Ankara Yıldırım Beyazıt University
Discipline

Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı

Ankara Yıldırım Beyazıt University

65

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Transteoretik modele dayalı postpartum kontraseptif yöntem danışmanlığının kontraseptif yöntem kullanımına etkisi

Amaç: Çalışmada, 18-45 yaş aralığındaki primipar kadınlara postpartum dönemde Transteoretik modele(TTM) dayalı motivasyonel görüşme yöntemi ile sunulan kontraseptif yöntem danışmanlığının kontraseptif yöntem kullanımına etkisi değerlendirildi. Yöntem: Ön test- son test kontrol gruplu bu eğitim müdahale çalışması, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Doğum Kliniği'nde Ağustos 2022-Ocak 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini dahil etme kriterlerine uyan ve Katılımcı Çalışmaya Dahil Etme Listesi'ne göre yerleştirilen, doğum sonu dönem maksimum 72. saatinde bulunan 80 (30 girişim, 50 kontrol) primipar kadın oluşturmuştur. Çalışma, girişim grubu 26, kontrol grubu 43, toplam 69 kadın ile tamamlanmıştır. Veriler, Katılımcı Tanılama Formu (KTF), Aile Planlaması Tutum Ölçeği (APTÖ), Kontraseptif Yöntemlere İlişkin Bilgi Testi (KYİBT), Transteoretik Modele Dayalı Kontraseptif Yöntem Danışmanlığına Özgü Öz Yeterlilik Testi ve Değişim Aşamaları Değerlendirme Formu (DADF) kullanılarak toplanmıştır. Hastanede gerçekleşen ilk görüşmede girişim ve kontrol gruplarına veri formları doldurulmuş, takiben Amaç: Çalışmada, 18-45 yaş aralığındaki primipar kadınlara postpartum dönemde Transteoretik modele(TTM) dayalı motivasyonel görüşme yöntemi ile sunulan kontraseptif yöntem danışmanlığının kontraseptif yöntem kullanımına etkisi değerlendirildi. Yöntem: Ön test- son test kontrol gruplu bu eğitim müdahale çalışması, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Doğum Kliniği'nde Ağustos 2022-Ocak 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini dahil etme kriterlerine uyan ve Katılımcı Çalışmaya Dahil Etme Listesi'ne göre yerleştirilen, doğum sonu dönem maksimum 72. saatinde bulunan 80 (30 girişim, 50 kontrol) primipar kadın oluşturmuştur. Çalışma, girişim grubu 26, kontrol grubu 43, toplam 69 kadın ile tamamlanmıştır. Veriler, Katılımcı Tanılama Formu (KTF), Aile Planlaması Tutum Ölçeği (APTÖ), Kontraseptif Yöntemlere İlişkin Bilgi Testi (KYİBT), Transteoretik Modele Dayalı Kontraseptif Yöntem Danışmanlığına Özgü Öz Yeterlilik Testi ve Değişim Aşamaları Değerlendirme Formu (DADF) kullanılarak toplanmıştır. Hastanede gerçekleşen ilk görüşmede girişim ve kontrol gruplarına veri formları doldurulmuş, takiben girişim grubuna yüzyüze kontraseptif yöntem danışmanlığı sunulmuş ve eğitim broşürü verilmiştir. Girişim grubu ile motivasyon ve bilgi pekiştirme amaçlı 10 telefon, bir görüntülü görüşme olmak üzere toplam 12 görüşme, kontrol grubu ile bir yüzyüze iki telefon görüşmesi olmak üzere toplam üç görüşme yapılmıştır. Tüm katılımcıların altıncı ve 12. ayda telefonla yöntem kullanımları sorgulanmış, 12. ayda her iki gruba telefonla "KYİBT" uygulanmıştır. Bulgular: Girişim ve kontrol gruplarındaki kadınların tanımlayıcı özellikleri, APTÖ toplam puanları ile KYİBT ön test puanları benzer bulunmuştur (p>0,05). Girişim grubunun KYİBT son test puanları istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,01). Doğum sonrası 12. ayda girişim grubunda RİA kullanma oranı, kontrol grubunda ise geri çekme yöntemini kullanma oranı anlamlı derecede yüksektir (p<0,01). Girişim grubunda 12. ayda kontraseptif yöntem kullanma oranı anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: TTM' e dayalı motivasyonel görüşme yöntemi ile sunulan kontraseptif yöntem danışmanlığının doğum sonu dönemdeki kadınların kontraseptif yöntem bilgi düzeyleri, kontraseptif yöntem kullanımına başlama ve modern kontraseptif yöntem seçimi üzerine olumlu yönde etki sağladığı sonucuna varılmıştır.

Aile planlaması
Esra Tavukçu
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Premenopozal kadınlara çevrimiçi bilişsel farkındalık temelli hemşirelik desteğinin vazomotor semptomlar, stres ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Amaç: Bu araştırma premenopozal kadınlara çevrimiçi bilişsel farkındalık temelli hemşirelik desteğinin (MenoMind) vazomotor semptomlar, stres ve yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Randomize kontrollü yapılan bu çalışma İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde 16.05.2022-30.06.2023 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırma verileri jinekoloji polikliniğinde toplandı. Araştırmanın örneklemini dahil edilme kriterlerine uyan, randomizasyon yapılarak yerleştirilen 90 (45-MenoMind, 45-kontrol) premenopozal dönemindeki kadın oluşturdu. MenoMind grubu 37, kontrol grubu 37 olarak toplam 74 katılımcı ile tamamlandı. Verilerinin elde edilmesinde Kişisel Bilgi Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ), Vazomotor Semptomlara Yönelik Visual Analog Skalası (VAS), Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ve Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MÖYKÖ) kullanıldı. MenoMind ve kontrol grubundaki kadınlara ilk olarak araştırmanın ön testleri uygulandı. Sonrasında MenoMind grubundaki kadınlara sekiz hafta boyunca MenoMind programı uygulandı ve kontrol grubundaki kadınlar rutin klinik bakıma bırakıldı. Araştırmanın sekizinci haftasında MenoMind grubundaki kadınların MenoMind programını değerlendirmesi için "MenoMind Değerlendirme Formu" uygulandı. Araştırma tamamlandıktan bir ay sonra da MenoMind ve kontrol grubuna son testler yapıldı. Bulgular: MenoMind ve kontrol grubundaki kadınların tanıtıcı özellikleri benzerdi. MenoMind programı öncesinde MenoMind ve kontrol grubundaki kadınların ön test BİFÖ, VAS, ASÖ ve MÖYKÖ toplam puan ortalamalarının benzer olduğu bulunmuştur. MenoMind grubundaki kadınların MenoMind programı sonrasında BİFÖ toplam puanında artma, gün içinde ve gece terleme düzeyinde, ASÖ ve MÖYKÖ toplam puan ortalamalarında azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunurken, kontrol grubunda bu fark anlamlı bulunmadı. Sonuç: MenoMind programı premenopozal dönemdeki kadınların bilinçli farkındalık düzeyini ve yaşam kalitesini artırdığı ve stres ve vazomotor semptomları azalttığı belirlendi. Bu sonuç doğrultusunda, premenopozal dönemdeki kadınların vazomotor semptomlarını ve stres düzeylerini düşürmek, yaşam kalitesi düzeylerini artırmak için hemşirelik bakımında farkındalık temelli stres azaltma programı girişimlerinin uygulanması önerilir.

Bilinçli farkındalıkDestek programlarıHemşireler+4
Fatma Aslan Demirtaş
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Preeklampsili gebelerde anksiyete düzeyinin özbakımına etkisinin belirlenmesi

Bu araştırma preeklampsili gebelerde anksiyete düzeyinin özbakım gücüne etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı olarak vaka-kontrol çalışması şeklinde tasarlanan bu çalışma, Haziran-Aralık 2022 tarihleri arasında İstanbul'da bulunan bir kamu hastanesinin Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğinde yürütülmüştür. Polikliniğe başvuran, 18-42 yaş aralığındaki gebelerden rastgele seçilen 100 preeklampsi tanısı konulan gebe (vaka grubu) ve 200 sağlıklı gebe (kontrol grubu) örnekleme dahil edilmiştir. Araştırma verileri "Gebe Tanıtım Formu", "Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ)" ve "Özbakım Gücü Ölçeği (ÖBGÖ)" kullanılarak yüz yüze görüşme yoluyla elde edilmiştir. Verilerin analizi bir istatistiki paket programında gerçekleştirilmiştir. BAÖ puanı ortalaması vaka grubunda 17,44±11,10 ve kontrol grubunda 9,94±7,66 olduğu belirlenmiş olup, gruplar arasında anlamlı bir farklılık olduğu saptanmıştır (p<0,001). BAÖ puanlarına göre anksiyete düzeyinin vaka grubunda %19 "düşük", %30 ''hafif'', %30"orta" ve %21"yüksek" bulunmuştur. Anksiyete düzeyinin kontrol grubunda %48 "düşük", %33 ''hafif'', %15"orta" ve %4"yüksek" bulunmuştur. ÖBGÖ puanı ortalaması vaka grubunda 99,21±17,54 ve kontrol grubunda 107,32±18,08 olduğu belirlenmiş olup, gruplar arasında anlamlı bir farklılık olduğu saptanmıştır, Preeklampsili gebelerin özbakım gücünün sağlıklı gebelere göre daha düşük olduğu tespit edilmiştir (p<0,001). Sonuç olarak elde edilen verilere göre preeklampsili gebelerin BAÖ puanı düzeyleri ile ÖBGÖ puanları arasında negatif yönlü ve anlamlı ilişki saptanmıştır. Preeklampsili gebelerin anksiyete düzeyi azaldıkça özbakım gücünün arttığı belirlenmiştir.

Mazlum Değirmenciler
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Spontan gebe kalan ve infertilite tedavisi sonrası gebe kalan kadınların gebelikteki yakınmaları ve yaşam kalitesinin karşılaştırılması

Özet: Gebelerin yaşadığı fiziksel ve psikolojik değişikliklerin getirdiği sınırlılıklar ve olası yakınmlar gebelerin yaşam kalitesini negatif yönde etkiler. Amaç: Bu araştırma spontan gebe kalan ve infertilite tedavisi sonrası gebe kalan kadınların gebelikteki yakınmaları ve yaşam kalitesinin karşılaştırılması amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Bu araştırma karşılaştırmalı–tanımlayıcı desene sahip 15 Nisan 2022 – 15 Eylül 2022 tarihleri arasında Türkiye'de tüp bebek merkezi ve gebe polikliniği olarak hizmet veren özel bir klinikte, 110 spontan gebe kalan ve 110 infertilite tedavisi sonrası gebe kalan toplam 220 gebe ile gerçekleştirildi. Araştırma verileri gebelerden tanıtıcı bilgi formu ve Gebelikteki Yakınmalar ve Yaşam Kalitesine Etkisi Ölçeği ile 10-15 dakikada yüz yüze görüşmeyle toplandı. Bulgular: Spontan gebelerin yaş ortalaması 31,17±4,70, IVF gebelerin yaş oratlaması 34,50±4,83 olarak bulundu. Spontan gebe kalan kadınların GYYKEÖ puan ortalaması 52,00±25,04 (min:2- max:136), infertilite tedavisi sonrası gebe kalan kadınlarda ise 49,70±27,14 (min:10-max:35) olarak bulundu. Gruplar arasında GYYKEÖ puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç: Gebelikte yaşanan yakınmalar gebelerin yaşamını kısıtlamaktadır. Hemşireler öncelikle gebelerin en çok yakındığı ve yaşamının kısıtlandığı yakınmayı belirleyip gebeye gereken bilgilendirme ve yakınmalarla baş etme yöntemlerini eğitim verebilir, gebede görünen rahatsızlık ve yakınmaları azaltarak gebenin yaşam kalitesini arttırabilir.

Narmın Shafıeı
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Cinsiyet değiştirme sürecinde olan bireylere bakım veren hemşirelerin deneyim ve tutumları: Nitel bir çalışma

Bu çalışma, cinsiyet değiştirme sürecindeki bireylere bakım veren hemşirelerin deneyim ve tutumlarını derinlemesine irdelemek amacıyla nitel bir çalışma olarak planlandı. Çalışma Mart 2023- Temmuz 2023 tarihleri arasında cinsiyet değiştirme sürecindeki bireylere bakım veren 25 hemşire ile kartopu yöntemiyle toplandı. Verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan "Katılımcı Bilgi Formu" ve "Yarı-yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanıldı. Görüşmeler yüz yüze derinlemesine görüşme tekniği ile yapıldı. Verilerin analizinde kuramsal tematik analiz yaklaşımı kullanıldı. Cinsiyet değiştirme sürecindeki bireylere bakım veren hemşirelerin deneyim ve tutumlarına ilişkin alıntılar; Hemşirelerin Tutumları, Hemşirelerin Tutumlarını Etkileyen Faktörler, Hemşirelerin Bakım Deneyimleri, Bakımı Etkileyen Prosedürler ve Bakımın Kalitesini İyileştirmeye Yönelik Öneriler olmak üzere 5 ana tema altında toplandı. Hemşirelerin bakım deneyimlerini ve tutumlarını etkileyen birçok faktör olduğu belirlendi. Hemşirelerin en çok hastalarla iletişim kurma ve hastaların mahremiyetini sağlama konularında zorluk yaşadıkları belirlendi.

Buse Peynirci
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Gebelikte uygulanan pelvik taban kas egzersizinin cinsel fonksiyon, alt üriner sistem semptomları ve doğum sürecine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırma gebelikte uygulanan pelvik taban kas egzersizlerinin cinsel fonksiyon, alt üriner sistem semptomları ve doğum sürecine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel tasarımdaki bu araştırma, İstanbul Üniversitesi- Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Gebe Polikliniğinde Aralık 2022-Ekim 2023 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırma 35 deney grubu, 35 kontrol grubu olmak üzere 70 gebe ile yapıldı. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu, Kadın Cinsel İşlev Ölçeği (KCİÖ), Uluslararası İnkontinans Konsültasyon Sorgulama Ölçeği-Kadın Alt Üriner Sistem Semptomları Uzun Formu (International Consultation on Incontinence Questionnaire‐Female Lower Urinary Tract Symptoms Long Form (ICIQ-FLUTS LF)), Ara Değerlendirme Formu, Doğum Süreci Takip Formu ve Pelvik Taban Kas Egzersizi Takip Formu" kullanıldı. Her iki gruba veri toplama formları 18-20. gebelik haftası, 26. gebelik haftası, 32. gebelik haftası ve doğum sonrası 3-7. günler arasında uygulandı. Deney grubuna rutin bakım uygulamalarına ek olarak araştırmacı tarafından oluşturulan "Gebelikte Cinsel Yaşam ve Pelvik Taban Sağlığı" başlıklı eğitim kitapçığı ve pelvik taban kas egzersizinin uygulanışına dair eğitim videosu ile 18-20. gebelik haftasında eğitim verildi. Gebelere 20. gebelik haftasından başlanarak 12 hafta boyunca pelvik taban kas egzersizleri uygulatıldı. Kontrol grubundaki gebelere sadece veri toplama formları uygulanarak rutin bakım uygulamaları yapıldı. Bulgular: Deney ve kontrol grubu sosyo-demografik, genel sağlık özellikleri, obstetrik ve jinekolojik özelliklerine ilişkin bulgular açısından benzerdi (p>0,05). Deney grubundaki gebelerin KCİÖ ilk değerlendirme ve son değerlendirme toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0,001 p<0,05). Gebelerin KCİÖ son değerlendirme toplam puanlarının ilk değerlendirme toplam puanlarına göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu görüldü (p<0,05). KCİÖ alt boyut puan ortalamalarına bakıldığında Uyarılma, Lubrikasyon, Orgazm ve Doyum Alt Boyut ilk değerlendirme ve son değerlendirme toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). Deney grubunda yer alan gebelerin ICIQ-FLUTS LF ilk değerlendirme ve son değerlendirme toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0,017 p<0,05). Gebelerin ICIQ-FLUTS LF son değerlendirme puanları ilk değerlendirme puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşüktü (p<0,05). Gruplar arasında perineal ağrı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görüldü (p=0,027, p<0,05). Deney grubuna göre kontrol grubundaki gebelerin daha yüksek oranda perineal ağrı yaşadığı saptandı. Sonuç: Deney grubuna gebelikte uygulanan pelvik taban kas egzersizinin kontrol grubuna kıyasla cinsel fonksiyonu olumlu yönde etkilediği, alt üriner sistem semptomlarını ve doğum sonu perineal ağrıyı azalttığı belirlendi.

Elif Zahide Çelebi
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Aile sağlığı merkezlerindeki hemşire ve ebelerin kadın sağlığında adli durumlar ile ilgili bilgi ve deneyimleri

Bu araştırma, Aile Sağlığı Merkezlerinde (ASM) çalışan hemşire ve ebelerin kadın sağlığında adli durumlar ile ilgili bilgi ve deneyimlerini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı nitelikteki araştırma İstanbul'da bulunan ASM'lerde, 01 Kasım – 31 Aralık 2023 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırmanın örneklemine İstanbul'daki ASM'lerin ilçelerdeki dağılım oranlarına göre yapılan tabakalı örnekleme yöntemi ile belirlenen 258 aile sağlığı çalışanı dahil edildi. İl Sağlık Müdürlüğü'nden izin alınan ASM'ler kurum telefonlarından aranarak aile sağlığı çalışanlarına çalışma hakkında bilgi verildi ve kabul edenlere çevrimiçi anket linki gönderildi. Literatür doğrultusunda hazırlanan anket formunda demografik/mesleki öyküleri ve adli konulardaki deneyimleri ile ilgili sorular ile birlikte kadın sağlığında adli durumlar ile ilgili bilgilerini değerlendiren toplam 31 Doğru-Yanlış sorusu yer almıştır. Araştırmaya katılan aile sağlığı çalışanlarının yaş ortalaması 36,8±6,4'dür, çoğunluğu (%99,2) kadın, yarısı (%50) hemşire, %44,2'si ebe, çoğunluğu (%62,4) lisans mezunu ve çalışma süreleri ortalama 15,1±6,9 yıldır. Öğrenimleri sürecinde %51,9'u meslekte karşılaşılabilecek adli konular hakkında eğitim almadığını ve %62'si adli olguları sağlık çalışanı olarak bildirim yükümlülüğü hakkındaki kanunun içeriğini bilmediğini belirtmiştir. Çalıştıkları kurumda ise %72,5'i adli konular ile ilgili eğitim almadığını ve bu konuda belirli bir prosedür olmadığını bildirmiştir. Adli durumlarda yapılması gerekenler hakkında önceden aile hekimi ile ortak bir yol belirlemiş olanların oranı %15,1'dir. Katılımcıların %39,5'i meslek hayatlarında adli bir durumla karşılaştığını ve %35,3'ü bildirim yaptığını ifade etmiştir. Aile sağlığı çalışanlarının kadın sağlığında adli konular ile ilgili bilgilerini değerlendiren toplam 31 Doğru-Yanlış sorularındaki ortalama doğru cevap sayısı 27,3±2,3'dür. Öğrenimleri sırasında adli konular hakkında bilgi alanlar, çalıştığı kurumda adli durumlar ile ilgili belirli bir prosedür bulunanlar ve aile hekimi ile adli konular için ortak bir yol belirlemiş olanlar daha fazla sayıda doğru cevap vermişlerdir (p<0.05). Kadın sağlığına ilişkin adli durumlar hakkındaki deneyimleri sorgulandığında ise, %58,5'i 18 yaş altı gebelik, %10,9 kadına/gebeye şiddet, %7,4 gebe/çocuğa yanlış ilaç uygulama, %4,7'si yasal olmayan çocuk düşürme talebi, %3,9 gebelikte madde kullanımı, %1,9 çocuğa cinsel istismar, %0,8 savcı kararı olmaksızın genital/hymen muayenesi olayları ile karşılaştığını bildirmiştir. Bildirim yapma oranı yanlış ilaç uygulama, erken yaş gebelik ve istismar olaylarında yüksek iken, diğer olaylarda istenen düzeyde değildir. Adli durum bildirimi yapmalarını engelleyen öncelikli nedenler olarak yeterli bilgilerinin olmaması (%64), adli konular ile ilgili belirli prosedürlerin olmaması ve kişinin kendi güvenliği ile ilgili endişelerin olması (%46,9) belirtilmiştir. Sonuç olarak, ASM'lerde çalışan ebe ve hemşirelerin kadın sağlığı ile ilgili birçok adli durumla karşılaştığı, kadın sağlığında adli konular ile ilgili bilgilerinin olduğu ancak bu durumlarda yapması gerekenler hakkında kurumda eğitim ve prosedür oluşturma açısından yeterince hazırlıklı olmadıkları belirlenmiştir.

