Bingol University
Discipline

Emergency Medicine

Bingol University

457

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut karın ağrısında iskemik modifiye albümin düzeylerinin tanısal değeri

Amaç: Akut başlangıçlı karın ağrılı hasta, acil serviste sık karşılaşılan hasta grubudur. Bu tür karın ağrısı ile gelen hastanın ayırıcı tanısının konulması, ameliyat edilip edilmeyeceğine karar verilmesi, taburcu edilip edilmeyeceğinin belirlenmesi acil hekiminin zorlandığı konulardır. Bu zorluklar erken tanıda kullanımı uygun biyokimyasal markerlerin bulunması için yapılan çalışmaları teşvik etmektedir.Yöntem: Çalışmaya toplam 296 olgu dahil edildi. Olguların 130'u kontrol grubu olup, 166'sı hasta grubu idi. Çalışmadaki 166 hastadan oluşan hasta grubu ile 130 sağlıklı bireyden oluşan kontrol grubunun İMA düzeyleri karşılaştırıldı. Hasta grubundaki olguların; amilaz, D-dimer, lökosit, fizik muayene bulguları ile IMA değerleri aralarındaki ilişkiyi incelendi ve İMA'nın nontravmatik akut karın ağrılarındaki tanısal değerinin bulunup bulunmadığı araştırıldı.Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların tanı sınıflaması değerlendirildiğinde en büyük grubu 51 (%30.7) hasta ile nonspesifik karın ağrılı hasta grubu oluşturmakta idi. Çalışmaya alınan 166 hastanın 118'ine (%71.1) USG çekildi. Bu hasta grubundaki 33 (%28.0) hastada safra kesesi patolojisi tespit edildi. BT çekilen 37 (%22.3) hastanın 4'ünde (%10.8) apandisit, 6'sında (%16.2) mezenter iskemi tespit edildi. 12 hastada (%32.4) ise herhangi bir patalojiye rastlanmadı. Çalışmaya alınan 166 hastanın lökosit değerleri ortalama 11.3590 ± 5.29084 mm3, D.Dimer bakılan 166 hastanın ortalama değeri 3.0955 ± 5.88847 µg/ml, amilaz bakılan 166 hastanın ortalama değeri 215.67 ± 519.889 u/L olarak bulundu. Çalışmadaki akut karın ağrılı hasta grubunda İMA değerleri ortalama 0.50737 ± 0.204 ABSU (p<0.05), sağlıklı kontrol grubu İMA değerleri ortalama 0.56883 ± 0.185 ABSU (p<0.05) olup, hasta grubunun ortalama İMA düzeyi, sağlıklı bireylerden anlamlı derecede düşük bulundu.Sonuç: Sonuç olarak akut karın ağrılı hastalarda serum İMA düzeyi, tanısal parametre olarak kullanılanımı uygun değildir. Bu konuda daha geniş serili ve çok merkezli çalışmaların yapılması ile daha sağlıklı sonuçlara varılabileceği kanaatindeyiz.

Acil servis-hastaneAlbüminlerKarın ağrısı
Selman Yeniocak
Karadeniz Technical University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil Servisine başvuran ve serum digoksin düzeyi yüksek saptanan olguların geriye yönelik değerlendirilmesi

AMAÇ Çalışmamızın amacı, Ocak 2010 - Temmuz 2011 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi 'ne başvuran, kan digoksin düzeyleri 1.2 ng/mL ve üzerinde ölçülen hastaların, demografik özelliklerini, klinik ve laboratuvar bulgularını, hastalara uygulanan tedavi yöntemleri ve klinik sonlanmalarını ortaya koymaktırYÖNTEM Kesitsel ve tanımlayıcı nitelikteki araştırmamızda, Ocak 2010 - Temmuz 2011 tarihleri arasında acil serviste digoksin düzeyi 1.2 ng/mL ve üzerinde olan olguların sosyodemografik ve klinik özellikleri incelendi. Tüm veriler çalışma için hazırlanmış standart bilgi formlarına, daha sonra bir veri tabanı programına kaydedildi. Olguların klinik belirti ve bulguları digoksin zehirlenmesi açısından değerlendirildi. İstatistiksel analizde ki-kare ve t testi kullanıldı.BULGULAR Çalışmamızda verilerine ulaşılabilen 137 hasta çalışmaya alındı. Hastaların %68.6'sının (n=94) kadın olduğu görüldü ve yaş ortalamaları 76.1±12.2 idi. Digoksin zehirlenmesi ile cinsiyet arasında anlamlı fark yoktu. Digoksin zehirlenmesi olgularının yaş ortalaması, olmayan gruba göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0.03). Hastalarda en sık yandaş hastalık konjestif kalp yetmezliği (n=91) ve atriyal fibrilasyondu (n=74). Yavaş ventrikül yanıtlı atriyal fibrilasyon, sinüs bradikardisi ve ventriküler erken vuru digoksin zehirlenmesi olan hastalarda anlamlı olarak fazla bulundu (p<0.05). Digoksin zehirlenmesi olan hastaların en sık kardiyak bulantı, kusma ve karın ağrısı ile acil servise başvurduğu belirlendi. Bu hastaların servislere ya da yoğun bakımlara yatış ve ölümleri anlamlı oranda yüksekti (p<0.001).SONUÇ Acil servisimize Ocak 2010 ? Temmuz 2011 tarihleri arasında başvuran serum digoksin düzeyi 1.2 ng/mL ve üzerinde saptanan hastalardan yaşlı, bayan ve konjestif kalp yetmezliği ve atriyal fibrilasyonu olanlarda digoksin zehirlenmesinin daha sık görüldüğünü tespit ettik. Digoksin kullanan ve bu kriterleri taşıyan hastalar özellikle acil servise bulantı, kusma gibi şikayetlerle başvurduğunda ve yeni elektrokardiyografi bulgusu da varsa digoksin zehirlenmesi düşünülmeli ve acil serviste digoksin düzeyi değerlendirilmelidir.ANAHTAR KELİMELER Digoksin, Zehirlenme, Acil servis?

Acil servis-hastaneAcil tedaviAcil tıp+2
Gülsüm Limon
Dokuz Eylül University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda oluşturulan deneysel rabdomiyolize ikincil ?akut böbrek hasari?nin erken dönem tanisinda ?serum kreatinin? ve serum ?neutrophil gelatinase-associated lipocalin? değerlerinin karşilaştirilmasi

GİRİŞ ve AMAÇ Serum kreatinin değerinin en erken 24 saatte yükselmesi ve böbrek fonksiyonları %50 kaybolmadan artmaması akut böbrek hasarının tanı süresini uzatmaktadır. Neutrophil gelatinase-associated lipocalin, akut böbrek hasarının erken dönem tanısında kullanılmaya başlanan yeni bir biomarkerdır. Çalışmamızda, ratlara intramüsküler gliserol enjekte edip, deneysel rabdomiyoliz'e ikincil gelişecek akut böbrek hasarının erken dönem tanısında, ?serum neutrophil gelatinase-associated lipocalin? ve ?serum kreatinin? değerlerinin yerini araştırmayı amaçladık.GEREÇ VE YÖNTEM Eter anestezisi altındaki ratlarda kuyruk veninden 24 gauge branül ile açılan damar yolundan bazal kan örnekleri alındı. Ratlar çalışma ve kontrol grubu olarak iki gruba ayrıldı. Çalışma grubundaki (n=7) ratların arka bacak kasından 2ml (8ml/kg) %50'lik gliserol intramüsküler enjekte edildi. Kontrol grubuna (n=7) ek işlem yapılmadı. Her iki grup rattan ikinci ve 24. saatte kuyruk veninden ?neutrophil gelatinase-associated lipocalin? ve ?serum kreatinin? düzeyleri için kan örnekleri alındı. Patolojik değerlendirme için sol unilateral nefrektomi yapıldı. Çalışma sonunda ratlar yüksek doz eter anestezisi altında sakrifiye edildi.BULGULAR Kontrol grubunda akut böbrek hasarı gelişmezken, çalışma grubunun hepsinde akut böbrek hasarı geliştiği tespit edildi. Çalışma ve kontrol grubunda ikinci ve 24. saat neutrophil gelatinase-associated lipocalin değerlerinde, bazal neutrophil gelatinase-associated lipocalin değerlerine göre artış tespit edilmedi. Patolojik incelemede çalışma grubu ratlarda akut böbrek hasarı gelişirken kontrol grubunda gelişmediği gözlendi.SONUÇ Bu çalışma modelinde, ratlarda intramüsküler gliserol enjeksiyonuna ikincil gelişen akut böbrek hasarının erken dönem tanısında ?serum neutrophil gelatinase-associated lipocalin? değerinin anlamsız olduğunu tespit ettik.ANAHTAR KELİMELER Akut böbrek hasarı, Neutrophil Gelatinase-Associated Lipocalin, Acil tıp, Kontrast nefropatisi, rabdomiyoliz, Crush sendromu

Acil servisAcil tıpBöbrek yetmezliği-kronik+4
Hasan Güneş
Dokuz Eylül University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi acil servisine başvuran hastalarda advers ilaç reaksiyonu sıklığının saptanması

AMAÇ: Türkiye'de advers ilaç reaksiyonu nedeni ile acil servis başvuru sıklığı bilinmemektedir. Çalışmamızda Dokuz Eylül Üniversitesi acil servisine AİR nedeni ile başvuruların sıklığını araştırdık.YÖNTEM: Prospektif tanımlayıcı özellikteki çalışmamızda Temmuz 2010 ve Nisan 2011 tarihleri arasında, 4 farklı mevsimde ve birer haftalık dönemlerde acil servise başvuran 17 yaşından büyük olan hastalar çalışma kapsamına alındı. Anamnezlerinde son 15 gün içerisinde herhangi bir ilaç tedavisi almayan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Hastaların demografik özellikleri, acil servise asıl başvuru nedenleri, tıbbi geçmişleri ve sonuçta aldıkları tanı ve sınıflandırmaları, kullanılan ilaca maruziyet yolu ve süresi kaydedildi. İlaç-ilaç ve ilaç-gıda ve ilaç-bitkisel ürün etkileşimleri de değerlendirildi. İlaç-ilaç, ilaç-gıda, ilaç-bitkisel ürün etkileşimleri de değerlendirildi. Veriler proje ekibi tarafından değerlendirildi. AİR nedensellik sııflandırılması WHO-UMC nedensellik kategorisine göre yapıldı ve kesin, olası, olanaklı olarak sınıflandırıldı.BULGULAR: Çalışmanın yapıldığı dönem boyunca acil servise başvuran hasta sayısı 6928'di. Herhangi bir ilaç kullanımı olmayan hastalar (%73,5, n=5090) çalışma dışı bırakıldı. Acil servise başvuran ve herhangi bir ilaç kullanımı olan hastaların %26,5'i (n=1838) AİR bağlantılı olabileceği yönünde incelendi. Ortalama yaş 51,1±19,2 (18-95) , erkek/kadın oranı 0,74 idi. Kesin, olası ve olanaklı advers ilaç reaksiyonu %5,9 (n=108) olarak saptandı. AİR ile ilişkili en sık belirtiler kaşıntı (%19,4, n=21), karın ağrısı (%14,8, n=16) ve diyare (%10,2, n=11) olarak saptandı. ATC sınıflamasına gore AİR'a en sık neden olan ilaçlar antibakeriyal (%31,6, n=37), sindirim sistemi ilaçları (%14,5, n=17), antikoagulan ilaçlar (%12, n=14) idi. Çalışmamızda ilaç reaksiyonuna bağlı ölüm gözlenmedi.SONUÇ: Çalışmamızda acil servise başvuruların %5,9'u AİR olarak saptanmıştır. Travma dışı nedenlerle acil servis başvurularında AİR sıklıkla gözlenmekte ve AİR akılda tutulmalıdır.

Acil servis-hastaneKomplikasyonlarİlaç alerjisi+1
Mehmet Can Girgin
Dokuz Eylül University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste intravenöz kontrast madde verilerek tomografi çekilen hastalarda hastane içi kontrast madde nefropatisi gelişme sıklığı ve kolaylaştırıcı nedenler

AMAÇDokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil Servisine başvuran ve intravenöz (İV) kontrast madde verilerek bilgisayarlı tomografi çekilen hastalarda kontrast madde nefropatisi (KMN) gelişme sıklığını ve KMN gelişimini kolaylaştıran nedenleri saptamak.YÖNTEMGeriye yönelik, kesitsel ve analitik nitelikteki araştırmamızda, hastanemiz acil servisine başvuran hastalardan intravenöz kontrast madde verilen ve hastanede 48 saatten uzun süre izlenen 18 yaş üstü hastalar belirlendi. Bu hastaların demografik, klinik ve laboratuar verileri, tanıları, klinik sonlanımları ve acil serviste ya da yatırıldığı serviste hastaya uygulanan tedaviler değerlendirildi. KMN tanımlamasında Avrupa Ürogenital Radyoloji Topluluğu'nun kılavuzları kullanıldı. Tüm veriler çalışma için hazırlanmış standart bilgi formlarına, daha sonra ?Statistical Package for Social Sciences for Windows 15.0? adlı standart veri programa kaydedildi. İstatistiksel analizde p <0,05 anlamlı kabul edildi.BULGULARÇalışma süresince hastanemiz Acil Servisinde intravenöz kontrast madde verilen 2913 olgu belirlendi. Bu olgulardan 816'sı çalışmaya alındı, olguların 75'inde (% 9.2) kontrast madde uygulanmasının ardından nefropati geliştiği belirlendi. Diğer nedenler dışlandığında 36 (% 4.4) olguda KMN geliştiği ve hastanede ortalama kalış sürelerinin 22.2±41.7 gün olduğu bulundu. KMN gelişen olguların % 63.9'unun 65 yaş ve üstünde olduğu görüldü ve 65 yaş üstündeki olgularda KMN gelişime riskinin artmış olduğu saptandı. Olgularda Hipertansiyon ve Diabetes Mellitus bulunmasının, acil servise başvuruları sırasında hipotansiyon tespit edilmesinin ve anjiotensin dönüştürücü enzim inhibitörü kullanmalarının KMN gelişimi için risk olduğu belirlendi (hepsi için p<0.05). KMN gelişen olguların % 5.6'sının (n=2) hemodiyalize alındığı belirlendi. Kontrast madde nefropatisine bağlı ölüm oranı (diğer nedenler dışlandığında) % 2.8 olarak belirlendi.SONUÇÖzgeçmişinde DM ve HT'u olan, 65 yaşın üstünde olan, ACE inhibitörü kullanan ve acil servise başvuru sırasında hipotansiyon saptanan hastalar KMN gelişimi için risk altındadır. Acil serviste kullanılan kontrast maddeye bağlı KMN riski düşüktür. Ancak gelişebilecek KMN hastaların daha uzun süre hastanede kalmasına yol açmaktadır. KMN gelişen hastalarda diğer hastalıklarıyla beraber ölüm oranı daha yüksektir.ANAHTAR KELİMELERKontrast madde, kontrast madde nefropatisi, acil servis

Acil servisAcil servis-hastaneAcil tedavi+4
Gülçim Saraçoğlu
Dokuz Eylül University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Künt abdominal travma ile acil serviste izlenen hastaların laboratuar ve yatak başı hemoglobin ölçümlerinin karşılaştırılması

AMAÇ: Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Erişkin Acil Servisine künt abdominal travma nedeniyle başvuran hastaların acil servis içindeki takibinde ve klinik sonlanma kararında yatak başı girişimsel olmayan seri hemoglobin ölçümünün etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık.YÖNTEM: Prospektif, kesitsel ve tanımlayıcı özellikteki çalışmamızın evrenini 01.11.2011 - 30.11.2011 tarihleri arasında Dokuz Eylül Hastanesi Erişkin Acil Servise başvuran ?Künt abdominal travmalı ve rutin olarak kan hemoglobin takibi? yapılan hastalardan dahil olma kriterlerini karşılayanlar oluşturdu. Hastaların yatak başı girişimsel olmayan seri hemoglobin ölçümleri, dominant olmayan elin dördüncü parmak ucundan, Radical-7TM Pulse CO-OksimetreTM (Masimo Corp, Irvine, CA, ABD) ve parmak ucu probu ile yapıldı. Referans kan hemoglobin değerlerinin ölçümü ise Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Merkez Laboratuarında Coulter® LH 780 hematoloji analizatörü (Beckman Coulter, Stive) kullanılarak yapıldı.BULGULAR: Dahil olma kriterlerini karşılayan 70 hasta çalışmaya alındı. Hastaların acil servise başvuru anında ölçülen laboratuar hemoglobin değerlerinin ortalaması 13,9±1,5 gr/dl, girişimsel olmayan hemoglobin değerlerinin ortalamaları 13.4±1.6 gr/dl saptandı. İki yöntem karşılaştırıldığında hemoglobin değerleri arasında ortalama 0.56 ±0.83 gr/dl (%95 Güven aralığında 0,3685- 0,7687) bir fark olduğunu saptandı.SONUÇ: Bu çalışmada Radical-7TM Pulse CO-OksimetreTM cihazı ile yapılan yatak başı girişimsel olmayan seri hemoglobin izlemi ve standart laboratuar hemoglobin ölçümü sonuçlarının birbiriyle uyumlu olduğu bulundu. Künt abdominal travma hastalarının hemoglobin değeri takibinde bu cihaz alternatif yöntem olarak kullanılabilir.ANAHTAR KELİMELER: Hemoglobin, künt abdominal travma, Radical-7TM Pulse CO-OksimetreTM

Abdominal yaralanmalarAcil servis-hastaneAcil tıp+2
Özgür Doylan
Dokuz Eylül University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste gastrointestinal kanamalı hastaların izleminde yatak başı girişimsel olmayan seri hemoglobin ölçümünün etkinliği

Acil serviste gastrointestinal sistem kanama şüphesiyle izlenen hastaların izleminde yatak başı girişimsel olmayan yöntemle seri hemoglobin ölçümünün etkinliğiDr. Hanife Çiftcioğlu, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı, İzmir, TürkiyeAMAÇ: Çalışmamızın amacı Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil Servisine gastrointestinal sistem kanaması şüphesiyle başvuran erişkin hastaların acil servis takibinde ve sonlanma kararında yatak başı girişimsel olmayan hemoglobin değerlerinin kullanılabilirliğinin ve erken transfüzyon kararında yol göstericiliğinin değerlendirilmesidir.YÖNTEM: Prospektif, kesitsel ve tanımlayıcı araştırmamız Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Erişkin Acil Servisinde yapıldı. Bir ay boyunca acil servise başvuran gastrointestinal sistem kanama şüpheli hastalardan dahil olma kriterlerini karşılayan tüm hastalar değerlendirilmeye alındı. Çalışmaya dahil edilen hastaların yatakbaşı girişimsel olmayan seri hemoglobin (HbYB) ölçümü dominant olmayan elin dördüncü parmak ucundan MasimoRadical-7 yatakbaşı karboksimetre cihazı ile yapıldı. Kan hemoglobin (HbLab) ölçümü ise Coulter® LH 780 hematoloji analizatörü kullanılarak hematoloji laboratuarında yapıldı. Gastrointestinal kanamalı hastalarda HbYB ve HbLab ölçümleri tanı, endoskopi gerekliliği, sıvı tedavisi ve kan transfüzyonu ihtiyacının belirlenmesi açısından karşılaştırıldı.BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen hastaların genel yaş ortalaması 61.7±19.8 yıl idi. Hastaların en sık kanlı kusma ve kanlı dışkılama nedeniyle acil servise başvurduğu saptandı. Çalışmamızda acil serviste GİS kanama öntanısı ile izlenen hastaların HbLab değerleri ile HbYB değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı derecede uyumlulukta olduğu saptandı.SONUÇ: Acil serviste GİS kanama öntanısı ile izlenen hastaların endoskopi, sıvı tedavisi ve kan transfüzyonu ihtiyaçları değerlendirilirken halen rutin olarak kullanılmakta olan hemoglobin ölçümlerinin yerine yatakbaşı girişimsel olmayan Hb ölçüm yöntemi kullanılabilir.Anahtar kelimeler: gastrointestinal kanama, yatak başı hemoglobin, Radical- 7TM Pulse CO-OksimetreTM

Acil servis-hastaneGastrointestinal hemorajiGastrointestinal sistem+2
Hanife Çiftcioğlu
Dokuz Eylül University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste minör kafa travmalarında taşınabilir yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı (ınfrascanner) ve bilgisayarlı beyin tomografisi sonuçlarının karşılaştırılması

AMAÇDokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi acil servisinde minör kafa travması tanısı alan ve bilgisayarlı beyin tomografisi çekilen hastalarda kafa içi kanamaların tesbitinde yakın-kızılötesi görüntüleme cihazının ve beyin bilgisayarlı tomografi sonuçlarının karşılaştırılmasıdır.YÖNTEMİleriye dönük ve tanımlayıcı olan araştırmamızda, üç aylık sürede acil serviste minör kafa travması tanısı alan ve bilgisayarlı beyin tomografisi çekilen hastaların sosyodemografik, klinik özellikleri, bilgisayarlı beyin tomografisi verileri ve yakın-kızılötesi görüntüleme cihazının verileri karşılaştırıldı. Tüm veriler çalışma için hazırlanmış standart bilgi formlarına, daha sonra bir veri tabanı programına kaydedildi.BULGULARÇalışma süresince 3558 travma hastası başvurdu, tüm başvuran hastalardan 546 (%2.6) tanesi minör kafa travması tanısı alırken, çalışmaya dahil olma kriterlerine uyan 151 hasta çalışmaya alındı. Hastaların 143'ünde (%94,7) bilinç kaybı ve 132' sinde (%87,4) amnezi yoktu. Hastaların 148 `inde (%98) GKS'u 15 idi. En sık yaralanma mekanizması aynı seviyeden düşme (n=68, % 45) idi. Çalışmaya alınan hastalarda en sık görülen saç rengi siyah (n=57 ,% 37,7) idi. Hastalardan 148' inde (%98) motor/duyu fonksiyon kaybı yoktu. Ek yaralanma 26 hastada (%17,3) saptandı ve en sık ek yaralanma bölgesi ekstremiteler idi.Beyin Bilgisayarlı Tomografi ile yedi hastada (%4,6) kafa içi kanama saptandı. yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı altı hastayı yakalarken bir hastada kanamayı göremedi. Beyin Bilgisayarlı Tomografi ile karşılaştırıldığında yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı ile yapılan ölçümlerin duyarlılığı %85,7, özgünlüğü%66.6, negative prediktif değer %98,9, pozitif prediktif değer %11,1 olarak saptandı. Infrascanner? sonucu ile radyoloji resmi Beyin BT sonucu arasında patolojiyi saptama oranları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardı (p<0,001). Yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı 48 olguda yanlış pozitif sonuç verdi. Hastaların saç rengi ile yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı sonuçları arasında anlamlı ilişki bulunmadı (p>0.05). Yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı sonuçları ile hastane içi sonlanımları arasında uyum bulunamadı (p=0,905).SONUÇBu çalışmamızda yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı kafa içi kanamalarda beyin bilgisayarlı tomografi nin yerine kullanılabileceği yönünde kanıtlara uluşılamadı. Ancak yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı acil servisde minör kafa travmasıhastalarında kafa içi kanamayı tesbit etmede erken değerlendirme amacıyla kullanılabileceğini düşünüyoruz. Yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı hastane içi sonlanımları belirlemede yetersiz kaldı.ANAHTAR KELİMELER; Minör kafa travması, yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı, acil servis

Acil servisAcil servis-hastaneKafa yaralanmaları+2
Pınar Yeşim Akyol
Dokuz Eylül University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise konvulzif nöbet ile başvuran hastalarda iskemi modifiye albumin'in tanısal değeri

Dokuz Eylül Hastanesi Erişkin Acil Servise konvulzif nöbet ile başvuran 40 olgu ve 40 kontrol grubu hasta çalışmaya alındı. Çalışmaya alınan `olgu grubu' ve `kontrol grubu'nda başvuru esnasında (0. saat) ve 4. saatte alınan kan örneklerinin serumları ayrılıp, serumlar İMA ve albumin düzeyleri çalışılmak üzere saklandı. Tüm veriler çalışma için hazırlamış veri kayıt formunlarına kaydedildi.BULGULARÇalışmaya alınan hastaların olgu ve kontrol grubunda 22'si (%55) kadın, 18'i (%45) erkek idi. Olgu ve kontrol grubunun yaş ortalamaları sırasıyla 45.10±21.94 (Aralık:18-89) ve 43,50 ±20,79 (Aralık:17-84) idi. Her iki grupta yaş ortalamaları arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu (p= 0,739).Konvulzif nöbetle başvuran 40 hastanın 37'si (%92,5) jeneralize nöbet, 3'ü (%7,5) parsiyel nöbet geçirmişti. Başvuru anında (0. saat) İMA düzeyi ortalaması olgu grubunda 61,5 IU/ml, kontrol grubunda 18,5 IU/ml idi (p=0,000). Dördüncü saat İMA düzeyi ortalaması olgu grubunda 56,66 IU/ml ve kontrol grubunda 15,40 IU/ml idi (p=0,000).Olgu grubunda parsiyel ve jeneralize nöbet geçiren hastaların İMA düzey ortalamaları 0. saatte sırasıyla 47,07 IU/ml ve 62,30 IU/ml, 4. saatte sırasıyla 45,93 IU/ml ve 57,52 IU/ml idi. Nöbet tipine göre İMA düzeyi ortalamaları arasında 0. ve 4. saatte istatistiksel anlamlı fark yoktu (p=0,668 ve p=0,740).Olgu ve kontrol grubunda albumin/İMA oranları ortalamaları 0. saatte sırasıyla 1555,28 IU/g ve 462,45 IU/g. ve 4. saatte sırasıyla 1431,40 IU/g ve 383,55 IU/g idi. Olgu ve kontrol grubu arasında 0. saat ve 4. saat albumin/İMA düzeyleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0,000 ve p=0,000).SONUÇÇalışmamızın sonuçlarına göre konvulzif nöbet geçiren hastalarda kan İMA düzeyi anlamlı olarak yükselmektedir. Kliniğimizde yaptığımız çalışmada nöbet tanısını dışlamak için kan İMA düzeyinin oldukça yüksek tanısal değere sahip olduğunu gözlemledik.Anahtar Kelimeler; Epilepsi, İskemi Modifiye Albümin, Acil servis

Acil servis-hastaneAlbüminlerEpilepsi+1
Müzeyyen Üzel
Dokuz Eylül University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

ST elevasyonlu akut myokard infarktüsü hastalarının tedaviye ulaşma sürelerini etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi çalışması

GİRİŞ VE AMAÇ:Miyokard infarktüsü koroner kan dolaşımının yetersiz kalması sonucu myokardın iskemik nekrozudur. Akut miyokard infarktüsü (AMI) dünyada önde gelen mortalite ve morbidite nedenidir. Akut miyokard infarktüsü sonrası sağ kalımı belirleyen başlıca faktörler koroner kan akımının hızlıca sağlanması ve komplikasyonların erken tedavisidir. Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi (DEÜH) acil servisine başvuran STEMI hastalarının gecikme nedenleri bilinmemektedir.Biz çalışmamızda acil servisimize başvuran ve ST elevasyonlu myokard enfarktüsü (STEMI) tanısı alan hastalarda, acil servise ulaşma ve acil serviste tanı konma süreleri ve bu süreleri etkileyen faktörleri araştırmayı planladık.GEREÇLER VE YÖNTEM:13.02.2012-30.04.2012 tarihleri arasındaki 2.5 aylık sürede DEÜTF acil servisine ST elevasyonlu myokard infarktüsü tanısı konan 18 yaş üstü, ardışık tüm hasta verilerinden yararlanıldı. STEMI tanısı için WHO örgütününü kriterleri kullanıldı. Hastaların yaşı, cinsiyeti, komorbit hastalıkları, mesleği, evde kaç kişi yaşadığı (yalnız veya yalnız değil), eğitim durumu gibi demografik özelliklerin analizi yapıldı ve hastaneye başvurularındaki gecikme üzerine etki edip etmedikleri araştırıldı. Bunun için hazırlanan anket formlerı kullanıldı. Başvuru zamanı, EKG çekme ve tanı koyma süreleri için Amerikan Kardioloji Derneği (AHA)'nin 2010 AKS kılavuzundaki kriterler kullanıldı.BULGULAR:Çalışma süresince acil servisimize başvuran 86 STEMI hastası çalışmaya dahil edildi. Yaş ortalaması 61,2 idi hastaların %24,4'ü kadındı. Hastaların %52,3 kadarı acil servise geç başvurdu. Diabetik olmanın acil servise başvuruda gecikme ile ilişkili olduğu belirlendi. Ortalama tanı koyma süresi 17 dk olarak bulundu.SONUÇ:Diyebetik olma hastaneye başvuru süresinde gecikmeye neden olmuştur. Geç başvuran hastaların gecikme nedenleri içinde en sık `'geçer diye beklemek olduğu'' olduğu saptanmıştır. Acil servisimizde hastalara ilk EKG'nin çekilme süresi, tanı ve konsültasyon isteme süreleri uluslararası standartlara uygundur.ANAHTAR KELİMELER:ST elevasyonlu myokard infarktüsü, acil, gecikme

Acil durumlarAcil servis-hastaneAcil tedavi+4
İpek Duygu
Dokuz Eylül University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste kan gazı alımında heparinlenmiş insülin enjektörü ile koruma kapaklı kan gazı enjektörü kullanımının karşılaştırılması (randomize kontrollü çalışma)

GİRİŞ:Halen birçok hastanede kan gazı alınırken kan gazına özel enjektörler olmadığı için insülin enjektörü ve diğer enjektörler heparinle yıkanarak kullanılmaktadır. Çalışmamızda III. basamak acil servisimizde ileriye dönük olarak iki aylık süre içerisinde kan gazı alma işleminde koruma kapaklı kan gazı enjektörü ile klasik heparinlenmiş enjektörü; işlem kolaylığı, hekim-hasta memnuniyeti, laboratuvarda çalışılabilirlik, komplikasyonlar ve güvenlik açısından değerlendirdik.METOD:Acil servise başvuran ve acil servis hekimi tarafından radial arterden arterial kan gazı alınması planlanan hastalardan çalışmaya katılmayı kabul edenler dahil edildi. Hastalar prospektif olarak seçildi, basit randomizasyon ile iki gruba ayrıldı. İlk veriler kan gazını alan acil servis hekimi tarafından, 48 saat sonrasındaki veriler ise çalışmacı tarafından anket formuna işaretlendi. Sonrasında da bir veri tabanı programına kaydedildi.BULGULAR:İki aylık dönem içerisinde çalışmaya dahil edilen hasta sayısı 550'dir. Çalışmaya dahil edilen hastalar arasında cinsiyet, yaş, kilo, boy, BMI ve el bileği çevresi açısından anlamlı fark saptanmadı. İşlem deneme sayısı (p:0,489), hastaların işlem esnasında duyduğu ağrı düzeyi (p:0,145), hastaya göre (p:0,109) ve hekime göre (p:0,554) işlem zorluk derecesi açısından enjektörler arası anlamlı fark saptanmadı. Kan gazı alımı sırasında 115 (%20.9) hastada komplikasyon gelişti. Klasik heparinlenmiş enjektör grubunda komplikasyon oranı (n:69, %25.1), koruma kapaklı enjektöre (n:46, %16) göre anlamlı şekilde yüksek saptandı. (p: 0,0211)En sık gözlenen erken komplikasyon olan lokal ağrı klasik heparinlenmiş enjektör grubunda daha fazla saptandı (n:53, %19,3 ve n:35, %12,7). Ayrıca koruma kapaklı enjektörle kan gazı alınan kadınlarda komplikasyon (p:0,003) ve lokal ağrı (p:0,01) daha az gelişirken hasta ve hekim açısından işlemin daha kolay olduğu saptandı. 48 saat sonraki değerlendirmede klasik heparinlenmiş enjektör grubunda enfeksiyon (n:6, %3,2-n:0, %0) ve lokal hematom (n:78, %41,5-n:36, %15,7) oranının daha fazla olduğu saptandı. (p=0.0213 ve p<0.0001)SONUÇ:Kliniğimizde yapılan bu çalışmada koruma kapaklı enjektör ile klasik yöntem olan heparinlenmiş insülin enjektörünün kan gazı alımı işleminde kullanılmasının işlem kolaylığı ve uygun örnek alabilme yönünden bir farkı bulunmadı. Buna rağmen koruma kapaklı kan gazı enjektörü kullanılan hastalarda daha az ağrı hissedildiğini ve ponksiyon yerinde enfeksiyon ve hematomun daha az geliştiğini bulduk.

Acil servis-hastaneEnjektörlerHeparin+3
Sevcan Baki Baskın
Dokuz Eylül University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Doğu Karadeniz şehirleri merkez ve kırsal alanlarda gerçekleşen kaybolma vakaları: 6 yıllık analiz

Doğu Karadeniz Şehirleri Merkez ve Kırsal Alanlarda Gerçekleşen Kaybolma Vakaları: 6 yıllık Analiz Amaç: Doğu Karadeniz şehir merkezi ve kırsal bölgelerinde meydana gelen kayıp vakalarının genel karakteristik özelliklerinin açıklanarak özellikli bir arama kurtarma profilinin gözden geçirilmesi amaçlanmıştı. Yöntem: 2015-2020 yılları arasında 6 yıl boyunca Doğu Karadeniz şehir merkezi ve kırsalında meydana gelen kaybolma vakaları retrospektif olarak incelendi. Bu inceleme için Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'nın (AFAD) arşiv verileri kullanıldı. Bulgular: 6 yıllık süre içerisinde Doğu Karadeniz Bölgesinde kaybolan ve verilerine AFAD veri tabanı vasıtası ile ulaşabildiğimiz 290 vaka çalışmaya dâhil edildi. Bu 290 hastanın 208'i erkek (%71,7) iken 82 (%28,3) tanesi kadın idi. Ek hastalıklara göre dağılıma baktığımızda vakaların 188 (%64,8) tanesinde ek hastalık tespit edilmedi. 48 (%16,6) vakada Alzheimer, 14 (%4,8) vakada Demans, 7 (%2,4) vakada tanılı Mental Retardasyon mevcuttu. Vakaların 10 (%3,4) tanesinde Depresyon, Şizofreni, Mani, Bipolar bozukluk gibi Psikiyatrik bozukluklar mevcutken, 4 (%1,4) tanesi bilinen Epilepsi hastasıydı. Görme veya işitme engelli toplam 17 (%5,9) vaka vardı. Hipertansiyon (HT) ve Diyabetes Mellitus(DM) gibi "Diğer" kategorisinde değerlendirilen 2 (%0.7) vaka tespit edildi. Vakaların 117 (%40,3) tanesi Merkezde, 90 (%31) tanesi köy kırsalında, 36 (%12,4) tanesi yaylada, 26 (%9) tanesi dere/dere yatağı mevkiinde, 9 (%3,1) tanesi ormanlık arazide, 5(%1,7) tanesi denizde, 5(%1,7) tanesi baraj gölünde, 1 (%0,3) tanesi çaylık ve yine 1 (%0,3) tanesi de fındıklıkta kaybolmuştur. Bulunma şekillerine göre incelendiğinde 290 vakanın 38 (%13,1) i bulunamamıştır. 118 (%40,7) kişi ölü, 107 (%36,9) kişi sağ, 27 (%9,3) kişi ise yaralı olarak bulunmuştur. Sonuç: Kayıp vakaları üzerine yapılmış, yurtdışı kaynaklı birçok akademik yayın olmakla birlikte ülkemizde yapılmış buna benzer bir epidemiyolojik çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma ile Doğu Karadeniz şehir merkezleri ve kırsal alanda meydana gelen kaybolma vakalarının detaylı incelenmesiyle elde edilen veriler neticesinde gelecekte meydana gelebilecek kazalara yönelik çeşitli önlemlerin alınması, uygun eğitimlerin verilmesi ve toplumun bilgilendirilmesine yönelik çeşitli faaliyetler yapılabilecektir. Bu çalışma yöntem ve sonuçları itibariyle ulusal ve uluslararası arama kurtarma faaliyetlerinde, ekiplere koruyucu önlemler, profesyonel eğitim, halkın eğitimi ve yeni araştırmalar gibi aktivitelerte kılavuzluk edecektir. Anahtar Kelimeler: Kayıp, Retrospektif, Arama-Kurtarma, AFAD

Acil durumlarAcil tıpArama+5
Esra Ersöz Genç
Karadeniz Technical University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi erişkin acil servisinde ses düzeyinin değerlendirilmesi ve bilgisayarlı benzetim programı ile ideal akustik ortamın oluşturulması

AMAÇ: Gürültü kirliliği, insan sağlığı için çeşitli yönlerden bir risk oluşturan çevre sorunlarından birisidir. Hastanelerin diğer servislerine kıyasla acil servisler içindeki gürültü seviyesinin daha yüksek olduğu ve sağlık çalışanları ve hastalar üzerinde olumsuz etkileri olduğu geçmişte yapılan çalışma sonuçlarında gösterildi. Ancak bugüne kadar yapılan önceki çalışmaların tümü sesin hacimsel değerleri üzerinde durdu. Biz çalışmamızda acil serviste ses düzeyinin hacimsel olarak belirlenmesine ek olarak bir adım öteye giderek acil servisimizde gürültü kaynaklarını tanımlayarak bilgisayarlı benzetim programı ile sanal ortamda mimari açıdan uygun akustik bir düzenlemeye yapmayı ve acil servis çalışanları ve hastalar için ideal gürültü önleyici çözümleri bulmaya çalıştık. YÖNTEM: Çalışma iki aşamada gerçekleştirildi. Modelleme ve kayıt aşamasında altı günlüksürede acil servis içindeki üç farklı fiziksel alanda el tipi ses ölçüm cihazı ile ortamdaki ses düzeyi sekizer saatlik dilimler halinde belirlenip, kaydedildi. Çalışmanın akustik betimlemeaşamasında, yapılan ölçümler özel bir bilgisayar yazılımı aracılığıyla sanal ortamda acil servisin uygun bir akustik benzetim modelini oluşturup, ses frekanslarındaki önceliklerine göre gürültü kaynaklarına yönelik acil servis için uygun olabilecek ideal akustik ortamın oluşturulmasına çalışıldı. BULGULAR:Araştırmamız sonucu elde ettiğimiz ses seviyeleri; resüsitasyon alanında ortalama 62,9 dBA, monitörlü gözlem alanında ortalama 62,9 dBA ve bakı birimleri alanında ortalama 64,8 dBA bulduk. Her üç bölgedeki genel ortalama alınarak acil servisin genel ses düzeyi 63,54 dBA saptandı. Ayrıca tüm alanlarda bazı ses frekanslarında ki insan kulağının duyabilecekleri de dahil olmak üzere çınlanım sürelerine baktık. Betimleme sonrası çınlanım değerleri istatistiksel olarak daha düşük çıktıSONUÇ: DEÜH Acil Servisi resüsitasyon alanı, monitörlü gözlem alanı ve bakı birimleri alanındaki gürültü seviyeleri ulusal ve uluslararası değerlerin çok üstündedir. Alanlar arasında ortalama gürültü seviyeleri arasında fark bulunmadı. Anlık en yüksek gürültü seviyeleri 9zaman zaman turbo jet ya da gök gürültüsü seviyelerine ulaşabilmektedir DEÜH Acil Servisinin mimari yapısal özellikleri sanal ortamda ses için ideal materyaller ile değiştirilerek akustik betimleme yapıldı. Akustik betimleme sonrasında gürültü seviyelerinde bir miktar iyileşme sağlansa da istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Betimleme sonrası çınlanım değerlerinin istatistiksel olarak daha düşük çıkması bize acil servis içi gürültü yüksekliğinin sadece yapısal nedenlere bağlı olmayıp kalabalık gibi nedenlerin de olabileceğini düşündürdü. ANAHTAR KELİMELER: Acil servis, gürültü, ideal akustik ortam

Acil servis-hastaneAcil tıpAkustik stimülasyon+3
Nihat Ak
Dokuz Eylül University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farklı acil sistemlerine göre iskemik inme hastalarında kapı iğne zamanını kısaltan ve uzatan etkenler: Belçika ve Türk modelleri

Amaç: İnme dünya çapındaki ölümlerin en sık ikinci nedenidir. İskemik inme tedavisine erken başlamanın mortalite ve morbidite üzerinde olumlu etkileri vardır. Bu çalışma farklı acil sistemlerinde akut iskemik inme tedavisinde tedavi süresini kısaltan ve uzatan nedenlerin incelenmesi amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya katılan Belçika'dan Antwerp Üniversite Hastanesi (UZA), Saint-Luc Üniversite Hastanesi (UCL), Türkiye'den Akdeniz Üniversitesi Hastanesi (AÜ) ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi (KTÜ) acil servislerine 01.01.2016-31.12.2017 tarihleri iskemik inme ile başvuran hastalar retrospektif olarak incelendi. Dört hastanenin kullanımda olan inme protokolleri oluşturuldu ve özellikleri incelendi. Bulgular: Acil servise ambulansla başvuranlar arasında Belçika'daki hastaların Kapı-BT süresi Türkiye'dekilerden uzundu ancak BT-IVT süresi, Kapı-IVT süresi, Semptom-IVT süresi Türkiye'deki hastalardan kısaydı (p<0,001 p<0,001 p<0,001 p=0,019 sırasıyla). Tomografisi acil serviste olan merkezde Kapı-BT süresi tomografisi acil servis dışında olanlara göre kısaydı (p<0,001). Belçika'daki hastalarda hastaneye MUG/SMUR yoluyla gelen hastaların Semptom-Kapı zamanı, Kapı-BT zamanı, Kapı-IVT zamanı ve Semptom-IVT zamanı ayaktan ve ambulansla gelen hastalara göre kısaydı (p=0,008 p<0,001 p=0,002 p=0,016 sırasıyla). En kısa BT-IVT süresi olanlar tomografi ünitesinde trombolitik tedavi uygulanan hastalardı (15 dk. IQR=14). Sonuç: Elde ettiğimiz sonuçlara göre, inme kodunun kullanımı, MUG/SMUR sistemi kullanımı, tomografiyi acil serviste konumlandırmak, trombolitik tedaviye tomografi ünitesinde başlamak ve ilk başvurulan hastanede trombolitik tedavi uygulamak iskemik inme hastasına trombolitik tedavinin daha erken başlanmasını sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: İskemik İnme, Kapı İğne Zamanı, İnme Protokolü, Belçika, Türkiye

Acil servis-hastaneAcil tıpBelçika+6
Muhammet Fatih Beşer
Karadeniz Technical University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serum neutrophil gelatinase-associated lipocalin düzeylerinin pulmoner tromboembolide tanısal değeri

