
3,191
Archived Theses
9
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Pandemi ekonomisi: COVID-19 ekseninde bir araştırma
Epidemi ve pandemiler, tarih boyunca insanlığı etkisi altına almış olup ekonomik, sosyal ve siyasal anlamda yıkım ve yeniden inşa sürecinde hem bireysel hem de toplumsal sonuçlar doğurmuştur. İnsanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahip olan salgın hastalıklar, sonuçları bakımından yıkıcı etkilere yol açabildiği gibi çağlar arasında ayrımlara sebep olabilmekte ve birçok alışkanlınlığı değiştirebilmektedir. Bu doğrultuda salgın sonrası dönem değerlendirildiğinde toplumsal ve ekonomik değişkenler anlamında yeni eğilimlerin ve duyarlılıkların geliştiği görülmektedir. Özellikle Orta Çağ'da meydana gelen veba salgını, Yeni Dünya Çiçek Hastalığı, İspanyol Gribi, Asya Gribi, SARS ve yakın geçmişte yaşanan koronavirüs salgını, yerel ve küresel ölçekte derin etkilere neden olurken sosyo-ekonomik yapıda önemli değişimlere yol açmıştır. Bu çalışmada, tarihsel düzlemde yaşanan geçmiş salgınlar temelinde geliştirilen öngörüler incelenmiş olup 21. yüzyılın ilk pandemisi olarak bilinen Covid-19 pandemisi bağlamında değerlendirilmektedir. Ardından salgın yaklaşırken küresel ekonomik görünüm ve Covid-19 ile başlayan salgın ekonomisi hususlarına değinilmektedir. Diğer yandan çalışma kapsamında salgının halk sağlığı ve makroekonomik göstergeler üzerindeki baskısını azaltmaya yönelik hükümetlerce alınan tedbirler ve geliştirilen stratejiler incelenmiştir. Bu doğrultuda OECD ülkeleri bazında kısa vadede sınırlama politikalarının ve ekonomik destek önlemlerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi panel regresyon analiz yöntemi ile araştırılmaktadır. Tez çalışması, sosyal ve ekonomik sonuçları ile bileşik bir yapı gösteren salgın hastalıkların gelişim süreçlerine bütüncül bir bakış açısı sağlamaktadır. Elde edilen nitel ve nicel bulgular; insan sağlığı ile makroekonomik istikrar için uygulamaya koyulan hükümet önlemleri arasında ödünleşim olmaksızın bir dengenin sağlanabileceğine dikkat çekmektedir. Bu çerçevede çalışmanın, salgın ekonomileri ve hükümet önlemleri arasındaki ilişkiye ampirik bir yaklaşım sunarak mevcut çalışmalara katkı sağlaması hedeflenmektedir.
Kurumsal iktisat bağlamında hukukun üstünlüğünün ekonomik büyümeye etkisi: Avrupa Birliği üye ve aday ülkeler üzerine bir inceleme
Tarihsel olarak ekonomik büyüme, tüm ülkeler için önemli bir makroekonomik hedef olmuştur. Bununla birlikte, toplumun refahı için sürdürülebilir ve işlevsel bir hukukun üstünlüğü, ekonomik olmayan ancak yine de ekonomiyle ilişkili olabilecek başka bir hedeftir. Avrupa Birliği'nin (AB) temel değerlerinden biri olarak hukukun üstünlüğüne saygı, AB'nin işleyişi için olmazsa olmazdır. Diğer tüm temel değerlerin ve demokrasinin korunması için bir ön koşuldur. Birlik, hukukun üstünlüğüne saygının, içsel değerinin yanı sıra, sürdürülebilir bir sosyal piyasa ekonomisinin işleyişi için de hayati önem taşıdığına inanmaktadır. Bu nedenle, bu değerlerin ekonomik önemini araştırmak ve daha iyi anlamak bu çalışmanın motivasyonunu oluşturmaktadır. Çalışmanın temel amacı AB üye ve aday ülkelerinde hukukun üstünlüğünün ekonomik büyüme üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Bu amaca yönelik olarak 2015-2024 dönemini kapsayan veri seti ile panel veri analizi teknikleri kullanılmıştır. Eviews 12 programı ile gerçekleştirilen analizde hukukun üstünlüğü değişkeni World Justice Project'in oluşturduğu Rule of Law Index'ten, ekonomik büyüme değişkeni ise Dünya Bankası veritabanından elde edilmiştir. Gerçekleştirilen analiz sonucunda serilerin yatay kesit bağımlılığı olduğu ve heterojen bir yapıda olduğu görülmüştür. Bu nedenle analizde ikinci nesil birim kök testleri ile durağanlık incelenmiştir. Bai-Ng (2004), Pesaran (2007) ve Im, Pesaran ve Shin (2003) testleri ile durağanlık test edilmiştir. Elde edilen bulgular serilerin farklı durağanlık seviyelerinde birim kök içermediği yönündedir. Daha sonra panel ARDL testi ile hukukun üstünlüğünün ekonomik büyüme üzerindeki etkisi incelenmiş ve bulgular, kısa ve uzun dönemde hem AB aday ülkeleri için hem de AB üye ülkeleri için negatif etki olduğu yönündedir. Bir başka söylemle hukukun üstünlüğünün ekonomik büyüme üzerindeki etkisi incelenen dönem ve gruplar için negatiftir. Anahtar kelimeler: Hukukun üstünlüğü, ekonomik büyüme, Avrupa Birliği, panel veri analizi
Dış ticarette rekabetçilik: Türkiye ekonomisinin Avrupa Birliği ülkeleri karşısındaki rekabet gücü
Mutlak üstünlükler ve karşılaştırmalı üstünlükler teorilerinin günümüze uyarlanmış şekli B.BALASSA tarafından geliştirilen açıklanmış karşılaştırmalı üstünlüklerdir. Ülkelerarası rekabetin ölçülmesinde kullanılan en önemli endeks açıklanmış karşılaştırmalı üstünlükler endeksidir. Bu endeksin hesaplanmasında ülkelerarası ihracat ve ithalat değerleri kullanılmaktadır. Çıkan sonuç söz konusu ülkenin diğer ülkeye göre rekabetçi avantajı veya dezavantajı olduğunu belirtir.Çalışmada Türkiye ve Avrupa Birliği'nin ilk 12 üye ülkesinin birbirleri arasındaki rekabetçi yapıları incelenecek ve özellikle ara malı ve sermaye malı kalemlerinde Türkiye'nin nispeten rekabetçi dezavantaja sahip olduğu sınanacaktır. Bunun yanı sıra Türkiye'nin ihracatta dışa bağımlılığı sorunu uygulama bölümünde rekabet endekslerine dayalı olarak ele alınacak ve rekabetçi açıdan avantaja sahip olunsa bile Türkiye'nin ara ve sermaye malı ithalatına devam edeceği konusu araştırılacaktır.
Davranışsal iktisat ve kamu politikaları
Neoklasik iktisadın temel varsayımlarından iktisadi insan yaklaşımı bireyin kararlarında mutlak anlamda rasyonel, bencil ve çıkarcı olduğunu savunmaktadır. İktisat ve psikoloji biliminin birleşmesiyle ortaya çıkan davranışsal iktisat ise bireyin mutlak anlamda rasyonel olamayacağını, bireyin karar verme sürecinde sınırlı rasyonalite ile karar verebileceğini savunmaktadır. Davranışsal iktisada göre birey, karar verme sürecinde psikolojik olarak birçok faktörden etkilenir ve bundan dolayı da birey karar verme sürecinde bilişsel kısayollara başvurarak sınırlı rasyonalite ile karar verir. Davranışsal iktisadın ortaya koyduğu bu yaklaşım günümüzde gerek özel gerekse de kamu sektöründe birçok alanda kullanılmaktadır. Karar verme sürecinin psikolojik yönü, günümüz kamu politikalarının tasarımında gittikçe artan öneme sahiptir. Davranışsal iktisadın genel varsayımına göre bireyler, karar verme sürecinde sezgisel düşünür ve bilişsel kısa yolları kullanarak bazı durumlarda rasyonel olmayan kararlar alabilir. Davranışsal iktisadın getirdiği bu bakış açısı, kamu politikalarının davranışsal iktisat perspektifinde dizayn edilmesini sağlamıştır. Özellikle davranışsal dürtme (nudge) politikaları ile bireyler zorlama olmaksızın ikna edilerek hedeflenen kararı vermeleri sağlanabilmektedir. Dolayısıyla günümüzde, bizim kararımız zannederek aldığımız birçok karar aslında bizim kararımız olmayabilir. Bu tez çalışması ile birçok ülkede sıklıkla uygulanan davranışsal kamu politikalarının ülkemizde de birçok alanda uygulanabilmesi için bir farkındalık oluşturması hedeflenmiştir. Anahtar kelimeler: İktisadi insan, davranışsal iktisat, dürtme, kamu politikaları
Türkiye'de hanehalkı tüketiminin mikro verilerle incelenmesi
Tüketim, hanehalkı refahının ve makroekonomik faaliyetin temel bir bileşenidir ve modern yaklaşımlar, hanehalklarının bu kararları yaşam boyu bir perspektifle ele aldığını vurgulamaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de hanehalkı tüketimi mikro veriler kullanılarak kapsamlı bir ekonometrik analize tabi tutulmuştur. Bu amaçla, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından derlenen 2011-2018 yıllarına ait Hanehalkı Bütçe Anketi (HBA) mikro verilerinden oluşan 84,164 gözlemlik tekrarlı yatay kesit veri seti kullanılmıştır. Ampirik model, logaritmik formda tanımlanmış bir tüketim fonksiyonu üzerine kurulmuş ve Havuzlanmış En Küçük Kareler (Pooled OLS) yöntemiyle tahmin edilmiştir. Modelde tüketim davranışlarını açıklamak amacıyla yaş, yaşın karesi gelir, hanehalkı sorumlusunun cinsiyeti, eğitim düzeyi, kuşak farklılıkları, gayrimenkul sahipliği ve hane kompozisyonu gibi sosyo-demografik değişkenler dikkate alınmıştır. Çalışmada, yaşam döngüsünün farklı evrelerine özgü davranışsal farklılıkları ortaya koyabilmek için analizler karşılaştırmalı biçimde tasarlanmış ve üç ayrı düzeyde uygulanmıştır: tüm örneklem, hanehalkı sorumlusunun aktif çalışma çağında olduğu haneler ve hanehalkı sorumlusunun emekli olduğu haneler. Ampirik bulgular, Türkiye'de hanehalkı tüketim davranışlarının gelir, yaş, kuşak ve sosyo-demografik faktörlere göre sistematik biçimde farklılaştığını göstermektedir. Gelir, tüketim üzerinde güçlü ve pozitif bir etkiye sahiptir; ancak bu etkinin büyüklüğü emekli hanelerde daha sınırlıdır. Yaş profili incelendiğinde, tüketim orta yaşlarda en yüksek seviyesine ulaşmakta, ileri yaşlarda ise düşmekte; emeklilik döneminde ise bu düşüş daha yumuşak seyretmektedir. Kuşak farklılıkları, genç nesillerin daha yüksek tüketim eğilimi sergilediğini ortaya koymaktadır. Eğitim düzeyi ve gayrimenkul sahipliği de tüketimi artıran önemli faktörlerdir; özellikle gayrimenkul sahibi haneler emeklilikte dahi daha yüksek tüketim seviyesini sürdürebilmektedir. Sonuç olarak, bulgular Türkiye'de tüketim davranışlarının yalnızca gelir düzeyine bağlı olmadığını; yaşam evresi, kuşak aidiyeti, eğitim, gayrimenkul sahipliği ve demografik yapı gibi çok boyutlu etkenlerle şekillendiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Tüketim harcamaları, hanehalkı bütçe anketi; havuzlanmış en küçük kareler, sosyo-demografik faktörler, emeklilik
Orta gelir tuzağını belirleyen faktörler ve yükselen ekonomiler üzerine bir analiz
Orta gelir tuzağı (OGT) kavramı, genellikle bir süre hızlı bir şekilde büyüyerek orta gelir düzeyine ulaşan; ancak daha sonra yüksek gelir düzeyine ulaşmakta zorlanan ülkeleri ifade etmektedir. Orta gelir grubunda olan ülkelerin temel iktisadi sorunlarından biri, düşük gelir grubundan orta gelir grubuna yükselişte gösterdikleri başarılı büyüme performansını, yüksek gelir grubuna geçişte başaramamalarıdır. Bu çalışmanın amacı, üst-orta gelir grubunda yer alan seçilmiş 16 ülkenin 1996-2015 dönemi verileriyle OGT için belirleyici olan faktörlerin analiz edilmesidir. Üç temel bölümden oluşan bu çalışmada ilk olarak, kavramsal ve teorik çerçeve ile ampirik literatür ortaya konulmuş; daha sonra OGT'yi belirleyen faktörler ekonometrik olarak panel eşbütünleşme ve nedensellik testleri ile analiz edilmiş ve analiz bulguları yorumlanmıştır. Analizde söz konusu ülkeler arasındaki yatay kesit bağımlılığı (YKB) dikkate almak amacıyla ikinci nesil panel birim kök testlerinden faydalanılmıştır. Modeldebağımlı değişken olarak kişi başı GSYİH (Y) ve OGT'yi belirleyen faktörler bağımsız değişkenler olarak ar-ge harcamaları (ARGE), dış açık oranı (DAO), internet kullanım oranı (IKO), eğitim harcamaları (EH), işgücü verimliliği (IV), bilimsel makale sayısı (BMK), enflasyon oranı (ENF) ve işsizlik oranı (IO) değişkenleri kullanılmıştır. Panel eşbütünleşme analiziyle, bağımlı değişken ile bağımsız değişkenler arasında eşbütünleşme ilişkisi tespit edilmiştir. Panel nedensellik analizi sonucuna göre, Y'den DAO ve ARGE değişkenlerine doğru, IKO, IV ve BMK değişkenlerinde ise Y'ye doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Y ile IO ve EH değişkenleri arasında çift yönlü bir nedensellik bulgusuna rastlanmıştır. Y ile ENF değişken arasında herhangi bir nedensellik ilişkisine rastlanmamıştır. Çalışmada elde edilen ampirik bulgular çerçevesinde OGT'den kaçınmak için orta gelir grubunda yer alan ülkelere yönelik politika önerileri sunulmuştur.
