
3,251
Archived Theses
9
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türkiye ekonomisinde sanayisizleşme olgusu
Bu çalışmada, 1980'lerde neo-liberal politikalar sonucu ortaya çıkan sanayisizleşme olgusunun Türkiye ekonomisindeki varlığı araştırılacaktır. Sanayisizleşme kavramı genel olarak ekonomik faaliyetlerin imalat sanayiden hizmetler sektörüne dönüşümünü ifade etmektedir. 1990'lara kadar yapısal dönüşüm olarak adlandırılan bu kavram, 1990'lardan sonra küreselleşme ve kapitalizmin ilerlemesiyle birlikte sanayisizleşme ismini almış ve popüler bir söylem haline gelmiştir. Sanayizleşmenin tespitinde ise imalat sanayinin istihdam ve reel katma değer payındaki azalışları temel ölçüt olarak kullanılmaktadır. Sanayisizleşme olgusu gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde farklı şekillerde ortaya çıkmıştır, Türkiye'deki yansımaları ise 1980'li yıllardan itibaren görülmeye başlamıştır. Ekonomide sanayinin geri plana atılması ve hizmet odaklı büyüme modelinin tercih edilmesi Türkiye'nin krizlere karşı daha kırlıgan hale gelmesine neden olmuştur. Bu çalışmada Türkiye'deki sektörel gelişmelerin durumu ele alınarak, ekonomide sanayisizleşme olgusunun olup olmadığı ARDL sınır testi yaklaşımı ile araştırılmıştır.
Tüketim fonksiyonları analizi:Manisa iline ait tüketim fonksiyonlarının tahminlenmesi
Tüketim harcamaları, iktisat teorisinin araştırdığı önemli konulardan birisidir. İnsanın ve toplumun dolayısıyla da tüketimin olmadığı bir iktisat bilimi düşünülemez. Her insan dünyaya gözünü açtığı andan itibaren, ömrünü tamamlayıncaya kadar ihtiyaçları gereği çeşitli türler ve boyutlarda tüketim yapmaya mecburdur. Bu durum belki iktisadın temeli, başlangıcı olarak görülebilir ve iktisat biliminin bütün insanları ilgilendiren ana kolu tüketimdir. İktisatçılar, tüketim konusuna ayrı bir önem vermişlerdir. Çalışmada öncelikle ihtiyaç ve tüketim kavramı, çeşitleri, tüketim teorilerinin teorik olarak tek tek ele alınması ve bu teorilerin eleştiri alan yönlerinin açıklanması amaçlanmaktadır. Sonrasında Büyükşehir Manisa ili hanehalkının tüketim ihtiyaçlarını karşılarken yaptıkları seçimler, bu seçimlere etki eden faktörler yüz yüze anket uygulaması yardımıyla belirlenmeye çalışılacaktır. Bu belirleyicilerin Büyükşehir Manisa hanehalkı tüketimi üzerindeki etkileri incelenecektir. Sonrasında da Manisa iline ait hanehalkı tüketim harcamaları bu veriler çerçevesinde ele alınacak olup, genel bir tüketici profiline ulaşılmaya çalışılacaktır. Bu çalışmanın asıl amacı; Büyükşehir Manisa ili ve ilçeleri kentsel alanında yaşayan hanehalkları için tüketime etki eden faktörlerin belirlenmesi, bunların belirleyicileri ve bu belirleyicilerin Manisa hanehalkı tarafından nasıl belirlendiğini incelemektir. Ayrıca Manisa ili ve ilçeleri için en uygun iktisadi modelin tahminlenmesi için en uygun modeli belirlemek ve test etmektir. Son olarak Manisa ili ve ilçeleri için gelir-tüketim esnekliklerini hesaplamak ve Engel kanıunlarının Manisa ili için geçerliliğini araştırmaktır. Anahtar Kelimeler: Tüketim Harcamaları, Gelir Hipotezleri, Manisa, Harcama Esnekliği, Engel Kanunu.
İktisatta histerezis etkiler üzerine beş deneme: Dış ticaret, istihdam, yatırım, finans, çıktı açığı
Teorik temelleri Yeni Keynesyen görüşe dayanan histerezis olgusu ilk olarak istihdam yapısında gözlemlenmiş ve diğer boyutlarının da geçerli olabileceği literatürde daha fazla yer almaya başlamıştır. Bu bağlamda histerezisin farklı boyutları olarak dış ticaret, istihdam, yatırım, finans ve çıktı açığı boyutları analiz edilmektedir. İkinci bölümde, kur histerezisi olarak da adlandırılan dış ticaret histerezis incelenmektedir. Reel döviz kurlarındaki geçici şok sonrasında veya uzun dönemde ortaya çıkan histerezis etkilerin bir sonucu olarak ithalatın reel döviz kuru esnekliği azalmaktadır. Yerli paranın değerlenmesi durumunda rekabetçilik kazanarak piyasaya giren ithalatçı firmalar batık maliyetlere katlanmaktadır. Reel döviz kurlarındaki geçici şok sonrasında yerli paranın eski seviyesine dönmesine rağmen batık maliyetleri telafi etmek amacıyla piyasada kalma davranışı sergileyen firmalar histerezisin temel dinamiğini oluşturmaktadır. Çalışmada histerezis etkileri test etmek amacıyla yapısal kırılmalı birim kök testi ve asimetri hipotezi kullanılarak 2003Q1-2021Q2 için Türkiye ekonomisinde histerezis etkilerin varlığı analiz edilmiştir. Yapısal kırılmalı birim kök testine sonuçlarına göre ithalat hacminde yapısal kırılmanın tespit edilmesi dış ticaret akımlarında histerezis etkilerin varlığını desteklemektedir. Diğer yandan yerli paranın değer kaybetmesi durumunda firmaların piyasada kalma davranışlarını analiz eden asimetri hipotezinden elde edilen bulgular da dış ticaret akımlarında histerezis etkilerin varlığını kanıtlayıcı niteliktedir. Asimetri hipotezine göre yerli paranın değer kaybettiği dönem boyunca (2016Q2-2018Q2) firmalar piyasada kalma davranışı sergileyerek ithalatçı yapılarını devam ettirmektedir. Bu durum Türkiye ekonomisi dış ticaret akımlarında histerezis etkilerin geçerliliğine işaret etmektedir. Üçüncü bölümde, istihdam yapısındaki histerezis incelenmektedir. Bu bölümün motivasyonu histerezis etkilerin tespit edilmesinin yanı sıra histerezise neden olan dinamikleri de tespit etmek amacıyla para arzı, enflasyon ve işgücü maliyeti değişkenleri kullanılarak 2007Q1:2020Q2 dönemi ARFIMA model, Toda-Yamamoto nedensellik testi ve Yapısal VAR (SVAR) modeli ile tahmin edilmiştir. Para arzı, enflasyon ve işgücü maliyetinden işsizliğe doğru nedensellik tespit edilmiştir. ARFIMA modelden elde edilen bulgulara göre işsizlikteki uzun hafızalı davranış işsizlikte meydana gelen yapısal şokların dirençli bir yapı gösterdiği ve etkilerinin uzun döneme yayıldığına işaret ederek histerezisin geçerliliğini doğrulamaktadır. Diğer yandan Yapısal VAR modeli sonuçlarına göre parasal şoklar ve işgücü maliyeti şoklarının işsizlik üzerinde aynı etkiye sahip olsa da histerezis açısından durumun farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. İşgücü maliyeti şoklarına göre parasal şoklardaki etkilerin daha uzun döneme yayılması ampirik literatürle aynı yönde olup işsizlikte histerezisin varlığını doğrulamaktadır. Aynı zamanda işsizliğin çözümüne yönelik talep yanlı bir politika seçimi olarak enflasyonist yapının işsizliği azaltmada zayıf bir etkinlik göstermesi de işsizlikte histerezisin varlığını kanıtlayıcı diğer bir bulgudur. Bu durum istihdam yapısında güçlü histerezis varlığını kanıtlayıcı niteliktedir. Dördüncü bölümde, yatırımlardaki histerezis incelenmektedir. Türkiye ekonomisinde yatırımlar için histerezis etkilerin geçerliliği 2005Q1:2020Q4 dönemi için analiz edilmiştir. Yatırımlardaki histerezis etkileri tespit etmek amacıyla kullanılan yapısal kırılmalı birim kök analizi ve yumuşak geçişli yapısal kırılma testi sonuçları yatırımlardaki histerezis etkilerin varlığını desteklemektedir. Aynı zamanda histerezis etkilere neden olan dinamikleri analiz etmek ve politika yapımında öneriler sunmak amacıyla teorik olarak yatırımların belirleyicisi konumundaki faiz, GSYİH ve verimlilik değişkenleri üzerinden nedensellik ve asimetrik nedensellik testleri uygulanmıştır. Elde edilen ampirik bulgulara göre yatırımların temel belirleyicisi konumundaki değişkenlerle nedensellik ilişkisi içermemesi ve özellikle faizlerin yatırımlar üzerinde etkisinin olmaması histerezise işaret etmektedir. Diğer yandan histerezis etkilere neden olan dinamiklerin tespitinde asimetrik ilişkiler önemli bilgiler sunmaktadır. Yatırımlarla asimetrik nedensellik ilişkisi tespit edilen verimlilik histerezis etkilerin temel dinamiği konumundadır. Beşinci bölümde, dolarizasyon histerezis incelenmektedir. Bu bölümde dolarizasyondaki histerezis ve aynı zamanda dolarizasyona neden olan dinamiklerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Türkiye ekonomisinin 2005M12:2021M10 (T=191) dönemi dolarizasyon histerezisi yapısal kırılma testi, Granger nedensellik testi ve NARDL yöntemi ile analiz edilmiştir. Elde edilen temel ampirik bulgular; Türkiye ekonomisinde dolarizasyon olgusunun yaşandığı ve dolarizasyondaki yapısal kırılma (2010M11) sonrasında ise histerezis bir yapıda davranış sergilediği sonucuna ulaşılmıştır. Ampirik literatürde dolarizasyonun enflasyon ve döviz kuru arasındaki nedensellik ilişkisi yaygın sonuçtur. Granger nedensellik testi sonuçlarına göre döviz kuru şokları dolarizasyona neden olurken dolarizasyon ise enflasyona ve döviz kuru şoklarına neden olmaktadır. Bu ilişkilerden hareketle enflasyonun Türkiye ekonomisinde dolarizasyon ve döviz kuru şokları arasında aktarım mekanizması görevi gördüğü yorumu yapılabilir. NARDL model tahmin sonuçlarına göre dolarizasyon ile enflasyon arasında asimetrik bir ilişki tespit edilemezken dolarizasyon ile döviz kuru arasında asimetrik bir nedenselliğin varlığı tespit edilmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda dolarizasyondaki histerezis yapıya neden olan temel dinamiğin döviz kuru şokları olduğunu söylemek mümkündür. Altıncı bölümde, çıktı açığı histerezis incelenmektedir. Türkiye ekonomisinin 2005Q4:2021Q3 dönemi çıktı açığında histerezisin varlığı lojistik yumuşak geçişli yapısal kırılma testi ve yapısal VAR yöntemiyle araştırılmıştır. Elde edilen ampirik bulgular çıktı açığında histerezis etkilerin varlığını doğrulamaktadır. 2008 Dünya Krizinin etkisi ile çıktıdaki yapısal kırılma lojistik yumuşak geçişli yapısal kırılma testi ile tespit edilerek krizin kalıcı etkisinin varlığı tespit edilmiştir. Diğer yandan histerezisin diğer bir bileşeni olan çıktı açığındaki dirençli yapı para politikası, verimlilik ve kapasite kullanım oranı değişkenlerine verdiği tepki açısından yapısal VAR tekniği ile test edilmiştir. Çıktı açığında para politikasındaki zayıf etkinlik, verimlilik ve kapasite kullanım oranındaki kalıcı etkiler ve tarihsel ayrıştırmaya (historical decomposition) göre çıktıdaki şoklarda diğer değişkenlerdeki şokların payı çıktı açığında histersizin varlığı yönünde tatmin edicidir. Anahtar kelimeler: Histerezis, dış ticaret, istihdam, yatırım, finans, çıktı açığı, zaman serisi analizi
Türkiye'deki gelir dağılımı eşitsizliğinin Türkiye'nin büyüme oranlarına etkisi
Gelir dağılımı, bir ülkede belirli bir dönemde meydana getirilen milli gelirin o ülkede yaşayan kişiler ya da üretimde görev alan üretim faktörleri arasındaki dağılımını ifade etmektedir. Gelir dağılımında adaletin sağlanması ve eşitsizliğin önlenmeye çalışılması uzun yıllardır Türkiye'de üzerinde durulan bir sorundur. Çünkü gelişmekte olan ülkelerdeki gelir dağılımındaki dengesizlik sosyal ve ekonomik sorunların kaynağını oluşturmaktadır. Bu çalışma iktisat politikasının temel amaçlarından biri olan adil gelir dağılımı konusuna dikkat çekmek ve Türkiye'de gelir dağılımı eşitsizliğinin büyüme oranları üzerine etkisi olup olmadığını göstermek amacıyla hazırlanmıştır. Bu perspektifle çalışmanın birinci bölümünde gelir dağılımının kavramsal ve kuramsal çerçevesi incelenerek, ikinci bölümünde Türkiye'de gelir dağılımı türleri, 1980- 2013 yılları arasında ölçülen verilere ve Türkiye'nin dünya ülkeleri arasındaki durumuna yer verilmiştir. Üçüncü bölümünde ise 1980-2013 dönemi için Türkiye' de gelir dağılımı eşitsizliğinin büyüme ile arasındaki ilişkinin yönünü ve büyüklüğünü ortaya koyabilmek için ekonometrik uygulama yapılmıştır.
Organize sanayi bölgelerinin istihdam üzerine etkileri: Manisa organize sanayi bölgesi örneği
İşsizlik tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de çözüm bekleyen sorunların başında gelir. Son zamanlarda Türkiye'de tarım sektörünün ağırlığını yitirmesiyle birlikte kent işsizliği giderek artmaya başlanmıştır. Bunun nedenlerinin başında ise yeni iş imkanlarının oluşmaması gelmektedir. Planlı sanayileşmenin önemli bir modeli olan Organize Sanayi Bölgeleri, kuruldukları bölgelerin büyümesine ve kalkınmasına olan katkılarının yanında sunmuş oldukları yeni iş imkanları ve sahaları sayesinde istihdamı arttırıp işsizliğin azalmasını sağlamaktadırlar. Dünyada ilk örneklerinin 1896 yılında İngiltere'de görüldüğü Organize Sanayi Bölgeleri ile Türkiye 1962 yılında Bursa OSB'nin temellerinin atılmasıyla tanışmıştır. Üç bölümden oluşan bu tezin ilk bölümünde, Organize Sanayi Bölgeleri kavramı teorik olarak anlatılmış daha sonra da OSB'lerin tarihsel gelişimi, amaçları, mevzuatı, kalkınma planları çerçevesinde OSB'ler ile ilgili açıklamalara yer verilmiştir. İkinci bölümünde, işsizlik ve istihdam kavramları, türleri açıklanmaya çalışılmış ve Türkiye'deki işsizlik ve istihdamın mevcut durumu analiz edilmiştir. Organize Sanayi Bölgeleri ile istihdam arasındaki ilişkiyi ortaya koyabilmek için öncelikli olarak bu konular ele alınmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise, Manisa Organize Sanayi bölgesinde faaliyet gösteren firmaların yöneticilerine yönelik bir alan araştırması gerçekleştirilmiş ve bu kapsamda istihdam sağlamada nitelikli işgücünün ve mesleki eğitimin öneminin firmalar için ne düzeyde olduğu, Celal Bayar Üniversitesi ile sanayi işbirliğinin durumu gibi konular açıklanmaya çalışılmıştır.
