
18
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Opiyat bağımlılığında agonist veya antagonist tedavisi gören bireylerin tedaviye yönelik algılarının incelenmesi
Opiyat kullanım bozukluğu gibi hızlı gelişen ve bireyde fazlaca tahribat bırakan bir bozukluğun tedavisinde bireyler, isteksiz olabilmektedirler. Bu açıdan bakıldığında bireyin tedavi için verdiği kararların bireye uygunluğu daha da önem taşımaktadır. Bu nedenle agonist veya antagonist tedavilerinin farklı dinamikleri göz önünde bulundurulduğunda bireye en uygun tedavinin yüksek verim ile sürdürüleceği düşünülmektedir. Bu çalışma opiyat kullanım bozukluğu nedeniyle AMATEM 2 ve 3. kliniklerinde yatarak agonist (buprenorfin/nalokson) ve antagonist (naltrekson implant) tedavisi gören 19-50 yaş arası 136 bireyin, tercih edecekleri tedavi biçimine yönelik algılarında değişikliğe yol açabilecek etkenlerin ortaya konulması ve bu iki grubun sosyotropik-otonomik kişilik özelliği gibi değişkenlerce karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Bu nedenle; bireylere, sosyodemografik verilerin, tedavinin başarısına etki ettiği düşünülen faktörlere ilişkin algıların ve kişilik özelliklerinin belirlenebilmesi için "Sosyodemografik Veri Toplama Formu", "Bağımlılık Tedavisinin Başarısını Öngören Faktörler Ölçeği (BÖF)" ve Sosyotropi-Otonomi Ölçeği (SOSOTÖ)" uygulanmıştır. Veriler, bireyler kliniklerinde yatarak tedavi gördükleri sırada kliniğin iş akışını aksatmayacak ve bireylerin tedavi ve rehabilitasyon süreçlerini engellemeyecek şekilde uygun olan zamanlarda yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Çalışmamızın bulgularına göre, opiyat kullanım bozukluğu nedeniyle klinikte yatarak agonist ve antagonist tedavisi gören bireyler, tedavinin başarısını öngören faktörler ve sosyotropik-otonomik kişilik özellikleri düzleminde incelenmesi ile tedavinin başarısına yönelik algıların; tedavi yöntemine (p<0,05), tedavi görme sıklığına (p<0,01), evde birlikte yaşanılan aile tipine (p<0,05), medeni duruma (p<0,05), anne-babanın hayatta olup olmamasına (p<0,05) ve bireylerin çocukken karşılaştıkları ebeveyn tutumlarına (p<0,05) göre değişiklik gösterdiği saptanmıştır. Çalışmanın sonunda, bireylerin algılarına ve kişilik özelliklerine uygun tedavi yöntemlerini seçmelerinin tıbbi ve toplumsal faydaları hakkında öneriler sunulmuştur.
Adana ili DR. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Sigara Bırakma Polikliniğine başvuran bireylerin sigaraya yönelik beklentilerinin sosyodemografik değişkenler açısından incelenmesi
Sigara bağımlılığı sosyal, psikolojik, tıbbi ve ekonomik yönleri olan çok yönlü bir problemdir. Dünyada 1,1 milyar tütün kullanıcısı bulunmakta olup tütün kullanıcılarının %85'i sigara kullanıcısıdır. Tütün kullanımı ile başa çıkabilmek için arz ve talep ile mücadelenin yanı sıra tedavi edici yöntemler küresel politika araçları kullanılmaktadır. Sigara kullanıcılarının sigarayı bırakmasını sağlamak amacıyla ülkemizde 2009'da kurulan Sigara Bıraktırma Polikliniklerinin sayısı günümüzde 502'ye ulaşmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte yapılan bu çalışmada Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Sigara Bırakma Polikliniğine başvuran bireylere ait sosyodemografik verilerin, tütün bağımlılığı düzeylerinin ve sigaradan beklentilerin öğrenilebilmesi için "Sosyodemografik Veri Toplama Formu" "Fageström Nikotin Bağımlılık Testi (FNBT)" ve "Sigaradan Beklentiler Ölçeği (SBÖ)" uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, Sigara Bırakma Polikliniğine başvuran bireylerin FNBT puan ortalaması ve standart sapması (4,68±2,018) olarak bulunmuştur. Cinsiyet (p=0,280), yaş (p=0,192) ve eğitim durumu (p=0,417) değişkenlerine göre FNBT puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Sigara Bırakma Polikliniğine başvuran bireylerin Sigaradan Beklentiler Ölçeği toplam puan ortalaması ve standart sapması 5,36±1,30 olarak bulunmuştur. Sigaradan Beklentiler Ölçeği (SBÖ) sonuçlarına göre, sigara bırakma polikliniğine başvuran bireylerin cinsiyet (p=0,280), yaş (p=0,192) ve eğitim durumu (p=0,417) değişkenlerine göre SBÖ ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). FNBT ile SBÖ ve alt ölçekleri arasındaki korelatif ilişki değerlendirildiğinde sadece iştah/kilo kontrolü alt ölçeği ile FNBT arasında pozitif yönlü ve çok zayıf anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p>0,05).. Sigara bağımlılığının bireyler üzerindeki karmaşık etkisi göz önünde bulundurularak Sigara Bırakma Polikliniklerinde SBÖ uygulanması gerekmektedir.
