Dokuz Eylül University
Discipline

Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı (disiplinlerarası)

Dokuz Eylül University

75

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Sılvıa Federıcı'nın feminist bakış açısı ile cadı avlarının yeni dünyanın inşasındaki rolü

Bu çalışma, Orta Çağ ve Yeni Çağdaki cadı avlarının ataerkil kapitalist sistemle ilişkisini kadın bedeni üzerinden ele almaktadır. Ataerkil kapitalizmin menfaati en çok kadın emeği, kadın bedeni ve cinselliği üzerinden sağlanmaktadır. 15. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar olağanüstü bir boyut kazanan cadı avlarının temelinde yatan sebep; kadının, ataerkil kapitalizmdeki köleleştirilmiş konumuna uyumlanmasını sağlamaktır. Avrupa'da cinsiyetçilikle başlayıp Yeni Dünya'ya ulaştığında ırkçılıkla devam eden tahakkümün cadı avları kullanılarak meşrulaştırılmaya çalışılması, kapitalizmin ne kadar tehlikeli bir sistem olduğunu gözler önüne sermektedir. Çalışmada, ataerkil kapitalist sistemin kadın cinsiyetine uyguladığı tahakkümü, sistemin başlangıç yıllarında gerçekleştirilen cadı avları temelinde Silvia Federici'nin perspektifinden bakarak ortaya koymak amaçlanmıştır.

Gökçe Ergençiçeği
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir'deki kadın dernekleri'nin toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalıkları: Sosyal medya paylaşımları

Cinsiyet temelli ayrımcılık, toplumsal yaşamda kadınları çok yönlü eşitsizliğe ve dayatmalara maruz bırakmaktadır. Feminist politika, kadının, insan hakları ve cinsiyet eşitliği zemininde, devletlerin politika yapma noktasında ve üretilen politikaların uygulanabilirliği üzerinde etken bir rol üstlenir. Sivil Toplum Kuruluşları, demokrasi, dayanışma, toplumsal cinsiyet ve insan hakları savunuculuğu yönüyle kadınların bireysel olarak güçlenmelerinde ve boyun eğmeleri beklenen sınırlara meydan okumalarında katalizör görevi görür. Dijitalleşen dünyada, medya ve internet ağı, ana hedefi daha geniş çevrelere ulaşmak olan STK'lar için eşsiz araçlardır. Derneklerin düzenlediği veya sponsor olduğu etkinlikler, onların vizyon ve misyonlarının yansımasıdır. Kadın derneklerinin bazı aktiviteleri, toplumsal cinsiyet rollerini pekiştiren nitelikte olabilmektedir. Bu çalışmada, İzmir'de faaliyet gösteren sosyal medyada görünürlüğü yüksek olan, hak ve savunuculuk türünde faaliyetlerde bulunan otuz üç kadın derneğinin 2019 Mart ayı ile 2020 Mart ayı arasındaki bir yıllık süreçte, Facebook hesaplarından yaptıkları gönderiler toplumsal cinsiyet eşitliği ışığında incelenmiştir.

Cinsel kimlikCinsiyet rolleriDernekler+5
Melike İnci Ercan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın haklarını savunan avukatların feminist hukuk teorisine bakış açıları ve deneyimleri üzerine niteliksel bir alan araştırması

Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık ülkemizde ve dünyada giderek büyüyen bir sorundur. Kadına yönelik şiddetin, kadınların özel alandan kamusal alana çıkamamalarının, örselenmelerinin en önemli sebebi olan ataerkil bakış açısı ile şekillenen toplumsal cinsiyet eşitsizliği siyaset, eğitim, sağlık gibi kurumların eliyle devam ettirilmektedir. Eril bakış açısının "toplumun en küçük birimi" olan aileden başlamak üzere tüm toplumsal ilişkilere sirayet ettiği gerçeği karşısında hukuk kurumlarının bu bakış açısından etkilenmediği düşünülemez. Hukuk, ataerkil bakış açısının ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kurulmasında, devam ettirilmesinde son derece önemli bir role sahiptir. Hukuk, önyargılardan arınmış, eşitliğe inanan, toplumsal cinsiyet eşitliğini içselleştirmiş yasa yapıcı ve uygulayıcıların eliyle bu ayrımcı bakış açısının sona erdirilmesinde de önemli bir araç olarak kabul edilmelidir. Feminizmin hukuka eleştirileri sonucu ortaya çıkan feminist hukuk teorisi yaklaşık kırk yıl önce ortaya çıksa da hukukçular arasında yaygınlaşmadığı görülmektedir. Bu düşünceden yola çıkarak bu çalışmada özellikle kadın hakları alanında çalışmaları olan avukatların feminizm ve feminist hukuk algıları, feminist hukuka bakış açıları ve feminist hukukun gerçekleşebilmesi için önerileri yarı yapılandırılmış sorularla nitel araştırma yöntemi kullanılarak tespit edilmeye çalışılmış ve alanda çalışırken yaşadıkları deneyimleri üzerinden hukuk kurumlarındaki ataerkil bakış açısı ortaya çıkarılarak, mevcut hukuka feminist bir eleştiri getirmeleri sağlanmak istenmiştir. Araştırmanın analizi sonucunda özellikle kadın hakları alanında çalışan avukatların feminizm ve feminist hukuka bakış açıları, kavramları tanımaları, deneyimleri ve önerilerinin analizi ile kadın haklarını savunan avukatların feminizm ve feminist hukuk farkındalıklarının yüksek olduğu ortaya konmuş ve feminist hukukun gerçekleşmesi için önerileri değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında, yasa yapma ve bu yasaların uygulanması sürecinde eril bakış açısının egemen olduğu hukuk sisteminde kadınların ve kadın hakları üzerine çalışan avukatların karşılaştıkları zorluklar ve çoğunlukla fail konumundaki erkeği koruyup, mağdur kadınları hukuksal korumanın dışına iten mekanizmalar feminist hukuk teorisi bağlamında ele alınarak çözümlenmeye çalışılmıştır. Mevcut hukuk sisteminin tarihsel süreç içinde kadını görmezden gelmesi ve kadınlığı görünmez kılması yönü ile mücadele edebilmek adına, katılımcılar ile yapılan görüşmeler ışığında feminist hukuk bakış açısını yansıtan eleştirel söylemler geliştirilmeye çalışılarak ataerkil normlarla çevrili mevcut hukuk sistemi yapı bozumuna uğratılmıştır.

AvukatlarAvukatlıkFeminist kuram+2
Gülce Mutoğlu Kılavuz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Modernleşme sürecinde Türk kadınının siyasal yaşama katılımı

Kadınların siyasal yaşama katılımları erkeklere oranla oldukça düşüktür. Tarihsel olarak kadın ve erkeğin farklı rollerinin olduğu fikri, kadın temsilinin siyasette daha az olmasına neden olmuştur. Kadınlar, avcı-toplayıcı dönemde yaşam alanlarında kalarak çocukların ve evin bakımını üstlenmiştir. Bununla birlikte eşinin olmadığı durumlarda ailesini ve yaşam alanını koruyabilmek için mücadele etmiştir. Bu durum, Türk topluluklarında da var olmakla birlikte, özellikle güç kavramının erkek veya kadına atfedilmediği, iki cinsin de her alanda eşit kabul edildiği görülmektedir. Konar-göçer bir yaşam şekline sahip olan Türk topluluklarında kadınlar; erkeklerle birlikte devlet yönetimine katılmışlar, elçilik gibi önemli işlerde de görev almışlardır. Fakat zamanla İslamiyet'i seçen Türklerde Arap kültüründen etkilenme meydana gelmiş, böylece kadınlar hayatın her alanında daha pasif konuma getirilmiştir. Cumhuriyet Rejimi sonrasında bu durum değiştirilmeye çalışılmış, kadınlara toplumun her alanında haklar ve özgürlükler verilmiştir. Fakat toplumsal temelde yer alan cinsiyet rolleri, kadınların özellikle siyasal yaşamda istenilen şekilde temsil edilmelerine engel olmuştur.

KadınlarModernleşmeSiyasal katılma+2
Buse Binici
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ruh sağlığı çalışanlarının feminist terapi yaklaşımına ilişkin görüşleri: Nitel bir araştırma

Bu araştırmanın amacı kendini feminist olarak tanımlayan ruh sağlığı çalışanlarının feminist terapi yaklaşımına ilişkin görüşlerini ortaya koymaktır. Türkiye'de yeterince temsil edilmeyen feminist terapinin ruh sağlığı çalışanlarının terapi uygulamalarına nasıl yansıdığının anlaşılması hedeflenmiştir. Araştırmanın modeli nitel araştırmadır. Araştırmanın çalışma grubu, ölçüt örnekleme yöntemi ile seçilen 14 ruh sağlığı çalışanından oluşmaktadır. Görüşmeler sonucunda elde edilen veriler içerik analizi yöntemi ile çözümlenmiştir. Elde edilen bulgular sonucunda ruh sağlığı çalışanlarının feminist kimliklerinin gelişiminde toplumsal hayatta gözlemledikleri veya deneyimledikleri cinsiyet eşitsizliklerinin en etkili faktör olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Buna ek olarak eşitlikçi bir aile içinde büyümenin, ailede güçlü kadın rol modele sahip olmanın ve feminist aktivist hareketin içinde yer almanın feminist kimlik gelişiminde etkili olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların feminist terapi literatürüne hakim oldukları görülmüştür. Feminist ruh sağlığı çalışanlarının; cinsiyet rollerini terapide ele aldığı, terapist ve danışan ilişkisinin eşitliğine önem verdiği, danışanlarını güçlendirmeyi amaçladıkları sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların görüşleri doğrultusunda feminist terapiden tüm bireylerin yararlanabileceği sonucuna ulaşılırken, toplumsal cinsiyet normlarından zarar görmüş bireylerin en fazla yardımı göreceği belirlenmiştir. Katılıcmıların mesleki eğitimleri incelendiğinde, ruh sağlığı uzmanlarını yetiştiren yükseköğretim kurumlarında feminist terapiye yer verilmediği tespit edilmiştir. Ayrıca ruh sağlığı çalışanlarının büyük kısmının mesleki yaşantılarında cinsiyet rolleri ve bu rollere dayalı eşitsizlikleri deneyimledikleri görülmüştür. Türkiye'de psikoloji ile psikolojik danışmanlık ve rehberlik alan yazında feminist kimlik gelişimi, feminist terapi, feminist terapistler üzerine yapılmış oldukça sınırlı sayıda araştırma bulunmaktadır. Bu araştırmanın kadın çalışmaları ve feminist terapi çalışmaları alanına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

FeminizmKadınlarPsikiyatrist+5
Aslıhan Abadan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların özel "ev içi" alanda göstermiş oldukları duygusal emeğin feminist perspektiften incelenmesi: Türkiye'den örnek bir çalışma

Bu araştırmanın amacı, Türkiye'de ''ev içinde'' kadınların göstermiş oldukları ''duygu yönetiminin'' toplumsal cinsiyet eşitsizliği çerçevesinde incelenmesidir. Bu doğrultuda feminist metodoloji kullanılmış; çalışan, evli ve çocuklu 25 kadınla derinlemesine görüşme yapılarak, niteliksel yöntembilim ile veri üretilmiştir. Yapılan görüşmelerden elde edilen bulgular, kadınların toplumsal cinsiyet rollerini fazlasıyla benimsediklerini, bu sebeple, ev içi iş ve bakım yükünün büyük bir kısmını ''fedakârlık'' adı altında üstlendiklerini göstermektedir. Kendilerinden anlayış, sabır, bakım ve empati göstermeleri beklenen kadınlar, fiziksel ve zihinsel emeğin yanı sıra olumsuz duygularını bastırarak duygu yönetimi yapmak zorunda bırakılmışlardır. Araştırma sonucunda, kadınların duygu yönetimini en çok çocuklarıyla bakım/ilgi alanında yaptığı ortaya konulmuştur. Ayrıca duygu yönetiminin eğitim ve yaşa göre değişim gösterdiği, kadınların yaş aldıkça duygusal emeği yüzeysel, derinlemesine ve samimi davranış stratejileri kullanarak daha sık ve farkında olmadan yaptıkları gözlemlenmiştir. Bu da, duygusal sermayenin duygusal emek için gerekli olduğu varsayımını destekleyici niteliktedir. Anahtar Kelimeler: Duygu, Duygusal Emek, Toplumsal Cinsiyet, Fiziksel Emek, Zihinsel Emek, Hane İçi İş Bölümü, Duygu Yönetimi

Duygu yönetimiDuygusal emekEv içi emeği+2
Miray Ergin
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kahvehane müdavimi erkeklerin erkeklik deneyimleri ve toplumsal cinsiyet temelli şiddete bakış açıları üzerine niteliksel bir araştırma

Özellikle feminist hareketin alanda elde etmiş olduğu kazanımlara ek olarak erkeklik çalışmalarının arttırılmasının da toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesi açısından elzem bir öneme sahip olduğu görülmektedir. Günümüzün değişen şartlarına paralel olarak ataerkil sistemin idealize kalıplar içerisine oturtmuş olduğu hegemonik erkeklik kategorisinden farklı olarak, ataerkil toplumda ikincil konuma itilmiş, marjinalleştirilmiş ve madunlaştırılmış farklı erkeklik kategorileri ortaya çıkmıştır. Bu farklı erkeklerin kendilerini kabul ettirdikleri ve iktidara müdahil oldukları bir toplumda ideal erkeklik tanımı ve toplumsal cinsiyet rollerine olan bakış açısı da değişime uğramakta ve hegemonik erkeklik adeta bir yapı bozumuna uğratılmaktadır. Bu çalışma kapsamında kahvehane kültürü ile tanışmış ve hayatlarının belli bir bölümünde kahvehaneye gitme pratiğine sahip olmuş 18 erkek katılımcı ile derinlemesine görüşmeler yapılarak, nitel bir saha çalışması yürütülmüştür. Connell'ın Yapılandırmacı Erkeklik Kuramındaki hegemonik erkeklik kategorisi dışında kalan; işbirlikçi, marjinal ve madun erkeklikler olarak sınıflandırılan farklı erkekliklerin toplumsal cinsiyet rolleri çerçevesinde erkekliği nasıl inşa ettikleri ve inşa edilen bu erkeklik algılarının toplumsal cinsiyete dayalı şiddete nasıl yansıdığı; kendi öznel deneyimleri, düşünceleri ve anlatımları üzerinden değerlendirilerek hegemonik erkekliğin baskın söylemleri alt üst edilmeye çalışılmıştır. Çalışma sonucunda toplum içerisindeki farklı erkeklerin tek bir erkeklik kategorisinde olmadığı; zamana, mekâna, kültüre ve kişiye göre değişen bir toplumsal cinsiyet bakış açısı ile farklı erkeklik maskeleri ardında hayatlarını idame ettirdikleri görülmektedir. Tıpkı kahvehanelerdeki yancı erkekler ve diğer aktörlerin oyuna müdahil olduklarında, oyundaki erkeklerin hamlelerini değiştirerek oyuna yönünü değiştirdikleri gibi, toplum içerisindeki farklı erkeklerin de hegemonik düzene müdahil olduklarında ataerkil sistemin egemen söylemlerini altüst edebilecekleri görülmüştür.