SERUM NEUTROPHIL GELATINASE-ASSOCIATED LIPOCALIN DÜZEYLERİNİN PULMONER TROMBOEMBOLİDE TANISAL DEĞERİ Giriş ve Amaç; Pulmoner tromboemboli, tanı koyma yöntemlerinde ilerlemelere rağmen günümüzde erken tanı ve tedaviye başlamanın güçlüklerinin yaşandığı, gecikmelere bağlı mortalite ve morbiditenin arttığı hastalıklardan biridir. Çalışmamızda acil serviste tanısal değeri yüksek, hızlı, invaziv olmayan, ucuz ve kolay ulaşılabilen, biyokimyasal belirteç olarak düşündüğümüz neutrophil gelatinase-associated lipocalin testinin pulmoner tromboemboli hastalığında tanısal değerini saptamayı amaçladık. Gereç ve Yöntem; Dokuz Eylül Üniversitesi erişkin acil servisine başvuru sırasında pulmoner tromboemboli semptomları olan, klinik bulgular ve tetkikleri ile pulmoner tromboemboli düşünülen hastalardan bilgisayarlı tomografi pulmoner anjiografi görüntülemesi yapılan, dışlama kriterlerine sahip olmayan ve yazılı onam alınan hastalar dahil edildi. Neutrophil gelatinase-associated lipocalin yüksekliğine neden olabilecek tanılara sahip hastalar çalışma dışı bırakıldı. Bilgisayarlı tomografi ile pulmoner anjiografi için intravenöz kontrast madde verilmeden önce hastadan alınan kanda yatakbaşı neutrophil gelatinase-associated lipocalin düzeyi ile diğer rutin testler ise acil biyokimya laboratuvarında çalışıldı. Çalışmamızda neutrophil gelatinase-associated lipocalin testinin pulmoner tromboembolide bilgisarlı tomografi ile pulmoner anjiografi?ye göre geçerliliği (tanı değeri) araştırıldı. Bulgular; Çalışmaya alınan ve yatakbaşı neutrophil gelatinase-associated lipocalin düzeyi saptanan, bilgisayarlı tomografi ile pulmoner anjiografi ile görüntülemesi yapılan 69 hastanın 31?inde (% 44.9) pulmoner tromboemboli tanısı konuldu. Hastaların 38?inde (% 55) bilgisarlı tomografi ile pulmoner anjiografide pulmoner tromboemboli gösterilemedi. Pulmoner tromboemboli saptanan hastalar ile saptanmayan hastalar arasında yaş ve cinsiyet farkı ile komorbid hastalıkları arasında anlamlı fark bulunmadı. Acil servise başvuru şikayetlerinde en sık nefes darlığı ve gögüs ağrısı görüldü. Ancak acil servis başvurusu sırasında senkop dışında geliş şikayetleri yönünden pulmoner tromboemboli tanısı alan hastalar ile almayan hastalar arasında anlamlı fark saptanmadı. Laboratuvar değerlerine bakıldığında Pulmoner tromboemboli saptanan hastalarda neutrophil gelatinase-associated lipocalin düzeyi anlamlı olarak yüksek saptandı. Çalışmaya dahil edilen pulmoner tromboemboli tanısı alan ve almayan hastalar arasında neutrophil gelatinase-associated lipocalin ile kan üre nitrojen düzeyleri dışında anlamlı fark bulunmadı. En yüksek seçicilik ve en yüksek duyarlılık esas alınarak pulmoner tromboembolide neutrophil gelatinase-associated lipocalin kesim noktası 88 ng/ml olarak belirlendi. Neutrophil gelatinase-associated lipocalin testinin, pulmoner tromboemboli tanısında belirlenen kesim noktası değerine göre % 70.97 ile en yüksek duyarlılığa ve % 60.53 ile en yüksek seçiciliğe sahip olduğu görüldü. Pozitif prediktif değeri % 59.46, negatif prediktif değeri % 71.88 saptandı. Sonuç;Acil servise başvuran pulmoner tromboemboli tanısı konan hastalarda anlamlı olarak yüksek bulunan Neutrophil gelatinase-associated lipocalin düzeyi, pulmoner tromboemboli tanısında güvenilir bir biyokimyasal belirteç olarak öngörülmemektedir.

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriNGAL+4
Ercüment Sarıtabak
Dokuz Eylül University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dokuz Eylül Hastanesi Acil Serviste varfarin kullanımına bağlı İNR yüksekliği olan hastalara yaklaşım: Bir yıllık geriye dönük tarama

AMAÇ: Bu çalışmamızda Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil Servisine (DEUHAS) bir yıllık sürede Varfarin kullanımına bağlı INR yüksekliği ile başvuran hastaların demografik ve klinik profillerini çıkartmak, bu hasta grubu içinde majör kanaması olan veya olmayanların, acil servisteki klinik süreçlerini, tedavi ve sonlanımlarını araştırmayı amaçladık. YÖNTEM: Geriye dönük bir yıllık dosya taraması olan çalışmamızın evrenini 01.08.2010 ? 31.07.2011 tarihleri arasında DEUHAS?a başvuran ve INR bakılan tüm 18 yaş üstü erişkin hastalar oluşturdu. Hastalar INR düzeylerine göre gruplandı. Hastane Bilgi Yönetim Sisteminden alınan veriler ile INR < 2 olanlar ve tedavi amaçlı olmayan maruziyetler (süpervarfarin vb.) çalışma dışı bırakıldı. INR ? 2 olanlar INR düzeylerine göre dört gruba alındı. Bu gruplarda başta major kanama olup olmadığı olmak üzere klinik süreçleri, tanı, tedavi ve sonlanımları araştırıldı. BULGULAR: Çalışmaya varfarine bağlı INR ? 2 olan 450 hasta alındı. INR 2-3 grubunda 242, INR 3-5 grubunda 120, INR 5-8 grubunda 50 ve INR ? 8 grubunda 38 hasta vardı. Bu gruplarda sırasıyla 40 (%16,5), 31 (%25,8), 17 (%34) ve 19 (%50) hastada toplam 107 major kanama (%23,8) saptandı (P 0.000). Varfarin kullanım endikasyonları içinde en sık nedeni atrial fibrilasyon (%43,6) ve mekanik kalp kapağı problemi (%30) idi. INR düzeyinin artması ile tedavi alması arasında anlamlı bir ilişki vardı (p = 0,000). Tedavi de INR düzeyinin düşük olması ile İV sıvı tedavisi yüksek olması da kan ürünleri tedavisi ile uyumlu iken; vitamin K tedavisi INR düzeyleri ile uyumlu değildi. Hastaların %70?i taburcu olurken, % 24.5?i servislere yatırıldı ve %3,1?i öldü. Terapötik INR düzeylerinde hem taburculuk hem ölüm anlamlı derecede yüksekti. Major kanama olması, hastaların sonlanıma doğrudan anlamlı bir etkide bulunmazken, acil servis içi ölümler, acil servis içi kalış süresi, servis ve yoğun bakım yatışları ile INR ? 8 olması arasında anlamlı ilişki vardı (p = 0.000). SONUÇ: INR düzeyi ile major kanama, tedavi alımı, tedavi seçeneği, sonlanım, acil servis içi ölümler, acil servis içi kalış süresi ve servis ve yoğun bakım yatışları arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Major kanama ile sadece kontrol INR süresi arasında anlamlı bir uyum bulundu

AntikoagülanlarHemorajilerKan pıhtılaşma zamanı+3
Berrin Yavuztürk
Dokuz Eylül University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnternet temelli uzaktan eğitimin acil tıp asistan programına olan katkısının ve asistanlar üzerindeki etkisinin araştırılması

Amaç: Çalışmamızda acil tıp araştırma görevlisi hekimlerin uzaktan eğitime yönelik bakış açısı, memnuniyet düzeyi ve önerilerinin değerlendirilmesi; elde edilen veriler doğrultusunda uzaktan eğitim yöntemlerinin geliştirilmesi ve daha aktif kullanılabilecek şekilde yapılandırılması hedeflendi. Yöntem: Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Sağlık Uygulama-Araştırma Merkezi Farabi Hastanesi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Trabzon Kanuni Eğitim-Araştırma Hastanesi (SBÜ KEAH) ve Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalları'nda COVİD-19 pandemisi nedeniyle uzaktan eğitim sistemiyle uzmanlık eğitimine devam eden araştırma görevlisi hekimlerin katılımıyla gerçekleştirilen bir anket çalışmasıdır. Araştırmacılar tarafından Google formlar aracı kullanılarak oluşturulan veri toplama formu (Tanıtım Formu, E-Derslere Yönelik Memnuniyet Ölçeği, Uzaktan Eğitim Öğrencilerinin Uzaktan Eğitime Yönelik Görüşleri Ölçeği) Acil Tıp Anabilim dallarında çalışmakta olan araştırma görevlisi hekimlere WhatsApp uygulaması kullanılarak iletildi. Veri analizi için SPSS 23 (Statistical Package of Social Sciences) programı kullanıldı. Niteliksel veriler ki kare testi ile değerlendirildi. Sonuçların istatistiksel olarak anlamlılığını değerlendirmek adına güven aralığı %95 olarak (p<0.05) kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların %62.5'i (n=45) erkek, %37.5'i (n=27) kadındı. Katılan hekimlerin yaş ortalaması 28.75±3.3 yıl (min=25, max=40) olarak tespit edildi. Çalışmada yer alanların %68.1'i (n=49) daha önce internet temelli uzaktan eğitimi tecrübe etmiş. Katılımcıların uzaktan eğitime yönelik görüşlerinin değerlendirildiği ölçek; 'kişisel uygunluk, etkililik, öğreticilik ve yatkınlık' olmak üzere 4 başlıktan ve toplam 19 sorudan oluşmaktadır. Beşli likert tipi anketin cevap seçenekleri 0'dan 4'e kadar puanlandırıldığında ortalama puan 37.6 olup; en yüksek 57, en düşük ise 7 puan olduğu tespit edildi. Katılımcıların uzaktan eğitime ilişkin memnuniyet düzeylerinin değerlendirildiği ölçek; 'kullanılan materyaller ve iletişim araçları, öğretmen-öğrenci etkileşimi, ortam tasarımı, e-derse yönelik tutum, dersin içeriği ve öğretim süreci' olmak üzere 5 başlıktan ve toplam 39 sorudan oluşmaktadır. Beşli likert tipi anketin cevap seçenekleri 0'dan 4'e kadar puanlandırıldığında; ortalama puan 87.1 olup; en yüksek 134, en düşük ise 0 puan tespit edildi. Asistanlık yılı, cinsiyet, medeni durum ve daha önce uzaktan eğitim tecrübesi olup olmaması değişkenleri, ölçeklerden elde edilen sonuçlar üzerinde %95 güven aralığında anlamlı farklılık oluşturmadı. Çalışmaya katılan acil tıp araştırma görevlisi hekimlerin %62,5'i (n=45) geleneksel yüz yüze eğitimi tercih etti. Sonuç: Acil tıp uzmanlık eğitiminde uzaktan internet temelli eğitimin, uzmanlık öğrencileri üzerinde olumlu etkisi olmakla birlikte geleneksel yüz yüze eğitim daha çok tercih edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Uzaktan eğitim, Acil Tıp uzmanlığı, geleneksel eğitim

Acil tıpDoktorlarGeleneksel eğitim+3
Sema Bayrak
Karadeniz Technical University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Subaraknoid kanama şüphesi olan hastalarda bakılan glucose-regulated protein 78 (GRP 78) ve C/EBP homologous protein (CHOP) düzeyinin tanı ve prognozdaki yeri

Amaç: Bu çalışmanın amacı, subaraknoid kanama (SAK) şüphesi ile acil servise başvuru yapan hastalardan alınan kan ve beyin omirilik sıvısı (BOS) örneklerinde ölçülen ER stres markerları CHOP ve GRP 78 proteinlerinin, ayrıca oksidatif stres biyobelirteçlerinden toplam oksidan durum (TOS), toplam antioksidan durum (TAS), oksidatif stres indeksi (OSI) düzeylerinin tanısal ve prognostik değerini belirlemektir. Gereç ve yöntem: Prospektif olarak planlanan bu çalışmaya, acil servise SAK şüphesi ile başvuran hastalar alındı. Bilgisayarlı Beyin Tomografisi (BT), Lumber Ponksiyon (LP) gibi işlemler sonrası hastalara SAK tanısı koyuldu veya SAK tanısı dışlandı. SAK olmayan hastalar kontrol grubunu oluşturdu. SAK tanılı hastalardan acil servise başvurdukları anda, 12. saatte ve taburculukda 3 zamanlı kan ve tek zamanlı BOS örnekleri alındı. Kontrol grubundan ise sadece başvuru anında kan ve BOS örnekleri alındı. Her iki gruptaki kan ve/veya BOS örneklerinden GRP 78, CHOP, TOS, TAS ve OSI düzeyleri çalışıldı. Bulgular: SAK tespit edilen 88 hastanın (n=88) kan GRP 78 ortanca değeri 1.24 ng/mL (1.06-1.54), TOS ortanca değeri 18.98 µmol/mL (11.84-28.32) ve OSI ortanca değeri 2.33 (1.32-3.32) ile kontrol grubu (n=43) arasındaki BOS GRP 78 1.63 ng/mL (1.30-2.46), TOS ortanca değeri 57.96 µmol/mL (39.75-77.56), OSI ortanca değeri 5.99 (3.97-8.20) arasında istatistiksel olarak fark tespit edildi (p<0.001 her üç marker için). SAK tanısı alan hastaların BOS CHOP ortanca değeri 174.14 pg/mL (74.43-481.46), TOS ortanca değeri 10,05 µmol/mL (6,22-13,48) ve OSI ortanca değeri 2,30 (1,29-3,17) ile kontrol grubundaki BOS CHOP ortanca değeri 22.93 pg/mL (19.58-31.26), TOS ortanca değeri 3,18 µmol/mL (0,65-6,12), OSI ortanca değeri 0,67 (0,16-2,05) kıyaslandı ve aradaki fark istatiksel açıdan anlamlı derecede yüksekti (p<0.001 her üç marker için). SAK tespit edilen 37 hastanın (n=37) başvuru anında, 12. Saatte ve taburculuk sırasında ölçülen kan GRP 78 ortanca değerleri 1,35 ng/mL (1,08-1,58) ve TAS ortanca değerleri 1,07 mmol/mL) (0,99-1,32) arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,009; p=0,005). Kötü klinik sonlanımlı (Glaskow Outcome Skoru 1,2) SAK hastalarının BOS OSI ortanca değeri 1,82 (0,78-2,61), iyi klinik sonlanımlı (Glaskow Outcome Skoru 3,4,5) SAK hastalarındaki BOS OSI ortanca değerinden 2,49 (1,83-4,38) daha düşük idi. Bu fark istatiksel olarak anlamlıydı (p<0.026). Ölen ve yaşayan hastaların mortalite oranları kıyaslandığında ölen hastalardaki BOS OSI ortanca değeri 1,82 (0,78-2,61) yaşayan hastalardaki BOS OSI ortanca değerinden 2,49 (1,83-4,38) daha düşük bulundu ve bu fark istatistiksel açıdan anlamlıydı (p<0.026).Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre kan GRP 78, TAS, TOS, OSI ve BOS CHOP, TOS, OSI düzeylerinin SAK tanısı koymak için potansiyel parametreler olabileceği , bununla birlikte mortalite ve GOS tayininde çalışılan paremetrelerden yalnızca BOS OSI değerinin faydalı olabileceği sonucuna ulaşıldı.

AntioksidanlarCHOPEndoplazmik retikulum stresi+6
Elif Burma
Karadeniz Technical University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil tıp asistanlarının toksik terörizme hazırlık-acil yönetimi hakkında klinik beceri düzeyinin araştırılması

Amaç: Çalışmamızın birincil amacı acil tıp anabilim dalı asistanlarının toksik terörizme hazırlık ve tıbbi yönetim becerilerini ölçebilecek simülasyon tabanlı klinik sınav geliştirerek klinik beceri düzeyini ölçmektir. İkincil amacı ise tespit edilen eksiklikleri analiz ederek buna yönelik çözüm geliştirilmesine katkı sağlamaktır. Yöntem: Çalışmamız toksik terörizme hazırlık ve acil yönetimi hakkında 5 adet olgu senaryosu simülasyona dayalı klinik beceri sınavı için alanında uzman kişiler tarafından geliştirildi. Etik kurul onayı alındıktan sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp AD' da ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi Trabzon Kanuni Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Tıp AD' da görevli asistanlara KTÜ MEDSİM-İyi Hekimlik Uygulamaları ve Tıbbi Simülasyon Merkezi' nde ardışık günlerde uygulandı. Uygulanan sınav için iki adet simüle olgu videosu, iki adet standardize hasta senaryosu ve bir adet yüksek (teknoloji içeren) gerçeklikli maketin kullanıldığı olgu senaryosu olmak üzere toplam beş adet istasyon oluşturuldu. Her bir istasyonda değerlendiriciler standardize formlar eşliğinde katılımcıları değerlendirdi. Yaptıkları tanısal girişimler ve tedavi yönetimlerine göre her bir istasyon yeterli, geliştirilebilir ve yetersiz olacak şekilde değerlendirildi. Elde edilen verilerin analiz aşamasında SPSS 22,0 istatistik paket programı kullanıldı. İstatistiksel alfa önemlilik seviyesi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmamıza 48 acil tıp asistanı katıldı. Çalışmamızda acil tıp asistanlarının istasyonlara göre en yüksek başarı oranı 16 kişi ile (%33,3) üçüncü istasyon (botulinum maruziyeti senaryosu) olarak saptandı. İkinci istasyonda (radyoaktif madde ile kontaminasyon senaryosu) asistanların tamamı yetersiz performans gösterdi ve tüm istasyonlarda başarılı olan katılımcı tespit edilmedi. Acil tıp asistanlarının tanımlayıcı ve eğitim bilgileri ile en az 1 istasyonda başarılı olma durumlarının karşılaştırılmasında kadın, asistanlıkta çalışma süresi 24 ay üzeri olanlar, KBRN eğitimi alanlar ve simülasyona dayalı eğitimi alanlarda istatistiksel olarak daha yüksek yeterlilik oranları saptandı. Sonuç: Bu çalışmayla birlikte toksik terörizm hakkında acil tıp hekimlerinin klinik becerisini ölçen standart ve simülasyon tabanlı bir ölçme değerlendirme metodu geliştirilmiştir. Bu metodun uygulandığı acil tıp asistanlarından elde edilen veriler ışığında KBRN/toksik terörizm ile ilgili mevcut çekirdek eğitim müfredatının geliştirilmesi gerekliliği ve bu nadir fakat toplum için yüksek tehdit oluşturan toksik terörizmin tıbbi yönetimine dair acil hekimlerinin belirli aralıkla tekrarlanabilir, ölçülebilir değerlendirme metodlarının gereksinimi ortaya çıkmaktadır.

Acil tıpBenzetimDoktorlar+7
Abdul Samet Şahin
Karadeniz Technical University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karadeniz Teknik Üniversitesi altıncı sınıf Tıp Fakültesi öğrencilerine acil tıp stajında verilen temel yaşam desteği, ileri kardiyak yaşam desteği ve travma kurslarının memnuniyet ve başarı düzeylerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı 6. sınıf tıp fakültesi öğrencilerine acil stajında verilen temel yaşam desteği, ileri kardiyak yaşam desteği ve ileri travma yaşam desteği eğitimlerinin başarı ve memnuniyet düzeylerini ölçmek ve değerlendirmektir. Gereç ve yöntem: Tanımlayıcı ve retrospektif olarak yapılan bu araştırmanın evrenini 2019-2020 yıllarında KTÜ Tıp Fakültesi'nde acil stajında olan 6. Sınıf öğrencileri oluşturdu. Çalışmaya 120 öğrenci dahil edildi. Literatür doğrultusunda hazırlanan ve öğrencilerin sosyo-demografik özelliklerini içeren anket formları oluşturuldu. Eğitimlerin öncesinde ve sonrasında, öğrencilerin bilgi düzeylerini ölçen, ölçme ve değerlendirme testleri yapıldı. Ayrıca eğitimlerden sonra öğrencilerin memnuniyetlerini ölçen memnuniyet anketleri yapıldı. Çalışmadan elde edilen veriler, bilgisayar ortamında IBM SPSS 23 paket programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Araştırmaya katılan 120 öğrenciden; Temel ve ileri kardiyak yaşam desteği eğitimi alanların ön test puan ortalamaları; (60,44±11,84), son test puan ortalamaları; (87,93±10,57) olup istatistiksel olarak anlamlı farkı vardı (p<0,05). Benzer şekilde travma eğitimi alan bireylerin ön test puan ortalamaları (62,35±13,73) ve son test puan ortalamaları (78,41±9,38) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0,05). Daha önceden temel ve ileri kardiyak yaşam desteği eğitimi alanlarla almayanlar arasında, puan ortalamaları açısından öngörülenin aksine istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Aynı şekilde acilde uzmanlık yapmayı hedefleyenler ve hedeflemeyenler açısından da istatistiksel açıdan fark tespit edilmedi (p>0,05). Tıp Fakültesinde okumaktan memnun olanların ileri travma yaşam desteği eğitimlerindeki ön test puan ortalaması, memnun olmayanlara göre daha yüksek çıktı (p<0,05). Tüm eğitimlerde ise katılımcıların memnuniyet düzeyleri genel anlamda yüksekti. Sonuç: Temel, ileri kardiyak ve ileri travma yaşam destekleri en ciddi ve önemli tıbbi müdahalelerin başında gelmektedir. Literatürde, sağlık çalışanlarının bu konularda bilgi ve beceri eksikliklerinin olduğunu bildiren birçok çalışma mevcuttur. Bizim çalışmamızda; simülasyon tabanlı bu eğitimlerin, mezuniyet öncesi tıp fakültesi öğrencilerinin bilgi ve becerilerini önemli derecede arttırdığı ve memnuniyetlerini olumlu yönde etkilediği gösterilmiştir. Anahtar kelimeler: Temel Yaşam Desteği, İleri Kardiyak Yaşam Desteği, Travma, Simülasyon.