Türkiye ve TRC1 Bölgesi'nde kadın istihdamının mukayeseli analizi
Türkiye'de ve TRC1 Bölgesi'nde ataerkil yapının hâkim olması sebebiyle kadın istihdamı önemli bir sorun olmaktadır. Kadın istihdamını arttırmaya yönelik birçok düzenleme yapılmış, politikalar uygulanmaya çalışılmışsa da hiçbir zaman kadın istihdamı istenilen seviyeye ulaşamamıştır. Kadın işgücü, ülke refahı, kalkınması ve kalkınmanın sürdürebilirliği açısından büyük önem taşımaktadır. Kadın işgücünün mevcut durumunun analizi uygulanacak politikalara ışık tutması açısından önem arz etmektedir. Bu amaçla Türkiye'de ve TRC1 Bölgesi'nde kadının işgücüne katılımını etkileyen başlıca faktörler (eğitim durumu, yaş) çerçevesinde kadın işgücü, 2007-2017 yılları arasında incelenmiştir. Çalışmada kullanılan veriler Türkiye İstatistik Kurumu veri tabanından elde edilmiştir. İstatistiki veriler portföyünde uygulanan regresyon, korelasyon ve frekans analizlerinin sonuçlarına göre değerlendirilmeler yapılmış; Eğitim seviyesi ile işsizlik arasında negatif yönlü bir ilişki mevcut iken eğitim seviyesi ile istihdam arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu sonuca varılmıştır. Ayrıca ataerkil yapının kadın işgücü üzerinde baskıcı ve belirleyici yapıya sahip olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: İstihdam, İşgücü, İşsizlik, Kadın İstihdamı, Kadın İşgücü, Çalışma Hayatında Kadın.
Türkiye 2023 ekonomik hedeflerin gerçekleşmesinde girişimciliğin önemi
Evrenselleşme ve iletişim teknolojilerinde süratle meydana gelen değişimler ile girişimcilik, verimliliği arttıran önemli unsurlardan birisi olmuştur. Günümüzde ülkelerin ekonomik büyümelerini sürdürülebilmesi ve rekabet güçlerinin sağlanabilmesi için girişimci ekonomi faaliyetleri üzerinde oldukça yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Artan rekabet ve gelişen teknolojiye bağlı olarak makroekonomik ve yerel ekonomilerde bu değişen sürece uyum sağlamak kaçınılmaz bir hal almıştır. Bu bağlamda 2023 ekonomik hedeflerinin başarıyla sağlanabilmesi için ekonomideki aktörlerin girişimcilik tabanlı faaliyetlerde bulunup bu alanlardaki süreçlerde faaliyetlerini geliştirmeleri gerekmektedir. Girişimcilik, ülke ekonomilerindeki faktörleri birleştiren ve gördüğü fırsatları değerlendiren ve bu aşamada yenilikler üreten, ürettiği yenilikçi girişimlerle risk alan ve ülke ekonomilerinde motor görevini üstlenen bir üretim faaliyetidir. Bu çalışma girişimcilik ve 2023 ekonomik hedeflerini açıklayarak, girişimcilik ve ekonomi arasındaki ilişkiyi ele aldıktan sonra 2023 ekonomik hedefleri üzerinde girişimciliğin etkilerini açıklamaya çalışmaktadır. Yöntem olarak Granger nedensellik analizi yapılmış ve girişimcilik ve milli hâsıla arasında tek yönlü ilişki olduğu, girişimcilikten ihracat ve ithalata doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: 2023, Girişimcilik, Ekonomik Hedef
Türkiye'de sürdürülebilir kalkınma ve mikro temelli sürdürülebilir kalkınma uygulamaları
Sürdürülebilir kalkınma kavramı, genellikle çevresel boyutu ile değerlendirilen bir kavram olmasına rağmen bu kavramın ekonomik, sosyal ve çevresel olmak üzere üç farklı alt boyutu mevcuttur. Dünyadaki tüm ülkeler söz konusu sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak amacıyla çeşitli politikalar uygulamaktadır. Türkiye de özellikle son yıllarda sürdürülebilir kalkınmaya yönelik önemli mikro temelli politika uygulamalarına başlamıştır. Bu politikalar kapsamında artan miktarda yatırımlar yapılması, Türkiye'nin söz konusu dönemde tanıklık ettiği politik istikrar ile de ilişkilendirilmektedir. Söz konusu bilgilere dayalı olarak bu çalışmada, Türkiye'de politik istikrarın sürdürülebilir kalkınmanın farklı boyutları üzerindeki etkisinin 2002-2017 dönemi için incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda oluşturulan birinci modelde ekonomik sürdürülebilirliği incelemek amacıyla, politik istikrarın, emek ve sermaye birikiminin reel GSYH üzerindeki etkisi incelenmiştir. İkinci modelde ise çevresel sürdürülebilirliği incelemek amacıyla politik istikrarın ve reel GSYH'nın yenilenebilir enerji tüketimi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Son olarak üçüncü modelde sosyal sürdürülebilirliği incelemek amacıyla, politik istikrarın ve reel GSYH'nın yoksulluk üzerindeki etkileri incelenmiştir. Söz konusu ilişkiler, zaman serisi yöntemleri aracılığıyla incelenmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirildiğinde, birinci modelde emek ve sermaye birikiminin reel GSYH'yı arttırdığı buna karşın politik istikrardaki artışın reel GSYH'yı azalttığı sonucuna ulaşılmıştır. İkinci model için elde edilen sonuçlar incelendiğinde, reel GSYH'daki ve politik istikrardaki artışın yenilenebilir enerji tüketimini arttıdığı sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal sürdürülebilirliğin incelendiği üçüncü modelde ise, reel GSYH'daki artışın yoksulluk oranını arttırdığı fakat politik istikrardaki artışın yoksulluğu azalttığı sonuçlarına ulaşılmıştır.
Fikri mülkiyet haklarının korunmasının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: OECD ülkeleri üzerine bir uygulama
Bilginin kullanılması sonucu ortaya çıkan ve teknolojik olarak katma değeri yüksek olan ürünler çeşitli araştırma-geliştirme (AR-GE) faaliyetleri neticesinde ortaya çıkmaktadır. Gerçekleştirilen bilimsel, düşünsel ve sanatsal çalışmalar neticesinde elde edilen ürünlerin haklarının korunması ise bu dönemde oldukça önem kazanmış, gerek ulusal gerekse uluslararası boyutlarda söz konusu hakların korunması maksadı ile çeşitli koruma mekanizmalarına olan ihtiyaç ortaya çıkmıştır. Bu anlamda ortaya çıkan Fikri mülkiyet hakları, gerek mevcut eserlerin haklarının korunması gerekse ortaya çıkacak yeni fikir ve sanat eserleri için yaratıcılığı teşvik açılarından oldukça önemli bir rol üstlenmektedir. Dolayısı ile fikri mülkiyetlerin korunması, gerek teknolojik alanda gerekse sosyal ve ekonomik alanlarda ülkelerin ilerlemelerini ve uluslararası alanlarda rekabet edebilirliklerinin artmasını sağlayan bir hayli önemli bir etkendir. Bu çalışma kapsamında ilk olarak fikri mülkiyet haklarının tarihsel süreçte göstermiş olduğu gelişim incelenmiş, devamında ise tanımı ve ekonomik büyüme ile olan ilişkisi ele alınmıştır. Daha sonra ve fikri mülkiyet haklarının korunmasının önemi incelenmiş ve söz konusu hakların OECD ülkelerindeki ekonomik büyümeye olan etkilerin analiz edildiği bir ekonometri uygulama sunulmuştur. Uygulama kapsamında fikri mülkiyet haklarının korunmasının ekonomik büyümeye ve AR-GE yatırımlarına olan etkileri araştırılmış ve netice olarak incelenmiştir fikrî mülkiyet haklarının korunmasının söz konusu alanlarda olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Fikri Mülkiyet Hakları, AR-GE, Ekonomik Gelişme.
BRICS-T ülkelerinde küreselleşme ve ekonomik büyüme ilişkisinin farklı boyutlarla incelenmesi
Küreselleşmenin günümüzde hayatın her aşamasında etkisinin hissedildiği görülmektedir. Bu etkilerin bir kısmı insanlara, toplumlara, ülkelere avantajlar sağlamakta, bir kısmının ise dezavantajlara neden olduğu görülmektedir. Küreselleşme ile iletişim olanaklarında ciddi anlamda gelişmeler yaşanmakta, teknolojik gelişmeler ise tüm dünyada eş zamanlı kullanılabilmektedir. Küreselleşmenin sosyal olarak toplumlara sağladığı diğer bir fayda ise ülke dışındaki kültürlerle ilişkilerin artarak ve toplumsal gelişim sağlanmasıdır. Sosyal olarak avatajlar sağlayan küreselleşmenin toplumların yerel kültürlerinin aşınmasını sağladığı ve milli dil, inanç, örf ve adetlerinin öneminin yitirilmesine neden olduğu görülmektedir. Politik açıdan bakıldığında ise küreselleşme ile birlikte ülkeler birbirleriyle daha yakın ilişki kurma şansını elde etmişler ve uluslararası kuruluşlar aracılığıyla ortak hareket edebilme imkanına kavuşmuşlardır. Ayrıca politik ilişkilerin artması sayesinde birbirleriyle daha derin ekonomik ilişkiler kurma imkanına sahip olmuşlardır. Küreselleşmenin ortaya çıkış noktası olarak görülen ekonomik küreselleşme incelendiğinde en temel anlamda küreselleşme sayesinde tüketimde tüm dünyanın tek bir pazar haline geldiği görülmektedir. Üretim de ise ülkelerin teknolojik gelişmelere ve yeni buluşlara ulaşımda ciddi bir hız yakaladığı, üretim faktörlerinin hareketliliği nedeniyle önemli avantajlar elde edildiği görülmektedir. Sağlanan söz konusu avantajların yanı sıra rekabetin de küreselleştiği ve ülkelerin ekonomik anlamda ciddi bir yarış içinde oldukları görülmektedir. Çalışmada BRICS-T ülkelerinde 1990-2014 yılları arasında ekonomik büyüme ile genel, ekonomik, sosyal ve politik küreselleşme arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmada oluşturulan dört model kapsamında yapılan FMOLS katsayı tahmincisi analizleri sonucunda, BRICS-T ülkelerinde ekonomik büyüme üzerinde genel, ekonomik, sosyal ve politik küreselleşmenin pozitif ve istatistiki açıdan anlamlı etkisinin olduğu görülmektedir. Değişkenler arasında nedensellik ilişkisi ise Dumitrescu-Hurlin nedensellik testi ile incelenmiştir. Bu analizler sonucunda ise sermaye birikimi ile ekonomik büyüme arasında çift yönlü, genel, ekonomik ve sosyal küreselleşmeden ekonomik büyüme doğru tek yönlü ve politik küreselleşme ile ekonomik büyüme arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi olduğu görülmüştür.
Uluslararası göç bağlamında, Suriyeli sığınmacıların emek ve yabancı sermaye yatırımları açısından Türkiye ekonomisine etkileri(Gaziantep ve Şanlıurfa örneği)
Etnik çatışmalar, savaşlar, terör olayları, işsizlik, adil olmayan gelir dağılımı, yoksulluk, iklim ve çevre koşulları gibi birçok olumsuzluk, insanların gönüllü/ zorunlu olarak yaşadıkları bölgelerden ayrılmasına neden olmaktadır. Dünyada milyonlarca insanın göç etmesinde etkili olan bu sebepler ülkeden ülkeye farklılık göstermiş olsa da, ekonomik ve politik nedenler her iki yüzyılda göç hareketlerinde temel hareket noktasını oluşturmaktadır. İnsanlık tarihinin en düzensiz ve dramatik nüfus hareketi olarak bilinen göç, sonuçları ile bir insanlık sorunu haline gelmiştir. Arap Baharı sürecinde Türkiye'ye göç eden 3 milyon 642 bin 738 (Mart 2019) Suriyeli sığınmacının göç etme sebepleri diğer kitlesel göçlerin sebepleri ile benzerlik göstermektedir. Bu çalışma, Suriyeli sığınmacıların emek piyasası ve yabancı sermaye yatırımları yolu ile Türkiye ekonomisine etkilerini, Gaziantep ve Şanlıurfa'da yaşayan (15-64) yaş grubu Suriyeli sığınmacılara yönelik bir alan araştırması ile elde edilen bulgularla analiz etmiştir. Araştırmada, anket, yüz yüze görüşme ve gözlem yolu ile 418 Suriyeli yatırımcı ve 453 Suriyeli iş gücüne ulaşılmıştır. Bulgular ışığında, Suriyeli sığınmacıların Türkiye emek piyasası ve yabancı sermaye yatırımları üzerine etkilerine bakıldığında, genel olarak kayıtlı istihdamda önemli bir olumsuz etkiye sahip olmadıkları, ancak kayıt dışı istihdam oranları ve ücretler üzerinde olumsuz etkileri olduğu gözlenmiştir. Sığınmacı yoğunluğunun yüksek olduğu bölgelerde, artan toplam talep ve düşen işgücü maliyetlerinin kayıtlı sektörde istihdam artışına yol açtığı da görülmüştür. Sığınmacıların kamu maliyesi ve enflasyon üzerinde olumsuz etkileri de gözlenmektedir. İşsizlik oranları ve kayıtlı istihdamda düşük oranda bir artışa yol açan sığınmacılar, ayrıca işgücüne katılım, kayıt dışı istihdam ve iş bulma oranlarının bir miktar gerilemesine neden olmuştur. Suriyeli sığınmacılar göç yolu getirdikleri sermayeleri ile Türkiye'de farklı sektörlerde işletmeler kurarak ekonomiye önemli katkılar sağlamıştır. Çalışma, Suriyeli sığınmacılara "tüketen ve yük olan insanlar" bakış açısı yerine, "tüketen sığınmacıdan, üreten sığınmacıya" yaklaşımı ile bir bakış açısı sunmaktadır.