Cinsiyet rolleriErkeklerErkeklik+5
Sedat Atak
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ataerkil yargılamalar: Salem cadı mahkemeleri

Bu çalışmada cadının cinsiyetini kadın olarak kuran ataerkil iktidarların cinsiyetçi ve kadın düşmanı görüşlerinin genelde cadı yargılamalarına ve özelde ise Salem cadı mahkemelerine nasıl yansıdığı incelenecektir. Antik Yunan'dan Roma'ya, Erken Hıristiyanlık Dönemi'ne, Ortaçağ'a ve Erken Modern Dönem'e kadar cadı figürünün nasıl değişip dönüştüğü ve bu dönüşümler içerisinde kadınların konumunun nasıl etkilendiği tezin temellendirilmesi açısından oldukça önem taşımaktadır. Özellikle Hıristiyanlık cadılığın algılanmasında bir kırılma noktası oluşturmuştur. Hıristiyanlık ile birlikte cadılığın günahla ve şeytani olanla anılmaya başlanması ve Adem ile Havva hikayesinin kadının günahkar ve kandırılmaya açık zayıf cins olduğu şeklinde yorumlanması ataerkil iktidarların kadınları şeytanın etkisine daha açık, dolayısıyla da cadı olmaya daha yatkın kişiler olarak kurgulamasına yol açmıştır. Hem Avrupa'da hem de Salem'de gerçekleşen cadı avlarında suçlanan, suçlu bulunan ve öldürülen kişilerin çoğunluğunun kadın olmasının en önemli sebebi budur. Bir diğer önemli kırılma noktası ise cadılığın suç sayılarak cadının hukukun nesnesi haline gelmesidir. Bu noktada, ataerkil iktidarların, dinin etkisiyle artan kadın düşmanı fikirlerinin cadı yargılamalarına yansıması kaçınılmazdır. Bu çalışmada, kendine has bazı özelikleri ile Avrupa'da gerçekleşen cadı avı ve yargılamalarından ayrılan Salem cadı avı ve yargılamaları incelenecektir. Bu çalışmanın amacı, Salem'de cadılıkla suçlanan ve çoğunluğunu kadınların oluşturduğu kişilerin sorgulanma ve yargılanma süreçlerini ataerkil iktidarların kadın düşmanı söylemleri doğrultusunda feminist bir bakış açısıyla analiz etmektir.

AtaerkilCadıEril+4
Yaprak Yurtseven
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğretmenlerinin toplumsal cinsiyet algısına yönelik fenomenolojik bir keşif: Van Erciş örneği

Bu çalışmada eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliğinin öneminden yola çıkılarak lise öğretmenlerinin toplumsal cinsiyet algısının tecrübeye ve cinsiyete göre fark edip etmediği, ediyorsa ne denli benzerlik ve farklılıklara sahip olduğu araştırılmıştır. İlk bölümde cinsiyet ve toplumsal cinsiyet farkı belirtilmiş, toplumsal cinsiyet rollerinin ailede ve dil aracılığıyla nasıl dayatıldığı paylaşılmış, eğitimde öğretmenlerin rolü, eğitimde ve eğitim materyallerinde toplumsal cinsiyet kavramı ele alınmıştır. İkinci bölümde çalışmanın yöntemi, feminist bakış açısı, nitel araştırma yöntemlerinin amacı ve görüşme sorularının içeriği paylaşılmıştır. Araştırma kapsamında Van ilinde görev yapmış ve yapmakta olan 11'i kadın 11'i erkek olmak üzere toplam 22 öğretmen ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Katılımcılardan 11'i beş yıldan fazla tecrübeye sahip iken diğer 11 katılımcı 2 yıldan az tecrübeye sahiptir. Öğretmenlere "Aile, Eğitim Geçmişi, Mesleki Açıdan Okul, Materyal Değerlendirmesi, Öğrenci Çalışmaları Açısından Okul, Veli İlişkileri" başlıkları altında sorular yöneltilmiştir. Çalışma sonucunda; iki yıldan az tecrübeye sahip kadın öğretmenlerin beş yıldan fazla tecrübeye sahip kadın öğretmenlere oranla, 5 yıldan fazla tecrübeye sahip öğretmenlerin iki yıldan az tecrübeye sahip öğretmenlere oranla ve erkeklerin kadınlara oranla daha fazla cinsiyetçi görüşlere sahip oldukları ortaya çıkarılmıştır.

Pınar Karadağ
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli mülteci kadınların güçlendirilmesinde sivil toplum kuruluşlarının rolü

Suriye'deki iç savaşın bir sonucu olarak 2011 yılından itibaren Türkiye'ye yönelen zorunlu göçün aktörü olan Suriyeli mülteci kadınların, toplumsal cinsiyet rollerinden gelen dezavantajlı durumlarını açığa çıkarmak, bu dezavantajların giderilmesinde ve mülteci kadınların güçlendirilmesinde STK'ların etkisine odaklanmak bu tez çalışmasının temel amacıdır. Göç olgusunun tarihsel süreçteki değişiminin ve kadınlaşmasının anlaşılabilmesi için göç kuramları ayrı ayrı incelenmiş ve feminist literatürün klasik göç kuramlarına getirdiği eleştiriler ve katkılar odağa alınmıştır. Böylece klasik göç kuramlarının ve bu kuramlara dayalı geliştirilen hâkim söylemin, kadın deneyimlerini nasıl göz ardı ettiği vurgulanmıştır. Çalışmanın bir diğer amacı, Suriyeli mülteci kadınların güçlendirilmesine katkı sunan STK'ların faaliyetlerini sınıflandırmak ve feminist perspektiften yorumlamaktır. Suriyeli mültecilerle çalışan çok sayıda STK olması nedeniyle bu çalışma, alanda çalışan tüm STK'ları listelemek yerine mülteci kadınlarla ilgili çalışmalar yürüten STK'lara odaklanmıştır. Bu STK'lar belirlenmiş ve mülteci kadınlarla ilgili faaliyetlerde görev almış STK çalışanlarıyla yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerden edinilen bilgiler ışığında düzenlenen faaliyetlerin mülteci kadınların güçlendirilmesindeki etkisine ve bu etkinin sürdürülebilir olup olmadığı bilgisine ulaşılmaya çalışılmıştır.

Ekonomik güçlendirmeGöçmenlerKadınlar+7
Demet Altuntaş
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Darbe, cinsiyet ve bellek: 12 Eylül 1980 darbesine ilişkin kadınlar arası bellek aktarımı

12 Eylül 1980 askeri darbesi Türkiye toplumunun siyasal hayatında büyük dönüşümler yaşatan bir toplumsal olaydır. Bu olay, toplumsal hayatı ve siyasal hayatı etkileyen bir dizi dönüşümü getirmekle birlikte yaşandığı süreçte de bir dizi hak ihlaliyle ağırlıklı olarak Türkiye'deki sosyalist hareketi etkileyen sonuçlar yaratmıştır. Pek çok toplumsal mesele gibi 12 Eylül darbesi de toplumun belleğinde bir yer edinmiştir. Darbeden etkilenen kişiler arasında ağırlıklı olarak sosyalistler bulunmaktadır. Bununla birlikte darbeye dair yapılan pek çok belgesel ve araştırmada sosyalist erkeklere atıfta bulunulmuş, darbenin toplumsal etkileri farklı kuşaklardan erkekler arası bir siyasal toplumsal değişim olarak algılanmıştır. Kadınların 1980 darbesi öncesi mücadeleleri de görünmez kılındığından bu toplumsal travmadan etkilenme ve bu travmayla baş etme meselesinde ve yeni siyasal toplumun içinde de kadınlar bir toplumsal özne olarak görülmemişlerdir. Bu bağlamda kadınların ataerkil toplum yapısı içerisinde görünmezleştirilen mücadelelerini açığa çıkarmak ve kuşaklar arası bellek taşıyan toplumsal özneler olduklarını ortaya koymak önemlidir. Çünkü kadınlar siyaset içerisinde aktif siyaset yapıyor olsalar da olmasalar da toplumsal öznelerdir. Tez kapsamında görüşülen kadınlar da 12 Eylül 1980 darbesi öncesi sosyalist bakış açısıyla Türkiye'nin siyasal hayatında aktif yer alan kadınlar ve onların kızlarıdır. Böylelikle kadınların kuşaklar arası bellek yoluyla politik öznelikleri incelenecektir. Kadınların bellekleri ve politik özneliklerini ortaya koymak için sözlü tarih yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem ile görüşülen aynı aileden farklı kuşak kadınların darbeye dair bellekleri ve bu bellekten yola çıkarak günümüz politik öznelikleri bu tez çalışmasında yer bulmuştur.

12 Eylül 1980 DönemiAskeri müdahaleBellek+4
Nilüfer Bulut
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

2010-2020 yılları arasında yerel yönetimlerin kadınlara yönelik sosyal hizmetleri: İstanbul ve İzmir Büyükşehir Belediyeleri örnekleri

Bu çalışmada 2010-2020 yılları arasında kadınlara yönelik sunulan sosyal hizmetler yerel yönetimler üzerinden incelenmiştir. Üzerinde durulacak hizmet sağlayıcısı yönetim birimi olarak ise belediyeler seçilmiştir. Tezin kavramsal çerçevesi sosyal belediyecilik anlayışı üzerine kurulmuş, bu bağlamda sosyal belediyeciliğin dünyada ve Türkiye'de tarihsel gelişimine değinilerek kadınlara sunulan sosyal hizmetlerde ne gibi işlevleri olduğuna odaklanılmıştır. Türkiye'de sosyal belediyeciliğin gelişimi ise cumhuriyet öncesi ve sonrası olarak dönemsel bir ayrım yapılarak ele alınmıştır. Burada sosyal belediyecilik ele alınırken, sosyal politikaların uygulama araçlarından olan sosyal hizmetlerin toplumsal cinsiyet boyutu üzerinde durulmuş, kadınlara sunulan sosyal yardımların ve hizmetlerin kadınların hayatlarında ve refahlarında ne gibi etkileri olabileceği tartışılmıştır. Belediyelerin bütçe planlamalarında ve hizmetlerinin sunumunda toplumsal cinsiyete duyarlı bir anlayışın kurumsallaşması için uygulanacak olan yerel politikaların belirlenmesinde farklı siyasal yaklaşımların olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın ampirik kısmında, 2010-2020 yılları arasında biri iktidar diğeri ana muhalefet partisine mensup belediye başkanları tarafından yönetilen İstanbul ve İzmir Büyükşehir Belediyeleri, sosyal belediyecilikte kadınlara yönelik hizmetleri açısından değerledirmek üzere örnek olarak seçilmiştir. İki farklı belediyenin toplumsal cinsiyet duyarlılıkları; sosyal belediyecilik anlayışları ve bununla bağlantılı olarak sundukları hizmetlerin kapsamları ve nitelikleri üzerinden karşılaştırmalı bir anlatımla sunulmuştur. Belediyelerin, bu tarih aralığında yayınlamış oldukları stratejik planları, belediyelerin en üst politika belgeleri olmaları dolayısıyla sunulan sosyal hizmetlerin toplumsal cinsiyet boyutunu incelemede yol gösterici olacağından analiz kapsamına alınmıştır. Çalışmada, sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda kadınlara sunulan veya sunulması planlanan hizmetler yoluyla, eşitliği temel dinamik olarak alan kadın dostu bir belediyeciliğin mümkün olup olmadığı sorgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Yerel Yönetimler, Sosyal Belediyecilik, Sosyal Hizmetler

BelediyelerKadınlarSosyal hizmetler+6
Ece Kadıköylü
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sivil toplum kuruluşlarının kadın girişimciliğine etkisi: Sosyal sermaye kavramı üzerinden bir araştırma

Günümüz dünyasında kadın girişimciler başarılı uygulamalarıyla ön plana çıkmaktadır. Fakat kadın girişimcilerin sahip oldukları sermaye seviyeleri ve kapasiteleri erkeklere oranla farklılık göstermektedir. Bu farklılığın önemli nedenlerinden biri de sahip oldukları cinsiyet nedeniyle kadınlık üzerinde oluşturulan toplumsal cinsiyet rolleridir. Bu roller kadın girişimcilerin sermayeye ulaşma süreçlerinde erkeklere kıyasla dezavantajlı konumlar yaratmaktadır. Kadın girişimcilerin sahip oldukları sermaye türlerinden biri olarak karşımıza çıkan sosyal sermaye kapasiteleri de toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle olumsuz şekilde etkilenmektedir. Erkeklerin çok daha kolay erişebildikleri sosyal sermaye kaynaklarına kadınlar büyük uğraşlar sonucu erişebilmektedir. Kadın girişimcilerin bu kaynaklara erişim yolculuğunda sivil toplum kuruluşları önemli aktörler olarak karşımıza çıkmaktadır. Sivil toplum kuruluşlarının yaptığı faaliyetlerin kadın girişimcilerin sosyal sermaye kapasitelerinin geliştirilmesinde olumlu katkılar yaptığı birçok ülke araştırması kapsamında belirtilmiştir. Bu etkinin Türkiye dışında çalışılmasının nedenleri arasında sivil toplum kuruluşlarının Türkiye bağlamında henüz çok yeni olması gelmektedir. Bu nedenle araştırma daha önce yapılan ülke örnekleri ışığında Türkiye'de sivil toplum kuruluşlarının kadın girişimcilerin sahip oldukları sosyal sermaye üzerine nasıl bir etki yaptığını araştırmaktadır. Araştırma kapsamında sosyal sermayenin ölçümlenmesinde kullanılan araçlar ışığında çevrimiçi anket hazırlanmış ve Türkiye'nin birçok noktasında faaliyet gösteren kadın girişimcilere ulaştırılmıştır. Değerlendirilen veriler doğrultusunda sivil toplum kuruluşlarının kadın girişimcilerin sahip olduğu sosyal sermaye kaynakları üzerinde olumlu etkileri olduğu tespit edilmiştir.