BenzetimKalp hastalıklarıRetrospektif çalışmalar+6
Alıreza Manevı
Karadeniz Technical University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran minör kafa travmalı geriatrik hastanın olası kafa kırığında hastabaşı acil ultrasonografi ile tomografinin karşılaştırılması

Ultrasonografi (US) 1990'lı yılların başlarından beri acil serviste yatak başı hasta değerlendirilmesinde önemli bir uygulama haline gelmiştir. Günümüzde, geriatrik popülasyonun aynı seviyeden düşme ile minör kafa travması acil servis başvuruları artmaktadır. Bu çalışmanın amacı, 65 yaş ve üstü hastaların olası kafa kemikleri kırığında hasta başı Bakı Noktasında Acil Ultrasonografi (BNAU) ile bilgisayarlı tomografinin (BT) karşılaştırılmasıdır. Bu prospektif tek merkezli çalışma, 01 Ağustos 2022 – 30 Nisan 2023 arasında, Başkent Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı Ankara'da, kafa travması ile başvuran 65 yaş ve üstü random olguları içermektedir. Dahil edilme kriterleri, travma lokal bulgusu ve Glasgow Koma Skalası (GCS) skoru ≥14, dışlama kriterleri ise yüksek enerjili kafa travmaları, darp, nörolojik bulgu, tomografide beyin parankim patolojisi, hemodinamik olarak stabil olmaması, açık kırık, aktif kanama, serebral cerrahi öyküsüdür. Philips® HDI 500 ultrason cihazı ve L12-5 50 mm probu kullanılmıştır. Acil Tıp uzmanlık öğrencilerinin acil klinik ultrasonografi eğitiminden bağımsız olarak 1 saatlik kafa kemik ultrasonografi didaktik eğitimi ve ardından kemik uygulamaları sonrasında gerçekleştirilmiştir. Çalışma öncesi ön istatistik çalışması yapıldı. Veri analizinde SPSS istatistik v25 kullanıldı. Çalışmada kategorik değişkenlerin değerlendirilmesinde frekans (n) ve yüzde (%) tanımlayıcı istatistik olarak kullanılmıştır. BT ve US sonuçlarının karşılaştırılmasında "McNemar Ki-kare testi" veya "McNemar Bowker ki-kare testi" kullanılmıştır. Belirtilen sürede kafa travması ile 335 başvuru oldu. Çalışma evreni 32 random olgu idi, yaş ortalaması 81,53±7,99 yıl, kadın oranı %65,62 (n=21), erkek oranı %34,38 (n=11) idi. Olguların %46.88'inde (n=15) travma tarafı sağ, %53.13'ünün (n=17) sol ve %6.25'inin (n=2) oksipital orta hattaydı. Fizik bakıda, kafa travmalarının lokalizasyonu incelendiğinde, en sık frontal bölge %53,13 (n=17) gözlemlendi. Temporal bölge %18,75 (n=6) ve parietal bölge %37,50 (n=12) daha düşük oranlarda idi. Tomografi sonucunda 3 hastada kırık varken, bakı noktası ultrasonunda 4 hastada kırık öngörüldü. Bakı noktası ultrasonu ile kırık öngörülen yalnızca 1 hastada, tomografi ile doğrulama sağlanabilmiştir. Tomografide kırık tespit edilen 2 olgu ultrason ile öngörülemedi. Bakı noktasında kafa ultrasonu ile kafa kırığında duyarlılık %33.33, seçicilik %89.66, pozitif prediktif değeri v %25 ve negatif prediktif değeri %92.86 olarak hesaplandı. PABAK (Prevalence Adjusted Bias Adjusted Kappa) uyum katsayısı 0.69 olarak elde edildi. Acil Tıp tarafından bakı noktasında uygulanan acil ultrasonografinin öngörü amaçlı uygulanabilirliği ve kırıkta ekarte edici olabilmesi olası iken, operatör becerileri ve ekipman duyarlılıkta etkilidir Seçilmiş geriatrik olgularda, Bakı noktasında acil ultrasonografi (BNAU) yüzeyde ulaşılabilir kafaya ait kırığını ekarte edebilmede değerli olabilir. Gelecekteki araştırmalar, geniş evren ile alan seçici çalışmalar gerektirmektedir. Anahtar Kelimeler: Bakı Noktasında Acil Ultrasonografi; Acil Tıp; Geriatrik Kafa Travması.

Idd Selemanı Athumanı
Baskent University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tokyo 2018 kılavuzuna göre acil serviste akut kolesistit tanısı konulan hastaların değerlendirilmesi

Amaç: Akut kolesistit acil cerrahi gerektiren ve acil servis başvuru sayısı yüksek bir hastalıktır. Akut kolesistitin acil serviste erken tanınması mortalite ve morbidite açısından önemlidir. Çalışmamızda acil servisimize başvuran akut kolesistit şüphesi olan hastalarda Tokyo 2018 akut kolesistit kılavuzu kriterlerinin tanısal ve prognostik etkinliğinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Başkent Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi'ne 01.01.2021-01.01.2022 tarihleri arasında başvuran ve Tokyo 2018 Akut Kolesistit tanı kriterlerine göre akut kolesistit tanısı alan hastaların demografik, radyolojik ve laboratuvar özelliklerinin retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların demografik özellikleri, başvuru şikayetleri, laboratuvar parametreleri, evreleri ve kullanılan görüntüleme yöntemleri kayıt altına alındı. Veriler, SPSS v25.0 paket programı kullanılarak değerlendirildi ve p<0,05 değeri kabul edildi. Bulgular: 191 hastanın değerlendirildiği çalışmamızda, hastaların ortalama yaşı 61,9 ± 18,4 yıl iken hastaların %63,4'ü (n=121) ise kadındı. En sık görülen başvuru şikayeti epigastrik ağrı (%86,3) olarak saptandı. Hastaların %27,2'sinde (n=52) murphy bulgusu pozitifken %9,9 (n=19) hastada ateş bulgusu saptandı. Hastaların %45,52'sinde lökositoz vardı ve ortalama lökosit sayısı 10,2 (8,14 – 13,6)'idi. Hastaların evrelerine göre sınıflaması ise evre 1 %89 (n=169), evre 2 %7 (n=14) ve evre 3 %4 (n=4) olarak saptandı. Evre 1 hastalarının %37'sinde, evre 2 hastalarının %100'ünde ve evre 3 hastalarının ise %87,5'inde yüksek lökosit sayısı bulunmuştur. Hastaların %48,7'sine (n=93) USG, %83,2'sine (n=159) BT çekilirken hastaların %31,9'una hem USG hem BT çekilmiştir. Sonuç: Çalışmamız acil servise başvuran hastalara Tokyo kriterleri kullanarak daha hızlı ve daha kolay akut kolesistit tanısı koyabileceğimizi, hastaların demografik, klinik, laboratuvar ve görüntüleme yöntemlerinin sonuçlarına hakim olmanın önemini ve tokyo şiddet indeksi ile hastaların prognozu hakkında bilgi sahibi olmayı vurgulamakta ve bu faktörlere ışık tutmaktadır.

Saadet Nur Çetinkaya Bodur
Baskent University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut apandisit tanısında laboratuvar değerlerinin yaş ile ilişkisinin değerlendirilmesi ve yaşlara göre komplike apandisiti öngörmedeki yeri

Amaç: Akut apandisit, akut batının en yaygın nedenlerinden ve dünya çapında en sık acil abdominal cerrahi endikasyonlardan biridir. Tüm yaş ve cinsiyet gruplarını etkilediği için de önemli bir hastalık grubudur. Bu çalışmada yaş grupları arasında laboratuvar belirteçlerinin ile histopatolojik tanı arasındaki ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Akut apandisitte yaş grupları arasında histopatolojik tanı, mortalite, YBÜ ihtiyacı, hastanede kalış süreleri gibi farklılıklarının incelenmesi amaçlanmıştır. Laboratuvar verilerinin komplike apandisiti ile basit apandisit ayrımında kullanılabilirliği amaçlanmıştır. Aynı zamanda laboratuvar verilerinin komplike apandisiti öngörmedeki yerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Geriye dönük olarak planlanan bu çalışmaya beş yıllık çalışma süresinde akut apandisit ön tanısı alan 2 yaş üstü 978 hasta dahil edildi. Hastaların dosyaları ve patoloji sonuçları hastane veri sistemi üzerinden geriye dönük olarak incelendi. Patolojik incelemeler sonucu hastalar pozitif apendektomi grubu ve negatif apendektomi grubu olarak ikiye ayrıldı. Pozitif apendektomi grubu hastalar basit apandisit ve komplike apandisit olarak iki alt gruba ayrıldı. Hastalar acil servise başvuru anındaki yaşlarına göre 2-17 (A grubu), 18-64 (B grubu), 65 ve üstü (C grubu) olarak gruplara ayrıldı. Çalışmaya alınan hastaların acil servise başvuru anındaki yaş, cinsiyet, ek hastalıkları, laboratuvar değerleri, hastanede kalış süreleri, yoğun bakım ihtiyacı ve 30 günlük mortalite sayıları hasta kayıt formuna kaydedildi. Elde edilen veriler uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak gruplar arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Araştırma kapsamında değerlendirmeye alınan 978 hastanın 785'i (%80,3) kriterlere uymaktadır. Hastaların yaş ortalaması 23,7±18,1'dir. Hastaların 479'u (%61,0) erkek, 306'sı (%39,0) kadındır. Yaş gruplarına bakıldığında; 388 (%49,4) hasta 2-17 yaş grubunda, 363 (%46,2) hasta 18-64 yaş grubunda ve 34 (%4,3) hasta 65 yaş ve üstüdür. Komplike apandisit vakalarında WBC, nötrofil, NLR, PLR, NWR, CRP, ALT, direkt bilirubin değerlerinin ve yatış sürelerinin basit apandisit olgularına göre istatistiksel olarak önemli düzeyde yüksek, lenfosit değerlerinin ise önemli düzeyde düşük olduğu saptanmıştır. Platelet, RDW, MPV, prokalsitonin, AST ve total bilirubin değerleri açısından önemli fark yoktur. Komplike apandisit olgularındaki yoğun bakım ihtiyacı, 30 günlük mortalite varlığı basit apandisit olgularına göre istatistiksel olarak önemli düzeyde daha yüksektir. 65 yaş ve üstü olan kişilerde komplike apandisit görülme oranı, yoğun bakım ihtiyacı, 30 günlük mortalite varlığı diğer gruplara göre istatistiksel olarak önemli düzeyde yüksektir. Yaş grupları arasında WBC, nötrofil, lenfosit, platelet, RDW, MPV, NLR, PLR, NWR, CRP, ALT parametreleri ile yatış süreleri arasında istatistiksel olarak önemli düzeyde fark vardır. Prokalsitonin, AST, direkt bilirubin ve total bilirubin açısından gruplar arasında fark yoktur. NLR, PLR ve CRP değişkenleri komplike apandisiti etkileyen faktörler olarak tespit edilmiştir. Sonuç: Geriatrik yaş grubundaki hastaların diğer yaş grubundaki hastalara göre daha yüksek CRP değeri, KA oranına, daha fazla yatış süresi, YBÜ ihtiyacı ve mortalite sayısına sahiptir. Pediatrik yaş gurubundaki hastalar ile 18-64 yaş grubundaki hastalar arasında yatış süresi, YBÜ ihtiyacı ve mortalite arasında fark yoktur. Çalışmada NLR, PLR ve CRP değişkenleri komplike apandisit için risk faktörleri olduğu saptandı. Anahtar kelimeler: Acil servis; Akut Apandisit; Laboratuvar Değerleri; Yaş Grupları

ApandisitLaboratuvarlarTeşhis teknikleri ve prosedürleri
Turabi Aydoğan
Karadeniz Technical University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil tıp asistanlarının tıbbi toksikoloji hakkında klinik beceri düzeyinin araştırılması

Amaç: Araştırmamızın amacı, Acil tıp asistanlarının Tıbbi Toksikoloji hakkında klinik beceri düzeyinin, klinik karar verme ve tıbbi yönetim sürecini değerlendirmek amaçlı simülasyon tabanlı Objektif Yapılandırılmış Klinik Sınavlar (OYKS) tasarlanarak uygulanması ve mevcut eksikliklerin belirlenmesidir. Yöntem: Araştırma için, Tıbbi Toksikoloji alanında 5 adet OYKS senaryosu, alanında uzman kişiler tarafından geliştirildi. OYKS için iki adet simüle olgu videosu, bir adet standardize hasta senaryosu ve iki adet yüksek (teknoloji içeren) gerçeklikli maketin kullanıldığı olgu senaryosu olmak üzere toplam beş adet OYKS istasyonu oluşturuldu ve katılımcılara iki gün içerisinde uygulandı. Her bir istasyonda katılımcıların klinik beceri düzeyleri, değerlendiriciler tarafından standardize edilmiş bir form ile değerlendirildi ve performansları video kaydına alındı. Aldıkları anamnez, yaptıkları tanısal girişimler ve tedavi yönetimlerine göre katılımcıların klinik beceri düzeyleri her bir istasyon için yeterli, geliştirilebilir ve yetersiz olacak şekilde değerlendirildi. Tüm veriler SPSS 22.0 istatistik programına aktarılarak analiz edildi. Bulgular: Araştırmamıza, 51 acil tıp asistanı dahil edildi. Çalışmamızda acil tıp asistanlarının en yüksek başarı gösterdiği istasyon, dördüncü istasyondaki video düzeneğinde sunulmuş yılan envenomasyonu senaryosuydu. Katılımcıların en az başarı gösterdiği istasyon ise birinci istasyondaki Trisiklik Antidepresan (TCA) zehirlenmesi vakası olarak sunulan yüksek teknoloji içerikli maket senaryosuydu. Tüm istasyonlarda başarılı olan sadece bir kişi var iken, hiçbir istasyonda başarılı olamayan kişi sayısı 32'dir. En az bir istasyonda başarılı olmuş kişiler ile hiçbir istasyonda başarılı olamamış kişiler arasında bakılan istatistiki olarak anlamlı faktörler; simülasyon çalışmasına katılmış olma, zehirlenme vakası yönetmiş olma, tıbbi toksikoloji eğitimi almış olma ve asistanlıkta çalışma süresinin >24 ay olmasıdır. 12 Sonuç: Bu araştırma ile acil tıp asistanlarının zehirlenme vaka yönetimi konusunda dikkat çekici, tekrarlanabilir, bilgi ve beceri düzeyini ölçen simülasyon tabanlı, standardize edilebilir ve başka merkezlerde de uygulanabilir OYKS senaryoları geliştirilmiştir. Bu ölçme değerlendirme metodu ile tıbbi toksikoloji alanında yapılmış ilk araştırma olup, elde edilen sonuçlarla acil tıp asistanlarının zehirlenme vakalarının yönetimi konusundaki geliştirilmesi gereken yönler ortaya çıkarılarak acil tıp uzmanlık eğitiminde standart bir tıbbi toksikoloji eğitim programı müfredatı ve rotasyonu oluşturulması konusundaki gerekliliği vurgulanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Tıbbi toksikoloji, simülasyon, eğitim, acil tıp, toksikoloji

Acil servis-hastaneAcil tıpBeceri+3
Aleyna Arslan
Karadeniz Technical University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinin bir üniversite hastanesi acil servis başvuruları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmada COVID-19 pandemisinin acil servis başvuruları üzerindeki etkisi değerlendirilmesi ve elde edilecek verilerin benzer salgın dönemlerinde acil servis hizmetlerinin daha etkin, daha kaliteli ve daha hızlı şekilde nasıl planlanacağı hususunda literatüre katkı sağlaması planlandı. Yöntem: Araştırma Trabzon'da, Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Farabi Hastanesi Acil Servisinde hasta kayıtlarının retrospektif olarak tarandığı tanımlayıcı nitelikte iki aşamalı bir çalışma olarak tasarlandı. Araştırmanın evrenini, KTÜ Tıp Fakültesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Farabi Hastanesi Acil Servisine 15 Mart-15 Nisan 2020, 01-30 Haziran 2020, 15 Mart-15 Nisan 2019, 01-30 Haziran 2019 tarihleri arasında, 18 yaş ve üzerindeki bireyler tarafından yapılan başvurulara ait kayıtlar oluşturmaktadır. Erken pandemi dönemi verileri birinci grup, normalleşme dönemi sonrası verileri ikinci grup, normalleşe dönemi sonrası ve erken pandemi döneminin karşılaştırıldığı veriler üçüncü grup olarak adlandırıldı. Veri analizi için SPSS 23 (Statistical Package of Social Sciences) programı kullanıldı. Bulgular: Birinci ve ikinci grupta acil servis başvurularında azalma görülürken üçüncü grupta acil servis başvurularında artış izlendi. Triyaj sistemine göre sınıflandırılan başvurulardan bir önceki yıla göre pandemi döneminde aciliyeti az olan yeşil alan başvurularında azalma izlendi. Üçüncü grup bulgulara bakıldığında ise yeşil alan başvurularında artış görüldü. Her üç grupta psikiyatrik hastalık tanısı ile ilgili başvurularda artış izlendi. İlk iki grup STEMİ tanısı alan hastalarda artış görülürken üçüncü grup STEMİ tanısı alan hastalarda azalma izlendi. NON-STEMİ tanılı hastalara girişimsel işlemin birinci grupta azaldığı görülürken, ikinci ve üçüncü grupta arttığı saptandı. Sonuç: Pandemi sürecinde yeşil alan başvurularında görülen azalma göstermiştir ki; etkin bir eğitim ve doğru yönlendirme ile uygunsuz acil servis başvurularının önüne iv geçilebilir. Güçlü bir sevk zinciri de bu duruma katkı sağlayacaktır. Özelleşmiş hasta gruplarının başvurularıda pandemi döneminde etkilenmiştir. Hastaların bu tip vaka semptomları hakkında bilgilendirilmesi ve 112 hattında düzenlemeler yapılması özelleşmiş hasta grubunun doğru seçimine katkı sağlayabilir. Kronik hastaların takibinin etkin yapılması için telekonferans ve evde sağlık hizmetlerinin kapsamının genişletilmesi faydalı olabilir. Pandemi dönemlerine özgü afet planlamalarının yapılması, bu özelleşmiş süreçlerde hızlı koordinasyon için önemli bir adım olacaktır. Anahtar Kelime: COVID-19, inme, STEMİ

Acil servis-hastaneAcil tıpCOVID 19+7
Cansu Kızıltaş
Karadeniz Technical University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deli bal zehirlenmelerinde kan psödokolinesteraz düzeyleri

Giriş: Deli bal zehirlenmesinin bir kolinerjik zehirlenme olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusuna ışık tutabileceği düşünülerek planlanan bu tez çalışmasında; klinik bulguları kolinerjik zehirlenmelere çok benzeyen deli bal zehirlenmeli hastalarında kan psödokolinesteraz seviyelerinin kolinerjik zehirlenmelerde olduğu gibi düşüp düşmediğinin belirlenmesi amaçlandı.Materyal ve Metod: Bu çalışma, etik kurul onayı alındıktan sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalında Eylül 2008-Eylül 2009 tarihleri arasında deli bal zehirlenmesi ile acil servise başvuran hastalar üzerinde prospektif olarak gerçekleştirilen tanımlayıcı bir çalışmadır.Çalışmaya deli bal zehirlenmesinin klinik bulgularının (bradikardi, hipotansiyon, senkop ve baş dönmesi) bulunduğu ve bal yeme hikayesi olan, erişkin hastalar alındı. Deli bal zehirlenmesi hastalarımızdan alınan kan örneklerinde psödokinesteraz düzeyleri ölçülerek erişkin kişiler için belirtilen normal psödokolinesteraz seviyeleri (5400?13200 U/L) seviyelerine göre düşük olup olmadığı değerlendirildi.Bulgular: Çalışmaya 30 hasta alındı. Hastalar en sık baş dönmesi ve bulantı şikayetleri ile acil servise başvurmaktaydılar. Kan basıncı düşüklüğü ve bradikardi ise en sık karşılaşılan fizik muayene bulgusu olarak görülmekteydi. EKG özellikleri değerlendirildiğinde deli bal zehirlenmesi ile başvuran hastaların hemen hemen tamamında EKG patolojisi mevcut olup en sık karşılaşılan bulgu ise sinuzal bradikardi olarak saptandı. Hiçbir hastamızda atropin dışı medikasyon ihtiyacı veya kalp pili gereksinimi olmadı.Çalışmaya alınan hastaların hiçbirinde psödokolinesteraz düşüklüğü yapacak, hastalık öyküsü bulunmuyordu. Hastaların % 90'ında (n=27) kan psödokolinesteraz düzeyleri normal sınırlar içinde, % 10' unda ise (n=3) normal seviyenin altında tespit edildi.Sonuç: Çalışmaya alınan 30 hastanın 3'ünde (%10) psödokolinesteraz düzeyi düşük tespit edildi. Bu sonuç deli bal zehirlenmesinin kolinerjik bir zehirlenme olarak değerlendirilmesi hipotezini desteklememektedir. Deli bal zehirlenmesinin kolinerjik bir toksidrom olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusunda tespit edilen bu bilgi daha kapsamlı ve vaka sayısı daha geniş çalışmalar ile incelenmelidir.