Gelişme sürecinde olan ülkelerde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını belirleyen temel unsurlar: Türkiye örneği
Ekonomik, siyasal ve sosyal boyutlarıyla etkili olan küreselleşme sürecinin ortaya çıkardığı en önemli olgulardan biri, genellikle gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere yapılan orta ve uzun vadeli sermaye ve teknoloji getiren doğrudan yabancı yatırımlardır. Doğrudan yabancı yatırımlar (DYY), ülkelerin ekonomilerini ayakta tutan temel taşlardan birini oluşturmakta, ekonomik büyüme ve kalkınmanın gerçekleştirilmesi için gerekli ve önemli bir araç olarak kabul edilmektedir. Araştırmanın amacı, gelişmekte olan ülkelere yapılan doğrudan yabancı yatırımları çeken belirleyicilerin neler olduğunun kuramsal ve amprik bir çerçevede açıklanmasıdır. Girişi takip eden ilk bölümde DYY kavramının tanımı ve nedenleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde DYY'nin dünyada ve Türkiye'deki görünümüne dair bilgiler verilip, DYY'nin temel belirleyicileri irdelenmiştir. Son bölümde literatürün incelenmesinin ardından ülkelerin çektikleri DYY miktarlarını belirleyen ekonomik, politik ve yatırım ortamına ilişkin faktörlerden hangilerinin, DYY'yi ne yönde etkilediğine dair ekonometrik model oluşturulmuştur. 18 gelişmekte olan ülkeye ait DYY girişleri üzerinde etkili olduğu düşünülen 12 farklı değişken, 1996–2014 dönemi için panel veri yöntemiyle analiz edilmiştir. Yapılan çalışma ışığında, yolsuzluk kontrolü, dışa açıklık oranı, teknoloji, toplam işgücü ve hukukun üstünlüğü değişkenlerinin DYY girişlerini olumlu yönde etkilediği görülürken, borç stoğu, gayri safi sabit sermaye ve alt yapı değişkenin ise DYY girişlerini olumsuz yönde etkilediği sonucuna varılmıştır.
Gelişen piyasa ekonomileri ve Türkiye: Dış ticarette rekabet gücü analizi
Günümüzde küreselleşme kavramı konusunda geniş bir literatür oluşmuştur ve bu kapsamda ortaya çıkan yaklaşımlar önemli farklılıklar içermektedir. 1980'lerde başlayan son küreselleşme dalgasında önceleri ülkeler bu sürece uyum sağlamakta güçlük çekerken, bugün gelinen ortamda güçlü bir serbestleşme hareketinin dünya genelini içine aldığı görülmektedir. IMF politikalarının küreselleşmenin hızlanmasında önemli katkıları olmuştur. Özellikle Doğu Bloku'nun yıkılmasıyla beraber IMF, bu ülkelerin toparlanması sürecinde kendi politikalarını rahatça uygulama imkânı bulmuştur. Bununla birlikte, daha sonra yaşanan birçok yerel, bölgesel ve hatta küresel krizle birlikte IMF politikaları sorgulanmaya başlanmıştır. IMF'nin yetersiz politikalar uyguladığı ve ülkelerin krizden çıkmasında etkili olamayıp yeni krizlerin yaşanmasını önleyemediği görülmüş, bu kuruma olan güven sarsılmıştır. Küreselleşmenin aktörlerinden biri olan Türkiye, olumlu ve olumsuz birçok faktörün etkisinde kalmıştır. Dış ticaretin hız kazanması, dış ticaret yapılan ülke grubunun artması, rekabetçiliğin önem kazanması küreselleşmenin olumlu etkilerinden bazılarıdır. Olumsuz etkiler içerisinde en bilineni ise, krizlerin bulaşıcılığı konusudur. Örneğin, Türkiye bu dönemde ulusal ve küresel finans krizlerinden etkilenmiştir. Küreselleşme süreciyle birlikte dünya çapında ciddi bir rekabet ortamı oluşmuş ve özellikle gelişmekte olan ülkeler rekabet gücünü ve dünya pazarlarındaki payını artırma çabasına girmişlerdir. Bu ortamda küresel rekabet gücünü hızla artıran ve bu özellikleriyle diğer gelişmekte olan ülkelerden ayrılan "gelişen piyasa ekonomileri" kavramı ön plana çıkmıştır. Gelişen piyasa ekonomileri, küreselleşmenin getirdiği serbest piyasa ortamında yabancı sermaye kabul eden, hızlı artan bir üretim, sanayileşme ve dış ticaret verilerine sahip olan ülkelerdir. Bu ülkeler, dış ticaret yoluyla küresel pazarlara entegre olurken bazı sektörlerin (Tekstil, Demir-Çelik ve Otomotiv) önem kazandığı görülmektedir. Söz konusu sektörlerin, sanayileşme sürecini hızlandıran gelişen piyasa ekonomilerinin dış ticaret rakamlarındaki payı oldukça yüksektir. Bu çalışma kendi içerisinde dört bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde yeni ekonomik düzen ve küreselleşme kavramları tanımlanmış; küreselleşme sürecinin gelişimi ve IMF politikalarının küreselleşme sürecine katkısı ele alınmıştır. Daha sonra küreselleşme sürecinin gelişen piyasa ekonomilerine etkisi, 1980'den günümüze Türkiye ekonomisinde küreselleşme ve yeni ekonomik düzende dış ticaret-rekabet gücü ilişkisi irdelenmiştir. İkinci bölümde Türkiye ve gelişen piyasa ekonomilerinde (Arjantin, Brezilya, Meksika, Endonezya, Güney Afrika, Güney Kore, Polonya, Hindistan ve Çin) tekstil, demir-çelik ve otomotiv sektörü ele alınmış ve sektörlerin önemine değinilmiştir. Böylece Türkiye'nin gelişmiş ülkeler ve diğer dokuz gelişen piyasa ekonomileri karşısındaki durumu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde, rekabet ve rekabet gücü kavramları mikro ve makro düzeyde değerlendirilmiş ve kendi içerisinde sınıflara ayrılmış ve rekabet gücünü ölçmek için kullanılan "Balassa Endeksi" "Vollrath endeksi" ve "Grubel-Lloyd Endeksi" detaylandırılmıştır. Dördüncü bölümde ise yapılan araştırmadan elde edilen değerler analiz edilmiş ve sonucu sunulmuştur.
Kurumsal ve ticari bankacılık açısından katılım bankalarının etkinliğinin ölçülmesi: Türkiye örneği
ÖZET KURUMSAL VE TİCARİ BANKACILIK AÇISINDAN KATILIM BANKALARININ ETKİNLİĞİNİN ÖLÇÜLMESİ : TÜRKİYE ÖRNEĞİ Fon arz ve talep edenleri buluşturan finansal sistem, bu etkileşimin devamlılığını sağlama hususunda dinamik bir yapıya sahiptir. Türkiye'de 2005 yılında katılım bankalarına dönüştürülen faizsiz finans kurumları, konvansiyonel bankalar ile eşit haklara sahip olarak sektörde pay almaya başlamıştır. Bu tez çalışması, Türkiye'de faizsiz finans kurumlarının kuruluş aşamalarını göstermeyi, bankaların genel müdürlük ve şube segmentasyonu hususunda bilgi vermeyi, 2011 den 2015 yılına kadar olan dönemde Türkiye'de Kurumsal ve Ticari Bankacılık alanında katılım bankalarında yaşanan gelişmeleri ölçmeyi amaçlamaktadır. Tez üç bölümden oluşmakta olup, ilk bölümde faizsiz finans sisteminin argümanları, sistemin ortaya çıkışı, Dünya'daki ve Türkiye'deki gelişimi hususu anlatılmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde Türkiye'de firmaların segmentasyonu hususunda detaylı bilgilere yer verilmiş olup, KOBİ, Kurumsal ve Ticari firmaların belirlenme kriterleri anlatılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde katılım bankalarının Kurumsal ve Ticari Bankacılık alanında 2011-2015 yılları arasında bilançolarında yaşanan gelişmeler literatur tarama ve veri toplama yöntemi ile ölçülmeye çalışılmıştır. İncelenen 2011-2015 yılları arasında Kurumsal ve Ticari Krediler alanında katılım bankacılığının payı yıldan yıla azalmaktadır. Sektöre giriş yapan kamu katılım bankalarının bu durumu tersine çevrilebileceği öngörüsü ile beraber, Katılım Bankalarının kurumsal ve ticari krediler alanında payını arttırıp, aktif rakamını büyüterek bankacılık sektöründe payını arttırmayı hedeflemektedir. Kriz döneminde katılım bankalarının kendi iç dinamikleri ile ayakta kalması konvansiyel bankalara göre farklılık göstermesi, kurumsal ve ticari krediler alanında uzun dönemde büyük kazanımlar elde edeceği beklentisini güçlendirmektedir. Anahtar Kelimeler: Kurumsal ve Ticari Bankacılık, Katılım Bankacılığı, Segmentasyon
Katılım bankalarının pazar hâkimiyeti, sorunları ve talep yapısının analizi: Ege bölgesi örneği
Son 20-30 yıldır ülkeler arasındaki fiziki ve teknolojik sınırların kalkması, ülkelerin siyasi işbirlikleri ile birlikte ekonomik işbirliklerinin de artmasını beraberinde getirmiştir. Ekonominin temel aktörlerinden bankacılık sektörü de bu olumlu süreçten faydalanmış, dünyada ve Türkiye'de bankacılık sektörü hızla büyümüştür. Bu büyümenin sonuçlarından biri olan ve faize duyarlı Müslümanların ellerindeki fonları piyasaya kazandırmak amacıyla dünyada 1970'lerde ortaya çıkan, Türkiye'de ise 1980'li yıllarda şekillenmeye başlayan İslami bankacılık sisteminin rakamsal ve hacimsel boyutları günümüzde gittikçe büyümektedir. İslami bankacılık sistemi her ne kadar konvansiyonel bankacılık sisteminde olduğu gibi topladığı fonları kredi olarak kullandırıp kâr elde etme amacına dayansa da konvansiyonel bankalardan farklı bazı araçlar ve yöntemlerle çalışmaktadır. Çalışmanın amacı gittikçe büyüyen İslami bankacılık alanında katılım bankalarının sorunlarının, sektördeki pazar payının incelenmesi ve Türkiye'nin en önemli bölgelerinden biri olan Ege Bölgesi'ndeki katılım bankası müşterilerinin katılım bankalarına olan talep yapısının analizini gerçekleştirmektir. Çalışmanın bu alana yönelmesindeki en önemli etkenlerden biri, dünyada farklı ülkelerde katılım bankası müşterilerinin talep yapısının araştırılması ve analiz edilmesi noktasında farklı akademik çalışmalar gerçekleştirilmişken, ülkemizde bu alan üzerinde yeteri kadar makro bazda çalışmalar yapılmamış olmasıdır. Aynı zamanda Türkiye'de katılım bankalarının talep yapısının belirlenmesine yönelik yapısal eşitlik modellemesi çerçevesinde doğrulayıcı faktör analizi yardımıyla bir modelin oluşturulmaması da gerçekleştirdiğimiz doktora çalışmasına dayanak teşkil eden bir diğer temel faktördür. Dolayısıyla çalışmada "Katılım Bankaları Tercih Sebepleri" adıyla 4 boyut altında yer alan 21 madde aracılığıyla ölçülebilen yeni bir ölçek modeli doğrulanarak; bu konuda araştırmacılara, akademisyenlere ve genel olarak faizsiz bankacılığa yönelik yeni bir model kazandırılmış, aynı zamanda da pratiğe yönelik olarak katılım bankalarının da kendi müşteri ve ürün politikalarını belirlerken faydalanacakları yeni bir kaynak oluşturulmuştur. Çalışmada katılım bankalarının tercih edilmesinde etkili olan faktörler ulusal ve uluslararası literatür çerçevesinde incelenmiş, Ege Bölgesi'ndeki katılım bankası müşterileri üzerinde uygulanan ölçek sonucunda katılım bankaları talep nedenlerinin tespit edilmesi için istatistiksel programlarla yapısal eşitlik modeli çerçevesinde doğrulayıcı faktör analizi ile birlikte cronbach's alpha, t-test, varyans ve korelasyon analizleri gerçekleştirilmiştir.
Cari açık ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki: Türkiye ve Brezilya örneği (1980-2015)
Birbiriyle ilişkili olan, cari açık ve ekonomik büyüme kavramları, bir ülkenin ekonomik yapısı hakkında bilgi veren en önemli makroekonomik göstergeler arasında sayılır. Küreselleşme süreci ile beraber özellikle son yıllarda oluşan yüksek büyüme oranları, üretimde ara mallarına olan ihtiyacı arttırarak, bunların ithalat yolu karşılanmasına böylece, cari işlemler hesabında açık oluşmasına neden olmaktadır. Artan cari açıklar ise, ülke riskini çoğaltarak büyüme sürecini negatif etkilemekte, krizlerin çıkabileceğini işaret etmekte, ayrıca yerli ve yabancı yatırımcıların, gelecekle ilgili kısa ve uzun vadeli planlarını etkilemektedir. Çalışmanın amacı, cari açık ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi Türkiye ve Brezilya için araştırmaktır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; ödemeler bilançosu, cari açık ve ekonomik büyüme kavramları ile ilgili teorik bilgiler sunulmuştur. İkinci bölümde; Türkiye ve Brezilya ekonomisinde cari açık ve ekonomik büyümenin 1980-2015 dönemindeki gelişimi anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise; Türkiye ve Brezilya ekonomisinde cari açık ve ekonomik büyümenin ekonometrik analizi yapılmıştır. Uygulamada, 1980-2015 dönemini kapsayan yıllık veriler kullanılarak, hem Türkiye hem de Brezilya ekonomisi için; ekonomik büyüme, cari açık, döviz kuru ve enerji ithalatı değişkenleri arasındaki ilişkiler incelenmiş ve iki ülkenin sonuçları karşılaştırılmıştır. Bu değişkenlere uygulanan Johansen Eştümleşme Testi sonucunda, değişkenlerin eştümleşik oldukları bulunmuştur. Değişkenler arasında nedensellik ilişkisini belirleyebilmek için, Granger Nedensellik Testi uygulanmış ve çalışmanın sonucunda, değişkenler birbiriyle ilişkili çıkmış ayrıca, ekonomik büyüme ile cari açık arasında, hem Türkiye hem de Brezilya için çift yönlü ilişki bulunmuştur. Yapılan VAR Analizi de çıkan bu sonucu desteklemiştir. Çalışmanın literatüre katkısı; cari açık, ekonomik büyüme, döviz kuru ve enerji ithalatı değişkenlerinin birbiriyle olan ilişkilerini hem Türkiye hem de Brezilya için, ayrı ayrı analiz etmesi ve ülkeleri karşılaştırması açısından, ilk çalışma olmasıdır.
