Fırat University
Discipline

Economics

Fırat University

3,517

Archived Theses

9

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Kripto paraların Türkiye'nin seçilmiş makroekonomik değişkenleri üzerine etkisi: Bitcoin örneği

Çalışmada Türkiye'de 2011 Ocak – 2023 Aralık döneminde Bitcoin, USD-TRY (Dolar – TL kuru), GAU-TRY (Altın – TL kuru), BIST 100, Brent Petrol, işsizlik oranları, bir hafta vadeli repo faizleri, tüketici fiyat endeksi, üretici fiyat endeksi ve sanayi üretim endeksi değişkenlerinin aylık yüzde değişimlerinden elde edilen veriler ile Bitcoin ve modelde yer alan diğer değişkenler arasındaki ilişki araştırılmıştır. Bu bağlamda elde edilen değişkenlerin durağanlık sınamaları Augmented Dickey Fuller, Phillips-Perron ve KPSS Birim Kök Testi sayesinde gerçekleştirilmiştir. Düzey değerlerde %99 güven düzeyinde durağan yapıda oldukları tespit edilen değişkenler ile oluşturulması planlanan VAR model için uygun gecikme uzunluğunun tespit edilmesinin ardından VAR model kurulumu gerçekleştirilmiştir. İzleyen bahiste oluşturulan VAR modelin birim kök sınaması gerçekleştirilmiş olup modelin durağan yapıda olduğu kanaatine varılmıştır. Çalışmada ilgili dönem içerisinde Bitcoin değişkeninin açıklanan değişken olması ile açıklayıcı değişken olması pozisyonlarında modelde yer alan diğer değişkenler ile etkileşimlerinin farklılaştığı görülmüştür. BTC değişkeninin bağımlı değişken, modelde yer alan diğer değişkenlerin 1 gecikmeli değerlerinin ise bağımsız değişken olarak ele alındığı VAR model neticesinde; 2011 Ocak – 2023 Aralık dönemindeki aylık veriler ile yüzde 1 anlamlılık seviyesinde BTC bağımlı değişkeni ile USD-TRY(-1), BRENT(-1), REPO(-1), TÜFE(-1) bağımsız değişkenleri arasında pozitif yönlü; GAU-TRY(-1), BIST100(-1), UNEMP(-1), Yİ-ÜFE (-1) ve SÜE(-1) bağımsız değişkenleri arasında negatif yönlü ilişki tespit edilmiştir. Bununla birlikte 2011 Ocak – 2023 Aralık süreci içerisinde Türkiye'deki Bitcoin fiyatlarındaki değişim üzerinde pozitif yönde etkili olan en önemli değişkenin 1.86 katsayı değeri ile TÜFE değişkeni ve 0.77 katsayı değeri ile Dolar-TL kuru değişkeni olduğu sonucuna bizleri ulaştırmıştır. Bu durum ülkemizde ilerleyen dönemler itibariyle gerçekleşecek olan enflasyon ve döviz kuru artışları ile birlikte Bitcoin fiyatlarında da doğru yönlü ilişkiden kaynaklı ciddi artışların meydana geleceğini; enflasyonla mücadele kapsamında uygulanacak olan başarılı para ve maliye politikaları ile Bitcoin fiyatları üzerindeki bu artışın baskılanabileceğini göstermektedir. Dolayısıyla beklenen enflasyon oranlarının yüksek öngörüldüğü dönemlerde Bitcoin'in diğer yatırım araçları ile birlikte değerlendirilmesi enflasyondan kaynaklı ortaya çıkacak olan alım gücündeki azalmanın absorbe edilmesine imkân sağlayabilecektir. Bu bağlamda ilgili modeldeki analiz sonuçları incelendiğinde TÜFE değişkeninin BTC üzerindeki etkisinin diğer yatırım araçlarına kıyasla daha yüksek bir değere sahip olduğu görülmektedir. Dolayısıyla ülkemizde TÜFE artış dönemlerinde Bitcoin'e gerçekleştirilmesi muhtemel yatırımların modelde yer alan yatırım araçlarından (Dolar, Altın, BIST100, REPO) daha karlı olabileceği öngörülebilmektedir. Bununla birlikte çalışmada diğer değişkenlerin modele dâhil edilmemesi ve Bitcoin'in ortaya çıktığı ilk günden itibaren sürekli olarak bir artış trendi içerisinde olması, enflasyon oranlarının bu zaman dilimi içerisinde sürekli olarak yükselmesi de değişkenler arasında bu şekilde bir ilişkinin doğmasına zemin hazırlamış olabilmektedir. TÜFE(-1) değişkeninde meydana gelecek olan bir birimlik artış/azalış BTC değişkeninde 1.861981 birimlik artış/azalışa sebebiyet vermektedir. Bu durum enflasyonun artmasının Bitcoin fiyatını da artırdığına dair bir bulgu sağladığı anlamını taşımaktadır. Bazı yatırımcılar, enflasyon dönemlerinde parasının değer kaybetmemesi için Bitcoin gibi alternatif varlıklara yönelebilmektedirler. Dolayısıyla enflasyon arttıkça, Bitcoin'e olan talebin artması Bitcoin fiyatlarında doğru yönlü bir seyrin izlenmesine, diğer bir deyişle Bitcoin fiyatlarının artmasına katkı sağlayabilecektir. Ancak model her ne kadar TÜFE(-1) değişkeni ile BTC arasındaki ilişkiyi gösterse de, bu kesinlikle nedensellik anlamına gelmemektedir. Bulunan sonuç yalnızca çalışma kapsamında yer alan veriler ve uygulanan model kapsamında elde edilen bir bulgudur. Bu kapsamda TÜFE'deki artışın doğrudan Bitcoin fiyatını artırdığını söylemek çok doğru bir ifade olmayacaktır ancak elde edilen bulgular bu şekilde ifade edilmektedir. USD-TRY(-1) değişkeninde meydana gelecek olan bir birimlik artış/azalış BTC değişkeninde 0.777810 birimlik artış/azalışı beraberinde getirecektir. Dolayısıyla doların TL karşısında değer kazanmasının genellikle BTC fiyatlarında da artışı beraberinde getireceği sonucuna ulaşılmaktadır. Doların değer kazanması, genellikle küresel piyasalarda risk iştahının azalması olarak yorumlandığından yatırımcılar, belirsiz dönemlerde Bitcoin'e yönelerek Bitcoin fiyatını yükseltebilmektedirler. İlaveten doların dünya genelinde rezerv para olarak kullanılmasından ötürü, dolar kurundaki hareketler birçok finansal varlığın fiyatını etkileyebildiği gibi Bitcoin fiyatlarını da etkileyebilmektedir. Bu bağlamda Türk yatırımcıların TL'deki değer kaybı karşısında dolar veya Bitcoin gibi alternatif yatırım araçlarına yönelmeleri rasyonel bir karar olabilecektir. Ancak gerçek hayatta Bitcoin'in fiyatını etkileyen pek çok faktörün olduğu (ABD faiz kararları, küresel ekonomik gelişmeler, spekülatif hareketler ve manipülasyon içerikli haberler, kripto paraya yönelik yasal düzenlemeler vs.) unutulmamalıdır. Varyans ayrıştırma analiz sonuçları doğrultusunda onuncu dönem itibariyle BTC değişkeninde meydana gelecek olan 0.192528'lik bir sapma %90 oranında BTC değişkenin kendisi tarafından açıklanırken; %2.41'i Yİ-ÜFE, %1.839384'ü GAU-TRY, %1.838942'si BRENT, %1.544308'i REPO, %1.230593'ü USD-TRY, %0.52'si UNEMP, %0.11'i TÜFE, %0.027241'i BIST100, %0.021936'sı SÜE değişkenleri tarafından açıklanmaktadır. Dolayısıyla BTC değişkeninin çoğunlukla kendi gecikmeli değerlerinin etkisi altında olduğu ve dönemler itibariyle BTC değişkeninde meydana gelen değişimlerde diğer değişkenlerin etkilerinin birbirlerine oldukça yakın değerlere sahip oldukları görülmektedir. İzleyen bahiste VAR model için diğer değişkenlerin varyans ayrıştırma sonuçları da incelendiğinde değişimin %100'lük kısmı BTC değişkeni tarafından karşılanmasından ötürü oluşturulan VAR modelinde BTC değişkeninin en dışsal değişken olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda ilk dönemde BTC değişkeninin varyansının tamamının kendisi tarafından açıklanmasının BTC'nin o dönemdeki fiyat hareketlerini etkileyen en önemli faktörün geçmişteki kendi hareketleri olduğu, modelde yer alan diğer değişkenlerin BTC'nin o dönemdeki fiyat hareketlerinde önemli bir rol oynamadığı, BTC'nin ilgili dönemde seçilmiş diğer değişkenlerden bağımsız hareket ettiğini veya çok az etkilendiğini göstermektedir. Dönemler itibariyle Bitcoin değişkeninin varyansının 0.90 seviyelerine gerilemesi diğer seçilmiş makroekonomik değişkenlerle ilişki içerisine girdiğini ve uzun vadeli BTC fiyat tahminlerinin yapılabilmesi için yalnızca Bitcoin'e ait geçmiş fiyat verilerinin kullanılmasının yeterli olamayacağını, diğer faktörlerin etkilerinin de göz önünde bulundurulması gerektiği sonucunu ortaya koymaktadır. Kısa vadede her ne kadar BTC fiyat hareketlerinin tahmin edilmesinde Bitcoin'e ait geçmiş fiyat verilerini kullanmak yeterli olabilse de uzun vadeli tahminlerin gerçekleştirilmesinde diğer değişkenlerin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Bitcoin değişkeninde meydana gelecek olan bir standart hatalık şok karşısında Bitcoin değişkeninin gösterdiği tepki ilk dört dönem itibariyle pozitif iken beşinci dönem itibariyle negatif bir seyir izlemiştir. Bununla birlikte BTC değişken serisinde ortaya çıkacak olan bir standart hatalık şok karşısında BTC değişkeninin ilk dönemde en büyük pozitif tepkimeyi sergilediği, en büyük negatif tepkimeyi ise yedinci dönemde sergilediği sonucuna ulaşılmaktadır. Tüm bu bilgiler doğrultusunda Bitcoin'in kendi içerisindeki şoklar incelendiğinde kısa dönemde pozitif, uzun dönemde ise negatif bir tepki gözlemlendiği görülmektedir. Bu durum Bitcoin piyasasının volatilitesini ve yatırımcıların kısa vadeli kazanç beklentilerini yansıtabilmektedir. En büyük pozitif tepkime ilk dönemde gerçekleşirken en büyük negatif tepki ise daha sonraki dönemlerde gözlemlendiğinden Bitcoin fiyatlarının şoklara karşı farklı zamanlarda farklı duyarlılıklar gösterdiği aşikârdır. İncelemeye devam edildiğinde tüm değişkenlerdeki şokların Bitcoin piyasasının kısa vadede diğer piyasalardan bağımsız hareket edebileceğini ortaya koyacak biçimde, BTC'yi ilk dönemde etkilemedikleri görülmektedir. Ayrıca diğer değişkenlerdeki şokların, BTC'yi farklı dönemlerde farklı yönlerde etkilemeleri ekonomik koşulların ve piyasa duyarlılığının sürekli değiştiğini ve bu durumun Bitcoin fiyatlarını etkilediğini göstermektedir. İnceleme devamında Bitcoin dışındaki tüm değişkenlerdeki şokların uzun vadede Bitcoin fiyatlarını negatif yönde etkilemesi Bitcoin'in diğer varlıklarla olan korelasyonunu ve riskli bir finansal varlık aracı olarak algılanmasını yansıtabilmektedir. VAR Granger Nedensellik / Blok Dışsallık Wald Testi ve Pairwise Granger Nedensellik analiz sonuçları doğrultusunda her iki test sonucunda da Sanayi Üretim Endeksi değişkeninden işsizlik değişkenine tek yönlü nedensellik, USD-TRY değişkeninden REPO değişkenine tek yönlü nedensellik, BIST100 değişkeninden sanayi üretim endeksi değişkenine tek yönlü nedensellik olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Bununla birlikte VAR Granger Nedensellik / Blok Dışsallık Wald testi sonucunda Sanayi Üretim Endeksi'nden TÜFE değişkenine, USD-TRY değişkeninden TÜFE VE Yİ-ÜFE değişkenlerine, BIST100 değişkeninden TÜFE değişkenine, Yİ-ÜFE değişkeninden TÜFE değişkenine, BRENT değişkeninden SÜE değişkenine tek yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilirken; SÜE ve Yİ-ÜFE değişkenleri arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Pairwise Granger Nedensellik Testi ile de USD-TRY ve GAU-TRY değişkenlerinden BRENT değişkenine, BIST100 değişkeninden TÜFE değişkenine, GAU-TRY değişkeninden BIST100 ve REPO değişkenlerine, Yİ-ÜFE değişkeninde BIST100 değişkenine tek yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kriptografi, Kripto Para Sistemi, Bitcoin, Altcoin, Blokzincir Teknolojisi, Enflasyon ve Bitcoin, Finansal Yatırım Tercihi, Zaman Serileri Analizi, VAR model, ANOVA, Etki-Tepki Analizi, VAR Granger Nedensellik / Blok Dışsallık Wald Testi, Pairwise Granger Nedensellik Testi.

AltcoinBitcoinBlockchain+6
Gökhan Salman
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kadın istihdamının önemi ve ekonomik etkileri

Araştırmanın Amacı: Gelişmekte olan birçok ülkede olduğu gibi, Türkiye'de de kadınların işgücüne katılım oranı erkeklere göre daha düşük seviyelerde kalmaktadır. Bu durumun sebepleri ülkeden ülkeye değişiklik göstermekle birlikte, genellikle kültürel ve sosyal normlara dayanmaktadır. Türkiye'deki kadınların işgücü piyasasında yaşadıkları sorunların büyük bir kısmında, kültürel olarak toplumun kadınlara atfettiği rollerin etkisi belirgin bir şekilde gözlemlenmektedir. Toplumun kadınlara biçtiği bu roller nedeniyle, kadınlar hayatlarının ilk anlarından itibaren erkeklerle eşit bir yer bulamamaktadırlar. Eğitim eşitliğinden yoksun kalan kadınlar, çalışma hayatında da erkeklere kıyasla dezavantajlı bir konumda kalmaktadırlar. Bu nedenle, kamu otoritelerinin kız çocuklarının eğitim hakkını güvence altına alması ve onların eğitim imkânlarına erkeklerle eşit şekilde erişimini engelleyen kültürel engelleri ortadan kaldırması gerekmektedir. Ayrıca, ev işleri ve bakım hizmetleri, kadınların işgücü piyasası dışında kalmasının bir diğer önemli nedenidir. Bu bağlamda, bakım hizmetlerine yönelik kamu politikalarının geliştirilmesi büyük bir önem arz etmektedir. Kamu tarafından çocuk ve yaşlı bakım hizmetlerine yapılan yatırımların arttırılması ve uygun fiyatlı, kaliteli bakım hizmetlerinin sunulması, hem toplumdaki kadınların üzerindeki yükü hafifletecek hem de kadınlara dolaylı olarak yeni istihdam olanakları sunabilecektir. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda önemli ilerlemeler kaydedilmiş olsa da, hem dünya genelinde hem de Türkiye'de daha kat edilmesi gereken uzun bir yol bulunmaktadır. Küresel veriler, uluslararası topluluğun vakit kaybetmeden ortak hareket etmesi gerektiğini göstermektedir. Kadın istihdamının güçlenmesi, kadınların güçlenmesi ve dolayısıyla insanlığın güçlenmesi anlamına gelmektedir Araştırmanın Yöntemi: Çalışmanın ilk bölümünde, kadın istihdamı kavramı tanımlanacak ve bu kavramın tarihsel gelişimi ile ekonomiye olan etkileri özetlenecektir. İkinci bölümde, kadın istihdamı ile ekonomi arasındaki ilişki incelenecek; son bölümde ise, kadın istihdamı ile gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) arasındaki ilişki, zaman serisi analizi yöntemleri kullanılarak açıklanacaktır.