Dünya ülkelerinde cinsiyet eşitsizliğinin çocuk istihdamına etkisi
Bugün çocuk işçiliği ile mücadele özellikle gelişmekte olan ülkeler için hala önemli bir konudur. Çocuk işçiliğinin önlenmesi için, sorunun belirleyicilerinin doğru tespit edilmesi gereklidir. Yapılan birçok çalışmada ülkelerin kalkınma düzeyi ile hem çocuk işçiliği hem de cinsiyet eşitsizliği arasında ters yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Buna karşın doğrudan çocuk işçiliği ve cinsiyet eşitsizliği arasındaki ilişkiyi tespit etmeye yönelik bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu kapsamda çalışmada cinsiyet eşitsizliğinin ve belirleyicilerinin çocuk işçiliği (istihdamı) üzerindeki etkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla korelasyon, bağımsız iki örnek t-testi ve çoklu regresyon analizleri yapılmıştır. Beklendiği gibi çocuk istihdamı ile cinsiyet eşitsizliği arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Özellikle çocuk işçiliğinin (istihdamının) görece yüksek olduğu ülkelerde, cinsiyet eşitsizliği daha yüksek bulunurken, bu ülkelerde kadınların eğitim düzeyi ortalaması daha düşük bulunmuştur. Yapılan çoklu regresyon analizi sonucunda ise bağımlı değişken olan çocuk işçiliğinin beklendiği gibi kadınların eğitim düzeyi ve temsiliyet düzeylerinden olumsuz, beklenenin aksine kadınların işgücüne katılımından olumlu etkilendiği tespit edilmiştir. Yine ergen doğum oranları arttıkça çocuk işçiliğinin arttığı tespit edilmiştir. Kadınların işgücüne katılımı ile çocuk işçiliği (istihdamı) arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmasının nedeni, gelişmekte olan ülkelerde ücretlerin düşük dolayısıyla yoksulluğun yaygın olmasına bağlanabilir. Sonuç olarak, çocuk işçiliği ile mücadelede ülkelere, kadınlara hak ettikleri ücreti ödemeleri, kadınların eğitim ve siyasi temsiliyet düzeylerini yükseltmeleri ve çocuk yaşta evlilikleri önlemeleri önerilebilir
Yüksek ve üst orta gelirli ülkelerde kuznets hipotezinin geçerliliği: Ekonometrik bir analiz
Bu çalışmada 1990-2018 döneminde yüksek ve üst-orta gelir grubunda bulunan ülkelerde Kuznets hipotezinin geçerliliği panel veri analizi ile araştırılmıştır. İki farklı iktisadi gelişme göstergesi kullanılarak, iktisadi gelişme sürecinde gelir eşitsizliğinin seyri Kuznets hipotezi çerçevesinde ele alınmıştır. Analizlerde, iktisadi gelişme göstergesi olarak hem kişi başına düşen GSYH hem de İnsani Gelişme Endeksi (İGE) kullanılmıştır. İki farklı model kurularak eşbütünleşme analizi gerçekleştirilmiş ve uzun dönem katsayı tahmini yapılmıştır. Eşbütünleşme ilişkisi Westerlund ve Edgerton (2007) tarafından geliştirilen panel eşbütünleşme testi ile araştırılmış, uzun dönem katsayıları AMG (Genişletilmiş Ortalama Grup) tahmin yöntemi ile elde edilmiştir. Çalışmada elde edilen ampirik bulgular, ele alınan her iki ülke grubunda da Kuznets Hipotezinin aksine U şeklinde bir ilişkinin daha baskın olduğunu göstermiştir. Ayrıca elde edilen sonuçlar, çalışmada alternatif iktisadi gelişme göstergesi olarak kullanılan İGE'nin gelir eşitsizliğini açıklama gücünün KBGSYH'ye göre daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır
The effect of credit composition on economic growth: Evidence from Turkiye
The literature explores the link connecting financial development and the real economy, emphasizing the singular roles of entrepreneur/enterprise and household credits. Many studies in literature, however, examine financial development as a whole and neglect to analyze the individual influences of its elements. A credit composition is a measure of how bank credits are divided between enterprises and households. We will gain insight into the channels by which the financial system affects the economy through this decomposition. This study looked into the short and long-term influences of credits extended to enterprises and households on economic growth in Turkey between 1986 and 2021. A thorough examination of this link in the context of Turkey is necessary. In the aftermath of the 2008 financial crisis, Turkey realized large inflows of foreign capital at low costs. The enrichment of Turkey in terms of foreign resources enabled the residents of Turkey to benefit from these resources through the credits given by the banks. The rapid credit growth in the Turkish economy in recent years and the increase in the ratio of credits to Gross Domestic Product have also increased the power of loans to affect various macroeconomic variables. It is perceptible from the literature that financial development and economic growth have a strong tie, but it is noteworthy that there are relatively few studies that examine the tie connecting the type of credit and growth. The first study on the influences of credit type on various macroeconomic variables was conducted by Beck, Büyükkarabacak, Rioja and Valev (2012). For the first time, they systematically examined the influence of household and enterprise credits on growth in one of the most comprehensive studies in this field. Researchers found that enterprise credits stimulate economic growth, while household credits do not, based on data from 45 developed and developing countries in the 1994-2005 period. This study was trailed by a limited number of studies that used panel data analysis. Time series analysis was employed in two studies by Majeed, Iftikhar, and Atiq (2019) as well as Škare, Sinkovic, and Rochon (2019). A study conducted by Majeed et al. (2019) in Pakistan using the ARDL model found that enterprise credits were positive and significant for Pakistan's economic growth, but household credits did not. In their analysis for Poland using the Johansen cointegration test, Škare et al. (2019) concluded that business and household loans have a significant influence on economic growth. There has been no study that examines the influence of credit type on economic growth using time series analysis for Turkey. The analysis investigated short and long-term links using an autoregressive distributed lag (ARDL) model based on bound testing. The ARDL cointegration test was chosen because it is more advantageous than other cointegration tests in many respects. Based on the study's findings, the link under consideration appears to differ significantly depending on the type of credit involved. A positive influence of enterprise credits on economic growth has been determined, but household credits are not long-term contributors to economic growth. There is a two-way causality for enterprise credit and growth in the short and long term while no causality link was detected for household credit and growth. Enterprise credits positively affect economic growth, indicating that more appropriate investments are made when enterprise credits increase. Moreover, the total private bank credits in Turkey have not been found to have an influence on the growth of the economy. In light of this finding, it is imperative that we examine the influence of credit composition on economic growth.
Beşeri sermaye ekonomik büyüme ilişkisinin kurumsal faktörler açısından değerlendirilmesi: Bir panel veri analizi
Bu çalışmada beşeri sermaye ekonomik büyüme ilişkisi kurumsal açıdan incelenmektedir. Çalışmada beşeri sermayeyi oluşturan bireyin, gelişiminde rol oynayan eğitim ve sağlık faktörleri incelenirken, bireyin içirişinde bulunduğu toplumun yapısı kurumsal açıdan değerlendirilmektedir. Kurumsal yapılar toplumun demokratik yapısı, hukuksal yapısı ve yolsuzlukla mücadele açısından incelenmektedir. Çalışma 2002-2016 dönemini kapsamakta olup, kurumsal yapılardaki farklılıklar göz önüne alınarak, gelişmiş ve gelişmekte olarak iki ayrı modelde incelenmektedir. Ülkeler için kurulan panel regresyon modellerinde bağımlı değişken olarak kişi başına düşen reel GSYH, bağımsız değişken olarak eğitim endeksi, kişi başına düşen sağlık harcaması, hukukun üstünlüğü endeksi, demokrasi endeksi ve yolsuzlukla mücadele endeksi kullanılmaktadır. Çalışmada gelişmiş ülke grubu için sabit etkiler modelinin, gelişmekte olan ülke gurubu için klasik model ile tahmin yapılmasının uygun olduğuna karar verilmektedir. Çalışmada etkin ve tutarlı sonuçlar elde etmek amacıyla Driscoll ve Kraay dirençli tahminci ile tahmin yapılmaktadır. Analiz sonucu elde edilen bulgulara göre gelişmiş ülkelerde eğitim, sağlık, hukuk, demokrasi, yolsuzlukla mücadele değişkenleri ile ekonomik büyüme arasında pozitif yönlü bir ilişki vardır. Gelişmekte olan ülke için kurulan modelde ise eğitim, sağlık, yolsuzluklarla mücadele ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki pozitif yöndeyken, demokrasi ve hukuk ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin anlamsız olduğu saptanmaktadır.
Kadınların iş hayatına katılma tutumu: Nicel bir araştırma
Kadın istihdamı, bir ülkenin gelişmişliğini ölçmede çok önemli bir faktördür. Çalışan kadınların işgücü piyasasının çeşitli sektörlerinde karşılaştıkları zorlukları kabul etmek ve ele almak zorunludur. Bu, karşılaştıkları sorunları hafifletmek için gerekli önlemlerin alınmasıyla sağlanabilir. Çalışmanın amacı, kadınların çalışma hayatına karşı tutumlarına dikkat çekmektir. Bu amaçla yapılan bu çalışmanın uygulama kapsamına Türkiye'de kamu ve özel sektör alanında çalışan kadınlar dahil edilmiştir. Belirlenen sektörlerde çalışan kadınlara yönelik olarak, toplam 34 sorudan oluşan anket çalışan kadınlara yönelik olarak uygulanmış ve toplam 453 kişiden elde edilen veriler, istatistiksel paket programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda; kadınların işgücüne katılım oranını belirleyen faktörlerin yaş, eğitim, medeni durum gibi faktörlere göre değişiklik gösterdiği sonucuna varılmıştır.
Enflasyon hedeflemesi döneminde makroekonomik değişkenler arasındaki ilişki: Türkiye örneği
Enflasyon hedeflemesi rejimi son elli yıldır hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler arasında popülerliği artan bir para politikası aracı olarak dünyadaki birçok ülke tarafından benimsenmiş ve uygulamaya konulmuştur. Uzun yıllardır yüksek ve değişken enflasyon sorunu ile karşı karşıya kalmış bir ülke olan Türkiyede bu soruna bir çözüm olarak enflasyon hedeflemesi rejimini 2006 yılında uygulamaya almış ve genel anlamda başarılı olmuştur. Bu çalışma, enflasyon hedeflemesi döneminde makroekonomik değişkenlerin arasındaki ilişkiye odaklanmakta ve teori ile uyumlu hareket edip etmedikleri araştırmaktadır. Çalışmada ortak verinin elde edilebildiği Şubat 2004 – Kasım 2011 dönemi için vektör otoregresyon modeli (VAR) modeli kurulmuş ve etki-tepki analizleri ile varyans ayrıştırma sonuçları elde edilmiştir. Analize dahil edilen değişkenler; üretim için sanayi üretim endeksi, enflasyon için tüketici fiyat endeksi, ülke kredi riski için Credit Default Swap (CDS) primi, kur değişkeni için ABD Doları ve Euro sepet endeksi, faiz değişkeni için ise 1 ay vadeli mevduat faiz oranıdır. Dış talebin kontrolü için de dışsal değişken olarak Euro bölgesi sanayi üretim endeksi kullanılmıştır. Varyans ayrıştırma analizi sonuçları büyüme ve ülke risk primi değişkenlerinin yüksek oranda dışsal hareket ettiğini gösterirken, enflasyondaki değişimin açıklanmasında, ülke risk primi ve büyümenin, faizdeki değişimlerin açıklanmasında ülke risk primi ve enflasyonun, kurdaki değişimin açıklanmasında ise ülke risk priminin yüksek orana etkili olduğunu göstermektedir. Etki tepki analizlerinin sonuçları, makroekonomik değişkenlerin teorik beklentiyle uyumlu hareket ettiğini ortaya koymaktadır. Etki tepki sonuçlarına göre, enflasyondaki bir pozitif şokun hem faiz hem kurda istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Çalışmadan elde edilen bir diğer bulgu ise ülke kredi riskinin önemli bir değişken olduğudur. CDS primindeki bir yükselme enflasyon, kur ve faiz değişkenleri üzerinde anlamlı ve güçlü bir pozitif etkiye sahiptir.
