbit edip, 14 ayrı halıyı inceleme altına aldık. İncelenen örneklerin tarihlendirmeleri ve bugünkü durumları, boyutları, kullanılan malzemesi, rengi, motif ve figürleri, konu ve kompozisyon yönlendiren özellikleri ile ilgili verileri toplayarak döküm tablolarında değerlendirdik, tesbitlerimizi gösterdik. Yer yer düşüncelerimizi de eklemeyi uygun gördük. Araştırmada nitel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Bu araştırma tekniği dahilinde ilgili veriler çeşitli müze ve kütüphanelerde yapılan literatür taraması sonucu, kolleksiyon sahipleri ve halı dokuyucuları ile karşılıklı görüşmeler sonucu elde edilmiş, Azerbaycan Halı Sanatı kaynakları, makale, tez çalışmaları, sanat dergileri, konuyla ilgili gazete haberleri, kataloglar ve dergiler incelenmiştir. Kitap, dergi gibi yazılı kaynaklarda bulunmayan bilgiler için internet ortamından faydalanılmıştır. Tez araştırmamız sürecinde, Azerbaycan resimli halılarına adanmış kompleks bir araştırmaya rastlamadık. Bu yüzden böyle bir araştırmayı lüzumlu gördük. Hazırladığımız tezin bu konuya az da olsa, ışık tutacağına ve Azerbaycan resimli halıları ile ilgili yapılacak diğer çalışmalara kaynak olacağına inanıyoruz.
Etik ve estetik bağlamda resimde çıplak figür
Etik Ve Estetik Bağlamda Resimde Çıplak Figür
Resim sanatında bir ifade unsuru olarak kent imgesi
"Resim Sanatında Bir ifade Unsuru Olarak Kent İmgesi" başlığı altında hazırlanan bu çalışmada, kent konusu üzerinde yaptığım araştırmalar ve bu konudaki çalışmalarıma yer verilerek, özellikle Batı Resmi'nde İzlenimcilik ve sonrasındaki bazı sanat akımları içerisinde kent konusunu ele alan sanatçılara değinilmiştir.İlk olarak kentlerin ortaya çıkış süreçleri incelenmiş, Sanayi Devrimi'nin gerçekleşmesiyle, teknoloji, fikir ve sanat alanındaki yeniliklerle birlikte ortaya çıkan kentlere değinilmiştir. Teknolojinin akıl almaz bir şekilde ilerlemesi ve beraberinde nüfusun artmasıyla birlikte, kentlerin hızla büyümesinin mimariye olan etkileri de incelenerek, kentleşme sürecinde yaşananlar anlatılmıştır.Sanayi Devrimi'nin etkisiyle, fiziksel çevredeki değişikliklere değinilmiş ve değişen kent düşüncesiyle birlikte sanatçıların eserlerindeki kent konusuna bakılmıştır. Özellikle Batı Resmi'nde, Sanayi Devrimi'nin gerçekleştiği dönem olan 19. yüzyılın ikinci yarısı ve sonrasındaki kent yorumlarına değinilmiştir. Bu dönem içerisinde Empresyonizm, Kübizm, Sürrealizm, Yeni Dışavurumculuk, Foto Realizm, Pop Art gibi sanat akımlarından etkilenmiş olduğum sanatçılara ve bu sanatçıların tuvallerindeki kent görünümlerine yer verilmiştir.Son bölümde ise, 1996 yılından beri ilgilendiğim bir tema olan `kent' konusunun bir ifade unsuru olarak tuvalimde ne şekilde yer aldığı açıklanmış ve kent yaşamının benim üzerimdeki etkileri anlatılmıştır. Kent görünümlerini farklı bakış açıları içerisinde resmederken fotoğrafın da önemli bir yeri olduğu belirtilmiş ve bir zaman sürecine bağlı olarak bu görüntülerin her ışık altında değişik yorumlarla çalışmalarıma yansıdığı anlatılmıştır.
Bir kriter olarak resimde sahicilik ve samimiyet problematiği
ÖZETSanayileşmenin toplum hayatı üzerindeki en büyük ve olumsuz etkisi, insanların üretimleriyle birlikte kendilerine ve çevrelerine yabancılaşmaları olmuştur. Kendi uzmanlık alanlarında sıkışıp kalan insanlar yalnızlaşmışlar ve duyarsızlaşmışlardır.Bu döneme kadar sanatın bilinmezliğe ve dolayısıyla dine olan bağlılığı, bilimsel ilerlemeler ile zayıflamış ve günümüze yaklaştıkça da tamamen dinden kopmuştur. Gerçekliğin algılanışındaki değişiklik sanatın da oluşumunda etkili olmuştur. Aydınlanma ile birlikte dinden kopan sanat, kendi döneminin gerçeğinden hareketle sosyalleşir. Ancak bu beraberinde sanatın etik ve estetik sorunsalının yeniden tartışılmasını gündeme getirir.Sanat eserinin etik ve estetik açıdan irdelenmesi onun biçim ve içeriğiyle ilintilidir. Estetik, sanat eserinin biçimsel yönünü temsil ederken; etikte onun insanla ilgili olan anlamını temsil eder. Samimiyet kriteri, sanatın öz ve biçim olarak iki yönünün organik bir bütün oluşturmasını garantiler. Etik bir kriter olarak samimiyet sanat eserine üretim sürecinde dâhil olur. Eserin izleyiciye aktarılarak iletişime girmesini sağlayan; üretim sürecinde eser ile sanatçı arasındaki samimiyettir.Samimi bir eserin karşısında Baudrillard'ın simülasyon kuramı ile açıkladığı sahte sanat eseri vardır. Simülasyon olarak sanat eserinin etik yönü iptal edilmiştir ve salt estetik yönü ile vardır. Hayata dair hiçbir göndereni ve temsil ettiği bir gerçeklik yoktur.Sanatın anlamını kaybettiği yabancılaşma ortamında, onun tekrar hayatla ve insanla olan bağını kurmak adına, samimiyet sanat eserinin yaratımında önemli bir kriter olarak değerlendirilmelidir. Sanatın tarihsel olarak gelişiminde etik olan yönü mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Etik ve estetiğin irdelenmesi onların birbirlerinden bağımsız olmalarını değil organik bir bütünlük oluşturmalarını sağlamalıdır. Samimiyet; biçim ve özün bütünlüğünü sağlayan vazgeçilmez bir kriterdir.
Sophie Calle örneğinde kamusal alanda sanat ve mahremiyet olgusu
20. yüzyılın başlarında, toplumsal yaşam ve insan ilişkilerinin modern kentlerde içi içe geçtiğini görmekteyiz. Kalabalıklar içerisinde sıkışıp kalan insanlar, ne yaşadığının farkında değildir. İnsanın çevresiyle ve algısıyla olan ilişkisini güçlendiren bu durum, kişinin kendisine yeni yaşam kurguları oluşturmasına olanak tanır. Böylece, dünyaya ait anlatıları olduğu gibi yansıtma durumunda ise sanat, gerçeklikten ayrılamayacak bir durum haline gelebilmektedir.Anonim kent olgusu içerisinde kimliksizleşen birey, alışmış olduğu dünyasında bir `öteki' haline gelir. Her gün tekrarlanan ritüeller, yeni küçük eklentiler ve farklı çözüm arayışlarıyla şekillenen modern insan, bir yandan `fark edilen' bir yandan da `izole edilmiş' konumdadır. `Öteki' lerin birbirleriyle iletişime geçme veya hayatlarına girme teşebbüsü ise mahremiyetin sınırlarını ortadan kaldırır. Bu durum, insanın kendi yaşantısını başkalarına göstermek ya da diğerleri diye nitelendirebileceğimiz kişileri ortak hikayeye dahil etme isteğini doğurur.Anlatı oluşturma arzusu, modern çağın insanını kişisel deneyimler çerçevesi içerisinde keşfe çıkarır. Günümüz yaşamında sıkça karşılaştığımız bu merak duygusu, metropolleşmiş şehirler altında yatan hikayeyi sanat nesnesi haline dönüştürür. Bu noktada sanat deneyimi hakikatten beslenerek, kendi anlatısını oluşturur.Zorunlu olarak yaşamak durumunda olduğumuz kamusal alanda hem aşina olduğumuz hem de hakkında hiçbir şey bilmediğimiz yabancılar, kentin görünmez yüzleridir. Toplumsal yaşamda takip etme isteği uyandıran ?onlar? diye tabir ettiğimiz bu kitle, sanat arayıcılığıyla ortak döngüye dönüşmektedir.
Millî kimliğin inşa sürecinde Çağdaş Türk sanatı
Bu çalışmada, Çağdaş Türk Sanatının millî kimlik inşasındaki rolü incelenmiştir. Çağdaş Türk Sanatı, geleneksel Türk sanatı ile modern sanatın harmanlanması yoluyla oluşmuştur. Türk kültürüne özgü motiflerin Batılı tekniklerle kullanıldığı Çağdaş Türk sanatında, Türk kültürü, tarihi ve sosyal yapısını yansıtan eserler yer almaktadır. Bir milletin düşünce ve yaşam biçimini belirleyen, gelenek ve göreneklerini şekillendiren, toplumsal değer yargılarını oluşturan millî kimlik, dil ve tarih unsurlarıdır. Çağdaş Türk Sanatı, Türk milletinin öz değerlerini merkeze alarak millî kimliğin inşasına katkı sağlamıştır. Çalışmada, ulus devlet inşa sürecinde özellikle erken Cumhuriyet döneminde ortaya konulan politik meselelerin izdüşümünden yola çıkılarak kimlikli Türk resminin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın anlaşılabilmesi açısından Türk modernleşmesinin tarihsel süreci ve erken Cumhuriyet döneminde ortaya konan politik dönüşüm ve bu düşüncenin sanatsal yolla işlenmesi üzerine bilgi verilmiş, daha sonrasında Kimlikli Türk Resmini merkeze alan sanatçılar ve eserleri hakkında çıkarımda bulunulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma, millî kimlik inşası sürecinde sanatın etkisi ve önemini anlamak için bir başlangıç noktası olmakla beraber, Türkiye'nin tarihsel ve kültürel geçmişindeki sanat eserlerinin incelenmesi de bu çalışmanın bir parçasını oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra, çalışmada Çağdaş Türk sanatının modernleşme ve küreselleşme ile olan etkileşimi de ele alınmıştır.