Şevin Eren
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

21. yüzyılda devletin ekonomide değişen rolü

21. yüzyılda neoliberal düşünce sistematiği içerisinde ilerlemesi beklenen dünya düzeni farklı bir yöne evrilmiştir. 20. yüzyılın sonlarına doğru Asya, Latin Amerika ve diğer bölgelerde yer alan gelişmekte olan ülkelerde yaşanan krizler, neoliberal modellere yönelik şüpheleri ve eleştirileri artırmıştır. 2000'li yılların başından itibaren Çin, Hindistan, Güney Kore, Tayvan, Singapur gibi Asya ülkelerin büyük atılımı bu bölgeye yönelik ilgiyi artırmıştır. Çünkü bu ülkeler IMF, WB gibi kapitalist kuruluşların önerdiği pür liberalleşme eğilimiyle başarı sağlamamış tam tersine "kalkınmacı devlet" modeliyle devlet müdahaleciliğinin doğru stratejilerle bir araya getirildiğinde ülkelerin çok önemli başarılar elde edilebileceğinin güzel bir örneğini sunmuşlardır. Asya kıtasında yaşanan bu yeni ekonomik paradigma, dünya ekonomisinin ağırlık merkezinin buraya doğru kaymaya başlamasına yol açan süreci de tetiklemiştir. Devlet müdahaleciliğinin 21. yüzyılda değişen rolünün şekillenmesinde etkili olan unsurların başında ABD'de yaşanan 2008 küresel finans krizi gelmektedir. Sebepleri ve sonuçları itibariyle 1929 buhranına benzese de buradan çıkan en önemli sonuç, Keynesyen iktisadın politika önermelerine mutlak anlamda olmasa da yeniden dönme eğiliminin ortaya çıkmasıdır. Sadece gelişmekte olan ülkelerde değil özellikle gelişmiş ülkelerde devlet; kurtarma paketleriyle batmakla karşı karşıya olan şirketleri kurtarmış, mali teşvikleri piyasaya sürmüş, düzenleyici ve denetleyici araçları uygulamaya koymuştur. Özellikle kriz sonrası dönemde devletin rolünün değişikliği en fazla merkez bankalarının mikro ihtiyati politikalar yerine makro ihtiyati politika hedeflerini benimsenmelerinde yaşanmıştır. Sistematik olarak krize yol açan finansal sistemin bir bütün olarak denetlenmesini içeren bu yeni yaklaşım devlete önemli görevler yüklemiştir. Krize karşı alınan bu önlemler alışıla gelen liberal devlet anlayışından oldukça farklı bir yapıyı işaret etmektedir. 2010'lu yıllardan itibaren ise küreselleşme olgusuyla birlikte korumacı önlemlerin ve ulus-devletlerin rollerini öne çıkaran bir döneme girilmiştir. 2010 yılında yaşanan borç krizinin etkilerinin giderilmeye çalışıldığı dönemde İngiltere'nin AB'den ayrılma kararı ve bunun diğer ülkeler üzerinde domino etkisi yaratma ihtimali, Ortadoğu'da yaşanan mülteci kriziyle birlikte gelişmiş ülkelerin ve Türkiye'nin göç konusundaki yeni konumları ve küresel göç yönetimine karşı gösterdikleri refleksler, 2016 yılında ABD Başkanı seçilen Donald Trump'ın milliyetçi ekonomi politikalarını birer birer uygulamaya koyması ve özellikle Çin'in kurlar üzerinden "ticaret savaşı" başlatmakla suçlanması üzerine Çin'e karşı dış ticarette yüksek koruma önlemleri alması, Çin'in de buna misilleme yapması, bir yanda serbestleşme eğilimlerinin sürdürülmesi gerektiğine yönelik inanç diğer yanda bu söylemlerin tersi yönde uygulanan politikaların yol açtığı çoklu küresel dengeler, devlet mülkiyetli şirketlerin uluslararasılaşması yönünde yeni trendlerin öne çıkması, eşitsizliğin, nüfus sorunsalının ve iklim değişikliğinin küresel sorun hâline gelmesi karşısında devletin, küreselleşme çağında sanılanın aksine daha fazla önem çıkmasına neden olmuştur. Türkiye özelinde ise 2017 yılından itibaren geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ekonomide teknoloji, enerji, ulaştırma, sanayi, bankacılık ve daha birçok sektörü içine alan yapısal dönüşümler, devletin ekonomik rollerini daha kritik hâle getirecek şekilde öne çıkmıştır. Bu gelişmeler bağlamında neoliberal küreselleşme çağında devletin rollerinin azaldığı yaklaşımının sadece söylem düzeyinde kaldığı dolayısıyla ulus-devletlerin ekonomik rollerinin dünya ekonomisinde farklı formlar altında hâlâ baskın olduğu, ülke deneyimleri ışığında güncel ekonomi-politik gelişmeler dikkate alınarak ortaya konulmaya çalışılmıştır.

21. yüzyılDevletDevlet müdahalesi+4
Orhan Cengiz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

The importance and determinants of foreign direct investment for African countries

The purpose of this thesis is to investigate the importance and the determinants of FDI inflows to Africa. The determining variables used for this thesis includes GDP which is a proxy for market size, trade which is also a proxy for openness to trade, nominal exchange rate and natural resources. This thesis used a regression analysis on a panel data of 10 countries for the period of 2001 to 2016. The empirical results for FMOLS indicated that all variables are statistically significant at 5 percent level of significance. However, DOLS empirical results indicated that natural resources do not affect the inflow of FDI to African countries. There is need to further exploit data to find more information about the determinants of FDI flows to African countries as it is an essential component for the economic growth. In addition, there is need for Africa to create a good business environment with less instability of macroeconomic indicators such as exchange rate and inflation. There is also need for Africa to shift from the mineral extraction sectors to the industrial sector; this will help to diversify the economy. This thesis brings understanding that, some investors are not resource seeking rather have different investment objectives such as market seeking. This is shown by the results presented by both FMOLS and DOLS for natural resources. Keywords: Africa, foreign direct investment, natural resources, theories of foreign direct investment.

African countriesNatural resourcesForeign direct investments+2
Oıkameng Cordelıa Legwale
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye-Azerbaycan ekonomik ilişkileri: 1995-2022 dönemi analizi

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki dış ticaret, işsizlik ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin anlaşılması, her iki ülkenin ekonomik performansının ve bölgesel iş birliğinin değerlendirilmesi açısından önemlidir. Yapılan çalışmanın amacı iki ülke arasındaki uluslararası ilişkilerin gelişimi ve analiz etmektir. Bu kapsamda, Azerbaycan'ın ekonomik büyümesi ile Türkiye arasındaki dış ticaret ilişkisi ve Azerbaycan'daki işsizlik oranı arasındaki nedensellik ve etkileşimleri incelenmiştir. Çalışmanın veri kaynağı, Azerbaycan'a ait kişi başına düşen reel GSYİH ekonomik büyümeyi temsil ederken, Türkiye ile yapılan ihracat ve ithalat, dış ticareti yansıtmakta ve Azerbaycan'ın işsizlik oranları(IO) da dikkate alınmıştır. 1995-2022 yılları arasındaki yıllık verileri kullanılarak değerlendirmeler yapılmıştır. Analiz sonuçları, Türkiye'ye yapılan ihracat geliri (LIHC) ile Azerbaycan'ın ekonomik büyümesi (LGDP) arasında Granger nedensellik etkisi olmadığını göstermiştir. Ayrıca LGDP ile LIHC arasında Granger nedenselliğin olmadığı sonucuna varılmıştır. Ancak LGDP ile Türkiye ithalat geliri (LITX) arasında Granger nedensellik vardır. Bu sonuç, Azerbaycan'ın ekonomik büyümesinin Türkiye'den yapılan ithalatla ilişkili olabilir. Johansen eşbütünleşme testi sonuçları, veri setinde en azından bir uzun vadeli eşbütünleşme ilişkisi olduğunu göstermektedir. LIHC'nin LGDP'ye olan etkisi negatif yönde ve istatistiksel olarak anlamlıdır. Bu sonuç, Türkiye'den Azerbaycan'a yapılan ihracatın Azerbaycan'ın ekonomik büyümesini olumsuz etkilediğini göstermektedir. LITX'in LGDP'ye olan etkisi pozitif yönde ve son derece güçlüdür. Bu, Türkiye'den Azerbaycan'a yapılan ithalatın Azerbaycan'ın ekonomik büyümesini olumlu yönde etkilediği bulgusuna varılmıştır. IO'nun LGDP'ye olan etkisi istatistiksel olarak anlamlı değildir. Bu sonuçlardan yararlanarak Türkiye ve Azerbaycan, daha fazla ekonomik büyümeyi destekleyecek, iş birliğini derinleştirecek ve sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunacak adımlar atabilir. Anahtar Kelimeler: Dış ticaret, İşsizlik, Ekonomik büyüme, Makroekonomik değişkenler, İstihdam

Mehraj Sarıkhanlı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Bütçe açığı ve borç sürdürülebilirliği: Türkiye ve seçilmiş ülke uygulamaları

Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de bütçe açığı önemli bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda mali sürdürülebilirlik önemlidir. Mali sürdürülebilirliğin olması hükümetlerin uygulamış oldukları maliye politikaları ile yakından ilişkilidir. Faiz dışı bütçe dengesi, kamu kesimi borç stoku değişkenleri mali sürdürülebilirlik açısından önemlidir. Bütçe açıklarının Türkiye ekonomisi özelinde sürdürülebilirliğinin ölçülmesi ve seçilmiş ülke ekonomisi ile mukayese edilerek neden ve sonuçlarının tartışılması önem arz etmektedir.

Erhan Usta
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Verimlilik artışının ekonomik büyümeye etkisi

Materyal verimliliği temelinde incelenen yakınsamanın varlığı literatürde yok denecek kadar azdır. Bu çalışma ülkeler arası yakınsamanın olup olmadığını ülkelerin materyal verimlilikleri açısından inceleyerek literatüre katkı yapmaktadır. Yakınsama hipotezi, gelişmiş ekonomiler ile gelişmemiş ekonomiler arasındaki farkın zamanla kapanacağını varsaymaktadır. Az gelişmiş ekonomilerin geri kalmanın avantajından yararlanarak gelişmiş ekonomilere üretimde teknik bilgi ve teknolojiyi artırarak girdi miktarında daha fazla çıktı yaratma becerisini elde edebileceklerdir. Materyal verimliliği, ülkelerin doğadan ve ithalat yoluyla üretim sürecine dahil olan tüm materyallere ilişkin verimliliği incelemektedir. Materyal verimliliği dikkate alınmasının nedeni artan nüfus ve sürdürülebilirlik projeksiyonları ülkelerin materyal verimlilikleri konusunda önemle üzerinde durmaları gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmanın ana amacı materyal verimliliği yakınsamasını analiz etmektir. Analize konu olan 100 ülkenin yakınsayıp yakınsamadığı araştırılmıştır. Bu ülkeler düşük, düşük-orta, yüksek-orta ve yüksek gelir düzeyi olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. Gruplar, her grubun kendi materyal verimliliği ortalamasına yakınsaması ve her grubun yüksek gelirli grubun materyal verimliliği ortalamasına yakınsaması şeklinde iki formda incelenmiştir. Sonuçlara göre düşük-orta gelir grubunda yer alan ülkelerin hem grup içi materyal verimliliği ortalamasına hem de yüksek gelirli ülkelerin materyal verimliliği ortalamasına yakınsadığı gözlemlenmiştir.

EkonomiEkonomik büyümeEkonomik etki+2
Uğur Coşkun
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Doğrudan yabancı yatırımı etkileyen faktörlerden yatırım teşviklerinin Türkiye açısından değerlendirilmesi

Son yıllarda, Türkiye'deki ekonomik ilerleme ve yapısal değişimlerle ilgili olarak, doğrudan yabancı yatırımlar ile yatırım teşvikleri arasındaki ilişkileri inceleyen ekonometrik çalışmaların önemi artmıştır. Bu bağlamda, bu çalışma 2006-2023 yılları arasında Türkiye'yi ele alarak, doğrudan yabancı yatırımların ekonomi üzerindeki etkisini ve yatırım teşviklerinin rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Bu araştırmada, 2006-2023 döneminde Türkiye'deki yatırım teşvikleri ve kredi temerrüt takaslarının doğrudan yabancı yatırımlarla ilişkisini, çeyreklik veriler üzerinden Doğrusal Olmayan Otoregresif Dağılmış Gecikme analizi kullanılarak incelenmiştir. Veriler, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve investing.com veri tabanlarından elde edilmiştir. Araştırmada, doğrudan yabancı yatırımlar, yatırım teşvikleri ve kredi temerrüt takasları arasında uzun dönemli nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıKredi temerrüt takasıNARDL+1
Sezin Dargınoğlu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Arnavutluk-Türkiye ekonomik ilişkileri ve ülke ekonomileri üzerindeki etkisi: 2000-2023 dönemi

Bu araştırmada Türkiye ile Arnavutluk arasında bulunan ekonomik ilişki ve etkileşimleri değerlendirmek ve iki devlet arasında bulunan ekonomik ilişkilerin 2000- 2023 yılları arasında ülke ekonomilerine olan etkisini incelemek amaçlanmıştır. Belirlenmiş olan amaç doğrultusunda, literatür içerisinde yer alan konu ile ilgili daha öncesinde gerçekleştirilen araştırma ve çalışmalara göz atılmıştır. Yapılmış olan literatür incelemesi sonucunda konu ile ilişkili kavram ve başlıklara araştırmada yer verilmiştir. Araştırmada, Arnavutluk ve Türkiye'nin ekonomik açıdan ilişkilerinin oldukça eski bir tarihe dayandığı görülmüştür. Ayrıca, 2000-2023 yılları arasında iki ülke arasında yapılan ihracat ve ithalatın iki ülkenin de ekonomisine etkide bulunduğu tespit edilmiştir. Bu araştırma, Türkiye ile Arnavutluk arasında bulunan ekonomik ilişkilerin değerlendirilmesi, Türkiye ve Arnavutluk arasındaki ekonomik ilişkilerin 2000-2023 yılları arasında ülke ekonomilerine etkilerinin belirlenmesi, literatür içerisinde Türkiye ve Arnavutluk ekonomilerinin ülkeye olan etkilerini birlikte ele alan araştırma ve çalışma sayılarının az olması ve gelecekte yapılacak olan araştırma ve çalışmalara örnek teşkil etmesi açısından önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Arnavutluk, Ekonomik İlişkiler, Türkiye, Ülke Ekonomileri, Ticaret.

Kristina Nano
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ekonomisinde dış ticaretin yapısı ve BRICS ülkeleriyle karşılaştırılması: 1996-2023 dönemi analizi

Bu çalışmanın amacı, Türkiye ve BRICS ülkelerinin (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) 1996-2023 yılları arasındaki dış ticaret yapılarını incelemek ve dış ticaretin ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Bu kapsamda, Türkiye'nin ekonomik büyüme stratejilerinde dış ticaretin önemini ve BRICS ülkelerinin dış ticaret performansından nasıl yararlanabileceğini ortaya koymak hedeflenmiştir. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde dış ticaretin kavramsal çerçevesi, tarihsel gelişimi ve teorik yaklaşımlarına değinilmiştir. İkinci bölümde, Türkiye ve BRICS ülkelerinin ekonomik, sosyal, siyasi, demografik ve dış ticaret yapıları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise ekonometrik yöntemler kullanılarak dış ticaretin Türkiye ve BRICS ülkelerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkileri panel veri yöntemiyle analiz edilmiştir. Çalışmada BRICS-T ülkelerinde ekonomik büyüme ile dış ticaret arasında pozitif bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. BRICS ülkeleri ve Türkiye arasındaki karşılaştırmalı analizler, BRICS ülkelerinin ihracata dayalı büyüme stratejilerinin ekonomik büyüme üzerindeki olumlu etkisini ortaya koyarken, Türkiye'nin büyüme stratejilerinde dış ticareti daha verimli kullanması gerektiğini göstermektedir.

BRICSDış ticaretEkonomik entegrasyon+2
Barış Erçin
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bölgesel kalkınma ve Çukurova örneği

Geçmişten günümüze, bölgesel dengesizlikler bütün ülkeler için sorun teşkil etmiştir. Bölgesel Kalkınma Yaklaşımı, özellikle 2. Dünya Savaşı'ndan sonra, çok sayıda ülkenin ekonomi politikalarında yer almıştır. Az gelişmiş, gelişmekte veya gelişmiş olan çok sayıda ülkenin bölgeleri arasındaki mevcut kalkınma farklılıkları, ülkeleri bu farklılıkları gidermeyi sağlayacak veya minimum düzeye indirecek çalışmalar yapmaya itmiştir. Bu sebeple ülkeler, mevcut potansiyellerini iyi analiz edip, bu potansiyellere uygun çözümler üretmeye başlamışlardır. Ülkeler, sosyoekonomik ve kültürel özelliklerine göre farklı bölgesel kalkınma stratejileri uygulamaktadır. Bu çalışmada, geri kalmış bölgelerin potansiyellerini ortaya çıkarmak adına, vergisel teşvikler, kalkınma ajansları, girişimcilik, kooperatifçilik, inovasyon, Ar-Ge ve turizm gibi bölgesel kalkınma araçlarının ve faaliyetlerinin kalkınma farklılıklarını gidermeye yardımcı faaliyetler olduğu saptanmıştır. Çalışmanın Bölgesel Kalkınma ve Çukurova Bölgesi kısmında, Çukurova Bölgesi'nde yer alan Mersin, Adana ve Osmaniye illeri üzerinden bölgenin kalkınma seviyesi, sosyal ve ekonomik yapıları ile ilgili veriler doğrultusunda tespit edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen bilgiler, mukayeseli üstünlük yaklaşımı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Üç ildeki öne çıkan sektörler belirlenmiştir. Çukurova Bölgesi'nin kalkınma düzeyini arttıracak öneriler sunulmuştur. Bu doğrultuda yapılacak çalışmalar sonucunda bölgenin, Marmara Bölgesi'ne alternatif bölge olacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Bölgesel kalkınmaEkonomik kalkınmaKalkınma+3
Gökçe Durmaz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği ve Türkiye'de genç işsizlik sorunu ve kaynakları

Günümüz küresel ekonomisinde genç işsizlik gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan tüm ülkelerin en önemli sorunu haline gelmiştir. Bu anlamda, işsizlik nasıl ki küresel bir sorun olarak görülüyorsa genç işsizlik de aynı doğrultuda hükümetlerin ortak bir sorunu olarak görülmektedir. İlk olarak 1980'lerde sanayileşmiş ülkeler için ciddi bir sorun olarak ortaya çıkan genç işsizliği 21.yüzyıl başında işgücü piyasalarında yaşanan kırılmalar ile tüm ülkelerin karşı karşıya geldiği ve çözümü en acil ekonomik ve sosyal bir sorun haline gelmiştir. Öyle ki dünya genelinde olduğu gibi, Avrupa Birliği ve Türkiye'de de genç işsizlik oranları, genel işsizlik oranının iki katı seviyesinde seyretmektedir. Makro ve mikro boyutta birçok faktör gençlerin işgücü piyasasında daha kırılgan olmalarına ve genç işsizlik oranlarının yüksek olmasına neden olmaktadır. Bu durum 15-24 yaş grubundaki bireylerin yaşadığı işsizlik sorununun çözümüne yönelik önlemler alınmasını gerektirmektedir. Genç işsizlik sorununu dikkate alan Avrupa'da, gençlerin istihdamının arttırılması ve işgücü piyasasına gençlerin aktif katılımının sağlanması politika hedeflerinin en üst sıralarında yer almaktadır. Diğer yanda, Avrupa Birliği ülkelerine kıyasla genç bir nüfusa sahip Türkiye ise dinamik bir ekonomi oluşturmak için daha avantajlı durumdadır. Dolayısıyla genç işsizlik sorununa yönelik olarak uygulanacak politikaların belirlenmesi hem Türkiye hem de Avrupa Birliği ülkeleri için önem arz etmektedir. Bu çalışmada Avrupa Birliği ülkelerinden; Almanya, Avusturya, Birleşik Krallık, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İrlanda, İspanya, İsveç, İtalya, Kıbrıs, Malta, Polonya, Portekiz, Yunanistan ile Türkiye için 1991-2016 yıllarına ait Gayrisafi Yurtiçi Hasıla, Enflasyon, Yabancı Doğrudan Yatırım ve Finansal Kriz verileri kullanılarak Avrupa Birliği ve Türkiye'de genç ve genel işsizliğin belirleyicileri panel veri analizi ile araştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda ekonomik büyüme, enflasyon ve yabancı doğrudan yatırımlar genç işsizlik ve genel işsizlik oranını negatif etkilerken, finansal krizler pozitif etkilemektir. Ayrıca genç işsizlik, genel işsizliğe kıyasla makroekonomik faktörlerin etkilerine daha fazla duyarlıdır.