Merve Çırtlık
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Erken postpartum dönemde kadınların genital benlik imajları ile genital estetik konusundaki görüşlerinin ilişkisi

Amaç: Bu araştırma, İstanbul'da bir eğitim ve araştırma hastanesinde doğum yapan erken postpartum dönemde bulunan kadınların genital benlik imajları ile etkileyen faktörleri ve genital estetik konusundaki görüşlerinin belirlenmesi ile aralarındaki ilişkisinin incelenmesi amacı ile tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte bir çalışmadır. Yöntem: 14.04.2023-01.10.2023 tarihleri arasında yürütülen bu çalışmada evreni bilinen 201 kadın araştırma kapsamına dahil edilmiştir. Araştırmada nicel yolla elde edilen veriler SPSS 26.0 programı ile analiz edilmiştir. Verileri değerlendirilirken Mann Whitney U, Kruskal Wallis H ve Ki-Kare testleri kullanılmıştır. Bulgular: Erken postpartum dönemde kadınların sosyo-demografik (yaş, kilo, medeni durum, eğitim, eşin yaşı ve eşin eğitimi vb.) ve obstetrik (parite, makrozik doğum, yaşayan çocuk sayısı vb.) özellikleri ile KGBİÖ puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların ve eşlerinin yaşları arttıkça, evli olanların (%91,5) resmi nikahlı olmayanlara göre (%8,5), eğitim durumu 9 yıl ve üzeri olanların ve eşlerinin 8 yıl ve altı olanlara göre KGBİÖ puanı düşük bulunmuştur (p<0,05). Müdahaleli vaginal doğum ile doğum yapan katılımcıların normal vaginal doğum ile doğum yapanlara göre, 91 ve üstü olan kiloya sahip olan kadınların kilosu 61-70 kilo olanlara, gravida ve paritesi 3 ve üzeri olanların 2 kez olan katılımcılara göre KGBİÖ puanları düşük bulunmuştur (p<0.05). Katılımcıların cinsel yaşamına ve evlilik uyumuna yönelik tatminkarlık düzeyleri incelendiğinde kendi değerlendirmelerine göre "0-5 Puan" verenlerin "6-10 Puan" arasında puan verenlere göre KGBİÖ puanı düşük bulunmuştur (p<0.05). Kadınların doğum şekli ve genital görünümlerinden memnuniyet durumları ve kadınların eş/partnerleriyle cinsel yaşam ve evlilik ilişki uyumuna yönelik görüşleri ile KGBİÖ puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Cinsel yaşam tatminkarlık düzeyleri incelendiğinde kendi değerlendirmelerine göre 0-5 Puan verenlerin %92,2'sinin genital estetik operasyon olmayı düşündüğünü 6-10 Puan arasında puan verenlerin ise %64'ünün genital estetik operasyon olmayı düşünmediği saptanmıştır. Kadınların görüşleri incelendiğinde; genital estetik görünümdeki kaygılar nedeniyle doğum sonrası dönemde genital estetik operasyon olmayı düşünen katılımcıların %24,75'i Labioplasti, %11,88'i Vajinoplasti, %7,92'si Barbie estetik, %6,93'ü Genital renk açma, %3,96'si Perineoplasti gibi genital estetik operasyonları olmayı düşündükleri bulunmuştur. Sonuç: Erken postpartum dönemde ileri yaş, fazla kilo, düşük eğitim düzeyi, eşin yaşı ve eşin eğitimi ve fazla parite, makrozik doğum, müdahaleli vaginal doğum, yaşayan çocuk sayısı kadınların KGBİÖ puanlarını olumsuz etkilemektedir. Genital estetik kavramını daha önce duyan ve talebi olan katılımcıların diğerlerine göre KGBİÖ puanı daha düşüktür.

Özlem Öner Alp
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Doğum sonu kanama yönetiminde simülasyona dayalı eğitimin bilgi, beceri ve öz-yeterliğe etkisi

Amaç: Bu araştırmanın amacı, simülasyona dayalı doğum sonu kanama yönetimi eğitiminde öğrencilerin bilgi, beceri ve öz-yeterlik düzeylerine etkisini belirlemektir. Yöntem: Bu araştırmanın simülasyon uygulaması, İstanbul'da bulunan bir üniversitenin Hemşirelik-Ebelik Simülasyon Laboratuvarında Mayıs-Haziran 2023 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya, deney grubunda 23, kontrol grubunda ise 22 öğrenci olmak üzere toplamda 45 öğrenci katılmıştır. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Doğum Sonu Kanama Yönetimi Bilgi Testi, Doğum Sonu Kanama Yönetimi Öz-Yeterlik Formu ve Doğum Sonu Kanama Yönetimi Beceri Kontrol Listesi kullanılmıştır. Deney grubuna doğum sonu kanama yönetimine yönelik hem klasik hem de simülasyona dayalı eğitim verilirken, kontrol grubuna sadece klasik eğitim verilmiştir. Araştırmanın bulguları, eğitim öncesi, eğitim sonrası ve 4 hafta sonrası olmak üzere üç farklı dönemde toplanmıştır. Eğitim sonrası ve 4 hafta sonrasında beceri değerlendirmesi, araştırmacı tarafından doğrudan gözlem yoluyla Doğum Sonu Kanama Yönetimi Beceri Kontrol Listesi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bilgi testi ve öz-yeterlik verileri ise çevrimiçi paket formlar aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin analizi bir paket program ile gerçekleştirilmiştir. Çözümleme oturumu bulguları tematik analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan tüm bireyler kadın ve ortalama yaşları 21,58 ± 0,86 olarak bulunmuştur. Deney grubundaki öğrencilerin bilgi düzeylerinin eğitim sonrası dönemde kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı tespit edilmiştir (p<0,05). Beceri düzeylerinde ise tüm ölçümlerde deney ve kontrol grubu arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Öz-yeterlik düzeylerinde artış olmasına rağmen deney ve kontrol grubu karşılaştırıldığında hiçbir ölçümde anlamlı farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç: Doğum sonu kanama yönetiminde simülasyona dayalı eğitimin, öğrencilerin bilgi ve beceri puanlarını artırmada etkili olduğu, ancak öz-yeterlik düzeylerine anlamlı bir katkı sağlamadığı belirlenmiştir.

Ömercan Aksoy
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi menopoza bağlı semptomların ve cinsel işlevlerin değerlendirilmesi

Bu çalışma cerrahi müdahale sonucu menopoza giren kadınlarda menopoz semptomları ve cinsel işlevlerin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte tasarlanan bu çalışma 01.11.2023-01.05.2024 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığına bağlı Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde histerektomi ve/veya bilateral salpingooferektomi ameliyatı olan 43 kadın ile gerçekleştirildi. Araştırma verileri "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Menopoz Semptom Değerlendirme Ölçeği (MSDÖ)", "Kadın Cinsel İşlev Ölçeği (KCİÖ)" kullanılarak ameliyat öncesi en az iki hafta önce ve ameliyat sonrası 6-8. Haftalar arasında yüz yüze görüşme yoluyla toplandı. Veriler bir istatistik paket programında analiz edildi. Menopoz dönemindeki kadınların yaş ortalamaları 45,510±2,694 (Min=40; Max=49), MSDÖ toplam puan ortalaması 9,861±4,357 olduğu ve çalışmaya katılan kadınların düşük derecede semptom yaşadıkları en fazla psikolojik en az somatik şikayetleri olduğu belirlendi. Yaş, sigara ve alkol tüketimi ve jinekolojik ameliyat öyküsü ile MSDÖ puanları arasında anlamlı farklılık bulundu. Kronik hastalık öyküsü olan kadınlarda MSDÖ toplam puanları daha düşük bulundu. Menopoz dönemindeki kadınların ameliyat öncesi KCİÖ puan ortalaması 25,570±8,814 ve ameliyat sonrası KCİÖ puan ortalaması 20,277±8,258 bulunmuş olup ameliyat sonrasında anlamlı bir düşüş olduğu görülmüştür (p<0.05). KCİÖ ameliyat sonrası puanları ile MSDÖ puanları arasında negatif yönlü orta derece bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Çalışma sonucunda cerrahi menopoza giren kadınlarda cinsel işlev ölçeğinin tüm altboyutlarında düşüş olduğu belirlenmiştir.

Eda Günakın
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Aromaterapinin menopozal yaşam kalitesi ve vazomotor semptomlara etkisi

Amaç: Bu araştırma doğal menopoza giren vazomotor yakınması olan kadınlara sprey şeklinde yüze püskürtme yolu ile uygulanan aromaterapinin menopozal yaşam kalitesi ve vazomotor semptomlara etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Yöntem: Randomize kontrollü bu çalışma Kuzey Kıbrıs'ın Gazimağusa ilçesinde Mart – Aralık 2023 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırma verileri Gazimağusa belediyesine bağlı, Mağusa Gelişim Merkezi (MAGEM)'de toplandı. Araştırmanın örneklemini dahil edilme kriterlerine uyan, randomizasyon yapılarak yerleştirilen 66 menopozal dönemdeki kadın oluşturdu. Nane yağı grubu 22, gül yağı grubu 22 ve plasebo grubu 22 katılımcı ile tamamlandı. Verilerin elde edilmesinde Tanıtıcı Bilgi Formu, Visual Analogue Scale / Görsel Kıyaslama Ölçeği (VAS/GKÖ), Menopoza Özgü Sıcak Basması Ölçeği (MÖSBÖ), Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MÖYKÖ), Aromaterapi İzleme Çizelgesi kullanıldı. Kadınların çalışmaya dahil edilebilmesi için ilk olarak, Visual Analogue Scale / Görsel Kıyaslama Ölçeği (VAS/GKÖ) kullanıldı ve 5 üzeri puan alan kadınlar çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil olan tüm kadınlara ön test uygulandı. Sonrasında ise 12 hafta boyunca nane ve gül yağı gruplarının hazırlanan yağları kullanması, plasebo grubunun ise içme suyu ile hazırlanan spreyAmaç: Bu araştırma doğal menopoza giren vazomotor yakınması olan kadınlara sprey şeklinde yüze püskürtme yolu ile uygulanan aromaterapinin menopozal yaşam kalitesi ve vazomotor semptomlara etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Yöntem: Randomize kontrollü bu çalışma Kuzey Kıbrıs'ın Gazimağusa ilçesinde Mart – Aralık 2023 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırma verileri Gazimağusa belediyesine bağlı, Mağusa Gelişim Merkezi (MAGEM)'de toplandı. Araştırmanın örneklemini dahil edilme kriterlerine uyan, randomizasyon yapılarak yerleştirilen 66 menopozal dönemdeki kadın oluşturdu. Nane yağı grubu 22, gül yağı grubu 22 ve plasebo grubu 22 katılımcı ile tamamlandı. Verilerin elde edilmesinde Tanıtıcı Bilgi Formu, Visual Analogue Scale / Görsel Kıyaslama Ölçeği (VAS/GKÖ), Menopoza Özgü Sıcak Basması Ölçeği (MÖSBÖ), Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MÖYKÖ), Aromaterapi İzleme Çizelgesi kullanıldı. Kadınların çalışmaya dahil edilebilmesi için ilk olarak, Visual Analogue Scale / Görsel Kıyaslama Ölçeği (VAS/GKÖ) kullanıldı ve 5 üzeri puan alan kadınlar çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil olan tüm kadınlara ön test uygulandı. Sonrasında ise 12 hafta boyunca nane ve gül yağı gruplarının hazırlanan yağları kullanması, plasebo grubunun ise içme suyu ile hazırlanan sprey şişelerini kullanılarak aromaterapi çizelgelerine hazırlanan aromaterapi karışımları ne zaman kullandıklarını not etmeleri istendi. Uygulama sonrası 12. haftada üç gruba da son test uygulaması yapıldı. Bulgular: Aromaterapi gruplarının uygulama sonrası MÖYKÖ ve MÖSBÖ puanlarının uygulama öncesi ve plasebo grubu puanlarına göre azaldığı belirlendi. Aromaterapi gruplarının yaşam kaliteleri artarken, menopozal semptomlarının azaldığı görüldü. Plasebo grubunun uygulama öncesi ve uygulama sonrası MÖYKÖ ve MÖSBÖ puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik belirlenmedi. Sonuç: Sprey şeklinde yüze püskürtme yolu uygulanan Aromaterapi'nin menopozal yaşam kalitesi ve vazomotor semptomlara olumlu etkisinin olduğu belirlendi. Bu sonuç doğrultusunda araştırmada kullanılan nane ve gül yağı grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmedi. Ancak kullanılan her iki yağında dördüncü haftadan itibaren olumlu etkiler yarattığı belirlenmiştir. Aromaterapi yöntemleri sayesinde kadınların menopozal dönemde yaşadıkları semptomların azaltılması ve yaşam kalitelerinin yükseltilebilmesi için düşük maliyetlerle çözüm bulma şansımız bulunmaktadır

Gülsen Müsteyde Altan Denizer
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı ve riskli gebeliklerde maternal ve paternal fetal bağlanma durumları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Bu araştırma sağlıklı ve riskli gebeliklerde anne bebek ve baba bebek bağlanma durumlarının incelenmesi, ilişkili faktörlerin tespit edilmesini amaçlamıştır. Tanımlayıcı karşılaştırmalı tasarlanmış olan çalışma, Kasım 2022- Şubat 2023 tarihleri arasında İstanbul'da bir hastanenin Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği ve Polikliniğinde yürütülmüştür. Gebeliğinde tıbbi tanılı bir hastalığı olan gebeler riskli gebelik grubuna dahil edilmiş, olmayanlar ise sağlıklı gebelik grubuna dahil edilmiştir. 130 riskli gebe ve 130 eşi, 255 sağlıklı gebe ve 255 eşleri olmak üzere toplamda 770 kişi örnekleme dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak Prenatal Bağlanma Envanteri(PBÖ), Anne Kişisel Bilgi Formu, Paternal Antenatal Bağlanma Ölçeği(PABÖ) ve Baba Kişisel Bilgi Formu kullanılmış, yüz yüze görüşme yöntemi ile veriler toplanmıştır. Verilerin analizi SPPS aracılığıyla yapılmış olup, frekans analizi, betimsel istatistik, normallik analizi, bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi, korelasyon analizi ve regresyon analizi yapılmıştır. PBÖ'nin ortalama değeri riskli gebeler için 61,79 iken, sağlıklı gebeler için 59,17 olduğu saptanmıştır. Riskli gebelerin PBÖ puanı sağlıklı gebelere göre daha yüksek, bağlanma daha fazladır. PABÖ'nin toplam puan ortalama değeri riskli gebelerin eşleri için 59,13 iken bağlanma kalitesi alt boyutu için ortalama 26,72, bağlanmaya ilişkin geçirilen zaman alt boyutu için ortalama 32,4'tür. PABÖ'nin toplam puan ortalama değeri sağlıklı gebelerin eşleri için 55,27 iken bağlanma kalitesi alt boyutu için ortalama 24,81, bağlanmaya ilişkin geçirilen zaman alt boyutu için ortalama 30,45'tir. Riskli gebelerin eşlerinin PABÖ ortalama puanı sağlık gebelerin eşlerine göre daha yüksek, bağlanma daha fazladır. Sağlıklı ve riskli gebelerin eş ile ilişkileri düzeldikçe anne bebek bağlanmasının arttığı saptanmıştır. Sağlıklı gebeler ve riskli gebelerde eş desteği alıyor olmak anne bebek bağlanmasını arttırmaktadır. Sonuç olarak riskli gebelik süreci geçiren anne ve babaların maternal ve paternal bağlanma düzeyleri sağlıklı gebelik süreci geçirenlere göre daha fazladır. Hemşirelerin anne bebek ve baba bebek bağlanmasını etkileyen faktörleri bilmesi, bağlanmayı arttıran faktörlerin desteklenmesi gerekmektedir. Riskli gebelerin bakım gereksinimlerinin planlanmasında bebek bağlanmasını etkileyen durumlar dikkate alınmalıdır.

Şeyma Akkaya
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Endometriozisli kadınlarda yoganın pelvik ağrı ve yaşam kalitesine etkisi

Amaç: Bu çalışma, endometriozis tanısı olup pelvik ağrı deneyimleyen kadınlara uygulanan yoganın ağrı deneyimi ve yaşam kalitesi üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Randomize kontrollü, ön test-son test tekrarlayan izlemli prospektif tipte yapılan bu çalışmaya Ocak 2024-Ocak 2025 tarihleri arasında İstanbul'da özel bir hastanenin Endometriozis Kliniği'nde, dahil etme kriterlerine uyan 60 kadın (30 deney, 30 kontrol) dahil edilmiştir. Deney grubundaki kadınlara ilk seansta yazılı eğitim materyali eşliğinde verilen endometriozis eğitimi ve yoga pratikleri hakkında yüz yüze uygulamalı eğitimin ardından, haftada en az 3 gün her bir seansın 80 dakika sürdüğü, 2 ay araştırmacı eşliğinde online ve 1 ay da bireysel yoga pratiklerini kendilerinin devam ettirdiği toplam 3 aylık yoga müdahalesi programı uygulanmış ve 4.,8. ve 12. haftalarda telefon görüşmeleri ile izlenmiştir. Ayrıca katılımcılara araştırmacı tarafından hazırlanan endometriozise özgü yoga programı akışı video olarak paylaşılmış, hatırlatıcı mesajlarla yoga grubu desteklenmiştir. Kontrol grubuna ise ilk seansta yalnızca yazılı eğitim materyali eşliğinde endometriozis hakkında yüz yüze eğitim verilerek aynı süreçte izlenmiştir. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Endometriozis Sağlık Profil Anketi-5 (EHP-5), Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ), McGill Ağrı Ölçeği Kısa Form (MAÖ-KF) ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (PİOÖ) kullanılmıştır. Bulgular: Deney ve kontrol grubunun tanıtıcı özellikleri ve ilk değerlendirmedeki GKÖ, EHP-5, MAÖ-KF ve PİOÖ ön test puanları benzerlik göstermiştir (p>0,05). Müdahale sonrası değerlendirmelerde deney grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında GKÖ, EHP-5, MAÖ-KF ve PİOÖ puanlarında iyileşmeler olduğu ve aralarındaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Deney grubundaki kadınların menstrüasyon sırasındaki GKÖ skorları izlem boyunca belirgin bir azalma göstermiş, 1. izlemde ortalama 7,63 ± 1,88 olan GKÖ değeri, 4. izlemde 5,2 ± 1,3'e düşmüştür (p=0,004). Benzer şekilde McGill Ağrı Ölçeği Kısa Form toplam puanlarında deney grubunda izlem süreci boyunca anlamlı bir düşüş saptanmıştır (p<0,001). EHP-5 yaşam kalitesi ölçeği puanlarında, deney grubunun izlemler arası çekirdek, modüler ve toplam puanlarda anlamlı bir iyileşme bulunmuştur (p<0,001). Ayrıca deney grubunun ortalama PİOÖ puanlarında anlamlı düzeyde artış gözlenmiştir (p<0,05). Sonuç: Yoga uygulamalarının endometriozisli kadınlarda ağrı düzeyini azalttığını, psikolojik iyilik halini desteklediğini ve buna bağlı olarak yaşam kalitesini artırdığını göstermiştir. Endometriozis hastalarının bakımını desteklemek üzere non farmakolojik bir yöntem olarak yoga yapılması önerilebilir.