Zorunlu göç eden bireylerde riskli alkol kullanımı, sigara bağımlılığı ve yaşam doyumunu yordayan etmenler
Bu çalışmanın amacı zorunlu göç eden bireylerin sigara ya da riskli alkol kullanımı sürecini etkileyen göç sonrası etmenleri incelemektir. Bu kapsamda günlük yaşam stres kaynakları, genel kaygı, genel sağlık algısı, sosyal destek algısı, gruplararası temas ve kültürleşme süreçlerinin bireylerin sigara ya da riskli alkol kullanımını ve yaşam doyumlarını yordama gücü araştırılmıştır. Çalışmanın örneklemini Adana'nın farklı mahallelerinde yaşayan 228 Suriyeli birey oluşturmaktadır. Araştırmanın amaçları doğrultusunda katılımcılara Bilgilendirilmiş Onam Formu, Demografik Bilgi Formu, Günlük Yaşam Stres Kaynakları Ölçeği, Yaygın Kaygı Bozukluğu Ölçeği, Sosyal Destek Ölçeği, Dünya Sağlık Örgütü Genel Sağlık Değerlendirmesi, Adaptasyon, Kültürel Uzaklık ve Kültürel Oryantasyon Ölçeği, Gruplararası Temasın Niceliğini Değerlendirme Ölçeği, Gruplararası Pozitif Teması Değerlendirme Ölçeği, Gruplararası Negatif Teması Değerlendirme Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği, Fagerström Nikotin Bağımlılığı Testi ve Alkol Kullanım Bozukluklarını Tanıma Testi uygulanmıştır. Çalışmanın sorularını yanıtlamak amacıyla uygulanan Hiyerarşik Regresyon analizleri sonucunda sigara bağımlılığını genel kaygı düzeyinin yordadığı bulunmuştur. Riskli alkol kullanımı üzerine yapılan Hiyerarşik Regresyon analizi sonucuna göre kültürleşme alt boyutlarından olan psikolojik uyum ve sosyo-kültürel uyum düzeyinin riskli alkol kullanımını yordadığı bulunmuştur. Çalışmada ayrıca günlük yaşam stres kaynakları, kültürleşme alt boyutlarından sosyo-kültürel uyum düzeyi ve yerel halk ile pozitif temasın bireylerin yaşam doyumunu öngördüğü sonucu elde edilmiştir. Bulgular alan yazın çerçevesinde tartışılmıştır. Zorunlu göç yaşayan bireylerde bağımlılık davranışını bireyin psikolojisinin ötesinde psikolojik ve sosyal etmenler ile birlikte inceleyen bu çalışmanın alan yazına katkısı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Riskli Alkol Kullanımı, Kültürel Uyum, Yaşam Doyumu, Sigara Bağımlılığı, Zorunlu Göç
Üniversite öğrencilerinde ahlaki kayıtsızlık ve sosyal ilginin internet bağımlılığı açısından yordanması
Üniversite Öğrencilerinde Ahlaki Kayıtsızlık Ve Sosyal Ġlginin Ġnternet Bağımlılığı Açısından Yordanması Günümüzde internet kullanımının oldukça yaygın olduğu görülmektedir. Ġnsanların internetten yararlanmasını ifade eden internet kullanımı bilinçli Ģekilde kullanılmazsa bağımlılığa yol açacağı düĢünülmektedir. Bireyin toplumsal olaylara bakıĢında da internet kullanımına maruz kalmanın büyük bir etkisinin olduğu düĢünülmektedir. Toplumsal herhangi bir olay ahlaki olarak değerlendirilirken bireyin buna bakıĢı da önemlidir. AraĢtırmalarda ahlaki kayıtsızlığın internet kullanımından etkileneceği düĢünülmektedir. Bireyin toplumsallaĢması açısından önemli olarak görülen farklı bir kavram olan sosyal ilgi bireyin iyi oluĢu için temel bir değiĢken olarak görülmektedir. Sosyal ilgi genel olarak bireyin uyum sağlaması olarak karĢımıza çıkmaktadır. Üniversite öğrencileri genç yetiĢkin grubuna girdiği ve ulaĢımın kolay olması sebebiyle çalıĢma için örneklem oluĢturmasının uygun olacağı düĢünülmüĢtür. Ayrıca alan yazında ahlaki kayıtsızlık, sosyal ilgi ve problemli internet kullanımının birlikte ele alındığı bir çalıĢma da yer almamaktadır. Bu sebeplerle üniversite öğrencilerinde ahlaki kayıtsızlık ve sosyal ilginin internet bağımlılığı açısından yordanmasının alana katkı sağlayacağı düĢünülmüĢtür. AraĢtırmada katılımcıların doldurması için sırasıyla Demografik Bilgi Formu, Ahlaki Kayıtsızlık Ölçeği, Toplumsal Ġlgi Ölçeği ve Ġnternet Bağımlılık Ölçeği uygulanmıĢtır. Cinsiyet değiĢkeni ile sadece ahlaki kayıtsızlık arasında anlamlı bir iliĢki bulunmuĢtur. Yapılan regresyon analizi ahlaki kayıtsızlıkla internet bağımlılığı arasında olumlu ve pozitif yönde bir iliĢki vardır. Sosyal ilgi ve internet bağımlılığı arasında iliĢki bulunamamıĢtır. Anahtar sözcükler: Ahlaki kayıtsızlık, Sosyal ilgi, internet bağımlılığı
Ebeveynlerin internet bağımlılığı olan ergen çocuklarına ve ebeveyn olarak kendilerine yönelik bilişsel temsillerinin incelenmesi
Bu araştırma ile annelerin internet bağımlılığı olan ergen çocuklarına ve bir ebeveyn olarak kendilerine ilişkin kullandıkları kişisel yapılar incelenmiştir. Bu çalışma, çoklu nicel vaka çalışması olarak tasarlanmıştır. Çalışmada internet bağımlılığı olan öğrencilerin öncelikli olarak tespit edilmesi için geniş bir örneklem grubuna Young İnternet Bağımlılığı Kısa Form Ölçeği (YİBT-KF) uygulanmıştır. Bu doğrultuda Adana ilinin Yüreğir ilçesindeki sekiz okulda öğrenim gören yaşları 14 ila 18 arası toplam 444 değişen (312'si kadın, 132'si erkek) öğrenciye YİBKF uygulanmıştır. İkinci basamakta bu ölçekten görece yüksek puan alan 8 öğrenci belirlenmiş ve bu öğrencilerin anneleri ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Böylelikle çalışma için veriler toplanarak analize hazır hale getirilmiştir. Bu görüşmeler yarı yapılandırılmış bir görüşme olan repertuar ağı tekniği ile yapılmıştır. Katılımcılardan elde edilen verilerin analizi İdiogrid 2.4 programı ile yapılmıştır. Annelerin kendilerine ve bağımlılık gösteren çocuklarına kurgularını ortaya çıkartmak için analizler yürütülmüştür. Buna göre elde edilen ilk bulgu bu annelerin bir anne olarak kendilerinden memnun oldukları yönündeydi. Bu anneler kendilerini "iyi örnek anne" ve "ideal anne" imgelerine oldukça yakın konumlandırmışlardır. Buna karşın ergen çocukları ile ilgili bilişsel temsilleri daha negatif olarak gözlenmiştir. Anneler çocuklarını görece olumsuz olarak kurgulamaktadır. Annelerin neredeyse tamamı çocuklarını "ideal çocuk" ve "çevremde takdir ettiğim bir çocuk" orta düzeyde uzak konumlandırmıştır. Elde edilmiş olan bu bulgular annelerin kendilerini bu rolde olumlu, bağımlılık gösteren çocuklarını ise ağırlıklı olarak olumsuz gördüklerini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: İnternet bağımlılığı, repertuar ağı tekniği, ideal anne, bilişsel temsil, ergen.