Türkiye'deki e-ticaretin ekonomideki yeri ve geleceği
Günümüzde internetin olanaklarından biri olan elektronik ticaret hızla artış göstermektedir. İnternet kullanıcılarının ve web sitesi sayısının artmasıyla birlikte ülkeler açısından elektronik ticaretin hacmi, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde önemli rakamlara ulaşmaktadır. Elektronik ticaretin hacminde meydana gelen bu artış; ülkelerin ekonomik, sosyal ve idari yapılarında önemli etkilere neden olmaktadır. Ülkeler, elektronik ticaretin gelişmesi için yeni düzenlemelere ve yapısal değişimlere ihtiyaç duymaktadır. Son yıllarda ticaret, geleneksel tanımından uzaklaşmakta ve teknolojik gelişmelerin etkisiyle yeni bir boyut kazanmaktadır. Bu durumun en önemli nedeni, sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş sürecinde, geleneksel ticaretin yerini elektronik ticaretin almış olmasıdır. Bilgi teknolojilerinde yaşanan gelişmeler işletmeleri, değişime ve gelişmeye zorlamaktadır. İşletmeler, e-ticaretin küresel pazara kolay ve hızlı erişim sağlaması, zaman ve mekân sınırlarını ortadan kaldırması, maliyetsiz olması nedeniyle faaliyetlerini hızla e-ticarete uygun hale getirmektedir. Elektronik ticaretin diğer gelişen ekonomilerde olduğu gibi Türkiye Ekonomisi üzerine de etkileri fark edilmektedir. Bu çalışmada, elektronik ticaretin temel ekonomik etkileri incelenirken, Türkiye Ekonomisi üzerindeki etkilerine de yer verilmektedir. Ayrıca elektronik ticaret kavramı tüm yönleriyle ele alınmakta, türleri, kullanılan ödeme araçları ve güvenlik teknolojileri irdelenmektedir. Bu çalışmada, elektronik ticaretin ortaya çıkışı ve gelişim süreci incelenmiş, elektronik ticaretin gelişimini hızlandıran faktörler araştırılmıştır. E-ticaretin Dünya'daki ve Türkiye'deki ekonomik boyutu sayısal veriler yardımı ile açıklanmıştır. Türkiye'nin elektronik ticaret hacmi ve elektronik ticaret hacmini etkileyen unsurlar; ekonometrik model yardımıyla analiz edilmiştir. Türkiye'nin elektronik ticaretteki mevcut durumuna ve elektronik ticarette karşılaşılan sorunlara yer verilmiştir.
Dijital dönüşümün ekonomik büyümeye etkisi: Türkiye örneği
Bilim ve yeniliğin, büyüme ve ekonomik gelişmenin ana etkenleri olduğu bilinmektedir. İktisadi kalkınma ve refah seviyesini artırmada rol oynayan ana etkenlerin başında ise dijital ve mobil ekosistemler gelmektedir. Bu çalışma öncelikle ekonomik kalkınmanın tarihsel yapısını incelemenin yanısıra, ana bilgi ve iletişim teknolojileri(ICT) değişkenlerinden olan dijital gelişim ve bilgi toplumu süreçlerine odaklanmaktadır. Sonrasında odağını "Ekonomik Karmaşıklığın Atlası", "Ekonomik Giriftlik Yapı Göstergesi (ECI)" gibi daha güncel, sistematik ve karmaşık yaklaşımlara daraltmakta ve temel bilgi ve iletişim teknolojileri(ICT) değişkenlerinin, 2000 – 2014 yılları arasında, Türkiye'deki makroekonomik gelişim göstergeleri üzerindeki etkilerini kontrol etmektedir. Sonuç olarak, bu tez gelişmiş ekonomilerin yurt genelinde yaptıkları bilgi ve iletişim teknolojileri(ICT) altyapısı yatırımlarının etkileri ve bunun sektörel ekosistemler aracılığıyla ülkenin altyapısını değerlendirebilme yeteneğine katkısı hakkında analizler üretmektedir.
Malvarlığına karşı işlenen suçlar ile işsizlik arasındaki ilişkinin mekansal bağımlılığı: Türkiye üzerine bir uygulama
İşsizlik, ücret, enflasyon, kişi başına gayri safi yurtiçi hasıla ve gelir dağılımındaki adaletsizlik gibi birçok makroekonomik değişkenin çoğunlukla ekonomik nedenlerle işlenen malvarlığına karşı işlenen suçlara etkisi bulunmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'nin ikinci düzey istatistiki bölge birimleri (İBBS) sınıflandırma şekli temel alınarak, işsizlik ile malvarlığına karşı işlenen suçlar arasındaki ilişkinin mekansal bağımlılığının, mekansal panel veri analiziyle, belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde suç bilimi ile ilgili başlıklara yer verilmiştir. İkinci bölümde ise, 1968 yılında Becker'ın oluşturduğu, Ehrlich (1973), Heineke (1978), Schmidt ve Witte (1984) tarafından geliştirilen suça yönelik ekonomik modeller analiz edilmiştir. İkinci bölümde ayrıca, suç ile işsizlik arasındaki ilişkinin araştırıldığı çalışmalar incelenmiştir. Son olarak üçüncü bölümde, Türkiye'nin ikinci düzey istatistiki bölge birimleri sınıflandırma şekli temel alınarak, işsizlik ile malvarlığına karşı işlenen suçlar arasındaki ilişkinin mekansal bağımlılığının belirlenmesi için 2008-2014 dönemine ait veriler kullanılarak, mekansal panel veri analizi uygulanmıştır. Analizde Hausman testi sonuçları, sabit etkili mekansal panel modelinin çalışma için en uygun model olduğunu gösterirken, olabilirlik oran testi sonuçları da, mekansal otoregresif modelin çalışma için en uygun model olduğunu göstermiştir. Ampirik bulgular, sınır komşuları olan bölgeler arasında pozitif yönlü mekansal bağımlılığın olduğunu, sınır komşuluğunun malvarlığına karşı işlenen suç türlerini arttırdığı, ayrıca malvarlığına karşı işlenen suçlar üzerinde işsizliğin pozitif yönlü etkisi olduğunu göstermiştir.
Jürgen Habermas'ın iletişimsel eylem kuramı çerçevesinde Türk özel sektöründe rasyonalite düzeyi araştırılması
Bu çalışmanın amacı, gelişmiş Batı dünyasına coğrafi olarak oldukça yakın, bu sebeple onunla tarihsel olarak yoğun etkileşimde bulunan; fakat ekonomik ve düşünsel anlamda onun dışında bulunan gecikmiş bir Kapitalist modernleşme örneği olarak Türkiye'nin özel sektör çalışma ilişkilerinin dünyada gelişen ekonomik yaklaşımlar bağlamında ve Jürgen Habermas'ın İletişimsel Eylem Kuramı ve kriz yaklaşımları çerçevesinde yakın geçmiş temelinde değerlendirilmesidir. Çalışmada ilk bölümde Jürgen Habermas'ın felsefesinin genel kapsamı, ikinci bölümde iş sosyolojisi ve etiği yaklaşımları içinde Jürgen Habermas, üçüncü bölümde iletişimsel eylem örgütsel düzlem ilişkisi, dördüncü bölümde endüstri ilişkileri kapsamında Türkiye ekonomisi, beşinci bölümde Türk özel sektöründe rasyonalite düzeyinin ölçülmesine yönelik ampirik çalışma yer almaktadır. Çalışma örgütsel ve toplumsal kültürlerin değerler bazında rasyonelleşmesi doğrultusunda aldıkları biçimlerle teorik iş etiği yaklaşımlarının sentezleştirilmesini gerektirmektedir. Her iki alanın kesişim noktası 'çalışan özne' ve onun içinde bulunduğu örgütün yapısı ve kültürü ile olan etkileşimidir. H.C. Triandis'in örgüt kültürü yaklaşımı önemli bir teorik bağlantı noktası işlevini görerek yukarıda anılan iki yaklaşımın birbirini tamamlayan unsurunu oluşturmaktadır. Türk özel sektörü yönetim-çalışan ilişkilerinde amaç-rasyonel eylem kalıbı doğrultusunda Liberalleşme/ bireycileşme ve meşruiyet kaybı doğrultusunda bir eğilim saptanmamaktadır.
Büyüme sürecindeki engel: Orta gelir tuzağında yer alan Türkiye ve bu engeli aşan Güney Kore ile aşamayan Bulgaristan karşılaştırması
Bu tez "orta gelir tuzağı" kavramının tanımını ve sebeplerini ortaya koymaktadır. Yaşanan gelişmelerle ülkeler arasında meydana gelen gelir farklılıklarının giderek artması ve gelişen ekonomilerin uzun yıllar aynı gelir grubunda takılıp kalması orta gelir tuzağı kavramının zeminini oluşturmaktadır. Ülkelerin uzun süre orta gelirde kalıp yüksek gelir kategorisine geçememeleri durumu, ekonomi gündemine yeni giren ''orta gelir tuzağı'' (OGT) kavramı ile tanımlanmaktadır. Bu çalışma ile birlikte Türkiye, Güney Kore ve Bulgaristan ülkelerinin ekonomik faaliyetlerinden kısmen bahsederek hem matematiksel uygulama hem de ekonometrik analiz yaparak orta gelir tuzağında bulunup bulunmadıklarını ifade etmek temel amaçtır. Orta gelir tuzağı, içsel ve dışsal büyüme modelleri ve kalkınma modelleriyle ilişkilendirilmiştir. Türkiye, Güney Kore ve Bulgaristan ülkelerinin ekonomileri daha derinlemesine incelenerek sektörel veriler ve makro ekonomik konular üzerinde durulmuştur ve orta gelir tuzağında bulunan ülkeler için çıkış stratejilerinden bahsedilmiştir. Çalışmanın son bölümünde, 1981 ile 2015 yılları için orta gelir tuzağıyla ilgili değişkenlere ait verilerin toplanması ile çeşitli testler uygulanmış ve bu testler yardımıyla orta gelir tuzağının belirleyenleri analiz edilmiştir. Analizin sonuçlarına göre, her üç ülke için de söz konusu değişkenler arasında uzun dönemli bir ilişki bulunmuştur. Ardından, kişi başına düşen gelir için Granger nedensellik testi ile etki tepki analizi araştırılmıştır. Bütün sonuçlar sonuç bölümünde yorumlanmıştır.
Küreselleşmenin Türkiye işgücü piyasası üzerine etkileri: Beyin göçü (2000-2015)
Küreselleşme sürecinin başlamasıyla etkileri birçok alanda hissedildi. Özellikle ekonomik anlamda, işgücü piyasaları üzerindeki etkisi, işgücü arzı ve işgücü talebi başta olmak üzere işgücünde küreselleşmenin etkisi görülmektedir. İşgücü piyasasını yapısal olarak işgücü arzını ve işgücü talebini sağlayanlar oluşturur. İşgücü piyasalarını işgücüne katılanlar, işsizler ve işgücüne dahil olmayan gruplar içermektedir. Küreselleşmenin Türkiye İşgücü Piyasasına Etkileri eldeki verilerle incelenmektedir. İşgücü piyasaları beraberinde işgücü göçü ve diğer göç kavramlarını oluşturduğu görülmektedir. İşgücü göçüne neden olan iki önemli faktör vardır. Bunlar işsizlik sorunu ve gelir dağılımındaki dengesizlik durumudur. Bu durumlar göç kavramının incelenmesi gerekliliğini ortaya koyar. Göç çeşitleri arasında en dikkat çekeni Türkiye'nin hatta dünyadaki tüm ülkelerin önemle üzerinde durması gereken beyin göçü kavramı karşımıza çıkmaktadır. Beyin göçü, yetenekli ve nitelikli insan gücü, yüksek nitelikli meslek insanının göçü olarak ifade edilir. Beyin göçü gelişmekte olan ülkeler ve gelişmiş ülkeler açısından çok farklı etkiler yaratmaktadır. Bu etkiler itici ve çekici faktörler şeklinde incelenmektedir. Beyin göçü ülkelerin ekonomik, sosyal hatta kültürel boyutlarına etki eder. Şöyle ki birçok ülke durumun farkına varmaları sonucu, konuyla ilgili politikaların uygulanması için çalışmalar geliştirdi. Ancak çoğu ülkede konuyla ilgili veriler sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı, Küreselleşmenin Türkiye İşgücü Piyasaları Üzerindeki Etkisi ve Beyin Göçü hakkında bilgi vermektir. Bu amaçla küreselleşme, işgücü piyasası kavramı, işgücü göçüne yer verildikten sonra, beyin göçü kapsamlı şekilde ele alınacaktır. Beyin göçünün güçlü ve zayıf yanları, fırsat ve tehditleri incelenecektir. İncelemeler sonuncunda, beyin göçünün Türkiye üzerindeki tehditleri, zayıf yanları göz ardı etmeden, fırsatları ve güçlü yanları üzerinde yoğunlaşarak, bu yönde daha istikrarlı politikaların uygulanmasını sağlayıp, toplumsal refahın artırılmasında önemli etki sağlayacakları kaçınılmaz bir gerçek olacaktır.