BalKolinesterazlarZehirlenmeler
Asım Kalkan
Karadeniz Technical University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sepsis ve septik şoklu hastalarda Tau protein ve beyin hasarı arasındaki ilişki

Sepsis ilişkili ensefalopati (SİE) direkt olarak santral sinir sistemini etkileyen infeksiyonların klinik veya laboratuvar kanıtı olmaksızın, vücudun diğer bölgelerinden kaynaklanan infeksiyona sistemik cevabın neden olduğu, diffüz serebral disfonksiyon olarak tanımlanır. SİE yoğun bakım ünitesinde en yaygın metabolik ensefalopatidir ve hala çoğunlukla Glasgow koma skalası (GKS) ile değerlendirilmektedir. GKS, serebral disfonksiyonu değerlendirmede yaygın olarak kullanıldığı halde, çoğu septik hastalar nörolojik kötüleşme olmadan önce sedatize edilip mekanik ventilatöre alındığından sıklıkla güvenilir değildir. Ayrıca sedatize olmayan septik hastalarda bu skala asidoz, ateş veya hiperkapni ile kötüleşebilir ve kötü skorlar daima fatal sonuçlar ile ilişkili olmayabilir. Elektroensefalografi (EEG), bilgisayarlı tomografi (BT) veya magnetic resonance imaging (MRI) gibi görüntüleme yöntemleri beyin disfonksiyonunu değerlendirebilir, fakat sedatize hastalarda günlük tekrarlanımları zordur. Ayrıca nörolojik bulguları değişmeden kalan hastalarda çoğunlukla uygulanamaz, hatta uygulanımları zararlıdır. Kontrast ürünlerinin sık enjeksiyonları renal fonksiyonları kötüleştirebilir. Bunun yanında tüm hastalar için radyolojik departmana güvenli transport her zaman mümkün olmayabilir.SİE değerlendirilmesinde kolay ulaşılabilir, etkin ve kullanışlı biyokimyasal belirteçler oldukça yararlı olabilir. Güncel literatür serum Tau protein, nöron spesifik enolaz (NSE) ve S100B gibi biyokimyasal parametrelerin nöronal hasarın tespitinde kullanılabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte güncel bir biyokimyasal belirteç olan serum Tau protein, aksona lokalize mikrotubul ilişkili yapısal bir proteindir ve sepsis/SİE hastalarında klinik rolü henüz bilinmemektedir.Bu çalışmada prospektif olarak 01.02.2009-30.07.2009 tarihleri arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı ve Enfeksiyon Hastalıkları servislerinde sepsis ve septik şok tanısı alan hastalar kayıt altına alındı. Başvurudan sonraki ilk 24 saat içinde ve sonraki üç gün boyunca ölçülen Tau seviyeleri ile sepsise bağlı ensefalopati gelişimi, klinik seyri, mortalite ve morbidite arasındaki ilişki değerlendirildi.Çalışmamızda 98 hasta kayıt altına alındı. 28 hasta hariç tutma kriterlerini karşıladığı için çalışmadan çıkarıldı. Çalışmamızda değerlendirilmeye alınan 70 hastanın %50'si birinci gün saptanan GKS'na göre SİE olarak değerlendirildi. Hastaların %2.9'da ise takip edilen günlerde GKS'na göre SİE gelişti.SİE gelişen hastalarda serum Tau seviyeleri, SİE gelişmeyen hastalardan yüksek saptanmasına rağmen bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (karşılaştırılan tüm ölçümler için p>0.05). SİE gelişimi ile serum Tau protein seviyeleri arasındaki korelasyon değerlendirildiğinde anlamlı bir ilişki saptanmadı (tüm karşılaştırmalar için p>0.05). SİE hastalarımızda ortalama SOFA skoru 7.5 ± 2.3; SİE olmayan hastalarımızda ise ortalama SOFA skoru 3.8 ± 2.8 saptandı ve bu fark istatiksel olarak anlamlıydı (p< 0.0001). Çalışmaya dahil edilen hastaların 36'sı (%51.4) hayatını kaybetti. Ölen hastaların 33'ü (%91.7) SİE hastaları iken; 3 tanesi (%8.3) SİE olmayan hastalardandı ve bu fark istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.0001). Serum Tau seviyeleri ile mortalite ve SOFA skoru arasında da anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0.05).Bu çalışma ile SİE hastalarının değerlendirmesinde serum Tau seviyesinin beyin hasarı ve ensefalopati gelişimini yansıtmadığı, SİE tanısında GKS'na ek yardımcı bir tetkik olarak kullanılamayacağı, SİE hastalarında mortalite ve morbidite ile ilişkisinin olmadığı ve SOFA skoru ile ilişkisinin olmadığı tespit edildi.Anahtar Sözcükler: Sepsis, SİE, Tau, beyin hasarı

BeyinBeyin hastalıklarıEnsefalopati+6
Keziban Bengü Daşdibi
Karadeniz Technical University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karbonmonoksit zehirlenmesinde iskemi modifiye albümin düzeyleri ve histopatolojik hasar ile ilişkisi

Amaç: Deneysel olarak oluşturulan CO zehirlenmesi modelinde kan IMA seviyelerinin CO zehirlenmesinde tanısal değerinin belirlenmesi, zehirlenme şiddeti ve mortalite ile ilişkisi değerlendirilmesi amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmada 36 adet dişi rat randomize olarak, IMA düzeylerinin tanısal değerinin inceleneceği grup I (kontrol grubu), grup II (düşük doz CO zehirlenmesi grubu) ve grup III (yüksek doz CO zehirlenmesi grubu) ve IMA değerlerinin mortalite ile ilişkisinin değerlendirileceği grup IV (kontrol grubu), grup V (düşük doz CO zehirlenmesi grubu) ve grup VI (yüksek doz CO zehirlenmesi grubu) olarak gruplara ayrıldı. Kontrol grupları (Grup I ve IV) 30 dk süresince oda havasında, Grup II ve V ratlar 3 lt/dk 3000 ppm CO gazına, GrupIII ve VI 3 lt/dk 5000 ppm CO gazına maruz bırakıldı. IMA tanısal değerinin değerlendirileceği Grup I, grup II ve grup III ratlardan COHb, IMA ve MDA ölçümleri için kan örnekleri alınıp beyin kalp, akciğer, karaciğer ve böbrek dokuları çıkarılarak doku MDA ölçümü ve histopatolojik skorlama ile değerlendirildi. IMA'nın mortalite açısından değerlendirilmesi için grup IV, grup V ve grup VI ratlardan deney sonunda sadece kan IMA seviyeleri için kan örneği alınıp ek bir işlem yapılmadan bir ay süreyle mortalite açısından takip edildiler.Bulgular: Çalışmamız sonucunda mortalite açısından takip edilen Grup IV, Grup V ve Grup VI'daki ratlar 1 ay süresince mortalite saptanmadığı için mortalite açısından IMA düzeylerinin değeri hakkında bilgi sahibi olunamadı.IMA düzeylerinin tanısal değerinin incelendiği gruplardan hem 3000ppm düşük CO maruziyet grubunda (Grup II) saptanan IMA seviyeleri (1.57±0.08 ABSU) hemde 5000ppm yüksek CO maruziyet grubunda (Grup III) saptanan IMA seviyeleri (1.53±0.11 ABSU) zehirlenme olmayan gruptan (Grup I) (1.35±0.2 ABSU) anlamlı derecede yüksek saptandı (p<0.05). COHb düzeyleri ile IMA seviyeleri arasında anlamlı bir pozitif korelasyon olduğu görüldü (r=0.508, p=0.03). Gerek 3000ppm düşük CO grubunda ve gerek 5000ppm yüksek CO grubunda tüm organlarda konrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek histopatolojik hasar olduğu saptandı (p<0.05). Histopatolojik hasar ile biyokimyasal parametreler arasındaki korelasyon incelendiğinde ise COHb seviyeleri ile tüm organlardaki hasar derecesi arasında güçlü bir pozitif korelasyon olduğu (p<0.005), fakat IMA ve MDA seviyelerinin benzer bir ilişkiyi yansıtmadığı izlendi.Sonuç: CO zehirlenmesinde sadece kalp, beyin ve böbrek değil tüm vücutta global bir hipoksik süreç mevcuttur. CO zehirlenmesinde kan IMA seviyeleri mevcut tanısal parametre olan COHb düzeyleri ile korele olarak artmaktadır. Bu sonuçlar CO zehirlenmesinde IMA seviyelerinin tanısal olarak kullanılma potansiyelini yansıtmaktadır. Çalışmamızda histopatolojik olarak zehirlenme şiddetini, COHb düzeylerinin diğer biyokimyasal parametrelerden daha iyi yansıttığı saptanmasına rağmen bu önemli konu gerçekleştirilecek yeni çalışmalar ile daha net bir şekilde ortaya koyulması gereklidir.Anahtar kelimeler: Karbonmonoksit zehirlenmesi, İskemi modifiye albumin

AlbüminlerHistopatolojiKarbonmonoksit+1
Şennur Ekici Yılmaz
Karadeniz Technical University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntestinal serbest yağ asidi bağlayıcı protein (I-FABP)) akut batın tanısında belirleyici olabilir mi?

Amaç: Akut karın ağrılı hasta acil serviste sık karşılaşılan hasta grubudur. Ayırıcı tanının yapılması çoğu zaman hayati öneme sahiptir. Kolay elde edilebilirlik ve yaygın kullanım imkanı akut karın ağrılı hastaların erken tanısında biyokimyasal markerları oldukça önemli hale getirmektedir. Bu çalışmada FABP'nin intestinal tipinin (I-FABP) akut batın hastalarındaki tanı değerinin araştırılması planlandı.Materyal ve Metod: Çalışma, etik kurul onayı alındıktan sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalında 2008-2009 tarihleri arasında akut karın ağrısı ile acil servise başvuran hastalar üzerinde prospektif olarak gerçekleştirilen tanımlayıcı bir çalışma olarak yapıldı. Çalışmaya 18 yaş üstü travma öyküsü olmayan 171 akut karın ağrılı hasta ile kontrol grubu olarak 130 sağlıklı birey dahil edildi. Hastaların hastanedeki takipleri sürecinde cerrahiye alınan hastalar operasyon bulgularına göre, opere edilmeyen hastalar acil doktoru ve genel cerrahi doktoru tarafından ortak fikir birliği ile koyulan tanıları esas alınarak sınıflandırıldı. Hastaneye yatırılmayan ve taburcu edilen hastalarla ise başvurudan 1 hafta sonra irtibat (telefon, hasta ziyareti, kontrole çağırma) kuruldu. Hastalar aldıkları kesin tanılara göre değerlendirilen biyokimyasal parametrelerin karşılaştırılması amacı ile subgruplara ayrıldı. Akut karın ağrısıyla başvuran hastalardan başvuru anında bakılan serum I-FABP, D-Dimer ve kan lökosit düzeyleri sağlıklı bireyler ile karşılaştırıldı.Bulgular: Çalışmadaki hastaların FM, laboratuar, görüntüleme ve operasyon sonucunda aldıkları kesin tanılar değerlenildiğinde en büyük grup 51 (%29,8) hasta ile nonspesifik hasta, ikinci 30 (%17,5) hasta ile safra kesesi hastalıkları ve üçüncü 17(%9,9) hasta ile ileus- volvulus ilk üç grubu oluşturduğu görüldü. Çalışmaya dahil edilen 171 hastanın ortalama IFABP düzeyi 170.1±543.4 pg/ml, kontrol grubu olarak alınan 130 sağlıklı gönüllünün ortalama I-FABP düzeyi 61.4±47,4 pg/ml olarak saptandı. Hasta grubunun I-FABP düzeyleri sağlıklı bireylerden yüksek olmasına rağmen bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05). Akut karın ağrısı nedenlerinden sadece akut mezenter iskemi ve intraabdominal kitle hastalarından başvuru anında bakılan I-FABP düzeyleri (sırası ile 708.6±669.1 ve 387,4±1380.2) sağlıklı bireylerden yüksek saptandı (p<0.05). Mezenter iskemi tanısı için 144,9 pg/ml olarak tespit edilen optimal cut off değerin sensivitesi %71,4, spesifitesi% 94,6, PPV 41,7, NPV 98,4 olarak bulundu. İntraabdominal kitle tanısı için 14.7 pg/ml olarak tepit edilen optimal cut off değerin sensivitesi %60,0, spesifitesi %83,8, PPV 30,0, NPV 94,8 olarak bulundu. Opere olan 49 hastanın ortalama I-FABP düzeyi 173,5±343,06 pg/ml, opere olmayan 122 hastanın ise ortalama I-FABP düzeyi 168,6±606,7 pg/ml olarak bulundu. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Akut karın ağrısında yol gösterici olan bu biyokimyasal parametrelerin birbirleri ile korelasyonu incelendiğinde D-dimer ile lökosit sayısı arasında (r=0.262, p=0.001) ve D-dimer ile I-FABP arasında (r=0.168, p=0.02) çok zayıf ancak anlamlı bir korelasyon izlendiSonuç: Serum I-FABP düzeyi, akut karın olarak değerlendirilen hastalarda yüksek spesifitesi ve NPV ile mezenter iskemi hastalarının dışlanmasında faydalı bir biyokimyasal parametre olabilir. Başvuru anında bakılan I-FABP düzeylerinin operasyon ihtiyacına karar verilmesinde ise bir belirteç olarak kullanılamayacağı belirlendi. Çalışmamız sonuçlarının daha iyi planlanmış ve geniş hasta sayılarını içeren çalışmalar ile irdelenmesi gereklidir.Anahtar kelimeler: I-FABP, akut karın, D-Dimer, mezenter iskemi, abdominal kitle

Abdomen-akutD-dimerMezenter+5
Özlem Uzun
Karadeniz Technical University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut mezenterik iskemi tanısında prokalsitonin ve d-dimer seviyelerinin değeri

Akut mezenterik iskemi (AMİ) nadir görülen ancak sıklıkla geç tanı konulması nedeniyle yüksek mortaliteye sahip olan gerçek bir acil durumdur. Tanısal görüntüleme yöntemleri, cerrahi teknikler ve yoğun bakım desteğindeki gelişmelere rağmen AMİ yüksek mortalite oranlarında son senelerde bariz bir değişiklik olmamıştır. Bunun nedeni, barsak nekrozu gelişmeden önce AMİ tanısının koyulabilmesindeki güçlüklerin devam etmesinden kaynaklanmaktadır. Mezenter iskemili hastalarda oluşan inflamasyon ve özellikle iskemik barsak segmentinde meydana gelen bakteri translokasyonu abdominal kaynaklı sepsislere yol açmaktadır.Bu deneysel çalışma AMİ hastalarında meydana gelen bakteri translokasyonu ve sepsise meyil göz önüne alınarak günümüzde sepsis erken tanısında kullanılmakta olan prokalsitoninin (PCT), AMİ'nin farklı zaman periyotlarındaki, düzeylerinin değerlendirilmesi ve mezenter iskemi tanısında PCT düzeylerinin tanısal değerinin belirlenmesi, PCT düzeyleri ile D-dimer, laktat ve histolojik skorlar arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir.Bu randomize kontrollü çalışmada 48 Spraque Dawley dişi rat 8 gruba ayrıldı: Dört kontrol grubu (Grup 1, 3, 5 ve 7) ve dört iskemi grubu (Grup 2, 4, 6 ve 8). Kontrol grubuna sadece laparotomi uygulandıktan sonraki 30. dakika (Grup 1), 2.saat (Grup 3), 6.saat (Grup 5) ve 12. saatte (Grup 7); iskemi grubuna laparotomi uygulandıktan sonra süprior mezenter arteri klemplenip mezenter iskemi oluşturulduktan sonraki 30. dakika (Grup 2), 2.saat (Grup 4), 6.saat (Grup 6) ve 12. saatte (Grup 8) PCT, Laktat, MDA ve D-dimer ölçümleri için kan örnekleri alınması ve grupların histolojik hasar skorlarının belirlenip karşılaştırılması planlandı.Mezenter arteri bağlandıktan 12 saat sonra kan alınması planlanan 8.grup ratlar takip süresince 6-12 saat içerisinde öldüler. Bu nedenle 8. grup ve bu grubun kontrol grubu olarak alınan sadece laparotomi yapıldıktan 12 saat sonra kan alınacak 7.grup ratlar daha ileri değerlendirmeye alınmadı. Çalışma sonuçlarımıza göre aynı zaman diliminde iskemi grupları ile kontrol grupları arasında biyokimyasal parametreler karşılaştırıldığında sadece 2 saatlik kontrol grubu (Grup 3) ile iskemi grubu (Grup 5) arasındaki laktat seviyeleri ve 6 saatlik kontrol grubu (Grup 4) ile iskemi grubu (Grup 6) PCT seviyeleri anlamlı derecede farklı saptandı (laktat için p=0.017; prokalsitonin için p=0.005). Diğer tüm karşılaştırmalarda anlamlı bir fark tespit edilmedi (tüm zaman dilimleri ve tüm karşılaştırmalar için p>0.05). Aynı zaman dilimindeki kontrol grupları ile iskemi gruplarının histopatolojik hasar açısından karşılaştırmalarında iskemik gruplarda belirgin derecede daha fazla hasar olduğu izlendi (30.dakika için p=0.009, 2.saat için p=0.04, 6.saat için p=0.001). Biyokimyasal parametrelerin korelasyonu incelendiğinde sadece D-dimer ve laktat düzeyleri birbirleri ile anlamlı bir pozitif korelasyon göstermekteydi. Histopatolojik hasar ile biyokimyasal parametrelerden sadece laktat düzeyleri arasında güçlü ve anlamlı bir pozitif korelasyon mevcuttu.Sonuç olarak, AMİ'de erken dönemde değerlendirdiğimiz biyokimyasal parametrelerden sadece laktat düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı artış göstermektedir. Bu sonuçlar AMİ erken tanısında sadece laktat düzeylerinin kullanışlı olabileceği yönünde fikir vermektedir. Mezenter iskeminin geç dönemlerinde yükselen PCT düzeyleri erken tanıda kullanılamasa bile iskeminin ilerlediği ve bakteriyel translokasyonun başladığını göstermesi açısından önemli olabilir. Bu açıdan bakıldığında prognostik amaçla kullanılabilecek bir parametre olma potansiyeli bulunan PCT düzeylerinin klinik çalışmalar ile irdelenmesi gereklidir.

D-dimerKalsitoninMalondialdehit+4
Yunus Karaca
Karadeniz Technical University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aort anevrizma ve diseksiyonunda iskemi modifiye albuminin tanısal değeri

Amaç: Aort anevrizması, diseksiyonu ve/veya rüptürü nadir görülen, ileri yaş grubunu etkileyen mortalitesi yüksek hastalıklardır. Tanı koymada güçlükler olup, tanı için daha çok radyolojik yöntemler kullanılmaktadır. Bunların da gerek maliyet ve gerekse kontrast madde gibi dezavantajları bulunmaktadır. Çalışmamızda aortu ilgilendiren patolojilerde iskemi modifiye albuminin tanısal değerinin belirlenmesini amaçladık.Yöntem: Acil servise başvurup tanısı spiral BT anjiografi ile doğrulanmış 98 hasta ve 101 kişilik sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edildi. Her iki gruptan alınan kan örneklerinden İMA çalışıldı.Bulgular: Aort anevrizması grubunda İMA değerleri ortalama 0,88849±0,211 (p<0,001); aort diseksiyonu grubunda İMA değerleri ortalama 0,70171±0,126 (p<0,001); anevrizma ve diseksiyon grubunda İMA değerleri ortalama 0,97785 ±0,235 (p<0,001); anevrizma ve rüptür grubunda İMA değerleri ortalama 0,83693±0,169 (p<0,001); anevrizma, diseksiyon ve rüptürün beraber olduğu grupta İMA değerleri ortalama 0,867±0,278 (p<0,001); tüm aort patolojilerinin ortalama İMA değeri ise 0,876 ± 0,214 (p<0,001) olarak bulundu. Kontrol grubunda yer alan hastaların İMA değerleri ise ortalama 0.61692 ±0,179 olarak bulundu.Sonuç: İMA değeri, aort anevrizması, diseksiyonu ve/veya rüptürü olan hastalarda istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Ancak İMA değeri, aort patolojilerinin arasında istatistiki olarak anlamlı bir fark göstermemektedir (p=0,126). Aort patolojilerinde kesin tanı angiografi olmakla birlikte, spiral BT angiografi halen en çok tercih edilen tanı yöntemidir. Aort patolojisi geliştiğinden şüphe edilen hastaların tanısında İMA kullanılabilecek tanı ve takip markırları olabilme potansiyeline sahiptir.Anahtar Kelimeler: İskemi Modifiye Albumin, Aort Anevrizması, Aort Diseksiyonu, Aort Rüptürü

AlbüminlerAnevrizmaAort anevrizmaları+3
Oğuz Eroğlu
Karadeniz Technical University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran renal transplant alıcılarında nötrofil/lenfosit oranının enfeksiyon varlığını ortaya koymada potansiyel belirteç olarak değerlendirilmesi

Renal transplant alıcılarında nakil sonrası dönemde en önemli mortalite ve morbidite nedenlerinden biri olan enfeksiyonlar ile yapılan acil servis başvurularını analiz etmek ve enfeksiyonların erken tespitinde klinisyenlere yol gösterecek kolay uygulanabilir, ulaşılabilir ve maliyet etkin bir laboratuvar biyobelirteç olarak nötrofil/lenfosit oranının (NLR) değerini araştırmayı amaçladık. 2015-2020 tarihleri arasını kapsayan 5 yıllık periyotta acil servisimize çalışmamız için belirlediğimiz enfeksiyon ilişkili semptomlar ile başvuran 283 hasta vaka grubunu, hastanemiz Genel Cerrahi Anabilim Dalı Transplantasyon Birimi Polikliniği'ne çalışmamız için belirlediğimiz zaman aralığında rutin kontrol amacıyla başvurmuş olan ve başvuru sırasında enfeksiyon ilişkili yakınması olmayan 245 hasta ise kontrol grubunu oluşturdu. Verilerin analizinde IBM SPSS Statistics v20.0 programı kullanıldı ve istatistiksel anlamlılık sınırı olarak p<0,05 kabul edildi. Vaka grubunda yaş ortalaması 42,42±12,96 idi; hastaların %63,6'sı (n=180/283) erkekti. Vaka grubunda en sık üriner sistem enfeksiyonları vardı (n=86/283; %30,4); kadınlarda üriner sistem enfeksiyonları (%46,6'ya %21,1; p<0,001), erkeklerde ise üst solunum yolu enfeksiyonları (%36,1'e %19,4; p=0,003) istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. Lökosit, nötrofil, C-reaktif protein (CRP), NLR ve platelet/lenfosit oranı (PLR); vaka grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek iken (p<0,001); platelet, lenfosit ve kırmızı hücre dağılım genişliği (RDW) değerleri, daha düşüktü (sırasıyla p<0,05; <0,001 ve <0,001). Vaka grubunda NLR için medyan değer 7,11 (IQR: 6,81) idi. NLR'nin herhangi bir enfeksiyon tanısı için ROC eğrisi altında kalan alan (AUC: 0,876; %95 GA: 0,845-0,906) istatistiksel açıdan anlamlıydı (p<0,001). NLR için herhangi bir enfeksiyon riskinin arttığı kesim değer, %84 sensitivite (%95 GA: %80-%88) ve %77 spesifite (%95 GA: %71-%81) ile 3,30 olarak hesaplandı. NLR'nin tanısal performansının %93 sensitivite ve %87 spesifite ile en yüksek bulunduğu hastalık grubu pnömoniler olarak kaydedildi. NLR'nin pnömoni tanısı ile ilişkili NLR kesim değeri 4,29 olarak saptandı ve ROC eğrisi altında kalan alan pnömoniler için en yüksekti (AUC: 0,953; %95 GA: 0,925-0,981; p<0,001). Çok Değişkenli Lojistik Regresyon Analizi sonuçlarımıza göre; NLR>3,3 olan renal transplant alıcılarının herhangi bir enfeksiyon geliştirme riskinin 2,8 kat arttığı görüldü (p=0,013). Yaş, kadın cinsiyet ve PLR değerleri, renal transplant alıcılarında enfeksiyon gelişimi için bağımsız risk faktörü olarak bulunmadı (p>0,05). 5 Çalışmamızda, vaka grubunda kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek NLR seviyeleri olduğunu (p<0,001) ve NLR'nin 3,3 kesim değeri üzerindeki değerlerde, renal transplant alıcılarında herhangi bir enfeksiyonu öngörmede bağımsız bir risk faktörü olduğunu gösterdik (OR: 2,808; %95 GA: 1,246-6,326; p=0,013). Nakil sonrası renal transplant alıcılarında en önemli komplikasyonlardan biri olan enfeksiyonların varlığını öngörmede NLR; hızlı sonuç veren, ulaşılabilir, maliyet etkin ve güvenilir bir biyobelirteçtir.