Gözde Yazıcı Akyüz
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Erken Cumhuriyet dönemi Türk siyasi karikatüründe erkeklik: Karikatür dergisi örneği: 1936-1948

Bu çalışma Erken Cumhuriyet Dönemi siyasi karikatüründe erkekliğin/erkekliklerin kurgulanışını ele almaktadır. Erken Cumhuriyet Dönemi'ne karikatür üzerinden bakarken, karikatüre de erkeklik üzerinden bakmaktadır. Çalışmada feminizmden erkeklik çalışmalarına uzanan teorik ve kavramsal çerçeve ile tarihsel arka planda erkekliğin siyaset, siyasi kavramlar, cinsiyet rejimi, milliyetçilik, militarizm, oryantalizm, cinsiyetçilik ve antikomünizm gibi kavramlarla ilişkisi dönemin siyasi dinamikleriyle beraber değerlendirilmiştir. Yapılan bu değerlendirme 1936-1948 yılları arasında yayımlanmış olan Karikatür Siyasi Mizah Dergisi örneği üzerinde somutlaştırılmıştır. Karikatür Siyasi Mizah Dergisi örneği üzerinde, dönemin siyasi olaylarını ve ideolojik dönüşümü erkeklikler üzerinden inceleyen bu çalışmada, erkekliğin ilişkisel bir iktidar üzerinden kurgulanmasından dolayı kadınlara da bakılmış ve erkekliğin kurgulanışında kadınların konumu da değerlendirilmiştir. Çalışmadaki teorik ve kavramsal çerçeve ile tarihsel arka plan, siyasi karikatürde erkekliği incelerken izlenecek yöntemin tarihsel ve ideolojik seyrini ortaya koymaktadır. Bu seyir içinde, Karikatür Siyasi Mizah Dergisi'nin yayın aralığı göz önüne alındığında hem Tek Parti dönemine (1936-1945) hem de birkaç yılı olmak üzere Çok Partili döneme (1946-1948) yönelik bir değerlendirme yapılabilmiştir. Başlangıcından bitişine İkinci Dünya Savaşı da derginin yayın aralığının içinde kalmış ve değerlendirilmiştir.

Cumhuriyet DönemiDünya Savaşı IIErkeklik+3
Tuğrul Çelik
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Beden ve iktidar: Radikal feminizmin cinselliğe bakışının incelenmesi

Araştırma beden ve iktidar arasındaki ilişkiyi feminist teorinin vurgularıyla anlamlandırmaya çalışırken beden üzerinde tahakküm kurmanın felsefi ve psikolojik alt yapılarını ifşa etmeyi hedeflemiştir. Bu vurgunun temeli oluşturulurken zihin ve bedenin birlikte çalışma prensiplerinden faydalanılmış; feminist akımlardan radikal feminizmin kadın bedeni ve cinselliği ile ilgili yorumları ve radikal feminizmin görüşlerine karşı olarak belirtilen özgürlükçü görüşler incelenerek kadın sınıfının kendi bedeninin kontrolüne nasıl sahip olabileceği üzerine düşünülmüştür. Tezin amaçladığı, bu kapsamda feminist mücadeleye katkı sağlamak, "Öteki" olarak tanımlanan kadının ötekiliği içselleştirmesine engel olmaya çalışmaktır. Bu amaç doğrultusunda bedeni ve cinselliğinin yalnızca kadının kontrolünde olması için nelerle mücadele edilmesi gerektiği ve radikal feminizmin bu kapsamda hangi konularda yanılmış olabileceği araştırmanın tartıştığı konulardır.

BedenCinsellikFelsefe+4
İlknur Aktulan
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Erkeklik, milliyetçilik, askerlik: Ekşi Sözlük örneği

Erkeklikler büyük ölçüde geçmişten gelen ataerkil pratikler ile hakim söylem ve ideolojiler ekseninde inşa edilir. Doğumla geldiği ve sabit olduğu düşünülen erkeklik ve erkekliğe atfedilen özellikler, milliyetçilik söylemi ile benzerlik gösterir. Modern devletlerin kurucu ideolojisi milliyetçilik, ataerkil erkeklik ile karşılıklı örülür. Zorunlu askerlik hizmeti ise Türkiye'de erkek vatandaşları göreve çağıran milliyetçi bir pratiktir. Ataerkiden ayrı düşünülemeyecek milliyetçi pratikler ve erkekliklerin inşasında askerlik hizmeti kritik önemdedir. İktisadi-toplumsal koşullar askerlik hizmetinin çeşitlenmesine yol açmıştır. Erkek olmanın ve milliyetçiliğin aynı anda yüceltildiği askerlik deneyimi, kişilerin cinsiyet ve milliyet bağlamında kimliklenme süreçlerini hem pekiştiren hem de sorgulatan güçlü bir deneyimdir. Ekşi Sözlük 1999 yılında kurulmuştur ve günümüzde en çok ziyaret edilen internet sitelerinden biridir. Her ay milyonlarca ziyaretçiye ulaşan Ekşi Sözlük'ü, toplumsal kabullerin ve kalıpyargıların gözlemlenebildiği, iktisadi-toplumsal değişimlerin izlerini sürebileceğimiz dijital bir yansıma olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır. Bu çalışmada 2015-2021 yılları arasında Ekşi Sözlük'ün "Erkeklik", "Milliyetçilik" ve "Askerlik" başlıklarına yazılmış alıntılar incelenmiştir. Erkeklik ve milliyetçilik söylemi arasındaki benzerlikleri ve söylem ile pratik arasındaki çelişkileri askerlik deneyimi ile ilişkilendirerek açıklamayı hedefler. Bu amaçla, ilgili Ekşi Sözlük başlıklarında öne çıkan temalar, aralarında bulunan benzerlikler ve çelişkiler eleştirel söylem analizi yöntemi ile incelenmiştir.

Doğa Melis Zeybek
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sinemada erkeklik krizi: Subay ve Centilmen-Top Gun filmleri üzerinden araştırma

Bu araştırmada toplumsal cinsiyet rollerinin sonucunda meydana gelen ataerkinin, toplumsal cinsiyet çalışmalarında irdelenen erkeklik çalışmalarının beyaz perdeye yansıması çalışılmaktadır. Toplumsal cinsiyet çalışmaları yoğun olarak kadın çalışmalarıyla yapılmaya başlanmış bir müddet sonra toplumdaki konumu, statüsü ve iktidarını anlamlandırmak üzere erkek çalışmaları yoğunluk kazanmıştır. Böylece eril güç ve hegemonik erkeklik kavramlarının yanı sıra erkeklerin baskı altında bulunabildiği ve ezilebildiği kimliklerin var olabildiği üstelik ezen rol öznesinde erkeğin bulunduğu durum ortaya çıkarılmıştır. Beden ve duygular ile bağın kaybedilmesi neticesinde meydana gelen gücün, özellikle gelişmekte olan toplumların sahip olduğu eşitlik ve özgürlük gibi kavramlarla bakış açısı ve tutum değişikliği yaşaması; sosyal ilişkilerin anlamını belirleyerek tüm tavır ve davranışlarıyla baskınlığını teyit eden özne olma hali, iktidar konumu hegemonik erkeklik olgusunun dönüşümünü mümkün kılmıştır. 1970'lerden sonra uzaklaşılan cinsiyet rolleri güç ilişkilerinin açıklanmasında yetersizlik ve belirsizlik atfetmektedir. Bu durum toplumsal yapıda yaşanan değişimi simgelemekte ve sinema perspektifinden okunmak üzere izleyiciye sunulmaktadır. Sinema filmlerinde erkek karakterlerin tahakküm veya hegemonik güçlerinden ziyade edilgen olarak nitelendirilebilecek negatif özelliklerin yansıtıldığı bu değişim erkeklik krizi olgusu ile açıklanmakta ve yeni araştırma alanları meydana getirmeye başlamaktadır. Bu kapsamda 1980'lerde Hollywood sinemasında gözlenen erkeklik krizi kavramı incelenmektedir. Barındırdığı temsiller ile hegemonik erkeklik ihtiva ettiği düşünülen filmlerde esasında eril krize dönüşüm gösterilmektedir. Bu nedenle An Officer and A Gentleman (Subay ve Centilmen,1982) ile Top Gun (Top Gun,1986) filmleri analiz edilmektedir. Sosyolojik eleştirel söylem yönteminden yararlanarak tematik analiz tekniği ile gerçekleştirilen analiz neticesinde erkek kimliklerinin yaşadıkları değişim ortaya konulmaktadır.

Cansu Yurdabakan
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kent hakkı bağlamında transların cinsiyet kimliği deneyimleri: Pakistan- Lahor, İstanbul karşılaştırması

Araştırmada İstanbul ve Lahor kentlerinde yaşayan transların gündelik yaşam deneyimleri Uluslararası insan hakları mevzuatındaki normlardan ve bu normlardan oluşturulan göstergelerden faydalanılarak kent hakkı literatürü ışığında kentteki hak alanları üzerinden incelenmiştir. Kişilerin yaşam deneyimlerinin normlar ve standartlarla olan uyumluluğu kent ölçeğinde transların insan haklarının nasıl somutlaştığında dair fikir vermiştir. Araştırma iki kentin sosyo-kültürel farklılıklarını, yereldeki trans aktivizminin farklılıklarını, ulusal düzeydeki translara ilişkin mevzuattaki farklılıkları dikkate alarak kent hakkı bağlamında transların gündelik yaşam deneyimlerine ilişkin çıkarımlarda bulunmuş ve kent düzeyinde transların hak ve hizmetlere erişimlerinde karşılaştığı engeller ve maruz bırakıldığı ayrımcılıklarda benzerlikler olduğunu göstermiştir. Hak ihlallerine ilişkin olarak transların taleplerine de yer verilen çalışmada Pakistan'da transların haklarının korunmasına yönelik anayasal düzeyde gerçekleşen gelişmelerin uygulamada yetersiz kaldığı, Türkiye'de ise transların hem gündelik yaşamda hem de mevzuatta görünmezliğinin devam ettiği sonucuna varılmıştır.

Niyaz Uslu
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Turizm eğlence sektöründe göçmen kadın istihdamı

Dünya genelinde kendisini gösteren göçün feminizasyonu sürecinin etkisi ile günümüzde Türkiye'ye gelen göçmenlerin de büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor. Ülkeye gelen kadın göçmenler çeşitli sektörlerde istihdam sağlıyor ve çoğu zaman kayıtsız çalışıyor, hem göç hem de iş hayatı sürecinde birçok sorun ile karşılaşıyor. Türkiye'de çalışan göçmen kadınların önemli bir bölümü Eski Doğu Bloku ülkelerinden geliyor ve bu kadınların büyük bir kısmı ev ve bakım hizmetleri, turizm, seks işçiliği gibi sektörlerde çalışıyor. Turizm sektörü içerisinde eğlence alanında çalışan kadınların da çok büyük bir kısmı Eski Doğu Bloku ülkelerinden geliyor ve dış görünüşleri, haklarındaki önyargılar dolayısıyla diğer alanlardan farklı sorunlarla da karşı karşıya kalıyorlar. Niteliksel yöntem ile gerçekleştirdiğim bu çalışma Türkiye'de turizm sektöründe ve özel olarak sektörün eğlence ayağında istihdam eden göçmen kadınların çalışma koşullarını, çalışma hayatında yaşadıkları problemleri ortaya çıkarmayı amaçlıyor ve Bodrum bölgesinde çalışan animatör ve dansçı 15 göçmen kadınla ve 1 işveren erkek ile yaptığım görüşme bulguları ile sektördeki bireysel tecrübelerimi temel alıyor.

