
3.802
Arşivlenen Tez
5
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Evaluation of labor market on regional economic policies on the context of contemporary economic schools
Since the diversion of economics from philosophy, many economic ideas have been put forward. Those who support each other in these thoughts revealed contemporary economics schools. All these schools have made important contributions on the labor market. This study was conducted to evaluate the regional economics of economics schools in the context of the labor markets. In this context, first a detailed literature survey was carried out and previous studies were examined in depth. Then, a conceptual framework was created by using these publications in order to establish the theoretical infrastructure of the research. At the next stage, the views of economics schools in the context of the labor market were discussed within the framework of regional economic policies. At the next chapter an econometric analysis carried out with the datas of 29 OECD countries. In this analysis as variables unemployment, inflation, GDP, population, direct foreign investments and social transfers has been used. In the last part of the research, proposals can be applied by academicians and policy developers who will deal with the subject are depicted.
Spor endüstrisinde spora katılımın (talebin) temel belirleyicileri: Tekirdağ ili saha araştırması
Bu tez çalışmasının amacı, Tekirdağ'da spor endüstrisinin genç ve yetişkin bireylerde kavramsal yapısının araştırılması, spor yapma taleplerinin bazı değişkenlere bağlı olarak incelenmesidir. Bu amaçla, 2019-2020 yıllarını kapsayan TUİK ve Nüfus Müdürlüğünden alınan veriler doğrultusunda "Spora Katılım Profili Ölçeği" kullanılarak tanımlayıcı araştırma modeli ve kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı ikiden fazla bağımsız grupların karşılaştırılmasında nonparametrik testlerden Kruskall Wallis analizi uygulanmıştır. Farklılıkların hangi değişkenden kaynaklandığının belirlenmesi için post hoc tukey testler uygulanmıştır. Bağımsız ikili grupların karşılaştırılmasında nonparametrik testlerden Mann Whitney U analizi uygulanmıştır. Ölçek soru maddeleri yaş gruplarına ve cinsiyetlere göre tek tek soru bazında kategorik değişkenler arasındaki ilişki için Ki kare analizleri uygulanarak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, % 95 güven aralığında % 5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Tekirdağ bölgesinin spor endüstrisindeki pazar payının sportif faaliyetlere olan ilgi arz, talep ve farkındalık bilgisinin verilen cevaplarda görüldüğü üzere, katılımcıların spor faaliyet alanlarının mevcut durumları konusunda yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Spor merkezleri ve alanlarının statüsünün bilinmediği, aktivitelere % 90 oranlarında hiç katılmadıkları tespit edilmiştir. Katılımcıların spor yapılan alanların katılım için uygun olmadığı, mesafe ve ulaşım olanaklarının aktivitelere katılımlarını etkilediğini, spor ekipmanlarının pahalı olması, spor merkezlerine ve aktivitelerine bütçe ayıramadıklarından dolayı, iş yükündeki fazlalık ve zaman yetersizliklerinden dolayı spor etkinliklerine katılamadıkları tespit edilmiştir.
İthalat ve ihracatın ekonomik büyüme üzerine etkisi: 1989-2019 dönemi Türkiye örneği
Bu çalışmanın amacı 1989 – 2019 yılları arasında Türkiye Ekonomisinde ithalat, ihracat ve ekonomik büyüme ilişkisini incelemektir. Çalışmada üçer aylık frekanslar ile ölçülmüş veriler kullanılmıştır. (1989.Q1,Q2,Q3,Q4 ve 2019.Q1,Q2,Q3,Q4) Serilerin durağanlıkları ADF ve PP Testleri ile sınanmıştır. Birim Kök Testi sonuçlarına göre, serilerin düzey değerlerinde durağan olmadıkları görülmüş bu nedenle serilere fark alma işlemi uygulanmıştır. Seriler birinci farkta durağan hale gelmişlerdir. Johansen-Juselius Eşbütünleşme Analizi ile serilerin uzun dönemde aralarında bir ilişkinin olup olmadığı sınanmıştır. Bu test sonuçları, Türkiye' de uzun dönemde ithalat, ihracat ve ekonomik büyüme arasında bir ilişkinin mevcudiyetini göstermiştir. Nedensellik Analizi için ise Engle-Granger Nedensellik Analizi kullanılmıştır. Bu test sonuçları bize ithalat ve ekonomik büyüme arasında çift yönlü bir ilişkinin varlığını göstermektedir. Ayrıca ekonomik büyümeden ihracata tek yönlü bir ilişki ve ithalattan da ihracata tek yönlü bir ilişkinin varlığı ortaya konmuştur.
II. Abdülhamid Dönemi'nde sosyal yardım uygulamaları
Sosyal yardım uygulamaları, toplum refahının artmasında, gelir dağılımında oluşabilecek adaletsizlikleri ve yoksulluğu engellemede oldukça önemli bir yer oluşturmaktadır. Sosyal yardım, ihtiyaç sahibi kesimin zaruri ihtiyaçlarının karşılanması için devlet tarafından sağlanan nakdi ve ayni yardımları ifade etmektedir. Osmanlı coğrafyasında yaşanan değişimler ve gelişmelerin sonucunda ihtiyaç sahibi kesimin ihtiyaçlarında da değişiklikler ortaya çıkmıştır. II. Abdülhamid döneminde bu farklı ihtiyaçları karşılamak için birçok önlem alınmasıyla birlikte farklı hukuki düzenlemeler yapılmış ve bu düzenlemeleri hayata geçirmeye yönelik birçok kurum kurulmuştur. Bu çalışma, Osmanlı'da modern sosyal yardım uygulamalarıyla hatırlanan II. Abdülhamid dönemi ve bu dönemde günümüzdeki sosyal yardım uygulamalarının temelini oluşturan uygulamalar ve hala varlığını sürdüren bazı kurumların tarihini anlatmayı amaçlamaktadır. Osmanlı'da geleneksel ve modernize edilmiş uygulamaları bir çatı altında toplamayı planladığı için II. Abdülhamid Osmanlı tarihinde sosyal uygulamalar alanında önemli bir yer teşkil etmektedir.
Borsada işlem gören sigorta şirketlerinin karlılık analizi
Sigorta şirketlerinin temel fonksiyonu topladıkları primler karşılığında sigortalıların gelecekte karşılaşacakları maddi hasarları tazmin etmektir. Sigortalılar, riskin gerçekleşmesiyle ortaya çıkan zararları birlikte karşılamak amacıyla sigorta sistemine dahil olmaktadır ve hasar gerçekleştiği anda hasarlarının tazmin edilmesini talep etmektedir. Sistemin sağlıklı işlemesi, sigorta şirketlerinin sigorta sözleşmesiyle taahhüt ettikleri yükümlülükleri yerine getirmeleriyle mümkün olmaktadır. Bu yükümlülüklerini yerine getirebilmeleri için de güçlü bir finansal yapıya sahip olmaları gerekmektedir. Türk sigorta sektöründe rekabet gücünün arttırılması için de sigorta şirketleri kâr zarar oranını dengede tutmak zorundandırlar. Ürün primi ile o üründen gelecek hasarların hesaplanması kâr- zarar dengesi açısından önem arz etmektedir. Bunun için de kullanılacak üründe kişinin moralitesi, yaşamını sürdürdüğü yerin risk değerlendirmesi, aracına sigorta istiyorsa aracın kullanım amacı ve kişinin hasar prim dengesi, sağlık ürünü kullanılacaksa sigortalının geçmişte yaşadığı rahatsızlıkların değerlendirilmesi şirketlerin en önem verdiği hususlardır. Sigorta şirketlerinde kârlılık için bir diğer önemli faktör de pazar payıdır. Sigorta şirketleri ne kadar çok ürün geliştirebilirse o kadar çok kişiye ulaşabilmektedir. Pazarda daha büyük bir paya ulaşabilmesi diğer şirketlerde olmayan ürünlerin geliştirilmesi ve piyasaya sürülmesi ile mümkün olmaktadır. Sigorta sektöründe yer alan şirketlerin kârlılığının yüksek olması finansal açıdan güçlü olmalarını gerektirmektedir. Bu sebeple, sektörde faaliyet gösteren sigorta şirketleri finansal durumlarını, yatırımlarının güvenilirliğini veya risklerini sürekli olarak değerlendirmelidirler. Sigorta şirketleri performanslarını ölçmek için şirket içi ve şirket dışı analizler yardımıyla sistematik bir şekilde değerlendirme yapmaktadır. Bu çalışmada, Borsa İstanbul'da işlem gören ve toplam sektör payları %80'i bulan seçilmiş sigorta şirketlerinin performanslarına dayalı kârlılık analizinin yapılması amaçlanmıştır. Bu amaçla, sigorta şirketleri bilanço yapısı ve bilanço yönetimi açılarından irdelenmekte ve şirketlerin gelir gider boyutları çerçevesinde bilançolarını nasıl yönettikleri açıklanmaktadır. Çalışmanın uygulama bölümünde, finansal analiz aracılığıyla sigorta şirketlerinin kârlılık ve performans analizleri yapılarak, kârlılık ve kârlılığa dayalı performans konularında somut ölçütler belirlenmekte ve şirketlerinin kârlılığı etkileyen içsel faktörler ortaya konulmaktadır. Elde edilen bulgular sayesinde, finansal sektörün önemli unsurlarından olan sigorta şirketlerinin mâli başarıya ulaşmaları için izlemeleri gereken yollar ve almaları gereken önlemler konusunda kanıtlar sağlanmaktadır
İkiz açıklar hipotezi
Bir ekonomide eş zamanlı olarak bütçe ve cari işlemler açığının görülmesi "ikiz açık" olarak tanımlanmaktadır. İkiz açıkların oluşum sürecini açıklayan iki farklı temel görüş bulunmaktadır. İlk olarak "Geleneksel Keynesyen Yaklaşımı", diğeri ise "Ricardian Denkliği Yaklaşımı" dır. Geleneksel Keynesyen Yaklaşım, bütçe açıklarının beraberinde cari işlem açıklarını doğuracağını öne sürerken, Ricardian Denkliği Yaklaşımı ise bütçe açıkları ile cari işlem açıklarının birbiriyle herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını öne sürer. Bütçe ve cari işlemler değişkenleri arasında etkileşim olup olmadığının bilinmesi, etkileşim olması durumunda yönünün ve etkisinin tespiti, ayrıca bu etkileşim üzerinde belirleyici olan diğer değişkenlerin tespit edilmesi, ikiz açıklar problemini gidermek üzere uygulanacak iktisat politikaları bakımından önemlidir. Bu çalışmada ilk olarak bütçe açığı ve cari açık kavramları ele alınmıştır, sonrasında ikiz açıklar hipotezinin genel çerçevesine değinilmiştir. Bunun ardından hipoteze yönelik teorik yaklaşımlar ve ikiz açıklar olgusunu etkileyen faktörler üzerinde ayrıntılı biçimde durulmuştur.
Türkiye ve Balkan ülkeleri arasındaki dış ticaret ilişkisinde turizmin ekonomik büyümeye etkileri
Geçmişten günümüze kadar ekonomik büyüme birçok iktisadi ekolün konusu olmuş ve devletler tarafından bu alanda çalışmalar yapılmıştır. Ekonomik büyüme kavramı incelendiğinde, dış ticaretin önemi ortaya çıkmıştır. Küreselleşen dünya ile birlikte uluslararası ilişkiler önem kazanmıştır. Bu durum dış ticaret ilişkilerinin gelişmesini ve bir dış ticaret çeşidi olan turizmi ön plana çıkarmıştır. Türkiye Ekonomisinde de küreselleşen dünya ile turizm ön plana çıkar. Jeopolitik olarak çok yakın bir konumda olan Balkan ülkeleri ile aramızda gelişen ekonomik ilişkilerin en önemli unsuru olan turizmin ekonomik büyümeye katkısı araştırılmış ve özellikle Türkiye açısından göz ardı edilemez derecede etkisi olduğu bu çalışmada ortaya konulmuştur.