Avrupa BirliğiGençlerMakroekonomi+5
Kıvanç Güney
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Hizmetler sektörü ticaretinin serbestleştirilmesi ve ekonomik büyüme üzerine etkileri: Havayolu taşımacılığı sektörü ve Türkiye

Hizmetler, başlı başına bir sektör olarak ülke hasılasına ve ekonomik büyümeye sağladığı katkının yansıra, ekonomik büyümeye ilişkin unsurlar üzerindeki etkileri açısından da önem arz etmektedir. Hizmetler sektörünün küresel ekonomi içerisinde giderek artan payı dikkat çekicidir. Sanayi, tarım ve hizmetler ayrımıyla ifade edilen üç sektörlü yapı içerisinde hizmetler sektörü payının küresel anlamda arttığı, yüksek gelirli ülkelerde hizmetler sektörü payının GSİYH'nın %70'i düzeyine ulaştığı görülmektedir. Hizmetler sektörü Dünya hasılası payının sanayi sektöründen çok daha yüksek olmasına karşın, mal ticareti hacmi tüm dönemlerde hizmetler ticareti hacminden daha yüksek olmuştur. Hizmetler ticaretinin serbestleştirilmesi açısından var olan ticaret engellerinin yanı sıra; kültür ve dil farklılıkları gibi doğal engeller, hizmet sunumu için fiziki ya da kurumsal varlık gerekliliği, ülkeden ülkeye değişen standardizasyon farklılıkları gibi engeller de sözkonusudur. Bu nedenle, hizmetler ticaretinin serbestleştirilmesi mal ticaretinin serbestleştirilmesinden daha karmaşık bir yapıdadır. Kendi istihdamı ve çıktı düzeyinin yanı sıra, ekonomilerin gelişmiş havayolu bağlantılarıyla küresel pazarlara, tedarik zincirlerine katılmasını sağlayarak uluslararası ticareti kolaylaştıran, yatırım kararları için belirleyici bir unsur olan ve özellikle turizm açısından çok önemli bir rol oynayan havayolu taşımacılığı, serbestleşmenin (deregülasyon) karakteristik bir özellik haline geldiği önemli bir hizmetler sektörü bileşenidir. Hava ulaştırma anlaşmaları ve ilgili düzenlemeler ile tesis edilen destinasyon, kapasite, sıklık ve tarife ayarlamaları kısıtlamalarının aşamalı olarak kaldırılmasını ifade eden havayolu taşımacılığında liberalizasyon (deregülasyon) süreci uluslararası hava ulaştırma anlaşmalarının yapısındaki değişim yoluyla yaygınlaşmış, Chicago Konvansiyonu sonrası uygulanan korumacı Bermuda I tipi anlaşmalar yerini açık pazar ve açık semalar anlaşmalarına bırakmış, ikili anlaşmaların yanı sıra çok taraflı anlaşmalar uygulanmaya başlamıştır. 1978'de ABD'de iç hatlar serbestleşmesiyle başlayan ve hızla dünya geneline yayılan serbestleşme süreci doğrultusunda, dünya genelinde havayolu yolcu sayısı ve kargo hacminde önemli artışlar gerçekleşmiştir. Havayolu yolcu ve kargo hacmindeki artışın farklı gelir grubundaki ülkelerde GSYİH üzerindeki etkisini ortaya koymak amacıyla, 1980-2015 dönemi havayolu yolcu sayısı, havayolu taşınan yük miktarı ve kişi başına GSYİH verileri kullanılmıştır. Yüksek gelir, üst orta gelir ve alt orta gelir grubu olmak üzere üç farklı gelir grubundaki 42 ülkede havayolu taşımacılığının ekonomik büyüme açısından etkileri Ortak Korelasyonlu Etkiler (CCE) yöntemi ile analiz edilmiştir. Panel veri analizi sonuçları; yüksek gelir grubu (YG), üst orta gelir grubu (ÜOG) ve alt orta gelir grubu (AOG) olmak üzere analize konu tüm ülke gruplarında havayolu yolcu ve kargo taşımacılığı hacmi ile GSYİH arasında anlamlı bir ilişkiye işaret etmektedir. Ülke grupları açısından havayolu yolcu hacminin ÜOG grubu ülkelerde GSYİH üzerinde en yüksek etkiye sahip olduğu, hava kargo hacminin ise YG grubundaki ülkelerede en yüksek etkiye sahip olduğu görülmektedir. AOG gurubunda ise havayolu kargo ve yolcu hacminin GSYİH üzerindeki etkilerinin birbirine yakın ve diğer gelir gruplarına nazaran daha düşük düzeyde olduğu gözlenmiştir. Çalışmada Türkiye'de havayolu taşımacılığı sektörüne ilişkin genel bir inceleme yapılmış ve havayolu taşımacılığında serbestleşmenin Türkiye'de ekonomik büyüme üzerine etkileri analiz edilmiştir. Bu analiz için, bir ilk olarak Türkiye'nin 1980-2015 dönemi yıllık bazda Havacılık Liberalizasyon İndeksi (HLİ) hesaplanmış ve hesaplanan indeks ile ilgili dönem kişi başına GSYİH verileri arasındaki ilişki ARDL sınır testi yaklaşımı ile analiz edilmiştir. Analiz bulguları, hava taşımacılığında liberalizasyonun ekonomik büyüme üzerinde kısa dönemde etkisi bulunmadığına, uzun dönemde ise ekonomik büyüme üzerinde etkili olduğuna işaret etmektedir.

DeregulasyonEkonomik büyümeFinansal serbestleşme+7
Pınar Gümüş Akar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının belirleyicileri: Gelişmekte olan ülke örnekleri ve Türkiye

Küreselleşmenin bir ürünü olan ve gelişmekte olan ülkeler tarafından sermaye yetersizliğini gidermek için kilit rol oynayacağı öngörülen doğrudan yabancı sermaye yatırımları (DYY), günümüzde hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin ev sahipliği yapabilmek için rekabet ettikleri bir yatırım türü olarak kabul edilmektedir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının sağladığı avantajlar sadece düşük maliyetli üretim olmaktan ziyade ev sahibi ülkeye istihdam, teknoloji ile yönetim bilgisini de getirmekte ve teknolojinin yayılma etkisiyle birlikte başta bulunduğu endüstri olmak üzere ülke genelinde birçok avantajlar sağlamaktadır. Bu nedenle doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının belirleyicileriyle olan ilişkisinin detaylı şekilde araştırılması amaçlanmış, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ülkelere giriş ve çıkışlarında ortak parametrelerin etkileri bir arada incelenmiştir. Çalışmada doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ülkelere giriş ve çıkışlarının belirleyicilerine yönelik analizler, gelişmekte olan ülkeler ve Türkiye olmak üzere iki ayrı kategoride incelenmiştir. 16 gelişmekte olan ülke için 1996-2016 yıllık veriler doğrultusunda panel veri yöntemi kullanılarak yapılan analizler sonucunda piyasa büyüklüğü, döviz kuru, ticari açıklık, işgücü verimliliği, yolsuzluk ve politik risk ile DYY girişleri arasında pozitif yönlü ilişki bulunurken faiz oranı ile DYY girişleri arasında negatif yönlü ilişki bulunmaktadır. Benzer şekilde piyasa büyüklüğü, döviz kuru, ticari açıklık, işgücü verimliliği, yolsuzluk ve politik riskteki artışlar ülkelerden DYY çıkışlarına sebep olurken faiz oranında ki artışlar DYY çıkışlarını azaltmaktadır. Türkiye için 1986-2015 döneminde zaman serisi yöntemi kullanılarak yapılan analizler sonucunda piyasa büyüklüğü ve döviz kuru ile DYY girişleri arasında pozitif; faiz oranı ile DYY girişleri arasında negatif yönlü ilişki bulunmaktadır. Benzer şekilde piyasa büyüklüğü ve döviz kuru ile DYY çıkışları arasında pozitif; faiz oranı ve dışa açıklık ile DYY çıkışları arasında negatif yönlü ilişki bulunmaktadır. Ayrıca doğrudan yabancı sermaye yatırımlarından kişi başına düşen gayrisafi yurtiçi hasılaya doğru ve döviz kurundan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi bulunmaktadır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre gelişmekte olan ülkelerin uluslararası sermayeden beklediği payı alabilmesi için başta ekonomik istikrarı sağlayacak değişkenler olmak üzere politik faktörleri de göz önünde bulundurarak uygun yatırım ikliminin oluşumunu sağlaması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Doğrudan yabancı sermaye yatırımı, yolsuzluk, gelişmekte olan ülkeler, politik risk

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıGelişmekte olan ülkelerTürkiye+3
Ahmet Kardaşlar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

Real exchange rate misalignment and macroeconomic performance in open economies: Analysis on selected emerging market economies

Traditional view acknowledges the detrimental impact of Real Exchange Rate (RER) misalignment on the macroeconomic performance of open economies from the long-term perspective. Findings of the earlier studies on the impact of RER misalignment on macroeconomic performance could be misleading as they typically rely on panel data methods in deriving misalignment series which is highly criticized for its strong homogeneity assumption. Moreover, they mostly investigate the growth performance of open economies in response to RER misalignment while dynamics in fundamentals like trade balance, the aggregate level of domestic consumption and domestic investment are also important to draw more inclusive decision. The study first estimates the equilibrium RER and RER misalignment of selected emerging market economies (EMEs) distinctly adopting single equation approach to confirm the heterogeneity of RER behavior in the long-run through 1980-2016 and then examines its impact on macroeconomic performance of the EMEs together with the respective impact of undervaluation and overvaluation employing Blundell & Bond's (1998) System Generalized Method of Moments (SGMM) estimation approach. Results suggest that RER misalignment and its two opposing components- undervaluation and overvaluation hurt the growth of EMEs. Again, the anti-growth effect of undervaluation is later supported by consumption regression as it finds that undervaluation dries up aggregate consumption. The impacts of undervaluation and overvaluation on the trade balance and domestic investment are in line with theoretical claims- undervaluation stimulates trade surplus and domestic investment while overvaluation erodes them. However, RER misalignment helps recover trade imbalances and promotes aggregate domestic investment. Considering the implications of RER misalignment on economic activity, avoiding distortion in RER from its long term equilibrium level is a crucial policy concern for emerging economies. Keywords: Real Exchange Rate Misalignment, Single Equation Approach, SGMM, Emerging Market Economies.

Open economyExchange rateExchange rate policies+7
Abdulla Hıl Mamun
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tarımsal kredilerin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri

Tarım sektörü; insanların yaşamlarını devam ettirebilmesi, milli gelire ve istihdama katkısı, diğer sektörlere hammadde sağlaması, ihracata doğrudan ve dolaylı olarak etkisi ve biyolojik çeşitlilik ile ekolojik dengeye olan katkısı nedeniyle tüm dünyada vazgeçilmez bir sektör niteliğindedir. Bu nedenle tarım, ekonomik, sosyal ve çevresel boyutlarıyla, toplumun bütün kesimlerini yakından ilgilendirmektedir. Ülkelerin ve toplumların kalkınmasında önemli rol oynayan tarım sektörünün önemi, küreselleşen ekonomik sistem, artan rekabet ortamları ve hızla değişen pazar şartlarının da etkisiyle giderek artmaktadır. Türkiye'de tarım, içinde bulunduğu jeopolitik konumu itibariyle, üç tarafının denizlerle çevrili olması, sahip olduğu akarsular ve ekolojik çeşitlilik nedeniyle gerek bitkisel, gerek hayvansal ve gerek su ürünleri açısından ayrı bir öneme sahiptir. Tarım; hayati ihtiyaçları temin eden bir üretim koludur. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda bile dünya nüfusunun neredeyse yarısının yeterli ve nitelikli gıdaya ulaşım sıkıntısı içinde bulunması ve tarımsal üretimdeki artış oranının dünya nüfusundaki artış oranına ayak uyduramaması nedeniyle, gelecekte dünya nüfusunun önemli bir açlık ve yoksulluk problemiyle karşı karşıya kalabileceği tahmin edilmekte ve bu da tarımın stratejik önemini ön plana çıkarmaktadır. Ülkemizde tarım sektörü, temel ihtiyaçları karşılamak ve diğer sektörlere girdi temin etmek misyonuna sahip olmasına rağmen sermaye sıkıntısıyla daima karşı karşıya kalmıştır. Bu sebeple gerek tarımsal üretimde kullanmak üzere girdi temini sağlamak, gerekse organize olmuş kredi kaynağı oluşturmak için çiftçilerin ortaklığında tarımsal kooperatifler ve devletin bünyesinde Ziraat Bankası kurulmuştur. Tarımsal krediler tarım sektörünün gelişmesinde son derece önemli olan "yetersiz sermaye birikimi" probleminin aşılmasında önemli bir araçtır. Bu tez çalışmasında tarım sektörü ve tarımsal üretim ile ilgili bilgilere değinilmiş, tarımsal kredilerin ekonomik olarak kalkınma sürecinde olan ülkemiz ekonomisi üzerindeki direkt ve dolaylı etkileri ile sektörün mevcut sorunları ve çözüm önerileri üzerinde durulmuştur.

EkonomiEkonomik etkiKrediler+3
Ekrem Küçükoğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de doğurganlık ve erkek çocuk tercihinin hane içi kaynak dağılımına etkisi