Banka kredilerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi:Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinde uygulama
Dünyanın bütün ülkesi sürdürülebilir ekonomik büyüme hedeflemektedir. Bu hedefe ulaşmak için iç finansmanın en önemli iç kaynağı olan ve kalkınma projeleri ile ekonomik büyümeye ekonomik sektörlere banka kredisi vererek katkıda bulunan bankacılık ve finans sektörüne ilgi artmaktadır. Körfez ülkelerinin ekonomisi, GSYIH 'nın%50 ' a varan gelirleri için petrole bağımlıdır ve 2014 yılında ekonomik büyümesi, düşen petrol fiyatları nedeniyle düşüş başlamıştır. Bu yüzden daha güvenli ve sürdürülebilirlik iç finans kaynakları aranmasına neden olan, Körfez ülkelerinde bankacılık sektörü en iyi finansman kaynağı olarak ortaya çıkmıştır. Bu araştırmanın amacı, banka kredisinin Körfez İşbirliği Konseyi Ülkelerinin (Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Umman) ekonomik büyüme üzerindeki etkisini 2008-2017 dönemi için bir bütün olarak ekonomi düzeyde ve ekonomik sektörler düzeyinde tanımlamak ve ölçmektir. hangi ekonomik sektörlerin ekonomik büyümeye en büyük katkısı olduğunu bilmek, ekonomik büyüme ile bu büyümenin banka kredisi üzerindeki etkisini bilmek amaçlı yapılan araştırma, değişkenlerin periyodik verilerine ve çalışmanın örnekleminin ölçülmesi ile (kredi fonksiyonu - üretim fonksiyonu) Cobb-Douglas üretim fonksiyonuna dayanarak, nicel standart yöntemler "Panel Verileri" yöntemi, özellikle "Sabit ve Rastgele Modalar" yöntemi, " Birim Kök Testlerinde" ve " Panel Eşbütünleşme Testleri " uygulanmıştır. Çalışma, bir bütün olarak banka kredisinin ekonomik büyüme (GSYİH- petrol dışı) üzerinde olumlu bir etkisinin olduğunu ve GSYİH'daki değişimin%44'ünü oluşturduğunu göstermiştir.ve pozitif etkiye rağmen, hala istenen orana ulaşamamıştır, ancak sektör düzeyinde, sonuçlar inşaat ve hizmet sektörlerinde banka kredisinin GSYH'ye etkisini gösterirken, tarım ve sanayi sektörlerinde herhangi bir etkisi olmamıştır. Aynı zamanda çalışma, bir bütün olarak ekonomi düzeyinde banka kredisinde değişiminin% 34'ünü oluşturan GSYİH'nın (petrol dışı) banka kredisi üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu ortaya koymuştur, ancak Sektör düzeyinde, petrol dışı GSYİH'nın inşaat sektöründeki banka kredisine etkisi varken, diğer ekonomik sektörlerde etkisi yoktur. Banka kredisinin ve GSYİH'nın karşılıklı bir ilişki içinde olduğunu görmekteyiz, yani banka kredisinin GSYİH'nın daha büyük bir bölümünü etkilemesine rağmen birbirlerini etkilediğini anlamaktayız. Çalışma, Sektörlerin hangisi en fazla GSYİH'ya katkıda bulunmasıyla ilgili, hizmetler ve sanayi sektörlerinin, ekonomik büyümeye katkıda bulunan en önemli sektörler olduğunu göstermiştir. Araştırma, Körfez bankacılık sektörünün ekonomik büyümeye katkısının iyileştirilmesine katkıda bulunabilecek bir dizi öneri sunmaktadır.
Türkiye-Irak ekonomik ilişkileri ve Gaziantep-Irak ihracatı
Ülkeler tüm ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda kaynağa sahip olmadıkları gibi ihtiyaç duyduklarından fazlasına sahip olduğu kaynakları da israf etmemek isterler. Bundan dolayı ülkelerin kendilerinde fazla olan malları satıp, az olanları satın almaları uluslararası ticarette bulunmaları, ülkelerin birbirleriyle ticaret yapmaya götüren başlıca nedendir. Çalışmada Türkiye – Irak ve Gaziantep – Irak ekonomilerinin genel görünümleri ve dış ticaret göstergelerine yer verilmiştir. Ayrıca iki ülke arasında ithalata ve ihracata konu olan ürünler ve ülkemizin önemli ticaret ve sanayi merkezlerinden biri olan Gaziantep'in sanayi ve ticarette katma değer yaratarak ürettiği ürünlerin gerek ülke gerekse bölge ekonomisinin gelişmesi yönünden nasıl bir ekonomik güç potansiyeline sahip olduğu ve Gaziantep'ten Irak'a yapılan ihracatın nitelikleri ve istatistikleri üzerinde durulmuştur. Çalışmanın bulgularına göre Türkiye'nin Irak'a ihracat potansiyelini kullanmasında ve Gaziantep'in Irak'a yapacağı ihracatını arttırmasını sağlayacak faktörler ve artış sonrası elde edebileceği avantajlar belirtilmiştir. Bu çalışmanın temel amacı Türkiye ve Gaziantep'ten Irak'a yapılan ihracatın detaylı analizi ile birlikte nasıl arttırılabileceğini tespit etmektir.
Türkiye'de tasarruf açığının karşılanmasında bireysel emeklilik sistemi
Türkiye'nin son yıllarda değişen demografik özellikleri, tıpta yaşanan gelişmelerle birlikte uzun yaşam beklentileri, emeklilikte daha kaliteli hayat isteği ve sosyal güvenlik sisteminin hem ekonomik hem de sosyal beklentileri karşılayamaması gibi pek çok neden yeni bir emeklilik sistemi arayışına neden olmuştur. Bu doğrultuda, Türkiye'de hayata geçen bireysel emeklilik sistemi ile insanlar, aktif çalıştıkları dönemde tasarruf yaparak çalışma dönemi sonunda emeklilik gelirlerine ek bir gelir elde ederek hayat kalitelerini devam ettirmeyi hedeflemektedirler. Bireysel emeklilik sistemi sayesinde yapılan tasarrufların biriktirdiği fonlar ile oluşan finansal denge, kalkınmasını tamamlamış ve gelişmiş ülkelerin makroekonomik göstergelerinde sağladığı iyileşmelerle birlikte birçok ülke bireysel emeklilik sistemlerini daha cazip hale getirmek için politikalar üreterek, reformlar gerçekleştirmektedir. Türkiye'de toplumun gösterdiği tasarruf eğilimleri içinde bireysel emeklilik sisteminin yerinin belirlenmesi ve yapılan yenilikler ve değişikliklerin bireysel emeklilik sistemine ve tasarruflara katkılarının ne olduğunun tespiti sistemin gelişmesi ve yapılacak yeni reformlar için kilit konumdadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de bireysel emeklilik sisteminin tasarruf açığının karşılanmasında etkisi ve öneminin bazı değişkenler ile açıklanmasını sağlamaktır. Çalışmada Literatürsel Tarama Yöntemi kullanılmış, 2003-2018 yılları arasındaki resmi veriler esas alınarak sistemin bireylerin tasarruflarına nasıl bir etkisinin olduğu ve bireysel emeklilik sisteminde yapılan reformların ulusal tasarruflara katılma üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Ayrıca seçilmiş bazı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin tasarruf oranları ve bireysel emeklilik sistem performansları da incelenmiştir. Elde edilen istatiksel bulgular, İkincil analiz ve içerik analiz tekniği kullanılarak değerlendirilmiştir. Değerlendirme sonuçları tablo, grafik, histogram vb. araçlarla betimsel olarak gösterilerek açıklanmış ve yorumlanmıştır. Çalışma sonucunda Bireysel Emeklilik Sistemi'nin güçlü ve zayıf yönleri ile sistemin büyümesi ve gelişmesi adına öneriler sunulmuştur.
Dahilde işleme rejiminin ihracat üzerine etkileri : Halı sektörü analizi
Dünyada tüm ülkelerin ortak hedefleri dünya piyasalarında daha fazla pay alarak gelirlerini artırmaktır. Bu amaçla, günümüzde ülkeler için ihracat artışının sağlanması yönündeki uygulama ve politikalar önem arz etmektedir.Türkiye 1980 sonrasında "İhracata Dönük Büyüme Modeli" benimseyerek ihracatın arttırılması yönünde ihracatı teşvik edici düzenlemelerini uygulamaya başlamıştır. İhracatın artırılmasını hedefleyen "devlet yardımları" sistemi Türkiye-AB arasında imzalanan 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Karar'ı sonrasında uluslararası standartlara uyum sürecine girmiştir. Bu süreçle birlikte 1996 yılında uygulamaya konulan Dahilde İşleme Rejimi (D.İ.R.) ise, ekonomi ve dış ticaret politikalarının analizi açısından önemini, halen ihracatın içerisinde önemli payı ile korumaktadır. Çalışmanın amacı, öncelikle dünya halı sektörünü ve Türkiye'nin bu sektördeki rekabetçi konumundan bahsederek, bu rekabetçiliğin sürdürülmesi açısından Rejimin Türk halı ihracatı üzerine etkilerini belirlemektir. Bu amaçla Harmonize sınıflandırmada tüm halı çeşitlerini içeren 57. fasılın alt fasılları olan 5702 ve 570242 GTİP'li ürün gruplarında D.İ.R. kullanım oranları ile D.İ.R.'in halı ihracatındaki etkinliği ortaya koyulmuştur. Rejim kapsamındaki ithalat verileri ile döviz kullanım oranlarının daha net anlaşılabilmesi adına ise, Gaziantep'te 13.93.11.00.04-Makine halıları (düğümlü olanlar) NACE kodunda faaliyet gösteren ve çalışan sayısı 250 ve 250+ olan firmaların verileri incelenmiştir. Halı sektöründe Dahilde İşleme Rejimi kapsamında gerçekleştirilen ihracat oranı her geçen gün artmaktadır ve kullanım oranı yaklaşık %80'e ulaşmıştır. Rejim kapsamında gerçekleştirilen ihracat artışı yanında döviz kullanım oranlarının yaklaşık %36 gibi düşük bir oranda gerçekleşerek ülkeye döviz kazandırıldığı anlaşılmıştır.
Bankacılık sektöründe katılım ve geleneksel bankacılık karşılaştırması
Bankacılık tarihi dünya tarihin ilk olarak MÖ 3500 yılında Sümerler de görülmüştür. İnsanlık tarihinde para kavramı ortaya çıkmadan önce ürün ve hizmetlerin takası görülmüştür. Paranın bulunması ile birlikte Avrupa'da kiliseler emanet yöntemi ile bankacılık faaliyetlerine benzer uygulamalarda bulunmuştur. Bankacılık tarihinin modern anlamda gelişmesi Avrupa'da meydana gelmiştir. Avrupa sanayi devrimi ve finansal teknolojiler açısından kendini geliştirirken, Osmanlı Devleti ekonomik buhran ve siyasi ilişkileri yüzünden geride kalmıştır. Bu yüzden Osmanlı'nın son dönemlerinde enflasyonun artması ile finansal kaynağa ihtiyaç duyulmuştur. Osmanlı topraklarında kurulan bankalar yabancı kaynaklı olup, bireylere hizmet vermiştir. Fakat ülkenin değişen siyasi yapısı ve ekonomisi yüzünden yabancı kaynaklı bankalar kapatılarak, yerli sermaye ile geleneksel bankacılık sistemleri oluşturulmuştur. Geleneksel bankacılık sistemi faize dayalı bir işleyiş sürdürmektedir. Bu durumda İslam dinine mensup olan kişiler geleneksel bankacılık uygulamalarından faydalanamamıştır. 1973 yılında meydana gelen Petrol Krizi ile Müslüman ülkelerin, petrol rezervleri sayesinde ekonomileri daha güçlü bir konuma gelmiştir. Bu nedenle Müslümanların ekonomiye kazandırılması için yeni bir bankacılık sistemine ihtiyaç duyulmuştur. Bu sayede katılım bankalarının temeli atılmıştır. Katılım bankaları, geleneksel bankacılıktan farklı olarak faiz sisteminden faydalanmamaktadır. Bu çalışmada katılım ve geleneksel bankaları literatür doğrultusunda incelenerek, TKBB, TBB ve BDDK'dan elde edilen bilgiler doğrultusunda performans karşılaştırması yapılacaktır.
İslam ekonomisi açısından gıda israfı, gıda israfının belirleyicileri
Gıda israfı, İslam ekonomisi açısından büyük bir endişe kaynağıdır. İslam ekonomisi, kaynakları verimli kullanmayı, adaleti, toplumsal dengeyi ve yardımlaşmayı vurgular. Bu çerçevede, gıda israfı İslam ekonomisinin temel prensipleriyle uyumsuzdur. İslam'da, yiyecek ve içeceklerin israf edilmesi kesinlikle hoş karşılanmaz. Bu kavram, farklı anlatımlarla Kur'ân-ı Kerîm'de çoğu yerde kullanılmıştır. Çalışmamız, bir giriş ve beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın önemi, amacı ve yöntemden bahsedilmiştir Kavramsal zeminini oluşturan birinci bölümde tasarruf, tüketim israf kavramının öncelikle sözlük ve literatür anlamları verilmiş, ardından ise tüketim ve israfa bakış açılarında; kapitalizmin tüketim toplumuna ve israfa bakışı, tüketim kavramına ve israf kavramına heterodoks bakış, İslam ekonomisinde tüketim toplumu, tasarruf ve israf, İslam'da tasarruf ve israf, İsraf türlerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise tezin ana çerçevesini oluşturmaktadır. Bu bölümde gıda israfı anlatılmış; dünyadaki ve Türkiye deki gıda israfı, gıda israfının nedenleri ve önleme yolları üretici ve tüketici yönünden incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise araştırmanın yönteminden bahsedilmiştir. Dördündü bölümde bulgular, beşinci bölümde ise sonuç ve önerilerden ele alınmıştır. Bu çalışma İslam Ekonomisi perspektifinden gıda israfını analiz etmeyi ve gıda israfını etkileyen faktörleri belirlemeyi hedeflemektedir. Yapılan ankette ilk bölümde demografik değişkenler verilmiş olup, ikinci bölümde ise gıda israfı tutumuna yönelik sorular sorulmuştur. Google Forms üzerinden anket formu hazırlanmış ve uygulanmıştır. Anketi 461 kişi katılmış olup ancak eksik ve yanlış olduğu düşünülen anketler elendikten sonra 444 tanesi değerlendirmeye alınmıştır. Kolayda örneklem yöntemi uygulanmıştır. Gıda İsrafı Ölçeği için keşfedici faktör analizi yapılmış, daha sonra faktörler arası korelasyon analizi gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda tüketicilerin gıda israfının etkileyen altı boyut ortaya çıkmıştır.
