Baskent University
Discipline

Sociology

Baskent University

1,049

Archived Theses

4

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Mezhep farklılıklarının eşler arası ilişkilere etkileri

Araştırma, Alevi-Sünni evlilikleri üzerine odaklanmaktadır. Konu genel olarak; aynı dinin farklı geleneklerinden gelen Alevi ve Sünni çiftlerin aile yapıları, farklı gelenek ve mezhebin evlilik üzerine etkileri, çiftlerin aile içi ilişkileri, ailelerinden ve çevrelerinden nasıl tepki aldıkları, aile içinde dinin yeri, çocukların yetiştirilmesi gibi sorularla ele alınmıştır. Bu sorulara cevap bulabilmek için İstanbul ve Almanya'nın Berlin kentinde farklı mezhepten biriyle evlilik yapmış Türklerle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. 10 kişi Berlin'den, 50 kişi İstanbul'dan olmak üzere toplam 60 kişi ile görüşülmüştür.Görüşmelerin bir kısmının Berlin'de yapılmasının sebebi, göç süreci ile birlikte insanların kendi dinlerine ve mezheplerine olan bağlılıklarında ve diğer din veya mezhepten insanlara bakış açılarında değişim yaşanıp yaşanmadığını görmektir. Bu sebeple, Berlin'de yaşayan Türkler de, Türkiye'de olduğu gibi diğer mezhepten biriyle evlilik kararı aldıklarında ailelerinden ve çevrelerinden tepkiler alıyorlar mı, evliliklerinde bu konuyla ilgili sorunlar yaşıyorlar mı, çocuklarının dini eğitimi konusunda nasıl bir tutum sergiliyorlar gibi sorulara cevap aranmıştır.Araştırmayla birlikte, üç ana sonuca varılmıştır. İlk olarak, şehir hayatı Alevi ve Sünnilerin geleneksel yapılarında değişim meydana getirmiştir. İkinci olarak, kadınlar böyle bir evlilik kararı aldıklarında erkeklere oranla ailelerinden ve çevrelerinden daha fazla tepki almaktadır. Hatta kadınların kendileri bile, evlilik öncesinde eşlerinin farklı mezhepten olmasını erkeklere kıyasla daha olumsuz karşılamaktadırlar. Toplumdaki ataerkil yapının evlilik içinde de etkili olması ile birlikte, kızlarının diğer mezhepten biriyle evlenmesi sonucu geleneklerinden uzaklaşıp, eşinin mezhebinin etkisinde kalacağı korkusu da ailelerin kız çocuklarının bu tür evlilik yapmasına olumsuz bakmasının sebeplerinden biridir. Diğer bir sonuç ise, tam olarak olmasa da günümüzde ailelerin bu evliliklere olan olumsuz tutumlarının zayıflama eğiliminde olmasıdır. Ailelerin olumsuz tutumlarının azalması ve bu evliliklere daha az karışır olmaları ile birlikte Alevi-Sünni evliliği yapmış bu çiftlerin evlilik hayatlarında bu farklılıktan dolayı daha az problem yaşadıkları görülmektedir.Araştırmanın ilk bölümünde, aile ve evlilik kurumları, eş seçme olanakları ve evlenme engelleri ile ilgili bilgiler verilmektedir. İkinci bölümde, din ve mezhep kavramları üzerinde durularak, Alevi ve Sünni mezhepleri incelenmektedir. Ayrıca Alevilerin ve Sünnilerin farklılaştıkları bazı konular da irdelenmektedir. Üçüncü bölümde ise, aile içinde eşler arasındaki ilişkiler ve bu ilişkilere mezhep farklılığının etkileri tartışılmaktadır. Dördüncü bölüm saha çalışmasının tanıtıldığı bölümdür. Bu bölümde araştırma alanının tanıtımı yapılarak Almanya'ya göç süreci, dernekleşme hareketleri, din dersi gibi konular üzerinde durulmuştur. Beşinci bölümde, derinlemesine görüşmelerden elde edilen veriler sunulmaktadır. Ardından bulgular analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Yüksek lisans tezi sonuç kısmıyla tamamlanmıştır.

Dini farklılıklarDini imanEvli çiftler+4
Bilge Deniz Çatak
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Dijital oyunların kullanımının sosyolojik analizi: Donanım haber Playstation 5 Forum sitesi örneği

Video oyunlarının bir eğlence aracı olarak hayatımıza girmesi, gelişen bilgisayar teknolojileri sayesinde mümkün olmuştur. Pandemi ile birlikte hayatın ekranlara sığması, yeni toplumsal ilişkiler açısından da önemli bir dönüm noktası olmuştur. Zamanın ve mekânın sınırlarının aşıldığı, ihtiyaç ve arzuların yeniden üretildiği sanal dünya, dijital oyunlar ile bir temsil niteliği kazanmıştır. Göstergelerin zenginliği ve gerçeğin baş döndürücü dönüşümü ile donatılan video oyunları, milyon dolarlık şirketler tarafından tüketim nesnesi olarak yeniden üretilerek oyuncuların parçası oldukları bir kitleye dönüşmüştür. Dijital oyunların günlük hayatla iç içe olması ve bu konunun literatürde yeteri kadar çalışılmamış olması sebebiyle çalışmanın yenilik getirmesi öngörülmektedir. Bu bağlamda kuramsal çerçevede klasik oyunlardan başlayarak dijitalleşen oyunların genel yapısı, çalışmada yer almıştır. Dijitalleşme ve dijital toplum kavramı, dijital oyunların postmodernizm ve tüketim ile olan ilişkisi yerli ve yabancı kaynaklar kullanılarak detaylandırılırken araştırma konusu olan Playstation 5 konsolunun Donanımhaber Forum sitesi üzerindeki sanal ilişki ağı, sosyolojik bir düzlemde incelenmiştir. Kuramsal çerçevede Castells, Baudrillard, Fromm ve Ritzer gibi isimlerin görüşlerinden faydalanılmıştır. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Nitel araştırma deseni olarak ise dijital etnografi belirlenmiştir. Dijital etnografi, dijital bir mekân olan forum sitesindeki bireylerin oyun kullanımlarını analiz etmek için kullanılmıştır. Görsel verilerin interaktif bir biçimde kullanılması ve popüler kültür unsuru olarak dijital oyun ve platformları üzerinden etkileşim, dijital etnografi yöntemini ön plana çıkarmıştır. Forum sitesinde yer alan 33 ayrı paylaşımın ekran görüntüleri, konu ile ilgili olarak seçilerek değerlendirilmiştir. Bulgular, marka değeri, anlam kazanma ve etkileşim temaları olarak üç başlık altında toplanmıştır. Çalışmada marka değeri ile sembolik anlam kazanan dijital oyun ve platformlarının bireyleri yeni toplumsallıklara teşvik etmesi incelenmiştir. Bireylerin oyun ve hizmetler üzerinden etkileşimi, dijital bir mekân olan forum sitesi üzerinden araştırılmıştır. Araştırmada dijital oyun kullanımının forum sitesi paylaşımlarına yansıdığı görülmüş, bireyler birbirleriyle etkileşim kurmuşlardır. Sonuçlar bağlamında dijital oyun fenomeni ile beraber dijitalleşme unsurlarını anlamak ve toplumsal bir farkındalık oluşturmak hedeflenmiştir.

Dijital toplumOyunlarPostmodern toplum+5
Tugay Yasin Irmak
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya kent merkezinde gündelik hayat

19. yüzyılda Batı Avrupa?da sanayileşme, modernleşme ve kentleşme olgularının birbirlerini etkileyerek ortaya çıkması ve tüm dünyaya yayılması, Türk toplumunu da etkilemiştir. Modernleşme ve kentleşme süreçleri Türk toplumunda, Osmanlı?nın son dönemlerinde Batı?daki gelişmelerin etkisiyle başlamıştır ve farklı dönemlerde farklı ekonomik, politik, kültürel dinamiklerin ön plana çıkmasıyla günümüzde hala devam etmektedir. Antalya?nın kentsel gelişimi de bu dinamiklerden etkilenerek gerçekleşmektedir. Bu tez çalışmasında, Antalya kent merkezinin bu gelişmelerden nasıl etkilendiği ve nasıl dönüştüğü, kent merkezindeki gündelik hayat üzerinden araştırılmaktadır. Gündelik hayatta kent deneyimi, kentlilerin birbirleriyle olan ilişkileri ve kent mekânlarını kullanmaları çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu noktada kentlilerin gündelik hayat anlatıları, kent deneyiminin, kent merkezinin dönüşümünden nasıl etkilendiğine açıklık kazandırmaktadır. Anahtar kelimeler: kent merkezi, kentsel dönüşüm, gündelik hayat, kent deneyimi.

Tuğçe Tunca
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
10
Master'sOpen AccessTR

Antalya'da yaşayan yerleşik yabancıların sosyal statüleri ve kültürel özellikleri

Türkiye?ye yerleşmek amacıyla gelen yabancıların durumu görece yeni bir olgudur. Aynı zamanda literatür tarandığında, bu konuda sınırlı çalışmaların yapıldığı da görülmektedir. Bu yüzden bu çalışmada, daha fazla verilere ulaşma noktasında belli zorluklarla karşılaşıldığını belirtmek yerinde olacaktır. Bu zorluklara rağmen, bu çalışma Türk İstatistik Kurumu (TÜİK), Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB), Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Uluslar arası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) ve Antalya Büyükşehir Belediyesi gibi önemli kurumlardan alınan ve incelenen mevcut verilerle desteklenmektedir. Bu çalışmanın hazırlanmasındaki amaç, Antalya?da yaşayan yerleşik yabancıların sosyal statülerini (eğitim durumu, gelir seviyesi, yasal durumu vb) ve kültürel özelliklerini (konuştukları dİller, Türkçe bilgileri, dinleri vb) inceleyip genel profilini oluşturduktan sonra Türk toplumunun üzerine etkilerini belirlemeye çalışmaktır. Bu etkiler olumlu ve olumsuz özellikleriyle ele alınmaktadır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde ? Küreselleşme Süreci ve Uluslar arası Göç?ün kuramsal tartışmaları yapılmaktadır. Uluslar arası göç çerçevesinde geliştirilen teoriler incelenmektedir; göçün farklı tipleri ele alınarak; günümüzde hala önemini koruyan ?çok kültürlülük? kavramının analizi yapılmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümü olan, ?Türkiye?de Göçün Tarihsel Süreci ve Göç Politikaları? yine birinci bölümle olan bağlantısı temelinde ele alınmaktadır. Burada Türkiye?ye göç akımlarına tarihsel çerçeveden bakılmaktadır. Türkiye?de mevcut göç politikaları göç tiplerine ayrılarak incelenmekte ve Türkiye genelindeki yabancıların sosyal statülerine ve kültürel özelliklerine yer verilmektedir. Bu çalışmanın araştırma örneği Antalya?daki yerleşik yabancılarla sınırlandırılarak, yerleşik yabancıların sosyal statülerine toplumsal hayata katılımı da dâhil olmak üzere benzer konulara odaklanılmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümü saha çalışması sonuçlarını içermektedir. Bu bölümde anket uygulaması esnasında elde edilen veriler SPSS programı yardımıyla analiz edilmektedir. Bu veriler tezin ilk ve ikinci bölümde incelenen teorileri doğrulayacağı ya da yanlışlayacağı gibi diğer araştırmacıların ortaya koyduğu verilerlerle örtüşüp örtüşmeyeceği dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Anket uygulama sırasında toplanan verilere dayanılırak ilgi çeken bazı bulgulara ulaşılmıştır. Birincisi, kadınlar daha çok göç etmektedir, bu eğilim Antalya?ya yerleşen yabancıların çoğunun kadınlardan oluştuğu gerçeğinde net bir şekilde görülmektedir. İkincisi, eski SSCB ülkelerinden gelenlerin oranı diğer milletlere göre daha fazla görülmektedir. Üçüncüsü, Antalya?daki yabancıların büyük bir kısmı özellikle uzun yıllar kalanların tamamına yakını Türkçe iyi derecede konuşabilmektedir. Dördüncüsü, yabancıların Antalya?da memleketlerindeki işi yapamamaları memleketlerine geri dönme kararlarını doğrudan etkilememekte başka sektörlerde çalışarak Antalya?da kalmaya devam etmektedirler. Beşincisi, yabancıların kendilerinin tanımlama şekli Türklerin onlara karşı algılamaları ile örtüşmektedir, başka bir ifadeyle çevresinde ?yabancı? olarak tanımlanan bir kişi kendisini de ?yabancı? olarak görmektedir. Altıncısı ise, göç etme kararında en önemli rolü aile etkenleri oynamaktadır.

AntalyaBeyin göçüUluslararası göç
Gökhan Bayram
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal medya ve ortaöğretim öğretmenlerinin Facebook kullanım alışkanlıkları

Bu çalışmada sosyal medya, en yaygın olarak kullanılan bir sosyal medya örneği olan Facebook üzerinde yoğunlaşılacaktır. Buradan hareketle ortaöğretim öğretmenlerinin Facebook kullanım biçimleri ve alışkanlıkları incelenmiştir. Bu çerçevede araştırma; Antalya?da bulunan dört okulda halen çalışmakta olan ve Facebook?u aktif olarak kullanan kırk öğretmen ile yapılan derinlemesine görüşmelerin analizine dayanmaktadır Söz konusu olan okullar; 75. Yıl Cumhuriyet Lisesi, Antalya Barosu Kız Teknik ve Meslek Lisesi, Envar Koleji ve Hacı Malike Mehmet Bileydi Anadolu Lisesi?dir. Bu liselerde çalışan öğretmenlerin Facebook kullanım biçimleri ve Facebook?u hangi amaçlarla kullandıkları analiz edilmiştir. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Katılımcılara sorulacak sorular önceden planlanmış ve bu sorular görüşme formunda hazırlanmıştır. Ancak daha çok enformasyon elde etmek istenilen ya da konunun daha derinlenemesine analiz edilmesi istendiği zaman, katılımcılara bazı alt sorular da sorulmuştur. Görüşmelerin sonuçları ?betimsel analiz? yöntemiyle değerlendirilmiştir. Bu araştırmanın temel varsayımı, Facebook kullanımının bireylerin medeni durumu, doğum yeri, yaşı, cinsiyeti fark etmeksizin oldukça yaygın olması ve Facebook?un ortaöğretim öğretmenleri tarafından arkadaşlarla haberleşme, görüşme, paylaşımlarda bulunma gibi amaçların yanı sıra, eğitime yönelik olarak da kullanılması üzerinedir. Araştırmada elde edilen bulgular, temel varsayımı doğrulamıştır.