Bu çalışma, erkek çocuk tercihi, doğurganlık ve hane içi kaynak dağılımı arasındaki karşılıklı nedensellik ilişkilerini incelemektedir. Çalışmada, Türkiye İstatistik Kurumu B Grubu Mikro Veri Seti olan Hanehalkı Bütçe İstatistikleri yatay kesit verileri kullanılmıştır. Çalışmanın ilk amacı Türkiye'de ilgili literatür tarafından varlığı kanıtlanmış olan erkek çocuk tercihinin daha güncel ve farklı bir veri seti (2013-2019) kullanarak varlığının devam edip etmediğini test etmektir. Bunun yanı sıra, çalışmada, tarımsal arazi sahipliğinin (tarla, bağ, sera) erkek çocuk tercihini ve doğurganlık kararını nasıl etkilediği de incelenmektedir. Erkek çocuk tercihinin doğurganlık üzerindeki etkisi çocukların cinsiyet kompozisyonlarına bağlı olarak öncelikle Doğrusal Olasılık Modeli ve Probit Modeli kullanılarak Doğum Sırası İlerlemesi yöntemiyle analiz edilmekte olup, sonrasında ise örneklem seçim yanlılığını önleyebilmek adına Heckman Düzeltme Modeli kullanılarak analiz edilmektedir. Çalışmanın ikinci amacı ise, hanehalklarının ilk çocuklarının kız olmasının doğurganlıkta yol açtığı dışsal değişikliğin çocuklara yapılan eğitim harcamalarının toplam harcamalar içindeki payını ne yönde ve ne oranda etkilediğini incelemektir. Bu sebeple çalışmada, çocuklara yapılan beşerî sermaye yatırımlarının çocukların niceliğinde meydana gelen dışsal değişiklikten nasıl etkilendiği ve bunun sonucu olarak ebeveynlerin hane içi kaynak dağılımını yeniden nasıl düzenlediği soruları araştırılmaktadır. Bu analizdeki model, ilgili veri setinin 2015-2019 yılları için Araç Değişken yöntemi kullanılarak tahmin edilmektedir. Analizlerden elde edilen bulgulara göre, ilk çocuğun kız olması ailelerin 2. çocuğa sahip olma olasılıklarını %5 arttırmaktadır. İlk iki çocuğun kız olduğu ailelerde ise 3. çocuğa sahip olma olasılığı %25 artmaktadır. Elde edilen bulgulara göre, herhangi bir erkek çocuğa sahip olmamış olan hanehalklarının kız çocuk sayısı arttıkça erkek çocuk eğilimi daha da şiddetlendiği tespit edilmiştir. Sonuçlarımız bu yönden, literatürdeki önceki çalışmalara paralel olarak Türkiye'deki ailelerin erkek çocuk yanlı doğurganlık davranışları gösterdikleri bulgularını doğrulamaktadır. Bu bulgulara ek olarak, ilk iki çocuğun cinsiyetinin aynı olması ailelerin 3. çocuğa sahip olma olasılıklarını %20 arttırmaktadır. Bu sonuç bize Türkiye'deki hanehalklarının sadece erkek çocuk yanlı bir eğilime sahip olmadıklarını aynı zamanda cinsiyet karması isteklerinin de olduğunu göstermektedir. Çalışmada aynı zamanda, erkek çocuk tercihinin doğurganlık üzerindeki etkisinin tarımsal arazi sahibi olan ve olmayan hanehalklarında nasıl farklılaştığına da bakılmış olup, etkilerin tarımsal arazi sahipliğinde ciddi anlamda daha yüksek olduğu da görülmüştür. Bu durumun altında yatan sebep ise, ebeveynlerin hane içinde kaynak dağılımı yapacakları zaman topraklarının kendi soylarında kalmasını sağlamak için erkek çocuklarına miras bırakmayı istemeleridir. Bu durumda Türkiye'deki ailelerin miras tercihlerinde erkek çocuk yanlı bir tutum sergiledikleri görülmektedir. Çalışmada, çocuğu olmayan hanelerin örnekleme dahil edilmemesinin herhangi bir örneklem seçim yanlılığına sebep olup olmadığı da Heckman Düzeltme Modeli ile incelenmiş ve örneklem seçim yanlılığının olduğu görülmüştür. Heckman OLS tahmin sonuçlarına göre standart OLS sonuçları aşağı yönlü bir sapmaya maruz kalmaktadır. Buna göre ilk çocuğun kız olması doğurganlığı %6 arttırmaktadır. İkinci ampirik analizden elde edilen sonuçlara bakıldığında ise, ilk çocuğun kız olması ilk ampirik analizde olduğu gibi bu analizde de doğurganlığı %6 arttırmaktadır. Doğurganlıktaki erkek çocuk eğiliminden kaynaklı bu dışsal artışın ise çocukların hanehalkı toplam harcamalarından aldığı eğitim harcamaları payını %8 arttırdığı görülmektedir. Çocukların niceliğindeki dışsal artışın alkol ve sigara harcamalarının payını %5 ve babanın giyim harcamalarının payını ise %15 azalttığı fakat annenin giyim harcamalarının payını %21 arttırdığı görülmektedir. Annelerin giyim harcamalarındaki artışın altında yatan muhtemel bir sebep, doğum sonrası dönemde alınan kiloların birçok kadında yeni kıyafet ihtiyacını doğurmasıdır. Bununla birlikte, kadın giyiminin esnekliği erkek giyimine göre çok daha katı olduğu da söylenebilmektedir. Bu sonuçlar ışığında çocukların niceliğindeki bir artışın çocuklara yapılan eğitim yatırımlarından ödün vermemek adına babanın giyim harcamalarından ve hanehalkındaki alkol ve sigara harcamalarından sübvanse edildiği ancak annenin giyim harcamaları tarafından kısıtlandığı görülmektedir.

Eğitim ekonomisiGelişme ekonomisiMikroekonomi+1
Serhat Çakmak
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Yükselen ekonomilerde (E7) savunma, sağlık, eğitim harcamalarının gelir dağılımı üzerindeki rolü: Panel veri analizi

Kamu harcamaları, ekonomik büyüme, sosyal refah ve gelir dağılımı üzerinde stratejik bir rol oynamaktadır. Literatür incelendiğinde kamu harcamalarının (sağlık, eğitim, savunma) gelir dağılımı üzerindeki etkileri konusunda tam bir konsensüs bulunmamaktadır. Bu çalışma yükselen ekonomileri (E7) oluşturan Brezilya, Çin, Endonezya, Hindistan, Meksika, Rusya ve Türkiye'nin 2000–2022 dönemi yıllık verileri kullanılarak; sağlık, eğitim ve savunma harcamalarının gelir dağılımı üzerindeki etkilerini panel veri yöntemiyle incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada bağımlı değişken olarak gelir dağılımı eşitsizliğini temsil eden Gini katsayısı, bağımsız değişkenler ise sağlık, eğitim ve savunma harcamalarının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla içindeki payı kullanılarak panel veri analizi yöntemi uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre, sağlık harcamaları ile gelir dağılımı eşitsizliği arasında negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Bu bulgu, sağlık harcamalarında bir birimlik artışın Gini katsayısında yaklaşık 0.936 birimlik bir azalmaya yol açtığını göstermektedir. Buna karşılık, eğitim harcamaları ile gelir eşitsizliği arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuş, bir birimlik artışın gelir eşitsizliğini 0.635 birim artırdığı gözlenmiştir. Savunma harcamalarının gelir eşitsizliği üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi gözlemlenmemiştir. Bu bulgular, E7 ülkelerinde kamu harcamalarının gelir dağılımı üzerindeki etkilerinin harcama türüne göre farklılaşabileceğini ve özellikle sağlık harcamalarının gelir dağılımı eşitsizliğini azaltıcı yönde potansiyelini ortaya koymaktadır.

Bilal Özden
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Küreselleşmenin çevre üzerine etkileri: Seçilmiş ülkeler üzerine bir inceleme

Son yıllarda küreselleşme, ekonomik, politik ve çevresel boyutlarıyla giderek daha fazla tartışılan bir olgu hâline gelmiştir. Uluslararası ticaretin, sermaye akımlarının, teknoloji transferlerinin ve kültürel etkileşimlerin hız kazanması, ülkeler arasında ekonomik bütünleşmeyi derinleştirirken çevresel etkileri de ön plana çıkarmaktadır. Enerji tüketimindeki artış, doğal kaynakların yoğun kullanımı ve atık üretimindeki yükseliş, küreselleşmenin çevresel sürdürülebilirlik açısından ortaya çıkardığı riskleri açık biçimde göstermektedir. Bu nedenle, küreselleşmenin çevre üzerindeki yansımalarının kapsamlı biçimde değerlendirilmesi, sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda dengeli politika araçlarının geliştirilmesi bakımından kritik önem taşımaktadır. Bu çalışmada küreselleşmenin çevresel etkileri gelişmiş panel veri yöntemleri aracılığıyla iki farklı model kapsamında analiz edilmiştir. Birinci modelde, 149 ülke için genel küreselleşme endeksi ile ekonomik, sosyal ve politik küreselleşme boyutları, kişi başına gelir ve yenilenebilir enerji tüketiminin ekolojik ayak izi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Ayrıca ülkeler düşük, alt-orta, üst-orta ve yüksek gelir grupları şeklinde ayrı ayrı değerlendirilmiş ve tahminler yatay kesit bağımlılığı ile heterojenliği dikkate alan AMG yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. İkinci modelde ise yeni sanayileşmiş ülkeler için küreselleşme, sanayileşme, kişi başına gelir ve yenilenebilir enerji tüketiminin ekolojik ayak izi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Ayrıca model II kapsamında doğrusal olmayan dinamikleri incelemek amacıyla "Küresel Kuznets Eğrisi" hipotezi test edilmiş ve FMOLS ile MG tahmincileri kullanılarak uzun dönemli ilişkiler ortaya konulmuştur. Son olarak değişkenler arasındaki nedensellik ilişkileri Dumitrescu-Hurlin panel nedensellik testiyle analiz edilmiştir. Küreselleşmenin çevre üzerindeki etkilerini inceleyen birinci modelin bulguları, küreselleşmenin farklı boyutlarının ekolojik ayak izini anlamlı biçimde artırdığını göstermektedir. Ekonomik büyümenin de benzer şekilde çevresel maliyetler yaratarak ekolojik ayak izi üzerinde olumsuz etkiler doğurduğu görülmektedir. Buna karşılık, yenilenebilir enerji tüketiminin çevresel baskıları azalttığı sonucuna ulaşılmıştır. Küreselleşme ile çevre arasındaki doğrusal olmayan ilişkilerin analiz edildiği ikinci modelde ise Küresel Kuznets Eğrisi'nin geçerli olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca doğrusal tahmin sonuçları, küreselleşme, kişi başına gelir ve sanayileşme değişkenlerinin ekolojik ayak izini artırırken, yenilenebilir enerjinin çevresel bozulmayı azaltıcı bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymuştur. Nedensellik analizleri ise küreselleşme ve yenilenebilir enerji ile ekolojik ayak izi arasında çift yönlü; ekonomik büyümeden ekolojik ayak izine doğru ise tek yönlü bir ilişki bulunduğunu göstermektedir.

Ökkeş Çelen
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye ve BRICS ekonomilerinde seçilmiş makroekonomik göstergeler ile doğrudan yabancı yatırımların ilişkisi

ÖZET Doktora Tezi Suna ÇEVİK Manisa Celal Bayar Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. C. Erdem HEPAKTAN Bu çalışma, gelişmekte olan ekonomiler bağlamında doğrudan yabancı yatırımların (DYY) makroekonomik değişkenlerle olan ilişkisini Türkiye ve BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) ülkeleri örnekleminde incelemektedir. DYY, ekonomik büyüme, sermaye birikimi, teknoloji transferi ve dış ticaret entegrasyonu açısından gelişmekte olan ülkelerde stratejik bir araç olarak değerlendirilmektedir. 1990'lı yıllardan itibaren DYY'nin küresel dağılımında gelişmekte olan ülke grubunun payının artması, bu yatırımların kalkınma sürecindeki rolünü ön plana çıkarmıştır. Gelişmekte olan ülkeler grubuna dahil olan Türkiye ve BRICS ekonomilerinin doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının belirsizlik endeksi öncelenerek çeşitli makro ekonomik göstergelere hangi yönde ve hangi boyutlarda etkide bulunduğunun çalışma konusu olarak belirlenmesi de bu tür yatırımların gelişmekte olan ekonomilerde gelişen konumunun ve öneminin açıklanması konusunda literatüre katkı sağlaması hedeflenmiştir. Çalışmada 2014 yılının ilk çeyreğinden 2024 yılının ilk çeyreğine kadar olan döneme ilişkin çeyrek veriler kullanılmıştır. Analizde Türkiye ile birlikte Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika yer almakta; DYY bağımsız değişken olarak alınırken, belirsizlik endeksi (WUI), enflasyon oranı (CPI), ödemeler dengesi (BPM6) ve reel ekonomik büyüme (RG) bağımlı değişkenler olarak ele alınmıştır. Veri seti panel yapıda olup, ekonometrik analizlerde öncelikle yatay kesit bağımlılığı ve birim kök testleri uygulanmış; ardından Westerlund panel eşbütünleşme testi ile Dumitrescu-Hurlin Granger nedensellik testi gerçekleştirilmiştir. Westerlund eşbütünleşme sonuçlarına göre, DYY ile RG arasında uzun dönemli istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiş; özellikle Gt ve Pt test istatistiklerinin p-değerleri %1 anlamlılık düzeyinde bulunmuştur. Buna karşılık Granger nedensellik testi panel genelinde yalnızca BPM6 için DYY'den kaynaklanan anlamlı bir nedensellik olduğunu göstermiştir (p = 0.0178); diğer değişkenler için bu ilişki gözlenmemiştir. Ülke bazlı değerlendirmelerde ise bazı ülkelerde DYY'nin büyümeyi öncelediği, bazılarında ise büyüme ve istikrarın DYY'yi yönlendirdiği gözlemlenmiştir. Bulgular, DYY'nin ülke özelliklerine bağlı olarak farklı biçimlerde işlediğini ve belirsizlik düzeyinin yatırım kararları üzerinde sınırlayıcı bir etki yaratabileceğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları, Gelişmekte Olan Ülkeler, Belirsizlik Endeksi, Ekonomik Büyüme, Ödemeler Bilançosu, Enflasyon 2025, 327 sayfa

Doğrudan yabancı sermaye yatırımları
Suna Çevik
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kırsal kalkınmanın belirleyicileri olarak ekilebilir araziler ve gıda üretimi endeksi ilişkisi: Türkiye-Avrupa Birliği ülkeleri analizi

Yurtdışındaki ekonomi kuruluşlarının ve yurtiçindeki kamu kurumlarının kırsal kalkınma hakkında yeni paradigmalar ortaya çıkardıkları için kırsal kalkınmaya yönelik beklentilerin giderek arttığı görülmektedir. Kırsal kalkınma kavramını etkileyen unsurların fazlalığı nedeniyle bütüncül kırsal kalkınma planlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca, kırsal alanlara yönelik teşviklerde finansal desteklere ihtiyaç duyulmaktadır. AB üye ülkelere ve aday ülkelere kırsal kalkınma bazında finansal destekler sağlamaktadır. Türkiye, AB'nin kırsal destek sağladığı ülkelerden biridir. Türkiye, tekil olarak çiftçilere veya firmalara kırsal kalkınma destekleri sağladığı gibi, AB ile de çiftçilere veya firmalara yönelik kırsal kalkınma destekleri sağlamaktadır. Bu nedenle, AB'nin sağladığı destekler ülkelerin kırsal katma değeri açısından büyük önem taşımaktadır. Literatürdeki kırsal kalkınma çalışmaları çoğunlukla yabancı ağırlıklı olmakla birlikte son yıllarda Türkiye'de de kırsal kalkınma ile ilgili akademik çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmada ise, Türkiye ve 27 AB ülkesinde kırsal katma değer, gıda üretim endeksi ve ekilebilir araziler arasında ilişki olup olmadığı test edilmektedir. Çalışmadaki veriler, 2004 – 2022 yıllık verileri kapsamaktadır. N>T olduğu için yatay kesit bağımlılığı testinde Friedman Sıra Korelasyonu testi uygulanmıştır. Çıkan sonuca göre, modelde yatay kesit bağımlılığı bulunmadığı ortaya çıkmaktadır. Modelde yatay kesit bağımlılığı olmadığı için birinci kuşak panel birim kök testleri olarak Breitung, Harris Tzavalis, Fisher ADF ve PP birim kök testleri uygulanıp değişkenlerin birinci fark seviyesinde durağan oldukları belirlenmiştir. Çalışmada, yatay kesit bağımlılığı olmadığı için Westerlund Eşbütünleşme Testi uygulanırken değişkenlerin arasında eşbütünleşme ilişkisi bulunmaktadır. Yapılan homojenlik testi sonucunda, panellerin homojen olduğu ortaya çıkmaktadır. Genelleştirilmiş Momentler Tahmincisi (GMM) (Generalized Method of Moments) sonuçlarına göre, kırsal katma değerin birinci gecikmesi ve gıda üretim endeksinin birinci gecikmesi kırsal katma değeri etkilemektedir. Kırsal katma değerin birinci gecikmesi ve gıda üretim endeksinin birinci gecikmesi gıda üretim endeksini etkilediği ortaya çıkmaktadır. Varyans Ayrıştırması sonucuna göre, kırsal katma değerin değişkenine ait öngörü hata varyansının yüzde 95'i kendisine ait şoklardan meydana gelirken, yüzde 4'ü gıda üretim endeksinden ve yüzde 1'i ekilebilir arazilerden kaynaklanan şoklardan meydana gelmektedir. Etki – tepki fonksiyonu sonucuna göre, kırsal katma değer değişkenine verilen şokun ekilebilir araziler ve gıda üretim endeksi üzerindeki etkisi, 5 yıl içinde sona ermektedir. Özdeğer İstikrar Koşuluna göre, tüm özdeğerler birden küçük ve birim çember içerisinde yer aldığından panel VAR'ın istikrar koşullarını sağladığı görülmektedir. Granger Nedensellik testi sonucuna göre, kırsal katma değer ile gıda üretim endeksi arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi bulunmaktadır. Dinamik sabit etkiler tahmincisi sonuçlarına göre, değişkenler arasında kısa ve uzun dönemli ilişki olduğu ortaya çıkmaktadır.