Kredi derecelendirme kuruluşlarının Türk bankacılık sektörü üzerindeki etkileri
Küreselleşen dünyada daha fazla kar yapma hırsı piyasalardaki asimetrik bilgiyi artırmakta, doğru bilgiye ulaşmanın maliyetini yükseltmektedir. Piyasadaki var olan bu bilgi eksikliğini gidermek ve doğru bilgiye daha az maliyetle ulaşmak adına kredi derecelendirme kuruluşları (KDK) devreye girmektedirler. KDK'lar piyasadaki alıcı ve satıcıların daha sağlıklı hareket etmesi için başta ülkeler olmak üzere, şirketleri, bankaları ve birçok varlığı kendi belirlemiş oldukları notlarla risk değerlendirmesi yapmakta ve bunun karşılığında belli bir ücret almaktadırlar. KDK'lar vermiş oldukları hatalı kararlar ile güvenirlilikleri üzerinden eleştirilmelerine ragmen önemlerini giderek artırmaktadırlar. Bu çalışmanın amacı, KDK'ların vermiş oldukları kararların Türk bankacılık sektörü üzerindeki etkilerini ortaya çıkarmaktır. Bu doğrultuda öncelikle derecelendirme faaliyeti, belli başlı uluslararası derecelendirme kuruluşları ve bankacılık sektörünün gelişimi ortaya konulmuştur. Daha sonra bankalar için önemli bir girdi olan sendikasyon kredisi izah edilmiş, ayrıca sendikasyon kredisinin KDK'ların vermiş oldukları kararlardan etkilenme durumu tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırma kapsamında, Türkiye'nin aktif büyüklük olarak en büyük dokuz bankasının S&P, Fitch ve Moody's firmalarından 2000-2018 yılları arasında almış oldukları derece notları ve bu yıllarda temin ettiği sendikasyon kredisi, bankaların yayımlamış oldukları faaliyet raporlarından tablo ve grafiklere aktarılıp, kredi derecelendirmenin sendikasyon kredisine etkisi yorumlanmıştır. Yapılan çalışma sonucunda, derecelendirme kuruluşlarının eleştirilmelerine rağmen önemlerini giderek artırdıkları ve seçilen bankalar dahilinde kredi derece notlarının sendikasyon kredisi üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. KDK'ların vermiş oldukları kararlarla Türk bankacılık sektörünü etkilediği sonucuna varılmıştır. Ayrıca KDK'ların Türk bankacılık sektörünün dış ekonomilerle endegrasyonuna katkı sağladığı buna rağmen Türk bankalarının kredi derece notunun önemi ve farkındalığı konusunda yeterince faaliyette bulunmadıkları saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Derecelendirme, Kredi Değerlendirme Kuruluşları, Türk Bankacılık Sektörü, Sendikasyon Kredisi.
Döviz kurunun yurt içi net kredi kullanımları üzerindeki etkisi: Türkiye örneği
Döviz kurları, kişilerin yatırım ve tüketim gibi tercihleri konusunda büyük bir etkiye sahiptir. Hanehalkı (tüketiciler) ve firmalar (üreticiler) tüketim, üretim ve yatırım kararlarını alırken, ekonomideki diğer faktörlerle birlikte, döviz kurlarını da dikkate alırlar. Üreticiler üretim girdisi olarak kullandıkları hammaddeyi yurtdışından karşılıyorsa üretim kararlarını alırken döviz kurlarını dikkate alacak, tüketiciler de satın alacakları ürünlerle ilgili karar alırken, döviz kurlarına bağlı olarak hem maliyet değişimlerinden hem de tüketim ve yatırım arasındaki fırsat maliyeti değişimlerinden etkilenebileceklerdir. Bu bağlamda döviz kurları ekonomideki karar alma mekanizmalarını ve diğer makroekonomik değişkenleri önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Bu çalışmada döviz kurlarının yurtiçi net kredi kullanımları üzerindeki etkisi Türkiye ekseninde ele alınmıştır.
Demokrasi ve iktisadi büyüme ilişkisi üzerine ekonometrik bir analiz
Bu çalışmada 2013-2021 yılları için 65 adet ülke göz önünde bulundurularak demokrasinin iktisadi büyüme üzerindeki etkisi Barro (1990)'a dayanan içsel büyüme modeli çerçevesinde incelenmiştir. Yatay kesit analizi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen tahmin sonuçlarına göre demokrasinin iktisadi büyüme üzerinde etkili olmadığı ortaya çıkarılmıştır. Agnostik görüşü destekler bulgular elde edilmiştir.
Dünyada merkez bankaları: ABD, AB ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankaları karşılaştırması
Günümüz çağdaş ülkelerinde fiyat istikrarının sağlanmasına ve ekonominin belirli bir düzen içerisinde işlemesine katkı sağlayan en önemli kurumlardan biri de hiç kuşkusuz merkez bankalarıdır. Geçmişten günümüze kadar olan süreçte merkez bankaları çok önemli ilerleme kaydetmiştir. Geçmişte genel olarak savaş finansmanlarını ve ülkelerin ekonomik olarak kalkınma sürecini hızlandırma amaçlı olarak kurulan merkez bankaları, günümüzde daha fonksiyonel bir yapıya doğru evrilmiştir. Bu çalışma kapsamında, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ile Amerika Merkez Bankası (FED) ve Avrupa Merkez Bankası (AMB) arasındaki karşılaştırma incelenmiştir. Yapılan incelemenin neticesinde, TCMB ve FED karşılaştırıldığında birbirinden oldukça farklı iki merkez bankası olduğunu söylemek mümkündür. Kontrol edilen para miktarından, bankaların kendine özgü yapısına varana dek pek çok yönden birbirinden oldukça farklıdır. AMB ile TCMB karşılaştırıldığında, bilhassa para politikaları konusunda bazı benzerliklerin olduğunu söylemek mümkündür. TCMB ve AMB kıyaslamasında bağımsızlık, şeffaflık ve hesap verebilirlik en temel unsurlardır. AMB açısından temel kriter bağımsızlıktır. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve saydamlık konusunda TCMB daha esnek bir yapıya sahip olduğu, AMB'nin ise daha kapalı bir yapıda olduğu tespit edilmiştir.Araştırmanın amacı ve problemleri de dikkate alındığında nitel araştırma yöntemlerinden biri olan kaynak tarama modelinde bir çalışma tercih edilmiştir. Araştırmanın başlığını oluşturan merkez bankaları uygulamaları ile ilgili literatürdeki veriler incelenerek, aradaki farklılıklar tespit edilmeye çalışılmıştır.
Döviz kuru değişkenliğinin bazı makroekonomik göstergeler üzerindeki etkisi: Türkiye ekonomisi için analiz
Belirsizliğin iktisadi kararlar üzerindeki etkisi kuramsal ve ampirik olarak incelenmiştir. Bu çalışmada belirsizlik ölçüsü için standart sapma olarak döviz kuru oynaklığı seçilerek büyüme, ihracat, ithalat, yatırım, tüketim değişkenleri üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Türkiye ekonomisi üzerine yapılan çalışmada 2003:1-2018:4 dönemleri arası üçer aylık verilerden yararlanılmıştır. Basit regresyon analizi ve Granger nedensellik analizi yapılmıştır. Örneklemin tamamı olan 2003:1-2018:4 dönemi için döviz kuru oynaklığının yatırıma, ithalata ve tüketime negatif yönde etki ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Fakat 2018 yılında döviz kurunda sıra dışı hareketlilik gözlemlenmiştir. 2018 yılı dışlandığında anlamlı bir etki ve istatistiki olarak nedensellik ilişkisi çıkmamıştır. Bu sonuca göre döviz kuru değişkenliğinin Türkiye' de incelenen dönem itibari ile büyüme, ihracat, ithalat, yatırım ve tüketim değişkenleri üzerinde belirleyici bir etkisinin olduğu sonucuna ulaşılamamıştır. Dolayısıyla Türkiye ekonomisi için sabit döviz kuru sisteminin fayda sağlayabileceği ya da esnek döviz kuru sisteminin olumsuz bir etkisinin olabileceği görüşü desteklenmemiştir. Anahtar Kelimeler: Döviz Kuru DeğiĢkenliği, Regresyon Analizi, Granger Nedensellik Testi, Büyüme, Ġhracat, Ġthalat, Yatırım, Tüketim, Türkiye
Financing of Syrian SMEs in Gaziantep a case study
As SMEs increase employment and GDP, it is an important issue in developing economies. Aware of the vital role of SMEs in economic development, the Government is making various arrangements to support SMEs in all sectors. Particularly, the difficulties faced by SMEs in obtaining capital during the establishment stage make them face some bottlenecks. Syria SMEs, which contribute to the construction of Turkey's economy with over 10 thousand SMEs. Syrian SMEs independently they want to start work in Turkey. however, the majority of these SMEs do not have access to the financing market. The aim of this study is to reveal the expectations of Syrian SMEs who are or want to establish business in Gaziantep from the financial support and credit facilities of the state. For this purpose, case analysis was conducted and various questions were asked to KOSGEB along with 10 selected SMEs. KOSGEB support is the most important financial institutions in Turkey. An evaluation was made on the answers to the questions asked.
Ekonomik kalkınma bağlamında yerel yönetimlerin özerkliği
Çalışmanın amacı, yerel yönetimlerin özerkliği ile kalkınma arasındaki ilişkiyi tespit etmektir. Kalkınma kavramının yavaş yavaş kendini hissettirmeye başlaması aydınlanma dönemine dayanır. Aydınlanma düşüncesi bilimsel yaklaşımda getirdiği dönüşümle birlikte üretim biçimi ve ekonomiyi de etkilemiştir. Bugüne kadar etkisi ile modern kalkınma anlayışının biçimlenmesinde çok etkili olmuştur. Ülkeler üretim faktörlerini doğru şekilde kullanarak, vatandaşların refah seviyesini yükseltmek amacındadırlar. Bunun için ülkenin teknik altyapı seviyesi, kalkınmanın daha hızlı ve etkili olmasını sağlayacak önemli unsurlardandır. Ekonomi literatüründe önemli bir kavramsal ayrım dikkati çekmektedir. Büyüme ve Kalkınma kavramları bazı dönemlerde aynı anlama geldikleri düşünülerek kullanılagelmişlerse de büyüme kavramı, sadece Gayri Safi Milli Gelir'deki oransal artışı ifade ederken, kalkınma ise, üretim ve teknolojideki yenilikler ile ortaya çıkan sosyo-ekonomik ilerlemeleri de içerir. Bölgelerin ve yerel birimlerin yol, su ve elektrik gibi alt yapı ihtiyaçlarının karşılanma düzeyi bölgenin gelişmişlik düzeyini belirlemek için önemli bir değişkendir. Sınırlı bir coğrafyada yaşayan görece küçük bir topluluğun ortak ihtiyaçlarını karşılamak içim oluşturulan idari birimler yerel yönetimler diye adlandırılmaktadır. Yerel yönetimlerde özerklik, hizmeti yerelde en yakın birimin sunmasının hizmet sunumunun daha verimli olacağı kabulünden dolayı kamu hizmetlerinde maliyet düşürücü bir etkiye sahiptir. Aynı zamanda yerel yönetimlerin yasalarla sorumlu oldukları hizmet alanlarının ekonomik büyüklükleri ve doğrudan veya dolaylı olarak ekonomiye etkileri bulunmaktadır. Bu çalışmada yerel yönetim hizmetlerinin bölgesel kalkınma üzerindeki etkisine dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla görüşme grubundan elde edilen veriler, görüşmecilerin açık veya örtülü olarak vurguladıkları kavramlar kodifiye edilmek suretiyle incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre yerel yönetimlerin bölgesel kalkınmada etkin bir rolü olduğu, ekonomik kararları alma konusunda yetkilerle güçlendirilmelerinin kalkınma üzerinde olumlu etkisi olduğu sonucuna varılmıştır.