Çocukluk çağı travmalarının riskli alkol ve madde kullanımı ve cinsel kompulsiyonlarla ilişkisinde duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolü
Çalışmada çocukluk çağı travmalarının riskli alkol ve madde kullanım düzeyi ve cinsel kompulsiyonlar arasındaki ilişkide bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolü araştırılmıştır. Araştırmanın amaçları, çocukluk çağı travmaları, riskli alkol ve madde kullanımı, cinsel kompulsiyon ve bilişsel duygu düzenleme stratejileri değişkenleri arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmanın örneklemini, Ankara'daki üniversitelerde öğrenim gören 303 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmanın amaçları doğrultusunda veri toplamak için Bilgilendirilmiş Onam Formu, Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Cinsel Kompulsiyon Ölçeği, Bağımlılık Profil İndeksi Risk Tarama Ölçeği ve Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği kullanılmıştır. Çocukluk çağı travmaları, riskli alkol ve madde kullanımı, cinsel kompulsiyon ve bilişsel duygu düzenleme stratejileri değişkenleri arasındaki ilişkiler, korelasyon ve basit doğrusal regresyon analizleri kullanılarak incelenmiştir. Aracı rol analizi için Model 4 kullanılmıştır. Çocukluk çağı travmalarının riskli alkol ve madde kullanımını, cinsel kompulsiyonları ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerini ve adaptif olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin ise cinsel kompulsiyon yordadığı bulunmuştur. Çalışmanın sonuçlarına göre, çocukluk çağı travmalarının ile cinsel kompulsiyonlar arasındaki ilişkiyi adaptif olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejileri aracılığıyla yordadığı tespit edilmiştir. Bu çalışmanın sonuçları, çocukluk çağı travmalarının ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin, bağımlılık riski oluşturma süreçlerinde dikkate alınması gereken önemli faktörler olabileceğini vurgulamaktadır. Çalışmanın sonuçları, ilgili alanlardaki araştırmacılar ve uygulayıcılar için önemli bir katkı sağlayabilir. Anahtar Sözcükler: Cinsel Kompulsiyon, Çocukluk Çağı Travmaları, Duygu Düzenleme, Riskli Alkol Kullanımı, Riskli Madde Kullanımı
Zorunlu göç eden bireylerin bağımlılık profili ile travma sonrası stres bozukluğunun ilişkisi
Tarih başlarından itibaren savaş, kitlesel ölümlere sebebiyet veren insanlık üzerinde yıkıcı etkileri çok uzun yıllar sürebilen travmatik olayların başında gelmektedir. Zorunlu göç yaşayan bireyler, cinsel istismar, seks işçiliği, ölüme şahit olma, zorlu yaşam koşulları, ayrılık, aile bütünlüğünün parçalanması gibi travmatik olaylar yaşamaktadır. Çalışma kapsamında zorunlu göç eden Suriyeli bireylerde, alkol-madde kullanım bozukluğuna Travma Sonrası Stres Bozukluğunun etkisi cinsiyet, ekonomik durum, eğitim durumu ve travmatik yaşam deneyimleri özelinde araştırılmıştır. Çalışmanın örneklemini Yeşilay Danışmalık Merkezinde (YEDAM) ve Adana Alkol ve Madde Bağımlılığı Araştırma, Tedavi ve Eğitim Merkezinde (AMATEM) tedavi gören alkol- madde bağımlılığı tanısı alan 339 kişi oluşturmaktadır. Araştırma amacına hizmet etmesi için katılımcılara Aydınlatılmış Onam Formu, Demografik Bilgi Formu ve TSSB bulgularının ölçülmesine yönelik Harvard Travma Ölçeği uygulanmıştır. Zorunlu göç eden bağımlı bireylerde Travma Sonrası Stres Bozukluğu ile DSM IV'e göre Travma Sonrası Stres Bozukluğu gösterme düzeyi arasında pozitif yönlü korelasyon bulunmaktadır. Travma Sonrası Stres Bozukluğu, tek yönlü Anova ile ekonomik durum faktörüne göre incelendiğinde düşük ve orta gelirli kişilerin puanında benzerlik bulunmaktadır. Travma Sonrası Stres Bozukluğunun (TSSB) bağımlılığa etkisi ile ilişkili alanyazın taraması yapıldığında bu etkinin incelendiği sınırlı sayıda araştırma bulunmuştur. Bu durum göz önünde bulundurularak yapılan çalışma ile alana katkı sağlamak amaçlanmaktadır. Anahtar Sözcükler: Bağımlılık, Depresyon, Mülteci, Travma Sonrası Stres Bozukluğunun (TSSB), Zorunlu Göç
Adenozin reseptörlerinin kannabis bağımlılığı üzerindeki rolü
Kannabis, tüm dünyada en sık kullanılan yasadışı keyif verici maddedir. Kannabis içeriğindeki Tetrahidrokanabinol (THC)'un anksiyete benzeri davranışları, bilişsel işlevleri etkilediği ve bağımlılık oluşturduğu bilinmektedir. Son yıllarda adenozinerjik sistemin çeşitli uyarıcı maddelere bağımlılık gelişmesinde önemli bir rolü olduğu bildirilmektedir. Çalışmamızda farelerde kannabis bağımlılığında adenozinerjik sistemin olası rolü araştırıldı. Bu amaçla erkek Swiss albino farelere 5 gün boyunca günde bir kez THC (10mg/kg intraperitoneal, i.p), Adenozin A2A reseptör agonisti CGS (2,5 mg/kg subkutan, s.c), Adenozin A2A reseptör antagonisti Istradefylline (3mg/kg s.c), THC+Istradefylline, THC+CGS uygulandı. Sham gruplarına benzer yöntemlerle ilaçların çözücüleri uygulandı. Tüm grupların, vücut ağırlığı değişimleri ölçüldü; açık alan ve yükseltilmiş artı düzenek testleriyle lokomotor aktivite ve anksiyete benzeri davranışları incelendi; RT-PCR ile hipokampus dokularındaki CB1 ve adenozin A2A genlerinin ekspresyon düzeyleri değerlendirildi. Çalışmamızda, farelerde THC ve CGS anksiyete benzeri davranışı arttırırken lokomotor aktivite davranışını azalttı. Istradefylline anksiyete benzeri davranışı azaltırken, lokomotor aktivite davranışını arttırdı. THC ve Istradefylline hipokampus dokularında adenozin A2A gen ekspresyonunu indüklerken, CGS baskıladı. THC'nin adenozin A2A reseptör antagonisti Istradefylline ya da adenozin A2A reseptör agonisti CGS ile birlikte uygulaması adenozin A2A gen ekspresyonu baskıladı. Ancak, CB1 gen ekspresyonlarında istatiksel olarak anlamlı değişikliğe neden olmadı. Bu çalışmanın sonuçları, THC uygulanan farelerde anksiyete benzeri davranışlar ve lokomotor aktivite üzerinde adenozin A2A reseptörlerinin modülatör bir rolü olabileceğini telkin etmektedir.
