3,600
Archived Theses
12
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
İngiltere'nin Kafkasya politikası: 1917-1921
Kafkaslar, Asya ve Avrupa arasındaki ekonomik, toplumsal ve kültürel karşılaşmaların ve etkileşimlerin kesişme noktası olagelmiştir. Coğrafî özelliklerinden ötürü bölgede büyük, kalıcı devletlerin doğması mümkün olmamış, fakat bölge 19. yy.'a kadar Osmanlı ve İran gibi iki önemli Müslüman devletin rekabet alanı olmuştur. 19. yy.'ın ortalarına doğru Rusya da bu rekabetin önemli aktörlerinden birisi haline gelmiştir. Tarihî Türk-Rus rekabetinin önemli çatışma alanlarından biri olan Kafkasya bölgesinde, Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan gelişmeler, İngiltere'nin politikalarının şekillenmesinde ciddi bir faktör haline gelmiştir.Bolşevik İhtilali sonrası Sovyet Rusya'nın genelinde olduğu gibi Kafkasya'da da kaos ortamı oluşmuştu. İhtilal sonrasında sosyalist ideolojinin Kafkasya bölgesine yayılması tehlikesi İngilizler tarafından istenmemekteydi. Bunun dışında Kafkasya'da oluşan boşluğu doldurmak için bir Alman-Osmanlı ittifakı harekete geçmiştir. Savaşın ağır ekonomik yükünü kaldırmakta zorlanan Almanların Tiflis üzerinden Bakü enerji kaynaklarını elde ederek Hazar çevresini kontrol etme arzusu ile Osmanlı kuvvetlerinin Kafkasya'ya yönelerek Panturanist-Panislamist tehdidi İngilizlerin güvenlik doktrinlerini harekete geçirmiştir. İngilizler tarafından beklenmeyen bu sorunlar, İngiliz Hükümetini bölgenin kontrolünü sağlamak için somut adımlar atmaya sevk etmiştir.
Denizli'nin sosyal ve ekonomik yapısı: Tanzimat'tan II. Meşrutiyet'e kadar
XIX. Yüzyılda, Osmanlı Devleti pek çok sahada köklü değişimlere sahne olmaktadır. Özellikle 1839 Tanzimat Fermanı?nın ilanından sonra bu değişim daha da belirginleşmektedir. Bunların Osmanlı taşra teşkilatına yansımasını anlayabilmek, toplumun yaşam biçiminin belirlendiği kaza ve sancaklardaki sosyal ve ekonomik gelişmeleri tespit etmekle mümkündür. Bu düşünceden hareketle tezimizde Ege, İç Anadolu ve Akdeniz Bölgeleri arasında bir çeşit geçit niteliği taşıyan Denizli?nin 1839-1908 yılları arasındaki durumunu sosyal ve ekonomik açıdan tahlil ederek, Osmanlı Devleti?nin küçük bir kesitini aydınlatmak suretiyle az da olsa katkıda bulunabilmek hedeflenmiştir. Bu doğrultuda Denizli?ye ait başta nüfus ve temettuat defterleri olmak üzere Başbakanlık Osmanlı Arşivi?nden temin edilen defter ve belgelerle, Denizli şer?iyye sicilleri, devlet salnameleri ve Aydın vilâyet salnamelerinden yararlanılmıştır. Anahtar Sözcükler 1. Denizli 2. Osmanlı Devleti 3. Sosyal ve Ekonomik Yapı 4. ġehir Tarihi 5. 19. yüzyıl
Demokrat Parti tarım politikaları (1950–1960)
Tarım, ekonominin ve Üretimin temelini oluşturur. Bunun sebebi tarımın bir ülkenin geçim kaynakları arasında birinci sırada yer almasıdır. Geçmişteki ve günümüzdeki güçlü devletler tarıma özel bir önem göstermişlerdir. Tarımda dünyadaki en ileri teknikler kullanılsa bile, tarım doğa koşullarına büyük ölçüde bağlılık gösterir. Bu sebepten dolayı Türkiye; Tarım için avantajlı bir ülkedir. Sahip olduğu yüzey şekilleri, iklim, toprak ve bitki örtüsü ile çeşitliliğe sahiptir. Bu fiziki koşulların birbiri ile bağlantılı bir biçimde çalışması sonucu tarımsal ürünlerin büyük bir kısmı, yüksek kalitede üretilmektedir. Türkiye'nin tarımsal geleceği için, tarıma ilişkin tüm konular üzerinde hassasiyetle duran, engelleri kaldıran bir politika ortaya koymak hayati önem taşımaktadır. Bu politikanın getirdiği uygulamalar, tarımda verimlilik ve gelir artışı sağlayarak Türkiye'yi bol, kaliteli, ucuz ve dünya ile rekabet edebilen ürünler yetiştiren bir tarım ülkesi haline getirecektir. Türkiye'de Demokrat Parti'nin 1950-1960 yılları arasındaki tarım politikaları, tarımla ilgili icraatları önemli gelişmeleri beraberinde getirmiştir. Üretim alanındaki ıslah çalışmaları, tarımda makineleşme gibi gelişmeler, bu dönemin genel özelliklerindendir. Anahtar Kelimeler: Demokrat Parti, Tarım, Politika.
Türkiye Selçukluları döneminde Anadolu'da hisbe teşkilatı
İslamiyet'in ortaya çıkışından sonra meydana gelen müesseselerden biri olan hisbe teşkilatı İslam devletleri ve Türk-İslam devletlerinin tamamının idari yapıları içerisinde bulunmaktaydı. Muhtesipler tarihi süreç içerisinde çarşı-pazarların denetimi, temel gıda maddelerinin temini, ölçü-tartı aletlerinin denetimi ve toplumsal ahlaki kuralları denetimi görevlerle vazifeli memurdu. Anadolu Selçuklu devleti idari yapısı içerinde önemli bir konuma sahip olan muhtesipler görevli bulundukları eyalet ve şehirlerde mali işler, ticaretin denetlenmesi, para ayarlarının muhafazası ve toplumsal ahlaki kurulların denetlenmesi konularında en yetkili görevliydi. Devlet başkanları tarafından bu göreve getirilen muhtesipler ihtisap resmi adında bir ücret almaktaydılar. Bu dönemde muhtesibe çarşı ve pazarlarda yardım eden yardımcılarda vardı. Anahtar kelimeler: Hisbe, Muhtesib, Anadolu Selçuklu devleti, Belediye, İslamiyet
Neolitik Dönemde Güneydoğu Anadolu Bölgesi
"Neolitik Dönemde Güneydoğu Anadolu Bölgesi" adlı tez konumuzda Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki merkezleri Çanak Çömleksiz Neolitik dönem ve Çanak Çömlekli Neolitik dönem çerçevesinde inceleyeceğiz. Anadolu tarih boyunca pek çok medeniyete ve millete ev sahipliği yapmıştır.Bulunduğu konum, yer altı ve yer üstü kaynakları, coğrafyanın elverişli olması, ikliminin yerleşmeye uygun olması gibi pek çok etken Anadolu'da yerleşimi kolaylaştırmıştır. Anadolu coğrafyasında Neolitik dönem için en önemli bölge şüphesiz Güneydoğu Anadolu Bölgesi'dir.Verimli Hilal olarak adlandırılan bu bölge insanların günümüzden on binlerce yıl önce yerleşmeye başladıkları ve medeniyet kurdukları bölgedir.Bundan dolayı Güneydoğu Anadolu Bölgesi Neolitik merkezleri çok önem arz etmektedir. Bu çalışmamızda Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Şanlıurfa ili başta olmak üzere, Diyarbakır, Gaziantep, Batman, Adıyaman, Siirt illerindeki önemli Neolitik dönem yerleşim yerlerini incelemeye çalışacağız. Bu merkezlerden elde edilen günlük hayatta kullanılan malzemeler, tapınak merkezleri, mimari kalıntılar, yontma el aletleri, hayvan ve bitki kalıntıları, iskeletler, heykeller vs. gibi pek çok eser ile döneme hakkında bilgi vermeye çalışacağız. İnceleyeceğimiz dönem yaklaşık olarak M.Ö.10.500- ile M.Ö. 7000 arası dönemdir. Bu dönemin tüm özelliklerini bulabileceğimiz Güneydoğu Anadolu Bölgesi yapılan kazılarla ve yüzey araştırmalarıyla çok önemli materyalleri tarih ve arkeoloji ilmine sunmuştur. G.A.P. Projesi ve Ilısu Barajı Kurtarma Kazıları çerçevesinde bazı tespit edilen yerler kazılmış, bazılarının ise sadece yüzey araştırması yapılmıştır. Neolitik Dönem insanlığın atılım yaptığı önemli dönemlerden birisidir. Anadolu'da ise Güneydoğu Anadolu Bölgesi bu açıdan çok kıymetlidir. Anahtar Kelimeler: Güneydoğu Anadolu, Neolitik dönem, Çanak çömlek
Cumhuriyet Dönemi'nde Diyarbakır'da eğitim (1923-1950)
Uzun bir imparatorluk deneyimi sonrasında Diyarbakır vilayeti, yenilikçi bir evrenin başlangıcını temsil eden Cumhuriyet Dönemi'ne geçişte de kadim tarihine uygun olarak idari, kültürel ve ekonomik merkez olma statüsünü korumuştur. Osmanlı dönemindeki reformist kalkınmacı yaklaşımlar hayata geçirilmek istenmişse de sosyal yapıdaki yetersizlikler, idari ve mali problemlerden dolayı hedeflenen sonuçlara ulaşılamamıştır. Devamında teşekkül eden Cumhuriyet Dönemi'nde de yenilik çalışmalarında hedeflenene ulaşmak kolay olmamıştır. Cumhuriyet'in kurucu kadroları söz konusu engelleri ortadan kaldırmak ve hedeflenen gayeyi gerçekleştirmek için eğitim sahasına bilhassa önem vermişlerdir. Dolayısıyla eğitim hayatını iyileştirme çabası itibariyle Osmanlı ile ortak hedeflere sahip bir yaklaşımın tezahür ettiği dönemi incelediğimizden konuya XIX. yüzyıl eğitim hayatı ile başlanmıştır. Çalışmamız köklü bir eğitim sistemine sahip olan Osmanlı Devleti'nin son dönem Diyarbakır eğitim kurumlarıyla başlar. Nihai itibariyle yeni rejim eğitim politikaları, hemen Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte sil baştan oluşturulmamış; erken Cumhuriyet Dönemi'nin başlarında Osmanlı'nın eski kurum anlayışı ve politikaları uygulanmaya devam edilmiştir. Dolayısıyla I. Bölümde Cumhuriyet Dönemi eğitim kurumlarının ilk teşekkül dönemlerine yani Osmanlı Devleti'nden miras kalan eğitim kurumları ile bu kurumlarda uygulanan politikalar ele alınmıştır. II. Bölüm ise Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş döneminde Diyarbakır okur-yazar durumu ve noksanlıklarının gerekçe analiziyle başlar. Genel değerlendirmelerden sonra Diyarbakır'daki ilk mektepler tespit edilerek, bu mekteplerde uygulanan program ve müfredat durumu ile yıllara göre öğretmen, öğrenci, tahsis edilen bütçeleri hakkında bilgiler sunulmuştur. Ayrıca genel değerlendirmelerin yanında Diyarbakır merkezinde bulunan okulların arşivlerinde derlenen bilgiler ışığında her okullun durumu ve tarihsel gelişimi ayrıca ele alınmıştır. İlk mekteplerin günümüze ulaşmış binaları da ziyaret edilmiş, bunlar fotoğraflanarak ekler bölümünde sunulmuştur. İlk mektepleri orta mektepler takip eder. Mesleki eğitimin dışında kalan düz orta mektepler tanıtılmış ve uygulanan müfredat ile programlar ve bunların değişim evre ve içeriklerine değinilmiştir. Sonrasında lise düzeyindeki okullar tespit edilerek önce tarihsel süreç gelişimine ışık tutulmuştur. Akabinde okulların bölümleri tespit edilip her birinde eğitim gören öğrenci sayıları derlenmiştir. Zaman zaman bu öğrencilerin profiline de ışık tutulmuştur. İnceleme dönemimizin tek lisesi olan ve günümüzde Ziya Gökalp Lisesi adını taşıyan okulun muazzam bir arşivi bulunduğundan okulla ilgili bir hayli bilgi derlenmiştir. Ancak konuya yeni rejimin idadilere bakış açısı ile diğer bölümlerde olduğu gibi yine yıllara göre müfredatta yapılan değişiklikler ve bu kapsamda okutulan ders ve saatleri tespit edilmiş ve tablolara dökülmüştür. Sonrasında okulun yıllara göre öğrenci, öğretmen bütçe durumu ile tarihi gelişim süreci aktarılmıştır. Bölgenin tek ve köklü okulu olduğu için hayli ünlü kişiyi de mezun etmiştir. Bizler de okulun öğrenci kütüklerinden ve söz konusu öğrencilerin hatıratlarında bunları tespit ederek çalışmaya aktardık. Ayrıca okulun arşivinden çalışma dönemimizle ile ilgili belge ve diplomalar taranmış akabinde dijital ortama aktarılarak ekler bölümünde istifadeye sunulmuştur. Her bir devrenin ayrı ayrı öğretmen, öğrenci, tahsis edilen bütçe grafiği çıkarılmıştır. En son olarak da ortaöğretim, artı ve eksi yönleriyle analiz edilip, değerlendirilmiştir. III. bölümde mesleki eğitim sistemi teferruatıyla incelenmiştir. Meslek okulları ve akabinde Osmanlı Devleti döneminde varlık göstermiş ve Cumhuriyet'in ilanı sonrasında faaliyetlerini devam ettirmiş olan Diyarbakır azınlık okulları da incelemeye dahil edilmiştir. Bünyesinde azınlık okulu hizmeti barındırmış olan kiliseler ziyaret edilerek bilgiler derlenmiştir. Öncelikle Diyarbakır Vilayeti dahilinde bulunan Diyarbakır, Mardin ve Ergani sancaklarında faaliyet göstermiş olan cemaatlere ait okullar ve bu okullar hakkında istatistiki veriler çalışma içerisinde tablo halinde verilmiştir. Sonrasında Diyarbakır merkez azınlık okullarının isim ve eğitim mahalli tespit edilerek tarihsel sürecine ışık tutulmuştur. Söz konusu okulların öğretmen ve öğrenci durumu tespit edilmiştir. Son olarak da Diyarbakır kültür durumuna atıfta bulunulmuştur. Kütüphane bakımından zengin bir geçmişe sahip olan Diyarbakır'ın kitaplıklarıyla ilgili bilgiler sunulmuştur. Özellikle "Kitap Saraylarının" Diyarbakır kültür hayatındaki yeri, kuruluş çalışmaları ve okur-kitap istatistikleri derlenip genel kültür hayatı hakkında değerlendirmeler sunulmuştur. Yukarıda mevzu bahis edilen çalışmalara konu edilen kurum ve politikalar ile ilgili belge ve fotoğraflar derlenip ekler kısmında sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Maarif, Diyarbekir Mektepleri, Cumhuriyet Dönemi Eğitim Programı, Azınlık Mektepleri, Kitap Sarayları, Köy Enstitüleri, Tevhi-i Tedrisat, Tedris, Sanat Mektebi, Ziya Gökalp Lisesi.