Göçün gelir ve tüketim kalıpları üzerindeki etkileri: Gaziantep'te ikamet eden Suriyeli göçmenler üzerine bir araştırma
Arap Baharı ile birlikte Ortadoğu ülkelerinde meydana gelen siyasal gelişmeler kısa sürede geniş bir etki alanına ulaşarak domino etkisi oluşturarak Suriye Arap Cumhuriyetini de etkilemiştir. Suriye Arap Cumhuriyeti yaşanan bu dönüşüm ikliminden 2011 yılından günümüze dek etkilenmiş ve etkilenmeye devam etmektedir. Bu iç savaştan dolayı ülke nüfusunun yaklaşık yarısı göç etmek zorunda kalmış ve başta komşu ülkeler olmak üzere çeşitli ülkelerde mülteci statüsünde yaşama tutunmak zorunda kalmıştır. Bu göç dalgası sonucu birçok insan yaşadığı evi, mahalleyi, kenti ve ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Göç sonrası ulaşmış oldukları ülke şartlarına ve yasalarına tabi olmak zorunda olan bu kişiler sahip oldukları sosyal statülerini, tüketim alışkanlıklarını, sosyal çevrelerini ve refah düzeylerini çoğu zaman geride bırakmak zorunda kalmışlardır. Bu çalışma kapsamında Suriye'de meydana gelen iç savaştan dolayı Gaziantep ilinde göç ile gelen Suriyeli doktorların kriz ve belirsizlik durumlarında tüketim kalıpları, davranışlarında ve tüketim kararlarında meydana gelen farklılaşmayı incelemek adına 12 farklı Suriyeli doktorla yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme tekniği ile mülakat yapılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen temel bulgu, kriz ve belirsizlik durumu sonucunda Suriyeli doktorların tüketim davranışı konusunda ortaya koymuş oldukları davranış biçiminde farklılaşma olduğu tespit edilmiştir.
Küreselleşme bağlamında Kuşak ve Yol Girişimi Çin eksenli bir analiz
Günümüz dünyasında küreselleşme süreci bir dönüm noktasındadır. II. Dünya savaşından sonra ortaya çıkan ekonomik problemlerin çözümünde kullanılan Batı merkezli iktisadi çözümler 2008 finansal krizinden sonraki ekonomik sorunları çözmede yetersiz kalmışlardır. 2008 finansal krizi ile birlikte Batı dünyası ve ABD' de küreselleşme karşıtı ve korumacı politikalar artmıştır. Bu gelişmelerin yanı sıra, BREXIT süreci ile birlikte küreselleşmenin geleceği ile ilgili ciddi soru işaretleri ortaya çıkmıştır. Özellikle son yüzyılda dünya ekonomisi ve politikasına yön veren uluslararası liberal düzen ve kurumları, onları ortaya çıkaran sahipleri ile birlikte güç kaybetmeye başlamışlardır. Bu çalışmanın konusu, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi projesinin küreselleşme süreci üzerindeki etkilerinin analiz edilmesidir. Çalışma ile Çin'in geliştirdiği Kuşak ve Yol Girişimi'nin kavramsal çerçevesi çizilecektir. Bunun yanında KYG'nin ekonomik ve siyasal konjonktürel dünya düzenini nasıl değiştireceği ve ülkeleri ne yönde etkileyeceğinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın Kuşak ve Yol Girişimi konusunda çalışan ve konu hakkında bilgi sahibi olan çeşitli sektörlerdeki katılımcılarla yapılan anket çalışması sonucunda elde edilen verilerin Mann Whitney U ve Kruskal-Wallis testlerine tabi tutulması ile ulaştığı bulgular; Kuşak ve Yol Girişimi'nin küreselleşme sürecini ekonomik ve siyasi açılardan etkileyeceği, Kuşak ve Yol Girişimini'nin Türkiye açısından büyük ekonomik fırsatlar ortaya çıkaracağı ve siyasi konjonktürde Türkiye'nin küresel ölçekte dengeli bir yol izlemesi gerektiği yönünde ortaya çıkmıştır.
Katılım ekonomisinde sigorta uygulamalarının karşılaştırmalı analizi
Bu tez, Türkiye'de katılım bankacılığı ve Tekafül sigortacılığının bankacılık ve sigorta sektörlerindeki yerini incelemeyi, bu alanlardaki büyüme potansiyelini ve sektörel dinamikleri analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, katılım bankalarının ve Tekafül sigortacılığının konvansiyonel bankacılık ve sigortacılık sistemleriyle karşılaştırılması yapılmış, sektörün gelişim süreci ve mevcut durumu değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda, katılım bankalarının sektördeki payının son yıllarda artış gösterdiği, özellikle 2023 yılında belirgin bir büyüme kaydedildiği tespit edilmiştir. Aynı şekilde, Tekafül sigortacılığı da bazı branşlarda önemli pazar payları elde etmiş, ancak genel olarak konvansiyonel sigortacılığın sektörde daha büyük bir hakimiyete sahip olduğu belirlenmiştir. Türkiye'nin sigorta prim üretiminin her yıl artış gösterdiği ve sigorta sektörünün genel olarak büyüme eğiliminde olduğu gözlemlenmiştir. Ancak, Türkiye'nin kişi başına düşen sigorta prim üretimi dünya ortalamasının altında kalmakta, bu da sigorta bilincinin artırılması gerektiğine işaret etmektedir. Tezde ayrıca, bireysel emeklilik sisteminde dağıtım kanallarının etkisi incelenmiş, bireysel direkt satış ve bankaların en yaygın kanallar olduğu, ancak dijital ve mobil platformların kullanımının artırılması gerektiği vurgulanmıştır. Gelişmekte olan ülkelerde sigorta sektörünün daha yavaş bir büyüme gösterdiği, bu nedenle bu ülkelerde sigorta bilincinin artırılması ve erişimin kolaylaştırılması gerektiği de çalışmanın önemli bulguları arasında yer almaktadır. Neova Sigorta'nın prim üretimi üzerine yapılan detaylı analizlerde ise, şirketin bazı branşlarda önemli büyümeler kaydettiği, ancak nakliyat branşında düşüşler yaşadığı belirlenmiştir. Bu bağlamda, stratejik yeniden yapılandırma ve yeni pazarlama stratejileri geliştirilmesi önerilmektedir. Sonuç olarak, bu tez, katılım bankacılığı ve Tekafül sigortacılığının Türkiye'deki mevcut durumunu ve bu alanlardaki gelişim potansiyelini ortaya koymakta, sigorta sektöründe daha geniş bir pazar payına ulaşmayı ve sürdürülebilir büyümeyi sağlamak için öneriler sunmaktadır. Tekafül sigortacılığının global pazarda tanıtımının artırılması ve konvansiyonel sigortacılıkta yenilikçi ürün geliştirme stratejilerinin uygulanması, sektörün gelecekteki büyüme trendleri açısından kritik öneme sahiptir. Tekafül Türkiye'de büyük bir potansiyele sahip olduğu ve çeşitli alanlarda önemli katkılar sağlayabileceği görülmektedir. Ekonomik büyüme, istihdam artışı, finansal kapsayıcılık ve toplumsal güven gibi alanlarda tekafülün olumlu etkileri bulunmaktadır. Ancak, bilgi eksikliği, yasal düzenlemeler ve operasyonel maliyetler gibi zorluklar da göz önünde bulundurulmalıdır. Tekafülün gelecekteki başarısı, hükümet desteği, eğitim ve farkındalık kampanyaları, medya yoluyla bilgilendirme ve teknolojik yeniliklerin etkin bir şekilde kullanılması ile yakından ilişkilidir. Eğitim ve farkındalığın artırılması, finansal ürün çeşitliliği ve hizmet kalitesinin artırılması, hükümet desteği ve yasal düzenlemeler, tekafülün başarısını belirleyecek başlıca faktörlerdir. Teknolojik yenilikler ve dijitalleşme, tekafülün daha geniş kitlelere ulaşmasını ve kabul görmesini sağlayacaktır. Genç nüfusun artan ilgisi ve finansal krizler döneminde tekafülün güvenilir bir seçenek olarak görülmesi, bu sistemin gelecekteki başarısını daha da pekiştirecektir.
Döviz kuru ve oynaklığının ticari bankaların performansı üzerine etkisi: Türkiye üzerine bir uygulama
Esas amaçları kar elde etmek olan bankalar tasarruf fazlası olan kişi ve kuruluşlardan mevduat adı altında topladıkları fonları yatırımcılara ulaştırmada aracılık rolü üstlenmektedir. Özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde bankalar bu fonları çoğunlukla yurtdışından borçlanarak elde etmekte ve yurtiçine kredi olarak kullandırmaktadır. Bu nedenle banka bilançolarında yabancı para birimi cinsinden varlık ve yükümlülükler olabilmektedir. Bu durum bir finansal aracı olarak ticari bankaları döviz kuru riskine maruz bırakmaktadır. Döviz kurlarındaki dalgalanmalar, uluslararası piyasalarda yabancı para birimi ile işlem yapan bankaları doğrudan etkilemektedir. Döviz kurlarındaki değişim bankaları uluslararası işlemler dışında dolaylı olarak müşterilerinden, yabancı piyasalarda rekabet, kredi talebi ve diğer bankacılık faaliyetleri üzerinden etkilemektedir. Döviz kurlarının banka karlılığı üzerindeki etkisini bilmek, uygun bir başa çıkma stratejisi oluşturmak açısından önemlidir. Bu çerçevede çalışmada; 2003:q1-2018:q3 dönemi aralığında Türkiye Bankacılık Sisteminde faaliyette bulunan mevduat bankalarının karlılığı üzerinde döviz kuru ve oynaklığının etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla çalışmada üç farklı banka grubu için üç farklı model oluşturulmuştur. Bu modeller Arellano (1987), Froot (1989) ve Rogers (1993) tarafından geliştirilen tahmincilerle analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, reel döviz kuru ile ticari bankalarının performansı (ortalama aktif karlılığı, ortalama özkaynak karlılığı ve net faiz marjı) arasında istatistiki açıdan anlamlı ve pozitif ilişki olduğunu göstermiştir. Bulgular ayrıca, döviz kuru oynaklığı ile ortalama aktif karlılığı ve ortalama özkaynak karlılığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığını, ancak özellikle yabancı sermayeli bankaların net faiz marjı ile döviz kuru oynaklığı arasında anlamlı ve negatif bir ilişki bulunduğunu göstermiştir.
Hanehalkı tasarruf eğiliminin belirleyicileri: Türkiye üzerine bir uygulama
Bu çalışmada 2002-2013 dönemi TÜİK Hanehalkı Bütçe Araştırması mikro verileri kullanılarak Türk hanehalkının tüketim ve tasarruf davranışı modeli analiz edilmiştir. Hanehalkı Bütçe Araştırmaları; hanehalkının sosyal, ekonomik ve demografik özellikleri hakkında bilgi sağlayan tekrarlı yatay kesitsel araştırmalar olarak düzenlenmiştir. Bu doktora tezinin amacı Türk hanehalkının gelir dinamiğini, tüketim ve tasarruf davranışlarını anlamaya katkıda bulunmak ve Türkiye ekonomisinde Yaşam Döngüsü Hipotezi ve İhtiyati Tasarruf Hipotezi'nin geçerliliğini sınamaktır. Çalışmada ekonometrik yöntem olarak öncelikle yatay kesitsel analiz ve sentetik kohort teknikleri kullanılmış ve ayrıca iki aşamalı Sistem-GMM tekniği ile log doğrusallaştırılmış Euler denklemi tahmin edilmiştir. Bunu yapmak için ilk olarak yaş, kohort ve zaman etkileri ile ilgili tanımlama kısıtı altında yaş-gelir, yaş-tüketim ve yaş-tasarruf profilleri tahmin edilmiştir. Elde edilen tüm tahmin sonuçları tüketimin gelire aşırı duyarlı olmasından dolayı Türkiye için Yaşam Döngüsü Hipotezi'nin geçerli olmadığını göstermektedir. Son olarak Türkiye için log doğrusallaştırılmış Euler denklemi ile İhtiyati Tasarruf Hipotezi'nin geçerliliği test edildiğinde, sonuçlar (gelecek işgücü belirsizliği gibi) belirsizlik oluştuğunda hanehalkının yaşam boyu tüketimlerini sabit tutmak için cari tüketimlerini erteleyeceklerini ve tasarruf düzeylerini artıracaklarını göstermektedir. Bu nedenle ampirik analiz sonuçları Türkiye için İhtiyati Tasarruf Hipotezi'nin geçerli olduğu yönündedir.
Türkiye'de çocuk bakımının kadın işgücü üzerinde etkileri ve hukuki düzenlemeler
Kadınların işgücü istihdamına baktığımızda dünya genelinde artmakta olduğunu görmekteyiz. Toplumdaki sosyal değişimler, eğitim seviyelerinin artması, yasal düzenleme ve yeni çalışma şekilleri kadınların işgücü piyasasında daha çok yer almasını sağlamıştır. Bu tüm toplumlar için olumlu bir gelişmedir. Ancak, kadınlar çalışma yaşamında, cinsiyet ayrımcılığının bir sonucu olarak, erkek işgücüne nazaran daha düşük işgücü seviyesine sahip olmaktadırlar. Bununda en önemli sebebi çocuk bakımında anneye ihtiyaç duyulmasıdır. Bu sorunları çözümlemek ve toplumda sosyal adaleti, sosyal refahı sağlamak için uluslararası örgütler, hükümetler, sendikalar politikalar geliştirmişlerdir. Bu çalışmada, çocuk bakımı ve çalışma yaşamında kadın işgücü sorunları incelenmiş olup, sorunları çözümlemeye yönelik geliştirilen politikalara yer verilmiştir.