Depremzedelerin anksiyete düzeyi ve psikolojik sağlamlığı ile sigara ve internet kullanımları arasındaki ilişkinin incelenmesi.
Yüzyılın en büyük felaketi olarak tarihe geçen 6 Şubat 2023 depremi büyük bir felakete ve yıkıma sebep olmuştur. Deprem, depremi yaşayan insanlar üzerinde birçok soruna yol açmıştır. Bu sorunlara bakıldığı zaman depremzedeler fiziksel ve sosyal sorunlarla baş etmeye çalışırken yanında psikolojik sorunlara da maruz kalmıştır. Araştırmalarda deprem sonrası depremzedelerin kaygı düzeyi ve psikolojik sağlamlık arasında bir ilişki olduğu düşünülmüştür. Aynı zamanda kaygı düzeyi ve psikolojik sağlamlık sigara kullanımını ve internet kullanımını etkilediği düşünülmektedir. Depremi yaşayan illerden birinin de Osmaniye olması ve ulaşımın kolay olması sebebi ile araştırma için örneklem oluşturulmasının kolay olması ile araştırma içim örneklem oluşturulmasının uygun olacağı düşünülmektedir. Ayrıca, yapılan literatür çalışmalarında kaygı düzeyi, psikolojik sağlamlık, internet kullanımı ve sigara kullanımı birlikte ele alındığı bir araştırma yer almamaktadır. Bu nedenle, depremzedelerde kaygı düzeyi ile psikolojik sağlamlık ve sigara kullanımı ile internet kullanımı arasındaki ilişkinin incelenmesi literatüre katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Bu çalışmada katılımcılara sırasıyla Sosyodemografik Bilgi Formu, Beck Anksiyete Ölçeği, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Fagerström Nikotin Bağımlılığı Ölçeği ve Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği uygulanmıştır. Beck Anksiyete Ölçeği ile Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği arasında negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Yapılan regresyon analizi sonucunda Beck Anksiyete Ölçeği ile Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği arasında pozitif ve zayıf bir ilişki, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ile Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği arasında negatif ve güçlü bir ilişki vardır. Fagerström Nikotin Bağımlılığı Ölçeği ile Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği arasında ise pozitif ve orta bir ilişki vardır.
Alkollu arac kullanımından dolayı ehliyetlerine el konulan sürücülerin dürtüsellik düzeylerinin incelenmesi
ölmekte ve 20-50 milyon arasında ölümcül olmayan yaralanmalar geçirmektedir. Karayolu kazalarının başlıca nedenlerinden biri alkollü araç kullanma olarak bildirilmektedir. Ülkemizde alkol iken araç sürdüğü ikinci kez tespit edilen sürücülere belli miktarda idari para cezası verilerek sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve sürücüler Sürücü Davranışlarını Geliştirme Eğitimine (SÜDGE) tabi tutulur. Bu çalışmada alkollü araç kullanımından dolayı ehliyetlerine el konulan sürücülerin dürtüsellik düzeylerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın evrenini alkollü araç kullanımından dolayı ikinci kez ehliyetlerine el konulan sürücüler, örneklemini ise Adana Halk Sağlığı Müdürlüğüne bağlı Sürücü Davranışları Geliştirme Eğitimine (SÜDGE) katılan 18 yaş ve üzeri araştırmaya katılmayı kabul eden bireyler oluşturmuştur. Araştırmada sosyodemografik özelliklerin sorgulandığı Sosyodemografik Veri Formu, "sıkışıklık", "tasarlama eksikliği", "sebatsızlık" ve "heyecan arayışı gibi dört alt ölçeği olan UPPS Dürtüsel Davranış Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler bireyler Sürücü Davranışları Geliştirme Eğitimine (SÜDGE) katılmayan bireyler ile karşılaştırılmıştır. Katılımcıların, taşıt kullanma geçmişlerine göre UPPS toplam puan ortalamaları çalışma ve karşılaştırma grupları karşılaştırıldığında; 2-5 yıldır taşıt kullananların toplam puan ortalamaları (p=0,047) ile 10 yıl ve daha fazla süredir taşıt kullananların ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,001). Ayrıca alkollü araç sürme harici işledikleri trafik ihlalleri dikkate alındığında; "Hız yapma" (p=0,035), "Park ihlali" (p=0,017) ve "kırmızı ışıkta geçme" (p=0,007) yanıtı verenlerin puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Sonuç olarak, trafik güvenliği ve kurallarına dair eğitimlerin bireylerin yaş grubuna uygun olacak şekilde örgün ve yaygın eğitim programlarında sürekli ve interaktif olarak verilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Alkol, dürtüsellik, eğitim, ehliyet, sürücü.
