Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
Discipline

Performing Arts

Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty

55

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Dramaturji ve dans bağlamında göç kavramının araştırılması

Bu tez ve eser çalışması, göç kavramını, dramaturji ve dans bağlamında tartışmayı, araştırmayı ve bu bağlamda eser üretimini hedeflemiştir. Göçebeliğin sebepleri, biçimleri ve sonuçlarından örneklendirmelerle, bedendeki etkileri incelenmiştir. Koreografi çalışması ve hareket tasarımı araştırmasında özellikle Ortadoğulu göçmenlerin, bölgesel yasalar gereği sadece araçsız geçişin engellendiği, Rusya-Norveç arasında bulunan, Storskog sınırından ruhsatsız araç olma özelliğine sahip bisikleti kullanarak geçmesi koşulu temel alınmıştır. Söz konusu göç hareketinden ilhamla tez ve eser çalışması yapılırken insanlığın kadim meselesi göç kavramının tanımlanması, göç ve sanat alanlarının kesişim kümesinde yer alan eserlerin taramasının yapılması ve incelenmesi öncelikli araştırma yöntemi olarak belirlenmiştir. Eser oluşturma sürecinde, danışmanlarım, Prof. Tuğçe Ulugün Tuna ile Dr. Öğr. Üyesi Ozan Ömer Akgül'ün kıymetli geri bildirimlerinden yararlanılmış ve bu geri bildirimler doğrultusunda eser şekillenmiştir. Kavramsal çerçeve dahilinde yapılan araştırmalar ve ulaşılan örnek eserlerin incelenmesi bu tezin ve eserin oluşumuna temel teşkil etmiştir. Kadim göç meselesinin bir noktasında, Storskog sınırında, gerçekleşen göç hareketinden esinlenerek düo bir eser üretimi gerçekleşmiştir.

BisikletDansDramaturji+7
Ertürk Erkek
Mimar Sinan Fine Arts University · Institute of Fine Arts
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Heiner Müller'in son dönem tiyatro metinlerinde konvansiyonel tiyatroya ait yapı unsurlarının kırılış biçimleri

Alman oyun yazarı Heiner Müller, 20. yüzyılın ortalarında kendinden önce yapılmış çeşitli çalışmalardan ve oyun yazarlarından da beslenerek tiyatronun dramatik örgüsünü kıran, alışılagelmiş, 'konvansiyonel' tiyatro algısında köklü değişimler yapan bir oyun yazarıdır. Bu çalışmada, Heiner Müler dönemine kadar tiyatroda gelişen, Heiner Müller'in tiyatro anlayışının temelini kuran yapısal kırılmalar ve değişimler takip edilerek Heiner Müller'in 18. yüzyılın ortasına kadar süregelen bu doğrusal, 'lineer' tiyatro yapısını kırma biçimleri ve yöntemleri incelenecektir. Bu bağlamda, Heiner Müller'in 1977 yılında kaleme aldığı "Hamlet Makinesi", 1984 yılında yazdığı "Resim Tasviri" ve 1981 yılında yazdığı "Medea Material" oyunlarında gerçekleştirdiği 'parçalı' tiyatro yapısı tüm ögeleriyle analiz edilecektir. Heiner Müller'in bu oyunları yazma yöntemleri, sahne ve metin unsurlarını nasıl konumlandırdığı ve bu kullanımların konvansiyonel tiyatro metinlerindeki kullanımlarıyla arasındaki farklar tespit edilecektir.

Alman tiyatrosuAvangardMüller, Heiner+2
Selena Demirli Doğan
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Güngör Dilmen'in "Midas'ın Kördüğümü" adlı eserindeki mitolojik ögelerin incelenmesi

Bu tez çalışması, eserlerinde mitoloji temasını en çok işleyen yazarlarımızdan Güngör Dilmen'in, Türk Tiyatrosu'na kazandırdığı, Midas Üçlemesi'nin son oyunu olan Midas'ın Kördüğümü adlı eserinde bulunan mitolojik ögelerin araştırılması, incelenmesi ve eserde bu yapıların nasıl işlenmiş olduğuna yönelik bir çalışma olmaktadır. Araştırma konusu kapsamında, literatür taraması yapılmış, eserin merkez hikayesini şekillendiren Anadolu ve Yunan mitolojileri bu bağlamda incelenmiş ve geçmişten gelen bu mitik anlatıların yazar tarafından nasıl işlenmiş olduğu araştırılmıştır.

Dilmen, GüngörMidasMitoloji+3
Abdül İnanç Bükülen
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Murathan Mungan'ın Mezopotamya Üçlemesinde şamanik göstergeler

İlk çağlardan bu yana Şaman ayinleri, ritüeller çeşitli sanat dallarının temelini oluşturur. Tiyatro, müzik ve dans Şaman ritüellerinde yinelenen adımlardan, seslerden, esrik tavırlardan, imgelerden beslenerek gelişmiş ve büyümüştür. Anadolu'ya geldiğimizde ise Şamanizm; toplumun örf, adet ve gelenekleriyle birleşerek, simgelerle yoğrularak günümüze kadar gelir. Anadolu kültürünün içerisinde değişip dönüşen, gelenekselleşen şamanik göstergeler tiyatro sahnesine de yansımaktadır. Bu çalışma Şaman ritüellerinin günümüz tiyatro eserlerinde karşımıza çıkışı ve bu öğelerin kullanılış biçimleri üzerinedir. Türk tiyatrosunda Şamanizm ve kökenlerinin araştırıldığı bu tez çalışmasında Murathan Mungan'ın "Mezopotamya Üçlemesi" adıyla birleştirdiği üç tiyatro oyunu ele alınmıştır. "Mahmut İle Yezida", "Taziye" ve "Geyikler Lanetler" adlı oyunların içinde yer alan Şaman öğeleri ve tiyatroda simgesel anlatımın yöntemleri, Murathan Mungan'ın hayatı ve eserleri ile birlikte incelenecektir. Sahne uygulaması için Murathan Mungan'ın bu üç oyununda ki kadın karakterlerinin yer aldığı bir kolaj çalışması yapılacaktır. Yazarın kadın karakterler üzerinden kültürümüzle birleşmiş ritüelleri nasıl kullandığı, yöresel bakış açısı eşliğinde bu öğelerin sahneye nasıl yansıtıldığı, kullanılan simgeler eşliğinde incelenecektir.

Mungan, MurathanRitüelTiyatro+2
Başak Polat Karsavuran
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Marina Carr'ın Kediler Bataklığı'nda… oyununun çağdaş bir Medea yorumu olarak incelenmesi

Bu tez çalışması, çağdaş bir Medea yorumu olan Kediler Bataklığı'nda… oyunundaki Feminist ve travmatik unsurları araştırmaktadır. Feminizm ve Feminist tiyatro araştırması yapılıp, Medea ve Kediler Bataklığı'nda… oyunları içerisindeki Feminist unsurlar saptanmıştır. Oyunda travmalara yer verildiğinden psikanalitik kuramlar hakkında literatür taraması yapılmıştır. Kediler Bataklığı'ndaki simgeler, sürreal varlıklar incelenerek oyun dramaturjisi yapılmıştır.

Ana-çocuk ilişkisiCarr, MarinaFeminizm+4
Katya Bakır
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tüketim toplumlarında kadının metalaştırılmasının Vala Thorsdottir'in 'Bildiğiniz Şeyler' oyunundaki yansıması

Bu tez çalışmasında, tüketim kavramı ekseninde, tüketim toplumlarında kadının metalaştırılması Vala Thorsdottir'in 'Bildiğiniz Şeyler' metni üzerinden incelenmiştir. Araştırma konusu kapsamında, literatür taraması yapılıp, 'tüketim toplumları', 'kadının metalaştırılması' kavramları araştırılmış ve bu bağlamda örnek oyun dramaturjisi yapılmıştır.

BoşanmaDramaturjiKadınlar+6
Nihan Sezgin
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Aristoteles'ten Freytag'a klasik drama yapısı

Oyun analizi ve oyun inşası kavramları Batı tiyatrosu tarihinde Aristoteles'in Poetika'sı ile birlikte tartışmaya açılmış, Aristoteles'in ortaya koyduğu ilkeler ve kavramlar çağlar içinde başlıca referans olmuştur. Gustav Freytag'ın 1863 yılında yazdığı Dramanın Tekniği kitabı da Poetika'ya 19'uncu yüzyılın tiyatro dünyasından hem bir saygı duruşu, hem de Aristoteles'in kavram ve ilkelerine modern bir yeni yorum getirme çabasıdır. Freytag'ın bu çalışması, drama metni analizinde yapı analizi kavramını merkeze almasıyla öne çıkmaktadır. Çalışmasının sonucunu da sonradan Freytag Piramidi adıyla anılacak olan şematik bir örnekle ortaya koymuştur. Bu şema klasik dram olarak adlandırılan türün yapısal şeması olarak kabul görmüştür. Bu çalışmada, Poetika'da drama yapısına dair gündeme getirilen kavramlara odaklanılmakta; bu kavramların Rönesans dönemi ve Shakespeare üzerindeki etkisi incelenmekte; Freytag'ın dönemindeki tiyatroya bakış ve Freytag Piramidi şeması ile ortaya konan yapı analizi kavramları detaylandırılmaktadır. Böylelikle klasik drama metni ve yapı analizi adına ortaya konan başlıca kavramlar saptanıp, bu kavramlar Shakespeare'in oyunları üzerinden incelenerek tartışılmaktadır.

AristotelesDramaFreytag, Gustav+3
Uluç Esen
Anadolu University · Institute of Fine Arts
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Oyunculuk eğitiminde "ses-nefes-konuşma" üçlüsünün önemi ve bu üçlünün oyunculuk eğitimi veren üniversitelerin ders programlarındaki yeri

Bu çalışma "Ses-Nefes-Konuşma" terimlerinin oyunculuk mesleği açısından öneminin incelenmesi amacıyla oluşturulmuştur. Her bir terim ayrı bölümlerde incelenmiş ve sonrasında üniversite oyunculuk bölümlerindeki dersleri ve ders içerikleri araştırılıp, karşılaştırılması yapılmıştır. Çalışmanın sonucuna göre oyunculuk mesleği açısından "Ses-Nefes-Konuşma" terimlerinin oyunculuğun temelini oluşturmada önemi görülmüş olmakla birlikte okullar arası müfredat farkları olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Ders programlarıKonuşmaNefes+3
Oğuzhan Ayaz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Michael Chekhov oyunculuk tekniğindeki psikolojik jest kavramının psikanaliz üzerinden incelenmesi

Sigmund Freud'un 1900 yılında "Düşlerin Yorumu" isimli eserinin yayınlanmasından sonra yalnızca bilim dünyasında değil, sanatsal çalışmalarında yeni bir form kazanmaya başladığı görülmektedir. Yönetmen kavramının vücut bulması ile birlikte özellikle oyunculuk sanatında yeni yöntemlerin geliştiği ve oyuncu kavramına yaklaşım şeklinin değiştiği gözlemlenmektedir. Sistemli bir oyunculuk tekniğinin ilk geliştiricisi olarak kabul edilen Stanislavsky'nin "en iyi öğrencim" dediği Michael Chekhov, kendi yöntemini geliştirirken; daha önce benzerine rastlanmamış bir kavramın da öncüsü olmayı başarır. "Psikolojik Jest" olarak tanımladığı bu yaklaşım, oyuncunun, dürtü dünyasını arketipal hareketler aracılığıyla uyandırarak; bilinçaltını harekete geçirmeyi ve bu sayede imge dünyasını zenginleştirmeyi hedefler. Bu çalışmada, tiyatro sanatı ile psikanalitik kuramın özü, insana dair davranışların gözlenmesi olarak kabul edilmiş ve Michael Chekhov'un oyunculuk tekniğindeki "Psikolojik Jest" yaklaşımı karakterizasyona giden bir yöntem olarak ele alınmıştır. Çalışmada Chekhov tekniğinin gelişim süreci araştırılmış; tekniğin içerisinde yer alan Psikolojik Jest kavramının kuramsal tanımı yapılarak; kavramın uygulama biçimi psikanalitik kuram ile benzerlik açısından incelenmiştir.

ArketipBilinçdışıChekhov, Michael+6
Elif Bağcı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Şaman ayinleri ile meddah gösterileri ortaklığı bağlamında yeni bir tiyatro yaklaşımı ve bir örnek oyun yazımı

İçinde yaşadığımız dünyayı anlamlandırmak ve bu çağda sanat yapıtlarını sınıflandırmak, hiç olmadığı kadar zorlaşmış durumdadır. Bu çağda, tiyatronun ne olduğu ve ne olacağı ile ilgili soru ve sorunlar ortaya koyulurken, sunulan çözümler genelde bireysel ve teknoloji odaklıdır. Oysa, insan kadar eski olan tiyatro sanatının temelini, ritüel, din, büyü gibi insanın en ilkel ihtiyaçları oluşturmaktadır. Postmodern çağda kendi özünden uzaklaşan insanoğlunun yapması gereken belki de, sanata ilk etapta neden ihtiyaç duyduğunu hatırlamaktır. Bugüne kadar Antik Yunan ve Batı üzerinden öğretilen ve öğrenilen tiyatro tarihine karşılık, kültürel ve milli köklerimize bakarak yeni bir yaklaşım oluşturmaya çalışmak bu çalışmanın ana amacıdır. İnsanoğlunun çok tanrılı döneminde, her coğrafyada kendi inanç ve kültürüne ait sanatsal oluşumlar hayata getirdiği bilinmektedir. Bu çalışma ile de, Türklerin çok tanrılı inancı olan Şamanizm ve onun kendisinden sonraki dönemlere olan yansımaları Meddah gösterileri üzerinden incelenerek, aralarındaki temel ortaklıklardan yeni bir bakış açısı ve tiyatro pratiği oluşturup oluşturulamayacağı araştırılacaktır.