Bilge Sönmez
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Günümüzde erkeklerin gözünden babalık ve aile

Günümüz toplumlarında geleneksel aile yapısının çekirdek aileye dönüşmesi, çekirdek aile yapısı içindeki bireylerin rol ve sorumluluklarının değişmesi, kadının eğitim düzeyinin artması ve ekonomik yönden erkeklere bağımlı olarak yaşamaktan kurtulmaya başlaması kadının toplum içindeki statüsünde değişmelere neden olmuştur. Toplumsal cinsiyet rolleri arasındaki keskin sınırların kalkması anne ve baba rollerinin değişmesini beraberinde getirmiş, babalık kavramı da bu değişimlerden etkilenmiştir. Erkeklerin ev işi ve çocuk bakımıyla ilgili sorumlulukları paylaşmaya başlaması babalık olgusuna ilişkin tutum ve davranışlarda değişime ve babalık olgusuna yeni anlamlar atfedilmesine yol açmıştır. Günümüz toplumlarında geleneksel kültürel inanç ve değerlere sahip annelik-babalık ile modern annelik-babalık uygulamalarının bir arada yaşatıldığı görülmektedir. İlgili literatür incelendiğinde babalığa ilişkin tutum ve davranışları belirleyen etkenler konusunda gerçekleştirilen çalışmaların yetersiz olduğu ve konuyla ilgili araştırmalara ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Türk toplumunun kültürel yapısı içinde günümüz erkeklerinin babalığa ilişkin tutum ve davranışlarının değişiminde hangi faktörlerin etkili olduğunu saptamak amacıyla gerçekleştirilen bu araştırma literatürde yer alan eksikliği bir nebze de olsa gidermeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma kapsamında gerçekleştirdiğimiz alan araştırması nicel bir araştırma desenine sahip olmakla birlikte, bu nicel deseni güçlendirmek amacıyla derinlemesine görüşmeler yoluyla elde edilen nitel veriler de kullanılmıştır. Derinlemesine görüşmeler sonucunda yapılan deşifreler Likert ölçeğinde yer alan ifadelerin kararlaştırılmasında belirleyici olmuştur. Likert ölçeğinin yanı sıra katılımcılara annelerinin eğitim düzeyi, babalarının eğitim düzeyi, ailelerinin nerede yaşadığı, ailelerinin aylık ortalama geliri ve ailelerinin kaçıncı çocuğu olduklarına ilişkin beş sorudan oluşan babalık tutumunun oluşması açısından öncelikli etkiye sahip sosyo-demografik değişkenlerin sorgulandığı sorular da yöneltilmiştir. Likert tipi ölçek yardımıyla baba adayı olan erkek üniversite öğrencilerine anket formu uygulanmış olup elde edilen veriler frekans analizi ve Ki-kare bağımsızlık testlerine tabi tutulmuştur. Uygulanan istatistiksel testlerin sonuçları doğrultusunda baba adaylarının babalığa ilişkin tutum ve davranışlarının oluşması ve gelişmesi sürecinde annelerinin ve babalarının eğitim düzeyleri etkilidir saptamasını yapmak mümkün görünmektedir.

AileAile içi rollerAile yapısı+6
Özge Zeybekoğlu
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Boşanma sürecinin akademisyen kadınlar üzerine etkileri (Akdeniz Üniversitesi örneği)

Modernlesme çabası içinde olan günümüz toplumlarında meydana gelen degisim ve dönüsümler, evlilik ve aile kurumuna da yansımakta ve pek çok toplumda bosanmalar artmaktadır. Sanayilesme ve beraberinde yasanan kentlesme süreci, degisen is yasamı, kadının ve erkegin isgücüne katılım oranındaki yükselis, artan bireysellesme ve liberallesme hem evlilik ve aile kurumu hem de bosanmalar üzerinde etkide bulunmaktadır. Bu çalısmada toplumsal degisme sürecinde aile ve evlilik kurumunun isleyisi ve bosanma olgusunun olusumu, gelisimi ve degisimi açıklanmaktadır. Akdeniz Üniversitesi'nde bosanmıs akademisyen kadınlarla yapılan derinlemesine görüsmeler yoluyla kadınların evlilik ve bosanma süreçlerine iliskin veriler toplanarak bosanma neden ve sonuçlarının irdelenmesine çalısılmıstır. Ayrıca bireylerin sosyal, ekonomik, kisisel ve hukuksal statülerinde önemli bazı degisiklikler meydana getiren bosanmaların, kadınların yasamlarına nasıl etkide bulundugu ve bosanma sonrası sürece adaptasyonları incelenmistir. Bosanmalar bir yandan ekonomik zorlukları, sosyal ve psikolojik yıpranmayı beraberinde getirirken, diger taraftan evlilikte yasanılan sıkıntıların sona ermesi ve rahatlama ile sonuçlanabilmektedir. Ne var ki, özellikle evliliklerin çıkmaza girdigi zamanlarda bir çözüm yolu ve özgürlesme aracı olarak algılanan bosanmalar, geleneksel degerlerin tam olarak terk edilip modern tutumların benimsenmedigi toplumlarda, kadınlar hangi sosyoekonomik statüye sahip olursa olsun pek çok açıdan hayatlarını sınırlamaktadır. Toplumun bosanmıs kadına olumsuz yaklasımı, bu kadınların yasamlarının her alanını önemli ölçüde etkilemektedir.

BoşanmaBoşanmış kadınlarKadın akademisyenler+2
Sinem Burcu Uğur
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya'da yaşayan Ahıska Türklerinin sosyo - kültürel yapısı

Göç, zorunlu göç bugün bile yaşanan bir gerçek olarak, tüm toplumlarda sosyal ve kültürel dinamikleri etkileyen bir olgudur. Ahıska Türkleri de göç olgusundan doğrudan etkilendikleri için, Antalya'da yaşayan Ahıska Türklerinin kültür durumları ve uyum sorunları büyük bir önem taşımaktadır. Bu çalışmada Sovyet döneminde zorunlu göç (sürgün) uygulamasına maruz kalan ve bugün Antalya'da yaşayan Ahıska Türklerinin yeni bir yaşam kurma süreci, içinde bulundukları sosyo-kültürel yapıya uyum sorunları ve yaşanan göçün toplumsal yapı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla göçe birebir şahit olan ve göç sonrasının izlerini taşıyan ve Antalya'da yaşayan Ahıska Türkleriyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonuçları Weberyan bakış açısı ele alınarak göç, ırk ayrımcılığı, sosyal kapanma ve asimiliasyon korkusu ve sosyal dayanışma ve kayıpların yarattığı üzüntü başlıkları altında incelenmiştir. Ahıska Türkleri geniş bir alana sürülmelerine ve buna bağlı olarak geniş bir coğrafyada yaşamalarına rağmen, Türklüklerinden hiçbir şey kaybetmemiş ve bugüne kadar, kendi bünyelerinde, Türk adını ve kimliğini yaşatmasını başarabilmişlerdir. Antalya'da yaşayan Ahıska Türkleri karşılaştıkları en önemli sorun meslek sahibi olmalarına rağmen çeşitli nedenlerle kendi mesleklerini icra edememektedir. Büyük bir kısmının turizm sektoründe çalışmakta, az sayıda da olsa esnaf ve serbest meslek sahibi olanlar kendi işlerini kurmaktadır. Çoğu her şeyini geride bırakıp geldikleri ve burada yeni bir yaşam düzeni kurmaya çalıştıkları için ekonomik sıkıntı içindedirler. Yeni bir yerde yeni bir hayat kurmanın getirdiği her türlü zorluklar kültürel birlik ve geniş aile dayanışması ile aşılmaya çalışılmaktadır.

Ahıska TürkleriAntalyaKültür+3
Sabina Ramadanova
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Mahremiyet ve gözetim ilişkisi bağlamında aile hekimliği bilgi sistemine dair bir değerlendirme

Bilişim teknolojilerinde son elli yılda yaşanan değişim toplumları derinden etkilemiş; bilgisayar, internet gibi teknolojilerin yaygın kullanımı gündelik hayatı geri döndürülemez biçimde değiştirmiştir. Bilişim teknolojilerinin hem vatandaş hem de devlet kurumları tarafından artan bir biçimde kullanılması gözetim ve mahremiyet ihlali tartışmalarını gündeme getirmiştir. Bu tartışmaların bir tarafında bilişim teknolojilerinin insanlara özgürlük getirdiği düşünülürken diğer tarafında ise gözetime özellikle de veri gözetimine sebebiyet verdiği iddia edilmektedir. Bu çalışmanın ana odağı; Türkiye'de 2011 yılından beri uygulamada olan Aile Hekimliği Bilgi Sistemi (AHBS) çerçevesinde mahremiyet hakkının ihlali, mahremiyet sorunu ve gözetim pratikleri arasındaki ilişkidir. AHBS; aile hekimi, ebe/hemşire gibi sağlık profesyonellerinin T.C. kimlik numarası, alkol, sigara, uyuşturucu kullanımı, tetkik sonuçları, tedaviler, sağlık geçmişi, cinsel hastalıklar geçmişi, cinsel yaşam ile bağlantılı sorular, mahkumiyet durumu vb. detaylı bilgileri işlediği sistemdir. Bilgi işleme süreci belirli bir kişiyi işaret eden bilginin tamamlanıp Sağlık Bakanlığı serverlarına iki saat içinde gönderilmesiyle tamamlanmaktadır. AHBS; aile hekimleri için hastayı kolayca hatırlama, hastanın hastalık ve ilaç geçmişine ulaşma, gibi sayısız faydaları olmasına rağmen, bu tür kişisel bilgilerin Bakanlık ile paylaşılması bakımından verileri bir çeşit gözetime açık hale getirmektedir. Bu bakımdan ulusal ve uluslararası mahremiyet koruma düzenlemelerine rağmen oluşan bu bütüncül süreci sosyolojik anlamda incelemek bir gerekliliktir. Bu çalışmanın temel amacı Birinci Basamak Sağlık hizmetlerinin yürütülmesi sürecinde sistemin, elektronik doğasından kaynaklı herhangi bir gözetim pratiğine aracılık yapıp yapmadığını ortaya çıkarmaktır. Bu amaç için AHBS'nin yapısını incelemek ve anlamak; içinde barındırdığı soruları, bağlamları ve nihayetinde bunların mahremiyet ve gözetim konularıyla ilişkisini tartışmak önemlidir. Sistemin içinde yer alan oldukça geniş sorgu alanları göz önünde bulundurulduğunda hasta-hekim ve hasta-hekim-devlet ilişkileri bağlamında konunun biyopolitika ile de bağlantısını ortaya koymanın önemli olduğu düşünülmüştür. Mahremiyet kavramı kişinin kamusal alanda açığa çıkarmadığı veya kamusal alanda çok kısıtlı paylaşımda bulunduğu duygu, düşünce ve davranışlar olarak tanımlandığında AHBS uygulaması mahremiyet açısından olduğu kadar "veri mahremiyeti" açısından da tartışmalı konumdadır. Birinci Basamak sağlık sisteminde kullanılan bu program sadece kişileri mahrem bilgileri üzerinden sistematik bir şekilde izlemesi, kayıt altına alması değil aynı zamanda aynı kişiye ait diğer kişisel bilgileriyle bağdaştırabilmesi açısından da veri gözetiminin bileşenleri içinde barındırmaktadır. Büyük verinin –big data- toplandığı ve Sağlık Bakanlığı ile derhal paylaşıldığı gerçeği gözetim olgusunun hem olası mahremiyet ihlallerinin hem de devletin biyopolitikalarının sorgulandığı noktadır. Bağlantılı olarak araştırma soruları; bu pratiklerin sağlık profesyonelleri tarafından nasıl algılandığı, kişisel ve detaylı bilgileri "bilip" "yönetmeye" dayalı olarak gözetime, olası mahremiyet ihlallerine ve devletin biyopolitikalarına katkı sunulup sunulmadığını içermektedir. Gözetim ve mahremiyet bağlamında, bu araştırmanın ana amacı; AHBS uygulamalarının gözetim pratikleriyle okunup okunamayacağı ve anlaşılıp anlaşılamayacağını tartışmaya açmaktır. Ayrıca, kişisel verilerin toplanması, kayıt edilmesi ve Sağlık Bakanlığı serverlarına gönderilmesi süreçleriyle ilgili bilgi toplanması amaçlanmıştır. Araştırma sırasında vatandaşların sağlık verileri üzerinde ne kontrole ne de rızaya sahip oldukları gözlemlenmiştir. Çünkü gözetimin öznesi olarak vatandaşlar, veri toplama sürecinin farkında değillerdir. Araştırma sırasında; bu hatırı sayılır miktardaki toplanan kişisel bilgilerin direkt olarak sağlık konularıyla ilgili olmadığının farkına varılmıştır. Bu durum kişisel haklara bir tehdit olarak okunabilir. Araştırma sosyolojik bir bakış açısından Aydın şehir merkezinde çalışan ve sistemi kullanan yirmi beş aile hekimi, on ebe/hemşire ve bir AHBS uzmanını içeren kalitatif bir çalışma olarak dizayn edilmiştir.