Gizem Çevik Şirvancı
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Gebelikte web tabanlı mindful emzirme programının doğum sonu emzirmeye etkisi

Amaç: Bu araştırmanın amacı, web tabanlı Mindful Emzirme Programı'nı (Mind-EP) geliştirmek ve gebelik döneminde uygulanacak web tabanlı Mind-EP'in doğum sonrası emzirme farkındalığı, adaptasyonu ve öz-yeterliliğine etkisini belirlemektir. Yöntem: Tek kör, randomize kontrollü, deneysel tipte yapılan bu çalışmaya Temmuz 2024-Şubat 2025 tarihleri arasında Instagram üzerinden eğitim duyurularına ulaşan, dahil etme kriterlerine uyan 65 gebe dahil edilmiştir. Gebeler basit randomizasyon ile deney (n=33) ve kontrol grubuna (n=32) atanmıştır. Deney grubuna; haftada 2 oturumdan oluşan ve 4 hafta süren online eğitimlerin yanı sıra oluşturulan web sitesinden eğitim videoları ve meditasyon ses kayıtlarının da katılımcılarla paylaşıldığı Mind-EP sunulmuştur. Eğitimlerin başlangıcından doğum sonu 1. aya kadar Mind-EP WhatsApp© gruplarından motivasyonel mesajlar atılmıştır. Kontrol grubuna standart emzirme eğitimi tek oturumda online olarak verilmiştir. Doğum sonrası 3.-5. günler arasında her iki gruptaki annelerin emzirmeleri telefon görüşmesi ile değerlendirilmiştir. Araştırmada Tanıtıcı Bilgi Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BFÖ), Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DASS-21), Emzirmede Farkındalık Ölçeği (EFÖ), Emzirme Adaptasyon Ölçeği (EAÖ), Antenatal-Postnatal Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçekleri (AEÖ-PEÖ), Sistem Kullanılabilirlik Skalası (SKS) ve Mind-EP Değerlendirme Formu kullanılmıştır. Gruplara doğum sonu 1. ayda son testler uygulanmıştır. Bulgular: Deney ve kontrol grubunun tanıtıcı özellikleri ve BFÖ, DASS-21, AEÖ ön test puanları benzerlik göstermiştir (p>0,05). Müdahale sonrası deney grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında BFÖ, EFÖ, EAÖ ve PEÖ puanlarının daha yüksek, DASS-21 puanlarının daha düşük olduğu ve aralarındaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Etki büyüklükleri incelendiğinde EAÖ'nin orta, diğer tüm ölçeklerin yüksek etki düzeyinde olduğu görülmüştür. SKS toplam puan ortalamasına (88,56±8,63) göre oluşturulan web sitesinin iyi kullanılabilirliğe sahip olduğu belirlenmiştir. Mind-EP Değerlendirme Formu, program katılım oranları, ev ödevlerinin yapılma durumu ve mindful emzirme davranışları değerlendirildiğinde Mind-EP'in kabul edilebilir ve uygulanabilir olduğu saptanmıştır. Sonuç: Mind-EP'in, doğum sonrası annelerde bilinçli farkındalığı, emzirme farkındalığını, adaptasyonu ve öz-yeterliliği artırırken, stres, anksiyete ve depresyon düzeylerini azaltmada etkili olan kabul edilebilir ve uygulanabilir bir program olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Bilinçli Farkındalık, Emzirme, Emzirme Farkındalığı, Emzirme Adaptasyonu, Emzirme Öz-yeterliliği

Özge Şiir Dağlar
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Jinekolojik kanserli kadınlarda ameliyat öncesi prehabilitasyon programının postoperatif iyileşme üzerine etkisi

Amaç: Araştırmanın amacı, jinekolojik kanser tanısı alan kadınlara ameliyat öncesinde uygulanan prehabilitasyon programının postoperatif iyileşme üzerine etkisini belirlemektir. Yöntem: Tek kör, randomize kontrollü deneysel çalışma, Nisan 2024 - Mart 2025 tarihlerinde İstanbul'da bir şehir hastanesinin jinekolojik onkoloji polikliniğine başvuran ve dahil etme kriterlerine uyan 44 katılımcıdan oluşmuştur. Basit randomizasyon yöntemiyle katılımcılar deney (n=22) ve kontrol (n=22) grubuna ayrılmıştır. Deney grubuna standart bakıma ek olarak preoperatif dönemde ortalama 2 hafta, önce yüz yüze eğitim ve uygulama yapılarak daha sonra haftalık telefon görüşmeleriyle operasyon gününe kadar prehabilitasyon programına dahil edilmiştir. Katılımcılara kitapçık verilmiştir. Araştırma postoperatif 6. haftada sonlandırılmıştır. Veri toplama için; Yapılandırılmış Tanıtıcı Bilgi Formu, Mini Nütrisyonel Değerlendirme Ölçeği (MNA), 2 Dakika Yürüme Testi, Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DASS 21), İyileşme Kalitesi Ölçeği (QOR-15), WHODAS Yeti Yitimi Öz Bildirim Formu, Hasta Takip Formu ve Jinekolojik Kanserler Semptom Formu kullanılmıştır. Bulgular: Deney ve kontrol grubunda sosyodemografik, genel sağlık, jinekolojik kanser özelliklere ait verilerde anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Müdahale sonrası deney grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında MNA ve QOR-15 puanlarının daha yüksek, DASS-21 puanının daha düşük olduğu ve aralarındaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi. Etki büyüklüklerine bakıldığında DASS depresyon puanlarında orta, MNA, DASS Stres ve Anksiyete puanlarında büyük etki görüldü. Preoperatif dönem semptomlarından bel/sırt ağrısı, vajinal kanama, iştahsızlık, yorgunluk, dolgunluk/şişkinlik ve kilo kaybı değişkenlerinde kontrol grubu şiddetinin deney grubundan daha yüksek olduğu saptandı. Program sonrasında deney grubu katılımcılarının 2 dakika yürüme testine göre daha uzun mesafe yürüyebildikleri ve zamana göre değişimin istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu. Postoperatif dönem takipleri, komplikasyon varlığı ve WHODAS yeti yitimi ölçeği açısından deney ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Deney grubunun hastanede yatış günü 6,36 ± 1,73 iken kontrol grubu yatış günü 7,36 ± 2,01 olarak bulundu. Sonuç: Prehabilitasyon programlarının fonksiyonel kapasiteyi geliştirerek postoperatif dönem iyileşmeyi artırdığı saptanmıştır. Preoperatif dönemde hemşirelik bakımında prehabilitasyon programlarının kullanılması önerilir. Anahtar kelimeler: Prehabilitasyon Programı, Preoperatif Dönem Eğitim Programı, Preoperatif Dönem Hemşirelik Bakımı, Postoperatif Dönem İyileşme

Hilal Evgin
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Travmatik doğum algısına sahip gebelere uygulanan psikoeğitim programının maternal bağlanma, emzirme ve postpartum depresyon düzeyine etkisi

Amaç: Bu çalışma doğuma yönelik travmatik algıya sahip gebelere prenatal dönemde uygulanan psikoeğitim programının travmatik doğum algısı, maternal bağlanma, emzirme ve postpartum depresyon üzerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel tasarımdaki bu araştırma Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Kliniğine bağlı Gebe Polikliniğinde Nisan 2023- Mayıs 2024 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırma 40 deney grubu, 40 kontrol grubu olmak üzere 80 gebe ile yapıldı. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Bilgi Formu, Travmatik Doğum Algısı Ölçeği (TDAÖ), Anne-Bebek Bağlanması Ölçeği (ABBÖ), Emzirme Öz-yeterlilik Ölçeği Kısa Formu (EÖYÖ), Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EPDÖ)" kullanıldı. Her iki gruba veri toplama formları 22-32. Gebelik haftası, 26-36. Gebelik haftası, doğum sonrası 8. Haftada uygulandı. Deney grubundaki gebelere rutin bakımın yanı sıra, 1 hafta ara ile 50 dakikalık toplam 5 oturum grup psikoeğitimi uygulandı. Kontrol grubundaki gebelere veri toplama formları uygulandı ve rutin gebelik izlemleri devam etti. Bulgular: Deney ve kontrol grubundaki gebelerin sosyodemografik özellikleri, gebeliğe ve doğuma yönelik özelliklerine ilişkin bulguları benzerdi (p>0,05). Gruplara göre katılımcıların eğitim öncesinde Travmatik Doğum Algısı Ölçeğinden aldıkları puanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Psikoeğitim sonrası deney grubundaki gebelerin 2.değerlendirmede ve son değerlendirmede "Travmatik Doğum Algısı Ölçeğinden" aldıkları puanlar istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptandı (p=0,001; p<0,01). Deney grubundaki kadınların "Anne-Bebek Bağlanma Ölçeğinden" aldıkları puanlar kontrol grubundakilerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulundu (p=0,001; p<0,01). Deney grubundaki gebelerin kontrol grubuna kıyasla daha az bağlanma sorunu yaşadığı saptandı. Deney grubundaki gebelerin Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeğinden" aldıkları toplam puanlar kontrol grubundakilerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p=0,001; p<0,01). Deney grubundaki kadınların "Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeğinden" aldıkları toplam puanlar kontrol grubundakilerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptandı (p=0,045; p<0,05). Sonuç: Travmatik doğum algısına sahip gebelere uygulanan psikoeğitim programının travmatik doğum algısını azalttığı, anne bebek bağlanmasını güçlendirdiği, emzirme öz yeterliliğini arttırdığı ve postpartum depresyon riskini azalttığı belirlendi.

Burcu Fırat
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Jinekolojik onkoloji cerrahisi uygulanan hastalara verilen mobil tabanlı eğitimin yaşam kalitesine etkisi

Giriş: Kadınlarda görülen morbidite ve mortalite nedenlerinin başında jinekolojik kanserler yer almaktadır. Jinekolojik onkoloji hastalarında tanı sonrası tedavi ile birlikte yaşam süresindeki artışlara bağlı olarak hastaların yaşam kalitelerinin artırılması önem kazanmaktadır. Hastaların yaşam kalitesini desteklemede pek çok yenilikçi yaklaşım ile hasta eğitimleri verilebilmektedir. Bu yaklaşımlardan biri de mobil tabanlı uygulamalardır. Amaç: Bu araştırmanın amacı, ameliyat sonrası dönemde jinekolojik onkoloji hastalarına verilen mobil tabanlı eğitimin yaşam kalitesine etkisini belirlemektir. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel tasarımdaki bu araştırma 1 Şubat-30 Eylül 2024 tarihleri arasında 38 deney grubu, 39 kontrol grubu olmak üzere toplam 77 hasta ile yürütüldü. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Kanser Hastası Yaşam Kalitesi Ölçeği, Ameliyat Sonrası Semptom Değerlendirme Formu, Distres Termometresi kullanıldı. Hastalar ile ameliyat öncesi ve taburculukta yüz yüze görüşme, taburculuk sonrası birinci hafta ve ikinci hafta telefon ile görüşme yapıldı ve veri toplama formları dolduruldu. Bulgular: Hastaların sosyodemografik özellikleri, genel sağlık durumu, kanser tanısı, ameliyat türü ve taburculuğa ilişkin bulguların benzer olduğu görüldü (p>0,05). Kontrol grubunun taburculuk sonrasında deney grubuna oranla daha fazla sağlık sorunu yaşayarak hastaneye başvurduğu belirlendi (p<0,05). Ameliyat öncesi ilk görüşmede, deney ve kontrol grubundaki kadınların yaşam kalitesi puan ortalaması arasında anlamlı bir farklılık bulunmadı (p=,095). Ameliyat sonrası birinci ve ikinci izlemde deney grubundaki kadınların yaşam kalitesi puan ortalaması kontrol grubundan anlamlı derecede daha yüksek bulundu (p=,000). Ameliyat sonrası mobil uygulama temelli eğitim alan ve birinci ve ikinci izlemlerle takip edilen deney grubunda görülen semptom şiddetlerinin kontrol grubuna göre daha düşük olduğu belirlendi. Deney ve kontrol grubundaki kadınların distres termometresi puanı arasında ameliyat öncesi ilk görüşmede (p=,616) ve ameliyat sonrası taburculukta (p=,077) anlamlı bir farklılık bulunmadı. Kontrol grubunun deney grubuna göre distres termometresi puanı taburculuk sonrası birinci izlemde (p=,004) ve ikinci izlemde (p=,044) anlamlı derecede daha yüksek saptandı. Sonuç: Jinekolojik onkoloji ameliyatı olmuş hastalara verilen mobil tabanlı eğitimin yaşam kalitesini artırdığı belirlendi.

Çisem Baştarcan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Alt üriner sistem semptomları olan kadınların tedaviden beklentilerinin belirlenmesi

Araştırma alt üriner sistem şikayeti olan kadınların tedaviden beklentilerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı kesitsel bir çalışma niteliğindedir. Araştırmanın evrenini, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Ürojinekoloji Bilim Dalı'na Kasım 2010 – Mart 2013 tarihleri arasında alt üriner sistem şikayeti ile başvuran 300 kadın oluşturdu. Araştırmada veri toplama aracı olarak literatür doğrultusunda geliştirilen çok sorulu anket formu, kadınlarda alt üriner sistem semptomlarında yaşam kalitesi için 7 soruluk ''İnkontinans Etki Soru Formu (IIQ-7)'' ve semptom indeksi için 6 soruluk ''Ürogenital Distress Envanteri (UDI-6) ''ve ürolojik semptomları objektif olarak belirlemek amacıyla Bristol Kadın Alt Üriner Yol Semptomları Soru Formu kullanıldı. İstanbul Tıp Fakültesi Etik Kurulu'ndan etik onay alındı. Veriler SPSS yazılımı kullanılarak frekans, ort±SS, ki-kare, t testi ve tek yönlü ANOVA ile analiz edildi. Kadınların yaş ortalaması 48,71±8,72 idi ve 5,30±3,83 yıldır idrar kaçırma sorunu yaşıyordu. UDI-6 toplam puanı 7,18±3,54 (min=0 maks=18) idi. IIQ toplam puanı 12,27±6,67 (min=0 maks=24) idi. BFLUTS toplam puanı 26,47±8,41 (min=6 maks=51) idi. Kadınların çoğu (%75) genel olarak tam bir iyileşme beklerken, %25'i daha iyi başa çıkabileceğini bekliyordu. Beklenti düzeyi ile BFLUTS, UDI-6 ve IIQ-7 puanları arasında fark yoktu. İdrar kaçırma süresi ve idrar kaçırma tipleri tedavi beklentisi düzeyini etkilememiştir. Genel olarak kadınların alt üriner semptomlar için tedavi beklentileri yüksektir. Semptomların şiddeti ve düşük yaşam kalitesinin tedaviden beklenti düzeyini etkilemediği belirlenmiştir. Hastalar semptomların şiddetiyle ilgili şikayetleri düşük olsa da tedaviden beklentileri yüksek olabilir. Bu nedenle şikayetlerin şiddeti ne olursa olsun tedavi sırasında başarı düzeyiyle ilgili beklentiler açıklanmalıdır.

Gülçin Kahramanoğlu
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Artırılmış gerçeklik (AR) teknolojisi ile geliştirilen pap-smear testi uygulamasının hemşirelik öğrencilerinin bilgi, beceri ve tutumlarına etkisi

Giriş: Serviks kanseri, kadınlar için önemli bir sağlık sorunu olup, 2020 verilerine göre en sık görülen dördüncü kanser türüdür. Erken evrede genellikle belirti vermemesi, tarama programlarının önemini artırmaktadır. Pap smear testi, kanser öncesi lezyonların erken tanısında etkili bir yöntemdir. Teknolojik gelişmelerle öğretilen Pap smear uygulamaları sayesinde, örnek alma, teknik ve saklama hataları azaltılabilmektedir. Bu gelişmelerden biri de mobil Artırılmış Gerçeklik uygulamasıdır. Amaç: Bu çalışmanın amacı, Artırılmış Gerçeklik teknolojisiyle geliştirilen Pap-Smear Testi uygulamasının hemşirelik öğrencilerinin bilgi, beceri ve tutumlarına etkisini incelemektir. Yöntem: Kontrollü yarı deneysel desenle yürütülen bu çalışma, Kasım 2024 - Nisan 2025 tarihleri arasında 46'sı deney, 45'i kontrol grubunda olmak üzere toplam 91 hemşirelik öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri; Tanıtıcı Bilgi Formu, HPV Bilgi Ölçeği, Servikal Kanser Bilgi Ölçeği Türkçe Versiyonu, HPV-DNA Numune Alma Becerisi Değerlendirme Formu ve Artırılmış Gerçeklik Uygulamaları Tutum Ölçeği kullanılarak yüz yüze toplanmıştır. Veri toplama formları öğrencilere eğitim öncesi, eğitim sonrası ve bir ay sonra kalıcılığı değerlendirmek amacıyla uygulanmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamında deney ve kontrol grupları yaş, akademik başarı ve dijital araç kullanımı açısından benzer özellikler göstermiştir; ancak deney grubundaki öğrencilerin cinsiyet dağılımı ve daha önce artırılmış gerçeklik (AR) teknolojisi kullanma deneyimi kontrol grubundan farklılık göstermektedir. Deney grubundaki katılımcıların HPV ve servikal kanser konularındaki bilgi düzeylerinde, servikal HPV-DNA alma becerilerinde ve AR uygulamalarına yönelik tutumlarında anlamlı düzeyde artış gözlenmiştir. Eğitim öncesi bilgi düzeyleri kontrol grubuna göre daha düşük olan deney grubu, eğitim sonrası ve izlem ölçümlerinde kontrol grubunu geçmiştir. Ayrıca, AR destekli eğitim, katılımcıların tutumlarını olumlu yönde etkileyerek memnuniyet, kaygı ve kullanım isteği boyutlarında da anlamlı gelişmeler sağlamıştır. Bu bulgular, AR tabanlı eğitimin bilgi, beceri ve tutum gelişiminde etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç: Artırılmış Gerçeklik teknolojisiyle geliştirilen Pap-Smear Testi uygulamasının hemşirelik öğrencilerinin bilgi, beceri ve tutumlarını olumlu yönde etkilediği saptanmıştır. Eylül 2025 , 147 sayfa. Anahtar kelimeler: Artırılmış gerçeklik, Pap smear testi, hemşirelik eğitimi

Merve Şen
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yönteminin kadın sağlığı ve hastalıkları hemşireliği beceri uygulamalarına etkisi

Bu araştırma, web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yönteminin Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği beceri uygulamalarına, öğrencilerin memnuniyet düzeylerine ve öğrencilerin beceri uygulaması öncesinde ve sonrasında anksiyete düzeylerine etkisini incelemek amacıyla planlanmış yarı deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini, 2016-2017 öğretim yılında Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi ikinci sınıfta öğrenim gören, Sağlıklı Yaşam ve Hemşirelik II Dersi "Hasta ve Hastane Ortamı-I" modülü dersini alan öğrencilerden çalışmaya katılmayı kabul eden basit rastgele örneklem tekniği ile belirlenen toplam 80 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmaya alınacak örneklem büyüklüğünü belirlemek amacıyla Power analiz yapılmıştır. İki grup arasındaki farkı ortaya koymak amacıyla d=0.3 (etki büyüklüğü orta) ɑ=0.05, 1-β=0.80 olarak alınmıştır. Örneklem hesaplamada 32 öğrenci alınmasının yeterli olacağı belirlenmiş ve olası örneklem kayıpları düşünülerek girişim ve kontrol gruplarına 40'ar öğrenci alınmasına karar verilmiştir. Araştırma, web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim grubu (girişim) ve demonstrasyon grubu (kontrol) olmak üzere iki grup üzerinden tasarlanmıştır. Öğrenciler, cinsiyet, yaş ve başarı düzeyi eşleştirmesi yapılarak gruplara ayrılmıştır. Her iki gruptaki öğrencilerin e-posta adresleri alınmış ve öğrencilere konuya ilişkin ders notları, gebe ve lohusa muayenesi klinik becerileri değerlendirme rehberleri e-posta ile gönderilmiş demonstrasyona çalışarak gelmeleri istenmiştir. Girişim grubundaki öğrencilerin hazırlanan web sitesindeki videoları izleyebilmeleri için her öğrenciye kullanıcı adı ve şifre verilmiştir. Böylelikle öğrencinin sınıf dışında, internet ve bilgisayarını kullanarak, gebe ve lohusa muayenesi klinik becerilerine yönelik web sitesindeki eğitim videolarını izlemesi sağlanmıştır. Kontrol grubundaki öğrencilere beceri laboratuarında araştırmacı tarafından demonstrasyon yöntemi kullanılarak eğitim verilmiştir. Öğrencilerin psikomotor beceri düzeyi, gebe ve lohusa muayenesi klinik becerileri değerlendirme rehberlerine uygun olarak yapılan puanlamadan aldığı puanla belirlenmiştir. Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin ödem muayenesi uygulama beceri puanı ve emzirme tekniği eğitimi uygulama beceri puanı dışında diğer uygulama beceri puanı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yöntemi ile eğitim alan girişim grubundaki öğrencilerin uygulama beceri puanlarının anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur. Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin eğitim yöntemlerinden memnuniyet anketi puan ortalaması açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin beceri öncesi ve sonrası durumluk-sürekli kaygı puanı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Girişim grubundaki öğrencilerin uygulama öncesi ve sonrası Durumluk Kaygı Envanteri puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Kontrol grubundaki öğrencilerin uygulama öncesi ve sonrası Durumluk Kaygı Envanteri puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yöntemi hemşirelik öğrencilerinin gebe ve lohusa muayenesi klinik becerileri öğrenme ve uygulamalarını olumlu yönde etkilemiştir. Anahtar kelimeler; Web tabanlı eğitim; video model yöntemi; gebe muayenesi; postpartum muayene; anksiyete

AnksiyeteFizik muayeneGebelik+5
Fadime Kirlek
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Evli olan fiziksel engelli kadınların cinsellik ve cinsel sağlık konusundaki yaşam deneyimleri: Bir gömülü kuram çalışması

Giriş ve Amaç: Engelli kadınların cinsellik ve cinsel sağlık konusundaki yaşam deneyimleri tüm dünyada farklı boyutlarda ve oranlarda görmezden gelinen, karşılanamayan ve yok sayılan bir paradoksun içinde yer almaktadır. Araştırmanın amacı; gömülü kuram yöntemi ile evli olan fiziksel engelli kadınların cinsellik ve cinsel sağlık ile ilgili yaşam deneyimlerinin nasıl olduğunu belirlemek ve bu deneyimlerini etkileyen kavram ve süreçleri açıklayıcı bir çerçeve ile ortaya koyan bir kuram geliştirmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma gömülü kuram tasarımı ve yöntemi ile yürütülmüştür. Veriler 12 görme engelli kadın ve 13 ortopedik engelli kadın ile yapılan derinlemesine görüşme ve verileri kayıt etme, araştırmacı gözlem yoluyla notlar alma, analitik not alma (hatırlatıcı not alma) ve ikincil veri kaynakları ve sürekli karşılaştırma yöntemi ile doygunluk oluşuncaya kadar ve verilerin analiz aşaması ile eş zamanlı olarak gömülü kuramın analiz basamakları (açık, eksensel ve seçici kodlama) doğrultusunda toplanmış ve analiz edilmiştir. Veriler 2016-2018 yılları arasında 15 ayda ses kaydına alınmış bireysel yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler ile gerçekleşmiştir. Bulgular: Evli olan fiziksel engelli kadınların cinsellik ve cinsel sağlık konusundaki yaşam deneyimleri sürecini tanımlayan odak kategoriler; "Toplumsal Algı", "Yakın Çevresel Algı", "Ailesel Algı", "Eş Algısı" ve "Engelli Birey Algısı" , "Baş etme Mekanizmaları" ve "Çözüm Önerileri" olarak belirlenmiştir. Odak kategoriler; engellilik, cinsellik, engelli cinselliği, evlilik ve aile kurma, çocuk istemi kategorilerinin etkisi altındadır ve bu doğrultuda açıklanmıştır. Sonuç: Geliştirilen gömülü kuramın her aşaması, evli olan fiziksel engelli kadınların özellikleri, cinsellik ve cinsel sağlık ile ilgili yaşam deneyimlerinin birbiri ile olan ilişkileri, bağlamsal ve karşılaştırmalı faktörleri ile zamana ve deneyime göre değişen karmaşık bir yapıdan etkilenmektedir. Anahtar Kelimeler; Engellilik; engelli birey; cinsellik; cinsel sağlık, hemşirelik, gömülü kuram.