Halk tiyatrosuMeddahModern tiyatro+6
Burcu Reşit
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Antik Yunandan modern sonrasına "Myth" kavramının evrimi

Evreni anlama ve kavrama çabasının ortaya çıkardığı yaratıcılık insan oluşumunun ve gelişiminin temel gücüdür. Kişisel ve toplumsal evrimlerin kaynağı olan yaratıcılık, kendi doğası içinde ?taklit etme? ye ihtiyaç duymuş; yaratma ve taklit, dinsel/mitolojik düşünce, sanatın, dolayısıyla uygarlığın temelini atmıştır.Mitsel kökenli gelenek hemen her toplumda güçlü bir işlev yüklenmiştir. Bu nedenle `İlk din', `ilk anlatı', `ilk metin' olan mitolojiyi geleneksel ve arkaik toplumlardan başlayarak ele almak, mitsel bir evrenin tanımını yapmada ve mitsel evrenin ne olduğunu anlamada bize kolaylık sağlayacaktır.Mitosu çalışma konusu olarak ele alan birçok farklı disiplin vardır. Tarihsel olarak bakıldığında, öncelikle filologların, hemen sonrasında da din tarihçilerinin ve antropologların mitosları incelediği görülecektir. Disiplinler arası farklılıklar, soruların ele alınış biçimlerinin öznelliği kadar, mitlere yaklaşım ve çözümleme biçimleri onlara anlam yüklemede birçok farklılık yaratmıştır.Tiyatroda, edebiyatta, resimde mitosların kullanımı, işlevi, estetik ve anlam bakımından ortaya çıkardığı sonuçlar her dönem ilgi çekmiştir. Bütün sanat dallarında kullanılan mitosların dünyası ortak bir bütünleyici, anlamlandırıcı, yaratıcı bir dünyanın kapısıdır. Bu sebeple mitoslara ilişkin oluşturulacak genel bir tanım yapmak çok zordur. Çünkü tanrının, şeytanın, cinin, perinin nesnel bir tanımı yoktur. Ancak bütün bu düşüncelerin toplumsal/tarihsel/sanatsal yönden tanımı yapılabilir ve süreç içindeki evrimleri izlenebilir.Sanatın vazgeçilmez arzusu, belli konulardaki fikirlerin, her tür aracı kullanarak iletmek istediği meseleyi anlaşılır ama ilk akla gelen olmadan iletmektir. Mitoslar bu anlamda sanatın ve insanlığın ortak kültür bileşenidir ve bu amaca hizmet edebilecek hayal gücünün ve yaratıcılığın doruk noktasıdır. İncelikli anlatımı, özgün dili, yaratıcılık ve büyülü anlatımıyla da derin bir dünyadır.Bu anlamıyla mit, insana dair olan tüm gerçekliklerin anlamlandırılması sürecinin başlangıcını oluşturur. Fakat mitosların teatral anlamda sahnede kullanımıyla birlikte, insanı seyirci olmaya ittiği andan itibaren ne mitosların ne de ritüellerin özgün anlamı kalmaz. Böylece mitlerdeki değişim, dönüşüm ve evrim süreci ?oynamayla? birlikte başlar. Artık mitler, sanatsal üretimin ilk ürünleri olarak, kendinden sonra gelen tüm sanatsal anlatıların da çıkış noktasını oluşturur; mit, bundan sonra eposların, romansın, trajedinin tohumlarını taşır ve insanlığın yaratıcı dehasının ve gelişen uygarlığın tüm edebi biçimlerinin ana kaynağı olur.Bu anlamıyla mit insana ait tüm gerçeklikleri, sorunları tartışan, çözmeye çalışan tüm sanatsal üretimlerin de başladığı yerdir, dolayısıyla canlı bir söylem oluşturur. Ancak içerdiği anlama, verdiği mesaja inananı kalmadığı anda mit, kendini yok eder ama ölmez. Başka bir çağda başka bir anlamla karşımıza tekrar çıkar. Mitoslar, bir toplum ya da topluluk içinde ortak yaşam sürenlerin kendi hikayelerini aktarırken aynı zamanda kendi gerçekliğini de açıklaması, temellendirmesi, haklı çıkartmasıdır. Bunu imgelerle, öykülerle ve tanrılaştırılmış kişiler üzerinden aktarır. Eski çağ mitleri başka ortamlara, başka çağlara geçişte ozanlar, anlatıcılar, dinsel metinler aracılığıyla ulaşır ve ulaşırken de yeniden biçimlendirilir. Bu biçimlendirmeyle birlikte mit sanatın yeni anlatım olanaklarıyla buluşur ve her çağ kendi mitolojisini ve mitik söylemini kurar, sanatının bir parçası haline getirir.Her dönemin keşfi, o dönemin anlayışına göre isim değiştirir. Yepyeni bir dünyanın oluşturulması, geçmişin mitoslarını unutturmaz ama onların yeniden farklı bir şekilde ortaya çıkmasını sağlar. Antik çağlarda yaşamın, düzenin, toplumun sağlayıcısı ve sağaltıcısı olan mit, akıl çağıyla birlikte tamamen anlam değişimine uğrar. Bu değişim sadece yeni düzenin bir anlayışı değil süre giden yaşam algısının ve değişiminin bir sonucudur.Çağdaş toplumlarda mitosların aldığı biçim, dil, anlam ve anlamlandırma süreci, tarihsel gelişim içinde toplumun değişim dinamikleriyle birlikte başka anlam düzlemine taşınır. Yaşanılan çağa göre de kendi mitolojik evreninin mitlerini yaratır ve ilksel anlamından tamamen uzaklaşır. Ancak bu uzaklaşma bir yok oluş değildir. Mitoslardaki öyküler, kahramanlar ya da kahramanlıklar, ortak deneyimlerimizin (bilinçdışının) mitsel derinliklerinden gelir ve nesilden nesile aktarılır. Dolayısıyla bu da insan yaşamına, edebiyata, sanata zenginlik, değer ve saygınlık kazandıran bilinç boyutunun dışavurumu olarak karşımıza çıkar. Bu nedenle mitoslar her çağın kendi söylem taşıyıcısıdır.Toplumsal kırılmaların yaşandığı ve her çağın kendi söylem dilini ve söylencesini kurduğu modern ve sonrası dönemde; tüm anlamlar yeniden ele alınmış, varolan tüm değerler yeniden değerlendirilmiş çağlara, toplumların gelişim dinamiklerine göre de mit ve mitolojik söylem yeniden tanımlanmıştır. Böylelikle yeni dönem sanatında yeni mit tanımlamalarını ve günümüz mit yaratma sürecinin nasıl işlediğini, hangi düzlemlerde nasıl mitler yaratıldığını, bu yeni mitlerin bugünün dünyasında neye karşılık geldiğini anlamak, mitlerin farklı kullanım biçimlerinin çeşitliliğini sergilemek estetik, işlevsel ve anlam açısından çözümlenmesini yapmak, Antik Yunandan Modern Sonrasına mitlerin anlaşılmasında, çözümlenmesinde ve yeni anlamıyla değerlendirilmesinde bize kolaylık sağlar.Türkçe Anahtar Kelimeler: 1. Mit 2. Anlam 3. Akıl 4. Mitos 5. Modern Sonrası

AkılAnlamMitoloji+1
Tülay Yıldız Akgül
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki konservatuvarların opera-şan eğitim niteliğinin eğitimcilerin ve öğrencilerin görüşleriyle değerlendirilmesi

Bu araştırma ile Türkiye'de bulunan konservatuvarların opera-şan bölümlerinin eğitim niteliğinin eğitmenlerin ve öğrencilerin görüşleriyle değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma yarı yapılandırılmış anket görüşmesiyle yapılmış olup nitel veri yöntemi ile analiz edilmiştir. Bu araştırmaya 12 alan eğitmeni ve 12 öğrenci gönüllü olarak katılmışlardır. Araştırma içerisinde müzik eğitimi, ses eğitimi, ses sağlığı, konservatuvarların fiziki koşulları, eğitmenlerin ve öğrencilerin beklentileri vb. konular değerlendirilmiştir. Verilerin analiz programında NVIVO 11 yazılımı kullanılmıştır.

KonservatuvarMüzik eğitimiOpera+3
Özlem Yazıcı
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
11
Master'sOpen AccessTR

Dmıtrı Shostakovıch'in 'The Nose' operasının sovyet kültür politikaları sürecinde incelenmesi

20. yüzyılda Rus Devrimi'nden sonra Sovyet sanatı ve kültürü büyük dönüşümler ve gelişmeler yaşamıştır. Devlet, dönemin bestecilerinden sanat eserlerinin ideolojik bir çerçeve içinde olmasını beklemiştir. "The Nose" operası, orijinal adıyla "HOC" (Nos) Gogol'un 1836'da kaleme aldığı ancak yayıncısı tarafından saçma bulunduğu gerekçesiyle reddedilen ve Shostakovich'in bu dönemdeki sanatsal deneyimini ve mücadelesini yansıtan önemli bir eser olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmada, ünlü besteci Dmitri Shostakovich'in "The Nose" adlı operası Rus Devrimi ve Sovyet kültür politikaları sürecinde detaylı bir şekilde incelenerek analizi yapılmıştır. Çalışmada ilk olarak Rus Devrimi'nin öncesi ve sonrası, ana hatları ve temel olayları ile ele alınıp, devrimin kültür-sanat ve daha önemlisi bu alanda yapılan çalışmalar üzerinde yarattığı etkiler araştırılmıştır. Bu araştırma Rus Devrimi'nin ardından şekillenen Sovyet kültür politikalarında Shostakovich'in müziğinin yerini anlamamıza yardımcı olacaktır. Çalışmanın son bölümünde, Shostakovich'in sanatsal çalışmaları ile 20. yüzyıl müziğine yapmış olduğu katkılar ve yaratmış olduğu değer detaylı bir şekilde ele alınarak, kendi anti-operası olan The Nose operasına yer verilmiştir. Operanın bestelenme süreci, içeriği ve sahneye konulma süreçleri ele alınarak, tezin öne çıkardığı ana noktalar arasında, Shostakovich'in politik baskılar altında nasıl bir sanatsal ifade bulmaya çalıştığı, eserinin Sovyet yönetimi tarafından nasıl değerlendirildiği, müzikal ve dramatik unsurların Sovyet kültür politikalarına nasıl yansıdığına yer verilmiştir. The Nose operası, sadece müzikal bir başyapıt olmakla kalmamış, sınırları zorlayan ve Sovyet Rusya'da ifade özgürlüğünün değerini vurgulayan bir politik dönem yansıması olmuştur. Bu tez, sanat ve politika arasındaki karmaşık ilişkiyi anlamak ve Shostakovich'in eserini daha geniş bir kültürel bağlamda değerlendirmeyi amaçlamıştır.

Sahire Bilge Doğruer
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Beaumarchais'nin yaşam deneyimlerinin figaro üçlemesindeki yansımalarının incelenmesi

Asil MESTA, Beaumarchais'nin Yaşam Deneyimlerinin Figaro Üçlemesindeki Yansımalarının İncelenmesi, Başkent Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sahne Sanatları Anasanat Dalı, Performans Tezli Yüksek Lisans Programı, 2024 Figaro üçlemesindeki oyunlar için gerçekten "yarı otobiyografik" yakıştırması yapılabilir mi? Bu çalışmanın ana amacı Beaumarchais'nin yaşam deneyimlerinin Figaro üçlemesindeki yansımalarını incelenmektir. Bu amaçla Beaumarchais'nin hayatı üzerine yazılmış biyografik eserler ("Kaynakça" başlığı altında belirtenler) taranmış ve Figaro üçlemesindeki oyunların ("Kaynakça" başlığı altında belirten çevirilerin) okuması yapılmıştır. Beaumarchais'nin kurgusal karakterlerinin gerçek hayatındaki izdüşümlerini bulabilmek amacıyla ünlü oyun yazarının hayatı bu çalışmaya kısa bir bölüm olarak eklenmiştir. Karşılaştırmaları yapabilmek için üç Figaro oyununun da olay akışı ve oyunlardaki kahramanların detaylı karakter analizleri çalışmaya ayrı bölümler olarak eklenmiştir. Çalışmanın esas amacını gerçekleştirmek üzere "BEAUMARCHAIS'NİN YAŞAM DENEYİMLERİNİN FİGARO ÜÇLEMESİNDEKİ YANSIMALARI" başlığı altına keşfedilen her yansıma için ayrı birer alt başlık açılmıştır. Anahtar Kelimeler: Beaumarchais, Figaro, Sevil Berberi, Figaro'nun Düğünü, Suçlu Anne

Ahmet Asil Mesta
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Dr. Erdoğan Okyay'ın hayatı, eserleri ve müzik eğitimine katkıları

Osmanlı döneminde başlayan sonrasında Cumhuriyet'in ilanıyla beraber memlekette halkın modernleşmesi adına önemli kararlar alınmıştır. Alınan önemli kararlarla çoğu alanda yeniliklerin gerçekleştiği bir süreç yaşanmıştır. Bu dönemde, Türk müziğinde ve müzik eğitiminde büyük reformlar gerçekleştirilmek istenmiştir. Cumhuriyet yönetimiyle beraber, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde müzik ve müzik eğitimi alanlarında ülke genelinde önemli yenilikler yapılmıştır. Sanatın ön planda tutulması adına atılan bu adımlar, önemli sonuçlar doğurmuştur. Cumhuriyet döneminde kurulan kurumlar, gelişen müzik eğitimi ve bu kurumlarda yetişen değerli müzik eğitimcileri ve onların eğittiği sanatçılar, öğretmen adayları; yaşamları, yazdıkları eserler ve Türk müzik dünyasına kattıkları sanatsal değerlerle, o zamandan bu yana bu alanlarda çalışan sanatçılara ve eğitimcilere ışık tutmuştur. Mustafa Kemal Atatürk'ün ülkemize kazandırdığı en büyük inkılaplardan biri, eğitim alanında yapılan reformlardır. Sanata ve sanatçıya büyük değer veren Atatürk, bu alanda da ülkemizin sanat alanında kalkınabilmesi ve daha ileriye gitmesi için sanat eğitimi veren kurumları kurmuş ve akademik kadrolarını sağlam temeller üzerine inşa etmiştir. Bu dönemde eğitime başlayan Musiki Muallim Mektebi, günümüzdeki adıyla Gazi Eğitim Enstitüsü, değerli müzik eğitimi bilimcilerinin yetiştiği önemli bir kurumdur. Bu değerli eğitimcilerden biri de Dr. Erdoğan Okyay'dır. Bu tez, Okyay'ın hayatını, Türk müzik eğitimine katkılarını, yazdığı eserleri, eğitimci kimliğini ve Türk müzik eğitimine kazandırdığı çocuk şarkılarını detaylı bir şekilde incelemektedir.