Acil servis-hastaneAcil tıpBiyobelirteçler+5
Hatice İlsu Erdoğmuş
Baskent University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 şüpheli hastalarda acil serviste çekilen bilgisayarlı tomografi ile polimeraz zincir reaksiyonu testi bulgularının karşılaştırılması

SARS-CoV-2 enfekte hastaların tanınması etkin bir hastalık kontrolü için çok önemlidir, fakat klinik prezantasyon özgül değildir ve hastaların büyük kısmı asemptomatik veya hafif semptomlar gösterebilmektedir. Tanıda altın standart RT-PCR olmakla beraber acil servislerde gerek uzamış test sonucuna erişme zamanı gerekse de yüksek yanlış negatiflik oranı nedeniyle zaman zaman tek başına izolasyon kararı vermede yeterli olmayabilir. Bu araştırmada acil serviste Kuzey Amerika Radyoloji Derneği (RSNA) önerilerine göre kategorize edilerek raporlanmış olan toraks bilgisayarlı tomografisi (TBT)'nin tanısal performansının standart test RT-PCR ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. 01.03-2020 ve 30.09.2020 tarihleri arasında acil servis başvurusunda Covid-19 şüpheli olarak değerlendirilmiş, RT-PCR testi çalışılmış ve çeşitli endikasyonlar nedeniyle TBT görüntülemesi yapılmış hastalardan TBT'sinde infiltrasyon saptanan 324 hasta araştırmaya dahil edilmiştir. Bu hastaların TBT'leri RSNA önerilerine göre iki kör radyolog tarafından 4 farklı gruba kategorize edilerek gruplandırılmış ve farklı eşik kategorilere göre RT-PCR referans test kabul edilerek TBT'nin tanısal performansı hesaplanmıştır. Gözlemciler arası uyum kappa analizi ile hesaplanmış olup, radyologlar arası uyumsuz olan hastaların nihai TBT sonucu Latent Cluster analizi ile belirlenmiştir. Çalışmaya dahil edilen 324 hastanın (ortanca yaş, 66; IQR, 29) 112'si (%35) Covid-19 pozitif idi. 2 kör radyoloğun gözlemciler arası uyumu iyi (κ=0,76) olarak bulundu. Nihai TBT kategorilerinde %35 hasta tipik kategoride yer almakta iken, %6 hasta pnömoni yok olarak değerlendirildi. Covid-19 pozitif hastaların 89'unun (%80) TBT sonucu tipik kategoride yer almaktaydı ve TBT sonucu tipik kategoride yer alan hastalarda, diğer kategorilere göre RT-PCR pozitiflik oranı anlamlı olarak daha fazla idi. TBT'nin tanısal performans analizlerinde; tipik kategori eşik kabul edildiğinde duyarlılık, seçicilik, pozitif öngörme değeri, negatif öngörme değeri ve doğruluk %66, %81, %65, %82 ve %75,6 olarak hesaplandı. İndetermine ve atipik kategoriler eşik olarak belirlendiğinde ise duyarlılık artmakla beraber diğer test sonuçları azalmaktaydı. İlk RT-PCR'da negatif kabul edilmiş olan ancak tekrarlayan testler neticesinde Covid-19 pozitif olduğu ortaya çıkan 20 hasta (%13) mevcuttu. Bu hastalar dikkate alınarak ilk RT-PCR'ın tanısal performansı hesaplandı. Yanlış pozitif olmadığı varsayılarak yapılan bu hesaplamalarda ilk RT-PCR'ın duyarlılık ve negatif öngörme değeri %69 ve %87 olarak hesaplandı. Yanlış negatif olarak değerlendirilen hastaların %60'ının TBT'si tipik kategoride yer almaktaydı. Düşük seçiciliği nedeniyle TBT Covid-19 tanı ve tarama için elverişli olmasa da hali hazırda TBT çekilmiş hastaların tanısında TBT bulgularının kullanımı acil servislerde makul bir seçenek gibi görünmektedir. RSNA sınıflamasının kullanımı tekrarlanabilir ve güvenlidir.

Acil servis-hastaneAcil tıpCOVID 19+4
Saltuk Buğra Karaca
Baskent University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut iskemik inme hastalarında kanda bakılan kalp tipi yağ asidi bağlayıcı protein ve nöron spesifik enolaz seviyelerinin değerlendirilmesi

İskemik inme tanısında rutin olarak kullanımda olan ideal bir biyobelirteç henüz mevcut değildir. Bu çalışmanın amacı, kalp tipi yağ asidi bağlayıcı proteinin (H-FABP) veya nöron spesifik enolazın (NSE) iskemik inme için geçerli tanısal ve prognostik biyobelirteçler olarak kullanılıp kullanılamayacağını belirlemekti. Çalışmamıza başlamadan Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu ve Etik Kurulu tarafından onay alındı (Proje no: KA19/325) ve araştırma giderlerimiz Başkent Üniversitesi Araştırma Fonunca desteklendi. Prospektif olarak tasarlanan çalışmamızda acil servise başvuran ve akut iskemik inme tanısı alan 54 hasta vaka grubunu, aynı periyotta acil servise başvuran ve akut iskemik inme dışında tanı alan 26 hasta kontrol grubunu oluşturdu. Tüm hastalardan (n=80) başvurusunun ilk 24 saati içerisinde NSE ve H-FABP örneklemesi için 5 ml periferik venöz kan örneği alındı ve bu numuneler her iki biyobelirteç için de enzim bağlı immünosorbent deneyi (ELISA) yöntemiyle çalıştırıldı. H-FABP ve NSE değerlerinin iskemik inme tanısını ayırmadaki gücü ROC eğrisi altında kalan alan (AUC) ile değerlendirildi. Her iki biyobelirtecin inme şiddeti, enfarkt boyutu, inme lokalizasyonu, ve belirlenen sonlanımlarla (fonksiyonel durum, hospitalizasyon ihtiyacı, ölüm) ilişkisi incelendi. İstatistiksel analiz için IBM SPSS Statistics v20.0 programı kullanıldı ve istatistiksel anlamlılık sınırı olarak p<0,05 kabul edildi. Vaka ve kontrol gruplarında hastaların sosyodemografik özelliklerinin dağılımı açısından istatistiksel olarak benzer sonuçlar elde edildi (p>0,05). İskemik inme tanısını öngörmedeki tanısal gücü, ROC eğrisi altında kalan alan itibariyle her iki biyobelirteç için istatistiksel açıdan anlamlı değildi. H-FABP için AUC değeri 0,535 (%95 GA: 0,401-0,669) olarak bulunurken, NSE için bu değer 0,494 (%95 GA: 0,360-0,627) olarak saptandı. Hem H-FABP hem NSE düzeylerinin serum medyan değerleri vaka ve kontrol gruplarında karşılaştırıldığında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık bulunmadı (H-FABP için 3,21 ng/ml'ye 3,15 ng/mL; p = 0,615, NSE için 10,5 ng/ml'ye 11,59 ng/mL; p = 0,926). Ne H-FABP değerleri ne de NSE değerleri, başvuru anında eş zamanlı ölçülen enfarkt alanları (sırasıyla r = -0,105 p = 0,452; r = -0,050 p = 0,717), NIHSS skorları (sırasıyla r = 0,102 p = 0,463; r = -0,086 p = 0,538) ve semptom süreleriyle (sırasıyla r = 0,085 p = 0,541; r = -0,031 p = 0,823) korele bulunmadı. İnme grubunda en sık görülen semptom konuşma bozukluğuydu (%40,7) ve konuşma bozukluğu olan inmeli hastalarda, olmayanlarla kıyaslandığında NSE değerleri daha yüksekti (sırasıyla medyan değerler 15,23 ng/ml'ye 9,28 ng/ml; p = 0,01), ancak H-FABP düzeyleriyle herhangi bir başvuru semptomu arasında anlamlı ilişki yoktu (p>0,05). Her iki biyobelirteç de inme sorumlusu vasküler bölgeyi göstermede anlamlı bulunmadı (p>0,05). 3 aylık ölüm oranları ile hospitalizasyon ihtiyacını öngörmede her iki biyobelirteç için de sonuçlar anlamlı bulunmazken, taburculukta fonksiyonel durum değerlendirmesinde sekelsiz iyileşen grupta H-FABP değerleri daha yüksekti (3,54 ng/ml'ye 2,95 ng/ml; p = 0,048). Sonuçlarımız, acil servise başvuran akut iskemik inmeli hastalarda tanısal ve prognostik süreçlerin bir parçası olarak H-FABP ve NSE düzeylerinin kullanılabilirliğine dair anlamlı kanıt sunamamıştır. Rutin kullanıma girebilmeleri için daha geniş ölçekli, standardize şekilde tasarlanacak daha fazla prospektif çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: NSE, H-FABP, iskemik inme, biyobelirteç

BiyobelirteçlerEnzime bağlı immünosorbent testiNöron spesifik enolaz+3
Yunus Emre Felek
Baskent University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVİD-19 şüphesi ile başvuran hastalarda platelet/lenfosit oranının akut faz reaktanı olarak değerlendirilmesi ve CRP, D-dimer ile karşılaştırılması

Amaç: Aralık 2019'dan bu yana tüm dünyayı ve ülkemizi etkisi altına almış olan COVID-19 pandemisinin ilk günlerinden itibaren tanı için kullanılan altın standart yöntem RT-PCR olmakla beraber, test sonuçlarının kısa sürede elde edilememesi, testi tekrarlamak için en az 24 saat geçmesinin gerekmesi ve yalancı negatifliklerin eşlik edebilmesi nedeniyle acil servis triajında klinisyenlere tanı ve prognozu öngörmede yardımcı olabilecek laboratuvar parametrelerini belirlemeyi planladık. Gereç ve Yöntem: Retrospektif, kesitsel, hastane tabanlı ve tek merkezli olarak tasarlanan çalışmamıza, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Erişkin Acil Servisi'ne 11 Mart 2020 ve 31 Ağustos 2020 tarihleri arasında başvuran 18 yaş üzerinde olup, başvuru anında COVID-19 şüpheli vaka olarak değerlendirilen ve dahil edilme kriterlerini karşılayan 833 hasta dahil edildi. Tüm hastaların demografik verileri, başvuru anındaki vital bulguları ve şikayetleri, laboratuvar tetkiklerinin ve RT-PCR sürüntü örneklerinin sonuçları, Bilgisayarlı tomografi sonuçları, servis-yoğun bakım yatış ihtiyacı, ek tedavi modalitelerine duyulan ihtiyaç, morbidite ve mortalite bilgileri hazırlanan veri formlarına kaydedildi. İstatistiksel değerlendirmeler için IBM SPSS Statistics 20 programı kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların %51,1'ini kadınlar, %48,9'unu erkekler oluşturmaktaydı. Çalışmada yer alan hastalar 3 ayrı grup başlığı altında incelendi. Hastalar ilk olarak PCR sonuçlarına göre COVID ve non-COVID olarak ikiye ayrıldı. PCR pozitif hastalar ise sağ kalım ve BT'de infiltrasyon bulgularına göre iki ayrı grup altında incelendi. COVID grubunun yaş ortalaması 47,87±18,80 iken, non-COVID grubunun yaş ortalaması 51,28±22,47 olarak belirlendi. Laboratuvar değerleri arasında üzerine yoğunlaştığımız üç parametre her alt grup için incelendiğinde COVID ve non-COVID gruplar arasında anlamlı fark gösteren tek parametre D-dimer oldu (p=0,001). COVID olan bireylerdeki D-dimer ortalaması (0,79±1,75 mg/L) anlamlı olarak daha düşük seviyelerdeydi. PCR pozitif hastaların sağ kalımı olan/olmayan ve/veya BT'de infiltrasyonu olan/olmayan alt gruplarında ise CRP (sırasıyla p<0,001, p<0,001) ve D-dimer (sırasıyla p<0,001, p=0,016) anlamlı fark gösterdi. Sağ kalımı olmayan gruptaki D-dimer ortalaması 3,27±5,09 mg/L iken, BT'de infiltrasyon izlenen grubun ortalaması 0,99±2,21 mg/L olarak kaydedildi. Sağ kalımı olmayan gruptaki CRP ortalaması 128,13±98,39 mg/L iken, BT'de infiltrasyon izlenen grubun ortalaması 44,45±63,17 mg/L olarak kaydedildi. PLR için yaptığımız analizler ise hiçbir alt grup için anlamlı bulunmadı. Üzerinde yoğunlaştığımız üç biyobelirteç (PLR, D-dimer, CRP) için yaptığımız ROC analizlerinde ise PLR için anlamlı bir veri elde edilemez iken CRP ve D-dimer için eşik değerler belirlendi. Verilerimize göre, PCR pozitifliğinin D-dimer değeri 0,94 mg/L'nin altında olan hastalarda arttığı sonucuna vardık. D-dimer değeri 0,61 mg/L'nin veya CRP değeri 12,6 mg/L'nin üzerinde olan hastalarda ise mortalitenin arttığını belirledik. Tedavi modalitelerinde eşik değerler belirlemek için yaptığımız ROC analizi ile de çalışmamızın literatürde yer alan ender çalışmalar arasında olduğunu düşünmekteyiz. Sonuç: Hastalığın tanımlayıcı özelliklerini ve prognozunu etkileyen faktörlerin bilincinde olmak, COVID-19 ile verilen mücadelede önem arz etmektedir. Acil servise COVID şüphesi ile başvuran hastaların triajında tek başına laboratuvar sonuçlarını kullanmak yerine klinik, BT bulguları ve laboratuvar sonuçlarıyla değerlendirmenin klinisyenleri ön tanı ve prognoz adına daha doğru yönlendireceği kanaatindeyiz.

Akut faz reaksiyonuC reaktif proteinCOVID 19+4
Melih Aksoy
Baskent University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pandemide renal transplantasyon öyküsü olan hastaların başvurularında demografik, klinik, laboratuvar, görüntüleme bulgularının ve prognozun değerlendirilmesi

COVID-19'un sebep olduğu pandemi döneminde çok sayıda insan sağlık sorunu yaşamış ve bazı yüksek riskli popülasyonlarda, bu hastalık daha büyük önem arz etmiştir. Çalışmamızda, aldıkları immünosupresif tedaviler nedeniyle COVID-19 açısından yüksek morbidite ve mortalite riskine sahip olan organ nakli alıcılarında COVID-19 pandemisinde böbrek nakli öyküsü olan hastaların demografik, klinik, laboratuvar ve görüntüleme özelliklerini gösterebilmeyi ve hastalığın prognozunu etkileyen faktörleri belirlemeyi amaçladık. Hastane tabanlı tek merkezli, retrospektif ve kesitsel olarak planlanan çalışmamıza; Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Erişkin Acil Servis, Genel Cerrahi Transplantasyon Polikliniği ya da COVID-19 Pandemi Polikliniği'ne, 1 Mart 2020-31 Mayıs 2021 tarihleri arasında, renal transplantasyon öyküsü olan, geriye dönük olarak, COVID-19 olası ilişkili şikayetlerle başvuran 56 hasta dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların demografik bilgileri, başvuru anındaki vital ve klinik bulguları, laboratuvar değerlerinin sonuçları, var ise COVID-19 PCR örneği sonuçları, toraks BT sonuçları, yatış bilgileri, uygulanan tedaviler ve mortalite sonuçları kaydedildi. Yapılan istatiki değerlendirmede 'SPSS v25.0 paket programı' kullanıldı. Çalışmamızda; hastaların %78,6'sını erkekler, %21,4'ünü ise kadınlar oluşturmaktaydı. Hastaların yaş ortalaması 47,80±12,90 idi. Hastaların en sık başvuru şikayetleri ateş (%48,2) ve yorgunluk/halsizlik (%32,1) iken; başvuru şikayetleri yatış ve taburculuk ile ilişkili bulundu (p=0,014). Hastaların %44,2'sinde HT, %17,4'ünde DM ve yine %17,4'ünde ise KAH eşlik ediyordu. Hastaların %50'sinin (n=28) COVID-19 PCR sonucu pozitif idi. Başvuru anındaki vital bulgulardan solunum sayısı, satürasyon ve nabız değerleri PCR pozitif olan hastalarda istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Lökosit, nötrofil, Hs-Troponin I ve glukoz değerleri PCR pozitif olan hastalarda anlamlı şekilde daha düşüktü (sırasıyla p=0,001; p=0,001; p=0,032; p=0,032). PCR pozitif olan hastalarda potasyum ve direkt bilirubin yüksekliği servise yatışla; AST yüksekliği ise yoğun bakıma yatış ile ilişkiliydi (sırasıyla p=0,046; p=0,046; p=0,031). İlk başvuru anında toraks BT görüntülemesi uygulanan hastaların %32,1'inde (n=18) tipik bulgular, %10,7'sinde (n=6) belirsiz bulgular, %7,1'inde (n=4) atipik bulgular mevcutken hastaların %30,4'üne (n=17) toraks BT çekilmemişti. Toraks BT görüntülemelerinde PCR pozitif olan hastalarda (n=28) %50 oranında (n=14) tipik bulgulara rastlanırken (p=0,016), diğer hasta grubunda (n=28) ise 4 hastanın (%14,3) toraks BT sonucunda tipik bulgular vardı. PCR pozitif olan hastaların hastane başvuruları sonrası yapılan tetkik ve takip sonucunda %42,9'unun (n=12) eve gönderildiği, %35,7'sinin (n=10) servise yatırıldığı (13±11), %21,4'ünün (n=6) ise yoğun bakıma yatırıldığı (13±9) görüldü. Hastane yatışı boyunca örneklem grubundaki tüm hastaların %28,6'sı (n=16) O2 desteği, %12,5'i (n=7) NIMV desteği, %21,4'ü (n=12) HFNO desteği ve %16,1'i (n=9) ise MV desteği aldı. Tüm evren değerlendirildiğinde; hastaların %78,6'sı (n=44) şifa bulurken %21,4'ü (n=12) hayatını kaybetti ve CALL skoru sonuçları, ölen hastalarda 8,7±2,17 ortalama ile daha yüksek ve anlamlı idi (p=0,027). Renal transplantasyon öyküsü olan hastalarda COVID-19'un genel özelliklerini ve hastalığın prognozunu etkileyen faktörleri belirlemek, immünosupresif tedavi almakta olan bu özel hasta popülasyonunda önem arz etmektedir. Genç yaş grubu (18-44); erkek cinsiyet; HT, DM, KAH ve HL komorbidelerinin eşlik etmesi; ateş, yorgunluk/halsizlik ve nefes darlığı şikayetlerinin varlığı; solunum sayısı ve nabız yüksekliği ile satürasyon düşüklüğü; düşük lökosit, nötrofil, Hs-Troponin I, glukoz ile yüksek potasyum, direkt bilirubin ve AST değerleri; toraks BT'de tipik bulguların varlığı renal transplantasyon hastalarında PCR pozitifliği ile ilişkili bulunmuştur. Bu nedenle çalışmamızın; bu özel popülasyondaki hastaların pandemide daha etkin ve süreci ön görebilmek adına başta Acil Tıp uzmanları olmak üzere tüm klinisyenlere yol gösterici olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: COVID-19 pandemisi, böbrek nakilli hasta, Acil Tıp, prognoz, mortalite.