Bedensel engellilerCinsellikEngelli kişiler+6
Ekin Dila Topaloğlu Ören
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

HPV DNA (+) kadınların sağlık inanç modeli'ne göre izlem sürecindeki deneyimleri: Nitel bir çalışma

Amaç: HPV DNA (+) kadınların Sağlık İnanç Modeli (SİM)'ne göre smear testini yaptırmada etkili tutum ve davranışlarını, izlem sürecindeki deneyimlerini ve bununla ilişkili inançlarını tanımlamaktır. Yöntem: Araştırmada, nitel araştırma yaklaşımlarından fenomenolojik desen kullanılmıştır. Araştırmanın kavramsal çerçevesini SİM oluşturmuştur. Veriler "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılarak "derinlemesine görüşme" yöntemiyle toplanmıştır. Çalışmanın örneklemini, HPV DNA 16, 18 (+), LGSIL (+), HGSIL (+), ASCH (+) ve kolposkopi yapılan grup dışında kalan, belli aralıklarla pap smear ve/veya HPV DNA testi ile izlenmesi gereken HPV DNA (+) kadınlar (n: 16) oluşturmuştur. Veriler "içerik analizi" ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya alınan kadınlar SİM'in bileşenlerine göre davranışlar ve inançlar deneyimlemişlerdir. Modele göre algılanan duyarlılık ile ilgili temalar; "Kansere yakalanma riski", "Tanının kabulü", ciddiyet teması altında; "Olumsuz etkileme", "Ölüm", "Kanser olma korkusu", "Sağlığın bozulması endişesi", "Kanser olmuş hissetme", "Kanserin getirmiş olduğu yük ", algılanan yarar temaları; "Serviks kanserine yakalanma riskinin azaltılması/önlenmesi", algılanan engel; "Sosyal destek eksikliği", "Randevu alamama", "Bilgi eksikliği", "Kendini muayeneye hazır hissetmeme", "Doktorun yaklaşımı", "Aile sürecinde bozulma", "Hastalığa özgü rahatsızlığın olmaması", "Muayeneden hoşlanmama", "Hastanenin konumu", "Çalışma durumu", "Muayene için bekleme süresinin uzunluğu", "Hastalık hakkında yanlış bilgi", "Hastaneye gelmenin yıpratıcı olması", "Hastanenin bakımsız ve pis olması", "Fiziksel engelli olma", sağlık motivasyonu temaları; "Gereksinim", "Sağlık/çare arama davranışı", "Deneyimleme" ve "Umut", öz yeterlilik; "Gerçek performans", "Başkalarının deneyimleri", "Sözel ikna", "Öznel algılar", eyleme geçiriciler; "İç ve Dış uyarı", sosyo-demografik faktörlerden "Sosyal destek varlığı" alt temaları belirlenmiştir. Sonuç: Çalışmada, SİM'e göre kadınların deneyimleri açıklanarak tanı sonrası izlem sürecine yönelik önemli veriler elde edilmiştir. HPV DNA (+) tanısı alındıktan sonra sadece kadınların değil aile bireylerinin de etkilendiği belirtilmiştir. Veriler doğrultusunda kadınlara sağlık personelleri tarafından bilgi, destek sağlanması, belirli aralıklarla danışmanlık hizmetlerinin verilmesi ve belirtilen engellerin giderilmesi izlem sürecinin daha olumlu geçirilmesini sağlayabilir. Anahtar Kelimeler; HPV DNA; Sağlık İnanç Modeli; Nitel Araştırma; Hemşirelik

DNAHemşirelikKadın sağlığı+3
Semra Elmas
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Polikistik over sendromu tanısı alan kadınların yaşam deneyimlerinin incelenmesi

Amaç: Polikistik over sendromu tanısı alan kadınların günlük yaşamlarında nasıl sorunlar yaşadığını ve yaşamlarının nasıl etkilendiğini saptamaktır. Yöntem: Çalışma, fenomenolojik araştırma tasarımı kullanılarak yapılmış niteliksel bir çalışmadır. Çalışma grubunu, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Söke Sağlık Yüksekokulu, Söke Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Söke Meslek Yüksekokulunda öğrenim gören PKOS tanısı konmuş, görüşmeyi kabul etmiş olan ve çalışma kriterlerine uyan bekar kadınlar (26 kişi) ile Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesinde Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran PKOS tanısı konan, çalışma kriterlerine uyan ve görüşmeyi kabul eden evli kadınlar (12 kişi) oluşturmaktadır. Kadınlarla karşılıklı görüşme yöntemi ile "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve altı açık uçlu sorunun yer aldığı "Görüşme Formu" rehberliğinde, en az 7dk 53sn, en çok 83dk süren görüşmeler yapılmış ve en az altı hafta günlük tutmaları sağlanmıştır. Elde edilen verilerin kalitatif içerik analizi yapılmıştır. Görüşme verilerinin işlenmesinde Maxqda 2018 programından yararlanılmıştır. Bulgular: PKOS'un kadınların sosyal, duygusal, bilişsel, fiziksel ve rol fonksiyonlarını çeşitli düzeylerde etkilediği ve çeşitli başetme davranışlarına yönelttiği belirlenmiştir. Sonuç: PKOS, kadınların yaşamlarını her alanda etkileyen bir sağlık sorunu ve sosyal destek gerektiren bir rahatsızlıktır. Bu tanıyı alanlara kültürel temelli yaklaşımla sağlık eğitimi ve danışmanlık verilmesi önerilmektedir. Bu şekilde hem semptomların giderilmesi hem de yaşam kalitelerinin iyileştirilmesi sağlanabilecektir. Anahtar kelimeler: Polikistik over sendromu, deneyim, kalitatif araştırma.

DeneyimKadınlarPolikistik over sendromu
Gülfer Doğan Pekince
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Meme dolgunluğu (Angorjman) gelişen annelerde lahana uygulamasının etkisi

Amaç: Çalışmada angorjman gelişen annede lahana uygulamasının ağrıya, meme dokusundaki rahatlamaya, pompayla sağılan süt miktarına ve annenin kaygı düzeyi ile lahana uygulamasından memnuniyetine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma Eylül 2018-Ocak 2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde bebeği yatan ve her iki memesinde angorjman gelişen 18 anne ile yapılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında "Anne Tanıtım Formu" ve Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Annenin bir memesine iki saat lahana uygulanmıştır. Diğer memeye herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Sonra her iki meme de aynı anda, aynı vakum ve hız ayarında elektronik süt sağma pompasıyla sağılmıştır. Bu sağma işleminden sonra annenin iki memesi için ağrı, rahatlama, memnuniyet düzeyi, sağılan sütün miktarı ve kaygı düzeyi tekrar değerlendirilmiştir. Bulgular: Annelerin yaş ortalaması 29.78±6.44 yıl olarak bulunmuştur. Annelerin %88.9'u isteyerek gebe kalmıştır. Annelerin %61.1'inin ilk doğumu olduğu, %38.9'unun iki ve daha çok doğum yaptığı belirlenmiştir. Annelerin %38.9'u vajinal doğum, %61.1'i sezaryen doğum yapmıştır. Bebeklerin %61.1'i 37 haftanın üstünde doğmuştur. Annelerin doğum sonrası iki ile 15. günleri arasında angorjman sorununun başladığı saptanmıştır. Annelerin yaşadıkları angorjmanın emzirme ya da sağma işlemlerini etkileme durumları incelendiğinde; %27.8'inin az, %27.8'inin orta ve %44.4'ünün çok etkilendiği belirlenmiştir. Annelerin ağrı şiddeti ortalaması lahana uygulanmayan memede 6.50±1.98, lahana uygulanan memede 3.56±2.12 olup; lahana uygulanan memedeki ağrı şiddeti, lahana uygulanmayan memeden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0.001, p<0.01). Annelerin rahatlama düzeyi ortalaması lahana uygulanmayan memede 4.33±1.24, lahana uygulanan memede 7.38±1.95 olup; lahana uygulanan memedeki rahatlama düzeyi, lahana uygulanmayan memeden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0.001, p<0.01). Annelerin memnuniyet düzeyi ortalaması lahana uygulanmayan memede 4.72±1.71, lahana uygulanan memede 7.94±2.10 olup; lahana uygulanan memedeki memnuniyet düzeyi, lahana uygulanmayan memeden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0.001, p<0.01). Annelerin sağılan süt miktarı ortalaması lahana uygulanmayan memede 30.06±29.24 ml, lahana uygulanan memede 46.44±34.99 ml olup; lahana uygulanan memedeki sağılan süt miktarı, lahana uygulanmayan memeden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0.001, p<0.01). Annelerin durumluk kaygı ölçeği puan ortalaması lahana uygulaması öncesi 44.00±12.09, uygulama sonrası 34.33±8.76 puan olup; uygulama öncesine göre uygulama sonrası durumluk kaygı ölçeği puanlarındaki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.001, p<0.01). Sonuç: Araştırma verilerinden elde edilen bulgulara göre angorjman gelişen annelerin lahana uygulanan memedeki ağrı şiddetlerinin ve durumluk kaygı ölçeği puanlarının lahana uygulanmayan memeden daha düşük olduğu, rahatlama ve memnuniyet düzeyleri ile süt miktarının ise önemli derecede yükseldiği bulunmuştur. Angorjman sorunu yaşayan annelere lahana uygulaması tavsiye edilebilir ve sağlık çalışanlarına bu uygulama konusunda eğitim verilebilir. Araştırmacılar da daha büyük örneklem gruplarıyla ve farklı çalışma tasarımlarıyla bu konuyu çalışabilirler. Anahtar Kelimeler: Lahana; meme; laktasyon; ağrı

AnnelerAğrıLahana+3
Endam Çetinkaya
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Gençlerin dismenore deneyimlerinin incelenmesi

Özet Gençlerin Dismenore Deneyimlerinin İncelenmesi Bu araştırma gençlerin primer dismenore deneyimlerinin Kolcaba'nın Konfor Kuramı'na göre incelenmesi ve dismenoreyle başetme yöntemlerinin belirlenmesi amacıyla nicel ve nitel olmak üzere iki yöntem ile yapılmıştır. Araştırma, Balıkesir'de Sağlık Yüksekokulu hemşirelik bölümü öğrencileri ile 2016-2017 ve 2017-2018 Eğitim Öğretim yılı içinde 01 Mart2017-01 Mart 2018 tarihleri arasında yapılmış, veriler birey tanıtım formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada primer dismenoresi olan gençleri belirlemek üzere ilk olarak nicel veriler toplanmıştır. Nicel veri toplama aşamasında örneklem seçimine gidilmeksizin evrenin tamamına (n=451) ulaşmak hedeflenmiş, anketin yapıldığı gün okulda bulunan 363 öğrenciye ulaşılmıştır (%80,48). Nitel veri aşamasında primer dismenore tespit edilen öğrenciler yüzyüze görüşmeye alınmıştır. Veriler doyma noktasına geldiğinde nitel veri toplama aşaması sonlandırılmıştır (n=14). Nicel veriler toplandıktan sonra SPSS 15,0 programına girişi yapılmış ve oran (yüzde), ortalama standart sapma analizleri yapılmıştır. Nitel veri kısmında gençler ile yapılan görüşmeler dijital ses kayıt cihazına kayıt edilmiştir. Ses kayıtları hiçbir değişiklik yapılmadan yazıldıktan sonra tekrar dinlenerek kontrol edilmiştir. Yazılı dokümanların incelenmesinde, kodların ve kategorilerin oluşturulması için içerik analizi, tümevarımcı ve tümdengelimci kategori oluşturma teknikleri kullanılmıştır. Araştırmanın nicel verileri sonucunda; öğrencilerin yaş ortalaması 20.01±1.6, menarş yaşı ortalaması 13.13±1.11, ağrı şiddeti ortalaması 5.93±2.70 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin 71'i (%19.6) annesinin, 71'i (%19,6) kız kardeşinin dismenore yaşadığını, 144 öğrenci de (%39,7) menstrusyon sırasında ağrının alt karın, kasık bölgesinde yoğunlaştığını belirtmiştir. Araştırmada nitel veriler sonucunda, dismenorenin bütüncül konfora göre etkilerine ait; dismenorenin fiziksel etkileri, dismenorenin sosyokültürel etkileri, dismnenorenin psikospritüel etkileri, dismenorede çevresel değişkenler, dismenoreyi etkileyen değişkenler, sağlığı geliştirmeye yönelik davranışlar temaları oluşmuştur. Dismenore bireysel konfor boyutlarına göre incelendiğinde en çok ağrının etkisinin ferahlama boyutunda ortaya çıktığı görülmüştür. Araştırma bulguları sonucunda gençlerin dismenoreye yönelik sağlığı geliştirici davranışlar konusunda danışmanlığa ihtiyacı olduğu düşünülmüştür. Gençlere dismenore, dismenore fizyolojisi, dismenorede sağlığı geliştirici davranışlar konusunda danışmanlık verilmesinin kadın sağlığının gelişmesine katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler;adölesan; dismenore; menstrüasyon.

DismenoreErgenlerGençler+1
Öznur Yaşar
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Vajinal doğum öz yeterlilik ölçeği (VDÖYÖ)'nin Türk toplumuna uyarlanması

Amaç: Bu araştırma, kadınların vajinal doğuma ilişkin öz yeterlilik düzeylerini belirlemek üzere yurtdışında geliştirilmiş Vajinal Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği (VDÖYÖ)'nin Türk kültürüne uyarlanarak geçerlilik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla yürütülmüş metodolojik tipte bir araştırmadır. Yöntem: Araştırmanın evrenini 15 Mayıs 2018-15 Mayıs 2019 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran 14-40 haftalık (2. ve 3. Trimester) gebeler ve doğum sonu 1. ayında olan aynı grup lohusa kadınlar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklem sayısının alt sınırını, ölçekte yer alan madde sayısının 5 ila 10 katı kadar sayıda bireye ulaşılması gerekliliği belirlemiştir. Belirlenen tarihlerde araştırmaya katılmak için gönüllü olan, gebelik süresince vajinal doğum yapmasına engel teşkil eden herhangi bir durumu bulunmayan, tek bebek gebeliğe ve sağlıklı bir fetüse sahip olan, herhangi bir psikiyatrik bozukluğu bulunmayan, okuma yazma bilen, 18-45 yaş arasındaki primipar 165 gebe ile birlikte çalışılmıştır. Veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik, jinekolojik/obstetrik ve postpartum dönem özelliklerine ilişkin 17 adet sorudan oluşan "Birey Tanıtım Formu", 9 maddeden oluşan "Vajinal Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği Türkçe Formu (VDÖYÖ)" ve 32 maddeden oluşan "Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği-Kısa Formu (DÖYE)" kullanılmıştır. Ölçeğin geçerliliğinin sağlanmasında dil, kapsam, yapı ve ölçüt-bağımlılık geçerlilikleri; güvenirliğinin sağlanmasında iç tutarlılık ve zamana göre değişmezlik analizleri yapılmıştır. Bulgular: Ölçeğin dil geçerliğinin sağlanması için ölçek; her iki dili de iyi düzeyde bilen, ölçek terminolojisine hakim ve konuya ilişkin veri toplama/görüşme deneyimine sahip olan alanında uzman kişiler tarafından Brislin metodu kullanılarak önce Türkçe'ye ardından ise İngilizce'ye geri çevirilmiştir. Çeviriler sonrasında kavramsal, anlamsal, deyimsel, dilsel ve bağlamsal farklılıklar karşılaştırılarak en uygun ifadeler seçilmiş ve ortak bir paydada buluşturulmuştur. Çeviri aşamasının ardından kapsam geçerliliğinin değerlendirilmesi amacı ile uzman görüşleri alınmış, Davis tekniğine göre kapsam geçerlik indeksi (KGİ) hesaplanmıştır. Madde bazında KGİ değerleri 0.80'in üzerinde bulunmuştur. Öneriler doğrultusunda maddeler üzerinde ilgili düzenlemeler yapılarak ölçeğe son hali verildikten sonra İngilizce çevirisi bir dil uzmanı tarafından tekrar yapılmış ve anlam/içerik bakımından değerlendirilmek üzere yazarın onayına sunulmuştur. Ölçeğin yapı geçerliliğinin sağlanması için doğrulayıcı faktör analizi (DFA)'nden yararlanılmıştır. İlgili analizler sonrası 9 maddeli ölçeğin tek faktör altında toplandığı saptanmıştır. Ölçüt-bağımlılık geçerliliğinin sağlanmasında Vajinal Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği (VDÖYÖ)" ve "Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği-Kısa Formu (DÖYE)" arasında anlamlı pozitif yönde doğrusal bir korelasyon olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin güvenirliğinin değerlendirilmesinde iç tutarlılık değeri Cronbach alfa katsayısı 0.870 olarak saptanmıştır. Zamana karşı değişmezliğin değerlendirildiği test tekrar test analizinde ölçek 15 kişiye 15 gün sonra tekrar uygulanmıştır. Bu bağlamda sınıf içi korelasyon katsayısı 0.924 ile oldukça yüksek uyum olarak belirlenmiştir. Sonuç: Tamamlanan istatistiksel analizler sonrası uyarlaması yapılarak literatüre kazandırılmış olan "Vajinal Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği (VDÖYÖ)"nin alanda kullanılabilecek geçerli ve güvenilir nitelikte bir ölçüm aracı olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğum; Öz-Yeterlilik; Ölçek

DoğumTürkçe uyarlamaVajinal doğum+2
Hilal Karadeniz
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

HIV/AIDS tanısı alan hastalarda yaşam doyumu ve sosyal destek ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Araştırma, HIV (Human Immunodeficiency Virus-İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü)/AIDS (Acquired Immune Deficiency Syndrome-Edinilmiş Bağışıklık Eksikliği Sendromu) tanısı almış bireylerin yaşam doyumu ile sosyal destek ilişki düzeylerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma İzmir İlinde bulunan Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kâtip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesin'de Nisan- Ekim 2016 tarihleri arasında bu hastanelerde tedavi ve takip edilen hastalar içerisinden 75 HIV/AIDS tanısı alan hastanın katılımıyla tanımlayıcı türde yapılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında literatür ve benzer çalışmalardan yararlanılarak araştırmacı tarafından hazırlanan "Aydınlatıcı Onam Formu", "Tanıtıcı Bilgi Formu" , "Yaşam Doyumu Ölçeği" ve "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" kullanılmıştır. Bulgular: Verilerin analizinde t testi, Kolmogorov-Smirnov testi,Wilcoxon testi ve Man Whitney Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ANOVA testi, Post Hoc, Kruskal Wallis testi kullanılmışdır. Araştırmaya katılan hastaların 14'ü kadın, 61'i erkek olup hastaların %52'si bekardır. Hastalar en fazla heteroseksüel ilşki ve fuhuş çalışanı yoluyla hastalık bulaşını almışlardır. HIV/AIDS tanısını daha çok sağlık sorunları nedeniyle başvuruda aldıkları saptanmıştır. Hastaların meslek grubu değişkenleri, sosyo ekonomik durum, gelir düzeylerini algılayışları, düzenli antiretroviral tedavi alma durumları, HIV(+) arkadaşa sahip olmalarının yaşam doyumu düzeylerini etkilediği tespit edilmiştir. HIV/AIDS hastalarının sosyal destek ve yaşam doyumu düzeyleri arasında anlamı pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Çalışmada HIV/AIDS tanısı alan alan hastaların hastalıklarını çevresiyle paylaşma durumları ile kadın hastaların yaş artışlarına bağlı sosyal destek düzeylerinin etkilendiği bulunmuştur. Sonuç: Sonuç olarak; araştırmada sosyal destek ölçeğinden alınan puan arttıkça yaşam doyumu da artmıştır. Anahtar Kelimeler : HIV/AIDS, Yaşam Doyumu, Sosyal Destek