Aile hekimliğiBilgi sistemleriBiyopolitika+3
Tuğçe Zeynep Abalı
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kamu sağlık hizmetlerinde 1980 sonrası uygulanan neo-liberal ekonomi politikalarının sağlık personeli istihdamı üzerindeki etkileri: Sözleşmeli sağlık personeli istihdamının eleştirel bir değerlendirmesi

Bu tezin amacı, Türkiye'de 1980'lı yıllardan itibaren uygulanan neo-liberal sağlık politikalarının yardımcı sağlık personeli üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Bu çalışma yapılırken birinci bölümde sağlık hizmetlerinin genel tanımı, dünyada uygulanan sağlık sistemleri kısaca incelenmiş ve ülkemizin sağlık sisteminin kategorize edilmesine yönelik ön araştırma yapılmıştır. Yine çalışmanın birinci bölümünde iktisat teorisinin geçirdiği evrelerde irdelenmiş ve bunun sağlık sistemiyle olan ilişkisi üzerinde durulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Türkiye'deki sağlık sisteminin Cumhuriyet devriminden günümüze geçirdiği evrim üzerinde durulmuştur. Cumhuriyet devrimiyle birlikte sağlık alanında yapılan uygulamalar Türk modernleşmesinin bir parçası olmuştur. Sağlık hizmetlerinin gelişim evreleri aynı zamanda Türk modernleşmesinin gelişim evreleriyle paralel bir çizgi taşımaktadır. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde 1980 sonrası uygulanan sağlık politikalarının personel istihdam modeline etkisi üzerinde durulmuştur. Sözleşmeli sağlık personeli istihdamına yönelik olarak hazırlanan soru formu İzmir ilindeki kamu hastanelerinde çalışan sözleşmeli sağlık personeliyle yüz yüze görüşülerek yapılmıştır. Toplanan veriler, çalışmanın ileri sürdüğü hipotezlerle karşılaştırılarak sonuçlara ulaşılmıştır. Sözleşmeli istihdam modelinin sağlık personeli üzerinde oluşturduğu etkiler ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Refah devleti, neo-liberalizm, küreselleşme, sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi, sağlıkta reform süreci, esnekleştirme, piyasalaştırma,

Ekonomi politikalarıNeo-liberalizmReform+6
Erdal Çirpici
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Vıctor Hugo'nun Sefiller adlı eserinden hareketle 19. yüzyılda Fransa'da suç olgusu üzerinde bir değerlendirme

Betimsel olduğu kadar eleştirel yönü olan bu çalışma, 19. yüzyılda Fransa'da suç ve ceza anlayışı üzerine bir değerlendirme amacı taşımaktadır. Çalışma, konusu itibariyle, edebiyat, sosyoloji ve hukuk alanları ile ilgilidir ve amacıyla bağlantılı olarak, edebi eser üzerinden (Sefiller) bir sosyal olguyu (suç) ele almıştır.Çalışmada, 19. Yüzyıl Fransası'nın hukuk sistemi ve adalet anlayışı gözden geçirilmeye ve dönemin uygulamalarına yönelik eleştirel bir okuma yapılmaya çalışılmıştır. Fransa'da, 19. yüzyılda ceza uygulamalarında cezanın suça oranla oldukça ağır olduğu, bu yönüyle dönemin hukuk sisteminin henüz modern hukukun ceza uygulamalarından farklı olduğu vurgulanmıştır.Çalışma, üç ayrı bakış açısına dayanılarak hazırlanmıştır. Yansıtma kuramlarından doğan, yazarın içinde geçtiği tarihsel süreçten etkilendiğini vurgulayan tarihsel ve sosyolojik eleştiri yöntemleri eser incelemesinde yazarın içinde yaşamış olduğu bu süreci anlama gerekliliği üzerinde dururlar.Ortaya konmaya çalışılan, dönemin pozitif hukuku ve adalet anlayışına ilişkin ipuçlarının yazarın bakış açısından geçerek kırılmaya uğradığı düşünüldüğünden üçüncü bir bakış açısı ele alınmıştır. Sanatçının duygularının önemini vurgulayan anlatımcılık kuramıyla biçimlenen biyografik eleştiri yöntemi, yazarın kişiliğiyle eserleri arasında bir bağ bulunduğunu, sanat eserini anlayabilmek için yazarın yaşantısını tanımanın önemli olduğunu vurgular. Aynı zamanda çalışma çerçevesinde, metnin içine girerek, yeniden yorumlama olanağı sağlayan göstergebilimsel yöntem kullanılarak, metinde ana karakterin eylem çizgisi, dörtgenlerle ortaya konmuştur.ANAHTAR SÖZCÜKLER: Suç, ceza, pozitif hukuk, ideal hukuk

19. yüzyılAdaletHugo, Victor+5
Sevra Fırıncıoğulları
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni sağ ve siyasal İslam: AKP örneği

Yirminci yüz yılın son çeyreği dünyada yeni bir dönemin başlangıcıdır. Bu döneme damgasını vuran olaylar, Sovyetler Birliğinin çöküşü, Soğuk Savaşın sona ermesi, Berlin Duvarının yıkılması, neo-liberalizmin iktidarının dünya çapında yayılması olduğu kadar dünyanın bütün dinlerinde ortaya çıkan bir yeniden siyasallaşma olgusu da olmuştur. 1973'te yaşanan petrol krizi ve buna bağlı olarak derinleşen ekonomik kriz Keynesyen ekonomi politikaların sorgulanmasını da gündeme getirmiştir. Krizden çıkış arayışlarında liberal politikalara yeniden dönmek önemli bir alternatif olarak ön plana çıkmıştı. Ekonomik alandaki liberalizm toplumsal anlamda bir çeşit muhafazakârlıkla birleşmiş ve ortaya bir `Muhafazakâr devrim' çıkmıştı. Bu gelişmeler yeni sağ ve neo-liberal ekonomik politikalar olarak formülleştirilmiştir. Türkiye'de yeni sağın ve Muhafazakârlığın temsilciliğini bir dönem ANAP yapmıştır. En son temsilcisi olan AKP'dir ve bu öğeleri programına taşıyarak 2001'deki siyasal ve iktisadi krizin de etkisiyle büyük bir atılım gerçekleştirmiştir.1970 sonrası siyasal İslam'ın siyasetteki rolü artmış ve bu durum Ortadoğu'yu etkilediği gibi Türkiye'deki İslami kesimi de cesaretlendirmiştir. 1980'lerle kendini belirgin bir biçimde gösteren İslamcılık, 1990'lı yılların ortalarından itibaren seçimlerde önemli gelişme kaydetmiştir. Siyasal İslam'ın Türkiye siyasetindeki etkisi 28 Şubat süreciyle kesintiye uğramış olsa da, 3 Kasım (2002) ve beş yıl sonra yapılan 22 Temmuz (2007) seçimlerinde AKP'nin elde etmiş olduğu oy oranı bu süreci yepyeni boyutlara taşımıştır.Son on yılda ülkemiz siyasetine damgasını vuran AKP, bir yandan `muhafazakâr demokrat' kimliği diğer yandan uygulamış olduğu yeni sağ politikalarla iki seçimde de oylarını artırmıştır. Bu sonuçlar medyada, akademide ve çeşitli kesimlerce yıllarca tartışılmış ancak özellikle iktidar yıllarında yurttaşın AKP hükümetini nasıl algılandığı ve ana ekonomik politikalarını nasıl değerlendirdiği konusundaki ampirik araştırmalar yok denecek kadar sınırlı kalmıştır. Bu çalışmada AKP'nin 10 yıla yaklaşan hükümet yıllarına uygulamış oldukları ekonomik, siyasal, din ve laiklik gibi temel politikaların seçmenler tarafından nasıl algılanıp yorumlandığı ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Adalet ve Kalkınma PartisiDinDin-siyaset ilişkileri+3
Uğur Pelin Oğuş
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Yapı ve fail ilişkisinden hareketle ataerkil ideoloji ve toplumsal cinsiyet etkileşimini anlamak

Bu çalışmanın temel amacı, toplumdaki güç ve egemenlik ilişkileri içinde bireyin direnme gücüne, özgürleştirici potansiyeline vurgu yapan teorileri toplumsal cinsiyet temelinde incelemek ve bu teoriler içinde kadının, ataerkil düzen karşısındaki konumunda aynı direnme olasılığını koruyup korumadığını irdelemektir.Feminist teorinin tarihsel gelişimine bakıldığında düalist bakış açısının egemen olduğu, kadın/erkek ikiliğinin baskın çıktığı görülmektedir. Bu çalışmada, ikilikler, ayrımlar yaratmak yerine, toplumsal cinsiyetin içinde taşıdığı değişme ve direnme ihtimallerini, toplumsal cinsiyet ile ataerkil ideoloji arasındaki karşılıklı etkileşimi ön plana çıkaran bir bakış açısı benimsenmiştir. Yapı ve fail çözümlemeleri ataerkil ideoloji ve toplumsal cinsiyet etkileşimini anlamak açısından çok önemli bir hareket noktası olmaktadır. Ataerkil ideoloji ve toplumsal cinsiyet etkileşiminde faillik anlayışını ön plana çıkarmak, bir yandan ataerkil ideolojinin kadın ve erkeği baskı altına alan, sınırlayan ve çoğu zaman içselleştirilen yönlerine vurgu yaparken bir yandan da toplumsal cinsiyetin içinde taşıdığı özgürlük, değişim potansiyeline işaret etmektedir.Çalışma süresince, toplumsal cinsiyet konusunda gücün değişken yapısını ve karşılıklı etkileşimini vurgulayan bir bakış açısı benimsenecek; ataerkil ideolojinin sadece kadını baskı altına alan, engelleyen bir yapıya sahip olmadığı, erkeği de içine alan bir süreçte işlediği göz önünde bulundurulacaktır.Konunun gündelik hayat üzerinden ilerlemesi kuramsal çözümlemelere ek olarak bir uygulama alanı gerekliliğine işaret etmektedir. Çalışmanın uygulama alanı fotoğraf çözümlemeleri üzerine şekillenmektedir.

AtaerkilCinsel kimlikEgemenlik+4
Ayben Soner
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kapitalist devlet ve kentsel mekânın dönüşümü: Stratejik-ilişkisel yaklaşım açısından Harvey ve Castells'in kent kurmları üzerine eleştirel bir inceleme

Tarihsel süreç içerisinde kentsel mekân sermaye birikim süreci ve devlet müdahaleleri çerçevesinde üretilmiş, dönüştürülmüş ve yeniden üretilmiştir. Bununla beraber, kentsel mekân kapitalizmin gelişme sürecinde ekonomik, siyasal ve toplumsal çelişkilerin başlıca dolayımlarından biri hâline gelmiştir. Buradan hareketle bu çalışmada, ekonomi-politiğin eleştirisi kentsel mekânın örgütlenme süreci çerçevesinde ele alınmaktadır.Bu çalışmanın ilk bölümü olan ?Kapitalist Devlet Kuramı? adlı bölümde kentsel mekânın örgütlenmesinde devletin rolünü anlayabilmek için teorik bir çerçeve oluşturmak hedeflenmiştir. Bu teorik çerçeve stratejik-ilişkisel bir yaklaşım olacaktır. İkinci bölüm, ?Kapitalist Çelişkilerin Yoğunlaştığı Alanlar Olarak Kentsel Mekânlar? başlığını taşımaktadır ve bu bölümde radikal kent kuramları stratejik-ilişkisel bir çerçeveden ele alınmıştır.ANAHTAR SÖZCÜKLER: kapitalist devlet, kentsel mekân, stratejik-ilişkisel yaklaşım, radikal kent kuramları

Castells, ManuelDevlet müdahalesiHarvey, David+7
Funda Sönmez
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Popüler kültür-televizyon ilişkisi üzerine bir değerlendirme

AL ERDEM AKGÜL; POPÜLER KÜLTÜR-TELEV ZYON L ŞK SÜZER NE B R DEĞERLEND RMEÖZETBu çalışmada günümüzün güncel konularından olan popüler kültür olgusu ileonun kitle iletişim araçlarından televizyon ile olan ilişkisi ele alınmıştır. Gündelikhayatın her alanında göze çarpan ve özellikle iş dışı zamanda insanları eğlendirmeyedönük olan popüler kültür ile en etkin, yaygın kitle iletişim aracı olan televizyonilişkisi üzerine bir değerlendirme yapılmıştır.Çalışma konusu, beş bölümde ele alınmıştır. Birinci bölümde, çalışmanınmetodolojisi açıklanmıştır.kinci bölümde, popüler kültür kavramı ve onun yakından ilişkili olduğukavramlar tanımlanmış, temel özellikleri belirtilmiştir. Popüler kültür gündelikyaşamın kültürüdür. Popüler kültür genelde çalışma hayatının dışında yer alanfaaliyetleri kapsamaktadır ve insanları eğlendirmeye yöneliktir. Popüler kültürteknoloji tarafından yaratılmaktadır. Başta televizyon olmak üzere diğer kitle iletişimaraçları ile popüler kültür öğeleri, ürünleri üretilmekte ve yayılmaktadır. Popülerkültür, bir `kullanım' ve `tüketim' kültürüdür; aynı zamanda da belli bir hayattarzının ideolojik olarak yeniden üretilmesinin ön koşullarını sağlamaktadır.Üçüncü bölümde, popüler kültüre yönelik temel yaklaşımlar ele alınmıştır.Popüler kültür olgusuna yönelik olumlu ve olumsuz bakış açıları üzerinde durularak,bu olgunun daha geniş bir perspektiften incelenmesine çalışılmıştır.Dördüncü bölümde, popüler kültürün kitle iletişimiyle ilişkisi ele alınmıştır.Kitle iletişimi ve kitle iletişiminin işlevleri tanımlanıp, belirtilmiş ve kitle iletişimaraçları ile özellikle de `televizyon' ile `popüler kültür' arasındaki bağ üzerindedurulmuş ve güncel bazı önemli örnekler sunulmuştur. Popüler kültürünbütünleyicisi ve devamlılık koşulu olan televizyon, günümüzün en önemlienformasyon kaynaklarındandır. Televizyon aracılığıyla topluma ulaşan ve toplumunkitleye dönüşmesinde etkili olan popüler kültür ürünleri yaşamın her yerindedir.Son bölümde ise, çalışmanın genel değerlendirmesi ile sonuç ve öneriler yeralmıştır.Sonuç olarak, popüler kültür gündelik hayatın kültürüdür ve televizyon dagündelik hayatın ritmi üzerinde etkilidir. Televizyon, popüler kültürün temel taşıyıcıve yayıcı aracıdır. Popüler kültür ürünlerinin niteliği sorgulanmalı ve kültürelortamın daha kaliteli, rafine olabilmesi için gerekli önlemler ivedilikle alınmalıdır.