Engelli kadınların çalışma hayatına katılımı önündeki sorunlar: Türkiye örneği
Bu çalışmada, engelli kadınların engel durumları ve cinsiyet özelliklerine bağlı dezavantajları birlikte ele alınarak engelli kadın kavramı irdelenmiş ve Türkiye'de engelli kadınların çalışma yaşamına etkin katılımının önündeki sorunlar araştırılarak bu sorunların kaynakları tespit edilmeye çalışılmıştır. Engelli kadınların istihdamı incelenirken tarihsel süreçte ve günümüzde engellilik ve kadın kavramlarının ele alınış biçimi incelenmiştir. Engelli kadın istihdamına yönelik devletin yürüttüğü sosyal politikalar, engellilere ve kadınlara yönelik girişimcilik kursları, devlet tarafından desteklenen projeler açıklanmıştır. Ülkemizde engelli kadınların istihdamı konusunda yürütülen politikalar açıklanırken TÜİK ve İŞKUR'un araştırma verileri ile ülkemizde kamu ve özel sektörde engelli istihdamı ve kadın istihdamına yönelik yapılan araştırmalar birlikte değerlendirilmiştir. Çalışmada, ülkemizde engelli kadınların çift yönlü dezavantajlı durumlarına bağlı iş yaşamında karşılaştıkları sorunların neler olduğu ortaya koyulmuş, engel durumuna ve cinsiyete dayalı ayrımcılık, toplumsal yönüyle ele alınmıştır. Engelli kadınların çalışma hayatına katılmalarının kendilerine, ailelerine ve yaşadıkları topluma yararı ve ülke ekonomisi, refahı ve kalkınması açısından önemi üzerinde durulmuştur.
Bütçe açıklarının başlıca makroekonomik değişkenler üzerine etkisi: Türkiye örneği
Bu çalışmada Türkiye'de bütçe açıklarının başlıca seçili makroekonomik değişkenler üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bütçe açıklarının, cari denge, M3 para arzı ve GSYH gibi değişkenler üzerindeki etkisi, 2006Q1-2020Q2 çeyreklik veriler elde edilerek seçili değişkenler üzerinde araştırma yapılmıştır.Çalışmada verilerin durağanlık mertebeleri yapısal kırılmalı perron 1997 birim kök testi ile ADF(Agumented Dickey Fuller) ve Philisps Perron geleneksel birim kök testleri ile belirlenmiştir. Daha sonra ARDL sınır testi ile değişkenler arasındaki eşbütünleşme ilişkisi incelenmiştir. Son olarak Toda yamamato nedensellik testi ile değişkenler arasındaki nedenselliğin varlığı ve yönü tespit edilmiştir.Birim kök testlerinin sonuçlarına göre değişkenlerin farklı mertebede durağan oldukları anlaşılmaktadır. Ayrıca bütçe açıklarının seçili makroekonomik değişkenlerler üzerindeki etkisini incelemek amacıyla kurulan üç farklı regresyon modelinde ARDL sınır testi prosedürüne göre eş bütünleşme ilişkisi kanıtlanmıştır. Toda yamamato nedensellik testine göre bükçe açıkları ile cari denge arasında çift yönlü bir nedensellik ilişkisi söz konusu iken, GSYH 'dan bütçe dengesine tek yönlü bir nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Ayrıca M3 para arzı ile cari denge arasında tek yönlü bir nedensellik ilişkisi söz konusudur. Anahtar Kelimeler: Bütçe Açıkları, Makroekonomik Değişkenler, GSYH, Cari Açık, M3 para arzı, Toda Yamamato Nedensellik Testi, ARDL Sınır Testi
Petrol fiyatları ile seçilmiş makroekonomik değişkenler arasındaki ilişki: Türkiye örneği
Türkiye gibi gelişmekte olan ve aynı zamanda petrol ithal eden ülkeler enerji sektöründe büyük payı bulunan petrole dolaylı ya da doğrudan bağımlıdır. Bir ülkenin kalkınması ve sürdürülebilirliği için enerji sektörünün önemi çok büyüktür. Sanayileşme ile birlikte ülkelerin ekonomilerinde enerji kaynakları giderek daha önemli bir yer tutmaktadır. Birincil enerji kaynaklarından olan petrol, tüketicilerin günlük hayatında kullandığı birçok malın içerisinde yer almakta ve üretim sektörü için önemli bir girdi olarak kullanılmaktadır. Özellikle petrol ithal eden ülkelerdeki petrol fiyatlarındaki artış yani şoklar enflasyon ve girdi maliyetlerinde yükselişe sebep olurken kamu harcamaları, vergi gelirleri, bütçe, faiz oranları, cari açık ve ekonomik büyüme üzerinde olumsuz etkilere yol açmaktadır. Bu amaçla bu çalışmanın temel amacı, petrol fiyatları ile seçilmiş makroekonomik değişkenler arasındaki ilişkileri analiz etmektir. Bu çerçevede, 1980-2019 dönemi verileri ile Türkiye ekonomisi için zaman serisi tekniklerinden olan birim kök testleri (ADF, PP ve Zivot Andrews) ile eşbütünleşme testi (ARDL sınır testi) kullanılarak değişkenler arasındaki ilişkiler araştırılmıştır. Analiz sonuçları, Türkiye ekonomisinde petrol fiyatları ile makroekonomik değişkenler arasında güçlü ilişkiler bulunduğunu ortaya koymuştur. Sonuçlar, Türkiye ekonomisiyle ilgili önemli bazı politika önerileri sunabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Petrol fiyatları, Türkiye ekonomisi, Makroekonomik değişkenler, ARDL sınır testi.
Dış ticaretin ekonomik büyüme üzerindeki etkileri: Türkiye örneği 1987-2019
Bu çalışmanın amacı Türkiye için 1987-2019 dönemi yıllık verileri ile büyüme ve dış ticaret ilişkisini Johansen Eşbütünleşme ve Toda-Yamamoto nedensellik analizleri çerçevesinde incelemektir. Bu kapsamda, ekonomik büyüme için sabit fiyatlarla 2010 baz yılı yıllık GSMH göstergesi, dış ticaret için aynı şekilde sabit fiyatlarla 2010 baz yılı yıllık ithalat-ihracat göstergeleri kullanılmıştır. Değişkenlere öncelikle ADF ve PP birim kök testleri uygulanmış ve tüm değişkenler birinci farkta durağan hale getirilmiştir. Tüm değişkenler I(1) düzeyinde durağanlaştırıldıktan sonra eşbütünleşme derecesine bakılmış ve değişkenler arasında eşbütünleşme ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak değişkenlere Toda-Yamamoto testi uygulanmış ve ithalatın GSMH üzerinde istatistiksel açıdan anlamlı etkisinin olduğu saptanmıştır.
Çalışma hayatında kadınlara yönelik cinsiyet ayrımcılığı: İstanbul Osmanbey semti tekstil firmaları örneği
Kadınların, iş hayatında karşılaştıkları cinsiyet ayrımcılığının tespit edilmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılarak çözüm önerilerinin sunulması oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, tekstil sektöründe kadın istihdamında karşılaşılan sorunların ve yaşanılan cinsiyet ayrımcılığının ortaya konulmasıdır. Bu bağlamda yürütülen uygulama, kadınların yoğun şekilde istihdam edildiği tekstil sektöründe gerçekleştirilmiştir. Bu tez çalışması kapsamında, İstanbul'daki tekstil firmalarında kadınların yaşadığı sorunlar ve cinsiyet ayrımcılığı geliştirilen anket yardımıyla ölçülmeye çalışılmıştır. Yüz yüze ve online anket yöntemiyle 173 kadın çalışandan toplanılan veriler SPSS (Statistikal Package for Social Sciences) 24.0 paket programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın en önemli sonucu ise; katılımcıların kadın istihdamını etkileyen faktörlere katılma düzeyleri ile algıladıkları cinsiyet önyargıları arasında istatistiksel olarak anlamlı, doğru yönlü ve zayıf düzeyde bir ilişkinin olduğunun ortaya çıkmasıdır. Başka bir ifadeyle katılımcıların algıladıkları cinsiyet önyargıları arttıkça, istihdamı etkileyen faktörlerin öneminin de arttığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kadın İstihdamı, Cinsiyet Ayrımcılığı, Algılanan Cinsiyet Önyargısı, Tekstil Sektörü
Küreselleşme ve ekonomik büyüme ilişkisi: Türkiye örneği
Bu tez çalışmasının temel amacı, küreselleşme ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi teorik ve ampirik olarak araştırmaktır. Ampirik açıdan bakıldığında; küreselleşme ve ekonomik büyüme ilişkisi Türkiye ekonomisi bağlamında 1987-2018 döneminde zaman serisi analizi kullanılarak analiz edilmektedir. Küreselleşmenin yanı sıra enerji tüketimi, sabit sermaye yatırımları ve teknolojik yenilikler ekonomik büyümenin diğer belirleyicileri olarak büyüme modeline dahil edilmişlerdir. İlk olarak; değişkenlerin birim kök özellikleri Vogelsang-Perron tek kırılmalı birim kök testi ile araştırılmaktadır. İkinci olarak; değişkenler arasında bir uzun dönem ilişkisinin varlığı ARDL sınır testi ile incelenmektedir. Üçüncü olarak; uzun dönem katsayıları ARDL, DOLS, FMOLS ve CCR yaklaşımlarıyla tahmin edilmektedir. Son olarak; değişkenler arasındaki nedensellik ilişkilerinin analizinde Toda-Yamamoto testi kullanılmaktadır. Ekonometrik analizlerden elde edilen sonuçlar uzun dönemde küreselleşmenin ekonomik büyümeyi zayıflattığı yönündedir. Bu durum önemli politika önerilerinin sunulmasına imkan tanımaktadır.
Türkiye'de banka kredileri ile ekonomik büyüme ilişkisi
Finansal gelişme, finansal sistemin niceliksel büyüklüğünden ve niteliksel özelliklerinden oluştuğu için tek bir değişkenle ölçülemez ve bu nedenle farklı değişkenler finansal gelişmenin bir ölçüsü olarak kabul edilir. Bu nedenle ekonomik büyüme ile finansal kalkınma arasındaki ilişki ülkelere, örneklem dönemine ve finansal gelişme göstergelerine göre değişikenlik gösterebilir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de finansal gelişme ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi, banka kredileri açısından 1998-2020 dönemlerine ait aylık verileri kullanarak incelemektir. Bu amaçla çalışmada finansal olmayan sektöre verilen banka kredileri finansal gelişme göstergesi olarak dikkate alınmıştır. Ayrıca, ekonomik büyüme ile banka kredileri arasındaki ilişki özel sektör ve kamu bankaları tarafından krediler açısından da incelenmiştir. Düşük ve yüksek finansal baskı dönemlerinde ekonomik büyüme ile banka kredileri arasında asimetrik bir ilişki olup olmadığını belirlemek için Eşik Değerli VAR modeli kullandık. Analiz sonuçları, düşük finansal stres dönemlerinde özel banka kredisi ile ekonomik büyüme arasında çift yönlü Granger nedenselliği olduğunu göstermektedir. Ancak, finansal stresin yüksek olduğu dönemlerde sadece ekonomik büyümeden özel banka kredisine yönelik tek yönlü bir nedensellik ilişkisi bulunmuştur. Diğer taraftan, kamu banka kredisi her iki rejimde de ekonomik büyümenin Granger nedeni olarak bulunmuştur. Bu bağlamda, yüksek finansal baskı dönemlerinde kamu bankaları ekonomik büyümeye önemli bir katkı sağlamaktadır.