Acil servis-hastaneBöbrek hastalıklarıBöbrek nakli+7
Mehmet Ali Uruçay
Baskent University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Başkent Üniversitesi Adana Uygulama ve Araştırma Hastanesi acil servisine travma ile başvuru sonrası yatırılarak izlenen ve tedavi edilen pediatrik olguların retrospektif analizi

Travma, çocukluk çağı ölümlerinin ve sakatlıklarının en sık nedenidir. Travma; fiziksel (trafik kazası, düşme, darp, vb.), kimyasal (asit ve alkali yanıkları), termal ve psikolojik etkenlerle oluşabilir. Ülkemizde, travma nedeniyle ölümlerde, trafik kazaları birinci sırada, iş kazaları ise ikinci sırada yer almaktadır. Çocukların vücut kitle indeksi küçük olduğu için çoklutravma daha sıktır. Çocuk travmalarında havayolu sağlanması önde gelen girişim olmalıdır, çünkü en önemli kardiyak arrest nedeni solunum durmasıdır.Çocuk yaş grubuna özgü bir diğer travma şeklide hırpalanmış çocuk sendromudur. Adölesan öncesi ve adölesan dönemlerde ise cinsel travmalar tarzında meydana gelebilir. Travmalı hastaların değerlendirilmesi için birçok fizyolojik veanatomik skor sistemleri geliştirilmiştir. Skor sistemlerinin amacı hastaların doğru ve hızlı tanı vetedavilerini sağlamaktır.Sıklıkla kullanılan iki skor; Travma Skoru (TS) ve Glasgow Koma Skoru (GKS) dur. TS'nin yaygın olarak kullanılan şekli "Değiştirilmiş – Revize Edilmiş Travma Skoru" (RevisedTrauma Score – RTS) dur. Biz bu çalışmada 01.01.2008 – 31.12.2009 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Adana Araştırma ve Uygulama Hastanesi Acil Servisine başvuran ve yatırılarak takip ve tedavi edilen 0 – 18 yaş aralığındaki tüm travma olgularının demografik verilerini retrospektif olarak inceleyerek, bölgemizdeki pediatrik travmaların genel etiyolojik faktörlerini belirlemeyi, acil servis başvurularında dikkat edilmesi gereken durumların ve önceliklerin tespit edilerek acil tıp ekibinin bilgilendirilmesini amaçladık. Anahtar Kelimeler: Travma, acil servis başvuru, yatarak tedavi

Hasan Aldinç
Baskent University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metil paratiyonla zehirlenmiş ratlarda geleneksel tedaviyle (atropin-pralidoksim) lipit emülsiyonunun etkinliklerinin karşılaştırılması

Dünya üzerinde yüksek doz pestisitle mesleksel nedenlerle, yanlışlıkla veya özkıyım amacıyla, kasıtlı olarak karşılaşma sonucunda her yıl milyonlarca zehirlenme olgusu ve buna bağlı binlerce ölüm gözlenmektedir. Lipofilik ajanlarla ortaya çıkan zehirlenmelerin tedavisinde lipit emülsiyonlarının kullanımı, yakın zamanda üzerinde durulan bir konu olmuştur. Çalışmamızda lipofilik ajanlardan biri olan metil paratiyonla zehirlenmiş ratlarda, atropin-pralidoksim tedavisinin etkinliğinin, lipit emülsiyonunun kullanımıyla değişiklik gösterip göstermediğinin saptanması amaçlanmıştır. Projenin deney aşaması Başkent Üniversitesi Deneysel Üretim ve Araştırma Merkezinde, yalnızca bu proje için laboratuvarda aralıksız ve aktif olarak çalışan 2 klinisyen, 3 veteriner hekim ve 2 tekniker tarafından gerçekleştirilmiştir. 21 adet Sprague-Dawley türü rat, eşit sayıda 3 gruba ayrılmıştır. 1. gruba yalnız metil paratiyon; 2. gruba önce metil paratiyon, sonra atropin ve pralidoksim; 3. gruba metil paratiyondan sonra önce lipit emülsiyonu, ardından atropin ve pralidoksim uygulanmıştır. Ratlarda fasikülasyon, konvülziyon, solunum arresti ve eksitus gelişme durumları takip edilmiş; bu sırada gözlenen diğer klinik bulgular not edilmiştir. 7 kişilik proje laboratuvar çalışma ekibince gerçekleştirilen 12 saatlik klinik gözlemin ardından ratlara genel anestezi uygulanmış; torakotomi yapılmış; kalp atımları devam etmekte iken intrakardiyak kanın alınması sonrasında sakrifikasyon gerçekleştirilmiştir. Ardından doku örnekleri alınmıştır. Alınan kanlardan ratların psödokolinesteraz enzim aktivitelerinin düzeyi saptanmıştır. 3 grup arasında klinik bulgular ve psödokolinesteraz düzeyleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Sakrifikasyon sonrasında ratlara ait 8 dokudan örnekler, elektron mikroskobu altında incelenmiştir. Beyin dokusunda kan-beyin bariyerinin yapısına katılan gliya ayaklarındaki genişlemenin lipit emulsiyon tedavisi uygulanan grupta belirgin olarak azaldığı saptanmıştır. Bu bulgu zehirlenme olgusunda beyin dokusunun yapısal bütünlüğünün korunmasında ve daha uzun süre/yüksek doz zehir ile yapılacak ilerideki bir çalışmada serebral toksik etkiyi azaltabilmesinde olası lipit emülsiyon tedavisinin daha etkin bir yöntem olabileceğini düşündürmüştür. Karaciğer dokusunda metil paratiyon zehirlenmesinin neden olduğu düşünülen safra kanalikullileri ile Disse aralığındaki genişleme ve mikrovilluslardaki silinme üzerinde atropin-pralidoksim tedavisine göre lipit emulsiyon tedavisinin daha etkin bir yöntem olduğu kanısına varılmıştır. Kontrol grubundaki ratların pankreasında asinüsler arasındaki bağ dokusunda izlenen belirgin ödemin atropin-pralidoksim ile tedavi edilen grupta daha az olduğu dikkati çekerken lipit emülsiyonu uygulanan grupta ödem gözlenmemesi, organofosfatın oluşturduğu ödemin tedavisinde lipit emülsiyonunun daha başarılı olduğunu düşündürmüştür. Sonuç olarak düşük yan etki profiline sahip, kolay ulaşılabilir ve ucuz bir ajan olan lipit emülsiyonunun karaciğer, beyin ve pankreastaki zehirlenme etkilerinin düzeltilmesine sağladığı katkı bu çalışmayla gösterilmiştir. Lipit emülsiyonun organofosfat zehirlenmesi olgularının tedavisinde atropin-pralidoksimle birlikte kullanımı yararlı olacaktır. Lipit emülsiyonu uygulanırken, mümkünse uygulanacak diğer ilaçlardan farklı yoldan verilmelidir. İlaç uygulaması için geniş bir damar yolunun seçilmesinde yarar gözükmektedir.

Afşin Emre Kayıpmaz
Baskent University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Erişkin Acil Servisinin 2013 yılı mali gelir-gider analizi

Acil servisler ve acil servis hizmetleri insan hayatının yaşamsal bileşenlerinden biridir. Dünya genelinde acil servis hizmetleri genellikle sağlık hakkının ve insan haklarının bir parçası olarak algılanmaktadır. Bu gerçeğe rağmen, rekabet politikalarının bir sonucu olarak genelde sağlık hizmetleri ve özelde acil hizmetleri için çok sayıda tartışma gündeme gelmektedir. Bu tartışmalar, belirtilen servislerin karlılığı konusuna odaklanmaktadır. Bu çalışmanın amacı Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi acil servisinin 2013 yılı için mali analizini yapmaktır. Mali analizden önce, konunun akademik boyutunun anlaşılması amacıyla, sağlık hakkı ve sağlık hizmetleri kavramları, bu kavramların farklı refah rejimleri için taşıdığı anlamlar ve acil servislerin ve hizmetlerinin teorik arka planı açıklanmıştır. Burada kavramlar Türkiye için de ayrıca tartışılmıştır. Çalışmanın amacına uygun olarak, 2013 yılı için bir genel analiz ve bu yılın tüm ayları için özel bir analiz yapılmıştır. Analizde, gelirler, giderler, personel sayısı, hasta sayısı, hastaların demografik özellikleri ana göstergeler olarak alınmıştır. Ayrıca bu çalışmanın konusuna benzer özellikler taşıyan diğer çalışmalarla bir karşılaştırma da gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi acil servisi için önemli bir finansal dengesizlik durumu söz konusudur. Bu nedenle çalışmanın sonuç bölümünde bazı önerilere yer verilmiştir. Ancak bu noktada unutulmaması gereken bir gerçeğin söz konusu olduğu belirtilmelidir. Yukarıda belirtildiği gibi, sağlık evrensel bir insan hakkıdır ve acil hizmetleri de bu hakkın bir parçasıdır. Konuyla ilgili mali analizler yapılırken bu gerçeklik hiçbir zaman gözden kaçırılmamalıdır.

Acil servis-hastaneBaşkent ÜniversitesiFinansal analiz+2
Okyar Demir
Baskent University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servisde acil tıp hekimlerinin organ bağışı sürecinde yönetim, duyarlılık ve farkındalıkları

Organ nakli; vücutta görevini tam olarak yapamayan bir organın yerine canlı bir vericiden veya ölüden alınan sağlam ve aynı görevi üstlenebilecek bir organın nakledilmesi işlemidir. Organ nakillerinin son yıllarda başarısı cerrahi gelişmeler kadar immunosupresif tedaviler ve kullanılan ilaç seçeneklerindeki gelişmelerle artmıştır. Acil Servislerde yaşamsal hastalara gerekli ve yeterli tüm tıbbi ayırıcı tanı ve acil görüntüleme ve acil tedavilere rağmen bazı hastalarda resüsitasyon sonrası beyin ölümü gerçekleşmektedir. Acil hekimi başarısız resüsitasyon sonrası beyin ölümü gerçekleştiği kuşkusuyla, "Bu hasta şu dakikadan sonra kimlere yaşama ümidi olabilir ?" sorusunu değerlendirmelidir. Acil hekimi bu bilinç ve farkındalıkla beyin ölümü sürecini aktive etmelidir. Hastanın sağlığında kendi isteği ile donör olup olmadığı araştırmalıdır. Acil hekimi hasta yakınlarının içinde bulunduğu mevcut duygu durumlarına rağmen organ bağışına nasıl baktıklarını değerlendirmelidir. Olası beyin ölümü tanısı için ilgili bölümler hemen hasta başına çağrılmalıdır. Hastane organ nakil koordinatörlüğü 24 saat boyunca hızla ulaşılabilir olmalıdır. Hekim bu arada beyin ölümü gerçekleşen hastanın organlarını canlı tutmak için güncel kılavuzlara uygun çaba sarfetmeli; örneğin hipotermi sürecini yönetebilmeli ve uygun organ doku perfüzyonunu sağlamalıdır. Acil hekimi başarısız resüsitasyon sonrası hızla inisiyatif almalı ve mevcut durumu olağanüstü bir dikkatle yönetmelidir. Bu çalışmada Acil Servis hekimlerinin organ bağışı ve organ nakil sürecini yönetimleri hakkında bilgi edimeyi ve bu konuda farkındalıkları ve duyarlıklıklarını belirlemeyi amaçladık. Çalışmamızla Acil Tıp kliniklerinde hizmet veren hekimlerin organ bağışı ve organ nakli konusunda farkındalıklarını değerlendirme ve sürecin işlemesi sırasında aksaklıkları gidermeye katkıda bulunmayı amaçlıyoruz.

Acil servis-hastaneBeyin ölümüDoktorlar+4
Birand Taneri
Baskent University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi erişkin acil servisine 2011-2014 yıllarında zehirlenme ile başvuran hastaların özellikleri ve maliyet analizi

Bu çalışmada Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Erişkin Acil servisine zehirlenme sebebiyle getirilen hastaların, zehirlenme şekillerinin, hospitalizasyon oranlarının ve maliyet analizinin araştırılması amaçlandı. Çalışmamız; etik kurulu onayı alındıktan sonra, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Acil Anabilimdalı'ında, 01.01.2011 – 31.12.2014 tarihleri arasında zehirlenme sebebiyle başvuran 646 hasta ile retrospektif olarak yapıldı. Hastaların yaş, cinsiyet, başvuru tarihi, kesin tanıları, yatırılma oranları, sosyal güvenceleri ve maliyetleri incelendi. Değişkenlerin normal dağılımı Kolmogorov Simirnov testi ile test edildi. Sayısal non-parametrik verilerin analizinde Mann-Whitney-U ve Kruskal-Wallis H testleri; niteliksel verilerin analizinde Ki-kare testi, sayısal verilerin karşılaştırılmasında Pearson korelasyonu kullanıldı. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Hastaların yaş ortancasının 29 yıl ve %67,8'si kadındı. Hastaların cinsiyete göre yaşları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye rastlanmadı (p>0,05). Hastaların en sık ilaç intoksikasyonuyla (%40,6) başvurduğu görüldü. Alkol ve ilaç intoksikasyonu sebebiyle getirilen hastaların yaş ortancası düşük iken, gıda intoksikasyonu sebebiyle getirilen hastaların yaş ortancasının yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Kadın hastaların ilaç alımına bağlı intoksikasyonlarının daha sık olduğu saptandı (p<0,05). Hastaların en sık kış aylarında olduğu ve hasta sayısının yıllara göre artığı saptandı (p<0,05). Hastaların sosyal güvencesi arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı (p>0,05). Hastaların %96,1'i ayaktan tetkik ve tedavi edilirken; cinsiyet hospitalizasyon oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye rastlanmadı (p>0,05). İlaç ve kimyasal madde ile zehirlenenlerde hospitalizasyon oranı yüksek saptandı (p<0,05). Hastaların maliyet ortancası 75,14 tl'ydi. Çalışma grubumuzda hastaların yaş ve maliyet arasında doğrusal bir ilişki saptandı (p<0,05). Kadın hastaların, ilaç intoksikasyonu sebebiyle getirilen hastaların ve taburcu edilen hastaların maliyeti anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). Sonuç olarak acil serviste zehirlenme sebebiyle getirilen hastaların ilaç intoksikasyonu olması sebebiyle, uygun sosyal destek ile zehirlenme olgu sayısının azaltılabileceği düşüncesindeyiz. Ayrıca zehirlenme olgusunu yöneten ekip içerinde bulunacak deneyimli kişilerin maliyeti azaltabileceği görünmektedir.

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriHastaneye yatırma+5
Elif Kılıçlı
Baskent University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acilde serebral inme endikasyonu ile yoğun bakım yatış kararı verilen kronik hemodiyaliz hastalarının demografik özellikleri, natıonal ınstıtutes of health stroke skalası (NIHSS) ve charlson komorbidite skorlarının (CCS) diğer hastalar ile karşılaştırılması

İnme, tüm dünyada ölüm nedenleri içinde dördüncü sırada yer almaktadır. Bununla birlikte erişkinlerde ölüm ve sakatlığa en çok neden olan nörolojik hastalıktır. Kronik böbrek yetmezliği (KBY) de serebrovasküler hastalıkların (SVH) mortalite ve morbiditesinde önemli bir risk oluşturur. Ancak KBY ve hemodiyalizin (HD) inme ile ilişkisi üzerine yapılan çalışmalar yeterli sayıda değildir. Biz bu çalışmamızda inme tanısı ile yoğun bakıma yatırılan ve kronik HD'e giren hastaların demografik özellikleri, KBY ve HD'nin inme üzerine etkisi, Charlson Komorbidite Skoru (CCS) ve National Institutes Of Health Stroke Skalası (NIHSS) skorunu, diğer hasta gruplarıyla karşılaştırmayı, var ise farklılıklarını ortaya koyabilmeyi ve bu bilgi ışığında Acil Tıp olarak bu inme olgularında morbidite ve mortaliteyi azaltabilecek hasta yönetimine katkıda bulunabilmeyi amaçladık. Başkent Üniversitesi Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi Acil Servisine Ocak 2011- Aralık 2013 tarihleri arasında başvuran ve World Health Organization (WHO) kriterlerine göre inme tanısıyla yoğun bakımda yatırılarak izlenen, 18 yaş ve üstü hastalar retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastalar dört gruba ayrılmıştır. Birinci grup kronik HD hastaları, ikinci grup KBY dışında sadece bir komorbid hastalığı olanları, üçüncü grup KBY dışında en az iki komorbid hastalığı olanları ve dördüncü grup ise hiçbir kronik hastalığı olmayan hastaları temsil etmekte olup, HD hastaları diğer gruplarla karşılaştırılmıştır. Çalışmamızın retrospektif analizlerinde KBY ve HD'nin inme riski ve mortalitesini artırdığı tespit edilmiş olup literatürdeki benzer çalışmaları destekler niteliktedir. HD hastalarında erkek cinsiyet, 64 yaş üstü olmak, hipertansiyon (HT) ve/veya diyabetes mellitus (DM) öyküsünün varlığı, yüksek CCS (CCS > 4, p=0,000) değerleri, taşikardi olmayıp nabızda göreceli olarak artış olması (87/dk, p=0,003), anemi (Hemotokrit: Htc < %40, p:0,000), düşük HDL kolesterol (HDL-k < 40 mg/dL, p:0,003), yüksek trigliserid (TG > 95 mg/dL, p:0,033) ve C-reaktif protein (CRP > 6mg/L, p=0,000) değerleri artmış inme riski ile ilişkili bulunmuştur. NIHSS değerleri ise diğer gruplara göre anlamlı olarak daha düşük (ortalama NIHSS=6,5 p:0,009) saptanmıştır. HD hastaları acile en kısa sürede başvuran hasta grubu olmuştur (3,5 saat p=0,020). Tüm inmelerde beyin manyetik rezonans görüntülemede (MRG) en fazla orta serebral arter (OSA) sulama alanında infarkt (n=238 %41,8) tespit edilmiştir ancak bu oran en az HD hastalarında (n=16, %26,6 p=0,024) görülmüştür. Ayrıca hemorajik inme sıklığı HD hastalarında daha fazla olup (n=16, %26,7; p=0,002), beyin bilgisayarlı tomografide (BBT) intrakraniyal kanama (İKK) en fazla bu hasta grubunda saptanmıştır (n=15, %25; p=0,023). HD hastalarında inme nedenli mortalite genel popülasyona göre daha yüksektir (n=22, %20.4 p=0,009). HD hastalarında inme risk faktörlerinin bilinmesi, altta yatan hastalıkların tedavi edilmesi ve/veya kontrol altında tutulması, inme semptomları ve hastaneye erken başvuru konusunda hasta ve hasta yakınlarının bilinçlendirilmesi ve hızlı, kararlı Acil Tıp hasta yönetimi morbidite ve mortalitenin azalmasına katkıda bulunabilir. Anahtar Kelimeler: Serebral İnme, Kronik Hemodiyaliz, Acil Tıp, National Institutes of Health Stroke Scale (NIHSS), Charlson Komorbidite Skoru (CCS)

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriDemografi+4
Songül Devrim Soydemir
Baskent University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Acil Servisine yanık nedeniyle başvuran hastaların epidemiyolojik ve maliyet analizi

Yanık, insanlık tarihi boyunca önemli bir travma nedeni olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Yanık nedenlerinin çoğu insanların bilinçlendirilmesiyle ve basit önlemlerle önlenebilir ancak teknolojik ilerlemeler nedeniyle olgu ve olayların sayısında gerileme olmamaktadır. Yanık travmasının tedavisi uzun ve maliyetli bir süreçtir. Dünyada yanık tedavisiyle ilgili birçok çalışma yapılmıştır ancak yanık tedavisinin maliyetiyle ilgili sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Yanık travması sonrası hastaların yaşam standartlarındaki gerileme hem psikolojik hem de ekonomik açıdan hastaları sağlıklı bir birey olmaktan uzaklaştırmaktadır. Bu nedenle ağır yanık travması olan olguların yanısıra minor yanığı olan olgulara da kaliteli tedavi yaklaşımları sergilemek gerekmektedir. Bu tedavinin deneyimli sağlık çalışanları tarafından yapılmasının uygun olduğu görülmüştür. Bu durum acil servise yanık nedeniyle başvuran tüm vakaların etkin ve düşük maliyetle tedavisinin yapılmasını gündeme getirmiştir. Bu çalışmada amaç acil servise başvuran yanık olgularının yaş, cinsiyet, başvuru zamanı, yanığın türü, klinik prognozu, mortalitesi, yanık alanı yüzdesinin ve toplam tedavi maliyetlerinin analizinin yapılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Acil Servis'ine 2012-2014 yılları arasında yanık nedeniyle başvuran toplam 264 hasta yaş, cinsiyet, başvuru saati, ayları ve yılları, yanık nedenleri, iş kazası ve özkıyım olup olmaması, cerrahi işlem uygulanması, poliklinik kontrollerine gelmesi, yanık alanı, yanık derinliği ve tüm bu süreç sonunda hastaneye maliyeti hastane otomasyon sisteminden elde edilerek incelenmiştir. Sonuç olarak Başkent Üniversitesi Erişkin Acil Servis'e başvuran hastaların durumunun, cinsiyetinin, başvuru yılının, hastalara yapılan cerrahi müdahalelerin, yanık nedenlerinin, yaşın maliyete etkisi olmadığı, tedavi maliyetini belirleyen asıl etkenlerin yanık derecesi ve yanık alanı olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Yanık, acil servis, maliyet

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriEpidemiyoloji+5
Tolga Eser
Baskent University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kontrast madde nefropatisinin erken tanısında serum ngal (neutrophil gelatinase-associated lipocalin) düzeyinin prediktif değeri