Kamu harcamalarının özel sektör yatırım harcamalarını dışlama etkisi: 1980 sonrası Türkiye ekonomisi analizi
Türkiye için 1980 sonrası dönemi yıllık veriler kullanılarak kamu harcamaları ve özel sektör yatırım harcamaları arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmanın amacı; 1986 – 2015 olarak belirlenen dönemde kamu sektörü sabit sermaye yatırımlarının özel sektör sabit sermaye yatırımları üzerindeki tamamlama veya dışlama etkisini bulmaktır. Çalışmanın ilk bölümünde ele alınan konu çerçevesinde, kamu harcamaları ve özel sektör yatırım harcamalarına ait teorik çatı hakkında açıklamalara yer verilmiştir. İkinci bölümde ise Türkiye' de hem kamu sektörü hem de özel sektör açısından meydana gelen bazı ekonomik gelişmelere yer verilmiştir. Son olarak üçüncü bölümde, tezin amacını oluşturan kamu yatırım harcamalarının özel sektör yatırım harcamaları üzerindeki dışlama etkisi analizi oluşturmaktadır. Çalışmada serilerin durağanlığının test edilmesi için gerekli olan Augmented Dickey – Fuller (ADF) birim kök testi ve Phillips – Perron (PP) birim kök testleri gerçekleştirilmiştir. Akabinde ekonomik değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişkinin istatistiksel olarak test edilmesi için Johansen eşbütünleşme analizi yapılmıştır. Modelin ve katsayıların anlamlılığının sınanması için En Küçük Kareler Yöntemi (EKKY) kullanılmıştır. Ve son olarak değişkenler arasında nedensellik ilişkisi ve yönü hakkında Granger nedensellik analizi yapılmıştır. Elde edilen analiz sonuçlarına göre Türkiye' de 1986 – 2015 dönem aralığında kamu yatırım harcamalarının özel sektör yatırım harcamaları üzerinde DIŞLAMA (Crowding-Out) ETKİSİ yarattığı ortaya çıkmıştır.
Sağlık harcamalarının ekonomik büyüme üzerine etkileri: 1980 sonrası Türkiye ekonomisi analizi
Bu çalışmada Türkiye'de 1980'den günümüze kadar takip eden yıllarda gerçekleşen toplam sağlık harcamalarının kamu ve özel sektör ayrıştırması yapılarak, ekonomik büyüme üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Çalışmanın amacı; Türkiye'de 1980'den günümüze kadar gerçekleştirilen kamu ve özel sektör sağlık harcamalarının iktisadi büyüme üzerindeki etkinlik derecelerini ortaya koymaktır. Bu bağlamda gerekli görüldüğü takdirde yeni politika önerileri sunulması ya da hâlihazırda uygulanan sağlık politikalarının desteklenmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde; sağlık ve ekonomik büyüme kavramları ile ilgili genel bilgiler verilmiş, izleyen bahiste sağlık ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde; Türkiye'de gerçekleştirilen sağlık harcamalarının yapısı hakkında genel bilgiler verilmiştir. Çalışmanın son bölümünde; Türkiye'de 1980 sonrası yıllarda gerçekleştirilen toplam sağlık harcamalarının kamu ve özel sektör ayrıştırması yapılarak, iktisadi büyüme üzerindeki etkileri varyans ayrıştırması ve etki tepki analiz yöntemleri ile ortaya konulmuştur. Ayrıca yapılan nedensellik analizi ile değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisinin varlığı araştırılmıştır. Analiz sonucunda Türkiye'de 1980'den itibaren gerçekleştirilen kamu sağlık harcamalarının iktisadi büyüme üzerinde daha etkin rol oynadığı sonucuna ulaşılmış olup, değişkenler arasında herhangi bir nedensellik ilişkisine rastlanılmamıştır. Anahtar Kelimeler: Sağlığa Dayalı Büyüme Hipotezi, Kamu ve Özel Sağlık Harcamaları, Ekonomik Büyüme, VAR Model Analizi, Varyans Ayrıştırması, Etki – Tepki Analizi, Wald Testi.
Yapısal kırılmalar altında denge döviz kurundan sapma ve sapmanın ekonomik performans üzerindeki etkisi: Türkiye ve BRICS ülkeleri analizi
Ülkelerin ticaret hacmi ve sermaye akışkanlığının belirleyicilerinin başında şüphesiz ki nominal döviz kuru gelmektedir. Paranın reel satın alma gücü ile ifade edilmesinde ise reel döviz kuru kavramı kullanılmaktadır. Buna ek olarak ise, sadece gerçekleşen reel döviz kuru ele alınarak yapılan değerlendirmeler yeterli olmamakla birlikte, iktisadi dinamiklerin de dikkate alındığı denge döviz kuru hesaplanması da gerekmektedir. Gerçekleşen reel döviz kuru ile denge döviz kuru arasındaki sapma ekonomik açıdan orta ve uzun dönemde ekonomik büyüme ile ilgili bir bilgi vermektedir. Bu bilgiler ışığında, reel döviz kuru ve denge düzeyinden sapmanın ekonomik performans üzerindeki etkisinin analiz edilme ihtiyacı doğmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, denge döviz kuru çeşitleri ve denge döviz kuru hesaplamaları konusunda süregelen tartışmalara yapısal kırılmalı panel testi yardımı ile yeni bir boyut kazandırmaktır. Denge döviz kurundan sapmayı Türkiye ve BRICS ülkeleri 1995-2005 yılları için inceleyip sapmanın ekonomik performans üzerindeki etkisi araştırılacaktır. Denge düzeyinin hesaplanmasında hem orta vade döviz kurunu ifade eden Temel Denge Döviz Kurundan (FEER) hem de uzun vade denge kuru ifade eden Davranışsal Denge Döviz Kuru (BEER) modelinden yararlanılacaktır. FEER yaklaşımı analiz sonuçlarına göre, ülkelerin FEER'den sapması 2000'li yılların başından itibaren denge düzeyine yakınken yıllar itibari ile denge düzeyinin altında ya da üstünde değerlenmiştir. Türkiye ve Güney Afrika para birimi 2011 yılından itibaren denge seviyesinden pozitif ayrışmaktayken, Rusya ve Çin 2000 yılına kadar denge seviyesinin üzerinden değerlenmektedir. BEER yaklaşımı analiz sonuçlarına göre ise, denge seviyeden sapmanın orta vadeli denge düzeyi olan FEER'e göre daha fazla olduğu gözlenmiştir. Çalışmaya konu ülkelerin, BEER yaklaşımına göre son yıllarda denge seviyeden pozitif ayrıştığı ifade edilmelidir. FEER ve BEER modelleri çerçevesinde hesaplanmış olan sapma değerleri ile ekonomik büyüme ilişkisi incelendiğinde ise FEER ve ekonomik büyüme arasında negatif bir korelasyon var iken, BEER sapma analizine göre büyüme arasında eşbütünleşme ilişkisine rastlanmamıştır. Bununla birlikte, BEER sapma sonuçları, ülkelerin Doğu Asya krizi ve global kriz dönemlerine işaret etmektedir.
Aristo ve Kınalı Zade Ali Efendinin iktisat ahlakının modern toplum için önemi
Modernleşme aynı zamanda sekülerleşme ve rasyonelleşme anlamına gelir. Başta Batı toplumları olmak üzere modernleşen toplumlar hem ekonomi de hem de devlet yönetiminde din ve ahlaktan koparak sekülerleşmiştir. Ekonomide her şey çıkara endekslenirken siyasette başarıya endekslenmiştir. Oysa Aristo'nun ısrarla vurguladığı gibi tek başına bilgi, teknik, ekonomi ve refah hiçbir zaman için 'mutluluk' getirmez. Mutluluk ancak 'erdem' ile elde edilir. Kınalı Zade'nin de içinde bulunduğu İslam uygarlığı da erdemli insan, erdemli toplum ve erdemli devlet inşasını merkeze almıştır. Ancak yaşadığımız çağda iktisatçıların büyük ekseriyetinin sosyal değerleri modellerine dâhil ederek analiz etmekten kaçınmaktadırlar. Ana akım iktisatçılarının çoğu dini değer ve ahlaktan arındırılmış bir 'fayda' ve 'çıkar maksimizasyonunu' ulaşılması gereken tek ana hedef olarak almaktadırlar. Bu durum ise çok sayıda toplumsal patolojiye yol açmaktadır. Aristo ve Kınalı Zade'nin ahlak teorilerinde modern toplumun patolojilerine çare olabilecek ilkeler mevcuttur.
1996-2016 yılları arasında uygulanan ihracat politikalarının rekabet gücüne etkisi (Türkiye örneği)
Uluslararası ticaretin hacimsel olarak artışı, beraberinde rekabet olgusunu getirerek, ülkeleri uzmanlaşacakları malları belirlemeye ve rekabet güçlerini ölçmeye itmiştir. Ülkelerin, rekabet güçlerini ölçme amacıyla birçok yöntem mevcutken bu çalışmada ilk olarak Liesner (1958) tarafından ortaya atılan ve 1965 yılında Balassa tarafından geliştirilen Karşılaştırmalı Üstünlükler Endeksi (AKÜ) kullanılmıştır. Çalışmanın aralığı, 1996-2016 olarak sınırlandırılmıştır. Söz konusu dönemde uygulanan ihracat politikalarının yansımaları, tarihsel süreçte en önemli ticaret partner olmasından dolayı Avrupa Birliği ile özellikle son yıllarda alternatif pazarlar bulma noktasında ön plana çıkan, Kuzey Afrika - Ortadoğu (ODKA) ve Latin Amerika ülkeleri üzerinden değerlendirilmiştir. Endeks hesaplamaları ise sözü edilen her bir bölgeden, ihracatın en yüksek olduğu ilk ülkeler alınarak yapılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular, Türkiye'nin Almanya karşısında hammadde yoğun ve emek yoğun endüstri grubunda karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu, buna karşın kolay taklit edilebilir ve zor taklit edilebilir AR-GE yoğun endüstriler ile sermaye yoğun endüstri grubunun birkaç sektörü dışında tüm sektörlerde dezavantajlı pozisyonda olduğu yönündedir. Türkiye-Brezilya karşılaştırmasında Brezilya, hammadde ve imalat sanayinde Türkiye'ye göre güçlü bir karşılaştırmalı üstünlüğe sahip iken, emek yoğun endüstri grubunda, genel anlamda Türkiye'nin avantajlı olduğu söylenebilir. Diğer endüstri gruplarında avantajlı ve dezavantajlı pozisyonlar sektör bazında ve yıllar içinde değişiklik göstermektedir. Faktör yoğunluklarına göre Türkiye-Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) karşılaştırmasında ise, Türkiye 3 numaralı mineral yakıtlar, yağlar vb. damıtılmasından elde edilen ürünler hariç, hammadde yoğun sektörler dahil olmak üzere tüm endüstri gruplarında, BAE karşısında genel bir karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. Anahtar Kelimeler: İhracat Politikaları, Rekabet Gücü, Balassa Endeksi, Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler.
Türkiye'de doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının istihdam üzerine etkisi
Dünyada görülen küreselleşme süreci ile birlikte uluslararası sermaye hareketleri önem kazanmıştır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin yatırımlarını finanse edecek kaynak bulmakta zorlanmaları ve doğrudan yabancı sermayenin, kaynak kıtlığı çeken ülkelere büyük avantaj sağlaması bu yatırımları elde edebilmek adına ülkeleri birtakım çabalar içerisine itmiştir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımları çok tartışılmakla birlikle genel olarak ülke ekonomilerine birçok yönden katkısı olduğu düşünülen yatırım türlerinden biridir. Teori ile paralel olarak doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının istihdam ve ekonomik büyüme üzerine etkisinin pozitif olması beklenmektedir. Nitekim, Türkiye'nin de son yıllarda bu yatırımları çekebilmekte başarılı olduğu görülmüştür. Ancak gelen bu yatırımların istihdama katkısı şüphelidir. Bu nedenle bu çalışmamızda, Türkiye'de doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının istihdam üzerine etkisini belirlemeyi amaçladık. Bu amaçla Zaman Serileri Analizi kapsamında Vektör Otoregresif (VAR) Model oluşturularak, 1988-2016 yılları itibarıyla Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, İthalat, İhracat, İşsizlik, İstihdam ve Kur değişkenlerinden yararlanarak Türkiye'de doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının istihdam üzerine etkisi test edilip araştırılmaya çalışılmıştır.
Türkiye'de sosyal dışlanma: Ekonometrik yaklaşım
Geçmişten beri insanlar ilk olarak en temel ihtiyaçları olan fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmışlardır. Fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayan bireyler sonrasında kendini kabul ettirme çabası ile sosyal ilişkilere ihtiyaç duymaktadır. İnsan, temelinde sosyal bir varlıktır ve sosyal ilişkiler içerisinde olmak istemektedir. Ancak bireyin sahip olduğu yoksunluklar bireyin olumlu sosyal ilişkiler içerisinde olmasını önlemekte ve bireyin toplumdan dışlanmasına neden olarak toplumla bütünleşmesine engel olmaktadır. Sosyal dışlanma kavramı Fransa'da 1970'li yıllarda ortaya çıkmış, hızlı bir şekilde diğer Avrupa ülkelerinde de kavram olarak kabul edilmiş ve hızla yayılmıştır. Özelikle artan uluslararası göçler, işsizlik oranlarındaki artış ve refah devletinin gerilemesiyle sosyal dışlanma kavramının önemi giderek artmaya başlamıştır. Sosyal dışlanma kavramı gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerde sorun olarak kabul edilmiş ve ülkeler sosyal politikalarının içerisine sosyal dışlanmayı da dahil etmeye başlamıştır. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı, 2006-2009 ve 2010-2013 dönemlerinde Türkiye İstatistik Kurumu'nun gerçekleştirmiş olduğu Gelir ve Yaşam Koşulları (Panel) araştırması verileri ile sosyal dışlanmayı ortaya çıkaran önemli unsurlar dikkate alınarak bir Sosyal Dışlanma İndeksi oluşturmak ve sosyal dışlanmaya neden olan etmenleri Sıralı Probit modeli ile karşılaştırmalı olarak incelemektir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre yoksulluk yaşayan bireyler, sağlık, eğitim ve gelirden yoksun kalan bireyler, mesleği olmayan bireyler, evli bireylerle resmi nikahı olmayan bireyler ve ücretsiz aile işçisi olan bireyler yaşadıkları yoksunluklar yüzünden yaşamlarının belirli dönemlerinde sosyal dışlanmayla karşı karşıya kalmaktadır. Ayrıca elde edilen bulgular, bireylerin ekonomik, sosyal ve toplumsal alanların herhangi birinde yaşamış oldukları yoksunlukların beraberinde diğer yoksunlukları da getirmekte olduğunu, belirli bir yılda yaşanan yoksunluğun diğer yıllarda da yaşandığını göstermektedir. Bu durumda dinamik bir süreci ifade eden sosyal dışlanma kavramı bireylerin yaşamında önemli bir yere sahip olmakta ve aşılamaması durumunda da bireyleri her yönüyle etkileyerek toplumun dışına itilmelerine neden olmakta ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasına engel olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Dışlanma, Yoksunluk, Sıralı Probit Model, Türkiye.