Türkiye'de gıda enflasyonunu etkileyen faktörler
Ülkemizde son dönemlerde gıda fiyat hareketleri tartışılan önemli konulardan biridir. Çünkü gıda ürünleri insan ihtiyaç hiyerarşisinde ilk sırada olması ve TÜFE içinde en fazla ağırlığa sahip alt gruptur. Bundan dolayı artan gıda fiyatları hane halklarının gelir ve refah düzeyini etkilemektedir. Ek olarak gıda fiyatları enflasyonun nedeni olarak görülmesi sonucunda enflasyonla mücadelede önem arz etmektedir. Sonuç olarak hem sosyal hem de ekonomik problem olan gıda enflasyonunu etkileyen faktörlerin neler olduğunun belirlenmesi önemlidir. Bu noktadan hareketle, bu tez çalışmasında Türkiye ekonomisi bağlamında gıda enflasyonunu etkileyen faktörlerin neler olduğu araştırılmıştır. Çalışmada ürün ve dış piyasa dengesi olmak üzere iki model kullanılmıştır. Analiz çalışmasında zaman aralığı olarak 2010:1-2019-12 kullanılmıştır. Nedensellik ilişkisinin araştırılmasında ürün piyasa dengesi için Toda Yamamoto testi kullanılırken, dış piyasa modeli için Granger testi kullanılmıştır. Uygulanan nedensellik testleri sonucunda gıda enflasyonu ile döviz kuru arasında çift yönlü ilişki bulunmuştur. Motorin fiyatlarından gıda enflasyonu doğru istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. Ek olarak gıda enflasyonundan gıda ithalatına doğru bir nedensellik ilişkisine rastlanmıştır. Kurulan modellerdeki eşbütünleşme ilişkisi Johansen ve ARDL Sınır testi yaklaşımlarıyla araştırılmıştır. Johansen eşbütünleşme testi sonucunda dış piyasa dengesi değişkenleri ile gıda enflasyonu arasında uzun dönemli bir denge ilişkisine ulaşılmıştır. Normalize edilmiş eş bütünleşme vektörü tahmin sonuçlarına göre uzun dönemde gıda ithalatı ve döviz kuru ile gıda enflasyonu arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, girdi maliyetlerinin azaltılması, tarımsal üretimin desteklenmesi ve gelişmesine yönelik çalışmalar, ithalat bağımlılığının azaltılması, kooperatifleşme ve aracıların azaltılması gibi politikalar geliştirilmelidir.
Türkiye'de enflasyon hedeflemesi stratejisinin değerlendirilmesi: 2000-2019 dönemi
Merkez bankası, para politikasını yürütürken iki farklı yönteme başvurmaktadır. Birincisi enflasyonun doğrudan hedeflenmesidir. İkincisi parasal büyüklükler, faiz oranları, döviz kuru gibi değişkenleri kullanarak gelecekteki enflasyon oranının tahmin edilmesidir. 1980'li yıllarda dikkatleri üzerine çeken enflasyon hedeflemesi, enflasyonla mücadelede etkin olan bir para politikası rejimi haline gelmiştir. Ülkemizde ilk defa 2002-2006 yılları arasında örtük enflasyon hedeflemesi olarak uygulanmaya başlanmıştır. 2006 yılından günümüze kadar ise resmen enflasyon hedeflemesi uygulamasına geçilmiştir. Türkiye'de Enflasyon hedeflemesi stratejisi 2002-2019 yılları arasında değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Enflasyon Hedeflemesi, parasal büyüklük, döviz kuru
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları ve etkileri
Küreselleşen dünya ekonomisinde, finansal piyasalarda çeşitliliğin artması üzerine ülke içi sermayenin ülke dışına aktarımlarının hızlanması ve gelişim göstermesi büyük oranda artmıştır. Yatırımcılar sermayelerini herhangi bir firma, kurum ve kuruluşlardan satın alabilecek yada ortak olabilecekleri projeler üzerine yönelirken veya finans kurumlarına, devletlere kredi borcu aktarım sağlayacakken ülke risk faktörleri ve asimetrik bilgi sorunlarıyla karşılaşabilirler. Gelişen ve büyümekte olan dünyada, sermaye sahipleri ekonomik, sosyal ve politik faktörlerin değişimi karşısında yatırımlarını riskli alanda gerçekleştirmekte tereddüte düşer, her bir yatırım için yapacağı detaylı analiz ile zaman kaybı ve masraf edinir. Bu sebeple ortaya çıkan kredi derecelendirme kuruluşları, dünyada geçerliliği kabul edilen notlandırma sistemine sahip olmakla birlikte, şeffaf, bağımsız ve güvenirlilik ilkesine bağlı kalarak, kurumsal finansal gücün denetlenmesinde ve finansal kaynakların verimli çalışmaya teşvik edilmesinde önemli fonksiyona sahiptir. Diğer durum ise, değerlendirilen raporların gereğinden az yada fazla şekilde notlandırılması, görev tanımlarının açıklanmasının yanında değerlendirilen kuruluşların neye göre tespit edildiğinin açıklanmaması, yönetim kurulu görevlilerinin yeteri kadar tecrübe ve öngörü sahibi olamayışları, kriz ortamlarında doğru saptamaların olmadığı ve birçok finansal yapılarda başarısızlıkla sonuçlanması olumsuz eleştirilere maruz kalmalarıdır. Fakat genel düşüncede, bu durumlarda bile bazı derecelendirme kuruluşları, menfaat oluşturulmuş derecelendirmeler sonucunda doğru kararlar vermeyip, krizleri öngöremeyip hatta kriz şartlarından çıkan ekonomileri de gerçeğinden farklı değerlendirdikleri, ülke veya şirketin vs. ekonomik düzeyde gelişme sağlansa dahi aynı not görünümünde bıraktıkları söylenmektedir. Bu göstergeler derecelendirme kuruluşlarının ilkelerine ters düşmeleri ve güven kayıplarına neden olup yatırımların ülke veya finansal sistemden çekilmelerine yol açmaktadır. Bunun karşısına geçmek için, derecelendirme kuruluşlarının daha açık şekilde derecelendirme yapmaları kamuoyunun güvenlerini tekrar kazanmaları önerilmektedir. Bu çalışmada, kredi derecelendirme kuruluşlarının tarihsel gelişimini, kuruluşların yapılarını, piyasa sistemindeki rol ve işlevlerini, sundukları hizmetleri, eleştirileri, notlandırma kriterleri ele alınırken, diğer yandan yatırımlar ve finans-banka üzerindeki süreçlerdeki değerlendirmeler ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kredi Derecelendirme , Kredi Derecelendirme Kuruluşları, Dolaysız Yabancı Sermaye Yatırımları, Finans-banka etkileşimleri.
Kıbrıs Barış Harekatı sonrası uygulanan Amerikan ambargosunun Türk ekonomisi üzerindeki etkileri
Akdeniz bölgesindeki coğrafi konumu açısından büyük önem taşıyan Kıbrıs, tarih boyunca birçok devletin ilgi odağı olmuş ve bu sebeple çekişmelere yol açmıştır. Yunanistan'ın Helen İmparatorluğu'nu kurma hayali, adada yaşayan Rumları harekete geçirmiş ve Türklere yönelik katliam girişimlerini başlatmıştır. 1974 yılında Türkiye, ada üzerindeki hakimiyetini sürdürebilmek ve Rumlarla Türkler arasındaki gerginliğe son vermek amacıyla Kıbrıs Barış Harekatı'nı düzenlemiştir. Harekatta ABD tarafından temin edilen silahların kullanılması ile, bu durumun 1961 yılında imzalanan Dış Yardımlar Kanunu'na aykırı olduğu gerekçe gösterilmiş ve Türkiye'ye karşı silah ambargosu kararı alınmıştır. ABD yardımlarıyla temin edilen savunma sanayii ihtiyaçlarının ambargoyla kesintiye uğraması, Türkiye'nin mutlak bağımlılığını gözler önüne sermiş ve yeni gelişmekte olan Türk ekonomisini oldukça olumsuz yönde etkilemiştir. Bu çalışmada, Kıbrıs ile ilgili siyasi gelişmeler, II. Dünya Savaşı sonrası ABD'nin yapmış olduğu yardımlarla Türk ekonomisinde oluşan dışa bağımlılık ve ambargo dahilinde ortaya çıkan ekonomik bunalım üzerinde durulmuştur. Çalışmanın amacı, ABD'nin uygulamış olduğu ambargo ile Türk ekonomisindeki gelişmeleri ortaya koymak ve bu alanda yapılan çalışmalara katkı sağlamaktır.
G20 ülkeleri için finansal baskının ölçülmesi ve finansal baskı yayılım etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, küresel ekonomi açısından büyük önem taşıyan G-20 ülkeleri için finansal baskı endeksinin oluşturmak ve söz konusu piyasalar arasındaki finansal baskı aktarımını incelemektir. Bu kapsamda bu çalışma G-20 ekonomilerinin dış finansal baskı şoklarına karşı kırılganlığını ve istikrar yapısını ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Her bir ülke için finansal baskı endeksi beş alt piyasa göstergesi (para, tahvil, hisse senedi, döviz kuru ve bankacılık sektörü) dikkate alınarak hesaplanmıştır. Buna göre hesaplanan finansal baskı endekslerinin resesyon dönemlerini yakalamada yeterli olup olmadığı tarihsel perspektifte değerlendirilmiştir. Daha sonra, ülkeler arasındaki entegrasyonun varlığı dikkate alınarak, Diebold ve Yılmaz (2012) tarafından önerilen dinamik bağlantılılık analizi kullanılarak ülkeler arasındaki finansal baskı aktarım ilişkisi 2006-2020 dönemi için incelenmiştir. Buna göre, söz konusu ülkelerde finansal baskının kriz dönemlerinde arttığı belirlenmiştir. Ampirik sonuçlar finansal kriz dönemlerinde finansal stres aktaran ve alan ülkeleri ortaya koymaktadır. Net yönlü yayılma analizi sonuçlarına göre, finansal baskı alıcısı olarak söz konusu ülkeler arasında Endonezya ilk sırada yer alırken, Japonya son sırada yer almaktadır. Öte yandan, finansal stres vericisi olarak söz konusu ülkeler arasında İngiltere ilk sırada yer alırken, Arjantin son sırada yer alıyor. Son olarak, net yayılma analizi sonuçları, finansal baskıyı diğer ülkelere ileten en önemli ülkeler olarak İngiltere, ABD ve Fransa'yı öne çıkarırken, Arjantin, Türkiye ve Endonezya'yı en önemli finansal stres alıcısı olan ülkeler olarak belirtmektedir.
Demokrasi göstergelerinin ekonomik büyüme üzerine etkisi: BRICS-T ülkelerinden ampirik bulgular
Dünyadaki eşitsizliğin ve yoksulluğun kökenlerini anlamak ülkelerin geleceklerine yön vermeleri açısından önem taşımaktadır. Geçmişte ulusların zenginlik ve refahı yalnızca ekonomi politikaları ile açıklanmaktaydı. Günümüzde ise; ekonomi politikaları yanında kurumsal yapının varlığı ve işleyişi de ekonomik büyümeyi etkileyen ana unsurlar arasında sayılmaktadır. Kurumsal yapı, birey ve toplum arasındaki ilişkileri düzenleyen kuralların oluşturulmasına ve geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. Ekonomik özgürlükler ve demokrasi, kurumsal yapıyı belirleyerek ekonomik büyüme ve refah düzeyini etkilemektedir. Kurumsal yapının temel göstergeleri arasında sayılan ekonomik özgürlükler ve demokrasi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi açıklayan teorik yaklaşımlar incelendiğinde çatışma yaklaşımı, bağdaşma yaklaşımı ve şüpheci yaklaşım ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmada demokrasi ve ekonomi kavramlarının alt bileşenlerini özümseyerek, küresel dünyada yeni bir güç odağı olan BRICS-T ülkeleri kapsamında demokrasi ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin açıklanması ve yukarıda sözü geçen yaklaşımlardan hangisinin ele alınan ülke grubu için geçerli olduğunun ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu bağlamda, demokrasi düzeyinin ve ekonomik büyümenin ölçülmesinde kullanılan çeşitli endekslerden yararlanılarak, BRICS-T grubunda yer alan ülkeler özelinde ve 2006-2019 periyodunda elde edilen verilerle ekonometrik analiz gerçekleştirilmiştir. Çalışmada veri analiz metodu olarak, panel regresyon analizi benimsenmiştir. Ekonometrik analizin ilk aşamasında panel birim kök testleri gerçekleştirilmiş ardından panel regresyon modeli, EKK ve Dinamik EKK tahmin yöntemlerinden yararlanılarak tahmin edilmiştir. Ekonometrik analiz sonucunda elde edilen bulgular, demokrasi ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin açıklanmasında ve çatışma, bağdaşma ve şüpheci yaklaşımlardan hangisinin ele alınan ülke grubunda geçerli olduğunun açıklanmasında kullanılmıştır.