Alkol ve madde bağımlılığında sosyal destek algısının özkıyım olasılığı ve depresyon düzeyi ile ilişkisi
Nicel ve kesitsel olarak planlanan bu araştırma ile öncelikle alkol ve madde bağımlılarının sosyal destek algısı ile özkıyım olasılığı ve depresyon düzeyi arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Bunun ardından alkol ve madde bağımlılarının sosyodemografik değişkenlere göre algıladıkları sosyal destek, özkıyım olasılığı ve depresyon düzeyi ölçek sonuçları incelenmiştir. Çalışma Mersin ili Toros Devlet Hastanesine bağlı AMATEM (Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi) kliniğinde gerçekleştirilmiştir. Ayakta tedavi gören 240 erkek bireyle görüşme yapılmıştır. Katılımcıların yaşları 18 ile 67 arasında değişmektedir. Görüşme yapılan bireylere Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve İntihar Olasılığı Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmada tütün (sigara) madde tanımı dışında bırakılmıştır. Katılımcılar basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilmiş olup onay veren bireyler ile araştırma gerçekleştirilmiştir. Çalışmadan elde edilen veriler 3 aylık bir çalışma sonunda toplanmış, SPSS-25 paket programı ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre katılımcıların algıladıkları sosyal destek ile depresyon düzeyleri ve algıladıkları sosyal destek ile intihar olasılıkları arasında orta düzeyde negatif, anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuçlara bakıldığında alkol ve madde bağımlılarının algıladıkları sosyal destek arttığında depresyon düzeylerinin ve intihar olasılıklarının azaldığı görülmüştür. Sosyodemografik verilere göre ölçek sonuçları incelendiğinde; çalışma durumu ve intihar girişimi değişkenine göre depresyon düzeyi anlamlı fark göstermektedir. Çalışma durumu, medeni durum, çocuk sahibi olma ve intihar öyküsü değişkenlerine göre intihar olasılığı anlamlı fark göstermektedir. Suç kaydı ve eğitim düzeyine göre de algılanan sosyal destek anlamlı fark göstermektedir. Çalışma sonucunda; bağımlı bireylerde önemli risk faktörü olarak kabul edilen intihar olasılığı ve depresyonun azaltılması için, bireylerin algıladığı sosyal desteği artırmaya yönelik çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Bilişsel davranışçı model çerçevesinde iletişim becerileri ve öz disiplinin patolojik internet kullanımına etkisi
Bilişsel Davranışçı Model Çerçevesinde İletişim Becerileri ve Öz Disiplinin Patolojik İnternet Kullanımına Etkisi Bu çalışma, internetin patolojik kullanımına etki eden bilişsel, davranışsal ve psikososyal etmenleri Bilişsel Davranışçı Model temelinde ele almaktadır. Çalışmanın amacı, Patolojik İnternet Kullanımının Bilişsel Davranışçı Modelinde yer alan sosyal destek, uyumsuz bilişler, psikopatoloji ve internet kullanımının yarattığı pekiştireçler değişkenlerinin yanı sıra iletişim becerileri ve öz disiplin gibi ek değişkenleri de ele alarak patolojik internet kullanımını daha bütüncül bir çerçevede incelemektir. Çalışmanın örneklemini Adana'da yaşayan 18 yaş üstü 247 birey oluşturmaktadır. Araştırmanın amaçları doğrultusunda katılımcılara Aydınlatılmış Onam Formu, Kişisel Bilgi Formu, İnternet Bağımlılığı Ölçeği, İnternette Bilişsel Durum Ölçeği, Etkili İletişim Becerileri Ölçeği, Öz-Disiplin Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri, İnternet Kullanımında Pekiştireçler Form uygulanmıştır. Çalışmanın araştırma sorularını yanıtlamak amacıyla ilk olarak gerçekleştirilen hiyerarşik regresyon analizi sonucunda, uyumsuz bilişler ve öz disiplin değişkenlerinin patolojik internet kullanımını anlamlı düzeyde yordadığı belirlenmiştir. Diğer değişkenler olan sosyal destek, psikopatolojik durum, internet kullanımının yarattığı pekiştireçler ve iletişim becerileri ise modele anlamlı bir katkı sunmamıştır. Buna ek olarak, uyumsuz bilişlerin yordayıcılığını incelemek amacıyla gerçekleştirilen çoklu regresyon analizi sonucunda, psikopatolojik durum ve internet kullanımının yarattığı pekiştireçlerin, uyumsuz bilişleri anlamlı düzeyde yordadığı saptanmıştır. Çalışmada ayrıca, uyumsuz bilişlerin aracı rolü incelenmiş; bu kapsamda, psikopatolojik durum ve internet kullanımının yarattığı pekiştireçler ile patolojik internet kullanımı arasındaki ilişkide, uyumsuz bilişlerin aracı bir etkiye sahip olduğu ortaya konmuştur. Anahtar Sözcükler: Patolojik internet kullanımı, bilişsel davranışçı model, uyumsuz bilişler, öz disiplin, iletişim becerileri.