Sanatta ruhsal bir bütünlüğün temsilcisi olarak doğa
Güncel anlamda görsel sanatlarda doğa ve ruhsallık kavramlarını ele almak sanat tarihsel bir perspektifi gereksinir. Tarihsel olarak bakıldığında bu kavramlar bizi sembolizm ve onun muştuladığı romantizm akımlarına ulaştırır. Bu doğrultuda bir çalışma günümüze kadar uzanan bir izlek oluşturmayı mümkün kılar.Sembolizm düşe ve imgeleme yaklaşımıyla gerçeğin görünümlerini sorgulayan bir iç dil geliştirmiştir. Rüyalar, fanteziler ve bilinç dışı bu ifade için ona kaynaklık ederken, doğayı derinlemesine ruhsal bir kavrayışla ifade etmede esin vermiştir. Mistisizm, ölüm, erotizm, öte dünya, mistik varlıklar ve gizemli olan, ifade edilemeyen her şey sembolizmin ilgi alanına girmektedir. Uzamla bağını koparmış, fantastik ve düşsel dışavurumu ifade etmede imge bilinçdışı yeni bir boyut kazanmıştır. Bu içeriğin ve dilin romantizmi şekillediğini ve öncülü bir doğaya sahip olduğunu söylemek mümkündür.Romantizmle birlikte özellikle doğa, metafizik anlamlar kazanarak, manevi arayışlara eşlik eden, ruhsal özgürlüğün sembolü haline gelmiştir. Duygularla, düş gücüyle, melankoli ve nostalji ile özdeşleşmiştir. Aşkınlık ve sınırsızlığı ifade etmek için yeni bir ruhsal bütünlüğün temsilcisi olarak gündeme gelir. Panteizme yaklaşan bir tavırla doğa tanrısal varoluşa ulaşmanın yüce duyguların sembolüdür. Günümüzde hala pastorallik benzer duygusal çağrışımları akla getirir.Günümüz sanatında birbirine girift ele alınan doğa ve ruhsallık kavramları tarihsel bağlamı içerisinde ele almak ilişkisel anlamda önem taşır. Farklı medyalarla iş üreten birçok güncel sanatçıda, üretimin şekillenmesinde bu birikimin ve esinin izlerine rastlıyoruz.
Lirik soyut söylem
İki büyük dünya savaşını acılarla geride bırakan 20. Yüzyıl insanı için bu çağ, derin bir yabancılaşmayı, duygu yitimlerini, modernizm ve usun insanın doğasıyla ihtilafa düşen egemenliğini temsil ediyordu. Sanata da hiç şüphesiz yansıyan bu durum, onu kendiliğinden bir yol ayrımına getiriyor; her türlü yanılsamaya ve temsili ifadeye karşı çıkan sanatçı, ruhunu özgür kıldığı ve soyutu uç noktalara taşıdığı yeni bir söylem geliştiriyordu.1945 sonrası soyut sanat yönelimleri arasında, söylem gücünü sezgiden alarak içe bakışı derinleştirdiği felsefesi, büyük bir duygusal coşkuyla ortaya koyduğu kural tanımaz sanatı ve bireyselliğini göklere çıkardığı ayrıksı tutumu ve isyankar tavrıyla lirik soyut, Avrupa sanatı içinde hızla yayılan etkisiyle ayrıcalıklı yerini kaçınılmaz bir şekilde alır. Diğer yönelimlerden farklı olarak sanata yeni, özgün ve bir o kadar da asi bir ruh getirir ve en az resmin kendisi kadar resim yapma sürecinin, eylemin önemi üzerinde durur. Bu yaratıcı edime, özdevinim ve çağırışımlar ilkesine dayalı otomatizmle hız kazandırarak bilinci devre dışı bırakıp, bilinçdışı ve bilinçaltının gizemi ve zenginliğine ulaşılmaya çalışılır ve böylece rastlantının da yapıttaki yerini alması sağlanır.Coşkusal ritmi, renk duyarlılığı ve malzeme estetiğiyle hayli özgün çizgideki yapıtları bünyesinde toplayan lirik soyut eğilimlerin çağdaş Batı resim sanatındaki başlıca temsilcileri Georges Mathieu, Jean ? Michel Atlan, Wols, Hans Hartung, Serge Poliakoff, Jean Fautrier, Roger Bissiere, Jean Dubuffet, Zao Wou ? Ki ve Vieira da Silva'dır.Çağın yaftalarına karşı duruş sergileyen ve bireyselliği farklı yönleriyle mercek altına alan Psikanalizm'den Uzak Doğu sanatı ve felsefelerini, varoluşçuluktan yabancılaşmaya ve ben/lik arayışlarına kadar pek çok görüş, yöntem ve felsefelerden doğası gereği uzak kalmayan lirik soyut sanatçı, bunlarla dayanak noktalarını sağlamlaştırarak, entelektüel anlamdaki farklılığını bir kez daha ortaya koyar.
Dışavurumculuk ve 1980 sonrası Türk resim sanatındaki yayılımı
XX. yüzyıla damgasını vuran Dışavurumculuğun günümüze kadar gelmesindeki en önemli etken kuşkusuz bir akım olmasının ötesinde bir ifade biçimi olarak ortaya çıkmasıdır. Modern sanatın akımlarından olan Dışavurumculuk, 20.yüzyıl içerisindeki seyri göz önüne alındığında üç dönem olarak bölümlendirilse de, bireyin dolayısıyla, sanatçının kendisini ifade etme pratiği olarak tüm çağlara yayılabilmektedir. Dışavurumculuğun 20. yüzyıla özgü bir nitelik olduğu gerçekliğinden yola çıkıldığında, modern dünyadaki değişim ve gelişimlere paralel olarak değişim/dönüşüm yaşaması ve tepkisel bir akım olarak ele alınması doğal karşılanır. Çünkü tepki değişmeyen bir gerçekken tepkiyi ortaya çıkaran şartlar ve nedenler sürekli değişir. Dışavurumculuk aynı zamanda burjuva döneminin bir eseri olan İzlenimcilikteki, gözler konuşmaz sadece seyreder: soruyu duyar ama cevap vermez, kulağı vardır ama ağzı yoktur savunusunun aksine dışavurumcular; insanlığın ağzına vurulmuş kilidi söküp atar. İnsanı basit bir alete dönüştüren, kendi işinin aracı haline getiren makinelerin hizmetine sokup onu duygusuzlaştıran, ruhsuzlaştıran uygarlığa karşı bir tepkidir. Makineleşmenin ve düzenin eline geçmiş olan insanlığın geri kazanılma çabasıdır. Dışavurumcuğu takiben aynı yıllarda birçok yeni akımın çıktığını görürüz, fakat, Dışavurumculuk, teknik, anlatım, konu ve içerik açısından kendisini yenileyerek sürekli gündeme gelmiştir. 1910'larda ki ilk anlatımcı, figürcü Dışavurumculuğun yerini 1930'lara gelindiğinde Soyut Dışavurumcular alır ve 1960'lara değin sanat piyasasındaki etkinliklerini korurular. Bu yıllardan sonra sanatın gündemine yeni oluşumlar oturuverir; Hazır yapıt (ready made) nesnelerin sergilenmesi, düzenlemeler (enstalasyon), performanslar, güncel sanat (Pop-art) vb Modern dönemin bu öncü sanatlarının yerine, Postmodern dönemin, İtalya'da Benito'nun desteklemiş olduğu, yeni öncü(transavangarad), Beuys'un mirasını devralan ve öncülüğünü Alman Kiefer ve Baselitz'in yapmış olduğu Yeni Dışavurumculuk(Neo-Expresyonizm) gelir. Dolayısıyla dışavurumculuğu bir akım olarak değerlenmek yerine, bir ifade biçimi olarak ele almak daha doğru olacaktır.
Bireysel tercih olarak resimde yaban düşünce ve primitivizm
Yabancılaşma, modern insanın toplumsal alanda yaşadığı en önemli sorunsaldır. Olgunun modern sanattaki tepkisel yansıması ise, ifadenin en yoğun dışlaştırıldığı primitivizm ve dışavurumculuk akımlarıdır. Endüstri devrimi sonrası romantiklerle başlayan duygucu tepkisel duruş, l. ve ll. Dünya savaşları sonrasında Primitivist ve dışavurumcu tepkilerle sanat alanında yansıma bulmuştur.Primitivizm akımının ortaya çıkmasındaki bir başka etken ise kolonilerin yaşamlarının ve kültürlerinin, modern bunalıma alternatif olarak algılanmasıdır. Kaya resimleri, Okyanusya ve Afrika ilkellerinin süslemeleri, ifadenin saflığı ve samimiyeti bağlamında modern sanatçıya önemli bir ilham kaynağı olmuştur. Burjuva kültürünün plastik sanatlardaki yansıması olan modernizm ve tüketim kültürü, özgürlük söylemlerinin altında paraya dayalı özgürlük ve varoluş ironisini barındırmaktadır. Günümüzde sanat kurumunun içinde bulunduğu durum, piyasa ekonomisinin dinamikleriyle biçimlendirilmektedir. Öznel ifade biçimlerinin üretim yöntemi olarak benimsendiği günümüz sanatında ortaya çıkan parçalanma, yabancılaşma ve kavram kargaşasını da beraberinde getirmektedir.Bu bağlamda resim sanatında yoğun öznel ifadeciliğin ortaya çıkardığı karmaşaya, ilkel insanların iletişimsel kaygılarla gerçekleştirdikleri kaya resimleri sorunsala öznel yaklaşım anlamında çözüm olarak önerilmiştir. Resimlerin gerçekleştirilmesinde kaya resimleri referans alınmıştır. Tez kapsamında incelenen sanatçılar; kişisel etkilenimin yanı sıra, varoluş ve yabancılaşma sorunsalına bireysel duruş ve ifadeciliğiyle çözüm üretmiş sanatçılardan seçilmiştir.
Çağdaş figüratif resimde geleneğe dönüş ve yeni-eski ustalar
20. yüzyılın ilkyarısında plastik sanatlarda yaşanan büyük değişimlerin temelini avandgarde sanata bağlı kavram ve düşünceler oluşturmuştur. Bu değişimler 1960'lı yıllarda birbirinden farklı eğilim, grup ve akımlarla kendini göstermiştir. Sanat, artık kendini sorgulayan, kendine ait tanımları yeniden ele alan, felsefenin asli görevi olan kavram üretmek işini üstlenmiştir. Dolayısıyla ?1960 sonrası sanat? çağdaş sanatın kendine özgü dönemlerinden biri olarak değerlendirilmiştir.Yüksek kültürün savunucusu olan Adorno, popüler kültürle yüksek sanatın iç içe geçirilmeye çalışıldığını, ancak kültürün hakiki içeriğinin bu nedenle yok olduğunu savunmuştur. 1960'lı yıllarda oluşan pop sanat mekanik çağın sıkıntısını, sanatın yüzeyselliğini ve kapitalist toplumda resmin bir meta haline dönüşünü konu olarak almıştır. 1970'lere gelindiğinde ise kapitalist sisteme tepki olarak doğan Minimalizm ve Kavramsal Sanat resmin düşünsel ve biçimsel açıdan geldiği son nokta olarak değerlendirilmiştir. Plastik sanatlarda 1970'lere kadar süren formalizmin ardından 1980'lerde giderek yoğunlaşan figüre dönüş hareketi yaşanmıştır.Bu dönüşümün nedeni olarak 1940'lardan itibaren Clement Greenberg'ün önderliğinde tekdüze devam eden biçimcilik anlayışına karşın sanat çevresinde duyulan tepki ve 1980'lerde görülen sosyo-ekonomik gerçeklikler olarak gösterilebilir. Bu dönemde figüre dayalı olarak Yeni Figürasyon, Foto Realizm, Neo- Ekspresyonizm ve Grafiti sanatı oluşmuştur. Sanat, Minimalizm ve Kavramsal Sanattan sonra bir kez daha temsili resme geri dönerek duygunun ve estetik güzelliğinfarkınavarmıştır.Donald Kuspit, 1990'larda eski ustaların maneviyatını ve hümanizmini, modern ustaların yeniliği ve eleştirelliği ile birleştiren Yeni Eski Ustalar Sanatını tanıtmıştır. Onlar ironik bir ifade yerine kalıcı bir sanat eseri yaratmayı amaçlamışlardır. Ayrıca, resimde estetik güzelliğin yanı sıra duygununda ön planda olması gerektiğini savunmuşlardır. Aralarında Odd Nerdrum, Joseph Raffael, Paula Rego, Lucian Freud, Vincent Desiderio, Eric Fischl gibi sanatçıların bulunduğu bu grup, işlerinde tam olarak usta, geleceği gören hümanistlerdir.