Likidite riski ve kredi riskinin bankaların performansı üzerindeki etkisi: Türkiye'deki ticari bankalar üzerine bir uygulama
Bu çalışmada hayatın her alanında karşılaşılan risk kavramının tanımlarına, bankacılık sektöründe ortaya çıkan risk türlerine ve likidite riski ve kredi riskinin Türk bankacılık sektöründe faaliyette bulunan 9 ticari bankanın finansal performansı üzerindeki etkisi araştırılmıştır. 2005 yılının birinci çeyreğinden 2020 yılının dördüncü çeyreğine kadar olan dönem için oluşturulan örneklem kapsamındaki bankaların finansal verileri Türkiye Bankalar Birliği (TBB) web sayfasından alınmıştır. Kamuyu Aydınlatma Platformu sitesinden takipteki krediler ve özel karşılıklar verileri yazar tarafından elde edilmiştir. Bununla beraber, Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren katılım bankaları örneklem dışında tutulmuş olup çalışmada klasik panel veri analizinden yararlanılmıştır. Çalışmada iki farklı finansal performans ölçüsü kullanılmıştır. Bunlar sırasıyla, aktif kârlılığı (ROA) ve özkaynak kârlılığı (ROE) değişkenleridir. Yapılan analiz sonucuna göre likidite riskinin bankaların performans göstergelerinden aktif kârlılığı ile daha ilişkili olduğu ve kredi riskinin ise hem aktif hem de özkaynak kârlılığı ile ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda, likidite riskindeki artış aktifi kârlılığını anlamlı bir şekilde artırırken, bankaların kredi riskindeki artış hem aktif hem de özkaynak kârlılığını önemli bir şekilde arttırdığı görülmektedir. Bu sonuçlar, bankalar için kredi riskinin önemine vurgu yapmakta ve bankaların faaliyetlerini düzgün bir şekilde yürütebilmeleri için kredi riskini doğru bir şekilde ölçüp iyi bir şekilde yönetmeleri gerekliliğini ön plana çıkarmaktadır.
Finansal serbestleşme, doğrudan yabancı yatırımlar ve ekonomik büyüme üzerindeki etkileri
Küreselleşen dünyada, finansal piyasalarını geliştirmek için liberalizasyon sürecine girmektedir. Bu süreçle birlikte ülkeler arası sermaye aktarımı yapılmakta ve finansal piyasaların gelişmesi sağlanmaktadır. Doğrudan yabancı yatırımlar sermaye aktarımı için en iyi yol olarak görülmektedir.Yapılan tüm serbestleşme ve yatırım faaliyetlerinin en büyük amacı ekonomik büyümeye ve gelişmeye hız kazandırmaktır. Bu çalışmada Türkiye'nin 1992-2020 dönemine ait çeyreklik veriler ile finansal liberalizasyon ve doğrudan yabancı yatırımların ekonomik büyüme üzerindeki etkileri analiz edilmektedir. Finansal açıklık, doğrudan yabancı yatırımlar ve gayrisafi yurtiçi hasıla değişkenlerinden yararlanılmaktadır. Ekonometrik analizde ADF, PP ve KPSS birim kök testleri, sonrasında Granger nedensellik ve zamanla değişen Granger nedensellik testlerinden yararlanılmaktadır. Analizden elde edilen sonuçlara göre değişkenler arasında iki yönlü nedensellik bulunmaktadır. Hem finansal açıklık ve doğrudan yabancı yatırımlar ekonomik büyümenin hem de ekonomik büyüme, finansal açıklık ve doğrudan yabancı yatırımların Granger nedeni olmaktadır.
Bireylerin tüketim tercihlerinde etkili olan sosyo-demografik faktörlerin belirlenmesi: Türkiye örneği
Günümüzde tüketim toplumlarının giderek çoğalması ve alışverişe olan tutku; toplumsal, dini, kültürel ve coğrafi sınırları aşarak küresel bir şekilde giderek artmaktadır. Literatürde yer alan tüketim ve tüketici davranışlarını etkileyen sosyo-demografik faktörler incelendiğinde, gelir, cinsiyet, yaş, eğitim, yerleşim yeri gibi boyutların ön plana çıktığı görülmektedir. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de bireylerin ve toplulukların alışverişe yönelimleri sosyo-demografik faktörlere göre değişiklikler göstermektedir. Tüketim ve tüketici davranışlarının ortaya çıkardığı çeşitli sonuçlar söz konusudur. Yüksek tüketim düzeyindeki bireylerin mutluluklarının başlıca sebeplerinden biri alışveriş haline gelirken, düşük tüketim düzeyindeki bireylerin aynı tüketim seviyesine ulaşamamalarından kaynaklanan mutsuzluk duygusu ortaya çıkmaktadır. Dünyada ve Türkiye'de aşırı tüketimi engellemek adına çeşitli kampanyalar ve yasal düzenlemeler yapılmasına rağmen, yeterince başarı sağlanamamıştır. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı, Türkiye'de yaşayan bireylerin tüketim harcamalarını etkileyen sosyo-demografik ve ekonomik faktörlerin bireyin tüketim tercihleri üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışmada bu amaç kapsamında, bireylerin tüketim harcamalarını etkileyen faktörler öncelikle regresyon analizi ile araştırılmış, ardından tüketim harcamaları ile onu etkileyen faktörler arasındaki ilişkinin farklı tüketim harcama düzeylerinde değişip değişmediğini belirlemek amacıyla, kantil regresyon modeli tahmin edilmiştir. Son olarak, farklı harcama gruplarını etkileyen (12 alt grup) faktörlerin değişip değişmediğini belirlemek amacıyla tobit regresyon modelinden yararlanılmıştır.
Hisse senedi piyasaları arasında yayılma etkisinin incelenmesi: G-20 ülkeleri üzerine bir uygulama
Bu çalışmada, G-20 ülkelerinin hisse senedi piyasaları arasında yayılma etkisinin olası varlığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 2 Ocak 1995-29 Ocak 2021 tarihleri arasında günlük hisse senedi kapanış fiyatları kullanılarak, G-20 ülkelerinin hisse senedi piyasaları arasında yayılma etkisinin olası varlığı Hong (2001) tarafından geliştirilen ortalamada ve varyansta nedensellik testi ile araştırılmıştır. Ortalamada nedensellik sonuçlarına göre, ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Kanada, Rusya ve Meksika'dan Türkiye'ye doğru ve Türkiye'den de Çin, Hindistan ve Güney Afrika'ya doğru tek yönlü; Japonya, Avustralya, Güney Kore, Brezilya, Arjantin ve Endonezya ile Türkiye arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Varyansta nedensellik test sonuçlarına göre ise çalışmada yer alan tüm hisse senedi piyasaları arasında çift yönlü ve güçlü volatilite yayılımı olduğu belirlenmiştir. Çalışmada ayrıca, iki piyasa arasındaki aşırı risk durumlarının tahmin edilebilmesi amacıyla Hong vd. (2009) tarafından geliştirilen risk durumunda nedensellik testi uygulanmıştır. Nedensellik testi sonuçlarına göre, ABD, İtalya, Brezilya, Arjantin ve Meksika'dan Türkiye'ye doğru tek yönlü; Japonya, Almanya, Fransa, Kanada, Avustralya, Çin, Güney Kore, Rusya, Endonezya, Rusya ve Güney Afrika ile Türkiye arasında çift yönlü risk durumunda nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir.
Ekonomik özgürlükler, demokrasi, politik istikrar ve ekonomik büyüme ilişkisi
Dünya ekonomilerinde son otuz yıldan bu yana küreselleşme süreci ile birlikte ekonomik alanda serbestleşme yaşanırken, siyasal alanda demokrasi küresel bir değer olarak ortaya çıkmıştır. Küreselleşme kapsamında liberal iktisadi düşünce ve liberal ekonomik politikalar da yaygın hale gelmiştir. Özellikle Neoliberal hareketlerin beraberinde, iktisadi açıdan etki alanı genişleyen özgürlükçü akımlar, ülke ekonomileri için kaçınılmaz enstrümanlar haline gelmiş, ekonomik özgürlükler ve politik istikrarın devamlılığı, ekonomik refahın arttırılabilmesi amacıyla makroekonomik gelişmelerin odak noktası haline gelmiştir. İki kutuplu dünya düzeninden çok kutuplu dünya düzenine evrilen bu süreçte uluslararası ekonomik sistem içerisinde, uluslararası örgütler, daha fazla söz sahibi olmuşlardır. Bu kapsamda çalışmamızda dünya sisteminde ekonomik ve politik olarak, küresel ölçekte gerçekleşen ekonomik problemlerin çözümünde etkisi olan Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) üyesi ülkeler tercih edilmiştir. Bu doktora tezinde 1996-2019 dönemi yüksek gelirli ülkeler olarak sınıflandırılan OECD üyesi ülkelerde demokrasi, ekonomik özgürlükler ve politik istikrar ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiler, politik istikrar, ekonomik özgürlükler ve demokrasi göstergeleri kullanılarak incelenmiştir. Çalışmada bu amaç doğrultusunda seçilmiş OECD ülkeleri panel veri yöntemi (panel birim kök, panel eşbütünleşme) ile analiz edilmiştir. Bu analizler ile birlikte çalışmamızda uzun dönem parametre tahmini için Augmented Mean Group (AMG) ve Common Correlated Effect (CCE) testleri uygulanmıştır. Çalışmada OECD üyesi ülkelerin iktisadi bakımdan liberal bir ekonomik düzen içerisinde oldukları, siyasal otorite ile birlikte politik istikrarın ekonomik sistemde etken olduğu, demokrasi, politik istikrar ve ekonomik özgürlüklerin uzun dönemde iktisadi büyüme sürecini hızlandırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Ekonomik Özgürlükler, Politik İstikrar, Panel Veri Analizi, Panel Eşbütünleşme
Turizm ve büyümenin çevre kirliliği üzerindeki etkileri: Akdeniz ülkeleri örneği
Bu çalışmanın amacı dünyanın yoğun turizm faaliyetlerinin yürütüldüğü Akdeniz bölgesi ülkeleri için turizm faaliyetlerinin, karbon emisyonu üzerindeki etkilerinin ortaya konulmaya çalışılmasıdır. Analiz dönemi 1995-2018 dönemine kapsamaktadır. Elde edilen sonuçlara göre turizm gelirlerinin tek başına ele alındığında karbon emisyonu üzerinde bir etkisinin mevcut olmadığı görülmüştür. Diğer yandan turizm gelirleri, etkileşim değişkeni ile birlikte ele alındığında turizm gelirlerindeki artışın her iki rejimde de karbon emisyonunu artırdığını ve etkileşim değişkenin sadece ikinci rejimde karbon emisyonunu azalttığı görülmektedir. Turist sayısındaki artış ise tek başına ele alındığında karbon emisyonunu azaltmaktadır. Diğer yandan turist sayısı, etkileşim değişkeni ile birlikte ele alındığında turist sayısı artışının ikinci rejimde karbon emisyonunu artırdığı ve etkileşim değişkenin sadece ikinci rejimde karbon emisyonunu azalttığı görülmektedir. Bu sonuçlara göre turizm geliri ve turist sayısının tek başlarına ele alındığında anlamlı ve beklenen yönde sonuçlar elde edilemediği görülmektedir. Ancak turizm değişkenlerinin, ülkelerin nüfusu ile etkileşimi birlikte ele alındığında anlamlı sonuçlar ortaya çıkmaktadır.