Hüseyin Karahan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Talcott Parsons'un iradeci iktisadi eylem teorisi ve ona yöneltilen eleştiriler

Talcott Parsons yalnızca bir sosyolog değil, aynı zamanda disiplinlerarası bir yaklaşımı benimseyen özgün bir düşünürdür. Onun sosyoloji alanında başlattığı çalışmalar; psikoloji, ekonomi ve siyaset bilimi gibi birçok sosyal bilim alanında öncü nitelikte değerlendirilmiştir. Özellikle iktisat disiplini içerisinde uzun yıllar hâkimiyet kurmuş olan faydacı düşünceye yönelik eleştirileri, bireyin indirgemeci yaklaşımlarla tanımlanmasının yetersizliğini gözler önüne sermesi açısından dikkate değerdir. Parsons'a göre birey, yalnızca maddi çıkar ve haz temelli bir varlık değil; aynı zamanda etik, ahlaki, hoşgörülü ve "iyi olma" hâlleriyle de anlam kazanan çok boyutlu bir özneliktir. Bu çalışmada, Parsons'ın düşünce dünyasının oluşumunu etkileyen biyografik ve entelektüel evrelerden yola çıkılarak, bireyin iktisat bilimi içerisindeki konumu, düşünürün yaklaşımı doğrultusunda bütüncül bir bakışla ele alınmıştır. Bu çerçevede, çalışmanın odak noktasını oluşturan "irade" kavramı, hem Batı hem de Doğu düşünce geleneğindeki kuramsal yaklaşımlar ışığında detaylı biçimde incelenmiştir. Devamında, irade olgusunun modern iktisat kuramlarıyla olan ilişkisi kurulmuş, böylece yalnızca mevcut durumu tanımlamakla yetinmeyen, olması gerekeni de tartışmaya açan normatif bir çerçeve sunulmuştur. Parsons'ın irade anlayışı bu bağlamda yeniden değerlendirilmeye tabi tutulmuştur. Son olarak, Parsons'ın kuramsal çerçevesine yöneltilen eleştiriler ele alınarak kuramın sınırları ve potansiyelleri çok yönlü bir şekilde analiz edilmiştir. Çalışmanın tamamında, nitel araştırma paradigması çerçevesinde konumlanan düşünsel (teorik) analiz yöntemi benimsenmiştir. Bu yöntemle, bireyin faydacı düşüncede olduğu gibi yalnızca ekonomik çıkarları doğrultusunda hareket eden bir varlık olarak değil; ait olduğu kültürel yapı, yetiştiği çevresel koşullar ve sahip olduğu karakteristik özelliklerle birlikte değerlendirilmesinin, günümüz iktisadi ve toplumsal sorunlarının anlaşılmasında daha gerçekçi ve dönüştürücü bir bakış açısı sunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Talcott Parsons, faydacılık, irade, disiplinlerarası, modern iktisat 2025, 169 sayfa

Aziz Can Şensazlı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Sürdürülebilirlik bağlamında döngüsel ekonomi: Seçilmiş AB ülkeleri ve Türkiye

Küreselleşme, teknolojik ilerleme, endüstrileşme ile hızlı nüfus büyümeleri sonucunda tüketim eğilimlerindeki artışla, enerji kullanımlarının artması ve hammaddelerin atık haline dönüşmesi dünya ekonomilerinin büyümesinin önünde bir engel teşkil etmektedir. Doğrusal sistemin beraberinde ortaya çıkan çevre kirliliği, bugünkü ve gelecek nesil üzerinde büyük zararlar meydana getirmektedir. Tüm dünya ülkelerinin doğrusal ekonomi denilen al – kullan – at modeli nedeniyle karşılaşılan çevre sorunları, hükümetlerin bu konuda bir çözüm üretmelerine neden olmuştur. Bu ekonomi modelinin içerisinde sürdürülebilir büyümeyi yakalayabilmenin kilit noktası; kaynak israfının azaltıldığı, sıfır atığın birincil hedef olarak ele alındığı döngüsel ekonomi modelini benimseyerek ekonomiye artı bir değer kazandırmaktır. Döngüsel ekonomi modeli, atık yönetimi ve yeşil çevre politikaları izlenerek temiz ve gelecek nesillere aktarılabilecek dünya bırakabilmenin lider bir modeli haline gelmektedir. Bu çalışmada; AB ülkeleri ve Türkiye'nin izlemiş olduğu döngüsel ekonomi modeli politikaları, bu politikaların başarısını ölçmek adına döngüsel ekonomi verileri ele alınarak sürdürülebilir büyümeye olan katkısı değerlendirilmeye çalışılacaktır.

Döngüsel ekonomiSürdürülebilir kalkınma
Selin Sert
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Olimpiyat oyunlarındaki sportif başarının ekonomik ve sosyal belirleyicileri üzerine ekonometrik bir analiz

Mega spor etkinliklerinde elde edilen sportif başarı, ülkeleri uluslararası medyada ön plana çıkararak, prestijini ve tanınırlığını artırmaktadır. Yüksek gelir grubunda yer alan ülkeler, bütçelerinden spora daha fazla pay ayırarak uluslararası sportif başarılarını artırmayı hedeflerken, düşük ve orta gelir grubunda bulunan ülkeler başta yüksek enflasyon olmak üzere makroekonomik zorluklar nedeniyle spora gerekli yatırımları yapamamakta ve beklenen sportif başarıyı elde edememektedir. Çalışma, ekonomik gelişmenin Olimpiyatlardaki sportif başarı üzerindeki etkisini araştırmaktadır. Analizlere, 1996-2020 yılları arasında düzenlenen Yaz Olimpiyatlarında en az bir madalya kazanan ve ekonomik gelişmişlik düzeylerine göre sınıflandırılan 39 ülke dahil edilmiştir. Ekonometrik modellere, enflasyon, nüfus ve hava sıcaklığı kontrol değişkenlerine ek olarak Olimpiyatlara ev sahipliği yapma kukla değişkeni dahil edilmiştir. Analizlerde, dinamik panel veri analiz yöntemlerinden olan Arellano-Bond İki Aşamalı GMM, Arellano-Bond İki Aşamalı GMM (Dirençli Standart Hatalı), Arellano-Bover/Blundell-Bond İki Aşamalı Sistem GMM ve Arellano-Bover/Blundell-Bond Sistem GMM (Dirençli Standart Hatalı) tahmincileri kullanılmıştır. Sonuçlar, yüksek gelir grubundaki ülkelerde geçmiş sportif başarıların, ekonomik büyümenin ve ev sahipliği avantajının madalya sayısını artırdığını göstermektedir. Düşük ve orta gelir grubundaki ülkelerde ise ekonomik büyümenin sportif başarı üzerindeki negatif etkisi, bu ülkelerin kaynaklarını daha öncelikli alanlara yönlendirdiğini ortaya koymaktadır.

Dinamik panel teknikleriGenelleştirilmiş momentler yöntemiOlimpiyat oyunları+1
Mustafa Kara
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin dış ticaret hadleri: 2000-2023 dönemi analizi

Bu çalışma, 2000-2023 dönemi boyunca Türkiye'nin dış ticaret hadlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Dış ticaret hadleri, bir ülkenin ithalat ve ihracat fiyatları arasındaki ilişkiyi yansıtarak, ticaretin etkinliğini ve ekonomik sürdürülebilirliğini belirleyen önemli bir göstergedir. Bu bağlamda, Türkiye'nin dış ticaret hadlerinin zaman içindeki değişimini analiz etmek, ülkenin ekonomik performansı hakkında önemli bilgiler sunacaktır. Çalışma, EViews ekonometri programı kullanılarak yapılan analizler üzerinden şekillendirilmiştir. Analiz, Türkiye'nin dış ticaret hadlerinin yıllar içindeki değişimini ölçmek amacıyla çeşitli ekonometri modellerine dayanmıştır. Bu modellerde, ithalat ve ihracat fiyatları arasındaki ilişkiler, ekonomik faktörler ve dış ticaretin genel yapısı göz önünde bulundurulmuştur. Döviz kuru değişimleri, enflasyon ve global ekonomik koşulların dış ticaret hadlerine olan etkileri de detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Çalışmada kullanılan ana analiz araçları, dış ticaret hadlerinin belirleyici faktörlerini ve bu faktörlerin birbirleriyle olan ilişkilerini açıklığa kavuşturmayı amaçlayan regresyon analizleri ve zaman serisi analizleridir. Özellikle, Türkiye'nin dış ticaretinin küresel ticaretle entegrasyonu, yerel ekonomik politikaların dış ticaret hadlerine etkisi ve dış ticaretin uzun vadeli sürdürülebilirliği gibi önemli faktörler üzerine odaklanılmıştır. Türkiye'nin dış ticaret hadlerinin, ithalat ve ihracat fiyatlarının yanı sıra döviz kurları, enerji fiyatları ve global ekonomik krizler gibi dışsal faktörlerden büyük ölçüde etkilendiği bulunmuştur. Türk ekonomisinin dış ticaretinde yaşanan dengesizliklerin, ekonomik büyüme ve dış borç yönetimi üzerinde uzun vadeli etkileri olabileceği ortaya konmuştur.

Ekonomik zaman serisi
Volkan Özbek
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yoksullukla mücadele politikaları ve mikrofinans yöntemi

İnsanlığın en önemli sorunlarından birisi olan yoksulluk günümüzde birçok ülkenin gündemini meşgul etmektedir. Yoksulluk bireylerin sosyal hayata katılmasını ve ekonomik özgürlük kazanmasını engellemesinin yanında, ülkeleri ekonomik olarak da dezaavantajlı bir konumda bırakmaktadır. Yoksul insanların kaynaklara erişim problemi, birçok ulusal ve uluslararası kuruluşun çalışmasıyla azaltılmaya çalışılmaktadır. Ancak yine de günümüzde yoksulluğun etkileri özellikle gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde daha ciddi boyuttadır. Bu yüzden ülkeler yoksullukla mücadele ederek, etkilerini azaltmayı ve ortadan kaldırmayı istemektedirler. Bu kapsamda da birçok farklı yol kullanmakta ve denemektedirler. Özellikle 21. yüzyıldan sonra kullanılan bir araç olan mikrofinans yöntemi de bu amaçla ortaya çıkmış bir araçtır. Mikrofinansın temelinde, yoksul bireylere düşük faizli ve düşük tutarlı kredi sağlama mantığı yatmaktadır. Araştırma kapsamında mikrofinansın yoksullukla mücadelede etkileri araştırılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda, mikrofinansın yoksullukla mücadelede etkili bir yöntem olduğu ancak yoksulluğu ortadan kaldırmada tek başına yeterli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde de durum benzer şekilde olup, mikrofinans sadece kısa vadede yoksulları ekonomik olarak rahatlatmaktadır.

KredilerMikro finansYoksulluk+2
Fatma Adıyaman
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Akıllı üretim çağı Endüstri 4.0'ın Türkiye durum analizi

Endüstri 4.0 hem Dünya hem de Türkiye için çok yeni bir kavramdır. Adını ilk kez 2011 yılında duyduğumuz bu kavram değişen ve gelişen teknolojinin sonucunda ortaya çıkmıştır. İnsan ihtiyaç ve isteklerinin artması, değişen ekonomik, sosyal ve kültürel düzey yeni bir sanayi devrimini tetiklemiştir. Endüstri 4.0 siber güvenlik, nesnelerin interneti, akıllı fabrikalar, bulut bilişim sistemleri ve büyük veri gibi birçok yeniliği getirecektir. Endüstri 4.0'a nasıl geçiş yapılacağı, avantaj ve dezavantajlarının ne olacağı pek çok kişi tarafından tartışılmaktadır. Bu tez çalışmasında, birinci sanayi devriminden dördüncü sanayi devrimine (Endüstri 4.0) kadar olan tarihsel süreç, Endüstri 4.0'ın avantaj ve dezavantajları, Dünya ve Avrupa Birliği başta olmak üzere Endüstri 4.0'a Türkiye'nin yaklaşımı irdelenmiştir. Ayrıca Endüstri 4.0'ın KOBİ'ler üzerindeki etkileri ve Türkiye'deki mevcut durumun ne olduğu kaynak taraması yapılarak araştırılmıştır. Literatür değerlendirildiğinde Endüstri 4.0 a geçiş sürecinde Türkiye'nin daha yolun çok başında olduğu kanısına varılmıştır. Emekleme döneminde olduğumuz bu yeni sanayi devrimi için belirsizlikler mevcuttur. Türkiye'nin bu yeni devrim için kendini geliştireceği, dönüştüreceği pek çok nokta bulunmaktadır. Asıl önemli olan yapılması gerekenin doğru zaman ve şekilde yapılmasıdır. Anahtar kelimeler: Endüstri 4.0, Yapay Zeka, Teknoloji, Türkiye

Emrah Zemzemoğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Otomobilin tarihi ve Türkiye'de otomotiv sektörünün dünü, bugünü, yarını

Otomobil insan hayatına 1886 yılında Benz – Motorwagen'in lisanslanmasıyla katılmış, başta elektrikli ve buharlı motorlarla üretilirken sonrasında içten yanmalı motorlarla donatılmıştır. Günümüzde otomobiller tam elektrikli motorlarla karbon salınımından uzaklaşma sürecindedir. Otomobilin gelişimini sürdürdüğü bu yüzyılda iki önemli dünya savaşı yaşanmış, savaşlar otomobilin talebinde dönemsel yaralar açsa da en büyük gelişmeler yine savaş döneminde kat edilmiş, halkın ulaşabileceği otomobiller üretmek liderlerin politika aracı olmuştur. İkinci dünya savaşı sonrası oluşan sosyal iklim, Amerikan dolarının baz para olması, globalleşme ve pazara yakın üretim tüm dünyada otomobil talebini artmıştır. Petrol krizi sonrası üreticiler montaj hatlarını pazara yaklaştırma eğilimine girmiş, 1990 yılı itibarıyla Türkiye de bu yatırımlardan nasibini alarak Avrupa'nın önemli montaj hattı konumuna gelmiştir. 2024 yılı verilerine göre global otomotiv pazarı 93.546.599 adet olarak gerçekleşmiş üretim sektörü pazar payının %21'inden fazlasına karşılık gelmesi bakımından birinci sektör durumundadır. Türkiye otomotiv pazarı 1.238.509 adetle tüm zamanların en yüksek satış adedine ulaşmıştır. Türkiye otomotiv endüstrisi %13'lük artışla toplam ihracatın %16'lık kısmını karşılayarak tekrar birinci sektör olmuştur. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümü otomobilin tarihsel sürecini ortaya koymaktadır. İkinci bölümde sektörün mevcut durumunu globalleşme süreci ve gerçekleşen satış adetleriyle açıklamayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda Türkiye'nin üretim ve ihracat gücü, üretimde yerlilik oranı, pazar talebinin belirleyicileri, vergi politikalarının etkinliği ve talebi belirleyen etkenleri kapsamaktadır. Üçüncü bölüm kendi içinde iki kısım olarak ilk kısımda gelecek projeksiyonu kapsamında elektrikli otomobillere geçiş süreci takip edilirken, ikinci kısımda elektrikli otomobillere geçişte Türkiye otomotiv pazarının GZFT analizi ve 2010 – 2024 yılları arasında gerçekleşen satış adetleri üzerinden ekonometrik analiz yapılmıştır. Eviews ile elde edilen veriler %1 anlamlılık düzeyinde brüt asgari ücretteki artışın otomotiv satış adetlerini artırdığı, %5 anlamlık düzeyinde dolar kurundaki artışın otomotiv satış adetlerini azalttığı görülmüştür.

Metin Özgün Yaka
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Afganistan'da kamu harcamalarının kalkınma açısından genel bir değerlendirmesi

Kamu harcamalarının en önemli özelliği, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi amacıyla belirli ölçütler çerçevesinde yapılmasıdır. Kamu hizmetlerinin gerçekleştirilmesinin asıl amacı ise toplumda yer alan bireylerin refah seviyelerinin yükseltilmesi ile ilgilidir. Kamu harcamaları genel olarak kamunun ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla devletin mal ve hizmet satın alması ve bunun için bir harcama yapmasını ifade etmektedir. Böyle bir olgu Afganistan gibi gelişmekte olan ülkeler açısından daha büyük bir öneme sahiptir. Dolayısıyla kamu kesimi harcamalarının, toplumların ekonomik açıdan büyümelerine ve refahlarına katkıda bulunup bulunmadığının incelenmesi önemli bir konu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, kamu harcamaları inceleyerek, cari yatırım ve transfer harcamalarının büyüme üzerindeki etkilerini son yılara ilişkin verileri ele alarak sorgulamaktır. Bilemsel olarak Afganistanın kamu harcamaları, ekonomik, eğitim, sağlık durumuları, alt yapısı, gelir dağılımı ve yoksulluk üzerindeki etkilerinin genel hatlarını ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu tez çalışmasında, Afganistan'ın yapısına dair genel görünüm hakkında bir takım özet bilgiler sunulmakla birlikte, ülkenin eğitim, sağlık sorunları ve aynı zamanda gelir dağılımı ve yoksulluk konularına değinilecektir. Çalışmamızla ilgili literatürdeki bilgilere dayanarak ülke raporlarını sunan konuyla alakalı çeşitli kaynaklardan, tablolardan grafikler ve verilerden faydalanılacaktır. Bu araştırma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde araştırmanın problemi, amacı, önemi ve yöntemi açıklanıp ilgili araştırmaar incelenmiştir. İkinci bölümde Afganistan hakkında genel bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde Afganistanın genel ekonomik durumu incelenmiştir. Dördüncü bölümde Afganistanın kamu harcamaları hakkında bilgi verilmiştir. Son olarak sonuç bölümünde yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Afganistan, Afanistan ekonomisi, kamu harcamaları.

AfganistanEkonomi politikalarıKalkınma+2
Rahmatullah Rasoly
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yenilenebilir enerjinin sürdürülebilir kalkınma üzerine olan etkisi elektrikli araçların SWOT analizi çerçevesinde incelenmesi

Bu çalışma, yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir kalkınma arasındaki ilişkiyi derinlemesine inceleyerek, özellikle elektrikli araçlar örneği üzerinden somut bir değerlendirme yapmayı amaçlamaktadır. Günümüzde artan enerji talebi ve fosil yakıtların çevresel etkileri, yenilenebilir enerji kaynaklarının önemini artırmıştır. Güneş, rüzgâr, hidroelektrik, jeotermal ve biyokütle gibi yenilenebilir enerji kaynakları, düşük karbon salınımı ve çevresel sürdürülebilirlik açısından kritik rol oynamaktadır. Sürdürülebilir kalkınma, ekonomik büyüme, çevresel koruma ve toplumsal refahı dengeleyen bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır. Elektrikli araçlar, fosil yakıt tüketimini azaltarak sürdürülebilir ulaşım çözümleri sunarken, bu dönüşüm süreci altyapı, batarya geri dönüşümü ve teşvik mekanizmaları gibi çok yönlü gereksinimleri beraberinde getirmektedir. Tez kapsamında, yenilenebilir enerji politikalarının ekonomik, sosyal ve çevresel etkileri analiz edilerek, farklı ülkelerin enerji stratejileri karşılaştırılmıştır. Elektrikli araçların sektörel değerlendirmesi SWOT analizi ile ele alınarak güçlü ve zayıf yönleri, fırsatlar ve tehditler sistematik bir şekilde ortaya konulmuştur. Araştırmada, literatür taraması ve uluslararası kuruluşlardan elde edilen istatistikler ışığında, yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir kalkınma arasındaki etkileşimin kapsamlı bir çerçevesi sunulmuştur. Sonuç olarak, enerji dönüşüm sürecinde karşılaşılan zorluklar ve fırsatlar değerlendirilmiş, politika yapıcılara ve yatırımcılara yönelik stratejik öneriler geliştirilmiştir.