Melis Ayşe Turna
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Alman milliyetçiliğinin Richard Wagner'in müziğine etkisi ve 'Der Ring des Nibelungen' Operası'nın incelenmesi

16. yüzyılda Floransa'da doğan opera, süratle Avrupa'nın geri kalanına yayılmıştır. 19. yüzyılda da operanın merkezi İtalya ve Fransa olarak görülüyordu. Opera evlerinin açılması nedeniyle, ilk başlarda sadece aristokratlar ve elitler için olan opera, halka açılmış ve bir endüstri haline gelmiştir. Tiyatroya gelen halk, sahnedeki şarkıcının hünerlerini görmek istiyordu. Tiyatroya giriş ücretli olduğundan, sanat endüstriyelleşmeye başlamıştı. Bu nedenle, sahneye konan eserlerin kalitesinde düşüş görülüyordu. Dönemin bestecileri, sanatçının hünerlerini göstermesi için eserler besteliyorlardı. Dramatik akışın önemi besteciler tarafından göz ardı edilmişti. Alman operasının en önemli temsilcilerinden biri olan Richard Wagner, bu popülerleşmeye karşı çıkarak, bu durumun önüne geçmek için bazı teoriler üretmiştir. Bir takım makaleler kaleme alarak, bu fikirlerini paylaşmıştır. Sadece müzik alanında makaleler yazmakla kalmamış, aynı zamanda politik ve daima Alman kimliğini, Alman ırkının üstünlüğünü savunan Yahudi karşıtı görüşlerini de aktaran makaleler de yazmıştır. Wagner, ortaya attığı çoğu teorilerini eserlerinde de kullanmıştır. Özellikle, Der Ring des Nibelungen operası bu anlamda çok önemli bir yapıtıdır. Bu araştırmanın amacı, müzik tarihinde devrimci yenilikler yapan Richard Wagner'in olgunluk döneminin en önemli eseri varsayılan Der Ring des Nibelungen Operası'nın incelenip, yaşamı boyunca ortaya attığı gerek milliyetçi fikirlerini gerekse müziğe getirdiği devrimci özellik taşıyan fikirlerini, Leitmotif'ler ile Der Ring des Nibelungen Operası'na nasıl ve ne ölçüde yansıttığıdır. Araştırma genel tarama modelinde olup; durum tespitine yönelik temel araştırma düzeyinde anlama ve açıklama niteliğinde bir çalışmadır. Yapılan çözümlemeler sonucunda, Wagner'in Alman milliyetçiliği algısının müziğine etkisi ve müzik tarihine kazandırdığı kavramlar açıklanmıştır. Bunlara ek olarak, olgunluk döneminin en önemli eseri olan Der Ring des Nibelungen Operası'nda yoğun şekilde Leitmotif kullanımına dair bulgular elde edilmiş ve önemli olan bazı motifler yorumlanmıştır.

AlmanlarAlmanyaMilliyetçilik+3
Hilal Bıçaklar
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İtalyan şan eğitiminin Rus şan eğitimine etkilerinin incelenmesi

Bu araştırma, İtalya'da doğan opera sanatının ve Bel Canto stilinin tarihsel gelişimini; önemli bestecileri, oluşan okulları, pedagojik yaklaşımları ve belirli metotları aktarırken, Rusya'daki şan eğitiminin aynı başlıklar altında hangi aşamalardan geçtiğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Rus şan eğitiminin oluşmasında ve gelişmesinde, İtalyan şan eğitiminin pedagojik paradigmalar konusunda önemli yer tutuğunun gösterilmesi ve Türkiye'deki şan öğrencileri için konu ile ilgili bilgi aktarımı sağlanması açısından önemlidir. Araştırma konusu ile ilgili geniş bir literatür taraması yapılmıştır. İtalya'da doğan opera sanatının, Bel Canto stili ve şan eğitiminin, Rus operalarına, şan stili ve şan eğitimi üzerindeki etkilerine tarihsel sürecin bir yansıması olarak, teorik ve pratik açıdan örnek model oluşturmuşlardır. Ancak Rus geleneğinin bir özelliği olarak, pedagoji ve disiplin, eğitimin ideal bir sentezidir ve şan eğitiminde istikrarlı bir imaj çizmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Opera, Bel Canto, Şan Eğitimi, İtalya, Rusya

Bel CantoOperaRus müziği+4
Merve Arat
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihsel- tiyatral kişilik ilişkisinin Jan Dark konulu oyunlara yansıması

ÖZETİnsan, yüzyıllardır tarih ve dram sanatının ortak noktasıdır. Dram yazarı tarihte yaşanmış olaylardan ve tarihi kişiliklerden ilham almaktadır. Tarihsel malzemeyi eserlerinde kullanan yazar, malzemeden çok etkilendiği için ya da kendi çağının çözülmemiş sorunlarına ışık tutmak için geçmişten yararlanmaktadır. Fakat tarih yazarından farklı olarak tiyatro yazarı, tarihte yaşanmış olayları neden sonuç ilişkisi diyalektiğinde yeniden yaratırken daha özgürdür. Tarih olanı, sanat ise ideal ve estetik olanı verdiği için, dram yazarı malzemeyi bu yönde kullanır. Hayal gücü ve yaratıcılıkla, tarihsel malzemeyi yeniden işler, onu evrensel bir boyuta getirir ve günümüz insanı için anlamlı kılar.Jeanne d'Arc'ın doğduğu ve yaşadığı dönemde Fransa ve İngiltere arsında yüzyıl savaşları devam etmektedir. Fransa, hem politik hem de sosyo ekonomik anlamda kaos içindedir. Ayrıca devlet, ordu ve kilisenin girift ilişkileri söz konusudur. Ülkede ulusal bilinç yoktur ve feodal düzenden yorulan halk tek bir hükümdar istemektedir. Jeanne d'Arc, 1412 yılında bu karışık ortamda Domrémy'de doğmuştur. Tanrıdan duyduğu sesler sonucu Fransa'yı kurtarmak ve krala taç giydirmek üzere köyünü terk etmiştir. Bir çok zafer kazanmış ve krala taç giydirmiştir. Fakat sonunda cadılık ve büyücülükle suçlanarak engizisyon tarafından yargılanmış ve 1431 yılında ateşe atılarak öldürülmüştür.Jeanne d'Arc'ın kısa ve etkili hayatı çağlar boyu sanatçılara ilham vermiştir. Dram yazarları, kendi bakış açılarına göre, malzemeyi yeni baştan yaratmışlardır. Bu yazarlardan bazıları, Bernard Shaw, Friederich Schiller, Bertolt Brecht, Jean Anouilh, Anna Seghers ve Stefan Tsanevdir. Bu yazarlar Jeanne d'Arc'ın kahraman özelliklerini kendi hikayeleri için çıkış noktası yapmışlardır. Bu yolla kendi çağlarının sorunlarına ışık tutmuşlardır. Sonuçta tarihsel malzeme, dram yazarı tarafından insanın bugününe taşınmıştır.Anahtar Kelimeler: Jeanne d'Arc, Tarihsel gerçeklik, Tiyatral gerçeklik

D`Arc, JeanneDramaDrama+4
Tuğçe Gözde Yılmaz
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2010
00
Master'sOpen AccessTR

1960 sonrası Türk tiyatro eleştirisinde ulusal tiyatro tartışmaları

ÖZETTürk Tiyatrosu Tanzimat'tan bugüne kadar Batı etkisiyle yoğrulmuş ve Geleneksel olan ile modern olan arasında seçim yapma zorunluluğuna itilmiştir. Kimi aydınlar, geleneksel değerlerden yararlanıp, şimdi adına Geleneksel Türk Tiyatrosu dediğimiz sanatımıza sahip çıkılması gerekliliğini savunurken, kimi aydınlar, Tanzimat döneminin başlamasıyla beraber, Batı tarzı tiyatro anlayışını benimsemişlerdir. Türk Tiyatrosu bugün bile bu tartışmalar ve bunların yarattığı gerginlikten kurtulamamaktadır.1960 dönemi ile birlikte, değişen siyasi yapı ve toplum yapısı sanatı da etkilemiş, bir Ulusal Tiyatro kurma çabası ve düşüncesi gündeme gelmiştir. Bu düşünce, tartışmanın kaynağını oluşturan Tanzimat döneminde de kendisini göstermiş ve düşünce alanındaki bu çatışmalar yazın alanında da yer bulmuştur.Cumhuriyet ile birlikte yenilenen ve kabuk değiştiren tiyatro, tüm alanlarında olduğu gibi eleştiri alanında da değişime uğramış, tiyatroda eleştirmen ve tiyatronun işlevi gibi kavramlar, tiyatro terimleri tartışılmaya başlamıştır.Bu çalışmada, tüm bu tarihi süreç içersinde tiyatro eleştirisindeki değişimleri, ulusallaşma sürecini ve ulusal tiyatro kavramını, eleştirmenlerin eleştirilerinden görme fırsatı yakalayacağız.

1960 sonrasıSanat eleştirisiTiyatro+1
Özge Ökten
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

20. yy. sonrası tiyatrosunu biçimlendiren tasarım dinamikleri ışığında modern sahneleme gereksinimlerine yanıt verebilecek bir sahne modeli önerisi

Tiyatro mimarisi, sahneleme olgusunun değişimi ile birlikte başlangıcından bugüne çok çeşitli gelişim evrelerinden geçmiştir. Bu gelişim ve değişim, modern çağın sunduğu olanaklara değin oyun metninin önderliğinde devam etmiştir. Tiyatro mimarisinin, sahnede dekor elemanları kullanılmadan önce oyunun atmosferini yaratan tek mekân oluşu, yapının biçiminin oyun metninden etkilenmesindeki önemli bir etkendir. Atmosfer yaratmak ve mekân değişimi sağlamak amaçlı dekor çözümlerinin gelişimi ve modernizmin sunduğu yapı çözüm imkânları, sahneleme olgusuna bakışı değiştirmeye başlamış, sahne öğeleri çeşitlendikçe görsel bir uyum sağlayacak yönetmen devreye girmiştir.Modernizm ile birlikte yönetmene geçen güç, sahnelemede çeşitliliği artırdığı gibi tiyatro mimarisinde de yeni arayışların habercisi olmuştur. Modernizm ile yaşanan gelişmeler yaşamın her alanında kendini yoğun bir şekilde hissettirirken, bireyin yaşam algısını da değiştirmiş, insana insanı, insan ile anlatan tiyatro sahnelemelerinde mekân algısı da değişmiştir. Bireyin, oyuna seyirci kalmasını istemeyen yönetmenlerin, seyirciyle oyuncuyu yakınlaştırma arayışları, tiyatro mimarisinde yankısını bulmuş, tiyatro binasının sınırlarını ve formunu zorlamaya başlamıştır. Modernizm'de eskiyi bırakarak yeniye olan yöneliş, tiyatro mekânını deneysel çalışmalar için bir laboratuara dönüştürürken, modernizm sonrası dönemde geçmiş ile şimdiki zamanın sahneleme biçimlerinin aynı potada eritilme fikri gündeme gelmiş, eski yapı biçimlerine yeni teknolojik imkânlar ile yeniden kullanılırlık kazandırılmıştır.Görsel bir çağda yaşadığımız şu günlerde ise yeni yöneliş teknolojinin imkânları ile yaratılan yeni bir görsel dil üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu yöneliş yönetmene tasarımcı kimliğini de eklemiştir. Bu bağlamda, sahneleme yönelişleri ile paralel olarak ilerleyen tiyatro binasındaki biçim arayışları günümüzde de devam ederken, hem geçmişe hem de günümüzün sahne dilinin yaratılmasına imkân sağlayacak yeni tiyatro binalarına ihtiyacı artırmaktadır. Günümüzde halen sahneleme kavramında ve tiyatro mimarisinin formundaki biçim arayışlarında her ne kadar söz hakkı yönetmende olsa da geleceğin tiyatro yönelimi hakkında öngörüde bulunularak her türlü yönelişe hizmet edebilecek yeni sahne formu için eliptik bir biçime sahip tiyatro yapısı önerilmektedir.

DramaModern mimariModern tasarım+4
Özlem Aliyazıcıoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Anadolu köy seyirlik oyunlarının gösteri danslarına dönüştürülmesinde yöntem önerisi ve bir uygulama örneği

Anadolu Köy Seyirlik oyunlarının kökenleri, yüzyıllar öncesi bolluk törenlerine ve doğanın canlandırılması gibi doğa kültlerine dayanır. Bu kaynakların yanında Asya ve Anadolu kültürü, eski uygarlıklar ve İslamiyet seyirlik oyunlarını önemli ölçüde şekillendirmiştir. Bu kaynaklardaki törensel ve büyüsel kalıntılar günümüze kadar sürüp gelmiştir. Bazı oyunlarda ise bu tören ve büyü kalıntılarına rastlanmamaktadır. Bu tür oyunlar, köy yaşamından masallardan, efsanelerden ve günlük olaylardan doğmuştur.Günümüzde bazı seyirlik oyunların içinde barındırdığı ritüel uygulamalar ve inançların ancak izleri günümüze kadar ulaşabilmiş ve bugün, Türk köylüsünün kentleşme, ulaşım ve iletişim olanakla¬rının gelişmesiyle bu izler ne yazık ki varlıklarını olduğu gibi koruyamamıştır. İnançların ve oyunlardaki işlevlerin değişmesiyle seyirlikler büyük ölçüde değişikliğe uğramış ve bu uygulamalar eğlence işlevine dönüşmüşlerdir.Anadolu Köy Seyirlik oyunları, genellikle anonim olup, dans ve müziğe dayalı geleneksel oyunlardır. Göstermeci tiyatro ve açık biçim özellikleri taşıyıp, doğaçlama ve taklide dayanır. Oyunda oyuncu, seyirci ayrı olabildiği gibi aynıdır da. Seyirci çoğunlukla oyunun içindedir. Ak-kara karşıtlığı, ölüp, dirilme ve kız kaçırma temaları ve anlatım motifleri çok kullanılır. Seyirlik oyunlar, bolluk, bereket, üreme, evlilik, cinsellik, esnaflık, hayvancılık ve göç gibi sosyal konuları kendi kültürel yaşamından alan geleneksel tiyatro örnekleridir.Bu çalışmada, Anadolu Köy Seyirlik oyunlarının öz ve biçim açısından yapısal değerlendirilmesi, tiyatral ve dramatik özelliklerine göre sınıflandırılması ve bu kapsamda, Bertolt Brecht'in ?epik tiyatro? ve Richard Wagner'in ?ortak sanat yapıtı? kuramı ile ?gösterge bilim? tekniğinden yararlanılarak seyirlik oyunların gösteri danslarına dönüştürülmesi üzerine bir yöntem önerisi sunulmaktadır.