Banka kredi kanalının finansal hızlandıran üzerinden asimetrik etkinliği: Yükselen piyasa ekonomileri için bir analiz
Parasal aktarım mekanizması, para politikası stratejisinin reel ekonomi ve enflasyon oranına aktarım sürecini ifade etmektedir. Para otoritelerinin uyguladıkları para politikası kararları, ekonomiyi çeşitli kanallar vasıtasıyla etkileyebilmektedir. Parasal aktarım mekanizması birçok kanal tarafından açıklanabilmektedir. Yükselen piyasa ekonomileri için banka kredi kanalı, ekonominin potansiyeline ulaşması ve kaynak tahsisinde etkinlik için öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı banka kredi kanalının finansal hızlandıran bağlamında etkinliğini yükselen piyasa ekonomileri özelinde araştırmaktır. Bu bağlamda banka kredi kanalının etkinliği, finansal hızlandıran değişkeni ile genişletilerek E-7 ülke grubu için (Brezilya, Endonezya, Hindistan, Meksika, Rusya ve Türkiye) Eşik-VAR analizi ile incelenmektedir. Analiz dönemi, Brezilya için 2007:3-2020:5, Endonezya için 2010:1-2020:2, Hindistan için 2011:11-2020:5, Meksika için 2004:1-2020:5, Rusya için 2007:12-2020:5 ve Türkiye için 2006:1-2020:5 yılları arasında aylık verilerden oluşmaktadır. Analiz sonuçlarına göre, Rusya için yüksek rejimde banka kredi kanalının etkin şekilde çalıştığı tespit edilmiştir. Meksika ve Brezilya için düşük rejimde, Türkiye için yüksek rejimde kısmen bir etkinin mevcut olduğu saptanmıştır. Öte yandan, Endonezya ve Hindistan için ise, banka kredi kanalının etkinliğini destekleyen kanıt elde edilememiştir.
Yenilenebilir enerji tüketimi, finansal gelişme ve ekonomik büyüme ilişkisi : Türkiye ekonomisi için asimetrik bir analiz
Türkiye'de 1960-2017 dönemi için yenilenebilir enerji tüketimi, finansal gelişme ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi araştırmak için yıllık veriler kullanılmıştır. Yenilenebilir enerji ve finansal gelişmenin yanı sıra teorik ve ampirik literatür dikkate alınarak sermaye oluşumu, işgücü ve ticari dışa açıklık değişkenleri de ekonomik büyüme modeline dahil edilmiştir. NARDL eş bütünleşme sonuçları hem t-istatistiği hem de F istatistiğine göre değişkenler arasında bir asimetrik yada doğrusal olmayan bir eş bütünleşme ilişkisinin varlığını tespit etmiştir. Bu sonuca göre; yenilenebilir enerji tüketimi, finansal gelişme, sermaye oluşumu, işgücü, ticari dışa açıklık ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemde asimetrik bir ilişkinin varlığı söz konusudur. NARDL uzun dönem tahmin sonuçlarına göre; uzun dönemde yenilenebilir enerji tüketiminde meydana gelen artışların ekonomik büyümeyi arttırdığı yine aynı şekilde finansal gelişmede meydana gelen artışların da ekonomik büyümeyi arttırdığı sonuçları elde edilmektedir. Ticari dışa açıklıkta uzun dönemde pozitif yönde meydana gelen artışlar ekonomik büyümeyi azaltırken negatif yönde meydana gelen şoklarda ekonomik büyümeyi azalttığı sonucuna ulaşılmıştır. Ancak ticari dışa açıklık + katsayısı ticari dışa açıklık – katsayısından büyük olduğu için + katsayının etkisi yorumlanır. Bu durumda uzun dönemde ticari dışa açıklığın ekonomik büyümeyi azalttığı sonucuna varılmıştır. Uzun dönemde sermaye artışları ile işgücü artışları da ekonomik büyümeyi arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Toda-Yamamoto nedensellik testi sonuçlarına göre ekonomik büyümeden sermayeye tek yönlü nedensellik bulunmuştur. Finansal gelişme ile ekonomik büyüme arasında çift yönlü nedensellik bulunmuştur. Ekonomik büyümeden yenilenebilir enerji tüketimine, ekonomik büyümeden toplam nüfusa doğru tek yönlü nedensellik bulunmuştur. Bu nedensellikler anlaşılacağı gibi doğrusal yada simetrik nedenselliklerdir. Hatemi-J asimetrik nedensellik sonuçlarına göre; sermayenin negatif şoklarından ekonomik büyümenin negatif şoklarına asimetrik nedensellik bulunmuştur. Ekonomik büyümenin negatif şoklarından finansal gelişmenin hem pozitif hem de negatif şoklarına asimetrik nedensellik ilişkisi bulunmuştur. Ekonomik büyümenin pozitif şoklarından iş gücünün pozitif şoklarına asimetrik nedensellik bulunmuştur. Ekonomik büyümenin pozitif şoklarından ticari dışa açıklığın negatif şokuna, ekonomik büyümenin negatif şoklarından ticari dışa açıklığın pozitif şoklarına asimetrik nedensellik bulunmuştur. Ticari dışa açıklığın negatif şoklarından ekonomik büyümenin negatif şoklarına asimetrik nedensellik bulunmuştur. Ekonomik büyümenin pozitif şoklarından kişi başına düşen yenilenebilir enerjinin negatif şoklarına, ekonomik büyümenin negatif şoklarından yenilenebilir enerjinin pozitif şoklarına doğru asimetrik nedensellik bulunmuş olup yenilenebilir enerjinin bütün şoklarından ekonomik büyümenin bütün şoklarına doğru asimetrik nedensellik bulunamamıştır.
Çevre ekonomi ilişkisinin çevresel Kuznets Eğrisi kapsamında analizi: G-20 ülkeleri örneği
Bu çalışmada, 1990-2017 yılları arasında G-20 ülkelerinde Çevresel Kuznet Eğrisi (ÇKE) hipotezinin olası varlığı ile yenilenebilir enerji tüketimi, yenilenemeyen enerji tüketimi, küreselleşme ve çevreyle ilgili teknolojilerin çevresel kirliliği temsilen alınan CO2 emisyonuna olası etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla öncelikle yatay kesit bağımlılığı ve homojenlik testleri uygulanmıştır. Test sonuçlarına göre verilerin heterojen ve yatay kesit bağımlılığını dikkate alan ikinci nesil birim kök testlerinde CIPS ve CADF ile durağanlık incelenmiştir. Verilerin farklı düzeylerde durağan olması nedeniyle uzun dönemli ilişkileri Westerlund (2008) eşbütünleşme testi ile incelenmiştir. Eşbütünleşik olan değişkenlerin CO2 emisyonuna etkilerinin gücünü ve ÇKE hipotezinin olası varlığını incelemek amacıyla CS-ARDL ve AMG tahmincileri kullanılmıştır. Sonuçlara göre incelenen dönem için G-20 ülkelerinde ÇKE hipotezi geçerlidir. Yenilenebilir enerji tüketimi ve çevreyle ilgili teknolojiler CO2 emisyonunu azaltırken, yenilenemeyen enerji tüketimi emisyonu arttırmaktadır. Küreselleşme ise anlamsızdır. Son olarak Emirmahmutoğlu-Köse nedensellik testi ile değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisi incelenmiştir. Nedensellik test sonucuna göre, CO2 emisyonu ile çevreyle ilgili teknolojik patent sayısı ve CO2 emisyonu ile yenilenemeyen enerji tüketimi arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi bulunmuştur. CO2 emisyonundan yenilenebilir enerji tüketimine doğru ise tek yönlü nedensellik ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'de enflasyon ve enflasyon belirsizliğinin iktisadi büyüme üzerine asimetrik etkileri: Eşik değer analizi
Bu çalışmada Türkiye'de enflasyon ve enflasyon belirsizliğinin iktisadi büyüme üzerinde asimetrik etkileri araştırılmıştır. Enflasyon-ekonomik büyüme analizleri hızla büyüyen bir araştırma alanı haline geldi, ancak enflasyon belirsizliği ile ilişkisine çok az ilgi gösterildi. Ayrıca, daha önceki çalışmalarda uzun dönemde enflasyon, enflasyon belirsizliği ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin nonlineer olup olmadığı gözardı edildiği görülmektedir. Bu çalışmanın temel konusu, özellikle, enflasyonun ve enflasyona ilişkin belirsizliğin ekonomik büyümeyi olumsuz mu yoksa olumlu mu etkilediği üzerinde durmaktadır. Çalışmada, 2005:01 - 2021:07 dönemini kapsayan bir veri setine ARCH-GARCH ve TAR modelleri uygulanmıştır. Enflasyonun %12.15 eşik değeri altında, enflasyonun sanayi üretimi üzerinde anlamlı ve negatif bir etkiye sahipken, enflasyon belirsizliği ise istatistiksel olarak anlamsız çıkmakta, enflasyonun %12.15 eşik seviyesinin üzerinde olduğu bir dönemde ise belirsizlik değişkenin sanayi üzerimi üzerinde negatif ve istatiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Katılım bankalarının reel sektöre verdikleri kredilerin büyümeye etkisi: 2005-2017 dönemi Türkiye örneği
Bu araştırma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde bankacılık sektörüne genel bir bakış yapılmıştır. İkinci bölümde Türkiye'de bulunan Katılım Bankaları ve Türkiye ekonomisine etkileri teorik olarak araştırılmıştır. Son bölüm de ise Türkiye'de faaliyet gösteren Katılım Bankaları'nın reel sektöre verdikleri kredilerin ekonomik büyüme üzerindeki etkisini; 2005 yılı ilk çeyreğinden 2017 yılı ilk çeyreğine kadar olan dönemi kapsayacak şekilde, üçer aylık (çeyreklik) veriler kullanılarak ekonometrik analizler ve testler yapılmıştır. Bu çalışmada ADF ve PP birim kök testleri ile durağanlık sınaması yapılmıştır. Johansen eşbütünleşme ve Granger nedensellik analizleri gerçekleştirilmiştir. Son olarak Granger nedensellik testi ile Katılım Bankaları kredilerinden GSYİH'a doğru tek yönlü ve pozitif bir nedensellik bulunmuştur. Kalkınma ve Yatırım Bankaları ile GSYİH'a doğru tek yönlü ve pozitif nedensellikten söz edilirken, Mevduat Bankalarından GSYİH'a doğru çift yönlü ve pozitif bir nedensellik söz konusu olduğu görülmüştür.