437 numaralı Nüfus ( Medrese yoklama ) Defterinin transkribi ve değerlendirmesi
Osmanlı'yı kısa bir zaman diliminde küçük bir beylikten üç kıtaya hükmeden bir cihan devletine dönüştüren unsurların başında, başarılı eğitim politikaları gelmektedir. Özellikle medreselerde yetişen ilim irfan âşığı, liyakat sahibi kişiler devlet yönetiminde önemli görevler almış ve bu görevlerini icra ederlerken engin hoşgörüleriyle farklı milletleri bir arada yaşatmayı başarabilmişlerdir. Bu ilim yuvalarında dini bilimlerle birlikte pozitif bilimler de okutulmaktaydı. Medreseler vakıflara bağlı olup eğitim parasızdı ve burada eğitim görenlerin barınma, gıda ve giysi ihtiyaçları vakıflar vasıtasıyla karşılanırdı. Modern eğitim sistemlerindeki orta ve yüksek eğitim kurumları ile eşdeğer olan medreseler genellikle külliye hâlinde idi ve uhdesinde kütüphane, imaret, cami gibi yapılar da bulunmaktaydı. Osmanlı Devleti, geçmiş kültür ve medeniyetlerden gerektiği gibi istifade etmiş ve kendisine kadar ulaşan tarihi ve kültürel mirası Türk-İslam potasında eriterek, kendi mayasıyla yoğurmuştur. Osmanlı bu sayede Türk-İslam kültür ve medeniyetini değişik coğrafyalara taşımış, farklı milletleri bir şemsiye altında toplamayı başarmış ve üç yüz yıl boyunca dünyanın tek süper gücü olmuştur. Osmanlı'nın tarihine ve eğitim sistemine ışık tutacağı inancıyla araştırmamızı Osmanlı medreselerinin kuruluşu, işleyişi, kurumsal yapısı, nasıl bir müfredat takip ettiği hususlarını incelemek amacıyla yapmaya başladık. Osmanlı eğitim kurumlarının hangi geleneğin temsilcisi olduğunu ve bu kurumsal yapıyı nasıl geliştirdiği sürecini kısaca açıkladık. Medreselerin mimari yapısı hakkında genel bilgiler verdik. Sonra Asitâne'de (İstanbul) 1.ciltteki mevcut 1-23 nolu medreselerde sakin talebelerin nüfus defterinin transkripsiyonunu yaptık. Asitâne'de (İstanbul) 1.ciltteki mevcut 1-23 nolu medreselerin yapılış süreçleri, kurumsal statüleri, tarih içerisindeki seyirlerini de açıklayarak genel bilgiler sunduk. Medreselerdeki nüfus kayıtları bilgilerinden talebelerin doğum yerlerinin hangi sancaklara bağlı olduğunu tespit ettik ve bu talebelerin hangi toplumsal statüden olduklarını belirlemeye çalıştık. Talebelerin var olan unvanlarını, doğum tarihlerinden yaş ortalamalarını belirledik. Elde ettiğimiz bilgileri tablolaştırarak istatistikî veriler ortaya çıkardık ve bunların değerlendirmesini yaptık. Hülasa, naçiz çalışmamızın şanlı ecdadımıza minnetlerimizi ifade eden bir katre olması, bizler için büyük bir saadet vesilesidir. Manevi hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz. Ruhları şad olsun!.. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, medrese, nüfus defteri, İstanbul (Asitâne),talebe, nüfus istatistikleri
144 numaralı (1805/1806-1806/1807 M.) (1220-1221 H.) Beşiktaş Şer'iyye sicili
Şer'iyye sicilleri Türk Tarihinin en önemli kaynaklarındandır. Çünkü bu kaynaklar dönemin sosyal yapısı, ticari hayatı, devletin siyasi, askeri ve iktisadi yapısı hakkında çeşitli bilgiler vermektedir. Bu araştırma da aslı İstanbul'daki Müftülük Arşivinde olan 144 Numaralı (1805/1806-1806/1807 M.Tarihli) Beşiktaş Şer'iyye Sicillerini çevirmeye çalıştık. Çalışmamız toplam dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Osmanlıda kadılık müessesi verildi. İkinci bölümde şer'iyye sicillerinin tanımı, önemi ve ihtiva ettiği belge çeşitleri incelendi. Üçüncü bölümde kısaca belge özetleri verildi. Dördüncü bölümde de belgelerin çevirisi yapıldı. Bu çalışmadaki toplam 329 belgenin içeriğinde ferman, berat, hüccet, i'lâm, ma'ruz, mürasele gibi konular bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Beşiktaş, Şer'iyye Sicilleri, kadı, Sicil
1837 .M (1253 H.) tarih ve 20 numaralı Kütahya Şerʻiyye Sicili
Bu çalışmada 1837 M. (1253 H.) Tarih ve 20 Numaralı Kütahya Şerʻiyye Sicili'ni çevirmeye çalıştık. Çünkü tarih araştırmalarında Osmanlı Devleti döneminden günümüze intikal eden bu belgelerin ilk elden kaynak olduğunun bilinci içerisindeyiz. Tez dört bölümden oluşur. 422 belgeden oluşan sicilde çeviri ve değerlendirmenin yanı sıra kadılık kurumu ve şerʻiyye sicili hakkında bilgi verilir. Bu çalışma hicri 1250 yılı Kütahya'nın ekonomik ,idari, sosyal ve hukuki yönünü sunmak amacı ile yapılmıştır.
I. Dünya Savaşı sonuna kadar Macaristan
Göçebe bir yaşam süren Macarlar yerleşik düzene 890 yıllarında Karpatlar Havzası'na gelmeleri ile geçmişlerdir. O nedenle bu dönem yurt tutuş evresi olarak da isimlendirilmiştir. Yaklaşık 1000 yıllarında Aziz István döneminde Hristiyanlığı benimseyerek buradaki varlıklarını pekiştirmişlerdir. XIV. yüzyıla gelindiğinde Türklerle karşılaşmışlar ve Mohaç yenilgisinin ardından Macar Devleti dağılmış ve üç parçaya ayrılmıştır. Topraklarının bir kısmı Osmanlı yönetimine, bir kısmı Avusturya yönetimine geçmiştir. Fakat Osmanlı Devleti'nin bölgede gücünü yitirmesiyle ondan kalan otorite boşluğunu ve Macaristan topraklarını Avusturya ele geçirmiştir. Fakat Avusturya İmparatorluğu'nun baskıcı sindirici politikaları Macarları ayaklanmaya itmiştir. Önce İmre Thököly, ardından da Ferenc Rákóczi önderliğinde iki defa ayaklandılarsa da başarılı olamamışlardır. Avrupa'da Fransız İhtilali'nin etkileri hızla yayılırken milliyetçi düşünceler de gittikçe kuvvetlenmiştir. Bu durumdan rahatsızlık duyan Avrupalı devletler, Fransız İhtilali'nin etkilerini hafifletmek amacıyla 1815'de Viyana Kongresi'ni gerçekleştirmişlerdir. Avrupa milliyetçilik akımı ile çalkalanırken, bağımsızlık ateşiyle yanan ve Avusturya'nın baskıcı yönetiminden usanan Macarlar 1848 yılında Lajos Kossuth önderliğinde ayaklanmışlardır. Tam muvaffakiyet elde edecekken Rusya'nın Avusturya'ya yardımı üzerine geri adım atmak zorunda kalmışlardır. Bundan sonra Macarlar 1867'de ikili monarşi kurulana dek kendi kabuklarına çekilmişlerdir. Dış politikada milliyetçi söylemlerin artması İtalya'nın ve Almanya'nın birliğini sağlaması Avusturya'nın gözünü korkutmuş, arkasını sağlama almak adına Macarlar'a ikili monarşi teklifinde bulunmuşlardır. Avrupa'daki çıkar çatışmaları ve yapılan çeşitli uluslararası anlaşmalar Avrupa'da bloklaşmalara neden olmuştur. Avusturya'nın Bosna Hersek'i işgal ve ilhakı ile büyük savaşın zemini hazırlanmıştır. Avusturya veliahdının bir Sırplı tarafından öldürülmesi sonucu Avusturya-Sırbistan Savaşı başlamış, diğer devletlerin de katılımıyla bir dünya savaşına dönüşmüştür. Savaşı Avusturya'nın da bulunduğu İttifak bloğunun kaybetmesiyle İkili monarşinin, milliyetçi düşüncelerin de tesiriyle parçalanma süreci hızlanmıştır. Yenilen devletlerin durumunu görüşmek üzere Paris Barış Konferansı toplanmış, yenilen devletlerle barış antlaşmaları imzalanmıştır. Bu kapsamda Macaristan ile de Trianon Antlaşması imzalanmıştır. Dağılmanın ardından Macaristan topraklarının ve nüfusunun yaklaşık 2/3'ünü kaybetmiştir. Kaybedilen topraklar, Çekoslavakya, Avusturya, Yugoslavya, Romanya, Ukrayna, İtalya ve Polonya'ya Paris Barış Konferansı neticesinde imzalanan antlaşmalarla verilmiştir.
Peçenek ve Kıpçakların Bizans Devleti ile olan ilişkileri
Dünya tarihi içerisindeki en önemli milletleri arasında gösterilen Türkler, ilk ortaya çıktıkları coğrafyada; iklimin elverişsizliği, otlakların darlığı, salgın hastalıklar, iç ve dış baskılar, yeni yurtlar elde etme arzusu vb. gibi nedenlerden dolayı M.Ö. IV. yüzyıldan başlayıp M.S. XV. yüzyıla kadarki tarihi süreçte düzenli ve süreklilik arz eden göç dalgaları halinde Orta Asya merkezli olarak göç hareketlerinde bulunmuşlardır. Türk tarihinin arka ve tozlu sayfaları arasında kalan Peçenekler ve Kıpçaklar, IX. yüzyılda Orta Asya'dan batıya doğru göç ederek sırasıyla Kafkaslar, Karadeniz'in kuzey bozkırları, Orta Avrupa, Balkanlar ve Anadolu coğrafyalarına yayılmışlar. Hatta Kıpçakların bir kısmı ise Ortadoğu ve Güney Asya coğrafyalarını da içine alacak şekilde geniş bir alana yayılmışlardır. Bu geniş coğrafyalarda hüküm süren Peçeneklerin ve Kıpçakların, bu sahada; Hazar, Moğol, Gürcü, Selçuklu Rus, Bulgar, Macar ve Bizans İmparatorluğu gibi döneminin güçlü devlet ve toplulukları ile sürekli olarak temas halinde olmaları hasebiyle bu devlet ve toplulukların kimi zaman kaderlerine dahi direkt olarak etki ettikleri görülür. Her ne kadar Peçenek ve Kıpçaklar yaşadıkları coğrafyalarda yağmacı, yakıp yıkıcı veya işgalci topluluklar olarak gösterilse de dönemin tarihi süreçteki şartları düşünüldüğünde, ''barbarlık'' olarak nitelenen bu faaliyetlerin '' sadece hayatta kalmanın vermiş olduğu bir içgüdüden kaynaklandığı'' görülür. Bahse konu geniş bir coğrafyada hüküm süren Peçenekler ve Kıpçaklar, o dönemde dağınık halde yaşayan diğer Türk zümrelerini bir çatı altında toplayamadıklarından dolayı bahse konu coğrafyalar üzerinde herhangi bir devlet veya hanlık sistemini tesis edememişlerdir. Bu nedenle Peçenek ve Kıpçaklar, zamanla başka kültürlerin tesirleri altına girerek milli kimliklerini kaybetmişler ve Hristiyanlaşmışlardır. Anahtar Kelimeler: Orta Asya, Peçenek, Kıpçak, Barbar, Göç.
Cengiz Han ve Türk-Moğol devleti
Dünya tarihine deha sahibi bir lider olarak geçen ve cihân fatihi olarak zikredilen Cengiz Han'ın hayatı, siyasi faaliyetleri, Türk-Moğol İmparatorluğu'nun özellikleri ve tesirleri, ekonomik temelleri üzerinde durdum. XIII. yüzyılda tarih sahnesine çıkan Cengiz Han; Türk-Moğol bütün unsurları, Moğol adı altında birbirine kenetlemiş ve küçük bir kabileden, Türk kültür mirası üzerinde büyük bir imparatorluk vücûda getirmiştir. Türkler ile meskûn coğrafyaların da hâkimiyet altına alınmasıyla birlikte bu büyük imparatorluk tarihe; Türk–Moğol İmparatorluğu olarak da geçmiştir. Cengiz Han, ne Hristiyanlığın, ne de İslâmiyet'in öğretilerini benimsememiş sadece, Gök Tanrı inancına sahip olmuştur. Fakat; onun Tanrı'ya olan bağlılığı, üstün zekâsı, liderlik vasıfları ve dönemin şartları onu başarıya taşımıştır. Temellerini Cengiz Han'ın attığı bu imparatorluk; Doğu Avrupa'da Altın Orda, İran'da İlhanlılar, Orta Asya'da Çağatay Hanlığı ve Çin'de Kubilay Hanlığı olarak, farklı coğrafyalarda farklı isimler adı altında devam etmiştir. Türk kültüründen bu kadar etkilenen ve ilk hocaları da Uygurlar olan Moğollar, üstün Türk kültürü karşısında tutunamamış ve sonradan Türkleşip, İslâmiyet'in etki alanı içerisine girmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Cengiz Han, Moğollar, Türkler, Türk-Moğol İmparatorluğu.