DansDans tiyatrosuEpik tiyatro+9
Ferruh Özdinçer
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Kültürel açıdan Türk tiyatrosunda seyirci

Türk seyircisinin seyir estetiğine baktığımızda; seyircinin izleme alışkanlıklarının Orta Asya'dan gelen animistik duyu, Göçebe/Kandaş Şamanist yapı, göç yollarında karşılaşılan kültürler, Anadolu Kültürü, İslam ve Tasavvuf Anlayışı, Batılılaşma İdeolojisi ve Tüketim Kültürü ile biçimlenmiş olduğu söylenebilir. Geçmişte Şaman Ayinleri'yle, Köy Seyirlik Oyunları'yla, Osmanlı Şenlikleri'ndeki Dramatik Gösterilerle, Meddah, Karagöz, Ortaoyunu, Kukla vb. dramatik türlerle seyir ihtiyacını karşılayan Türk seyircisinin mizah yoluyla uzlaşmaya, kolektif eğlenmeye yönelen dil-anlatım özellikleri ile biçimlenen algısı; Batılılaşma sonrasında radikal bir değişime uğramıştır. Dünya Tiyatrosu kapalı biçimden açık biçim estetiğine yönelirken, tiyatromuz açık biçim estetiğinden kapalı biçim estetiğine geçmiş, kültürel hayatın gündelik kalıplarıyla açık alanlarda, han ve konaklarda, kahvehanelerde gülmenin oyunsu özgürlüğünün tadını çıkaran seyircimize; Batı'nın çerçeve sahnede yaşamı yansılayan ve eğlendirme işlevi eğiticilikle dengelenmiş tiyatro anlayışı benimsetilmeye çalışılmış, seyircimiz yabancısı olduğu bir estetik yaklaşımın dinamikleriyle yüz yüze kalmıştır. Artık halkın tiyatrosu değil, halkı eğiten tiyatro söz konusudur. Seyirciye yaklaşımdaki özensizlik ve seyircinin yerleşik kalıplarının göz ardı edilmesi, Batılılaşma İdeolojisi, hızla gelişen teknolojinin de etkileriyle seyircinin değişen gerçeklik algısı ve dış dinamiklerle dolaylı bir biçimde maniple edilen bakışı oyunla ilişkisini de değiştirmeye başlamıştır. 1990'larla birlikte kültürel olana dikkat çekilmesiyle tiyatroya ve seyirciye bakış değişmiş, alternatif mekan ve biçim anlayışları devreye girmiş, seyircinin kültürel doğasına yönelinerek; sahne seyirci ilişkilerinde dikkat çekici gelişmeler yaşanmaya başlamıştır. Yaşanan teknolojik devrim, tüketim kültürü vb. seyircinin algısını etkilese de; geçmişten günümüze kültüre dayalı olarak yerleşmiş seyir estetiğine dair kimi özellikler hala seyircinin bilinçdışında devam etmekte, seçimlerinde, beğeni ölçütlerinde ve haz alışında etkisini sürdürmektedir.

Kültürel değişimSeyircilerTiyatro+3
Mehmet Sabri Şenol
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Batılılaşma ideolojisiyle gelişen Türk tiyatrosunda aile dramı

Sadrazam Mustafa Reşit Paşa'nın 3 Kasım 1839'da Osmanlı yönetici sınıfı veyabancı diplomatlardan oluşan bir topluluğa okuduğu Gülhane Hattı Hümayunu ileOsmanlı'nın Batı'yı model alan politikaları başlamış, Batılılaşma sürecine girilmiştir.Osmanlı için değişim, ilerleme ve içinde bulunulan sıkıntılı durumdan kurtulma anlamınıtaşıyan bu süreç, Batılı ülkeler için Avrupa burjuva kapitalizminin Osmanlı'ya yönelikçıkarlarının hayata geçirilmesi anlamını taşımaktadır. Tanzimat dönemi olarakadlandırılan bu süreçle birlikte mparatorluğun sosyal-kültürel-ekonomik dengelerifarklılaşır. Politikadan sanat'a, görgü kurallarından, aile içi ilişkilere kadar tümalanlarda radikal değişimler yaşanır. Batılılaşma ideolojisi, Meşrutiyet dönemine dedamgasını vurur. Her ne kadar baskıcı bir yönetim anlayışı söz konusu olsa da, budönem eğitim alanında yapılan reformlar mparatorluğun gelecekteki kaderinibelirlemekte etkili olacaktır. Bu dönem içinde meydana gelen devrimci oluşumlarTürkiye Cumhuriyetini kurarlar. Yeni Cumhuriyetin belirlediği hakim ideoloji geneBatılılaşma ideolojisi olur. Toplum; kurumsal alt yapısı henüz hazırlanmamış olangeniş bir değişim sürecine tabi tutulur. Alfabe'den şapkaya, kadın erkek ilişkilerinden,kişisel zevklere kadar bir çok alanda değişim öngörülür ve bu öngörü yönetici tabakatarafından halka önerilir!Sanatların en toplumsalı olan tiyatronun Batılılaşma hareketi ile birliktekendi coğrafyasında yaşanan bu farklılaşmayı görüp, yaşanan sürece tepki vermemesiimkansızdır. Toplumsal alanda yaşanan değişimin yansımaları hızla sahneye getirilir.Geçmişin yanlış uygulamaları eleştirilirken, yeni dönemle birlikte hayata yansıyanfaydalı yaklaşımlar övülür. Eğitim, her dönemde tiyatronun ana işlevlerinden biri olarakgörüldüğünden, toplum, ideolojisiyle, alışkanlıklarıyla, aile içi ilişkileriyle, aşk ve cinsellikanlayışıyla sahne üzerinde tartışılır. Yazarlar, tartıştıkları konularda tezler ileri sürerler.Toplumsal değişimin izlerini takip eden ve bu değişim sonrasında ortaya çıkan olumluya da olumsuz durumları ortaya seren yazarların, ürün verirken en çok tercih ettikleriortam ise, genelde toplumun en küçük birimi olarak kabul edilen ailedir.

Mehmet Sabri Şenol
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşamı ve oyunlarıyla Hidayet Sayın

Yaşam deneyimlerini ve kendisini var eden toplumla hesaplaşma, değişen değer yargıları karşısında kendisine yer arama, yeni bir varoluşsal aşamaya yöneliş, hem kendilerini hem de yaşadıkları dünyayı sorgulama gibi özellikler Hidayet Sayın'ın yarattığı karakterlerde ön plana çıkardığı özelliklerdir. Giriş bölümünde Türk Tiyatrosu yazın geleneğine kısa bir bakış yapılarak Hidayet Sayın'ın bu gelenek içindeki yerini tespit etmek hedeflenmiştir. Yüz elli yıl gibi kısa bir geçmişe sahip olan yazın geleneğimiz içinde 1950'li yıllardan itibaren ortaya çıkan yazarların bir çoğu Türk Tiyatrosu'nun gelişmesinde büyük rol oynamıştır. 1960'lı yıllara gelinildiğinde yaşamın her alanını etkileyen 1960 Anayasası tiyatro alanını da etkilemiş ve bir çok yeniliğe zemin oluşturmuştur. Hidayet Sayın'ın da Türk Tiyatrosu'nda ilk kez ortaya çıkışı bu döneme rastlar. 1964 yılında sahnelenen Topuzlu oyunundan itibaren ele aldığı toplumsal ve bireysel gerçeklerin tiyatro sanatına yansımalarını anlatan Hidayet Sayın, Türk Tiyatrosu yazın geleneği içinde önemli yazarlardan biri olur. Birinci bölümde, yazarın yazın serüvenini biçimlendiren ve takip eden yaşam öyküsüne yer verilmiştir. Hidayet Sayın yaşadığı çağı, yaşamında karşılaştığı her türlü olayı, kişiyi, önce bir yazar olarak algılamış; daha sonra bu olayları kişileri ve gerçekleri oyunlarında başarıyla yansıtmıştır. İkinci bölümde, yazarla yapılan sınıflandırmaya göre, oyunlar ele alınmıştır. Yazar, yarattığı karakterleri, yaşam gerçeğine yakın seçmeye özen göstermiştir. Yazarın yazdığı oyunlar konularına göre ?Köy Konulu Oyunlar?, ?Tarihsel Oyunlar? ve ?Kent Yaşamı İçindeki Aile Ve Birey Sorunlarını Ele Alan Oyunlar? olmak üzere sınıflandırılmıştır. Sonuç olarak, Karakterlerini gerçek hayattan alan ve onları toplumsal gerçeklikle besleyen bir yazar olan Hidayet Sayın, kendi yaşam öyküsünü oyun karakterleriyle buluşturmakta ve insanının gerçeğini hiç bozmadan, tüm çıplaklığı ile ortaya koymaktadır.

Köy oyunlarıKöy sosyolojisiOyun yazarları+6
Ahu Bezircilioğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Shakespeare'in romanslarında doğaüstü olay ve güçlerin oyun yapısındaki yeri

William Shakespeare'in romans olarak adlandırılan son dört oyunu Fırtına, Pericles, Kış Masalı ve Cymbeline Rönesans döneminin bir özelliği olan antik kültüre hayranlığın ve o kültüre bir dönüşün tüm izlerini içinde barındırmaktadır. Shakespeare, Antik Yunan döneminden beri süre gelen romans geleneğini tekrar ele alarak onun içine mitolojinin pagan tanrılarını, efsanevi kişileri ve söylenceleri katarak daha da zengin hale getirmiştir. Shakespeare'in romanslarına baktığımızda konu açısından birbirleri ile benzerdir. Oyunun baş karakterleri soylu kişilerdir ve bir şekilde birbirlerinden ayrı düşerler. Ayrılan kişiler sevgili, karı-koca, ya da ebeveynlerdir. Bu ayrı düşmeler genellikle anlam veremedikleri doğaüstü güçlerin katkısı sonucunda gerçekleşir. Karakterler bu ayrı düşüşün sonucunda bir çok macera yaşayarak tekrar eski düzenlerine kavuşurlar. Oyundaki karakterler daima iyi kısmı teşkil ederler ve oyunda namus, erdem ve ahlak'ın birer simgesi halindedirler. Kötü kişiler ise mutlaka cezalandırılırlar. Shakespeare'in dört romansına baktığımızda bazı ortak noktaları görürüz. Oyundaki eylem soylu karakterlerin arasındaki çatışmadan doğar Oyunlarda zaman öğesi geçmiş ile konuyu birbirine bağlar. Oyunlarda romansın büyülü atmosferi ağırlıklıdır. Oyunlarda şans ve kader öğesi önemli bir yer tutar. Oyunlarda doğaüstü olaylar ve tanrı-tanrıça ve mitolojik diğer öğeler barındırır.

Abdurrahman Bülent Özbirgül
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Geçmişten günümüze "soytarılık" kavramının tiyatroda yansıması

Soytarılık mantığı, içinde barındırdığı ?nüktedan olma? özelliğiyle, bilinen her kültürde, her dönemde var olmuştur. Bir başka deyişle soytarılık uygarlıkla aynı yaştadır. Bu antik sanat, içinde hepimizin bulunduğu insanlığa seslenir. Toplumun ve sistemin dayatmalarına karşın ?kişiliğinizi koruyun ve geliştirin? der. "Utopia"nın yazarı Sir Thomas More'dan "en akıllı, en alim insanların soytarıları ile arkadaş olduklarını" öğreniriz. Renaissance'da İtalyan prensleri şöhret sahibi soytarılarıyla iftihar eder, soytarılarını ?hediye paketi? misali ?kibarlığını? göstermek için komşu şatolara gönderir, prensin soytarısı o komşu aileyi hem eğlendirir, hem de alttan alta prensin mesajını zekice bu aileye sezdirirdi (örneğin komşu ailenin kızını beğendiğini sezdirmesi gibi). Soytarılar, şiirden, müzikten, tiyatrodan anlar. Soytarıların çoğu yer ve gök bilimleriyle içli dışlıydı. XV. yüzyılın başında Meksika'da imparator Montezuma'nın sarayında soytarılar felsefi konuşmalarla komiklik yaratırlardı. Mısır'da firavunların mezarlarındaki resimlerden anladığımıza göre, firavunların soytarılığını yapan cüceleri vardı. Tarih kitapları XIII. Charles döneminde Fransa'yı imparatorun değil, soytarısı Marais'nin yönettiğini yazar. XVI. yüzyılda soytarılar tiyatro sahnelerinde yer almaya, güldürerek düşündürme, eğlendirerek ?gözleri açma? işini gerçek efendileri olan halkla paylaşmaya başlıyorlar. Soytarıların tarihine baktığımızda kadın soytarılara da rastlarız. XVI. yüzyılın başında İtalya'da soytarılık eden Giovanna Matta ve Caterina Matta çok ünlüdür. Osmanlı İmparatorluğu'nda ise soytarı bulundurma geleneği Sultan II. Beyazıt döneminde başlar, Tanzimat dönemiyle sona erer. XX. yüzyıla geldiğimizde modern soytarılarla karşılaşıyoruz. Charlie Chaplin, Lorel-Hardy, Marcel Marceau gibi? Soytarılar her dönem varolmuşlardır ve içinde bulundukları toplumsal yapıya göre biçim değiştirmişlerdir. Bu da zaten doğanın yasasıdır. Soytarılar; ezilmişler sınıfından gelir; sınıf atlamaz, ait oldukları sınıfın gözüyle dünya işlerini yorumlar, efendilerinin gözünü açarlar. Bugün de soytarılar aynı şeyi yapıyor çünkü soytarılık bir ruh halidir. Soytarılık kendi gerçek kişiliğimizi bulmamızda bize yardımcı olan bir düşünce yöntemidir.