Ali Erdem Akgül
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Yapısalcı ve post-yapısalcı sosyal teoride dil (Sosyal teoride bir model olarak dil)

20. yy.daki entelektüel gelişimin en belirgin özelliği, insanlığı, toplumsal tarihi ve toplumun nasıl işlediğinin yasalarını anlamak amacıyla dil çalışmalarının kullanılmasıdır. Dil çalışmaları, sosyal teoride özellikle 1960'lar ve 1970'lerde etkili olmaya başlamıştır ve dil günümüzde de sosyal teorinin önde gelen tartışma konularından biri olmayı sürdürmektedir.Dil/gerçeklik tartışmaları yapısalcılık ve post-yapısalcılığın üzerinde yoğunlaştıkları temel konulardan biridir. Yapısalcılık ve post-yapısalcılığın dile ilgisi, günümüz sosyal teorisinin `gerçek' algısındaki değişimi gözler önüne sermesi anlamında da dikkat çekicidir. Bu çalışmada özellikle insanbilimlerinde 20. yy'da dile yönelik yoğun ilginin nedeni ve geçirdiği dönüşüm, ?gerçekliğin dilbilimsel modelinin kurulması? olarak görülen yapısalcılığın dile bakışı ve ?gerçekliğin ele geçirilemez bir şey? olarak görüldüğü post-yapısalcılığın dil yaklaşımı çerçevesinde verilmeye çalışılmıştır.ANAHTAR SÖZCÜKLER: Yapısalcılık, Post- yapısalcılık, Sosyal Bilimler, Sosyoloji, Dilbilim, Yapısalcı Dilbilim, Yapı- bozum, Yapısal Analiz, Söylem Analizi

Emine Kotlu
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Geçmişten günümüze kahvehaneler, kahvehanelerin sosyal hayyattaki yeri ve önemi: Aydın merkez örneği

Türk kültürünün simgesi haline gelmiş bir içecek olan kahve özellikle bayramlarda ya da kız isteme törenlerinde bu simgesel yönünü belirgin olarak göstermektedir. Kahvenin geniş bir tabanda rağbet görmesiyle de insanlar bu içecek etrafında `sosyalleşmeye başlamış' ve 16. yüzyılda toplumsal bir kurum olarak kahvehanelerin ilk örnekleri yaygınlaşmaya başlamıştır. İlk açıldığı zamanlar kahve içilen yer olmasıyla bir tüketim mekânı olan kahvehaneler zaman içerisinde toplumsal gereksinimlerin karşılandığı yerler haline dönüşerek sohbet, eğlenme, dinlenme, haberleşme ve bilgilenme mekânı olarak birçok işleve aracılık etmiştir. Toplumsal yapıyla bütünleşen kahvehaneler, tarihte görüldüğü üzere siyasî ve dinî anlamda en çok tartışılan ve hakkında çeşitli fetvalar çıkartılan bir kurumdur. Buna rağmen varlığını koruması kahvehanelerin bir araştırma konusu olma yönünden çekiciliğini ve önemini arttırmaktadır.Geçmişte olduğu gibi günümüzde de Türkiye'nin geleneksel kurumlarından biri olan kahvehaneler, sosyal yaşamda hâlâ önemli bir yere sahiptir. Bu yüzden çalışma kahvehaneleri hem artsüremli hem de sosyolojik açıdan incelemeyi amaçlamaktadır. Önemli bir vurgu da kahvehanelerin kitlelerin eğitimi açısından önemli bir kamusal alan olduğu düşüncesidir.

KahveKahvehanelerSosyal mekan+2
Selin Şahbaz
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Kadının siyasal katılımı bağlamında partilerin kadın kollarının sosyolojik açıdan değerlendirilmesi

Dünyada kadınların siyasal alanda erkeklerle esit haklar elde etmek için yaptıkları iki yüz yıllık mücadele onların seçme ve seçilme haklarını kazanmalarını sağlamıssa da siyasetin eril yapısını değistirmeleri çok da mümkün olmamıstır. Siyaseti erkeğin alanı olarak kabul eden erkek egemen zihniyetin kalıpları içinde kazanılan bu haklar büyük ölçüde hukuksal alanda biçimsel kalmıs ve uygulamada istenilen olumlu sonuçlara ulasılamamıstır. Bu çalısma, siyasal katılım içerisinde kadının konumunun ve Türkiye'de kadının siyasal katılımının anlasılabilmesi için siyasi partilerin kadın kollarının durumunun ve bu kuruluslarda görev alan kadınların bakıs açılarının arastırılması gerektiği fikrinden hareket etmektedir. Bu nedenle arastırmanın temel amacı siyasal katılım araçlarından biri olan kadın kollarının hedeflerini, etkinliklerini tespit etmek ve yeterliliklerini sorgulamaktır. Buna ek olarak kadın kollarında görev alan kadınların kadın sorununa ve siyasal katılıma iliskin yaklasımları ve aynı zamanda kadın temsili konusundaki düsünceleri ortaya konmaya çalısılacaktır. Bu arastırmanın bir diğer amacı da partinin sahip olduğu kadın politikası (varsa) ile o partinin kadın kollarının hedefleri ve faaliyetleri arasındaki iliskiyi incelemektir.

Yonca Altındal
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Yanlış bilinçten sona giden yolda ideolojinin serüveni tarihin ve ideolojilerin sonu tartışmalarının sosyolojik zemini üzerine bir analiz

Kökeni 18. yüzyıl Fransız Aydınlanmasına dayanan `ideoloji' kavramı, bu yüzyılın sonunda başlangıçta sahip olduğu `düşünce bilim' anlamını kaybederek siyasal bir içerik kazanır. Bu gelişmenin ana sebebini, Napolyon'un kendilerini `ideolog'lar olarak da adlandıran Aydınlanma Filozoflarına, iktidara gelmeden önce vermiş olduğu desteği kesmesinde bulabiliriz. İdeoloji kavramını siyaset biliminin önemli konularından birisi yapan K. Marx'tır. Fransız Aydınlanmacılarından sonra kavram üzerinde ilk ciddi tartışmayı yapan Marx ideolojiyi; `yanlış bilinç' olarak değerlendiren ilk düşünürdür. Fakat kavramın serüveni `yanlış bilinç' ile sınırlı kalmayıp, özellikle 1960'larda D. Bell tarafından `sınıfın sonu', 1989 yılında da F. Fukuyama tarafından `tarihin sonu' biçiminde yeni bir içerikle tekrar ortaya çıkar.Özellikle 20. yüzyılın sonlarında yoğun bir biçimde gündeme gelmiş olan `ideolojinin veya tarihin sonu' tartışmalarının sosyolojik bir analize ihtiyaç duyduğu açıktır. Bu çalışmada ela alacağımız başlıca konular:i)`ideolojinin veya tarihin sonu' tartışmaların ortaya çıktığı anda `toplumsal bağlamda ne tür gelişmeler yaşanıyordu?'ii)ya da `bu düşünürleri böyle düşünmeye sevk eden olaylar nedir?',iii)`bu tür tartışmaların kendi içinde haklılık payı var mıdır?'iv)21. yüzyıl gerçeğinden `ideolojinin sonu' düşüncesine alternatif olan düşünce yapıları mevcut mudur?Bu nedenle çalışmada; bir yandan 1960'lardan günümüze kadar olan süreçte `ideolojinin sonu' düşüncesini gündeme getiren gelişmeler sosyolojik bağlamda değerlendirilirken, diğer yandan `21. yüzyılda ideolojilerin sonu geldi mi?' sorusuna yanıt aranmaya çalışılacaktır.Tez beş bölümden oluşmaktadır: birinci bölümde, çalışmanın metodolojisi yer almaktadır.İkinci bölümde, 1789 Fransız Devrimi'nin hemen sonrasında ortaya çıkan `düşünce bilim' anlamında ideoloji kavramının kökeni açıklanmakla birlikte, ideolojinin bu ilk anlamından uzaklaşarak nasıl siyasal bir içerik kazandığı üzerinde durulmaktadır.Çalışmanın üçüncü bölümünde önce J. W. F. Hegel ve K. Marx'ın tarih ve toplum anlayışlarında, gizli bir yerde duran `tarihin veya ideolojinin sonu' tartışması yer almaktadır.Çalışmanın dördüncü bölümünde Tracy'nin kavramı kullanış biçiminden tamamen farklı olacak şeklide özellikle, Daniel ve F. Fukuyama tarafından ortaya atılan `ideolojinin veya tarihin sonu' tartışmasının ne ifade ettiği açıklanmaya çalışılacaktır. Daniel Bell'e göre, özellikle günümüz Batı dünyasında etik ve ideolojik sorunların öneminin azalmasıyla, insanlar ve topluluklar özellikle maddi kazanımların peşinden gitme eğilimi içine girmişlerdir. Böylece ona göre, 19. yüzyılda varolan keskin sınıf mücadelesi ortadan kalkarak `sınıfın sonu' anlamında ideolojilerin sonu gelmiştir. Son olarak da ideolojinin sonu tartışması Fukuyama'nın görüşlerinde karşımıza çıkar. Fukuyama'ya göre, insanlık ideolojik evriminin son noktasına, insan yönetiminin en son biçimini temsil eden liberal devlet ile ulaşır. Ona göre `tarihin sonu' kapitalizm ve demokrasiyi şekillendirmesi bakımından modernliğin dünya çapındaki zaferi üzerine kuruludur.Çalışmanın son bölümünde, 21. Yüzyılda Alternatif İdeoloji Arayışları üzerinde durulacaktır.

Mazude Temirkaynak
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Aydın örneğinden hareketle göç ve kentle bütünleşme: Kemer ve Osman Yozgatlı mahalleri üzerine karşılaştırmalı bir araştırma

Türkiye'de 1950'li yıllarla birlikte başlayan büyük kentlere yönelik göç dalgaları, bu kentlerde büyük sorunların yaşanmasını da beraberinde getirmiştir. En önde gelen sorunlar ise özellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirler başta olmak üzere kent yapısı, kentsel yaşam düzeyi ve kentle bütünleşememiş kenar mahalleler gerçeğidir. Bu durum bugün Türkiye'de kentte yaşayan ama kentli olmayan kitlelerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.Yaşanan yoğun göçlerin neticesinde, bugün Türkiye'de çokça tartışılan bir konu haline gelen ?göçmenlerin içe kapanan gruplar haline geldiği? tezi çokça tartışılacaktır. ?Kentlerimiz kutuplaşmaların yaşandığı yerler mi yoksa kurumsal yapılar üzerine örülmüş, uluslaşmış kominal yaşam alanları mı olacak??Bu araştırmada amaçlanan, göç eden kitlelerin kentle bütünleşen ve bütünleşemeyen bireylerini karşılaştırarak aralarında sosyal, ekonomik, kültürel vb. konularda farklılıkların neler olduğunu belirlemeye çalışmaktır. Kentle bütünleşen bireylerin bütünleşme sürecinde hangi aşamalardan geçtiği, bütünleşemeyen kitlelerin bu aşamaları neden geçemediği; belirlenmiş olan iki ayrı örneklem grubundan hareketle ortaya konmaya çalışılmıştır.ANAHTAR SÖZCÜKLER:Göç, kentleşme, bütünleşme, kentle bütünleşme/bütünleş(e)meme, kentsel ayrışma, getto.

Kadir Şahin
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal bütünleşme ve kimlik bağlamında Türkiye'deki balkan göçmenleri üzerine bir değerlendirme (İzmir'den bir örneklem)

Türkiye iç ve dış göç süreçleri bakımından değerlendirildiğinde hem tarihsel hem de sosyal ve kültürel bir tecrübeye sahip bir ülke durumunda olduğu görülecektir. Bu tezde odaklanılan gruplar Türkiye'ye çeşitli dönemlerde `Balkan ülkelerinden göç etmiş' olan gruplardır. İçinde yaşadıkları ülkeye beraberlerinde getirdikleri ve aynı zamanda yeniden ürettikleri kültür, gelenek, örf-adet ve dil (şive farklılığı) gibi değerlerinden dolayı göçmenler göze çarpmakta, bu yönde kimlik ve aidiyet çatışması, kuşaklararası değer çatışması vb. şeklinde kendini gösteren birtakım sorunların yaşanıp yaşanmadığı veya hangi boyutlarda olduğu ilgi konusu olmaktadır. Dolayısıyla, bu mesele `göç, bütünleşme, kimlik, aidiyet' bağlamında irdelenmiştir.Bu noktadan hareketle, araştırmaya, Balkan ülkelerinden Türkiye'ye çeşitli göç dalgalarıyla farklı tarihlerde göç etmiş olanların yoğun olarak yerleştirildikleri (yerleştikleri) bölgelerden biri olan İzmir-Bornova'daki (Altındağ, Yeşilova ve Çamdibi bölgelerindeki) Balkan göçmenleri esas alınmıştır. Kısaca, araştırma Bulgaristan, Yunanistan ve Yugoslavya'dan (Boşnak) Türkiye'ye gelmiş olan ve Altındağ, Yeşilova ve Çamdibi bölgelerinde yaşayan göçmenleri kapsamaktadır. Alan çalışması sonucunda, göçmenlerin kimlik algısı, aidiyet oluşumları ve bunlara ilişkin söylem biçimleri; yaşadıkları deneyimler; topluma katılma ve bütünleşme düzeyleri; ekonomik, sosyal ve kültürel özellikleri konusunda tespitler yapılmıştır.Araştırma sonuçları ortaya çıkarmaktadır ki, Balkan göçmenleri, yerli grup ve diğer göçmen gruplarından farklı bazı sosyo-kültürel dokular taşımalarına rağmen Türk toplumuna uyum sağlama ve bütünleşme açısından fazla bir güçlük yaşamamaktadırlar. Bunda, dil, din, kültürel değerler gibi sosyo-kültürel örüntülerde çok temel bir farklılığın olmaması önemli bir etken olarak ortaya çıkmaktadır. Balkanlar'dan gelen Türk ve Müslüman göçmenler Türkiye'ye göç etmelerinin esası olarak Türk ve Müslüman olmalarını ve Türkiye'nin gerçek `anavatan'ları olmasını göstermektedirler. Bu anlamda, Balkan göçmenlerini tam bir dış-göç hareketi kapsamında değerlendirmek veya yabancı göçmen kategorisine sokmak mümkün değildir. Elde edilen veriler, göç edenlerin Türkiye'de görece hem ekonomik hem de manevi yönden tatmin olduklarını ve beklentilerinin karşılandığını ortaya koymaktadır. Buna ek olarak, ortak bir kültürel kökenin de varoluşu göçmenlerin Türk toplumuna uyumunu/bütünleşmesini kolaylaştırmaktadır. Sonuç olarak, Türkiye'nin Balkan göçmenleri açısından çift yönlü bir doyum sağladığını söylemek mümkündür.ANAHTAR SÖZCÜKLER:Göç, Sosyal Bütünleşme, Kimlik, Aidiyet

Serdar Ünal
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Alvin Ward Gouldner'ın eleştirel sosyolojisi üzerine bir inceleme

İlk dönem çalışmalarını sanayi sosyolojisi alanında yapan Gouldner, 1960'lardan sonra sosyal teorilerin teorisine yönelerek Platon'dan Weber'e, Parsons'tan Marx'a kadar birçok sosyal teorisyenin eleştirel yeniden okumasını gerçekleştirmiştir. Bu anlamda Gouldner'ın eleştirel sosyolojisini temelde sosyal teorilerin teorisi karakterize eder. Ancak Gouldner'ın sosyal teorilerin teorisine yönelmesi esas itibariyle `sosyolojinin sosyolojisi'ne bağlılığının bir parçasıdır. Gouldner tek bir `sosyolojinin sosyolojisi' olduğuna inanmadığı için kendi görüşünü `refleksif sosyoloji' olarak adlandırır. Sosyolojik girişimin olgunlaşması için gerekli bir koşul olan refleksif sosyoloji Gouldner'ın eleştirel sosyolojisinin en ayırt edici unsurudur. Gouldner refleksif sosyolojiyle, bir adım geri giderek entellektüel yaşamın sadece görünürdeki kabullerini değil, onun alt-yapısında gömülü olan kabulleri de ortaya çıkarmaya çalışır. Sosyolojinin karakterine ilişkin ontolojik bir tahlille Gouldner, sosyologun kim ve ne olduğu ve onun hem toplumsal rolü hem de kişisel praksisinin bir sosyolog olarak çalışmasını nasıl etkilediğini göstermeye çalışarak, sosyologun kendi farkındalığını derinleştirmeyi, dolayısıyla eş zamanlı olarak diğer insanları ve onların toplumsal dünyalarını daha iyi anlayabilen bir sosyolojiyi amaçlar.