18. yüzyılda Tuna nehri donanması (1711-1792)
18. Yüzyılda Tuna Nehri Donanması (1711-1792) adlı bu çalışma ile Osmanlı Devleti'nin, Balkanlarda ve Avrupa'daki hâkimiyetinin adeta sembolü olan Tuna ince donanmasının durumu tespit edilmeye çalışılmıştır. Devletin Avrupa'ya doğru aldığı sefer kararları, donanmadaki tamir ve inşa faaliyetlerinin yoğun bir şekilde başlamasına yol açardı. Bu tamir ve inşa faaliyetleri geniş bir organizasyonu gerektiriyordu. Her şeyden evvel organizasyonu yürütecek en yetkili isimden, hizmetli sınıfına kadar bütün çalışanların hazırlanması, gemi donatmak için ihtiyaç duyulan malzemelerin ve gemi imalatında gerekli olan hammaddelerin, bulundukları yerlerden ilgili tezgâhlara güvenle aktarılması son derece önemliydi. Bunun yanında hem İstanbul'da hem de Osmanlı Tunası üzerindeki tersanelerde, yaptırılması emredilen gemi, çeşitleri ve bu gemilerin özellikleri, söz konusu yüzyılda devletin gemi teknolojisini göstermesi açısından mühimdir. Bütün bu konuların yanısıra donanma personelinin ücretleri, bu ücretlerin karşılandığı kaynaklar, sağlık hizmetleri, gıda ürünleri ve bu ürünlerin sevkiyatı, Tuna'nın güvenliği gibi konular ayrı ayrı başlıklar altında metinde geniş yer bulmuştur. Osmanlı donanma tarihinin Tuna ayağı, birçok yönüyle incelenerek, Tuna ince donanmasının yeri ve önemi üzerinde durulmuştur. Tuna Nehri'nde, Osmanlı donanmasının siyasi, ekonomik ve teknolojik gelişmelere paralel olarak nasıl bir konumda bulunduğu ve bu konumunun Osmanlı siyasi tarihine etkisi konularına da cevap aranmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Tuna Nehri, İnce Donanma, Gemi, Kaptan.
Rusya'nın Ortadoğu'ya yönelik dini politikalarında misyoner kurumları (1840-1917)
Sanayi İnkılabı Batılı devletlerin hammadde ve pazar ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Bu durum sanayileşmeye başlayan devletlerin sömürge arayışı içerisine girmesine neden olmuştur. 1699 Karlofça Antlaşması'nın imzalanmasının ardından Avrupa kıtasından yavaş yavaş çekilmeye başlayan Osmanlı Devleti batıdaki teknolojik ve bilimsel yenilikleri takip edememesi, kapitülasyonların Avrupalı devletlerce sömürü aracı olarak kullanılması nedeniyle 19.yüzyılda çöküş sürecine girmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun üç kıtaya hakim stratejik coğrafi konumu, teknolojik yetersizlik nedeni ile işletilmemiş yer altı ve yer üstü zenginlikleri sömürgeci devletler için bulunmaz fırsatlar sunmaktaydı. Kapitülasyonlarla sağladıkları imtiyazların yanı sıra merkezi otoritenin zayıfladığı Osmanlı ülkesinde arzularını daha kolay gerçekleştirecekleri ve nüfuzlarını daha fazla arttırabilecekleri başka bir vasıtaya ihtiyaçları vardı. Sonuçta kapitülasyonlar Osmanlı Devletinin iradesine bağlı hukuki bir işlemdi. Bu noktada, dinin devlet çıkarlarını gerçekleştirmenin bir vasıtası olarak dış politikaya girmesi ve Fransız Devrimi'nin ürünü olan milliyetçilik fikriyle birleşmesi Osmanlı içerisindeki azınlıkların kaderini değiştirmişti. Avrupalı Devletler İmparatorluk içerisinde kendi nüfuz alanlarını oluşturmak için Hıristiyan azınlıklar üzerinde dinsel politikalarını alabildiğine uygulamışlardır. Bunu kimi zaman 19.yüzyılda Osmanlı ülkesini istila eden dini misyonları aracılığıyla, misyonların yetersiz kaldığı durumlarda ise diplomatik temsilcilikleri ile Hıristiyanların azınlıkların uhrevi ve dünyevi reislikleri olan Patrikhaneler vasıtasıyla gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Batılı devletlerin her biri kendi mezhebini etkin kılmak ve yaymak için başta "Kutsal Topraklar" olarak tabir edilen Suriye ve Filistin olmak üzere İmparatorluk genelinde kıyasıya bir mücadeleye girmişlerdir. Bu dinsel mücadele siyasi, diplomatik, ideolojik ve askeri yönlerden de desteklenmiş Osmanlı Devletinin yıkılmasının en büyük sebeplerinden biri olmuştur. Bu bağlamda Batılı Devletlerin yayılmacı ve sömürgeci siyasetleri karşısında Osmanlı İmparatorluğunun kuzeyinde gittikçe güçlenen, ticaret yolu ile ekonomisini güçlendirmek isteyen bu nedenle de sıcak denizlere açılmayı milli politikası haline getiren Rusya'nın din, etnik köken ve kültür olgularını dış politika aracı olarak kullanmaması düşünülemezdi. Üstelik Osmanlı'ya olan coğrafi yakınlığı, nüfuz edebileceği Ortodoks nüfusun fazlalığı, Doğu Kiliselerinin Rusya'ya olan sempatisi nedeni ile diğer ülkelere göre daha avantajlı durumdaydı. Rusya için önemli olan bu avantajı çıkarlarını en yüksek düzeyde maksimize edecek şekilde diğer devletlere karşı kullanmaktı. Bu nedenle Rusya başta aynı mezhebe mensup oldukları Ortodokslar olmak üzere Ermeniler, Süryaniler ve diğer azınlık Hıristiyanları kullanarak Osmanlı İmparatorluğu içerisinde nüfuz alanları oluşturmaya çalışmıştır. Bu Hıristiyan azınlıklar da Rusya'ya kurtarıcı gözüyle bakmışlar, ileride kendi bağımsız devletlerini kurmak ümidiyle himayesini talep etmekten çekinmemişlerdir. Rusya'nın misyoner faaliyetleri Suriye, Filistin ve Urmiye'de yoğunlaşmış din, eğitim, iletişim ve bilimsel alanda çalışmalar yapmışlardır. Ancak 1905 Rus-Japon Savaşı ve I.Dünya Savaşı Rusya'nın kaderini de etkilemiştir. Savaşın başlamasıyla birlikte İtilaf Devletleri tarafında yer alması nedeniyle bütün diplomatik ve dini temsilcilikleri kapanmış 1917 Bolşevik İhtilali ile de bir daha açılmamıştır. Diplomatik temsilcilikler ancak Rus Çarlığı yerine kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği adına yeni kurulacak Türkiye Cumhuriyeti'nde açılmıştır. Savaş sonrası ayakta kalabilen dini temsilcilikler ise Sovyet rejimi tarafından değil Amerika'da Kurulan Rus Ortodoks Kilisesi tarafından desteklenmiştir.
XII-XV. yüzyıllarda Anadolu'da musiki ve eğlence kültürü
Tarih boyunca müzik, insanların duydukları; hüzün, korku, endişe gibi duygularını unutturup, dinlenmeleri, farklı duygular yaşayabilmeleri, eğlenmeleri için bir araç olmuştur. Müziğin, insanı dinlendirirken, bir yandan da ruhen ve bedenen tedavi edici etkileri de zamanla gün yüzüne çıkmıştır. Türkler, Orta Asya'dan Anadolu'ya yurt kurmalarına kadar geçen zamanda, müzik ve eğlence ile iç içe olmuştur. Hunlardan itibaren, müzik eğlencenin biri unsuru olmaktan öteye geçip, sanat dalı olarak da büyük ilerlemeler göstermiştir. Türkler, İslamiyetten sonra Arap ve Fars kültürünün de etkileriyle, müzik ve eğlence kültürlerini zenginleştirmişlerdir. XII. ve XV. Yüzyıllar yalnız siyasi değil, sosyo-kültürel açıdan da Anadolu tarihi için önemli dönemlerdir. Gerek Anadolu Selçuklu gerekse sonrasında gelen Osmanlılar, Anadolu'yu siyasi, sosyal, kültürel ve sanatsal alanlarda, önde tutmayı başarmış devletlerdir ve bu devletleri kuran Türkler, eğlenmeyi, gülmeyi, kutlamaları oldukça coşkulu yaşamış, bu coşkularına eşlik etmesi için de en büyük aracı olarak müziği ve eğlence öğelerini kullanmışladır. Soylu kesimden halk kesimine kadar eğlencenin büyüklüğü, ve şaşası onu düzenleyenin de gücünü temsil ettiğinden, eğlence sektörü oldukça önemli bir etkinlikti. Bu sektörde çalışanlar, ister mektepli, ister alaylı olsun, amaç, müzik için farklılık ve güzellikler sunmaktı. Milletlerin, eğlenme şekilleri ve eğlenmeye bakış açıları, bunun için kullandığı müzik ve oyunlar, bir nevi o milletin kültürel karakterini oluşturmaktadır. Kaldı ki, Anadolu'da ortak eğlence öğelerinin yanı sıra, yöreden yöreye farklılık gösteren eğlence ve müzik tarzları da, zengin bir milli kültürün ve kültür karmasının göstergesidir. Anahtar Kelimeler: Müzik, Anadolu, Türkler, Eğlence, Kültür,
Başbakanlık Osmanlı arşiv belgelerine göre Makedonya'da Bulgar çete faaliyetleri (1870-1912)
Osmanlı Devleti'nin egemenliğinde bulunan Balkan coğrafyası 19. yüzyıl'dan itibaren çeşitli sıkıntılar yaşamaya başlamıştır. Bu sıkıntıların belki de en önemlisi Fransız İhtilali'nin neden olduğu milliyetçilik akımıdır. Birçok etnik grubu içinde barındıran Osmanlı Devleti de bundan nasibini alacaktır. Bu etnik gruplar arasında öne çıkanlardan bir tanesi de Bulgarlardı. Bulgarlar, milli uyanış yolundaki ilk mücadelesini Rum Patrikhanesine karşı yapmıştır. 19. Yüzyıldan itibaren Rum Patrikhanesi ile giriştikleri mücadeleden galip ayrılarak dini özgürlüklerini elde eden Bulgarların bundan sonraki hedefi, Osmanlı'ya karşı mücadele ederek siyasi bağımsızlık etmek olmuştur. Bulgarlar bağımsızlık elde etmek amacıyla gözünü Makedonya bölgesine dikmiştir. Makedonya bölgesi sahip olduğu stratejik önemi nedeniyle Balkanlar'da ön plana çıkmaktaydı. Makedonya'yı Osmanlı'dan koparmak için Bulgarlar tarafından birçok silahlı çete oluşturulmuştur. Bulgar çeteleri Makedonya bölgesini karıştırıp Osmanlı'nın güçsüzlüğünü ispat etmeyi amaçlamışlardır. Osmanlı Devleti de bu çetelerin saldırılarını ve faaliyetlerini engellemek amacıyla çeşitli önlemler almaya çalışmıştır. Anahtar Kelimeler: Bulgar Çeteleri, Makedonya, Osmanlı Devleti, Komite
2 numaralı Mühimme-i Mektume Defteri (H.1208-1211/M.1793-1797)
Devletin bekası ve birliği için gizli tutulması gereken evrakların kaydolduğu yer Mühimme-i Mektumedir. Mühimme-i Mektume Osmanlı Tarihinin en önemli kaynaklarındandir. Osmanlının içinde eşkıyalık yapan, birliği bozan, isyan çıkarmaya çalışanlar ile ilgili merkezin gizli talimatı ile cezalandırlması bize hem suç ve cezaların içeriği ve niteliği hem de sosyal ve ekonomik anlamda dönemi tahlil etmemize yardımcı olmaktadır. Bu çalışma da Mühimme-i Mektume Defterini 61-90(H.1208-1211/M.1793-1797) çevirmeye çalıştık. Çalışmamız iki bölümden oluşmakta olup ilk bölüm de kısaca belge özetleri, ikinci bölümde ise belgenin çevirisi yapıldı. Bu çalışmada merkezden gelen hükümler Beylerbeyi, Alaybeyi, kadı naibi vb… görevlilere yazılan hükümleri içermektedir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Eşkiyalık, Gizli Hükümler, Mühimme Defterleri.