Düzensiz göçGöçmenlerKadınlar+7
Lütfiye Pınar Alkan
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Shakespeare'in Kış Masalı ve Hırçın Kız oyunları ile bu oyunların çağdaş yeniden yazımlarında toplumsal cinsiyet

Bireylerin toplumsal hayat içinde kendilerini konumlandırma biçimleri içine doğdukları veya içinde bulundukları kültürlerin toplumsal kodlarıyla yakından ilişkilidir. Ataerkil ideolojinin baskın olduğu toplumlarda var olan cinsiyetler arası eşitsizlik ilişkileriyle bireylerin kendilerine biçilmiş olan toplumsal cinsiyet rollerine uygun davranmaları arasında bir parallellik söz konusudur. Genel olarak bakıldığında, kadın ve erkekler üzerinde belli başlı şekillerde davranmaları yönünde baskı kurulmakta, bu baskı ataerkinin bakış açısından belirlenmektedir. Beklenilen özelliklere uymayan bireyler de toplum nezdinde ötekileştirilmektektedir. Bu çalışmada, William Shakespeare'in Hırçın Kız ve Kış Masalı adlı oyunları ile bu oyunların çağdaş yeniden yazımları olan Sirke Kız ve Zaman Boşluğu adlı romanlar toplumsal cinsiyet perspektifiyle edebiyatta kadın temsillerine ataerki tarafından dayatılan edilgenliğin kırılmasında feminist yeniden yazımların rolünün önemini göstermek amacıyla karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Bu bağlamda, oyunlardaki karakterlerin incelenmesi ve yeniden yazımlardaki karakterlerle karşılaştırılması çalışmanın ana eksenini oluşturmuş; aynı zamanda, kaynak metinlerin tarihsel çerçevesi de göz önünde tutulmuştur. İdeoloji, yapısöküm, yeniden yazım kavramlarının üzerinde durulurken bu kavramların kadına ve erkeğe atfedilen toplumsal cinsiyet rolleriyle bağlantısı bahsi geçen eserlerin karşılaştırmalı analizi üzerinden gerçekleştirilmiştir. Bu tez çalışmasının konusu olan oyunlar içinde bulunduğu dönemin toplumsal cinsiyet algısını yansıtırken yeniden yazımları da feminist bir bilinçle yalnızca kadın-erkek arasındaki eşitsizliği değil aynı zamanda ekonomik, ırksal, cinsel kimlik gibi diğer eşitsizlik ilişkilerine de yer verdiği için seçilmiştir; çalışmanın odağında toplumsal cinsiyet meselesi yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: İdeoloji, Ataerki, Toplumsal Cinsiyet, Eşitsizlik, Yeniden Yazım, Edebiyat

Cinsel ayrımcılıkEdebiyatKadın-erkek eşitliği+5
Pelin Arda Demir
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Genç işçilerin cinsiyetlenme süreci: Şişli Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi örneği

Neoliberalizmin eğitim alanındaki en büyük etkilerinden biri, meslek liselerinin, daha çok yoksul ailelerin çocuklarının öğrenim gördüğü kurumlar haline gelmesidir. Üstelik bu kurumlardan mezun olan öğrenciler çoğunlukla güvencesiz işlerde istihdam edilmektedirler. Kız öğrencilerin de kayıt yaptırdığı, erkek öğrenci yoğunluklu bir meslek lisesinde, öğrencilerin cinsiyetlenme süreçlerinde neoliberalizmin bu sonuçları da etkili olmaktadır. Bu tez, güvencesiz de olsa işgücünün yeniden üretiminin temel kurumu olmaya devam eden meslek liselerini Louis Althusser'in "İdeolojik Aygıt" kavramının odağına alırken, okul içi iktidar ilişkilerini Michel Foucault'nun "disiplinci iktidar" kavramıyla okumakta ve öğrencilerin cinsiyet bölünmesini, Pierre Bourdieu'nun cinsiyeti "habitus" olarak değerlendiren kavramsallaştırmasının izinden giderek açıklamaya çalışmaktadır. Bu kapsamda bu araştırma, Şişli Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde, öğrencilerin yaşam pratiklerini ve deneyimlerini ortaya çıkarmak amacıyla nitel bir yöntem olan feminist yöntem kullanılarak yapılmış, etnografik bir saha araştırmasıdır. Veriler katılımcı gözlemle ve yarı yapılandırılmış araştırma sorularının yer aldığı derinlemesine görüşmelerle elde edilmiştir. Araştırmada, geleneksel ve hiyerarşik bir yapıya sahip bu meslek lisesinde, cinsiyetlenme bağlamında kız öğrencilerin cinsiyet tanımlarını esnettikleri ve daha eşitlikçi davranışlar sergiledikleri, erkek öğrencilerin ise cinsiyet sınırları konusunda daha katı davrandıkları ve dönüşüme daha kapalı oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet, Cinsiyetlenme, Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Endüstri Meslek Lisesi, Neoliberalizm, Habitus, Disiplinci İktidar, İdeolojik Aygıt, Feminist Yöntem, Etnografik Saha Araştırması

Anadolu meslek liseleriAnadolu teknik liseleriCinsiyet+6
Yasemin Yılmaz
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Chimamanda Ngozi Adichie'nin Amerikana ve Boynunun Etrafındaki Şey adlı eserlerinde göç, ırk ayrımcılığı ve toplumsal cinsiyet

Kimlik algısının doğuştan geldiği ve sabit olduğu fikrinin aksine, bir söylem içerisinde kültürel olarak inşa edilerek ve iktidar ilişkileri ile doğrudan bağlantılı olarak bireylere benimsetildiği savından yola çıkılarak, bu çalışmada Chimamanda Ngozi Adichie'nin Amerikana başlıklı romanı ve Boynunun Etrafındaki Şey adlı öykü derlemesinden seçilen üç öykü incelenmiştir. Postkolonyal feminist bir bakış açısıyla yapılan bu incelemede, roman ve öykülerin göç bağlamında kimlik çatışmasını, toplumsal cinsiyet ve ırk ayrımcılığını nasıl örneklediğini ortaya koyma amacı güdülmüştür. Çoğunluğu göç deneyimi yaşamış kadınlardan oluşan karakter yelpazesi aracılığı ile farklı toplumsal koşullar ve farklı deneyimler sonucu kimlik algılarının uğradığı değişimler takip edilmiş ve bu karakterlerin kimlik çatışmalarını çözümlemek üzere başvurduğu yöntemler açıklanmıştır.

Adichie, Chimamanda NgoziGöçlerHikaye+5
Pelin Akman
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kurumsal sosyal sorumluluk uygulaması olarak "feminist" reklamcılığın (femvertising) postfeminizm ve meta feminizmi bağlamında incelenmesi ve kadın tüketiciler üzerindeki etkisi

Çalışmanın kuramsal çerçevesini kurumsal sosyal sorumluluk uygulaması (KSS) olarak postfeminizm ile meta feminizmi bağlamında incelenen femvertising oluşturmaktadır. KSS uygulamalarında paydaşların etkisini çok boyutlu olarak açıklayabilmek için işgücü piyasasında kadınların durumuna dair bir arka plan tartışması yürütülmüştür. Çalışmanın temel soruları ise femvertising'in kadınları güçlendirme misyonunun femvertising örneklerinde nasıl yer aldığı ve bu misyonun femvertising'in hedef kitlesi olan tüketicilerde nasıl karşılık bulduğudur. İlk temel soruya yanıt verebilmek için öncelikle amaca uygun örnekleme tekniği ile seçilen altı femvertising örneğine Saussure'ün yapısalcı göstergebilimsel yaklaşımı ve Barthes'ın düzanlam, yananlam, söylem ve mit kavramlarından yararlanılarak göstergebilimsel analiz uygulanmıştır. Bu analize göre femvertising'teki kadın temsilleri, çeşitlilik açısından sınırlı kalmaktadır. İncelenen reklamlar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini sistemsel bir sorun olarak görmemektedir ve eskisi kadar popüler olmayan cinsiyetçi söylemleri eleştirmeye çalışırken yeniden üretmektedir. İkinci temel soruya yanıt vermek için nitel yöntem feminist bir perspektifle kullanılmıştır. Amaca uygun ve kartopu örnekleme tekniğiyle seçilen 19 katılımcıyla yapılan derinlemesine görüşmeden elde edilen bulgular, betimsel ve sistematik analiz kullanılarak yorumlanmıştır. Katılımcılar, femvertising'in toplumsal cinsiyet eşitliğine katkı sağlayabileceğini ancak geliştirilmesi gereken yönleri de olduğunu düşünmektedir. Katılımcıların femvertising'e kıyasla inandıkları diğer değerler doğrultusunda tüketim yaptığı tespit edilmiştir. Bu çalışmayla kısıtlı sayıda çalışmanın bulunduğu femvertising konusuna feminist bir perspektiften katkı sağlamak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: femvertising, postfeminizm, meta feminizmi, kurumsal sosyal sorumluluk, nitel yöntem, göstergebilimsel analiz.

FeminizmFemvertisingGöstergebilimsel analiz+6
Göksu Köktürk
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Medyada bir ayrımcılık kriteri olarak cinsiyetlendirilmiş yaşçılık: Televizyon dizilerinde yaşlı kadınların temsili

Araştırma, yaşlıların özellikle de yaşlı kadınların maruz bırakıldığı ayrımcılığın, bir kitle iletişim aracı olan televizyon üzerinden nasıl meşrulaştırıldığı ve topluma yansıtıldığı üzerine yoğunlaşmaktadır. Yaşlanma sadece doğumdan ölüme kadar geçen sürenin kronolojisi değil, aynı zamanda toplum dinamiklerinden etkilenen bir kavramdır. Toplumdaki ayrımcı tutumlar, önyargılar ve kalıp yargılar da yaşlanma sürecini ve yaşlılık dönemini etkilemektedir. Bundan dolayı, çalışmanın temel kavramları yaşlılara karşı ayrımcılığı tanımlayan yaşçılık ve özellikle yaşlı kadınlara karşı negatif tutum ve davranışları ifade eden cinsiyetlendirilmiş yaşçılıktır. Cinsiyetlendirilmiş yaşçılık hem gündelik hayatta hem de kurumsal yapılarda kendine büyük bir yer bulmakta ve kadınlar yaşlandıkça gördükleri baskıyı arttırmaktadır. Kadınların özgürleştirilmesi amacını taşıyan feminist hareket de yaşlı kadınları, ortaya çıktığı günden itibaren göz ardı etmiştir. Yaşlı kadınlara karşı oluşan bu ayrımcı tutum ve davranışların televizyon dizileri içerikleri ile olan ilişkisini, içeriklerde yaşlı kadınların nasıl temsil edildiğini ve yaşlı kadınların yaşlı erkeklere ve genç karakterlere kıyasla nasıl bir konumda bir temsil edildiğini incelemek araştırmanın temel konusudur. Buna yönelik olarak, 1990'lı yıllardan her on yılda yayınlanan bir dizi seçilerek, bu dizilerdeki yaşlı kadın karakterler incelenmiştir. Toplamda 3 dizi ve bu dizideki 10 yaşlı kadın karakter incelemeye dahil edilmiştir. İnceleme boyunca, nitel yöntemden içerik analizi kullanılarak, yaşlı kadın karakterlerin karakter özellikleri, toplumsal konumları, fiziksel özellikleri ve mekânsal ilişkileri feminist bakış açısıyla analiz edilmiştir. Analiz sonucunda, her ne kadar farklı siyasi ortamlarda ve farklı on yıllarda yayınlanmış olsa da, yaşlı kadınların oldukça geleneksel ve homojen bir çerçevede temsil edildiği görülmüştür. Bütün karakterler, özellikle de yaşlı erkek karakterler, dikkate alındığında, en dezavantajlı konumda temsil edilen grubun yaşlı kadınlar olduğu gözlemlenmiştir. Araştırma, feminist hareket içerisinde ve feminist yazında geri planda bırakılan yaşlı kadınların maruz bırakıldığı ayrımcılığı öne çıkarmak ve cinsiyetlendirilmiş yaşçılık teriminin literatürde daha fazla yer almasını sağlamak amacıyla yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: yaşlanma, cinsiyetlendirilmiş yaşçılık, medya, televizyon dizileri, içerik analizi

Cinsel ayrımcılıkDizi filmDiziler+7
Cansu Koç
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Feminist alternatif medyada annelik: 5Harfliler ve Çatlak Zemin örnekleri

Bu tezde feminist alternatif medyada anneliğin ele alınış biçimleri konu edilmiştir. Tezde, feminist literatürdeki annelik kavramı ayrıntılı olarak aktarıldıktan sonra dördüncü dalga feminizmin en önemli eylem alanı kabul edilen dijital-alternatif medyaya geçiş yapılmıştır. Günümüzde feministlerin bir araya gelerek oluşturduğu dijital platformlarda anneliğin nasıl ele alınıp tartışıldığını görmek amacıyla, Türkiye'deki internet ortamında feminist söylem ve politikaların geliştirildiği 5Harfliler ve Çatlak Zemin isimli dijital platformlardaki annelik konulu yazılar incelenmiştir. İki platformdaki yazılar da öncelikle tematik analize tabi tutulmuş ve yazılar için ortak tema başlıkları belirlenmiştir. Ardından, söz konusu başlıklar altında annelik konulu yazılar feminist eleştirel söylem analizi yapılarak incelenmiştir. Geleneksel medyadaki kadınlık ve annelik temsillerinin aksine iki platformda da birbirinden çeşitli annelik temsilleri ve farklı bakış açılarıyla ortaya konan tartışmalar olduğu görülmüştür. Annelik kavramının 5Harfliler ve Çatlak Zemin'deki ele alınış biçimleri hem dijital-alternatif medyaya hem de günümüz feminizmine dair önemli noktalara işaret etmektedir.