Güncel sanatta bellek üretimi yeni arşiv ve haritalandırma pratikleri
Bir köşede sanat endüstrisi alanında büyük şirketler ve ticari oluşumlarca desteklenen güçlü kurumsal yapılar, diğer köşede ise sanatçılar, yazarlar ve küratörlerin öncülük ettiği bağımsız oluşumlar; her ikisi de günümüzde sanatın belleğinin üretilmesi ve tarihinin yazımı adına birer taraf niteliğindedir. Bağımsız ve kar amacı gütmeyen yapıların, sanat endüstrisi tarafından belirlenmiş, işaretlenmiş alanları genişletme, değiştirme çabaları güncel sanatın özgürleştirilmesi adına önemli bir denge unsurudur. Günümüzde sanatın alternatif bir zeminden, kolektif bir şekilde üretilmesi ve sonrasında kayda geçirebilmesi bu bağımsız bünyelerce geliştirilen stratejiler sayesinde daha da görünürlük kazanmıştır.İnternet sayesinde açılan yeni zemin, getirdiği olanaklar, özgürlükler ile bellek üretimini dönüşüme uğratmıştır. Bu süreç, nasıl bir depolamaya ihtiyaç duyabileceğimiz, paylaşım ağlarını ne şekilde genişletebileceğimiz soruları ile tartışma alanlarımıza geri döner. Tüm bu sorular bir çok alanda olduğu gibi, güncel sanat ortamına da dahil olacak ve yeni düşünce pratiklerine yol açacaktır.
Erol Akyavaş'ın gelenekle somutlaşan resimlerinde karşılaştırmalı kompozisyon çözümlemeleri
Bu çalışmadaki amaç, Erol Akyavaş resminin analizine farklı bir yaklaşım ve bakış açısı getirerek sanatçının eserlerini kompozisyon kurguları açısından sınıflandırarak, bu kompozisyon kullanımlarını geleneksel kaynaklarla karşılaştırmak ve resimlerinin analizine daha farklı bir bakış açısı getirerek akademik literatüre katkıda bulunmaktır. Bu tez çalışması dört bölümden oluşmaktadır.İlk bölümde Erol Akyavaş?ın kompozisyon kurgularının karşılaştırılacağı Tezhip Sanatı ve minyatürler hakkında literatür taraması yapılarak Tezhip ve Topografik minyatürlerde kullanılan kompozisyon kalıpları saptanmıştır. Tespit edilen kompozisyon kullanımları ile ilgili örnekler verilerek çözümlemeleri yapılmıştır. İkinci bölüm ise Erol Akyavaş?ın yaşamı ve sanat anlayışı incelenmiş, yaşam felsefesi ve sanat anlayışı arasında bir bağ kurularak geleneksel etkili resimlerinde, gelenekle ilgili nelerden daha çok etkilendiği ve bu etkileşimleri sanatına nasıl taşıdığı anlaşılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde Minyatür ve Tezhip Sanatı incelenerek, kullanılan kompozisyon kalıpları saptanmıştır. Akyavaş?ın geometrik kurgulu kompozisyonlarıyla, Tezhip sanatında kullanılan kompozisyonlar birebir karşılaştırılarak benzerlikler saptanmıştır. Mimari kurgulu resimlerinde özellikle topografik minyatürlerden etkilenen Akyavaş?ın bu tip resimlerinin kompozisyonları da topografik şehir minyatürleriyle karşılaştırılarak çözümlemeye çalışılmıştır.. Ayrıca sanatçının sıkça kullandığı bazı formların da minyatür kaynaklı olup olmadığı incelenerek, sanatçının minyatür sanatına ait bazı formları kendi sanatında nasıl dönüştürdüğü ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Dördüncü ve son bölümde ise uygulama çalışmaları yer almaktadır. Tez yazımı sırasında elde edilen bilgiler ışığında, Hat, Tezhip ve Tasavvuf Felsefesinden de faydalanılarak özgün bir üslup oluşturulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda Erol Akyavaş?ın topografik minyatürlerden kompozisyon düzeni ve imgesel anlamda nasıl etkilendiği, Hat sanatındaki kaligrafik formları kullanımının yanında Tezhip Sanatındaki kompozisyon kullanımlarından nasıl etkilendiği ve sanatına nasıl yansıttığı araştırılmış, Akyavaş resmi analizinde karşılaşılan genel saptamaların dışında birebir ve somut karşılaştırmalar yapılmış, geleneği, sanatçının üslubuna nasıl ve hangi noktada dahil olduğu anlaşılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gelenek, kompozisyon, minyatür, tezhip
Bir imge olarak gazete ve "duyarsızlaşma" kavramı üzerine plastik çözümlemeler
Gazetenin günlük yaşamımıza girmesiyle başlayan iletişim süreci, hızla gelişerek biçim ve boyut değiştirmiştir. Boyutun farklılaşması kimi zaman olumlu kimi zaman da olumsuz olarak değerlendirilebilir. Kültür emperyalizmine köle olan bir takım dinamikler olumsuz değerlendirmenin başrol oyuncularıdır. Sömürülen hayatlar medyanın da süzgecinden geçerek akıl almaz bir ironiyle yeniden bize silah gibi doğrultulmaktadır. İmgeler bombardımanına maruz kalan yeni dünya insanı, metropol hayatının kalabalığında yalnız kalmakta ve günden güne iç ışığını söndürmektedir. Bireysel yalnızlığa sürüklenen metropol insanı, sosyolojik ve psikolojik anlamda birer robota dönüştürülürken gazetelerin 3. sayfaları arasında sıkışıp ironik bir şekilde tüketimin nesnesi halini almaktadır. Aynı kaderi paylaşacak kurbanlar da tüketimin izleyicisi haline dönüşmektedir. Günden güne algılar kapanmakta, aynılaşan bireyler yaratılmaktadır. Hazırlanan tez toplam beş bölümden oluşmaktadır. İlk iki bölümde; kitlesel iletişim araçları ve tarihsel süreçleri anlatılmaktadır. Üçüncü bölüm; duyarsızlaşma kavramının, 3. sayfa gazete haberleri üzerinden toplumsal sosyoloji ve psikoloji alanları bağlamında değerlendirilmesine ayrılmıştır. Dördüncü bölüm; Türkiye?de gazeteyi sanat nesnesi olarak kullanan sanatçılara, son olarak beşinci bölümde ise tez bağlamında yapılan çalışmaların değerlendirilmesine yer verilmiştir. 3. sayfa gazete haberlerinin sanatın bir konusu haline getirildiği bu tezde popüler kültür paradoksu, geçmiş, an ve gelecek üçgeninden kişisel ve toplumsal enstantelerle yeniden kurgulanmaktadır. Zamansal bir doğru oluşturularak, izleyiciyi toplumsal kör noktalara yeni bir gözle bakmaya davet ederken, aynı zamanda birey, `duyarlı? duyarsızlıklarla örülü kişisel tarihine doğru bir yolculuğa sürüklenmektedir, izleyen-izlenen ilişkisini çocukluk, ölüm, masumiyet, cinnet ve mahremiyet kavramlarını yeniden sorgulayarak, gündelik hayatın eleştirisi, imgesel bağlamda sanatçı duyarlılığı ile gerçekleştirilmektedir.