2 numaralı Mühimme-i Mektume Defteri (H. 1208-1211/M. 1793-1797) transkripsiyon ve değerlendirilmesi (s. 1-30)
Günümüzdeki Bakanlar Kurulu'nun işlevini gören Divân-ı Hümayûn toplantılarında iç ve dış meselelere ait idari, iktisadi, içtimai, askeri konular ve halkın şikâyetleri görüşülür, bunun sonucunda alınan önemli kararlar Mühimme Defterleri'ne kaydedilirdi. Bu defterler, modern tarih çalışmalarında kullanılmasının yanı sıra, yüksek karar organı vazifesi gören Divân'dan kalan belgeler olduğu için, hukuk tarihi açısından da önemli bir yer tutar. Toplamda 419 adet olan Mühimme Defterleri'nde, Osmanlı Devleti'nin merkez ve taşra teşkilatının yönetim ve askeri birimlerinin yapısı, çalışma şekilleri, savaş tarihleri, devlet ve gayr-i müslim halk arasındaki ilişki, hac siyaseti, kutsal bölgelerin korunması ve idaresi gibi önemli konularda bilgi içermektedir. İçerdikleri bu bilgilere göre; Rikâb Mühimmesi, Ordu Mühimmesi, Kaymakamlık Mühimmesi, Mektum Mühimmesi, Mısır Mühimmesi gibi çeşitli isimler almıştır. Mühimme-i Mektume, devlet için çok gizli olan kararların tutulduğu defterlerdir. Bu defterler, Hicri 1203-1302 Miladi 1788-1885 yılları arasında tutulmuş ve sayıları onu geçmemektedir. Mühimme-i Mektum Defterleri'ni inceleyerek, dönemde yapılmış yolsuzluk, eşkıyalık ve bu kimselere verilmiş cezalar hakkında bilgi edinebiliriz. Anahtar Kelimeler: Divân-ı Hümayûn, Mühimme Defterleri, Mühimme-iMektum, Osmanlı Devleti, Şikayet
Cumhuriyet Dönemi gayrimüslim milletvekilleri
Osmanlı Devleti'nde yenileşme hareketlerinin başladığı Tanzimat Fermanı ile yavaş yavaş demokrasiye doğru bir yönelişin olduğu görülmektedir. 1876 yılında Kanuni Esasi ve I. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte Osmanlı Devleti'nde parlamenter bir sisteme geçilmiştir. Meşruti sistemin gereği olarak açılan Meclis-i Mebusan'da Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yaşayan tüm ulusların temsilcileri yer almıştır. Bu temsilciler içerisinde gayrimüslim unsurlar da bulunmuştur. Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nı kaybetmesinden sonra İstanbul işgal edilmiş ve İtilaf Devletleri kuvvetleri tarafından Mebusan Meclisi zorla kapatılmıştır. Bunun üzerine Mustafa Kemal önderliğinde Ankara'da 1920 yılında olağanüstü yetkilere sahip Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. Daha sonra 1923 yılında saltanatın kaldırılmış, cumhuriyet ilan edilmiştir. Milli bir meclis özelliği taşıyan TBMM'de 1935 yılına kadar gayrimüslimler yer almamıştır. Fakat 1935 yılı seçimlerinde bağımsız adaylar için kontenjan ayrılmasıyla meclise girebilmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Parlamento, Gayrimüslim Milletvekilleri.
Eski İran uygarlıkları ve yerleşim yerleri (M.Ö.6.bin-M.Ö.700)
Eski İran tarihi çalışmaları hem İran'ın hem de civar bölgelerin tarihinin aydınlatılması açısından son derece önemlidir. Eski İran adeta dünyanın merkezi konumunda olduğu için İran'da yaşanan bir olayın ya da olgunun başka bölgeleri etkilememesi mümkün değildir. Eski İran tarihine baktığımızda; İran coğrafyasına Hint-Avrupalı toplumlar gelmeden önce bu coğrafyada yaşayan kavim ve uygarlıkların olduğunu görebiliriz. Bu bölgeye yapılan göçler sonucunda ise eski ve yeni uygarlıklar arasında etkileşimin olması kaçınılmazdır. Bu çalışmada Eski İran uygarlıklarını inceleyerek onların İran ile olan bağlantısını çeşitli açılardan değerlendirip yerleşim yerleri hakkında bilgi vermeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: İran, Eski İran, İran Arkeolojisi, İran Uygarlıkları
Musul vilayetinde İngiltere'nin (Kürt devleti kurma) projesi 1918-1919
Musul Vilayeti, Osmanlı Devleti'nin önemli vilayetlerinden biriydi. Bu vilayette hem olumlu hem de olumsuz olaylar meydana gelmiştir. Musul halkının siyasi, ekonomik ve kültürel sektörlerde kendilerini geliştirmesinin Osmanlı Devleti'ne karşı tutumlarında büyük etkisi olmuştur. Bazen Osmanlı'ya karşı, bazen de Osmanlı'nın yanında yer alan bir tutum sergilemişlerdir. Ayrıca Musul Vilayeti halkının bir parçası olarak Kürtlerin de kendilerine göre milliyetçi faaliyetleri vardır.Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na katılması sonucunda Arap, Kürt, Süryani ve Yezidi gibi bazı gruplar, bu durumu Osmanlıdan ayrılma fırsatı olarak görmüşlerdir. İngilizler aracılığıyla müttefik güçler ile işbirliği yapmayı ön görmüşlerdir. Lakin müttefik güçler, Musul'un kaderini Osmanlı'nın kaderine bağlamışlardır.Kürt meselesine karşı müttefiklerin tutumu ise değişiyordu. Kürt meselesini bölgede kendi çıkarlarına hizmet etmek amacıyla ele aldılar. İlk başta İngiltere ile Fransa Kürtleri desteklediler. İngilizler, Kürt özerkliğinin oluşturulmasını bölgedeki çıkarlarına hizmet edeceğinden, ayrıca hem Musul ile Türkiye arasında bir bariyer olarak hem de Arap ve Türk ulusal hareketleri karşısında kullanabileceğini düşündüğünden istiyordu. Sovyetler ise Kürtlerin İngilizler tarafından kolayca kullanılabileceklerini düşündükleri için bölgede herhangi bir Kürt Devleti'nin kurulmasına karşıydılar. Ayrıca bölgede herhangi bir Kürt oluşumunun güçlenmesinin İngilizlerin nüfuzunu da güçlendireceğini tahmin ediyorlardı. Fakat daha sonra Orta Doğu'da İngiliz Nüfuzunu bitirmek için Rusya Kürtleri Kullanmıştır. Musul, o dönemde Kemalizm'in Musul'u geri alma propagandalarına sahne olmaktaydı. Fakat bölgede kendi çıkarlarını korumak amacıyla İngilizler, Kemalizm propagandaları karşısında boş durmamışlardır. Kemalizm ile yerel ve diplomatik çatışma içinde bulunmuşlardır. Bu çatışmalar sonucunda İngilizler Musul'u Irak Devleti'ne bağlamayı başarmıştır.Türk İstiklal Harbi'ne karşı Kürtlerin tutumu ise genel olarak kararsız ve sürekli değişken bir seyir izlemekteydi. Ayrıca Kürtler, müttefik güçlerden destek alamadıklarında, ulusal haklarını elde etmek ve destek almak için müttefiklere karşı çatışmalarında doğrudan Türklere yöneliyorlardı.Ne olursa olsun Türklerle Rusların karşılıklı işbirlikleri ve Kemalizm harekâtının Anadolu'daki zaferleri sonucunda müttefik güçler, Kürt meselesini yeniden ele almak durumunda kalmışlardır. İngilizler, Kürtlere verdikleri bütün vaatlerden vazgeçmişlerdir.
Büyük İskender'in hayatı ve faaliyetleri
Büyük İskender, MÖ 356 yılında Pella'da doğdu. Babası Makedonya kralı II. Philippos ve annesi kral Neoptolemus'un kızı Olympias'dır. 16 yaşına kadar Aristoteles'ten eğitim aldı. Henüz 20 yaşındayken babasının bir suikast sonucu öldürülmesi üzerine tahta geçti. Büyük İskender, 13 yıllık hükümdarlığı boyunca büyük zaferlere imza atarak, cihan imparatorluğu yolunda adımlar atmıştır. Kısa süren hükümdarlığında, sınırlarını Makedonya'dan Hindistan'a kadar genişletmiştir. Özellikle III. Darius ile Asya'da mücadele etmiştir. Büyük İskender, bilinen dünyanın neredeyse tamamını işgal etti. Dünyanın büyük kısmını fethederek bilinen en büyük askeri liderlerden biri olmuştur. Amacı, tüm dünyayı Yunan uygarlığına ve diline dayalı tek bir imparatorlukta birleştirmekti. Makedonya'dan Asya'ya ve Hindistan'a uzanan tek bir imparatorluk kurmak istiyordu. Planladığı ölçüde genişledi ancak ani ölümüyle, kurduğu imparatorluk parçalandı. Arabistan'ı ele geçirmeyi planlarken, 13 Haziran MÖ 323 yılında sıtma hastalığından Babylon'da (bugünkü Irak) öldü. Öldüğünde henüz 32 yaşındaydı. Ölümünün ardından doğu ve batı kültürlerinin karşılıklı olarak birbirini etkilemesi sonucu yeni bir kültür olan Helenizm yayıldı. Anahtar Kelimeler: Büyük İskender, II. Philippos, III. Darius, Helenistik Dönem, Olympias
55 numaralı Mufassal Defter'e göre XVI. yüzyıl sonlarında Prizren
Osmanlı hâkimiyeti altında bulunmuş bölgelerin sosyo-ekonomik yapısını ortaya koyan en önemli kaynaklardan biri tahrir defterleridir. Prizren sancağına ait 55 numaralı mufassal tahrir defterinden istifade edilerek sancağın XVI. yüzyılın sonlarındaki sosyo-ekonomik durumu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada, Rumeli eyaleti hakkında genel bilgi verilerek, Prizren Sancağı'nın coğrafi konumu ve Prizren'in eski çağlardan başlayarak 16. yüzyıl sonuna kadar tarihçesi anlatılmıştır. Daha sonraki tahrir defterlerinin tanımı ve Prizren tahrir defterleri ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır.Tahrir defteri içerisinde sancağa ait istatistikî veriler elde edilerek tablolara dönüştürülmüş ve bu çerçevede belli başlıklar hâlinde değerlendirmeye çalışılmıştır.1590 tarihli defter üç bölüm hâlinde incelenmiştir. Birinci bölümde, idarî yapı incelenmiştir. İdarî yapıda sancak idaresi ve sancak idarecileri olmak üzere iki başlık altında tasnif edilmiştir.İkinci bölümde iktisadî hayat incelenmiştir. Bu bölüm; ziraî üretim, vergiler, para ve fiyatlar olmak üzere üç kısma ayrılarak, ayrı ayrı değerlendirmeye tâbi tutulmuştur.Üçüncü bölümde ise, demografik yapı ve vakıflar incelenmiştir. Sonuç olarak, 1590 tarihine göre Prizren Sancağı'nın idarî, nüfus ve toprak yapısı ile ilgili geniş bir tablo hazırlanarak ekte sunulmuştur. Bu bilgiler dâhilinde 1590 yılında Prizren Sancağı'nın sosyo-ekonomik yapısı hakkında veriler ortaya çıkarılmıştır.