AIDSHIVHIV enfeksiyonları+3
Emine Gültekin
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin meme ve testis kanserine yönelik sağlık inançlarının belirlenmesi

AMAÇ: Tanımlayıcı tipte hazırlanan bu araştırma, üniversite öğrencilerinin meme ve testis kanserine yönelik sağlık inançlarının belirlemek için yapılmıştır. YÖNTEM: Araştırma 1 Ekim- 30 Kasım 2018 tarihleri arasında, Ege Üniversitesi Yabancı Diller Bölümü hazırlık sınıfında öğrenim gören, sadece lisans derecesindeki hazırlık sınıflarında öğrenim gören 2500 öğrenci araştırmanın evrenini, 350 öğrenci ise örneklemi oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında, literatür doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan 20 soruluk birey tanılama formu, Champion'un meme kanseri ve taramalarına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği ve Champion'un testis kanseri taramalarına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği kullanılmıştır. Veri analizinde SPSS 20 paket programı kullanılmış, sonuçlar değerlendirilirken yüzde, ortalama, spearmans rho testi ve ki-kare testi uygulanmıştır. BULGULAR: Araştırmadaki kadın öğrencilerin yaş ortalaması, 18.71±1.52, erkek öğrencilerin yaş ortalaması ise; 19.39±1.84 olarak bulunmuştur. Kadın öğrencilerin %9.5'i meme kanseri hakkında önceden eğitim aldığını, %90.5'i önceden eğitim almadığını %67.0'si önceden KKMM'yi duyduğunu, %33.0'ü ise önceden KKMM'yi duymadığını, %8.5'i düzenli olarak KKMM yaptığını, %91.5'i ise yapmadığını, %58.5'i KMM'yi daha önceden duyduklarını, %41.5'i ise daha önceden duymadıklarını, %3.5'i klinik meme muayenesi yaptırdığını, öğrencilerin %90.0'ı erken tanı yöntemlerini duyduklarını, %10.0'u erken tanı yöntemlerini duymadıklarını belirtmişlerdir. Erkek öğrencilerin %8.8'i testis kanseri hakkında önceden eğitim aldığını, %91.2'si önceden eğitim almadığını, %23.5'i önceden KKTM'yi duyduklarını, %76.5'i ise önceden KKTM'yi duymadıklarını, %2.9'u düzenli olarak KKTM yaptığını, %97.1'i ise düzenli olarak KTMM yapmadığını, %34.7'si daha önceden KTM duyduklarını, %65.3'ü ise daha önceden duymadığını, sadece %1.2'si klinik testis muayenesi yaptırdığını, %66.5'i erken tanı yöntemlerini duyduklarını belirtirken, %33.5'i erken tanı yöntemlerini duymadıklarını belirtmişlerdir. Kadın öğrencilerde korelasyon analizi yapıldığında; SİM'e göre duyarlılık ve önemseme/ ciddiyet, sağlık motivasyonu ve KKMM yararları, mamografi yararları ve KKMM yararları, KKMM engelleri ve mamografi engelleri ölçek alt boyutları arasında yüksek düzeyde ilişki saptanmıştır. Erkek öğrencilerde, SİM'e göre duyarlılık, KKTM yararları ve KKTM engelleri alt boyutlarında yüksek düzeyde ilişki saptanmıştır. Kadın ve erkek öğrencilerde, ailede kanser tanısı olan kişi olma durumu, meme/testis kanseri hakkında önceden eğitim alma durumu duyarlılığı etkilemektedir. SONUÇLAR: Üniversite öğrencilerinin büyük bir kısmının, meme ve testis kanseri ve KKMM/KKTM hakkında bilgi sahibi olmadıkları ve ayrıca, düzenli olarak KKMM/KKTM uygulamadıkları belirlenmiştir. Yapılan çalışmanın sonucuna göre; ileriki çalışmalarda üniversite öğrencilerinde meme/testis kanseri ve KKMM/KKTM hakkında bilgi düzeyini arttırma amaçlı sağlık eğitimleri planlanması ve uygulanması önerilir.

Kendi kendine muayeneMemeMeme hastalıkları+6
Şükran Olgun
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

İnfertil kadınlara değişim aşamaları modeli ile yapılan bireysel danışmanlık girişiminin kilo yönetimine etkisi

Amaç: İnfertil kadınlarda Değişim Aşaması Modeli ile yapılan bireysel danışmanlık girişiminin kilo yönetimine etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Danışmanlık ve İzlem Aşaması olmak üzere iki aşamadan oluşan çalışmanın evreni, 01.01.2018-01.01.2019 tarihleri arasında İzmir Tepecik Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Merkezi'ne tedavi amacıyla başvuran 600 kadın oluşturmuştur. Kliniğe 04.01.2019-22.03.2019 tarihleri arasında başvuran 146 infertil kadın belirlenmiştir. Çalışma girişim grubu 51, kontrol grubu 53 olmak üzere araştırma dahil edilme kriterlerine uygun ve çalışmaya katılmaya gönüllü 104 infertil kadın tamamlanmıştır. Girişim grubuna değişim modeli aşamaları modeline dayalı bireysel danışmanlık program uygulanmış, kontrol grubuna rutin izlem yapılmıştır. Araştırma verilerinin analizi SPSS 22.0 paket programında değerlendirilmiştir. Bulgular: Girişim grubu infertil kadınların ön izleme göre son izlem antropometrik değerlerinde azalma göstermiş, istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.000). Çalışmada girişim grubu infertil kadınların ön izleme kıyasla son izlemde günlük süt grubu, sebze ve meyve grubu tüketiminde artış olmuş, et grubu, şeker grubu, yağ grubu, tahıl grubu ve ekmek grubu tüketiminde ve günlük kalori azalma olmuş, istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.000). Çalışmadaki girişim grubundaki infertil kadınların ön izlem yürüme fiziksel aktivite puanı, orta şiddetli fiziksel aktivite puanı ve toplam fiziksel aktivite puanı son izlemde belirgin düzeyde artış göstermiş, ön izlem oturma süresi ise son izlemde anlamlı olarak azalmıştır (p=0.000). Girişim ve kontrol grubu infertil kadınların fiziksel aktivite ve beslenme davranışları ön izlem değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamışken (p>0.05), ara izlem ve son izlemde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0.000). Sonuç: Kilo yönetimine ilişkin Değişim Aşamaları Modeline dayalı verilen bireysel danışmanlık girişimi infertil kadınlarda fiziksel aktivite ve beslenme alışkanlıklarında sağlıklı davranış değişimine sebep olmuş; antropometrik ölçümlerin olumlu değişimleri, düzenli fiziksel aktivite alışkanlığı, sağlıklı ve yeterli beslenme davranışları kazandırmıştır.

BeslenmeDanışmanlıkDeğişim+5
Çiler Yeyğel
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Teorilerüstü modele dayalı motivasyonel bireysel danışmanlık girişiminin ve kısa mesaj gönderiminin gebelerde sigarayı bırakma davranışı üzerine etkisi

Bu araştırma, ön test-son test, randomize kontrollü, yarı deneysel bir müdahale araştırmasıdır ve Teorilerüstü Model'e dayalı motivasyonel bireysel danışmanlık girişiminin ve değişim aşamalarına göre hazırlanmış kısa mesajların cep telefonuna gönderiminin gebe kadınlarda sigarayı bırakma davranışı üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 01 Haziran 2018-30 Nisan 2019 tarihleri arasında Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi'nin Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran 60 gebe kadın oluşturmuştur. Araştırmada örnekleme alınması gereken en az birey sayısı hesaplanmış ve effect size:0.39 olarak saptanmıştır. Örneklem büyüklüğünün belirlenmesi için güç analizi yapılmış (Gpower 3.1.9.2 ile effect size:0.39, alfa:0.05 power:0.90 ve df:1) ve örnekleme alınması gereken en az birey sayısının 40 olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada kayıp yaşama olasılığına karşın 30 gebenin girişim grubuna, 30 gebenin kontrol grubuna alınması planlanmıştır. Girişim grubuna ayrılan dört gebe izlemlere devam etmemiş, bir gebe de düşük yaptığı için analiz dışı kalmıştır. Kontrol grubunda bulunan iki gebenin adres ve telefon bilgileri değiştiği için katılımcılara ulaşılamamış, iki gebe erken doğum, bir gebe düşük yaptığı için analiz dışı kalmıştır. Girişim grubunda 25 gebe, kontrol grubunda 25 gebe toplam 50 gebe ile çalışma yürütülmüştür. Girişim grubuna teori temelli motivasyonel bireysel danışmanlık girişimi uygulanmış ve cep telefonlarına görüşmelere destek olması amacıyla haftada üç gün değişim aşamalarına uygun olarak WhatsApp kısa mesajı gönderilmiştir. Bu araştırmanın verilerinin analizi SPSS 21 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Girişim grubu gebe kadınların görüşmelerde belirlenen değişim aşamaları karşılaştırılmış ve değişim aşamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0.05). Doğum sonrası izlem karşılaştırmasında girişim ve kontrol grupları arasında Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi puan ortalamaları açısından anlamlı farklılığın olduğu ve kontrol grubunda Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi puan ortalamalarındaki yüksekliğin istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir IV (p<0.05). Girişim grubundaki gebe kadınların son izlemde sigara içme davranış değişimleri ile Karar Verme Dengesi Ölçeği toplam puanları arasında yüksek dereceli, negatif ve anlamlı bir ilişki görülmüştür (r=-0.73; p<0.05). Gebe kadınların ön izlem, son izleme göre karbonmonoksit (CO) ölçüm ortalamaları girişim grubunda 1.9±2.1 ile anlamlı derecede düşük olduğu bulunmuştur (p<0.05). Girişim grubundaki gebe kadınların hepsi "İkiniz İçin Bırakın" mesaj programını sigara içen ve bırakmak isteyen arkadaşlarına tavsiye edeceklerini ve bu tip kısa mesaj programı hizmetlerinin aile sağlığı merkezleri ve hastaneler tarafından verilmesini istediklerini ifade etmişlerdir. Araştırma sonuçları gebe kadınlarda sigara bırakmada Teorilerüstü Model'e dayalı motivasyonel bireysel danışmanlık girişiminin ve değişim aşamalarına göre hazırlanmış kısa mesajların cep telefonuna gönderiminin gebe kadınların Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi puanlarını ve CO düzeylerini düşürdüğü, davranış değişiminde olumlu bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler; Gebe Kadın; Teorilerüstü Model; Motivasyonel Görüşme; Kısa Mesaj; Sigara Bırakma

DanışmanlıkGebelikKadınlar+4
Ayça Balmumcu
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Doğum inançları ölçeği Türkçe formu geçerlilik ve güvenirlik çalışması

Doğum İnançları Ölçeği Türkçe Formu Geçerlilik ve Güvenirlik Çalışması Bu araştırma kadınların doğum hakkındaki temel inançlarını değerlendirmek üzere yurtdışında geliştirilmiş Doğum İnançları Ölçeği'nin Türk kültürüne uyarlanarak geçerlilik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla yürütülmüş metodolojik tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini S.B.Ü. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran, dahil edilme kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden tüm gebeler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklem sayısının alt sınırını, ölçekteki madde sayısının 5-10 katı kadar sayıda kişiye ulaşılması gerekliliği belirlemiştir. Gebeliğinde normal doğum yapmasına engel oluşturabilecek bir riski bulunmayan, 14. gebelik haftasını tamamlamış, 18 yaş üzeri, primipar, okuma-yazma bilen ve psikiyatrik herhangi bir bozukluğu olmayan 205 gebe ile çalışılmıştır. Veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından hazırlanan, anne adaylarının sosyo-demografik özellikleri ile sağlık-hastalık öykülerini içeren ve toplamda 16 adet sorudan oluşan "Birey Tanıtım Formu" ve 11 maddeden oluşan "Doğum İnançları Ölçeği" kullanılmıştır. Ölçeğin geçerliliği için dil, kapsam ve yapı geçerlilikleri; güvenirliği için iç tutarlılık ve zamana göre değişmezlik analizleri yapılmıştır. Ölçeğin dil geçerliğinin sağlanması için her iki dili de bilen alanında uzman kişiler tarafından ilk olarak ölçeğin Türkçeye çevirileri, ardından orijinal dili olan İngilizceye geri çevirisi yapılmıştır. Çeviri işleminin ardından içerik geçerliğini belirlemek için uzman görüşleri alınmış, maddeler için verilen uzman puanları ile kapsam geçerlik indeksi (KGİ) Davis tekniğine göre hesaplanmış ve öneriler doğrultusunda maddeler üzerinde gerekli düzenlemeler yapılmıştır. Ölçekteki tüm maddeler 0.78 değerinin üzerinde bulunmuştur. Bu bağlamda madde çıkarmaya ihtiyaç duyulmadan ölçeğin Türkçe formu oluşturulmuştur. Ölçeğe son hali verildikten sonra yazarın onayına sunulmuştur. Ölçeğin yapı geçerliliği için açıklayıcı faktör analizi (AFA) ile doğrulayıcı faktör analizi (DFA) yapılmıştır. Analizler sonucunda 11 maddeli ölçeğin iki faktör altında toplandığı saptanmıştır. Ölçeğin güvenirlik analizleri doğrultusunda "Doğum doğal bir olaydır" alt boyutu iç tutarlılık düzeyi için Cronbach alfa katsayısı 0.890, "Doğum tıbbi bir olaydır" alt boyutu iç tutarlılık düzeyi için Cronbach alfa katsayısı 0.868 olarak belirlenmiştir. Zamana karşı değişmezliğin değerlendirildiği test-tekrar test uygulamasında sınıf içi korelasyon kat sayıları "Doğum doğal bir olaydır" alt boyutu için 0.993, "Doğum tıbbi bir olaydır" alt boyutu için 0.984 olarak belirlenmiştir. İki faktör arasındaki ilişki düzeyi negatif yönde 0.752 düzeyinde ve istatistiksel olarak anlamlıdır. Sonuç olarak; uyarlaması yapılarak literatüre kazandırılmış olan "Doğum İnançları Ölçeği'nin (DİÖ)" alanda kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araç olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Doğum; İnanç; Ölçek

DoğumGüvenilirlik ve geçerlilikHalk inançları+5
Selin Ahsun
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerin psikososyal sağlık durumlarının beden algısı ile ilişkisi ve etkileyen faktörler

Amaç: Bu araştırma gebelerin psikososyal sağlık durumlarının beden algısı ile ilişkisi ve etkileyen faktörleri saptamak amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma; İzmir ili Kamu Hastaneler Birliği Kuzey Genel Sekreterliği Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine Nisan-Kasım 2017 arasında antenatal kontrollere gelen 376 gebe ile yürütülmüştür. Veriler; "Kişisel Bilgi Formu", "Gebelikte Psikososyal Sağlığı Değerlendirme Ölçeği (GPSDÖ)" ve "Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelik dağılım, ortalama, Kruskall Wallis, Mann Whitney U ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Gebelerin, %35.1' inin 25-30 yaş grubunda yer aldığı, %33.2'sinin ortaokul mezunu olduğu, %77.4' nün çalışmadığı, evlilik sürelerinin %56.6' sının 1-5 yıl ve %85.9'nun çekirdek aileden oluştukları belirlenmiştir. Gebelerin, GPSDÖ'den aldıkları toplam puan ortalamasının 3.08±0.38 olduğu, VAÖ'den alınan toplam puan ortalamasının ise 141.00±28.12 olduğu saptanmıştır. Gebelerin; gelir durumu algısı, gebelik sayısı, gebeliğin planlanma durumu ve eşin gebeliği istemesi durumunun psikososyal sağlığı etkilediği belirlenmiştir (p<0.05). Gebelerin sosyo-demografik özellikleri, obstetrik özellikleri ve şimdiki gebeliğine ait özelliklerinin beden algısını etkilemediği belirlenmiştir (p>0.05). Gebelerin eşlerinin eğitim düzeyi ve eşin gebelikteki beden algılaması gebelerin gebelikteki beden sağlığını etkilediği saptanmıştır (p<0.05). GPSDÖ puan ortalamaları ile VAÖ puanları arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; Gebelerin psikososyal sağlık durumları ile beden algısı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur ( p<0.01, r= 0.254). Sonuç: Gebelerin, GPSDÖ'den aldıkları toplam puan ortalamasına göre psikososyal sağlıklarının orta düzeyde ve VAÖ'den aldıkları toplam puana göre ise beden algılarının iyi düzeyde olduğu saptanmıştır. Psikososyal sağlık düzeyi arttıkça beden algısının da arttığı belirlenmiştir.

Ruken Yağız
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Preeklampsili hastanın bakımının yönetiminde simülasyona dayalı eğitim yönteminin kullanımının hemşirelik öğrencilerinin memnuniyet ve anksiyete düzeyleri üzerine etkisinin incelenmesi

Preeklampsili Hastanın Bakımının Yönetiminde Simülasyona Dayalı Eğitim Yönteminin Kullanımının Hemşirelik Öğrencilerinin Memnuniyet ve Anksiyete Düzeyleri Üzerine Etkisinin İncelenmesi Amaç: Araştırma, preeklampsili hastanın bakımının yönetiminde simülasyona dayalı eğitim yönteminin kullanımının hemşirelik öğrencilerinin memnuniyet ve anksiyete düzeyleri üzerine etkisinin incelenmesi amacı ile ön test-son test kontrol gruplu, yarı deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırma, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesinde 2017-2018 eğitim-öğretim yılı güz döneminde üçüncü sınıfta okuyan 102 hemşirelik öğrencisi ile yapılmıştır. Araştırma, girişim ve kontrol grubu olmak üzere iki grup üzerinden tasarlanmıştır. Araştırmada; girişim grubuna simülasyona dayalı eğitim yöntemi, kontrol grubuna ise vaka çalışması eğitim yöntemi uygulaması yapılmıştır. Çalışmada girişim grubuna uygulanan simülasyona dayalı eğitim uygulaması Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi bünyesinde araştırmacı tarafından oluşturulan simülasyon laboratuvarında, kontrol grubuna uygulanan vaka çalışması ise sınıf ortamında yapılmıştır. Öğrenciler gruplara ayrılırken basit rastgele örnekleme tekniğine göre gruplara ayrılmıştır. Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin yaş, cinsiyet ve başarı ortalaması eşleştirmesi yapılarak (p>0.05) gruplar arasında homojen dağılım sağlanmıştır. Araştırma verileri toplanırken Demografik Veri Toplama Formu, Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri, Eğitim Yöntemlerinden Memnuniyet Anketi, Eğitim Uygulamasını Değerlendirme Formu ve Simülasyon Tasarım Ölçeği kullanılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlardan frekans, yüzde, ortalama, standart sapma analizleri uygulanmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğu olmadığı için niceliksel verilerin gruplar arası karşılaştırmalarında Mann Whitney U testi kullanılırken, uygulama öncesi ve sonrası verilerin değerlendirmesinde ise Wilcoxon İşaretli Sıra Testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada yer alan öğrencilerin %80.4'ü kadındır, %57.8'i 21 yaş aralığındadır. Hemşirelik mesleğini seçme nedenlerine bakıldığında öğrencilerin %58.8'i iş bulma olanağının fazla olduğu için seçtiği görülmüştür. Öğrencilerin %50'si hemşirelik bölümünde okumaktan kısmen memnundur. Araştırmaya alınan öğrencilerin %69.6'sı kendilerini başarısız olarak görmektedir. Araştırma sonuçlarına göre simülasyon eğitim yönteminin uygulandığı girişim grubunun eğitim yöntemlerinden memnuniyet anketi puan ortalaması istatistiksel olarak anlamlı derecede kontrol grubundan yüksek olarak saptanmıştır (p=0.000<0.001). Araştırmadan elde edilen bulgulara göre kontrol grubundaki öğrencilerin girişim grubuna göre simülasyona dayalı eğitim uygulaması sonrası durumluk kaygı envanteri puan ortalaması istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p=0.010<0.05; p=0.049<0.05). Sonuç: Araştırma verilerinden elde edilen bulgulara göre hemşirelik öğrencilerinin preeklampsili hastanın bakımının yönetiminde simülasyona dayalı eğitim yönteminden memnun olduğu ancak bu yöntem ile girişim grubundaki öğrencilerin, kontrol grubundaki öğrencilere göre anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak simülasyona dayalı eğitim yönteminin hemşirelik öğrencileri üzerinde yararlı olduğu öngörülmektedir. Anahtar kelimeler: Simülasyona dayalı eğitim; memnuniyet, anksiyete, hemşirelik, preeklampsi

AnksiyeteBenzetim modeliEğitim yöntemleri+6
Bilge Ceren Yılmaz
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üriner inkontinans tanısı alan kadınlarda semptom şiddeti ve yaşam kalitesi