Ameliyathanede çalışan sağlık çalışanlarının sigara kullanımı, anksiyete düzeyleri ve dikkat eksikliği ve hiperaktivite belirtilerinin incelenmesi
Ameliyathane Sağlık Çalışanlarının Sigara Kullanımı, Anksiyete Düzeyleri ve Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Belirtilerinin İncelenmesi Amaç: Bu çalışma, ameliyathane sağlık çalışanlarında sigara kullanımı ile anksiyete ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) arasındaki ilişkiyi incelemeyi, sigara kullanımını etkileyen psikososyal, sosyodemografik faktörleri araştırmayı ve sigara bağımlılık riskine yönelik potansiyel risk faktörlerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Materyal ve Metod: Araştırmamız, Adana Şehir Hastanesi'nde görev yapan yaş ortalaması 36,07±8,71 yıl olan 193 sağlık personeli üzerinde yapılmış kesitsel ve tek merkezli bir çalışmadır. Anket veri formu ve ölçekler yüz yüze dağıtılmıştır. Veri toplama araçları sosyodemografik veri formu, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi, Beck Anksiyete Ölçeği, ve Erişkin DEHB Ölçeğidir. Veriler SPSS 26.0 yazılımı ile analiz edilmiş, bağımsız örneklem t-testi, korelasyon analizleri ve çok değişkenli regresyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların %56,48'i kadın, ve %59,5'i evli idi. Katılımcıların %43,01'i sigara içmemekte, %16,06'sı sigarayı bırakmış, %40,93'ü ise aktif sigara kullanıcısıdır. Sigara içen katılımcıların %69,09'u, sigarayı bırakmayı denemiş, %30,91'i ise bırakmayı denememiştir. Sigara kullanım süresi ile nikotin bağımlılığı riski düzeyi arasında pozitif bir ilişki bulunmuş, sigara içen bireylerin bağımlılık risk düzeyinin arttıkça anksiyete ve DEHB ölçek paunlarının daha belirgin olduğu gözlemlenmiştir. Sigara içen katılımcıların, anksiyete ölçek puanlarının, sigara içmeyenlere göre belirgin şekilde daha yüksek bulunmuştur. DEHB ölçek puanları açısından yapılan değerlendirmelerde ise, sigara içen bireylerin %58,5'i DEHB ölçek puanları yüksek gösterirken, sigara içmeyenlerde bu oran %34,3'te kalmaktadır. Ayrıca, sigara içen katılımcıların %53,9'u DEHB ölçek puanlarının yüksek seviyelerde gösterirken, sigara içmeyenlerde bu oran %32,4'tür. Sigara içen bireylerin nikotin bağımlılık risk düzeyleri, eğitim düzeyine ve sigara kullanım süresine bağlı olarak değişiklik göstermiştir. Nikotin bağımlılığı risk düzeyleri incelendiğinde, orta ve yüksek düzeyde nikotin bağımlılığı riski gösteren bireylerin sigara bırakma girişimlerinde başarısız olma olasılıklarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışmamızda, sigara kullanımının sağlık çalışanları arasında yalnızca fiziksel bir bağımlılık riski olmadığını, aynı zamanda ruhsal sağlık bozukluklarıyla sıkı bir ilişki içinde olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler:Anksiyete, DEHB, Sigara kullanımı, Bağımlılık, Sağlık çalışanları
Ortaokul öğrencilerinde ultra işlenmiş gıda tüketimi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Gelişen teknoloji ve şehirleşme süreciyle birlikte geleneksel beslenme alışkanlıkları yerini pratik, enerji yoğun ve düşük besin değerine sahip Ultra İşlenmiş Gıdalara (UİG) bırakmıştır. Bu çalışma, ortaokul öğrencilerinde UİG tüketimi ile yaşam kalitesi, psikolojik durum ve yeme bağımlılığı arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Tanımlayıcı-kesitsel olarak yürütülen araştırma, Adana ili Yüreğir ilçesinde 10–14 yaş arası 207 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Besin Tüketim Sıklığı Anketi (FFQ) , Yale Çocuklar için Yeme Bağımlılığı Ölçeği (YFAS-C 2.0) , Sağlıkla İlişkili Yaşam Kalitesi Ölçeği (KIDSCREEN-52) ve Çocuklarda Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (ÇADÖ-Y) kullanılmıştır. Bulgular, öğrencilerin %46,86'sının en az iki yeme bağımlılığı belirtisi gösterdiğini; UİG tüketimi ile depresyon (r=0.204), anksiyete, sosyal fobi ve ayrılma kaygısı gibi değişkenler arasında anlamlı ve pozitif ilişkiler olduğunu ortaya koymuştur. Ultra İşlenmiş Gıda (UİG) tüketimi arttıkça yaşam kalitesinde düşüş gözlenmiştir (r = –0.454, p<0.05). KIDSCREEN ve ÇADÖ-Y ölçekleriyle yapılan analizlerde bu durum doğrulanmıştır. UİG tüketiminin en yüksek olduğu grup, düşük ve orta gelir düzeyindeki öğrencilerdir. Vücut Kitle İndeksi (VKİ) ile yeme bağımlılığı arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Çalışma sonucunda Ultra İşlenmiş Gıdaların çocuklarda psikososyal ve fiziksel sağlık üzerinde olumsuz etkileri olduğu, yaşam kalitesini düşürdüğü ve bağımlılık benzeri davranışları tetiklediği saptanmıştır. Bulgular, erken müdahale ve eğitim programlarının önemine işaret etmektedir.