Elektrikli araçlarSWOT analiziSürdürülebilir kalkınma+1
Melih Ünal
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

19.Yüzyılda Osmanlı Devleti'nin sanayileşme politikaları ve sonuçları

Sanayi Devrimi ile liberalizmi benimseyen Avrupalı devletler, sanayileşme sürecinde başarılı olmuştur. İktisadi yaşamın çeşitli safhalarındaki merkeziyetçi ve kontrolcü yapısıyla bilinen Osmanlı Devleti, özel sektörün sermaye birikimine ve dolayısıyla sanayileşmeye uygun bir iktisadi iklim oluşturamamıştır. Osmanlı Devleti'nde sanayileşme sürecinde sadece devletçi hamleler, sanayileşme sürecinin sağlıklı bir biçimde işleyişine imkân vermemiştir. Sanayileşme için uygun bir iktisadi yapısı olmayan Osmanlı Devleti sanayileşmede Avrupa'dan geri kalmıştır. Üretim artışı ile beraber, hammadde ve ucuz pazar arayışındaki Avrupa, hammadde eksikliği yaşamıştır. Bununla bağlantılı olarak ekonomik bir buhranın içine girmiş olan Avrupa, Osmanlı Devleti'nden ucuz hammadde almıştır. Alınan bu hammaddeleri dünyaya pazarlayan Avrupa, yüksek katma değerli ürün üretmiş olup sermaye birikimini artırmıştır. Büyük çaplı olmasa da üretim faaliyetlerine devam eden Osmanlı Devleti bir zaman sonra üretimde kullanacağı hammaddenin eksikliğini hissetmiştir. Verilen ticari imtiyazlarla yabancı menşeili mallarla mücadele edemeyen Osmanlı'nın sanayisi tükenme noktasına gelmiştir. Osmanlı Devleti temel ihtiyaçlarını bile ithal eder hale gelmiş ve ithalatın neticesi olarak bütçe açıkları oluşmuştur. Bütçe açıkları ve yabancılara verilen kapitülasyonlar ile birlikte Osmanlı Devleti'nin ekonomisi, aşılması mümkün olmayacak bir ekonomik buhrana sürüklenmiştir. Sonuç olarak, Osmanlı Devleti sanayileşme adımlarını istediği gibi atamamış ve gerek ekonomik durumundan dolayı gerekse Osmanlı bürokrasinin almış olduğu yanlış kararlar neticesinde sanayileşme çabaları başarısız olmuştur. Tez çalışmasında Osmanlı'nın sanayileşme çabalarının gelişimi ve bu gelişim sürecinin başarılı ve başarısız olma nedenleri eleştirel bir yaklaşımla incelenmiştir.

19. yüzyılEkonomiEkonomi tarihi+4
İbrahim Şamil Soylu
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ahlak ve iktisadi düzen

Bu tez çalışmasında nitel araştırma teknikleriyle yazılmıştır. Gözlem ve doküman analizi gibi veri toplama yöntemleriyle oluşturulmuş bir çalışmadır. Meta-sentez yöntemi, nitel araştırma yöntemlerinden biridir ve araştırmada kullanılmıştır. Ahlak ve ekonomi ilişkisi üzerine yapılan araştırmalarda nitel bulguları açıklamayı, değerlendirmeyi, benzerlik, farklılıkları ortaya koymayı ve yeni çıkarımlarda bulunmayı amaçlayan bir araştırmadır. Ahlakın iktisadi düzende var olan ve olması gereken bağı irdelenmiş alanda yapılan tüm çalışmalar sentezlenerek ahlakın, iktisadi düzen içerisindeki önemi vurgulanmıştır. Son zamanlarda literatürdeki taramalarda ahlak ve iktisat ilişkisi üzerine yapılan çalışmaların arttığı gözlemlenmiştir. Genel bağlamda ahlak ve iktisat uyum içerisinde olursa daha yaşanabilir iktisadi düzen getireceği sonucuna ulaşılsa da Ahlak soyut bir kavram olduğundan sayısallaştırma zorluğu nedeniyle iktisat içinde bağlam dışı görülmüştür.

AhlakAhlaki kurallarAhlaki unsurlar+4
Hakan Yılmaz
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Finansal liberalizasyonun eşitsizlik olgusu bağlamında incelenmesi ve ampirik bulgular

Bretton Woods sistemi 1970'li yılların başına kadar finansal sistemin çatısı işlevini üstlenmiş; 20.yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde sistemin çökmesi ve gelişmiş dünyada sermaye birikimindeki durgunluk dünyayı yeni bir finansal sistem arayışına yöneltmiştir. Bu yönelim gelişmiş ülkeler nezdinde finansal liberalizasyonu merkezine alan neoliberal ekonomi politikalarını gündeme getirmiştir. Bu politikalar önce gelişmiş ülkeler tarafından, daha sonra 1980'li yılların borç krizleriyle mücadele halindeki gelişmekte olan ülkeler tarafından Washington Uzlaşısı çerçevesinde benimsenmiştir. IMF ve Dünya Bankası gibi Bretton Woods kurumları tarafından gelişmekte olan ülkelerin kalkınma sorunlarıyla mücadeleleri kapsamında ele alınan bu politikalar sürdürülebilir kalkınmanın önkoşulu olarak değerlendirilmiştir. Öyle ki gelişmiş dünyanın finansal sermaye birikimi ile gelişmekte olan dünyanın finansman ihtiyacının bu süreçte birbirini tamamlayıcı pozisyonu, finansal liberalizasyon politikalarının benimsenmesiyle mümkün olabilmiştir. Sonraki süreçte ise gelişmekte olan ülkelerin art arda yaşadıkları para ve borç krizleri bir yana, gelişmiş ülkelerin başat pozisyonu ile dünya genelinde 1970-1980 döneminden sonra ülke-içi eşitsizliklerde gerçekleşen yukarı yönlü trend, finansal liberalizasyonun gelir dağılımını bozucu etkisinin ve dolayısıyla neoliberal ekonomi politikalarından beklenen getiri ve etkinlik kazanımlarının epey sorgulanmasına yol açmıştır. Bu çalışma, üzerinde uzlaşı olmayan bu meseleyi 1996-2016 dönemi için, hem gelişmiş hem gelişmekte olan ülkelerin yer aldığı 52 ülkeyi kapsayan bir örneklem üzerinden statik ve dinamik, doğrusal ve doğrusal olmayan panel veri analizleri aracılığıyla araştırmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla finansal liberalizasyon düzeyini alternatif açılardan ölçen farklı içerikli değişken ve endeksler ile gelir eşitsizliği ölçütü olarak Gini katsayısı kullanılmaktadır. Analiz sonuçları, kredi genişlemesindeki artışın gelir dağılımını iyileştirmediğine dair güçlü kanıtlar sunmaktadır. Diğer yandan, uluslararası sermaye hareketlerinin serbestliğini, dolayısıyla finansal açıklığı ölçen göstergelerin eşitsizliği azalttığına yönelik bir kanıt elde edilememiştir. Öyle ki bu göstergelerden, kurallara dayalı de-jure göstergelerin parametre katsayıları pozitif fakat anlamsız bulunmuştur. Fiili yani de-facto bir gösterge olarak, doğrudan yabancı yatırım stokunun GSYİH'ya oranındaki artışın ise gelir eşitsizliğini artırdığına yönelik bazı ipuçları elde edilmiştir. Bu bağlantı, etkileşim terimleri ile ölçülen aracı değişkenlerden iktisadi büyüme ve kurumsal gelişme düzeyinden etkilenmekte, fakat aracı etkinin doğrusal olmadığına dair herhangi bir sonuç elde edilememektedir.

EkonomiEkonomi politikalarıEşitsizlik+4
İpek Tekin
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adana bölgesi için girdi-çıktı analizi

Bir bölge, şehir ya da ülkeye yönelik planlama yapılırken önce o bölgenin sosyo-ekonomik, tarihsel ve yapısal analizi detaylı bir şekilde ele alınmalıdır. Bölgesel kalkınma planlarının, bölge yapısıyla uyumlu olması ve ekonomik ilişkilerin yönünün ve boyutunun doğru tespit edilmesi son derece önemlidir. Bu bağlamda, Girdi-Çıktı analizleri, sektörlerin karşılıklı etkileşimlerini ve birbirlerine bağımlılıklarını dikkate alması bakımından, detaylı yapısal analizlere imkân sağlamaktadır. Bu tezde, Adana Bölgesi için Girdi-Çıktı analizi yapılarak, bölgede faaliyet gösteren 69 sektör belirlenmiştir. Analiz yapılırken, önce birim matris, sonrasında teknik katsayılar matrisi, ardından da Leontief ters matrisi hesaplanmıştır. Analiz sonucunda Hirschman kategorisine göre 18 adet kilit sektör saptanmıştır. Çalışma kapsamında hesaplanan katsayılar yardımıyla Adana'nın endüstriyel bağınlaşma yapısı ortaya koyulmuş, bölgesel planlamada kullanılabilecek önemli göstergeler tespit edilmiştir. Tezde kullanılan veriler, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Girişimci Bilgi Sistemi'nden temin edilmiştir ve sistemdeki en güncel veri yılı olan 2017 yılına aittir.

AdanaBölgesel kalkınmaGirdi-çıktı analizi+2
Nazlı Demir
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kredi temerrüt takas primi (CDS) ve korku endeksinin (VIX) borsa istanbul endeksleri üzerine etkisi

Küreselleşme ile artan finansal entegrasyon, finansal piyasalar arasındaki bulaşma etkisini de artırmaktadır. Son yıllarda yaşanan ekonomik krizlerin ortak özelliği, ülke risk primindeki artışlar ve büyük ekonomilerde oluşan oynaklıklardır. Bu nedenle son yıllarda finansal piyasalarda yatırımcıları kredi riskine karşı koruyan türev ürünler ve küresel risk göstergeleri geliştirilmektedir. Bu çalışmanın amacı Türkiye' de CDS primleri ve VIX endeksinin farklı borsa endeksleri üzerindeki etkisini incelemektir. Bu amaçla sırasıyla BIST-100, BIST-Mali ve BIST-Sınai endekslerinin bağımlı değişken olduğu üç farklı model oluşturulmuştur. Çalışma 2011:01-2023:12 dönemini kapsamaktadır. Modellerde yer alan değişkenler arasındaki kısa ve uzun dönem ilişkilerinin belirlenmesi amacıyla ARDL yöntemi ve Sınır Testi kullanılmıştır. Çalışmanın ampirik bulgularına göre, CDS primi ve VIX endeksi, ana sektör endekslerini uzun ve kısa dönemde negatif yönde etkilemektedir. Ayrıca ampirik sonuçlar, ülke riskini temsil eden CDS priminin, küresel bir risk göstergesi olan VIX endeksine kıyasla Borsa İstanbul yatırımcıları için daha önemli bir gösterge olduğu yönündedir.

Yusuf Çetinkaya
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de genç işsizliği sorunu ve çözüm yolları: Avrupa Birliği Türkiye karşılaştırması

Genç işsizlik, hem Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde hem de Türkiye'de önemli bir sosyal ve ekonomik sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.Dünya çapındaki ülkelerde, genç işsizliği sorununu çözmek için eğitim, ekonomi ve teknoloji dâhil olmak üzere çeşitli sektörlerde aktif istihdam politikalarının uygulanmasına gerekli önem verilmektedir.Bu politikaların özel bir örneği olarak Almanya'nın mesleki ve teknik eğitim programları gösterilebilmektedir. Bu programlar, genç bireylerin istihdam edilebilirliğini artırmayı, onlara değerli iş deneyimi sağlamayı ve onları iş gücünün taleplerine uygun şekilde donatmayı amaçlayan çok yönlü bir politika aracı olarak hizmet vermektedir. Aktif istihdam politikalarının yanı sıra, ulusal eğitim sistem ve politikalarının iş gücü piyasasının ihtiyaçlarına uygun şekilde yeniden yapılandırılmasına yönelik öneriler bulunmaktadır. Aktif istihdam politikaları ve genel olarak eğitim politikalarının uygulanması, genç işsizliğine karşı küresel mücadelede önemli bir rol oynamaktadır. AB ve BM gibi uluslararası kuruluşlar, genç işsizliğiyle mücadeleye yönelik etkili stratejiler ve eylemler geliştirmede üye ülkelere rehberlik etmek amacıyla "Genç İstihdam Ağı" ve "Gençlik Garanti Programı" gibi programları ve girişimleri aktif olarak yürütmektedir. Bu çalışmanın temel amacı,Türkiye'de genç işsizliği sorununun çözümünde AB ülkelerinde başarılı olan ülke örnekleri ele alınarak Türkiyeaçısından model olarak değerlendirilmektedir. Bu amaçla Türkiye ve AB ülkelerinde genç işsizliği ile mücadelede uygulanan politikalar grafikler oluşturularak karşılaştırmalı olarak analiz edilmektedir. Özellikle Almanya'da işsizlik ve genç işsizliği ile mücadelede uygulanan politikaların Türkiye'de model olarak ele alınmasının olası etkileri analiz edilerek Türkiye için öneriler getirilmektedir.Araştırmada Türkiye ve AB ülkelerinde son on yıldaki işsizlik ve genç işsizliği rakamları incelenmiştir.

İstihdamİşsizler
Taner Demir
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

COVİD-19 pandemi sürecinde 65 yaş ve üstü tüketicilerin alışveriş eğilimleri

Bu çalışma, Covid-19 pandemi sürecinde uygulanan kısıtlamaların 65 yaş ve üzeri tüketicilerin alışveriş davranışlarında yol açtığı dönüşümü ve bu değişimin kalıcılığını davranışsal iktisat perspektifinden incelemeyi amaçlamaktadır. Salgın öncesi dönemde fiziksel market ve pazar gibi geleneksel perakende kanallarını tercih eden bu demografik grup, sağlık riski ve sokağa çıkma yasakları gibi karantina koşullarının zorlamasıyla dijital alışveriş platformlarına zorunlu olarak yönelmiştir. Bu zorunlu yönelimin bir alışkanlık değişimine yol açıp açmadığı ve online alışveriş kullanımının salgın sonrası normalleşme sürecinde sürdürülüp sürdürülmediği bu çalışmanın temel analiz konusunu oluşturmaktadır. Bu tezin metodolojik çerçevesi, söz konusu deneyimi ve arkasındaki nedenleri derinlemesine anlamak amacıyla nitel araştırma paradigmasına ve fenomenoloji (olgubilim) desenine dayanmaktadır. Bu kapsamda, Türkiye'nin farklı kentsel bölgelerinde yaşayan n=30 (otuz) 65 yaş ve üstü tüketici ile ortalama 40-50 dakika süren yarı yapılandırılmış derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Elde edilen transkriptler, tematik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırmanın temel bulguları, 65+ yaş grubunun karar mekanizmalarının rasyonel fayda maksimizasyonu (Homo economicus) yerine, Birinci Bölüm'de incelenen davranışsal risk optimizasyonu (Homo sapiens) ile şekillendiğini göstermiştir. Bulgular, ilgili grubun birbiriyle çelişen üç temel kayıp algısını yönetmeye çalıştığını ortaya koymuştur: (1) sağlık kaybı (virüs korkusu), (2) finansal kayıp (dolandırıcılık endişesi) ve (3) performans kaybı (ürün kalitesi/tazelik korkusu). Pandeminin statüko önyargısını (geleneksel alışveriş) aile baskısı ve kısıtlamalar yoluyla kırdığı, ancak bu dijital adaptasyonun kalıcılığının, gönüllü veya zorunlu adaptasyon motivasyonuna bağlı olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın temel bulgusu, bu yaş grubunda alışverişin sosyal faydasının (esnafla sohbet, hayata katılma), online alışverişin rasyonel faydasından (konfor, fiyat) daha belirleyici olmasıdır. Bu durum, pandemi sonrası fiziksel mağazalara geri dönüşü tetiklemiştir. Araştırma, cinsiyet rollerinin ters dönüşü (temizlik yerine sağlık harcamaları) ve pasif gelir çelişkisi gibi özgün çapraz analiz bulgularıyla literatüre önemli katkılar sunmaktadır. Bu sonuçlar, yaşlı nüfusa yönelik dijital pazarlama stratejileri geliştiren perakende sektörüne ve dijital okuryazarlık politikaları oluşturan kamu kurumları ile diğer paydaşlara stratejik bilgiler sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Davranışsal İktisat, Tüketici Davranışları, Covid-19 Pandemisi, 65 Yaş ve Üzeri Tüketiciler, Nitel Araştırma, Dijital Adaptasyon, Statüko Önyargısı. 2025, 192 Sayfa