Şuayip Ünsal
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2006
00
Master'sOpen AccessTR

20. Yüzyılda tiyatronun kitleselleştirilmesine yönelik düşünce ve uygulamalar

Tiyatro kitlesel bir sanattır. Diger sanat dallarından farklı olarak hem ana dayanan bir süreçtir, hem de hep daha genis bir kitleye ulasmak ister. Kendine özgü anlatımlarıyla, yasamın anlamını, insanın varlıgını konu olarak ele alır. Bu suretle, seyirciyle oyun arasında duygusal ve zihinsel bir etkilesim gerçeklesir. Bu çesit bir etkilesim geri bildirimli bir iliskidir. Tiyatronun ilk kaynaklarının görüldügü ritüel dönemlerde, tiyatro eylemi bütün toplulukla birlikte yapılırken, sonraki dönemlerde bu büyük bir degisime ugramıstır. Eyleme katılımı sınırlanmıstır. Özellikle, genis alanlardan saray içine alınan tiyatronun kitlelerle iliskisi giderek kopmustur. Bir azınlıgın kültürel gelenegi haline gelen tiyatro, biçim ve içerik kurallarıyla da sınırlanarak, genis yıgınlar açısından gerçegi, olayları ifade edemez hale gelmistir. Bu çalısma tiyatronun kitlesellestigi dönemler ile (Ritüel dönem, Antik Yunan, Ortaçag, Rönesans) 20. yüzyıl tiyatrosunda, kitlesel tiyatro eylemlerini gerçeklestiren üç yönetmenin (Max Reinhardt, Erwin Piscator, Vsevolod Meyerhold) çalısmalarını inceliyor. Aynı zamanda, sanatla hayatı biraraya getirme amaçlı Avangard akımların ve alternatif toplulukların tiyatro tanımlamalarını, düsüncelerini inceliyor. Bu çalısma, tiyatro sanatının kitlesellesmesine neden olan içerik ve biçimleri sıçramalı olarak belli bir tarihsel süreç içinde görmeye çalısır. 20. yüzyılda ulusal düzeydeki tiyatronun kitlesellesmesine yönelik düsünceleri ve uygulamaları da inceleyerek, günümüz tiyatrosunun degerlendirmesini yapmaya çalısıyor.

Günay Toprak
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş Alman sahne tasarımcılarından; Günther Schneider-Siemssen`in sahne tasarımına getirdiği boyutlar

Günther Schneider-Siemssen 1926 Augsburg doğumlu Avusturyalı sahne tasarımcısıdır. Sahne tasarımındaki yeni bakış açısıyla kendinden söz ettirmiştir. Kozmik bakışı sahne tasarımına katmıştır. Büyük yönetmenlerin tasarımcı olarak, tercih ettiği isim olmuştur. Bu isimler arasında Herbert von Karajan, Otto Schenk, August Everding, Peter Üstinov, Günther Renne de yer alır. Birlikte çalıştığı yönetmenler, onu tasarımlarıyla üst noktada tutarlar. Çağdaşı olan tasarımcılar; onun çizgisini yakalamaya çalışmış, günümüz tasarımcılarına örnek olmuştur. Etkilendiği sahne tasarımcıları arasında Caspar Neher ve Teo Otto yer alır. Aynı zamanda Teo Otto'nun öğrencisidir. Bilim ve teknolojideki ilerlemeleri Schneider?Siemssen'de sanatına yansıtan sahne tasarımcısıdır. Teknolojik oluşum; savaşan güçlerin elinde silah iken, onun sanatıyla haz duyulan sanatsal malzeme olmuş, fırça darbelerine dönüşmüştür. Onun için belli bir tarz ya da akımın sanatçısı demek yanlış olur. Çünkü sahne tasarımlarında uyguladığı yöntem ve üslup; zamana ve metine göre değişir. Bazen dekoru natüralist tarzda, bazen de gerçeküstü tarzda sergiler. Bütün mekânlarındaki ortak özellik bireyi iç mekânda da olsa, sonsuz bir boşlukta konumlandırır. Schneider-Siemssen dekorlarında gökyüzüne oldukça yer vermektedir. Bu onun evreni bir bütün olarak algılama amacına yöneliktir. Tasarımlarında bireyin yaşadığı düzlemde yalnızlığını betimlemiştir. Savaşların karşısında olmuş, insanların ellerindeki gücün geçiciliğini göstermek istemiştir. Kozmik bakış açısını sahne tasarımında kullanan ilk kişidir. Amacı dünya değil evren merkezli düşünmeyi sağlamaktır, bireyi bireysel düşünmekten kurtarmaktır. Kozmik tasarımla gerçekleştirdiği dekorlarında, güneş sistemi ve güneşe, gezegenlere, ulaşan basamaklarda sahnelerini çözümlemiştir. Bu kendine kıyan insanın kendinden ve insanlardan kaçışı olarak yorumlanabilir. Tasarımlarını genelde operalar ve baleler yönünde yapmıştır. Tiyatro tasarımını da sıra dışı renklilikte sunmuştur. Sahneyi bir bütün olarak algılar. Sahnede yazar-oyuncu-tasarımcı birlikteliğinden başka, diğer sanatların etkileşimini de kabul eder. Dekor tasarımlarında ışık oyunlarını özenle ve yaygın kullanır. Bu tavrı onu sahne tasarımının ilahı yapmıştır. Lazeri sahne ışıklamasında kullanmış holografi tekniğini sahnede kullanan ilk sahne tasarımcıdır. Sahne tasarımcıları için çok önemli olan ışık seminerleri düzenlemiştir. Sahne tasarımı dışında dünyanın birçok yerinde plastik alandaki sanatçıların eğitimine katkıda bulunmuş, referans olmuştur. Günther-Schneider-Siemssen Avusturya, Polonya, Almanya: İsviçre, Hollanda İngiltere, Fransa: Batı Amerika, İtalya, Batı Afrika, İsrail gibi ülkelerin birçok mekânında çalışmış, sahne tasarımları yapmıştır. Sanatıyla klasikler listesinde yerini almış, belgelenmiştir.

Tiyatro
Melahat Çevik
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Postmodern oyun yazımında kurgulama teknikleri ve model oyunlarda yansıması

Postmodern oyun yazımında kurgulama teknikleri olarak ele alınan bu çalışma, öncelikle postmodernizme gelmeden geçen evreyi, modernitemodernizm tanımları ve tiyatro düşüncesine bu tanımların etkileri üzerinde durularak gerçekleştirilmiştir. Bugünün düşünce sistemi, içinde bulunduğumuz yüzyılın dünden neler aldığı ya da tamamen geride bıraktıkları üzerinden, postmodernizm diye adlandırılan bu çağa ve bu değişim süreciyle beraber, sanatta gerçekleşen önemli gelişim sürecine atıflarda bulunarak, sanata ve özelde tiyatro oyunlarındaki yazım ve kurgulama tekniklerine yer verilmiştir. Bu yüzyıl, bir çeyrek yüzyıl öncesinde başlayarak önemli ve iz bırakan değişimlerin içindedir. Süregiden bu değişim kendiliğinden olmamaktadır. Onu hazırlayan düşünce dünyası ve bu düşünce dünyasının yaşama, sanata, ekonomiye, siyasete nasıl etki ettiğine de bakmak gerekmektedir. Her dönemin düşünce yapıtı, kendi gerçekliği içinde kendi biçimini aldığını unutmadan, tiyatro oyunlarında yirminci yüzyılda yazarların yeni teknikler geliştirmeleri ve bu teknikleri oyun yazımında hangi kurgu biçimleriyle yazdıklarını, kuramsal bir alt yapıyla tanımlamak gerekmektedir. Günümüzde Postmodern yazarlar olarak adlandırılan, ?Heiner Müller?, ?Peter Handke?, ?Thomas Brasch? ve model oyun olarak seçilen, ?Hamlet Makinesi?, ?Kaspar? , ?Kadınlar. Savaş. Komedi? adlı yapıtlara bakarak, yaşadığı çağa tanıklık eden yazarın, bu zamanı eserlerine nasıl yansıttığını ve değişen değerlerin tiyatro dünyasını, oyunlarını nasıl etkilediği gösterilmiştir. Bütün bu saydıklarımız çerçevesinde şekillenen, tarihsel olandan evrensele, düşsel olandan gerçekliğe, gerçeklikten de kurmaca bir dünyada sanatın işlevinin ne olduğuna yer verilmiştir.

Tülay Yıldız
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihsel süreç içerisinde el kuklası ve gelişimi

Antik yunandan günümüze dek varlıgını sürdüren kuklalar, her dönemde farklı bir amaca hizmet etmislerdir. Öncelikle dinsel rituallerin tapınma nesnesi olan bu hareketli objeler, dev organlarıyla kutsal sayılarak halkın saygısını kazanırken, ortaçaga gelindiginde cinsiyetlerini kaybederek alegorik kahramanlar ve kutsal kisilerin canlandırılmasında kullanılmıslardır. Ancak otoriteden çok halkın begenisine boyun egen bu varlıklar kısa sürede dinsel içeriklerinden arınarak sokaklara tasmıs ve açıksaçık, kaba-saba halleriyle insanları meydanlara toplamayı basarmıstır. Meydanlarda toplanan bu kalabalık kitleler kendi milli kahramanlarını yaratarak, dertlerini ve siyasi tepkilerini bunların agzından yaymaya baslamıslardır. Provakatif yanlarını ortaya koymalarıyla birlikte, kuklalar için yasaklar ve cezalar dönemi baslamaktadır. Meydan gösterilerinin kahramanları bu kez illegal yollara basvurarak gizli gizli varlıklarını korumuslardır. Savas yıllarında savas karsıtı gösteriler ve siyasilere yönelik taslamalarla sahneleri bolca isgal eden kuklalar, özellikle kinci Dünya Savası sonrasında ciddi bir dramatik tür olarak ele alınmıslardır. O döneme dek açık hava temsillerinde kullanılan el kuklaları, opera ve operet temsillerinde kullanılan ipli kuklalar gibi salonlarda düzenlenen temsillerde yer almaya baslamıslardır. Bu degisimle birlikte saglanan yeni teknik olanakların da dogrultusunda kukla uygulamaları çesitlenmistir. Teknik, biçim ve içerik üzerine ciddi çalısmalar yapılırken, kukla tiyatrosuna iliskin kitaplar da yayınlanmaya baslanmıstır. Her zaman sokaktaki insanın nabzına göre ritmini ayarlayan el kuklaları, yeniliklere kapı açmıslardır. Nitekim televizyona geçis yapan ilk kukla türü yine el kuklaları olmuslardır. Toplumsal yasamla dogru orantılı olarak sürekli degisim içinde olan böyle bir sahne sanatı, kat ettigi yol göz önünde bulundurularak incelemeye deger bulunmustur. El kuklası türünün bu süreç içindeki yerleri belirlenerek, yaratıgı karakterler incelenmistir. Hem tarihsel açıdan hem de teknik bakımından ilerleyen el kuklasının uygulama yöntemleri üzerine durulmustur. Sonuç olarak tüm bu bilgilere sahip olmak, el kuklası türüne hakim olmakla es anlamdadır. Ancak devinim içinde olan bir yapıdan bahsedildigi anlasıldıgından, bu bilgilerle yetinmeden, güncel teknik ve gelismeleri takip etme zorunlulugu ortaya çıkmaktadır.

Ayten Öğütcü
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk oyun yazarlığında postmodernist eğilimler ve örnek oyun okumaları

Bu çalışma, yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren toplumsal, ekonomik ve kültürel alanda büyük dönüşümlerin sonucu olarak ortaya çıkan yeni bir aşamanın; postmodern durumun, Türk oyun yazarlığındaki yansımalarını tartışmak üzere kaleme alınmıştır. Öncelikle, moderniteye bir tepki olarak doğan, politik ve ekonomik alanda postmodernite, kültürel ve sanatsal alanda postmodernizm olarak tanımlanan ve hâlâ hakkındaki tartışmaların sürmekte olduğu postmodern duruma ilişkin düşünür, sosyolog, sanatçı ve eleştirmenlerin farklı yaklaşımları incelenmiştir. Ardından Türkiye'nin özgül koşulları içinde postmodern durumun ortaya çıkmasına neden olabilecek modern akla ve onun yarattığı projelere duyulan tepkiler tartışılmıştır. Ve son olarak da postmodern sanatın özelliklerinin izi sürülerek, Türk oyun yazarlığında postmodern eğilim gösterdiği düşünülen oyunlar, postmodernist bir yöntemle okunmuştur. Bu tezin temel amacı; bugüne kadar geçerli olan modernist akıl yürütme biçimlerinin, yaşamda ortaya çıkan yeni olgular karşısında yetersiz kalışıyla birlikte, postmodernist okuma yönteminin gerekliliği ve hatta kaçınılmaz oluşuna vurgu yapmak ve örnek okumalar aracılığıyla bu yönteme ilişkin bir fikir verebilmektir.

Fatma Keçeli
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Çok partili döneme girişte (1946 - 1960) Türk oyun yazarlığının görünümü

Türkiye'deki siyasal yaşamın en önemli dönüm noktalarından olan Çok Partili Dönem'e geçiş, 1946 yılında Demokrat Parti'nin kuruluşuyla gerçekleşmiştir. 1950 ise, D.P.'nin yirmiyediyılhk C.H.P. iktidarına kesin olarak son verdiği tarihtir. D.P.'nin 27 Mayıs 1960'ta son bulan onyılhk iktidarı sadece siyasal alanda değil, toplumsal, kültürel ve ekonomik yaşamda da köklü değişimlere yolaçan bir süreç olmuştur. Böylesine keskin değişimlerin, insana ve topluma en yakın sanat dalı olarak tanımlanan tiyatro sanatını ve özellikle oyun yazarlığını etkilemesi ise kaçınılmazdır. 1946-1960 arasındaki ondört yıllık sürecin Türk oyun yazarlığı açısından önemi ve etkileri birkaç başlık altında toparlanabilir: Bu süreç öncelikle farklı kuşaklardan oyun yazarlarının bir buluşma noktasıdır. Sadece Meşrutiyet' in coşkulu yıllarını yaşamış olanlar değil, Cumhuriyet'in kuruluşuna tanıklık etmiş birçok yazar bu dönemde oyun yazmayı sürdürmüştür. Bunun yamsıra, günümüzde de oyun yazarlığını sürdüren ve 'olgunluk' dönemini yaşayan bazı yazarlarımız, 1950'li yılların 'Genç Kuşak1 oyun yazarları olarak anılmaktadır. Bu üç ayrı kuşağın varlığı, oyunlarda özellikle içerik düzeyinde bir zenginliğin de yolunu açmıştır. Tanzimat'tan beri süregelen toplumsal, kültürel ve ekonomik sorunlara ilişkin yaklaşımlar, 1940'lı yılların ikinci yarısından itibaren belirgin eğilimlere dönüşmeye başlamıştır. Öte yandan, insana ve topluma ilişkin bazı değerlerin ve kurumların 'evrensel' boyutlarıyla ele alınması da yine bu dönemin özellikle genç kuşak yazarlarında öne çıkan eğilimlerden birisidir. Ayrıca bu dönem, daha önceki kuşaklardan devralınan zengin ama dağınık malzemenin derlenip toparlandığı bir süreçtir. Etkileri günümüze kadar süren, Türk oyun yazarlığının belki de en dinamik dönemi olarak anabileceğimiz 1960'lı yılların oyun yazarlarının çoğu bu dönemde yetiştiği gibi, daha sonra ortaya çıkacak olan yeni yazarlar da ellili yıllarda atılan tohumların birer ürünüdür denilebilir. Ondörtyıl boyunca ortaya çıkan oyunlar kadar, en azından böyle bir sonuç bile Çok Partili Dönem'i Türk oyun yazarlığı tarihi açısından ilginç ve önemli kılan bir gelişmedir.