20. yüzyıl başlarında Bursa'da eğitim öğretim faaliyetleri
?20. Yüzyıl Başlarında Bursa'da Eğitim Öğretim Faaliyetleri? adlı tezimizin amacı, Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyıldaki modernleşme sürecinde, eğitim öğretim alanında Bursa'nın yerini tespit etmek ve bu konuda istatistikî bilgiler vermektir. Çalışmamız 20. yüzyılın başı ile sınırlandırılmıştır. Tezimizin ana kaynağını Hudâvendigâr Vilâyeti Salnâmeleri, Maârif Salnâmeleri ve Devlet Salnâmeleri oluşturmaktadır. Salnâmelerden elde edilen bilgiler, arşiv belgeleri ve telîf eserlerle takviye edilerek desteklenmeye çalışılmıştır. 20. yüzyıl başlarında Bursa Sancağı'nda (yıllara göre değişmekle birlikte); 1 Vilâyet Maârif İdaresi ve merkeze bağlı Mudanya, Mihaliç, Adranos, Kirmasti, Gemlik ve Pazarköy kazalarında birer maârif şubesi, 654'ü eski usûl 33'ü yeni usûlde olmak üzere toplam 687 ibtidâî mektebi, Bursa Sancağı ile bağlı kaza ve bucaklarda 9 Rüşdiye, 1 İnas (kız) Rüşdiyesi, 1 Mülkî İdâdî, 1 Askerî İdâdî, 1 Dârülmuallimîn, 33 Medrese, 1 Sanâyi Mektebi, 1 Zirâat Mektebi, 1 Harîr Dârüttalîmi, 1 Harîr Dârüttahsîli, 1 Hadîka-i İrfân ile gayrimüslimlere ait 3 İdâdî, 36 Rüşdiye ve 151 İbtidâiye mektebi bulunmaktadır. Ayrıca 1 Amerikan Mektebi, 3 Fransız Mektebi ve 1 de Rus Mektebi mevcuttur.Anahtar Sözcükler:1. Bursa2. Eğitim Öğretim3. Mektep4. Hudâvendigâr5. İstatistik
Tuna'da Osmanlı hâkimiyetinin zayıflaması ve Adakale (1804-1923)
15. yüzyılda Tuna kıyılarına varan Osmanlı Devleti bir müddet sonra Adakale'yi iskân etmiştir. Tuna Nehri, Osmanlı Devleti için siyasi, askeri ve ekonomik açılardan stratejik bir önem arzetmiştir. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Romanya ve Sırbistan Krallıları hudutlarının kesişme noktasında yer alan Adakale, Tuna üzerindeki seyr ü seferi kontrol bakımından büyük önem taşımıştır. Bir anlamda doğu ile batıyı buluşturan Adakale, Osmanlı Devleti'nin Avrupa içlerine doğru yaptığı seferlerde ileri karakol durumunda olmuştur. Demirkapı Boğazı ve Tuna Nehri'nin geçiş güvenliğine hâkim olan Adakale, Osmanlı Devleti ile Avusturya-Macaristan İmparatorluğu arasında sık sık el değiştirmiştir. Adakale'ye hâkimiyet değişse de ada halkı Türklüğünden hiçbir şey yitirmeden uzun yıllar varlığını korumuş ve Osmanlı Devleti'ne olan bağlılığını kaybetmemiştir. Adakale, 1878 Berlin Antlaşması'nda unutulması nedeniyle Osmanlı hâkimiyetinde kalmaya devam etmiştir. Osmanlı Devleti ada üzerindeki hükümranlık hakkından feragat etmediğini nahiye müdürü göndermeye devam etmekle göstermiştir. Rusya, Sırbistan ve bilhassa Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Adakale üzerindeki hesapları ve faaliyetlerine karşı Osmanlı Devleti'nin tutumu da Adakale'nin ne kadar önemli bir yer olduğunu göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Bu sebeple yapılan bu çalışmada Adakale'nin Osmanlı hâkimiyetine geçtiği tarihten elden çıktığı tarihe kadar fiziki, idari, iktisadi, sosyal ve kültürel yapısı ele alınmaya çalışılmıştır. 20 Kasım 1922-4 Şubat 1923 tarihleri arasındaki Birinci Lozan Görüşmelerinde Adakale'den hiç bahsedilmemiştir. Lozan Görüşmelerine ara verildikten sonra İsmet İnönü Ankara'ya dönmüş ve TBMM'de yapılan gizli oturumlarda Adakale gündeme gelmiştir. Daha sonra İkinci Lozan Görüşmelerinde Adakale üzerindeki Türk talepleri dile getirilmiştir. Bu durum Büyük Devletler ve Romanya temsilcileri tarafından şaşkınlıkla karşılanmıştır. 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması'nın hiçbir madde ve eklerinde yer almayan Adakale, alt komisyon tutanaklarıyla Romanya'ya terk edilmiştir. Adakale her ne kadar yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ne ait değilse de tarihi bağlardan dolayı ada halkı Türkiye'den kopmamıştır.Anahtar Sözcükler1. Osmanlı Devleti2. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu3. Adakale4. Tuna Nehri5. Berlin Antlaşması
Hitit büyü ritüelleri
Çok çeşitli konuları içeren Hitit Devlet Arşivi'nde ritüel metinler oldukça büyük bir yer tutmaktadır. Bu ritüel metinlerin bir çoğunun giriş kısımlarında ve kolofanlarında ritüeli gerçekleştirenin cinsiyeti, mesleği, nereli olduğu ve ne için yapıldığı belirtildikten sonra kullanılan malzemeler sıralanmaktadır. Bu malzemelerin çeşitliliği ve miktarları ritüel sahibinin ekonomik ve sosyal statüsünü göstermektedir. Ritüellerin amacı ritüelleri yaptıran kurban sahibini büyü vasıtası ile temizlemektir. Bu kişilerin çoğunlukla kral, kral ve kraliçe, zengin kişiler ve yüksek rütbeli memurlar oldukları görülmektedir. Aynı zamanda ekonomik durumu iyi olmayan kişiler de ritüel yaptırmaktadır, ancak onlardan istenen malzemeler ekonomik durumlarına uygun olmaktadır. Ritüeli yapan görevliler de kurban sahibinin getirdiği ve ritüelde kullanılan malzemelerden bir kısmını almaktadırlar.Büyü ile ilgili çok sayıdaki Hitit metinleri, Hiti dünyasında büyünün çok önemli bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Her türlü hastalık ve rahatsızlık, kral, kraliçe ve diğer hanedan mensuplarının ölümü yeminin çiğnenmesi sonucu ölüm, adam öldürme, büyü, dedikodu, lanet, mezarların kirletilmesi, yakın akrabalar arasında cinsel ilişki, kral ve kraliçe için yapılmış temizlik ayinleri, tahta çıkma, aile bireyleri arasında geçimsizlik, arkadaşlar arasında kavga, askerlere sadakat yemini ettirilmesi, askeri bir yenilgiden sonra yapılan ayin, vekil kral atama ayini, ?ağız yıkama? ayinleri, üzüm bağlarının verimsizliği, çekirge salgını ve daha birçok olayda büyünün gücünden yararlanmak istenmiştir.Hitit iyi büyünün olumlu etkilerinin yanında kötü ( = kara ) büyünün de tehlikeli olduğu kabul edilmiştir. İyi büyü toplumun her kesiminde özellikle de kraliyet ailesinde uygulama alanı bulmuş, kara büyü ise yapanlara ölüm cezası verilecek kadar ciddi bir suç olarak kabul edilmiştir.Hitit Devletinde büyünün rolü Orta Hitit Dönemi'nden itibaren daha iyi bir şekilde belgelenmiştir. Hititlere büyü kavramı öncelikle, Anadolu'nun güneyinde ve güneydoğusunda Hurrice ve Luvice konuşulan bölgelerden özellikle Kizzuvatna'dan girmiştir.Hitit büyücülüğünün etnolojik yönden büyük bir önemi vardır. Çünkü büyü metinleri tek bir kavram değil, tüm eski Anadolu kavimlerinin inançlarını bize yansıtan ve aktaran çok değerli bir etnolojik derleme niteliğini taşımaktadır.Biz bu çalışmamızda Hititlerde büyünün ne kadar önemli olduğunu çivi yazılı belgelerden de sıklıkla örnekler vererek anlatmaya çalıştık. Bunun dışında tama yakın esas metinleri de ekleyerek çalışmamızı tamamladık.Anahtar Kelimeler1.Hitit2.Ritüel3. Büyü4.Din5.Tıp
Sultan II. Osman'ın siyasi hayatı
Sultan II. Osman dönemini ihtiva eden 1618-1622 yılları arasındaki siyasi olaylar incelenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda Sultan II. Osman Dönemi'nden önceki yaklaşık yarım asırlık süreçten itibaren Osmanlı-Lehistan, Osmanlı-İtalya, Osmanlı-İran münasebetleri incelenmiş olup yapılan savaşlar ve antlaşmalar ele alınmıştır. Antlaşmaların değişen süreç içerisindeki halleri, devletlerin değişen politikaları değerlendirilmiştir. Sultan II. Osman'ın tahta çıkışındaki genel durum, tahta çıkışı, veraset sistemindeki değişiklik, padişahların evlenme geleneğinin bozulması, bu dönemde yaşanan doğal afetler, ekonomik sıkıntılar, kardeş katli uygulaması, denizcilik faaliyetleri gibi konular da konuda bütünlük sağlamak adına incelenmiştir. Yapılan araştırmalarda farklı kaynaklar ve kroniklerin kullanılmış olması, bilgileri karşılaştırarak en doğru yargıya ulaşabilmemizi kolaylaştırmıştır. Bunun yanı sıra Sultan II. Osman'ın Divanı incelenerek padişahların şiir yazma geleneğine uyarak Farisi mahlasıyla şiir yazan Genç Osman'ın şairlik yönü de incelenmiştir. Hotin Seferi için yapılan masraflar arşiv belgeleriyle ortaya konulmuş, bunun yanı sıra padişahın ölümünden sonra hazineye aktarılan eşyaları da yine arşiv belgeleriyle tespit edilmiştir.Çalışmamızın son bölümünde Osmanlı Tarihi'nde ilk ve son kez uygulanan padişahın tahtan indirilip, Yedikule'ye hapsedilip, hakaretler altında öldürülmesi olayı araştırılmıştır. Bu kapsamda bir çok eserde bir utanç nazariyesi olarak kabul edilip kaydedilmeyen bu olay, elde edilen farklı kaynaklarla günü gününe nakledilmeye çalışılmıştır. Bu bilgiler dahilinde 1618-1622 yılları arasındaki dört yıllık siyasi ve sosyal olaylar incelenmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Genç Osman2.Yedikule3.Hotin4.Veraset5.Divan
Selçuklu devri savaşlarında strateji ve taktik
Tarihe bakıldığında, Türklerin hayatlarının önemli bir kısmının savaş ve mücadelelerle geçtiği görülmektedir. Çünkü Türklerin kaderi, Türk ordularının savaş meydanlarında kazanacakları başarılara bağlıydı. Dolayısıyla Türkler, kazanmak için tüm marifetlerini ortaya koymak zorundaydılar. Güçlü bir ordu ve askeri yeteneğe bağlı olan bu marifetler de Türklerin kurmuş oldukları yüksek disiplinli, donanımlı, iyi örgütlenmiş, büyük ve güçlü ordularında fazlasıyla mevcuttu. Türkler, askeri alandaki üstünlüklerini uzun süre ellerinde bulundurmuş; özellikle Selçuklular döneminde, Avrupalı devletlerin tümünü etkileyen yüksek bir güce ulaşmışlardır. Diğer Türk devletlerinde olduğu gibi Selçuklularda da ordu, Türklerin başlıca güç kaynağı olmuştur. Selçuklular, Hunlardan kendilerine kadar uzanan bu gücü devralarak ordularını değişen ve gelişen çağa göre yenilemeyi başarmışlardır. Gerek Büyük Selçuklu Devletinin Sultanları, gerekse Türkiye Selçuklu Devletinin Sultanları reformcu özellikleriyle, askerlerini çağın gereklerine göre yetiştirmeyi bilen; verdikleri mücadelelerde de zekice geliştirdikleri stratejilerini başarıyla taktiğe dönüştüren birer komutan olduklarını gözler önüne sermişlerdir. Bu süreçte Türklerin savaşlarda göstermiş oldukları bir takım faaliyetler de zamanla Türk askerî kültürün temelini oluşturan birer gelenek haline gelmiştir.Anahtar SözcüklerSelçuklular, Savaş, Ordu, Strateji, Taktik
30 Numaralı Mühimme Defteri [s.248-370] (Transkripsiyon, belge özetleri ve dizin)
Osmanlı Devleti'nde Divân-ı Hümâyûn'da tutulan defterlerin en önemlilerinden biri Mühimme Defterleri'dir. Divanda görüşülen ve devletin iç ve dış meselelerine ait siyasî, askerî, idarî ve iktisadî bakımdan önemli bulunan konular reisü'l-küttâb başkanlığındaki bir kâtibler heyeti tarafından bu defterlere kaydedilmiştir. Üzerinde çalıştığımız 30 Numaralı Mühimme Defteri (s.248-370) 1577 yılına ait bir defterdir. Özellikle eşkıyalık faaliyetleri başta olmak üzere bazı kalelerin yapım ve onarımı, İstanbul'un et iâşesinin temin edilmesi, bazı sancakbeylerinin atamaları, şehir ve kasabaların muhafazası gibi bir takım konuları ihtiva etmektedir. Sözkonusu defter, dönemine ilişkin aydınlatıcı bilgiler içermektedir. Bu çalışmada, 30 Numaralı Mühimme Defteri'nin 248 ile 370. sayfaları arasının transkripsiyonu yapılıp hüküm özetleri çıkarılmıştır. Daha sonra defterin tanıtım ve değerlendirmesi yapılmış ve tezin son kısmına ise dizin eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Mühimme, Eşkıya, İâşe, Kale
I. Meşrutiyet Dönemi Makedonya'da Bulgar çete faaliyetleri
Tarih boyunca, bir çok milletin bir biriyle mücadele sebebi ve alanı olan Makedonya, bu mücadeleler sonucu muhtelif devletlerin yönetimine geçmiş bir coğrafya olması hasebiyle büyük önem arz etmektedir. Bu sebeple, sayısız göçlere ve savaşlara sahne olması; ayrıca çeşitli etnik unsurların bu bölge üzerinde hak iddia etmesi, ortaya değişik Makedonya tanımlarının çıkmasına sebep olmuştur. Siyasi sınırlarının yanında, etnik ve dini yapısı da karışık olan bu coğrafya, gerek siyasi gerekse etnik olarak yamalı bohçayı andırır tarzdadır. Makedonya'daki bu siyasi ve etnik durum, milliyetçilik akımının etkisi ile daha da karmaşık bir hal almıştır. Makedonya'daki etnik unsurların her biri, 18. Yüzyılda başlayan ?milliyetçilik? akımının etkisine kapılarak, mezkur bölgeyi kendi topraklarına katmak için büyük bir mücadeleye girişmişlerdir. Bu mücadele, tarihte ?Makedonya Sorunu? olarak addedilmiştir. Makedonya'da hak iddiasında bulunan ulusların her biri, Makedonya'da komiteler kurarak Osmanlı Devleti egemenliğine karşı olduklarını ortaya koymakla kalmamış fiili mücadeleye geçmişlerdir. Komitelerin bu fiiliyatı çeşitli silahlarla ve acımasızca yapmaya başlaması, Makedonya bölgesindeki karışıklığı daha da arttırmıştır. Özellikle de bu çalışmanın özünü teşkil eden ?Bulgar komite ve çetelerinin faaliyetleri?, diğerlerine nazaran Osmanlı Devleti'ni, daha zor duruma düşürmüştür. Çalışmanın kapsamı, I. Meşrutiyet döneminde Bulgar komite ve çete faaliyetleri olarak belirlenmiştir. Berlin Antlaşması'yla başlayan bu süreçte Bulgaristan, Büyük Bulgaristan hayalini gerçekleştirmek için önce Şarkî Rumeli Vilayeti'ni ilhak etmiş, sonra da Makedonya'yı topraklarına dâhil etmek için faaliyetlerini yoğunlaştırmıştır. Bu durum, çete faaliyetleri sebebiyle, yapılması öngörülen ıslahatların da uygulanmasını zorlaştırmıştır. Zaten Bulgarların amacı, ıslahın gerçekleşmesi değil asayişin daha da bozulmasını temin ederek ?Bölgede can güvenliği yok; Osmanlı Devleti gerekenleri yapmıyor? telkini ile Avrupa'nın bölgeye müdahalesini sağlamaktı. Osmanlı Devleti, Makedonya'daki çete faaliyetlerine karşı sıkı önlemler almıştır. Ancak bölgede Bulgar çetelerinin terör eylemleri ve Avrupa'nın bitmek bilmeyen müdahaleleri ile Osmanlı Devleti'nin maddi anlamdaki yetersizlikleri, alınan tüm tedbirlerin sonuçsuz kalmasına neden olmuştur.Anahtar Kelimeler:1.Makedonya Meselesi,2.Bulgar komiteleri,3.Bulgar çeteleri,4.Bulgar eşkiyaları,5.Osmanlı Devleti.