5harflilerAlternatif medyaAnnelik+4
Tuba Maide Ergün
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tek ebeveyn olarak annelik deneyiminin sosyal politika yaklaşımı çerçevesinde incelenmesi: Türkiye-Almanya karşılaştırması

Çocuklarını tek başına büyüten anneler ve babalar tek ebeveynli aile olarak tanımlanmaktadır ve istatistiklere göre tek ebeveynli ailelerin büyük bir çoğunluğunu kadınlar oluşturmaktadır. Değişimlerin yarattığı etkiler yeni stratejiler gerektirdiği gibi yeni sosyal politikalar ihtiyacı da doğurmuştur. Yaşantılarına tek başına "hem ana hem baba" olarak devam eden kadınlara devlet tarafından sağlanan ya da sağlanacak olan sosyal politika desteği oldukça önemlidir. Türkiye'de ve Almanya'da karşılaştırmalı olarak gerçekleştirilen bu çalışmanın ileride düzenlenecek ya da üretilecek olan sosyal politikalar için bir veri sağlaması ayrıca tek ebeveyn annelerin deneyimleri yazılı bir tarihe dönüştürmesi hedeflenmektedir. Bu tez çalışmasında farklı bakış açılarından veriler elde edebilmek için, boşanma, ölüm vb. nedenlerden dolayı tek başına çocuklarını büyüten tek ebeveyn annelerin aile kodları, tek ebeveynli aile olma yolunda yaşadıkları deneyimleri, sosyal politika uygulamalarına dayalı ne tür destek mekanizmalarından yararlandıkları ve yaşadıkları güçlüklerle nasıl baş ettikleri feminist bir bakış açısıyla niteliksel araştırma yöntemlerinden feminist yöntem ile araştırılarak, Türkiye ve Almanya arasında bir karşılaştırma yapılmaktadır. Tek ebeveyn anne olmanın, psiko-pedagojik, ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuki olmak üzere farklı alanlardaki etkileri sosyal politika yaklaşımı çerçevesinde araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemi Türkiye'de ve Almanya'da (Türkiyeli göçmenler) yaşayan Türkiyeli tek ebeveyn anneler olarak daraltılmıştır. Türkiye'de ve Erasmus programı kapsamında Almanya'da bulunulan süreçte Berlin'deki tek ebeveyn annelerin annelik deneyimlerini sosyal politika yaklaşımı çerçevesinde incelenerek iki ülke arasındaki benzerlikler ve farklılıklar ortaya konmaktadır. Anahtar Kelimeler: Tek Ebeveynli Aile, Tek Ebeveyn Anne, Sosyal Politika, Annelik Deneyimi, Boşanma, Vefat, Ayrılık, Evlilik, Bakım Politikaları, Göç, Almanya, Türkiye

Aile politikalarıAlmanyaAnne deneyimi+7
Meryem Nur Çoban
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel eğitim pedagojilerine eleştirel bir yaklaşım; Feminist pedagoji

Bu çalışma geleneksel eğitim süreçlerinde karşılaşılan toplumsal cinsiyet eşitsizliğine alternatif bir yaklaşım arayışıyla doğmuştur. Öncelikle eğitimin tarihçesi incelenerek eşitsizliğin kaynağına inmeye çalışılmıştır. Bu tarihsel izlek köklerini günümüzden Antik Mısır'a, Çin'e, Hindistan'a, Antik Yunan'a uzatmıştır. Yer ve zaman değişse de görülmüştür ki tüm çağların ortak paydası aynı; kadının eğitimdeki ve toplumdaki eşitsiz ikincil konumu. Bu eşitsizlik, insanlığın dünyaya dair bilgisinin henüz yeterli olmadığı çağlarda kadının bir ruhu olup olmadığının tartışıldığı zamanlarda da, cadı olarak yakıldığı çağlarda da, insan haklarının, eşitliğin ve özgürlüğün tartışılmasına rağmen kapsamına kadının dahil edilmediği çağlarda da aynıdır. Çalışmada bu tarihçe oldukça geniş bir bağlamda ele alınmış ve önce çıkan dönemler tek tek, kadının eğitimdeki yeri bakımından incelenmiştir. Eğitimin bir kitle yaratmadaki becerisi değişen dönemlere kendisini ustalıkla uyarlar. Çağın gereksinimlerinin ve kitlenin özelliklerinin farkında olan erk sahipleri talepleri doğrultusunda halkı şekillendirir, bunu yaparken de tehlikeli bulduğu kadını her zaman ötelerler. En devrimci düşünürlerden sıradan kötücül erkeğe kadar bütün güç sahipleri, kadın için bir rol biçer; anne, eş, cadı, fahişe… Her bir rol için doğal olduğu kabul edilen bir sıfatla birlikte elbette; iffetli, sadık, tehlikeli, dindar, becerikli… Eğitim bu rollerin ve özelliklerin her gün yeniden üretilmesini sağlayan en pratik mekanizmadır. Ulus devletlerinin oluşmasıyla birlikte, eğitimin zorunlu ve devlet gözetiminde olmasının bir nedeni olmalıdır. Birey ne kadar uzun süre sistemde işlem görürse çıktı o denli kusursuz olur. Günümüz eğitim sistemi rekabetçi, eşitsiz, ezber, çıkarcı denklemleriyle bireyleri onlara iş sağlayan bir diploma hedefinde yarış atı gibi koşturmaktadır. Geleneksel eğitim pedagojileri bireyin bu kısır döngüden çıkmasına fırsat vermeyecek denli sıkı geçirmişlerdir pençelerini öğrenciye. Bilgiyi, otoriteyi, eşitsizliği sorgulayamayan birey, üzerindeki ağırlığı silkip atabilecek donanıma sahip eğitim görmemektedir. Geleneksel eğitim pedagojilerine eleştirel yaklaşan kuramlardan olan feminist pedagoji, bu çıkmazları açmaya, bireyi güçlendirmeye ve özgürleştirmeye, öğretmeninki de dahil her türlü otoriteyi ve doğmayı sarsmaya çalışır. Öğrenme öğretme süreçlerinde sınıf pratiklerimizdeki seçimlerimizi belirleyen kriterler koyar ortaya. Toplumsal cinsiyete duyarlı, eşitlikçi, öğrenci ve öğretmen arasındaki ilişkileri irdeleyen, öğrencilerin kendilerini ifade etmelerini sağlayan bir yaklaşımla, bireyin özgürleşmesini ve toplumun dönüşmesini hedefler. Peki, feminist pedagojiyi uygulamak mümkün müdür? Son bölümde bu soru ekseninde bir tartışma yürütülmektedir. Bu tartışmanın metodolojisi feminist epistemoloji ve feminist kuram çerçevesine oturtulmuştur. Feminist teorinin argümanları kullanılmıştır. Feminist pedagojinin yöntemleri bilimsel çerçevede irdelenmiş ve eleştirel yaklaşımla yeniden gözden geçirilmiştir. Eşit, çok sesli, özgür, kendine güvenen, "öteki"lerle aynı olduğunun bilincinde birey yetiştirmenin yöntemi araştırılmıştır.

Eleştirel pedagojiEğitimFeminist pedagoji+3
Melek Savaş Aşık
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul Sözleşmesi'nin Türkiye'deki iç hukuka etkisi bağlamında 6284 sayılı Kanun'un incelenmesi

Kadına yönelik şiddet, bir insan hakkı ihlali ve toplumsal sorundur. Toplumsal cinsiyete dayalı bir ayrımcılık meselesi olarak görülen bu şiddet, ataerkil sistem ve toplumsal cinsiyet kalıpları ile meşrulaştırılmaktadır. Bu sistem ve kalıplar kadını ikincil yapmaktadır ve onu özel alanla sınırlamaktadır. Kadınlar, ataerkil sistemin ve toplumsal cinsiyet kalıplarının dışına çıktığında ise düzenin eski haline getirilmesi için erkekler tarafından baskıya maruz bırakılmaktadırlar. Bu baskı, şiddet yoluyla gerçekleşebilmektedir. Kadına yönelik şiddet, geçmişten günümüze sık sık karşımıza çıkmaktadır. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve yok edilmesi için taraf devletleri hukuki olarak bağlayan ilk uluslararası düzenleme Kadına Yönelik Şiddeti ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi)' dir. Sözleşme, kılavuz niteliğindedir ve kadına yönelik şiddet ile mücadelede standartları belirlemektedir. Sözleşme' yi temel alan Türkiye iç hukukundaki ilk düzenleme ise 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetle Mücadeleye Dair Kanun' dur. Dolayısıyla kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun' u anlamak ve uygulanmasını sağlamak için çalışma konusu olarak seçilmiştir. Çalışma Kadına Yönelik Şiddeti ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve Sözleşme bağlamında 6284 sayılı Kanun' un incelenmesini hedef almaktadır. Anahtar Sözcükler: Kadına Yönelik Şiddet, Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet, İstanbul Sözleşmesi, Kadına Yönelik Ayrımcılık, 6284 sayılı Kanun, Toplumsal Cinsiyet, Ataerkillik

AtaerkilKadına Yönelik Şiddet ve Aile-İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi SözleşmesiKadına yönelik şiddet+5
Melike Kaplan
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Odysseia ve Beowulf destanlarındaki kahramanlık kavramı bağlamında erkek kadın rolleri

Batı Edebiyatı'nda destan türünün en yaygın konularından biri erkek kahramanların serüvenleri, başarıları ve cesaretleri olmuştur. Kadınlar ise çoğu zaman bu kahramanlık sahnesine dahil edilmeyip, kahramanların gölgesinde kalan figürler olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Ancak destanlara daha yakından bakıldığında, kahramanların şöhretlerini borçlu olduğu bilge kadınlar, yol gösteren koruyucu tanrıçalar, kendini feda eden veya kurban edilen kadınlar olduğu görülür. Bununla birlikte doğrudan kadın olarak betimlenen veya kadınlaştırılan düşmanların yenilgiye uğratılması da kahramanlık idealine dolaylı olarak katkı sağlamaktadır. Bu açıdan erkek kahramanlığının kurulumunda kadınların işlevselliğini yeni bir pencereden değerlendirmek gerekir. Bu tez çalışması, Odysseia ve Beowulf destanlarındaki kadın figürlerin izini sürerek onları görünür hale getirmeyi ve Odysseus ile Beowulf'un başarılarında kadınlara düşen payı ortaya koymayı hedeflemiştir.

Beowulf DestanıDestanlarErkekler+5
Feyza Salim
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de çalışan göçmen kadınlarda toplumsal cinsiyet ve benlik algısı

Bu çalışmada, Türkiye'de çalışan göçmen kadınların toplumsal cinsiyet ve benlik algılarının göçle birlikte nasıl değiştiği üzerine durulmuştur. Göçmen kadınların göç sürecinde neler yaşadıkları ve hissettikleri, göç sürecinin toplumsal cinsiyet ve benlik algılarını nasıl etkilediği tezin ana eksenini belirlemektedir. Bu araştırmada göç, göçmen kadınların kendini gerçekleştirme sürecinde kadınlara katkı sağlaması açısından ele alınmıştır. Toplumsal cinsiyet perspektifiyle ele alınan bu çalışmanın kuramsal çerçevesi göç teorileri, benlik ve toplumsal cinsiyet literatürüyle oluşturulmuştur. Tezin üç önemli olgusu olan göç, benlik ve toplumsal cinsiyet arasındaki ilişki göçmen kadın deneyimleriyle analiz edilmiştir. Göçmen kadınların göç etmeye karar verme aşamaları, göç etme sürecinde ve göçten sonraki sürece ilişkin deneyimleri nitel araştırma yöntemi kullanılarak aktarılmıştır. Araştırmanın verileri en az bir yıldır Türkiye'de çalışan 21 göçmen kadınla gerçekleştirilen derinlemesine görüşmeler yoluyla elde edilmiştir. Elde edilen veriler altı kategori altında analiz edilmiştir.

Benlik algısıGöçlerGöçmenler+3
Sultan Betül Kaya
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Suat Derviş'in romanlarında kadınlar ve yoksulluk

Suat Derviş, edebiyatçı ve gazeteci kimliği, özgür ruhu, bağımsız duruşu ve siyasi yönüyle kalıplara sığmayan müstesna bir yazar ve gazetecidir. Uzun yıllar unutulan, yarım asırdan fazla bir dönem boyunca eserler veren, otuzun üstünde romanı olan, yurt içi ve yurt dışında pek çok gazete ve dergide yazıları yayımlanan ve hâlâ günümüz okuruyla buluşamamış tefrika romanları bulunan Suat Derviş'in romanlarındaki kadın kahramanların karşılaştıkları yoksulluğu ele almak bu çalışmanın amaçlarındandır. Romanlardaki kadın karakterlerle kadın sorunlarını ve yoksulluğunu ele alış biçimleri üzerinden dönemin kadın yaşamlarının panoraması sunulmuştur. Suat Derviş'in kadın karakterlerle toplumsal cinsiyet rollerini, kapitalist ve patriarkal sistemin dayattığı eşitsizlikler bağlamında yaşanan yoksulluğu ve kadın yoksulluğunu ele alış biçimleri incelenmiştir. Yazarın seçili romanlarının yanı sıra, yazdığı dönemi yansıtması bakımından kıymetli olan röportajlarına da başvurulmuştur. Feminist edebiyat eleştirisinin disiplinler arası bir yaklaşımı öneren yaklaşımı bağlamında, yoksulluk gibi çok boyutlu bir kavramın izlek olarak Derviş'in romanlarındaki karşılığı ele alınmıştır. Yoksulluğun farklı görünümlerini yaşayan kadınların karşılaştıkları durumları, Suat Derviş'in roman kahramanları yoluyla nasıl görünür kıldığını anlamaya çalışmak amaçlanmıştır.