Türk Hava Yolları'nın uluslararası platformda güçlenmesinin ekonomik büyümeye yansımaları
20.yüzyılda insanlık global anlamda birçok gelişmeye tanık olmuştur. Teknolojinin ilerlemesiyle hayatın her alanında olduğu gibi ulaşım sektöründe de önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. 1900'lerin ilk yıllarında ilk kez ortaya çıkan planör uçuşları günümüzde yerini jet motorlu uçaklara bırakmıştır. Hızlı biçimde gelişen havayolu taşımacılığının çeşitli faktörler nedeniyle olumlu ya da olumsuz olarak ekonomiye yansımaları olduğu bilinmektedir. Benzer şekilde havayolu şirketleri gerek ulusal gerekse uluslararası ölçekte ekonominin bir aktörü haline gelmiş durumdadır. Çalışmada Türk Hava Yolları'nın (THY) uluslararası düzeyde kaydettiği ilerlemelerin şirketin geneline ve Türkiye ekonomisine sağladığı faydalar incelenmiştir. Bu bağlamda çalışmanın ana teması THY'nin bilet gelirlerinin ülke turizmine katkısının analiz edilmesi ve bu katkının Türkiye ekonomisi içerisindeki payının belirlenmesidir. Kısaca, çalışma kapsamında THY'nin fiziksel ve ekonomik gelişimi değerlendirilmiş; bu gelişimin Türkiye'nin yerli-yabancı turizm üzerindeki etkisi incelenmiş ve THY'nin küresel pazardaki konumu ile bu konumun Türkiye ekonomisine etkisi analiz edilmiştir. THY'nin turizm gelirleri ve yolcu gelirleri arasında teorik olarak açıklanan ilişkiyi ekonometrik olarak da ispatlamak için zaman serilerinden faydalanılmıştır. Granger Nedensellik ilişkisi ile yolcu gelirlerinden turizm gelirlerine doğru tek yönlü bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca Regresyon Analizi ile THY'nin yolcu gelirlerindeki % 10'luk bir artışın, turizm gelirlerinde % 14,9 oranında bir artış yarattığı (yaratacağı) tespit edilmiştir. Değişkenlerin ilişki yönü ve şiddetinin hesaplanması amacıyla gerçekleştirilen Korelasyon Analizi'nde ise, değişkenler arasındaki ilişkinin pozitif yönde (0.88) olduğu ve kuvvetli derecede bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Dolayısıyla yolcu gelirlerinde meydana gelen değişmelerin turizm gelirlerini kuvvetli derecede ve pozitif yönde etkilediği görülmektedir.
Yenilenebilir enerji potansiyelinin ortaya çıkmasında kamu teşviklerinin etkisi: OECD ülkeleri ve Türkiye karşılaştırması
Doğal kaynakların gün geçtikçe tükenmesi, olumsuz iklim değişiklikleri, fosil kaynakların çevreye verdiği zararlar ve sınırsız enerji tüketimi tüm dünya ülkelerinde önemli bir problem haline gelmiştir. Artan bilinçle birlikte tüm dikkatler yenilenebilir enerji kaynaklarına çevrilmiştir. Doğada sınırsız ve hali hazırda işlenmeyi bekleyen bu kaynakların rezervlerini geliştirecek politikalar ve teşvik mekanizmaları artmaya başlamıştır. Türkiye'nin de dahil olduğu 34 OECD ülkesinde yenilenebilir enerji üretimi ve kullanımının son yıllarda artış gösterdiği gözlenmektedir. Uygulamaya konulan politikalar ve teşviklerin boyutu ve sonuçları ülkelere göre farklılık göstermektedir. Teşvikler kapsamında gelişmiş ülkeler daha fazla imkana sahip olsa da ülkenin yüz ölçümüne göre uygulanan politikaların işlerlik kazanabilmesi uzun bir sürece yayılabilmektedir. Özellikle coğrafi bakımdan yenilenebilir enerji kaynakların gelişimi için elverişli yapıya sahip olan Türkiye'nin geliştirdiği politikalar, bu alanda yatırımları destekler niteliktedir. Bu tez çalışmasında her bir OECD ülkesinde uygulanan yenilenebilir enerji politikaları ve teşvikleri açıklanmıştır. OECD ülkelerinde yenilenebilir enerji gelişimine etki eden faktörlerin, uygulanan politikalar ve teşvik mekanizmaları rolünün belirlenebilmesi amacıyla, 1995-2014 veri aralığı incelenmektedir. Granger Nedensellik Analizi ve Varyans Ayrıştırma uygulanmıştır. Birincil enerji arzında yenilenebilir enerjinin payı ile; kamu harcamaları, doğal kaynaklardan elde edilen kira bedeli, enerji ithalatı, fosil kaynaklardan elektrik üretimi, tüketici fiyat endeksi (enerji), kişi başına GSYH, yenilenebilir enerji tüketimi, karbon emisyonları ve uygulanan yenilenebilir enerji politika sayısı arasında nedensellik ilişkisi incelenmiştir.
Engelliler için yapılacak mimari düzenlemelerin dış ticaret ve uluslararası turizm üzerine etkileri: Türkiye ve ABD örneği
Ülke ekonomisinin kalkınmasında çok önemli olan, turizm gelirlerini artıran kritik faktörlerden biri de erişilebilirliktir. Bu nedenle çalışmanın, birinci ve ikinci bölümlerinde engelliler için yapılan mimari düzenlemelerin turizm ve seyahat ekonomisine katkıları literatür taraması yapılarak ortaya konulmaktadır. Son bölümde ise, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) erişilebilirlik verileri ile seyahat ve turizm gelirleri karşılaştırılmaktadır. Araştırma, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğünün 2017/081 nolu projesi ile desteklenmiştir. Proje kapsamında, Türkiye'de Antalya merkezindeki en çok turist alan engelsiz 20 noktada, ABD'nde ise dört farklı şehirdeki 20 farklı noktada gözlemler yapılmıştır. Gözlem sonuçlarının analizi sonucunda erişilebilirlik düzenlemelerinin ölçümü için özgün bir ölçek geliştirilmiştir. Gözlem yapılan noktalar erişilebilirlik derecelendirme kriterleri doğrultusunda ve geliştirilen ölçeğe uygun şekilde puanlanmıştır. Puanlama, engelsiz turizm dinamiklerini tetikleyen unsurları derecelendirmek amacıyla, bir ile beş arasında bir destinasyon "erişilebilirlik seviyesi" belirlemektedir. Bu seviye, engelsiz dolaşım serbestliğini göstermektedir. İncelemeler sonucunda iki ülke erişilebilirlik düzeyleri; ABD için 5, Türkiye için 2 olarak tespit edilmiştir. Erişilebilirlik yatırımlarının ve harcamalarının ABD'de yaklaşık %93, Türkiye'de ise %41 oranında ekonomik katkı sağladığı, çarpan etkisinin de bu katkı ile doğru orantılı bir ölçekte ülke ekonomisine yansıyacağı modellenerek bu çalışma sonucunda ortaya konulmuştur. Sonuç olarak, önümüzdeki birkaç yıl içinde tüm dünyada engelsiz turizm hareketliliğinin artması beklenmektedir. Bu çalışma göstermektedir ki, engelsiz yatırımlarla ekonominin verimliliğini artırmak mümkün olabilmektedir.
Bor madeninin Türkiye ekonomisi açısından yeri ve önemi: Ampirik bir değerlendirme (1980-2014)
Doğal kaynaklar üretimin gerçekleşmesi için gerekli olan dört temel faktörden biridir. Günümüzde ülkelerin geliştirdiği teknolojik ilerleme ile birlikte doğal kaynakların işlevselliği de paralel olarak artış göstermektedir. İlerleyen teknoloji ile birlikte yeraltından çıkarılması zor olan bor madeni, bir çok üretim alanında aranılan bir kaynak haline gelmiştir. Bor madeninin, işlenerek sadece yüksek teknoloji gerektiren alanlarda değil, günlük hayatta da yerini alması, Türkiye ve dünya ekonomisi için önem taşımaktadır. Bu çalışmada, kullanım alanları gittikçe artmakta olan bor ürünlerinde, dünya bor rezervlerinin üçte ikisi gibi önemli bir bölümüne sahip olan Türkiye'nin dünya bor madeni piyasasındaki yeri ve önemi araştırılmıştır. Bu nedenle Türkiye ve dünyada bor madeni ürünleri araştırılmış, kullanım alanları karşılaştırılmış ve girdi olarak kullanıldığı ürünler ortaya konulmuştur. Yapılan çalışma sırasında belirlenen dönem içinde, bor madeni ve ürünlerinin yıllara göre gelişimi ele alınarak incelenmiştir. Bu sırada dünya piyasasında Türkiye'nin yeri tablo ve şekillerle karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Son olarak Türkiye'de bor madeni ekonomisi SWOT analizi yapılarak güçlü-zayıf yönleri ile fırsatlar-tehditler maddeler halinde belirlenerek açıklamaları yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bor madeni ekonomisi, Türkiye ekonomisi, Bor rezervleri, Bor üretimi.
Türkiye'de konut piyasalarının konut arzı ve talebi açısından analizi: 1980-2016 dönemi
2008 Küresel krizi ABD'de ortaya çıkmıştır. Bu dönemde bankalar düşük gelirli ve kötü kredi geçmişine sahip bireylere yüksek riskli ipotekli konut kredileri sağlamışlardır. Bu kredilerin ödenememesi sonucu Küresel kriz ortaya çıkmıştır. Kriz Avrupa'yı etkilediği gibi Türkiye'yi de olumsuz etkilemiştir. Krizin konut sektörünü de olumsuz etkilemesinden dolayı konut sektörü üzerinde çalışmaların artmasına sebep olmuştur. Bu çalışmanın amacı; Türkiye'de 1980-2016 yılları arası konut talebini ve arzını belirleyen unsurlar üzerine çalışılmıştır. Değişkenler test edilmiş ve ileriye dönük önerilerde bulunulmuştur. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde konut ile ilgili kavramsal çerçeve genel olarak tanımlanmıştır. Daha sonra Türkiye'de konut sektörünün ekonomi üzerindeki etkisine ayrıntılı olarak değinilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Türkiye'de konut talebi ve arzını etkileyen unsurlar güncel veriler ile yorumlanmıştır. Sonra planlı dönem boyunca sektör için yapılan politikalara yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise tezde kullanılacak yöntemler tespit edilmiştir. Yöntemler için teorik tanımlamalar yapılmıştır. Teorik tanımlamalardan sonra ise çalışma zaman serisi olduğu için durağanlığı test etmek için Birim kök testi (ADF) uygulanmıştır. Daha sonra önerilerde bulunmak için Vektör Otoregresif Model (VAR) kurulmuştur. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisini ortaya koymak için Block Dışsallık Wald Testi serilere uygulanmıştır. Daha sonra Varyans Ayrıştırma (VDC) ve Etki Tepki analizleri aracılığıyla elde edilen sonuçlar yorumlanmıştır. Çalışmanın sonucunda VAR analizi ile elde edilen bulgular değerlendirilmiştir. Bulgulara göre, konut talebini belirleyen en etkili değişkenin kentleşme oranı, konut arzı için ise üretici fiyat endeksi olduğu sonuçlarına varılmıştır. Konut arz ve talep piyasaları için yapılan Block Dışsallık Wald testine göre iki piyasada da tek yönlü nedensellik ilişkisi olduğu görülmüştür.
Klasik dönem Osmanlı toplumunun sosyo-ekonomik yapısı (Max Weber'in patrimonyalizm teorisi çerçevesinde araştırılması)
Max Weber'e göre modern kapitalizme evrilme başarısını sadece Batı toplumları gösterebilmiştir. Weber bu süreci rasyonelleşme süreci olarak ele alır. Yahudiler, Katolikler, Budistler, Konfuçyüsler ve Müslümanlar toplumların rasyonelleşmesinde önemli katkı sağlamakla birlikte modern kapitalizme bunlardan sadece Protestanlar geçebilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde genel olarak patrimonyalizm kavramı; siyasi, hukuki, askeri ve iktisadi-mali patrimonyalizm gibi çeşitleri; pür, keyfi ve sultanizm gibi patrimonyalizm aşamaları; patrimonyalist toplum yapısı; doğu despotizmi, feodalizm, prebendalizm ve doğu kenti gibi patrimonyalizmin çeşitli tezahürleri ele alınmıştır. Bu bağlamda Weber modern öncesi dönemlerde en yaygın yönetim modelinin geleneksel otorite olduğunu ileri sürer. O, geleneksel otorite biçiminde politik gücün monopolleştiği aşamayı patrimonyalizm olarak adlandırır. Patrimonyalizmin uç noktasında ise keyfiliğin olabildiğince hüküm sürdüğü 'sultanizm' yer alır. Ayrıca Weber genelde Doğu devletlerinin patrimonyal bir sisteme sahip olduğunu, Osmanlı toplumunun ise bu tarz bir zihniyeti daha çok içselleştirip sultanizmle yönetildiğini iddia eder. Öte yandan bu bölümde Weber'in İslam ile ilgili yaklaşımları araştırılmıştır. Büyük Dünya Dinleri adını verdiği Yahudilik, Hıristiyanlık, Budizm, Konfuçyusizm ve İslam'ı Weber, Protestanlık kriterlerine göre ayrıştırarak ele alır. Ona göre tüm İslam toplumları ve tabi ki Osmanlı toplumunun feodal ve patrimonyal nitelikleri onların modern kapitalizme evrilmelerini önlemiştir. Çalışmanın son bölümünde Osmanlı toplumunun sosyo-ekonomik yapısı yine Weber'in görüşleri çerçevesinde detaylı bir şekilde araştırılmıştır. Yönetim, hukuk ve yargı başta olmak üzere bütün sistemler tamamen adalet prensibiyle ve aklı ön plana alarak dizayn edilmiştir. Sonuçta Weberyen iddiaların aksine ulema akılcılığı ile Osmanlı toplumu her alanda kendine özgü rasyonel bir sistem üretmiştir.