Alman yeni nesnellik (Neue Sachlichkeit) akımının çağdaş resme yansımaları ve leipzig okulu sanatçıları
Yeni Nesnellik, Alman Resim Sanatının daha az bilinen ve daha az üstünde durulan bir boyutu olmuştur. Bunun nedenlerinden birisi, soyut ve soyutlama kavramlarını daha ön planda tutan yakın dönem sanat tarihi yaklaşımlarıdır. Diğeri ise, Nazi rejimiyle birlikte ortadan kalkan, kısa sürmüş Weimar Cumhuriyeti süresince varlık gösterebilmiş bir sanat akımı olmasıdır. Bu çalışmanın temel amaçlarından birisi, günümüz sanatında tekrar gündemde olan tuval resmi ve özellikle de temsile dayalı resim anlayışı için referans olduğu düşünülen Yeni Nesnelliğin hak ettiği ilgiyi görmesini sağlamak ve belli başlı sanatçılarıyla birlikte tanıtmaktır. Alman Toplumu kendi tarihi boyunca Cermenizm ideali peşinde olmuş ve ulusal birlik sorunlarıyla mücadele etmiştir. Kuzey sanatının ifadeci özellikleriyle birleşen bu toplumsal veriler, Alman sanatını tutkulu, ateşli ve etkili kılmıştır. Alman sanatını etkili kılan bu özellikler, nesnelliği ve yansızlığı amaçlayan Yeni Nesnelcilikte bile içten içe varlığını hissettirmiştir. Yeni Nesnellik / Neue Sachlichkeit, yirminci yüzyıl resminin git gelleri içinde tekrar tekrar gündeme gelen gerçekçilik ve figür resmine dönüş aşamalarında önemli referanslardan biri oldu. Pop Sanatın resimsel boyutu ve Foto-gerçekçiliği etkilemesinin yanı sıra Yeni Gerçekçilik, Büyülü Gerçekçilik gibi akımlara da kaynaklık etti. Ayrıca 1990'ların sonuyla birlikte yükselişe geçen ve Dünya sanat gündemine oturan Leipzig Okulu sanatçılarının figüratif ve gerçekçi yaklaşımlarının geri planında Yeni Nesnelci gelenek varlığını hissettirmiştir. Gerçekten de, Leipzig Okulunun geleneksel ve klasik resim eğitimi anlayışı ile Yeni Nesnelci tutum çok fazla çelişmeden örtüşmüş, özellikle 1960'lı ve 70'li yıllardaki kimi Leipzig Okulu Sanatçıları (Stelzmann, Hachulla v.b.), çalışmalarında Yeni Nesnelci Prensipleri uygulamışlardır. Yeni Leipzig Okulu Sanatçıları içinde de belirli bir nesnel tutum göze çarpmaktadır (M.Weischer, T. Eitel v.b.) ve bu sanatçılar doğrudan olmasa da Yeni Nesnelci gelenekten beslenmektedirler ve de bu mirasa çok şey borçludur. Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- Yeni Nesnellik 2- Yeni Leipzig Okulu 3- Düzene Dönüş 4- Temsiliyet 5- Yeni Gerçekçilik
Günümüz sanatında kültürel farklılık bağlamında öne çıkan kimlik tartışmalarına ilişkin yeni temsil stratejileri
Kültürel farklılık bağlamıyla vurgulanan kimlik olgusu, sosyal ve politik literatürde sıkça tartışılan bir konu olmasıyla birlikte, günümüzde geniş ölçüde sanatsal üretimlere de kaynaklık etmektedir. Sanatın öznel bakışla şekillenmesi, bu alanda üreten sanatçıların konumlarının, yönelimlerinin ve temsil biçimlerinin dahil olduğu niteliklerle çalışmaları değerlendirmeyi beraberinde getirmektedir. Kimliğin farklılık temelinde temsili ise, modernist ve postmodernist yaklaşımlarda ele alınan özne tartışmalarından etkilenmektedir. Modernist inşada evrensel değerler ve Batı merkeziyetiyle biçimlenen öznenin, farklı kültürel değerleri ötekileştirme girişimi çeşitli düşünürlerden faydalanarak gözlemlenmektedir. Bu doğrultuda eleştirel bakış da temsilin söylem boyutuyla ilişkili bir sorgulamaya yönelmektedir. Tarih yazımındaki belirleyici kıstasların açığa çıkması, kültürel incelemelerde temsilin parametrelerini görünür kılmıştır. Sanatçılar tarihsel bilginin özne tasvirleriyle oynamaktadır ve dahil edilmeyen bireysel hikayelerin peşinden gitmektedir. Çalışmanın amacı güncel olarak yaşanan toplumsal koşullar altında kültürel farklılığın sanat üretimleriyle bağlantısını ve temsil ilişkileriyle gösterimini incelemektir. Bu nedenle metnin birinci bölümü kimlik kavramının toplumsal ve kültürel bağına yoğunlaşmaktadır. İkinci bölümde, modernist yapıda özne inşasının sınırları üzerinde durulmakta, tarihselliğin reddi ve söylemin eleştirisiyle gerçekleşen kültürel ortam ve gerçeklik boyutu tartışılmaktadır. Üçüncü bölümde, çağdaş sanatın seyrinde kimlikte farklılığın ve kültürel boyutlarının izi sürülmekte, tartışılan kavramların sanatsal üretimlerle bağlantısı araştırılmaktadır. Ayrıca sanatçıların ve sanatsal üretimlerin küresel sanat ortamındaki temsili üzerinde durulmaktadır. Son bölümde ise, metinde üzerinde durulan olgulara temas eden sanatçılardan Walid Raad, Akram Zaatari, Rabih Mroué ve Mona Hatoum'a geniş ölçüde yer verilmektedir. Anahtar Sözcükler: Kimlik, Kültürel Farklılık, Söylem Eleştirisi, Temsil, Küresel Sanat
Postyapısal bakışla 2. Dünya Savaşının sanat imajlarındaki renk alanı resimlerinin epistemolojisi
Dünya tarihine bakıldığında devletler arası çözümsüzlüklerin şiddete dayalı cevabı olarak görünen savaşlar, bireyden milletlere kadar kitlelere olumsuz etkisini hissettirerek birçok değişime sebep olmuştur. Yıkımı en şiddetli hissedilen savaş olan II. Dünya Savaşı, sürecinde ve sonrasında insana dair her şeyde dolaylı ve doğrudan izlerini bırakmıştır. Değişen coğrafyalar, politikalar ve II. Dünya Savaşı'nın değişkenlerinden etkilenen ve göçe zorlanan sanatçılar Soyut Dışavurumculuk akımını ve akım kapsamındaki Renk Alanı Resmini oluşturmuşlardır. Araştırmanın amacı Renk Alanı Resmi sanatçıları ve eserlerinin postyapısal bakışla epistemolojik olarak incelenmesi ve çalışma kapsamında yapılan özgün eserlerin değerlendirilmesidir. Nitel araştırma deseni türlerinden doküman analizi yöntemiyle gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini çalışma kapsamında seçilen Renk Alanı Resmi sanatçıları olan Mark Rothko, Barnett Newman, Adolph Gottlieb, Kenneth Noland, Clyfford Still, Helen Frankenthaler ve bu sanatçıların toplam 39 eseri oluşturmaktadır. Elde edilen veriler epistemolojik hermeneutik yaklaşımla betimsel analiz kullanılarak çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda Renk Alanı Resmiyle II. Dünya Savaşı arasında ilişkisel bağlantının sanatçıların yaşamlarındaki etkiye göre ekonomik, psikolojik, coğrafi, inanç ve kültür alanlarında sınıflandırılabileceğine; Renk Alanı Resmi eserleri için bireysel okumalar ve uygulamaların bu kategorilere eklenebileceği sonucuna ulaşılmıştır. İleride yapılacak araştırmalarda incelenecek Renk Alanı Resmi sanatçılarının ve eserlerinin kapsamının genişletilmesi ve Renk Alanı resmine etkiyen diğer unsurların ortaya konulmasına yönelik çalışmalar yapılması; uygulamaya dönük olarak ise farklı yorumlamalarla özgün eserlerin ortaya konmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Sayılı seri bileşenlerde görüntü
"Sanat ve matematik" şeklinde veya ayrı ayrı tırnak içerisine alınan bir başlıkla ilk karşılaşma durumunda kişide, sonlu-sonsuz bir evrende asla bir araya getirilemeyecek iki farklı olgu izlenimi doğma olasılığı yüksektir. Üstelik bahis konusu bu iki olgu, sanat dünyası ve matematik dünyası şeklinde adlandırılarak sınırlar daha da keskinleştirilebilecektir. Böyle bir durumda dahi her iki dünyanın ayrıştığını söylemek ne kadar anlamlıdır? Her ikisi için bir yakınlık ve uzaklık ya da iç içe geçme halinden ne kadar söz edilebilir? Sanatta matematiğe veya matematikte sanata ilişkin bir analoji sağlamaya yönelik işaretler hiç bulunamaz mı? Dolayısıyla matematiğin ilk bileşeni sayıların Bayçu'nun resim serüveninde önemli bir yer edinmesi kaçınılmaz olarak bu gibi soruların yanıtlanma beklentisini artırmıştır. Bu kapsamda tez, matematiğin neyi kanıtladığı ve sanatın neyi anlattığı, aksi bir değerlendirmede "matematik neyi anlatır" ve "sanat neyi kanıtlar" olarak anlam kaymaları yaratan benzer başlıklar altında her iki dünyanın uygulayıcıları nezdinde tanımlanmaya başlanmasıyla süreç bir analoji sağlanıp sağlanamadığını incelemeye kadar uzanabilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde sanat ve matematiğe dair genel bir giriş yapılmıştır. Daha sonra matematik dünyasının her şeyin temeline yerleştiği, hem nesnenin azlık çokluğu ve yapılandırılmış bir evrenin çoğulluk ölçüsüne hem de kültürel ortamda gizemli veya matematik üstü güçlerin atfedilmesine anlam katan sayıya açıklama getirilerek ikinci bölüm tamamlanmıştır. Bedenin konumlandığı mekânda gözün anlama aleti olarak yakaladığı görünün, uzam ve zaman bağlamındaki dönüşümü; fotoğraf makinesi ve bilgisayar gibi teknik aygıtların, görü ve görüntüde anlam yitimlerine uğrattığı bir sürecin içerisinde, yeni bir mecranın bilgisayar sanatı ve dijital sanata evrilmesine kadar uzanan tartışma, tezin ana ekseni olarak üçüncü bölüme yerleştirilmeye çalışılmıştır. Dördüncü bölüm ile birlikte resim serüveninin ikinci ve üçüncü bölüm ekseninde sayılı seri bileşenlere dönüşme süreci ve resim pratiğinde biçimlendirilmeye çalışılan bakışın, arayış ve yönelimleri açıklanmış; beşinci bölümde tez sonuçlandırılmıştır.
Art-terapi yönteminde resimsel dilin kullanımı ve anlatım biçimlerinin yorumlanması
Sanat, hayatımızın her alanında bir oluşum göstermektedir, bu oluşumların hepsi ruha olumlu hitap eden etkilerdir. Sanatın her dalı, bu olumlu etkileşimde farklı roller üstlenir, bazıları bize görsel yönde etki ederken bazıları ise hem işitsel hem de görsel bir etki sağlamaktadır. İnsanoğlunun varoluşu, çevreyi, hayatı, korkuları, sevinçleri ve üzüntüleri anladıkça, yaşadıkça sanata daha çok sığındı. Zaman geçtikçe de sanat insan için bir ihtiyaç haline geldi. Bu ihtiyaç da her dönem farklılaştı ve kendi içinde gelişti. Şamanizimde ve ritüellerde ruhları çağırma, iyileri koruma ve kötü ruhlardan korunma, iyileşme, ölüleri uğurlama gibi farklı alanlarda sanatın farklı dalları kullanılmıştır. Bugüne bakıldığında bu anlayış gelişip "Sanat Terapisi" (art therapy) olarak adını almış ve bu kavram bilinçaltıyla iletişim kurmakta vazgeçilemeyen yardımcı yöntem olarak kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında plastik sanatın iletişim ve ifade dili olarak nasıl kullanıldığı ile ilgili bilgiler verilmiş olup farklı kaynak ve örneklerden yararlanılarak geniş bir kaynakçayla örnekler sunulmuştur. Yazılmış olan bu tez çalışması toplam 3 bölümden oluşmaktadır. Tez çalışmasının birinci bölümünde Sanat Terapisiyle ilgili genel tanımlar, hedeflenen amaçlar ve bu sanat terapi yöntemin tanıtan genel bir bilgi verilmiştir. İkinci bölümde terapi'de resimsel dilin nasıl kullanıldığı, biçimlerin nasıl yorumlandığı ve ne şekilde çözümlendiğiyle ilgili görseller yoluyla örnekler sunulmuştur. Tezin üçüncü bölümünde ruhsal sorunlar yaşayan kişilerin, ressamların resim yapma süreçleri karşılaştırılmış olup naif, kaba, spontane ve akıl hastalarının çalışmalarını içinde barındıran "Art Brut" ile ilgili genel bir tanım yapılarak bu kavram içerisinde yer alan örnekler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Art Terapi, Art Therapy, Sanat terapisi.