Ergenlerde sosyal medya bağımlılığını önlemeye yönelik psikoeğitim programının geliştirilmesi ve etkililiğinin test edilmesi
Bağımlılık, son yıllarda bireylerin ruhsal, fiziksel, akademik, mesleki, sosyal vb. birçok alanda yaşamını derinden etkileyen önemli bir sorun halini almıştır. Bağımlılığın birçok çeşidi bulunmakta ve bunlardan en yaygın olanlardan biri hiç kuşkusuz sosyal medya platformlarına karşı gelişen bağımlılıktır. Kimlik inşasının en önemli basamağında bulunan ergenler, içindeki bulundukları gelişim döneminde birçok gelişimsel görevi başarıyla gerçekleştirmek ve geleceğe sağlıklı bir biçimde hazırlanmak durumundadırlar. Bu evrede sosyal medyanın aşırı kullanılması, ergenin sağlıklı bir kimlik inşası üzerinde derin etkiler bırakmaktadır. Ergenlerde aşırı sosyal medya kullanımı birçok alanda işlev kaybına yol açmakta ve ilerleyen süreçlerde ruhsal bozukluklara karşı yatkınlık oluşturmaktadır. Bu çalışmada ergenlerde sosyal medya bağımlılığını önlemeye yönelik olarak, araştırmacı tarafından geliştirilen psikoeğitim programının etkililiği test edilmiştir. Çalışmada öntest, sontest, izleme testli deney ve kontrol gruplu deneysel desen kullanılmıştır. Psikoeğitimler başlamadan önce araştırmacı tarafından on oturumdan oluşan Ergenlerde Sosyal Medya Bağımlılığını Önlemeye Yönelik Psikoeğitim Programı geliştirilmiştir. Ardından 2023/2024 Eğitim-Öğretim yılında Adana İli Çukurova İlçesinde bir lisede öğrenim gören 9.sınıf öğrencilerine Ergenler için Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (ESMBÖ) uygulanmıştır. Ölçek uygulama sonuçlarına göre sosyal medya bağımlılık düzeyi en yüksek olan 30 öğrenci belirlenmiştir. Bu öğrenciler, aritmetik ortalama ve standart sapmaları benzer olacak şekilde 15'i deney grubuna, 15'i ise kontrol grubuna atanmıştır. Deney grubunda bulunan öğrencilere on oturumdan oluşan psikoeğitim programı uygulanmıştır. Kontrol grubundaki öğrencilere ise herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Psikoeğitim çalışmasının içeriği, özfarkındalık, duygularını ifade edebilme, özsaygıyı artırma ve olumlu benlik imajını kazanma, özkontrolü sağlayabilme, olumsuz duygularla baş etme ve stresi yönetme, hedef belirleme, zaman yönetimi ve sağlıklı alternatif etkinlik planlama, problem çözme becerileri, yaşamın sorumluluklarını alma, arkadaşlık becerileri ve bilinçli internet kullanımıdır. Eğitimin sonunda her iki grupta bulunan öğrencilere Ergenler için Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (ESMBÖ) tekrardan uygulanmıştır. Sonuçlar deney grubundaki öğrencilerin kontrol grubunda bulunan öğrencilere kıyasla sosyal medya bağımlılık seviyelerinin anlamlı bir biçimde azaldığını göstermektedir. Eğitimden kazanımların kalıcı olup olmadığının tespiti için eğitimden bir ay sonra deney grubundaki öğrencilere ölçek tekrar uygulanmıştır. Sonuçlar eğitimden sonra bile kazanımların kalıcı olduğunu göstermiştir. Çalışmada normal dağılan veriler için parametrik istatistik yöntemlerinden Bağımsız Örneklem t-testi ve Bağımlı Örneklem t-testi, normal dağılmayan veriler için parametrik olmayan istatistik yöntemlerinden Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanılmıştır. Sonuçlar ilgili literatür eşliğinde tartışılmıştır. Çalışmanın bağımlılıklarla mücadele için önleyici çalışmalara katkı yapacağı düşünülmektedir.
Göçmenlerle doğrudan ilişkide olan insani yardım sektörü profesyonellerinde iş koşulları ile sigara bağımlılığı, anksiyete ve depresyon belirti düzeyleri arasındaki ilişki: adana ili örneği
Bu tez çalışması, Adana ilinde sahada göç alanında çalışan insani yardım sektörü profesyonellerinin iş koşulları ile depresyon, anksiyete ve nikotin bağımlılığı belirti düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır. Çalışma kapsamında, Adana'da sahada göçmenlerle birebir çalışan ve Adana dışında saha dışı pozisyonlarda görev alan aktif nikotin kullanımı da olan toplam 167 katılımcıdan elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Veri toplama sürecinde Beck Depresyon ve Anksiyete Ölçekleri, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi ve demografik bilgileri içeren bir anket kullanılmış, anketler CHERRIES standartlarına uygun şekilde Google Formlar üzerinden uygulanmıştır. Bulgular, sahada çalışanların depresyon ve anksiyete puanlarının saha dışında çalışanlara göre (p<0.01) ve sahadaki stresli çalışma koşullarından etkilendiğini söyleyenlerin nikotin bağımlılığı puanlarının etkilenmediğini söyleyenlere göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu(p<0.001) bulunmuştur. Regresyon analizleri, depresyon ve anksiyete belirti düzeylerinin nikotin bağımlılığını anlamlı şekilde yordayabileceğini göstermiştir. (R²=0.17; p<0.001). Sahada iş yükünün fazla olduğunu düşünen çalışanların depresyon, anksiyete ve nikotin bağımlılığı puanlarının diğer gruplardan anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0.001). Ayrıca iş güvencesinin olmadığını ifade edenlerin ve iş yeri destek mekanizmalarının eksik olduğunu söyleyenlerin depresyon ve nikotin bağımlılığı puanları anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Katılımcıların araştırma öncesindeki psikolojik durumlarının ve nikotin kullanım alışkanlıklarının değerlendirilmemiş olması bu araştırmanın kısıtlılıklarındandır. Buna rağmen çalışma, insani yardım sektöründe bağımlılık ve iş koşulları arasındaki ilişkiyi inceleyen az sayıdaki araştırmadan biri olarak, bu alandaki literatüre katkı sunmaktadır. Sonuçlar doğrultusunda, sahada çalışanlar için iş yükü yönetimi ve psikolojik destek programlarının geliştirilmesi, iş yerinde sosyal destek mekanizmalarının artırılması, iş güvencesinin güçlendirilmesi göç alanında çalışan insani yardım sektörü çalışanlarında nikotin bağımlılığı ile mücadele için önemli etkenler olarak belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: insani yardım çalışanları, depresyon, anksiyete, iş koşulları, nikotin bağımlılığı.