Finansal okuryazarlık araştırmaları üzerine bir inceleme
Bireylerin aldıkları finansal kararların kalitesinin finansal bilgi, beceri ve tutumlarına bağlı olduğu ve bununla finansal okuryazarlık arasında yüksek düzeyli bir ilişkinin var olduğu hususu son yıllarda önemli bir araştırma konusudur. Nitekim bir ülke ya da toplumun refah düzeyi ve yaşam kalitesi ile o ülke veya toplumu oluşturan bireylerin finansal okuryazarlık düzeyleri arasında o derece yüksek bir ilişkinin olduğunu söylemek mümkündür. Bu bağlamda yürütülen pek çok araştırma, dünya nüfusunun büyük bir bölümünün ekonomiye tam olarak katılmak veya kendi finansal gelecekleri hakkında bilinçli kararlar almak için ihtiyaç duydukları finansal bilgiden yoksun olduğunu göstermektedir. Bu durumun Türkiye için de geçerli olduğunu, Türkiye'de yapılan çeşitli araştırmaların sonuçlarında açıkça görebilmekteyiz. Ayrıca öğrencilerin finansal okuryazarlık seviyeleri, yetişkinlik yıllarında finansal ve hatta siyasal karar verme üzerindeki etkisi nedeniyle dünya çapında da ilgi görmektedir. Türkiye'nin düşük finansal okuryazarlık konusundaki karnesine paralel olarak, Türkiye'deki üniversite öğrencilerin, sürekli olarak krizlerle karşılaşan bir ekonominin gelecekteki katılımcıları oldukları göz önüne alındığında, finansal okuryazarlık seviyelerinin büyük bir önem taşıdığı anlaşılabilmektedir. Bu durum finansal okuryazarlık düzeyinin arttırılması için finansal eğitimin gerekliliğini ortaya çıkarır. Böyle bir eğitimin daha verimli olarak yürütülmesi için çalışmalara finansal okuryazarlık düzeylerinin tespiti ile başlanılmalıdır. Bu nedenle, bu çalışmanın amacı, Türkiye'de eğitim gören üniversite öğrencileri arasında finansal okuryazarlık düzeylerini belirlemektedir. Bu amaç doğrultusunda; üniversite öğrencilerinin finansal okuryazarlık düzeylerini artırmak için ne tür eğitimler verilmesi gerektiği noktasında öngörü sahibi olunacaktır.
Seçilmiş yüksek-orta gelirli ülkelerde yenilenebilir enerji ve yenilenemeyen enerji tüketiminin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: Bir saklı eşbütünleşme yaklaşımı
Enerji, yaşamın sürekliliği ve tüm canlılar için hayati önem taşıyan önemli bir faktördür. Hali hazırda temel ihtiyaçlarımızı karşılaması için gerekli ve ihtiyaç duyulan temel yaşam kaynaklarından biridir. Sanayi devrimi etkisiyle ve artan nüfusla birlikte enerji gerçeğinin farkına varılmıştır. 1973 ve 1979 yıllarında yaşanan petrol kriziyle enerji kavramının önemi artmış ve birçok konuyla ilişkilendirip akademik çalışmalara konu olmuştur. Sürdürülebilir büyümenin temel kaynaklarından biri olan enerji, geleneksel ekonomi akımları tarafından dikkate alınmayarak bir üretim girdisi olarak görülmemiştir. Ancak 1970 yılından sonra yeni bir ekonomi teorisi olan ekolojik iktisat yaklaşımı iktisatçıları enerjiyi ekonomik büyümenin birincil kaynağı olarak görmüşlerdir. Meydana gelen petrol krizleriyle birlikte ekonominin her sektörü için önemli olan yenilemeyen enerji kaynaklarının tükenebilir olması ve ekolojik dengeyi bozması nedeniyle ülkeler enerji politikalarında değişime gidirek tükenemeyen temiz, ucuz ve çevre dostu olan yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmişlerdir. Bu çalışmada yenilenebilir, yenilenemeyen enerji tüketimi ve ekonomik büyüme arasındaki asimetrik ilişki Türkiye, Çin, Peru, Endonezya, Tayland, Kolombiya, Ekvator, Brezilya ve Meksika gibi seçilmiş orta-yüksek gelirli ekonomilerde 1965-2018 dönemi itibariyle analiz edilmiştir. Değişkenlerin logaritmik değerlerinin DF-GLS, KPSS ve Ng-Perron birim kök analizleri yapılmış ve değişkenlerin birinci farkında durağan olduğu tespit edilmiştir. Değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkisi yeni nesil testlerden biri olan saklı eşbütünleşme testi kullanılarak analiz edilmiştir. Uzun dönem katsayıları FMOLS tahmincisi kullanılarak, nedensellik ilişkileri de saklı hata düzeltme modeline dayalı asimetrik nedensellik testi ile incelenmiştir. Ampirik analizlerden elde edilen sonuçlar Türkiye ve diğer benzer ekonomiler ile karşılaştırmalı olarak verilmiş, uygun politika önerileri sunulmuştur.
Öncü gösterge olarak mali stres endeksi: Türkiye üzerine bir uygulama
Bu çalışmanın amacı, Türkiye ekonomisi özelinde erken uyarı sinyalleri sağlayacak yeni bir mali stres endeksi oluşturulması ve bu endeksin ekonomik aktivite değişkenleri ile ilişkisinin belirlenmesidir. Mali sürdürülebilirlik risklerini hemen hemen her zaman, düzensiz mali uyumla ilişkili tehlikelerle birlikte mali krizler izlemektedir. Çalışma bulgularının, öncü gösterge niteliği taşıyan bir mali stres endeksi aracılığıyla, mali kurumlar ile politika yapıcılara ekonomideki mali stresin algılanması ve maliye politikasının yönlendirilmesi konusunda öngörü sağlaması beklenmektedir. Bu amaç doğrultusunda öncelikle, Cottarelli (2011) tarafından geliştirilen kavramsal çerçeveden yararlanılarak sürdürülebilirlik riskinin ölçümünde ve mali stresin hesaplanmasında kullanılacak mali göstergeler seti oluşturulmuştur. Temel mali değişkenler, varlık ve yükümlülük yönetimine ilişkin değişkenler ve uzun dönem mali eğilim değişkenleri gibi mali sürdürülebilirlik göstergeleri dikkate alınarak 1990-2021 dönemi Türk mali yapısı belirlenmiştir. Çalışmada mali sürdürülebilirlik riski, Türkiye ekonomisi tarihsel ortalamalarından elde edilen mali değişkenlere dayalı olan toplulaştırılmış bir endeks aracılığıyla hesaplanmıştır. Toplulaştırma işleminde Kaminsky, Lizondo and Reinhart (1998) tarafından geliştirilen yaklaşım esas alınmıştır. Yerli yazında, Türkiye ekonomisi için erken uyarı sinyal yaklaşımını kullanarak bir mali stress endeksi oluşturmaya yönelik ilk çalışmadır. Çalışmada ayrıca, sözkonusu endeksin ekonomik aktive değişkenleri ile doğrusal dinamik ilişkisi frekans alanında nedensellik testileri aracılığıyla ve doğrusal olmayan dinamik ilişkisi ise Markov Rejim Değişim-VAR ve bu modele bağlı rejimlere dayalı nedensellik testleri ve etki tepki analizleri ile incelenmiştir. Çalışma bulgularının, mali yeniden borçlanma riskinin değerlendirilmesi birincil amacı olan bir mali izleme çerçevesinin geliştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Gelişmekte olan ekonomilerde mali sürdürülebilirliğin izlenmesi özellikle ekonomik kriz dönemleri için hayati önem taşımaktadır.
Türkiye'de finansal gelişme ve ekonomik büyüme ilişkisi
2008 senesinde ABD'de meydana gelen ve bütün ekonomileri etkileyen küresel finansal kriz, finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkisinin tekrar gündem konusu olmasını sağladı. Neticede finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki tartışma konusu haline gelerek oldukça çok yazar tarafından incelenmiştir. Gerçekleştirilen analizlerin sonuçları başka ülke örnekleri ve kullanılan farklı ekonometrik metotlar nedeniyle de farklılık göstermiştir. Bu sebepten dolayı söz konusu ilişkinin varlığı ve yönü hakkında fikir ayrılığına düşülmüştür ve bu durum kimi yazarlar tarafından "yumurta-tavuk problemi" şeklinde isimlendirilmesine neden olmuştur. Bu çalışmanın amacı, finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisini 1993 yılı 1. çeyrek ile 2022 yılı 2. çeyrek dönemi için Türkiye özelinde Granger nedensellik ve frekans alanında nedensellik sınaması ile analiz etmektir. Ekonomik büyüme değişkeni reel GSYİH'deki yıllık büyüme oranı şeklinde hesaplanırken, finansal gelişmişlik değişkeni, Aydın (2019) ve Kasım vd. (2021) tarafında yapılan çalışmalarda olduğu gibi, bankalar tarafından özel sektöre verilen kredilerin GSYİH'ye oranı şeklinde hesaplanmıştır. Söz konusu değişken için yıllık büyüme oranı hesaplanmış ve analizde bu şekilde kullanılmıştır. Çalışmada değişkenlerin durağanlık derecelerinin tespiti için ADF ve PP birim kök testleri kullanılmıştır ve analiz sonuçlarında, değişkenlerin fark durağan oldukları tespit edilmiştir. Çalışmada ekonomik büyüme ve finansal gelişmişlik arasındaki ilişki geleneksel Granger nedensellik testi ve Breitung ve Candelon (2006) tarafından geliştirilen frekans alanında nedensellik testi ile araştırılmıştır. Çalışmadaki sonuçlara göre, Türkiye ekonomisinden ekonomik büyüme ile finansal gelişmişlik arasında tek yönlü bir nedensellik ilişkisi olduğunu göstermekte ve finansal gelişmişlik ekonomik büyümeden etkilenirken, ekonomik büyüme finansal gelişmişlikten etkilenmemektedir.
Döviz kurunun dış ticaret üzerindeki etkileri: Türkiye uygulaması
Bu çalışmada hayatın her alanında karşılaşılan döviz kuru kavramının tanımlarına, ve ithalat ve ihracat faaliyetleri ile gerçekleştirilen dış ticaret hacmi üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu kapsamda 2013 yılının birinci çeyreğinden 2022 yılının 10. Ayına kadar olan dönem için oluşturulmuş örneklem çerçevesinde Türkiye'nin ithalat ve ihracat verileri Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) web sayfasından temin edilmiştir. Bununla birlikte reel döviz kurunun dış ticaret üzerindeki etkisinin analizi amacıyla ithalat ve ihracat değişkenleri kullanılmıştır. Yapılan çalışmada aylık zaman serisi analizi kullanılmıştır. Bu bağlamda öncelikle ADF ve PP birim kök testlerinden yararlanılmıştır. Beraberinde eşbütünleşme analizleri yapılarak sonuçlar ortaya koyulmuştur. Yapılan ampirik analiz neticesinde reel efektif döviz kurunda meydana gelen hareketlilikler uzun dönemde dış ticaret üzerinde etkili olmaktadır. Reel döviz kuru ihracat üzerinde hem uzun hem de kısa dönemde etkiye sahiptir. Ancak ithalat üzerinde anlamlı bir etkiye sahip değildir. Bu bağlamda karar alıcıların ve politika yapıcıların daha gerçekçi bir kur anlayışı ışığında gerçekleştirilen döviz kuru politikaları uygulamaları, cari açık ve dış ticaret açığı ile mücadele etmede etkin bir rol oynamaktadır.
KOSGEB girişimcilik destekleri yararlanıcılarının analizi ve kullanılan desteklerin dağılımı: Tekirdağ ili örneği
Son yıllarda ülkemizde girişimcilik kavramına oldukça önem verilmektedir. Girişimcilik, ekonomik yapıya olumlu katkıları sebebiyle kamu tarafından teşvik edilmekte ve desteklenmektedir. Bu doğrultuda girişimciler tarafından kurulan işletmelerin kırılgan dönemlerini rahat atlatabilmesi, kurulan işletmelerin hayatta kalma oranının arttırılması, sürdürülebilir ve istikrara sahip birer girişim olarak hayatlarını sürdürebilmesi için KOSGEB tarafından girişimcilik destekleri verilmektedir. Bu çalışmada KOSGEB tarafından uygulanan girişimcilik desteklerinin durum analizinin yapılarak, yürütülen destek çalışmalarının hükümet programları ve ulusal hedefler ile uyumunun en üst düzeye çıkarılabilmesi için öneriler ortaya koyulmuştur. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde literatür taraması yapılarak girişimcilik kavramı ele alınmıştır. İkinci bölümde KOSGEB'in destekleri hakkında bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde Tekirdağ ilinin ekonomik analizi yapılmış. Son bölümde ise Tekirdağ ilinde KOSGEB girişimcilik destekleri ile faaliyete geçmiş işletmeler incelenmiş, anket çalışmasının sonuçları paylaşılmış, bulgular ortaya koyulmuştur. Sonuç bölümünde ise çalışma bulgularından yola çıkılarak öneriler sunulmuştur.