AMAÇ: Üriner inkontinans, kadınlarda yaşam kalitesinde azalmaya neden olan yaygın görülen bir sağlık sorunudur. Bu araştırma, üriner inkontinans tanısı alan kadınların semptom şiddeti ile yaşam kaliteleri arasındaki ilişkiyi incelemek ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. MATERYAL ve METOD: Mart-Haziran 2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ürojinekoloji Polikliniği'ne üriner inkontinans şikayeti ile başvuran 160 kadın çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmada verileri, literatür doğrultusunda hazırlanan ve 26 sorudan oluşan "Birey Tanılama Formu" ve "King Sağlık Anketi (KHQ)" ile yüzyüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular, %95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. BULGULAR: Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 52.78±10.89 yıl, %45'i obez, %41.9'u ilköğretim mezunu, %61.3'ü ev hanımıdır. İleri yaş, BKİ, doğum sayısı, doğum şekli, pelvik cerrahi geçirme, konstipasyon, kronik hastalıklar, kronik öksürük, hareketsiz yaşam tarzı, ağır cisim kaldırma, kafeinli içecek tüketme gibi faktörlerin kadınların Üİ'ye bağlı yaşam kalitelerini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilediği belirlenmiştir (p<0.05). Çalışmaya katılan olguların King Sağlık Anketi birinci bölümünde; "Genel Sağlık Durumu" alt boyut puan ortalaması 41.09±20.48; "İnkontinans Etkisi" alt boyut puan ortalaması 56.46±28.47; "Rol Limitasyon" alt boyut puan ortalaması 41.04±33.43; "Fizik Limitasyon" alt boyut puan ortalaması 46.67±33.01;, "Sosyal Limitasyon" alt boyut puan ortalaması 31.94±30.26; "Kişisel İlişki" alt boyut puan ortalaması 15.94±25.72; "Emosyonlar" alt boyut puan ortalaması 43.61±34.82 "Uyku Enerji Düzeyi" alt boyut puan ortalaması 27.71±27.97 "Ciddiyet Ölçümleri" alt boyut puan ortalaması 38.46±24.56 olarak saptanmıştır. Ölçeğin ikinci bölüm (Semptom Ciddiyet Skalası) alt boyut puan ortalaması 9.56±5.97 olarak saptanmıştır. Semptom değerlendirme sorusuna hastaların %45'i hiç ya da az (birinci grup) cevabı vermiş ve %55'i orta ya da çok cevabı (ikinci grup) vermiştir. İkinci gruptaki kadınların King Sağlık anketi yaşam kalitesi bölümünün tüm alt boyutularından aldıkları puanlar, birinci gruptaki kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.01). Üİ semptom şiddeti arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı sonucuna varılmıştır. SONUÇ: Kadınlarda inkontinans varlığının yaşam kalitesini orta düzeyde etkilediği, inkontinans semptom şiddeti arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: kadın; üriner inkontinans; yaşam kalitesi; semptom şiddeti

Belirti ve semptomlarHastalık şiddeti indeksiKadınlar+2
Figen Kazankaya
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Emzirme pozisyonlarının emzirme başarısına etkisi

Araştırma, sezaryen doğum sonrası erken postpartum dönemdeki emzirme pozisyonlarının annenin emzirme başarısına, emzirme süresine, memnuniyet derecesine, meme başı ve insizyon ağrısına etkisini incelemek amacıyla yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırma, 01/12/2017 -30/03/2018 tarihleri arasında, Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde Erişkin Yoğun Bakım ve Kadın Doğum servisinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, hastanede belirtilen tarihler arasında spinal anestezi ile sezaryen doğum yapmış, araştırmaya dahil olma kriterlerine uyan ve katılmayı kabul eden 67 primipar anne oluşturmuştur. Çalışmaya katılan annelerin ilk 30 dakika içinde emzirmeleri Erişkin Yoğun Bakımda gerçekleştirilerek meme ucu problemi olup olmadığı değerlendirilmiştir. Anneler Kadın Doğum servisine alındıklarında beşik tutuş ve futbol tutuş pozisyonları hakkında emzirme eğitimi verilmiştir. Kura yöntemi ile ilk emzirme pozisyonları belirlenmiştir. İkinci emzirmelerinde diğer pozisyonu kullanmışlardır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan "Anne ve Yenidoğan Tanıtım Formu", "LATCH Emzirme Tanılama Ölçüm Aracı", "Emzirme Süresi ve Memnuniyet Formu" ve "Meme Başı ve İnsizyon Ağrısı için Sözel Kategori Ölçeği" kullanılarak, yüz yüze görüşme tekniği ve gözlem yapılarak toplanmıştır. Veri değerlendirmesinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma değerleri, power analiz, Shapiro-Wilk testi, McNamer-Bowker testi, Paired Sample t test, Wilcoxon İşaretli Sıra Testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalaması 25,68±5,7'dir. Annelerin %97,0'ı isteyerek gebe kalmış ve %34,3'ü gebelik döneminde emzirme eğitimi almıştır. Beşik Tutuş pozisyonu %94 oranında annelerin en fazla bildiği pozisyondur. Beşik tutuş pozisyonunda LATCH emzirme başarı puan ortalaması 8.71±1.05, Futbol tutuş pozisyonunda 8,00±1,11 olarak bulunmuştur. Annelerin emzirme pozisyonlarına göre LATCH emzirme başarı puan ortalamaları arasında anlamlı fark elde edilmiştir (p<0,05). Beşik tutuş pozisyonundaki LATCH puan ortalaması, Futbol tutuş pozisyonuna göre daha yüksektir. LATCH puan ortalaması her iki pozisyonda da 30 anne için eşit bulunmuştur. Beşik tutuş pozisyonunda emzirme süresi ortalaması 11.5±4,05 dakika, futbol tutuş pozisyonunda 10.5±4.24 dakikadır. Emzirme pozisyonuna göre annelerin emzirme süre ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Annelerin %37,3'ü futbol tutuş pozisyonundan "orta derecede memnun", %35,8'i beşik tutuş pozisyonundan "çok memnun" olduğunu belirtmiştir. Emzirme pozisyonlarına göre memnuniyet dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Annelerin emzirme öncesi ve sonrası meme başı ağrısı yaşamadıkları bulunmuştur. Beşik tutuş pozisyonunun, annelerin insizyon ağrısını artış yönünde etkilediği, futbol tutuş pozisyonunda emzirme öncesi ve sonrası insizyon ağrı şiddetinde değişim olmadığı belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, annelerin emzirmede beşik tutuş pozisyonunda emzirme başarı puanının daha yüksek olduğu ve LATCH emzirme başarı puanını anlamlı olarak etkilediği, meme başı ağrısı yaşamadıkları ancak beşik tutuş pozisyonunun insizyon ağrısını arttırdığı, emzirme pozisyonları ile emzirme süreleri ve memnuniyet dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı bulunmuştur. Bu bilgiler ışığında; doğum öncesi verilen emzirme eğitimlerinde emzirme pozisyonlarının tümünün rutin olarak anlatılması, pozisyonların gösterilmesi ve seçimin anneye bırakılması, doğum sonrası süreçte anneye izlemler sırasında ve ihtiyacı olduğunda tekrar danışmanlık yapılması, emzirmede kullanılan diğer pozisyonların etkinliğini belirlemek üzere farklı çalışmalar planlanması, emzirme pozisyonlarına yönelik eğitimi alan ve almayan annelerin karşılaştırıldığı çalışmaların yapılması önerilebilir.

Anne sütüAnnelerBebek bakımı+3
Nazlı Pehlivan
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Öğrenci hemşirelerin kadına uygulanan şiddete ilişkin tutumları ve etkileyen faktörler

Araştırma, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde 2015-2016 akademik yılında öğrenim gören öğrencilerin, kadına yönelik şiddete ilişkin tutumlarını ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmış tanımlayıcı ve ilişkisel bir alan çalışmasıdır. Araştırma, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde 2015-2016 akademik yılı güz döneminde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde öğrenim görmekte olan toplam 1432 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise 1086 kişi oluşturmuştur. Araştırmanın örnekleminin evreni temsil etme gücü %75.8 olarak bulunmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında; "Veri Toplama Formu" ve "Kadına Uygulanan Şiddete İlişkin Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde; frekans, yüzde, pearson ki-kare ve fisher'ın kesin ki-kare testi, One Way Anova ileri analizinde Dunnett's T3, Bonferroni ve bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Araştırma kapsamına alınan 1086 öğrencinin yaşları 17–28 arasında olup, yaş ortalamaları 20.99±1.54 olarak saptanmıştır. Öğrencilerin %84.4'ünün kadın, %15.6'sının erkek olduğu, % 21.2'sinin 1.sınıf, %30.9'unun 2. sınıf, %29.6'sının 3.sınıf, 18.3'ünün ise 4. sınıf (intörn) öğrencisi oldukları bulunmuştur. Öğrencilerin %60.3'ünün annesinin ilköğretim, %21.8'inin ise lise düzeyinde eğitime sahip olduğu, babalarının ise %50.1'inin ilköğretim, % 30.5'inin lise, % 11.3'ü ise lisans düzeyinde eğitim aldıkları saptamıştır. Öğrencilerin %32.5'inin eğitim hayatları boyunca herhangi bir zamanda kadına yönelik şiddete ilişkin bir eğitim aldıkları, %67.5'inin ise hiçbir eğitim almadıkları saptanmıştır. Kadına yönelik şiddete ilişkin eğitim aldığını ifade eden öğrencilerin %46.5'i bu eğitimi lisede, %42.8'i lisans eğitimi esnasında, %4.5'i hem lisede hem de lisansta aldıkları saptanmıştır. Araştırma kapsamına aldığımız öğrencilerin %21.6'sı aile içi şiddete tanık olurken, %78.4'ü tanık olmadığı, %40.1'i yaşamları boyunca en az bir kez şiddete maruz kaldığı, %59.9'u ise herhangi bir şiddete maruz kalmadıklarını bildirmişlerdir. Öğrencilerin Kadına Uygulanan Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği toplam puan ortalaması 33.68±10.22'dir. Kadına Uygulanan Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği; "Ekonomik şiddet" alt grup puanı (11.49±4.72), "Duygusal, psikolojik, cinsel şiddet" alt grup puanı (11.82±4.53), "Meşrulaştırıcı mitler" alt grup puanı (4.50±2.07), "Neden açıklayıcı mitler" alt grup puanı (5.87±2.29) olarak bulunmuştur. Öğrencilerin birlikte yaşadıkları kişiler, ailelerinin en uzun süre yaşadığı bölge, öğrencilerin en uzun süre yaşadıkları bölge, aile tipleri, babalarının eğitim durumları, mezun oldukları lise, kadına yönelik şiddet eğitimi alma durumları, şiddet eğitimi almak isteme durumları, şiddet karşısında bildirim yapıp yapmama düşünceleri, bir arkadaşı veya tanıdığının şiddet yaşıyor olma durumunun mesleki yaklaşımına etkisi, yaşamlarında herhangi bir şiddete maruz kalma durumları ile öğrencilerin kadına uygulanan şiddete yönelik tutum ölçeği toplam puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, öğrenci hemşirelerin yaklaşık beşte birinin aile içi şiddete tanık olduğu ve beşte ikisinin yaşamları boyunca en az bir kez şiddete maruz kaldıkları saptanmıştır. Öğrenciler içerisinde de şiddete maruz kalma oranlarının azımsanmayacak kadar yüksek olduğu görülmektedir. Ayrıca, öğrenci hemşirelerin büyük çoğunluğunun daha önce şiddet konusunda eğitim almadıkları, ancak "Kadına Uygulanan Şiddete İlişkin Tutum Ölçeği" puanlarının düşük olduğu, dolayısıyla şiddete yönelik çağdaş görüşe sahip olduklarını göstermektedir. Bu sonuçlar, öğrenci hemşirelerin şiddete yönelik olumlu tutuma sahip olduklarını göstermektedir. Anahtar Kelimeler; kadına yönelik şiddet; öğrenci hemşireler; tutum

Kadın sağlığıKadın-erkek eşitliğiTutum değişikliği+6
Nurdan Tuğçe Günal
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Prekanseröz servikal lezyon tanısı alan hastaların roy uyum modeline göre uyum durumlarının incelenmesi

Amaç: Prekanseröz servikal lezyon tanısı alan hastalar ve eşlerinin Roy Uyum Modeli ile uyumlu/uyumsuz davranışların incelenmesidir. Yöntem: Araştırma, niteliksel araştırma olarak yürütülmüştür. Araştırmanın kavramsal çerçevesini Roy Uyum Modeli oluşturmuştur. Veriler "Birey Tanılama Formu" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılarak "derinlemesine görüşme" yöntemiyle toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini, prekanseröz servikal lezyonlu hastalar (n: 23) ve eşleri (n:5) oluşturmuştur. Veriler "içerik analizi" ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan hastalar ve eşleri, roy uyum modelinin dört alanında da, uyumlu/uyumsuz davranışlar deneyimlemiştir. Prekanseröz servikal lezyonlu hastalar ve eşlerin Roy Uyum Modeli'ne göre Uyum grubunda; fizyolojik uyum alanı ile ilgili temalar "Kendini İyi Hissetme", "Önlem Alma", benlik kavramı alanı ile ilgili temalar; "Umut", "Kaderci Yaklaşım", rol fonksiyonu uyum alanı ile ilgili temalar; "Primer Rolleri Sürdürme", karşılıklı bağlılık uyum alanı ile ilgili temalar "Sosyal Destek Alma", Uyumsuzluk grubunda; fizyolojik uyum alanı ile ilgili "Zorlanma", benlik kavramı alanı ile ilgili temalar; "Kanser Algısı", "Korku", "Kendini Yargılama", "Cinsellik Algısı", rol fonksiyonu uyum alanı ile ilgili temalar; "Primer Rolleri sürdürememe", "Annelik Rolünde Bozulma", karşılıklı bağlılık uyum alanı ile ilgili temalar ise; "Eş İlişkilerinde Problem Yaşama", "Sosyal Destek Yetersizliği", "Sosyal İzolasyon", "Bilgi Gereksinimi", "Kadınlara Öneriler" olarak belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmada Roy uyum modeline göre hastaların deneyimleri açıklanarak tanı sonrası uyum süreci ile ilgili önemli veriler elde edilmesini sağlamıştır. Prekanseröz servikal lezyon tanı ve tedavi sürecinde hastaların yanı sıra tüm aile bireylerinin özellikle eşlerin etkilendikleri ifade edilmiştir. Bu doğrultuda hastalara ve eşlerine tanı aşamasından itibaren sağlık profesyonellerinin bilgi ve destek sağlaması, bakım ve danışmanlık hizmetlerinin verilmesi hastalar ve eşlerinin birçok olumsuz deneyimlemelerini, uyumsuz davranışlarını önleyebilir ve bu sürecin daha olumlu bir şekilde yönetilmesini kolaylaştırabilir. Anahtar Sözcükler: Prekanseröz Servikal Lezyon, Hemşirelik, Roy Uyum Modeli, Nitel Araştırma.

HastalarHemşirelerHemşirelik+5
Nigar Çelik
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Epizyotomi bakımında kullanılan lavanta yağı ve buz uygulamasının epizyotomi ağrısına etkisi

Epizyotomi bakımında kullanılan lavanta yağı ve buz uygulamasının epizyotomi ağrısına, yara iyileşmesine ve kadınların memnuniyetlerine etkisini incelemek amacıyla quasi randomize, kontrollü bir çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma, 2015 Mayıs ve 2015 Eylül tarihleri arasında; Nazilli Devlet Hastanesi obstetri servisinde doğumda epizyotomi uygulanan, araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan ve araştırmayı kabul eden 32 lavanta grubu, 31 buz grubu ve 33 kontrol grubu olmak üzere toplam 96 kadın ile yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak; hasta tanıtım formu, Visual Analog Skala (VAS), REEDA (Redness, Oedema, Ecchymosis, Discharge, Approximation) Skalası kullanılmıştır. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, ki-kare, Kruskal Wallis test, Mann-Whitney U test ve Wilcoxon Signed Ranks test kullanılmıştır. Çalışma ve kontol grubu arasında uygulama sonrası perineal ağrı seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Araştırma sonuçlarına göre; doğum sonrası kullanılan lavanta yağı ve buz uygulamasının epizyotomi ağrısını azalttığı ve iyileşmeyi hızlandırdığı bulunmuştur. Bu bulgular doğrultusunda; doğum sonrası uygulanan lavanta yağı ve buz uygulmasının perineal ağrıyı azaltmakta ve dolayısıyla doğum sonrası dönemde yara iyişemesini hızlandırmaktadır. Dolayısıyla doğum sonrası uygulanan non-farmakolojik yöntemlerden lavanta yağı ve buz uygulaması sağlık personeli tarafından desteklenirse doğum sonu dönemde kadının yaşam kalitesini artırmada önemli bir yere sahip olacağı düşünülmektedir.

Ayşe Eminov
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Jinekolojik kanserler farkındalık ölçeği'nin geliştirilmesi ve sosyal öğrenme kuramına dayandırılan planlı bir eğitim ile farkındalığın arttırılması

JİNEKOLOJİK KANSERLER FARKINDALIK ÖLÇEĞİ'NİN GELİŞTİRİLMESİ VE SOSYAL ÖĞRENME KURAMINA DAYANDIRILAN PLANLI BİR EĞİTİM İLE FARKINDALIĞIN ARTTIRILMASI Amaç: Bu araştırmanın amacı; Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeği'nin (JİKFÖ) geliştirilmesi ve sosyal öğrenme kuramına dayandırılan planlı bir eğitim ile farkındalığın arttırılarak kadınlarda olumlu davranış değişikliğinin oluşmasıdır. Gereç ve Yöntem: Araştırma iki aşamalı olarak gerçekleştirilmiştir. İlk aşamasında; kadınların jinekolojik kanserlere ilişkin farkındalıklarını belirlemek üzere bir ölçme aracı geliştirilmiştir. İkinci aşamasında ise; sosyal öğrenme kuramına göre yapılan eğitim ile jinekolojik kanserlere ilişkin farkındalığın arttırılmasına yönelik eğitim/müdahalesi yapılmıştır. Araştırma Tunceli il merkezinde bulunan üç Aile Sağlığı Merkezi'nde (1, 2, 3 nolu ASM) yürütülmüştür. Araştırmanın ilk aşaması 700 kadın, ikinci aşaması ise 50 kadınla tamamlanmıştır. Araştırmanın birinci ve ikinci aşamasında bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS 21.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın birinci aşamasınada verilerin değerlendirilmesinde; Cronbach alpha analizi, açıklayıcı faktör analizi, test tekrar test analizi, Kaiser Mayer Olkin testi Madde–toplam korelasyonları, doğrulayıcı faktör analizi, sayı ve yüzde dağılımları hesaplanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında; verilerin değerlendirilmesinde, yüzde, ortalama, standart sapma, kolmogorov-smirnov dağılım testi, bağımlı gruplarda t testi kullanılmıştır. Sonuçlar %95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmanın birinci aşamasında; Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeğinin cronbach alpha değeri 0.944 olarak bulunmuştur. Ölçeğin yapı geçerliliğinin ortaya koymak için açıklayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Yapılan Barlett testi sonucunda (p=0.000<0.05) faktör analizine alınan değişkenler arasında ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Kaiser Mayer Olkin değeri 0.943>0.60 bulunmuş, faktör analizi uygulanması için örneklem büyüklüğünün yeterli olduğu tespit edilmiştir. Faktör analizi sonucunda, değişkenler toplam açıklanan varyansı %60.53 olan dört faktör altında toplanmıştır. Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeğinin rutin kontrol ve ciddi hastalık algısı farkındalığı alt boyutunun cronbach alpha değeri 0.979, açıklanan varyans değeri %36.566; jinekolojik kanser riskleri farkındalığı alt boyutunun cronbach alpha değeri 0.843, açıklanan varyans değeri %10.191; jinekolojik kanserlerden korunma farkındalığı alt boyutunun cronbach alpha değeri 0.778, açıklanan varyans değeri %7.962; jinekolojik kanserlerde erken tanı ve bilgi farkındalığı alt boyutunun cronbach alpha değeri 0.708, açıklanan varyans değeri %5.811 olarak saptanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında; kadınların ön test ve son test JİKFÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Sosyal öğrenme kuramına göre yapılan eğitim sonrasında kadınların, %62.0'sinin kadın hastalıkları doktoruna muayeneye gittiği; %92.0'sinin dış üreme organlarını kendi kendine muayene ettiği; %26.0'sının PAP-Smear yaptırdığı; kadınların hiçbirinin HPV aşısı yaptırmadığı; %14.3'ünün aile planlaması yöntem olarak prezervatif kullandığı ve %53.6'sının kullanmakta olduğu aile planlaması yöntemi için sağlık personelinden danışmanlık aldığı saptanmıştır. Sonuç: Geliştirilen Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeği geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Sosyal öğrenme kuramına dayalı yapılan eğitim ile kadınların; pap-smear yaptırma davranışı, düzenli kondom kullanma davranışı, kendi kendine vulva muayenesi yapma davranışı, jinekolojik kontrole gitme davranışı, kombine oral kontraseptif kullanımında danışmanlık alma davranışları artmıştır. Anahtar Kelimeler: Jinekolojik Kanser; Ölçek Geliştirme; Farkındalık; Pap-Smear; Sosyal Öğrenme Kuramı.