Türkiye'de kadın girişimcilere uygulanan teşvik sistemi ve yarattığı ekonomik değerler (2000-2015)
Çalışma hayatına bakıldığı zaman, kadınlar erkeklere oranla daha fazla sorunla karşılaşmaktadır. Kadının sosyal hayattaki rolü değişmedikçe, bu sorunlar günden güne artmaya devam edecektir. Diğer taraftan ekonominin canlanması için kadın girişimcilere teşvik sistemleri uygulanmaya başlanmıştır. Bu çalışmada kurumların ve devletin sunduğu teşvik sistemlerinin, hangi ölçüde ekonomik değer yarattığı anlatılacak, meydana gelen sorunların çözülmesi için öneriler sunulacaktır. Bu çalışmada kadınlara verilen teşvik primlerinin ekonomide yarattığı katma değer incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde istihdam ile ilgili temel bilgiler verilmiş ve hemen akabinde ise iktisat okulları ve emek piyasasına değinilmiştir. İkinci bölümde ise; Girişimcilik kavramı üzerine eğilip, kadın girişimciliğine detaylı bir şekilde yer verilmiştir. Üçüncü bölüme gelindiği zaman ise, kadın emeği konusuna değinilmiştir. İlerleyen kısımlarda Türkiye'de çalışan kadın profili detaylı bir şekilde irdelenmiştir. Çalışmanın son bölümüne gelindiğinde ise, kadınlara verilen teşvik primlerinin Gayri Safi Yurt İçi Hasıla üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Anahtar kelimeler; Kadın, çalışma hayatı, teşvik sistemi
Türkiye'de kamu ve özel bankaların gri ilişkisel analiz yöntemine göre faaliyet performanslarının karşılaştırılması
Türkiye'de yaşanan krizler ülke ekonomisi açısından aktif rol oynamıştır. Bozulan ekonomi sonrasında ülkede uygulamaya konulan ekonomi politikaları çerçevesinde bankacılık sektörüne sıkça müdahale edilmek zorunda kalınmıştır. Bu müdahaleler sonucunda birçok banka iflas etmiş, el değiştirmiş, birleşmiş veya özelleşmiştir. Bankacılık sektörü açısından dönüm noktası olarak kabul edilen 2001 krizi sonrasında, Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Süreci ile kırılgan bir yapıya sahip olan bankacılık sektörünün daha sağlam temeller üzerine atılması hususunda önemli bir adım atılmıştır. Bu çalışma ile kamu sermayeli bankaların ve özel sermayeli bankaların Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Süreci sonrasında TMSF'ye devri gerçekleşen bankalarda dâhil edilerek hangi bankanın hangi faaliyet alanında performansının daha iyi olup olmadığı gösterilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada faaliyet rasyoları ağırlıklı olmak koşuluyla likidite, gelir-gider ve karlılık rasyoları da kullanılarak belirlenen kamu sermayeli bankalar ile özel sermayeli bankalar iki dönemde incelenmiştir. 2002-2009 ve 2010-2017 dönemlerine ayrılan bankalara Gri İlişkisel Analiz Yöntemi uygulanarak faaliyet performans analizi gerçekleştirilmiştir. Yapılan bu analiz, iki dönemde kendi içinde faaliyet alanlarına göre yeniden yapılandırma süreci etkileri ile TMSF'ye devri gerçekleşen bankaların TMSF tarafından fonlarının yönetilmesi sonucunda performansları ölçülerek en iyi sonuca ulaşmayı hedeflemiştir. Kamu sermayeli bankalar ile özel sermayeli bankaların faaliyet performanslarının ölçümlendiği bu çalışmada, TMSF'ye devir sonucunda yeniden yapılandırma sürecinin en iyi şekilde değerlendirildiği, ayrıca kamu sermayeli bankaların büyük bir atak yaparak bankacılık sektöründe önemli düzeyde etkili olduğu, Gri İlişkisel Analiz Yöntemi faaliyet performans ölçümlemesi ile ispatlanmıştır. Böylelikle Gri İlişkisel Analiz Yöntemi'nin bankaların faaliyet performanslarının ölçümlenmesinde başarılı bir yöntem olduğu kanısına varılmıştır. Anahtar kelimeler: Banka, Faaliyet Performans, Bankacılık Sektörü, Yeniden Yapılandırma Programı, Gri İlişkisel Analiz Yöntemi.
Genç istihdamı teşvik edici politikalar açısından Türkiye Polonya karşılaştırılması
Günümüzde dünya ülkelerinin en önemli sorunlarından biri işsizliktir. İşsizlik sorunundan en çok etkilenen kesim ise 15-24 yaş aralığındaki gençlerdir. Küresel rekabet artışı, teknolojik gelişmelerde görülen yenilikler işgücü piyasa koşullarını etkilemekte ve işverenler yeterli bilgi donanımına sahip, tecrübeli gençleri istihdam etmek istemektedir. Özellikle eğitimli genç nüfus mezun olduktan sonra işgücü piyasa koşulları ile ilk defa tanıştığı için mesleki donanım ve tecrübe konusunda yetersiz kalmaktadır. Bunun yanı sıra çoğu zaman gençlerin maaş beklentileri ile iş hayatının sunduğu imkanlar birbirleriyle uyuşmamaktadır. Genç nüfusun hızlı artışına rağmen yeterli düzeyde yeni iş alanların yaratılamaması, eğitim-istihdam arasındaki bağın kurulamaması genç işsizliğini çözümü zor bir durum haline getirmektedir. Genç işsizliğinin mücadele sürecinde ülkelerin uyguladıkları istihdam politikaları farklılık göstermekle birlikte, ülkeler en çok aktif istihdam politikalarından yararlanmaktadır. Çalışmada, işsizlik tanımları, türleri ve istihdam teorileri hakkında açıklamalara yer verilmiştir. Genç işsizlik kavramı ve genç işsizliğe neden olan sebeplerden bahsedilerek, Türkiye'de işgücü piyasasında genç işsizliğin durumu ve genç işsizlikle mücadele sürecinde uygulanan istihdam politikalarından söz edilmiştir. Sonrasında Avrupa Birliği'ne üye ülkeler arasında yer alan Polonya'da genç işsizliğin durumu ve uygulanan mücadele politikalarından bahsedilmiştir. Son olarak da Türkiye'de ve Polonya'da genç işsizliği oranı ve büyüme oranı arasındaki ilişki ekonometrik analizler aracılığıyla incelenmiştir.
Pandemi ekonomisi: COVID-19 ekseninde bir araştırma
Epidemi ve pandemiler, tarih boyunca insanlığı etkisi altına almış olup ekonomik, sosyal ve siyasal anlamda yıkım ve yeniden inşa sürecinde hem bireysel hem de toplumsal sonuçlar doğurmuştur. İnsanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahip olan salgın hastalıklar, sonuçları bakımından yıkıcı etkilere yol açabildiği gibi çağlar arasında ayrımlara sebep olabilmekte ve birçok alışkanlınlığı değiştirebilmektedir. Bu doğrultuda salgın sonrası dönem değerlendirildiğinde toplumsal ve ekonomik değişkenler anlamında yeni eğilimlerin ve duyarlılıkların geliştiği görülmektedir. Özellikle Orta Çağ'da meydana gelen veba salgını, Yeni Dünya Çiçek Hastalığı, İspanyol Gribi, Asya Gribi, SARS ve yakın geçmişte yaşanan koronavirüs salgını, yerel ve küresel ölçekte derin etkilere neden olurken sosyo-ekonomik yapıda önemli değişimlere yol açmıştır. Bu çalışmada, tarihsel düzlemde yaşanan geçmiş salgınlar temelinde geliştirilen öngörüler incelenmiş olup 21. yüzyılın ilk pandemisi olarak bilinen Covid-19 pandemisi bağlamında değerlendirilmektedir. Ardından salgın yaklaşırken küresel ekonomik görünüm ve Covid-19 ile başlayan salgın ekonomisi hususlarına değinilmektedir. Diğer yandan çalışma kapsamında salgının halk sağlığı ve makroekonomik göstergeler üzerindeki baskısını azaltmaya yönelik hükümetlerce alınan tedbirler ve geliştirilen stratejiler incelenmiştir. Bu doğrultuda OECD ülkeleri bazında kısa vadede sınırlama politikalarının ve ekonomik destek önlemlerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi panel regresyon analiz yöntemi ile araştırılmaktadır. Tez çalışması, sosyal ve ekonomik sonuçları ile bileşik bir yapı gösteren salgın hastalıkların gelişim süreçlerine bütüncül bir bakış açısı sağlamaktadır. Elde edilen nitel ve nicel bulgular; insan sağlığı ile makroekonomik istikrar için uygulamaya koyulan hükümet önlemleri arasında ödünleşim olmaksızın bir dengenin sağlanabileceğine dikkat çekmektedir. Bu çerçevede çalışmanın, salgın ekonomileri ve hükümet önlemleri arasındaki ilişkiye ampirik bir yaklaşım sunarak mevcut çalışmalara katkı sağlaması hedeflenmektedir.
Kurumsal iktisat bağlamında hukukun üstünlüğünün ekonomik büyümeye etkisi: Avrupa Birliği üye ve aday ülkeler üzerine bir inceleme
Tarihsel olarak ekonomik büyüme, tüm ülkeler için önemli bir makroekonomik hedef olmuştur. Bununla birlikte, toplumun refahı için sürdürülebilir ve işlevsel bir hukukun üstünlüğü, ekonomik olmayan ancak yine de ekonomiyle ilişkili olabilecek başka bir hedeftir. Avrupa Birliği'nin (AB) temel değerlerinden biri olarak hukukun üstünlüğüne saygı, AB'nin işleyişi için olmazsa olmazdır. Diğer tüm temel değerlerin ve demokrasinin korunması için bir ön koşuldur. Birlik, hukukun üstünlüğüne saygının, içsel değerinin yanı sıra, sürdürülebilir bir sosyal piyasa ekonomisinin işleyişi için de hayati önem taşıdığına inanmaktadır. Bu nedenle, bu değerlerin ekonomik önemini araştırmak ve daha iyi anlamak bu çalışmanın motivasyonunu oluşturmaktadır. Çalışmanın temel amacı AB üye ve aday ülkelerinde hukukun üstünlüğünün ekonomik büyüme üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Bu amaca yönelik olarak 2015-2024 dönemini kapsayan veri seti ile panel veri analizi teknikleri kullanılmıştır. Eviews 12 programı ile gerçekleştirilen analizde hukukun üstünlüğü değişkeni World Justice Project'in oluşturduğu Rule of Law Index'ten, ekonomik büyüme değişkeni ise Dünya Bankası veritabanından elde edilmiştir. Gerçekleştirilen analiz sonucunda serilerin yatay kesit bağımlılığı olduğu ve heterojen bir yapıda olduğu görülmüştür. Bu nedenle analizde ikinci nesil birim kök testleri ile durağanlık incelenmiştir. Bai-Ng (2004), Pesaran (2007) ve Im, Pesaran ve Shin (2003) testleri ile durağanlık test edilmiştir. Elde edilen bulgular serilerin farklı durağanlık seviyelerinde birim kök içermediği yönündedir. Daha sonra panel ARDL testi ile hukukun üstünlüğünün ekonomik büyüme üzerindeki etkisi incelenmiş ve bulgular, kısa ve uzun dönemde hem AB aday ülkeleri için hem de AB üye ülkeleri için negatif etki olduğu yönündedir. Bir başka söylemle hukukun üstünlüğünün ekonomik büyüme üzerindeki etkisi incelenen dönem ve gruplar için negatiftir. Anahtar kelimeler: Hukukun üstünlüğü, ekonomik büyüme, Avrupa Birliği, panel veri analizi
Dış ticarette rekabetçilik: Türkiye ekonomisinin Avrupa Birliği ülkeleri karşısındaki rekabet gücü
Mutlak üstünlükler ve karşılaştırmalı üstünlükler teorilerinin günümüze uyarlanmış şekli B.BALASSA tarafından geliştirilen açıklanmış karşılaştırmalı üstünlüklerdir. Ülkelerarası rekabetin ölçülmesinde kullanılan en önemli endeks açıklanmış karşılaştırmalı üstünlükler endeksidir. Bu endeksin hesaplanmasında ülkelerarası ihracat ve ithalat değerleri kullanılmaktadır. Çıkan sonuç söz konusu ülkenin diğer ülkeye göre rekabetçi avantajı veya dezavantajı olduğunu belirtir.Çalışmada Türkiye ve Avrupa Birliği'nin ilk 12 üye ülkesinin birbirleri arasındaki rekabetçi yapıları incelenecek ve özellikle ara malı ve sermaye malı kalemlerinde Türkiye'nin nispeten rekabetçi dezavantaja sahip olduğu sınanacaktır. Bunun yanı sıra Türkiye'nin ihracatta dışa bağımlılığı sorunu uygulama bölümünde rekabet endekslerine dayalı olarak ele alınacak ve rekabetçi açıdan avantaja sahip olunsa bile Türkiye'nin ara ve sermaye malı ithalatına devam edeceği konusu araştırılacaktır.