Adam Smith ve piyasa ekonomisi kuramı
Geçmişten günümüze piyasa ekonomileri ve ekonomi teorileri tartışmalara sebebiyet vermiştir. Piyasa ekonomisinin tanımına ve işlevine yönelik eleştirilerin yoğunlaştığı bu günlerde Adam Smith'in düşüncelerini, teorilerini hatırlamak ve piyasa ekonomisinin hayatımızdaki yerini ve önemini daha iyi anlamamızı sağlamak amacıyla bu çalışma ortaya konulmuştur. Bu tez; metin çözümlemesi ve tarama üzerine bir derleme çalışmasıdır. Ana kaynağımız "Ulusların Zenginliği" eseridir. Ulusların Zenginliği eseri: Ekonomik önermelerin yanı sıra felsefe, stokastik matematik, sosyoloji ve zenginliğin ortaya çıkışı ile ilgili önemli bilgiler vermektedir. Tez içerik olarak: Piyasa Ekonomisi, Büyüme Teorisi, İşbölümü, Görünmez El Teorisi ve Emek - Değer Teorisi, Faiz kavramı ile birlikte para kavramının ortaya çıkışı ve süreçlerini içermektedir. Smith'in piyasa ekonomisi hakkında düşünceleri ve farklı dönemsel ideolojiler ile ilgili detaylı bilgilere bu çalışmada yer verilmiştir. Bu tez: İşbölümü kavramı ve işbölümü olgusunun yol açtığı yenilikler ve kişisel kazanç kavramları çerçevesinde piyasa ekonomisini şekillendiren ve düzenli işlemesini sağlayan sistem kurallarını açıklamak amacıyla ortaya konulmuştur. Smith'in düşüncelerinin evrensel olduğu ve birçok teorisinin geçerliliğini günümüzde sürdürdüğü bu tez çalışmasında ifade edilmiştir.
Dış ticaretin ekonomik büyüme üzerine etkisi: 1980 sonrası Türkiye örneği
Bu çalışmada 1980-2019 yılları arasında Türkiye'nin dış ticaretinin ekonomik büyümesine bir etkisi olup olmadığı incelenmiştir. Araştırmada Johansen Eşbütünleşme Testi ve Toda-Yamamoto Nedensellik Testleri kullanılmıştır. Test sonuçlarına göre büyümeden ihracata ve ithalata nedensel bir ilişki belirlenmemekle birlikte hem ithalat hem de ihracattan GSYİH'ye anlamlı bir nedensellik ilişkisi bulunmaktadır. Çünkü büyüme, cari açığı ve dış ticaret açığını artıran bir faktör. Dış ticaret ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkide, ilişkinin yönü ve önemi ülkeye ve döneme göre değişebilmektedir.
Yönetişim kalitesi ve ekonomik performans: OECD ülkelerinden ampirik bulgular
Yönetişim kalitesi, son yıllarda güncel çalışmalara çokça konu edilmiş ve popülerlik kazanmış bir kavramdır. Yönetişim kavramı; sahip olduğu güçlü ve kurumsal yapı ile stratejik vizyona dayalı, açık ve öngörülebilir politikalar üreten, hukukun üstünlüğünü esas alan, çok aktörlü bir yönetim modeli olarak tanımlanmaktadır. İyi yönetişim, ülkelerin ekonomik, sosyal ve siyasi boyutları hakkında bazı bilgiler sunan ve ülkelerin birbirleriyle karşılaştırılmasına imkan sağlayan bir gösterge olarak kabul görmektedir. İyi yönetişim göstergeleri bakımından başarılı bulunan devletlerin genel itibariyle ekonomik gelişme ve kalkınma bakımından da başarılı oldukları görüldüğünden, iyi yönetişimin gelişmekte olan devletlerin gelişmiş ülkeler kategorisine girmesi noktasındaki çabaları için son derece önemli bir kavram haline gelmiştir. Gelişmiş ülkeler sadece ekonomik performans olarak değil, demokrasi, insan hakları, özgürlük ve hukuk gibi alanlarda da başarılı olmak ve daha iyi seviyelerde bulunmak zorundadırlar. Bu nedenle günümüz koşullarında ülkelerin, yönetişim göstergelerindeki kalitesini artırılmaksızın sürdürülebilir bir ekonomik büyüme ve gelişmeyi gerçekleştirmeleri mümkün görünmemektedir. Bu çalışmadaki amaç, OECD ülkelerinin ekonomik büyümesi üzerindeki yönetişim kalitesi göstergelerinin etkisinin belirlemesidir. Bu doğrultuda, Dünya Bankası veri tabanında bulunan ve Dünya Çapında Yönetişim Göstergeleri arasında yer alan siyasi istikrarsızlık, ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik, düzenleyici kalite, hükümetin etkinliği, hukukun üstünlüğü ve yolsuzluğun kontrolü gibi göstergeler yönetişim kalitesini temsilen çalışmada kullanılmıştır. Ekonomik performansı temsilen ise Dünya Bankası veri tabanında yer alan Dünya Kalkınma Göstergelerine ait veriler kullanılmıştır. Çalışma kapsamında, OECD üyesi 38 ülkeye ait 2002-2021 dönemi yıllık verileri kullanılmıştır. Ekonometrik analiz aşamasında, yönetişim göstergeleri öncelikle faktör analizine tabi tutulmuş, sonrasında ise yönetişim göstergelerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi iki ayrı dinamik panel regresyon modeli aracılığıyla araştırılmıştır. Elde edilen ampirik bulgu ve sonuçlar, çalışmaya konu edilen ülkeler için yönetişim performanslarındaki artışların ekonomik performansları üzerine pozitif yansıdığı ve yönetişim kalitesinin ekonomik büyüme için önemli bir belirleyici unsur olduğu yönünde kanıtlar sağlamıştır. Bunlara ek olarak, OECD ülkelerinin yönetişim ve ekonomik performansları ile ilişkili çeşitli bulgu ve sonuçlar da sağlamıştır.
Erbil bölgesinde sürdürülebilir endüstrinin istihdam yaratma üzerine etkisi
The sustainable industry is a response to a set of crises. It aims at achieving sustainable economic development through environmentally friendly projects and using new technologies in the field of renewable and clean energies. It calls for greening existing industries, creating new sustainable industries and changing unsustainable patterns of consumption besides reducing the intensity of energy use, resource consumption, and production through waste recycling. In this context, countries pursue to envision the launching of an economy based on the transition strategy to taking into account five principal axes: energy sources whose stocks threatened with depletion. The economic crisis and the use of investments as a means of sustainable industrial development, greenhouse gas mitigation policies and job creation, and the strong conviction that a new model of sustainable development based on change consumer behavior and marketing models at present and in the future.
Siirt ilindeki barajların fayda ve maliyetleri
Bu tez çalışmasında; Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde ve Siirt ilinde yapılmış/yapılmakta olan barajların Siirt ili ekonomisine genel fayda ve maliyetleri incelenmiş ve Siirt ilinde yapılmış barajlar için Fayda-Maliyet Analizi yapılmıştır. Siirt ilinde yapılması planlanan ve proje aşamasında olan her bir baraj için bilgi aktarımı sağlanmış olup, gerekli araştırma sonucunda barajların faydaları ve etkileri ayrıntılı olarak vurgulanmıştır. Fayda Maliyet Analiz açısından barajın yapılmasının Siirt ili için uygun olduğuna karar verilmiştir. Siirt iline barajların yapılması ile tarım, enerji ve turizm alanında Siirt ilinin ileriye taşındığı görülmektedir.
İşverenlerin kayıtdışı ekonomiye yönelik tutumu: Siirt ilinde bir alan araştırması
Milli gelire kaydedilmesi gereken ve hala kayıt altına alınmayan ekonomik faaliyetlerin tümüne gayri resmi ekonomi denilmiştir. Kayıtdışı ekonominin, var olan durumunu değerlendirmek ve çalışmalara yol göstermek, kayıtdışı ekonomik faaliyetlerin ölçülmesinde zorluklar yaşandığı için farklı yöntemlerle tahmin edilmeye çalışılmıştır. Türkiye'de kayıtdışı ekonomik faaliyetlerin yüksek oranda gerçekleşmesi,durumun ne kadar vahim olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durumun önüne geçilebilmek için çözüm önerileri aranmıştır. Kayıt dışı ekonominin ortaya çıkmasında etkili olan etmenlerin ortaya konması toplum içinde oluşan sosyo-ekonomik ve mali yapılarının birlikte ele alınmasıyla imkân bulunmaktadır. Ülkeden ülkeye de kayıt dışı ekonomi üzerinde etkisi, ülkelerin gelişme endeksine, büyük ekonomik göstergelere ve ekonominin bir seviyede ilerlemesiyle ilgilidir. Bu tez çalışmasında kayıtdışı ekonominin sebepleri, sonuçları ve Türkiye'de kayıtdışı ekonominin sebep, sonuçlarına değinilmiş ve bunun vergi politikalarına yansımasının üzerinde durularak kayıtdışı ekonomide çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler:Kayıtdışı ekonomi, Türkiye'de kayıtdışı ekonomi, vergi politikaları, kayıtdışı ekonomi çözüm önerileri.
Bölgesel ekonomik kalkınmada sivil toplum kuruluşlarının önemi: Hakkari ili örneği
21. yüzyılda kalkınma kavramı bütün dünyanın neredeyse ortak sorunu haline gelmiştir. Günümüzde sıkça dile getirilen kalkınma kavramı 21. yüzyılda ortaya çıkan bir kavram olmayıp bireylerin varoluşundan bu yana toplumsal bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Devletler kalkınma problemini çözmek için çeşitli politikalar üretmişlerdir. Özellikle İkinci Dünya Savaşının yıkıcı etkisinden sonra devletlerin kalkınmasında sivil toplum kuruluşlarının önemi göz ardı edilmeyecek kadar yüksektir. Son dönemlerde teknoloji ile birlikte globalleşen dünyada insanların daha fazla etkileşime geçtiği sivil toplum kuruluşlarının önemi günden güne artmaktadır. Bu tez çalışmasında, bölgesel kalkınmada sivil toplum kuruluşları (STK)'nın rolü ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada uygulanan anket sonucunda; Hakkari ilinin kalkınması için Hakkari ilinde bulunan sivil toplum kuruluşlarının tanıtım reklam politikalarının doğru ve etkin kullanılmadığı, bundan dolayı şehrin imaj sorununun olduğu, bazılarının halkın çıkarlarını öncelemeyen ve Hakkari ilinin temel sorunlarını göz ardı eden bir anlayışa evrildikleri dile getirilmiştir. Hakkari ilinde kalkınmanın gerçekleşebilmesi için Hakkari'de bulunan bütün sivil toplum hareketlerinin beraber hareket etmesi ve sivil toplum kuruluşlarının etkinlik sahasının genişletilmesi, halkın refah seviyesini yükseltecek sosyoekonomik projeler meydana getirmesi, devletin güçlü kurumlarından daha fazla destek bekledikleri sonuçları ortaya çıkmaktadır.
Bölgesel kalkınmada turizmin rolü ve önemi; Siirt örneği
Günümüzde ulusal veya bölgesel kalkınmanın gerçekleştirilmesi, ülke ekonomileri için vazgeçilmez öneme sahiptir. Bölgesel kalkınmanın gerçekleştirilmesi için bölgeler arası dengesizliklerin giderilmesi veya en aza indirilmesi, bütün ülkeler için olduğu gibi, ülkemiz için de büyük önem arz etmektedir. Türkiye'de kalkınma önündeki büyük engellerden biri, bölgesel dengesizliklerin var oluşudur. Bölgelerarası dengesizliği gidermede turizm, Türkiye'nin bu bakımından zengin bir coğrafyada olması hasebiyle, oldukça önemli bir politika aracı olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de bölgesel kalkınmada turizmin önemi ve rolü, beş yıllık kalkınma planlamasında turizm teşvikleri, Siirt ilinin turizm potansiyeli ve Siirt ilinde turizm çeşitliliği üzerinde değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan saha çalışmasındaki bulgular, özellikle Siirt ilinin turizm çeşitliliği bağlamında önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Bununla birlikte, Siirt ilinde turizm sektörünün potansiyelini yansıtmamasında pay sahibi olan sektörel sorunların yanı sıra şehirdeki altyapı sorunlarının giderilmesiyle, bölgede turizm sektörünün canlanacağı değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, Siirt ilinin kalkınmasında kullanılabilecek turizm politika önerileri sunmaktır.