Berivan Binay
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

1980 sonrası İzmir'de Alevi örgütlenmeleri ve bu örgütlerin Alevi kimliği açısından önemi

1980 sonrası İzmir'de yer alan Alevi örgütlenmelerinin amaçları, önemleri ve faaliyetleri ile bu örgütlerin Alevi kimliğinin korunması ve yeniden üretilmesi süreçlerindeki işlevlerini konu alan araştırmamız sosyolojik bir alan araştırmasıdır. Yapılan araştırmada son yirmi yılda ortaya çıkan çeşitli Alevi örgütlerinin, Alevi kimliği üzerindeki etkileri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Bu amaçla İzmir ili içinde bulunan bazı Alevi örgütlerinin işlevleri, amaçları, özellikleri ve tüzükleri araştırılmıştır. Alevilerin kendi kimliklerini tanımlama, yaşama ve yaşatmada bu derneklerin ne tür işlevler üstlendikleri ve derneklerin bu konuda ne gibi faaliyetlerde bulundukları yapılan katılımlı gözlem ve uygulanan anketlerle saptanmıştır. Alevi örgütleri konusundan önce, Alevi kimliğinin tanımlaması amacıyla öncelikle çeşitli kimlik türlerine değinilmiş ve sonuç olarak Alevi kimliğinin kültürel bir kimlik olduğu tezi savunulmuştur. Ayrıca araştırmada kentleşmenin Alevi kimliği üzerindeki etkileri de belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçlardan yola çıkılarak İzmir'de yer alan, Pir Sultan Abdal Kültür ve Tanıtma Derneği, Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği ile Cem evlerinde yapılan katılımlı gözlemler ve anket çalışması ile bu örgütlerin betimsel analizleri sunulmuştur. Elde edilen veriler SPSS 9.0 programı ile değerlendirilip yorumlanmıştır. Yaptığımız araştırma, kavramsal çerçeve, araştırma yöntemi ve araştırma bulguları olmak üzere üç bölümden oluşmuştur.

Serap Bahadır
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Michel Foucault'nun sosyal bilim anlayışı ve metodolojisi

Bu çalışma, klâsik sosyal teoride olduğu kadar, günümüzde de sosyolojik teorinin inceleme konusunu şekillendiren iki temel amaçla ilgilidir. Birincisi, genelde bilgiye, özelde tarihsel bilgiye bilimsel bilgi kategorisi kazandıran ilkeleri farklı bir perspektifle değerlendirmek; ikincisi, kaynağı uzun bir geçmişe dayanan ve hâlâ çözüme kavuşturulamayan sosyal bilimlerde yöntem tartışmasına katkıda bulunmaktır.Bu çalışma, birbirini tamamlayan üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, alternatif bir bakış açısı geliştiren Fransız filozof ve tarihçi Michel Foucault'nun düşüncelerinin kökeni ve bağlamı hakkında genel bir değerlendirme sunar. Sonraki bölüm, Foucault'nun sosyal bilimlerde yöntem konusunda geliştirmiş olduğu teorik fikirlerin bir bakıma hazırlayıcısı olan kavramları içerir. Son bölüm ise, Foucault'nun sosyal bilimlerin sahip olması gereken misyon ile sosyal bilimcinin araştırmalarında izlemesi gereken ilkelerin bir betimlemesinden oluşmaktadır.Sonuç olarak, Foucault'nun geliştirmiş olduğu ?sosyal bilimlerde sıkça başvurulan? kavramlar envanteri ve bu kavramların parçasını oluşturdukları metodolojik sistem, sosyal bilimlerde yöntem vurgusuyla hem teorik hem pratik anlamda alternatif bir anlayışı simgeler.

Hasan Güven
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Yoksullukla mücadelede sivil toplum kuruluşlarının yeri ve önemi: İzmir'deki yoksullara yardım dernekleri üzerine bir çalışma

Küreselleşme sürecinde sosyal politika kavramı ve uygulamalarındaki değişim nedeniyle ortaya çıkan boşlukta, sivil toplum kuruluşlarının yeni fonksiyonları üzerine odaklanılmış ve bu alanda ulusal ve uluslararası düzeylerde ortaya çıkan ihtiyacın sivil toplum kuruluşları tarafından karşılanabilirliği araştırılmıştır. Bu tez, küreselleşme sürecinde, yoksulluk kavramını neo-liberal politikaların nasıl etkilediği çerçevesinde incelemiştir.Türkiye'de kökleri 1940'lara dayanmasına karşın, özellikle 1980'li yıllardan sonra büyük bir gelişim gösteren sivil toplum kuruluşları sosyal yaşamda etkili özne olmaya başlamışlardır. 1980'lerden sonra dünyada yaşanan neo-liberal dönüşümler, Türkiye'yi ciddi anlamda etkilemiştir. Çalışmamızın temel amacı, 1980'lerde güçlenen STK'lerin yoksulluğa bakış açısını değerlendirmektir. Bunun için sivil toplum kavramına, Türkiye'de sivil toplumun gelişimine ve İzmir'de faaliyet gösteren derneklere genel olarak değinilmiştir.ANAHTAR SÖZCÜKLER: Küreselleşme, neo-liberalizm, STK ve yoksulluk.

KüreselleşmeSivil toplum örgütleriYoksulluk
Süniye Şen
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Göç sürecinde kadın: Aile içi konumu üzerine bir araştırma

Türkiye'de özellikle 1950li yılların sonunda büyük kentlere başlayan göç dalgaları, kentlerde pek çok karmaşık sorunlar yaşanmasını da beraberinde getirmiştir. Kentlerde özellikle kentsel yaşam, kent yapısı ve kentlerle bütünleşememiş kenar mahallelerin büyük kentler için büyük sorun olarak ortaya çıkması hızla artan göçlerin en önemli sonuçlarındandır.Bu araştırmada amaçlanan özellikle göç sürecinde kadının aile içindeki statüsünde değişiklik olup olmadığı, eğer bir değişiklik varsa hangi yönde olduğunun ortaya konması amaçlanmıştır. Günümüz Türkiye'sinde en çok ilgisini çeken konulardan `kadın ve göç' araştırmamızda incelenecek ve kadının göç sürecinde statü değişikliği yaşayıp yaşamadığı ve kadının aile içindeki konumu Diyarbakır'dan iki ayrı örneklem grubundan hareketle ortaya konmaya çalışılacaktır.

Arife Yılmaz
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yönetimlerin kentsel dönüşüm projelerine katılım: Kadınların bakış açısından İstanbul/Tarlabaşı'ndaki uygulama üzerine bir araştırma

Türkiye'de kentleşme literatürü incelendiğinde özellikle gecekondulaşmanın yarattığı sosyal, siyasal ve ekonomik sorunların tespitine yönelik araştırmaların farklı disiplinlerin önemli çalışma alanlarından birini oluşturduğu görülmektedir. Bununla birlikte bu sorunların çözümüne yönelik olarak son yıllarda bazı büyükşehir belediyelerinin yürüttüğü projeler dikkat çekmektedir. Bunların başında `kentsel dönüşüm projeleri' gelmektedir ve bu projeler sadece gecekondulaşma değil gecekondu olgusunun beraberinde getirdiği diğer sorunlara da bir çözüm olarak görülmektedir.Ancak bu araştırma, projelerin uygulanmasında iki önemli hususun göz ardı edildiğini savunmaktadır. Birincisi; sosyal değişimi içermeyen bir dönüşüm projesinin sadece fiziksel bir değişim yaratacağı ve sosyal dönüşümü gerçekleştirmede başarısız olacağıdır. İkincisi de bu projelerin başarıya ulaşabilmesinde halkın katılımının sağlanmasının çok önemli bir unsur olduğudur. Çünkü insanların yaşam alanlarında yapılacak değişimleri bundan etkilenecek olan bireylerin bilgisi ve katılımı dışında gerçekleştirmeye çalışmak belli bir direnişe ve projelerin başarısızlığına yol açabilecektir. Kentsel dönüşüm projelerinden etkilenecek olan en önemli grup aslında kadınlardır. Çünkü kadınların yaşamı büyük ölçüde ev ve çevresiyle sınırlıdır. Bu nedenle yerel yönetimler ürettikleri politikalarda özellikle kadınların düşünce ve taleplerini göz önünde bulundurmalıdır.Bu araştırmanın temel amacı, kentsel dönüşüm projesinin uygulanacağı alanlarda yaşayan kadınların bu projeye bakış açılarından ve kendi hayatlarını nasıl etkileyeceği ile ilgili düşüncelerinden hareketle yerel yönetimlerin toplumsal cinsiyet faktörünü ve katılımı dikkate alan bir politikaya sahip olup olmadıklarını incelemektir. Ayrıca kentsel dönüşüm için fiziksel mekânın değişiminin yeterli olup olmadığı, gerçek anlamda bir kentsel dönüşüm sürecinde kadının konumunun irdelenmesi hedeflenmektedir. Bu çerçevede İstanbul'un Tarlabaşı semtinde bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir.

Kadın olgusuKadınlarKent planlama+6
Deniz Çelik
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

İnternet ve söylentiler

Çinde bulundugumuz yüzyıl, yaygın bir korku ve kaos ortamının yasandıgı birdönem olarak karsımıza çıkmaktadır. Bunun yanında bilgiye erisimin ve iletisimingeçmis yüzyıllara oranla çok daha kolay ve hızlı oldugu da bilinmektedir. nsanlarınbilgiye erismeleri ve iletisim kurmaları özellikle internet aracılıgıyla interaktif birsekilde bu kadar kolayken, özellikle de internette e-postalar aracılıgıyla yayılansöylentilerin varlıgını nasıl açıklayabiliriz? Bu söylentiler, toplumsal anlamda artarakalgıladıgımız güvensizlik, risk ve korkuların Internet aracılıgıyla yayılmasının birtezahürü olarak yorumlanabilir mi? Bu söylentiler aslında bize neleri anlatmaktadır?Arastırmamızda bu gibi sorulara cevaplar aranmaya çalısılmaktadır.

KaosSöylentilerİletişim araçları+1
Sevgi Görkey
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Etkileşim ritüeli zincirleri kuramı bağlamında milliyetçi ritüellerin incelenmesi

Modernleşmeyle birlikte, dinin ve dinsel unsurların toplumsal yaşamda eski belirleyiciliğini kaybetmesi ve bu durumun yaşattığı boşluk artık günümüzde çeşitli kurumlar tarafından doldurulmaktadır. Birlik ve beraberliğin yarattığı güç toplumsal yaşamda ilk olarak Tanrı biçiminde tezahür etmiştir. Toplumlar Tanrı için gerçekleştirilen ritüeller aracılığıyla üyeleri arasındaki bağları güçlendirmişlerdir. Modern yaşamla beraber toplumsal hayata birey yeni bir kutsal olarak eklemlenmiş ve ritüeller artık onun benliği etrafında şekillenmeye başlamıştır. Modernleşme bireyleri artık dinin bir müridi olmaktan çıkarmış ve çeşitli grupların üyesi kılarak toplumsal düzeni, birlik ve beraberliği o gruplarda yaratılan kutsallar etrafında gerçekleştirilen ritüeller aracılığıyla kurmaya başlamıştır. Bu ritüeller yine dinsel ritüellerdeki gibi bir kutsal etrafında üyelerini bir araya getirerek, belirli ritüel hareketler ve semboller üreterek toplumu yeniden ve yeniden üretmektedir.Bu bahsedilen durumun modern yaşamda en iyi örneklerinden biri milliyetçilik olgudur. Bu bağlamda çalışmanın amacı, milliyetçi ritüellerden yola çıkarak ritüelleşme olgusunu irdelemektir. Bu amaçla Aydın İli Milliyetçi Hareket Partisi üyeleriyle bir alan araştırması yapılmıştır.