Causes of poverty and poverty alleviation strategies in Ghana
The Granger causality analysis and scatter plot findings offer insights into factors influencing poverty and potential ways to alleviate it in Ghana, with a focus on the Human Development Index (LNHHDI). Education stands out as the strongest predictor of future human development, suggesting that improvements in education can significantly contribute to poverty reduction. Enhancing access to quality education will lead to better employment opportunities, higher income levels, and improved health outcomes, which are critical for reducing poverty. Other factors, such as cooking fuel and technology and economic growth, also demonstrate moderate predictive power for human development. This indicates that increasing access to cleaner cooking technologies and fostering economic growth can help reduce poverty by improving living conditions, health, and public services. Conversely, factors like consumption expenditure, domestic consumption, electricity, inflation, and unemployment do not show significant predictive relationships with LNHHDI, suggesting that their impact on poverty may be more complex or indirect. The scatter plot analysis further reinforces these findings, showing strong positive correlations between LNHHDI and variables such as education, economic growth, capital formation, and energy use. These relationships suggest that investing in human capital, promoting economic growth, and enhancing infrastructure are effective strategies for alleviating poverty. Meanwhile, the weaker correlations with inflation and unemployment imply that addressing these factors may require more targeted policy interventions. Overall, the results emphasize the importance of improving education, stimulating economic growth, and developing infrastructure as key strategies for alleviating poverty in Ghana, while other factors may require more nuanced approaches to effectively impact development and reduce poverty. Keywords: Poverty, human development index, poverty alleviation
Davranışsal iktisat ve kamu politikaları
Neoklasik iktisadın temel varsayımlarından iktisadi insan yaklaşımı bireyin kararlarında mutlak anlamda rasyonel, bencil ve çıkarcı olduğunu savunmaktadır. İktisat ve psikoloji biliminin birleşmesiyle ortaya çıkan davranışsal iktisat ise bireyin mutlak anlamda rasyonel olamayacağını, bireyin karar verme sürecinde sınırlı rasyonalite ile karar verebileceğini savunmaktadır. Davranışsal iktisada göre birey, karar verme sürecinde psikolojik olarak birçok faktörden etkilenir ve bundan dolayı da birey karar verme sürecinde bilişsel kısayollara başvurarak sınırlı rasyonalite ile karar verir. Davranışsal iktisadın ortaya koyduğu bu yaklaşım günümüzde gerek özel gerekse de kamu sektöründe birçok alanda kullanılmaktadır. Karar verme sürecinin psikolojik yönü, günümüz kamu politikalarının tasarımında gittikçe artan öneme sahiptir. Davranışsal iktisadın genel varsayımına göre bireyler, karar verme sürecinde sezgisel düşünür ve bilişsel kısa yolları kullanarak bazı durumlarda rasyonel olmayan kararlar alabilir. Davranışsal iktisadın getirdiği bu bakış açısı, kamu politikalarının davranışsal iktisat perspektifinde dizayn edilmesini sağlamıştır. Özellikle davranışsal dürtme (nudge) politikaları ile bireyler zorlama olmaksızın ikna edilerek hedeflenen kararı vermeleri sağlanabilmektedir. Dolayısıyla günümüzde, bizim kararımız zannederek aldığımız birçok karar aslında bizim kararımız olmayabilir. Bu tez çalışması ile birçok ülkede sıklıkla uygulanan davranışsal kamu politikalarının ülkemizde de birçok alanda uygulanabilmesi için bir farkındalık oluşturması hedeflenmiştir. Anahtar kelimeler: İktisadi insan, davranışsal iktisat, dürtme, kamu politikaları
Türkiye'de hanehalkı tüketiminin mikro verilerle incelenmesi
Tüketim, hanehalkı refahının ve makroekonomik faaliyetin temel bir bileşenidir ve modern yaklaşımlar, hanehalklarının bu kararları yaşam boyu bir perspektifle ele aldığını vurgulamaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de hanehalkı tüketimi mikro veriler kullanılarak kapsamlı bir ekonometrik analize tabi tutulmuştur. Bu amaçla, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından derlenen 2011-2018 yıllarına ait Hanehalkı Bütçe Anketi (HBA) mikro verilerinden oluşan 84,164 gözlemlik tekrarlı yatay kesit veri seti kullanılmıştır. Ampirik model, logaritmik formda tanımlanmış bir tüketim fonksiyonu üzerine kurulmuş ve Havuzlanmış En Küçük Kareler (Pooled OLS) yöntemiyle tahmin edilmiştir. Modelde tüketim davranışlarını açıklamak amacıyla yaş, yaşın karesi gelir, hanehalkı sorumlusunun cinsiyeti, eğitim düzeyi, kuşak farklılıkları, gayrimenkul sahipliği ve hane kompozisyonu gibi sosyo-demografik değişkenler dikkate alınmıştır. Çalışmada, yaşam döngüsünün farklı evrelerine özgü davranışsal farklılıkları ortaya koyabilmek için analizler karşılaştırmalı biçimde tasarlanmış ve üç ayrı düzeyde uygulanmıştır: tüm örneklem, hanehalkı sorumlusunun aktif çalışma çağında olduğu haneler ve hanehalkı sorumlusunun emekli olduğu haneler. Ampirik bulgular, Türkiye'de hanehalkı tüketim davranışlarının gelir, yaş, kuşak ve sosyo-demografik faktörlere göre sistematik biçimde farklılaştığını göstermektedir. Gelir, tüketim üzerinde güçlü ve pozitif bir etkiye sahiptir; ancak bu etkinin büyüklüğü emekli hanelerde daha sınırlıdır. Yaş profili incelendiğinde, tüketim orta yaşlarda en yüksek seviyesine ulaşmakta, ileri yaşlarda ise düşmekte; emeklilik döneminde ise bu düşüş daha yumuşak seyretmektedir. Kuşak farklılıkları, genç nesillerin daha yüksek tüketim eğilimi sergilediğini ortaya koymaktadır. Eğitim düzeyi ve gayrimenkul sahipliği de tüketimi artıran önemli faktörlerdir; özellikle gayrimenkul sahibi haneler emeklilikte dahi daha yüksek tüketim seviyesini sürdürebilmektedir. Sonuç olarak, bulgular Türkiye'de tüketim davranışlarının yalnızca gelir düzeyine bağlı olmadığını; yaşam evresi, kuşak aidiyeti, eğitim, gayrimenkul sahipliği ve demografik yapı gibi çok boyutlu etkenlerle şekillendiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Tüketim harcamaları, hanehalkı bütçe anketi; havuzlanmış en küçük kareler, sosyo-demografik faktörler, emeklilik
Orta gelir tuzağını belirleyen faktörler ve yükselen ekonomiler üzerine bir analiz
Orta gelir tuzağı (OGT) kavramı, genellikle bir süre hızlı bir şekilde büyüyerek orta gelir düzeyine ulaşan; ancak daha sonra yüksek gelir düzeyine ulaşmakta zorlanan ülkeleri ifade etmektedir. Orta gelir grubunda olan ülkelerin temel iktisadi sorunlarından biri, düşük gelir grubundan orta gelir grubuna yükselişte gösterdikleri başarılı büyüme performansını, yüksek gelir grubuna geçişte başaramamalarıdır. Bu çalışmanın amacı, üst-orta gelir grubunda yer alan seçilmiş 16 ülkenin 1996-2015 dönemi verileriyle OGT için belirleyici olan faktörlerin analiz edilmesidir. Üç temel bölümden oluşan bu çalışmada ilk olarak, kavramsal ve teorik çerçeve ile ampirik literatür ortaya konulmuş; daha sonra OGT'yi belirleyen faktörler ekonometrik olarak panel eşbütünleşme ve nedensellik testleri ile analiz edilmiş ve analiz bulguları yorumlanmıştır. Analizde söz konusu ülkeler arasındaki yatay kesit bağımlılığı (YKB) dikkate almak amacıyla ikinci nesil panel birim kök testlerinden faydalanılmıştır. Modeldebağımlı değişken olarak kişi başı GSYİH (Y) ve OGT'yi belirleyen faktörler bağımsız değişkenler olarak ar-ge harcamaları (ARGE), dış açık oranı (DAO), internet kullanım oranı (IKO), eğitim harcamaları (EH), işgücü verimliliği (IV), bilimsel makale sayısı (BMK), enflasyon oranı (ENF) ve işsizlik oranı (IO) değişkenleri kullanılmıştır. Panel eşbütünleşme analiziyle, bağımlı değişken ile bağımsız değişkenler arasında eşbütünleşme ilişkisi tespit edilmiştir. Panel nedensellik analizi sonucuna göre, Y'den DAO ve ARGE değişkenlerine doğru, IKO, IV ve BMK değişkenlerinde ise Y'ye doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Y ile IO ve EH değişkenleri arasında çift yönlü bir nedensellik bulgusuna rastlanmıştır. Y ile ENF değişken arasında herhangi bir nedensellik ilişkisine rastlanmamıştır. Çalışmada elde edilen ampirik bulgular çerçevesinde OGT'den kaçınmak için orta gelir grubunda yer alan ülkelere yönelik politika önerileri sunulmuştur.
Türkiye ve TRC1 Bölgesi'nde kadın istihdamının mukayeseli analizi
Türkiye'de ve TRC1 Bölgesi'nde ataerkil yapının hâkim olması sebebiyle kadın istihdamı önemli bir sorun olmaktadır. Kadın istihdamını arttırmaya yönelik birçok düzenleme yapılmış, politikalar uygulanmaya çalışılmışsa da hiçbir zaman kadın istihdamı istenilen seviyeye ulaşamamıştır. Kadın işgücü, ülke refahı, kalkınması ve kalkınmanın sürdürebilirliği açısından büyük önem taşımaktadır. Kadın işgücünün mevcut durumunun analizi uygulanacak politikalara ışık tutması açısından önem arz etmektedir. Bu amaçla Türkiye'de ve TRC1 Bölgesi'nde kadının işgücüne katılımını etkileyen başlıca faktörler (eğitim durumu, yaş) çerçevesinde kadın işgücü, 2007-2017 yılları arasında incelenmiştir. Çalışmada kullanılan veriler Türkiye İstatistik Kurumu veri tabanından elde edilmiştir. İstatistiki veriler portföyünde uygulanan regresyon, korelasyon ve frekans analizlerinin sonuçlarına göre değerlendirilmeler yapılmış; Eğitim seviyesi ile işsizlik arasında negatif yönlü bir ilişki mevcut iken eğitim seviyesi ile istihdam arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu sonuca varılmıştır. Ayrıca ataerkil yapının kadın işgücü üzerinde baskıcı ve belirleyici yapıya sahip olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: İstihdam, İşgücü, İşsizlik, Kadın İstihdamı, Kadın İşgücü, Çalışma Hayatında Kadın.
Türkiye 2023 ekonomik hedeflerin gerçekleşmesinde girişimciliğin önemi
Evrenselleşme ve iletişim teknolojilerinde süratle meydana gelen değişimler ile girişimcilik, verimliliği arttıran önemli unsurlardan birisi olmuştur. Günümüzde ülkelerin ekonomik büyümelerini sürdürülebilmesi ve rekabet güçlerinin sağlanabilmesi için girişimci ekonomi faaliyetleri üzerinde oldukça yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Artan rekabet ve gelişen teknolojiye bağlı olarak makroekonomik ve yerel ekonomilerde bu değişen sürece uyum sağlamak kaçınılmaz bir hal almıştır. Bu bağlamda 2023 ekonomik hedeflerinin başarıyla sağlanabilmesi için ekonomideki aktörlerin girişimcilik tabanlı faaliyetlerde bulunup bu alanlardaki süreçlerde faaliyetlerini geliştirmeleri gerekmektedir. Girişimcilik, ülke ekonomilerindeki faktörleri birleştiren ve gördüğü fırsatları değerlendiren ve bu aşamada yenilikler üreten, ürettiği yenilikçi girişimlerle risk alan ve ülke ekonomilerinde motor görevini üstlenen bir üretim faaliyetidir. Bu çalışma girişimcilik ve 2023 ekonomik hedeflerini açıklayarak, girişimcilik ve ekonomi arasındaki ilişkiyi ele aldıktan sonra 2023 ekonomik hedefleri üzerinde girişimciliğin etkilerini açıklamaya çalışmaktadır. Yöntem olarak Granger nedensellik analizi yapılmış ve girişimcilik ve milli hâsıla arasında tek yönlü ilişki olduğu, girişimcilikten ihracat ve ithalata doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: 2023, Girişimcilik, Ekonomik Hedef
Türkiye'de sürdürülebilir kalkınma ve mikro temelli sürdürülebilir kalkınma uygulamaları
Sürdürülebilir kalkınma kavramı, genellikle çevresel boyutu ile değerlendirilen bir kavram olmasına rağmen bu kavramın ekonomik, sosyal ve çevresel olmak üzere üç farklı alt boyutu mevcuttur. Dünyadaki tüm ülkeler söz konusu sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak amacıyla çeşitli politikalar uygulamaktadır. Türkiye de özellikle son yıllarda sürdürülebilir kalkınmaya yönelik önemli mikro temelli politika uygulamalarına başlamıştır. Bu politikalar kapsamında artan miktarda yatırımlar yapılması, Türkiye'nin söz konusu dönemde tanıklık ettiği politik istikrar ile de ilişkilendirilmektedir. Söz konusu bilgilere dayalı olarak bu çalışmada, Türkiye'de politik istikrarın sürdürülebilir kalkınmanın farklı boyutları üzerindeki etkisinin 2002-2017 dönemi için incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda oluşturulan birinci modelde ekonomik sürdürülebilirliği incelemek amacıyla, politik istikrarın, emek ve sermaye birikiminin reel GSYH üzerindeki etkisi incelenmiştir. İkinci modelde ise çevresel sürdürülebilirliği incelemek amacıyla politik istikrarın ve reel GSYH'nın yenilenebilir enerji tüketimi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Son olarak üçüncü modelde sosyal sürdürülebilirliği incelemek amacıyla, politik istikrarın ve reel GSYH'nın yoksulluk üzerindeki etkileri incelenmiştir. Söz konusu ilişkiler, zaman serisi yöntemleri aracılığıyla incelenmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirildiğinde, birinci modelde emek ve sermaye birikiminin reel GSYH'yı arttırdığı buna karşın politik istikrardaki artışın reel GSYH'yı azalttığı sonucuna ulaşılmıştır. İkinci model için elde edilen sonuçlar incelendiğinde, reel GSYH'daki ve politik istikrardaki artışın yenilenebilir enerji tüketimini arttıdığı sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal sürdürülebilirliğin incelendiği üçüncü modelde ise, reel GSYH'daki artışın yoksulluk oranını arttırdığı fakat politik istikrardaki artışın yoksulluğu azalttığı sonuçlarına ulaşılmıştır.
Fikri mülkiyet haklarının korunmasının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: OECD ülkeleri üzerine bir uygulama
Bilginin kullanılması sonucu ortaya çıkan ve teknolojik olarak katma değeri yüksek olan ürünler çeşitli araştırma-geliştirme (AR-GE) faaliyetleri neticesinde ortaya çıkmaktadır. Gerçekleştirilen bilimsel, düşünsel ve sanatsal çalışmalar neticesinde elde edilen ürünlerin haklarının korunması ise bu dönemde oldukça önem kazanmış, gerek ulusal gerekse uluslararası boyutlarda söz konusu hakların korunması maksadı ile çeşitli koruma mekanizmalarına olan ihtiyaç ortaya çıkmıştır. Bu anlamda ortaya çıkan Fikri mülkiyet hakları, gerek mevcut eserlerin haklarının korunması gerekse ortaya çıkacak yeni fikir ve sanat eserleri için yaratıcılığı teşvik açılarından oldukça önemli bir rol üstlenmektedir. Dolayısı ile fikri mülkiyetlerin korunması, gerek teknolojik alanda gerekse sosyal ve ekonomik alanlarda ülkelerin ilerlemelerini ve uluslararası alanlarda rekabet edebilirliklerinin artmasını sağlayan bir hayli önemli bir etkendir. Bu çalışma kapsamında ilk olarak fikri mülkiyet haklarının tarihsel süreçte göstermiş olduğu gelişim incelenmiş, devamında ise tanımı ve ekonomik büyüme ile olan ilişkisi ele alınmıştır. Daha sonra ve fikri mülkiyet haklarının korunmasının önemi incelenmiş ve söz konusu hakların OECD ülkelerindeki ekonomik büyümeye olan etkilerin analiz edildiği bir ekonometri uygulama sunulmuştur. Uygulama kapsamında fikri mülkiyet haklarının korunmasının ekonomik büyümeye ve AR-GE yatırımlarına olan etkileri araştırılmış ve netice olarak incelenmiştir fikrî mülkiyet haklarının korunmasının söz konusu alanlarda olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Fikri Mülkiyet Hakları, AR-GE, Ekonomik Gelişme.