Derviş, SuatKadın edebiyatıKadınlar+3
Çiğdem İlker Oğurel
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İdeal vatandaşın televizyonda olumlanan bedeni: Sen Anlat Karadeniz örneği

Sen Anlat Karadeniz adlı yerli dramada söylemsel olarak idealize edilen vatandaşın cinsiyet kimliği, milliyetçilikle olan ilişkisi ve inanç pratikleri eleştirel teori ve feminist teori ışığında deşifre edilmektedir. Kitle iletişim araçları resmi ideolojik söylemin kültür alanında hegemonya oluşturmasına katkı sunuyor savından hareket ederek yapılan bu çalışmanın amacı, kadınların vatandaşlık temsillerine erkeklerden farklı şekilde eklemlenmesinin onları ideal vatandaşlıktan nasıl dışladığını ve televizyon aracılığıyla pekiştirilen toplumsal cinsiyet rollerinin buna nasıl katkı sunduğunu açıklamaktır. Bu çalışmada, Sen Anlat Karadeniz adlı yerli dramada hayat bulan dört kadın ve dört erkek karakterin birbirleriyle girdikleri iktidar mücadelesi, milliyetçilik sembolleriyle kurdukları ilişkiler, uyguladıkları dini pratikler ve kadınlık-erkeklik rolleriyle ilgili kabulleri eleştirel söylem çözümlemesiyle analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda bu söylemlerin, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini meşrulaştıran niteliği ortaya çıkarılmış, söylemlerin pekiştirdiği kadınlık-erkeklik rollerine bakıldığında ideal vatandaşın erkek olarak temsil edildiği görülmüştür. Kamusal alanın erkek denetiminde olması, istihdam, servet, dini liderlik gibi alanlarda erkek hakimiyetinin bulunması kadınları eşit vatandaşlıktan dışlamaktadır. Analiz, milliyetçilik sembollerinin iyi/kahraman karakterlerle özdeşleştiğini, erkeklerin (erkekliklerin) arasında geçen ideal vatandaşlık mücadelesini milliyetçi, muhafazakar öznenin kazandığını göstermektedir. Yerli dramada, mutluluk, iyilik ve adalet gibi değerler ile muhafazakarlık arasında pozitif bir ilişki kurulmuş; toplumsal düzenin sağlanması için dini kurallara bağlı yaşanması gerektiği vurgulanmıştır. Televizyonun ideoloji aktarma fonksiyonuna katkı sağlayan Sen Anlat Karadeniz, ideal vatandaşlığın temsilinin Türk-Müslüman-erkek özne aracılığıyla hayat bulduğu bir yapım olmuştur. Anahtar Kelimeler: Toplumsal cinsiyet, Kültürel Çalışmalar, Feminist Teori, İdeal Vatandaşlık, Eleştirel Söylem Çözümlemesi, Sen Anlat Karadeniz

Eleştirel söylem çözümlemesiKültürel çalışmalarTelevizyon+4
Hazal Güvenç
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

2000'li yıllarda Türkiye'de mahafazakâr sanat kavramı ve kadın

Bu çalışma demokratikleşme sürecine katılmayı ve toplumdaki cinsiyet ayrımını sorgulayarak kadın-erkek eşitsizliğini sorgulamayı hedefleyen muhafazakâr kadın sanatçıları ve üretimlerini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmada sırasıyla "muhafazakârlık" kavramının doğuşu, Türkiye'de neye tekabül ettiği, Cumhuriyet öncesi ve sonrası geçtiği evreler ve muhafazakâr sanat tartışmaları incelenmiştir. Buradan hareketle çalışma kapsamında, konunun teorik çerçevesi, felsefi ve sosyolojik arka planı ele alınmış, ayrıca niteliksel bulgulara ulaşabilmek için dijital etnografi ve dijital mülakat verilerine dayalı araştırma yöntemi kullanılmıştır. Ön çalışma içerisinde ise, dijital etnografi taramalarında zikredilen isimler belirlenerek açık uçlu sorularla elektronik mektuplar gönderilmiştir. Kadınları konu alan bu çalışmanın feminist bir bakış açısıyla yapılması önemlidir; çünkü muhafazakâr kadınlara dair önceki çalışmalar "kültürel ve dini değerlerdeki yozlaşma" ile ele alınmış ve kadını özneleştiren bir tutum sergilemiştir. Çalışmada muhafazakâr kadın kimdir sorusuna cevap aranırken kadınların 2000'li yıllardan sonra elde ettikleri kazanımlar ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda geçen süre boyunca kadınların karşılaştıkları zorluklar da ortaya konmaya çalışılmıştır.

FeminizmKadın sanatçılarKadınlar+3
Nigar Hüseynli
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kentli Alevilerde toplumsal cinsiyet algısı

Geleneksel yapısı içerisinde yüzyıllar boyunca kırsalda kapalı bir topluluk olarak süregelen Alevilik, kırdan kente göç ve modernleşme ekseninde değişim yaşayarak Modern Alevilik olarak bildiğimiz, bugünkü formunu almıştır. Yaşanan bu değişim, Aleviliğin yapısını etkilemekle beraber, Alevilerin de yaşantısını etkilemiştir. Alevi-Bektaşi inancında kadın ve erkeğin eşit olduğu inancı pek çok araştırmada ele alınmış, feminist araştırmacılar tarafından da eleştirel bir bakış açısıyla incelenmiştir. Bunun sonucunda teori ve pratik arasında bir uyumsuzluk olduğu, inancın özünde eşitliği içermesine rağmen bireylerin gündelik yaşamlarında toplumsal cinsiyete bağlı normları içselleştirdiği ortaya konmuştur. Araştırma, kentli Alevilerin toplumsal cinsiyet algısını ölçmeyi hedeflemekte ve bu hedef doğrultusunda kente göç sonrasında Alevilerin toplumsal cinsiyet anlayışında bir değişim olup olmadığını sorgulama amacı taşımaktadır. Buna göre, Modern Aleviliğin içerisinde cinsiyet eşitliğinin yerinin nasıl olduğu, kadınların ve erkeklerin eşitliği nasıl deneyimlediği Kartal'da yaşayan kadın ve erkeklerle yapılan derinlemesine görüşmeler ile incelenmiştir.

AlevilerAlevilikBektaşilik+4
Gaye Polat Taşpınar
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların namus ve erken yaşta annelik algısına bakış açıları ve sosyal hizmet müdahalesi

Feminist metodolojiyle yapılandırılan araştırmada; "erken yaşta annelik öykü"lerine ve cinsiyete dayalı şiddetin "namus ya da gelenek" kavramları üzerinden meşrulaştırılma durumuna kadın deneyimleri üzerinden bakılmıştır. Araştırmanın amacı, namus ve adolesan gebeliğinin; kadınlar, aile yaşamı, kadının ekolojik sistemi ve toplum açısından doğurduğu sosyal sorunların tespitini yapmak ve kavramlar arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Nitel araştırma metotları ile kurgulanan anlatı araştırmasında; Türkiye'nin iki coğrafi alanında, temsil niteliği taşıması dolayısıyla evren olarak Van ve Edirne illeri belirlenmiştir. Çalışmada, "namus ve erken yaşta annelik" kavramlarını feminist metodolojiyle incelenmiştir. İki ilden 10 (on) olmak üzere toplam 20 (yirmi) kadın ile yaşam öyküsü görüşmesi yapılmıştır. Çalışmada; erken yaşta annelik ve namus ilişkisine dair farkındalık düzeyinin farklılık gösterdiği ancak kadınların ortak deneyimlerinin bulunduğu gözlemlenmiştir. Çalışma, 4 (dört) bölümden oluşmaktadır. Arştırmanın ilk bölümünde sınır kavramı görsel antropolojik açıdan değerlendirilmiş ve kadın çalışmaları bağlamında incelenmiştir. İkinci bölümde; namus kavramının anlamı dışına çıkarılarak yanlış kullanımının yaygınlaştırılması ve kadınların algıları değerlendirilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde kadınların yaşam öykülerinden konuya ilişkin kesitler paylaşılmıştır. Dördüncü ve son bölümde; kadın çalışmaları ve sosyal hizmet bilim dallarında araştırma kapsamında üretilen ortak bilgi düzlemi tartışılmıştır.

AnnelikAnnelik yaşıKadınlar+3
Esranur Özer
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Evlat edinmek isteyen infertil çiftlerin infertiliteye bağlı stres düzeyleri ve cinsiyet rolleri ile ilişkisi

Bu araştırmada infertilite nedeniyle anne baba olamayan çiftlerden çocuklu yaşam şekline evlat edinme yoluyla ulaşmak isteyenlerle çalışılmıştır. İnfertilitenin sebep olduğu stresin cinsiyet ve cinsiyet rolü yönelimlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymak bu araştırmanın ana amacıdır. Ayrıca evlat edinmek isteyen çiftlerin çocuğun anlamı temasındaki görüşlerinin belirlenmesine çalışılmıştır. Tanımlayıcı ve fenomenolojik araştırma tiplerinin birarada kullanıldığı bu araştırma hem nicel hem nitel olmak üzere karma tiptedir. Evlat edinme başvuruları üzerine Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü tarafından Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine beden ve ruh sağlık durumlarına ilişkin sağlık raporu almak üzere sevk edilen 49 infertil çift bu araştırmaya katılmıştır. İnfertilite ile ilgili özellikler, demografik ve evlat edinmeye ilişkin bilgiler Sosyodemografik Veri Formu kullanılarak alınmıştır. İnfertiliteye bağlı stres düzeyi Fertilite Sorun Envanteri, cinsiyet rolü yönelimi ise Bem Cinsiyet Rolü Envanteri kullanılarak ölçülmüştür. Tüm çiftlerden çocuğun anlamına ilişkin düşünce ve duygularını belirtmeleri istenmiş, görüşmeden elde edilen bilgiler sosyodemografik veri formunda kayıt altına alınmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre infertilitenin neden olduğu stres kadın ve erkek cinsiyetlerine göre farklılaşmamakta, çiftler benzer düzeyde stres yaşamaktadır. İnfertilite stresinin cinsiyet rollerine göre sosyal ve cinsel sorun alanlarında farklılaştığı tespit edilmiştir. Çocuğun anlamı temasında 4 alt tema belirlenmiş, çiftlerin çocuğun psikolojik ve sosyal değerleri nedeniyle evlat edinmek istedikleri saptanmıştır.

Cinsiyet rolleriEvlat edinmeKısırlık+3
Onur Puryaz
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşar Kemal edebiyatında erkekliğin sunumu: Bir Ada Hikayesi dörtlemesi

Türk Edebiyatının önemli temsilcilerinden olan Yaşar Kemal'in Bir Ada Hikayesi dörtlemesi olarak yayınlanan Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, Karıncanın Su İçtiği, Tanyeri Horozları ve Çıplak Deniz Çıplak Ada romanlarını inceledik. Toplumsal cinsiyet 1970'lerden itibaren feministlerin ortaya koyduğu bir kavramdır. Toplumsal cinsiyetin biyolojik cinsiyetten farklı olarak toplumsal ve kültürel koşullar tarafından belirlendiğini söylemişlerdir. Bundan dolayı toplumsal cinsiyet toplumdan topluma, tarihsel olarak değişmektedir. Çalışmamız toplumsal cinsiyet kalıplarının nasıl kurgulandığını, toplumsal cinsiyet ile iktidar arasındaki ilişkileri ve Türk Edebiyatındaki yansımalarını kapsamaktadır. Türk Edebiyatındaki romanlar açısından erkeklik çalışmaları oldukça yeni bir alandır. Yıllar içinde değişen erkeklik tanımları romanlara yansımıştır. Türk Edebiyatının erkekliğin inşasında ve yeniden üretilmesindeki rolünü ve tarihsel koşulların değişimi ile erkeklik tanımının değişimini anlayabilmek için tarihsel dönemler üzerinden yola çıkılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Bu dönemler; Milli mücadele ve cumhuriyet dönemi, 1940 - 1960 ve 1970 - 1980 dönemlerinde yazılan romanlar, erkek karakterler ve toplumsal cinsiyet kalıpları açısından ele alınmıştır. Tezimizde erkeklerin doğa, kadınlar ve birbirleriyle ilişkileri açısından erkekliğin nasıl anlatıldığını, sunulduğunu inceledik. İncelemenin temeli Yaşar Kemal'in Bir Ada Hikayesi dörtlemesine dayanmaktadır. Tezin birinci bölümünde toplumsal cinsiyet ve erkeklik kavramları tartışılmıştır. İkinci bölümde Türk Edebiyatında erkeklik konusu Yaşar Kemal'in ve başka yazarların yapıtları ışığında incelenmiştir. Tezin dörtlemenin incelendiği üçüncü bölümünde ise erkek kahramanların karşılaşmaları ve birbirleri arasındaki ilişkiler, kadınlarla ilişkileri ve doğa ile ilişkileri üzerinden ele alınmıştır. İncelenen dörtlemede mübadele ve savaşlar sonucunda bir araya gelen insanların, yaşadıkları travmaları atlatma ve iletişim içinde bir arada yaşamaya çalışma arzusu ön plandadır. Travmaları atlatabilmek için birbirleriyle sürekli diyalog içinde olan erkek kahramanlar öne çıkmıştır. Dörtleme boyunca özellikle erkekler arasında gerçek yaşamda görülmeyen bir uyum ve birliktelik yaşanır gibidir. Dörtlemedeki erkeklerin fikir birliği içinde oldukları en önemli konu savaşın kötülüğü ve yaşanan acılardır. Romanlara genel olarak bakıldığında Yaşar Kemal erkek kahramanların ağzından sürekli var olan düzeni sorgular, dönüştürmek ister. Zaman zaman cinsiyet kalıplarına yönelik eleştirileri de olur. Bütünsel olarak bakıldığında ise savaş karşıtı bir anlatıdır. Tarihteki tüm savaşların insanlık için bir felaket olduğunu söyler. Dörtlemedeki erkekler de sürekli savaşlardaki, kırımlardaki rollerini sorgular, vicdan azabı çeker. Yaşar Kemal bu romanlarda resmi tarih anlatısına karşı bir tarih anlatısı kurgular ve tarihsel anlatıyı destanlarla bir arada yazar. Ayrıca normatif erkeklik değerlerinden farklı erkekler yaratmayı istemiş, kadın erkek ilişkileri açısından da toplumsal değerleri sorgulamıştır. Anahtar kelimeler: Toplumsal cinsiyet, erkeklik, iktidar, roman, savaş

EdebiyatErkeklikKemal, Yaşar+2
Öznur Yenihayat Yüksel
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin üretimi ve çoğaltılmasında yüksek yargı'nın rolü: Yargıtay'da haksız tahrik indirimi

Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet hemen her toplumda göz önünde olan bir olgudur. Türkiye'deki şiddet vakaları ise hem hukuksal hem de sosyolojik açıdan incelenmesi gereken bir sorun biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada, haksız tahrik kurumunun kadın ve LGBTİ bireylere yönelik şiddet suçlarına ilişkin yargı kararlarında toplumsal cinsiyet temelli değer yargılarının yasal uygulamalara etkisi incelenmektedir. Türk Ceza Kanunu'nda her suç tipi için geçerli olan haksız tahrik kurumu özellikle kadınlara ve LGBTİ bireylere yönelen şiddet suçlarında sıklıkla uygulanmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 29.maddesinde düzenlenen haksız tahrik kurumu çerçevesinde yerel mahkemelerde ve Yargıtay kararlarında cezai sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ilişkin değerlendirmeler yapılırken failin içinde bulunduğu şartlar ve duygusal durumu dikkate alınmaktadır. Bu çalışmada, 2004–2018 yılları arasında yayımlanmış Yargıtay Kararları Dergisi ve basında yer alan kadın ve LGBTİ cinayet davaları incelenerek faillerin haksız tahrik indiriminden yararlanmak için savunmalarında gerekçe olarak gösterdikleri haksız fiillerin kararlara yansıma biçimini ve hukuki uygulamalarda kök salmış değer yargılarının sorgulanması amaçlanmaktadır.