Gaziantep'teki Suriyeli göçmen girişimciler üzerine bir araştırma
Suriye'de 2011'de başlayan iç savaş nedeniyle meydana gelen göçmen dalgası göçmen hareketlerinin en geniş kapsamlı olanlarındandır. Göç dalgasından en fazla etkilenen ülkelerden biri olan Türkiye dünyanın en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yapan ülkesi konumundadır. 2018 yılı sonu itibariyle, Türkiye'ye iltica eden kayıtlı Suriyeli mülteci sayısı 3,6 milyonun üzerindedir. Suriyeli göçmenlerin Türkiye'ye göçünün ardından göçmenlerin Türkiye'ye entegrasyonu çeşitli kanallardan sağlanmakta ve bunların başında ekonomik faaliyetler gelmektedir. Türkiye'nin çeşitli illerinde yaklaşık 8000 yeni şirket kurduğu, ev sahibi ülkede işletme kurarak kendilerini destekleyebildikleri gözlemlenmektedir. Bu çalışma Gaziantep ilinde bulunan 210 Suriyeli göçmen girişimciler tarafından kurulan KOBİ'leri işleten iş insanlarıyla gerçekleştirilen kapsamlı ve şahsen yapılan anketlerden oluşmaktadır. Yapılan 210 anketten 188'ine dönüş sağlanmıştır. Çalışmada Suriyeli göçmenlerin bölgesel piyasada ekonomik etkileri araştırılmaktadır. Çalışmadan elde edilen bulgular Suriyeli Mültecilerin sadee ekonomik bir yük olarak değerlendirilemeyeceği, aynı zamanda girişmcilik faaliyeti ekonomiye yeni istihdam alanları kazandıracağından ve dolaylı olarak ülke ekonomisine katkı sağlayacağından dolayı, Suriyeli göçmen girişimcilerin kurmuş oluğu işletmelerde bölge ekonomisine katkı sağladığını göstermiştir. Yapılan anket sonuçlarına göre Suriyeli göçmenlerin, girişimcilik faaliyetleri ve ekonomideki aldıkları rol nedeniyle, kurmuş olduğu işletmeler kanalıyla yeni istihdam alanları, ekonomik bağımsızlığı olan işletmeler sayesinde yerleşiklerle rekabet eden bir yapıyla bölge ekonomisine katkı sağladığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Göç, Suriyeli mülteciler, Türkiye Ekonomisi, Girişimcilik.
İslam İşbirliği Teşkilatı ülkelerinin ithalatında kaynak ülke çeşitlendirmesinin yoğunlaşma oranı, Herfindahl-Hirschman ve entropi endeksleri aracılığıyla ölçümü
Küresel ticaret sisteminde artan jeopolitik gerilimler, arz zinciri kesintileri ve ekonomik belirsizlikler, ülkelerin ithalat yapılarında kaynak ülke çeşitliliğinin önemini giderek artırmaktadır. Özellikle dış şoklara karşı dirençli ve sürdürülebilir bir ticaret yapısı inşa etme çabaları, gelişmekte olan ülkeler açısından stratejik bir gereklilik hâline gelmiştir. Bu bağlamda, ithalatın belirli ülkelere yoğunlaşması, ekonomik güvenlik açısından önemli bir kırılganlık kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışma, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi ülkelerin ithalatında kaynak ülke çeşitlendirme düzeyini ölçmeyi ve ülkeler arası yoğunlaşma oranlarını karşılaştırmalı olarak analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın kapsamını, 2014-2023 yılları arasında ithalat verilerine eksiksiz biçimde erişilebilen İİT üyesi 31 ülkeye ait ithalat verileri oluşturmaktadır. Söz konusu veriler Trade Map veri tabanından temin edilmiştir. Araştırmada kullanılan yöntemler arasında Herfindahl-Hirschman Endeksi (HHI), Entropi Endeksi (EI), CR4ve CR8 yoğunlaşma oranları yer almaktadır. Bu endeksler aracılığıyla, her ülkenin ithalatının ne derece çeşitlendiği ya da birkaç ülkeye bağımlı olup olmadığı yıllar bazında analiz edilmiştir. Araştırma sonuçları, Türkmenistan, Somali, Kırgızistan gibi ülkelerin yüksek yoğunlaşma düzeyine sahip olduğunu, buna karşın Tunus, Fas, Ürdün gibi ülkelerde orta ya da düşük yoğunlaşma düzeylerinin daha yaygın olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca, sömürge geçmişine sahip ülkelerde yoğunlaşma oranlarının yüksek seyretmesi dikkat çekici bir bulgu olarak değerlendirilmektedir. Çalışma, İİT ülkelerinde uzun vadeli ve yapısal nitelikli çeşitlendirme stratejilerine ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymaktadır.
Uluslararası rekabet gücünü belirleyen faktörler: OECD ülkeleri için panel veri analizi
1950'lerden itibaren uluslararası ticarete yönelik korumacı politikaların zamanla serbestleşmesi ve küreselleşmenin de daha derin bir hal alması, uluslararası rekabetin şiddetini arttırmıştır. Küreselleşme, ülkelerin sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi vb. birçok alanda birbirine yakınsamasına neden olurken, ülkelerin talep yapıları da birbirine benzemeye başlamıştır. Birbirine benzeşen talep yapılarına paralel olarak, ülkeler de uluslararası piyasanın taleplerine cevap vermek ve dış ticaretten daha fazla pay almak için benzer ürünler üretmeye başlamıştır. Bu şartlarda, bir ülkenin rakiplerine karşı uluslararası rekabet gücünü arttırması, dış ticarete konu olan malları daha kaliteli ve daha uygun maliyetle üretip, uluslararası piyasalara diğer ülkelere göre daha ucuza sunması gerekmektedir. Dolayısıyla, ülkelerin uluslararası rekabet gücünü attırmak için, küresel talep yapısındaki değişmeleri takip etmeleri ve kendi ihracat yapılarını da iyi analiz etmeleri gerekmektedir. Bu noktadan hareketle, çalışmanın amacı, uluslararası rekabet gücünü belirleyen faktörleri incelemektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın iki aşamada ele alındığı ifade edilebilir. Birinci aşamada OECD ülkelerinin ihracat rekabet gücü, teknoloji yoğunluklarına göre Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler İndeksi ile analiz edilmiştir. Böylelikle ülkelerin sahip olduğu ihracat yapısı ve uluslararası rekabet gücü düzeyi ortaya konulmuştur. İkinci aşamada ise, uluslararası rekabet gücünü belirleyen faktörler (GSYH, döviz kuru, dışa açıklık, DYY, sermaye stoku, beşeri sermaye, patentler) panel veri analizi ile incelenmiştir. Analizler 1994-2017 dönemini kapsayan verilerle 18 OECD ülkesi için gerçekleştirilmiştir. Ekonometrik analizlerde, önceki aşamada ülkelerin rekabet gücü düzeyini gösteren AKÜ indeksi ile elde edilen katsayı değerleri uluslararası rekabet gücü göstergesi olarak ele alınmıştır. Ekonometrik uygulamalar, öncelikle modellerin yatay kesit bağımlılığı ve homojen-heterojenlik testi ile başlanmış, daha sonra AMG katsayı tahmin yöntemi ve panel nedensellik testi ile devam edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, ele alınan makroekonomik göstergelerin, uluslararası rekabet gücü üzerinde anlamlı etkilere sahip olduğu gözlemlenmiştir.
Sosyal koruma harcamaları ile yoksulluk ilişkisi
Sosyal refahın ana kıtası olan Avrupa ülkelerinde de kendisini hissettiren yoksulluk, zamanın ve mekanın daraldığı bu dromokratik yüzyılda küresel bir problem olarak devletler ve dünyaya yön veren uluslararası kuruluşlar için çözülmesi gereken başlıca problemler arasındadır. Kıta Avrupası' nda bulunan, vatandaşlarının ortalama bir yaşam kalitesi sürdürebilmelerini amaç edinen sosyal refah devletlerinde de çözülmesi gereken başlıca problemler arasında yer alan yoksulluğun ortadan kaldırılmasına veya azaltılmasına ilişkin değişik politikalar uygulanmaktadır. Sosyal refah devletlerinde uygulanmakta olan bu politikalar literatürde sosyal politikalar olarak adlandırılmaktadır. Sosyal politikaların en önemli enstrümanı ise sosyal koruma harcamalarıdır. Çalışmada, Kıta Avrupasında bulunan sosyal refah devletleri olarak Avusturya, Çekya, Finlandiya, Yunanistan, Macaristan, İrlanda, İtalya, Letonya, Litvanya, Norveç, Polonya, Portekiz, Slovakya, Slovenya, İspanya ve İngiltere olmak üzere on altı Avrupa ülkesinde sosyal koruma harcamaları ile yoksulluk arasındaki ilişki ele alınmıştır. OECD' in 2008 - 2021 yıllarına ait on dört yılı kapsayan sosyal koruma harcamalarının GSYH içindeki payı ve piyasa gelirine bağlı yoksulluk oranına ait istatistiki veriler panel veri yöntemi ile analiz edilmiştir. Analizde, sosyal koruma harcamaları ile yoksulluk arasındaki ilişkinin yönü ve düzeyini belirlemek için, Granger ve Dumitrescu-Hurlin testleri, Ortak İlişkili Etkiler (CCEMG) ve Genişletilmiş Ortalama Grup (AMG) Eş-Bütünleşik Katsayı Tahmincileri kullanılmıştır. Analiz sonucunda, Slovakya haricinde yoksulluk ile sosyal koruma harcamaları arasında pozitif karşılıklı (çift yönlü), Slovakya ülkesinde ise negatif karşılıklı (çift yönlü) nedensellik tespit edilmiştir. Bu bağlamda (Slovakya hariç) genel olarak sosyal koruma harcamaları ile yoksulluğun karşılıklı olarak birbirlerinin artışına neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksullukla mücadelede iktisat politikaları: Seçilmiş OECD ülkelerinde ekonometrik bir analiz
Gelir dağılımı eşitsizliği ve beraberinde getirdiği yoksulluk tüm dünyanın karşılaştığı en büyük sorunlardandır. Gelir dağılımının sadece ekonomik olarak bir gösterge olmaması aynı zamanda ülkelerin refah düzeylerini arttırma amaçları için öncü olması gelir dağılımını ve yoksulluk kavramını önemli kılmaktadır. Bu sebeple gelir dağılımını ve beraberinde getirdiği yoksulluğa etki eden faktörlerin incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluğun boyutları incelenip bu sorunlara karşı mücadele politikaları değerlendirilecektir. Bu politikalar kapsamında dolaysız vergiler ve transfer harcamaları üzerinde durulup ekonometrik analizler yapılmıştır. Türkiye'nin de içinde bulunduğu 22 OECD ülkesinden oluşan 2008-2017 yılları arasındaki veri seti kullanılmıştır. Gelir dağılımı adaletsizliği ile dolaysız vergiler ve transfer harcamaları arasındaki ilişki panel veri yöntemiyle ekonometrik olarak analiz edilmiştir. Gelir dağılımının bir ölçütü olduğu Gini katsayısı bağımlı değişken, toplam vergiler içerisindeki dolaysız vergilerin yüzdelik payları, sübvansiyon ve diğer transfer harcamalarından oluşan transfer harcamalarının toplam kamu harcamaları içindeki yüzdelik payları bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre Gini katsayısı ile dolaysız vergiler arasında herhangi bir nedensellik ilişkisi bulunmamaktadır. Dolaysız vergilerden transfer harcamalarına doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi görülmektedir. Ayrıca Gini katsayısından transfer harcamalarına doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi görülmektedir.