Çağdaş Türbedaroğlu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

TR62 bölgesinde sektörel rekabet gücünün değerlendirilmesi

Sanayi devrimi sonrasında yaşanan teknolojik gelişmeler ve küreselleşme sonucunda ülkeler arasındaki ticaret ve entegrasyon artarken ülkelerin büyüme hızları da artmaktadır. Yeni dünya düzeninde kızışan rekabet, ülkeleri ve bölgeleri bir yarış içine sokmuş ve kalkınma çabaları bölgesel gelişme trendini yaratmıştır. Türkiye de bu yarışta uluslararası düzeyde rekabet edebilen gelişmiş ülkeler arasına girmeyi hedeflemektedir. Bu tez çalışmasında, Türkiye'nin güneyindeki büyüme odağı konumunda bulunan TR62 Bölgesi'nde ekonomik kalkınmanın sağlanması için sektörel rekabet güçleri analiz edilmiştir. Böylece, bölgenin gelişmesi için kaynakların hangi alanlara yönlendirilmesi gerektiği konusunda karar vericilere ışık tutacak sonuçlar elde edilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda TR62 Bölgesi'nin Türkiye'deki yeri ile Adana ve Mersin'in genel ekonomik görünümü çerçevesinde istihdam, ihracat ve net satış verilerine ile analizler gerçekleştirilmiş ve rekabetçi sektörler tespit edilmiştir. Yapılan analizler ve değerlendirmeler neticesinde elde edilen sonuçlara göre bölgede bitkisel üretim, gıda ürünleri, toptan ve perakende ticaret ile lojistik sektörleri her iki il için rekabetçi sektörler arasında yer alırken, Adana'da tekstil ürünleri, kimyasal ürünler ve plastik ürünleri sektörlerinin, Mersin'de ise metalik olmayan mineraller ile ormancılık ve tomrukçuluk sektörlerinin en rekabetçi sektörler olduğu tespit edilmiştir. Her iki ilde rekabetçi olan lojistik sektörünün elmas analizi ile rekabet analizi gerçekleştirilmiştir. Bundan sonraki çalışmalarda iki basamaklı istatistiki verilere dayanarak gerçekleştirilen analizlerin daha detaylı şekilde genişletilmesi, araştırma ve inovasyon stratejileri (RİS3) ve kümelenme gibi modellerle sektörel stratejilerin ve yol haritalarının oluşturulması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: rekabet, rekabet gücü, sektörel rekabet, bölgesel gelişme, kalkınma

AdanaBölgesel kalkınmaMersin+3
Esmanur Karabıyık
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kurala dayalı ve ihtiyari para politikası tartışmaları kapsamında Taylor kuralının analizi: Teori ve Türkiye örneği

Merkez bankasının para politikasını kurala dayalı mı yoksa ihtiyari bir şekilde mi yürütülmesi gerektiği konusu iktisat literatüründe uzun zamandır tartışılan önemli konulardan birisidir. İktisatçılar ve politika uygulayıcıları para politikasının bir kural çerçevesinde uygulanması gerektiği ve ihtiyari politikaların ekonomide zaman tutarsızlığı problemine yola açabileceği konusunda hem fikirlerdir. Fakat literatür de uygulanacak kuralın ne olması gerektiği konusunda halen bir fikir birliği sağlanamamıştır. Ayrıca MB'nin uygulayacağı kural politika uygulamaları konusunda da literatür de farklı uygulamalar mevcuttur. Bu farklı uygulardan biride Taylor kuralıdır. Söz konusu kural, MB'nin ekonominin kurala bağlı olarak kısa dönemli nominal faiz oranı düzeyini belirlenmesini gerektiğini ifade etmektedir. Çalışmada 2001:08-2017:09 dönemi için ekonomik aktörler tarafından anlaşılması kolay ve uygulama açısından basit bir kuralı temsil eden döviz kuru değişkenin model dâhil edildiği genişletilmiş Taylor Kuralının Türkiye ekonomisi için geçerliliği test edilmiştir. Çalışmada analiz yöntemi olarak GMM yöntemi tercih edilmiştir. Söz konusu yöntemin tercih edilme sebebi zayıf varsayımlar altında dahi güçlü ve tutarlı katsayılara ulaşılmasını mümkün kılarak, tahmin edicilerin tutarlılığına bağlı güçlü varsayımlarda bulunmasıdır. Taylor kuralı analiz sonucunda elde edilen katsayılar MB'nin politika kararlarında sadece enflasyon açığı tepki katsayısının etkili olduğu, çıktı açığı ve döviz kuru açığı tepki katsayılarının politika kararlarında enflasyon açığı tepki katsayısı kadar etkili olmadığı tespit edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular literatürde yer alan çalışmaları destekler nitelikte olup söz konusu kuralın daha çok düşük enflasyon oranı ve istikrarlı büyüme oranlarına sahip ekonomilerde geçerli olabileceği sonuca ulaşılmıştır.

Kurala dayalı sistemlerMerkez BankasıPara politikaları+1
Esma Erdoğan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İstihdam yaratmayan büyüme ve nedenleri: Türkiye için bir inceleme

Türkiye'de ki ekonomik büyüme, işsizlik ve istihdam ilişkilerini incelemek amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Yüksek büyüme oranları gerçekleştiren ülkelerin işsizlik oranlarında ciddi bir azalmanın yaşanıp istihdamın artacağı yönünde ki genel beklenti son yıllarda fazlasıyla sorgulanmaktadır. Çünkü gerek Türkiye ekonomisi gerekse diğer birçok ülkede yüksek oranlı büyüme kaydedilse de bu durum istihdamı arttırıcı yani işsizliği azaltıcı etkisini yitirmekte ve istihdamsız büyüme olgusunu ortaya çıkarmaktadır. Bu gelişmeler ışığında istihdam, işsizlik ve ekonomik büyüme kavramları teorik olarak ele alınmış ve hem Türkiye hem de belirli ülke gruplarında ki işsizlik-büyüme konusunda ki ampirik literatür incelenmiştir. İstihdam yaratmayan büyüme olgusunun gelişimi ve ülkelerde ki işsizlik-büyüme ilişkisi grafiklerle açıklandıktan sonra Türkiye için istihdam eşikleri ve istihdam esneklikleri hesaplanarak yorumlanmıştır. Türkiye'de ki büyüme-işsizlik ilişkisinin ilerleyişini daha iyi görebilmek için, 1985-2015 dönemi yıllık verileri ile ARDL Sınır Testi ve Toda Yamamoto Nedensellik Testi yapılmıştır. Uygulanan testler sonucu istihdamsız büyüme sürecinin olduğu tespit edilmiş ve bu durumun nedenleri ortaya konularak çözüm önerilerinde bulunulmuştur.

Ekonomik büyümeTürk ekonomisiİstihdam+1
Serap Ece Erk
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu borçları ve orijinal günah göstergelerinin gelişimi: Türkiye örneği

Dünyada 1970li yıllardan bu yana yaşanan liberalleşme ve küreselleşme ile birlikte kamu harcamalarının finansmanında iç ve dış borçlanma süreklilik gösteren hatta normal karşılanan bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaşanan gelişmeler finansal liberizasyonu da tetiklemiş ve bu süreçte finansal krizlerin sebebi itici unsurlar olarak para ve vade uyumsuzluklarının yanında borçların yapısı önem kazanmıştır. Borç yapısının temelinde ise ülkelerin yurtiçi veya uluslararasından ulusal paraları cinsinden borçlanamama durumları yatmaktadır. Bu durumu açıklamak üzere Orijinal Günah, 1990'lı yıllarda yoğun bir şekilde yaşanan krizler neticesinde Eichengreen ve Hausmann (1999) tarafından ortaya atılmış ve akabinde yapılan pek çok çalışma ile anlamlılığı onaylanmış bir kavramdır. Çalışmalarında ulusal ve uluslarararası olarak ikiye ayırdıkları Orijinal Günahı, ülkelerin yerel paraları ile dış borçlanma yapamaması ya da yurtiçi piyasasında uzun vadeli borçlanamaması durumu olarak tanımlamışlardır. Yabancı para birimi cinsinden borçlanma, özellikle gelişmekte olan ülkeler için oldukça önemli bir finansman kaynağı oluşturmaktadır. Çalışmamızda ülkelerin ulusal para cinsinden uzun vadeli ve sabit faizli borçlanamamasının nedenini menkul kıymet piyasalarının gelişmişlik düzeyi, enflasyonist bekleyişler, para politikası ve kredibilite eksikliği ile uygulanan kur rejimleri şeklinde üç başlık altında ele alınmıştır. Ülkenin ekonomik ve finansal gelişmişlik düzeyinin problemin çözümünde önemli olduğu bulunmuştur. Güçlü politika ve kurumların, kredibilitesi yüksek bir para politikasının ve dalgalı kur rejiminin varlığı sorunun açıklanmasında önem arz eden diğer faktörler olarak belirlenmiştir. Etkin çalışmayan kredi piyasasının varlığı ülkeleri söz konusu probleme karşı açık hale getirdiği tespit edilmiştir. Türkiye için yurtiçi ve uluslararası Orijinal Günahı rasyo analiz olarak incelediğimiz tezimizde uluslararası orijinal günah katsayısı 2004 yılına kadar 1 olarak hesaplanmıştır. 2000 Krizinin ardından yükselen endeks değerleri 2003 yılı düzenlemelerinin ardından iç borçlanma piyasasının göreli olarak derinleşmeye başlamasıyla, döviz kuru rejimindeki değişimin düşen enflasyon oranı ile birlikte piyasa riskini azaltmasıyla 2013 yılına kadar düşük düzeyde gerçekleşmiş olmasına karşın bu yıldan itibaren yüksek değerler almaya başlamıştır. Ayrıca Türkiye ekonomisinin uluslararası orijinal günah göstergeleri de düşük performans göstermektedir. TL nin hala konvertibil bir para birimi olmaması ve tercih edilmemesi sebebi ile uluslararası orijinal günah endeksi göreli azalmalarına rağmen 0,90 lar gibi hala çok yüksek değerlerde seyretmektedir. Uluslararası orijinal günah katsayısının bu denli yüksek oluşu yapılan çalışmaları ciddi şekilde kısıtlamaktadır. Çünkü değişim çok küçük miktarlarda gerçekleştiğinden analizlerde değişken olarak pek etkin olamamaktadır. Bu çerçevede ülkemizin atacağı politika adımlarında uluslararsı piyasalarda yerli para birimimize olan güveni arttırıcı iş birliklerine ve güven sağlayıcı yeniliklere ihtiyacı vardır. Konvertibilitesinin artmasını sağlayıcı tedbirler ile uluslarararası orijinal günah değeri dünya ekonomisine yön veren beş büyük ülke parası gibi sıfırlanmasa da en azından Avrupa ülkeleri seviyesinde gerçekleşebilecektir. Nitekim Yurtiçi orijinal günah değerleri; 2000 Krizinin ardından yükselse de 2003 yılı düzenlemelerinin ardından iç borçlanma piyasasının göreli olarak derinleşmeye başlamıştır. Döviz kuru rejimindeki değişimin düşen enflasyon oranı ile birlikte piyasa riskini azaltmasıyla küresel finansal krize kadar düşük düzeyde gerçekleşmiş olmasına karşın krizin etkisi ile en yüksek değerlere çıkmış akabinde 2012 yılında döviz cinsi ve dövize endeksli senetlerin kaldıırlması ile ciddi oranda azmaya başlamış, özellikle DSIN1 değeri sıfırlanmıştır. Buradan hareketle uluslararasından ulusal para cinsinden borçlanma imkânı bulamayan ülkelerin yurtiçinde uzun vadeli borç bulma imkânının arttırılması için çeşitli çalışmalar gerçekleştirdiğinde yurtiçi orijinal günah değerlerinde ciddi bir azalma gerçekleştirebileceği sonucuna ulaşılabilmektedir.

BorçlanmaDış borçlanmaKamu açıkları+3
Meltem Özbay
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Ekonomik büyüme, sanayileşme ve orta gelir tuzağı ilişkisi: İnovasyon temelli çıkış stratejileri üzerine ampirik analizler

Dünya ekonomisinde yer alan orta gelirli ülkelerin (OGÜ) büyük çoğunluğunun uzun süreler itibariyle aynı gelir düzeyinde yer alıp, yüksek gelirli ülkeler (YGÜ) grubuna yükselememesi durumu "orta gelir tuzağı" kavramının önemli bir olgu olarak ortaya çıkmasına neden olmuştur. Orta gelir tuzağının kavramsal çerçevesi kadar ilgi uyandıran diğer bir yönü, orta gelir tuzağının arkasında yatan temel gerekçeler ve orta gelir tuzağından çıkış stratejileridir. Son dönemlerde, özellikle OGÜ'de uygulanan ihracata dayalı sanayileşme stratejilerinde belirli tıkanıklıkların yaşandığı görülmektedir. Kanchoochat ve Intarakumnerd (2014) çalışmasında, ihracata dayalı sanayileşme stratejilerinde yaşanan sorunlardan dolayı orta gelir tuzağına düşmüş olan ülkelere orta gelir tuzağından çıkışları amacıyla, ihraç edilen mal sepetlerinde ürün çeşitliliklerini arttırmaları gerektiği tavsiye edilmektedir. Genel olarak ülkenin ihracat kompozisyonu, yapısının değişmesi ve çeşitlenmesini ifade eden ihracat çeşitliliğinin, orta gelir tuzağından çıkış sürecindeki etkisinin sınanması amacıyla yapılan analizlerde, ülke grupları, orta gelir tuzağı yaklaşımlarından Robertson ve Ye (2013) yaklaşımına göre, 1975-2015 yılları itibariyle orta gelir tuzağında olan (OGT-middle income trap countries) ve orta gelir tuzağından kaçan ülkeler (KOGT-non-middle income trap) olmak üzere ayrıma tabi tutulmuştur. Bu çerçevede ilk olarak 1995-2015 yılları için OGT ve KOGT grubunda ihracat çeşitliliği ile ekonomik büyümeleri arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Yapılan analizde ihracat yoğunluğunu/uzmanlaşmasını tespit etmek amacıyla ilgili çalışmalarda en sık kullanılan Herfindahl-Hirschman Endeksi (HHI)'nden faydanılmıştır. Yapılan analiz sonucunda OGT grubunda ihracat çeşitliliğinin ekonomik büyümeyi pozitif, KOGT grubunda ise negatif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar, OGT grubunda ihracat çeşitliliğinin arttırılmasına yönelik politika uygulanması, KOGT grubunda ise ihraç edilen malların üretiminde uzmanlaşmaya yönelmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. OGT ve KOGT grubunda ekonomik büyüme için gerekli olan ihracatta çeşitlendirme ve uzmanlaşma, Cirera vd. (2015) ve Bebczuk ve Berettoni (2006) gibi çalışmalarda da ifade edildiği üzere inovasyona dayalı büyüme stratejisinin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, inovasyonun orta gelir tuzağından çıkış aşamasındaki etkisinin değerlendirilmesi amacıyla 1996-2015 yılları esas alınarak, OGT ve KOGT için 27 farklı inovayon göstergesi ile endeks hesaplanmaktadır. Hesaplanan inovayon endeksinin (HİE) tahmin edilmesinde Temel Bileşenler Analizinden (PCA) faydalanılmaktadır. Bu çerçevede, yapılan analizin sonraki aşamalarında HİE ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki II. Nesil Panel Veri Analiz Yöntemleri ve Dumitrescu ve Hurlin (2012) Panel Nedensellik Testleri kullanılarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen sonuçlarda, OGT için inovasyon göstergelerindeki gelişmelerin ekonomik büyümeye olan katkısının, KOGT grubundaki etkisine göre çok daha düşük olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Beklentilerle uygun olarak elde edilen analiz bulguları, OGT için orta gelir tuzağından çıkış bağlamında politik önerilerde bulunmaya imkan sağladığından, çalışmanın sonuç bölümünde bu doğrultuda çeşitli önerilerde bulunmaktadır.

Ekonomik büyümeEndüstrileşmeOrta gelir tuzağı+1
Müge Manga
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi yükü: Ekonomik büyüme üzerindeki etkileri ve Türkiye örneği

Vergi yükü kavramı maliye literatüründe farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Bu çalışmada, vergi yükü kavramı ile toplam vergi yükü kastedilmektedir. Vergi yükü, kamu gelirlerinin gayri safi yurtiçi hasılaya oranı olarak tanımlanmaktadır. Vergi yükü iki şekilde hesaplanmaktadır. Hesaplama şekillerinden ilkine göre sadece vergi gelirleri dikkate alınmakta, diğer hesaplama şeklinde ise vergi gelirlerinin yanı sıra vergi benzeri gelirlerde dikkate alınmaktadır. Çalışmada vergi yükünün ekonomik bir faktör olan ekonomik büyüme üzerindeki olası etkisi incelenmiştir Devletin ekonomik olarak büyüklüğü ve bu büyüklüğün oranını belirleyen faktör olan vergilerin ekonomi üzerindeki etkisi hep tartışılan bir konu olmuştur. Özellik, düşük vergi oranlarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi uzun zamandır tartışılmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'de vergi yükü ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki 1975–2016 dönemi için araştırılmış ve Peseran (2001) tarafından önerilen sınır testi eş bütünleşme analizi ile vergi yükünün GSYH üzerindeki uzun dönem ilişkisi araştırılmıştır. Daha sonra ARDL yöntemiyle vergi yükü ile GSYH arasında uzun ve kısa dönem ilişkiler analiz edilmiştir. Model sonuçlarına göre vergi yükü ile GSYH arasında eş bütünleşme bulunmuş, ARDL model sonuçlarına göre ise uzun ve kısa dönemde vergi yükü ile GSYH arasında istatistiksel olarak negatif ilişki bulunmuştur.