XIX. yüzyılda Kerkük ( Fizikî, idarî ve sosyo-ekonomik yapı )
Bu çalışmada Osmanlı Irak'ının önemli merkezlerinden birini teşkil eden Kerkük'ün XIX. yüzyıldaki Fizikî, İdarî ve Sosyo-Ekonomik yapısı, çevre bölgesinin etkileri bağlamında izah edilmeye çalışılmıştır. Çaldıran savaşı sonrasında Osmanlı Devleti'nin Doğu sınırlarının tahkim edilmesi çabalarında Kerkük ve çevresiyle ilk temas kurulmuş ve bölge Osmanlı siyasi yörüngesi altına dâhil edilmiştir. 1534 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın Bağdâd'ı fethi sonrasında Kerkük, doğrudan Osmanlı hâkimiyeti altına alınmış ve devletin merkezi kurumları/miri rejimi yoğun bir şekilde yerleştirilmiştir. Devlet kurumlarının ihdas edildiği merkez olması dolayısıyla İran'ın denetim ve kontrolü altında bulunan sınır bölgelerinde Osmanlı hâkimiyetinin kurulmasında ve kalıcı bir hale getirilmesinde kilit bir konum yüklenilmiştir. Sınır bölgesinin savunma çabalarında Kerkük ve çevresine yüklenilen işlevler ve bu işlevlerin doğrultusunda bölge dinamikleriyle kurulan ilişki kentin fiziki, idari ve sosyo-ekonomik yapısının şekillenmesine neden olmuştur., Anahtar Kelimler: Osmanlı, Kerkük, Şehrizor, sınır, Baban, Memluk, Celili, kentsel gelişme.
578 Numaralı (1807/1808-1813 M.) (1222-1228 H.) Üsküdar Şer'iyye Sicili
Giriş bölümünde şer'iyye sicilleri, Üsküdar şer'iyye sicilleri hakkında bilgiler verildi ve tezin tanıtımı yapıldı. Daha sonra tezdeki belgelerin kısa özetleri verildi. En sonda da tezdeki belgelerin çevirisini verildi. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Şer'iyye Sicilleri, Şer' i Hukuk, Sicil, Üsküdar, Üsküdar Sicilleri.
Hüsnü paşa koleksiyonu Risâle-i Bahtiyarzâde adlı eserin transkrip ve değerlendirilmesi
Risâle-i Bahtiyarzâde adlı eser 16. y.y. okçuluk literatürüne ait en eski ve en önemli kaynak eserlerden birisidir. Osmanlı yükseliş dönemi okçuluğuyla ilgili de fazla araştırma bulunmadığından bu eserin latin harflerine aktarılması gerkmekteydi. Bu ümit ve kanaatle üç yazma nüshası bulunan eserin, Süleymaniye Kütüphanesinde bulunan nüshası temin edilmiş ve orijinal metin latin harflerine çevrilmiştir.Hacı Hasan Çelebi eserinde Fatih Sultan Mehmed Han döneminden Kanunî Sultan Süleyman dönemine kadar olan okçulugu bizlere aktarmış, İstanbul'daki ok meydalarını ve bu meydanlarda hangi kemankeşlerin ok atıp taş diktiklerini beyan etmiştir.Bahtiyarzâde Hacı Hasan Çelebi'nin mezkûr eserinin en önemli özelliği osmanlı yükseliş dönemindeki ok meydanlarını, bu meydanlarda ok atan ünlü kemankeşleri ve kemankeşlere yay ve ok imâl eden ustaları bizlere aktarmış olmasıdır.Kültür ve spor tarihimize sunulan bu kıymetli eserin bu sahada ilmi çalışmalar yapacaklara olduğu kadar, geleceğin okçularına da faydalı olması arzusunu taşıyoruz.Anahtar Kelimeler:1-Ok Meydanı2-Kemankeş3-Pehlivan4-Yay5-Ok
II. Dünya Savaşından bağımsızlığına kadar Gürcistan (1939-1991)
Gürcistan Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği'nin güneyinde bulunan Kafkas Dağları'nın batısında küçük bir ülkedir. Gürcü halkı, dünyanın en eski milletlerinden biri olup çok eski ve hareketli bir tarihe sahiptir. Asya ve Avrupa arasındaki coğrafi durumu ve diğer faktörler sosyal, politik, ekonomik ve kültürel evrimine etki yapmıştır. Gürcistan'ın avantajlı durumu ve doğal zenginliği daima Rusya ve Türkiye dâhil bazı ülkelerin ihtirasını çekmiştir. Ülke, Roma, Bizans, Arap, Hazar, Selçuklu, Moğol, İran, Osmanlı ve Rus istilalarına uğramıştır. Gürcistan, sahip olduğu jeostratejik önem nedeniyle, gerek Kafkasya bölgesi, gerekse Rusya ve Türkiye açısından hayati önem kazanmıştır. Özellikle, Kafkasya ve Orta Asya'ya açılan ulaşım ve ticaret yollarının merkezi konumundadır. Gürcistan açısından Türkiye; Rusya'nın nüfuzunu dengeleyebilecek bir komşu devlet olmanın yanı sıra, hem Batı'ya açılan bir kapı, hem de gelişmesine katkı sağlayabilecek ekonomik bir güçtür. Burada daha çok İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Gürcistan'ın iç politikası ve Gürcistan'da yaşanan etnik sorunlar özetlenecektir. Tarih boyunca yapılan bağımsızlık savaşları yüzünden yıpranan Gürcüler, XIX. yüzyılın başında Çarlık Rusyası'nın istilasına uğradılar. Yıllarca süren mücadeleler sonunda, demokratik bir cumhuriyet kurarak tarih sahnesinde yeniden göründüler. Gürcüler diğer Güney Kafkasyalı milletler olan Azeriler ve Ermeniler gibi 1991 yılında Rusya Federasyonu'nun dağılmasıyla bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. Çalışmanın amacı; Gürcistan'ın İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Türkiye, Rusya, Azerbaycan, Ermenistan ve İngiltere'nin Güney Kafkasya'da çakışan menfaatlerini, ortak siyasetlerinin bu siyaset çerçevesinde diplomatik ve askeri faaliyetlerinin incelenerek, sonuçlarının analiz edilmesidir. Bu çerçevede II. Dünya Savaşı'ndan sonra Gürcistan'ın Kafkas halkları ile siyaseti ele alınmıştır. Aynı zamanda bağımsızlık öncesi sosyal, kültürel ve ekonomik yapısı ele alınarak sanayi ve endüstri hakkında da bilgiler incelenmiştir. Ayrıca savaştan sonra Kafkasya siyasetinin başarılı olabilmesi için gerçekleştirilmiş faaliyetler de irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Gürcistan, Güney Kafkasya, Transkafkasya, Türkiye, SSCB, Rusya Federasyonu, Stalin.
Türklerde silah ve techizât: Başlangıçtan XIV. yüzyıla kadar
?Türklerde Silah ve Techizât (Başlangıçtan XIV. Yüzyıla Kadar) konulu tez çalışmamız, önsöz, giriş, iki bölüm, sonuç, kaynakça, ekler ve özetten oluşmaktadır.Çalışmamızın giriş bölümünde, savaş, silah ve techizât kavramları ile ilgili genel bilgi verilmiş olup, Türk toplumunda silahın yeri, toplum üzerindeki üç temel fonksiyonu üzerinde durulmuştur. Aynı zamanda çalışmamızda kullanılan, kaynaklar hakkında bilgi verilmiştir.Birinci bölümde; Türklerin kullandıkları silah ve techizâtın neler olduğu ve nasıl kullanıldığı hakkında eldeki veriler dâhilinde bilgi verilmiştir. İkinci bölümde; Türk siyasi ve sosyal hayatında silah ile techizâtın yeri ve önemi alt başlıklar altında değerlendirilmeye çalışılmıştır. Türk tarihinde Silah ve techizâtın sadece bir savaş unsuru olmadığı aynı zamanda muhtelif alanlarda sembol olarak da Türk kültür hayatında önemli bir yere sahip olduğu anlaşılmıştır.Sonuçta; Türkler hakkında bilgi veren muasır kaynakların büyük kısmından istifade edilmek suretiyle hazırlanan ?Türklerde Silah ve Techizât (Başlangıçtan XIV. Yüzyıla Kadar) adlı bu çalışma, tarihî Türk silahlarının yapı ve teknik özellikleri hakkında bilgi vermek suretiyle, Türk savaş gücünün, büyük ölçüde kullanılan silahların üstünlüğü ile tahakkuk ettiğini ortaya koymaktadır. Bununla beraber, silahın Türk siyasi ve toplum hayatındaki yerine dikkat çekilerek Türk kültürünün ihmal edilmiş bir cephesine de ışık tutulmuştur. Buradaki ifadeler bir beşeri bilim çalışması sınırlılıkları ve metodolojisi içinde, yargılayıcı değil açıklayıcı olarak verilmeye çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler:1.Türkler,2.Silah,3.Teçhizat,4.Savaş,5.Sembol
Memlûkler Döneminde Çukurova
Memlûkler'in Çukurova bölgesi ile ilgilenmeleri Sultan Baybars döneminde başlamıştır. Çukurova'da yerleşik Küçük Ermenistan Krallığı Memlûkler için ciddî bir dış tehdid idi. Nitekim bu krallık, Haçlılar ve Moğollarla işbirliği halinde olup her fırsatta Memlûk topraklarına saldırıyordu. Bu sebeple Memlûkler gerek askerî ve siyasî gerekse iktisadî saikler sebebiyle bölgeye defalarca sefer düzenlenmişlerdir. Bu Seferler sırasında Adana, Tarsus, Ayas gibi önemli kaleler Türkmenlerin de yardımı ile bir bir ele geçirilmiştir. Nihayet 1375 yılında başkent Sis ele geçirilerek Küçük Ermenistan Krallığı'na son verilmiştir.Memlûkler, Küçük Ermenistan Krallığı'nı ortadan kaldırdıktan sonra, doğrudan Kahire'den atanan Ayas, Tarsus ve Adana nâibleri eliyle bölgede nüfûzlarını tesis etmişlerdir. Ancak Çukurova'da yerleşik ve Memlûklere tâbi Ramazanoğulları beylerinin isyanları ve Çukurova'ya mücâvir Karamanoğulları ve Dulkadiroğulları Beyliklerinin bölgeye yaptıkları saldırılar, Memlûkleri bir hayli meşgul etmiştir. Sultan Barsbay zamanından itibaren Çukurova'da kurulan güçlü otorite, hızla yükselen Osmanlı Devleti'nin Çukurova'ya göz dikmesi ile sarsılmıştır. Osmanlılar bölge üzerinde söz sahibi olmak istedikleri için Türkmenlerle yakın münâsebetler kurmuşlar ve bu sebeple Memlûklerle çatışmışlardır. Bu çatışmalar Memlûkler ve Osmanlılar arasında uzun süren savaşlara sebep olmuş, Memlûkler bu savaşlardan ekseriyetle galip ayrılmış olsalar da iktisadî yönden büyük darbe almışlardır.İki devlet arasında düşmanca sürdürülegelen bu münâsebetler, Fâtih'in oğlu II. Bâyezid zamanında dostâne devam etse de ondan sonra hükümdar olan oğlu Yavuz Sultan Selim zamanında yerini düşmanlığa bırakmıştır. Yavuz, Dulkadiroğulları Beyliği'ni ele geçirmiş, Safevîleri mağlub etmiş ve Anadolu siyasî birliğini kurmuştur. Ardından Memlûk toprakları üzerine sefere çıkmıştır. 1516 yılında Merc-i Dâbık ve 1517 yılındaki er-Reydâniyye Savaşlarında Memlûk Devleti sona ermiş ve toprakları kâmilen Osmanlı Devleti'nin eline geçmiştir. Neticede Suriye, Mısır, Hicaz ve bu meyanda Çukurova Bölgesi de Osmanlı hâkimiyetine girmiştir.Anahtar Sözcükler:1-Memlûkler2-Çukurova3-Türkmenler4-Osmanlı Devleti5-Ermeniler
XVII. yüzyılın ikinci yarısında Amasya: Şer'iyye sicillerine göre
Bu çalışmada, Amasya kazasının sosyal, fizikî ve idarî yapısı incelenmiştir. Temel kaynak olarak 1648-1703 yılları arasını kapsayan Amasya Şer'iyye Sicillerinden yararlanılmıştır. Bu siciller, 7 numaralı sicilden 23 numaralı sicile kadar toplam 17 tanedir.Bu çalışmada, bir giriş ve sonunda sonuç ile birlikte dört bölümden meydana gelmiştir. Giriş bölümünde, tezin konusu, yöntemi, sorunsalı ele alınırken şer'iyye sicilleri dışında, Amasya tarihi ile ilgili araştırma ve inceleme eserlerden bahsedilmiştir. Çalışmada temel kaynak olarak kullanılan siciller tanıtılmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde öncelikle Amasya'nın tarihî hakkında bilgi verildikten sonra, Amasya sancağının fiziki yapısı bağlamında, kalesi açıklanmış ve Amasya mahalleri hakkında bilgi verilmiştir. Bu mahallelerin avarızhane sayısına göre demografik durumu tespit edilmeye çalışılmıştır. Yine bu bölümde, Amasya'nın sancak-kaza ilişkisi anlatılmıştır. Bu bağlamda, Amasya'nın Osmanlı idarî teşkilatındaki yeri tespit edildikten sonra, Amasya sancak ve kaza arasındaki ilişki çerçevesinde değerlendirilmiştir. Sancağın kazaları ve nahiyeleri belirlenmiştir.Amasya sancağında görev yapan yöneticilerin anlatıldığı tezin ikinci bölümünde, sicillerin elverdiği ölçüde sancakta hem idarî hem de adlî yönetimde yer alan görevlilerin isimleri ve görev süreleri tespit edilmeye çalışılmıştır.Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, Amasya mahkemesi ele alınmıştır. Mahkemenin yeri ve çalışma düzeni anlatıldıktan sonra, Amasya mahkemesindeki davaların konuları belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca taraflar unvanlarına göre askerî-reaya, kadın-erkek, müslim-gayr-i müslim şeklinde incelenmiştir. Son olarak bu bölümde, Amasya'ya yakın-geniş ve uzak çevreden gelenler, mahkeme kayıtlarına göre değerlendirilmişlerdir.Tezin dördüncü ve son bölümünde Amasya'da sosyal hayat işlenmiştir. Bu bağlamda, kamusal ve özel alan ayrımı ışığında, Amasyalıların gündelik yaşamlarına değinilmiştir. Değerlendirilen dönemde Amasya'da yaşayan yöneticilerin, reayanın, kadın ve gayr-i müslimlerin kamusal alandaki yaşamlarıyla birlikte günlük yaşamları da ele alınmıştır. Yine kamusal alan kapsamında Amasya çarşılarından hanlarından bahsedilmiştir. Sosyal açıdan Amasya mahalleleri, evleri ve ailesi bu bölümde incelenmiştir.