1950 sonrası Türk Resim Sanatı'nda soyutlama eğilimleri ve plastik çözümlemeler
1950 yılından itibaren dünyada gelişen bazı toplumsal olaylar, sanat çevrelerinde geniş yankı uyandırmış ve kitleleri arkasından sürüklemiştir. İnsan hakları, demokrasi, sosyal yaşam gibi konularda sanatın her kolunda eserler üretilerek, toplum ve içinde yaşanan insani değerler yeniden sorgulanmıştır. Böyle bir çevrenin yansıması olarak Türkiye'de farklı çevre ve kutuplar, yaşanan toplumsal olaylara kayıtsız kalamamış, toplumu ve düzeni sorgulayıcı fikir tartışmaları yaşanmıştır. Beslendiği kaynakların başına toplumsal yaşam formlarını koyan Türk sanatçısı, farklı üsluplarda benzer konuları eserlerine yansıtmıştır. 1950'li yıllar özellikle savaş, çatışma ve kargaşa gibi kavramların zengin ifade biçimi bulduğu yıllardır. ABD ve Rusya arasında gerçekleşen Soğuk Savaş yılları, Kore, Vietnam, Birinci Çinhindi, Arap-İsrail, Cezayir Bağımsızlık Savaşları gibi dünya tarihine damga vuran savaşların yaşandığı yıllardır. Diğer taraftan Türkiye'de de uzun yıllar unutulmayan, günümüzde de en önemli devrimlerden biri olarak kabul gören Küba Devrimi' de yine 1950'li yılların önemli toplumsal olaylarından biri olarak bilinmektedir. Geniş halk kitlelerinin etkilendiği, çekirdek aile yapısının ideolojik temeller üzerinde şekillendiği bu yıllar, tam anlamıyla kargaşa ve sosyolojik toplumsal olayların somut-soyut ilişkisi içinde değerlendirilebileceği, toplumsal sarsıntıların etki eksenini genişletmektedir. Böylece ideolojide kavramsal anlamda somut bir karşılık bulamayan sanatçılar, kendi arayışları içinde herkese farklı anlamlar ifade eden yeni ve daha geniş bir dünya arayışı içine girmiştir. Hayal, her toplumda yerini masmavi bir gökyüzü ve özgürlük kavramları içinde tutsak yürekleri aydınlanma, karanlıktan arındırma endişesi ile baş başa bırakmıştır. Sanatçı sorgulayan, sorgulanan, sorgulatan bir birey olarak yeniden doğuşun anahtarını soyut ve var olmayan, ancak olduğundan son derece emin bir kilide doğru ilerletmektedir. Bu kararlılık, sanatçının bunalım dünyasına bir ümit, haykırış ya da doğaüstü hissetmesini sağlayan yaratıcılık aşısının panzehri gibi olmuştur. Bu araştırmada soyut resmin figür, nesne, mekân ile olan ilişkisi, biçim, içerik ve estetik değer bağlamında gelişim süreci incelenmiş, dönem içerisinde yer alan sanatçıların üslup farklılıkları belirlenmiştir. II. Dünya Savaşı sonrası tüm Dünyada vii olduğu gibi Türkiye'de de önemli sosyal, kültürel ve ekonomik değişimler meydana gelmiş, bu değişim resim sanatına da yansımıştır. Böylece 1950'den itibaren Türk resim sanatı gelişme gösteren bir döneme girmiştir. Bu dönem, endüstrileşme ile gelen teknik, bilimsel, düşünsel alanda gelişimlerin hızlı olduğu bir dönemdir. Tüm alanlardaki bu hızlı gelişim, soyut biçimin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Toplumsal yapıdaki değişimler ve gelişimler, insan düşüncesini değiştirerek felsefi derinlik kazandırmıştır Bu gelişmelerin yarattığı iç huzursuzluk sonucunda sanatçı, doğadan nesneleri arındırmak istemiş, bunun sonucunda resimde nesne kültürü parçalanmaya başlamıştır. Soyut sanat, sanatçının iç dünyasını öznel, metafizik gibi kavramlarla baş başa bırakarak farklı bir dünyaya sürüklemiş, kendi mantığı ile açıklanabilen biçimler oluşturma yolunu tercih etmesini sağlamıştır. Tez çalışmasının birinci bölümünde; Soyut ve soyutlama üzerinde durulmuştur. Biçim, öğe, öznelcilik ve içerik kavramları incelenmiştir. Batı sanatı ile Türk sanatındaki soyut resim ve soyutlama hakkında araştırma yapılmıştır. Tez çalışmasının ikinci bölümünde; 1950 sonrası yıllar içerisinde gelişen ve değişen toplumsal olaylar incelenmiştir. Aynı dönem içinden seçilmiş sanatçıların uygulamalarındaki üslup farklılıkları belirlenmiş, soyutlamanın felsefesi, mantığı ve psikolojik süreci üzerinde yapılan araştırmaların sonuçlarına dayalı olarak bu veriler belli bir sistematik geliştirilerek açıklanmaya çalışılmıştır Soyutlamanın belirlenen baslıkları altında seçilen sanatçılar ve yapıtları soyut sanat ile olan ilişkileri bağlamında incelenmiştir. Tez çalışmasının üçüncü bölümünde; Öznel bir tavır olarak soyut resmin plastik açıdan ele alınması ve yorumlanması yer almaktadır. Soyut sanatın unsurlarına bağlı olarak uygulamaya konulan, çalışmaların yer aldığı bu bölüme tez çalışmasının kapsamına uygun uygulama çalışmaları yer almaktadır. Resim uygulamaları, tez çalışmasının çerçevesini belirleyen baslıkla ilişkilendirilerek araştırmaya dâhil edilmiştir.
Türkiye'de toplumsal cinsiyet bağlamında kadın sanatçılar ve kadın kimliklerinin güncel sanatta yansımaları
Bu çalışmada, toplumsal cinsiyet kavramı ataerkil kavramı ile birlikte incelenmiştir. Birinci bölümde çalışma konusunun temelini oluşturan toplumsal cinsiyet kavramının genel bir tanımı yapılmakta ve ardından Cumhuriyet sonrası Türkiye ataerkil düzeni, bu düzeni oluşturan "akrabalık", "din", "cinsellik" alt başlıklarıyla ele alınmaktadır. Ayrıca bu çalışmada, çalışma konusunun 1960 sonrası sanat alanını içermesi nedeniyle de 1950'den itibaren Türkiye'deki toplumsal değişimlerin Cumhuriyet sonrası Türkiye ataerkil düzenine etkileri incelenmektedir. İkinci bölümde Türk kadınının toplumsal cinsiyet rolleri ve kadın sanatçıların söz konusu rollerden nasıl etkilendikleri irdelenmektedir. Üçüncü bölümde, çalışma konusu sosyolojik yönden ile bağlantılı bölümleri anlatıldıktan sonra, ayrıca güncel sanat ortamını oluşturan akımlar ve toplumsal değişimlere yer verilmiştir. Bu bağlamda, 1960 tarihini başlangıç alarak oluşturulan bu bölümde günümüze yakın zamana kadarki süreç ele alınmıştır. Konu bağlamında çalışmalar yapan kadın sanatçılarla ilgili kısa bir bilgi ve kısa birere eser analizi içeren dördüncü bölüm, iktidar ve kimlik alt başlıklarında oluşturulmuştur. Konu ile ilgili özet niteliğinde bir sanatçı katalogu gibi olan bölümde yer verilen sanatçılar, konu bağlamındaki alt başlıklarla ilgili işler üreten kişilerden seçilmiştir. Tezin son bölümü, tez çalışması kapsamında yapılan uygulamaları içermektedir. Türk toplumundaki kadının geçirdiği ruhsal ve zihinsel süreçleri, toplumsal yaşamda karşılaştığı sorumları ele alan 7 grup çalışmanın yer aldığı bu bölümde, uygulamalar alt metinleriyle birlikte açıklanmaya çalışılmıştır. Kadın sanatçıların ortak bir plastik dilinin varlığını sorunsallaştıran bu çalışma sonucunda, kadın sanatçıların çalışmaları arasındaki benzerlikler kavramsal ve biçimsel olarak ele alınmaktadır. Geleneksel sanat tarihindeki, biçimsel öğeler üzerine kurulu ortak plastik dil birlikteliklerinin yerine, kadın sanatçıların çalışmalarındaki ortak dilin, kavramlar çevresinde oluştuğu sonucuna varılmakta ve örneklerle ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ataerkil, Toplumsal Cinsiyet, Güncel Sanat, Kadın, Kadın Sanatçı.
Kent görünümlerine dair izlenimlerin renk ve biçim ilişkisi bağlamında ele alınması
Kentler, ortaya çıktığı ilk dönemlerden bu yana, insanlık tarihinin gelişimine bağlı olarak şekillenmiştir. Bünyesinde barındırdığı toplulukların yaşam biçimine göre gelişen kentler, aynı zamanda toplumsal ilişkileri düzenleyen çok boyutlu, karmaşık bir sistemdir. Barınma ve yerleşme kültürünün getirdiği ilk yapıların inşasına kadar uzanan bu süreçte, asıl dönüm noktasını 19. yüzyılda gerçekleşen Sanayi Devrimi oluşturmaktadır. Kentleşme hareketlerinin büyük bir hızla yaşandığı bu dönemde kentler, düzensiz bir biçimde genişlemekte, büyük bir nüfusu kendisine çekmektedir. Tüm çeşitliliği ile modern yaşamın merkezi olan kentler, insanların kendisini ve dünyayı algılama biçimine yön vererek, kimlik oluşturma sürecini belirlemiştir. Kuşkusuz, mimari yapıları ve değişen mekanları ile kent dokusu da bu sürecin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Teknolojinin, hızın, devingenliğin ve ilerleme anlayışının yörüngesinde gerçekleşen modernleşme hareketleri ile genel görünümünü alan kentler, yalnızca toplum yaşamını değil, sanatın gelişimini de etkilemiştir. Sanatçının kendini var etme ve anlamlandırma çabası içerisinde sorguladığı her şeye yeniden şekil vermiş, değişen zaman ve mekan algısının yarattığı yeni gerçeklik anlayışı ile onu yüz yüze getirmiştir. Toplumsal yaşamda büyük kırılmaları bünyesinde barındıran 20. yüzyıl, sanatta pek çok yeniliğin yaşandığı bir zaman dilimi olmuştur. Kentler bu çağda, sanatın odak noktasını oluşturmuştur; sanatçılar kent yaşamından beslenerek eserler vermiştir. Kentlerin fiziksel görünümlerinden yola çıkarak, resimde yeni mekan düzenlemeleri kurgulamış; dıs dünyanın gerçekliğini biçim, form, teknik olanaklar bakımından yeniden sorgulamıştır.
Batı resim sanatında tıp ve mikroskobik anatomi (histoloji) olgusu
Sanat, bilim ve tıp ilkçağlardan günümüze kadar varlığını sürdüren ve birbirleriyle etkileşim içinde olan üç olgudur. Estetik değerlerin dışavurumu olan sanat ile birlikte tıp, bilim ve teknoloji, insanın yaratıcı gücünü bünyesinde barındıran ortak özelliklere sahip kültür elemanlarıdır. Tıbbın babası olarak kabul edilen Hipokrat, tıbbın sanat olduğunu söyleyen ilk kişidir. Leonardo da Vinci ise hem sanat hem bilim yönü olan bir Rönesans ustası olarak kabul edilmektedir. 20. yüzyılda tıbbın hiç olmadığı kadar insan yaşamına eklemlendiği ve bu yüzyılda başat olgunun "insan sağlığı ve tıbbi uygulamalar" olduğu görülmektedir. İnsan yaşamının kendisi olarak görülen sanat ise, tıp ile yakın bir bağ içerisinde bulunmaktadır. Bu noktada Batı'da 1900-1950 arası dönemde hekim ya da cerrah olan aynı zamanda sanata ilgi duyan ve resim yapan kişilerin varlığı dikkat çekmektedir. Ayrıca bu dönemde pek çok sanatçının eserlerinde tıbbi ögelere yer verdiği görülmektedir. 1590 yılında Hollandalı bilim adamı Zacharias Janssen'in iki mercekten oluşan basit bir mikroskop yaptığı bilinmektedir. Mikroskobun icadı ve x-ışınlarının keşfi gibi tıbbi gelişmelerin sanata da yansıdığı ve Bauhaus okulunda mikroskop ve x-ışını fotoğraflarının öğretim unsuru olarak kullanılmaya başlandığı görülmektedir. Kandinsky ve Klee gibi pek çok sanatçı da bu görüntülerden etkilenerek, eserlerinde insan bedeninin derinini resmetmeye çalışmışlardır. Bu çalışmada sanatın bilimsel düşünce ve malzemelerden nasıl yararlandığı irdelenmeye çalışılmıştır. Mikroskobik anatominin, mikroorganizmaların, embriyolojik ve zoolojik formların sanatçıların eserlerinde nasıl bir dönüşüme uğradığı araştırılmıştır.