Hibrit yapay arı kolonisi - ateş böceği optimizasyon yöntemi ile görüntülerde belirginlik tespiti
Görüntülerde belirginlik tespiti (saliency detection) son yıllarda popüler olan bir görüntü işleme dalıdır. Belirginlik tespitinde, insan gözünün çalışması taklit edilir ve görüntülerde ilk odaklanılan alanın bulunması amaçlanır. Göze çarpan alanların tespit edilmesi, nesne tanıma, görüntü bölütleme ve video izleme gibi problemleri çözmek için geliştirilen modellere alternatif olarak kullanılabilecek bir yöntemdir. Bu durum, belirginlik tespitini görüntü işlemede önemli bir yere sahip kılmaktadır. Optimizasyon algoritmalarının görüntü işleme problemlerine uygulanması oldukça yaygın bir araştırma alanıdır. Bu çalışmada, görüntülerde belirginlik tespiti probleminin çözümünde, yapay arı kolonisi (artificial bee colony - ABC) ve ateş böceği (firefly - FA) optimizasyon yöntemlerinden yararlanılarak geliştirilen hibrit yöntem (hybrid artificial bee colony firefly algorithm – HABCFA) kullanılmıştır. Bir görüntüdeki göze çarpan alanı veya nesneyi tespit etmek için geliştirilen algoritmalar genel olarak aşağıdan - yukarıya ve yukarıdan - aşağıya yöntemler olarak iki grupta ele alınmaktadır. Aşağıdan – yukarıya olan yöntemler görüntülerden elde edilebilen verileri kullanırken, yukarıdan – aşağıya olan yöntemler öğrenme tabanlı sistemlere ihtiyaç duymaktadır. Bu çalışmadaki yaklaşım görüntünün renk bilgisinden yararlandığından dolayı aşağıdan – yukarıya sınıfına dahil olmaktadır. Belirginlik tespiti sürecinde, göze çarpan bölgelerin daha hassas bir şekilde çıkarılmasını sağlamak ve daha optimum bir arka plan değeri elde etmek için süper-piksel tabanlı bir sınıflandırma yöntemi olan SLIC yöntemi ön işlem aşamasında kullanılmıştır. Ön işlem aşamasından sonra görüntünün kenar bölgelerinden elde edilen arka plan değeri, HABCFA yöntemi ile optimize edilmekte ve görüntüye en uygun arka plan değeri bulunmaktadır. Optimum arka plan değerinin mevcut görüntüden çıkarılması ile belirginlik haritası (saliency map) elde edilmektedir. Yapılan deneylerde, HABCFA belirginlik tespiti yöntemi, yaygın olarak kullanılan MSRA-1000, ECSSD, ICOSEG ve DUTOMRON veri kümeleri kullanılarak, literatürdeki 11 state-of-the art yöntem ile karşılaştırılmıştır. HABCFA'nın herhangi bir ekstra maske veya eğitim aşaması gerektirmeden elde ettiği sonuç görüntüleri, diğer yöntemlerin sonuçları ile karşılaştırıldığında, HABCFA'nın etkili olduğu görülmüştür. Ayrıca ABC, FA ve HABCFA yöntemleri, yakınsama oranı ve çalışma süreleri açısından bilinen dört kıyaslama problemi ile karşılaştırılmış ve HABCFA diğer iki optimizasyon yönteminden daha iyi bir performans üretmiştir.
İnsan kaynaklarının etkisi yönetim fonksiyonları açık organizasyonel değişiklik: Bir vaka çalışması Kırkük Üniversitesi
İnsan Kaynakları bölümü, iş süreçlerine katkıda bulunmak için hayati veya önemli olan tüm İK'ların bir karışımıdır. dernek amacının gerçekleştirilmesinde rol oynar. İnsan Kaynakları Ofisi bunlardan biridir. özellikle öğretici alanda hafife alınmış bölünme. Hatta egzersizler bile Bölümü tarafından verilen derneğin refahı için hayati önem taşıdığını tavsiye muhalefetteki genişleme ve yeniliğin iş tarafından benimsenmesi nedeniyle üstünlüğü elde etmek için, şu anda derneklerin durumu değiştirmesi hayati önem taşımaktadır. dernek kültürü yenilik almak ve muhalefet ile mücadele etmek. bundan böyle, bu değişiklik sadece insan kaynakları ofisi tarafından denetlenebilir. bölümlerinden biri olduğu için alıştırmaların her birini verin, örneğin, program hazırlama ve ilerletme, ödeme ve ücret, haklar ve düzen, icra ve inceleme vb. tatbikatlar, gelecek değişikliği yönetecek temsilcilerin oluşturulması için hayati önem taşımaktadır. İnsan varlık ofisi tarafından ihtiyaç duyulan belirli yetenek ve bilgilerin getirilmesine yardımcı olur. yerine getirilmesini yönetmek için temsilciler. Üniversite bugünlerde başladı öğretici alan için de insan varlıkları bölümünün önemini anlamak. Onlar gibi ayrıca dünya çapındaki rekabeti de yönetme ihtiyacı. Bu şekilde onlar da gerekli kolejin küresel normu ile başa çıkmak için belirli yetenekler ve bilgiler. bundan böyle, İnsan Kaynakları bölümü belki de kolejlerin ana ofisidir. Çalışmanın sahip olduğu İnsan kaynakları faaliyetlerinin insan kaynakları üzerindeki etkisi konusunda araştırma yaptı. örgütsel değişim. Bu çalışma için nitel yaklaşım seçilmiştir. NS Bu çalışma için veri toplama aracı, eli sıkı anketlerdir. NS 384 kişiye anket gönderilmiştir. Veriler toplandı ve güvenilirliği ve geçerliliği de kontrol edilmiştir. Bunun için dört değişken test edilmiştir. performans değerlendirme, eğitim ve geliştirme, haklar ve disiplin ve vii tazminat/teşvikler. Araştırma nicel tabanlı olup, anketler verilerin toplanması için seçilmiştir. 384 katılımcının toplanması hedeflenmiştir. Kerkük Üniversitesi'nden veriler. Verilerin %70'i analiz sürecinde kullanılmıştır. NS Sonuç, çoklu regresyon analizinin sig değerine göre yapılmıştır ve korelasyon analizi. Çalışma, araştırma sonuçlarını geçmiş çalışmalarla karşılaştırdı diğer araştırmacılar tarafından sunulmuş ve insan kaynakları faaliyetlerinin bir Örgütsel değişim ile pozitif ilişki.