Cumhuriyet Dönemi madencilik politikaları ve Etibank'ın rolü
Dünyada madenlerin insanlar tarafından keşfedilmesi madencilik çalışmalarını ortaya çıkarmıştır. Bu alandaki çalışmalar sonucunda madenlerden ilk önce araç-gereç elde edilmiş, daha sonra ise madenler ekonomik kazanç sağlayan bir madde olarak değerlendirilmiştir. Bu sebeple madenler tarihi süreçte devletlerin kaderini değiştirmiş, bu uğurda savaşlar bile yapılmıştır. Günümüzde kullandığımız araç-gereçler ve vasıtaları düşündüğümüzde madenlere ne kadar ihtiyacımız olduğu ortaya çıkar. Anadolu tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Bu uygarlıklar bulundukları bölgelerde madenlerin farkına varınca onları ilkel usullerle çıkarmış, sonra işleyerek kullanmışlardır. Bu haliyle halen yaşadığımız Anadolu coğrafyasında Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyeti'ne büyük bir maden mirası bırakılmıştır. Cumhuriyet hükümetleri bu zenginliğin ekonomik anlamda değerlendirilmesi için politikalarında madenciliğe de yer vermiş ve mevcut madenlerden faydalanma yolunu seçmiştir. Bunun için 1935'te kurulan Etibank, madenleri modern usullerle çıkarmak ve işlemek için faaliyet göstermiştir. Türkiye'de madencilik sektörü bu kurumun çalışmaları sonucu büyük bir ivme yakalamıştır. Tezimizde Türkiye Cumhuriyeti'nin 1923-1960 yılları arasındaki madencilik politikaları ve Etibank'ın bu alandaki çalışmaları ile katkıları yer almaktadır. Anahtar Kelimeler; Etibank, madencilik politikası, bakır, kömür, krom…
Atatürk Dönemi Türkiye-Romanya ilişkileri (1923-1938)
Osmanlı Devletinin yıkılmasının ardından yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, takip ettiği dış politika çerçevesinde pek çok ülke ile münasebetler geliştirmiştir. Bu ülkelerden birisi de ikili ilişkilerin Birinci Dünya Savaşında kesintiye uğradığı Romanya'dır. Lozan Konferansı sırasında tekrar başlayan Türk-Romen ilişkileri, 1923-1930 yılları arasında hızlı bir gelişim yaşanmamıştır. 1934 yılında oluşturulan Balkan Paktı ile birlikte dost ve müttefik olan iki ülke arasında, II. Dünya Savaşının başlamasına kadar yakın siyasi işbirliği görülmüştür. Türkiye ve Romanya'nın Karadeniz vasıtasıyla komşu olmaları, iki ülke arasında ekonomik ilişkilerin gelişmesine olumlu yansımıştır. Bunun yanında Romanya'daki Türk azınlığın varlığı, Atatürk dönemi Türk-Romen ilişkilerinin sosyo-kültürel boyutunu oluşturmuştur.?Atatürk Dönemi Türk-Romen İlişkileri? adlı tezimizin giriş bölümünde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulmasına kadar olan süreçteki Türk-Romen İlişkileri özet olarak verilmiştir. Birinci bölümde, Türk-Romen siyasi ilişkileri, ikinci bölümde Türk-Romen ekonomik ilişkileri anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise Romanya Türklerinin Türk-Romen İlişkilerine olan etkisi Türk ve Romen arşiv kaynakları ışığında ele alınmıştır.
Karamanlılar Anadolulu Hıristiyan Türkler
Karamanlı Rum, Anadolu Rum'u, Anadolu Hıristiyanı gibi çeşitli isimlerle anılan Türk Ortodoks Karamanlıları incelediğimiz bu çalışma, onların menşeinden başlamak üzere tarihi gelişimlerini, dini, kültürel ve geleneksel özelliklerini, konuştukları dil yapısını, eğitim faaliyetlerini, Türk dünyası içindeki konumlarını ve Yunanistan'a mübadele sırasında yaşadıkları zorlu süreci ortaya koyma amacı taşımaktadır. Hıristiyan olmalarından yola çıkılarak aslen Rum oldukları iddia edilen Karamanlılar, Grek alfabesiyle Türkçe yazan, Türkçe konuşan, ibadetlerini Türkçe yapan ve Anadolu'da asırlar boyunca yaşamış Hıristiyan Türklerdir. Milattan sonra beşinci yüz yıldan itibaren Bizans Devleti ile temas halinde bulunan, zamanla Bizans topraklarında ikamet etmeye başlayan Peçenek, Bulgar ve Kuman/Kıpçak boylarının Hıristiyanlığı benimsedikleri bilinmektedir. Bizans, bu kalabalık ve yayılmacı Türk boyları karşısında kendince tedbirler alarak orduya alma, ittifak yapma, paralı askerlik yaptırma, sınır boylarına yerleştirme gibi taktikler uygulamak suretiyle Türklerin yayılma alanlarına hakim olmaya çalışmışsa da en etkili politikalarını Türk boylarını Hıristiyanlığa dahil etme yönünde geliştirmiştir. Karamanlı adı genel anlamda yoğun olarak Karaman ve çevresinde yaşayan Ortodoks Türkleri nitelendiriyor gibi gözükse de Anadolu'nun hemen her bölgesinde, Kırım ve Balkanlar dahil oldukça geniş bir sahada izlerine rastlanılması nedeniyle bu ad çok daha özel bir durumu anlamlandırırmaktadır. Hakimiyetleri altında bulundukları hiçbir Türk devletine muhalefet etmemiş ve özellikle Milli mücadele döneminde Müslüman Türklerin yanında yer almış olan Karamanlılar, kendilerini Rumlardan ayrı tutarak gerek Fener Rum Patrikhanesinin gerekse Rumların yıkıcı faaliyetlerini onaylamadıklarını dillendirmekten çekinmemiş ve Milli mücadeleyi desteklemişlerdir. Anahtar Kelimeler: Ortodoks Türkler, Karamanlılar, Hıristiyanlık, Karamanlıca.
Afganistan (1945-1989)
Bu doktora tezi, İkinci Dünya savaşından yani 1945 yılında sonra başlayan soğuk savaş dönemi ile bu dönemin sonu ve SSCB'nin dağılmasının başladığı kabul edilen 1989 yılında Rus işgalinin bittiği dönemde Afganistan tarihini incelemeyi amaçlamaktadır. Öncelikle Afganistan'ın tarihi ve coğrafi yapısı incelenmiştir. Daha sonra Afganistan'ın Jeopolitik yapısı ele alınmış ve Türkiye Cumhuriyeti ile yakın tarihlere rastlayan kuruluşu anlatılmıştır. Özellikle Atatürk döneminde Afganistan-Türkiye Cumhuriyeti ilişkilerine kısaca değinilmiştir. Afganistan'daki siyasi hareketler ile Afganistan'ın Sovyetlere yaklaşması geniş bir şekilde incelenmiş, bilahare Rus işgali ile geri çekilmesi yine geniş bir araştırma sonucu Rus ve Doğu Bloku ülkelerinin arşiv kaynaklarına ve diğer kaynaklara dayanarak incelenmiştir. Daha sonra Rus işgaline karşı büyük güçlerin tepkisi ve ABD'nin işgale verdiği destek ile mülteciler sorunu ele alınmıştır. Bu arada Afganistan'ın idari ekonomik kültürel ve dini yapısı kısaca incelenmiştir. Son bölümde Afganistan'ın dış politikası, komşuları ve Türkiye Cumhuriyeti olan ilişkileri ortaya konmuştur. İncelemede elde edilen veriler sonuç bölümünde açıklanarak ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Afganistan, Sovyet İşgali, Rus İşgali
45 nolu Kırım kadı sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
Osmanlı devletinin en önemli yargı organı şer'i mahkemelerdir. Bu mahkemelerde görülen davaların tutulduğu deftere şer'iye sicili denilmektedir. Kadılar tarafından tutulan şer'iye sicilleri konuları bakımından çeşitlilik göstermektedir. Siciller tutuldukları bölge halkının günlük yaşamı, gayrimenkul, giyecek ve yiyecek fiyatları, etnik yapısı, bölgenin yer isimleri gibi daha birçok bilgiyi tespit etmemizi sağlamaktadır. Bu bakımdan şer'iye sicilleri sosyal ve iktisadi alanında çalışma yapan araştırmacıların başvurduğu en önemli kaynaklardan biri olmuştur. Bu çalışmada 45 Nolu Kırım Kadı Sicili transkripsiyonu ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Değerlendirme ve transkripsiyon sonucunda Kırım'ın 1713-1715 dönemine ait sosyal ve iktisadi alanındaki durumun aydınlatılması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda tereke, alacak verecek, vekâlet ve vasi tayini, mülk alım satımı, asayiş (yaralanma, darp, cinayet) ve sulh davaları analiz edilmiştir. Analiz sonucunda, Kırım'da yer alan coğrafi yer isimlerinden kullanılan eşya türlerine, ölçü birimlerinden üretilen tarım ürünlerine, ticarette kullanılan para çeşitlerinden köle ticaretine kadar pek çok konuda bilgi ortaya konulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Kırım, Kadı sicili, tereke,
19. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin idari taksimatı (1839-1914)
İdari yapı bir devletin temel birimidir. Bu birimin yanlış yapılanması ve işleyişi idari düzenin bozulmasında belirleyici bir etkendir. Bu nedenle bir devlet idari sistemini oluştururken idari taksimat birimlerini de doğru biçimlendirdiği sürece, güçlü ve sağlam bir idari sistemin temelleri atılır. Osmanlı Devleti de kurulduğu ilk yıllardan itibaren idari yapısını sürekli yenileyerek varlığını uzun süre korumayı başarmıştır. 19.yy dan itibaren ise siyasi vaziyetten kaynaklanan iç ve dış etkenler ile idari taksimat yeniden şekillenmiştir. Hazırladığımız tez 19.yy Osmanlı Devleti idari taksimat birimlerini yıllar arasındaki değişikliklerle ortaya çıkarmayı hedeflemiştir. Anahtar Kelimeler: 19.yy, İdari Taksimat, Vilayet, Sancak
Trabzon şer'iye sicillerine göre 1115-1133/1703-1721 yılları arasında Trabzon eyaleti'nde yaşanan asayiş olayları
Şer'iye sicilleri XV. asrın ortalarından XX. yüzyılın ilk çeyreğine kadarki Osmanlı tarihi hakkında yeni ve önemli bilgilere ışık tutabilecek belgelerdir. Bu belgeler siyasi tarihin yanında askeri, sosyal, iktisadi ve şehir tarihi hakkında da çok büyük bilgileri araştırmacılara sunmaktadır. Biz de sicillerden hareketle 1703-1721 yılları arasında Trabzon'da halk arasında yaşanan, adi suçlar olarak adlandırabileceğimiz darp, yaralama, hırsızlık gibi suçları inceleyerek, XVIII. Yüzyılın ilk çeyreğinde Trabzon şehri örneği üzerinden Osmanlı toplumunun nasıl bir halde olduğunu göstermek istedik. Bunu yaparken de çalışmamızı üç bölüme ayırdık. Birinci bölümde bir İslam devletinde hangi suçların ne şekilde cezalandırılacağını ve suçların kaça ayrıldığını izah ettik. İkinci bölümümüzde Osmanlı ceza hukukun diğer kaynaklarını açıkladık. Ayrıca şer'iye mahkemesindeki yargılama sürecini de sicillerden örneklerle ortaya koymaya çalıştık. Üçüncü ve son bölümümüzde 1703-1721 tarihleri arasındaki sicil kayıtlarına göre Trabzon'da yaşanmış olan asayiş vakalarını başlıklar halinde ayırarak yorumladık. İncelediğimiz sicillerdeki asayiş olaylarını sayılarını çeşitlerine göre ayırıp grafiklerle yansıttık. Elde edilen verilerle diğer bölgelere ait asayiş çalışmalarını mukayese ettiğimizde de XVIII. yüzyılın başlarında Trabzon Eyaleti'nde suç oranının bu bölgelerle nicelik ve nitelik olarak benzer olduğunu gördük. Anahtar Kelimeler: Trabzon, Suç ve Ceza, Asayiş, Şer'iye Sicilleri.