AydınCollins, RandallEtkileşim+6
Ummuhan Aslan
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de Avrupa Birliği uyum sürecinde kadın erkek eşitliği bağlamında medeni kanunda yapılan değişiklikler üzerine bir değerlendirme

Bu çalışma, Türkiye'de kadın erkek eşitliği bağlamında yapılan düzenlemelerin hangi koşulların etkisiyle gerçekleştiğini ortaya koymayı amaçlayan sosyolojik bir çözümlemedir. Çalışma konusu itibariyle tarih, sosyoloji ve hukuk alanları ile ilgilidir ve amacıyla bağlantılı olarak hukuk sistemi incelenmiş, ardından Türkiye'nin ilk medeni kanunu Mecelle'den bu yana Medeni hukuk alanında yapılan değişikliklerin sosyolojik bir analizi yapılmıştır.Çalışmada; Avrupa Birliği sürecinde gerçekleştirilen anlaşmalar, topluluk programları, raporlar gözden geçirilmiş ve dönemin Türkiye koşullarını ortaya koymaya yönelik bir okuma yapılmaya çalışılmıştır. Ayrıca 1926 Tarihli Türk Medeni Kanunu ve 2001 Tarihli Yeni Türk Medeni Kanunu'nun ilgili maddeleri kadın erkek eşitliği bağlamında yapılan değişiklikler açısından içtihat örnekleri ile karşılaştırılarak tartışılmıştır.Sonuç olarak; inceleme verileri Türk Medeni Kanunu'nda kadın erkek eşitliği çerçevesinde yapılan düzenlemelerin salt Avrupa Birliği sürecinin gereklilikleriyle açıklanamayacağı, toplum yapısındaki sosyal, siyasal, ekonomik koşulların değişikliklere zemin hazırladığı ve gerçekleşenlerin kadın hareketleri, sivil toplum kuruluşlarının da çabaları sonucunda oluştuğunu ortaya koymaktadır. Diğer yandan bu konuda ele alınan Medeni Kanun karşılaştırmaları da; Yargıtay'ın içtihat kararları verirken kadın erkek eşitlik ilkesini göz önünde bulundurduğu ve böylece Avrupa Birliği uyum süreci söz konusu olmadığında dahi Türk Medeni Kanunu'nun çağdaş, yenilikçi, devrimsel bir niteliğe sahip olduğu sonucunu vermektedir.Anahtar sözcükler: Medeni Hukuk, Kadın-Erkek Eşitliği, Avrupa Birliği

Avrupa BirliğiDeğişimEşitlik+6
Sibel Ezgin
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Aydın'ın Çeştepe ve Tepecik yerleşimlerinde yaşayan göçmenlerin uyum süreci üzerine bir değerlendirme

Göç insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Toplumların hayatında her dönemde yer almış ve buna bağlı olarak toplumların kültürlerini de yakından etkilemektedir. Çünkü göç hareketleri, toplumların sosyal yapılarının önemli ölçüde değişmesine ve yeniden inşa edilmesine yol açmaktadır.?Aydın'ın Çeştepe ve Tepecik yerleşimlerinde yaşayan göçmenlerin uyum süreci üzerine bir değerlendirme? konulu tez çalışmasında karma göçün oluşturduğu yerleşimler ele alınmıştır.Göç etmeye karar veren göçmenler kendilerine uygun yeni yerler aramaya başlarlar. Göç eden insanların çoğunluğu, var olan kent merkezlerinin etrafında yeni yerleşim bölgeleri oluşturmuşlardır. Göç hareketlerinin toplumların yapılarını etkilemesi, sosyal bütünleşme sorununu ortaya çıkarmaktadır. Farklı kültürlere mensup topluluklar, göç sonucunda bir araya geldikleri zaman bütünleşerek yeni bir kültür ortaya çıkarırlar.Kentleşme, uygarlığın gelişiminde en önemli süreçlerden biridir. Bu süreç sadece nüfus birikimi değil aynı zamanda, ekonomik, sosyal ve siyasal dönüşümleri de içeren bir olgudur. Kentleşme Türkiye gibi ülkelerde neden-sonuç ilişkisi içerisinde gerçekleşen bir değişimi de ifade eder. Kırsal kaynakların sosyo-ekonomik ve psikolojik açıdan yeterli olmaması, bu değişim sürecinin hızını artırmaktadır.Bu araştırmada Aydın'ın Çeştepe ve Tepecik beldelerinde yer alan kır kökenli bireylerin kentlilik bilinci düzeyleri ve kentlilik bilincine etki eden demografik, sosyal ve ekonomik faktörlerin etkisinin öğrenilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada yas, cinsiyet, medeni durum, meslek, eğitim ve gelir düzeyi, kentte kalış süresi ile ilgili değişkenlerin kentlilik bilinci üzerindeki etkileri incelenmiştir. Mevlana Mahallesi bireylerinden seçilen 200 kişilik örneklem grubu üzerinde 89 soruluk anket formu yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır.

AydınGöçlerGöçmenler+7
Hülya Karakaş Yalap
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kapitalist krizler ve kriz teorileri bağlamında 2008 küresel mali krizi

2008'de finansal piyasalarda patlak veren kriz kısa sürede üretim sektörünü de etkisi altına alarak dünya çapında ciddi kayıpların yaşanmasına sebep olmuştur. Yaşanan maddi kayıpların yanı sıra krizin küresel ekonominin merkezi önemde olan ülkesi Amerika'da meydana gelmiş olması ve akabinde birçok tekel şirketin batması veya batma noktasına gelmesi o zamana kadar egemen olan iktisadi inancı derinden sarsmış, mevcut ekonomik düşünce olan neoliberal anlayış sorgulanmaya başlanmıştır. Bu çalışmanın amacı, etkisi hâlâ süren 2008 Krizi'ni anlamak ve açıklamaya çalışmaktır. Bu doğrultuda, öncelikle krize nasıl yaklaşılması gerektiği ortaya konmuş, sonrasında da krizin tetikleyici sebepleri ve sonuçları değerlendirilmiştir.

Ekonomik kriz 2008Ekonomik krizKapitalist ekonomi+5
Merve Numani
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Eğitimin sosyal işlevleri bağlamında dershaneler (İzmir'den bir örneklem)

Bu araştırmanın konusu, eğitimin sosyal işlevleri bağlamında dershanelerdir. Araştırmanın amacı; değişen eğitim sistemi, sosyoekonomik koşullar, okur-yazar oranının ve yükseköğrenime devam eden kişi sayısının artması sonucunda ortaya çıkan dershanelerin öğrencilerin eğitimi açısından hangi konumda olduğunu irdelemektir. Bu bağlamda şu sorulara cevap aranmıştır: `Öğrencilerin dershane ve okula bakışları nasıldır?', `Dershaneye ve okula bakışları arasında fark var mıdır? Eğer fark varsa hangi noktalarda farklılık oluşmaktadır?'Araştırma iki bölümden oluşmaktadır: İlk bölümde kavramsal açıklamalar ve eğitim tarihi, dershanelerin ortaya çıkışı, dershaneler ile ilgili bilgiler yer almaktadır. İkinci bölümde ise yapılan araştırma sonuçları ve yorumlar yer almaktadır.

EğitimKurslarOkullar+6
Özge Acar
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türk modernleşmesi sürecinde değişen kadın kimliği: Muhafazakâr kadınların kamusal alandaki görünürlüğü üzerine sosyolojik bir değerlendirme

19.yy.'da Osmanlı İmparatorluğu, Batı'da yaşanan düşünsel, siyasal, ekonomik, sosyal ve teknolojik alandaki gelişmelerin etkisi altında, Tanzimat Fermanının ilanı ile birçok alanda yapısal dönüşümler geçirerek, o dönemde Batı-dışı toplumları için kaçınılmaz hale gelen bir modernleşme sürecine dahil olmuş, böylelikle Türk modernleşmesi denen olgu ortaya çıkmıştır. Bu süreç imparatorluk döneminden sonra kurulan Cumhuriyet dönemi ile devam etmiştir. Toplumsal hayatın birçok alanında yaşanan bu değişim ve dönüşümler kadınları da bu sürece dahil etmiş, daha önce eş ve anne rolleriyle sınırlandırılmış olan kadın, modernleşme ile birlikte bulunduğu konumu sorgulayarak toplumsal hayatta farklı bir statü edinmek amacıyla taleplerde bulunmaya başlamıştır. Modernleşme sürecinin Osmanlı döneminde kadın kimliğinin sorgulanması, Cumhuriyet döneminde ise, kadınlara tanınan haklar kadın kimliğinin de bir dönüşüm geçirmesi ile sonuçlanmıştır. Böylelikle kadın ve onun kimliği Türk modernleşmesinin ?temsili? olarak ortaya çıkmış, Türk modernleşmesine özgünlüğünü armağan etmiştir.Cumhuriyet döneminde modernleşme çabaları doğrultusunda yönetici elit tarafından modernleşmenin temsili/göstergesi olacak bir kadın profili çizilmiştir. Cumhuriyet elitinin kadınları bu profilde bir görünüm sergilerken kadınların büyük çoğunluğu bu profilin dışında kalarak modernleşme sürecine dahil olamamıştır. Fakat 1980'ler ile birlikte modernleşme sürecinin dışında kalan kadın grupları, özelde ise çalışmamızın konusu olan muhafazakâr kadınlar, kimliklerini ifade etme hususunda hak taleplerinde bulunmaya başlayarak modern sisteme dahil olmak istemişler, modernliğin yeni bir yorumuna kapı aralamışlardır. Bu yorum bazında kamusal alanda görünürlük kazanmaya başlamışlar, gerek söylem, gerekse de örgütlenme noktasında aktif hale gelmişlerdir.

Kadın imajıKadınlarKamusal alan+3
Fazilet Dalfidan
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Anthony Giddens'ın yapılaşma teorisinde eylem sorunsalı

Sosyolojide ?eylem? sorunuyla ilgilenen pek çok yaklaşım eylemin ne olduğunu ele alıp açıklamak yerine çoğu zaman onu verili kabul etmiştir. Dolayısıyla ?eylem? konusunda sosyolojik düşüncede bütünlüklü bir teoriler kümesi görülememektedir. Giddens?ın yapılaşma teorisi öncelikle sosyolojide derinleştirilmiş bir eylem analizinin eksikliğinin tespiti ile başlar. Bu tespitten hareketle Giddens, eylem konusunda sosyal analiz için uygun bir teori geliştirmeye çalışır. O, bu sebeple yorumcu sosyolojilerin ve eylem felsefecilerinin çeşitli kavramlarından istifade ederek bir eylem teorisi inşa etmektedir. Bu çalışmada, Giddens?ın yapılaşma teorisinde `eylem?i nasıl ele aldığı değerlendirilecektir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Yapıla?ma Teorisi, Eylem, Fail, Eylem Sosyolojisi, Eylem Felsefesi, Yapı-Fail Teorileri

Uğur Binici
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de seküler ve dini hayat tarzlarına dayalı toplumsal ve siyasal kutuplaşmaların gündelik rutinler ve etkileşimler bağlamında sosyolojik analizi

Toplumsal ilişkilerde kişiler veya gruplar farklı özelliklerinden ve başka birçok nedenden dolayı birbirlerinden uzaklaşabilmekte ve her biri belirli bir kutbun temsilcisi haline gelebilmektedir. Bir alan araştırmasına dayanan bu çalışmada Türkiye?de (çoğu zaman tanımlamalar ve kategorileştirmeler konusunda belli bir mutabakat olmasa da) ?cumhuriyetçi-laik? kimlik ekseni ve ?muhafazakâr-dindar? kimlik ekseni arasındaki seküler ve dini hayat tarzlarına dayalı farklılıkların gündelik toplumsal hayattaki yansımalarına odaklanılmıştır. Bu iki eksen dışında kalanlar ise ?ortadakiler ekseni? olarak ayrı bir kategori olarak tanımlanmış olmasına rağmen çalışmanın merkezi noktasını ?cumhuriyetçi-laik? ve ?muhafazakâr-dindar? kimlik ekseninde yer alanlar oluşturmuştur. Bu yönde, Türkiye?de ?cumhuriyetçi-laik? ve ?muhafazakâr-dindar? kesimlerin (veya kendisini bu değerlerin taşıyıcısı olarak görenlerin) temel toplumsal ve siyasal değerlerinin karşılaştırmalı olarak saptanması ve analiz edilmesi hedeflenmiştir. Bu çerçevede, ?cumhuriyetçi-laik? ve ?muhafazakâr-dindar? kesimlerin durdukları sosyal ve siyasal pozisyonlar itibariyle gündelik hayatın inşası sırasında birbirlerine yönelik geliştirdikleri algı ve temsillerden hareketle kutuplaşma veya kümelenme eğilimlerinin veya sosyal mesafelerinin tespiti gerçekleştirilmiştir. Bunun dışında çalışmanın bir başka boyutunu ?kentsel-mekansal ayrım? noktası oluşturmuş, bu yönde ?kıyı ve iç? tartışmalarından hareketle daha çok seküler hayat tarzının hakim olduğu düşünülen ?İzmir? kenti ile daha çok dini hayat tarzıyla ilişkilendirilen kesimlerin ağırlıklı olduğu ?Konya? kenti arasındaki mekansal bir kıyaslama da gerçekleştirilmiştir. Ancak, çalışmada bu kentlerin farklı sosyo-ekonomik ve kültürel kategoriler bakımından ?kutuplaşma veya kümelenme haritası? çıkarılmaktan çok, bu olgunun gündelik hayatın sıradan gerçekliği içinde ?anlamlandırılması?, başka bir deyişle bireylerin veya grupların ?zihin haritalarının? nasıl oluştuğu, makro ve mikro düzeyler arasındaki ilişkilerin hangi değer yargıları üzerinden nasıl kurulduğu anlaşılmaya çalışılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Toplumsal ve Siyasal Kutuplaşma/Ayrışma/Kümelenme, Gündelik Rutinler, Hayat Tarzı, Güven Erozyonu, Ötekileştirme, Kimlik İnşası, Farklılık, Tehdit Algısı, Dışlanma ve Baskı Algısı, Sosyal Mesafe, Bir arada Yaşama.