Nursel Alp Dal
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Doğurganlık sorunu envanterinin Türkçe formunun geçerlik ve güvenirlik çalışması

Bu çalışma,infertilite kaynaklı stresin ölçümünde kullanılan Doğurganlık Sorunu Envanteri(DSE) (Fertility Problem Inventory –FPI)'nin Türkçe geçerlik ve güvenirliğini test etmek amacıyla metodolojik olarak yapılmıştır. Araştırma, Mayıs 2013- Kasım 2015 tarihleri arasında T. C. Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneler Birliği İzmir Kuzey Bölgesi Genel Sekreterliği Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek kliniğinde yapılmıştır. Tüp Bebek kliniğine tedavi için başvuran tüm çiftler araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uygun olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden çiftler örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada 250 kadın ve 250 erkek bireye ulaşılmıştır. Envanter katılımcılara verilerek cevaplamaları istenmiştir. Ayrıca test tekrar test güvenirliği için 20 kadın, 20 erkek bireye, envanter 15 gün sonra tekrar verilmiş ve tekrar cevaplamaları istenmiştir. Envanterin önce dil geçerliği çalışmaları yapılmıştır. Envanterin içerik geçerliğine yönelik uzman görüşlerinin analizi Kendall Uyuşum Katsayısı hesaplanarak yapılmış, uzmanların görüş birliğinde oldukları saptanmıştır (W= 0.355, p=0.000; p<0.001).Araştırmanın faktör analizi Principal Component faktör çıkarma ve Promax faktör döndürme ile yapılmış ve 5 faktörlü orijinal yapı kabul edilmiştir. Ancak alt ölçeklerde yer alan maddeler farklılık göstermiştir. Araştırma sonuncunda Doğurganlık Sorunu Envanterinin tüm katılımcılar için Cronbach Alpha değeri 0.883, kadın katılımcılar için 0.891, erkek katılımcılar için ise 0.870 bulunmuştur. Envanterin alt ölçeklerle korelasyonu incelendiğinde hepsi pozitif yönde ve anlamlı sonuçlar elde edilmiştir (p<0.001). Araştırmada zamana göre değişmezlik Test tekrar test güvenirliği ile hesaplanmış ve envanter genelinin Cronbach alpha değeri 0.926 hesaplanmıştır. Test - tekrar test korelasyon sonuçları pozitif yönde ve anlamlı bulunmuştur (p<0.001). Araştırma sonucunda Doğurganlık Sorunu Envanterinin Türk toplumunda geçerli ve güvenilir bir araç olduğu belirlenmiştir. Envanter infertilite kaynaklı stresin ölçümünde hem kadın, hem de erkek bireyler için kullanılabilecektir.

Semra Gün
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Sperm parametreleri bozulmuş erkek farelerde vitamin c ve e kombinasyonu ile kahverengi algin (halopteris scoparia sauvageau) parametrelerdeki iyileşmeye etkisinin incelenmesi

Canlılar üzerinde oldukça toksik etki gösteren ağır metallerden biri olan kadmiyum, testis dokularında birikerek bir çok hasar meydana getirip infertiliteye sebep olmaktadır. Bu gibi çevresel faktörlerde oksidatif stres sonucu erkek infertilitesi olgularına rastlamak mümkündür. Bu olgularda tedavi amaçlı olarak yeri açıkça bilinen sentetik antioksidanların yerine alternatif olarak doğal antioksidanların kullanılabileceği düşünülmektedir. Alglerin, antioksidan, antimikrobiyal ve antiinflammatuvar özelliklerinin olduğu bildirilmiştir. Bu çalışmada, kadmiyum maruziyeti sonucunda erkek farelerde oluşan infertilitede infertiliteyi iyileştirici etkileri bilinen antioksidan vitaminlere kıyasla kahverengi alglerin etkilerini belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmada, 36 adet erkek Balb-C türü deney fareleri rastgele altı gruba ayrılmıştır. Grup I; kontrol, Grup II (CdCI2); 2 mg/kg/gün kadmiyum, Grup III (Alg); 900 mg/kg/gün alg, Grup IV (Vitamin C ve E); 200mg/kg/gün Vitamin C ve E, Grup V (CdCI2 +Alg); 2 mg/kg/gün kadmiyum +900 mg/kg/gün alg, Grup VI (CdCI2 +Vitamin C ve E); 2 mg/kg/gün kadmiyum +200mg/kg/gün Vitamin C ve E uygulanarak oluşturulmuştur. Araştırmada, 21 günlük deney süresi sonunda her hayvanın kalbinden kan örnekleri antikoagülantsız tüplere alınmış ve testosteron, FSH ve LH parametreleri değerlendirilinceye kadar −20°C'de saklanmıştır. Ayrıca hayvanlar histopatolojik denemeler için servikal dislokasyonla öldürülmüş ve cinsiyet organları çıkarılarak tartılmıştır. Bu organlar fizyolojik su (NaCl 0.9%) ile yıkandıktan sonra %4 paraformaldehit içerisinde değerlendirileceği zamana kadar saklanmıştır. Organların 6 μm kalınlığında parafin blokları hazırlanmış ve apoptozis için TUNEL metodu ile indüklenebilir nitrik oksit sentaz (iNOS) immünohistokimyasal boyamanın yanısıra histolojik incelemeler için hemotoksilen&eozin boyaması uygulanmıştır. Ayrıca, kan örneklerinde serum FSH, serum LH ve serum testosteron seviyelerine bakılmıştır. Farelerin sperm sayıları, sperm motilitesi, sperm canlılığı ve sperm morfolojileri değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda; sperm sayımında Alg ve Vitamin C ve E grubunun kontrole benzer olduğu, ancak CdCI2, CdCI2 +Alg, CdCI2 +Vitamin C ve E gruplarında sperm sayısında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalma olduğu görülmüştür. Sperm sayısında CdCI2'nin sebep olduğu azalmalar üzerinde Alg ve Vitamin C ve E'nin iyileştirici etkisi olduğu görülmüştür. Sperm canlılığında ve normal sperm morfolojisinde Vitamin C ve E grubunun kontrole benzer olduğu, alg grubunda istatistiksel olarak anlamlı artış olduğu, CdCI2, CdCI2 +Alg, CdCI2 +Vitamin C ve E gruplarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalma olduğu görülmüştür (p<0.001). CdCI2'un sebep olduğu azalma üzerinde Alg ve Vitamin C ve E'nin iyileştirici etkisi olduğu ancak algin vitamin C ve E göre istatistiksel olarak daha etkin olduğu görülmüştür (p<0.001). CdCI2 grubu, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında serum FSH düzeyinde ileri düzeyde bir artışa ve serum testosteron düzeyinde ileri düzeyde bir azalmaya neden olduğu, bununla birlikte, CdCI2 ek olarak Alg ve Vitamin C ve E uygulanan gruplarda serum FSH ve testosteron düzeyinde CdCI2'un sebep olduğu değişiklik üzerinde iyileştirici etkisi olduğu görülmüştür (p<0.001). Çalışmada kadmiyum uygulanan grupta TUNEL ekspresyonu gösteren apoptotik hücre sayısında ve NOS 2 ekspresyonunda artma olduğu görülmüştür. Kadmiyum grubunun histolojik incelemelerinde ise şiddetli dejenerasyon ve hücresel kayıplar görülmüştür. Koruyucu amaçlı verilen algin ise tüm bu hasarları engellediği gözlenmiştir. Sonuç olarak; H.scoparia'nın CdCI2'ün yol açtığı sperm parametreleri ve histolojik değişimlere karşı koruyucu etkiler sergilediği ve ileri deneysel yöntemlerle desteklenerek etkili bir infertilite ajanı olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.

Özlem Güner
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Üriner inkontinanslı kadınlarda biyofeedbackli pelvik taban kas egzersizi eğitimi ile manyetik sandalyenin inkontinans ve yaşam kalitesine etkisi

ÖZET ÜRİNER İNKONTİNANSLI KADINLARDA BİYOFEEDBACKLİ PELVİK TABAN KAS EGZERSİZİ EĞİTİMİ İLE MANYETİK SANDALYENİN İNKONTİNANS VE YAŞAM KALİTESİNE ETKİSİ Araştırma, stres üriner inkontinanslı kadınlara elektromyelografik biyofeedbackle (EMG-BF) öğretilen pelvik taban kas egzersizi (PTKE) ve ekstrakorporeal manyetik innervasyonun (ExMI) Stres üriner inkontinans, cinsel fonksiyon ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla ön test-son test randomize kontrollü ve deneysel olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Eylül 2015- Eylül 2016 tarihleri arasında; Ege Üniversitesi Hastanesi ürojinekoloji polikliniğinde muayene olan SÜİ'li (n= 86) hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini, Eylül 2015-2016 tarihleri arasında; SÜİ tanısı alan araştırmaya alınma kriterlerine uyan 70 hasta oluşturmuştur. İlk karşılaşmada bütün hastalara bilgilendirilmiş gönüllü olur formu imzalatılmış, olgu rapor formu, inkontinans yaşam kalitesi ölçeği (I-QQL), kadın cinsel işlev ölçeği (FSFI) doldurulmuş, Q tip test, rezidü idrar volumü, bir saatlik ped testi uygulanmış, perineometre ve modifiye oxford skalası ile kas gücü ölçümü yapıldıktan sonra üç günlük mesane günlüğü hakkında bilgi verilerek evde uygulaması istenmiştir. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrılarak; her iki gruba da eğitim kitapçığı ile bilgi verilmiş, evde bu egzersizleri uygulamaları ve PTKE takip formuna işaretlemeleri istenmiş, buna ek olarak birinci gruba sekiz hafta boyunca haftada iki gün 20 dakika EMG BF-PTKE uygulaması yapılmış, ikinci gruba sekiz hafta boyunca haftada iki gün 20 dakika EMG BF -PTKE ve sonrasında 20 dakika ExMI uygulaması yapılmıştır. Sekizinci haftada; tüm hastalara I-QOL, FSFI doldurulmuş, Q tip test, rezidü idrar volumü, bir saatlik ped testi uygulanmış, perineometre ve modifiye oxford skalası ölçümü, üç günlük mesane günlüğü uygulamaları tekrarlanmıştır. Araştırma verilerinin analizi SPSS 15.0 paket programı ile yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken frekans, yüzde, sayı, ortalama, standart sapma, minimum-maximum değerleri ile çalışma ve kontrol grubu arasında homojenlik testi için demografik değişkenler ve diğer niteliksel-niceliksel verilerin karşılaştırılmasında Ki-Kare, t test, gruplararası karşılaştırılmalarda tekrarlı ölçümlerde varyans analizi kullanılmıştır. Normal dağılım göstermediği saptanan değişkenler parametrik olmayan analiz tekniği Brunner-Langer modeli ile incelenmiştir. Örneklem sayısını belirlemek ve araştırmanın güçlülüğünü ortaya koyabilmek için güç analizi yapılmıştır. Sonuçlar %95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. BF grubunun yaş ortalaması 51.539.00 (min:38-max:69) BF+Manyetik sandalye (BF+MS) grubunun 50.288.89 (min:30-max:66) olarak belirlenmiştir. BF grubundaki hastaların %42.3'ünün, BF+MS grubundaki hastaların %24'ünün ilkokul, BF grubundaki hastaların %65.4'ünün, BF+MS grubundaki hastaların %20'sinin çalışmadığı, BF grubundaki hastaların %61.5'inin, BF+MS grubundaki hastaların %40'ının gelirinin giderinden az olduğu, BF grubundaki hastaların %73.1'inin, BF+MS grubundaki hastaların %64'ünün şehir merkezinde yaşadığı bulunmuştur. Hastaların I-QQL ve FSFI'dan aldıkları puan ortalamalarına göre gruplar karşılaştırıldığında uygulama öncesi ve sonrası puan ortalamaları açısından ölçümler arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Puan ortalamalarındaki artış hızı açısından grupların birbirine benzer olduğu belirlenmiştir. Her iki grupta da uygulama öncesi ve sonrasında I-QQL ve FSFI puan ortalamalarında benzer oranda artış olduğu saptanmıştır. Hastaların modifiye oxford skalası, perineometre, Q tip test, rezidü idrar volümü, idrar yapma sayısı medyan değerlerine göre gruplar karşılaştırıldığında uygulama öncesi ve sonrası ölçümler arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Medyan değerlerindeki artış hızı açısından grupların birbirine benzer olduğu belirlenmiştir. Her iki grupta da uygulama öncesi ve sonrasında Modifiye Oxford Skalası, perineometre, Q tip test, rezidü idrar volümü, idrar yapma sayısı değerlerinde benzer oranda artış olduğu saptanmıştır. Hastaların ped testi ve idrar kaçırma sayısı medyan değerlerine göre gruplar karşılaştırıldığında uygulama öncesi ve sonrası ölçümler arasındaki farkın anlamlı olduğu, BF+MS grubunun medyan değerlerindeki azalma hızının daha yüksek olduğu, her iki grupta da uygulama öncesi ve sonrasında medyan değerlerinde benzer oranda azalma olduğu bulunmuştur. EMG BF-PTKE'nin 8 hafta boyunca haftada iki gün 20 dakika uygulanmasının kadınların yaşam kalitesini ve cinsel fonksiyonlarını arttırdığı ve inkontinans şikayetlerini azalttığı ancak EMG BF-PTKE'ne ilave olarak ExMI'nın kullanılmasının yaşam kalitesi, cinsel fonksiyon ve inkontinans şikayetleri üzerine ilave bir etkisinin olmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Üriner inkontinans; Biyofeedback; Manyetik Sandalye; Yaşam Kalitesi; Cinsel İşlev

Yaşam kalitesiÜriner inkontinans-stres
Süreyya Gümüşsoy
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Stresli gebelerin stres yönetiminde yoga'ya ilişkin deneyimlerinin belirlenmesi

Amaç: Araştırma stresli gebelerin stres yönetiminde yogaya ilişkin deneyimlerini ve yoganın stres algısına etkisini ortaya koymak amacıyla tasarlanmıştır. Araştırmada gebelerin stres düzeyleri Görsel Kıyaslama Ölçeğine (GKÖ) göre puan olarak belirlendikten sonra, yoga müdahalesinin stres algısına etkisini değerlendirmek ve eş zamanlı olarak da gebelerin yoga müdahalesinden önce ve sonra stres yönetiminde yogaya ilişkin deneyimlerini görüşmelerle ortaya koymak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, stresli gebelerin stres yönetiminde yogaya ilişkin deneyimlerini ve stres algısına etkisini ortaya koymak amacıyla 'karma desen' olarak yürütülmüştür. Araştırma grubu, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Gebe Polikliniği ve T.C. Sağlık Bakanlığı İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Gebe Polikliniği'ne 1 Aralık 2015 ve 03 Haziran 2016 tarihleri arasında başvuran, okur yazar, 19-35 yaş arasında, 12.-28. gebelik haftasında, primipar ve GKÖ'ye göre stres algı puanı beş ve üzerinde olan gebelerden oluşmuştur. Araştırmada veri toplama araçları olarak Stresli Gebelerin Stres Yönetiminde Yogaya İlişkin Deneyimlerinin Belirlenmesi Anket Formu, GKÖ ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılmıştır. Araştırmanın nicel boyutu için örnek büyüklüğü hesaplanırken güç analizi yapılmış ve araştırmanın gücü %100 olarak belirlenmiştir. Nitel veri seti ise Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu eşliğinde yapılan birinci görüşme (21 gebenin ses kaydı) ve ikinci görüşme (15 gebenin ses kaydı)'den elde edilen veri setiyle tamamlanmıştır. Yoga uygulama grubundaki gebelere dört hafta süresince, haftada iki gün olacak şekilde stres algısını azaltmaya yönelik 60 dakika süren odaklanma, nefes, duruş ve gevşemeyi kapsayan yoga yaptırılmıştır. Yoga uygulamasının başında, ortasında ve sonunda olmak üzere üç ölçüm yapılmıştır. Kontrol grubundaki gebelere ise hiçbir müdahale yapılmamış, poliklinikteki görüşme ile birlikte ikişer hafta ara ile toplamda üç kez ölçüm yapılmıştır. Nicel veri çözümlemesinde SPSS 16.0 kullanılmıştır. Yoga uygulama grubu ve kontrol grubundaki gebelerin tanımlayıcı özellikleri yüzde dağılımlarıyla, ortalama değerler standart hataları ile birlikte verilmiştir. Yoga uygulama ve kontrol grubundaki gebelerin GKÖ stres algı puan ortalamalarının karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi, GKÖ stres algı puan ortalamalarının arasındaki farkın karşılaştırılmasında Wilcoxon İşaretli Sıra değeri, grup içi GKÖ stres algı puan ortalamalarının karşılaştırılmasında Friedman Varyans Çözümlemesi, bağımsız değişkenler ile GKÖ stres algı puan ortalamalarının karşılaştırılmasında Kruskall Wallis Varyans Çözümlemesi kullanılmıştır. Yoga Uygulama ve Kontrol Grubundaki Gebelerin GKÖ stres algı ölçüm puan ortalamalarının bağımsız değişkenler ile ilişkisi Spearman Sıra Korelasyonu işlemi ile saptanmıştır. Anlamlılık için p değerinin 0.05'den düşük saptanması koşulu aranmıştır. Nitel araştırma veri analizinde kodlama, temaların ortaya çıkarılması, nitel verilerin sayısal analizi, bulguların görsel olarak sunulması gibi süreçlerde NVİVO 11.0 plus istatistik programı kullanılmıştır. Tümevarımcı yaklaşımla sistematik olarak yanıtlar satır satır incelenerek kategoriler oluşturulmuştur. Kodlamalar tamamlandıktan sonra tablolar, grafikler, harita ve modeller oluşturulmuştur. Bulgular: Yoga uygulama ve kontrol grubundaki gebelerin grup içi birinci, ikinci, üçüncü GKÖ stres algı puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.000). Yoga uygulama ve kontrol grubunun kendi içinde, birinci GKÖ stres algısı puan ortalaması ile ikinci GKÖ stres algısı puan ortalaması ve üçüncü GKÖ stres algısı puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0.000). Benzer şekilde ikinci GKÖ stres algısı puan ortalaması ile üçüncü GKÖ stres algısı puan ortalaması arasında da istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Yoga uygulaması öncesi gebelerin stresi fiziksel, psikososyal, bireysel ve toplumsal olmak üzere dört farklı tema üzerinden ifade ettikleri saptanmıştır. Yoga uygulaması sonrası yoganın etki durumu ana teması altında fiziksel etkilenme ve zihinsel etkilenme birinci alt temaları oluşturulmuştur. Yoganın fiziksel etkisini tanımlarken en sık kullanılan rahat, zihinsel olarak ise sıklıkla pozitif olmaya çalışma ifadeleri kullanılmıştır. Gebeler yoga uygulaması sonrası stresi tanımlarken sıklıkla stres algısında azalma ifadesini kullanmışlardır. Sonuç: Yoga uygulaması sonrası gebelerin stres algısı anlamlı olarak azalmıştır. Gebelerin sağlıklı ve rahat bir gebelik geçirdikleri saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre yoganın yoğun stres yaşayan gebeler için ve beraberinde sağlıklı bir doğum eylemine hazırlık için önemli bir müdahale olduğu düşünülmektedir. Araştırmadan elde edilen sonuç yoganın genelde kadın sağlığını geliştirdiği, özelde ise gebelerin stresini azalttığı yönündedir.