Günlük yaşamın basit olgularından hareketle resimde form renk ilişkisinin çağdaş grafik anlatım aracılığıyla çözümlenmesi
Günlük yaşamın basit olgularından hareketle resimde form- renk ilişkisinin çağdaş grafikanlatım aracılığıyla çözümlenmesini içeren tez çalışması, üç bölümden oluşmaktadır.Birinci bölüm günlük yaşamın basit olguları ve çağdaş grafik anlatımı, ikinci bölümresimde form-renk ilişkisini, üçüncü bölüm de resimsel çözümlemeleri kapsar.Birikimden sonra gelen kendiliğindenlik mantığıyla oluşturulan çalışmanın ikinci veüçüncü bölümünde, görsel kaynak olarak reklam sektörünün kullandığı clipartlardangörüntüler alınarak nesne ve imaj çizimlerinin renk-form bağlamında resimsel çözümlemeleriyapılmıştır. Tuval üzerine akrilik boya ile oluşturulan resimlerin, yan yana getirilmesi ileyenilikçi bir anlayışta düzenlenen kompozisyonlarda çokluk içinde teklik, teklik içinde çoklukdenenmiştir.Günümüz insanının her şeyi süratle tükettiği ve gündelik yaşantısı içerisinde karşılaştığıfarklı imajları yoğun ve yüzeysel biçimde algıladığı, bir süre sonra da yüzeysel olarakyaşantıladığı bu imajlardan estetik haz almaya başladığı gözlemlenmektedir.Bu noktadan hareketle, tezde amaçlanan mesaj kaygısı taşımadan ortasında bulunduğumuzve yüzeysel yaşantıladığımız bu imaj ve simülasyon (görünümler-görüntü) aşırılığı kültürünüyapıtlara taşıyarak, izleyicinin bundan haz alır hale gelişine dikkati çekmek ve günümüzün buyüzeysel yaşama biçimine, bir anlamda da bulunduğu çağa, çağın değişen ritmine paralelolarak sunuş biçimleri ortaya koymaktır.
Altkültürler ve sokak sanatı
Sokak sanatı kamu alanlarını yeniden düzenler ve yapılan çalışmalar yoluyla bu alanları, izleyiciye küçük mesajlar ileten mekânlar haline getirir. Amacı ise; genel bir tabirle reklam verenler ve büyük kuruluşlar tarafından satın alınmış alanları geri almak ve bu alanların dinamiklerini bir takım görseller kullanarak değiştirmek olduğu söylenebilir. Sokak sanatçıları tasvirlerini reklâmcılık dünyasına karşı bir güç olarak görürler. Özetle, herkesin görebileceği yerlerde yapılan anonim provakasyonlar denilebilir.Sokak sanatını yorumlamak için onu kapitalist metropoller arasında oluşan gettolar ve ondan türemiş alt kültürlerle ilişkilendirmek sağlıklı olacaktır.80'lerin başında, sokak sanatçıları New York sanat aleminin dikkatini çekmeden çok önce de, radikal sanat gelenekleri sokakta işler üretmişti. Dada, Sürrealizm, Fluxus, Sitüasyonalistler gibi öncü sanat akımları happeningler aracılığıyla sanatı sokağa taşımıştı. Walter Benjamin ve gündelik hayatın içindeki olağanüstünün peşine düşen Sürrealistler, psikocoğrafya araştırmalarına girip kenti yeniden keşfetme çağrısı yapan Sitüasyonistlere ve hatta punk altkültürüne kadar uzanan bir yol? Bunların yansımaları ise güncel sokak sanatında devam etmekte. Böylelikle sanat ile hayat arasındaki uçurum artık sokak sanatçıları tarafından aşılmaya çalışılmakta.20.yy modern sanatının ve öncellerinin bir verisi olan sosyal alana açılma çabası günümüzde hala devam etmektedir. Günümüz sanatında sokaklar bir çok sanatçı tarafından galerilere oranla daha geniş bir platform ve sanat-hayat veya sanatçı-izleyici arasında daha güçlü bir iletişim sunması açısından tercih edilmektedir. Ancak sokak sanatına dair üretimlerin bir galeri mekanına yerleştirilmesi onun `sokak' bağlamından koparılması anlamına gelmektedir. Sokak sanatı, bildirinin izleyici ile sokakta direkt iletişime geçmesine dayalı bir gerçekliğe sahiptir. Sanatçılar, bu şekilde kent hayatına dahil olup onu sahiplenmektedirler. 2000'li yılların güncel sanat pratiğinde hayatla bağ kurma, toplumsal dışlanma biçimlerine yönelik başkaldırı yolları arayışlarında somut çabalar, bu tarzda şekillenmektedir. Egemen yüksek sanat normlarına; cinsel, ırksal, sınıfsal ayrımcılığa karşı kendi sözünü, işini dolaşıma sokmak için alternatif arayışların sürmesi ve bu arayışlar çerçevesinde sanatçıların galerilerden ziyade sokaklara yönelmesi sanat ile hayat arasında kuvvetli bir bağ oluşmasını sağlamaktadır.
Çağdaş resim sanatında dijital görüntü estetiği
Çağdaş resim pratiği dahilinde pek çok sanatçı, dijital teknolojilerin sağladığı olanakları farklı yaklaşımlarla üretimlerinde kullanmaktadır. Bu çalışmada benzer kavrayış ve biçimsel ortaklık gösteren sanatçıların işlerinden yola çıkılarak bir süreç anlatılmaktadır.Dijitalleşen dünyamızın, algımız üzerinde yaptığı değişiklikler neticesinde resim pratiği de bir adaptasyon sürecine girmiştir. Sanatçılar bu adaptasyon sürecinde üretimlerini biçim ve malzeme yönüyle yeniden işleyerek günümüz koşullarına paralel bir konuma getirmeyi amaçlamışlardır. Bilgisayar bu anlamda sanatçılar için vazgeçilmez olanaklara aracılık etmiştir. Görüntü üzerinde işlem yaparak olası yeni görüntüleri kısa sürede elde edebilme becerisiyle sanatçı biçim üzerinde daha dominant bir konuma ulaşmıştır. Her ne kadar görüntü sanatçı inisiyatifiyle şekillense de bilgisayar aracılığıyla tekrar biçimlenmesi üretimler arasında bir dil birliği oluşturmuştur. Birçok sanatçı dijital görüntünün geçirdiği evrime şahitlik ederken bir yardanda ürettikleri işlerle bu süreci belgeler niteliktedirler. Burada resim, sayısız dijital görüntü çokluğunun içerisinden bize bireysel bakış açılarını yansıtan bir rol üstlenmektedir.Sonuç olarak, 90'lı yıllardan itibaren pek çok sanatçı dijital olanakları farklı bağlamlar içerisinde, başka kavramlar ve referanslarla dile getirse de dijital görüntü estetiği çalışmaları kapsayan bir küme niteliğindedir.
Popüler kültürün toplumsal etkileri ve pop sanat
Mülkiyet kavramının ortaya çıkmasıyla, toplumsallaşma süreci başlamış, ancak mülkiyetin paylaşımında eşitsizlikler oluşmuştur. Sanayi Devrimi'yle birlikte insan, kendisini merkeze koyarak doğaya ve çevresinde olan her şeye hükmetme gücünü elde etmiştir. Sanayi Devrimi'ni takip eden 2. Dünya Savaşı sonrası, kitle iletişim araçları yaygınlık kazanmış ve medya, kapitalizmin amaçlarını gerçekleştirebilmesi için bir araç haline gelmiştir. Kapitalizm, oluşturduğu pazara her sınıftan insanı katma amacıyla, bütün sınıfsal farkları aşarak, ?ideal? olan ortak bir yaşam biçimi, ortak bir kültür sunmuştur: Popüler Kültür.Popüler Kültür, kitle iletişim araçlarının sürekli devinim halinde tanıttığı tüketim metasını, toplumun arzu ve kimliğine müdahale ederek yaygınlaştırmayı hedefler. Popüler Kültürün post modernizm döneminde, evrimini tamamladığı gözlemlenmektedir.Modernizmin gerçekleştirilememiş vaatlerinin getirdiği hayal kırıklıkları üzerine inşa edilen post modernizm dönemi, temelindeki tutarsızlıklar sebebiyle, sürekli tüketen, sorgulamayan, itaat eden ve gerçekle kurguyu ayırt edemeyen kitlelerin oluşumundaki yapılanmaya müsaade etmiştir. Kapitalizmin hâkimiyetini ilan ettiği bu çağda, sanatın konumu da toplumların sessiz yığınlara dönüşümünden farklı olmayacaktır. Zorlaşan yaşam koşulları altında, sanatçı, sanatını sadece tüketim logolarının gölgesinde bir gösteriye dönüştürebilir. Bunun yanı sıra, imaj ve gösterge istilasına uğrayan tüm toplum sınıfları için, görsel sanatların ilettiği görsellik yeni olmaktan çok uzaktır.1960'lı yıllarda, Pop Sanat akımına öncülük eden sanatçılar, sanat ve gündelik yaşam arasındaki bu belirsizliği ve popüler kültürü, eserlerinde tüketim metalarını kullanarak belirtmiş, kitleleri peşinden sürükleyen markalarla veya film yıldızlarıyla, daha doğrusu medyanın parlattığı yüzyılın tanrılarıyla adeta alay etmişlerdir. Bu devrimsel sanat hareketi, post modernizm döneminde popüler kültürün yarattığı tüketim toplumunun, göstergelerle dolu yaşam biçimini olduğu gibi yansıtarak, bu gerçeğe işaret eder.