Serdar Ünal
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Cumhuriyet Halk Partisi'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde toplumsal tabanını kaybetmesinin nedenleri (1990-2011): Diyarbakır, Mardin ve Gaziantep örneği

ÖZET Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye'nin en uzun ömürlü siyasal partisi olarak varlığını sürdürmektedir. Beklenileceği gibi siyasal partilerin geçirdiği yapısal dönüşümlerden ve ülke siyasetinden CHP de etkilenmektedir. Bu bağlamda incelediğimiz CHP'nin 1990'lı yıllardan bu yana özellikle Kürt seçmenin yoğun olarak yaşadığı Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, hem 1980 öncesinde hem de 1990'ların başlarına kadar önemli ölçüde destek bulmasına rağmen, günümüzde toplumsal desteğini kaybetmeye başladığı ve bunun halen sürmekte olduğu gözlemlenmiştir. Araştırmada CHP'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde toplumsal ve siyasal desteğini kaybetmesinin sosyolojik sebepleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma Kürt seçmenin yoğun olarak yaşadığı Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nden üç ilde, Gaziantep, Diyarbakır ve Mardin'de yapılan saha araştırmasına dayanmaktadır. Araştırma sorusu partide halen aktif görev alan ve geçmişte partide görev almış partililerin bakış açısından anlaşılmaya çalışılmıştır. Saha araştırmasında toplam elli altı kişi ile derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Araştırma neticesinde bu konunun nedenleri olarak şu temalar ön plana çıkmıştır: 1980 sonrası siyasette etkili olan kültürel konular karşısında CHP'nin politikaları daha ulusalcı bir yöne kaymıştır. İkinci olarak CHP'de yaklaşık yirmi yıl süren Deniz Baykal'ın "tek" liderliği döneminde parti içi demokrasiye ve muhalif seslere izin verilmemiş olmasının etkisidir. Üçüncüsü ise hem küresel hem de yerel düzeyde konjonktür ile ilgili olarak kültür ve kimlik taleplerinin ön plana çıkması karşısında CHP'nin geleneksel siyasal paradigmayı sürdürme ısrarıdır. Partinin tarihsel misyonu seçmen desteğinde önemli etkiye sahiptir. Ancak CHP'nin "ortanın solu" açılımı ile izlediği sosyal demokrat politikaların seçmende uyandırdığı ilgi bunun önüne geçmektedir. 1990'lardan bu tarafa CHP'nin soruna güvenlikçi, üniter-devlet söylem ve politikaları ile yaklaşması partinin Kürt seçmenin desteğini yitirmesinde büyük ölçüde etkili olmuştur.

Cumhuriyet Halk PartisiDiyarbakırGaziantep+7
Devrim Ertürk
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Öznelik kapasitesi bağlamında biyolojik annelik: Üremeye yardımcı teknolojileri kullanan kadınların deneyimleri

Eril sistemin geçerli olduğu geleneksel toplumlarda kadınlar küçüklüklerinden itibaren annelikle özdeşleştirilerek yetiştirilmekte ve annelik rolünün içselleştirilmesi sağlanmaktadır. Bu şekilde annelik üzerinden özneliklerini inşa eden kadınlar için toplum içerisinde varoluşlarını tamamlayacak bir unsur olan biyolojik anneliğin önemi oldukça büyüktür. Bundan dolayı biyolojik olarak anne olamayan kadınlar anne olmak için üremeye yardımcı teknolojilere başvurmakta ve her ne kadar sıkıntılı, zor, maddi-manevi yıpratıcı bir süreç olsa da pek çok kadın bu sürece dâhil olmaktadır. Bu noktada kadınların biyolojik anne olma "kararlarını/istemlerini" etkileyen unsurların arka planının inceleme altına alınması, kadınların öznelik inşası, öznelik kapasitesi ve ataerkil inşaya direnme potansiyelinin tartışılması önemlidir. Bu nedenle bu araştırmanın amacı; üremeye yardımcı teknolojilerden yararlanarak biyolojik anne olmaya çalışan kadınların deneyimlerinden hareketle annelik inşasını öznelik kapasitesi üzerinden incelemek ve tartışmaktır.

AnnelikAtaerkilKadınlar+5
Tuğba Sari
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Zeki Demirkubuz sineması'nda insan ve toplum anlayışı

YAZAR ADI- SOYADI: CAHİT ŞAHİN BAŞLIK: ZEKİ DEMİRKUBUZ SİNEMASI'NDA İNSAN VE TOPLUM ANLAYIŞI ÖZET Yeni Dalga hareketinin ana akım Fransız ve sonrasında dünya sinemasını kökten bir biçimde değiştirecek nüveler taşımasına benzer bir şekilde 90 kuşağı yönetmenlerinden Zeki Demirkubuz'un da ilk filmi olan C Blok (1994) ile kalıplaşmış ve karaktersizleşmiş Türk sinemasını değişime zorlamış ve böylece sanat sinemasının önünü açmış ve 1980 askeri darbe sonrası değişen, dönüşen topluma kamerasını çeviren ilk yönetmen olması münasebetiyle tezimizin inceleme konusu olmuştur. Çalışmamızda Yeşilçam sonrası Yeni Türk Sineması'nın önde gelen yönetmenlerinden biri olan Zeki Demirkubuz'un sinemasını eleştirel bir bakış açısıyla ele almaya çalıştık. Literatür taraması yapıldığında yönetmenin sineması üzerine yapılan hemen hemen tüm tezlerde herhangi bir sinema teorisine dayanmadan sadece varoluşçuluğun merkeze alınarak olumlu özelliklere atıf yapıldığı görülecektir. Biz bu çalışmada Yeni Dalga (Nouvelle Vogue) Sineması'nın dolayısıyla modern sinemanın ilk adımlarının atıldığı Cahiers Du Cinéma ( Sinema Defterleri ) dergisinde ortaya çıkıp olgunlaşan auteur teoriden hareketle yönetmenin sinemasında ön plana çıkan toplumsal ve bireysel motifleri çözümlemeye çalıştık. Claude Lévi-Strauss'un işaret ettiği gibi salt benzerliklere değinerek metni yoksullaştırma tehlikesine düşmemeye özen gösterip aşırı-yorum gibi tuzaklar konusunda da tetikte durarak auteurist bir bütünlükle Zeki Demirkubuz'un filmlerinde kendini gösteren ortak anlamlar, temalar, izlekler, daha da önemlisi benzerlikler, tekrarlar, farklılıklar ve karşıtlıklar, simetrik ve asimetrik yapılar arasındaki ilişkileri saptayarak bir senteze ulaşmaya çalışırken aynı zamanda bunların toplumun ve insanın hangi kodlarını ele verdiğini anlamaya çalıştık. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Cahiers du Cinéma, Auteur Teori, Fransız Yeni Dalga Sineması, Yeni Türk sineması, Zeki Demirkubuz

AuteurizmDemirkubuz, ZekiSinema+3
Cahit Şahin
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Yenilenen kentler dönüşen kentliler: İstanbul Zeytinburnu örneği

İstanbul Türkiye'de konumu itibariyle birçok medeniyete beşiklik etmiş bir şehir olmasının yanı sıra, kurulduğu günden bu yana kültürel etkileşim ve bütünleşmenin de sergilendiği özel bir şehirdir. İstanbul'un Zeytinburnu İlçesi de göçlerle oluşması, en eski gecekondu bölgesi olma özelliği taşıyan bir yer olması ve aynı zamanda kültürel çeşitliliği de beraberinde getirmesi nedeni ile farklı bir yapı sunmaktadır. Öte yandan kentsel yenilenmeye konu olan "dönüşüm" faaliyetlerinin ilk örneklerinin yaşandığı yer özelliğini de taşımaktadır. Bu nedenlerle Zeytinburnu, "Yenilenen Kentler Dönüşen Kentliler" olarak incelenmeye en uygun örneği teşkil etmektedir. Bu araştırmanın amacı kent yapısındaki dönüşümün, kentte yaşayan bireylerin hayatına etkilerini irdelemektir. Bu nedenle İstanbul Zeytinburnu'ndan anket yoluyla elde edilen veriler ışığında, yaşanan dönüşüm, bireylerin kentsel yaşama uyumu, kentten beklentileri, yerel yönetim hizmetlerinin yeterliliği ve dönüşüme ilişkin yaklaşımları değerlendirilmeye çalışılmıştır. Kentleşme sürecinin hemen hemen tamamlandığı ve "yeniden kentleşme" sürecinin yaşandığı günümüzde, kentsel dönüşüm projelerinin kentler ve insanlar üzerinde oluşturduğu etkiler, farklı bir anlam taşımakta, çalışmanın "kentleşme" adına literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Göç, Kent, Kentleşme, Kentlileşme, Sosyal Değişme, Yerel Yönetimler, Kentsel Dönüşüm, Kentsel Yenilenme

GöçlerKentleşmeKentlileşme+4
Mehmet Atik
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Neoliberalizm ve küreselleşme ekseninde beyaz yakalı emeğin dönüşümü: Nazilli'de özel dershanelerde çalışan öğretmenler üzerine bir araştırma

Bu tezin amacı, neoliberalizm ve küreselleşme ekseninde beyaz yakalı emeğin dönüşümünün, eğitim sisteminin piyasalaştırılması süreci ile birlikte özel dershanelerde çalışan öğretmenlerin sosyo- ekonomik koşulları üzerinden analiz edilmesidir. Araştırmada, Nazilli'de özel dershanelerde üniversiteye hazırlık grubunda çalışan ve mesleki kıdemi en az 3 yıl olan dershane öğretmenleri ile birebir görüşülmüştür. Verilerin toplanması, dershane öğretmenlerine anket ve görüşme formu biçiminde düzenlenmiş soru formu uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Nicel verilerin analizinde, yüzde ve frekans tekniği kullanılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise, katılımcıların konuyla ilgili söylemlerinde ortak olan ve farklılaşan noktalar tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular, dershane öğretmenlerinin çalışma koşullarından dolayı pek çok sorun yaşadıklarını göstermektedir. Özellikle iş güvencesinin olmaması, yoğun mesai ve ders saatleri, düşük maaş, sosyal güvenlik ve özlük haklarının göz ardı edilmesi dershane öğretmenlerini sosyo-ekonomik yönden olumsuz etkilediği gibi, geleceğe yönelik düşüncelerinde de karamsarlığa neden olmaktadır. Elde edilen verilerin çeşitli değişkenlere, katılımcıların söylemlerine, çeşitli kaynaklara dayanarak çözümlenmesi ile dershane öğretmenlerinin çalışma koşullarını etkileyen süreçler ortaya konmaya çalışılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Özel Dershane, Beyaz Yakalı Emek, Neoliberalizm, Küreselleşme

Beyaz yakalıKüreselleşmeNeo-liberalizm+2
Şükriye Yücel Yel
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

E-devlet ve yurttaşlık ilişkisi üzerine sosyolojik bir değerlendime: Aydın ili örneği

İletişim teknolojileri, özellikle 20. yüzyılın son çeyreğinden sonra hızlı bir gelişme kaydederek günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bilgisayar ağ ve teknolojilerinin gelişmesi, yaygınlaşması neticesinde zaman ve mekan sınırları oldukça zorlanmaya başlanmış, insanların birbiriyle olan iletişimi küresel boyuta taşarak kolaylaşmıştır. Teknolojik gelişme ve onun tetiklediği dönüşüm, baş döndürücü bir hızla devam etmektedir ve pek çok husus üzerinde değişime neden olmaktadır. Devlet olgusu da bunlardan biridir. "E-devlet" ise zaman içerisinde gittikçe artan gereksinimlerin yarattığı, bilgi ve iletişim teknolojileri vasıtasıyla ayakta duracak olan yeni devlet anlayışının bir ifadesidir. Özellikle 1980'li yılların sonlarından itibaren "yurttaşlık" kavramı da yeni bir ilgiyle, temel varsayımları sorgulanır biçimde ele alınmaya başlanmıştır. Yurttaşlığın neliği, yurttaşlık hak ve sorumluluklarının yeniden kurgulanması üzerine tartışmalar çoğalmıştır. Teknolojik ilerlemenin ivme kazandığı, bilginin hızla yayıldığı ve bütün sistemleri dönüşüme zorlayan küreselleşme ve bilgi toplumu çağında artık kurumların ayakta kalabilmeleri yurttaş odaklı bir yönetim anlayışına sahip olmakla mümkün görünmektedir. Teknolojideki değişim; ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültürel alanlarda etkiler yapmaktadır ve yeni değişim süreçlerini de ortaya çıkmaktadır. Bundan hem "yurttaşlık" hem de "devlet" nasibini almaktadır. E-devlet projeleri ve uygulamalarının da böylesi bir süreç içerisinde ele alınıp incelenmesi sosyolojik bir gerekliliktir. Bir alan araştırmasına dayanan bu çalışmayla, e-devlet uygulamaları ve bu uygulamanın yurttaşlar tarafından nasıl algılandığının, devlet-yurttaş ilişkisinin ne şekilde etkilendiğinin araştırılması amaçlanmaktadır. E-devlet ve yurttaşlık ilişkisi Aydın İl merkezi örneğinde sosyolojik olarak ele alınarak, incelenmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Devlet, E-devlet, Yurttaşlık, Bilgi Toplumu, Bilişim Teknolojileri, İnternet.

AydınBilgi teknolojisiDevlet+5
Ali Erdem Akgül
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Aydın'ın üç çerkez yerleşiminde etnik kimlik araştırması

İnsanlık tarihinin var olmasından bu yana süregelen göç olgusu, toplumsal değişmelerin ve kültürel etkileşimin en önemli unsurlarından bir tanesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Osmanlı'dan bu yana Anadolu toprakları birçok ülkeden göç alan bir ülke konumuna gelmiştir. 1864 Kafkas Sürgünü ile birlikte Kafkaslardan Osmanlı'ya göç etmek zorunda kalan Çerkezler, bugün hala Türkiye'deki etnik çeşitliliğin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Türkiye'ye 1800'lü yıllardan itibaren çeşitli aralıklarla göç eden Çerkezler, birçok kaynakta Türkümsü Yabancılar olarak tanımlanmaktadır. Osmanlı döneminden Cumhuriyet'e kadar verilen kurtuluş mücadelelerinde Türklerle beraber mücadele veren Çerkezlerin hem Anadolu topraklarına hem de milli mücadeleye verdikleri destek tarih kaynaklarında yer almıştır. Günümüzde ise "etnik grupların" kimlik arayışları gerek toplumsal gerekse siyasal platformda gündemin en tartışılır konularından bir tanesi haline gelmiştir. Böyle bir durumda Çerkezlerin nasıl bir kimlik formu oluşturdukları bir diğer merak edilen konu olmuştur. Alan çalışması sonucunda Çerkezlerin "etnik kimlik algısı", yaşadıkları bölgede ve diğer etnik gruplar içerisinde kendilerini daha çok "Çerkezim" ifadesini kullanarak tanımladıklarını göstermektedir. Kültürel ve dilsel farklılıklarına rağmen Çerkezler, Türk toplumuna entegre olma noktasında fazla bir güçlük yaşamamaktadırlar. Çerkezlerin Türklerle uzun yıllardır bir arada yaşamaları ve ortak bir tarihi paylaşıyor olmaları, sığındıkları toprakları kendi vatanları olarak kabul etmelerinin önemli gerekçeler olduğunu söylemek mümkündür.