Ceza indirimiHaksız tahrikKadınlar+7
Nevber Canan Müftüler
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yoldaki kadınlar: Gezi anlatılarında toplumsal cinsiyet ve sınırları aşmak

Bu tez çalışması seyahat etmeninin hem bireysel hem toplumsal anlamını kadınları özne olarak öne çıkararak irdelemiştir. Tarihsel süreç içerisinde tahmin ettiğimizden ve bildiğimizden daha fazla sayıda gezgin kadın vardır. Hem onların varlıklarını ortaya koymak ve görünür kılmak hem de seyahat etmenin, gezgin bir kadın olmanın onlarda nasıl bir anlam taşıdığına, seyahatlerinden neler beklediklerine, yolda hayatı nasıl anlamlandırdıklarına ve yolculuklarında aradıklarını bulup bulmadıklarını araştırmak amacıyla bu tez çalışması ortaya çıkmıştır.

FeminizmKadınlarSeyahat+3
Merve Arslanalp
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal medyada kadınlara yönelik dijital şiddet

Yapılan bu araştırmanın amacı; Türkiye'deki aktif internet kullanan kadınların maruz kaldıkları dijital şiddeti saptamak, dijital şiddetin nedenlerini araştırmak ve kadınların bu dijital şiddeti nasıl karşılayıp bu şiddetle nasıl mücadele ettiklerini anlamaktır. Çalışma kapsamında, yapılan literatür taramasının ardından, 18 kadınla derinlemesine mülakat yapılmıştır. Yapılan yarı yapılandırılmış açık uçlu derinlemesine görüşmelerde; araştırmanın soruları üniversite öğrencisi kadınların anlatı ve ifadeleri, düşünce ve değerlendirmeleri ışığında cevaplandırılmaya çalışılmış, oluşturulan sorular ise yapılan literatür taramasından yola çıkarak hazırlanmıştır. Betimleyici araştırma modelinin kullanıldığı nitel bir araştırma yürütülmüştür. Araştırma içinde dijital yerli olarak tanımlanan, sosyal medyayla büyüyen ve düzenli olarak sosyal medya kullanan kadınların büyük bir çoğunluğunun dijital şiddete maruz kaldığı, şiddete maruz kalmayanların dahi bu şiddetin ihtimaliyle yaşadıkları tespit edilmiştir. Kadınların en fazla maruz kaldıkları dijital şiddet vakalarının tanınmayan kişiler tarafından gönderilen istenmeyen mesajlar, yakın çevreden kişilerin özel alanı gaspı ve kendilerini ifade etme şekillerine müdahale edilmesi olarak karşımıza çıkmıştır. Dijital şiddete maruz kalan katılımcıların duruma karşı en çok geliştirdikleri tepkinin kişiyi engelleme, gelen mesaj ve tepkileri yok sayma ve kendi hesaplarını gizleme olduğu belirlenmiştir. Kadınların tamamının ilerleyen şiddet vakaları için hukuka güvenmedikleri ancak yine de bir alternatif olarak gördükleri belirlenirken, şiddet uygulayanın ifşasının da kadınlar için geçerli ve tercih edilebilir bir yöntem olduğu ortaya konmuştur. Yapılan literatür taraması ve bu görüşmeler sonucunda birçok imkânı aynı anda sunması, zaman ve mekânı ortadan kaldırması, ucuz ve kolay erişilebilirliğiyle sürekli kullanıcı kitlesi artan sosyal medyanın yeni bir şiddet alanı da oluşturduğu ortaya konularak bu sorunlara ilişkin yapılması gerekenler tavsiye niteliğinde sunulmuştur. Anahtar kelimeler: dijital şiddet, sosyal medya, kadına yönelik şiddet, ataerki, ağ toplumu.

KadınlarSanal ağlarSiber şiddet+3
Elif Yıldırım
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bağlantılı karşıt kamular: Kadın hareketi ve feminist tiyatro

Bu çalışmada, 1970'ler itibariyle önce Batı'da ABD ve Avrupa'da oluşan, ardından 80'li yıllardan itibaren Türkiye'de II Dalga kadın hareketi ile bağlantılı biçimde serpilen feminist tiyatro hareketi incelenmiştir. Nancy Fraser'ın ortaya attığı "feminist karşıt-kamu" kavramı bu kamusal alan için tanımlayıcı bir kavram olarak kullanılmıştır. 1970'lerden 2010'lara, önce Batı sonra Türkiye'de oluşan feminist hareket, feminist tiyatro ve performans alanı birer 'karşıt kamu' olarak nitelenmiş, feminizm ve tiyatro eliyle nasıl bir kamusal alanın şekillendirildiği, burjuva kamusuyla nasıl bir diyaloğa girdikleri, orayı dönüştürme potansiyelleri analiz edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca birer "bağlantılı karşıt-kamu" olarak, kadın hareketi ve tiyatro hareketinin birbirleriyle de bir diyaloğa girdikleri, bu ilişkisellik içinde geliştikleri gözlemlenmiştir. Ayrıca kadınların nasıl bir kamusal alan inşa ettiği tanımlanırken, Hannah Arendt'in özgürlük ve politika kavramsallaştırmasından esinlenilmiştir. Ardından II. Dalga Kadın Hareketi içinden çıkan bir feminist tiyatro topluluğu olarak Feminist Kadın Çevresi çatısı altında çalışan topluluğun etkinliği konu edilmiştir. Türkiye'de bu feminist tiyatro topluluğu ile eşzamanlı ürün vermiş diğer feminist performansların tarihsel bir dökümü sunulmuştur. En nihayetinde de, Feminist Kadın Çevresi'nin üyesi ve kurucularından olan oyun yazarı Sevilay Saral'ın kaleminden çıkan iki tiyatro eseri - "7 Kadın" ve "Bir Kadın Uyanıyor" oyunları- oyunların metinleri, sanatsal ve örgütsel süreçleri, mercek altına alınmıştır. Feminist Tiyatrocular adlı topluluğun Sevilay Saral'la birlikte "kadınların tiyatrosu" formunda ürettiği eserlerin feminist bir "karşıt-kamu" oluşturmak açısından potansiyeli analiz edilmeye çalışılmıştır. Bütün bu tarihsel, sanatsal bağlam içinde, Batı'daki feminizm ve tiyatro alanı, Türkiyeli feminist hareket ve performans alanı yine birer bağlantılı "feminist karşıt kamu" olarak konumlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: kadın, feminizm, tiyatro, karşıt-kamu, FKÇ, Sevilay Saral, kadın hareketi.

Feminist sanatFeminizmKadın hareketleri+3
Aysel Yıldırım Keskin
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de sosyal hizmet politikalarında kadının yeri ve toplumsal cinsiyet eşitliği: SHÇEK örneği

Sosyal hizmetler toplumda çeşitli nedenlerle -buna toplumsal cinsiyet eşitsizliğini de ekleyebiliriz- dezavantajlı durumda olan kişi ve gruplara, bireysel özgürlükler ve toplumsal eşitliği sağlamak için verilen hizmetler bütünüdür. Bu tanımdan yola çıkarak sosyal hizmetler ve feminizmin ortak bir amacı olduğu söylenebilir. Sosyal hizmet çalışmalarında da feminist yaklaşımda da kadının güçlendirilmesi temeldir. Türkiye'de 1983-2011 yılları arasında sosyal hizmetler alanında yetkili kurum Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumudur. Bu çalışmada hizmet tanımı ve amaçları göz önüne alındığında, kurumun politikaları ve uygulamalarında kadınlara sunulan hizmetlerin, toplumsal cinsiyet eşitsizliği bağlamında hangi noktalarda yeniden üretildiği ya da eşitsizliğin çözümüne yönelik hangi hizmetlerin verildiği, politikaların üretildiği değerlendirilmeye çalışılarak, nasıl bir sosyal hizmet politikası ile toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşılabileceği araştırılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda kurumun pek çok hizmet alanı olduğu ve bu hizmet alanlarının toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında ele alındığında kendi içinde tutarlılık göstermediği, bazı hizmetlerin toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifi çerçevesinde sunulduğu, bazı hizmetlerinse toplumsal cinsiyet eşitsizliğini pekiştirdiği ya da yeniden ürettiği görülmüştür. Kurumun aileyi merkeze alan, aileyi güçlendirici bir politika izlediği ve kadını da aile içindeki rolü üzerinden konumlandırarak genel olarak hizmetlerinin içeriğini de bu yönde şekillendirdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal hizmet, toplumsal cinsiyet eşitliği, SHÇEK, kadına yönelik şiddet, kadın ve bakım sorunsalı, kadın ve yoksulluk

KadınlarSosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme KurumuSosyal hizmet kurumları+4
Mehtap Müge Civan İnce
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde toplumsal cinsiyet algısı

Araştırma, İstanbul ili Kadıköy ilçesinde 8. sınıfta öğrenim gören 14-15 yaşlarında 64'ü kız 52'si erkek olmak üzere toplam 116 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma, bu örneklem grubun toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin algılarını ölçmeği amaçlamaktadır. Bu amacı gerçekleştirmek üzere hazırlanan soru formu iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm katılımcıların sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan anket formudur. İkinci bölüm ise, öğrencilerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin algılarını ölçmek amacıyla uygulanan Bem Cinsiyet Rolleri Envanteri (BCRE) ve Cinsiyet Kalıp Yargıları Envanteri ile oluşturulmuştur. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden tarama yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen veri, SPSS Windows analiz programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde frekans dağılımı, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), bağımsız gruplarda T testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, ergenlerin toplumsal cinsiyet kalıp yargılarına ilişkin algıları ile sosyo-demografik özellikler arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Öğrencilerin tamamının, kadınlık rollerine ilişkin toplumsal cinsiyet kalıp yargılarında; cinsiyet, anne baba eğitim durumu, anne-baba meslekleri, ailenin ekonomik durumu gibi sosyo-demografik özellikleri daha belirgin biçimde etkili olduğu görülmektedir. Buna karşılık öğrencilerin, erkeklere ilişkin toplumsal cinsiyet kalıp yargılarında bu demografik özelliklerin daha az etkili olduğu tespit edilmiştir. Araştırma literatür bulgularını destekleyen sonuçlar ortaya çıkarmıştır.

CinsiyetErgenlerKalıp yargılar+1
Sercan Çelik Demirtaş
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Erken Cumhuriyet Dönemi tiyatro metinlerinde milli ve cinsel kimlikler

Erken Cumhuriyet Döneminde milli ve cinsel kimlikleri seçili tiyatro metinleri üzerinden inceleyen bu yükseklisans tezinde cumhuriyetin ilk döneminde devrimci otoritenin kurumsallaşması süreci toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden analiz edilmektedir. Tezde literatür taramasının yanı sıra dönemin önde gelen aydınlarının hazırladığı yedi tiyatro oyununun dramaturjik analizi ile yeni rejimin topluma vermek istediği mesajlar değerlendirilmektedir. Bu metinlerin yazarları Cumhuriyetin temel ilkeleri üzerinden ortaklaşmakla beraber toplumsal cinsiyet rolleri açısından kendi içinde farklılıklar göstermektedir. Bu açıdan tezde yeni rejimin elitleri içindeki görüş ayrılıkları da dikkate alınmakta, homojen bir bütün olmadıkları dikkate alınmaktadır. Tezde ulusal kimliğin inşasında toplumsal cinsiyet rollerinin kurucu bir öğe olduğu yaklaşımı temellendirilmektedir. Bununla birlikte yeni rejimin kurumsallaştığı bu dönemde tiyatroya verilen önem Althusser'in devletin ideolojik aygıtları teorisiyle açıklanmaktadır. Bu temelde tiyatro metinlerinde iyi ve kötü karakterler arasındaki zıtlık erkek ve kadın karakterler üzerinden değerlendirilirken kadın karakterlere verilen ek görev ve sıfatların üzerinde durulmaktadır. Örneğin metinlerde iyi erkek ve kadın karakterler yurtsever, aydın ve eğitimli bireylerken kadın karakterler ayrıca namuslu olduklarını vurgulamaktadır. Kötü erkek ve kadın karakterler ise Batı hayranı ve millete yabancıyken kadın karakterler aynı zamanda şehvet düşkünü, güç budalası, zayıf karakterlerdir. Bununla beraber tezde dönemin tiyatro metinlerinde toplumsal cinsiyet rollerini değerlendiren literatürdeki diğer çalışmalara yönelik de eleştirel bir yaklaşım geliştirilmekte ve dönemin ulusal ve uluslararası şartlarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmaktadır. 1930'lu yıllarda Avrupa'da faşist ve militarist hareketler gelişmekte ve tüm dünyada ekonomik bir buhran yaşanmakta ve kadınların kamusal alandaki temsiliyeti bundan olumsuz etkilenmekteydi. Türkiye'de ise hem eski rejimin yüzyıllara dayanan etkisiyle hem de uluslararası ortamın dezavantajlı durumuna rağmen kadınların toplumsal yaşama katılımında önemli ilerlemeler görülmektedir. Dönemin şartları ile beraber ilerlemeler ve yetersiz kalınan konuların analizi mümkün olmaktadır.