KOBİ'lerin pazarlama sorunları ve çözüm önerileri: Siirt ilinde bir uygulama
Küçük ve Orta Büyüklükte İşletme (KOBİ): Bir yılda en fazla 250 çalışanı olan ve 1 yıllık hasılatı net veya mali bilançosundan herhangi biri 125 milyon TL'yi aşmayan firmalardır. KOBİ'ler ekonomik yapının temel taşlarını oluşturmaktadır. Türkiye'deki firmaların toplamının yüzde 98,9'u bu tür işletmelerden teşekkül etmektedir. Birçok ülkede de bu oran benzerdir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci aşaması KOBİ kavramı ve tanımı özellikleri, Türkiye ekonomisindeki yeri ve pazarlama, üretim, personel, finansman, gibi kavramları sınıflandırılmaları ve tanımları incelenmiştir. İkinci bölümde KOBİ'lerin pazarlama sorunları hakkında detaylı bir değerlendirme yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise Siirt'te faaliyet gösteren 18 firma yetkilileri ile derinlemesine görüşme yöntemi ile anket yapılmıştır. Siirt ili hakkında bilgilere yer verildikten sonra araştırmanın kapsamı, amacı, yöntemi derinlemesine soruların cevapları ve bunlar ışığında KOBİ'lerin pazarlama sorunu ve çözüm önerilerine yer verilmiştir.
KOSGEB desteklerinin firmalar üzerindeki rolü: TRB2 bölgesi üzerine bir araştırma
Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler kısa adı ile KOBİ'ler, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye ekonomisi için de önemli birer unsurdur. Türkiye ekonomisinin içerisinde KOBİ'lerin dağılımı incelendiğinde; TÜİK verilerine göre sayısal olarak Türkiye'de bulunan tüm işletmelerin %99,8'i KOBİ statüsündedir. Diğer bir ifade ile Türkiye'deki 1000 işletmeden sadece 2'si KOBİ statüsü dışında, geriye kalan kısım ise KOBİ diye nitelendirilmektedir. Sayısal olarak bu kadar fazla ve önemli olan KOBİ'lerin desteklenmeleri ekonomik kalkınma açısından oldukça önemlidir. Türkiye'deki KOBİ'lerin ekonomi içerisinde hayatta kalma süreleri incelendiğinde ise; TÜİK verileri ve yapılan çalışmalara göre Türkiye'de KOBİ'lerin %95'i en fazla beş yıl ve %60'ı ise en fazla iki yıl ayakta kalma şansına sahiptir. Küresel ticaretin gidişatı değiştikçe işletmelerin, KOBİ'lerin, etkisinde kaldıkları ekonomik koşullarda değişmektedir. KOBİ'ler bu yeni durumlara uyum sağlayabilmek için desteklenmeleri ve bu desteğin sürekliliği önemlidir. KOBİ'lerin desteklenmesi için kurulmuş olan en önemli kuruluş KOSGEB'dir. KOSGEB'in kurulması, gerçek anlamda KOBİ'lerin öneminin anlaşılması ve gereken değerin verilmesi bakımından önemli bir gelişmedir. KOSGEB; küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin ekonomi içerisindeki payını, etkinliğini, rekabet etme güçlerini, sanayide entegrasyonlarını arttırmak vb. amaçlarla 3624 sayılı kanun ile 12.04.1990 tarihinde kurulmuş bir kuruluş olup Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na bağlıdır. www.kosgeb.gov.tr adresinde "Desteklenen Sektörler Nelerdir? (NACE)" başlığının içeriğinde on dört farklı sektörde üç bin beş yüz farklı iş kolunun desteklendiği yer almaktadır. Ayrıca KOSGEB tarafından yedi ana başlığın altında on sekiz farklı programda destekler yürütülmektedir. Bu tezde, söz konusu yedi ana başlık altında yer alan ve yürürlükte olan on sekiz program, Van, Hakkâri, Bitlis ve Muş illerini kapsayan TRB2 Bölgesi açısından ele alınıp değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı "bu destek programlarından yararlanan girişimcilerin aldıkları desteğin ne olduğu veya ne kadar olduğu, aldıkları destek ile birlikte firmalarında bir etki oluşup oluşmadığı, etki oluşuyor ise; oluşan etkinin firmanın öncelikle bölge sonrasında ülke pazarı ve son olarak dünya pazarına açılması üzerinde bir rolünün olup olmadığını ve girişimcilerin destek sürecinde KOSGEB kurumuna bakışları ve etkileşimlerini değerlendirmek" olarak belirlenmiştir. Veri toplamak amacıyla literatür ayrıntılı bir şekilde taranarak bir anket oluşturulmuş ve TRB2 bölgesinde desteklerin herhangi birinden yararlanan firmalara uygulanmıştır. Anket verileri ve KOSGEB'den alınan verilerin gerek SPSS programı gerekse bunun dışında ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi sonucunda: KOSGEB tarafından verilen desteklerin; firma istihdamı, firma karlılığı, net satış hâsılatı, firmanın ihracat rakamları, personel verimliliği, finansal sorunların çözümü, ürün yelpazesinin genişlemesi, e ticaret altyapısının oluşturulması üzerinde olumlu rolü olduğu, oluşan bu pozitif etkinin; firmanın bölge, ülke ve dünya pazarına açılması üzerinde rolü olduğu, TRB2 bölgesindeki firmaların; KOSGEB'in önemli bir kuruluş olduğu, iş fikri odaklı projeleri desteklediği, eğitim ve bilgilendirme çalışmalarının yeterli olduğu, kuruma ulaşmanın kolay olduğu, yöneltilen soru ve sorunlara hızlı ve etkin cevap verdiği, çalışanların yeterli bilgiye sahip olduğu, kamuoyu nezdinde olumlu bir imaja sahip olduğu, kurumun internet sitesinin yeterli olduğu konularında olumlu; destek kalem ve miktarlarının yeterli olması, desteği kısa sürede alma ve destek süreçlerindeki prosedürler konusunda olumsuz görüşlere sahip oldukları sonuçlarına ulaşılmıştır. Olumsuz olan bu görüşlerin düzeltilmesi için gerekli çalışmanın kurum tarafından yapılması bu çalışmanın sonucunun en önemli önerisidir.
Türkiye'de istihdam-işsizlik ve çözüm önerileri: Siirt ili örneği
İstihdam ve işsizlik gerek bireysel gerek toplumsal ve gerekse küresel boyutlarda ciddi önem arz eden konulardır. İlk çağlarda sorun teşkil etmese de gelişen dünya düzeni ile ortaya çıkan istihdam ve işsizlik sorunu dünyada ve ülkemizde her geçen gün büyümektedir. Gelişen teknoloji ile insana olan ihtiyaç azaldıkça bu konuların önemi de artmaktadır. Bireyin ihtiyaçlarını karşılaması için çalışması gereken bir ekonomik düzende, gelişen teknoloji ile insan gücünü saf dışı bırakan bu yeni ekonominin yarattığı zıtlık nedeniyle insanlar işsiz kalmakta ve maddi- manevi ağır darbeler almaktadırlar. Artan nüfus ve yetersiz iş alanlarının yanı sıra son dönemde tüm dünya ekonomilerine ağır darbe vuran Covid–19 etkisi nedeniyle işgücü ve istihdamın önemi daha da öne çıkmıştır. Çalışmamızda ülkemizin işgücü piyasası genel bir bakışla ele alınmış olup Siirt İli özelinde bir alan araştırması ile işgücü piyasası değerlendirilmiştir. İşgücünün, istihdamın, işsizliğin tanımı yapılarak işgücü piyasasının etkilerine değinilmiştir.
GAP ile gelişen tarımın bölgesel kalkınmadaki rolü
Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ile Türkiye'deki 7 bölgeden biri olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin kalkınmasını ekonomik geri kalmışlığın giderilmesini, diğer bölgelere denk bir ekonominin oluşmasını hedeflemiştir. Bölgenin kalkınması ile ülkenin de kalkınması amaçlanmıştır. Bu sebeple GAP'ın bölgede iktisadi kalkınmayı sağlayacak en önemli unsur olan tarımsal kalkınmadaki rolü bu tezin konusu olmuştur. GAP Bölgesi'nde tarımsal kalkınmada sürdürülebilirliği sağlayacak veriler ortaya konmuştur. Ülkemiz ve GAP Bölgesi'nin tarımsal ve iktisadi değerlendirilmesi yapılmıştır. İktisadi sorunlar dile getirilmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur. Tarımsal verim artışını sağlayacak olanaklar açıklanmıştır. GAP ile gerçekleşen ekonomik dönüşüm, güncel istatistiki veriler ışığında incelenmiş ve değerlendirilmiştir. GSYİH, Sektörel oranlar, nüfusu, ithalat ve ihracat oranları tezde GAP öncesi ve sonrası karşılaştırılacak şekilde yıl bazlı yer almıştır. GAP tarımsal kalkınma politikası doğrultusunda sulama alanları genişlemiş, ürün üretim miktarları artmış, ürün deseni ve verimlilik yıllar içinde olumlu yönde değişmiştir. Bölgedeki tarım alanları genişlemiştir. Bölgede kişi başına düşen gelir artmıştır. Elde edilen sonuçlara göre GAP birçok tarımsal üründe beklentileri karşılamakta ve başarılı olduğu ürünler de bulunmaktadır. GAP'ın ekonomik hedeflerine şu an yaklaştığı ve tamamlanınca ulaşacağı söylenebilir.
TRB1 bölgesindeki üniversitelerin teknoloji ve inovasyon sistemleri ile bölgesel kalkınma odaklı vizyonu
Bilim, teknoloji ve inovasyon sistemi, Türkiye'de bilimsel araştırma sahasına olumlu yönde katkı sağlayan kuruluşlardan oluşmaktadır. Bu sistem, vizyon (hedefe uygun görünüm) odaklı bilim ve teknoloji politikalarının ortaya çıkmasında devlete önemli katkılar sağlamaktadır. Vizyon odaklı politikaların verimli bir şekilde sürdürülebilmesi için akademisyenlerin, kamunun ve özel sektörün iş birliği yapması önem arz etmektedir. Bu iş birliğini, TRB1 bölgesinde yer alan üniversitelerin teknoloji ve inovasyon sistemi içinde bölgesel kalkınma alanında uygulanan çalışmalarının etkisini yerel ve bölgesel olarak incelemek, bir ilk olarak bu tezin amacıdır. Uygulanan anket çalışması, TRB1 bölgesindeki üniversitelerde görev yapan akademik personellere uygulanmıştır. Bölgedeki üniversitelerde İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde görev yapan akademik personele 17 sorudan oluşan anket formu uygulanmış ve toplam 250 kişiye ulaşılmıştır. Anket çalışması sonucu teknoloji, ekonomi, girişimcilik, üniversite ve sanayi iş birliği ile ilgili değişkenler ve akademisyenlerin özellikleri/görüşleri arasındaki ilişkiyi inceleyen hipotezler test edilmiştir. Üniversitelerde akademik personel ve öğrenciler için girişimcilik, marka ve patent faaliyetleri, bilime ve uygulamaya dönük projeler, teknoloji ve yenilikçi ürünlerini kendi bünyesinde değerlendirme işlemlerinin küreselleşme sürecinde önemli gelişme sağlayacaktır.