AydınEtnik kimlikKimlik+3
Semra Bolat
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kimliğin siyasallaşması: Tunceli örneği

Dersim coğrafyası sahip olduğu mekânsal koşullar ve kültürel özgünlüklerinden ötürü iktidarlarla arasında mesafeli bir ilişki kurmuş, bu durum Türk ulusalcılığın tesis edilmeye başlandığı 20. yüzyıılın başlarına kadar devam etmiştir. Dersim halklarının büyük bir çoğunluğunun Kürt/Zaza etnik kimliğine sahip olması, halkın anadolu aleviliğinin özgün örneklerinden olan kızılbaş alevileğe sahip olması ve Dersim'in geleneksel toplum yapısı Türk ulusalcılığı açısından bölgenin sorunlu bulunmasına sebebiyet vermiştir. Türk ulusalcılığın etnik anlamda Türklüğü merkeze alan üst/ulusal/tek kimlik, örtük bir biçimde sünni hanefi islamını içermesi, ulus devletin Dersim'e temas tarzını yoğunluğunu önemli ölçüde şekillendirmiş, coğrafyada yoğunluğuna çok rastlanılmayacak düzeyde siyasal, toplumsal ve militarist şiddetin vuku bulmasına sebebiyet vermiştir. Katliam, sürgün ve asimilasyon süreçleri refkelsif sonuçlar üretmiş, Kürt ulusalcılığı ve Kürt siyasal hareketinin bölgede ve Tunceli'de karşı poltik bir güç olarak yer alacağı vegüçlenebileceği geniş bir alan açmıştır. Siyasal şiddetin ve mücadelenin etnik, dinsel ve kültürel temelde vucut bulması kimliğin siyasal bir özne olarak merkeze alınmasına, siyasallaşmasına ve bağlantılı olarak kimlik temelli sorunların siyasal alanın söylem ve eylem pratiklerini dönüştürmesine sebebiyet vermiştir. Bu durum tabi bir sonuç olarak Tunceli'yi iki farklı siyasal gücün-bir açıdan milliyetçiliğin- mücadele alanına dönüştürmüştür. Tunceli kent merkezinde kimliğin siyasallaşma tarzını, kimlik temelli çatışmanın doğasını algılamak adına, kimlik, siysal tutum, hafıza ve siyasal iklim bağlamlarında gerçekleştirdiğimiz entelektüel arayış, iki yönlü kutuplaşmanın izini sürmemizi olanaklı kılmıştır. Farklı politik tutumlara sahip olan bireylerin kimliklerini tanımlama ve anlamlandırma biçimlerinden, yaşadıkları coğrafyayı adlandırma ve anlamlandırma biçimlerine, bireylerin kolektif hafızalarını inşa etme ve kurgulama biçimlerinden politik eyleyiclerin tavır, tutum, söylem pıratiklerinin şekillendirdiği siyasal iklimin etki tarzına kadar birçok gösterge kimlik ve kültür temelli çatışma ve kutuplaşmayı gösterir niteliktedir.

KimlikKürtlerMilli kimlik+3
Mehmet Edip Yıldız
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Yabancılaşma ve Erich Maria Remarque'ın eserlerinde yabancılaşma olgusu

Çalışmada, modern dönemin en büyük krizlerinin hazırlayıcısı olan bir gerçekliğin analiz edilmesi hedeflenmiştir. Böylelikle duyarsızlaşma ve insani öz değerlerin azalması yönüyle yabancılaşma olgusunun hem pratik ilişkilerdeki görünümüne hem de yarattığı büyük insan trajedilerine dikkat çekilmesi amaçlanmıştır. Analiz, yabancılaşma olgusunu ve modern dönemde yabancılaşmaya ilişkin gerçeklikleri yoğun olarak işleyen Erich Maria Remarque'ın eserlerinde gerçekleştirilmiştir. Yabancılaşma her dönemde karşılaşılabilecek bir gerçeklik olsa da modern dönemde, doruk noktası olan faşist diktatörlüklerde, soykırımlarda ve dünya savaşlarında en acımasız görünümleriyle ortaya çıkmıştır. İnterdisipliner alanda yapılmış olan bu çalışmada yabancılaşma olgusu bağlamında modernizmin en büyük krizlerini çarpıcı görünümleri ile işleyen Erich Maria Remarque'ın eserleri incelenmiş ve analiz edilmiştir. Çalışmada yazarın dokuz eseri ele alınmıştır. Çalışmada yazarın yaratım sürecinde etkili olan çevresel etmenler üzerinde duran ve yansıtma kuramından esinlenen, tarihsel ve sosyolojik eleştiri tekniklerinden yararlanılmıştır. Yazarın bireysel etkilenimleri üzerinde duran anlatımcılık kuramından hareketle geliştirilen biyografik eleştiri tekniğine yer verilmiş ve karakter simgelerin dönüşümü bağlamında da göstergebilimsel çözümleme tekniğinden yararlanılmıştır. Aynı zamanda bu tekniklerle örtüşen hermeneutik yaklaşıma da yer verilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Yabancılaşma, Etik, Sorumluluk, Duyarsızlaşma

DuyarsızlaştırmaEtikEtik kod+5
Sevra Fırıncıoğulları
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Denetimli serbestlik sistemindeki rehabilitasyon hizmetlerinin hükümlülerin yeniden sosyalizasyonu sürecine etkileri: Aydın örneği

Bu çalışmada denetimli serbestlik sistemindeki hükümlünün toplumla bütünleşme sürecindeki temel/öncelikli gereksinimlerinin neler olduğunun, denetimli serbestlik sisteminin hükümlüler için ne ifade ettiğinin, belli rehabilitasyon hizmetlerinin hükümlülerin yeniden sosyalizasyon sürecini ne şekilde etkilediğinin belirlenmesi ve bulgular ışığında sistemin katkılarının arttırılabilmesi için öneriler geliştirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma grubunu, Aydın Denetimli Serbestlik Müdürlüğünde haklarında denetimli serbestlik hükmü verilmiş 185 kişi oluşturmuştur. Araştırmada, nitel bir sorgulama ve bakış açısından hareketle veri toplama aracı olarak derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırma verileri, haklarında denetimli serbestlik hükmü verilmiş 185 hükümlü ile görüşülerek elde edilmiştir. Araştırma sonucunda, denetimli serbestlik sistemindeki rehabilitasyon hizmetlerinin hükümlülerin yeniden sosyalizasyonu sürecinde etkili olduğu görülmüştür. ANAHTAR KELİMELER: Denetimli Serbestlik, Hükümlü, Rehabilitasyon, Yeniden Sosyalizasyon.

AydınCeza infaz kurumlarıDenetimli serbestlik sistemi+3
Anıl Çınar
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

"Gözetim Toplumu" teorilerinin tarihsel ve teorik bir incelemesi

İnsanlık tarihi kadar eski bir kavram olan gözetim olgusu, 20. yüzyıldan itibaren gelişen iletişim ve enformasyon teknolojileriyle birlikte yaşadığımız çağın bir realitesi olmuştur. Tarihsel olarak incelendiğinde gözetim, toplumsal ilişkilerin başlangıcından bu yana, egemen olabilmenin ayrıcalıklı bir yolu ve bireyleri farklı gözetim teknikleriyle kontrol altında tutmanın bir aracıdır. Gözetim araştırmalarında önemli bir yeri olan Michel Foucault ile birlikte panoptikon metaforu gelişen teknolojilerle birlikte sorgulanmaya başlanmıştır. Bu çalışmada gözetim toplumuyla ilgili yapılan çalışmalar panoptikon merkezli ve panoptikon merkezli olmayan şeklinde sınıflandırılarak gözetimin değişen içeriği açıklanmaya çalışılacaktır. Birçok kuramcı teknolojik değişimlerle birlikte gözetim toplumunun doğasının da değiştiğini vurgulamaktadır. Bu dönemi David Lyon ''Elektronik Panoptikon'', Mark Poster ''Süperpanoptikon'', Thomas Mathiesen ''Sinoptikon Toplum'', Emanuel Pimenta ''Omnioptikon'', Didier Bigo ''Banoptikon'', Mark Anderejeviç ''Yatay Gözetim'', Steve Mann ''Sousveillance'' kuramlarıyla açıklamaya çalışmışlardır. Panoptikon merkezli gözetim araştırmaları gözetim kavramını olumsuz, baskıcı, kontrol ve denetim mekanizmalarıyla birlikte ele alarak, sosyal tabakalaşmada 'gücü' elinde bulunduran bir iktidar mekanizmasına gönderme yaparak analiz etmişlerdir. Panoptikon merkezli olmayan gözetim araştırmaları ise gözetimin katılımcılık, rıza, karşılıklı güven ve sosyal tabakalaşmada birden çok kesim tarafından yapıldığını belirtmişlerdir. Buçalışma, gözetim toplumunun tarihsel dönüşümü üzerinde durarak gözetim araştırmalarını sistematik bir biçimde sınıflandırmayı amaçlamaktadır. ANAHTAR KELĠMELER: Panoptikon, Sinoptikon, Omnioptikon, Yatay Gözetim, Sousveillance

GözetimGözetim toplumuOmnioptikon+3
Gökhan Akdağ
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Anthony Giddens'ta süreksizlikler ve ontolojik kaygı: Geç modern çağda varlıksal güvenlik problemi

İçinde yaşadığımız toplumsal düzen pek çok alana yayılmış çeşitli süreksizlikler içermektedir. İçinde yaşanılan hayatın bu özelliği bugünden yarını öngörme konusunda çeşitli sorunlar açığa çıkarmaktadır. Anthony Giddens geç modern hayatta bu denli yaygın belirsizliklerin kişisel hayatlarımızda bir varlıksal güvenlik duygusu yarattığına dikkat çeker. Giddens geç modern hayatta benliği problemleri olarak adlandırdığı bu temel problemi modernitenin kurumsal düzeyleri ve benliğin gelişme süreciyle birlikte irdeler Bu bağlamda Giddens'ın söz konusu problemin nasıl ortaya çıktığını kendine özgü yakalaşımıyla nasıl ortaya koyduğunu sergilemeye çalışacağız ANAHTAR KELİMELER: Süreksizlikler, Geç Moderite, Benlik

Benlik kavramıGiddens, AnthonyGüvenlik+2
Kenan Gündal
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Neoliberal kentsel dönüşümün yeni mekânsal alanları olarak güvenlikli siteler: İstanbul örneği üzerinden kapalı yerleşimlerin risk ve güvenlik bağlamında incelenmesi

Neoliberal evrenin kentsel yaşamı artık radikal bir şekilde dönüştürdüğüne tanık oluyoruz. 1980'li yıllarda ortaya çıkan büyük değişimlerin başında, işin belirsizliklerinin giderek bir gündelik hayat gerçekliğine dönüşmesi süreci gelmektedir. Bu durum 'yeni kentin' ilişki sistemlerini de dönüştüren bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Aynı zamanda bu süreçte belirsizlikler bir yaşam formu haline geldikçe, kentin belirsizlikler ve korkular etrafında kurgulanan yeni bir niteliğini ortaya çıktı. Geç modern kentin güvenlikli siteleri ise bu bahsi geçen durumun en önemli çıktılarından birisi olmaktadır. Küresel bir arka plana sahip olan ve kentin 'yeni orta sınıf' profilinden beslenen bu hayatların tarzını biçimlendiren etkenlerin 'risk, korku ve belirsizlikler' bağlamında olması sürecin önemli çıktılarından birisidir.Bu yeni kentin gündelik hayat koşullarının biçimlendiren önemli bir etken olmaktadır. Bu süreç giderek 'biçimsizliğin', 'temasın', 'tekinsizliğin', 'yabancının' ve hatta her türden kamusal imgenin korkutucu bir faktöre dönüştüğü yeni kentte (neoliberal kentte) 'kalıcı pasiflikleri' önemli bir güvenlik stratejisine dönüştürdü. Bu süreçte 'geleneksel modern kentin' özel ile kamusal hayatını birbirine bağlayan mahalle ve sokak gibi imgelerinin (agoraların ya da arayüzeylerin) çöküşüne şahit olmaktayız. Artık kent bu anlamıyla farklılıkları bir araya getiren bir birliktelik değil, 'özel hayat fanatiklerince' kamplara bölünmüş yaşam alanları haline geldi. Çalışmamız bu gerçekliği, artık yoğunlukla yaşayan Türkiye'nin metropolitan alanları kapsamında sorgulamaktadır. Bu yönüyle çalışma -en önemli örnek olarak- İstanbul'daki güvenlikli siteler üzerinde yürütüldü.Bu kapsamda 'risk, korku ve belirsizliklerin'iş/çalışma, gündelik hayat, özel hayat ve kamusal alan bağlamındaki analizleri yapılarak, var olan durumun çıktılarını ortaya konulmaya çalışmıştır.

GüvenlikKentsel dönüşümNeo-liberalizm+2
Kadir Şahin
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni sosyal hareketler bağlamında Bergama mücadelesi

1970'lerden itibaren ABD'de ve Batı Avrupa'da yaşanan toplumsal değişimler ile birlikte toplumsal hareketlerin niteliği de değişmiştir. Bu dönemde sınıf mücadelesini temel alan klasik sosyal hareketlerden post materyalist değerleri temel alan yeni sosyal hareketlere geçiş olmuştur. Yeni sosyal hareketler aktörlerin nitelikleri açısından eski hareketlerden farklıdır. Bu çalışma ile Bergama Maden Karşıtı Hareket on yıl sonra aktörlerin gözünden tekrar değerlendirilmiş ve yeni sosyal hareketler bağlamında analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Hareketler, Yeni Toplumsal hareketler, Bergama Maden Karşıtı Hareket.

MadenlerSosyal hareketlerÇevre hareketleri+1
Ayşegül Mermer
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00