İşletmelerin profesyonel yönetime geçiş süreci ve Gaziantep sanayisinde uygulama
ÖZET İŞLETMELERİN PROFESYONEL YÖNETİME GEÇİŞ SÜRECİ VE GAZİANTEP SANAYİSİNDE UYGULAMA AKÇACI, Taner Yüksek Lisans Tezi, İktisat Anabilim Dalı Şubat, 2000, 217 sayfa İşletmelerin büyümesi, ve yapısının karmaşık bir hal alması, bu kuruluşların yönetimini zorlaştırmıştır. Ekonomik, teknolojik ve sosyal gelişmeler sonucu, işletme sahipleri ile yöneticileri ayrılmış ve yönetim başlı basma bir disiplin haline gelmiştir. İşletmelerin, mevcut iş ortamında ayakta durabilmeleri ve uzun vadede başarılı olabilmeleri için, var olan yönetim tekniklerinde değişiklikler yapmaları kaçınılmaz olmuştur. Yöneticilik görevi, işletmeyi ilgilendiren bütün konularda, geniş bir bilgi, bu bilgileri başarıyla uygulayabilecek iyi bir yetenek ve kazanılmış bir çok tecrübeyi gerektirir. Bütün bu açıklığa ve gerekliliğe rağmen, profesyonelleşme istenilen düzeyde gerçekleşmemektedir. Bu tezin amaa, işletmelerin profesyonel yönetime geçiş sürecini araştırmaktır. İşletmelerin başarılı olabilmeleri için, sistematik bir yönetim düzeninin oluşturulması, bu sistemin işletilmesinde profesyonel yöneticilere görev verilmesi, ve bilgi destek sistemlerinin etkin bir şekilde kullanılması gerekir. Bu tez, teorik ve uygulama olmak üzere iki ana kısımdan oluşmaktadır. Teorik kısım ise, iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, profesyonel yönetim, profesyonel yönetici ve örgütsel değişim hakkında kavramsal boyutla açıklamalar bulunmaktadır. İkinci bölümde, işletmeleri profesyonel yönetime yönelten faktörler, profesyonel yönetime geçiş sürecinde karşılaşılan güçlükler ve her aşamada oluşacak dirence karşı alınabilecek tedbirler üzerinde durulmaktadır. Tezin ikinci kısmı, Gaziantep Sanayi Bölgesindeki işletmelerin, profesyonel yönetime geçiş düzeyini belirlemeye yönelik hipotezlerin test edildiği uygulamalı bir çalışmayı kapsamaktadır. Bilim Dalı Sayısal Kodu: EKON 590
Avrupa Birliği ve Türkiye bölgesel kalkınma politikaları: Uygulamalar ve alınan sonuçlar
ÖZETAVRUPA B RL Ğ ve TÜRK YE BÖLGESEL KALKINMA POL T KALARI:UYGULAMALAR ve ALINAN SONUÇLARB LD R R, H.NisaYüksek Lisans Tezi, ktisat ABDTez Danışmanı: Prof. Dr. smail H. ÖZSABUNCUOĞLUAğustos 2005, 134 sayfaAvrupa Birliği, kurulduğu tarih itibariyle genişleme stratejisi belirlemiş vesonrasında farklı sosyo-ekonomik yapılara sahip ülkeleri bünyesine almıştır. Bu stratejinin birsonucu olarak kurulduğundan bu yana, hem Birlik bünyesinde hem de üye ülkeler bünyesindebölgesel farklılıklar sorunu ile karşı karşıya kalmıştır. Bölgesel farklılıkların yarattığı olumsuzsonuçları gidermek, bölgeler arasındaki uyum ve dayanışmayı güçlendirmek ve ekonomikentegrasyonu sağlamak adına Birlik, ?Avrupa Birliği Bölgesel Politikası?nı oluşturmuştur.Tüm ülkelerde var olan bölgelerarası farklılık, Türkiye'nin de aşması gereken ciddibir sorundur. Avrupa Birliği'ne tam üye olabilmesi için Türkiye'nin kendi içindeki bölgeseldengesizliklerini gidermesi, Birlik'e üye olduktan sonra ise Birlik dahilindeki konumunuiyileştirme yönünde kat etmesi gereken uzun bir yol bulunmaktadır. Bölgesel politikayı Birlikile yakınlaştırmak için kavramsal, idari ve hukuki bakımdan değişim gerektiren uyumsürecinde Türkiye, kendi olanaklarının yanında Birlik'in aday ülkelere, katılım öncesidönemde sağladığı teknik ve mali kaynaklardan da yararlanma imkanına sahiptir.Türkiye, Avrupa Birliği'nin Katılım Ortaklığı Belgesi ve lerleme Raporlarıçerçevesindeki beklentilerini karşılamak için, Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesinelişkin Ulusal Program'da ?Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu? başlığıaltında çalışmalarını başlatmıştır.Anahtar kelimeler: Bölgesel farklılıklar, Bölgesel kalkınma, Türkiye ve AB bölgeselpolitikaları, Ekonomik entegrasyon.
1990-2004 yılları arasında Türkiye ile Ortadoğu ülkelerinin ekonomik ilişkileri
ÖZET1990-2004 YILLARI ARASINDA TÜRK YE LE ORTADOĞUÜLKELER N N EKONOM K L ŞK LERD REZ NC , AykutYüksek Lisans Tezi, ktisat ABDTez Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. brahim ÖRNEKEylül 2005, 158 sayfaOrtadoğu'ya ismini veren anlayış Avrupa kaynaklı bir yorumdur. Ortadoğu;Türkiye, ran, Mısır üçgeni ve bu üçgenin içinde kalan Arap yarımadasındaki ülkelerikapsamaktadır. Ayrıca Ortadoğu, bu devletleri ve bunlara komşu olan çevreMüslüman ülkeleri yani Kuzey Afrika, Sudan, Somali ve Afganistan'ı içinealmaktadır. Akademik çevrelerde ise, genellikle Türkiye, ran, Mısır, srail, Irak,Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Lübnan, Suriye, Suudi Arabistan, Yemen, Ürdünve Umman'ı içine alan bir kombinasyon olarak kabul görmektedir.Bu çalışma, Türkiye ile Ortadoğu ülkelerinin dış ticaret ilişkilerinikapsamaktadır. Elde edilen bulgular sonucunda, Ortadoğu'ya ihraç edilen mallarınfarklılığının ithal mallarına oranla değişiklik arz ettiği, Ortadoğu ülkelerinin ihraçmallarının yeraltı zenginliklerinden ve tarım ürünlerinden oluştuğu, sadece birkaçOrtadoğu ülkesinin ihraç kalemleri arasından diğerlerine oranla daha avantajlı birkonuma sahip olduğu tespit edilmiştir. Bölge ülkelerinin iktisadi yapılarınıngelişmemiş olması ve sanayileşme konusunda yeterli alt yapıyı oluşturamamışolmaları nedeniyle de ticaret yapılan diğer ülkelerle rekabet edebilme güçlerininolmadığı görülmüştür. Ayrıca Türkiye'nin Ortadoğu'yla 1990-2004 yılları arasındayapmış olduğu dış ticaret yapısı Avrupa Birliği Ülkeleri ile karşılaştırıldığı zaman,Ortadoğu'ya yapılan dış ticaret dengesinde Türkiye'nin lehine bir artış söz konusuiken Avrupa Birliği Ülkeleri ile yapılan dış ticaret dengesinde Türkiye'nin aleyhinebir durum yaşandığı görülmüştür.Anahtar kelimeler: Ortadoğu, Dış ticaret, Uluslararası ticaret, hracat, thalat.
Avrupa Birliği ortak ekonomik politikaları içinde ortak dış ticaret politikası ve Türkiye`nin uyum çabaları
ÖZETAVRUPA B RL G ORTAK EKONOM K POL T KALARI Ç NDE ORTAKDI T CARET POL T KASI VE TÜRK YE'N N UYUM ÇABALARIMEM , DeryaYüksek Lisans Tezi, ktisat ABDTez Danı manı: Yrd. Doç. Dr. Seyhan TAEylül 2005, 210 sayfaOrtak Ticaret Politikası (OTP) Avrupa Birli i'nin geli tirdi i ortakpolitikalardan birisidir. Bu çalı mada OTP'nin amaçları ve araçları belirtilmi tir.Olu turulan bu araçlarla birlik üyesi ülkelerin kendi arasında serbest ticaretgeli tirilmi , üçüncü ülkelerle dı ticaretinde ortak kurallar olu turulmu tur. AB için,üçüncü bir ülke olan Türkiye, Ankara Antla ması ile beraber tam üyelik için gerekliprosedürlerden birisi olan politikalara uyum sürecine girmi tir. Ticaret politikasıalanında uyumla tırmaya sa lamak için Türkiye ve AB arasında GB olu turulmu tur.Ayrıca Türkiye aday ülke konumundayken, GB giren tek ülkedir. Çalı madaTürkiye'nin 1963 yılından bu yana OTP kapsamında uyum sa ladı ı veyasa layamadı ı amaç ve araçlar belirtilmi , üçüncü ülkelerle olan ticari ili kileri OTPkapsamında incelenmi tir.Anahtar kelimeler: Avrupa Birli i, Ortak ticaret politikası, Türkiye
Piyasaya girişi belirleyen unsurlar: Türk imalat sanayi üzerine bir uygulama
Küreselleşen dünyada rekabet unsuru, ekonomik açıdan ülkelerin kaçınılmaz bir gerçeği olmuştur. Piyasaya girişlerin ve çıkışların serbest olması, endüstrinin gelişmesine, yeniden yapılanmasına ve rekabet sisteminin daha iyi çalışmasına imkan tanırken, piyasaya giriş engellerinin bulunduğu da bir gerçektir. Yerleşik firmalar, bulundukları piyasada bir takım giriş engelleri yaratarak durumlarını korumak isterken, bu durum, potansiyel firmaları bu engelleri aşmak için teşvik etmekte ve yerleşik firmalardan daha yenilikçi ve daha üstün stratejiler üretmelerini sağlamaktadır. Endüstrinin gelişmesinde ve yeniden yapılanmasında şart olan piyasaya giriş ve çıkışların serbest olması için piyasaya giriş ve çıkış engellerinin olmaması gerekmektedir. Bu çalışmada, piyasaya girişi etkileyen çeşitli değişkenlerin ve bunun yanı sıra önceki döneme ait giriş ve çıkış davranışının cari dönem giriş üzerindeki etkisi analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu analiz bir panel veri analizidir. 1996- 2001 yılları arasında, 60 Türk imalat sanayindeki veriler panel veri tahmin yöntemine uygun şekilde bir araya getirilmiştir. Uygulamada, bağımlı değişken, cari dönemdeki giriş oranı, bağımsız değişkenler, bir dönem önceki giriş oranları, bir dönem önceki çıkış oranları, geçmiş karlılık oranı, endüstri büyüme oranı, reklam harcamaları ve arge harcamalarıdır. Sonuçlar bu değişkenlerden öncelikle önceki dönem giriş, kârlılık, endüstri büyüme oranı gibi değişkenlerin cari dönem girişi açıklamada önemli ve anlamlı bir etkisi olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra, reklam ile ar-ge harcamalarının etkisiz olduğu gözlenmiştir. Bu durum, reklam ve ar-ge harcamalarının nisbi düşüklüğü nedeniyle Türk imalat sanayinde önemli bir giriş engeli oluşturmadığı anlamına gelmektedir.
İhracat teşviklerinin işletmeler üzerindeki etkileri: Gaziantep'te bir uygulama
İhracat teşvikleri gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler tarafından dış ticaret dengesini lehine döndürmek için ortaya konan ve uygulanan devlet yardımlarından oluşmaktadır. Devlet Yardımları; Yatırım destekleri ve İhracat destekleri olarak iki kısımda kendini göstermektedir. Yatırım desteklerinde bölgesel farklılıkların kaldırılması esas alınırken, ihracat desteklerinde tüm ülke geneli uygulamalar ortaya konmaktadır. İhracatın artması, kapasite artırımı, istihdamın artması, gelirin artması ve refah düzeyin artması ile yakından ilgilidir. İşsizliğin çözümü ve milli gelirin artması ihracat rakamının artmasından geçmektedir. Dolayısıyla, devletin ihracatın artmasında ki rolü yadırganmamalı ve destekler daha etkin hale getirilmelidir. Mevcut durumu da göz önünde bulundurarak Gaziantep ilinde İhracatçı firmalar nezdin de yapılan anket çalışması mevcut durumu ve bu alanda yapılması gerekenleri ortaya koymuştur. Çalışmamızın son kısmında nelerin yapılması gerektiği ifade edilmektedir.
Türkiye - Suriye ekonomik ilişkilerinde Gaziantep'in yeri
90 yıllık aradan sonra birbirlerine yakınlaşan Türkiye ve Suriye ülkeleri arasında sosyal, siyasal, ticari, kültürel ve bilimsel alanlarda birçok işbirliğine gidilmiştir. İki ülke arasındaki coğrafi yakınlığın yanı sıra tarihi ve kültürel bağlar da ticaret hacminin artırılmasında önemli rol oynamıştır. Özellikle Türkiye ile Suriye arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesi doğrultusunda imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması ile iki ülke arasında ticareti engelleyen faktörlerin ortadan kaldırılması amaçlanmış; böylelikle ticarete hızlı bir ivme kazandırılmıştır. Ayrıca Suriye ile mevcut sınır kapılarında kurulması hedeflenen Sınır Ticaret Merkezleri de, iki ülke sınır ticaretini iyi bir noktaya getirerek Türkiye-Suriye dış ticaretinin daha da gelişmesini sağlayacaktır.Gelişmiş sanayi yapısı ve yüksek ticaret hacmi ile geniş bir bölgesel pazara hitap eden Gaziantep İli, komşu ülke Suriye ile Karkamış Sınır Kapısı'ndan sınır ticaretini gerçekleştirmekte; sanayi yönünden olduğu kadar ticaret yönünden de dikkatleri çekmektedir.Tarih boyunca ortak bir kültürü paylaşmış olan Gaziantep-Halep İlleri arasında var olan ortak kültürün devamlılığı ve kültürel altyapının geliştirilmesine yönelik gerçekleştirilen projelerle birlikte; ekonomi, ticaret, sanayi, ulaşım, turizm, enerji, basın ve eğitim alanlarındaki ikili işbirlikleri hızla devam edecek ve bu illerin gelişmesine katkıda bulunacaktır.
Sınır ticaretinin geliştirilmesi ve sınırların serbest yerler haline dönüştürülmesi
Dış ticaret rejiminden farklı kendine has gümrük rejimi ve vergi tarifeleri olan sınır ticareti, sınır illeri ile bu illere komşu ülke illerinin ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla, karşılıklı olarak yapılan özel bir ticarettir.Sınır ticaretinin amacı, sınır illerimizde yaşamını sürdüren insanların ihtiyaçlarının kolayca temin edilmesi, sınır bölgelerinde karşılıklı güven ortamının artmasına katkıda bulunulması, sınır bölgelerinin refah düzeyinin artırılması, kaçakçılığın en az seviyeye indirilmesi, bürokratik işlemlerin azaltılması yoluyla dış ticaret hacminin genişletilmesi,sınır ticareti yoluyla dış ticaretle uğraşan insanımızın müteşebbis ruhunun oluşumuna katkıda bulunulması, işsizliğin azaltılması vb dır.Türkiye'de ilk sınır ticareti 1978 yılında Ağrı ilimiz ile İran arasında yapılmıştır.Serbest Ticaret Bölgesi, Türkiye Hükümeti sınırlarının içinde olmasına rağmen, pratik olarak sınır dışında gibi kabul edilmektedir. Hükümet serbest ticaret bölgesi politikasını ihracatı ve şirketlerin rekabet güçlerini artırmak için uygulamaktadır.