BRICS-T ülkelerinde küreselleşme ve ekonomik büyüme ilişkisinin farklı boyutlarla incelenmesi
Küreselleşmenin günümüzde hayatın her aşamasında etkisinin hissedildiği görülmektedir. Bu etkilerin bir kısmı insanlara, toplumlara, ülkelere avantajlar sağlamakta, bir kısmının ise dezavantajlara neden olduğu görülmektedir. Küreselleşme ile iletişim olanaklarında ciddi anlamda gelişmeler yaşanmakta, teknolojik gelişmeler ise tüm dünyada eş zamanlı kullanılabilmektedir. Küreselleşmenin sosyal olarak toplumlara sağladığı diğer bir fayda ise ülke dışındaki kültürlerle ilişkilerin artarak ve toplumsal gelişim sağlanmasıdır. Sosyal olarak avatajlar sağlayan küreselleşmenin toplumların yerel kültürlerinin aşınmasını sağladığı ve milli dil, inanç, örf ve adetlerinin öneminin yitirilmesine neden olduğu görülmektedir. Politik açıdan bakıldığında ise küreselleşme ile birlikte ülkeler birbirleriyle daha yakın ilişki kurma şansını elde etmişler ve uluslararası kuruluşlar aracılığıyla ortak hareket edebilme imkanına kavuşmuşlardır. Ayrıca politik ilişkilerin artması sayesinde birbirleriyle daha derin ekonomik ilişkiler kurma imkanına sahip olmuşlardır. Küreselleşmenin ortaya çıkış noktası olarak görülen ekonomik küreselleşme incelendiğinde en temel anlamda küreselleşme sayesinde tüketimde tüm dünyanın tek bir pazar haline geldiği görülmektedir. Üretim de ise ülkelerin teknolojik gelişmelere ve yeni buluşlara ulaşımda ciddi bir hız yakaladığı, üretim faktörlerinin hareketliliği nedeniyle önemli avantajlar elde edildiği görülmektedir. Sağlanan söz konusu avantajların yanı sıra rekabetin de küreselleştiği ve ülkelerin ekonomik anlamda ciddi bir yarış içinde oldukları görülmektedir. Çalışmada BRICS-T ülkelerinde 1990-2014 yılları arasında ekonomik büyüme ile genel, ekonomik, sosyal ve politik küreselleşme arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmada oluşturulan dört model kapsamında yapılan FMOLS katsayı tahmincisi analizleri sonucunda, BRICS-T ülkelerinde ekonomik büyüme üzerinde genel, ekonomik, sosyal ve politik küreselleşmenin pozitif ve istatistiki açıdan anlamlı etkisinin olduğu görülmektedir. Değişkenler arasında nedensellik ilişkisi ise Dumitrescu-Hurlin nedensellik testi ile incelenmiştir. Bu analizler sonucunda ise sermaye birikimi ile ekonomik büyüme arasında çift yönlü, genel, ekonomik ve sosyal küreselleşmeden ekonomik büyüme doğru tek yönlü ve politik küreselleşme ile ekonomik büyüme arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi olduğu görülmüştür.
Uluslararası göç bağlamında, Suriyeli sığınmacıların emek ve yabancı sermaye yatırımları açısından Türkiye ekonomisine etkileri(Gaziantep ve Şanlıurfa örneği)
Etnik çatışmalar, savaşlar, terör olayları, işsizlik, adil olmayan gelir dağılımı, yoksulluk, iklim ve çevre koşulları gibi birçok olumsuzluk, insanların gönüllü/ zorunlu olarak yaşadıkları bölgelerden ayrılmasına neden olmaktadır. Dünyada milyonlarca insanın göç etmesinde etkili olan bu sebepler ülkeden ülkeye farklılık göstermiş olsa da, ekonomik ve politik nedenler her iki yüzyılda göç hareketlerinde temel hareket noktasını oluşturmaktadır. İnsanlık tarihinin en düzensiz ve dramatik nüfus hareketi olarak bilinen göç, sonuçları ile bir insanlık sorunu haline gelmiştir. Arap Baharı sürecinde Türkiye'ye göç eden 3 milyon 642 bin 738 (Mart 2019) Suriyeli sığınmacının göç etme sebepleri diğer kitlesel göçlerin sebepleri ile benzerlik göstermektedir. Bu çalışma, Suriyeli sığınmacıların emek piyasası ve yabancı sermaye yatırımları yolu ile Türkiye ekonomisine etkilerini, Gaziantep ve Şanlıurfa'da yaşayan (15-64) yaş grubu Suriyeli sığınmacılara yönelik bir alan araştırması ile elde edilen bulgularla analiz etmiştir. Araştırmada, anket, yüz yüze görüşme ve gözlem yolu ile 418 Suriyeli yatırımcı ve 453 Suriyeli iş gücüne ulaşılmıştır. Bulgular ışığında, Suriyeli sığınmacıların Türkiye emek piyasası ve yabancı sermaye yatırımları üzerine etkilerine bakıldığında, genel olarak kayıtlı istihdamda önemli bir olumsuz etkiye sahip olmadıkları, ancak kayıt dışı istihdam oranları ve ücretler üzerinde olumsuz etkileri olduğu gözlenmiştir. Sığınmacı yoğunluğunun yüksek olduğu bölgelerde, artan toplam talep ve düşen işgücü maliyetlerinin kayıtlı sektörde istihdam artışına yol açtığı da görülmüştür. Sığınmacıların kamu maliyesi ve enflasyon üzerinde olumsuz etkileri de gözlenmektedir. İşsizlik oranları ve kayıtlı istihdamda düşük oranda bir artışa yol açan sığınmacılar, ayrıca işgücüne katılım, kayıt dışı istihdam ve iş bulma oranlarının bir miktar gerilemesine neden olmuştur. Suriyeli sığınmacılar göç yolu getirdikleri sermayeleri ile Türkiye'de farklı sektörlerde işletmeler kurarak ekonomiye önemli katkılar sağlamıştır. Çalışma, Suriyeli sığınmacılara "tüketen ve yük olan insanlar" bakış açısı yerine, "tüketen sığınmacıdan, üreten sığınmacıya" yaklaşımı ile bir bakış açısı sunmaktadır.
Dünya ülkelerinde cinsiyet eşitsizliğinin çocuk istihdamına etkisi
Bugün çocuk işçiliği ile mücadele özellikle gelişmekte olan ülkeler için hala önemli bir konudur. Çocuk işçiliğinin önlenmesi için, sorunun belirleyicilerinin doğru tespit edilmesi gereklidir. Yapılan birçok çalışmada ülkelerin kalkınma düzeyi ile hem çocuk işçiliği hem de cinsiyet eşitsizliği arasında ters yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Buna karşın doğrudan çocuk işçiliği ve cinsiyet eşitsizliği arasındaki ilişkiyi tespit etmeye yönelik bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu kapsamda çalışmada cinsiyet eşitsizliğinin ve belirleyicilerinin çocuk işçiliği (istihdamı) üzerindeki etkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla korelasyon, bağımsız iki örnek t-testi ve çoklu regresyon analizleri yapılmıştır. Beklendiği gibi çocuk istihdamı ile cinsiyet eşitsizliği arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Özellikle çocuk işçiliğinin (istihdamının) görece yüksek olduğu ülkelerde, cinsiyet eşitsizliği daha yüksek bulunurken, bu ülkelerde kadınların eğitim düzeyi ortalaması daha düşük bulunmuştur. Yapılan çoklu regresyon analizi sonucunda ise bağımlı değişken olan çocuk işçiliğinin beklendiği gibi kadınların eğitim düzeyi ve temsiliyet düzeylerinden olumsuz, beklenenin aksine kadınların işgücüne katılımından olumlu etkilendiği tespit edilmiştir. Yine ergen doğum oranları arttıkça çocuk işçiliğinin arttığı tespit edilmiştir. Kadınların işgücüne katılımı ile çocuk işçiliği (istihdamı) arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmasının nedeni, gelişmekte olan ülkelerde ücretlerin düşük dolayısıyla yoksulluğun yaygın olmasına bağlanabilir. Sonuç olarak, çocuk işçiliği ile mücadelede ülkelere, kadınlara hak ettikleri ücreti ödemeleri, kadınların eğitim ve siyasi temsiliyet düzeylerini yükseltmeleri ve çocuk yaşta evlilikleri önlemeleri önerilebilir
Yüksek ve üst orta gelirli ülkelerde kuznets hipotezinin geçerliliği: Ekonometrik bir analiz
Bu çalışmada 1990-2018 döneminde yüksek ve üst-orta gelir grubunda bulunan ülkelerde Kuznets hipotezinin geçerliliği panel veri analizi ile araştırılmıştır. İki farklı iktisadi gelişme göstergesi kullanılarak, iktisadi gelişme sürecinde gelir eşitsizliğinin seyri Kuznets hipotezi çerçevesinde ele alınmıştır. Analizlerde, iktisadi gelişme göstergesi olarak hem kişi başına düşen GSYH hem de İnsani Gelişme Endeksi (İGE) kullanılmıştır. İki farklı model kurularak eşbütünleşme analizi gerçekleştirilmiş ve uzun dönem katsayı tahmini yapılmıştır. Eşbütünleşme ilişkisi Westerlund ve Edgerton (2007) tarafından geliştirilen panel eşbütünleşme testi ile araştırılmış, uzun dönem katsayıları AMG (Genişletilmiş Ortalama Grup) tahmin yöntemi ile elde edilmiştir. Çalışmada elde edilen ampirik bulgular, ele alınan her iki ülke grubunda da Kuznets Hipotezinin aksine U şeklinde bir ilişkinin daha baskın olduğunu göstermiştir. Ayrıca elde edilen sonuçlar, çalışmada alternatif iktisadi gelişme göstergesi olarak kullanılan İGE'nin gelir eşitsizliğini açıklama gücünün KBGSYH'ye göre daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır
The effect of credit composition on economic growth: Evidence from Turkiye
The literature explores the link connecting financial development and the real economy, emphasizing the singular roles of entrepreneur/enterprise and household credits. Many studies in literature, however, examine financial development as a whole and neglect to analyze the individual influences of its elements. A credit composition is a measure of how bank credits are divided between enterprises and households. We will gain insight into the channels by which the financial system affects the economy through this decomposition. This study looked into the short and long-term influences of credits extended to enterprises and households on economic growth in Turkey between 1986 and 2021. A thorough examination of this link in the context of Turkey is necessary. In the aftermath of the 2008 financial crisis, Turkey realized large inflows of foreign capital at low costs. The enrichment of Turkey in terms of foreign resources enabled the residents of Turkey to benefit from these resources through the credits given by the banks. The rapid credit growth in the Turkish economy in recent years and the increase in the ratio of credits to Gross Domestic Product have also increased the power of loans to affect various macroeconomic variables. It is perceptible from the literature that financial development and economic growth have a strong tie, but it is noteworthy that there are relatively few studies that examine the tie connecting the type of credit and growth. The first study on the influences of credit type on various macroeconomic variables was conducted by Beck, Büyükkarabacak, Rioja and Valev (2012). For the first time, they systematically examined the influence of household and enterprise credits on growth in one of the most comprehensive studies in this field. Researchers found that enterprise credits stimulate economic growth, while household credits do not, based on data from 45 developed and developing countries in the 1994-2005 period. This study was trailed by a limited number of studies that used panel data analysis. Time series analysis was employed in two studies by Majeed, Iftikhar, and Atiq (2019) as well as Škare, Sinkovic, and Rochon (2019). A study conducted by Majeed et al. (2019) in Pakistan using the ARDL model found that enterprise credits were positive and significant for Pakistan's economic growth, but household credits did not. In their analysis for Poland using the Johansen cointegration test, Škare et al. (2019) concluded that business and household loans have a significant influence on economic growth. There has been no study that examines the influence of credit type on economic growth using time series analysis for Turkey. The analysis investigated short and long-term links using an autoregressive distributed lag (ARDL) model based on bound testing. The ARDL cointegration test was chosen because it is more advantageous than other cointegration tests in many respects. Based on the study's findings, the link under consideration appears to differ significantly depending on the type of credit involved. A positive influence of enterprise credits on economic growth has been determined, but household credits are not long-term contributors to economic growth. There is a two-way causality for enterprise credit and growth in the short and long term while no causality link was detected for household credit and growth. Enterprise credits positively affect economic growth, indicating that more appropriate investments are made when enterprise credits increase. Moreover, the total private bank credits in Turkey have not been found to have an influence on the growth of the economy. In light of this finding, it is imperative that we examine the influence of credit composition on economic growth.
Beşeri sermaye ekonomik büyüme ilişkisinin kurumsal faktörler açısından değerlendirilmesi: Bir panel veri analizi
Bu çalışmada beşeri sermaye ekonomik büyüme ilişkisi kurumsal açıdan incelenmektedir. Çalışmada beşeri sermayeyi oluşturan bireyin, gelişiminde rol oynayan eğitim ve sağlık faktörleri incelenirken, bireyin içirişinde bulunduğu toplumun yapısı kurumsal açıdan değerlendirilmektedir. Kurumsal yapılar toplumun demokratik yapısı, hukuksal yapısı ve yolsuzlukla mücadele açısından incelenmektedir. Çalışma 2002-2016 dönemini kapsamakta olup, kurumsal yapılardaki farklılıklar göz önüne alınarak, gelişmiş ve gelişmekte olarak iki ayrı modelde incelenmektedir. Ülkeler için kurulan panel regresyon modellerinde bağımlı değişken olarak kişi başına düşen reel GSYH, bağımsız değişken olarak eğitim endeksi, kişi başına düşen sağlık harcaması, hukukun üstünlüğü endeksi, demokrasi endeksi ve yolsuzlukla mücadele endeksi kullanılmaktadır. Çalışmada gelişmiş ülke grubu için sabit etkiler modelinin, gelişmekte olan ülke gurubu için klasik model ile tahmin yapılmasının uygun olduğuna karar verilmektedir. Çalışmada etkin ve tutarlı sonuçlar elde etmek amacıyla Driscoll ve Kraay dirençli tahminci ile tahmin yapılmaktadır. Analiz sonucu elde edilen bulgulara göre gelişmiş ülkelerde eğitim, sağlık, hukuk, demokrasi, yolsuzlukla mücadele değişkenleri ile ekonomik büyüme arasında pozitif yönlü bir ilişki vardır. Gelişmekte olan ülke için kurulan modelde ise eğitim, sağlık, yolsuzluklarla mücadele ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki pozitif yöndeyken, demokrasi ve hukuk ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin anlamsız olduğu saptanmaktadır.
Kadınların iş hayatına katılma tutumu: Nicel bir araştırma
Kadın istihdamı, bir ülkenin gelişmişliğini ölçmede çok önemli bir faktördür. Çalışan kadınların işgücü piyasasının çeşitli sektörlerinde karşılaştıkları zorlukları kabul etmek ve ele almak zorunludur. Bu, karşılaştıkları sorunları hafifletmek için gerekli önlemlerin alınmasıyla sağlanabilir. Çalışmanın amacı, kadınların çalışma hayatına karşı tutumlarına dikkat çekmektir. Bu amaçla yapılan bu çalışmanın uygulama kapsamına Türkiye'de kamu ve özel sektör alanında çalışan kadınlar dahil edilmiştir. Belirlenen sektörlerde çalışan kadınlara yönelik olarak, toplam 34 sorudan oluşan anket çalışan kadınlara yönelik olarak uygulanmış ve toplam 453 kişiden elde edilen veriler, istatistiksel paket programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda; kadınların işgücüne katılım oranını belirleyen faktörlerin yaş, eğitim, medeni durum gibi faktörlere göre değişiklik gösterdiği sonucuna varılmıştır.