ARDL Sınır TestiEkonomik büyümeVergi yükü+2
Murat Bağatur
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Gelişmekte olan ülkeler ve Lucas paradoksu: Seçilmiş ülkeler için ampirik bir araştırma

Gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere (GOÜ) sermaye akımlarında gözlenen yetersizlik ve bunun ardında yatan nedenler iktisat literatüründe araştırmaya değer bir problemi de ortaya çıkarmıştır. Lucas (1990)'ın öncülüğünde başlayan bu çalışmalar esasında sermaye akımlarının özelde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının (DYSY) gelişmekte olan ekonomilere arzu edilen düzeyde gerçekleşmemesinin nedenlerini, söz konusu yabancı yatırımların belirleyicileri çerçevesinde aramışlardır. Lucas (1990), neoklasik modelin sermaye akımlarının yönünü belirleyen temel kuralın sermayenin marjinal getirisi olduğu yönündeki açıklamaların eksik kalan taraflarını da gelişmekte olan ülkelerde pek çok yönden var olan yetersizliklere vurgu yaparak gidermeye çalışmıştır. Sermayenin neoklasik öngörülerin aksine gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere yetersiz akışının ortaya çıkardığı paradoks literatüde yaygın olarak bilinen ismiyle "Lucas Paradoksu" olarak ifade edilmektedir. Esasında bu paradoks, sermaye akımlarının yönüne ve hacmine ilişkin olmaktadır. Bu açıklamalar ışığında bu tez çalışması Lucas paradoksunun 1996-2014 yıllarını kapsayan dönemde seçili GOÜ'ler için geçerli olup olmadığının sorgulanması amacını taşımaktadır. Bu araştırma yıllık dengeli panel veri analizi yöntemiyle yapılmış ve paradoksu açıklaması muhtemel değişkenler yurt içine reel doğrudan yabancı sermaye yatırım girişleri, yığılma etkisi ve dışsallıklar, kurumsal kalite seviyesi, sermayenin marjinal getirisi, ticarette açıklık derecesi, beşeri sermaye, altyapı gelişmişliği, piyasa büyüklüğü ve makroekonomik istikrarın bir göstergesi olarak tüketici fiyat endeksi kullanılmıştır. Bu değişkenlerden reel doğrudan yabancı sermaye yatırım girişleri bağımlı değişkeni tanımlarken onun haricindekiler bağımsız değişkenler olarak ele alınmıştır. Söz konusu bağımsız değişkenler içinde paradoksu açıklaması olası değişkenlerde yer almaktadır. Esasında bunlar, sermayenin marjinal getirisi, beşeri sermaye ve kurumsal kalite düzeyidir. Tezin amacı doğrultusunda yapılan ampirik çalışmada başlangıçta Dünya Bankası (WB) (2017)'nın kişi başına düşen gelir bazlı sınıflandırmasında düşük orta gelirli, üst orta gelirli ve yüksek gelirli ülkeler grubunda yer alan 37 GOÜ için paradoksun geçerli olup olmadığı ve dolayısıyla bu ülkelere DYSY akımlarının olası belirleyicileri sınanmış ve elde edilen bulgular çerçevesinde neoklasik teorinin aksine sermayenin marjinal getirisinin GOÜ'lere DYSY girişlerinde hiçbir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Bu sonuç, DYSY akımlarının diğer olası belirleyicilerine vurgu yapmaktadır. Nitekim paradoksu açıklaması diğer muhtemel değişkenlerden beşeri sermaye ve kurumsal kalite düzeyinin GOÜ'lere DYSY girişlerini belirleyen en önemli değişkenler olduğu sonucuna varılmıştır. Bu, Lucas (1990)'ın paradoksa yönelik açıklamaları ile uyumlu olduğunun bir göstergesi olmaktadır. Ayrıca, yığılma etkisi ve dışsallıklar, altyapı gelişmişliği ve piyasa büyüklüğünün DYSY girişleri üzerindeki pozitif ve anlamlı etkileri söz konusu yatırımların önemli belirleyicileri olduğunun bir göstergesi olmaktadır. Diğer taraftan ticarette açıklığın GOÜ'lere DYSY girişleri üzerinde anlamlı ancak negatif etkileri olduğu görülmüştür. Makroekonomik istikrarı temsilen alınan enflasyon düzeyinin ise DYSY girişleri üzerinde herhangi bir etkisi olamadığı sonucuna varılmıştır. Aynı amaç doğrultusunda Dünya Bankası (2017)'nın kişi başına düşen gelir bazlı sınıflandırmasında düşük gelirli 10 ülkenin de analize dahil edilerek toplamda 47 GOÜ için yapılan ampirik analizde önceki analiz için geçerli olan yöntem, belirlenen dönem aralığı, değişkenler ve bu değişkenler çerçevesinde kurulan regresyon modeli geçerli olmak üzere ulaşılan sonuçlar değerlendirildiğinde yine söz konusu seçili GOÜ'ler için Lucas paradoksunun geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla elde edilen bu sonuçlar, GOÜ'lerin daha fazla DYSY girişleri için gerek ekonomik gerekse kurumsal yapıya dayalı reform niteliğindeki politika önlemlerini uygulamaya geçirecek şekilde davranması gereğini ortaya çıkarmaktadır.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıGelişmekte olan ülkelerLucas paradoksu+1
Berk Palandökenlier
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel olmayan para politikası araçları ve Türkiye

Kuruldukları günden itibaren büyük bir önem atfedilen Merkez Bankaları, 2008 yılında yaşanan küresel iktisadi kriz ile ayrı bir boyutta gündeme gelmişlerdir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'da hızlı bir şekilde gelişen ve derinleşen finansal piyasalardaki işlemler krizin başlıca nedeni olarak gösterilmiştir. Finansal işlemlerin karmaşıklığı, sistematik risklerin engellenememesi ve gerçek boyutunun ortaya konulamaması uygulanan para politikaların etkisiz olmasına neden olmuştur. Bu bağlamda, başta FED olmak üzere gelişmiş ülke Merkez Bankaları geleneksel para politikaları yerine, geleneksel olmayan para politikalarına yönelmeye başlamışlardır. Miktarsal genişleme, kredi genişlemesi ve negatif faiz uygulamaları gibi daha önce görülmeyen araçlar uygulanmaya başlamışlardır. Ancak söz konusu araçlar gelişmekte olan ülkeler açısından birtakım problemlerin ortaya çıkmasını tetiklemiştir. Bu yeni süreçte, gelişmekte olan ülkelere yönelik artan sermaye akımı ve volatilite, gelişmekte olan ülkelerinde para politika strateji ve araçlarını değiştirmesine neden olmuştur. Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 2010 yılının sonlarından itibaren, ortaya çıkan makro finansal risklerin etkisini sınırlamak amacıyla, öncelikli hedefi olan fiyat istikrarın yanı sıra finansal istikrarı da kapsayacak şekilde yeni bir para politikası stratejisi uygulamaya başlamıştır. Tek hedef tek amaç yerine, çoklu hedef çoklu amaç prensibi ile hareket eden TCMB kendi bünyesinde faiz koridoru, rezerv opsiyon mekanizması gibi yeni araçlar türetilerek söz konusu hedeflerin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Özellikle, finansal oynaklığa vakitli tepki verebilmek amacıyla uygulanan faiz koridoru uygulaması, piyasa faizlerinin TCMB fonlama faizinden ve ilan edilen resmi faizlerden sapması tercih edilmiştir. Bu çalışmada, Merkez Bankaları tarafından ilan edilen resmi faizler ile bankaların fiiliyatta maruz kaldıkları fiili faizler arasındaki ilişki zaman serisi yöntemi ile ele alınacaktır. Bu bağlamda, faiz koridorunun üst ve alt koridor faizinin, kredi (bireysel- ticari) ve mevduat faizi üzerinde olası etkileri incelenecektir. Bulgularımıza göre, faiz koridorunun alt ve üst bandının mevduat faizleri üzerinde bir etkisi olduğu ve mevduat fiyatlamasında bir rol üstlendiği gözlenmektedir.

Ekonomik kriz 2008FaizFinansal kriz+2
Hasan Teber
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yoksulluk ve yoksulluğu azaltma yöntemleri: Az gelişmiş ülkeler üzerine bir araştırma

Günümüzde insanlığın yüzleşmek zorunda kaldığı ve küresel boyutlarda hissedilen en önemli sorunlarının başında yoksulluk gelmektedir. Bugün, dünyada yaklaşık sekizyüz otuzaltı milyon insan yaşamlarını günlük 1.25 $'ın altında bir gelirle sürdürmeye çalışmaktadırlar. Yoksulluk elbette ki sadece gelir ile ifade edilmez. Bunun yanı sıra, sağlık, eğitim, altyapı gibi kriterler de yoksulluğu belirlemekte ve tanımlamakta kullanılmaktadır. Yoksulluğun birden fazla tanımı vardır. Dünya Bankası yoksulluğu, kırılganlık, savunmasızlık, söz hakkı olmama, güçsüzlük şeklinde tanımlarken, ünlü İktisatçı Amartya Sen ise, fırsatlar, seçenekler ve yapabilirliklerden yoksunluk olarak ifade etmiştir. Yoksulluğun tanımı kadar yoksullukla mücadele yöntemleri de üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Bu anlamda küresel yoksulluğu azaltmayı ilke edinmiş kuruluşların başında Dünya Bankası (WB) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) gelmektedir. Bu tez çalışmasında Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının uyguladığı yoksulluğu azaltma yöntemleri, politikaları ve yardımları yine bu kuruluşların yayınladığı yoksulluk konulu raporlar ve veriler eşliğinde incelenmiştir. İncelenen bu rapor ve veriler ışığında yoksullukla mücadele politikalarında yaşanan değişimler değerlendirilmiş ve uygulanan yardım ve yöntemlerin özellikle az gelişmiş ülkelerdeki yoksulluğu ne ölçüde etkilediği araştırılmıştır. Ayrıca, az gelişmiş ülkelerin gelir, gıda, sağlık, eğitim kategorilerindeki yoksulluk verilerine yer verilmiş ve Milenyum Kalkınma Hedeflerini başarma performansları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Az Gelişmiş Ülkelerde Yoksulluk, Yoksullukla Mücadele Politikaları, Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Milenyum Kalkınma Hedefleri.

Binyıl Kalkınma HedefleriBirleşmiş Milletler Kalkınma ProgramıDünya Bankası+2
Hüseyin Çelik
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İstikrar politikalarının gelir dağılımı üzerine etkileri: Seçilmiş ülke örnekleri üzerine bir analiz

Bu çalışma ekonomik kriz kavramından hareketle, farklı iktisadi okul görüşlerine dayalı olarak kriz ortamında uygulanabilecek ekonomi politika seçeneklerini tartışmaktadır. Çalışma, kriz ortamındaki ekonomik politika seçeneklerinin ülke gelir dağılımına olan etkilerinin ölçümlenme yöntemleri ile bu yöntemlerin birbirlerine olan üstünlüklerini ilgili literatür bağlamında açıklamaktadır. Analiz vergilemenin, kamu harcamalarının, iç ve dış borçlanmanın, enflasyonun ve uygulanan dış ticaret rejiminin gelir dağılımı üzerine olan etkisini ve etki derinliğini uluslararası örneklerle okuyucuya sunmaktadır. Tüm bu açıklamalar, son dönemde iktisat kuramının ekonomik krizlerle mücadelede, salt geçmiş dönem ekonomik büyüme oranına kavuşma algılamasının günümüz ekonomik ve sosyal sorunlarına çözüm olmadığı motivasyonu ile yapılmıştır. Tez çalışmamızın uygulama bölümünde hangi iktisadi okula dayalı olarak geliştirilirse geliştirilsin gelir artışı sağlayan ortamların gelir dağılımı ve işsizlik üzerindeki etkilerini panel analizi kapsamında ele almaktadır. Anahtar Kelimeler: İstikrar politikaları, gelir dağılımı, işsizlik

Ekonomi politikalarıEkonomik krizGelir dağılımı+4
Leyla Taylan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yabancı sermaye akımlarının gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi

Liberalleşme hareketleri;yatırım amacıyla bir ülkeden başka bir ülkeye akan sermaye ile başlamaktadır. 19. yy'dan itibaren gelişmiş ülkeler tarafından başlatılan liberalleşme hareketleri ile yaşanan sosyal, ekonomik ve kültürel değişim, dünya düzeninde yeni bir çağın başlamasına neden olmuştur. Gelişmiş ülkeler budeğişim sonucunda yaşanan rekabet ile daha düşük maliyet elde edebilmek için ucuz işgücüne ve hammaddeye ulaşma çabası ile yeni yatırım alanları arayışına girmişlerdir. Gelişmiş ülkelerin ileri teknolojisi, yönetim bilgisi, pazarlama stratejisi ve üretim faktörlerinden yararlanmak amacıyla yabancı sermayeye sıcak bakan gelişmekte olan ülkeler, yabancı sermayeyi çekebilmek için uygun bir ortam yaratmaya çalışmışlardır. Bunun için ihtiyaç duydukları sermayeyi borçlanmak yerine vergi politikaları, sübvasyonlar, altyapı gibi alanlarda yatırımlar yaparak elde etmişlerdir. Bu çalışmada gelişmekte olan ülkelerin yabancı sermayeyi çekmek için uyguladıkları stratejiler ve bu stratejiler sonucunda yabancı sermayenin ülke ekonomileri üzerindeki etkileri üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde çalışmanın amacı ve önemi anlatılmış, ikinci bölümde yabancı sermayenin tanımı, belirleyicileri ve teorileri açıklanmıştır. Üçüncü ve dördüncü bölümlerde de yükselen ekonomiler üzerindeki etkileri tablo ve grafiklerle anlatılmaya çalışılmıştır.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıEkonomik etkiGelişmekte olan ülkeler+2
Seda Büyükbayram
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kalkınma ve modernleşme sürecinde Japonya örneği: Türkiye ile bir kıyaslama

Yaptığımız çalışmada Japon kalkınması arka planıyla beraber takip edilmiş ve anakronizme düşmemeye özen gösterilmiştir. Tarihsel bir gözle Japon modernleşme ve kalkınma süreçlerini izlediğimiz çalışmamızda Şogunluk dönemi, Meiji dönemi, Birinci Dünya Savaşı sonrası dönem ve İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem ayrı ayrı incelenmiştir. Her bir dönemden diğerine geçişte nasıl süreçlerden geçildiği ve nasıl dönüşümler yaşandığı dikkatlice izlenmeye çalışılmıştır. Bu dönemler arasındaki organik ilişki ortaya çıkartılarak her bir dönemi birbiriyle eşleyen ortak değerler tespit edilmiş, bu değerlere yapılan müdahaleler sonuçlarıyla birlikte kaydedilmeye çalışılmıştır. Japon modernleşme ve kalkınma süreçlerinin birbirini nasıl beslediği izah edilmeye çalışılmıştır. Türkiye ve Japonya arasındaki tarihsel ve fiziki ortak noktalar işaretlenmiştir. Daha sonra ise Osmanlı'dan Cumhuriyet Dönemine oradan da günümüze kadar Türkiye Cumhuriyeti'nin liberal değerlerle tanışma ve modernleşme süreci incelenmiş bu süreç Japonya'daki süreç ekseninde değerlendirilmiştir. Kapitalist ve modern toplum için gerekli olan yapıları ortaya çıkarma konusunda Türkiye'nin ve Japonya'nın deneyimleri birbiriyle karşılaştırılmıştır. Sovyet modeli ve ABD modelinin Türkiye üzerine etkileri tartışılmış, kalkınma için elzem sayılan istikrarın Türkiye'deki dayanakları incelenmiştir. Söz konusu dayanak noktaları Japonya'dakiler ile karşılaştırılarak demokratikleşme ve modernleşmenin kalkınma üzerine etkisi vurgulanmıştır. Çalışmanın son kısmında ise Japonya ve Türkiye için benzer nitelikteki kalkınma ve modernleşme basamakları tespit edilmiş. Bu benzer problem ve olaylara iki ülkenin verdiği cevap ve tepkiler nedenleriyle birlikte işaretlenmiştir. Son olarak Japonya'da söz konusu problemlere üretilen cevapların rehberliğinde Türkiye için tavsiyeler üretilmiştir.

Ekonomik kalkınmaJaponyaKalkınma+3
Anıl Traş
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ekonomik büyüme ve petrol fiyatları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Enerji, insanoğlunun bir yere yerleşme yani göçebe olmaktan vazgeçmesinden sonra önem arz etmeye başlamıştır. Bu ihtiyaç beslenme, barınma, aydınlanma, ulaşım gibi günlük ihtiyaçların giderilmesi açısından önemlidir. Dünya genelinde zamanla artan teknoloji, nüfus, şehirleşme ve endüstrileşmeye paralel olarak insanoğlunun enerjiye olan gereksinimi de sürekli artmıştır. İnsanoğlunun bu bitmek bilmeyen enerji gereksinimin büyük bir kısmı günümüzde yenilenemeyen enerji kaynakları tarafından karşılamaktadır. Sürekli artan bu enerji tüketimi ülkelerin ekonomilerini büyütmektedir. Ülke ekonomilerinin büyümesi kişi başına düşen gelirlerin ve refahın artmasının yanı sıra dünya iklimi bozulmakta, küresel ısınma meydana gelmekte ve karbondioksit salınımı her geçen gün artmaktadır. Bu durum büyük ölçüde çevre kirlilikleri gibi sorunları da beraberinde getirmektedir. Yenilenemeyen enerji kaynaklarının dünya üzerindeki dağılımı farklılık göstermektedir. Bu durum bazı ülkelerin lehine bazı ülkelerin ise aleyhine sonuçlar arz etmektedir. Enerji kaynaklarının rezervleri tüketildikçe azalmakta ve yeni rezerv arayışları içerisine girilmektedir. Bu kaynakların üretimi ve talebi sürekli artmaktadır. Yapılan bu çalışmada enerji kaynakları ve bu kaynakların dünya üzerindeki rezervleri, üretim ve talep miktarları değerlendirilecektir. Enerji kaynaklarının olumsuz ektilerini en aza indiren alternatif enerji kaynaklarının kullanımı üzerinde durulacaktır. TÜİK, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve British Petroleum(BP) 2018 raporu verileri kullanılacaktır. Bu verilere dayalı olarak yıllar itibariyle seçilmiş ülkeler ve Türkiye'nin enerji rezervi, üretimi ve talebi ortaya konularak durum değerlendirmesi yapılacak sonuç, analiz ve değerlendirmelere yer verilecektir.

Ekonomi politikalarıEkonomik büyümeEnerji+6
Okan Özdemir
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00