Güncel sanat pratiği içinde motif ve new ornamentation
Tarihsel skalada, insanoğlunun vazgeçemediği `motif', `süs' ya da `ornament', yüzyılların getirdiği yüzlerce sanat formu içinde kendini gösterir. Günlük kullanımdan mimariye kadar çok geniş bir izgede ürünler vermiş olan bu alan, sosyal düzenin bir parçası ve sanatsal bir kategori olarak, aynı zamanda dönemleri belirleyen bir unsur olmuştur. Yaptığımız inceleme de bu bağlamda sanat tarihi ve tarihsel kategoriler içinde `motif', `süs' ve `ornament' kavramlarına ilişkin bir konumlama oluşturabilmek adına tanımlardan yola çıkılarak oluşturulmuş tarifleri içerir. Ve bizi, bugün güncel sanat pratiği içinde motifin yeniden gündeme gelişi ile oluşan tarihsel tekrarın nedenlerini ve açılımlarını düşünmeye yöneltir.Motif ve ornament kavramları kültürlere ait birer değerler sistemidir ve bu değerleri oluşturan sosyal düzene görsel terminolojinin olanaklarını kullanarak referans verirler. Geçtiğimiz yüzyılın başında Adolf Loos'un önerisiyle süsten kurtulmak gerektiğini savunan modernist düşünce ve modern sanat aslında süsten hiç bir zaman arınamamıştır. Bunun yerine yine motifleri tercih etmiş ve bugün modern sanattaki geleneğin ritüeli güncel sanattaki yeni eğilimlerle yer değiştirmiştir.Motifler kültürlerin yansımaları olarak belirginleşmiş ve gelişmişlerdir. Ancak evrenselliğin yolunun individüel ? olandan geçtiğinin farkında olan pek çok sanatçı bugün motifi, evrensel bir değer iddiası geliştirebilmek adına kullanır ve neredeyse insanlıkla yaşıt olan bu kavramın önerdiği dille sanatın ilksel kökenlerine ilişkin sınırlarını keşfetmek için çabalar ve günümüzde de varlığını sürdüren sürecine katkıda bulunur. Ornamentasyon ve motif güncel sanat içindeki kavramsal sorularla görsel temsil arasında gidip gelen zengin bir dil oluşturur.
Günümüz sanat formu olarak video art
İnsanların toplum ve sanat eseriyle olan ilişkileri birbirleriyle karşılaştırıldığında aralarında güçlü bir bağ bulunduğu görülmektedir. Bütün insanlar için gerekli olan kendi aralarında "karşılaşma" olasılığının, aslında daha kendiliğindenleşmiş ve yoğunlaşmış hali sanat eseriyle karşılaşma sürecinde başka bir biçim olarak ortaya çıkmaktadır. Daha başka bir açıdan sanat ürününü görmek, "ötekiyle göz göze gelme hali"nin tekinsizliğini ortadan kaldırmaktadır. Sanat ürününün karşısında başlangıcı ve sonu belirlenmiş süreci yaşamaktayız. Bu süreç bilgilenme adına çağa tanıklık etmemizi ve insanın kültürel bilgisini algılamamızı sağlamaktadır. Bu da fotoğraf tekniğinin bulunmasıyla fotoğraf karşısında, bu buluşun hareketli görüntüye dönüştüğü zamandan itibaren film karesinde ve artık yapımcısının sınırlarının genişlemesiyle daha demokratikleşmiş bir biçimde video görüntüsünde gerçekleşmektedir. Bu karşılaşma sürecinde iyi ya da kötü değerlendirmelerinin ötesine geçilip "Niye?" diye sorulduğunda yirmibirinci yüzyılın sunmakta olduğu gerçeklikle karşılaşılacaktır.
Doğu mistisizmi ve estetik anlayışının resim sanatına uygulanması üzerine kuramsal bir çözümleme
Doğu mistisizminin dayandığı felsefe anlayışı, birey olarak insanın evrenle ve çevresiyle uyumlu bir ilişki kurmasını amaçlar. Bunu gerçekleştirmek için de sanatın olanaklarından yararlanır. Doğu mistisizmi ve estetik anlayışını temsil eden sanat görüşünün temelleri oldukça eskidir. İslam'daki `tasvir yasağı', Doğulu sanatçıları figürden kaçmaya yöneltmiş ve sanatçı doğrudan soyutlamaya gitmiştir. Batılı sanatçıların kutsal konularla sınırlı imgelem dünyaları yanında, Doğulu sanatçılar dinsel baskılardan kurtulma çabası içinde olmuşlardır. Doğu mistik öğretileri, resim sanatına, İslam içinde gelişebilme olanağı sağlamıştır. Doğu sanatı baştan itibaren `kavram ressamlığı' şeklinde gelişmiştir. Çağdaş Türk Resim sanatı, Anadolu halk resmi, kaligrafi ve minyatür sanatından oluşan köklü bir geleneğin üzerinde yükselmiştir. Doğu mistisizminin dünya görüşünden beslenen minyatür sanatı, kaligrafi ve soyut motifler, birçok Batılı sanatçıya ve akıma esin kaynağı olmuştur. Cumhuriyet'le birlikte şekillenen ve Batılı akademik bir anlayışla biçimlenen Çağdaş Türk Resim Sanatı özgün bir gelişme çizgisi izlemiştir. Bu dönem sanatçıları, kendi kültür, gelenek ve tarihsel kökenlerine bağlı bir sanatsal üretimde bulunmuşlardır. Çağdaş Türk Resim Sanatında, Doğu-Batı ikilemini sağlıklı bir çözümleme ile aşmasını başarmış bir sanatçı kuşağından rahatlıkla söz edilebilir. Gülsün Erbil ve Erol Akyavaş gibi sanatçılar, Doğu mistisizminden referanslar alan, özgün bir resim tavrı ortaya koymuşlardır. Özellikle Gülsün Erbil, sanatını bütünüyle Doğu mistisizmi izleği üzerinden sürdürmüş olmasıyla, özgün bir örnek olmuştur. Doğu mistik sanatı, insanı tinsel olarak geliştirme kaygısı taşıyan, gereksinime yönelik, işlevsel bir sanattır. Bu nedenle, Doğu mistisizmi bu gün de sanat için bir olanak olarak durmaktadır.
Şiddet olgusunun 1980 sonrası çağdaş sanat eserlerine yansıması
Şiddet, insanoğlunun ortaya çıkışından günümüze değin süregelen bir olgu konumundadır. Şiddet her toplumda ve her dönemde kendine özgü yöntem ve davranış biçimleriyle var olmuş ve de var olmaya devam etmektedir.Dünyada 1980'li yıllarla birlikte teknolojik gelişmelerin yaygınlaş¬ması ve kitle iletişim araçlarının gelişmesi, kentleşme, en¬düstrileşme, iç ve dış göçler, hızlı nüfus artışı gibi faktörler sosyal sistemi etkileyerek kurumların yapısında ve işleyişlerin¬de, büyük bir değişim yaratmıştır. Bu değişim sonuçta her alanda olumlu sonuçlar getirmesine karşın, bazı sosyal problemlerin de ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kuşkusuz bu sorunlardan en önemlisi şiddet olgusudur.20. yüzyıl yaşanan iki dünya savaşı, bölgesel ve etnik çatışmaların yoğunluğu nedeniyle birlikte şiddetin yüzyılı yılı oldu. Kuşkusuz bu kadar yoğun yaşanan bir şiddete karşı sanat duyarsız kalamazdı. Soğuk savaş sonrası küresel politikalar ve Neo-liberal hareketlerin hız kazandığı bir dönem başladı. Bu dönemde sanatçılar, hiç olmadığından daha fazla şiddeti konu ettiler; teknolojinin görüntüleme tekniklerini kullanarak, disiplinler arası yaklaşımlara varan işler ürettiler. Bu çağdaş çalışmalarda amaç, hep aynıydı. Şiddetsiz bir yaşam özlemi, her tür iktidar olgusu karşısında, baskı gören birey düşüncesi, sıkça konu edildi ve sorgulandı.Günümüz çağdaş sanatı, şiddetin insan yaşamına yönelik tehdidi sorgulama ve gündemde tutma görevini sürdürüyor. Çünkü teknoloji ve kitle iletişim araçlarının gücünü elinde bulunduran güç odakları, kendi emellerini ulaşmak için şiddeti bir tüketim nesnesine, haz nesnesine indirgemiş durumdalar. En marjinal şiddet görüntüleri dahi, estetik bir çekicilikle sunularak kitle duyarsızlaştırılıyor, kavramların içi boşaltılıyor. Yaşamımızda şiddet olduğu sürece, sanatta bir şiddetin temasının olmaması düşünülemez.
Günümüz sanatında enformatik imgenin dolaşımı
Sanat yapıtı, gelişen teknoloji nedeniyle günümüzde yeni ve farklı boyutlar kazanmıştır. Bilgi depolama ve paylaşma platformu olarak sanat yapıtı, enformatik imgenin dolaşımı üzerinden ifade olanaklarını sürekli olarak geliştirmektedir. Özellikle yirminci yüzyılda teknolojik gelişim ve toplumsal değişimlerin hızı bakımından, enformatik imgenin dolaşımı küresel kültür için çok güçlü anlamlar barındırmaktadır.Söz konusu anlamları tartışma amacındaki tezin ilk bölümünde, tarihsel bir yaklaşımla imgenin; sosyal ve siyasal değişimlerle birlikte, Batı sanatındaki dolaşımı üzerine saptamalar yapılmıştır. Bu dolaşımın etkileri, Fransız Devriminden itibaren imgenin sosyal belleğe kazandırdığı güç üzerinden yeniden tanımlanmaktadır. Ayrıca yirminci yüzyılın ortalarından itibaren, sanatın merkezinin el değiştirmesi ve bu sürecin imge konvansiyonu üzerindeki etkileri özetlenmiştir.İkinci bölümde, tezin temel konusu olan ?enformatik imgenin dolaşımı? farklı disiplinlerden örnekler ile detaylı olarak incelenmektedir. Bu önemli başlık üzerine Türkiye'de çok az yayın bulunmaktadır. Son bölümdeyse, izleyici ve yapıt ilişkisi faktörü bağlamında, sanatçının imge dolaşımındaki rolü incelenmektedir. Tasarım olarak sanat yapıtının ele alınması ve bellek olarak imgenin anlamlandırılma süreçleri ile birlikte, sanatçının imge kullanımındaki nedensellik çözümlenmeye çalışılmaktadır. Tezin sonuç bölümünde, bir tasarım alanı olarak sanat yapıtı üzerinde enformatik imge kullanımının yorumlanma aşamalarına dair çözüm önerisi sunulmaktadır. Tez boyunca, öncelikle sanatsal bir çerçeveden, imgenin konumlandırılması üzerine farklı disiplinlerin, ?enformatik imge? ve ?imgenin dolaşımı? açısından yaklaşımları yorumlanmıştır.