Demokrat PartiOyun yazarlarıSiyasi partiler+3
Uğur Akıncı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1996
00
DoctorateOpen AccessTR

Dekor sanatında resmin kullanımı ve Türk tiyatrosundaki yansımaları

ÖZET Dekor sanatı resim sanatından, resmin görsel anlatıma kattığı güç, anlam, atmosfer, hız, devinim gibi etkiler nedeniyle her dönemde yararlanmıştır. Avrupa tiyatrosunda Rönesans'a kadar oyunun türünü ve mekanı en basit şekilde ifade eden resim, dekor olarak kullanılmıştır. Rönesans'la beraber sanatta önemli bir buluş olarak görülen perspektif ve boyamanın da etkisiyle, resim dekorda daha da önem kazanmış ve sahnedeki hakimiyetini 19. Yüzyıl sonlarına dek sürdürmüştür. 20. yüzyıl Avrupa'sı ndaki siyasal, ekonomik, toplumsal, sosyal ve teknolojik gelişim ve değişimler sanat hareketlerinin ardarda doğmasına sebep olmuş ve ilk yansımaları da resim sanatında görülmüştür. Dolayısıyla resim sanatından yaralanan dekor sanatı için resim, artık mekanı tanımlayan bir amaçtan öte oyunun anlamına ve yorumuna hizmet eden bir araca dönüşmüştür. 19. yüzyılda Batıya yönelen Türk tiyatrosu Batı geleneğinin benzetmeci yapısını kendi göstermeci yapısına adapte etmeye çalışmıştır. Ancak sanat hareketlerinin yaşanmadığı Türk toplumunda, resim ve dekor sanatı Batıyı örnek alırken aynı zamanda batıdan farklı bir yol izlemiştir. Resim Türk tiyatrosunda dekorda oyunun mekanını tanımlamada farklı işlevlerle kullanılmıştır, ilk zamanlar resim, doğrudan doğruya perdeye boyanıp dekor olurken, sonraları dekor elemanlarıyla beraber oyunun atmosferine katkı sağlayan ve anlamını ortaya çıkaran bir araca dönüşmeye başlamıştır. 20. Yüzyıl sonlarına doğru değişmeye başlayan bakış açısıyla resim, dekorda geri plana çekilmiş ve Avrupa tiyatrosunda olduğu gibi, mekanı anlatan bir öğe olmaktan çok, oyunun yorumuna katkıda bulunan bir görsel anlatım aracına dönüşmüştür. Bugün artık Türk tiyatrosu Batılı tiyatro anlayışına paralel olarak kendi kimliğini de koruyan bir yol takip etmektedir.

DekorResimlerTiyatro+1
Duygu Ebru Öngen
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Türk tiyatrosunda Sururi ailesi ve sanatçı kişiliği ile Gülriz Sururi

ÖZET Cumhuriyet Dönemi'nin ilk yılları, Müzikli Türk tiyatrosu açısından oldukça önemlidir. Yerli yazarların artması, Türk Kadının sahneye çıkması, yeni toplulukların artması ve Müzikli Tiyatronun yabancı gurupların himayesinden kurtulmasıyla canlı bir dönem yaşanmıştır. Bu hareketli dönemin öncü isimlerinden biri de Sururi Ailesi olmuştur. Bir aile geleneği içinde ağırlıklı olarak oyunculuğu benimseyen Sururi Ailesi, yazdıkları operetler, çevirileri ve adaptasyonları ile Türk Operet Dünyası' nda oldukça önemli bir yere sahip olmuşlardır. Ailenin en büyük ferdi Yusuf Sururi, Cumhuriyet Dönemi'nin önemli bir operet yazarıdır. Yazdığı operetler,döneme ait popüler guruplar tarafından sık sık sahnelenmiştir. Sahnede seyirciyi güldürmeyi çok iyi başardığı için "Komik Celal" olarak anılan Celal Sururi, dönemin en başarılı oyuncularından sayılmıştır. Türk Operet Tarihinde Cemal Sah ir' den sonra gelen ilk tenor olarak anılan Lütfullah Sururi, kurduğu operetlerle de oldukça bir yere sahip olur. Halk Opereti, İstanbul Opereti ve İstanbul Tiyatrosu onun büyük emekleri sonucu ortaya çıkmıştır. Lütfullah Sururi'nin desteği ile sahneye çıkan Ali Sururi, oyunculuğu ve sesinin güzelliği ile oldukça önemli rollerin operet oyuncusu olmuştur. Ayşe operetinin unutulmaz yıldızı, Suzan Lütfullah genç yaşta ölmesine rağmen sahnede gösterdiği başarılı performansla, operetlerin aranılan primadonnası olarak anılmıştır. Sururi Ailesi'nin tiyatrocu son ferdi Gülriz Sururi, Türk Tiyatrosunun başarılı kadın sanatçılarından birisidir. Oyun güce ve sesinin güzelliği ile Sokaka Kızı İrma'dan, Mehmene Banu' ya laz kadından, ermeniye kadar bir çok başarılı rollerin sahibi olmuştur. Cumhuriyet' in ilk yıllarından itibaren Türk Tiyatrosu'nun gerçek emekçilerinden olan Sururi Ailesi bu günde Gülriz Sururi ile Türk Tiyatrosu'na olan hizmetlerine devam etmektedirler. Bu inceleme Sururi Ailesi'nin çalışmalarına genel bir bakıştır.Çalışmanın yoğunluğu Gülriz Sururi üzerindedir. vı

OperetSururi, AliSururi, Celal+5
Yasemin Sevim
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2001
20
Master'sOpen AccessTR

Gelenekselden bugüne Türk tiyatrosunun gelişiminde din faktörü

ÖZET Batılı anlamda Türk Tiyatrosu laik toplum yapısıyla birlikte gelişir. Daha öncesinde geleneksel ve seyirlik türlerle, dini oyunlar, ayinler vardır ancak hiçbiri bugünkü anlamıyla bir tiyatro oluşturmazlar. Toplumun dinden bağımsızlaşması ile tiyatronun gelişimi birbirine paralel iki olgudur. Orta Asya'da Türkler Animizm' den Budizm'e pek çok dinin etkisi altında kalır. Bir inanç tekniği olarak Şamanizm, oyuncu şamanın gösterilerine rağmen bir dram sanatı doğuramaz. Türkler Anadolu'ya göç ettikten sonra bu motifler seyirlik gelenekleri içinde yaşar. İslamiyet ise tasvir ve canlandırmaya yasaklar getirmiştir. İmparatorluk içinde Meddah, Karagöz, Orta Oyunu gibi türlerin denetimli olarak yaşamasına izin verir. Semalar ya da taziyeler İslamiyet'in içinde gelişen oyun türleridir. Sorgulamaya ve düşünceye izin vermeyen İslamiyet'in dünya anlayışı dram sanatının gelişimini engeller. Yönetimin Allah ve onun gölgesi sultanın, askeri ve dinsel sınıfın elinde olması nedeniyle gösterime pek çok yasaklamalar getirilmiştir. Bu çalışma, din-toplum-tiyatro ilişkisini irdeleyerek Türk Tiyatrosu'nun gelişiminde dinin etkisini araştırır. Bugün anladığımız biçimiyle bir tiyatronun oluşabilmesi için laik toplum yapısının gerekleri üzerinde durur.

DinGeleneklerGeleneksel değerler+3
Banu Ayten Akın
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
DoctorateOpen AccessTR

Tiyatroda grotesk anlatım ve Türk oyun yazarlığına katkıları

Groteskin, 'uncanny' (tekinsizlik) duygusu yaratma, büyüsel olana ilgi, abartma ve karikatürleştirme, oyunsallık, çeşitli derecelerde gülme ve korkunun ayrışmazlığı, normalden sapma/çirkinlik gibi etki ve eğilimlere sahip olduğu belli başlı kuramcıların tanımlarından anlaşılmaktadır. Ancak bedensel düzey yitimi ve kategorik geçişim, grotesk olanı daha kapsamlı niteleyebilecek öğeler olarak değerlendirilmiştir. Kategoriler arasındaki sınırlan ve mübadele ilişkisini bozan ara bedenler (soytarı, cüce, zenne, kambur, budala v.b.) iktidar ilişkilerinin üretim ve yeniden üretim döngüsüne katılmayan grotesk figürler olarak özellikle karnavalesk grotesk yazın örneği olan geleneksel Türk tiyatrosunda yer alır. Arkaik düşünce / inanç biçimlerinde yaşam ve ölüm, gülme ve ağlama, beden ve dil ayrışmazlığı, grotesk yapıta karşı tepkilerimizin anındalığını ve grotesk düşüncenin arka plandaki yapılarını açıklayabilecek önemli birliktelikler olabilir. Bedensel düzey yitimi ve kategorik geçişimin ön plana alınması, insanı özneleşme süreciyle ele alan psikanaliz ve tarihsel maddeciliğin, sırasıyla bilinçdışı/dil ve praksis kavramlarına genel bir bakışı gerektirmiştir. Karnavalesk grotesk yazında Bakhtin'in muzaffer halk gülüşü düşüncesinin yanı sıra, korku bileşeninin baskın olduğu modem groteskin özellikle makineleşme / biyomekanik ve yabancılaşma kavramları ile bağlantısına yer verilmiştir. Türk oyun yazarlarının grotesk teknik / biçemle yazdıkları yapıtlarına karşı tutum ve konumlarına göre ağırlıklı olarak üç ayrı odakta kümelenebileceği düşünülmüştür: karnavalesk coşkuyu taşıyanlar, yapıtları ile aralarına siyasi uzaklık koyanlar ve kendilerini bir çeşit ara beden sayanlar. Sonuç olarak groteskin Türk tiyatro yazar, tasarımcı, oyuncu ve kuramcıları için farklı bakış açılan kazandırma potansiyelinden söz edilmiştir.

GroteskOyun yazarlarıTekinsiz+3
Nil Ünlü Aycıl
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet Dönemi Türk tiyatrosunda köy gerçeği

Türkiye gelişmekte olan ve tarım toplumu özelliklerini koruyan bir ülkedir. Türkiye'de sanayileşme ise ağır ve uzun bir süreç olarak yaşanır. Bu süreç, kentli olduğu kadar köylü için de zor bir süreç olmuştur. Bunun üzerine bir de köyden kente göç olgusu yaşanmıştır. Yalan tarih bu zor ve çelişkili durumların örnekleriyle doludur. Cumhuriyet tarihinde sosyal dengeler 1960'lı yıllardan sonra korunamamıştır. Çünkü sonraki yirmi yıl çok önemli muhalefet hareketlerinin yaşandığı yıllardır. Toplumsal muhalefetin giderek arttığı bu yıllarda toplumsal bilinçlenme de aynı şekilde gelişme kaydetmiştir. Köy gerçeği'ne tiyatronun ilgisi Cumhuriyet'in kurulduğu yıllardan itibaren başlar. Köyü konu edinen ilk oyunlar Cumhuriyeti ve Cumhuriyet ideolojisini yüceltmeye yönelik olarak yazılmış oyunlardır. Bu oyunlar önceleri 'Türk Ocakları', daha sonra ise 'Halkevleri' aracılığıyla sahnelenmiştir. Özellikle 1946'dan sonra çok partili döneme geçişle birlikte siyasal anlamda köye yönelim başlamıştır. Demokrat Parti'nin kırsal alanın oylarını toplayabilmek için köy ve köylüyü (sözde) baş tacı etmesi, Cumhuriyet aydınlarının ilgisini çekmiştir. Dönemin yazarları romanlarında köylünün sorunlarına eğilmiş, Demokrat Parti'ye muhalif olmuştur. Edebiyat alanında yaşanılan bu gelişmelerden tiyatro yazarları da etkilenmiştir. Özellikle 60'lı yıllarda yeni Anayasa ile sağlanan kısmi özgürlükler ortamı ve toplumsal muhalefetin yarattığı kitlesel bilinçlenme süreci tiyatronun gelişmesinde önemli bir etkendir. 60'h ve 70Ti yıllarda 'köy gerçeği' ni işleyen oyunlar toplumcu gerçekçi anlayışın ürünüdür. Ancak bu verimli dönem, 1980'li yılların başlarında kesintiye uğramış, o yıllardan sonra neredeyse köyü konu edinen oyun yazılmamıştır.