Çalışmamızda, kontrast madde nefropatisi (KMN) gelişen hastalarda, serum NGAL düzeyinin erken tanıdaki yerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamız, 1 Kasım 2014 – 28 Şubat 2015 tarihleri arasında kontrastlı batın tomografi çekilen 74 hasta ile prospektif olarak tasarlandı. Hastaların; demografik bilgileri (yaş, cinsiyet), şikayetleri, sodyum, potasyum, üre, kreatinin, BT sonuçları ve NGAL sonuçları değerlendirildi. Sodyum, potasyum, üre, kreatinin ve NGAL değerleri 0,, 6. ve 72. Saatlerdeki değerleri değerlendirildi. Parametrik verilerin analizinde Student T-Testi, non-parametrik verilerin analizinde Mann-Whitney-u testi, niteliksel verilerin analizinde Ki-kare testi, verilerin zaman içindeki değişiminin değerlendirilmesinde Friedman Testi kullanıldı. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Hastaların % 16,2'sinde KMN geliştiği saptandı. KMN gelişen grubun yaş ortalaması daha yüksekti (p<0,05). KMN gelişimi ve cinsiyet arasında ilişkiye rastlanmadı (p>0,05). Sodyum ve potasyum düzeylerinin gruplar arasında fark oluşturmadığı, ancak tüm grup incelendiğinde sodyumun zaman içinde anlamlı olarak yükseldiği belirlendi (p<0.05). Üre düzeyinin 0. ve 6. saatlerinde gruplar arasında fark oluşturmazken (p>0,05); 72. saatte üre düzeyinin KMN gelişen grupta yükseldiği belirlendi (p<0.05). Tüm grupta, üre'nin zaman içindeki değişimi anlamlı değildi (p>0.05). Kreatinin düzeyinin gruplar arasında fark oluşturmadığı (p>0,05), ancak zaman içinde anlamlı olarak arttığı saptandı (p<0.05). Gruplar arasındaki 0. ve 72. saatlerdeki NGAL düzeyi arasında fark yokken (p>0,05), KMN gelişen grupta 6. saatteki NGAL düzeyi anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). 6. saat için hesaplanan NGAL düzeyinin cut-off değeri 972,5; bu kesim değerinde sensitivite % 66,7 ve spesifite % 98,4 olarak hesaplandı. Çalışmamızda AUC değeri 0,98, (minimum: 0,953; maksimum: 1,000) olarak ölçüldü. NGAL'ın 6. saatteki yükselişi ve 72. saatteki düşüşü istatiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Sonuç olarak; KMN gelişen hastalarda NGAL erken tanıda kullanılabilecek bir yöntem olduğu kanısı doğmaktadır. Anahtar kelimeler: Kontrast madde nefropatisi, NGAL, akut böbrek hasarı,

Murat Muratoğlu
Baskent University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi acil servisinde 2011-2015 yıllarında pulmoner tromboemboli tespit edilen hastalarda risk faktörlerinin araştırılması ve bu risk faktörlerinin mortaliteye katkısının belirlenmesi

Pulmoner emboli sık karşılaşılan kardiyovasküler acillerden biridir. PE özgül bir klinik tablo ile ortaya çıkmadığı için tanısının konulması güçtür ve gözden kaçabilir(1). Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de yaşlı nüfus hızla artmaktadır, bunun sonucu olarak da acil servislerde PE ve venöz tromboemboli daha sık görülmektedir. Aynı zamanda son yıllarda, tanı yöntemlerindeki gelişmeler de PE tanı sıklığını arttırmıştır. PE geçiren ve tanı konulamayan hastalarda mortalite oranı %30'lara ulaşmaktadır, tanı konup uygun tedavi yapıldığında bu oran %3'lere düşebilmektedir(3,5). Olguların büyük bölümünde trombüs kaynağı alt ekstremitelerin derin venleri özellikle de ana femoral, süperfisal femoral, pelvik ve popliteal venlerdir. Pulmoner anjiyografi tanıda halen altın standarttır (8). Pulmoner tromboemboli yaşlı nüfusun artması ile birlikte acil tıp doktorlarının sık karşılaşabileceği mortalite ve morbiditesi yüksek bir tanı haline gelmektedir. Bu nedenle risk faktörlerinin belirlenmesi ve bu risk faktörlerinin mortaliteye katkısının belirlenmesi; tanı ve önlenebilir risk faktörlerinin saptanması açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmada Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Erişkin Acil Servisinde Ocak 2011-Aralık 2015 tarihleri arasında pulmoner emboli tanısı alan hastalar retrospektif olarak incelendi. Tüm olgularda öykü, fizik muayene bulguları, laboratuar bulguları, arter kan gazı, akciğer grafileri, risk faktörleri, bilgisayarlı tomografi ve yapılabilen olgularda ekokardiografi, alt ekstremite venöz doppler incelendi ve bu değişkenler ile mortalite arasındaki korelasyon bakıldı. Çalışma kapsamına toplamda 146 hasta dâhil edildi. İlk 30 gün gerçekleşen ölümleri erken ölüm olarak kabul edildi. %13,7'sinde (20 hasta) erken mortalite gerçekleştiği saptandı. Hastaların %90'ı 65 yaş ve üzerinde; kalan %10'uysa 45-64 yaş arasındaydı. %55'ini erkek, %45' ini ise kadın hastalar oluşturmaktaydı. Acil serviste PE tanısı konan hastaların yaş, cinsiyet, d-dimer, kreatinin, lenfosit, pH ve vücut sıcaklığı ile erken mortalite arasında ilişki saptandı. Geçirilmiş cerrahi, malignite, kardiyolojik hastalık öyküsü, nörolojik hastalık öyküsü ve immobil olan hastalarda pulmoner emboli olasılığının daha fazla olduğu görüldü. Anahtar kelimeler: Acil servis, pulmoner emboli, erken mortalite

Acil servis-hastaneElektrokardiyografiKardiyovasküler hastalıklar+4
Meliha Fındık
Baskent University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi acil servisine iş kazası nedeniyle başvuran hastaların özellikleri ve maliyet analizi

Çalışmamızda; hastanemiz acil servisine başvuran iş kazaları olgularının özellikleri ve maliyeti analizinin tespiti amaçlandı. Başkent Üniversitesi AS'de 1 Ocak 2013 - 31 Aralık 2014 tarihleri arasında, iş kazası sebebiyle başvuran 469 hasta ile retrospektif olarak yapıldı. Hastalarımızın yaş, cinsiyet, hizmet sektörü, başvuru saat, gün, ay ve yılı, başvuru şikayeti, travma bölgesi, prognoz, maliyet ve travma şiddetleri değerlendildi. Kategorik değişkenlerin analizinde Kİ-Kare testi, nonparametrik verilerin analizinde Mann Whitney U ve Kruskall Wallis testleri kullanıldı. Sonuçlar p<0,05 düzeyinde anlamlı kabul edildi. Hastalarımızın yaş ortalaması 34,18±11,4 yıldı ve hastaların %73,1'i erkekti. Hastalar en sık hizmet sektöründe (%44,8) çalışmaktaydı. Başvurların en sık günün 0900-1600 saatleri arasında, pazartesi günleri ve ağustos ayında gerçekleştiği saptandı. İş kazalarının 2013 yılında, 2014 yılına göre fazla olduğu saptandı. En sık başvuru sebebi kesici/delici alet yaralanması (%30,5) olup, ensık yaralanan bölge üst ekstremite (%45,4) idi. Hastaların %92,1'inin ayaktan tedavi edilerek taburcu edildiği saptandı. Cinsiyet ile; yaş, travmanın olduğu gün, kaza yılı, travma alınan bölge ve hasta prognozları arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Cinsiyet ile; başvuru sebebi, sektör ve başvuru ayları arasında anlamlı ilişki vardı (p<0,05). Maliyet ortancası 77,14 (IQR:75,75) TL idi. İş kazalarında maliyet ile; cinsiyet,travmanın olduğu ay ve yıl arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmadı. Maliyet başvuru sebebi ve sektör arasında anlamlı ilişki vardı (p<0,05). RTS ortancası 7,84 (0,0000) idi. RTS'nin; cinsiyet, yaş, başvurma sebebi ve çalışılan sektör ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisi saptanmadı (p>0,05). Sonuç olarak; iş kazaları daha çok genç erkeklerde görülür. Genel olarak tek lokalizasyonda gelişen patolojilerdir. Anahtar kelimeler: İş kazası, RTS, Maliyet,

Acil servis-hastaneMaliyetMaliyet analizi+3
Hayati Artuk
Baskent University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meteorolojik parametrelerin pnömoni ile ilişkisi

Bu çalışmada, Acil Serviste (AS) pnömoni tanısı alan hastalarda; sosyodemografik özellikler, tam kan sayımı parametreleri ve meteorolojik parametreler [sıcaklık, nem, yağış durumu, havadaki partiküller, sülfür dioksit (SO2), karbonmonoksit (CO), nitrit dioksit (NO2), nitrit oksit (NO), nitrik oksit (NOX)] ile pnömoni arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız pnömoni tanısı almış 65 yaş üzeri hastalar ile retrospektif olarak yapıldı. Acil Serviste pnömoni tanısı konulan günlerdeki meteorolojik değişkenler ile pnömoni tanısı konulmayan günlerdeki meteorolojik değişkenler karşılaştırıldı. Hastaların sosyodemografik özellikleri, tam kan sayımı ve meteorolojik parametreler (sıcaklık, nem, yağış durumu, havadaki partiküller, SO2, CO, NO2, NO, NOX) araştırıldı. Pnömoniye etki eden faktörler incelendi. Çalışmaya dahil edilen 2606 hastanın yaş ortalaması 77,7±7,6 yıl olup, %53,2'si erkekti. Görüntülemede en sık rastlanan lezyon lober pnömoni (%45,3) idi. Hastalar CURB-65 skoru genel olarak Class 1 veya 2'deydi. Hastaların %61,1'inde komorbid solunum yolu hastalığı saptandı. Hastaların %74'ü taburcu edildi. Cinsiyetin; hemoglobin, lökosit, nötrofil, nötrofil lenfosit oranı (NLR), lenfosit ve trombosit düzeyleri ile ilişkisi varken (p<0,05); trombosit dağılım hacmi (MPV), eritrosit dağılım genişli (RDW) ve trombosit/lenfosit (PLR) oranı ile ilişkisi yoktu (p>0,05). Hemoglobin, lökosit, lenfosit, nötrofil, RDW, NLR ve PLR düzeylerinin CURB-65 ile arasındaki ilişki anlamıyken (p<0.005); MPV ve trombosit düzeylerinin CURB-65 ile ilişkisi saptanmadı (p>0.05). Hemoglobin, lökosit, lenfosit, nötrofil, RDW, NLR ve PLR düzeylerinin hastanın yatış durumu ile ilişkisi varken (p<0.005); MPV ve trombosit düzeylerinin yatış durumu ile ilişki saptanmadı (p>0.05). Pnömoni sebebiyle başvurulan gün sayısının düşük hava sıcaklığı ile ilişkisi anlamlıydı (p<0,05). Sıcaklığın orta olduğu dönemlerde pnömoni sebebiyle başvurulan gün sayısı ile sıcaklık arasında ilişki saptanmadı (p>0,05). Pnömoni sebebiyle başvurulan gün sayısının yüksek nem oranların ilişkisi saptandı (p<0,05). Pnömoni sebebiyle başvurulan gün sayısının yüksek basınç oranları ile ilişkisi saptandı (p<0,05). Pnömoni sebebiyle başvurulan gün sayısının normal ve düşük basınç düzeyleriyle ilişkisi saptanmadı (p>0,05). PM10, NO, NO2, NOX ve CO düzeylerinin yüksek olduğu dönemlerde pnömoni sebebiyle başvurulan gün sayısının artışı saptandı (p<0,05). PM2,5 ve SO2 düzeylerinin ile pnömoni sebebiyle başvurulan gün sayısı arasında ilişki saptanmadı (p>0,05). Yağmur olan günlerde, pnömoniyle başvurulan gün sayısı anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). 4 gün önce sıcaklık, NOX, NO2, CO değeri; 2 gün önce nem ve deniz seviyesi basıncının pnömoni ile başvuran hasta sayısını etkilediği belirlendi (p<0,05). Diğer zaman dilimindeki faktörlerin, pnömoni ile başvuran hasta sayısını etkilemediği belirlendi (p>0,05). Sonuç olarak iklimsel (sıcaklık, nem, basınç düzeyleri, yağmur, vb) ve çevresel faktörlerin (havadaki partiküller, CO, NO, NOX) pnömoni ile başvuran hasta sayısı üzerinde etkili olduğu saptandı.

GeriatriHava kirliliğiMeteoroloji+4
Süleyman Serdar Taşcı
Baskent University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise nefes darlığı ile başvuran hastaların arter kan gazı değerlerinin noninvaziv yöntemle ölçülen kan gazı değerleri ile karşılaştırılması

Çalışmamızda nefes darlığı ile başvuran hastalarda invaziv (arter) ve non-invaziv (transkütan) kan gazı sonuçlarını karşılaştırarak, non invaziv kan gazı ölçümünün klinik kullanıma uygunluğunun belirlenmesi amaçlandı. Çalışmamızda dispne sebebiyle acil servise başvuran ve arteryel kan gazı çalışılan 234 hasta dahil edildi. Hastaların tensor Tip MTX-Matrix cihazı ile parmak ucu sPO2, PO2, PCO2 ve pH değerleri ölçülerek arteryel kan gazı ile karşılaştırıldı. Sürekli verilerin normal dağılımının test edilmesinde Kolmogorov Smirnov testi kullanıldı. Grupların karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi kullanıldı. İnvaziv (arter) ve non-invaziv (transkütan) kan gazı sonuçlarının uyumunu test etmede Bland Altman testi kullanıldı. Sonuçlar % 95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Çalışmamızda 234 hastanın yaş ortalaması 69,0±18,1 yıl olup, hastaların%42,7'si erkekti. Hastalarda dispne dışında belirlenen en sık semptom göğüs ağrısı, en sık saptanan tanı pnömoniydi. Arter kan gazı (AKG) ölçülen pH yerine, transkütan pH kullanılabileceği saptandı (p>0,05). AKG'de ölçülen PCO2, PO2 ve sPO2'nin yerine, transkütan PCO2, PO2 ve sPO2 kullanılamayacağı saptandı (p<0,05). Ek semptom varlığında ve akciğer/kalp dışı patolojilerde AKG'deki pH ve pO2 yerine, transkütan pH ve pO2 kullanılabilirken (p>0,05); AKG'deki PCO2 ve sPO2'nin yerine ve transkütan PCO2 ve sPO2'nin kullanılamayacağı saptandı (p>0,05). Akciğer patolojisi, kardiyak patolojisi ve enfeksiyon varlığı olan hastalarda; AKG'deki pH yerine transkütan pH kullanılabilirken (p>0,05); arteryel PO2, PCO2 ve sPO2'nin yerine transkütan PO2, PCO2 ve sPO2'nin kullanılamayacağı saptandı (p<0,05). Sonuç olarak transkütan olarak kan gazı parametrelerini değerlendirilen cihazlar dispneik hastalarda pH yerine kullanılabilir. Tüm kan gazı parametrelerinin değerlendirilmesi için cihazın geliştirilmesi gerekmektedir. Anahtar kelimeler:sPO2, PO2, PCO2, pH, Kan gazı

Acil servis-hastaneAcil tıpHidrojen iyon konsantrasyonu+6
Dilek Suveren Erdemli
Baskent University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

65 yaş üstü sepsis ve septik şok hastalarında acil serviste ilk bakılan platelet lenfosit oranı ve laktat düzeyinin mortalite üzerine etkisi

Sepsis, özellikle yaşlı hasta nüfusunda sık görülen, mortal seyredebilen ve tedavi maliyeti yüksek bir hastalıktır. Bu çalışmada acil serviste 65 yaş üstü sepsis ve septik şoklu hastalarda mortalitenin öngörülmesinde platelet-lenfosit oranı (PLR) ve laktat düzeylerinin kullanımının etkisini araştırmayı amaçladık. Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Acil Servis'ine 1 Ağustos 2014 ile 1 Ağustos 2016 tarihleri arasındaki 2 yıllık süreçte başvuran 65 yaş üzerindeki sepsis ve septik şok tanısı almış hastaların demografik özelliklerini, komorbit hastalıklarını, başvuru anındaki hemodinamik parametrelerini, acil servisteki ilk tedavi ihtiyaçlarını (sıvı, vazopressör, kan transfüzyonu, steroid ve antibiyotik gibi), mekanik ventilasyon, kardiyopulmoner resüsitasyon uygulamalarını hasta bilgi yönetim sistemi ve hasta dosyaları arşivinden elde ettik. 30 günlük mortaliteyle ilgili bilgileri ise Merkezi Nüfus İdare Sistemi (MERNİS) aracılığıyla edindik. Mortalite olan ve olmayan gruplar arasında normal dağılan verileri bağımsız iki örnek t-testi ile değerlendirdik. Normal dağılmayan verilerin karşılaştırılmasında ise Mann-Whitney U testini kullandık. Hastaların mortalite durumlarına göre qSOFA skorlarını Chi-square testiyle değerlendirdik. Mortalite üzerine bağımsız faktörleri değerlendirmek için lojistik regresyon analizi yaptık. p<0,05 değerini istatistiksel olarak anlamlı kabul ettik. Otuz gün içerisinde mortalite gözlenen ve gözlenmeyen gruplar arasında sistolik ve diastolik kan basıncı (sırasıyla p=0,045 ve p=0,002), Glaskow Koma Skalası puanı (p<0,001) ve kan üre azotu (p<0,001) yönünden anlamlı fark saptadık. Solunum sayısı (p=0,503), ateş (p=0,588), pulse oksijen saturasyonu (p=0,172), kreatinin (p=0,082), hemoglobin (p=0,541), ortalama platelet hacmi (p=0,593), lenfosit (p=0,478), PLR (p=0,821) ve laktat düzeyi (p=0,120) yönünden ise anlamlı fark saptamadık. Çalışmamızda iki grup arasında quick-Sepsis related Organ Failure Assessment (qSOFA) skorları yönünden anlamlı farklılık mevcuttu (p<0,001). Mortalite ve qSOFA arasında ise pozitif yönde korelasyon saptadık (Pearson korelasyon katsayısı 0,321). Bununla birlikte lojistik regresyon analizinde qSOFA'nın, mortalitenin bağımsız bir belirteci olmadığını tespit ettik. Sonuç olarak PLR'nin mortaliteyi öngörme yönünden klinisyene katkısını göstermeye ilişkin başka çalışmalara da ihtiyaç olduğu görüşündeyiz. Çalışmamızda mortalite gözlenen gruptaki ilk bakılan laktat düzeyleri gözlenmeyen gruba göre yüksekti ancak istatistiksel olarak anlamlı farklı değildi. Konuyla ilgili önceki çalışmalar da göz önünde bulundurulduğunda hastaların seri laktat ölçümlerinin başlangıçta bakılan tek laktat düzeyine göre klinisyene mortaliteyi öngördürme yönünde daha fazla yarar sağlayacağı inancındayız.

Acil servis-hastaneAcil tıpAcil tıp servisleri+7
Ebru Bıyıklı
Baskent University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil hekimlerinin konsültasyon sürecinde yaşadıkları zorlukların değerlendirilmesi

Amaç: Konsültasyon acil serviste hastanın yönetiminde önemli bir uygulamadır. Bu süreçte başka uzmanlık alanından doktor hastanın yönetiminde katkıda bulanmak amacıyla acil servise davet edilmektedir. Çoğu zaman hastaların ilgili bölüm tarafından yatırılması ile sonuçlanmaktadır. Konsültasyon doğru ve etkili bir şekilde yapıldığı zaman hastaların bakımının geliştirilmesi, acil serviste aşırı kalabalığın önlenmesi, hastaların acil serviste kalma süresinin kısalması ve maliyetin en aza indirilmesini sağlamaktadır. Yeterli sayıda doktorlar olmaması, maddi sıkıntısı ve konsültasyon ile ilgili yönerge ve katı kuralların konulmaması konsültasyona yanıt gecikmesine neden olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı konsültasyon öneminin aydınlatılması ve acil servislerde konsültasyon sürecinde yaşanılan sorunların araştırılması ve buna yönelik çözümlerin üretilmesidir. Gereç ve yöntem: Hekimlere e-posta grupları, sosyal medya ve birebir görüşme yoluyla ulaşarak, elektronik form şeklinde tasarladığımız 22 sorudan oluşan anketi (Ek 1), gönüllülük esasına göre doldurmalarını istedik. Çalışma sonunda toplanan verileri Microsoft Office Excel 365 ve SPSS 17.0 paket programları ile analiz ettik. Bulgular: Anketimize 14.04.2017 ile 12.06.2017 tarihleri arasında toplam 307 acil hekimi katıldı ve en çok eğitim ve araştırma hastanede çalışan uzman hekimler katıldı. Konsültasyon sürecinde sorunlar en çok saat 24:00 ile 08:00 (%67.1) arasında yaşandı. En çok sıkıntı yaşanılan bölümlerin sırasıyla göğüs hastalıkları (%46.6), iç hastalıkları yan dalları(%35.5), kadın doğum(%31.6), nöroloji(%30) ve genel cerrahidir(%28.3) ve en az sorun çıkaran bölümlerin sırasıyla çocuk hastalıkları(%10.1), üroloji(%8.1), göğüs cerrahisi(%6.5), ve çocuk cerrahisi(%4.9). Hafta sonlarda(%76.2) hafta içe(%38.1) göre daha fazla sıkıntı yaşanmış. Yaşanılan sorun türleri bakıldığında ise daha çok konsültan hekimler başka bölümlerden konsültasyon istenmesini tavsiye edilmesi (%71.7), yatış endikasyonu olan hastanın çeşitli gerekçelerle yatırılamaması ve sonucunda hastanın acil serviste takip edilmesi (%68.1) ve acil endikasyon dışında tetkik istenmesi(%51.8) olarak saptandı. Sonuç: Konsültasyon acil serviste önemli bir uygulamadır. Konsültasyon sürecinde yaşanan sıkıntıların en aza indirmesi için hem acil hekim hem de konsültan hekimi konsültasyon eğitiminin verilmesi ve her hastanede konsültasyon ile ilgili katı kurallarının oluşturulması gerekmektedir. Anahtar kelimler: konsültasyon, acil hekim, konsültan hekimi.

Acil servis-hastaneAcil tıpDoktorlar+1
Ishaaq Sakwa Eshıkumo
Baskent University
2017
00