Cinsel kimlikCumhuriyet DönemiEdebi metinler+5
Meltem Özkeklik Korkmaz
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de 2000 sonrası işçi hareketinde kadınlar

Kapitalist üretim ilişkilerinin ve ataerkil yapıların bir sonucu olarak kadınlar emek piyasası içinde dezavantajlı bir konuma sahiptir. Türkiye'de de tarihsel, siyasal ve ekonomik gelişmeler doğrultusunda bu dezavantajların kadınlar açısından daha da derin bir biçimde yaşantılandığı görülmektedir. Buna karşılık bu dezavantajlı konumun getirdiği eşitsizlik ve ayrımcılık ile mücadele edebilecek mekanizmaların geliştirilmesinin toplumsal cinsiyet ilişkileri ve kadın emeği bağlamında dönüşümler yaratabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada Türkiye'de 2000'li yıllarda kadın emeğinin dinamiklerinin ele alınması hedeflenmiş, siyasal, ekonomik ve politik bağlamda ücretli kadın emeğinin genel özellikleri değerlendirildikten sonra işçi hareketinde kadınların rolü incelenmiştir. Bu doğrultuda kadın işçilerin aktif olarak yer aldığı Novamed Direnişi, TEKEL Direnişi ve Flormar Direnişi'ndeki kadın işçilerin işçi hareketi içinde nasıl konum aldıklarını, hangi deneyimleri elde ettikleri ve tüm bunların Türkiye'de işçi hareketi ile kadın hareketine nasıl yansımaları olduğu üzerine değerlendirmeler yapılmıştır. Novamed Direnişinin ve TEKEL Direnişinin yer aldığı yayınlar ve akademik çalışmalar incelenmiş, Flormar Direnişi'nde ise işçi kadınlar ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. İşçi kadınların bir emek hareketi içerisinde aktif olarak yer almasının bir güçlenme, özneleşme ve özgürleşme olarak deneyimlendiği ve toplumsal cinsiyet ilişkileri bağlamında değişim ve dönüşümler yarattığı görülmüştür.

KadınlarSendikalaşmaSosyal hareketler+3
Ayça Tezerişir
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel "minyon kahverengi" kadın emeği: Türkiye'de çalışan Filipinli kadınlar

Bu tezde, Türkiye'de hizmet sektöründe istihdam edilen Filipinli göçmen kadınlar, geçmişten günümüze Filipin sömürge tarihi ve mevcut devlet stratejileri bağlamında toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden küresel kadın emeğinin uluslararası hareketleriyle tartışılmıştır. Dolayısıyla, çalışma şu sorular üzerine temellendirilmiştir: Günümüzde, Türkiye'yi de uluslararası göçlerin ortasında konumlandıran kadın emeği nasıl ve nerede yer edinmektedir? Dünyada ve Türkiye'de Filipinli kadınlar neden çoğunlukla veya sadece hizmet sektöründe istihdam edilmektedir? Küresel pazarda, özellikle işçi-işveren ilişkileri bağlamında "tercih etme/edilme" sebepleri nelerdir? Tarihsel ve ulusal olarak asimile ve ekonomik "kalkınma" projeleriyle üretilmiş karakteristik özellikler, uluslararası düzeyle Filipinli kadınları ve Filipinli kadınlar kendilerini nasıl tanımlamakta ve nerede konumlandırmaktadır? Filipinli kadınlar nereye ve niçin göçerler? Filipinler sömürge tarihleri ve mevcut devlet gelişim stratejileri olmak üzere işbirliği içinde üretilen eril söylemler, çoğunlukla Filipinli kadınları ülkeden ülkeye farklılık gösterse de, "uysal, sadık, güvenilir ve itaatkar" hem de "kavgacı, saldırgan ve söz dinlemez" olarak etiketlemektedir. Bunun yanı sıra, çoğunlukla kurban, mağdur, pasif ve sessiz olarak resmedilirler. Nitekim bu kurgusal özellikleri alternatif bakış açısıyla incelemek kadınları bu eril kurgusallıktan sadece kurtarmaz aynı zamanda onları aktif eyleyenler olarak kabul eder. Peki, kadınlar küresel pazarda çoklu göç geleneğini zorluklara karşı direnen, müzakere eden, kendi kararlarını alan, aktif eyleyenler olarak nasıl deneyimlemektedirler? Bu tez çalışması kapsamında, elde edilen bilgi ve deneyimlerle meseleye odaklanılmış, çalışma yorumsamacı bir yaklaşımla yazılmış, feminist teori ve yöntem kullanılmış ve sosyo-kültürel antropoloji ile temellendirilmiştir. Göç ve toplumsal cinsiyet çalışmaları bağlamında, indirgeyici ve genelleyici teorileri beslemek yerine alternatif teoriler üretilmesi gerektiği fikri benimsenmiştir. Bu nedenle, görüşmecilerimin yaşam deneyimleri çalışmanın ana merkezidir. Anahtar Kelimeler: Hizmet sektörü, Filipinli göçmen kadınlar, Filipin sömürge tarihleri, devlet gelişim stratejileri, feminist teori, sosyo-kültürel antropoloji.

Cinsiyet rolleriFilipinlerGöçmenler+4
Merve Çeltikci
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kadın sığınaklarına yönelik feminist model tartışmaları

Dünyada ve Türkiye'de cinsiyetler arasındaki güç eşitsizliğinin ve ataerkinin doğrudan bir sonucu olarak kadına yönelik şiddetin kamusal ve özel alanda her türünün yoğun bir biçimde yaşandığı bilinmektedir. Dünyada 1970'lerin başında, Türkiye'de ise 1980 sonrası dönemde yükselişe geçen feminist hareket; kadınların özel alanda yaşadığı soruları da politika konusu yapmıştır. Bu mücadelede feminist hareketin bir kazanımı olarak sığınaklar; erkek şiddetine maruz bırakılan kadınların güçlenmeleri ve şiddetten uzak bir hayat kurmaları açısından çok önemli bir rol oynamaktadır. Ancak sığınakların ve genel anlamda sosyal politikaların hangi yaklaşımla yürütüldüğü kadınların şiddet sonrası güçlenme süreçlerinde oldukça belirleyici olmaktadır. Feminist bir yaklaşıma sahip olmayan sığınaklar başlı başına bir baskı ve kontrol aracı haline dönüşmektedir. Ayrıca kadına yönelik şiddetle mücadelede yetersiz sosyal destek mekanizmaları da kadınların şiddet ortamına dönmesi ya da bağımsız hayatlarını sürdürememeleri ile sonuçlanabilmektedir. Bu çalışma; Türkiye'de kadın sığınaklarını, sığınaklara dair birimleri, destek mekanizmalarını, kurumları ve uygulamaları sosyal politikalar açısından değerlendirmeyi amaçlayan ve kadınların sığınak deneyimlerini esas alan feminist yöntemle yürütülmüş nitel bir çalışmadır. Aynı zamanda bu çalışma, özel anlamda feminist sığınaklar konusunda bir model önerisi yaparken; genel anlamda bütüncül ve feminist yaklaşımla sosyal politika önerilerinde bulunmaktadır. Anahtar sözcükler: Kadına Yönelik Şiddet, Kadın Sığınakları, Feminist Sığınak, Feminist Sosyal Hizmet, Feminist Sosyal Politika

Feminist kuramFeminizmKadına yönelik şiddet+4
Leyla Soydinç
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sahne sanatlarında kadınlar: Müslüman dindar kadınların deneyimleri

Bu çalışma, Türkiye'de sahne sanatlarında icracı olarak yer alan kadınların deneyimlerini ele almayı, Müslüman dindar kadınların ortaklaşan ve ayrışan deneyimlerini ise bir örnek olarak incelemeyi amaçlamıştır. Buradan hareketle çalışma kapsamında, ilk olarak, bedene yönelik politikalar, beden ve kamusal alan ilişkisi, kadının kamusal alana çıkışı ve bu alanda var oluşu ve kamusal alanın bir uzantısı olarak sahne sanatlarında var oluşuna dair yaklaşım ve tartışmalara yer verilmiştir. İkinci olarak, çalışmada Türkiye'de kadının kamusal alana çıkışının öyküsü ele alınmış, özelde sahne sanatlarını icra eden kadınların deneyimlerinin dönemin siyasi ve kültürel atmosferiyle ilişkisi incelenmiştir. Son olarak, günümüzde Türkiye'de sahne sanatlarını icra eden yedi Müslüman dindar kadınla yarı yapılandırılmış bireysel görüşmeler yapılarak, görüşmelerden elde edilen veriler teorik ve tarihsel çerçeve ışığında analiz edilmiştir. Araştırma sonuçları, "Kimlik Tanımları", "Aile Kültürleri ve Ailelerin Din Pratikleri", "Sanat ve Anlam", "Sanat Eğitiminin Önündeki Engeller ve Alternatif Yollar", "Müslüman Dindar Kadınların Kendilerine Özgü Sahne Deneyimleri", "Kamusal Alanda Görünürlük, Beden ve Sahne", "Profesyonelleşme ve İcra Alanları: Sanat Çevreleri, Kurumlar ve Piyasa", "Kadın Hareketi ve Feminist Mücadelenin Dindar Kadınların Sahne Sanatları Pratiklerine Yansımaları" ana temaları ve bu temaların alt kategorileri çerçevesinde analiz edilmiştir. Bu şekilde, hem Müslüman dindar kadınlara yönelik homojenleştirici bakışa alternatif bir veri ortaya koyulmuş, hem de kadınların kamusal alanda, özelde de sahne sanatlarında var olma mücadeleleri içerisinde farklı öznelikleri kapsama konusundaki tartışmalara bir girdi sağlanmıştır.

AyrımcılıkCinsiyetCinsiyet rolleri+5
Rümeysa Çamdereli Erdoğdu
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Feminizm ışığında Arendt'e; Arendt ışığında feminizme bakmak

Politikayı çoğulcu bir yaklaşımla yorumlayışı, totalitarizm ve şiddet kavramsallaştırmalarıyla tanınan Hannah Arendt (1906-1975) 20. yüzyılın en önemli siyaset felsefesi teorisyenlerinden biridir. Bu çalışmada, feminizmin politik özüyle Hannah Arendt'in politika anlayışı doğrultusunda; feminizmin temel argümanları açıklanacak, Arendt'in politikayı kavrayışının ardındaki düşünsel, felsefi ve deneyimsel perspektif incelenecektir. Bu kapsamda, Arendt'in düşüncesindeki kamusal alan-özel alan, politik özne, çoğulcu eylem, iktidar gibi kavramlar ele alınacak, bu kavramlar ışığında Arendt ve feminist politika arasındaki teorik bağıntılar ve açılım imkanları ortaya koyulmaya çalışılacaktır.

Arendt, HannahFelsefeFeminizm+1
Segah Begiçarslan Savcı
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sylvia Plath'ın yapıtlarının tarihsel koşullar ve toplumsal cinsiyet ışığında incelenmesi

Bu çalışmada Sylvia Plath'ın aile içi ilişkileri, tarihsel ve politik tanıklıkları ve toplumsal cinsiyete ilişkin sorgulamaları incelenmiştir. Çalışma "Plath'ın Aile Hayatı", "Plath'ın Tarihsel ve Politik Tanıklıkları" ve "1950'li Yıllarda ABD'de Kadın Olmak: Plath'ın Toplumsal Cinsiyete İlişkin Sorgulamaları" olmak üzere üç bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde, Plath ailesinin fertleri (Otto Plath, Aurelia Plath, Sylvia Plath ve Warren Plath) tanıtılmış ve onların Plath ile ilişkileri incelenmiştir. İkinci bölümde, Plath'ın İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş dönemlerine ilişkin tanıklıkları eserleri aracılığıyla irdelenmiştir. Bu kapsamda İkinci Dünya Savaşı'nın, Nazi Almanya'sı ve Yahudi soykırımının, Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan Amerikan atom bombalarının ve Soğuk Savaş'ın Plath'ın eserlerindeki yansımaları ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde ise 1950'li yılların ABD'sindeki ideal kadın tipi ve Plath'ın toplumsal cinsiyete ilişkin sorgulamaları incelenmiştir. Bu bağlamda çatışan aşk tarzları, bakirelik/el değmemişlik tabuları, ikinci cins olma ve erkek yaşamına öykünme, kadının evlilik içindeki konumu, eş seçimi ve feminist ya da "kız kurusu" olarak anılma korkuları, cinsel politika, güzellik ve beden imgesi, evlilik ve kariyer çatışması, annelik ve çocuk sahibi olma ve aile içinde toplumsal cinsiyet rollerine dayalı iş bölümü temaları ele alınmıştır.

Aile içi ilişkilerEdebi eserlerKısırlık-kadın+5
Duygu Dinçer
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00