Komet ve Mehmet Güleryüz'ün resimlerinde fantastik figürasyon ve mekan yorumları
Mekan kavramı bir sorunsal olarak sanatın geçmişten günümüze en önemli problemlerinden biri olmuştur. Mekan dış dünyanın belirlediği sınırlılıklardan çok, tinsel bir varoluşun alanı olarak görülmektedir. Plastik sanatlarda daha geniş bir sorgulama alanı bulan mekan problemi, iç-dış dünyanın yansıtılması, düşlerin temsili, perspektifin kullanımı, reel ve irreel dönüştürmelerle oluşturulan kompozisyon kurgusu gibi sorunlar üzerinden kendine tartışma alanı açmıştır.1970 sonrası Türk Resim Sanatının çağdaşlaşma yolunda, figür ve mekanın temsiline yönelik farklı arayışların olduğu bir geçiş sürecinden söz edebiliriz. 1980'lerde Yeni-Dışavurumcu sanat eğilimi ile Türk resminin batıya koşut gelişim çizgisi büyük ölçüde, Yeni-figürasyon eğiliminin dışavurumcu tavrından temellenir. Bu çizgide figürü merkezde tutan yorum zenginlikleri dikkati çeker. Türk resminin genellikle figüratif bir anlatım çevresinde başlangıçtan beri süren içtenlikli ve gözlemci tavrı, günümüzde bir yandan çağdaş, yenilikçi ve soyut eğilimlerin alabildiğine hesaplaşıldığı, öte yandan çoğulcu, karmaşık üslup oluşumlarının farklı bir duyuş ve kavrayışla yorum çabalarına gidildiği gözlenmektedir. 1970-80'li yıllar arasında ülkenin ekonomik gelişmesi ve yaşanan toplumsal ve sosyal olaylar sonrası Türk resminde figüratif bağlamda eleştiriye ve ironiye yer veren bir resim dili geliştirildiği söylenebilir. Farklı söylem ve önerilerin izleyiciye sunulduğu ve izleyici tarafından kabul gördüğü, toplumsal eleştiriyi absürd, hümor ve fantastik imgelerle ifade etmeye çalışan sanatçıların bireysel çabaları da denebilir buna.Hedeflenen konunun dahil olduğu alan içerisinde özellikle 1980 sonrası Türk Resminin modernleşme sürecini içeren figür ve mekânın temsiline yönelik yapılan araştırmada yer alan aykırı mekan algısı ve fantastik figürün temsili gibi konular üzerinden giderek şekillenmiştir. Gürkan Coşkun (Komet) ve Mehmet Güleryüz'ün sanat anlayışları ve örnek alınan resimlerinde kullandıkları figür ve mekan stilizasyonları analiz edilerek, konunun alanı genişletilmeye çalışılmıştır. Her iki sanatçının resimlerine ilişkin yapılan tespitlerde klinik belirtiler, düşler ve anımsamalardan çok, sanatsal imgeleme özgü düşler ve anımsamalar üzerinden gidilerek okumalar yapılmıştır.
Günümüz resim sanatı ve teknoloji
Teknoloji ve sanat başından beri karşılıklı ilişki içinde olmuşlardır. Bu tez çalışmasında günümüz resim sanatının teknoloji bağlamındaki özellikleri araştırılmış ve örneklenmiştir. Resim sanatında teknolojik gelişmeler sonucu ortaya çıkan ilk önemli dönüm noktası, fotoğrafın keşfiyle ortaya çıkan temsil kriziyle yaşanmış ve sanat eserlerinin mekanik olarak çoğaltımının sağlanmasından sonra sanat eserinin özgünlüğünün ve halesinin kaybolması gündeme gelmiştir. Teknoloji ve resim sanatı arasındaki ilişkinin ana belirleyici olduğu ikinci dönüm noktası da dijital teknolojinin büyük atılımıyla olmuştur. Günümüzde bilgisayar ve internet teknolojilerinin gelişmesi hem yeni sanatsal alanlar yaratmış, hem de resmin yapılış tekniklerinde farklılaşmalara yol açmıştır. Yeni teknolojilerin katkısıyla farklı bir estetik algısının ortaya çıkması, imgelerin ulaşılırlığının ve çoğaltımının kolaylaşmasıyla resim sanatı açısından sorgulama alanı daha da genişlemiştir. Her an geri çağrılmaya hazır halde, kültürümüzün bilgisayarlaşmış hafıza bankalarında depolanmış olan geçmişe ve bu güne ait teknikler, biçimler ve imgelerin sanatçının kullanımına açık olarak beklediği günümüzde resim yapmak artık özgür ve yaratıcı ve bir o kadar da sorunlu bir süreçtir. Bu tez çalışmasında bu sürecin getirdiği postmodernist özellikler bağlamında çeşitli sanatçıların çalışmaları örneklenmiş ve irdelenmiştir. Bu saptamalardan sonra ulaşılan sonuç, teknolojik ilerlemenin gerçekleşmesinden sonra onun dışında kalmanın olanaksızlığı ve anlamsızlığıdır. Sanatçıya düşen gelecek çağın sanatının tohumlarını içinde taşıyan günümüz teknolojik ortamının olanaklarından yararlanmak, ancak bunu yaparken sanatın günümüze kadar gelen gelişimi ve birikiminden haberli olmak, çokça düşünüp, araştırmak ve uygulamaktır.
19. yy Batı Avrupa edebiyat ve resim sanatında melankoli olgusu
Yüzyıllar boyunca felsefe, tıp, teoloji, psikiyatri, edebiyat ve resim gibi pek çok disiplin tarafından ele alınarak konu edilen, incelenen melankoli kavramının, tarihsel süreç içerisinde birbiri ile çok çatışan tanımları yapılmıştır. İkilikleri bünyesinde barındıran bu kavram, günümüzde dahi üzerine fikir birliğine varılmış tek bir tanımı olmadığından çekiciliği ve gizemini korumakta, sanatın ve diğer disiplinlerin merkezinde yer almaktadır. Sanat tarihi boyunca çok çeşitli şekillerde ifade edilen melankoli duygusunun yazılı kültürdeki varlığına ilk kez, Homeros destanlarındaki tanrısal gazaba uğramış, trajik yazgılara sahip kahramanlarda rastlıyoruz. Melankoliye ilk tıbbi bakış ise, Antik Çağ'da Hipokrat tarafından gerçekleştirilmiştir. Melankolik karakterin gezegeninin Satürn, mevsiminin ise sonbahar olduğu fikri üzerinde uzlaşılmıştır. Aristoteles ise, melankoliyi dahi kişilik, kahramanlık ve sanatçılık ile ilişkilendirerek olumlamıştır. Orta Çağ'a gelindiğinde, can sıkıntısından muzdarip melankolikler tembel, günahkar ve potansiyel düzen yıkıcılar olarak görülmüştür. Bu dönem özellikle 'melankoli rahatsızlığından' muzdarip kederli keşişler ya da din adamları çağın sanat eserlerinde acı ve keder içerisinde yerlerini almışlardır. Rönesans'ta melankoli, tıpkı Aristoteles'te olduğu gibi yaratıcı kişilikle bağdaştırılmıştır. Aklın ön plana alındığı ve her şeyin bilimsel bir yolla açıklanmaya çalışıldığı Aydınlanma Çağı'na gelindiğinde ise, bu kavram delilikle birlikte ele alınmış, melankolikler toplum için faydasız, hazır-yiyiciler olarak görülerek parmaklıklar arkasına kapatılmışlardır. Bu araştırma melankoli kavramının 19.yy edebiyat ve resim sanatındaki tezahürlerini incelemektedir. Çok değişken bir yapısı olan melankoli, 19.yy tıp dünyasında bir hastalık olarak tanımlanmasının yanında ilginç bir şekilde Batı Avrupa resim ve edebiyat sanatında şiirsel bir boyut kazanmıştır. Öznelliğin ve yoğun duyguların ön plana çıktığı bu yüzyılın sanatçıları, melankoliklerin portresini, büyük bir boşluk içerisinde görülen, derin düşüncelere sahip, belki bir kaybın yasını tutan, umutsuz, kederli bireyler olarak çizmişlerdir. Özellikle bireyin içsel dünyası ve ruhsal durumuna odaklanan 19.yy Pre-Raphaelist sanatçılar, estetize edilmiş acı ve melankoliyi daha önceden görülmemiş bir şekilde kişiselleştirmişlerdir. 19.yy sonrasında gelişen teknoloji ve artan sanayileşme ile değişen yaşam şartlarına ayak uydurmaya çalışan bireylerin büyük bir çoğunluğu ruhsal sıkıntılarla baş etmeye çalışmışlardır. Melankolinin modern dönemdeki bu tezahürü, metropol yaşantısının hızına ayak uyduramayan-uydurmak istemeyen, uyumsuz, yabancılaşmış bireylerde meydana gelen bir ruh hali olarak da okunabilir. Ve yüzyıllardır insanlığın araştırdığı ve üzerinde bir fikir birliği sağlayamadığı bir kavram olan melankoli, 19.yy sonrasında da sanatçıların ele aldığı temel konulardan biri olarak eserlerinde yer almaya devam etmiştir.
İnformel sanat bağlamında lirik soyut yaklaşımıyla Wolfgang Schulze
19. Yüz yılın ortalarında tetiklenen her yöndeki gelişimin ne kadar büyük birhızla ve duraksamadan günümüze kadar geldiğini görmekteyiz. Bu süreç içinde isebirçok değişimin olduğunu da biliyoruz. Bu gelişim, içerisinde ideolojilerindenkaynaklanan gerilimleri, yıkımları, sorunları da barındırarak sürmüştür. Dolayısıylabütün bu süreç içerisinde gelişimin ya da bu ideolojilerin neden olduğu sorunlarkarşısında kimi sanatçılar duruma ayak uydurmaya çalışmışlar; kimileri ise bütünbunlara karşı savaş açmışlardır. Ayak uydurmaya çalışanlar yaşamla sanatarasındaki kopan bağları onarmaya çalışmış, savaşanlar ise aklın ve akılcılığınneden olduğu bütün bu sorunların karşısına duyguyu, saf duyguyu, denetimsizduyguyu koyarak direnmişlerdir.Böyle bir ortam içerisinde informel sanat, diğer yönelişlerden farklı olarakortaya çıkmaktadır. Hayatın anlamsızlaşan yönlerini doldurmaya çalışırlar belki de.Sanatın gelişimi içerisinde tıkanmaya başladığı noktada yeni açılımlara neden olaninformel sanat/eğilimler resme yeniden saf duyguyu getirirler. Tezimizin de birincibölümü bu konuya ayrılmıştır. nformel sanatı hazırlayan koşullar ve etkilendiğikaynaklar bazında geniş bir inceleme yapılmış, özellikleri ve etkileri ile birlikte doğruolarak konumlandırılmaya çalışılmıştır.Bu konumlandırma içerisinde Wols'un önemli bir yeri vardır. Aslında böyle biryer edinme gibi bir isteği ya da amacı da yoktur. Mantığı saf dışı bırakarak tümüyleiçsel otomatizm şekliyle çalışır. Kağıtlar üzerine, eline kazırcasına çizgiler atar.Fakat öyle bir dürtüyle resim yapar ki istemese de onu konumlandıracağımız noktayıbelirler. Nefes alırcasına bir içgüdüye karşılık gelir onda resim. Oldukça kötükoşullar altında hayatını sürdüren ve genç sayılacak bir yaşta kaybeden Wols, tezinikinci bölümünü oluşturmaktadır. Onu inceleme nedenlerimizden, eserlerine kadarpek çok nokta da bu bölümün alt başlıklarında ele alınmıştır.Üçüncü bölüm ise Wols'un kendi dönemi ve sonrası için öneminin, kendisi vediğer informel sanatçılarla beraber ele alındığı başlıklardan oluşmaktadır. ÖzellikleWols'un etkisi ayrı bir başlık altında değerlendirilmiş olup diğer sanatçıların da Wolsile ilintileri kurulmaya çalışılmıştır.