Cumhuriyet DönemiKöylerKöylü politikası+3
İnci Kalkan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
DoctorateOpen AccessTR

1970`den 1980`e Türk oyun yazarlığında eğilimler

1970-80 dönemi Türkiye tarihinde başlangıcı bir muhtırayla ve sonu da bir askeri darbe ile bitmiş, toplumsal ve siyasal açıdan hareketli ve karmaşık bir süreçtir. 1960'Iı yılların sonunda tüm dünyayı saran Sosyalist dünya görüşü ve bu görüş ekseninde oluşan toplumsal hareketlenmeler 12 Mart 1971 Muhtırası ile kesintiye uğratılmış ve aydın, ilerici kesimlerin sesleri kesilmeye çalışılmıştır. Mart muhtırası ile başlayan ve 70'li yılların sonunda Sıkıyönetim ve darbe ile sonuçlanan bu süreçte, gerek devlet güçleri gerekse politik gruplar şiddete başvurmuşlar ve 70'lerin sonuna doğru ülke içinden çıkılması güç bir karmaşa ortamına girmiştir. Bu süreçteki politik hareketlilik ve karmaşa dram sanatı alanına da yansımıştır. Tiyatro yaşantısı yasaklamalar ve engellemeler kıskacında büyük krizler yaşarken; estetik ölçütlerde de bir karmaşa oluşmuş ve oyunlar salt "politik" açıdan değerlendirilmiş; bu olgu da kalıcı yapıtların ortaya çıkmasını önemli ölçüde engellemiştir. 1970-80 dönemi Türk oyun yazarlığı birçok açıdan ilginç bir süreçtir. 1960'larda oyun yazarlığına başlayan birçok yazar bu dönemde oyun yazarlığından yazının farklı alanlarına kaymışlar, bu dönemde ortaya çıkan yeni kuşaktan ise bir sonraki dönemde de etkinliğini sürdüren nitelikli yazarlar çıkmıştır. Bu dönemin oyun yazarlığını etkileyen en önemli etken olan, toplumsal ve siyasal hareketliliğin, oyun üretiminin artmasını sağlamış; buna karşın bir önceki döneme göre oyunların niteliği ise göreceli olarak düşmüştür. 1970-80 dönemi oyun yazarlığının en önemli rengi, oyunlarda politik bir tavrın öne çıkmasıdır. Öyle ki,bu dönemde yazılan oyunların büyük bir çoğunluğunda politik bir mesaj kaygısı öne çıkmaktadır. Köydeki toplumsal değişimi ve göç olgusunu ele alan oyunlardan, tarihi ve söylenceyi sorgulama nesnesi yapan oyunlara ve modern kent yaşamının getirdiği sorunları irdeleyen oyunlara varana dek bu dönem yazılan tüm oyunlarda politik bir tavır etkinliğini hissettirmektedir. Bunun da ötesinde, bu dönem içerisinde başlayan ve biten İşçi ekseninde düzenin çarpıklıklarını ele alan, Sosyalist bakış açısıyla kaleme alınmış birçok oyun yazılmıştır. Öte yandan, bu dönem içerisinde oyun yazarlarının bir kısmı tiyatro topluluklarının grup yazarları olmuşlar; bu da tiyatro pratiği ile oyun yazarlığının kesişmesine; oyun yazarının tanımının değişmesine yol açmıştır.

Oyun yazarlarıSosyal değişmeTiyatro
Semih Çelenk
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00
Master'sOpen AccessTR

Oyunculuk sanatında Staislavki ve Meyerhold yöntemlerinin sentezcisi olarak Yevgeni Vaktangov

XIX. yüzyıl oyunculuk sanatı açısından pekçok fikrîn ortaya atıldığı ve tartışıldığı bir dönemdir. Bu yüzyıl'da İngiltere'den, Fransa'dan ve Rusya'dan birçok oyuncu ve tiyatro kuramcısı, oyunculuk üzerine fikir belirtmişlerdir. Ancak bu görüşler çoğu zaman yararlı ve ilerici olsalar da, sistemli bir şekilde ortaya kovulmadıkları için çok aydınlatıcı olmamışlardır. Bununla beraber çağdaş oyunculuk sanatının belirlenmesinde temel oluşturmuşlardır. Gerçekçi akımın toplumsal ve siyasal olaylara paralel olarak hızla geliştiği bu dönemden Rus tiyatrosu çok önemli bir biçimde etkilenmiştir. Etkileri günümüzde de süren bir oyunculuk yöntemini yaratan Stanislavski, böyle bir dönemden çıkış noktası bulmuş ve doğalcı-gerçekçi bir sahne anlayışıyla, tiyatro sanatına damgasını vurmuştur. Danchenko ile beraber kurduğu "Moskova Sanat Tiyatrosu" kendilerinden önceki klişelere dayanan oyunculuk biçimini ve seyirciye yapay bir yaşantı sunan Romantik tiyatro anlayışını ortadan kaldırarak bir devrim yaratmıştır. Kuşkusuz Stanislavski'nin getirdiği en önemli yenilik "Fiziksel Hareketler Yöntemi" dir. O'nun oyunculuk yöntemi psikolojiye dayanır. Her eylemin mutlaka bir iç nedeni olduğunun belirlenmesi yöntemin çıkış noktasıdır. Meyerhold ise Stanislavski'nin öğrencisi olmasına karşın, doğalcı anlayışı reddederek kendi stüdyosunu kurmuştur. Gerçekleştirmek istediği şey tiyatronun tekrar tiyatrosallaşmasıdır. Bunun için farklı bir sahne düzenlemesi ve oyunculuk anlayışı gerekir. Meyerhold'un rejileri yoğun olarak grotesk öğeler barındırır ve konstrüktüvist bir dekor anlayışı ile seyirciye sunulur. Geliştirdiği "Bio-Mekanik" yöntemini ise Pavlov'un "Şartlı Refleks" i ile Taylorizm düşüncesine dayandırır. Oyunculukta duygusal yaşantıyı reddederek tamamen bedensel anlatımlara yönelir. Vakhtangov'un amacı ise, seyirciye tiyatroda olduğunun tekrar hatırlatılmasıdır. Bu yüzden kimi zaman oyuna uzak açıdan bakmasını sağlar. Biçim açısından farklı düşünse de, Stanislavski'nin oyunculuk yöntemini savunur ve rejilerinde kullanır. Bu noktada, Meyerhold'dan teatrallik düşüncesini alırken, Stanislavski'den de oyunculuk yöntemini alarak, bu iki tiyatro görüşünü başarılı bir senteze götürür.

OyunculukRusyaTiyatro+1
H. Barış Erdenk
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00
DoctorateOpen AccessTR

Dramatik tasarımda aksiyon-olay dizisi bağlamı ve uygulama modelleri

Metinli tiyatronun birincil öğesi olan drama(oyun), hem yazın hem tiyatronun alanlarıyla ilişkili gibi görünmektedir. Ancak dramayı yazından uzaklaştıran başlıca nitelik, onun sözsüz de varolabilmesidir. Tiyatro ise, opera, bale, radyo ve TV oyunları, sinema gibi, onun ifade biçimlerinden biridir. Dramanın temel öğeleri, olay dizisi, kişileştirme, diyalog ve düşüncedir. Olay dizisi, kişileştirme ve diyalog dramanın biçimini oluştururken, düşünce içeriğini oluşturmaktadır. Aristotelesçi tiyatroda dramanın temel öğesi olay dizisidir. Dramanın gelişim süreci içinde, öteki öğeler de olay dizisi kadar önemsenmiştir. Dramatik tasarımın temel öğeleri ancak oyun kişisinde bir bireşim halini alarak tiyatral bir forma bürünebileceği için kişileştirme de dramanın yaşamsal öğesi durumundadır. Dolayısıyla oyuncu da tiyatronun asal öğesidir. Diyalog ise, oyundaki eylemi ilerleterek anlamı oluşturma bağlamında önem kazanmaktadır. Oyunun düşünsel içeriği deyince, tema- önerme-mesajı anlıyoruz. Tema konuya egemen olan başlıca düşüncedir; önerme tema ile ilgili bir yargıyı, dramatik formdaki çatışmalarla geliştirilen bir eylemi belli bir sonuca götürerek kanıtlamayı hedefler; mesaj ise önerme ile ilgili bir sonuçtur. Olay dizisi, bir oyunun öyküsünün, sanatsal etki yoluyla belli bir düşünceyi seyirciye iletmek amacıyla, düzenlenmiş halidir. Zincirleme bir gelişim içerir. Kapalı biçimde olay dizisinin başlıca öğeleri serim-düğüm- çatışma-doruk-çözümdür. Olay dizisi bir oyunun öyküsünün geliştiği dışsal dokudur; onun hareket tarzını ve yönünü belirleyen, bir anlamda onun iskeleti sayılabilecek yapıya da "dramatik aksiyon" denmektedir. Dramatik aksiyon olay dizisinin derin dinamiğidir. Oyunun temel anlamını ortaya çıkaran darmatik aksiyon, kapalı ve açık biçimli oyunlarda doğrusal, bazı absürd oyunlarda da dairesel hareket eder. Kapalı biçimli oyunlarda tek bir çizgi halinde, süreklilik göstererek ileriye doğru hareket eder; düğüm noktalarında kırılır; gerilimle yükselir ve düşer. Açık biçimli oyunlarda,ilerleyişi kesiklidir ve yayılma gösterir. Dairesel hareket ise, onun tek hareket biçimi olmamakla birlikte, yalnızca absürdde görülür. Bu çalışmada kapalı biçimde doğrusal harekete örnek olarak antik, Elizabeth dönemi, analitik, iyi kurulu oyun, durum ve atmosfer oyunları; açık biçimde doğrusal harekete örnek olarak da bir absürd oyun model alınmış ve incelenmiştir.

AksiyonDramaDramatik aksiyon+3
Sema Göktaş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2000
00
Master'sOpen AccessTR

Sanatta romantizm akımı ve Richard Wagner'in Uçan Hollandalı adlı opera eserinin incelenmesi

Bu çalışma sanat eserlerinde klasik formun, kalıplaşmış katı kuralların aşılarak, sanatçıların daha özgür hale geldikleri Romantik Dönem'e geçiş sürecini ve dönemin özelliklerini detaylıca analiz eder. Klasik form kurallarına uygun eserler yapmaktansa, doğadan ve insan doğasından, duygu ve düşüncelerden gelen ilhamın daha kıymetli olduğunu ve bu duyguların hiçbir kural çerçevesiyle sınırlandırılamayacağını savunmaya başlayan çeşitli dallardaki sanatçıların, bu dönemde ortaya çıkardığı eserlere de değinerek; bu sanatçılar arasında sahne sanatları alanında en yenilikçi olan Richard Wagner'in hayatı, ''Gesamtkunstwerk'' ve ''Leitmotive'' kavramları gibi operaya getirdiği yenilikler, Uçan Hollandalı adlı opera eseri bağlamında incelenmiştir. Kendi yaşam deneyimleri üzerine ek olarak 1800'lü yıllardaki bir denizci hikayesinden de esinlenerek librettosunu yazıp bestelediği Uçan Hollandalı operasında aynı zamanda Wagner, kadın-erkek ilişkilerinde karşı cinslerin birbirlerini nasıl gördüklerini, aşkın ve sevginin insan hayatındaki kurtarıcılığını işlemiştir. Romantik Dönem'e geçiş süreci ve 19. yüzyıl sanat anlayışına dair detaylı bilgiler, Richard Wagner'in yaşamı ve bahsi geçen opera eserine dair incelemelerle bu çalışmanın sanat öğrencilerine veya bilgi sahibi olmak isteyen ilgili bireylere anlaşılır, faydalı bir kılavuz olması amaçlanmıştır.

Yasin Yıldıran
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gioachino Rossini'nin "İtalya'da Bir Türk" operasındaki Fiorilla karakterinin ses ve rol bakımıdan incelenmesi

Rossini'nin ustalık dönemi eserlerinden olan opera, 1814 yılında ilk kez sahnelenmiş ve opera buffa (komik opera) türünde bestelenmiştir. Eser dramatik ve komik unsurları ustalıkla bir araya getirmiş, karakterleri de bu öğeleri aynı zenginlikle yansıtmıştır. Fiorilla karakteri ses bakımından incelendiğinde Rossini'nin role yüklediği melodik yapı, geniş vokal aralığı ve virtüözite gerektiren partilerden oluşmaktadır. Fiorilla'nın aryaları ve ansambllardaki partileri, agiliteli pasajları, süslemeleri ve uzun legato cümleleriyle Rossini'nin diğer operalarında da göze çarpan stiline özgü özellikler taşımaktadır. Fiorilla, aşk ve entrikalarla dolu bir hikâyenin merkezinde, bağımsız ve özgüvenli bir kadın olarak tasvir edilmiştir. Operanın ilk perdesinde canlı, flörtöz, özgürlüğüne düşkün ve etrafındaki erkekleri manipüle edebilen yapıya sahip bir karakterken, devamında olgun ve sorumluluk sahibi bir kadına dönüşmesi, onun operadaki karakter değişimini göstermektedir. Bu yönüyle, eserin mizahi ve ironik tonunu belirleyen kilit bir roldür. Rossini'nin müziği, Fiorilla'nın duygusal ve dramatik iniş çıkışlarını yansıtarak karakterin çok boyutlu yapısını ön plana çıkarmaktadır. Fiorilla'nın vokal partisi, dönemin "bel canto" stilinin inceliklerini sergilerken, karakterin dramatik yapısı da "opera buffa" türünün komedi anlayışını ve toplumsal eleştirisini yansıtmaktadır. Bu çalışma, Gioachino Rossini'nin "İtalya'da Bir Türk" operasındaki Fiorilla karakterinin hem dramatik hem de vokal açıdan zengin bir çerçevede inceleyerek, bu karakterin operadaki başrolünü ve Rossini'nin müzikal dehasını daha iyi anlamak için kapsamlı bir kaynak sunmayı amaçlamaktadır

Gözde Öksüz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

1951-2020 yılları arasında Türkiye Tiyatrosundaki kimlik arayışının tiyatro mekanları üzerinden incelenmesi

Bu tez çalışmasında, Küçük Sahne'nin 1951 yılında kurulmasıyla birlikte yüzünü̈ Batıya çeviren Türkiye tiyatrosunun kimlik arayışı, birbiriyle ilintili olan beş̧ farklı mekân üzerinden incelenmektedir. Araştırma kapsamında, Küçük Sahne, Ses Tiyatrosu, Karaca Tiyatro, Kenter Tiyatrosu ve Çevre Tiyatrosu'nda 1950 ile 2020 yılları arasındaki özel tiyatro hareketi mercek altına alınmıştır. Bu beş̧ mekânın tarihi İstanbul tiyatro tarihinin çok önemli bir bölümüne ayna tutmaktadır. Tarihsel olarak çoğu özel tiyatronun döngüsünde özel yeri bir olan bu mekânlar, yakın tiyatro tarihimizi ve kent belleğini etkilemiştir. Ancak söz konusu mekânlarda oynanan oyunların yarattığı değişim yeterince önemsenmeyerek, oyunların başarıları tekil örneklemelerle sınırlı kalmıştır. Bu tez çalışması, özel tiyatroların, içinde bulundukları zor koşullar ve aidiyet eksikliği nedeniyle tamamlayamadıkları yeniliklerin öncü adımlarını ve kapsamı içindeki tiyatro oyunlarının Türkiye Tiyatrosu'nda değişimi nasıl tetiklediğini ortaya koymayı hedeflemektedir.