Trabzon eyaleti'nde kırsal yerleşim: Yomra nahiyesi örneği (1461-1682)
Doğu Karadeniz'de tipik bir Osmanlı nahiyesi olan Yomra, fetih öncesi (1461) "Yemora" (Gêmôrá) ismiyle anılmakta ve yöre nüfusu tamamen gayrimüslimlerden oluşmaktaydı. Osmanlılarla birlikte bu küçük kırsal yörenin nüfus ve yerleşim yapısında önemli bir değişim süreci başladı ve yöre nüfusunun dini ve etnik kompozisyonu büyük bir dönüşüm geçirdi. Bu tezin başlıca amacı 1461-1682 yılları arasında Yomra Nahiyesi nüfusunun dini ve etnik yapısında meydana gelen bu dönüşüm sürecini tarihi evreleri ile incelemek ve açıklamaktır. Bunun için yörenin dini ve etnik yapısına dair XVI. asır Trabzon tapu-tahrir defterleri, kadı sicilleri ve XVII. asır mufassal avarız ve cizye defterlerindeki kayıtlı bütün veri değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Çalışma dört ayrı bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde; tarihi kaynaklar, problematikler ve hipotez ve tezin yöntemi tanıtılmış ayrıca Osmanlı demografi tarihi, Anadolu ve Doğu Karadeniz Bölgesi'nin kırsal nüfusu üzerine eğilen çalışmalar değerlendirilmiştir. Ardından Yomra Nahiyesi'nin coğrafik özellikleri ile yörenin tarihi geçmişi hakkında ilgili literatür ve Osmanlı kaynakları ışığında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde ise 1461-1682 yılları arasında yöredeki yeni demografik gelişmeler, nahiyenin yerleşim yapısı, nüfusu ve etnik ve dini kompozisyonu incelenmiştir. Çalışmanın en önemli kısmı olan son bölümünde XVI. asrın sonundan XVII. asrın son çeyreğine yörenin etnik ve dini dönüşümüne değinilerek nüfus yapısını etkileyen gelişmelerle ilgili bulgular ve bunların boyutları incelenilmiştir. Farklı Osmanlı kaynaklarından derlenen bütün veriler XV-XVI. asırların Yomra Nahiyesi nüfusunda meydana gelen etnik ve dini dönüşümün yalnızca ilk safhasını teşkil ettiğini göstermektedir. Sonuç olarak, çalışma, bütün Osmanlı kaynaklarından derlenen veriler ışığında, XVII. yüzyılda vuku bulmuş ciddi sorunlar ve nahiyenin etnik ve dini dönüşümü arasında tarihi bir paralellik ve neden-sonuç ilişkisi bulunduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Yomra Nahiyesi, Yerleşim, Nüfus Yapısı, Dini ve etnik dönüşüm, On Yedinci Yüzyıl.
Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin Mısır'a yönelik strateji ve faaliyetleri
Osmanlı Devleti'ne XVI. Yüzyılda bağlanan Mısır'ın merkezle olan bağı kademeli olarak zayıflamıştı. 19. yüzyıldan sonra İngiltere ve Fransa Mısır'a önemli müdahalelerde bulunmuş ve 1882'de İngilizler işgal etmişti. Birinci Dünya Savaşı Avrupa'da patlak verdiğinde henüz tarafsızlığını koruyan Osmanlı Devleti ile diplomatik ilişkilerini sürdüren İtilaf Devletleri safındaki devletler Osmanlı'nın tarafsız kalması durumunda Mısır'ın Osmanlı'ya olan hukukî bağına dokunmayacaklarını vaat etmişlerdi. Ancak Almanya ile imzalanan ittifak antlaşmasının ardından (2 Ağustos 1914) İmparatorluğun tüm bölgelerindeki askeri hazırlık ve teyakkuz özellikle Mısır'ın doğu sınırını oluşturan Sina Yarımadası'nda da gözlemlendi. İngilizler her vesileyle bunun sebebini sorgulamasına rağmen bu durum Osmanlı Devleti'nin savaş ilanına kadar sürmüştü. Bu aşamada İngiliz yetkililer Mısır'ın Osmanlı Devleti'nden koparılması anlamına gelecek bir protektora ilanını ya da bunun dışında bir tedbir alınmasını uygun görmediler. Bu durum uzun süredir üzerine çalışılan protektora metninin 19 Kasım 1914'te ilan edilişine kadar sürdü. Mısır'ın Osmanlı Devleti ile hukukî tüm bağının sona erdiğini ilan eden Kahire'deki İngiliz temsilciliği, savaş ilan edildiğinde İstanbul'da bulunan Hıdîv Abbas Hilmi Paşa'yı da ıskat ederek hıdîviyyet prenslerinden Hüseyin Kamil'i ?sultan? ilan etti. İngiliz yetkililer tarafından Mısır'ın statüsüne yönelik bu değişiklik yapılırken Mısır'daki halk üzerinde Osmanlı padişahının ilan ettiği cihad-ı ekberin herhangi bir etkisinin olup olmadığı dikkatle izlendi ve karşı propaganda sayesinde Müslüman halk ve askerlerin sadakati sağlandı.Buna karşılık Osmanlı yetkilileri Alman müttefiklerinin de isteğiyle Süveyş Kanalı'nı hedef alan iki başarısız kanal taarruzu gerçekleştirdiler. Birinci saldırı Osmanlı Devleti'nin seferberlik hazırlıkları ve askerî lojistik çalışmaları tamamlanmadan gerçekleştirildi ve eksikliği görülen konuların giderilmesi kararlaştırıldı. Özellikle alt yapı, ulaşım, iaşe gibi konularda duyulan eksiklikler giderilmeye çalışıldı. Ancak askerî ve siyasî açıdan ortaya çıkan değişiklik yani Arap Yarımadasında bir Arap isyanının patlak vermesi yanında İngilizlerin Kanal'ı müdafaadan çıkıp karşı taarruza geçmesi, birincisinden daha büyük ve düzenli bir biçimde yapılması planlanan saldırının gerçekleştirilmesini engelledi. Bu aşamadan sonra Sina Yarımadası kademeli olarak boşaltıldı.Osmanlı Devleti Mısır'daki İngiliz varlığını Mısır'ın güney ve batı sınırındaki yerel liderlerle kurduğu ittifaklarla da tehdit etmeye çalıştı. Bu bağlamda Mısır'ın batısında Şeyh Sunusi ile ve güneyinde de Darfur Emiri Ali Dinar ile ittifaklar kuruldu. Bu iki liderin faaliyetleri İngiliz kuvvetlerini uzun istihbarat faaliyetleri ve askerî tedbirlere yönelttiyse de sonuçta Mısır'daki İngiliz varlığını sarsacak bir netice alınamadı. Bununla beraber savaş süresince Mısır'da yönetim değişikliği başta olmak üzere muhaliflerin sınır dışı edilmesi, yeni sultanın seçimi vb. konularda İngiliz yönetimi tüm yetkiyi üzerinde topladı ve Mısırlı yetkililer etkisizleştirildi. Avrupa'da yaşayan hıdîviyyet ailesine mensup prensler ve savaşın başlamasından sonra Avrupa'ya giden eski Hıdîv Abbas Hilmi Paşa savaş süresince İngiltere ve Osmanlı/Almanya blokları karşısında net bir tavır sergilemedi ve İngiliz varlığına karşı açık bir muhalefete girişmedi. Osmanlı Devleti ile ilşki içerisinde olan ve Mısır'daki İngiliz varlığına muhalif olan Mısırlı milliyetçilerden bazıları savaşın sonunda Mısır'ın geleceği için İngilizlerle bir şekilde anlaşmak gerektiği inancına meyletti. Bu durum Avrupa'da tahsilde olan Mısırlı öğrencilerden bazıları için de geçerliydi. Osmanlı idaresi ile sürekli ilişki içerisinde olan Mısırlı öğrencilerden bazıları Avrupa'da bulundukları süre içerisinde İngiliz ajanlar tarafından Osmanlı idaresinden soğutuldu.
Şer'iyye sicillerine göre: 19. yüzyılda Amasya, Kayseri, Tokat ve Trabzon şehirlerinde dokumacılık
19. yüzyılda Osmanlı imalatçılığının çöküş sürecine girdiği bilinmektedir. Bu sürecin sebeplerine dair görüşler ise birbirinden farklıdır. Yapılan çalışmada şer'iyye sicilleri incelenen Amasya, Kayseri, Tokat ve Trabzon şehirlerindeki örneklerden Osmanlı imalatçılığına bakılmıştır. Kumaşların menşesi belirlenmeye çalışılmıştır. Bu sayede şehirlerde dokunan kumaşlar, bunların oranları, imalatçıların durumu ve ithal girdilerin boyutu belirlenmiştir. Çalışmanın kapsamına belirtilen dört şehir alınmıştır. Bu şehirlere ait 19. yüzyıldaki şer'iyye sicilleri kaynak olarak temel alınmıştır. Şehirlere ait şer'iyye sicilleri ortalama onar yıllık dönemlerle incelenmiştir. Elde edilen veriler diğer kaynak ve arşiv belgeleri ile kıyaslanmıştır.Yapılan çalışmanın sonucunda 1000'i aşkın terekede 313 çeşit kumaş tespit edilmiştir. Bu kumaşların dörtte biri incelenen şehirlerin dışından getirilen çeşitlerdir. İthal Kumaş çeşitleri ve Kullanımının çok sınırlı düzeyde kaldığı anlaşılmıştır. Yüzyıl boyu en çok kullanılan kumaşlar çuha, çit ve basmadır. 19. yüzyılın son çeyreğinde kumaş çeşitliliğinin arttığı görülmüştür. Tokat şehri incelenen diğer üç şehre göre oldukça canlı bir imalat düzeyine sahiptir. Tokat diğer şehirler için belirleyici konumdadır. Araştırma kapsamına alınan dört şehir açısından bakıldığında 19. yüzyılın dokumacılar yönünden çok dalgalı bir seyrinin olduğu görülmüştür. İmalatçılar en çok Fiyat artışları karşısında sıkıntıya düşmüşlerdir. Ancak her şeye rağmen muazzam bir mücadele azmiyle imalat yöntemlerini değiştirerek yeni şartlara uyum sağlamaya çalışmışlardır. Devletin bilinen rolüne dair anlatılanların aksine imalatçıları desteklediği anlaşılmıştır. Bu dört şehirde yaşanan imalat ikliminin İstanbul ve Bursa gibi daha çok bilinen dokuma üreticisi şehirlerden farklı olduğu anlaşılmıştır.Anahtar Sözcükler1. Dokuma2. İmalat3. Zanaat4. Şer'iyye sicili5. Tekstil
Trabzon'da dernekleşme süreci (1919-1950)
Bu tezin amacı, Trabzon'da kurulan dernekleri; kökenleri, oluşum süreçleri, faaliyetleri, aktörleri gibi unsurlarıyla ortaya koymaktır. Bu şekilde, elde edilecek verilerin, yapılan çıkarımların bundan sonraki çalışmalara kaynak teşkil etmesi, mukayese imkânı sağlaması ve tamamlayıcı olması hedeflenmektedir. Bu çalışma özünde Trabzon'un 1919-1950 yılları arasındaki dernekleşme faaliyetlerini konu edinmekle birlikte, Cumhuriyet tarihinin, kuruluş sürecinin, Osmanlı-Türk modernleşmesinin ve Türkiye'de sivil toplumun gelişiminin taşradan bir kesitini ortaya koymaktadır. Beş bölümden oluşan bu çalışmanın giriş kısmında öncelikle faydalanılan kaynakların tanıtımı yapılmıştır. Birinci bölümde tarihsel süreçte sivil toplumun oluşumu, kavramsal ve hukukî çerçevesi dernekler bağlamında ele alınmıştır. Ayrıca Osmanlı'dan Cumhuriyet'e dernekleşmenin aşamaları irdelenmiştir. İkinci bölümde sosyal yardım, dayanışma, sağlık, geliştirme ve güzelleştirme dernekleri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde eğitim, kültür, sosyal ve siyasî amaçlı dernekler yer almaktadır. Dördüncü bölümde meslekî dernekler, esnaf dernekleri, ticaret, ekonomi ve tarım amaçlı dernekler üzerinde durulmuştur. Beşinci bölümde spor derneklerine değinilmiştir.
سقوط الدولة الفاطمية
The purpose of this research is to reveal and show the most important reasons of downfall the Fatimid state, of which social, politics, martial, religious and economic reasons. It spotlights on the reasons of the Fatimid's sustainability with so many difficulties and the removal of calling in Africa from Yemen to Morocco than to Egypt. The research focuses on the way which the Fatimid's Kaliphes dominated the Egyptians, and how they treated them. The purpose of my research is to declare an obvious vision about the intervention of women and ministers in rolling the policy of the state, and how they control the policy of the state according to their politic advantages. It's clear how the internal policy and foreign policy of the Fatimid led to falling off their state. Keywords: Fatimids State, Egypt, Crusades, Eyyubids, Zengids
Batılı seyyahlara göre II. Mahmud ve Abdülmecid dönemlerinde İstanbul'da gayrimüslimler
Batılı seyyahların en çok görmek ve ziyaret etmek istedikleri şehir İstanbul'dur. Bu şehir, Akdeniz ve Karadeniz arasındaki önemli deniz yollarını ve karayollarını birleştiren bir merkez konumundadır. Ayrıca gayrimüslimler için tarihsel bir öneme sahiptir ve tarih boyunca pek çok Batılı seyyah İstanbul'u ziyaret etmiştir. Bu seyyahlar mektup, hatırat ve günlüklerde İstanbul'a olan hayranlıklarını kaydetmişlerdir. Bu araştırma Batılı seyyahlara göre II. Mahmud ve Abdülmecid dönemlerinde İstanbul'da yaşayan gayrimüslimlerin sosyal, kültürel ve ekonomik faaliyetleri hakkında birçok bilgi içermektedir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm 19. yüzyılın başlarına kadar Osmanlı Devleti'nde yaşayan gayrimüslimlerin genel durumu hakkında bilgileri kapsamaktadır. İkinci bölümde Batılı seyyahlara göre II. Mahmud ve Abdülmecid dönemlerinde İstanbul'da yaşayan gayrimüslimlerin sosyal ve kültürel hayatı değerlendirilmektedir. Üçüncü bölümde Batılı seyyahlara göre II. Mahmud ve Abdülmecid dönemlerinde İstanbul'da yaşayan gayrimüslimlerin iktisadi durumuna değinilmektedir. Anahtar Kelimeler: İstanbul, Gayrimüslimler, Batılı Seyyahlar, Sosyal ve Kültürel Hayat, İktisadi Durum.