Zehra Baykal Akmeşe
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde teoriler üstü modele dayalı yaşam tarzı bireysel danışmanlık girişiminin polikistik over sendromu yönetimine etkisi

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNDE TEORİLER ÜSTÜ MODELE DAYALI YAŞAM TARZI BİREYSEL DANIŞMANLIK GİRİŞİMİNİN POLİKİSTİK OVER SENDROMU YÖNETİMİNE ETKİSİ Amaç: Çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinde Teoriler Üstü Model'e dayalı sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite bireysel danışmanlık girişiminin polikistik over sendromu (PKOS) yönetimi üzerine etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Tarama, Tanılama, Randomizasyon ve Seçim, Danışmanlık ve İzlem aşamalarından oluşan çalışmanın evrenini, 2014-2015 eğitim öğretim yılında Afyon Kocatepe Üniversitesi Afyon Sağlık Yüksekokulu, Tıp Fakültesi ve Veterinerlik Fakültesi'ne kayıtlı 1134 kız öğrenci oluşturmuştur. Tarama aşamasında örneklem seçimine gidilmemiş, belirlenen tarihlerde ulaşılabilen ve gönüllü olan 854 öğrenciye "PKOS Risk Tespit Formu" uygulanmış, 274 öğrencinin PKOS açısından riskli olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerden 21'i çeşitli nedenlerle çalışma dışı kalmış, toplamda 218 riskli öğrenci tanı için Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne yönlendirilmiştir. Tanılama aşamasında, uzman hekim tarafından Rotterdam kriterlerine göre 76 öğrenciye PKOS tanısı konulmuş, altı kişi çeşitli nedenlerle araştırma dışı kalmıştır. Randomizasyon ve seçim aşamasında PKOS tanısı alan, katılımcı kriterlerine uygun, gönüllü 70 öğrenci randomizasyon yöntemi ile kontrol ve girişim grubuna ayrılmıştır. İzlemleri tamamlamayan üç kişi araştırma dışı kalmış, toplam 67 öğrenci ile çalışılmıştır. Girişim grubuna teori temelli bireysel danışmanlık programı uygulanmış, kontrol grubuna rutin izlem ve bakım verilmiştir. Bulgular SPSS 17.0 paket programı ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Üniversite öğrencileri arasında PKOS sıklığı %8.8'dir. PKOS tanısı alanların çoğunluğunun menstrual düzensizlik, hirşutizm, alopesi, akne problemi yaşadığı, yaklaşık yarısının preobez, yarısının normal kilolu olduğu, çoğunluğunun huzursuzluk, asabiyet, psikolojik durum değişikliği, endişe, yorgunluk yaşadığı belirlenmiştir. Öğrencilerin yaş ortalaması 20.79±1.4'dür. Girişim grubunun ön izlem-son izlem vücut ağırlığı, BKİ, bel ölçüsü, kalça ölçüsü ve Ferriman-Gallwey (mFG) skoru değerleri azalma göstermiş, istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.000, p<0.001). Menstrual siklus ortalamasında ilk izlemlerde gruplar arasında anlamlı fark bulunmazken, son izlemde girişim grubunun menstrual siklus ortalamasının (32.35±6.3) kontrol grubuna (36.96±6.4) göre daha düzenli olduğu, gruplar arasında anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (p=0.000, p<0.001). Girişim grubunda ön izlem değerine göre son izlemde hastalığa ilişkin huzursuzluk, asabiyet, psikolojik durum değişikliği, endişe ve yorgunluk algılarında azalma olduğu, PKOS'la baş edebilme ve kendine güven algılarında artma olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Bireysel danışmanlık verilen girişim grubunda ön izleme göre son izlemde, anlamlı olarak sebze-meyve tüketimi artmış, ekmek, tahıl, baklagil tüketimi, günlük yağ tüketimi, şekerli besinler tüketimi ve alınan günlük kalori miktarı anlamlı olarak azalmıştır (p<0.05). Kontrol grubunun ise, beslenme alışkanlıklarında anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Girişim grubunda ön izleme göre son izlemde günlük oturma süresi azalmış, orta düzey fiziksel aktivite puanı, yürüme fiziksel aktivite puanı ve toplam fiziksel aktivite puanı anlamlı olarak artmıştır (p<0.05). Davranış değişim aşamalarında iki grup arasında beslenme ve fiziksel aktivite ile ilgili olarak ön izlemde anlamlı fark saptanmazken (p>0.05), ara ve son izlemde anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Kontrol grubunun yaşam kalitesi ölçeği toplam puanları ve alt gruplarında ön izlem-son izlem sonuçları arasında anlamlı fark bulunmazken, girişim grubunda anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: PKOS'un yönetimine ilişkin Teoriler Üstü Model'e dayalı verilen yaşam tarzı bireysel danışmanlık girişimi üniversite öğrencilerinin beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlıklarını sağlıklı yönde geliştirmiş, antropometrik ölçümleri, hastalığın klinik bulgularını ve hastalığın algılanma durumunu olumlu yönde etkileyerek öğrencilerin yaşam kalitesinin yükselmesine neden olmuştur. Anahtar kelimeler: Polikistik Over Sendromu, Teoriler Üstü Model, Bireysel Danışmanlık, Beslenme, Fiziksel Aktivite, PKOS Yönetimi, Yaşam Kalitesi

Dilek Öcalan
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Gebe masajının gebe ve fetus üzerine etkisi: Randomize kontrollü bir çalışma

Amaç: Çalışma gebe masajının gebe ve fetus üzerine etkisini saptamak amacı ile gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Çalışma, bir üniversite hastanesinin Obstetri Polikliniği'ne I. trimester tarama testi sonuçlarının değerlendirilmesi için gelen, infertilite öyküsü ve yüksek riskli gebeliği olmayan, 20-35 yaş, primipar gebeler ile gerçekleştirilen randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Katılımcılar paralel karşılaştırma gruplarına tek merkez tarafından rasgele atanmıştır. Çalışmanın örnek seçim süreci CONSORT kriterlerine göre uygulanmış, çalışmanın uygulandığı merkezden tahsis edilen kayıtlara permütasyon yöntemi ile blok randomizasyon yapılmıştır. Veri toplama sürecinde körleme yöntemi uygulanamamış sadece veri analizinde uygulanmıştır. Çalışmaya uygunluğu değerlendirilen 430 gebeden 46'sı randomize edilmiş, kontrol grubu için 17, gebe masajı grubu için 13 gebenin verileri analiz edilmiştir. Çalışmanın gücünün %90-99 ve etki büyüklüğünün 0.52-1.89 arasında olduğu, gruplardaki örnek sayılarının yeterli olduğu saptanmıştır. Çalışmanın bağımsız değişkeni gebe masajı uygulaması, bağımlı değişkenleri maternal ve fatal iyilik hali, gebenin genel iyilik hali algısı, prenatal bağlanma düzeyi, prenatal distres düzeyi, biyofizik profil (BFP) ve gebe masajı memnuniyet düzeyidir. Etik kurul ve kurum izinleri alındıktan sonra, araştırmacı gebe masajı eğitimlerini tamamlamış, gebelerin bilgilendirilmiş gönüllü onamlarını aldıktan sonra çalışma uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Uygulamalar çalışma kapsamında oluşturulan masaj ofisinde gerçekleştirilmiştir. Rutin gebelik izlemleri devam eden gebelere; kontrol grubunda 30. ve 34. gebelik haftalarında elektronik fetal monitörizasyon (EFM), BFP, yaşamsal bulgular, fetal kalp atım hızı (FKH) değerlendirmesi yapılmış ve Gebe Tanıtım Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ), Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE), Prenatal Distres Ölçeği (PDÖ) uygulanmıştır. Gebe masajı grubunda 30-34. haftalar arası beş hafta boyunca her hafta, haftada bir kez, 60 dk derin doku ve İsveç masajı yöntemlerini içeren gebe masajı uygulanmıştır. Uygulamalar esnasında gebelere özgü tasarlanmış Yan Yatış Pozisyon Alma Sistemi kullanılmıştır. İlk görüşmede gebe masajı öncesi ve son görüşmede gebe masajı sonrası kontrol grubundaki gibi tüm formlar ve ölçümler uygulanmıştır. 31-33. gebelik haftalarında da masaj öncesi ve sonrası GKÖ ve diğer ölçüm verilerinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Ayrıca her gebe masajı sonrası Görsel Analog Hasta Tatmini Skalası (GAHTS) ile memnuniyet düzeyi ölçülmüştür. Çalışma sürecinde uygulamaya bağlı herhangi önemli bir yan etki oluşmamıştır. Veri toplama aşamasının tamamlanma kararı PASS programı ile yapılan güç analizi ile belirlenmiştir. Çalışma verilerinin çözümlenmesi ise SPSS 16 programı ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda; maternal ve fetal sağlık göstergelerinin kontrol ve gebe masajı grubunda ilk ve son görüşmelerde gruplar içi ve gruplar arası anlamlı olarak benzer olduğu saptanmıştır (p>0.05). Çalışmanın başlangıcında grupların sosyodemografik ve ölçek puanları açısından anlamlı olarak benzer oldukları saptanmıştır (p>0.05). Çalışmanın sonunda ölçek puanları açısından her iki grup arasında anlamlı fark olduğu (p<0.05) ve kontrol grubunun ilk görüşme ve son görüşme ölçek puanları arasında anlamlı değişme olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Gebe masajı grubunda ilk görüşme ve son görüşme ölçek puanları değerlendirildiğinde gebenin genel iyilik halinin ve prenatal bağlanma düzeyinin anlamlı bir şekilde arttığı, prenatal distres düzeyinin anlamlı bir şekilde azaldığı (p<0.05) ve BFP düzeyinin çalışma sürecinde anlamlı bir şekilde hep iyi düzeyde olduğu saptanmıştır (p>0.05). Ayrıca her gebe masajı öncesi ve sonrası gebenin genel iyilik halinin anlamlı olarak iyi yönde artış gösterdiği (p<0.05) ve gebelerin gebe masajından memnuniyetlerinin %99 olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışmanın birincil sonucu gebe masajının fetusa ve gebeye zarar vermediği, kadınların genel iyilik halini belirgin bir şekilde arttırdığı, prenatal bağlanmayı arttırdığı ve prenatal distresi belirgin bir şekilde azalttığıdır. İkincil sonuçlar ise gebelerin ilk uygulamadan son uygulamaya kadar tüm masajlardan memnuniyetlerinin oldukça yüksek olduğudur. Bu uygulamanın bölgesel ya da tüm vücut masajı şeklinde doğuma hazırlık sınıfları ve gebe polikliniklerinde hizmet veren ebe ve hemşireler tarafından öğrenilerek rutin gebelik hizmetleri içinde verilmesi önerilmektedir. Hatta ebe ve hemşirelerin masaj merkezlerinde gebe masajı uygulamaları için istihdam edilme imkanlarının sağlanması, ülkemizde bu uygulamanın öncelikle oluşturulup sonra geliştirilmesi için çalışma bulgularından yola çıkılarak eğitimlerin düzenlenmesi önerilmektedir. Gebe masajının yüksek riskli gebelik ve fetus üzerine etkisini saptamaya yönelik araştırmaların yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Gebelik; Masaj terapi; Fetus; Prenatal; Distres; Ebe; Hemşire. Not: Araştırma Ege Üniversitesi Rektörlüğü Bilimsel Araştırma Projeleri kapsamında 16-ASYO-017 proje numarası ile desteklenmiştir.

BağlanmaEbelikFetüs+7
Yeliz Çakır Koçak
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Birinci trimesterdeki gebelerde toxoplazma, sitomegalovirüs, rubella, HIV, Hepatit B/C prevelansı ve risk faktörleri

Birinci Trimesterdeki Gebelerde Toxoplazma, Sitomegolavirüs, Rubella, HIV, Hepatit B/C Prevelansı ve Risk Faktörleri Bu çalışma, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran ilk trimesterdeki gebelerde seropozitiflik oranları verisk faktörlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 1 Eylül-10 Aralık 2015 tarihleri arasında polikliniğe başvuran araştırmanınkriterlerine uyan 235 gebe oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafındangeliştirilen anket formu ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde Shapiro Wilk's, Mann-Whitney U testi, Ki kare testi, Fisher's Exact Testi ve Pearson Ki-Kare analizi kullanılmıştır. Gebelerin yaş ortalaması 28.2 ± 3.26 (18-42)'dır.Çalışmada toksoplazma IgG (%27.4) ve IgM (%0.9), rubella IgG (%92.8), sitomegolavirüs (CMV)IgG (%71.5), HBsAg (%38.3), Anti-HBs (%0.9), HCV (%0.4) seropozitiflikleri tespit edildi. AncakHIV seropozitifliği saptanmadı. Yaş ile birlikte toksoplazma IgG-IgM, rubella IgG, CMV IgG, HBs Ag, Anti-HBs ve HCV prevalansının arttığı saptandı(p<0.05).Toxo IgG seropozitifliği Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde sık görülmekteve gebelik sayısı ile doğru orantılı olarak artmaktadır(p<0.05). Sağlık çalışanları arasında Anti-Hbs seropozitifliği daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Gebelerin seroloji sonuçları ileailedeki birey sayısı, yaşadığı yer, bahçe-toprak işleri ile uğraşma, çiğ süt-kaymak, işlenmiş gıda tüketimi, ortak bardak-tabak kullanımı, manikür-pedikür öyküsü arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunurken (p<0.05); eğitim, düşük-küretaj, evlilik sayısı, operasyon öyküsü, diş tedavisi, dövme/piercing, kan transfüzyonu, IV/IM enjeksiyon, evcil hayvan besleme ve az pişmiş et tüketimi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Bu veriler antenatal takipte seropozitif taramasının önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Gebelik,Seroprevalans, Teratojenik Enfeksiyonlar

GebelikHIVHepatit B+7
Handan Oral
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Bakuba şehrinde acil servis hemşireleri arasında iş doyumunun değerlendirilmesi

Bu çalışmada Irak'ın Bakuba ‎şehrinde acil serviste çalışan hemşirelerin iş doyumu değerlendirilmiştir. Araştırma evrenini Irak'ın Bakuba Valiliğinde hastanelerde çalışan, tüm hemşireler oluşturmuştur. Ayrıca, örnek toplamak için Job Descriptive Index (İş Tanımlayıcı İndeks) (JDI) , Job In General (Genel iş) (JIG) ve İş Doyum Ölçeği (JSS) kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS istatistik paket programı ile çözümlenmiştir. Araştırmanın sonunda şu bulgular elde edilmiştir. JSS ölçeği ücret, terfi, idare, sosyal yardım ve haklar, çalışma prosedürleri, çalışma arkadaşları, işin doğası, iletişim alt boyutları cinsiyet, medeni durum, ailede çocuk varlığına, yaş, eğitim durumu, ve mesleki tecrübeye göre farklılık göstermemiştir. JSS (Toplam) Ölçeği cinsiyet, yaş, eğitim durumu, mesleki tecrübe, aylık gelir, medeni durum ve ailede çocuk varlığına göre farklılık göstermemiştir. JDI Ölçeği iş alt boyutu cinsiyet, yaş, eğitim durumu, mesleki tecrübe, aylık gelir, medeni durum ve ailede çocuk varlığına göre farklılık göstermemiştir. JDI Ücret Alt Boyutu cinsiyete göre farklılık göstermemiş, ancak yaş, eğitim durumu, ve mesleki tecrübeye göre farklılık göstermemiş, ancak medeni duruma göre farklılık göstermiştir. JDI Ölçeği Terfi alt boyutu cinsiyet, yaş, eğitim durumu, mesleki tecrübe, medeni durum ve ailede çocuk varlığına göre farklılık farklılık göstermemiş ancak aylık gelir durumuna göre farklılık göstermiştir. JDI Ölçeği Yönetim alt boyutu cinsiyet, yaş, eğitim durumu, mesleki tecrübe, medeni durum ve ailede çocuk varlığına göre farklılık göstermemiş, aylık gelir durumuna göre farklılık göstermiştir. JDI Ölçeği İş Arkadaşları alt boyutunun cinsiyet, eğitim durumu, mesleki tecrübe, aylık gelir, medeni durum ve ailede çocuk varlığına göre farklılık göstermemiş, yaşa göre farklılık göstermiştir. JIG (Genel İş Tatmin Ölçeği) Ölçeğinin cinsiyet, yaş, eğitim durumu, mesleki tecrübe, aylık gelir, medeni durum ve ailede çocuk varlığına göre farklılık göstermemiş, aylık gelir durumuna göre farklılık göstermiştir.

Acil servis-hastaneAcil tıpHemşireler+5
Harbi Ibrahım Jiheel Al Sabee
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Evli kadınların aile planlaması yöntemleri hakkında bilgi düzeylerinin ve davranışlarının değerlendirilmesi

Bu araştırma evli kadınların aile planlaması yöntemleri hakkında bilgi düzeyleri ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak tasarlanmıştır. Araştırma Irak'ın Dhi Qar Valiliği, Al-Rifai İlçesi'ndeki birinci basamak sağlık merkezlerinde 01.04.2022-01.07.2022 tarihleri arasında 154 evli kadın ile yürütülmüştür. Kullanılacak anket maddelerinin anlaşılabilirliğini test etmek için dâhil edilme kriterlerine uyan 20 evli kadın ile ön uygulama yapılmıştır. Veri toplama işlemi araştırmacı tarafından yüz yüze yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre kadınların %26'sı 30-34 yaş aralığında, %57,1'i lise mezunu, %58,4'ü ev hanımı, %53,2'sinin geliri gidere eşit, %48,1'i ilçede yaşamakta, %64,9'unun 1-5 arası sayıda çocuğa sahip, %48,1'inin 1-5 yıl arası evli oldukları tespit edilmiştir. Kadınların %65,6'sının aile ‎planlaması yöntemi kullandığı ve aralarından %13,6'sının rahim içi araç, %38,3'ünün hap ve %11,7'sinin enjeksiyon ‎yöntemlerini kullandıkları saptanmıştır. Kadınların yaş, eğitim seviyesi, gelir arttıkça aile planlaması bilgi düzeyinin artış gösterdiği tespit edilmiştir (p<0,05). Ayrıca ev hanımlarının çalışanlara, ilçede yaşayan kadınların şehir merkezinde yaşayanlara ve çocuk sayısı fazla olan kadınların diğerlerine göre aile planlaması hakkında daha az bilgiye sahip oldukları belirlenmiştir. (p<0,05). Bu sonuçlar doğrultusunda, toplumun üreme sağlığı konusundaki bilgi seviyesini yükseltmek için aile planlaması ile ilgili yenilikçi, kapsamlı, eğitici programlar geliştirilmeli, bu programlara mümkün olduğunca çok kadının katılımının sağlanması hedeflenmelidir.

Aile planlamasıBilgiBilgi düzeyi+2
Marwah Husseın Alı Alhameedawı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Irak'ın Diyala şehrinde yaşayan kadınların pap smear testi yaptırma durumları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Rahim ağzi kanseri, kadınlarda görülen kanserlerin gelişmemiş ülkelerde %15'ini, gelişmiş ülkelerde ise %3,6'sını oluşturmakta ve kanserin sebep olduğu kadın ölümlerinde de dördüncü sırada yer almaktadır. Araştırma, Diyala şehrindeki dört birinci basamak sağlık merkezlerine başvuran 367 kadın üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Rahim Ağzı Kanseri ve Pap Smear Testi Sağlık İnanç Modeli Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda 28-37 yaş aralığında olan kadınların rahim ağzı kanseri duyarlılık düzeylerinin düşük, sağlık motivasyonlarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Köyde yaşayan kadınların duyarlılık ve ciddiyet düzeyleri yüksek, sağlık motivasyonları düşük bulunmuştur Geliri az olan kadınların engel ve ciddiyet düzeyleri yüksek, sağlık motivasyonları düşük olarak tespit edilmiştir. 3 ve daha az çocuğa sahip kadınların sağlık motivasyonları daha yüksektir. Sağlık durumu çok iyi olanların duyarlılık düzeyleri düşük, sağlık motivasyonları yüksektir. Sonuç olarak kadınların pap smear testi yaptırma durumları birçok değişkene göre farklılık göstermektedir. Bu nedenle kadınların pap smear testlerini yaptırmaları için gereken eğitim mutlaka kadınlara sağlanmalıdır.

HemşirelikIrak-DiyalaKadınlar+4
Alaa Ibrahım Sabeeh Al-gburı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İnfertilite tedavisi gören kadınlarda damgalanma ile fertilite uyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi

İnfertilite tedavisi gören kadınlarda damgalanma ile fertilite uyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi Öğrenci Adı ve Soyadı: Sümbül DİNÇER Danışmanı: Doç. Dr. Yeter DURGUN OZAN Anabilim Dalı: Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Amaç: Bu araştırma infertilite tedavisi gören kadınlarda damgalanma ile fertilite uyumu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve korelasyonel araştırma tipinde tasarlanmıştır. Araştırma, Dicle Üniversitesi Hastanesi Tüp Bebek (IVF) Kliniği ve Jinekoloji Polikliniğinde Haziran-Kasım 2022 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 253 infertilite tedavisi gören infertil kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında 'Kişisel Bilgi Formu', 'Fertilite Uyum Ölçeği' ve 'İnfertilite Damgalanma (Stigma) Ölçeği' kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS (Statistical Program for Social Sciences) 24.0 paket programı ile yapılmıştır. Bulgular: Kadınların İnfertilite Damgalanma Ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalamasının 54.55 ± 24.32 olduğu bulunmuştur. İnfertilite Damgalanma Ölçeği alt boyutlarından olan Toplumsal Damgalanma boyutunun 18.33 ± 9.26 ile en yüksek puan ortalamasına sahip olduğu saptanmıştır. Kadınların Fertilite Uyum Ölçeğinden aldıkları puan ortalamasının 24.68 ± 4.80 olduğu belirlenmiştir. İnfertilite Damgalanma Ölçeği ve Fertilite Uyum Ölçeği puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. (r=0.29, p<0.01) Sonuç: Damgalanma arttıkça kadınların fertilite uyum düzeyleri azalmıştır. Hemşirelerin infertil kadınların tedavi sürecine uyumlarını sağlamaları için damgalanmaya yönelik farkındalıklarının arttırılması, kadınların tedaviye uyumunu arttıracak girişimlerde bulunulması önerilmiştir. Anahtar Sözcükler: İnfertilite, Damgalanma, Fertilite uyumu

Sümbül Dinçer
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00