Kimlik arayışıMekanMekan kullanımı+4
Nedim Saban
Anadolu University · Institute of Fine Arts
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Soykırım psikolojisinin Terezin oyunlarında zaman mekan kurgusuna etkisi

Soykırım Psikolojisine Göre Terezin Oyunlarında Zaman Mekân Kurgusunun incelenmesi konulu bu doktora tezi, İkinci Dünya Savaşı sırasında o günkü adıyla Çekoslovakya'da bulunan Terezin-Theresienstadt toplama kampında Yahudi tutuklular tarafından yazılıp oynanan tiyatro oyunlarındaki zaman-mekân kurgularına soykırım psikolojisinin ne gibi etkileri olduğunun, soykırım psikolojisi ile hafıza ve hafıza ile zaman-mekân kurguları arasında ne gibi bir ilişki olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Tiyatro, Aristoteles'in katharsis kavramından itibaren sosyal ilişkilerin, etik sorumluluk ile dengelendiği dramatik formüllerin ortaya konulması bakımından bir laboratuvar görevini görmüştür. Bu çalışmada, Terezin Oyunları dramaturjik analizler yoluyla ele alınmıştır. Yöntem, metin analizi ile sınırlı kalmamış, Terezin dünyasına olası her şekilde girmeyi hedefleyerek söz konusu oyunları o atmosfer içinden değerlendirme çabasını da taşımaktadır. Bu yolla da dramatik yapı çözümleme sınırlarında kalmayıp, sahneleme ile üretilen anlamlara da odaklanarak bu oyunlara dramaturgik bir analiz uygulanmıştır. Holokost kurtulanları ile yapılan sözlü tarih çalışmaları, U.S. Holocaust Museum, Yad Vashem World Holocaust Remembrance Center, Terezin Memorial arşivleri bu atmosferin anlaşılması ve oluşturulmasında önemli araştırma kaynakları olarak kullanılmıştır. Bu çalışmanın önemi Terezin'deki tiyatro üretiminin sanatsal bir olay olmasından çok bir yaşam mücadelesi, ayakta kalma savaşı olmasından gelmektedir. Terezin gerçekliğinde tiyatro, böyle bir mücadelenin aracı olmuş, gettodaki koşulların zorluğundan insanların zihinsel güçlerini arttıran oyun metinleri çıkmıştır. Soykırım psikolojinin yazarları ittiği zaman ve mekân tasarımı tercihi üzerinden metinler değerlendirilmiş, bu tasarım neticesinde bireylerde elde edilen direnç artışının sanatsal dinamiklerinin ortaya konması çalışmanın hedeflerini oluşturmuştur.

GettoMekanSoykırım+5
Bahar Akpınar
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Müzikal tiyatro repertuvarının farklı türlerinde vokal performansa yönelik ses tekniklerinin incelenmesi: Belting ve Bel Canto

Vokal performansa yönelik ses teknikleri, müzik türlerine göre farklılık göstermektedir. Her müzik türü kendi içinde bir vokal tınıya ve dolayısıyla seste bir formant ayarına sahiptir. Kullanılacak olan ses kalitesi; gerek müziğin orkestrasyon, düzenleniş ve armonisel anlamda bütünlüğü, gerekse geçmişten günümüze taşıdığı bazı geleneksel özellikler doğrultusunda istenilen formant ayarına uygun bir biçimde oluşturulur. Müzikal tiyatro, tarihsel gelişimi içinde etkileşimde bulunduğu çeşitli sanat dalları ve müzik türlerinin bir getirisi olarak da, içinde farklı vokal tekniklerin kullanılmasına olanak sağlamıştır. Araştırmanın birinci bölümünde; farklı vokal tekniklerin ortak ana noktası olarak sesin, fizyoanatomisi alt başlıklar halinde detaylandırılmış ve fonasyonun akustik yansımaları ele alınmıştır. İkinci bölümde; müzikal tiyatronun doğuşuna zemin hazırlayan singspiel, opera ve operet geleneği ve sonrasında; minstrel şov, revü, vodvil ve burlesk gibi müzikli sahne gösterileri, kronolojik bir çerçeve içinde incelenmiş, sonrasında ise Amerika ve İngiltere'de müzikalin doğuşuyla birlikte ortaya çıkan farklı konseptlerdeki müzikal türleri ele alınmıştır. Üçüncü ve son bölümde; Jo Estill'in ses modellemesi ve yaklaşımı üzerinden Bel Canto ve Belting teknikleri müzikal tiyatro repertuvarında kullanılan ses kaliteleri adı altında ayrıntılı olarak incelenerek, her iki teknik arasındaki benzerlik ve farklılıklar analiz edilmiş ve karşılaştırılmıştır.

Bel CantoBeltingMüzikal+3
Eren Ekici
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş Türk müziği liedlerinin incelenmesi

Bu araştırmada, çağdaş Türk müziği bestecilerinin Cumhuriyet öncesinde ve sonrasında, yazmış oldukları liedlerin (ses – piyano için) ele alınarak incelenmesine çalışılmıştır. Ayrıca, çağdaş Türk müziği bestecilerinin, batı müziğinden sonra Türk müziğinin gelişimine ve yaygınlaşmasına katkılarının neler olduğu ele alınmıştır. Rönesans ruhu ile ortaya çıkmış olan lied, şiir dizelerinin piyano eşliğinde şarkıya dönüşmesidir. Diğer bir tanıma göre liedler, kısa şiirler üzerine yazılmış ve genellikle piyano eşliği ile söylenen şarkılardır. Cumhuriyet öncesinden günümüze, çağdaş Türk müziği ile uğraşan bestecilerin lied formunda yapmış oldukları çalışmaları ele alındığı bu araştırmada, batı müziğinden yola çıkılarak geliştirilen Türk müziğine nasıl bir yön verildiği ve karşılaşılan sorunlara değinilmektedir. Türklerin tarihinde 20. Yüzyıl yeni bir dönemin başlangıcı olmuş ve halk müziği ile ilgili çalışmalar önemsenerek bu çalışmalara hız verilmiştir. Araştırmada, "Türk Beşleri" ve ikinci kuşak bestecilerin yazmış olduğu liedlere yer verilmiş, araştırma yöntemi olarak, tarihsel ve kavramsal yaklaşımlar çerçevesinde, betimsel araştırma yöntemlerinden 'Tarama (Survey) modeli kullanılmıştır. Veriler, kütüphane ve internet ortamından toplanarak elde edilmiş, araştırma bulguları olarak, bestecilerin liedlerine ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular ışığında yorum ve değerlendirme ile birlikte sonuç- öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Türk Müziği, Lied, Piyano Eşlik, Besteci

BestekarlarLiedModern müzik+3
Hülya Temel
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Johannes Brahms'ın, Lied'leri ve sanatsal özellikleri

Johannes Brahms'ın, Lied'leri ve Sanatsal Özellikleri çalışmasında, sanatçının eserlerinin armonik, melodik ve şiirsel yapısı analiz edilerek sonuçlar çıkarılmaya çalışılmıştır. Kaynak ve belge tarama yöntemleri kullanılarak elde edilen veriler üzerinden Brahms'ın kendine has sanatsal özellikleri, Liedleri ele alış neden ve şekli açıklanmıştır. Bütün araştırma süresince J. Brahms'ı anlamak ve anlamlandırmak için yaşadığı çağın kendi müziğine etkisini de dikkate alan okumalar yapılmıştır. Kaynaklardan yararlanırken, yerli literatür ile yabancı literatürler karşılaştırıldı. Sanatçının şah eseri olarak nitelenen Reiqueim, Feldeinsmkeit, Sappische Ode ve Liedlerinin bazı kısımları armonik, biçim ve söz açılarından incelendi. Çalışma sonucunda, Brahms'ın hümanist, coşkulu ve üretken sanatçı olduğu varsayımımız görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Johannes Brahms, Romantik Dönem, Lied, Armoni

ArmoniBrahms, JohannesLied+1
Evrim Güzel
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Franz Schubert Liedleri ve sanatsal özellikleri

Bu araştırmada, Klasik dönemin bittiği, Romantik bir akımın başladığı dönemde yaşamış fakat müziği Romantik dönemden daha çok etkilenmiş olan Franz Schubert'in lied formuna katkıları, liedlerinde piyano eşliğini hangi derecede betimleyici ve destekleyici unsur haline getirdiği ve diğer eserlerinde döneminin sanatsal özelliklerine nasıl katkılar sunduğu incelenmiştir. Schubert'in Romantik dönem içindeki yeri, dönemin sanatsal özelliklerine katkılarının neler olduğu, eserlerinin yaşadığı dönemden ve kendi hayat hikayesinden nasıl etkilendiği, ve kendinden sonra gelen lied bestecilerine neden öncü olduğu araştırılmıştır. Bu araştırmada ayrıca, bestecinin özgeçmişine, Romantik Dönemin toplumsal ve siyasi tarihine, liedlerine konu olan şiirlerin yazarlarına, diğer eserlerinin sanatsal özelliklerine ve liedlerinin biçimsel incelenmesine yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Franz Schubert, Romantik Dönem, Lied, Piyano

LiedPiyanoRomantik Dönem+1
İclal Başak Ağdaş
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki konservatuvarlarda lisans eğitimi gören şan bölümü öğrencilerinin karşılaştıkları sorunların şan eğitimi odaklı incelenmesi ve değerlendirilmesi

Bu araştırma, Türkiye'deki konservatuvarlarda lisans eğitimi gören öğrencilerin, özellikle de çalışma alanı ile ilgili olarak şan bölümü öğrencilerinin şan eğitimlerinde karşılaştıkları sorunlara değinebilmek ve bu sorunların ne düzeyde olduğunu saptayabilmek amacıyla yapılmıştır. Konservatuvarlardaki şan bölümlerinde eğitim gören lisans düzeyindeki şan öğrencilerinin yaşadıkları sorunlar, araştırmanın sorunsalını oluşturmaktadır. Diğer bir deyişle, bu araştırma Türkiye'deki konservatuvarlarda lisans eğitimi gören şan bölümü öğrencilerinin şan eğitimlerinde karşılaştıkları sorunları problem edinmiştir. Onların karşılaştıkları sorunlara göre müzik eğitimi-şan eğitimi yolu ile çeşitli alanlarda değişik beceriler kazandırılması, bu sorunların saptanması, incelenmesi ve sonrasında değerlendirilmesi konservatuvarlardaki şan bölümlerinin eğitim durumlarını gündeme getirebilmek açısından önem taşımaktadır. Dolayısı ile bu araştırma; nitelikli, multi disipliner çalışma planı ve programlar hazırlanarak, bu plan ve programlara yönelik çalışmalar Türkiye'deki konservatuvarların lisans bölümlerinde eğitim gören şan öğrencilerinin eğitimleri için önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır. Araştırmanın evrenini Türkiye'de bulunan devlet konservatuvarları ve bu okullarda lisans eğitimi alan şan öğrencileri, araştırmanın örneklemini ise Marmara Bölgesi'nden iki (2), Ege Bölgesi'nden iki (2), Akdeniz Bölgesi'nden dört (4), Karadeniz Bölgesi'nden bir (1), İç Anadolu Bölgesi'nden üç (3), Doğu Anadolu Bölgesi'nden sıfır (0) ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nden bir (1) konservatuvar olmak üzere 20 yaş ve altı - 35 yaş arası şan bölümünde lisans eğitimi gören altmış üç (63) öğrenci oluşturmaktadır. Örneklem grubuna, araştırmada kullanılmak üzere, eğitim aldıkları konservatuvarlarda okullarında araştırmacı tarafından karşılaştıkları sorunlara yönelik elektronik ortamda bir anket uygulaması yapılmıştır. Uygulama sonucunda elde edilen veriler Google veri analiz programında analiz edilmiş ve elde edilen bulgular tablolar, grafikler yardımı ile yorumlanmıştır. Araştırma sonunda elde edilen verilere göre araştırmaya katılan örneklem gruplarının demografik özellikleri de göz önünde bulundurularak, yapılan ankette, şan derslerinde nefes ve ses ısıtma egzersizlerinin yapılması, repertuvar çeşitliliği, eşlik çeşitliliği, teorik bilgi ve ders için ayrılan süre arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki görülmüş, bu sonuçlar doğrultusunda çalışma ile ilgili olarak çeşitli öneriler sunulmuştur.

EğitimEğitim sorunlarıKonservatuvar+5
Alper Şakalar
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Tiyatroda transeksüel oyuncunun yeri

Yaşamın ve dolayısıyla sanatın her alanı kadın erkek ikiliği ile bezenmiştir. Bu ikilik cinsiyetler arasındaki eşitsizliğin gölgesinde ilerlerken tiyatro tarihinde de aynı biçimde temsil edilmiştir. Erkeğin egemen olduğu ataerkil sistemin bir motifi olan kadının, tiyatro sahnesinde toplumsal cinsiyet eşitliğinden uzak, toplumsal kalıp yargılarla temsil edildiği görülmektedir. Transeksüel kimlikler tiyatroda yer bulmaya çok yakın tarihte başlamıştır. Çoğunlukla 2013 yılından sonra yazılan oyunlarda trans karakterler görülmektedir. Trans oyuncuların kendi hikayelerini aktarma, tiyatro dünyasına "ben de varım" deme isteği ile de trans oyuncular sahnede varlık göstermektedir. Metinlerin sahnelenmelerinde trans karakterleri biyolojik kadın ve erkek oyuncuların oynadığını görmekteyiz. Seyircinin gerçeklik algısını tamamlamak açısından transeksüel karakteri transeksüel oyuncunun oynaması fikri, üzerine düşünülmesi, tartışılması gereken bir başlıktır. Bu çalışma sonucunda trans karakter barındıran 22 metnin varlığı tespit edilmiş ve incelenmiş, aktif olarak oyunculuk hayatlarına devam eden 5 trans oyuncuyla; Denise TÜRKKAN, Esmeray, Seyhan ARMAN, Berk İNAN, Mert KÜÇÜLMEZ ile görüşmeler yapılmıştır. Trans oyuncuların hangi cinsiyet kimliğindeki rolleri oynamaları doğru olacaktır sorusu ile harmanlanan çalışmada farklı açılardan bakış geliştirmeye çalışılmıştır.

Cinsel kimlikOyuncuOyunculuk+3
Melisa İclal Yamanarda
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2019
00